 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
Suudiler BAE’yi niye vurdu? Bundan sonra neler olacak? Üç ülke, üç örgüt, İsrail’in üç planı. BAE olan her şey aslında İsrail’dir.. Ama “Yahudi Kabilesi” için yol bitti. Kara para ile coğrafya kurulmaz. Türkiye, S. Arabistan ve Mısır, üç bölgeye müdahale etmeli.
04:001/01/2026, Perşembe
G: 1/01/2026, Perşembe
94
Sonraki haber
İbrahim Karagül
Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait silah ve zırhlı araçları ve yine BAE’ye bağlı Güney Geçiş Konseyi güçlerini Yemen’de vurması, “Güçlerini 24 saat içinde Yemen’den çek” ültimatomu, bütün bölgeyi hareketlendirdi.
BAE boyun eğdi ve çekileceğini açıkladı. S. Arabistan’la birlikte olduğu koalisyondan da çekildi. Bu beklenmedik sert tavır Riyad yönetiminin geleneksel politikası göz önüne alındığında şaşırtıcıydı. BAE’nin de “güç oyunu bozar” söylemine göre derhal boyun eğmesi de şaşırtıcıydı. O zaman gerçekten çok tehlikeli hareketler başlamış demektir.
S. ARABİSTAN’DA TERÖR YAP, SİZİ FİNANSE EDELİM!
Bütün bunlar olurken, İran’a yakın Husiler’den bir açıklama geldi. BAE’nin kendilerine; “Arabistan içinde terör saldırıları yapmaları, NEOM projesini vurmaları, bütün riskleri ve masrafları BAE’nin karşılayacağı” yönünde teklif getirdiğini duyurdular.
Bu da; BAE ve İsrail’in Suudi Arabistan’ı bile çevrelemeye başladığına dair dışarıdan izlediğimiz tehlikeli harita çalışmasının, S. Arabistan’ı içeriden vurma ayağının da olduğunu göstermesi açısından önemli. İsrail telkinleri ile BAE, bütün bölge ülkelerine kurduğu tuzakları müttefiki S. Arabistan’a da kurmuş.
ÜÇ ÜLKE, ÜÇ ÖRGÜT, İSRAİL’İN ÜÇ PLANI: S. ARABİSTAN’I ÇEVRELEMEK!
Bu durum, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirebilecek bir gerekçe oluşturuyor. Uzun zamandır devam eden, dışarıdan izlediğimiz “Riyad’ı çevreleme” planlarına bugüne kadar ses çıkarılmamış olması da dikkat çekici.
Çünkü BAE ve İsrail, coğrafya içi çatışma tezleri için bütün kavşaklara müdahale ediyordu. Türkiye, Mısır ve S. Arabistan’ı çevreleyip durdurmaya dönük şaşırtıcı adımlar atıyordu. Türkiye yıllardır bu tehlikeyi görüyordu. Ama S. Arabistan ilk kez tavır alıyor.
BAE ve İsrail, Yemen’de Güney Geçiş Konseyi ile S. Arabistan’ın güneyine yerleşiyordu. Sudan’da Hızlı Destek Gücü teröristleri ile Sudan’ın güneyine, S. Arabistan’ın batısına yerleşiyordu. Somaliland projesiyle Suudiler’in tam dibine yerleşiyordu.
BAE OLARAK GÖRDÜĞÜNÜZ HER ŞEY ASLINDA İSRAİL’DİR. TÜRKİYE’DE DE DENEDİLER. KARA PARA HER ŞEY DEĞİLDİR!
BAE olarak gördüğünüz her şey aslında İsrail’dir. Yemen’de, Sudan’da, Somali’de, Suriye’de her yerde BAE izi taşıyan her oluşum İsrail eksenlidir. İsrail bu ülkeyi, Müslüman coğrafyanın kalbinde bir Truva Atı olarak kullanıyor.
BAE’nin daha önce de Türkiye içinde darbeleri desteklediğini, FETÖ ile birlikte hareket ettiğini, Dubai’de dönen kara para ile bu darbeleri ve savaşları finanse ettiğini biliyoruz.
Dahası bu ülke, Libya’da, Suriye’de, Sudan’da, Somali’de ve coğrafyanın tamamında Türkiye karşıtı her cepheyi, her terör örgütünü destekledi.
Sadece İsrail ile değil, Yunanistan ve Rum Kesimi ile Akdeniz ve Ege’de Türkiye’nin karşısına dikiliyor, Karabağ savaşından önce Ermenistan’ı Türkiye’ye karşı kışkırtıyordu.
TERÖR TRAFİĞİ İÇİN ORTAK ÇATI KURULUŞ KURDULAR..
Yunanistan ve Rum Kesimi ile İsrail arasındaki ortaklığı, adalara İsrail füzelerinin taşınmasını, son olarak üç ülkenin Türkiye’ye karşı “Acil Müdahale Gücü” kurarak, bölgesel terör trafiğini bu çatı altında yönetmeye başlamasını da bu bağlamda hatırlayalım.
Gazze’deki soykırımın en büyük destekçisi de BAE oldu. Bu olaydan sonra Türkiye ile İsrail arasında savaşa dönüşebilecek cepheleşmede BAE’ye çok daha keskin roller yüklendi.
İsrail Somaliland’i tanıdı, BAE oraya silah taşımaya başladı. Coğrafya parçalanmasına dönük tüm küresel politikaların merkezinde bu ülke var.
BÖYLE DEVAM EDERSE BAE AYAKTA KALAMAZ.
Kendi müttefikini bile sırtından bıçaklayabilecek bir ülkenin, sadece para ile her şeyi yapabileceğini sanması, bir akıl tutulmasıdır. Sadece İsrail eksenli politikalarla ayakta kalacağını sanması büyük bir aptallıktır. Muhtemel bir saldırı sırasında İsrail’in BAE’yi koruyacak gücü de yoktur, niyeti de. Yolunu şaşırıp Dubai’ye düşebilecek tek bir füze, BAE efsanesini de bitirir, İsrail’i de hareketsiz bırakır.
İSRAİL VE BAE BİR ZAMANLAR İRAN’IN YAPMAYA ÇALIŞTIĞI ŞEYLERİ YAPIYOR..
S. Arabistan şunu gördü: Bir zamanlar “Şii Hilali” üzerinden İran’ın yapmaya çalıştığı şeyi BAE, İsrail için yapıyordu. Riyad büyük bir ihanete uğruyordu.
Ve bu tehlike, doğrudan müdahaleyi zorunlu kıldı. Eğer BAE geri çekilmeyi kabul etmeseydi, S. Arabistan’ın bu ülkeye saldırısı normalleşecek ve gerçekleşebilecekti.
Peki BAE bundan sonra bu işlerden vaz mı geçecek? Türkiye’yi, S. Arabistan’ı, Mısır’ı tehdit eden girişimlerinden geri mi çekilecek? İsrail eksenli hareketi bırakacak mı? Hiç sanmıyorum. Belki daha sinsice, belki daha sofistike başka bir akılla devam edecek. Çünkü bu planlamaları yapan kendileri değil, İsrail ve ABD’deki İsrail aşırı sağıdır.
“YAHİDE KABİLESİ” TASFİYE EDİLECEK. 2. DÜNYA SAVAŞI’NDAN KALMA BİR “GARNİZON”.
O zaman İsrail’e bakmak daha doğru olacak. Bu ülke Gazze soykırımı ile dünyayı kaybetti. Şimdi bölge içinde yeni müttefikler, yeni düşmanlar haritası çiziyor.
İsrail bir “Garnizon”dur. 2. Dünya Savaşı sonrası ABD ve Avrupa’nın coğrafyayı yönetmek için kurduğu “askeri üs”lerden biridir. Devlet değildir, örgüttür, askeri birimdir. Ama artık bu “Garnizon”un ömrü bitti. “Yahudi kabilesi” üzerinden yürütülen projenin sonuna gelindi. ABD ve Avrupa için yük haline geldi.
Küresel ölçekte yeni güç dağılımı, Batı’nın tek yanlı düzenini bitirdi. Öyleyse Batı’nın dünya ile ilişkilerinin iyi seyretmesi için İsrail’in tasfiye edilmesi gerekiyor. Şu an ABD’nin ve Avrupa’nın bizim coğrafya ile ilişkilerini rehin almış durumda ve bu sürdürülebilir değil.
Ama o, kendine yeni stratejik değerler üretme çabası içinde. Batı için savaştığına dair inanılmaz abartılı söylemler kullanıyor. Batı bunu yer mi, bu oyuna gelir mi bilinmez ama İsrail yüzünden küresel ölçekte sürekli güç kaybedecekleri biliniyor.
“KABİLE DEVLETİ”NİN YENİ PLANI: ÖRGÜTLERDEN VE DEVLETLERDEN YENİ KORUMA HALKASI KURMAK.
Bu “kabile devleti” şimdi aklı sıra, BAE’yi, terör örgütlerini, bazı etnik çevreleri ayartarak, bölge içi yeni bir güç haritası oluşturmaya çalışıyor.
Bunu yaparken de temel amaç olarak, Türkiye, S. Arabistan, Mısır ve İran’ı zayıflatmayı esas görüyor. Aksi takdirde bu harita çalışması hiçbir işe yaramayacak.
İsrail, kendine çok yakın çevredeki tüm güçlere saldırırken, daha uzakta bir güvenlik kalkanı kuruyor.
Basra Körfez’nde BAE’yi, Suriye’de YPG’yi, Yemen’de BAE’ye bağlı güçleri, Somali’de Somaliland’i, Sudan’da Hızlı Destek Güçleri’ni, Akdeniz’de Rum Yönetimi’ni, Ege’de Yunanistan’ı kullanıyor.
Kuzey doğuda Azerbaycan ile ilişkilerini güçlü tutmaya çalışıyor. Ve bütün ülkelerde DAEŞ ve diğer terör örgütlerini bu halka içinde görevlendiriyor.
Kendine uzak çevrede, devletler ve örgütler üzerinden bir savunma kalkanı oluşturuyor. Merkezdeki Türkiye, Mısır, S. Arabistan’ı, bu güçlerle, doğrudan hedef alıyor. İsrail’in çizdiği yeni güç haritası böyle. BAE sadece taşeron…
İSRAİL TÜRKİYE İÇİN BİRİNCİ TEHDİTTİR! PEKİ ELİNİ NASIL KESECEĞİZ?
Bu haritaya göre İsrail sadece İran’a değil, diğer üç ülkeye de saldırabilir. Bütün terör unsurlarını kullanıyor, kullanacak. Bu anlamda Türkiye ile İsrail arasındaki cepheleşme son derece doğal. Bu haliyle İsrail, Türkiye için birinci tehdit haline gelmiştir.
Öyleyse, o vurmadan bu ülkeler harekete geçmeli. Yemen’de, Suriye’de, Somali’de, Sudan’da BAE’nin eli kesilmeli. Doğal olarak İsrail’in eli kesilmiş olacaktır.
Bölgenin güçlü ülkeleri, bu tehlikeyi şimdiden görmeli ve harekete geçmeli. Suriye’de YPG, tüm bölgede DAEŞ, Sudan’da Hızlı Destek Gücü acilen tasfiye edilmeli. Bu alan diplomasinin değil, güvenliğin ve askeri birliklerin alandır.
İSRAİL’İN TÜRKİYE’YE KARŞI HİÇBİR ŞANSI OLMAYACAK. KORKUSU İLE YÜZLEŞECEK!
İsrail’in dar alanda terörle ortaklığı, geniş alanda devlet-örgütler kalkanı projesi hiçbir işe yaramayacak. Bölgenin ezici güçleri, bu yapıları dağıtacak. Artık gücü küreselleşen Türkiye’ye karşı İsrail’in hiçbir şansı, çıkış noktası olamaz. Başkalarına “Türkiye Korkusu” aşılarken kendisinin yaşadığı “Türkiye Korkusu”nu gizlemeye çalışıyor.
Bu alanda çalışan örgütler tasfiye edilmeli, devletler uyarılmalı, gerekirse tehdit edilmeli. BAE, Yunanistan, Rum Kesimi ciddi anlamda uyarılmalı. DAEŞ, PKK ve diğer örgütler kararlı biçimde yok edilmeli.
BAE’YE İKİ ÜLTİMATOM DAHA VERİLMELİ. SINIRDA SIKIŞTIRILIP AKDENİZ’DE BOĞULACAK.
Şimdi Yemen’den sonra BAE’ye, Somali ve Sudan için de iki ültimatom daha verilmeli. DAEŞ için de İsrail ve BAE’ye ültimatom verilmeli.
