 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
Yahudilik-Masonluk münasebeti (83)
Yesevizade Alparslan Yasa
21.10.2024 - 14:45
Yayınlanma
Bir Siyonist-Mason teşekkülü: Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği
Fransa’da, 1926 senesinde, Memleketin zirvesini işgâl eden bâzı Devlet Adamları tarafından, aynı zamânda Siyonizm-Masonluk berâberliğinin de alenî ve teşkîlâtlı bir tezâhürü olan bir Derneğe vücûd verilmişti: Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği (Association France-Palestine Amis du Sionisme)…
Farmason Cumhûr Reîsi Gaston Doumergue’in himâyesi altında, Pâris Meb’ûsu (müteâkiben Devlet Vekîli, Hâriciye Vekîli, Başvekîl, Senatör) Joseph Paul-Boncour (1873 – 1972) ile Rhône Meb’ûsu (müteâkiben Senatör) ve Sâbık Çalışma Vekîli (müteâkiben Sıhhiye Vekîli) Justin Godart’ın (1871 – 1956) öncülüğünde têsîs edilen Dernek, 1948’de İsrâil’in istiklâlini îlân etmesini müteâkib, Fransa-İsrâil Derneği ismini aldı. (Dernek’in kuruluş toplantısı, 23 Aralık 1925’te, Justin Godart’ın evinde yapılmıştı.) Yine 1948’de, bir başka dernek daha kuruldu: Fransa-İsrâil İttifâkı… 1987’de her iki Dernek Fransa-İsrâil General Kœnig İttifâkı Derneği ismiyle birleştiler. Dernek, hâlen de bu isimle faâliyetine devâm ediyor.
France–Israël-Alliance Général Kœnig Derneği’nin Sitesinde (https://franceisrael.fr/histoire/; 19.9.2024), Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği’nin têsîsi esnâsında hazırlanmış, Nizâmnâme, Fahrî Reîsler ve ilk Âzâları ihtivâ eden bir matbû sayfanın fotoğrafı bulunuyor. Nizâmnâmenin 1. Maddesinde, Dernek’in gâyesi belirtiliyor:
“Fransa-Filistin Fransız Siyonizm Dostları Komitesi’nin gâyeleri şunlardır: 1) Filistin’de bir Yahûdi Vatanı ihdâsının ortaya çıkardığı siyâsî, hukûkî, iktisâdî, ictimâî ve sâir mes’eleleri tedkîk etmek, hey’et-i mecmûası içinde Filistin mes’elesinin seyrini tâkîb etmek ve bu mevzûda Fransız efkârıumûmiyesi ile irtibâtı muhâfaza etmek; 2) Fransız Demokrasisinin Yakın-Şark’ın bu ehemmiyeti hâiz bölgesinin tanzîmi husûsunda kendine düşen rolü yerine getirmesini teşvîk etmek; 3) Fransa dâhilinde veyâ hâricinde aynı maksadla faâliyet gösteren başka derneklerle işbirliği yapmak. Dernek, bir müddet sınırı olmaksızın kurulmuştur. Merkezi, Pâris’de, Voltaire Rıhtımı 9 Numaradadır.”
France-Israël Sitesinin îzâhatına nazaran:
“Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği, bütün millî ve beynelmilel merciler nezdinde Yahûdi Milletinin Millî Vatanındaki mürûr-u zamâna uğramaz haklarının tanınmasını sağlamak için hiç bıkmadan gayret sarfetmiştir. (France-Palestine s’est efforcée inlassablement, dans toutes les instances nationales et internationales, de faire connaître les droits imprescriptibles de la nation juive sur son Foyer National.)”
Sayfanın başında, hâmî Cumhûr Reîsi Gaston Doumergue’in isminin altında, beş “Fahrî Reîs”in ismi görülüyor: Louis Barthou, Aristide Briand, Jules Cambon, Édouard Herriot, Paul Painlevé, Raymond Poincaré…
24 Âzâdan müteşekkil ilk İdâre Hey’etinde de Marius Moutet, Édouard Herriot, Paul Painlevé, Jules Cambon, Aristide Briand, Raymond Poincaré, Louis Barthou, Paul Langevin gibi siyâsetciler var.
Derneğin hâmîsi olan Cumhûr Reîsi Gaston Doumergue (1863 - 1937), 1901’de, Nîmes şehrindeki L’Écho du Grand Orient (Meşrik-ı Âzam’ın Yankısı) Locası’nda tekrîs edilmiştir. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Gaston_Doumergue; 22.9.2024)
Jules Cambon ve Aristide Briand’ın Masonluğundan yukarıda bahsetmiştik.
Aynı listedeki Joseph Paul-Boncour, Justin Godart, Édouard Herriot, Paul Painlevé ise, “Önlüksüz Mason”durlar. Yânî Localarda dâvet üzerine konferans veren Mason sempatizanları…
İlk Âzâlar listesinde, birçok isim hâssaten dikkat çekiyor: Senatör, Sâbık İcrâ Vekîli A. Monzie, Sâbık İcrâ Vekîli, Beynelmilel Emek Bürosu Müdürü Albert Thomas, Sosyalist Lider, Meb’ûs, bilâhare birkaç def’a Başvekîl, Hâriciye Vekîli Léon Blum (1872 – 1950), bilâhare Fransız Komünist Partisi Âzâsı ve İnsan Hakları Birliği Reîsi Prof. Paul Langevin, İstînâf Mahkemesi Avukatı ve À Travers la Palestine juive (Yahûdi Filistin’ine Seyâhat) kitabının (1925) müellifi Fernand Corcos, (muhtelif Devlet ve ilim adamları ile edîblerin makâlelerini neşreden haftalık fikir mecmûası) L’Europe nouvelle Umûmî Kâtibi Roger Lévy, Fransız Cem’iyet-i Akvâm Derneği Umûmî Kâtibi Jules Prudhommeaux, Beynelmilel Cem’iyet-i Akvâm Dernekleri İttihâdı Umûmî Kâtibi P. Ruyssen, Siyonist Teşkîlâtı İcrâ Komitesi Murahhası V. Jacobson…
resim2_1f2989e054b9d4a34466facbdda1d332.jpg
(https://franceisrael.fr/histoire/; 19.9.2024)
III. Cumhûriyet Rejiminin Farmason veyâ “Önlüksüz Mason” bir Devlet Adamı kadrosu tarafından Ocak 1926’da têsîs edilen Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği’nin Nizâmnâmesi ve (sayfanın başında) Hâmînin, Fahrî Reîslerin, İdâre Hey’eti Reîs ve Kâtibinin, ilk Âzâların isimleri…
***
Siyonizm ve Kemalizmin harâretli destekcisi bir “Önlüksüz Mason”: Édouard Herriot
Mezkûr Dernek’in Fahrî Reîslerinden ve mâhir stratejist, sahte Türkperver, Farmason, Siyonist Moïse Cohen’in (nâmıdîğer, “Munis Tekinalp”) Le Kémalisme kitabına (Pâris: Librairie Félix Alcan, 1937) bir takrîz yazan Édouard Herriot’yu (Troyes, 5.7.1872 – Saint-Genis-Laval, 26.3.1957), Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın 1924 İctimâında, İctimâ Reîsi şu sözlerle medhediyordu:
“Müsâade ederseniz, çalışmalara başlamadan evvel, buradan, büyük vatandaş Herriot’ya Masonluğun selâmlarını göndermek isterim. O ki, Mason olmamakla berâber, bizim masonî düşüncemizi hayâta ne güzel tatbîk ediyor (quoique n’étant pas fran-maçon, traduit si bien dans la pratique notre pensée maçonnique)!” (Compte Rendu –Zabıtlar-, p. 15; Coston 1970: 25)
İşte “Önlüksüz Mason” olmak böyle bir şey!
Édouard Herriot’nun Tekinalp’in Le Kémalisme kitabına “Mukaddime”si, baştan sona, Laik, Avrupacı, Şahısperest Kemalizme övgü doludur:
“Türk Milleti, o Garb Medeniyetinin teâmül ve umdelerine ânî bir hamleyle boyun eğdi. İstanbul’da sür’atle Asya Yakasından Avrupa Yakasına geçer gibi kolaylıkla Garb Medeniyetini benimsiyor. Bu bir mûcize mi? Hayır, mûcizeden ziyâde irâdî, önceden düşünülmüş, mantık üzerine kurulu ve Millet sevgisinden mülhem bir eser… (Aux usages et aux principes de cette civilisation occidentale, la nation turque se soumet d’un élan soudain. Elle se convertit à l’Occident avec la même rapidité qu’à Istanbul on passe de la côte d’Asie à la côte d’Europe. Miracle, dira-t-on. Bien plutôt œuvre voulue, préméditée, fondée sur la logique et inspirée par l’amour du Peuple.)” (p. VII)
“Osmanlı İmparatorluğu’nun, Hilâfet ve Saltanatın harâbeleri üzerinde, demokratik ve laik bir cumhûriyet, bir nizâm ve terakkî rejimi yükseliyor (Sur les ruines de l’Empire ottoman, du Califat et du Sultanat, s’est installée unu république démocratique et laïque, un régime d’ordre et de progrès).” (p. VIII) İlh…
Kemalizm kadar Siyonizmin de pek harâretli bir destekcisi olan Herriot, Fahrî Reîslerinden olduğu Fransa-Filistin Fransız Siyonizm Dostları Komitesi’ne, iştirâk edemediği bir toplantısı sebebiyle şu mâzeret ve destek mesajını göndermişti:
“Bâzı siyâsî mâniler sebebiyle, Fransa-Filistin Komitesi’nin bu akşamki toplantısına iştirâk edemediğim için fevkalâde müteessirim. Orada, yeni bir milletin, Avrupa’nın İngiliz Mandası altında kendilerine bahşettiği hürriyetten en güzel meyvaları devşirmek ve en kıymetli nümûneleri ortaya çıkarmak için, bütün gencliği, bütün ferdleriyle nasıl derhâl büyük bir heyecânla çalışmıya koyulduğunu düşündüğümde duyduğum hayrânlık ve îtimâd hissini bizzât ifâde etmek isterdim. (Je déplore que les obligations politiques m’empêchent d’assister ce soir, à la séance de France-Palestine. J’aurais aimé proclamer moi-même le sentiment d’admiration et de confiance qui m’anime lorsque je considère avec quelle ardeur tout un peuple nouveau, toute une jeunesse s’est mise, sur le champ, à la tâche pour tirer de la liberté que l’Europe leur a, sous le mandat anglais, octroyée, les fruits les plus beaux et les plus valeureux exemples.)
“Fransa’nın, bu tekrâr inşâ edilen memlekette Sürgün Oğullarının vücûda getirdiği eserlere lâkayd kalması imkânsızdır. Fransa’da doğan Yahûdilerin 1789 İhtilâli’nden beri zâten sâhib oldukları haklara, yânî o en kıymetli hazîneye de bundan böyle sâhib olan bu yeni Millete karşı kardeşlik hislerinin tezâhürlerini kayıdsız, şartsız ortaya koyacakların ilk sırasında Fransa Yahûdilerinin yer almaması düşünülemez. (Il est impossible que la France se désintéresse de ce que sont en train de faire dans ce pays reconstitué les fils de l’exil. Jouissant désormais du bien le plus précieux, de celui que les Juifs nés en France possèdent depuis la Révolution, il serait inconcevable que ceux-ci ne soient pas les premiers à leur promettre, à leur donner le témoignage de leur franternité sans réserve.)
“Bunları, hem Meb’ûs, hem de Millet Meclisi Reîsi sıfatıyle söylüyorum. Üniversite Hocası sıfatıyle de şunu söyliyeceğim: Fransa, Şark’ın kapılarındaki genc Kudüs Üniversitesi’nden himâye ve desteğini esirgemiyecek Devletlerin ilk sırasında bulunmayı kendisi için şeref saymalıdır. (Je dis cela comme député et président de la Chambre. J’ajouterai comme universitaire que la France doit tenir à honneur d’être au premier rang des nations qui se préparent à accorder à la jeune Université de Jérusalem, aux portes de l’Orient, leur patronage et leur appui.)” (-Tunus’ta münteşir- Le Réveil juif; Journal Hebdomadaire de Défense et d’Informations Juives, 16.4.1926, p. 1)
resim3_efba023adb30ae4a3a2cc4c584d499b2.png
(https://www.europeana.eu/et/item/9200518/ark__1214... 26.9.2024)
(https://www.bridgemanimages.com/en/unknown-artist/... 23.9.2024)
31 Temmuz 1926 târihli Le Monde Illustré mecmûasında, Raymond Poincaré Riyâsetinde, Siyonizm destekcisi Meşrik-ı Âzam Hükûmeti (26.7.1926 – 6.11.1928)… Soldan sağa, 1. sıra: Hâriciye Vekîli Aristide Briand, Başvekîl ve Mâliye Vekîli Raymond Poincaré, Cumhûr Reîsi Gaston Doumergue, Adliye Vekîli Louis Barthou, Emeklilik Vekîli Louis Marin, 2. sıra: Maârif ve Güzel San’atler Vekîli Édouard Herriot, Harbiye Vekîli Paul Painlevé, Dâhiliye Vekîli Albert Sarraut; 3. sıra: Bahriye Vekîli Georges Leygue, Müstemlekeler Vekîli Léon Perrier, Ticâret, Sanâyi, Posta ve Havacılık Vekîli Maurice Bokanowski, Îmâr Vekîli André Tardieu, Zirâat Vekîli Henri Queuille, Çalışma, Sıhhat ve İctimâî Muâvenet Vekîli André Fallières…
Ya tekrîs edilmiş Farmason, ya da aynı zihniyette “Önlüksüz Mason” ve hepsi de Siyonizm destekcisi!
***
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (84)
Yesevizade Alparslan Yasa
23.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
Filistin'de, Ağustos 1929'da, Arablar ile işgâlci Siyonistler arasındaki şiddetli çatışmalar üzerine, İngiltere, Filistin'e Yahûdi muhâceretini tahdîd etmişti.
Siyonizm destekcisi bir başka “Önlüksüz Mason”: Paul Painlevé
Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği Fahrî Reîslerinden “Önlüksüz Mason”, Riyâziye Profesörü Paul Painlevé (Pâris, 5.12.1863 – a.y., 29.10.1933), III. Cumhûriyet’in önde gelen siyâsî sîmâlarından biriydi : Maârif (29.10.1915 – 12.12.1916), Mâliye (29.10 - 22.11.1925), Harbiye (20.3 – 13.11.1917; 17.4 – 27.10.1925; 28.11.1925 – 22.10.1929), Havacılık (13.12.1930 – 22.1.1931; 3.6.1932 – 28.1.1933) Vekîllikleri yanında, iki def’a, kısa müddetle Başvekîllik (12.9 – 13.11.1917; 17.9 – 22.11.1925) ve yine kısa müddetle Millet Meclisi Reîsliği (19.6.1924 – 21.4.1925) yaptı. Siyâsî kariyerine ilâveten, 1923’ten îtibâren ölümüne kadar, yânî on sene, İlimler Akademisi Reîsliğini deruhde etti. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Painlev%C3%A9; 26.9.2024)
Filistin’de, Ağustos 1929’da, Arablar ile işgâlci Siyonistler arasındaki şiddetli çatışmalar üzerine, İngiltere, Filistin’e Yahûdi muhâceretini tahdîd etmişti. Fransa Siyonist Genclik İttihâdı, bu tahdîd karârını protesto etmek için, 26 Şubat 1932’de, Pâris’de, Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği müessis ve idârecilerinden, Senatör ve Sâbık icrâ Vekîli Justin Godart’ın riyâsetinde, büyük bir nümâyiş tertîb etti. Bu nümâyişe iştirâk eden Sâbık Başvekîl Paul Painlevé, îrâd ettiği nutkunda, İngiltere’nin aldığı tahdîd tedbîrini takbîh ediyor, İngiltere’nin esâs vazîfesinin Yahûdi Vatanı’nın inşâsı uğrunda çalışanların emniyetini têmîn etmek olduğunu ileri sürüyor ve Siyonistleri, yılmadan, yollarına devâm etmiye teşvîk ediyordu:
“…Balfour meşhûr mektubunu kaleme aldığı zamân, asırların adâletsizliğini tashîh eden bu vesîkanın altına memnûniyetle ben de imzâmı atıyordum. (Lorsque Balfour rédigea sa lettre célèbre, j’apposais avec satisfaction ma signature en bas de ce document, qui redressait l’injustice des siècles.)
“Manda Hükûmetinin birinci vazîfesi, himâye etmekle mükellef olduklarının emniyetini têmîn etmekdir: 1929 senesinin sahneleri bir daha tekrârlanmamalıdır, tekrârlanması kabûl edilemez. (Le premier devoir de la puissance mandataire est d’assurer la sécrutié de ceux qu’elle est appelée à protéger: les scènes de 1929 ne peuvent et ne doivent pas se reproduire.)
“Sizler Filistin’de aslâ mahvolmıyacak hârikulâde bir eser gerçekleştirdiniz! Muhakkak ki mânialar çoğalıyor; lâkin siz onların üstesinden gelirsiniz! Şimdi Filistin’in kapıları size kapatıldı: Bu adâletsizliğin giderilmesi lâzımdır. (Vous avez réalisé en Palestine une œuvre merveilleuse qui ne périra jamais; certes, les obstacles se multiplient, mais vous les surmonterez. On vous a fermé les portes de la Palestine: c’est une injustice qu’il faudra réparer.)
Mezkûr nümâyişin açış nutkunu îrâd eden Justin Godart da benzeri şeyler söylüyordu:
“Fransa, Yahûdi Milletine karşı taahhüdlerine sâdık kalacaktır… Siyonizme sâdık kalacaktır… Siyonizmin Filistin’de inşâ ettiği hayrânlık verici eser, bir grup siyâsetcinin kör fanatizmi yüzünden mahvolamaz! 1929’un fecî ve menfûr hâdiselerinin [mahdûd] çapının da isbât ettiği vechiyle, Arab kitlesi, Yahûdi rencberlerine düşman değildir. (La France restera fidèle à l’égard du peuple juif, aux obligations qu’elle a prises… Elle restera fidèle au Sionisme… L’œuvre admirable que le Sionisme a créée en Palestine ne pourra périr
à cause du fanatisme aveugle d’un groupe de politiciens: la masse arabe n’est pas hostile aux colons juifs ainsi que la portée des évènements tragiques et horribles de 1929 l’a démontré.)” (-Kâhire’de münteşir- Israel; hebdomadaire juif indépendant –İsrâil; Haftalık Müstakil Yahûdi Gazetesi-, 18.3.1932, p. 2)
İnsan, her şeyden evvel hakîkate kıymet vermez ve bir fikre şartlanırsa, vâkıaları böyle tahrîf eder, akıl-iz’ân dışı olarak, şeytânî mantıkla, Siyonistlerin iki bin senedir yaşamadıkları bir beldede onlara mürûr-u zamâna uğramaz târihî haklar tanır, o beldede yaşıyan insanları orayı istîlâ etmiş haşerât gibi görür ve onları toptan imhâ etmek için girişilen her çeşid câniyâne hareketi meşrû sayar! Ne yazık ki ilim adamları dahi, kendilerini ahlâksız siyâsete kaptırıp ilim ahlâkına ihânet edebiliyor, “ilim adamı” îtibârını jenosid cürmüne dahi âlet edebiliyorlar!
Kâhire’de, gâfil Müslümanların nazarları altında neşredilen birkaç Siyonist gazetesinden biri olan Israël’in Pâris’deki nümâyişe dâir haberinin altında, “Asrî Bir Purim” başlığıyle yorumlanarak verilmiş bir haber var: Almanya’da yapılan 13 Mart 1932 Seçimlerini Hitler değil de Hindenburg’un kazanması sevincle karşılanıyor, fakat tehlikenin devâm ettiğine dikkat çekiliyor… Hitler, Ester Kitabı’ndaki Haman’a benzetiliyor ve onun mağlûb olması asrî bir Purim bayramı sayılıyor… Bu yorumun en dikkate şâyân tarafı ise, daha 1932’de, Siyonistlerin, Hitler’in Yahûdileri toptan imhâ gâyesinin olduğunu iddiâ etmeleri:
“Asrî Haman’ın ismi Hitler’dir. Onun gâyesi, Almanya’da ikâmet etmek bedbahtlığına uğramış Yahûdileri toptan imhâ etmekden başka bir şey değildi. [Mağlûb olduğu için, gâyesini gerçekleştiremiyeceği düşünülüyor ve bu yüzden geçmiş zamân kullanılıyor.] […] Binâenaleyh gâyesi meydandaydı: Yahûdileri topluca katletmek, menkûl ve gayr-i menkûl mallarını ele geçirmek… Ona göre, böylece altı milyon Alman işsizini zenginleştirmek gibi bir netîce elde edecekmiş… Neyse ki halkta yeteri kadar aklıselîm ve basîret kaldığı için bu şeytânî plan bozuldu! […] Asrî Haman’ın da evvelkiyle aynı âkıbete uğramasını ümîd ediyoruz. (Le Haman moderne s’appelle Hitler. Son but n’était rien moins que l’extermination des Juifs qui ont le malheur d’habiter en Germanie. […] Son dessein était donc clair et net: massacrer les Juifs, s’accaparer de leurs biens, meubles et immeubles, ce qui aurait eu pour résultat, d’après lui, d’enrichir les six millions de chômeurs allemands. Heureusement qu’il restait chez le peuple assez de bon sens et de clairvoyance pour déjouer ce dessein diabolique. […] Nous espérons que le Haman moderne aura le même sort que son prédécesseur.)”
“Hitler ve Naziler tarafından, evvelden planlanmış olarak, altı milyon Yahûdinin imhâ edildiği” yalanı böyle başladı! Öyle ya, her hâl ve şartta onlar dâimâ mazlûmdur; zâlim dâimâ başkalarıdır! Ya Kaufman Planı: Germany must perish! Ya Dersden katliâmı? Ya Allâh’ın her günü Moskova Radyosu’ndan “İyi Alman, ölmüş Almandır!” sloganını haykıran Yahûdi-Sovyet propagandacısı İlya Ehrenburg? Ya on milyonlarca insanı Sovyet temerküz kamplarında imhâ eden Bolşevik Yahûdiler? Ya bir buçuk asırdır Filistinli jenosidi cürmünü işliyen Siyonistler?
Farmason Devlet Adamı Aristide Briand, Kemalizm gibi, Siyonizmi de destekliyordu
Garb Âleminin Siyonizme büyük hizmetleri dokunmuş Devlet Adamlarına câlib-i dikkat bir misâl de Aristide Briand’dır.
Farmason Devlet Adamı Aristide Briand, Kemalist İhtilâl Hareketinin önünü açan Ankara Îtilâfnâmesi’yle Kemalizme pek büyük yardımda bulunmuştu. Siyonizme duyduğu sempati ve ona verdiği destek, daha da büyükdü: Siyonizmin hem Fransa’da, hem beynelmilel siyâset sâhasında harâretli bir müdâfii oldu; Siyonizme teveccühünü her fırsatta mlüşahhas olarak ortaya koymaktan çekinmedi.
Hâriciye Vekîli sıfatıyle, 22 Ekim 1926’da, Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı Reîsi Chaim Weizmann’ı kendi makâmında kabûl etmiş, yarım sâatten fazla süren bu görüşme esnâsında, Weizmann, Filistin’de Yahûdi Vatanı’nın inşâsı ile alâkalı mes’eleleri îzâh etmiş, Briand, verilen îzâhatı can kulağıyle dinlemiş, Siyonizme ve Yahûdi Vatanı’na duyduğu candan sempatiyi dile getirmişti. (M. Briand a pris un vif intérêt à l’exposé du Dr Weizmann et lui a donné l’assurance de sa profonda sympathie pour le Sionisme et le Foyer National.) Bu haberi veren Yahûdi Telegraf Ajansı, Briand’ın Weizmann tarafından yapılan teklîfleri de tasvîb ettiğini bildirmiş, fakat bunların mâhiyetini açıklamamıştır. Weizmann’ın refâkatinde Meb’ûs Léon Blum da bulunmakta idi. (“A. Briand, Filistin’de gerçekleştirilen Yahûdi eseri için duyduğu sempatiyi dile getirdi”, -Kâhire’de münteşir- L’Aurore, Journal d’Informations Juives – Şafak; Yahûdilere Dâir Haberler Gazetesi- , 5.11.1926, p. 2)
Aristide Briand, en son 23 Temmuz 1926 ilâ 12 Ocak 1932 târihlerinde Hâriciye Vekîlliği yaptı. Ölümünden (7 Mart 1932) iki ay kadar evvel II. Pierre Laval Hükûmetinde (13.7.1931 – 12.1.1932) değişiklik yapılarak III. Pierre Laval Hükûmeti(14.1 – 16.2.1932) teşkîl edilmiş, Briand bu pek kısa ömürlü Hükûmetin dışında kalmıştı. Bunun üzerine, Fransa-Filistin Fransız Siyonizm Dostları Komitesi Reîsi, Sâbık Çalışma Vekîli Justin Godart, kendisine, bir mektubla, Siyonizme hizmetleri sebebiyle harâretle teşekkür etmişti:
“Muhterem Reîs Bey,
“Fahrî Reîsimiz olmanızdan şeref duyan Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği’nin, Hâriciye Vekîlliğinden ayrılmanızdan duyduğu derin üzüntüyü bu mektubla size bildirmek istiyoruz.
“Filistin’de bir Yahûdi Millî Vatanı kurulması fikrini sempatiyle karşılıyarak, başlıca gâyesi, Yahûdi ve Siyonist Âleminde Fransa’ya lâyık olduğu mânevî ve fikrî têsîri sağlamak olan Derneğimize âzâ olanlar arasında siz ilklerden birisiniz. Âzâ olmakla verdiğiniz pek kıymetli destek sâyesindedir ki Derneğimiz sür’atle faâliyete geçmiş ve büyük muvaffakıyetler elde etmiştir. Bunun için size bir kerre daha teşekkür ederek… İlh… (Parmi ceux qui, en France, ont témoigné effectivement leur sympathie à l’idée du Foyer National Juif et ont adhéré à notre Association, dont le but principal est d’assurer à la France, dans le monde juif et sioniste, l’influence morale et intellectuelle qui lui revient, vous avez été un des tout premiers. Et c’est gnâce à l’appui inappréciable de votre adhésion que notre Association a pu réaliser si rapidement le grand élan de son action et les succès de son activité. En vous remerciant encore une fois…)” (-Kâhire’de münteşir- L'Aurore, Journal d'informations juives, 4.2.1932, p. 2)
Aristide Briand, Justin Godart’ın teşekkür mektubundan da anlaşılacağı vechiyle, kuvvetle desteklediği Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği’nin İdâre Hey’etine, Derneğin têsîsini müteâkib gönderdiği aşağıdaki mesajda, Filistin’de bir Yahûdi Millî Vatanı ihdâsının, Yahûdi aleyhdârlığına karşı zarûrî bir tedbîr olduğunu iddiâ ediyordu:
“Hiç şüphesiz arzûya şâyândır ki Yahûdiler, sık sık mârûz kaldıkları sûimuâmelere karşı Filistin’de bir melcê, hâtıralarını ve ümîdlerini yaşatabilecekleri bir Millî Vatan bulabileceklerini bilsinler! Bu husûsu San Remo’da dile getirdik. Yine orada şunu da söyledik: (Mâmâfih sanki bu tehdîd ortadan kalkmamış gibi onu tekrâr etmiye ihtiyâc var mı?) Yahûdilerin Filistin’i yerli halkın aleyhine olarak bir Yahûdi Devleti hâline getirmeleri ve bugün veyâ ileride, bu memleketin Hıristiyanları ile Müslümanlarına medenî ve siyâsî haklar sâhasında müsâvât tanımamaları anlaşılmaz bir tavır olurdu; hâlbuki son sulh muâhedeleri, 1914 evvelinde onlara bu haklarda müsâvâtı tanımıyan memleketlerde de onu artık têmînât altına almış bulunuyorlar… (Il est certainement désirable que les Juifs sachent qu’ils pourront trouver en Palestine un refuge contre les mauvais traitmenets qui trop souvent les accablent, un foyer national pour abriter leurs souvenirs et leurs espérances: nous l’avons dit à San-Remo. Nous y avons dit aussi –mais est-il besoin de le redire, comme si cette menace n’était pas écartée?- que nous ne comprendrions pas que les Juifs voulussent faire de la Palestine un État Juif au détriment des autochtones, ni refuser, aujourd’hui ou plus tard, aux chrétiens et aux musulmans de ce pays l’égalité de droits civils et politiques que les traités de paix leur ont garantis à eux-mêmes dans les États qui la leur refusaient avant 1914.
yesevizade_1702893f3a588f2bac765154fc26da03.jpg
(Le Réveil juif; Journal Hebdomadaire de Défense et d’Informations Juives, 16.4.1926, p. 1)
Tunus’ta münteşir, haftalık Le Réveil juif gazetesinin ilk sayfasının iki tarafında, Édouard Herriot ile Aristide Briand’ın Siyonizme desteklerini ifâde eden ve burada tam metin hâlinde asıllarını ve tercümelerini verdiğimiz mesajları yer alıyor…
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (85)
Yesevizade Alparslan Yasa
25.10.2024 - 12:35
Yayınlanma
“Filistin’de Millî Vatan, aslında kendi başına iyileşebilecek bir derde, şüphesiz henüz kusûrsuz değil, ama elzem bir dermândır. Evet, aslında kendi başına iyileşebilecek bir derde: Şâyed hiçbir Devlet Yahûdiler ile dîğer vatandaşları arasında tefrîk yapmasaydı… Şâyed bütün Yahûdiler yerleştikleri Devletlerde kendilerini oranın vatandaşları olarak görmiye hazır olsalardı… Şâyed 1897’de Pâris’de toplanan Sanhedrin’in [Hahamlar Meclisi’nin] dersleri dünyânın her yerinde anlaşılmış olsaydı… Kısaca, şâyed herkes İmparator I. Napolyon’un şu çarpıcı sözüne katılmış olsaydı: ‘Yahûdilere Kudüs’ü Fransa’da buldurmak istiyorum’… Binâenaleyh [size Millî Vatan fırsatını veren] demokrat milletler, bu âlîcenâb tecrübeye teşebbüs etmek istediğiniz için sizi ancak övebilir ve gayretlerinizi tâclandıran muvaffakıyetleriniz için kendilerini tebrîk edebilirler. (Le foyer national est un remède, encore imparfait sans doute et pourtant nécessaire, à un mal qui se serait guéri de lui-même si aucun État n’avait fait de différence entre ses resortissants juifs et les autres, si tous les Juifs s’étaient montrés prêts à se considérer comme citoyens des États où ils s’étaient établis; si les enseignements du Sanhédrin réuni à Paris en 1807, avaient été partout compris, bref, si tout le monde s’était rallié à la saisissante formule de l’Empereur Napoléon I: ‘Je veux faire trouver aux Juifs Jérusalem dans la France’. Les nations démocratiques ne pourront donc que vous louer d’avoir voulu tenter cette généreuse expérience et se féliciter du succès qui déjà couronne vos efforts.)
“Siz, Kudüs’ü Fransa’da bulmuş Fransız Yahûdilerinin ve onlarla berâber sâir Fransızların hepsinin, böyle bir saâdete nâil olamayıp kadîm Kudüs’e dönmek mecbûriyetinde kalan İsrâil Oğullarına yardım etmelerini temennî etmekte haklısınız. [Bu cümlenin Fransızcası bozuktur; biz ondan anladığımızı muntazam bir cümleyle ifâde etmiye çalıştık. Fransızca cümledeki “sachant” “participe présent”ı “sachent” “subjonctif”i olsa gerek…] (Vous avez raison de souhaiter que les Juifs français, qui ont trouvé Jérusalem dans la France, et avec eux tous les autres Français, sachant aider de leur secours ceux des fils d’Israël qui n’ayant pas eu ce bonheur, ont dû se retourner vers la Jérusalem antique.)” (-Tunus’ta münteşir- Le Réveil juif; Journal Hebdomadaire de Défense et d’Informations Juives, 16.4.1926, p. 1)
İkiyüzlü olduğu için tenâkuzlarla mâlûl bir muhâkeme! Filistin’de bir “Yahûdi Millî Vatanı” ihdâs edilecek, fakat bir “Yahûdi Devleti” kurulmıyacakmış! Filistinlilerin vatanını gasbederek orada bir Yahûdi Vatanı inşâ eden Siyonistler, yerli halkın haklarına riâyet edeceklermiş! Her Devlet, Siyonist vatandaşlarıyle dîğerleri arasında tefrîk yapmasaymış! Hâlbuki her milletten görünüp kendilerinden başka hiçbir milletten olmıyanlar onlardır; öyleyse tefrîk yapmıyan Devlet, kendi kuyusunu kazmış olur! Dahası, onlar, kendilerini Yahûdi aleyhdârlarının şerrinden kurtaracak bir melcê olacağı için değil, “Mesîh akîdesi (messianisme)” îcâbı, cihân hâkimiyetlerinin merkezi olacağı için Filistin’de bir “Yahûdi Devleti” kurmak istiyorlardı! Üstelik vatanı işgâl edilen bir milletin had derecede Siyonist düşmanı olması beklenen bir hâldir; yânî Siyonistlerin gûyâ başka milletlerin düşmanlığından kaçarken daha beter bir düşmanlıkla karşılaşacakları belliyken nasıl bu kadar sakîm bir muhâkeme yürütülebilir? Onlara Müslüman Arab memleketi Filistin’de bir “Yahûdi Millî Vatanı” inşâ etme fırsatı veren “demokrat milletler”, büyük eserler ortaya koyan bu milleti ancak övebilir ve onlara bu fırsatı verdikleri için de kendilerini tebrîk ederlermiş! O muazzam mâlî imkânları Filistinliler için seferber etseydiniz, acabâ onlar neler başarırlardı? Sonra, bir milletin vatanını bir başka millete peşkeş çekmekde nasıl fazîlet olabilir? Hep ikiyüzlülük, hep şeytânî mantık!
Siyonizme hizmet edenlerin hâtırasına İsrâil’de orman
Siyonizme büyük hizmette bulunmuş şahsıyetlerin hâtırası, İsrâil’de, iskân merkezlerine, sokaklara, fabrikalara onların isimleri verilerek yaşatıldığı gibi, onlar nâmına ormanlar kurularak da canlı tutuluyor: Balfour, Churchill, Roosevelt, Gaston Defferre Ormanları gibi… (Sylvie Friedman, “Planter un arbre en Israël: une forêt rédemptrice et mémorielle -İsrâil’de Bir Ağac Dikmek: Yahûdi Târihini Canlandırmıya ve İnsanlığı İhyâya Mâtûf Bir Orman-”, 2013; https://journals.openedition.org/diasporas/258?lan... 28.9.2024)
Aristide Briand vefât edince, İsrâil’de onun nâmına da bir orman kurulması için hemen harekete geçildi. Harekete geçen, Fransa-Filistin Fransız Siyonizm Dostları Komitesi Reîsi, Sâbık İcrâ Vekîli Justin Godart’ın Fahrî Reîsi olduğu Fransa Millî Yahûdi Fonu (KKL; Keren Kayemeth LeIsrael) idi. Bu Fon tarafından “büyük Devlet Adamı Aristide Briand’ı şereflendirmek maksadıyle İsrâil’de onun ismini taşıyacak bir orman kurulması için teşkîl edilen Komiteyi Cumhûr Reîsi Albert Lebrun himâyesi altına almıştı.” Bilâhare, Godart’a gönderdiği bir mektubla mezkûr Komitenin hâmîliğini üstüne alan, Sâbık Başvekîl Édouard Herriot oldu. Mektubunda, “şahsında Fransa’nın âlîcenâb ve sulhperver siyâsetini tecessüm ettiren ve düşüncelerinde memleketinin menfâatlerini Beşeriyetin hayrından ayrı tutmıyan insanı Fransa Millî Yahûdi Fonu’nun tâzîz etmesi” teşebbüsüne bütün kalbiyle iştirâk ettiğini ve kendisine teklîf edilen vazîfeyi seve seve kabûl ettiğini beyân ediyordu… (-Kâhire’de münteşir- Israël; Hebdomadaire juif indépendant, 28.12.1932, p. 1)
Bu teşebbüsün âkıbeti ne oldu? İsrâil’de bir Aristide Briand Hâtıra Ormanı kuruldu mu? İnternet üzerinden yaptığımız araştırmalarda buna dâir bir bilgiye erişemedik…
İsrâil’de Mustafa Kemâl için de bir hâtıra ormanı kuruldu
5 Ocak 1953’te, İsrâil’de, Hayfa yakınlarındaki Karmel Dağı’nın eteklerinde, bizzât İsrâil Cumhûr Reîsi Yitzak Ben-Zvi’nin açılışını yaptığı ve Elçi Şefkati İstinyeli’nin de iştirâk ettiği bir resmî merâsimle, Mustafa Kemâl için de bir orman kuruldu. Ben-Zvi, kısa hitâbesinde, bu ormanda maksadın “Türkiye Cumhuriyeti'nin emsalsiz önderi Atatürk'ün hatırasını İsrail topraklarında ilelebet yaşatmak” olduğunu vurgulamıştı:
“Sayın Bay Elçi Şefkati İstinyeli,
“Bayanlar, Baylar,
“Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Başkanı Kemal Atatürk'ün adını taşıyacak olan ormanın ilk ağaçlarının dikilmesi merasimine iştirak emek hususunda bana verilen bu fırsattan dolayı bahtiyarım. Bu münasebetle dost ve komşu Türkiye Cumhuriyeti'nin emsalsiz önderi Atatürk'ün hatırasını İsrail topraklarında ilelebet yaşatmak maksadıyle çok muvafık bir yol bulan bu fikrin müteşebbislerini ve bu arada Türkiye'den gelen Musevilerin Birliğini ve ormanlar idaresini tebrik etmek isterim…
“Genç İsrail Devleti, dost ve komşu devletin, kardeş Türkiye'nin Önderi namına topraklarında bir ormanın mevcut olmasından iftihar duyar…
“Bu ormanla beraber Türk ve İsrail milletleri arasındaki dostluğun ebediyete kadar büyüyüp yaşamasını Cenab-ı Hak'tan dilerim.” (-Şalom Başmuharriri ve Türkiye Hahambaşılığı Umûmî Kâtibi-Nesim Benbanaste, Atatürk: Bir Dehanın Analizi, İstanbul: Sümbül Basımevi, 1982, s. 43)
O sene Anıtkabr’in inşâatı tamâmlanmış ve Mustafa Kemâl’in Etnoğrafya Müzesi’ndeki mumyası, muazzam bir resmî merâsimle, bu Kemalist Panteona nakledilmişti. Bu vesîleyle, İsrâil de, mezkûr “Atatürk Ormanı”ndan 30 ağac sökerek Anıtkabir parkına dikilmek üzere bunları Türkiye’ye göndermişti. (Milliyet, 10.11.1953, s. 7)
resim2_e93281c565ceb6b1cbaf93ad338146fa.png
(“İsrail’de Atatürk Ormanının ilk ağaçlarının dikilmesi münasebetile yapılan merasime ait bir görünüş”, İsrail Elçiliği Basın Bürosu Bülteni’nden, 14 Ocak 1953)
İsrâil’de, Hayfa yakınlarındaki Karmel Dağı eteklerinde kurulan “Atatürk Ormanı”nın 5 Ocak 1953’te büyük resmî merâsimle açılışından iki intibâ… “Bu orman, Atatürk’ün hâtırasını İsrâil topraklarında ilelebed yaşatacaktır…” (İsrâil Devlet Reîsi Yitzak Ben-Zvi’nin açış nutkundan.)