Türkiye, Mısır, S. Arabistan ve tüm bölgedeki BAE-İsrail aparatlarını ortak askeri müdahalelerle temizlemeli. Bu iki ülke, Bab-ul Mendep, Süveyş gibi stratejik su yollarından uzaklaştırılmalı.
Ülkeleri çevrelemeye çalışanlar, ava çıkanlar bir anda kendilerini çevrelenmiş ve av olmuş görebilirler. Bir anda varoluşsal bir bunalıma girebilirler. İsrail’i böyle bir gelecek bekliyor.
Bu “Kabile Devleti”, bu “Garnizon” için yolun sonu göründü. Sınırda sıkıştırılıp Akdeniz’de boğulacak. Bu da başka bir yazının konusu.
.
Maduro’nun kaçırılmasından sonra hangi cümleler kurulur? Peki, biz nereye el koyalım? Rum Kesimi’ne mi, Adalar’a mı! Madem böyle bir dünya kurdunuz, biz de iddialarımızla sahne alıyoruz. İsrail-BAE eli bütün coğrafyada kesilmeli...
04:006/01/2026, Salı
G: 6/01/2026, Salı
73
Sonraki haber
İbrahim Karagül
ABD, Venezuela’ya bir gece baskını yaparak, Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırdı. Saldırı öncesi Başkent Karakaş’ın elektrikleri kesildi, Cumhurbaşkanı korumaları öldürüldü, Maduro ve eşi yatağından sürüklenerek götürüldü.
Karanlık noktalar çok fazla. O sırada Venezuela ordusu ne yapıyordu, ülkedeki muhalefet ABD’ye ne kadar ve nasıl destek verdi, bazı askeri birlikler ve komutanlar ABD ile ne kadar ve ne tür iş birliği yaptı?
BATI MEDENİYETİ VAHŞET, TALAN, HIRSIZLIK ÜZERİNE KURULMUŞTUR!
Bunlar zamanla açığa çıkacak. Bir ülkeye el koymak, dünyanın en zengin petrol kaynaklarına el koymak, altın ve elmas madenlerine el koymak, devasa demir yataklarına el koymak ve daha birçok zenginliğin yağmalanması, çalınması…
Beş yüz yıllık Batı sömürgeciliğine, dünya genelinde uyguladıkları vahşet tarihine bir örnek daha eklendi. Batı medeniyeti soykırım, yağma, hırsızlık, talan üzerine kuruludur.
Yüzyıllardır gücü ellerinde tuttukları için, dünya genelinde canını yakmadıkları, kanını akıtmadıkları tek bir millet kalmamıştır.
DÜPEDÜZ HAYDUTLUK, KORSANLIK…
Dübedüz bir haydutluk, korsanlık örneği izledik. Saldırıdan önce Venezuela’nın petrol tankerlerini çalıyorlardı. Şimdi Devlet Başkanı’nı kaçırdılar. Büyük bir küstahlıkla ülkeye el koyduklarını söylediler, petrolü ABD şirketlerine nasıl peşkeş çekeceklerini konuştular.
Ellerini ve ayaklarını kelepçeleyip, gözlerini bağlayıp ABD’ye götürdüler. Her adımı ABD’nin güç reklamı için önceden planlanmış şekilde fotoğraflar, görüntüler servis ettiler. New York sokaklarında gezdirip teşhir ettiler. Bir ülkeye, bir Devlet Başkanı’na hakaretler edip aşağıladılar.
ASLINDA AŞAĞILANAN BİZDİK, İNSANLIKTI…
BÜTÜN GÜNAHLAR SESSİZLİKTEN GÜÇ ALIR!
Aslında aşağılanan Maduro değildi. Venezuelaydı, bizdik, insanlıktı, dünyanın tamamıydı. Gazze’de soykırım yaparken, bebekleri sistematik biçimde öldürürken nasıl dünya ile alay ediyorlarsa yine öyle alay ettiler.
Bütün günahlar, bütün büyük suçlar, bütün insanlık felaketleri, insan ırkının sessizliğinden güç alıyordu ve yine öyle oldu.
“Yahudi Kabile Devleti”nin başkanı ABD’ye gitti, Trump’la görüştü ve saldırı planlandı. İki soykırımcı baş başa verip, İsrail aleyhine, Filistin halkının ve insan onurunun yanında saf tutan bir adama böyle “ceza” veriyordu.
Yargılanması gerekenler yargılıyor, insanlık ailesi içinde yaşamaması gerekenler hayatlar üzerine kararlar veriyordu. Bir Orta Çağ Avrupa haydutluğu 21. yüzyılda tekrarlanıyordu.
İSRAİL’İN KIYAMETİ, ABD’NİN LANETİ: BU GÜÇ GÖSTERİSİ DEĞİL, KORKUDUR!
Kıyamet öncesi zulüm artardı. İsrail’in kıyameti öncesi zulüm arşa yükseliyor, ortağı ABD, insanlığın gözünde açık biçimde lanetleniyordu.
Bu kadar kaba, barbar, görgüsüz ve devlet ciddiyetinden uzak kabadayı tavırların elbette bir bedeli olacaktı. Ama tarih uzun bir süreçti ve bir insan ömrüne her şey sığmazdı.
Aslında yapılan bir güç ispatı değildi. Bir zayıflıktı. Zayıf bir isim üzerinden çirkin bir kabadayılığa ancak özgüveni yoksun, gelecek korkusu olan ülkeler başvururdu.
ABD’nin kabalıklarının artması gelecek korkusu işaretidir. İsrail’in barbarlığının sınırları aşması, yarın korkusundandır.
İlk insandan bu yana biliyoruz ki; böyle azgınlaşan toplumların veya devletlerin tarihten silinişi hızlanıyor. İnsan ailesi er ya da geç bir bedel ödetiyor.
“KABİLE DEVLETİ” İNTİKAM ALIYOR...
ŞİLİ’DEN KOLOMBİYA’YA KADAR “YAKIN ÇEVRE” TASFİYESİ BAŞARILI OLAMAZ.
Maduro’nun kaçırılması sadece petrolün ve zenginliklerin yağmalanması değildi. İşin hırsızlıktan öte hedefleri de vardı. İsrail’e, “Yahudi Kabilesi”ne tavır alan herkese had bildiriliyor, gözdağı veriliyordu. Latin Amerika’da “solcu” denilerek, İsrail’e tavır alanlar, soykırıma karşı duranlar cezalandırılıyor, İsrail’in intikamı alınıyordu.
Bu şekilde de devam edecek gibi. Bunu bütün dünyada yapmalarına imkân yok. Ama ABD’nin etki alanının yoğun olduğu “yakın çevre”de bu yönde bir hesap yürütülüyor.
Şili’den Kolombiya’ya kadar, liderlere yönelik saldırılar, siyasi yapılara yönelik tasfiyeler devam edecek gibi. Ama bu “yakın çevre” tasfiyesi başarılı olamaz. Uzun soluklu ve ABD’yi yıllarca meşgul edecek bir istikrarsızlık haritası oluşur.
Her şey, Maduro’un kaçırılması kadar “kolay” olmayacak. Bu dalga, ABD’nin “yakın çevresi’ni büyük bir istikrarsızlık alanına çevirebilir. Bu da ABD’yi “küreselleşmeden” uzaklaşıp “bölgeselleşmeye” zorlayabilir. Zaten böyle de oluyor. Tek yanlı ABD küreselleşmesi zaten bitmişti.
TÜRKİYE DE RUM KESİMİ’NE EL KOYAR!
Bu saldırganlık dünya genelinde ABD nefretini patlatır, Amerika kıtasında ABD’ye duyulan sempatiyi büyük oranda yok edebilir. Bugün bu tür eylemlere destek verenlerin yarın kendi toplumlarında lanetlenebileceğini de bir yere not etmek lazım.
Bu tür uygulamalar yayılır ve “emsal” olursa, birçok ülke benzer girişimler başlatabilir. Liderleri kaçırıyorsan, “Şu ülke benim olacak” diyorsan, Çin, Türkiye, Rusya da benzer şeyleri yapmaya hak kazanır.
Çin Tayvan’a müdahale eder, Türkiye “İsrail’le birlikte bana cephe kuruyor” diye Rum Kesimi’ne el koyar. Birçok ülke, böyle zincirleme eylemlere girişme hakkında sahip olur. Yarın biri kalkar Netanyahu’yu siler.
ARTIK HİÇBİR KURAL OLMAYACAK.
HERKES BU DÜNYAYA HAZIRLIK YAPSIN!
Uluslararası hukuk, uluslararası toplum, küresel üst kurumlar söylemini devam ettiren, onlara güvenen, onlardan bir şeyler bekleyen bütün devletler, tarihin bu dönemini ıskalayacak. Artık böyle şeyler yok. Tamamen güç eksenli bir yeni dünya var ve herkes uyanmalı.
Yıllardır bize bunu anlatan siyasiler, medya güçleri, sivil oluşumlar uluslararası mekanizmalar hep yalan söylüyordu.
Bu siyasi söylemler milletleri uyuşturmak, Batı tahakkümünü ayakta tutmak içindi. Bu saatten sonra, güce yatırım yapan, güç ortalıkları kuran, bölgesel ortak alanlar inşa eden devletlerin geleceği olacak.
TÜRKİYE VE BÖLGE ÜLKELERİ ACİLEN ORTAK GÜÇ ALANLARI İNŞA ETMELİ.
İnsan ırkı için korkutucu bir dönem ama maalesef gerçek dünya artık bu. Bu yüzden de Türkiye’nin bulunduğu dünyanın merkez coğrafyasında, acilen, teyakkuz halinde bölgesel ortaklıkların inşa edilmesi gerekiyor.
Bölge içi parçalanma senaryolarına karşı durmak, bölge için çatışma alanlarını boşa çıkarmak, Batı’dan gelen harita planlarına topyekûn direnmek esastır.
İşte tam da bu alanda son günlerde yaşananlar ibretliktir. İsrail’in Somaliland’i tanıması, hemen ardından BAE’nin bu bölgeye askeri sevkiyata başlaması, Suudi Arabistan’ın Yemen’de BAE güçlerine karşı harekata girişmesi bu bölgesel güç alanı oluşumu konulu tehditlerin nerelere uzandığının işaretidir.
BAE-İSRAİL EKSENİ BÜTÜN BÖLGEDE KIRILMALI: YEMEN, SUDAN, SOMALİ’YE MÜDAHALE ŞART...
BAE üzerinden bir İsrail senaryosu olarak kullanılan “ülke parçalama” senaryoları son derece ciddiye alınmalı, yani harita çalışmalarına acil müdahale edilmeli.
Eğer geç kalınırsa, bölge eksenli güç inşa etmenin önü tamamen kapanmış olacaktır. Şu an işleyen planlama bu alanı kapatmaya dönüktür.
Sudan’da iç savaş çıkardılar. Bu güzel ve özel ülkeyi neredeyse böldüler. BAE ve İsrail destekli Hızlı Destek Gücü üzerinden ülkeyi felakete sürüklediler.
Türkiye, S. Arabistan ve Mısır Sudan’a desteği artırmalı, BAE-İsrail silahlı gücü olan bu cephenin tasfiyesi için her şeyi yapmalı. Türkiye’nin şu an yürüttüğü bu yöndeki mücadeleye S. Arabistan ve Mısır da askeri destek vermeli.
S.ARABİSTAN VE MISIR’I KUŞATMAYA ALIYORLAR.
BAE üzerinden bir başka İsrail Planlaması, Yemen’de yürütülüyor. Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na açıldığı Bâbülmendep Boğazı İsrail ve BAE’nin eline geçiyor. Yemen açıklarındaki bütün adalar bu güçler tarafından işgal edildi.
İşte tam bu aşamada S. Arabistan, bir zamanlar ortağı olan BAE’ye ve bağlı güçlere askerî harekât başladı. Çok da doğru yaptı. Yoksa Sudan üzerinden Mısır, Yemen üzerinden S. Arabistan BAE-İsrail tarafından çevrelenmiş olacaktı.
TÜRKİYE’YE KARŞI DA BAE-İSRAİL EKSENİ KURULDU. HEM AKDENİZ’DE HEM EGE’DE. TÜRKİYE BU ELİ KESMELİ.
Somaliland projesi de BAE-İsrail projesidir. Kızıldeniz’i kontrol altına almaya dönüktür. Doğuda Yemen’deki bu güçler temizlendikten sonra suyun karşı tarafında, Somaliland’de de BAE-İsrail eli kesilmelidir.