***
Zâten, İsrâil yâhûd Beynelmilel Siyonizm, her fırsatta Mustafa Kemâl’e ve Kemalizme teveccühünü izhâr etmekden hâlî kalmamıştır. Bu cümleden olarak, (aslında 1887 doğumlu) olan Mustafa Kemâl’in 1981’de, Cunta Hükûmeti tarafından “100. Doğum Yılı” münâsebetiyle tertîb ettiği geniş anma (daha doğrusu putlaştırma) faâliyetlerine İsrâil de iştirâk etmişti. İsrâil’in anma programında, 19 Mayıs 1981’de bir hâtıra pulu çıkarmak, 1981 Kasımında Enstituto Truman de Yeruşalayim’de bir sempozyum tertîb etmek, Atatürk Ormanı’na bir büst koymak gibi faâliyetler vardı. (Şalom, 25.2.1981, s. 1)
Kezâ, Türkiye Hahambaşılığı da, 12 Eylûl Cuntacılarının Mustafa Kemâl’i putlaştırarak anma faâliyetlerine candan iştirâk etmiş, Hahambaşı David Asseo, bir milyon liralık bağış çekini İstanbul Vâlisi Nevzat Ayaz’a teslîm ederken: “Ulu Önder Atatürk'ün doğmunun yüzüncü yıldönümü dolayısiyle düzenlenecek törenler ve yapılacak anıtlara katkıda bulunmayı kutsal bir görev saydıklarını” söylemiş, “Atatürk İlkelerinin Türk Milletine ışık tutmasının devamı dilediklerinde” bulunmuştur. (11.12.1980 günü, sâat 17.20 TRT Haber Bülteni’nden –Bu vesîka, o târihte TRT’de çalışan bâzı arkadaşlarımız tarafından bize iletilmiştir-)
Siyonist Cemâatinin nêşiriefkârı haftalık Şalom gazetesi de, 17 Aralık 1980 târihli nüshasının birinci sayfasında aynı habere yer vererek bağışın “Hahambaşılık müessesesi namına yapıldığını” tasrîh etmiş ve haberi şu temennîyle bitirmişti: “Temenni edelim ki bu teberrular devam etsin; Ulu Önder Atatürk en iyi şekilde anılsın ve Atatürkçülük ebedîleştirilsin!” (Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımız -Ankara: Hitabevi Yl., Mayıs 2014, ss. 582/585- ile “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı araştırmamızdan -Yeni Söz, 19-20.4.2019/209-210- naklen)
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 6
İtalyan Hâriciyeci ve Siyâsetcisi Kont Carlo Sforza (Lukka, 24.1.1872 – Roma, 4.9.1952), Hâriciyeci sıfatıyle, 1901, 1908-1909 ve 1919-1920 senelerinde üç devre İstanbul’da vazîfe yaptı. Birincisinde Konsolosluk Kâtibi, ikincisinde Maslahatgüzâr ve üçüncüsünde İtalya Fevkalâde Büyük Elçisi (Yüksek Âmiri) idi. Müteâkiben, Francesco Saverio Nitti Hükûmetinde (23.6.1919 – 15.6.1920) Hâriciye Vekâleti Müsteşârı, Giovanni Giolitti Hükûmetinde (15.6.1920 – 27.6.1921) Hâriciye Vekîli oldu.
Mustafa Kemâl’le Maslahatgüzâr iken tanıştı. Fevkalâde Büyük Elçi iken, münâsebetleri devâm etti; dîğer İşgâl Kuvvetlerine karşı onu himâyesi altına aldı. Münâsebetleri sonrasında da devâm etti ve onun Laik ve Avrupacı bir Devlet kurmıya mâtûf İhtilâlci Hareketini sonuna kadar destekledi.
Böylece, Memleketimizin muâsır târihinin seyrini şekillendiren pek mühim şahsıyetlerden biri oldu.
Farmason İtalyan Devlet Adamı Kont Sforza’dan ilk def’a “Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok?” başlıklı araştırmamızda bahsetmiştik. (Yeni Söz, 2-3.4.2018/55-56) Aşağıda, bâzı tashîh ve ilâvelerle, mezkûr araştırmamızın o iki tefrikasını naklediyoruz.
.
Yahudilik- Masonluk münasebeti (86)
Yesevizade Alparslan Yasa
26.10.2024 - 11:05
Yayınlanma
Mustafa Kemâl’in Hâmîsi: Kont Sforza
Hiç şüphesiz, 20. asır Türkiye târihinin hakkında derinlemesine araştırma yapılması lâzım gelen anahtar şahsıyetlerinden biri de, İtalyan Devlet adamı Kont Carlo Sforza’dır.
Sforza, İtalya ve Avrupa’da, bilhassa Demokrasi nâmına Faşizm aleyhdârı mücâdeleleri ve Avrupacılığı (Avrupa Birliği tarafdârlığı) ile tanınan bir siyâsetçi ve hâriciyecidir. Avrupa Medeniyetinin üstünlüğüne inanan Sforza, fikirlerini İtalyanca ve Fransızca têlîf edilmiş birçok kitabla da müdâfaa etmiş ve Avrupa’nın hem siyâsî, hem de fikrî târihinde iz bırakmıştır.
Genclik çağında daha ziyâde hâriciyeci sıfatıyle îfâ ettiği mühim vazîfeleriyle dikkati çekiyor. Olgunluk ve yaşlılık çağlarında, iki def’a, 1920-1921’de Giolitti ve 1947-1951’de De Gasperi Hükûmetlerinde Hâriciye Vekâletinin başına geçtiği görülüyor. Bu ikinci Hâriciye Vekîlliği devresinde birçok milletler arası muâhedeye imzâ attı, ki bunlardan en mühimmi, İtalya’nın (Avrupa Birliği’nin temeli sayılan) Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’ne girmesini sağlayan Schuman Planı’dır (1951). (https://wikimonde.com/article/Carlo_Sforza; 24.12.2017)
Bizim zâviyemizden en mühim faâliyeti, Mondros Mütârekesinden sonra, Îtilâf Devletlerinin menfâatlerini temsîlen İstanbul’a gönderilen (geniş salâhiyetlerle mücehhez) üç Fevkalâde Büyük Elçiden (“Haut-Commissaire”, “Yüksek Âmir”) biri olmasıdır. (Amiral Calthorpe İngiltere’yi, Amiral Amet Fransa’yı ve Sforza da İtalya’yı temsîl ediyordu.)
Sforza, tâkîb ettiği siyâsetlerden de tahmîn olunabileceği gibi, faâl bir Masondu. (İtalo Romano, “European Council on Foreign Relations e il progetto pan-europeo”, http://www.oltrelacoltre.com/?p=13820; 29.12.2014) Mason idealleri uğrunda sarfettiği gayretler, Grande Oriente d’Italia tarafından, adına bir Loca ihdâsıyle taltîf edilmiştir. Bu, Massa şehrindeki 606 numaralı Carlo Sforza di Massa Loggia’dır.
26_cf107040c02a26aea7e38132842ac8ae.png
(http://www.grandeoriente.it/category/eventi-del-15... 24.12.2017)
Grande Oriente d’İtalia’nın İnternet Stesinde, Massa şehrindeki Sforza Locası’nın, 26 Mart 2011 günü, Pontremoli şehrindeki Napolyon Oteli’nde, İtalya Birliği’nin kuruluşunun 150. yıl dönümünü tes’îd edeceği haberi…
***
Sforza’nın, 1918-1919’da, Îtilâf Devletlerinin İstanbul’daki üç Fevkalâde Elçisinden biri sıfatıyle Mustafa Kemâl’i himâyesi altına almasında, İstiklâl Harbi ve sonrasında da ondan desteğini hiç eksik etmemesinde ve kitablarında kendisinden dâimâ sitâyişle bahsetmesinde, muhakkak ki İtalya’nın âlî menfâatlerini koruma endîşesi yanında (Sforza’ya göre, Anadolu bölünmemeli, orada demokratik, laik bir devlet kurulmalı ve bu mücâdelesinde kendini destekleyen İtalya’ya iktisâdî avantajlar tanınmalıydı), bu masonî bağın (her ikisinin de Grande Oriente d’İtalia’nın birer müntesibi olmasının) da büyük têsîri olduğu âşikârdır.
İngiliz müellifi Lord Kinross (1904-1976), Türkiye’deki (İsmet İnönü’nden Hasan Âli Yücel’e kadar) geniş bir Kemalist Devlet adamı kadrosunun yardımıyle kaleme aldığı, bu bakımdan âdetâ yarı-resmî bir hüviyet arzeden Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu isimli kitabında, Sforza ile Mustafa Kemâl arasındaki münâsebet hakkında şu mâlûmâtı veriyor:
“[Muhtemelen 1919 başlarında,] Kont Sforza’nın aracılarından biri, [âşikâr ki Osmanlı Saltanat ve Hilâfetinin yerine] milliyetçi [yâni laik] bir hükümet kurmak konusunda Mustafa Kemal’le Fethi’nin ağzını aradı. [Ali Fethi Okyar’ın da Macedonia Risorta mensûbu olduğunu hatırlayalım!] Ayrıca iki aracı da –İtalyanları tutmakta olan iki Türk gazetecisi- İzmir gerisinde Yunanlılara karşı Mustafa Kemal’in komutasında girişilecek bir askerî direnmeyi İtalyanların silâhla destekleyeceğine söz verdiler. Gerekli ortam hazırlandıktan sonra, Mustafa Kemal, Sforza’yla tanıştırıldı. Kont ona, bütün girişeceği işlerde İtalya’nın desteğine güvenebileceğini açıkça belirtti. ‘Eğer başınız sıkışacak olursa, bu Elçiliğin her zaman emrinize amade olduğuna güvenebilirsiniz,’ dedi. Mustafa Kemal verdiği cevaplarda fazla açılmadı. Ama tasarıları daha geliştiği takdirde, İtalyanların desteğinden yayarlanabileceğini anlamıştı.” (Lord Kinross, Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Müt.: Necdet Sander, İstanbul: Sander Yl., 1981, 8. baskı –ilk baskı: 1966-, s. 232.)
Bu fevkalâde câlib-i dikkat mâlûmâtta yanlış bir unsur var, ki o da, Sforza ile Mustafa Kemâl’in 1919’da tanıştıklarıdır. Hâlbuki Sforza’nın biraz aşağıda bahsedeceğimiz kitabından onların, oldukça erken bir târihte, daha 1909’da tanıştıklarını öğreniyoruz.
Sforza’nın, Mustafa Kemâl’in Masonluğu mes’elesini tartışan işbu çalışmamız (“Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok?”) noktainazarından da husûsî bir ehemmiyeti var. Zîrâ Mason müellif Tamer Ayan, onun, Les Bâtisseurs de l’Europe moderne (Asrî Avrupa’nın Bânîleri) isimli kitabında, M. Kemâl’i “saygıyla anarken Mason olduğunu açıkladığını” kaydediyor. (Üstâd-ı Muhterem, Jeoloji ve Jeofizik Mühendisi Tamer Ayan -d. 1940-, Kalbimizde Saklı Kalan Atatürk ve Masonluk, Ankara: Yurt Kitap-Yayın, “Sır Metinler”, 2008, s. 193. Kitabın ilk baskısı, sâdece, Atatürk ve Masonluk ismiyle, 1995'de “Güzel İstanbul Muhterem Locası'nın 6. Yayını” olarak yapılmıştır.)
Derin Tarih’in Haziran 2015 târihli 39. sayısında (ss. 64-75) neşredilen “Mustafa Kemâl Masonluğa Sâdık Kalmamış mıydı?” başlıklı makalemizi kaleme alırken, bahis mevzûu kitaba bizzât ulaşamadığımızdan, biz de, bu bilgiye Ayan’dan naklen yer vermiştik. Bilâhare, yaptığımız araştırmalarda, kitabın Türkiye’de sâdece Kâzım Karabekir Vakfı’nın Kütübhânesi’nde bulunduğunu öğrendik. Bu kütübhâneden, azîz dostumuz, değerli araştırmacı-yazar Oğuz Çetinoğlu’nun himmetiyle, kitabın bir fotokopisini têmîn ettik ve onu bizzât tedkîk imkânı elde ettik.
Sforza’nın 1931’de aynı ânda üç dilde (Fransızca, İngilizce ve Almanca) neşredilen Les Bâtisseurs de l’Europe moderne ünvânlı eseri (elimizdeki Pâris baskısı, Librairie Gallimard tarafından yapılmıştır), daha ziyâde 1. Cihân Harbi sonrası Avrupa’daki siyâsî gelişmeler üzerinde duruyor. Sforza, bu gelişmelerden hem bir müşâhid, hem de hâdiselere bizzât müdâhil olmuş bir siyâsetci sıfatıyle bahsediyor. Bu bakımdan, kitab, bir siyâsî hâtırât mâhiyeti arzediyor. Bunun 31. Faslı (343-364. sayfaları) “Gerçekçi Diktatör” alt başlığıyle Mustafa Kemâl’e ayrılmıştır. Sforza, diktatörlüklerden, Faşizmden, Nazizmden nefret ettiği, hattâ yine 1931’de Pâris’de Libraire Gallimard tarafından neşredilen ve diktatörlüklere şiddetle hücûm eden (bizde de 1930’lu senelerde Hüseyin Cahit Yalçın tarafından geniş bir kısmı tercüme edilip kendisinin Fikir Hareketleri mecmûasında tefrika edilen) Dictateurs et dictatures de l’après-guerre (Harb Sonrasının Diktatör ve Diktatörlükleri) isimli bir başka kitabın müellifi olduğu hâlde, Fasıl başlığından da anlaşılacağı vechiyle, “gerçekçi diktatör” (yâni onun tahlîliyle, ihtirâslarını dizginlemeyi bilip geniş topraklar peşinde koşmıyan, yayılmacı bir siyâset tâkîb etmiyen) M. Kemâl’den sitâyişle bahsediyor.
Sforza, Mustafa Kemâl’le 1909’da tanışmıştır. (Sforza, sehven, “1908’de” diyor.) Tanıştığı esnâda, onun, “İstanbul üzerine yürüyüş hâlinde olan Mahmûd Şevket Paşa’nın Erkân-ı Harbiye Reîsi” olduğunu belirtiyor. (p. 343) Yine Grande Oriente d’İtalia’nın bir başka müntesibi olan Talât Paşa ile de o sıralar tanıştığı anlaşılıyor. Ondan “alaycı dostum Talât Paşa (mon sarcastique ami Talaat pacha)” şeklinde bahsediyor. (p. 354)
Îtilâf Kuvvetlerinin İstanbul’u işgalinin ilk zamânlarında, bâzı İngiliz ajanları, başka İttihâdcılarla berâber Mustafa Kemâl’i de tevkîf edip Malta’ya sürmeye niyet etmiş:
“Böyle bir tasavvur olduğu haberi çıkar çıkmaz (ki İstanbul’da her şey hemen bilinir), Kemâl’in bâzı dostları bana mürâcaat edip tehlike hâlinde onun İtalya Sefârethânesi’ne sığınıp sığınamıyacağını sordular. Onlara, İtalya’nın, eski bir centilmen muhâsımı himâyesi altına almayı reddetmiyeceği şeklinde cevâb verdim. Cevâbım derhâl şüyû buldu ve bu kadarı, Kemâl’i tevkîf fikrinin terkedilmesine yetti. (…Moustapha Kemal que certains agents britanniques à Constantinople avaient projeté, au commencement de notre occupation, de jeter dans quelque Malte. Dès que l’on connut ce projet –à Constantinople tout se sait- des amis de Kemal vinrent me demander si, en cas de danger, il pourrait trouver asile à l’Ambassade d’Italie. Je répondis que l’Italie ne refuserait certes pas sa protection à un ancien chevaleresque adversaire. Ma réponse se sut aussi –et cela fut suffisant pour faire abandonner toute idée d’arrestation de Kemal.)” (pp. 358-359)
Sonrasında da, Kont Sforza, Kemalist Hareketi desteklemiye devâm ediyor ve onun ileri gelenleriyle sıkı irtibât hâlinde bulunuyor:
“Londra’da Lloyd George ve Curzon’u, istikbâlde Türkiye’de istedikleri her şeyi yapabileceklerine iknâ etmeye çalışanlar, [Dâmâd Ferid Paşa Hükûmetinin ve Sultan Vahîdeddîn'in’in zayıflık, karârsızlık ve atâlet hâline bakarak] pek çok sebeble haklı olduklarına inanabilirlerdi. Bu beylerin, temsîlcilerinin veyâ gizli ajanlarının zaaf noktası oydu ki Ankara’da bilâhare idâreci sınıfı teşkîl edecek olan insanlarla en küçük bir temâsları yoktu. Hâlbuki ben onlarla bir İtalyan mühendisinin evinde, hattâ meslekdaşlarımın şiddetle ayıplamasına rağmen, Cercle d’Orient’da sık sık görüşüyordum.” (p. 349) [Bu Cercle d’Orient (Şark Kulübü) / Büyük Kulüp hakkında -1989’da bizden habersiz ve tahrîf edilerek- neşredilen Yahûdilik ve Dönmeler isimli kitabımızda mevsûk ve geniş mâlûmât vermiştik.]
Verdiğimiz bu îzâhattan anlaşılmış olmalıdır ki kendisi de Grande Oriente d’Italia’nın bir müntesibi olan, (muhtemelen) bu çerçevede ilk def’a 1909’da, Hareket Ordusu günlerinde, Mustafa Kemâl’le temâs kurmuş, İstanbul’un işgali günlerinde de onu himâyesi altına almış ve sonrasında dahi onu ve ihtilâlci hareketini kuvvetle desteklemiş bulunan Kont Sforza’nın onun Masonluğu hakkındaki şahâdeti, birinci dereceden ehemmiyeti hâizdir. Yalnız, o, bu husûsu (ve daha fazlasını), doğrudan değil de, dolaylı bir ifâde ile beyân ediyor. Lâkin Tamer Ayan’ın da kaydettiği gibi, dolaylı ifâdesinden kasdettiği mânâ rahatlıkla anlaşılıyor: Onun tesbîtine nazaran, Mustafa Kemâl, hem Mason, hem de Sabataîdir… Bunlara dâir dolaylı ifâdeleri, “Mahmûd, Jön-Türk Localarının merkezî grupuna mensûb değildi; Kemâl’i seçmekle, İttihâdcılara, Harekete sadâkatine dâir bir têmînat vermiş oluyordu” ve “çok def’a damarlarında Yahûdi kanı dolaşan ve o nisbette milliyetçi olan Türklerin Ege’deki bu alaca liman şehrinde doğmuş bulunan Mustafa Kemâl” şeklindedir:
resim2266_1114b1c21d87b15ece2dd56a4470ca7e.png
5 Eylûl 1952 târihli (İsviçre gazetesi) Feuille d’Avis de Neuchâtel’de (s. 1) Kont Sforza’nın ölüm haberi ve tercümeihâli…
1918-1919’da İstanbul’da İtalyan Fevkalâde Elçisi, 20. asır Türkiye târihinin anahtar şahsıyetlerinden Kont Sforza’nın çok zor ele geçen kitabı: Asrî Avrupa’nın Bânîleri (1931)…
Kendisi de Grande Oriente d’Italia’nın bir müntesibi olan Kont Sforza’nın, kitabında, dolaylı bir ifâde ile, Mustafa Kemâl’in Mason ve Sabataî olduğunu belirttiği Faslın ilk sayfası (p. 343)…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (87)
Yesevizade Alparslan Yasa
27.10.2024 - 11:00
Yayınlanma
"1908'de Mustafa Kemâl'le tanışdığım zamân, Makedonya Ordusunun başında İstanbul üzerine yürüyerek, Abdülhamîd'i, tebaasına bir Kânûn-i Esâsî vermiye zorlayan Mahmûd Şevket Paşa'nın Erkân-ı Harbiye Reîsiydi.
“1908’de Mustafa Kemâl’le tanışdığım zamân, Makedonya Ordusunun başında İstanbul üzerine yürüyerek, Abdülhamîd’i, tebaasına bir Kânûn-i Esâsî vermiye zorlayan Mahmûd Şevket Paşa’nın Erkân-ı Harbiye Reîsiydi. (Il était, en 1908, la première fois que je le rencontrai, chef de l’état-major de Mahmoud Chewket Pacha, lors de la marche de celui-ci sur Constantinople où, à la tête de son armée de Macédoine, il força Abd-ul-Hamid à accorder une constitution à ses sujets.) [Sforza, sehven “1908’de” diyor; doğrusu, 1909’dur. Sforza, 1908 ve 1909’daki hâdiseleri birbirine karıştırmıştır. Zîrâ İttihâdcı İhtilâlinin ilk merhalesi olan 1908’de, Kânûn-i Esâsî tekrâr mer’iyete konulmuş, İhtilâlin 31 Mart tertîbiyle başlatılan ve –Mustafa Kemâl’in koyduğu isimle- “Hareket Ordusu” mârifetiyle yürütülen ikinci merhalesinde ise, Abdülhamîd Han hal’edilmişti…]
“Mahmûd Şevket, ateşli bir milliyetcilik havası içinde darbeye karâr verilen Selânik şehri Jön-Türklerinin irâdesini îfâ eden bir âletti. Çok def’a damarlarında Yahûdi kanı dolaşan ve o nisbette milliyetci olan Türklerin Ege’deki bu alaca liman şehrinde doğmuş bulunan Mustafa Kemâl, o zaman sâdece yirmi sekiz yaşındaydı; fakat sür’atle, yeni fikirlerin zâbitler arasındaki en belâgatli ve faâl propagandacılarından biri oldu. Herhâlde genc yaşına rağmen Mahmûd onu bunun için Erkân-ı Harbiye Reîsi seçmiş veyâ seçmek mecbûriyetinde kalmış olmalıdır. Mahmûd, Jön-Türk Localarının merkezî grupuna mensûb değildi; Kemâl’i seçmekle, İttihâdcılara, Harekete sadâkatine dâir bir têmînat vermiş oluyordu. (Mahmoud Chewket avait été l’instrument de la volonté des Jeunes-Turcs de Salonique, la ville où le coup avait été décidé dans une fièvre ardente de nationalisme. Moustapha Kemal n’avait alors que vingt-huit ans; mais, né lui-même dans ce port bigarré de l’Égée où les Turcs étaient d’autant plus nationalistes qu’ils avaient souvent du sang juif dans les veines, il devint rapidement un des plus éloquents et des plus actifs propagandistes des nouvelles idées parmi les officiers. Voilà pourquoi Mahmoud le choisit, ou dut le choisir, malgré son jeune âge, comme chef d’état-major. Mahmoud n’appartenait pas au groupe central des ‘loges’ des Jeunes-Turcs; en nommant Kemal il donnait un gage de sa fidélité au mouvement.)” (Sforza 1931: 343-344)
Filhakîka, daha evvel nüfûs istatistikleriyle îzâh ettiğimiz gibi, Selânik, câhil, yoksul, zavallı bir hâlde olan ve Kale civârına sıkışmış bulunan (Kâzım Nâmi Duru’nun tâbiriyle) “asıl Türkler”in değil, “damarlarında Yahûdi kanı dolaşan ve o nisbette milliyetçi olan Türklerin”, yâni Sabataîlerin şehriydi…
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 7
Sforza’ya göre, Yunan Ordusu, Lloyd George’un teşvîkiyle Anadolu’yu işgâle kalkışmasa, “Kemalist Türkiye” olmazdı
Pek mâhir bir diplomat olan Kont Sforza, Les Bâtisseurs de l’Europe moderne (Asrî Avrupa’nın Bânîleri) kitabında (Pâris: Gallimard, 1931), diplomatik bir dille, dîğer tâbirle, dolaylı ifâde ile, îmâen, ârif olanın anlıyacağı bir üslûbla, İtalyan Sefâreti’nde Maslahatgüzâr iken, 1909’da, Hareket Ordusu günlerinde, pek muhtemelen Madam Corinne’in evinde tanıdığı, hep sitâyişle bahsettiği, Îtilâf Kuvvetlerinin işgâli altındaki İstanbul’da himâyesi altına aldığı, Anadolu’ya geçip “Laik ve Avrupacı bir Devlet”, -kendi anlayışlarına muvâfık- bir “Cumhûriyet” kurmak için teşvîk ettiği ve bu uğurda sonuna kadar kuvvetle, netîce aldırıcı vâsıtalarla desteklediği Mustafa Kemâl’in Mason ve Sabataî olduğunu kaydettiği gibi (pp. 343-344), onun Osmanlı’yı toptan tasfiye ederek “Laik, Avrupacı, Kemalist Türkiye”yi kurabilmesinde başlıca muvaffakıyet âmilinin, (Siyonizme hizmetleriyle iftihâr eden, kısaca Siyonist işbirlikcisi olan) Lloyd George’un teşvîkiyle, Yunanistan’ın Anadolu’yu işgâle kalkışması olduğuna da dikkat çekiyor:
“Mustafa, on iki sene sonra, 40 yaşında, Şefti. Bütün Türk askerî kuvvetlerinin kendisine dîndârâne itâat ettiği bir Şef… Üç sene sonra ise, Türkiye Cumhûr Reîsi! Bir ihtilâl devrinde bile parlak bir kariyer! (Douze ans plus tard, à quarante ans, Moustapha était le chef, le chef religieusement obéi, de toutes les forces militaires turques, et, trois an après, Président de la République turque. Une belle carrière, même en époque révolutionnaire.) [Kont Sforza, buradaki “on iki sene sonra, 40 yaşında” hesâbını –sehven- 1908 senesine göre yapıyor; doğru târih, -onu Hareket Ordusu Erkân-ı Harbiye Reîsi iken tanıdığı- 1909’dur. Bu meyânda, Mustafa Kemâl’in hakîkî doğum târihinin -1880 veyâ 1881 değil- 1877 olduğunu unutmamak lâzım…]
“Lâkin Türk diktatörü, cür’etkâr cevvâliyet ve [onu dengeliyen] mâkûl ihtiyâtlılık gibi ne kadar çarpıcı vasıflara sâhib olursa olsun, Kemâl’in iyi tâlihinin hakîkî fâillerinin hakkını teslîm etmek lâzım: Harb sonrasında İngiltere’nin Türkiye’de tâkîb ettiği siyâset olmasaydı, Kemâl ve dostları, kat’iyen Sultan Mehmed’i hal’edip Memleketten kovmıya ve –bütün sulh muâhedelerinin en gayrimâkûlü olan- Sevr Muâhedesini boşa çıkarmak için Ankara’ya yerleşmiye karâr veremezlerdi. Filhakîka, Kemâl’in, siyâsî tâlihinin Mekke’si sıfatıyle, Başvekîl Lloyd George’un ikâmet ettiği [Londra’da] Downing Sokağı 10 Numaraya [İngiliz Başvekîlinin İkâmetgâhına] doğru tâzîmen eğilmesi îcâb eder. (Mais pour frappantes que soient certaines qualités d’énergie téméraire et de courageuse prudence du dictateur turc, il faut rendre justice aux auteurs véritables de la fortune de Kemal: sans la politique britannique en Turquie après la guerre, jamais Kemal et ses amis ne se seraient décidés à déposer et chasser le Sultan Mehemed d’abord, et à s’installer à Ankara ensuite, pour y préparer la destruction du traité de Sèvres, le plus insensé de tous les traités de paix. C’est vraiment vers le 10, Downing Street, où Lloyd George habitait comme Premier Ministre, que Kemal doit s’incliner comme vers la Mecque de sa fortune politique.)” (Le Comte Sforza, Les Bâtisseurs de l’Europe moderne –Asrî Avrupa’nın Bânîleri-, Paris: Éditions Gallimard, 1931, p. 344)
Kont Sforza bu pasajda da diplomattır: Osmanlı ve “Müstakbel Türkiye” hakkında kendisiyle aynı emelleri besliyen Mustafa Kemâl’in Anadolu’ya resmî vazîfeyle gönderilmesindeki ve sonraki muvaffakıyetindeki şahsî hissesini es geçerek, Yunanlıların Anadolu’ya tecâvüzüne şiddetle muhâlif olduğunu, bu tecâvüzün münhasıran –gûyâ Yunan hayrânı- Lloyd George’un teşvîkiyle vukû bulduğunu iddiâ ediyor, büyük resmi saklıyor… Hâlbuki, 1919 Mayıs’ının ilk günlerinde Yunan tecâvüzünü karârlaştıran, Pâris Sulh Konferansı’ndaki dört Devletin temsîlcilerinden (W. Wilson –ABD-, D. Lloyd George –İngiltere-, G. Clemenceau –Fransa- ve V. E. Orlando -İtalya-) meydana gelen “Âlî Hey’et”tir… Onların karârından az bir zamân sonra ve İngiliz, Amerikan, Fransız harb gemilerinin himâyesi altında, Yunan Ordusu, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarma yaparak Garbî Anadolu’nun işgâline başlamıştır…
Vâkıa, kendisine, Nisan 1917 Saint-Jean-de-Maurienne Mutâbakatıyle -Antalya, Konya dâhil- bütün Cenûbî-Garbî ve Garbî Anadolu vâdedilen İtalya, ilkin, İzmir ve havâlîsinin Yunanistan’a verilmesine îtirâz etmiş olabilir. (Nisan 1917 Saint-Jean-de-Maurienne Mutâbakatı hakkındaki başlıca kaynaklarımız: Anne-Lucie Chaigne-Oudin, Henry Laurens, 16.7.2014; https://www.lesclesdumoyenorient.com/Entretien-avec-Henry-Laurens-En-lien-avec-l-actualite-en-Irak-la-question-des.html; 1.10.2024 ve https://fr.wikipedia.org/wiki/Accords_de_Saint-Jean-de-Maurienne; 1.10.2024. Ayrıca, daha evvel neşrettiğimiz Cambon – Grey Mutâbakatı haritalarının da Saint-Jean-de-Maurienne Mutâbakatına tevfîkan hazırlanmış olduğunu hatırlıyalım…) Lâkin, bütün Anadolu’da başlıyan isyân ve mukâvemet hareketi, Emperyalistleri Anadolu’nun kısm-ı âzamını istedikleri gibi dilimleme hırslarına gem vurmak mecbûriyetinde bırakacak, realite karşısında yeni bir strateji tâkîbine icbâr edecekdi. Nitekim, bu strateji veyâ siyâset, aynen, Kont Sforza’nın da kitablarında müdâfaa ettiği siyâsettir. Şöyle ki:
1917 Cambon - Grey ve Saint-Jean-de-Maurienne Mutâbakatlarına muvâfık olarak Anadolu paylaşılmış, sâdece Orta Anadolu ile şimâlinde küçük bir Türk Devleti kurulmuş olsaydı, Siyonist Emperyalizminin ve müttefîklerinin emelleri tahakkuk etmiş olacak mıydı? Çünki en büyük emelleri, Hilâfet müessesesiyle berâber Osmanlı’nın ve Millî Kültürün toptan tasfiyesi idi. Kurulacak küçük Türk Devleti, Osmanlı’nın, Hilâfetin ve Millî Kültürün devâmını sağlamıyacak mıydı? Nasıl bir bahâneyle Devletimizi “Osmanlı” ve “Hilâfet” hüviyetinden kurtarıp Laik, Avrupacı bir Devlet hâline getirebileceklerdi? “Hilâfet” ki başta Hindistan Müslümanları olmak üzere Müslümanların mühim bir kısmı nezdinde büyük kıymeti hâizdi ve Siyonist Emperyalizmi ile müttefîklerinin bir kâbûsuydu… (Hatırlıyalım ki başta Hind Müslümanları olmak üzere dünyânın her tarafındaki Müslümanlar esâs îtibâriyle Müslümanlık gayreti ve Hilâfetin muhâfazası için, İstiklâl Harbimizi kuvvetle desteklemişler, bu meyânda, Harbin finansmanı için, yine evleviyetle Hind Müslümanları, - peyderpey, 17 def’ada ve yekûn olarak- 781.470.-TL = 122.000 İngiliz Lirası gibi büyük bir mâlî yardımda bulunmuşlar, lâkin Mustafa Kemâl, o büyük meblağı -kendi şahsına hediye mâhiyetinde gönderildiğini iddiâ ederek- zimmetine geçirmiş ve onunla İş Bankası’nı kurmuş, çiftlikler, emlâk, v.s. satın almış, Türkiye’nin bir numaralı zengini ve sermâyedârı hâline gelmiştir. –Tafsîlât için: “Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi”, Yeni Söz, 27-30.3.2023/138-141-)
Binâenaleyh daha büyük menfâatler için Anadolu’yu doğrudan sömürge yapma ihtirâslarından vazgeçmeleri ve canlarını yakan Müslüman kıyâmını başka bir mecrâya dökmeleri lâzımdı… Bunun için kendilerine bir piyon ve o piyonu alt edecek bir “kahraman”, bilâhare efsâneleştirilerek “mâbûd” derecesine çıkarılacak, otoritesi kat’iyen tartışılamıyacak, kara dediği kara, ak dediği ak kabûl edilecek kadar yüceltilecek birisine ihtiyâcları vardı…
İşte muhâkememizin bu noktasında, Kont Sforza’nın tesbîti büyük kıymet kazanıyor:
“Harb sonrasında İngiltere’nin Türkiye’de tâkîb ettiği siyâset olmasaydı, Kemâl ve dostları, kat’iyen Sultan Mehmed’i hal’edip Memleketten kovmıya […] karâr veremezlerdi…”
Bu hükmün daha doğru ifâdesi, “karâr veremezlerdi” değil, “muvaffak olamazlardı” şeklindedir; çünki onlar, buna tâ Selânik günlerinde karâr vermişlerdi; lâkin bu hedefe ulaşabilmek için (Mustafa Kemâl’in “Millî Sırr”ına muvâfık olarak) müsâid zemîn lâzımdı…
Onlara bu zemîni hazırlıyan, bu planlı fırsatı veren nedir? Siyonist işbirlikcisi Lloyd George İngiltere’sinin Türkiye’de tâkîb ettiği siyâset! Yânî peşînen mağlûb olmıya mahkûm Yunan Ordusunun Garbî Anadolu’yu istîlâya teşebbüs etmesi…
1_ae39ae7120985dd2b1cf7adf36d9fa52.jpg
Solda: “Carta dei territori rivendicati dalla Grecia in occasione delle conferenze di pace di Parigi nel 1919.” 1919 Pâris Sulh Konferansı’na Venizelos tarafından verilen ve Yunanistan’ın toprak taleblerini gösteren harita…
(https://it.wikipedia.org/wiki/Carlo_Sforza#:~:text=Carlo%20Sforza%20(Lucca%2C%2023%20settembre,al%201951%20della%20Repubblica%20Italiana.; 29.9.2024)
Sağda: “Une version des revendications grecques, tenant compte des ambitions italiennes au sud de Smyrne.” Yine Yunanıstan’ın toprak talebleri haritasının İtalya’nın Anadolu’daki hissesini dikkate alarak tâdil edilmiş şekli… (https://fr.wikipedia.org/wiki/Guerre_gr%C3%A9co-turque_(1919-1922)#cite_ref-KinrossKinross1965298_55-1); 1.10.2024)
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (88)
Yesevizade Alparslan Yasa
30.10.2024 - 11:50
Yayınlanma
Zâhirî siyâsetlere aldananların beklentisinin aksine, Îtilâfcılar, Yunan Ordusuna değil, Mustafa Kemâl’in kumandasındaki Kuvâyımilliye’ye yardım ettiler
Garbî Anadolu’yu, İstanbul’u, Trakya’yı, bütün Adalar’ı ilhâk etme hayâlleriyle yanıp tutuşan Şoven Yunanlıların sözcüsü, mezkûr Konferans’ta Yunanistan’ın resmî temsîlcisi, 14.6.1917 – 4.11.1920 devresinin Başvekîli Elefterios Venizelos (Girit, 11.8.1864 – Pâris, 18.3.1936), bu ihtirâsıyle, bu tuzağa düşmiye gâyet müsâid bir siyâsetciydi. (Câlib-i dikkattir: “Ebedî Şef”, Yunanlılarla sulh yapıldıktan sonra Venizelos’u Anadolu Milletine büyük bir dost olarak takdîm etmiş, Girit’te ve Anadolu’da Yunan mezâlimine kurban gitmiş onca şehîdimiz ve tahrîb edilmiş onca beldemiz için tazmînât dahi ödemiyen Yunanistan’la sıkı dostluk münâsebetleri têsîs etmiştir. Venizelos da, Mustafa Kemâl Ayasofya Câmii’ne “Bizans Müzesi” hakâretini revâ görünce, pek memnûn olmuş ve onu Nobel Sulh Mükâfâtına namzed göstermişti… “Büyük Şef”iyle aynı siyâseti tâkîb eden “Millî Şef” dahi, hem İtalya’nın -2. Cihân Harbi sonrasında- terketmek mecbûriyetinde kaldığı “On İki Ada”yı Yunanistan’a peşkeş çekmiş, hem de –2. Cihân Harbi esnâsında- Anadolu açlıktan kırılırken, aynı şekilde kıtlık çeken Yunanistan’a büyük gıdâ yardımı yapmıştır… -Bu husûslardan, “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” ve “Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi” başlıklı araştırmalarımızda mevsûkan bahsetmiştik.-)
Venizelos, Pâris Sulh Konferansı’na takdîm ettiği ilk haritada, bütün Garbî Anadolu ile –sâhil boyunca- Şimâlî-Garbî Anadolu’yu taleb ediyordu. Müteâkiben, İtalya’ya vâdedilmiş toprakları dikkate alarak, taleblerini İzmir ve havâlîsiyle tahdîd etti…