İşte bütün bunlar; Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Katar, Pakistan, Azerbaycan yakınlaşmasını, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya bir güç kuşağı oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.
BAE-İsrail’in Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye’ye karşı oluşturduğu cephe ile diğer iki ülkenin hissettiği tehditler aynıdır.
Açıkça, dünyada hiçbir kural, teamül, üstyapı, saldırganlıkları dizginleyecek mekanizma ve uzlaşma alanı kalmamıştır. “Dünyanın çivisi çıktı” sözü ilk kez bu kadar gerçek hale geldi. Bu kuralsız dünyada, sadece güç konuşacak. Birçok ülke, tek başına ayakta kalamayacağı için acilen yeni ortaklıklar kurmak zorunda kalacak.
Türkiye, uzun yıllardır bu korkutucu dünyaya hazırlanıyordu. Bunu gördü, okudu, çok yoğun hazırlıklara girişti. Bu anlamda Türkiye için, yeni güç alanı oluşturması için “fırsatlar” da ortaya çıkıyor. Ve bu “fırsatlar” hak ettiği ölçüde kullanılacaktır.
Tanımlanmamış bir dünya savaşı aşamasına girdik. İmparatorluk geçmişi olan ülkeler ayağa kalkmalı. Geleceğin dünyasını kurmaya dönük cesur adımlar atmalı.
ÇİN VE RUSYA DA MÜDAHALELERE BAŞLAYACAK.
ABD Latin Amerika’ya müdahaleler zincirini başlattı. Rusya, Ukrayna üzerinden Avrupa’yı sıkıştırıyor. Çin’in Tayvan’a müdahalesi için “şartlar” oluştu.
Bizim coğrafyada İsrail-BAE eksenine Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesi kapıyı açtı. Türkiye ve Suriye’nin, YPG meselesini çözmek için harekete geçme konusunda şartlar olgunlaştı.
Artık kim güçlüyse, istediği kaynaklara, istediği liderlere, istediği ülkelere müdahale edecek. Kim, tehdidi nerede hissediyorsa orayı vuracak. Maduro örneği bu kapıları tamamen açtı.
KIBRIS RUM KESİMİ’NE, ADALARA MÜDAHALE HAKKIMIZ DOĞAR.
Öyleyse Türkiye’nin de Kıbrıs Rum Kesimi’ne müdahale, Ege’de adalara müdahale hakları doğdu. Çünkü bu iki ülke, İsrail ile beraber sınırlarımızın sıfır noktasında, kıyılarımızda silah yığınağı yapıyor ve tek hedef Türkiye.
Türkiye, S. Arabistan’ın Yemen müdahalesini desteklemeli. Türkiye, S. Arabistan ve Mısır, Katar, Azerbaycan ve Pakistan’la birlikte Sudan ve Somali gibi ülkelerde İsrail-BAE eksenine karşı birlikte harekete geçmeli. Bu ülkelerin parçalanması engellenmeli.
ABD Grönland’ı istiyorsa, biz de adaları istiyoruz. ABD Latin Amerika’ya el koyuyorsa biz de yakın çevremizdeki tarihi miras haklarımız için harekete geçebiliriz. ABD, Rusya, Çin bir yerlere el koyuyorsa biz nereye el koyalım…
Bu sorunun cevabı gayet açık.
.
İlk dalga “İslâm’la savaş”tı. İsrail aşırı sağı yönetmişti. İkincisi “insanlıkla savaş” olacak. Bunu da İsrail aşırı sağı yönetiyor. Krizler bu yüzden küreselleştirildi. Batı Aklı felç, Batılı ülkeler rehin. Türkiye Ekseni, felakette, insanlığın ortak eksenidir. Süper Türkiye, Süper Kuşak şart!
04:008/01/2026, Perşembe
G: 8/01/2026, Perşembe
69
Sonraki haber
İbrahim Karagül
Şu an;
ABD Venezuela’ya el koyuyor. Grönland’da el koymaya hazırlanıyor. Meksika, Kolombiya, Şili’ye “Sıra sizde” diyor.
İsrail ile birlikte İran’ı vurmak için şartları olgunlaştırıyor. Bunlardan sonra bizim coğrafyada büyük bir askeri hareketliliğe hazırlanıyor.
İsrail-BAE ekseni, Gazze’deki soykırımdan sonra Yemen’i bölüyor. Sudan’ı bölüyor. Somali’yi bölüyor. Suriye’de YPG’yi besliyor ve bu ülkeyi bölmeye çalışıyor. Yunanistan ve Rum Kesimi ile birlikte Türkiye’ye karşı cepheler kuruyor.
BÜTÜN COĞRAFYA KAYNIYOR. İRAN’DAKİ OLAYLAR REJİM MESELESİNİN ÖTESİ. PEKİ BUNLAR NEYİN HABERCİSİ?
Bunlar olurken İran’da kitlesel tepkiler yayılıyor. Daha önceki gece Abadan’ın göstericilerin eline geçtiği bildirildi. Başkent Tahran dahil, ülkenin hemen her yerinde kitleler sokakta.
Bu, daha önceki rejim karşıtı gösterilere pek benzemiyor. İran’ı içeriden tamamen çökertmeye ayarlı gibi duruyor. İran-İsrail savaşı ve İran’ın kendi sınırlarına çekilmesinden sonra bu isyan denemeleri başka bir kategoride görülmeli.
Ve bölgemizde her an yeni cephelerin açılması muhtemel görünüyor.
Peki bunlar neyin habercisi? Kim dünyayı nasıl bir geleceğe sürüklüyor? Ve bizler birbirinden bağımsız gibi görünen bu olayları tek bir fotoğrafa yerleştirdiğimizde ne göreceğiz?
BATI ÖLÜMCÜL BİR TERCİH YAPTI? İSRAİL AŞIRI SAĞI BATI’YI REHİN ALDI. İSLÂM’LA SAVAŞ ONLARI TÜKETECEK.
Batı; Soğuk Savaş’ın sona ermesinden hemen sonra bir tercihle karşı karşıya kaldı. Sovyetler’e karşı zafer kazanmış, yeni bir dünya kuruyordu. Ama bu tek yanlı Batı hakimiyeti mi olacaktı yoksa ortak bir dünya mı şekillenecekti?
İşin düğüm noktası şurasıydı: Geleceğin dünya düzeninde Müslümanlarla ittifak mı kuracaktı, yoksa savaşacak mıydı?
Ağırlıklı bölüm, bu güçle ittifak kurmaktan yanaydı. Ama İsrail ve ABD aşırı sağı, bütün Batı dünyasını provoke etti; “İslâm’la savaş” küresel bir doktrine dönüştürüldü.
11 Eylül benzeri örtülü saldırılar bu küresel proje için yapıldı.
İSRAİL ÖNDERLİĞİNDE TARİHİN EN BÜYÜK HAÇLI SALDIRILARI YAPILDI. “BATI AKLI” DİYE BİR ŞEY YOKTU...
Ardından, “İslâm tehdidi”, “İslâmcı terör” gibi söylemler küreselleştirildi. Askeri güvenlik tezleri ve uygulamaları bu yeni “tehdit”e göre formatlandı.
İslâm ülkelerine yönelik işgaller, saldırılar başladı, iç çatışmalar servis edildi. Etnik ve mezhep eksenli çatışmalar bunun sonucuydu.
İsrail aşırı sağı, dünyayı İslâm’la savaşa sürüklemiş ve başarılı da olmuştu. O zaman “Batı Aklı”nın ne kadar kolay manipüle edilebilir olduğuna tanık olduk.
Korkunç vahşetler işlendi. Milyon milyon insan öldürüldü. Ebu Gureyb gibi işkence merkezlerinde korkunç zulümler, dini bir söylemle uygulandı. Şehirler, ülkeler harabeye dönüştü.
İsrailliler bütün Batı’yı Haçlı Savaşları’na sürüklemişti.
Ülkeler işgal gedilirken, Müslüman dünyadaki Batılı rejimler de bu işgallere destek veriyordu.
HEM “TERÖR” DEDİLER, HEM TERÖR ÖRGTÜLERİ KURDULAR.
İlk kez Türkiye’de uygulanan ve Müslümanların tasfiyesini öngören 28 Şubat küreselleştirilmişti.
O günden bu yana, coğrafyamızda savaşlar hiç eksik olmadı. Hem işgal ediyorlar hem bölge için savaşları provoke ediyorlardı.
Hem “İslâmcı terör” yaygarası yapıyorlar hem “İslâmcı terör örgütleri” kurup yönetiyor, belli ülkelere saldırtıyor, sonra da o ülkeyi kontrol altına alıyorlardı.
Son otuz beş yıl, bizim coğrafyanın tarihindeki en aşağılayıcı zamanları oldu.
AYNI GÜÇLER “İKİNCİ DALGA”YI BAŞLATIYOR. BU KIRILMAYI DA İSRAİL AŞIRI SAĞI YÖNETİYOR.
Şimdi;
Soğuk Savaş’la yaşanan kırılmamın ikincisi yaşanıyor. Batı, tek yanlı dünya düzeni hedefini başaramadı. Ama dünyayı rahat bırakacak gibi de görünmüyor. Beş yüz yıllık sömürge tarihini yeni bir aşamaya geçirmeye hazırlık yapıyor.
Bu ikinci kırılmada da “Batı Aklı”nı İsrail aşırı sağı, “Yahudi Kabilesi” yönetiyor. Batı gücünü bir silah gibi kullanıp yeryüzünü savaş alanına dönüştürüyor.
Bütün uzlaşma, ittifak alanlarını çürütüyor, bütün fay hatlarını çatışmaya dönüştürüyor.
Yahudilerin böyle bir gücü yok. Ama elinde Batı gücü var ve hepsini bir şekilde yönetiyor, provoke ediyor, zaaflarını kullanıyor, tarihsel düşmanlıkları sahneye sürüyor.
BİRİNCİSİ “İSLÂMLA SAVAŞ” İÇİNDİ. İKİNCİSİ “İNSANLIKLA SAVAŞ” İÇİN.TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?
Birincisinde “İslâm’la Savaş”ı küreselleştiren İsrail ve ABD aşırı sağı, bu ikincisinde “İnsanlıkla Savaş”ın altyapısını, psikolojik gerekçelerini, kaynaklar üzerindeki açgözlülükleri olgunlaştırıyor.
Bir nevi kıyameti zorluyor, bir nevi bütün insanlığın katılacağı yeni bir dünya savaşının kapılarını açıyor. Burada Avrupa ülkelerin vahim durumu, aptallığa varan duruşu, İsrail’in elindeki en güçlü silah durumunda.
Eğer insanlık kendine gelmezse, bu duruma el koyamazsa, İsrail aşırı sağını durdurmazsa, yeryüzünün tamamı çatışma alanına döner.
İnsanlığın felaketiyle sonuçlanacak durumlar oluşur. Belki de amaçladıkları böyle bir şeydir.
ÜLKEMİZİ VE BÖLGEMİZİ TAKVİYE ETMELİYİZ
Kendi coğrafyamıza müdahale etmeliyiz. Dünyanın ve insanlığın yarınının bile tahmin edilemediği bu karanlık dünyada, ülkemizi takviye etmeliyiz, bölgemizi takviye etmeliyiz.
İçerideki bütün çatışma alanlarını kapatmak, yok etmek, en azından dondurmak zorundayız. Bölgemizdeki bütün çatışma alanlarını kapatmak zorundayız.
Eski tür, gelenekselleşen düşmanlık tezlerini, mirasını bir kenara atmak, krizleri coğrafya dışına itmek zorundayız.
HİÇBİR ÜLKE TEK BAŞINA ALYAKTA KALAMAZ ORTAKLIKLAR İNŞA ETMELİYİZ. İŞTE ŞU AN BUNU HEDEF ALIYORLAR.
Hiçbir ülke, bu fırtınaya karşı tek başına ayakta duramaz. Çünkü artık bölgesel değil küresel, bütün insanlığı içine alan şeyler geliyor.
Öyleyse, zoraki bile olsa, yutkunsak bile, bölgesel ortaklıkların kurulmasını, güçlendirilmesini, hareketlendirilmesini hızlandırmalıyız.
İşte böyle bir havada, bölgenin gücünü kırmak için Sudan, Yemen, Somali, Ege, Doğu Akdeniz, Suriye, İran ve birçok yerde yeni bölge için çatışmalar projelendiriliyor.
Bu başarılırsa coğrafyamızın küresel fırtınada yapabileceği hiçbir şey kalmayacak. Bütün enerjisini bu çatışmalara harcamak zorunda kalacak.
SÜPER TÜRKİYE, SÜPER KUŞAK!