Netîce olarak, 1919 Pâris Sulh Konferansı Âlî Hey’etinin karârına müsteniden, Venizelos, hayâtı boyunca peşinde koştuğu emeline nihâyet nâil olacağını umarak, Yunan Ordusunu İzmir’e çıkardı; Ordu, Anadolu içlerine ilerlemiye başladı. Bu vazıyette, beklenen, başta İngiltere olmak üzere Îtilâf Devletlerinin, en azından İngiltere’yle berâber Fransa ve Amerika’nın, bu fetih harekâtında Yunan Ordusunu kuvvetle desteklemeseydi. Hâlbuki zâhirî siyâsetlere aldananların beklentisinin aksine, Yunan Ordusu desteklenmediği gibi, muntazaman, doğrudan veyâ dolaylı olarak, Mustafa Kemâl’in kumandasındaki Millî Müacâdele Kuvvetlerine yardım edildi…
Yukarıda, Fransa ile İtalya’nın, Mustafa Kemâl ile doğrudan görüşerek, kısa zamânda onunla anlaşmaya vardıklarını, askerlerini Anadolu’dan (İtalyanlar Konya ve Antalya’dan, Fransızlar, bütün Cenûbî Anadolu’dan) çekdiklerini görmüştük. Üstelik, İtalyanlar ve Fransızlar doğrudan, İngilizler dolaylı olarak silâh yardımı dahi yapıyorlardı. (Lord Kinross 1969: I/318-319)
Kezâ, yukarıda da naklettiğimiz vechiyle: (20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesi’ni imzâlıyarak Cenûbî Anadolu’yu terkeden Fransızlar) “içinde Creusot topları, cephane ve daha başka savaş malzemesi bulunan büyük bir silâh stokunu Milliyetçilere devrettiler; ileride daha fazlasını vereceklerini de gizlemiş değillerdi. Bu da Türkler’le Yunanlılar arasındaki silâh dengesini düzeltmekte büyük bir rol oynadı.” (Kinross 1966: I/437)
Fransızca Wikipedia Ansiklopedisi’ndeki câlib-i dikkat mâlûmât
Îtilâf Devletlerinin Mustafa Kemâl kumandasındaki Kuvâyımilliye’ye doğrudan veyâ dolaylı askerî ve siyâsî yardımı hakkında, Fransızca Wikipedia Ansiklopedisi’nin (pek çok kaynağa dayanarak kaleme alınmış, fakat ancak tenkîdî zihniyetle îtibâr edilmesi gereken) “Türk-Yunan Harbi (Guerre gréco-turque -1919/1922-)” başlıklı makâlesinde câlib-i dikkat mâlûmât ve tesbîtler bulunuyor. Meselâ:
“Harb esnâsında, Yunanistan’a hiçbir hâricî destek gelmedi. Şüphesiz, İngiltere, onun topraklarını genişletme siyâsetini destekliyor, fakat Cumhûriyetci ve Laiklik şampiyonu Mustafa Kemâl’in lehinde bir siyâset tâkîb eden Fransızların memnûniyetsizliğine sebeb olmamak için, çatışmalara müdâhele etmeyi reddediyordu. Dîğer taraftan, Türk kıt’aları, Sovyet Rusya’dan, yânî henüz doğan Cumhûriyetci ve Laik bir Devletten esâslı yardım görüyorlardı. (Pendant le conflit, la Grèce ne reçoit aucun soutien extérieur. Certes, la Grande-Bretagne appuie son désir d'expansion territoriale mais elle refuse d'intervenir dans les combats afin de ne pas mécontenter les Français, qui mènent une politique favorable à Mustafa Kemal, républicain et champion de la laïcité. Par ailleurs, les troupes turques reçoivent une assistance significative de la Russie soviétique.) (H. Kapur, Soviet Russia and Asia, 1917-1927) État également républicain et laïque qui vient de voir le jour. […]
“(1921’de) iki Latin Devleti [Fransa ve İtalya], bundan böyle İngiltere’nin bir müşterisi gibi görülen Yunan Hükûmetini engellemek için eski düşmanlarına silâh satmayı kabûl ettiler. İtalyanlar, artık, Türk ihtilâlcilerine yardım etmek ve onlara Yunan kuvvetleri hakkında istihbârât sağlamak için Antalya’daki üslerini kullanıyorlardu. 7 [doğrusu, 20] Ekim 1921’de Mustafa Kemâl ile Pâris arasında akdedilen Îtilâf, Kilikya’daki Fransız askerî mevcûdiyetini sona erdirdi. Akabinde, Fransa, Türk Ordularına, bilâbedel, 10.000 üniforma, 10.000 mavzer tüfek, 2.000 at, 10 Breguet uçağı ile Adana’daki telgraf merkezini ve Akdeniz sâhillerinde kontrol ettiği limanları teslîm etti. Fransa, son olarak, Adana’da, İhtilâlci Ordunun ihtiyâcını karşılamak için bir mühimmât fabrikası da inşâ etti. (…Les deux puissances latines acceptent de vendre des armes à leurs anciens ennemis afin de contrer le gouvernement grec, désormais considéré comme un client du Royaume-Uni. Les Italiens utilisent ainsi leur base d'Antalya pour aider les révolutionnaires turcs et leur fournir des renseignements concernant les forces hellènes. (“A Walk Through Antalya's History [archive]”, sur antalya-ws.com) Le 7 octobre 1921, un accord conclu entre Mustafa Kémal et Paris met fin à la présence militaire française en Cilicie. La France cède alors gratuitement aux armées turques 10 000 uniformes, 10 000 fusils Mauser, 2 000 chevaux, 10 avions Breguet ainsi que le centre télégraphique d'Adana et les ports de Méditerranée qu'elle contrôlait. La France construit finalement une usine de munitions à Adana pour fournir l'armée révolutionnaire.) […]
“Yunanistan, askerî taarruzunun muvaffak olmaması üzerine, Müttefîklerden yardım taleb ettiyse de, İngiltere, Fransa ve İtalya, 1922 başında, Sevr Muâhedesinin tatbîk edilir olmadığına ve gözden geçirilmesi lâzım geldiğine karâr verdiler. Bu karâra uygun olarak, Anadolu’da hâlâ mevcûd olan Fransız ve İtalyan kıt’aları tahliye edildi; bu gelişme Yunan kuvvetlerini daha da zayıflattı. (Après l'échec de son offensive militaire, la Grèce demande de l'aide aux Alliés. Cependant, début 1922, le Royaume-Uni, la France et l'Italie décident que le traité de Sèvres n'est plus applicable et doit être révisé. En accord avec cette décision, les troupes françaises et italiennes encore présentes en Anatolie sont évacuées, ce qui affaiblit davantage la position hellène.) […]
“1 Eylûl’de, Mustafa Kemâl, Türk askerlerine meşhûr emrini verdi: ‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!’ Ertesi gün, Eskişehir istirdâd edildi; Atina, İngilizlerden, hiç olmazsa İzmir’de Yunan mevcûdiyetini muhâfaza edecek şekilde bir ateş-kese aracılık etmesini istedi. 6 Eylûl’de, Balıkesir ve Bilecik şehirleri teslîm oldu; müteâkib gün onları Aydın tâkîb etti. Manisa’ya gelince, o da 8 Eylûl’de istirdâd edildi. 9 Eylûl’de Türk süvârîleri İzmir’e girerken, Yunanistan’da da Hükûmet istîfâ ediyordu. Yunan Ordusunun Anadolu’dan kovulması, 14 Eylûl’de tamâmlandı. (Le 1er septembre, Mustafa Kemal lance son fameux appel aux soldats turcs : ‘Armées, votre premier but est la Méditerranée, en avant!’ Le lendemain, Eskişehir est reprise et Athènes demande aux Britanniques d'arranger une trêve qui préserverait au moins la présence hellène à Smyrne. (Stanford Jay Shaw and Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, (1808-1975), vol. II, Cambridge University Press, 1977, p. 363) Le 6 septembre, les villes de Balıkesir et de Bilecik tombent à leur tour et Aydın suit le jour suivant. Quant à Manisa, elle est reprise le 8 septembre. En Grèce, le gouvernement démissionne tandis que la cavalerie turque entre dans Smyrne le 9 septembre. L'expulsion de l'armée grecque d'Anatolie est terminée le 14 septembre. (George Lenczowski, The Middle East in World Affairs, Cornell University Press, New York, 1962, p. 107) […]
resim2_06877d904074fe58a3132c0b8604bd97.jpg
(https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/9... 5.10.2024)
1919 Pâris Sulh Konferansı’nın “Dörtlü” veyâ “Alî Hey’et”i: (Soldan sağa) Vittorio Emanuele Orlando, David Lloyd George, George Clemenceau, Woodrow Wilson… (Resmin altında, bu Hey’et mensûblarının, resim kartının üzerine atılmış imzâları görülüyor: Üst satırda: Woodrow Wilson; alt satırda (soldan sağa): Orlando, Lloyd George, Clemenceau…) Birinci Cihân Harbi’nin gâlibleri, 1919’da Pâris’de aylarca (18 Ocakı 1919 – Ağustos 1919) toplanarak dünyâya kendi menfâatlerine göre nizâm verdiler. Arkalarında Siyonist Emperyalizmi vardı; arslan payını da o aldı… İsrâil Devleti’nin têsîsi uğrunda, milletler arası planda, en mühim adım bu Konferans’ta ve onun devâmı olan San Remo Konferansı’nda (19 – 26.4.1920) atıldı… Mayıs 1919 başında, Yunan piyonunun İzmir’e asker çıkararak (14.5.1919) Garbî Anadolu’yu işgâle teşebbüs etmesine yine bu Konferansta, Âlî Hey’et tarafından karâr verildi… Nihâî hedef ise, Osmanlı’nın topyekûn tasfiye edilip (ki Cihân Harbinin bir numaralı hedefiydi) yerine Anadolu’yle mahdûd Laik, Avrupacı bir Devletin kurulmasıydı… Bütün kozlar ellerinde olduğu ve Anadolu Milleti asırlık uykusuna devâm ettiği, uyanmıya da hiç meyyâl olmadığı için hâdiseler planlarına uygun şekilde cereyân etti….
***
“Mustafa Kemâl’in kuvvetleri, şimâl istikâmetine yönelerek Boğaziçi’ne, Marmara Denizi’ne, Çanakkale Boğazı’na doğru ilerledi. Buradaki Müttefîk garnizonları, İstanbul’dan gelen İngiliz, Fransız, İtalyan kuvvetleri tarafından takviye edilmişti. İngiliz Hükûmeti, gerekirse, Türk ilerleyişine Çanakkale Boğazı’nda karşı koymıya karâr verdi ve Fransızlar ile İtalyanlardan, Yunanlıların Şarkî Trakya’daki mevcûdiyetinin korunmasına yardım etmelerini istedi. (Bkz. Çanak Mes’elesi) Bununla berâber, iki Latin Devleti, Çanakkale Boğazı’ndaki kuvvetlerini tahliye ederek İngilizleri Türkler karşısında yalnız bıraktı. 24 Eylûl’de, Kemâl’in kıt’aları, Boğaz mıntıkasına doğru ilerledi ve İngilizlerin geri adım atma talebini reddettiler. [Nasıl mukâbele edileceği husûsunda] İngiliz Hükûmetinde ihtilâf baş gösterdiyse de, sonunda bir silâhlı çatışmadan kaçınıldı. İstanbul’daki Müttefîk Kumandanı General Charles Harington Harington, adamlarına Türklere ateş etmeme emri vermiş ve Hükûmetini fevrî bir harekete kalkışmaması husûsunda îkâz etmişti. Netîcede, Yunan Donanması eski Bizans başşehrini terketti ve İngilizler, Yunanlıları Trakya’daki Meriç nehri ötesine çekilmiye zorladılar. Bu vazıyette Mustafa Kemâl müzâkerelere başlamayı kabûl etti. (Les forces de Mustafa Kemal prennent la direction du Nord et se dirigent vers le Bosphore, la Mer de Marmara et les Dardanelles, où les garnisons alliées sont renforcées par des troupes britanniques, françaises et italiennes venues de Constantinople. (Shaw and Shaw 1977, p. 363) Le cabinet anglais décide de résister à l'avance turque dans les Dardanelles si nécessaire, et demande aux Français et aux Italiens d'aider les Grecs à rester présents en Thrace orientale (voir l'Affaire Chanak). (David Walder, The Chanak Affair, Londres, 1969, p. 281) Cependant, les deux puissances latines évacuent leurs positions sur le détroit et laissent les Britanniques seuls face aux Turcs. Le 24 septembre, les troupes de Kemal se dirigent vers la zone des Détroits et s'opposent à la demande britannique de faire marche arrière. Le cabinet britannique est divisé mais un conflit armé est finalement écarté. Le général anglais Charles Harington Harington, commandant allié à Constantinople, interdit à ses hommes de tirer sur les Turcs et met en garde son gouvernement contre toute aventure irréfléchie. La flotte grecque quitte finalement l'ancienne capitale byzantine et les Britanniques décident de forcer les Grecs à se retirer au-delà du fleuve Maritsa, en Thrace. Mustafa Kemal accepte alors d'ouvrir les pourparlers de paix.)” (“Guerre gréco-turque, 1919-1922”, https://fr.wikipedia.org/wiki/Guerre_gr%C3%A9co-tu...#cite_ref-KinrossKinross1965298_55-1; 1.10.2024)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (89)
Yesevizade Alparslan Yasa
31.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
İşgâl Kuvvetleri, Yunanistan’ın Trakya ve İstanbul’u işgâline mâni oldular
Artık iyice mâneviyâtı bozulmuş, nihâî hezîmetin kaçınılmaz olduğunu anlamıya başlamış Yunan Ordusu, Kuvâyımilliye cephesinin “Büyük Taarruz”u evvelinde, o “elîm Anadolu mâcerâsı”nı hiç olmazsa asgarî zarârla kapama niyetiyle, Trakya ve İstanbul’u zaptetmek için bir teşebbüste bulunuyor… Karşısına dikilenler, Türkler değil, İtilâfçılardır! Sonuna kadar piyon olarak kullanılmıya devâm eden Yunanistan, bu sefer de ağır bir mağlûbiyete uğruyor ve teşebbüsü için Anadolu’dan çekdiği iki fırkası sebebiyle, oradaki kuvvetlerini daha da zayıflattığı için, Kuvâyımilliye’nin “Büyük Taarruz”u karşısında topyekûn hezîmetine zemîni, kendi elleriyle hazırlamış oluyor…
İngiliz târihçisi Lord Kinross’un kaleminden okuyoruz:
“Ankara’yı ele geçirme planları boşa çıkmış olan Constantine’le Gounaris şimdi gözlerini İstanbul’a dikmişlerdi. Anadolu’dan acele ile iki tümen çekerek Marmara’nın öbür kıyısına, Trakya’ya geçirdiler. Oradaki kuvvetlerini böylece çoğalttıktan sonra, Çatalca hattını tehdit ederek, İstanbul’a girmek için Müttefiklerden müsaade istediler. Bu tehditlerle Müttefikler üzerinde bir baskı yapmayı umuyorlardı.
“Müttefiklere gelince, onlar da anlaşmazlığı kendi lehlerine çözümlemek, ya da, hiç olmazsa görünüşü kurtarmak için, bu sefer Venedik’te, yine barış görüşmelerine girişmeyi düşünüyorlardı. İstanbul’daki kuvvetleri öylesine azalmıştı ki buradaki Müttefik birlikleri, bir sandviçin içindeki reçele benzetiliyordu. İki yanlarında iki koca dilim ekmek, Türkler ve Yunanlılar vardı. Şehri ele geçirmek işten bile değildi. Böyle bir hareket, Yunanistan’da Constantine’in sarsılmış olan prestijini sağlamlaştıracak, ordunun kendine güvenini canlandıracak, pazarlığa girişmek için iyi bir başlangıç noktası olacaktı.
“Churchill daha sonra durumu incelerken şöyle der: Belki de Müttefikler izin verip Yunanlılar İstanbul’u geçici olarak işgal etselerdi, Yunan ordularının Anadolu’dan kaçışı şerefli bir barış görüşmesi biçimine sokulabilir ve bu da daha az acıklı olurdu… Müttefiklere karşı en azından söylenecek şey şudur: Yunanlılar’a askerî hareketlerinde yardımcı olmasalar bile, hiç olmazsa onları engellemekten kaçınmaları gerekirdi. Yok, birtakım genel düşüncelerle böyle davranmak zorunda kalmışlarsa, o zaman da yapacakları şey, Yunanlılar’ın gemilerine binip çekilmelerine gerçekten ve düpedüz yardım etmekti.
“Böylece, on yıl önce Balkan Harplerinde olduğu gibi, İstanbul’da gözler yine Çatalca hattına çevrilmişti. Harington, bu hattın savunmasıyle bir Fransız generalini görevlendirdi. Generalin emrindeki Fransız ve İngiliz birlikleri hemen siper kazmaya koyuldular. Kendi sorumluluğu altında bir bildiri yayınlayarak, işgal kuvvetlerine karşı girişilecek bir saldırıya iki devletin ortaklaşa karşı koyacaklarını açıkladı. Rumbold iznini yarıda bırakarak İstanbul’a koştu. Bildiri, İngiliz Elçiliğinde yapılan bir toplantıda da onaylandı. İngiliz savaş gemileri Marmara’da bir gösteri yaptılar. Yunanlılar biraz geri çekildi. Lâkin bir yandan da yığınak yapmaya devam ediyorlardı. Lloyd George İstanbul’da alınan karara katılmıştı. Yunanlılar bunun üzerine, Müttefiklerin izni olmadan daha fazla ilerlememeyi kabul ettiler. İngiliz savaş gemileri, yıllık kürek yarışlarını düzenlemek gibi daha barışçı eğlencelerle uğraşmaya giriştiler. Yunanlılar son şanslarını da elden kaçırmışlar; bu arada, bir ihtimal uğruna, Anadolu’daki savunmalarını da zayıflatmışlardı.
Siyonist işbirlikcisi Lloyd George, Yunan piyonuyle bir def’a daha nasıl oynadı?
“Bununla beraber Lloyd George, o bir türlü vazgeçemediği Yunan-severliği [???] ile onlara bir umut ışığı daha göstermeye kalktı. Times’ın bildirdiği gibi, Avam Kamarasındaki yorucu bir celsenin sonunda öyle bir demeç verdi ki bunun iki taraf için de bir tek anlamı vardı: Yunanlılar’ı yeniden kuvvete başvurarak bir sonuç aramaya kışkırtmak. Başbakan, Yunan ordusunun giriştiği korkusuz ve cüretli askerî harekâttaki kahramanlığı övecek kadar ileri gitti. Yunanlılar, ‘aşılmaz geçitler arasından geçerek memleketin içlerine doğru yüzlerce kilometre yürümek zorunda kalmışlardı. Askerî üstünlüklerini her düzenli çatışmada göstermişlerdi. Sadece, arazinin bünyesi ve ulaştırma hatlarının uzunluğu yüzünden yenilgiye uğramışlardı ki Avrupa’da onlardan başka hiç bir ordu böyle riskli bir işe girişmeyi göze bile alamazdı.’
“Sonra, sözlerinin üzerine basarak şöyle dedi: ‘Kemalistler barışı kabul etmeyeceklerdir. Zira kendilerine işlerine gelen şekilde bir mütareke vermediğimizi ileri sürmektedirler. Fakat biz de, Yunanlılar’ı bütün güçleriyle savaşmaktan alıkoyuyoruz. Kemalistler, halkı son on, on iki yıldan beri birbirini kovalayan savaşlar yüzünden silah altında bulanan ve kaynakları da sınırlı olan bu küçük memleketi yorarak çökerteceklerini umuyorlar. Bu işin böylece sürüncemede kalmasına göz yumamayız.’
“Bu demeç Yunanistan’da büyük sevinçle karşılandı. Gazeteler, en övücü pasajlarını yayınladılar. Yunan ordusunun günlük emrine nutuktan alınmış parçalar konuldu. Askerler yeniden umuda kapıldılar. Anlaşılan İngilizler, son dakikada yardımlarına koşacak, düşmanı yenmelerini sağlayacaklardı. İstanbul’a yürüme manevrası boşa gitmemişti demek. Bunun üzerine, barış lafları yine unutuldu.
“Bütün bu olaylar Mustafa Kemal’in planına uygun düşüyordu. Yunanlılar’ın Trakya’ya asker geçirdiklerini duyar duymaz taarruza girişeceği zamanı kararlaştırdı. Zira böylece Anadolu’daki Türk ve Yunan kuvvetleri denk duruma gelmiş oluyorlardı. Saldırının tam sırasıydı. Dahiliye Vekili olan Fethi Beyi [Ali Fethi Okyar’ı] Roma, Paris ve Londra’ya gönderdi. Fethi Bey buralarda ya hâlâ Yunanlılar’ın Anadolu’dan çekilmesini şart koşan bir barış tasarısı üzerinde görüşmeler yapacak, ya da zaferi izleyecek olan barış için temsilcilik görevini yüklenecekti. Mustafa Kemal, bundan sonra Garp Cephesine, Akşehir’deki Genel karargâhına gitti.” (Lord Kinross 1966: I/468-471)
Mustafa Kemâl’in “Sevr Muâhedesi” tiyatrosunu istismârı
Buraya kadar verdiğimiz mevsûk ve mufassal îzâhatla, (esâsı Cambon – Grey Mutâbakatı olan) “Sevr Muâhedesi”nin, sâdece, Osmanlı’yı toptan tasfiye edip yerine Anadolu’yle mahdûd, Laik, Avrupacı, Totaliter bir Devlet inşâ etmiye azmetmiş Kemalist Hükûmetin elini kuvetlendirmiye mâtûf bir tiyatro olduğu iyice anlaşılmış olmalıdır.
Bu tiyatronun son sahnesi, onun, daha Selânik senelerinde “Türklerin İlâhı” olmayı aklına koymuş Mustafa Kemâl tarafından Vahîdeddîn Han’ı ve Osmanlı’yı gözden düşürmek, netîce olarak, Hânedânı, Hilâfet müessesesi, Millî Kültürüyle Osmanlı’yı topyekûn tasfiye etmek için bol bol istismâr etmesidir. Bu husûsta, Mustafa Kemâl’in kendi kaleminden şahsî destânı olan, yeni nesilleri Materyalist Zihniyetli Kemâlperestler olarak yetiştirmek gâyesiyle vâkıaları keyfince tahrîf eden, muntazaman onların içyüzünü gizliyen, bu meyânda her fırsatta Vahîdeddîn Han’ı, Türke bir vatan kazandırmış ve Müslümanları asırlarca Haçlı Âlemine karşı korumuş Osmanlı Hânedânını ve Müslümanlığı, Müslüman Türkü tahkîr eden Tarih IV: Türkiye Cümhuriyeti kitabına mürâcaat etmek kâfîdir. “Emsâlsiz, dâhî kumandan, Türklüğün mukadderâtına hâkim ulvî dehâ” (Tarih IV 1934: 23) yazıyor:
“Mondros Mütarekesile (30 Teşrinievel 1918) düşmanların bütün arzularına boyun eğen Osmanlı Padişahı, o mütarekeden doğan vaziyet karşısında nefsinin ve hanedanın hususî menfaatlerini düşünmekten başka bir şey yapmıyordu.” (Tarih IV 1934: 13)
“Hamiyet ve gayretten mahrum bir padişah…” (Tarih IV 1934: 14)
“Osmanlı Padişahı ve Osmanlı Hükûmeti, İmparatorluğun yıkılmasına, memleketin düşmanlar tarafından mütemadiyen istilâsına ve parçalanmasına karşı bir şey yapmıyarak ve bir şey yapmak istemiyerek sırf nefislerini düşünmekle meşgul iken, asıl memleketin sahip ve hâkimi olan Türk milleti, vaziyeti ıslah ile Anayurdunu kurtarmak için derhal harekete geçmişti.” (Tarih IV 1934: 14) (Bu cümledeki son ifâde, “Büyük Şef”in kendi kendini tekzîbidir: Demek ki İstiklâl Harbi, onun Samsun’a çıkmasıyle değil, Mondros Mütârekesini tâkîb eden düşman işgâliyle başlamıştır!)
Müslümanlığa karşı Kemalist “İhtilâl Harbi”
“Bu beşeriyet hârikası” (Tarih IV 1934: 101), aşağıdaki satırlarda da, İstiklâl Harbini nasıl (Müslümanlığa karşı) bir “ihtilâl harbine” (bu tâbir Org. Ali Fuad Erden’e âiddir) çevirdiğini îzâh ediyor:
“(İstiklâl Harbinin gayelerinden beşincisi:) Laik bir devlet ve cemaatte yeri kalmıyan ve esasen amelî bir faidesi olmak şöyle dursun, zararları dokunmuş olan Hilâfet müessesesini ortadan kaldırmak; 6) XVI. ve XVII. asırlarda terakki ve inkişafı durgunlaşarak, Ortazaman feodal ve el sanayii medenî seviyesinde kalmış olan şark medeniyetinden, vuzuh ve sarahatle garp medeniyetine geçmek; 7) Ortazaman medeniyetinde mühim bir yer tutan hurafî an’ane ve müesseseleri yıkmak… […]
“Hasılı İstiklâl Harbi, şarkın dinî, içtimaî ve siyasî istibdadile garp devletlerinin siyasî ve iktisadî tagallübünden masun yeni ve tam müstakil bir Türk Devleti kurmak için girişilen çok cepheli millî mücahedenin, ikinci bir tabir ile ‘kurtuluş hareketinin’ mecmuudur.
“Laik millî mücadelenin ilk vazifesi, tabiî olarak, Anavatanı çiğneyen ve yabancı düşmanları kahredip millî hudut haricine atmak ve milletin müdafaa arzu ve ifadesini baltalayarak vatana hıyanet eden Padişah ve Hükûmetini tedip etmek suretile millî birliği korumak olacaktı. Bu cihetle haricî ve dahilî düşmanlarla beş sene kadar süren uzun bir harp, kurtuluş hareketinin ilk safhasını teşkil eder. Hususî manasile ‘İstiklâl Harbi’ namı işte bu harbe verilmiştir.” (Tarih IV 1934: 5
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (90)
Yesevizade Alparslan Yasa
01.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Mustafa Kemâl, Vahîdeddîn Han'ın "Sevr Muâhedesi"ni tasdîk ettiğini iddiâ ediyor
Mustafa Kemâl, Vahîdeddîn Han’ın “Sevr Muâhedesi”ni tasdîk ettiğini iddiâ ediyor
Yine Mustafa Kemâl’in hilâf-ı hakîkat iddiâsına nazaran, aslında ne Vahîdeddîn, ne de Fransa tarafından tasdîk (ratifié) edilmediği için (ki, aksi iddiâ ediliyorsa, imzâlı, tasdîkli nüshanın ibrâz edilmesi lâzımdır), beynelmilel hukûk noktainazarından keenlemyekûn hükmünde olan “Sevr Muâhedesi”ni, “İngilizlerin kölesi” (Tarih IV 1934: 62) “hâin Pâdişâh ve Hükûmeti” kabûl ve tasdîk etmişler, lâkin “Türk milletini kendinde tecessüd ettiren Mustafa Kemâl” (Tarih IV 1934: 16), –tâbir câizse- onu yırtıp atmıştır:
“Türklerin idam kararnamesi mahiyetinde olan bu muahedenameyi Osmanlıların Padişahı ve bütün islâmların halifesi Sultan Mehmet Vahdettin ile onun veziriazamı Damat Ferit Paşa kabul ettiler, ve bir araya topladıkları İstanbulun ‘ricali devletine’ de kolaylıkla tasdik ettirdiler; mahvolmamak istiyen, Anavatanını her türlü fedakârlığa katlanıp müdafaaya karar veren Türk milletine de bu esaret ve hacalet zincirini takmak için, yeni Türk Devletine karşı, büyük devletler ve Yunanlılarla birlikte silâh kullandılar, tezvirat yaptılar, fetvalar yazdılar, isyanlar çıkarttılar. (Harita, 6).
“Bütün bu hareketlerile, Padişah ve Padişah Hükûmeti, Türk milletine düşman ve hain olduklarını pek açık gösterdiler. Bütün bu haince teşebbüslerinin en şenîi, Anavatana saldıran, Anadoluyu tahrip ve Türk milletini bunca zayiata duçar eden Yunanlıların hareketlerine iştirak etmeleridir.” (Tarih IV 1934: 65)
“Ebedî” ve “Millî Şefler”in “samîmî, kardeş ve müttefîk Yunan muhîtinde” bulunmaktan duydukları saâdet
Bu bahsi daha fazla uzatmıyalım; lâkin, mûmâileyhin şu son iddiâsı üzerine, daha evvel neşretmiş olduğumuz bir vâkıayı burada tekrâr etmekle iktifâ edelim. Bu, 27 Mayıs 1937 târihli Cumhuriyet’in manşet haberidir:
“Atinada Başvekilimiz şerefine verilen ziyafet esnasında Atatürkün Ankaradan telefonla söyledikleri sözler sonsuz bir sevinc uyandırdı…
“Atina 26 (Hususî) – Dün akşam Büyük Britanya otelinde Türkiye Başvekili İsmet İnönü şerefine verilen ziyafet devam ettiği sırada Türkiye Cumhurreisi (Ulu Önder) Atatürk, İsmet İnönüne telefon ederek (şu mesajı bildirmişlerdir):
‘- Bu anda samimî, kardeş ve müttefik muhitte yaşamakta bulunduğunuzu istihbar ettim. Bu kadar kıymetli dostlarla ve ayrılmaz müttefik millet mümessillerile geçirmekte olduğunuz gecenin ne kadar gıptacısı olduğumu anlatamam. Gönlümü dolduran dostluk ve arkadaşlık duygularını olduğu gibi oradaki kardeşlere söylemenizi ricadan başka söz bulamıyorum. Size ve dostlarımıza selâmlar.'
1_ceee8b735c6d4cba98a35e23946dac60.jpg
(Cumhuriyet, 27.5.1937, s. 1)
İbret: “Padişah ve Padişah Hükûmetinin haince teşebbüslerinin en şenîi, Anavatana saldıran, Anadoluyu tahrip ve Türk milletini bunca zayiata duçar eden Yunanlıların hareketlerine iştirak etmeleridir.” (Tarih IV 1934: 65) Atina’da, 26 Mayıs 1937’de cereyân eden İnönü – Metaksas görüşmesine telefonla müdâhale eden “Büyük Şef”: “Bu anda samimî, kardeş ve müttefik muhitte yaşamakta bulunduğunuzu istihbar ettim. Bu kadar kıymetli dostlarla ve ayrılmaz müttefik millet mümessillerile geçirmekte olduğunuz gecenin ne kadar gıptacısı olduğumu anlatamam. Gönlümü dolduran dostluk ve arkadaşlık duygularını olduğu gibi oradaki kardeşlere söylemenizi ricadan başka söz bulamıyorum.”
Yunanistan’la bu “kardeşçe münâsebetler” çok daha evvel başlamıştı… Hattâ Girit, Anadolu, v.s.’de Türk jenosidinin tertîbcisi Venizelos’la kucaklaşacak kadar! 4 Ekim 1931 târihli Cumhuriyet’te, manşetten, Mustafa İsmet’in Atina ve Pire’yi ziyâret haberi: “İsmet Pş. Muazzam Tezahüratla Karşılandı… Başvekil rıhtıma çıktığı zaman müthiş bir alkış tufanı koptu, mızıka Türk marşını çalıyordu, M. Venizelos İsmet Pşyı kucaklıyarak karşıladı… Atina ve Pire’de Şenlik… İsmet Pş. balkona çıktığı zaman türkçe yaşa sesleri ve alkışları başladı, alkışlıyanlar arasında M. Venizelos ta vardı… İlh…”
***
“Atatürk, ikinci bir telefonlarında da şu mesajı bildirmişlerdir:
‘Balkan müttefik devletlerinin Balkanlardaki hududları bir tek hududdur. Bu hududa göz dikenler güneşin yakıcı şuaile karşılaşır. Bundan hazer etmeği tavsiye ederim. Bu noktaya itina olundukça Balkanlarda dostluk şamil mânasını kazanır. Balkan ittifakının insanî ve medenî hedefi de budur.'
“Atatürkün bu tebliğinden sonra Yunan Başvekili General Metaksas Reisicumhurumuza şu telgrafı çekmiştir:
‘Reisicumhurun mesajı, burada hazır bulunanlara yüksek sesle okunmuştur. Burada hazır bulunan Elen ordusu, donanması ve hava kuvvetleri mümessilleri, Türkiye Reisicumhurunun, Elen hissiyatına ve Elen milletinin kardeş millet hakkında duyduğu derin ve bozulmaz dostluğa tam surette tekabül eden bu sözleri karşısında duydukları büyük sevinci ve şevk ve heyecanı arzederler. Balkan devletleri sınırlarının bir tek hudud teşkil ettiği hakkındaki beyanatınızla, Balkan Antantını kurmak için işbirliği yaptığımız seneler içindeki bütün gayretlerimizin temelini teşkil eden bir hakikate vücud vermiş bulunuyorsunuz. Bu, o derece mes'ud ve o derece hakikat dolu bir ifadedir ki, memleketlerimizde bunu ta kalbinde hissetmiyen hiçbir kimse yoktur.'
“Türkiye Cumhurreisi buna aşağıdaki cevabı vermişlerdir:
‘Bahtiyarım, hududlarımız böyledir ve onları müdafaa edecek kuvvetlerin bir tek ve birbirinden ayrılmaz olduğunu söylemekle insanî ve askerî büyük bir sevinc duyduğumu size bildiririm.'
“Bunun üzerine General Metaksas telefonla Atatürke:
‘Kelimenin bütün mânasile ebedî müttefikiz' demiştir.” (“Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 19.6.2020/628’den naklen)
Mustafa Kemâl’in hadsiz Osmanlı düşmanlığı
Selânik Cemâatinin an’anevî terbiyesi, Avrupa Kültürünün hâssaten 19. asrın ikinci yarısında kendini gösteren büyük têsîri, Masonluğun faâliyetleri gibi sebeblerle çekirdekden Komitacı ve Osmanlı düşmanlığıyle yetişiyorlardı…
Osmanlı düşmanlığı Ali Fuad, Mustafa Kemâl, Mustafa İsmet ve Ali Fuad dörtlüsünde de daha mekteb sıralarında başlamış, zamânla şiddetlenerek had safhaya varmıştı. Mâmâfih, yine Cemâat terbiyesi îcâbı, düşünce ve hislerini saklamayı biliyorlar, bu husûsta –için için diş biledikleri- Pâdişâh veyâ Şehzâdeye yâverlik yapacak kadar mahâret gösteriyorlardı…
Mustafa Kemâl, 1906’da Şam’da têsîs ettiği ihtilâlci, gizli teşkîlât Vatan ve Hürriyet Cem’iyeti’nin (ki 1907’de Maçedônya Risôrta İTK’sıyle birleşmiştir) Selânik Şûbesi’ni kurmak üzere yine o sene bu şehre gelmiş, bu maksadla, Askerî Rüşdiye muallimlerinden Hakkı Baha (Pars)’ın evinde toplanmışlardı. “Toplantıda hazır bulunan Topçu Subayı Hüsrev Sami Kızıldoğan’ın naklettiğine göre”, orada, arkadaşlarını iknâ için ateşli bir nutuk îrâd ediyor, bu cümleden olarak Abdülhamîd Han’a ve idâresine karşı irsî bir kînle hücûm ediyor:
“Arkadaşlar, bu gece burada sizleri toplamaktan maksadım şudur: Memleketin yaşadığı vahîm ânları size söylemiye lüzûm görmüyorum. Bunu cümleniz müdriksiniz. Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazîfelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Bugün Makedonya’yı ve tekmîl Rumeli kıt’asını vatan câmiasından ayırmak istiyorlar. Memlekete ecnebî nüfûz ve hâkimiyeti kısmen ve fiilen girmiştir.
“Pâdişâh, zevk ve saltanatına düşkün, her zilleti irtikâb edecek menfûr bir şahsıyettir! Millet zulüm ve istibdâd altında mahvoluyor!
“Hürriyet olmıyan bir memlekette ölüm ve izmihlâl vardır. Her terakkînin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Târih bugün biz evlâdlarına bâzı büyük vazîfeler tahmîl ediyor.
“Ben Sûriye’de bir cem’iyet kurdum. İstibdâd ile mücâdeleye başladık. Buraya da bu cem’iyetin esâsını kurmağa geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve teşkîlâtı taazzuv ettirmek zarûrîdir. Sizden fedâkârlıklar bekliyorum.
“Kahhar bir istibdâda karşı ancak ihtilâl ile cevâb vermek ve köhneleşmiş olan çürük idâreyi yıkmak, milleti hâkim kılmak, hulâsa vatanı kurtarmak için sizi vazîfeye dâvet ediyorum.
“Arkadaşlar, gerçi bizden evvel birçok teşebbüsler yapılmıştır. Fakat onlar muvaffak olamadılar. Çünkü teşkîlâtsız işe başladılar. Biz kuracağımız teşkîlât ile bir gün mutlakâ ve behemehâl muvaffak olacağız. Vatanı, milleti kurtaracağız.” (İlk def’a neşri: Hüsrev Sami Kızıldoğan, “Vatan ve Hürriyet = İttihat ve Terakki”, Belleten, 1937, sayı: 3-4, s. 619-655; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yl., 2006, II/1-2. Aynı metni, baş kısmını sansürleyip “Millet zulüm ve istibdâd altında mahvoluyor” cümlesinden îtibâren ve yine Kızıldoğan’a atfen, M. Kemâl’in en yakın arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy da naklediyor: Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevleri, 1981, 2. baskı –ilk baskı: 1967-, ss. 94-95. M. Kemâl, sağlığında neşredilen bu hâtırayı tekzîb etmemiştir.) (“Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?”, Yeni Söz, 23.12.2017/4’ten naklen)
İktidârı zaptettikden sonra ise, her fırsatta Osmanlı’dan nefretini bu def’a alenen izhâr etmiye devâm etmiş ve Kemalist Maârif de –“Dâhî Muallim”inin izinden giderek- yeni nesilleri Osmanlı düşmanlığıyle yetiştirmeyi şiâr edinmiştir. “Büyük Şef”in bu çeşid beyânlarına birkaç misâl:
“İstanbul’da saltanat ve sefâhatlerinin, menfâatlerinin devâm ettirilmesini düşmanların anavatanımızı istîlâ etmek emellerine uydurmakta, onlarla işbirliği yapmakta, düşman Devletlerin her isteğine boyun eğmekte aslâ tereddüd göstermiyen, vicdânları sızlamıyan, milletimizin hür ve müstakil yaşama azmini kırmak için hâinâne teşebbüslerden çekinmiyen Sultan ve Halîfelerin artık bu vatanda aslâ yeri yoktur ve olamaz! (‘Kat’iyen olamaz ve olmıyacaktır!’ sesleri.)” (26.8.1925, İnebolu’da kalabalığa hitâb; Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı Yl., 2006, 5. baskı, II/217.)