Oysa küresel güç hesaplaşmasında elimiz güçlü, yumruğumuz sıkı olmak zorunda. Aksi takdirde bu yüzyılı da geleceği de kaybederiz.
Orta Asya’dan, Güney Asya’dan, Doğu ve Kuzey Afrika’ya kadar, yeryüzünün ana eksenini kaplayan müthiş bir güç kuşağımız var.
Bu silahı keşfetmemizi, kullanmamızı engellemeye çalışıyorlar. Bir “Süper Türkiye”, bir “Süper Kuşak” oluşmasını engellemeye çalışıyorlar. Bizi yine çaresiz ve etkisiz bırakmaya çalışıyorlar.
Ama bu sefer Türkiye var. Bu sefer bölge eskisinden güçlü. Bu sefer bölgesel akıl, iki binlerin başındaki bölgesel akıl değil. Bu sefer Batı daha zayıf. Bu sefer meydan okuyan güçler daha fazla.
“21. YÜZYILIN SÜRPRİZİ TÜRKİYE” OLACAKTIR!
Dünyayı mahvedebilirler ama bu, Batı’nın üstünlüğü ile sona ermeyecek. Büyük fırtınayı oluşturabilirler ama bu fırtına, beş yüz yıl sonra ilk kez gücün el değiştirmesine yol açacak.
İnsanlığa savaş açabilirler ama bu insanlık onları durdurmayı zayıflatmayı, çöküşe sürüklemeyi bilecek.
Hep inandım: “21. yüzyılın sürprizi Türkiye” dedim. Bu, duygusallıkla belirlenen bir söylem değildi. Bu güç matematiği üzerindeki hesaplaşmanın göstergesiydi.
ACİL ATILMASI GEREKEN ADIMLAR NELER?
Şu an, büyük fırtına vurmadan, acilen atılması gereken adımlar var. Bu adımları atmazsak, o fırtınaya yaralı yakalanırız.
1- İsrail ve BAE’nin Yemen’deki planları, Sudan ve Somali’deki planları boşa çıkarılmalı. Gerekirse askeri seçenekler açık biçimde kullanılmalı.
2- İsrail ve BAE’nin Suriye’nin bütünleşmesini engellemeye dönük girişimleri boşa çıkarılmalı. YPG’ye verdikleri destek kesilmeli, bu yapı ortadan kaldırılmalı.
3- Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Cezayir, Katar, Suriye, Pakistan arasında bir savunma kalkanı oluşturulmalı.
4- Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan arasında bir Orta Asya güç kalkanı kurulmalı.
“TÜRKİYE DURUŞU” BÖLGESELLEŞMELİ!
Bütün bu görüntüler içinde Türkiye, bölgesel dinamikleri değiştirebilecek tek güç. Küresel dinamikleri değiştirebilecek birkaç güçten biri.
Öyleyse Türkiye duruşunun tahmin edebileceğimizin çok ötesinde bir etkiye sahip olduğunu bilmeliyiz.
Bu, bir umuttur. Ve bu umuda sarılacağız. Şu an Suudi Arabistan bile, yıllardır karşı durduğu Türkiye duruşu eksenine gelmek zorunda kaldı. Belki de ilk kez Yemen’de yaptıkları ile birçok şeyi değiştirecek bir imza atıyor.
TÜRKİYE EKSENİ, BU FELAKETTE İNSANLIĞIN ORTAK EKSENİDİR. VE O ARTIK BİR SÜPER GÜÇTÜR!
Otuz beş yıl önce, “İslâm’la Savaş”ı küreselleştirenler, bugün “insanlıkla savaş”ı küreselleştirmeye çalışıyorsa, artık tükenmiş olan uluslararası üst kurumlara değil insanlığın sürprizlerine hazır olmamız lazım.
İşte Türkiye “İnsanlık Cephesi”nin en önemli ülkesi. Türkiye Ekseni’ne yakın duranlar, bu büyük felaketi en az hasarla atlatacaktır.
Çünkü o artık Süper Güç’tür ve bölgesel ölçekte büyük devrimlerin öncüsüdür.
Bunu bir yere not edin.
.Bu son viraj ey insanlık! Küresel fırtına her ülkeyi vuracak! Peki biz ne yapacağız? Süper Türkiye, Süper Kuşak… Türkiye nükleer güç olmalı! Bölgesel savunma kalkanı şart! Örgütler tasfiye edilmeli, İsrail’in eli kesilmeli.
04:0013/01/2026, Salı
G: 13/01/2026, Salı
100
Sonraki haber
İbrahim Karagül
Dünyanın her yerinden kriz haberleri, çatışma haberleri, işgal haberleri geliyor. Saf güce dayalı bir dünyanın kapıları ardına kadar açıldı. Neredeyse “iyi haber” yok gibi.
İnsanlığın ortak iyiliğine hiçbir adım atılmıyor, yeryüzünün her köşesinde potansiyel büyük patlamaların ilk günlerini yaşıyoruz.
ABD Başkanı Trump, Venezuela baskını ve Devlet Başkanı’nın kaçırılmasından sonra Meksika sınırına asker yığıyor. Kolombiya’yı işgal etmeyi konuşuyor. Şili ve bütün Orta/Latin Amerika’yı ABD’ye bağlayacağını söylüyor.
ÖNERDİKLERİ ŞEY ŞAH REJİMİ! PETROL BİZİM OLSUN DA KİM YÖNETİRSE YÖNETSİN...
Diğer taraftan Kanada’yı ABD’ye katmayı, Grönland’a el koymayı planlarken BM kurumlarından çıkıyor, NATO ile bağını koparmaya yöneliyor.
Yine ABD ve İsrail, günlerdir toplumsal protestolarla sarsılan İran’a askeri müdahale yapacaklarını, açıkça saldıracaklarını, İran rejimini yıkacaklarını söylüyor. Alternatif olarak bulabildikleri tek kişi de Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu. Yani İran’a demokrasi olarak Şah’ı getirmeye çalışıyorlar!
Yani kimsenin İran’da, ABD-İsrail saldırıları altındaki ülkelerde demokrasi arayışı yok. Hepsinde petrole el koyma, doğalgaza el koyma, madenlere el koyma, kara ve deniz ticaret koridorlarına el koyma planı var. Kitleler sadece birer malzeme, sadece kullanılan birer silah.
NATI ÜLKELERİ BİRBİRİNE KARŞI ABD-AVRUPA İLİŞKİSİ KOPUYOR.
Bunlar olurken İngiltere, Fransa ve Almanya, Grönland’a el koyacağını açıklayan ABD’ye karşı, Danimarka’ya destek veriyor hatta bu bölgeye asker çıkaracaklarını söylüyor. Hem de NATO birlikleri.
Bu durumda ABD ve Avrupa, “NATO içi çatışma ya da ayrışma” ihtimali ortaya çıkıyor. Görünüşe göre bu ABD’nin umurunda değil. Ama Avrupa, doğusunda Rusya tehdidi varken ne yapacak? Fransa’da “NATO’dan çıkmak” için yasa tasarısı bile hazırlandı.
YEMEN’DEN SONRA; SOMALİ VE SUDAN’A DA MÜDAHALE GEREKİYOR.
Devam edelim: S. Arabistan, İsrail-BAE eksenini Yemen’den çıkardı, sildi. Şimdi aynı eksenin Somaliland’deki varlığına müdahaleye hazırlanıyor.
Türkiye ile birlikte, aynı eksenin Sudan’daki varlığına müdahaleye hazırlanıyor. Sudan ve Somali’deki İsrail eli kesilirse, İsrail bu bölgede ciddi anlamda güç kaybedecek. Yakında bu iki yerde de askeri müdahaleler başlayacak.
İRAN PARÇALANIRSA BÜTÜN COĞRAFYA PARÇALANABİLİR.
İran içindeki çatışmalar, İran’ın devrilmesi ile sonuçlanırsa, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya yer yerinden oynar.
ABD ve İsrail’in bu ülkeye hâkim olması, bölge genelinde yüz yıl sürecek devasa bir belirsizlik oluşturacak. Dünyanın bu kırılma döneminde bu buhran kaldırılabilir mi, emin değilim.
İran parçalanabilir. O parçalanırsa Türkiye de parçalanabilir. Hedefleri de bu zaten. Artık rejim meselesi, ideolojik kimlik, etnik ve siyasi kimlikler önemli değil. Güç ve kaynaklar her şeyi yönetecek.
Yeni bir küresel talan fırtınası başladı ve bu birçok ülkeyi mahvedebilecek tehlike barındırıyor.
YAHUDİLER PATAGONYA’YA MI TAŞINACAK? İSRALİ NEDEN ARJİNTİN’DE ORMAN YAKIYOR?
Bunlar olurken yine Latin Amerika’da, Arjantin’de ormanlar yakılıyor. İsrail askeri kimliğine sahip kişilerin, Arjantin, Şili, Patagonya bölgelerinde ormanları ateşe vermesiyle bu ülkelerde yüzbinlerce insan sokağa çıktı.
İsrail’in bölgeye Yahudileri yerleştirme planı, bölgenin kaynaklarına el koyma hesapları bir anda bütün ülkeleri hareketlendirdi. ABD ve İsrail’in bu bölgelere askeri olarak da “müdahale edeceği”ne inanılıyor.
İSRAİL-ABD AŞIRI SAĞI DÜNYAYI TALAN EDİYOR.
Şu an, Amerika kıtasından Ortadoğu’ya, Pasifik’ten Güney Asya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya, yeryüzünde her yer hareketlenmiş durumda ve bunun nerelere varacağı kestirilemiyor.
Artık devletleri sınırlayan hiçbir üstyapı, kurum kalmadı. Ahlak, teamül, uluslararası hukuk diye bir şey kalmadı.
Çok tehlikeli bir döneme girdik. Bütün insanlık, “İsrail-ABD aşırı sağı”nın kıyamet savaşlarına dönecek işgalleriyle, hırsızlıklarıyla, talanlarıyla boğuşuyor.
PEKİ BİZ NE YAPACAĞIZ? TÜRKİYE BU FIRTNADAN GÜÇLÜ ÇIKAR!
Peki biz ne yapacağız? Bizim coğrafya, bu küresel fırtınaya nasıl hazırlanmalı, ne tür önlemler almalı? Yeryüzünün eksenini biz oluşturuyoruz. Bizden başka her ülke, merkezin dışında. Biz bu merkezi teslim edecek miyiz? Edersek bizi nasıl bir gelecek bekliyor?
Türkiye, küresel fırtınaya en hazırlıklı ülkelerden biri. Kendi bölgesinde ve küresel ölçekte, etki gücü en yüksek ülkelerden biri.
Yıllardır bugünlere hazırlık yapıyordu. Hâlâ olağanüstü bir savaş, savunma hazırlığını devam ettiriyor. Etki gücü Afrika derinliklerinden Güneydoğu Asya’ya hissediliyor. Muhtemelen bu fırtınadan güçlenerek çıkacak birkaç ülkeden biri olacak.
“ORTA KUŞAK”: İMPARATORLUKLARIN ADRESİ. YERYÜZÜNÜN EKSENİ BİZİZ!
Ama; artık sadece ülkelerin savunması değil, bölgelerin savunması esas. Hiçbir ülke bu fırtınadan tek başına çıkamaz. Öyleyse, coğrafya ölçekli savunma kalkanları oluşturmak, dayanışma hatları oluşturmak esastır.
Pasifik kıyalarındaki Endonezya’dan, Atlantik kıyılarındaki Senegal’e kadar, Müslüman Orta Kuşak, yeryüzünün eksenidir. Dünyanın bütün medeniyetleri, dinleri, kaynakları, kara ve deniz geçişleri bu kuşaktadır.
Petrol, doğalgaz, madenler, nüfus dinamiği bu kuşaktadır. Bütün jeopolitik tezler bu coğrafyaya göre formatlanır. Küresel hakimiyet tezlerinin tamamı bu kuşaktan geçer. Bütün imparatorlukların ev adresi bu kuşaktır.
YÜRYÜZÜNÜN EKSENİ, DÜNYANIN MERKEZİ MÜSLÜMAN’DIR! ÖYLEYSE COĞRAFYA SİLAHTIR!
Bugünkü küresel fırtınanın da ana cepheleri bu kuşakta olacaktır. Güçler hesaplaşması burada yaşanacaktır. Bu kuşaktan uzak olan güçler, gelecekte etkili olamayacaktır.
Ve bu kuşak Müslüman’dır. Yeryüzünün ana ekseni Müslüman’dır. Dünyanın merkezi Müslümanların elindedir.
Coğrafya silahtır! Nükleer silahlardan bile güçlü bir coğrafyaya hakimiz. İnsanlığın en büyük imparatorluklarından bile güçlü bir coğrafyanın sahipleriyiz. Öyleyse, bu kuşak yeni geleceğin belirleyicisi olmak zorundadır. Onlar bizleri savaş cepheleri görürken bizler gücün ana cepheleri olmak zorundayız.
TÜRKİYE, S. ARABİSTAN VE PAKİSTAN…ACİL “NÜKLEER KALKAN” KURULMALI.
Türkiye, S. Arabistan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Cezayir, Mısır, Özbekistan, Pakistan, Katar, Suriye, İran arasında çok acil savunma ortaklığı kurulmalı. Hiç değilse çekirdek olarak Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasında nükleer ortaklığı da içine alan bir savunma ortaklığı kurulmalı.
Bu ülkeler, ortak ordu; ortak hava savunması, ortak donanma gibi birçok alanda hızlı birliktelikler inşa etmeli. Bu ülkeler, kendi bölgelerindeki çatışma alanlarını hızla kapatmalı.
“ABD-İSRAİL SİLAHI” BÜTÜN ÖRGÜTLER TASFİYE EDİLMELİ!
ABD ve İsrail’in silah olarak kullandığı bütün örgütleri tasfiye etmeli. İsrail adına hareket eden BAE, Bahreyn gibi ülkeleri kontrol altına almalı. Bu güçlerin parçaladığı Suriye, Somali, Sudan gibi ülkelere askeri destek verip, bu ülkeleri toparlamalı.
Küresel fırtına tam başlamadan, yıldırım hızıyla bu işler tamamlanmalı. Öyle bir dünyaya oluşuyor ki, kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak. Kimse kimsenin elinden tutmayacak.
Gazze’de yapılan soykırım küreselleşecek. Öyleyse, bu ülkeler şimdiden, çok hızlı adımlar atmalı. Bir gün bile gecikmemeli.
KRİZ ÖBLGELERİNE ASKERİ MÜDAHALELER BAŞLAMALI.
Herkes geleneksel düşmanlık tezlerini terk etsin. Batı’nın “zaaflar stratejisi” bu korukları besleyerek uygulanıyor. Zaaf alanları derhal kapatılmalı. Bölgenin merkez ülkeleri bu konuda birbirine yardım etmeli.
Bu bir lüks değil, iyi niyet değil, zorunluluk. Her ülke bunları yapmaya mecbur. Yapmayanların başına büyük felaketler gelecek.
Bu tehlikeyi gören bütün devletler, “nükleer kalkan oluşturma” dahil, bilinen her anlamda ortak savunmaya, coğrafya savunmasına geçmeli.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mısır ve İran’ı da katarak, bölge içi çatışmaları derhal durdurmalı. Sudan, Somali, Yemen, Suriye gibi, bütün kriz alanlarına askeri müdahaleler başlamalı.
SÜPER TÜRKİYE, SÜPER KUŞAK. NÜKLEER GÜÇ OLMAMIZ ŞART!
Küresel fırtınaya hazırlık sadece silah üretmek değildir. İç bütünlüğü sağlam tutmak, devlet iktidar alanını sağlam tutmak, bölgesel ortaklıkları sağlam tutmakla mümkündür.
İsrail’in elinde paçavraya dönmüş Batılı ülkelerin, bizim coğrafyada ahkam kesmelerine, rejim ve lider dayatmalarına, askeri müdahalelerine artık izin verilemez.
Pasifik’ten Atlantik kıyılarına kadar, dünyanın zenginliklerini, deniz ve kara geçitlerini kontrol eden bu kuşak, bir “acizler kuşağı” değil, bir “Süper Kuşak” olmalı ve bu mümkün.
Türkiye “Süper Güç”, bu coğrafya “Süper Kuşak” olacak, bunun başka hiçbir yolu yok! Ve Türkiye’nin acilen nükleer güç olması şarttır.
.Peki ya İran İsrail’i vurursa ne olacak? Hazırlık bu yüzden miydi? Bölgesel “Nükleer Kalkan” kurulmalı. Artık dünya düzeni yok. Tökezleyen yere serilir.
04:0016/01/2026, Cuma
G: 16/01/2026, Cuma
84
Sonraki haber
İbrahim Karagül
Hiçbir sebep yokken, ABD ve İsrail bütün dünyayı “İran’a saldıracağız” teyakkuzuna sürükledi. İran içindeki toplumsal tepkileri “İran çöküyor” gibi algıladı.
İran muhalefetinin ve Şah rejimi taraftarlarının gazına geldi. Olaya bir de İsrail provokasyonu, Trump’ın gelişigüzel açıklamaları da eklenince, bütün bölge savaş teyakkuzuna girdi.
Ama ortada bir hazırlık yoktu. Irak işgalinde bir yıl hazırlık ve yığınak yapan, onlarca ülkeyi yanına çeken ve ancak saldırıya başlayabilen ABD, bölgedeki askeri hazırlıklarını artırma yerine, Katar’daki El Ubeyd Hava Üssü gibi, askeri üslerinden tahliyeler yapıyordu.
ABD-İSRAİL’İN İRAN’I İŞGAL EDECEK GÜCÜ YOK. “İÇERİDEN İŞGAL” DE MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR.
“Savaş” sözlerine rağmen, Trump yönetimi İran’ı hiç bilmiyor, tanımıyor, Maduro’nun kaçırılmasının verdiği özgüvenle atıp tutuyordu.
Bu kafa, İran’a saldırabilirdi de. Bu elbette muhtemel. Ama bir adım sonrasını düşünmedikleri belli. Sonrasını hesap etmedikleri belli. Netanyahu bu açığı iyi biliyor ve ABD’yi bir tuzağa çekiyordu.
Her şey, hazirandaki 12 günlük “İran’a saldırı” ezberine dayanıyor. İran’ı bütün bölgeden uzaklaştırıp içeride savunmaya iten bu güçler, “Rejim içeriden çöktü, küçük bir fiske vurursak tamamen bitecek” kolaycılığı ile pervasızlaşıyordu.
Ama İran aslında öyle değildi. Direnci yüksekti, dışarıdan bir saldırı rejimi düşürmeye yetmezdi. Bir işgal ise İran’da mümkün değildi. ABD’nin de İsrail’in de böyle bir gücü ve imkânı yoktu. Küresel konjonktür onlara bu kapıyı açmıyordu.
TRUMP NİYE GERİ ADIM ATTI? İSRALİ BU İŞE NE DİYECEK?
Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve -BAE hariç-, bütün bölge ülkeleri, böyle bir saldırının intihar olacağına dair ABD’ye baskı yapmaya başladı. Ne kadar sonuç alındı, bilgiler henüz eksik ama etkili olduğu önceki akşam Turmp’ın açıklamaları ile kendini belli etti.
Trump, “İran’da ölümler bitti, idamlar da yapılmayacak” dedi. Bu açıklamanın İsrail’i endişeye sevk ettiğini söylemeliyiz.
Çünkü İsrail, Netanyahu’nun uçağını Girit’e göndermek, sığınakları takviye etmek, hava savunma sistemlerini daha geniş alanlara yaymak gibi, bu saldırıya hazırlık yapıyor, İran’ın karşı saldırısına önlemler almaya çalışıyordu.
YOKSA İRAN’IN SALDIRISINA KARŞI MI HAZIRLIK YAPILIYORDU?
Bugüne kadar tanık olmadığımız olay şuydu: ABD, sanki İran’a saldırıya değil de, İran’ın saldırısına karşı hazırlık yapıyordu. İsrail sanki İran’a saldırıya değil de, İran’ın İsrail’e saldırısına hazırlık yapıyordu.
Bugüne kadar, ABD ve İsrail’in saldırı hazırlığının dışında başka örnekler yaşanıyor ve bu kafa karıştırıyordu.
Kim bilir, İran’a karşı, belki de bugüne kadar tanık olmadığımız başka tür bir saldırı planlıyorlardı. Bunun ne ve nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz.
Ama İran’ın onlar için kolay lokma olmayacağı konusunda bütün dünya hemfikir. İçerideki olaylar şu an itibariyle etkisini kaybetmeye başladı bile.
Sadece Kürtler ve Beluciler üzerinden İran içeriden çökertilemez. Sadece bu güçlerin desteği ABD ve İsrail’e başarı sağlayamaz. İşgal gücü ve imkânı da olmadığına göre, sadece belli nokta hedeflere saldırı ile de İran çökertilemez.
ARTIK İSRAİL’E SALDIRI KOLAY. HERKES BU GERÇEĞİ FARK ETTİ.
Ayrıca, 1973’ten bu yana ilk kez, 12 gün savaşında İsrail ağır bir saldırıya maruz kaldı. İran’ın hipersonik füzeleri Tel Aviv’i fena vurdu ve İsrail’in “korunma dokunulmazlığı”nı bitirdi. Bence İsrail güvenlik doktrini bu saldırı ile çöktü.
Artık her bölge ülkesi, “İsrail’e saldırmanın kolaylığı”nı keşfetti. İsrail’in zayıf, savunmasız olduğunu, kimse bir şey demediği için bu kadar pervasız hareket ettiğini, aslında büyük korku yaşadığını gördü.
COĞRAFYA SİLAHTIR, BU SİLAH İSRAİL’E KARŞI KULLANILMALI. PEKİ O İKİ UÇAKTA NE VARDI?
Dün sabah, bir anda İran hava sahası kapatıldı. Çin’den gelen uçaklar İran’a ulaşırken, yardımın ve desteğin içeriği bilinmezken, Tahran’ın bir şeylere hazırlık yaptığı daha da açık hale geldi. Uçaklar indikten sonra hava sahası tekrar açıldı. Peki o uçaklarda ne vardı?
Bölge ülkeleri, İsrail’in bölgesel hareketliliğini tamamen sınırlayacak adımlar atıyordu. Hep söylediğim “Coğrafya silahtır” sözü işte bu tür coğrafya silahının kullanılmasını içeriyor.
ABD BİLE İRAN FÜZELERİNİ ENGELLEYEMEZ. İSRAİL’İN HARİTA HAKKI ELİNDEN GİDEBİLİR.
ABD ve İsrail, İran’a saldırabilir. Dünyanın ezberini bozacak adımlar atan, kaosa ve belirsizliğe yatırım yapan, soykırım düşüncesine sahip olan, yeryüzünün kaynaklarını talan etmek için her yolu normal gören Netanyahu ve Turmp, aniden bunu yapabilir.
Ama sonrası, belki de İsrail’in coğrafya haritasından çıkarılmasına yol açacaktır.
İran füzeleri yağmur gibi İsrail’e yönelecek, bunu ABD bile engelleyemeyecektir. Bölge ülkeleri, İran’a çok açık destek vermese de, İsrail’in alanını kapatacak, onu zora sokacak her adımı atacaktır.
BU “GARNİZONA” ARTIK KİMSENİN İHTİYACI YOK.
Unutmayalım İsrail, 20. yüzyılda, Batı’nın bu coğrafyayı kontrol altında tutması için bir “Garnizon” olarak kuruldu.
ABD-Avrupa ilişkilerinin bile sallantıda olduğu bir dönemde kimsenin artık bu Garnizona ihtiyacı kalmadı. Öyleyle Yahudi Kabilesini dünyanın başka yerlerine dağıtmaya, İsrail’in coğrafya haritasından çıkarmaya yönelik kapılar açıldı.
Netanyahu ne yaparsa yapsın, Batı için İsrail’e yeni stratejik değer katmada hayal kırıklığı yaşayacak.
İRAN İÇİNDEKİ PROTESTOLAR İSRAİL’İN İKİNCİ SALDIRISIYDI.İRAN’IN MİSİLLEME HAKKI VAR.
Günlerdir İran içindeki protestolar, doğrudan İsrail’in dahil olduğu, yönettiği, yönlendirdiği bir saldırı türüydü.
İsrail, hazirandaki saldırıdan sonra İran’a ikinci kez, içeriden saldırıyordu. Tahran bunu bir İsrail saldırısı olarak görmeli ve zaten de öyle. Peki İran, buna misilleme yapar mı? Elbette böyle bir hakkı var.
ABD ve İsrail’in son hazırlıkları, İran’ın bu yüzden, İsrail’e saldıracağı ihtimali üzerine mi yapılıyordu? ABD askeri üsleri bu yüzden mi boşaltılıyordu?
İsrail halkı bu yüzden mi sığınaklara taşınıyordu? Ezber bozucu saldırı bu sefer İran’dan gelebilir miydi? Bunlar da muhtemel senaryolar.