“Osmanlı devleti maatteessüf ölmüştür. Bâbıâlî hükûmeti maatteessüf ölmüştür. Affedersiniz, hatâ ettim! Maatteessüf demiyecektim, maâliftihâr ölmüştür! Çünkü onlar ölmeseydi, milleti öldüreceklerdi...” (31 Ocak 1923’te İzmir’de Halk ile Konuşma’sından; A. Söylev ve Demeçleri, mezkûr eser, II/92.) (“Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?”, Yeni Söz, 31.12.2017/12’den naklen)
.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (71)
Yesevizade Alparslan Yasa
05.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
(Ocak 1909’da Pâris’de Askerî Ataşe sıfatıyle vazîfeye başlıyan Binbaşı Ali Fethi Bey’in muhtemelen müdâvimi olduğu) Voltaire Locası’nın müessisi, istikbâlin Cumhûr Reîsi Paul Doumer, beş sene zarfında -kendi tâbiriyle- “idâre değil hükûmet ettiği (gouverner mais pas administrer)” Çin Hindi müstemlekesinden dönünce (1902), masonî faâliyetlerine, bilhassa Alsace-Lorraine Locası’nda devâm etti. Bu Loca da, Meşrik-ı Âzam’ın hem günlük siyâsete çok bulaşmış, hem de III. Cumhûriyet’in bir kısım güzîdelerini barındıran bir Locasıydı. 8 Eylûl 1872’de têsîs edilmişti. (Amblemi Yahûdi Yıldızı olan bu Locanın “Nevyork’ta, ‘Dünyâyı Aydınlatan Hürriyet’ Heykelinin Açılışı” vesîlesiyle akdedilen celse için hazırladığı 10 Mart 1887 târihli dâvetiyesinin bir fotokopisini, Araştırmamızın “Masonluk Fikriyât ve Teşkîlâtında Yahûdi Têsîrine Dâir Muhtelif Delîller” başlıklı 4. Fasl’ına dercetmiştik…) İsminden anlaşılacağı vechiyle, başlıca bir gâyesi, Almanya tarafından zaptedilmiş Alsace-Lorraine’i tekrâr Fransa’ya kazandıracak çalışmalar yapmaktı. Bunun hâricinde “İrticâî kuvvetlerle mücâdeleye” çok ehemmiyet veriyordu. “İrticâî kuvvetlerle mücâdele için bir plan” hazırlamış, 1896 ilâ 1919 seneleri, bu plan çerçevesinde yürüttüğü mücâdeleyle geçmişti. Planın esâsı, Fransa’nın “geri kalmış” kırlık mıntıkalarında kesîf bir Laiklik propagandası yürüterek bu “geri kalmış” köylü kesimini Katolikliğin ve Kraliyetciliğin têsîrinden kurtarmak, Laik vatandaşlar hâline getirmekdi. (Lorin 2013)
Dikkat edilirse, Masonluk, “geri kalmış kesimleri İrticâın têsîrinden kurtarıp Laikleştirmek” siyâsetini, sâdece Fransa dâhilinde değil, –Müslüman olmamız hasebiyle- hâssaten “Mürteci” olan, hâssaten “geri kalmış” bulunan bizim gibi milletlere karşı da tâkîb etmektedir. Türkiye’de bu siyâset, evvelâ Maçedônya Risôrta İTK’sı’na, müteâkiben de, onun daha radikal bir devâmı olan Kemalizme ihâle edilmiştir…
Paul Doumer’in, 22 yaşındayken, 1 Aralık 1879 târihinde, L’Union Fraternelle Locası’nda tekrîs edilmiş olduğunu (Amaury Lorin’e ve bâzı Mason mêhazlarına istinâden) yukarıda kaydetmiştik. Hemen mütêâkib senede (1880), dîğeriyle alâkasını kesmeden, Alsace-Lorraine Locası’na intisâb ediyor. Rejimin birçok güzîdesi, Auguste Comte’un pozitivist felsefesinin têsîri altındaki bu Loca’dan “feyz almaktadır”: (Müstakbel Cumhûr Reîsimizden mâadâ) Jules Ferry, Kongo Umûmî Vâlisi Pierre Savorgnan de Brazza, Mareşal Joseph Joffre, Muharrir ve Lugatnüvis Émile Littré, Heykeltraş Frédéric Bartholdi, vâliler, zâbitler, tabîbler, bankacılar, avukatlar, siyâsetciler… (Lorin 2013)
Masonluğun sömürgecilik siyâsetinin bir temsîlcisi: Jules Ferry
Alsace-Lorraine Locası Âzâsı Avukat Jules Ferry [Jül Feri] (Saint-Dié, 5.4.1832 – Pâris, 17.3.1893), Masonluğun (ve arkasındaki Siyonizmin) ikiyüzlü sömürgeci siyâsetinin tipik bir temsîlcisidir. Bu Devlet Adamı, târihte, bilhassa iki cephesiyle derin iz bırakmıştır: Birincisi, Fransa’da “mecbûrî, umûmî, Laik” Maârifin yerleşmesindeki büyük rolü; ikincisi, Fransa’nın sömürgelerini genişletme siyâseti ve bu siyâsetin mesnedi (bir nevi “beyânnâme”si) olan 28 Temmuz 1885 Nutku…
Masonluğun tebcîl ettiği bu şahsıyet, Fransa’da el’ân dahi o kadar büyük bir îtibâra sâhibdir ki isimleri maârif müesseselerine verilen şahsıyetler arasında, o, birinci sırayı işgâl etmektedir: 2015 rakamlarıyle, 642 ilk ve orta mekteb ile lise onun ismini taşıyor…
8 Temmuz 1875’te La Clémente Amitié (Kerîm Dostluk) Locası’nda tekrîs edilen Jules Ferry, bilâhare Alsace-Lorraine Locası’na tebennî ediyor ve bu Loca bünyesinde faâliyet gösteriyor. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Jules_Ferry; 4.9.2024)
Pâris Hukûk Fakültesi’ndeki tahsîlini müteâkib avukat olarak çalışmıya başlamış ve mesleğinde büyük şöhret kazanmıştı. Bu meyânda, birçok gazetede hicvî fıkralar neşrediyor, kalemiyle de tanınıyordu. Bu faâliyetleri onu siyâsî hayâta iyice hazırlamış olmalıdır. Siyâsete, İkinci İmparatorluk Rejiminin keskin bir muhâlifi ve “Laik Cumhûriyetci” sıfatıyle atıldı. (Onun temsîl ettiği siyâsî cereyân, bilâhare, Radikal Parti ismi altında teşkîlâtlanmıştır.) Siyâsî hayâtında, hep, Maârifin Laikleştirilmesi ve Fransa’nın –Afrika’da, Uzak Şark’ta, Yakın Şark’ta, v.s.- sömürge ve nüfûz sâhalarının genişletilmesi uğrundaki mücâdeleleri ağır bastı. Birbirini tâkîben işgâl ettiği yüksek siyâsî mevkiler, inandığı siyâsete hizmet eden vâsıtalar oldular:
- 1869 - 1870: Pâris (La Seine) Meb’ûsu;
- 1871 – 1889: Voges Meb’ûsu;
- 1870 – 1871: Pâris Belediye Reîsi;
- 1879 – 1881, 1882, 1883: Maârif Vekîli;
- 20.11.1883 – 30.3.1885: Hâriciye Vekîli;
- 23.9.1880 – 10.11.1881, 21.2.1883 – 30.3.1885: Başvekîl;
- 1893: Senato Reîsi.
Tabîatiyle, bütün bu mevkileri işgâl etmesinde de, mücâdelelerinde muvaffak olmasında da, dâimâ desteğine sâhib olduğu Mason teşkîlâtının têsîri birinci derecedeydi…
Afrika ve Asya’daki bâzı beldeler, Jules Ferry’nin icrââtı netîcesinde Fransa’nın sömürge ve nüfûz sâhalarına dâhil oldular:
- Bir askerî seferi tâkîben, 10 Mayıs 1881’de, Tunus, Fransa’nın “himâye”si altına alındı, yânî “Protectorat: Himâye edilen memleket” statüsüne geçti… (Emperyalizm, böyle ikiyüzlü kelimeler kullanıyor!)
- Tunus’tan sonra, o bölgede “himâye” sâhasını genişletmek için askerî harekâtlar devâm etti…
- 1882’de, hâlihazırdaki Kongo, Gabon, Çad ve Merkezî Afrika’yı ihtivâ eden “Fransız Kongosu” sömürgesi kuruldu; Jules Ferry’nin Loca arkadaşı Pierre Savorgnan de Brazza, bu imparatorluğun Umûmî Vâlisi oldu…
- Madagaskar adasının şimâlindeki Diego-Suarez Koyu işgâl edilerek bütün Madagaskar “himâye” altına alınmak üzere ilk adım atıldı…
- 1883’te, Vietnam’ın Şarkî bölgesi olan Annam’da Fransız “himâye idâresi” kuruldu. Müteâkiben, Şimâl bölgesi olan Tonken’in işgâli için de sefer başlatıldı; fakat sefer, 25 Mart 1885’te Lang-Son mağlûbiyetiyle netîcelendi. Bu mağlûbiyete tahammül edemiyen Millet Meclisi, iş başındaki Jules Ferry Hükûmetini düşürdü… (“Jules Ferry: l’entreprise coloniale”; https://www.senat.fr/connaitre-le-senat/lhistoire-... 4.9.2024)
Jules Ferry, en can alıcı pasajlarını aşağıda nakledeceğimiz meşhûr 28 Temmuz 1885 nutkunu, Millet Meclisi’nde, bu gelişmeler çerçevesinde, (Hükûmetinin düşürülmesinden dört ay sonra) Sâbık Başvekîl sıfatıyle îrâd etti. O gün Meclis rûznâmesindeki mes’ele, Madagaskar’ı “himâye” altına almak maksadıyle tertîb edilen seferin finansmanı için “Hükûmete fevkalâde kredi tahsîsi”dir. Bu seferin başlatıcısı olan Jules Ferry, bu vesîleyle, üç delîl serdederek, III. Cumhûriyet’in tâkîb ettiği sömürge sâhasını genişletme siyâsetini müdâfaa ediyor; ki bu delîllerden birinin ilmî esâsı olmadığı gibi, üstelik dîğerleriyle de mütenâkızdır…
Farmason Devlet Adamı Jules Ferry’nin sömürgecilik siyâsetini müdâfaa eden nutku
Jules Ferry’nin Nutkunda, sömürgeciliğin gâyesinin, “medenî terakkîde geri kalmış cem’iyetlere medeniyet götürmek” olduğunun îzâh edildiği kısmın delîl başlığı, “mes’elenin insânî ve medenîleştirici cephesi (le côté humanitaire et civilisateur de la question)”dur.
Jules Ferry, bu kısımda, samîmî bir beşer kardeşliği kanâatiyle, meselâ şu sûretle muhâkeme yürütmüyor: İnsanlık Âleminde ilmî-sınâî bakımdan bizden geri kalmış cem’iyetler vardır. Dengi dengine münâsebetler içinde, yânî kuvvet üstünlüğümüze dayanarak tahakküm ve istismâra sapmadan, onların millî kültürlerine hürmetkâr bir tavırla, Medeniyetin mezkûr nîmetlerini onlara da öğretelim ve tez zamânda bizim seviyemize çıkmalarını yardımcı olalım…
Pekâlâ, ne yapıyor? Müstekreh bir zihniyetle Irkçılık yapıyor! “Geri kalmış cem’iyetler”in “aşağı ırklar” olduğunu iddiâ ediyor! Avrupalılar ise, “üstün ırk”! O devirde Masonluk Âleminde de pek revâcda olan Pozitivizmin “Üç Hâl Kânûnu”ndan mülhem olarak, “İlim Hâli”ni (“Müsbet İlim Çağı”nı) yaşıyan Avrupalıların, “aşağı ırklara”, “bütün insanlar arasında müşterek olması lâzım gelen Avrupa Medeniyeti”ni götürmeleri, onlara “rızâen veyâ cebren” bu medeniyeti kabûl ettirmeleri, onlar için “bir hak” ve aynı zamânda “bir vazîfe” imiş!
Jules Ferry’nin Avrupa sömürgeciliğini haklı çıkarmak için ileri sürdüğü şu “delîl”, dîğer iki “delîl”iyle tenâkuz arzettiği gibi, kendi içinde de mütenâkızdır. Zîrâ, “insânî maksadla”, “hayırhâh niyetlerle” hareket eden insan, Beşer Medeniyetinin bâzı vecheleri noktainazarından geri kalmış insanları “aşağı ırk” olarak görmez, horlamaz. Zâten böyle bir iddiâ, Müsbet İlim araştırmalarıyle isbât edilmiş de değildir; bilakis! Kaldı ki “gerilikleri sebebiyle” üzerlerinde sömürgeleştirme hakkı iddiâ edilen o insanların mühim bir kısmı, meselâ Müslümanlar, meselâ Orta-Çağ Avrupalılarınkinden çok daha üstün bir medeniyet kurdukları gibi, Avrupa Medeniyeti de, Müsbet İlim ve İnsan Hakları cepheleriyle, hâssaten o İslâm Medeniyetinden istifâde ederek gelişmiştir. Dîğer taraftan, o insanlar, “ırken”, yânî yaradılıştan “aşağı” iseler, hiçbir zamân Avrupalıların seviyesine ulaşamıyacaklar demekdir; binâenaleyh böyle bir gâyeyle onları sömürgeleştirmek dâvâsı, kendi kendini iptâl etmiş olur ve bu iddiâda hüsniniyet olmadığını gösterir… (Kültür ve medeniyet vâkıalarına bizim yaklaşımımız için Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar kitabımıza –Ankara: Kurtuba Yl., Nisan 2013, 570 s.- mürâcaat edilebilir. Irkçılık mes’elesine de, en son, hâssaten, Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi ünvânlı araştırmamızda –Yeni Söz, 6.11.2022 / 26.5.2023, her gün tam sayfa 198 Tefrika-, Ziya Gökalp ve Nihal Atsız üzerinde dururken temâs ettik; ayrıca, daha evvel, bu mevzûa dâir bir kitab da neşretmiş bulunuyoruz: Kur’ânî Milliyet Telakkîsi ve Irkçılık Sapması, Ankara: Kurtuba Yl., Aralık 2015, 470 s.)
Jules Ferry, 28 Temmuz 1885’te Fransız Millet Meclisi’nde konuşuyor ve kendine, bir-iki cümleyle sâdece birkaç kişi haysiyetli îtirâzlarda bulunuyor. Aşağıda onları da naklediyoruz; lâkin George Clemenceau’nun gûyâ Ferry’ye cevâben îrâd ettiği oportünist nutuktan iktibâs yapmıya lüzûm görmüyoruz…
Ferry: “Üstün ırkların aşağı ırklar üzerinde bir hakkı ve onlara karşı bir vazîfesi vardır!”
“Jules Ferry: …Beyler, daha yüksek ve daha doğru konuşmak lâzım! Filhakîka, üstün ırkların aşağı ırklar üzerinde bir hakları olduğunu açıkça söylemek lâzım! (…Messieurs, il faut parler plus haut et plus vrai! il faut dire ouvertement qu'en effet les races supérieures ont un droit vis-à-vis des races inférieures...)
resim1_07ce620f113dfc22eca8d6d6449edfbb.jpg
(Mabblavet, “Le racisme de la République des Jules Ferry, Gambetta et Paul Bert, 19.6.2020; https://viveleroy.net/quand-la-gauche-republicaine... 5.9.2024)
Bir Fransız Kraliyetci Sitesinde neşredilen resim… Resim, “Ferry, Gambetta ve Paul Bert’lerin Cumhûriyetinin Irkçı Mâhiyeti” başlığını taşıyan ve Ferry’nin 28 Temmuz 1885 Nutkunun genişçe iktibâs ve tahlîl edildiği bir makâleye refâkat ediyor. Resmin başlığı, “III. Cumhûriyet’in Sömürgeci Siyâseti”dir. Altında, Millet Meclisi kürsüsünde Nutkunu îrâd ederkenki hâliyle tasvîr edilen Ferry’nin bu Nutkundan bir cümle: “Üstün ırklar, aşağı ırklar üzerinde bir hakka mâlikdir.” Ferry’nin portresinin altındaki satırlar: “Cumhûriyetci Sol” ve “Farmason Nâzır”…
***
“Jules Maigne: İnsan Haklarının îlân edildiği memlekette bunu söylemiye nasıl cür’et edersiniz? (Oh! vous osez dire cela dans le pays où ont été proclamés les droits de l'homme!)
“De Guilloutet: Bu, köleliği ve zenci ticâretini haklı çıkarmak demekdir! (C'est la justification de l'esclavage et de la traite des nègres!)
“Jules Ferry: Şâyed pek muhterem Maigne Bey haklıysa, şâyed İnsan Hakları Beyânnâmesi Hattıüstüvâ Afrika’sının Siyâhîleri için yazıldıysa, hangi hakla onlara mübâdeleyi, ticâreti empoze edeceksiniz? Sizi çağırmıyorlar ya! (Si l'honorable M. Maigne a raison, si la déclaration des droits de l'homme a été écrite pour les noirs de l'Afrique équatoriale, alors de quel droit allez-vous leur imposer les échanges, les trafics? Ils ne vous appellent pas!)
“Raoul Duval: Biz onlara bunları empoze etmek istemiyoruz! Bunları empoze eden sizsiniz! (Nous ne voulons pas les leur imposer! C'est vous qui les leur imposez!)
“Jules Maigne: Teklîf etmek ile empoze etmek çok farklı şeylerdir! (Proposer et imposer sont choses fort différentes!)
“Georges Périn: Herhâlde zorla mübâdele yapılmaz! (Vous ne pouvez pas cependant faire des échanges forcés!)
“Jules Ferry: Tekrâr ediyorum ki üstün ırkların aşağı ırklar üzerinde bir hakları vardır, çünki onlara karşı bir vazîfeleri vardır. Bu vazîfe, onları medenîleştirmekdir! (Je répète qu'il y a pour les races supérieures un droit, parce qu'il y a un devoir pour elles. Elles ont le devoir de civiliser les races inférieures...)
“Joseph Fabre: Bu kadarı da fazla! 1789 ve 1848 Umdelerinin ilgâsı gibi bir netîceye varıyorsunuz! (C'est excessif! Vous aboutissez ainsi à l'abdication des principes de 1789 et de 1848..
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (72)
Yesevizade Alparslan Yasa
06.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Jules Maigne: İnsan Haklarının îlân edildiği memlekette bunu söylemiye nasıl cür'et edersiniz? (Oh! vous osez dire cela dans le pays où ont été proclamés les droits de l'homme!)
“Jules Maigne: İnsan Haklarının îlân edildiği memlekette bunu söylemiye nasıl cür’et edersiniz? (Oh! vous osez dire cela dans le pays où ont été proclamés les droits de l'homme!)
“De Guilloutet: Bu, köleliği ve zenci ticâretini haklı çıkarmak demekdir! (C'est la justification de l'esclavage et de la traite des nègres!)