İSRAİL ZAYIFTIR, KORKAKTIR. SAVUNACAK KİMSE KALMADI.
İsrail’in bütün coğrafyayı terörize eden saldırganlığı tahammül sınırlarını çoktan aştı. Soykırım yapan bir ülkenin, bu coğrafyada asla huzur bulamayacağı bir gerçek.
İran, Türkiye, S. Arabistan ya da herhangi bir bölge ülkesi, artık bu tür taşkınlıkları tolere etmeyecek, edemez.
Öyleyse İsrail için çok zor günler başlayacaktır. İsrail zayıftır, korku ile hareket etmektedir, ABD gücü dışında kendini savunacak kimse yoktur.
BAE her cephede İsrail ile hareket ediyordu. İsrail adına ülkeleri parçalama, iç savaşlar çıkarma ve kirli işleri yürütüyordu.
Bakın başına neler geldi. Yemen’den kovuldu, Sudan ve Somali’den de kovuluyor. Bir an önce kendine gelmezse, BAE’nin kendi varlığı tehlikeye girecek.
YUNANİSTAN, RUM KESİMİ İSRAİL’İ KORUYAMAZ. ONLAR KENDİNİ BİLE KORUYAMIYOR.
Yunanistan ve Rum Kesimi İsrail’i koruyamaz. Onlar kendilerini bile koruyamıyor. Onlar da İsrail gibi korku ile hareket ediyor aptalca ittifaklara giriyor.
Bu tam bir çaresizlik görüntüsüdür. Netanyahu her ne kadar uçağını Girit’e gönderse de burada bile güvende olamayacağını yakında görecektir.
Dolayısıyla, İsrail, Yunanistan, Rum Kesimi cephesi, Yunanistan’ın büyük kayıpları ile sona erecektir. Bu dönemde İsrail ile müttefik olan, ortak cephe kuran her ülke ciddi kayıplar yaşayacaktır.
Öyle sanıldığı gibi, Rum kesimi ve Yunanistan’ın “Avrupa koruması” beklentisi de boşa çıkarılacak.
AVRUPA DEHŞET İÇİNDE.
İSRAİL’İ VE YUNANİSTAN’I DÜŞÜNECEK HALDE DEĞİL.
ABD’nin Grönland’a el koyacağını açıklaması, bütün Avrupa’yı dehşete düşürdü. Bir NATO ülkesinin toprağına el koyan ABD’ye karşı Norveç, Almanya, Fransa, İngiltere Görönland’a asker göndereceğini açıkladı.
Danimarka bölgeye asker sevk etmeye başladı. Ama yapacakları hiçbir şey yok.
Avrupa çaresizliği bu haldeyken kimsenin Yunanistan’ı, Rum Kesimi’ni düşünecek hali kalmayacaktır. Bu durum daha da büyüyecek, Ukrayna savaşına yansıyacak, Rusya-Avrupa cepheleri genişleyecektir.
Böyle bir dünyada İsrail’e dokunan yanacaktır.
BÖLGESEL NÜKLEER KALKAN KURULMALI!
Suudi Arabistan’ın Yemen’den başlayarak Somali ve Sudan’da Türkiye çizgisine gelmesi sevindirici. Bu devam etmeli, Türkiye-S. Arabistan-Pakistan ortaklığı bölgesel bir eksene dönmeli, Mısır, Cezayir, Endonezya da bu eksene alınmalı.
Türkiye-S. Arabistan-Pakistan savunma ortaklığı bir nükleer ortaklığa dönüştürülmeli. Coğrafyayı korumak için bu şarttır.
Artık bıçak kemiğe dayandı ve bölgenin bütün ülkeleri gelecekleri için doğru kararları vermek zorunda. İsrail’e sessizlik, ABD’ye müsamaha hiçbir ülkeye gelecek güvencesi vermeyecek.
Sanırım artık bu idrake varıldı ve herkes buna göre adımlar atmaya başladı. Bu, coğrafyamızın yüz yıl sonra kendine gelmesi ile sonuçlanabilir.
İRAN BELKİ DE NÜKLEER SİLAHA SAHİP.
Rusya’nın nükleer başlık takılabilen İskender füzeleri verdiği, Çin’in elektronik savaş malzemeleri, uçaklar ve hava savurma sistemleri verdiği İran, belki nükleer silaha da sahip.
Böyle olunca ABD’nin iki kez düşünmesi gerekiyor. İsrail kendini koruyacak fırsatı bile bulamayabilir. Sanırım şu an, ABD de İsrail de bu “ihtimaller”i değerlendiriyor.
ABD’nin artık bölgemizde hiçbir ülkeyi işgal etme imkânı yok. İsrail’in hiçbir ülkeyi vurma gücü yok. Vurursa, sonrası kendilerine yönelecek felaketi önleme gücü yok.
İSRAİL BU HARİTADAN ÇIKARILACAK!
Artık her ülke, İsrail’e saldırının mümkün olduğunu gördü. ABD’nin Amerika kıtasına çekildiği, Avrupa’nın kendi gelecek kaygısına kapıldığı bir dünyada İsrail er ya da geç sahipsiz kalacaktır.
Arap blokunun (BAE dışında) İsrail’i kendinden uzaklaştırdığı, İran’ın İsrail’e saldırı ihtimalinin bulunduğu, Türkiye’nin İsrail’i öncelikli tehdit olarak tanımladığı, bir dönemde bu “Garnizon”un ömrünün dolduğunu söyleyebiliriz.
Ve bu, gerçekten olacak. İsrail bu haritadan çıkarılacak. Hele ABD, Avrupa, Rusya, Çin ölçeğinde işler biraz daha olgunlaşsın, o zaman göreceğiz.
PEKİ İRAN İSRAİL’İ VURURSA NE OLACAK?
ABD ve İsrail bütün bu hallerde bile İran’a saldırabilir. Çünkü onlar sadece saldırı ile ilgileniyor. Sonrasını yönetme ile değil. Ama yenemezler, parçalayamazlar. Ve bu istikrarsızlık Türkiye’yi fena halde öfkelendirecektir.
Bu öfkenin ne tür güç sarsıntılarına neden olabileceğini herkesin tahmin ettiğini sanıyorum.
Peki tam tersi olursa ne olacak? Çözüldü dedikleri İran, bir gece İsrail’i vurursa ne olacak. Tel Aviv alev alev yanarsa ne olacak? Bir avuç İsrail nereye sığınacak. Hangi deliğe girecek?
GÜÇLÜ OLAN AYAKTA KALIR, TÖKEZLEYEN YERE SERİLİR. TÜRKİYE GÜÇLENİR, İSRAİL KÜÇÜLÜR.
Bu bile olabilir. Artık böyle bir dünyadayız. Dünya düzeninin yok olduğu bir yerdeyiz. Güçlü olanlar ayakta kalacak, sendeleyenler yere serilecek.
Türkiye ve coğrafyamızın en güçlü olduğu dönemdeyiz. Herkes bütün hesapları çok ince, detaylı yapıyor, atacağı adımları yüz kez hesaplıyor ama yoluna devam ediyor.
İşte bütün bu kriz fırtınalarından Türkiye’nin bir Süper Güç olarak çıkacağına inanıyorum. Öyleyse, İsrail’den çok Türkiye’nin adımları dikkatle takip edilmeli.
Ve Türkiye güçlendikçe İsrail küçülecektir! Artık bu coğrafyada, ABD ve İsrail için hiçbir şey kolay olmayacaktır.
.Fırat’ın doğusunda ne oluyor? YPG (PKK) neden hiç direnemedi? “100 binlik ordu” iki günde bitti! Çünkü, örgütler dönemi bitti. Hepsi tek tek tasfiye edilecek. Artık kimse onları savunamaz. Bir sonraki aşama İsrail... Golan’da, Kudüs’te görüşürüz.
04:0020/01/2026, Salı
G: 20/01/2026, Salı
111
Sonraki haber
İbrahim Karagül
Artık “örgütler dönemi” bitti. Artık “terör silahı” dönemi bitti. Artık etnik ve mezhep kimlikleri kullanılarak ülkeleri bölme dönemi bitti. Artık coğrafyanın “zaaflar”ını kullanıp işgal ve talan dönemi bitti.
Harita parçalanmaları dönemi bitti. Haritalar birleşecek, milletler kaynaşacak, Batılı istila için son nokta konulacak. Yüz yıllık eziklik, esaret sonlanacak.
Basra Körfezi ile Kızıldeniz arası, Karadeniz ile Akdeniz arası, Orta Asya ile Hint Okyanusu arası, Afrika ile Güney Asya arası, başka bir coğrafyaya dönüşecek.
BAŞKENTLER, BİLGE ŞEHİRLER HAREKETE GEÇMEK ZORUNDA.
Dönmeli, dönmek zorunda. Küresel fırtınaların büyüdüğü bu çağda, yöneticiler ve milletler bu akılla hareket etmek zorunda. İmparatorluk geçmişi olan milletler sahne almak zorunda. Başkentler, insan medeniyeti kadar bilge şehirler öne çıkmak zorunda.
Tel Aviv, Washington, Londra, Paris, Berlin denklemden çıkarılacak. Bu coğrafya buna mecbur. İstanbul, Kahire, Şam, Buhara, İsfahan, Saraybosna, Bakü, Bağdat harekete geçmek zorunda. Bu coğrafya buna mecbur.
YPG İŞİ BİTTİ… ÖRGÜTLER ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN BÜTÜN PROJELER ÇÖKTÜ.
Suriye’de son bir haftada çok şey değişti. YPG (SDG) üzerinden yürütülen bütün bölge dışı projeler çöktü. Bu değişim sadece Suriye değil, coğrafya ölçekli bir yeni dönem göstergesi.
Sadece Suriye’de değil, bütün bölgede örgütler üzerinden yürütülen harita planları, koridor planları, bölgesel dizayn projeleri çöktü.
Halep’in kurtuluşundan, Hama ve Humus’un kurtuluşundan, Şam’daki rejimin devrilmesine kadar çok hızlı ve şaşırtıcı bir değişim yaşanmıştı. Şimdi aynısı Fırat’ın doğusunda birkaç gün içinde yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak.
YPG ARTIK HİÇBİR YERDE DİRENEMEZ.
PEKİ NEDEN?
Suriye PKK’sı YPG (SDG), önce Halep’teki mahallelerden sürüldü, direnemedi. Hemen ardından Fırat’ın batısında kalan topraklardan sürüldü, direnemedi. Devam
etti, Deyrizor’dan, Rakka’dan sürüldü.
Yine direnemedi. Şimdi Haseke, Kamışlı ve Ayn-el Arab’dan da sürülecek. Direnemeyecek.
Çünkü artık örgütlerin güç kullanım dönemi kapandı. Türkiye’de, Suriye’de, Afrika’da, Güney Asya’da terörün siyasi sonuç doğurma dönemi kapandı. Bu güçlere Batılı desteğin sınırlarına ulaşıldı ve o güç azaldı, çok daha azalacak.
SIRTINI İSRAİL’E DAYAYANLAR İÇİN TARİH BİTTİ.
HEPSİ SAHİPSİZ KALACAK! HANİ NEREDE O GÜÇ?
Sırtını ABD’ye, İsrail’e, Avrupa’ya dayayanlar için tarih bitti, yol bitti. Onların daha büyük sorunları varken, bizler bu coğrafyada olağanüstü güç ve akıl inşa ederken bu örgütlerin hepsi sahipsiz kalacak.
Destek vermek isteyen ülkeler bile, bize ait güç haritasını görünce tereddüt edecek, cesareti kırılacak. Hepsi yalnız kaldı, yalnız kalacak.
“YPG’nin (PKK) yüz bin kişilik düzenli ordusu var” söylemleri boş çıktı. ABD’nin binlerce tır dolusu askeri desteği boş çıktı. “ABD’nin, PKK’ya hava savunma sistemleri vermesi” boş çıktı.
YPG’nin aslında bir hiç olduğu, ABD ve İsrail’in desteği ile abartılı güç atfedildiği, İsrail’in onu koruyamadığı ya da korumadığı ortaya çıktı.
TÜRKİYE’DE BİRİLERİ ÇOK BÜYÜTMÜŞTÜ.
O KİBİRLİ SİYASİ SÖYLEMLER BALON ÇIKTI.
Suriye ordusu Fırat’ın doğusuna daha gelmeden bölgedeki Arap nüfus hareketlendi ve birçok yeri YPG’den aldı. Orduya ihtiyaç bile duyulmadı.
Bu da, on yıldır yapılan bütün silah yatırımlarının aşiretleri bile yenemediği gerçeğini ortaya çıkardı. Örgütün halk tabanı olmadığını, kitlesel desteğinin yalan olduğunu ortaya çıkardı.
O “kibirli” uluslararası söylemlerin, kendini devlet sanmaların, kendini bölgesel denklem içinde konumlamaların, uluslararası pazarlıklarda “aktör” rolü oynamaların karşılığı olmadığı, Türkiye’de bazı çevrelerin kendilerine yüklediği “büyülü” misyonların rüya olduğu ortaya çıktı.
SURİYE’DE OLANLA YEMEN’DE OLAN, SUDAN’DA OLAN AYNI. YENİ DÖNEM DOĞRU ANLAŞILMALI.
Şüphesiz bu olaylar YPG ölçeğinin çok ötesinde anlamlar içeriyor. Artık örgütlerin devri bitti. Artık örgütler üzerinden ülkelere ayar verme dönemi bitti.
Örgütler üzerinden ABD, Avrupa, İsrail vesayet ve işgal planları bitti. Örgütler üzerinden ülke formatlama, coğrafya formatlama dönemi bitti.
Bir haftadır Suriye’de olanlar, Yemen’de yaşananlarla aynı. Somali’de yaşanacaklarla aynı. Sudan’da yaşanacaklarla aynı.
Suriye’de YPG (PKK) üzerinden, Yemen’de Güneş Geçiş Konseyi üzerinden, Sudan’da Hızlı Destek Gücü üzerinden, Somali’de Somaliland üzerinden ülkeleri parçalıyorlardı. Elli yıl boyunca PKK üzerinden Türkiye’yi parçalamaya çalıştılar.
TÜRKİYE BAŞLATTI. PKK VE DAEŞ’İ TASFİYE ETTİ. ŞİMDİ S. ARABİSTAN AYNI YÖNTEMİ UYGULUYOR. SURİYE, YEMEN, SUDAN, SOMALİ AYNI SENARYO.
Ama Türkiye harekete geçti. İçeride PKK’yı bitirdi. Suriye’de PKK’yı bitiriyor. 15 Temmuz sonrası başlatılan Fırat Kalkanı harekâtı ve sonrası, PKK ve DAEŞ’in tasfiyesi başlatıldı.
Aslında bu operasyonlar, bugün konuştuğumuz her şeyin başlangıcıydı. Türkiye aklı, Osmanlı aklı, Selçuklu aklı, bin yıllık vatan ve coğrafya idraki harekete geçmişti.
Şimdi bölgenin diğer ülkeleri de bu yöntemi uyguluyor. Suudi Arabistan harekete geçti, Yemen’deki İsrail-BAE eksenini dağıttı. Yemen dağıldığında S. Arabistan da dağılacaktı. Güney’ini kontrol altına aldı. Tehlikeyi savuşturdu. İsrail eli kesildi, tetikçisi BAE bölgeden sürüldü.
Aynısı Sudan’da da olacak. Türkiye ve S. Arabistan aynı çizgide bu ülkenin parçalanmasını da engelleyecek. Türkiye zaten orada kendi mücadelesini veriyordu. Şimdi diğerleri de katılacak ve İsrail-BAE ekseni Sudan’dan da, bağlı örgütleri ile birlikte sürülecek. Aynı senaryo Somali’nin bütünleştirilmesi için de uygulanacak.
ARTIK HİÇBİR GÜÇ ONLARI KURTARAMAZ. HEPSİ TASFİYLE EDİLECEK, SÜRGÜN EDİLECEK.
Suriye’de bu bölgesel senaryo gereği, YPG’nin arkası boşaldı. Hiçbir güç artık onları kurtaramaz, kurtaramayacak.
Hiçbir cephede tutunmaları mümkün değil. Tasfiye edilecekler, sürgün edilecekler, bu yapı ortadan kaldırılacak. Çünkü bütün bölgede yeni bir denklem kuruldu ve YPG bunun içinde değil.
ABD ile özel ilişkileri, İsrail ile kişisel ilişkileri bu denklemde onlar için ciddi hayal kırıklığı olacak.
Bugünlerde Suriye’de neler oluyor, Yemen’de neler oluyor, diğer çatışma ülkelerinde neler oluyor diye kafalardaki bütün soru işaretlerinin açıklaması burada. Yeni bir denklem, yeni bir coğrafya var.
Yeni bir güç haritası oluştu ve bu yapıda örgütlerin yeri olmayacak. Hepsi tasfiye edilecek.
TÜRKİYE PAZARLIK MASALARININ OTURMA DÜZENİNİ DEĞİŞTİRDİ!
Türkiye’nin yirmi yıldır büyük bir bilgelikle yürüttüğü olağanüstü güç inşası, bu gücü coğrafya ölçeğine yayması, imparatorluklar aklını bugüne çağırması, bölgesel ve küresel pazarlık masalarında oturma düzenini değiştirmesi, büyük coğrafya için yegâne örnek. Rol-model, ortak düşünceye dönüştü;
Artık bu coğrafyanın hiçbir küresel güce ihtiyacı yok, küresel güçlerin içerideki uzantıları öncelikli tehdit. Bu bilinç düzeyi, Türkiye öncülüğünde bütün ülkeler için paylaşılır hale geldi. İşte 21. yüzyılın mucizesi tam burada başlıyor.
Bu bir devrimdir. Küresel güç haritasını, coğrafyanın dinamiklerini olağanüstü ölçekte değiştirecektir. Ve bu değişim başlamıştır. Bir haftadır Suriye’de gördüğünüz şey, bu örneklerden sadece bir tanesidir.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE”DEN SONRA “TERÖRSÜZ BÖLGE”. YANİ; VESAYETSİZ, İŞGALSİZ, ÖZGÜR BİR COĞRAFYA.
“Terörsüz Türkiye”den “Terörsüz Bölge”ye geçtik. Terör ve örgütler, Batılı istilanın öncü güçleriydi. Bu güçlerin tasfiyesi, coğrafya üzerindeki Batı vesayetinin de sonunu getirecektir. Bu böyle büyük bir mücadeledir.
Örtülerin tasfiyesinden sonra, daha dramatik sonuçlar da gelecek. 20. yüzyılın güç matematiğine göre bizim coğrafyada şekillenen bütün yapıların tasfiyesi başlayacak.
“20. Yüzyıl Garnizonu” olarak kurulan İsrail için tarih bitecek. Çünkü artık ona kimsenin ihtiyacı yok ve Batı için bile çok ağır bir yük haline geldi.
ÖRGÜTLERDEN SONRA SIRA İSRAİL’E GELEÇCEK.ŞİMDİ BİZ İSRAİL SINIRINA YERLEŞECEĞİZ. GOLAN’DA GÖRÜŞÜRÜZ!
Dikkat edin, İsrail, birkaç yıl önce Türkiye’nin Güney sınırlarına yerleşmişti. PKK ile birlikte Türkiye’yi tehdit ediyordu. Sınırlarımızın sıfır noktası işgal edilmiş, Türkiye ile coğrafya arasına kalın bir duvar örülmüştü. Herkes bunu Suriye meselesi, Kürt meselesi sandı.
Aslında olay Türkiye meselesiydi ve hedefe Suriye’yi parçalayarak varacaklardı. Terör Koridoru, Davud Koridoru hep bu amaçla formatlandı.
O günden beri bunları yazıyor, herkese bir şeyler söylemeye çalışıyorduk. Diyorduk ki; “Sınırımızın sıfır noktasına yerleşenlerin sınırlarının sıfır noktasına yerleşeceğiz. İsrail Türkiye sınırına geliyorsa Türkiye de Gazze’ye, Lübnan’a, Golan’a yerleşmeli ve bu olacak.”
Oluyor da. Suriye bütünleştiği anda Türkiye-İsrail sınırı Golan’da olacaktır. Çünkü Türkiye ve Suriye ortak savunma kalkanı altında olacaktır. PKK’nın, YPG’nin üslendiği rolü Kürt meselesi sananların bu olaya bir daha bakmaları gerekiyor.
GRÖNLAND’DA OLDUĞU GİBİ.
ATİNA SAVUNMASI İÇİN DE 15 ASKER GÖNDERİRLER!
Benzer bir sonuç Yunanistan’ı da, Rum Kesimi’ni de yoklayacak. İsrail ile birlikte Akdeniz’de, Ege’de Türkiye’ye karşı cephe kuran bu ülkeler, çok ağır fatura ödeyecek. O zaman İsrail onları savunamayacak. Bugün YPG’yi savunmadığı gibi.
O zaman Avrupa da onları savunamayacak. Bir taraftan Rusya ile savaş haline sürüklenirken diğer taraftan ABD ile arası bozulan Avrupa, Grönland’ı bile koruyamıyor.
O zaman yapacakları şey aynen şu: Grönland’a 15, üç, beş asker gönderdiler. Yunanistan’a 50 asker, Rum Kesimi’ne de bir asker gönderirler. Bu arada Adalar çoktan el değiştirmiş olur.
Neden böyle?
Çünkü İsrail bağlantılı bütün örgütler tasfiye ediliyor, YPG gibi. Çünkü İsrail ile ortaklık yapan bölge ülkeleri tasfiye ediliyor, BAE gibi.
Yunanistan ve Rum Kesimi de kendilerini PKK, YPG, BAE rolüne kaptırdılar. Aynı sonuç onları da bekliyor. Bölgenin yeni güç yapısını hiç anlamadılar, kendilerini ateşe attılar. İsrail Yunanistan cephesi de Akdeniz’e gömülecek.
.ABD ve İsrail PKK’yı neden sattı? Örgütler bitti, yeni hedef örgütleşen devletler olacak. Türkiye başardı, Erdoğan başardı. Erdoğan’ı tehdit edenler nerede? Elli yıllık bütün hesaplar sıfırlandı. “İmparatorluklar dönemi” başladı.
04:0022/01/2026, Perşembe
G: 22/01/2026, Perşembe
108
Sonraki haber
İbrahim Karagül
ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Artık YPG’ye ihtiyacımız yok” açıklamasından sonra Trump’ın da “Onara çok yardım ettik bir işe yaramadılar” mealindeki sözleriyle PKK/YPG fiilen bitti, tarih oldu.
On yıllardır Türkiye’yi meşgul eden, Suriye’nin parçalanmasının öncü gücü olan, ABD ve İsrail’in bölgedeki silahlı tetikçiliğini yapan, coğrafya istikrarsızlığının ana unsurlarından biri olan bir örgüt tarihe karıştı.
ABD’NİN YPG’YE VERDİĞİ SİLAHLARA, YÜZ MİLYONLARCA DOLARA NE OLDU?
ABD YOLSUZLUK SORUŞTURMASI AÇMALI!
Türkiye’de zaten bitmişlerdi. “Terörsüz Türkiye” projesi ile yeni bir döneme girilmişti. Şimdi “Terörsüz Bölge” projesi YPG’nin bu şekilde tasfiyesi ile başlıyor.
Zaten Suriye ordusu, birkaç günde PKK/YPG’nin (SDG) işgali altındaki hemen her yeri kurtardı. İki küçük bölge kaldı, orada da YPG hiçbir şekilde olamayacak.
Yıllardır ABD’nin örgüte gönderdiği binlerce TIR dolusu silahı, hava savunma sistemlerini, yüz milyonlarca dolar para yardımlarını hiçbir yerde göremedik. YPG’nin askeri olarak bir hiç olduğu ortaya çıktı.
Hiçbir yerde direnemediler, tutunamadılar. Ortada bir askeri varlık yokmuş, söylemler sadece balonmuş.
Peki ABD’nin gönderdiği silahlar nereye gitti? Yüz milyon dolarlar kimlere gitti?
Şimdi muhtemelen ABD bu sorunun cevabını arayacak. Belki de PKK/YPG üzerinden tarihin en büyük yolsuzluklarından biri yapıldı.
Bir soruşturma açılır, Suriye’de YPG ile birlikte hareket eden ABD askeri ve istihbarat unsurları bu soruşturmanın altında kalır.
ABD VE İSRAİL PKK’YI NEDEN SATTI?
İSRAİL BAYRAKLARI ASTILAR, HİÇBİR İŞE YARAMADI.
PKK çevrelerinde çok büyük hayal kırıklığı var. ABD’ye güvendiler, ABD bayrağı astılar. İlk fırsatta satıldılar, bir kenara atıldılar. İsrail’e güvendiler. İsrail bayrakları ile yürüdüler. İlk krizde İsrail onları sattı, hiçbir şey yapmadı, daha doğrusu yapamadı. Bu son anlarında bile İsrail’e yalvardılar, yardım beklediler. Ama o yardım artık hiç gelmeyecekti.
İsrail’in bu aşamadan sonra İran’ı dağıtması, PKK’yı Türkiye sınırında silahlı güç olarak kullanması, terör üzerinden bölge ülkelerine şantajlar yapması imkânsız. İsrail’in gücü sınırlandı, hareket alanı daraldı.
İSRAİL PANİKTE!
İSRAİL-YUNANİSTAN CEPHESİ DE ÇÖKECEK.
İsrail’in şu an panikte olduğu ortada. Bütün bunlar olurken İsrail can havliyle Yunanistan’a koştu, oradaki cepheyi güçlendirmeye çalıştı.
Ama bu cephe de çökecek, Yunanistan ve Rum Kesimi enkaz altında kalacak. Suriye bütünlüğü tamamlandığında İsrail’in vekil güçleri için tarih tamamen bitmiş olacak.
Dikkat edin, en önemli ortağı BAE ile birlikte, Yemen’de, Sudan’da yaptığı her şey çöküyor. Açtığı her cephe dağıtılıyor. BAE ile birlikte YPG üzerinden Türkiye’yi kışkırtıyordu, o silah elinde patladı.
Hele Güney cephesindeki sorunları tamamlansın, sıra Yunanistan’la kurduğu cepheye gelecek.
O zaman “Adalar” ne oluyormuş, kimler fatura ödüyormuş göreceğiz. Trump Grönland’a el koyuyorsa Türkiye de Anadolu’nun doğal uzantısı olan ve haksız biçimde el konulan adaların anavatana dönüşünün kapıları da açılacak. Şaşırmayın, yadırgamayın, bunlar olacak.
PKK’NIN BAŞINA NE GELDİYSE “SİYASİ TERÖRİZM”İN BAŞINA DA O GELECEK.
PKK/YPG’nin yaşadığı trajik son, sadece onları ilgilendiren bir mesele değil. Coğrafya ölçekli bir dönüşümün ilk adımlarıdır. Çok daha kapsamlı, bölgesel etkileri olan bir dönemin kapıları böyle açıldı. ABD ve İsrail adına vekalet savaşları verenlerin tamamını ilgilendiriyor.
Bu sonuç ister terör örgütü olsun ister siyasi parti olsun hepsinin başına gelecek. İçeride “siyasi terörizm” cephesi kuranların arkasında Avrupa ve ABD olmayacak. İsrail olamayacak. Sıra Türkiye’yi, anavatanı içeriden vuranların tasfiyesine gelecek.
DEVLETLER BİLE TEHLİKEDE.
SİZ HALA PKK KONUŞUYORSUNUZ!
Coğrafyamızda örgütler dönemi kapandı. Vekalet güçler üzerinden ülkeleri istikrarsızlaştırma, işgal dönemleri kapandı. Dahası, “örgütleşen devletler” dönemi de kapandı. Artık onların da bir gücü, etkisi olmayacak. BAE’nin düştüğü duruma bakın, Yunanistan’ın düşeceği durumu izleyin.
Öyle bir dünyanın kapıları aralandı ki artık her ülke ya “yeni imparatorluklar”a katılacak ya da yok olacak. Bırakın örgütleri, devletler bile tehlikede. AB üyesi Danimarka’nın, Grönland yüzünden düştüğü duruma bakın.
Bugün “Grönland’ı alacağım” diyen yarın buna karşı duran Danimarka’yı tehdit edecek. AB üyelerinin bu ülkeyi savunmak için en fazla 15 asker gönderebildiği bu yeni dünyaya uyanının. Siz hala PKK, YPG konuşuyorsunuz.
BİN YILLIK SİYASİ GENETİĞİN COĞRAFYAYA DÖNÜŞÜDÜR BU.
“21. Yüzyılın sürprizi Türkiye olacak” derken bunu algılayamayanlar, bu yeni dünyanın gerçeklerini de kavrayamayacak. Batı vesayetini üstünden atan Türkiye’nin, yüz yıl sonra tarihe ve coğrafyaya dönüşünün önünde engel olamayacak. Selçuklu, Osmanlı, Türkiye “devletler sürekliliği”nin, taşıdığı siyasi genetiğin tarih ve coğrafya inşa etme gücünü göremeyecek.
İşte “göremeyenlerin” tasfiye olduğu, tarih dışına itildiği döneme girdik. Coğrafya parçalanmasına alışkın olanlar, coğrafya bütünleşmesinin 21. yüzyıl dünyasının nasıl formatlayacağına tanık olacak.
TÜRKİYE EKSENİ VE SÜPER KUŞAK GELİYOR.
ELLİ YILLIK HESAPLAR SIFIRLANDI.
“Türkiye Ekseni”, “Türkiye Yüzyılı” söylemlerinin içeriye satılan söylemler olduğunu sananlar büyük hata etti. Karabağ’da, Libya’da, Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, Orta Afrika’da, Orta Asya’da, Balkanlar’da “Süper Kuşak” için, milletler ortaklığı için, coğrafya ortaklığı için ilk adımlar atıldı.
Bundan sonra çok daha keskin sonuçlara tanık olacağız. Çok daha büyük cümlelerle sınanacağız.
PKK/YPG’nin tasfiyesi, 1980’lerden bu yana, Soğuk Savaş’ın bitmesinden bu yana ABD ve Avrupa’nın bizim coğrafyada sürdürdüğü bütün hesapların sıfırlanmasının göstergesidir.
Bu tasfiye on yıllardır bölgemizi mahveden projelerin tabutuna çakılan son çividir. “İslam’la Savaş” söylemi ile ülkelerin parçalanması dönemi kapanmıştır.
TÜRKİYE TEMİZLENDİ.
SURİYE TEMİZLENDİ.
BÜTÜN BÖLGE TEMİZLENECEK!
Suriye’de yapılan, Yemen’de yapılan, Sudan ve Somali’de yapılacak olan her şey, coğrafya entegrasyonu için olacaktır.
PKK, DAEŞ, Eş-Şebab ve daha niceleri için, coğrafyaya hükmetmek isteyenlerin desteği kesilecek, onlar için tarih bitecektir.
Çünkü onlar, Sovyetleri çökerttikten sonra bu örgütleri kurdular, bu örgütler üzerinden yeryüzünün merkezine yerleşmeye çalıştılar. İşte o sistem bugün Suriye’de çöktü.
Terör ve örgütler Türkiye’den temizlendi. Suriye’den temizleniyor. Birçok ülkeden temizlenecek.
Çünkü artık onları finanse eden güçler kalmadı, kalmayacak. Avrupa’nın büyük sorunları var. ABD’nin başka öncelikleri var. İsrail’in varoluş krizleri var.
Öyleyse bu yeni dünyayla uyanmanın, sonraki adımları iyi ölçmenin, küresel güç matematiğindeki değişimleri iyi izlemenin vaktidir.
İMPARATORLUKLAR, “PATRON DEVLETLER” DÖNEMİ BAŞLADI.
Artık küresel sistem yok. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ulus-üstü kurumlar tükendi. Bildiğimiz dünya yıkıldı. Yenisi kuruluyor. Bu yeni dünyada “Patron Devletler” hüküm sürecek.
İmparatorluklar hüküm sürecek. İmparatorluk geçmişi olan ülkeler büyüyecek. Küçük devletler bu imparatorluklara sığınarak ayakta kalacak. Bunu beceremeyenler tarihin yanlış sayfalarında yer alacak.
DÜN ERDOĞAN’I TEHDİT EDENLER NEREDE?
İsrail ve PKK Türkiye’nin güneyinde “Terör Koridoru” kurarken “Türkiye, intihar anlamına gelse bile buraya müdahale etmeli” diye yazıyorduk. Bu sözü “bizden bildiklerimiz” bile fazla buluyordu. Çünkü o tarihlerde böyle bir ihtimal görünmüyordu.
Hatta bizim gazetelerde yazanlar “Ne o, bizi Amerika ile mi savaştıracaksınız” diye yazılar yazıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarıyor, “Sakın böyle bir şeye girişme, ABD ile Türkiye karşı karşıya gelir” korkusu salıyordu.
BİZ DOĞRU YERDEYDİK ONLAR OKUYAMADI.
İMPARATORLUKLARDAN BİRİ TÜRKİYE OLACAK.
On yıl sonra geldiğimiz nokta bugündür. Tarihin akışını doğru okuyamayanlar, elli yıl öncesinde patinaj yapıp durdu. Geçmişe baktılar ama geçmişi bile doğru anlamamışlardı.
Oysa biz Selçukluyduk, Osmanlıydık. Biz tarihin kendisiydik. Coğrafya mimarıydık. Biz doğru yerde durduk, onlar yanlışta ısrar etti. O tehditlere korkutmalara yenilseydik, onlara inansaydık bugün Türkiye parçalanmıştı.
Türkiye yeni dünyanın imparatorluklarından, güç merkezlerinden biri olacak. Türkiye Ekseni dediğimiz çekim alanı gerçek olacak. Yarının coğrafya tarihi bu eksene göre formatlanacak.
Türkiye, büyük ortakları ile bir coğrafya kuşağı oluşmasına öncülük edecek. Bütün milletler için geleceğin kapıları böyle aralanacak.
ELLİ YILDIR YALAN SÖYLÜYORLAR.
ARTIK ONLAR DA “ÇÖP” OLDU.
Son elli yıllık Ortadoğu tarihi ve güç ekseni çöp oldu. Bu yabancı güç yapılanması artık yerlileşecek. Elli yıldır bu ülkede, AB sözcülüğü yapanların bugüne kadar anlattıklarının tamamı yalandı. Elli yıllık alanlar da çöp oldu.
O Avrupa’yı şimdi bir taraftan Rusya, diğer taraftan ABD sıkıştırıyor. O Avrupa’nın dünyaya söyleyebileceği tek söz kalmadığı gibi, onlar adına zihinlerimizi felç edenlerin de Türkiye’ye söyleyecek hiçbir cümlesi kalmadı.
İşte bu çevreler, on yıllardır içeride terörün de sözcülüğünü yapıyordu. Milli Devlet’le mücadele ediyor, Batı vesayetini savunuyor, PKK ve terör örgütlerini meşrulaştırıyordu. Dilinden “Osmanlı” ifadesini düşürmeyen bir muhafazakâr isim bile, onlarla aynı rolü üslenmişti.
“ACIMASIZ MÜCADELE” DEVAM EDECEK!
Suriye çok güçlü bir devlet olacak. Zengin bir devlet olacak. Refah toplumu olacak. Bu alanlarda Türkiye’nin en iyi ortaklarından biri olacak. Ve bu ortak şemsiye daha çok büyüyecek, genişleyecek. Türkiye-Suriye askeri ortaklığı Akdeniz’in en sağlam kalelerinden biri olacak.
Artık bu coğrafyada, etnik ve mezhep kimliği üzerinden iç savaşlara izin verilmemeli. Vekalet savaşı yürütenlere karşı “Acımasız Mücadele” kesintisiz devam etmeli.
Terör, ihanet, etki ajanlığı üzerine çok mert gidilmeli. Öyle sert fırtınalar esecek ki, zayıf mücadele şekli intihar haline gelecek. Devletin merkez iktidar alanı çok güçlendirilmeli, aynı güçte bölgesel ortak savunma kalkanları inşa edilmeli.
ERDOĞAN TARİH ÖNCÜSÜDÜR, YENİ COĞRAFYA MİMARIDIR.
Batı’nın bütün saldırılarına, bazı bölge ülkelerinin bütün engellemelerine, içerideki bütün saldırılara rağmen Türkiye başardı. Bu, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana en büyük zaferdir.
Ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan başarmıştır. O bir tarih öncüsüdür. Coğrafyayı toparlayabilecek tek kişidir. Ve bu yol yürünmektedir. Terörü silmiş, bölgeyi arındırmış, yeni çokuluslu ortak coğrafyanın temellerini atmıştır.
Artık Avrupa devri bitti. Artık onların harita masaları devrildi. Artık bizim devrimiz. Coğrafyanın ortak güç devri başladı. Bölgesel dayanışma ile yeni bir dünya inşa edilecek. Artık bize ait olan tarih başladı. Dost da düşman da bunu kabul etmeli.
Ve bu yeni dünyanın mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Yükseliş devrini o başlatmıştır. Tarih artık böyle akacak, böyle yazılacaktır.
Alkışlamaktan korkmayın! Zaferler dönemi başlamıştır
.
|
| Bugün 366 ziyaretçi (450 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|