“Jules Ferry: Şâyed pek muhterem Maigne Bey haklıysa, şâyed İnsan Hakları Beyânnâmesi Hattıüstüvâ Afrika’sının Siyâhîleri için yazıldıysa, hangi hakla onlara mübâdeleyi, ticâreti empoze edeceksiniz? Sizi çağırmıyorlar ya! (Si l'honorable M. Maigne a raison, si la déclaration des droits de l'homme a été écrite pour les noirs de l'Afrique équatoriale, alors de quel droit allez-vous leur imposer les échanges, les trafics? Ils ne vous appellent pas!)
“Raoul Duval: Biz onlara bunları empoze etmek istemiyoruz! Bunları empoze eden sizsiniz! (Nous ne voulons pas les leur imposer! C'est vous qui les leur imposez!)
“Jules Maigne: Teklîf etmek ile empoze etmek çok farklı şeylerdir! (Proposer et imposer sont choses fort différentes!)
“Georges Périn: Herhâlde zorla mübâdele yapılmaz! (Vous ne pouvez pas cependant faire des échanges forcés!)
“Jules Ferry: Tekrâr ediyorum ki üstün ırkların aşağı ırklar üzerinde bir hakları vardır, çünki onlara karşı bir vazîfeleri vardır. Bu vazîfe, onları medenîleştirmekdir! (Je répète qu'il y a pour les races supérieures un droit, parce qu'il y a un devoir pour elles. Elles ont le devoir de civiliser les races inférieures...)
“Joseph Fabre: Bu kadarı da fazla! 1789 ve 1848 Umdelerinin ilgâsı gibi bir netîceye varıyorsunuz! (C'est excessif! Vous aboutissez ainsi à l'abdication des principes de 1789 et de 1848...) […]
Ferry’ye nazaran, sömürge halkları eskisinden daha mes’ûd yaşıyorlarmış!
“Jules Ferry: Ben diyorum ki üstün ırkların vazîfeleri vardır… Bu vazîfeler, Beyler, geçmiş asırların târihinde çok kerre îtibâr görmedi… Muhakkak ki İspanyol asker ve kâşifleri, Orta Amerika’ya köleliği soktukları zamân, üstün ırk adamlarının vazîfesini îfâ etmiyorlardı. Lâkin günümüzde, Avrupa milletlerinin, bu yüksek medenîleştirme vazîfesini cömerdce, asâletle, dürüstlükle yerine getirdiklerini iddiâ edebilirim! (Je dis que les races supérieures ont des devoirs... Ces devoirs, messieurs, ont été souvent méconnus dans l'histoire des siècles précédents, et certainement, quand les soldats et les explorateurs espagnols introduisaient l'esclavage dans l'Amérique centrale, ils n'accomplissaient pas leur devoir d'hommes de race supérieure. Mais, de nos jours, je soutiens que les nations européennes s'acquittent avec largeur, avec grandeur et honnêteté, de ce devoir supérieur de civilisation.) […]
“Jules Ferry: Şimâlî Afrika’da, Fransa tarafından fethedildiğinden beri, daha fazla adâletin, daha fazla maddî-mânevî nizâmın, daha fazla hakkâniyetin, daha fazla ictimâî fazîletin mevcûd olduğunu inkâr edebilir misiniz, herhangi biri bunları inkâr edebilir mi? Korsanlığı yok etmek ve Akdeniz’de ticâret serbestîsini têmîn etmek üzere Cezâyir’e gittiğimiz zamân, haydutluk mu, çapulculuk mu, yıkıcılık mı yapıyorduk? Bugün Hindistan’da, İngilizler tarafından fethedildiğinden beri, bu fethin târihindeki bâzı acı vak’alara rağmen, eskiye nisbetle nâmütenâhî derecede daha fazla adâlet, daha fazla aydınlık, daha fazla âsâyiş, daha fazla umûmî ve husûsî fazîlet olduğu inkâr edilebilir mi? (Est-ce que vous pouvez nier, est-ce que quelqu'un peut nier qu'il y a plus de justice, plus d'ordre matériel et moral, plus d'équité, plus de vertus sociales dans l'Afrique du Nord depuis que la France a fait sa conquête ? Quand nous sommes allés à Alger pour détruire la piraterie, et assurer la liberté du commerce dans la Méditerranée, est-ce que nous faisions oeuvre de forbans, de conquérants, de dévastateurs? Est-il possible de nier que, dans l'Inde, et malgré les épisodes douloureux qui se rencontrent dans l'histoire de cette conquête, il y a aujourd'hui infiniment plus de justice, plus de lumière, d'ordre, de vertus publiques et privées depuis la conquête anglaise qu'auparavant?) […]
“Jules Ferry: Hattıüstüvâ Afrika’sının Fransız veyâ İngiliz Milletinin himâyesi altına girmesinin bu zavallı topluluklar için iyi bir tâlih olduğu inkâr edilebilir mi? (Est-ce qu'il est possible de nier que ce soit une bonne fortune pour ces malheureuses populations de l'Afrique équatoriale de tomber sous le protectorat de la nation française ou de la nation anglaise ?) İlh…” (https://www2.assemblee-nationale.fr/decouvrir-l-assemblee/histoire/grands-discours-parlementaires/jules-ferry-28-juillet-1885#:~:text=Il%20faut%20que%20notre%20pays,oh%20!; 4.9.2024)
Ey Anadolu Milleti! Artık ibret al; yoksa bir istikbâlin olmıyacak!
Görüldüğü gibi, Jules Ferry’nin gûyâ “insânî maksadlarla ve medenîleştirmek hak ve vazîfesiyle” sömürgecilik yaptıklarına dâir iddiâsı, zâten kendi kendini cerhediyor. Lâkin Ferry, mantıkî tenâkuzu daha da ileri götürerek, sömürgecilik lehinde, “insânî-medenî maksadlarla sömürgecilik” iddiâsını tamâmen cerheden iki delîl daha ileriye sürüyor ki bunlar ilk delîl gibi ikiyüzlü değil, hakîkatin tâ kendisidir.
Anadolu Milleti, Emperyalistlerin bu zihniyetini iyi öğrenmeli, geçmişteki pek çok Devlet Adamı ve “münevver”in, sâfderûnluklarıyle Milletimize ne büyük zarârlar verdiklerini anlamalıdır. Doymak bilmez bir canavar iştihâsıyle Osmanlı’ya gözlerini çevirip onu yutmak için nasıl asırlarca tuzak kurdular, her zayıf ânımızda ve her zayıf tarafımızdan taarruz ettiler, yetmedi, ittifâklar kurdular, Vatanımızı kendi aralarında gizli gizli paylaştılar, Cambon – Grey Mutâbakatını hazırladılar, vücûdumuzu ortadan kaldırmayı Birinci Cihân Harbinin başlıca gâyesi olarak vaz’ettiler, üzerimize hırsla, bütün kuvvetleriyle saldırdılar, içimizdeki hâinlerle işbirliği yaparak bizi sırtımızdan hançerlediler, akabinde Mondros’u dayattılar, Sevr Muâhedesi tiyatrosunu ortaya sürdüler, Müslümanların “İstiklâl Harbi”ni onlara karşı bir “İhtilâl Harbi”ne çeviren Sabataî-Farmason kadroları desteklediler ve netîcede, Lozan Muâhedesi’yle, kendilerinin dümen suyunda giden Laik, Avrupacı, Şahısperest, Totaliter bir rejimin ortaya çıkmasında âmil oldular…
Bütün bunları yapanların habîs zihniyetleri, Jules Ferry’nin ağzından kelimeler hâlinde dökülüyor!
Ve o günden beri işin esâsı değişmedi! Biz dâimâ av mevkiindeyiz, onlar da avcı! Farklı usûllerle yine avlanıyor, siyâsî-hukûkî vâsıtalara ilâveten iktisâdî-kültürel vâsıtalarla da yine millî mevcûdiyetimizi tehdîd ediyorlar! Biz derin uykulardayken, her gün canımızdan bir parça, belki bin parça koparıyorlar da farkına varmıyoruz! Kemalizm bizi öylesine afyonlamış! Hâlâ Avrupa Birliği terânesi! Hâlâ cehâlet! Hâlâ Tecrübî İlmi baş tâcı etmek yok! Hâlâ İlmin rehberliğinde ve Îmân heyecânıyle teşkîlâtlanmak yok! Böyle devâm ederse, bir millî istikbâlimiz olmıyacak! Çocuklarımızın, torunlarımızın bir millî vatanı olmıyacak! Bunlar kehânet değil; görünen ufuk!
İbret al! Ey Anadolu Milleti artık ibret al!
1_92a8364bb1faf648cc1e031d4ad5f116.jpg
“Cânîler mutlakâ hesâb verecek!”
El-hak! Biz de tekrâr ediyoruz: Elinizdeki sersemletici, karayı ak, akı kara göstermiye muktedir o muazzam propaganda imkânlarıyle insanları, bütün bir İnsanlığı yanıltabilirsiniz! Lâkin, ister inanın, ister inanmayın, bir gün, sizi bu mel’anetleri işliyesiniz diye yaratmamış olan Kâinâtın Rabbi’ne hesâb vereceksiniz! Ve hiç şüphesiz, bu, bizim kuru iddiâmız, boş bir tesellîmiz değildir; O Rab, bunu, bütün Beşeriyete böylece bildirdiği için Hakîkatin tâ kendisidir! Şâyed kalbinizi karartmamış, idrâkinizi kör etmemiş olsaydınız, Müsbet İlmin ve onun üzerinde yükselen Müsbet Tefekkürün bu Hakîkati böylece tasdîk ettiğini idrâk edebilirdiniz!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (73)
Yesevizade Alparslan Yasa
07.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
Jules Ferry, sömürgeciliğin iktisâdî ve siyâsî-askerî esbâbımûcibesini îzâh emekle, kendi şahsında, Emperyalist Zihniyetin çirkin yüzünü tamâmen teşhîr etmiş oluyor!
Jules Ferry, sömürgeciliğin iktisâdî ve siyâsî-askerî esbâbımûcibesini îzâh emekle, kendi şahsında, Emperyalist Zihniyetin çirkin yüzünü tamâmen teşhîr etmiş oluyor! Böylece, gûyâ “insâniyet nâmına”, “geri kalmış milletleri”, daha doğrusu, onun tâbiriyle, “aşağı ırkları medenîleştirme hak ve vazîfesi” gibi bir esbâbımûcibenın, zavallı milletleri istismâr etmek, onları sömürerek semirmek gibi düpedüz yamyamlık olan bir siyâsete bir bakıma kılıf vazîfesi gördüğü anlaşılıyor… Lâkin dîğer taraftan, “medenîleştirme” siyâseti, emperyalist siyâsetin elzem bir vâsıtasıdır; zîrâ, insanları sırf silâh zoruyle sömürmek ancak bir dereceye kadar mümkündür; onlara sömürgecilerin kültürünü aşıladığınız zamân, sömürüyü çok daha kalıcı kılarsınız. Bunun içindir ki İktisâdî-Siyâsî-Askerî Emperyalizme dâimâ Kültür Emperyalizmi de refâkat eder. Nitekim, Ferry, “Bir memleketi ele geçirmenin sinsi yolu: Kültür Emperyalizmi” ara başlığıyle nakledeceğimiz Nutkunun sonunda: “Fransa, mümkün olan her yere kendi dilini, kendi âdetlerini, kendi bayrağını, kendi silâhlarını, kendi dehâsını götürmelidir!” diyor…
Bu tesbîtlerimizin hakîkatini anlamak için sömürgeleştirilmiş bütün milletlerin hâlini göz önünde canlandırmak kâfî değil mi? Hemen hepsi, resmen sömürge statüsünden çıkmış oldukları hâlde kendilerini sömürgeleştiren memleketle bağlarını muhâfaza etmiyor mu? Hepsi de millî şahsıyetlerinden çok şey kaybetmiş değil mi? Hepsi de bir kültür, bir şahsıyet buhrânı içinde değil mi? Fazla uzağa gitmiye ne hâcet: Kendi milletimizi ibretle gözliyelim! Üstelik, bu memleket, resmen sömürge statüsü de yaşamadı; lâkin, iki asırdır, dâhilden ve hâricden hükmünü yürüten örtülü bir sömürge siyâsetine mârûz bulunuyor…
Ferry’nin sömürgeciliğin iktisâdî esbâbımûcibesine dâir îzâhatını ibretle okuyoruz. Kendileri semirmek için dîğer insanları sömüren bu “medenî” yamyamlar, bir de “herkesi medenîleştirmek hak ve vazîfesine mâlik olduklarını” iddiâ ediyorlar!
“…Sömürge sâhamızı genişletme siyâsetini iktisâdî nıktainazardan haklı çıkaran mülâhazaları, bunları destekliyen birkaç rakamın refâkatinde, huzûrunuzda dile getirmek istedim. Başlıca mülâhazamız, Avrupa’nın sanâyileşmiş memleketlerinin ve husûsen zengin ve çalışkan Fransa’mızın git gide daha şiddetle hissettiği bir ihtiyâc, mahrec [pazar] ihtiyâcıdır. (Sur le terrain économique, je me suis permis de placer devant vous, en les appuyant de quelques chiffres, les considérations qui justifient la politique d'expansion coloniale au point de vue de ce besoin de plus en plus impérieusement senti par les populations industrielles de l'Europe et particulièrement de notre riche et laborieux pays de France, le besoin de débouchés.)
“Bu mânâsız bir tasavvur mu, bir kehânet mi, yoksa âcil bir ihtiyâc, sanâyileşmiş memleketimizin haykırdığı bir taleb midir? Ben, aslında, her birinizin Fransa’nın muhtelif mıntıkalarında müşâhede ettiğiniz bir vâkıayı umûmî hatlarıyle dile getirmekden başka bir şey yapmıyorum. (Est-ce que c'est quelque chose de chimérique? est-ce que c'est une vue d'avenir, ou bien n'est-ce pas un besoin pressant, et on peut dire le cri de notre population industrielle? Je ne fais que formuler d'une manière générale ce que chacun de vous, dans les différentes parties de la France, est en situation de constater.)
“Evet, 1860 muâhedelerinin geriye dönülmez şekilde ihrâcâta yönlendirdiği büyük sanâyimizde eksik kalan, onda git gide daha fazla eksik kalan, mahreclerdir. (Oui, ce qui manque à notre grande industrie, que les traités de 1860 ont irrévocablement dirigé dans la voie de l'exportation, ce qui lui manque de plus en plus ce sont les débouchés.)
“Nîçin? Çünki yanı başındaki Almanya, etrâfını mânialarla çevirmektedir; çünki Okyanus ötesinde, Amerika Birleşik Devletleri, himâyeci, hem de had derecede himâyeci olmuştur; çünki bu büyük pazarlar, kapanmıyorlarsa da, daralıyolar ve bizzât kendi pazarlarımız, bu büyük Devletlerin eskiden görülmiyen mâmûlleriyle dolup taştığı için, onların pazarları, sınâî mâmûllerimizin git gide daha zorlukla revâc bulacağı hâle geliyor. Bu, sâdece, büyük bir sarsıntı geçiren, rekâbet sâhası –eski iktisâdî nazariyelerin mevzûu olan- büyük Devletlerle mahdûd kalmıyan zirâatimiz için bir hakîkat değildir; mûlûmunuz, bugün rekâbet, arz ve taleb kânûnu, mübâdele serbestîsi, spekülasyonların têsîri, v.s. bütün bunlar, dünyânın bir ucundan bir ucuna uzanan geniş bir sâhada cereyân ediyor. (Pourquoi ? parce qu'à côté d'elle l'Allemagne se couvre de barrières, parce que au-delà de l'océan les États-Unis d'Amérique sont devenus protectionnistes et protectionnistes à outrance ; parce que non seulement ces grands marchés, je ne dis pas se ferment, mais se rétrécissent, deviennent de plus en plus difficiles à atteindre par nos produits industriels parce que ces grands États commencent à verser sur nos propres marchés des produits qu'on n'y voyait pas autrefois. Ce n'est pas une vérité seulement pour l'agriculture, qui a été si cruellement éprouvée et pour laquelle la concurrence n'est plus limitée à ce cercle des grands États européens pour lesquels avaient été édifiées les anciennes théories économiques ; aujourd'hui, vous ne l'ignorez pas, la concurrence, la loi de l'offre et de la demande, la liberté des échanges, l'influence des spéculations, tout cela rayonne dans un cercle qui s'étend jusqu'aux extrémités du monde.)
“İşler bu noktada karışıyor, büyük iktisâdî zorluk bu noktada başlıyor! (C'est là une grande complication, une grande difficulté économique.) [...]
“Evet, pek vahîm bir mes’eleyle karşı karşıyayız! (C'est là un problème extrêmement grave.)
“Beyler, bu mes’ele o derece vahîm, o derece hayâtîdir ki daha az basîretli olan insanlar dahi, şimdiden, uzun zamândır bizim elimizde olan Cenûbî Amerika’nın o büyük pazarında Şimâlî Amerika mallarının haşîn rekâbetiyle karşılaşacağımız ve belki de o pazarı kaybedeceğimiz zamân hakkında tahmînde bulunarak hazırlanmıya, tedbîr almıya mahkûmdurlar. Bundan daha ciddî, bundan daha vahîm bir ictimâî mes’elemiz yoktur ve bu program da, sıkı sıkıya sömürge siyâsetine bağlıdır. (Il est si grave, messieurs, si palpitant, que les gens moins avisés sont condamnés à déjà entrevoir, à prévoir et se pourvoir pour l'époque où ce grand marché de l'Amérique du Sud, qui nous appartenait de temps en quelque sorte immémorial, nous sera disputé et peut-être enlevé par les produits de l'Amérique du Nord. Il n'y a rien de plus sérieux, il n'y a pas de problème social plus grave; or, ce programme est intimement lié à la politique coloniale.) (https://www2.assemblee-nationale.fr/decouvrir-l-as... 4.9.2024)
Ferry’nin dilinden sömürgeciliğin millî fanatizmden beslenen siyâsî-askerî mantığı
Her insanın, başka milletlere husûmet beslemeden, onları tahkîr etmeden, onların mevcûdiyet haklarını inkâr etmeden, kendi mensûb olduğu, kültürüyle yoğrulduğu, kültürüyle şahsıyetini inşâ ettiği milleti dîğerlerinden daha fazla sevmesi ve en başta onun maddî-mânevî her cihetten yükselmesi için çalışması, hem tabiî bir his, hem de ahlâkî bir vecîbedir. Yanlış olan, takbîh edilmesi lâzım gelen, şovenlikdir, millî fanatizmdir, daha beteri, ırkçılıktır. Nasıl ki herhangi bir vatandaşının veyâ daha umûmî olarak herhangi bir insanın haklarına riâyet etmemek ahlâksızlıktır, başka milletlerin haklarına tecâvüz etmek de öyledir. Nasıl ki ferdî planda hodgâmlık ahlâksızlıktır, millî hodgâmlık da öyledir. Bir milletin başka milletlerin haklarını gasbederek semirmesi ile bir ferdin, dîğer vatandaşlarının haklarını gasbederek palazlanması aynı cinsden ahlâksızlıklardır.
İşte Jules Ferry’nin, Nutkunda, “mes’elenin siyâsî vechesi” başlığı altında sömürgeci siyâsetin siyâsî-askerî esbâbımûcebisini îzâh ettiği kısım, millî fanatizmden besleniyor ve Emperyalist Zihniyetin bir başka tezâhürü olarak karşımıza çıkıyor. Yine ibretle okuyoruz:
“Beyler, hakîkî suâl, kendi kendimize ve vâzıh ifâdelerle yöneltmemiz gereken suâl şudur: büyük felâketlerle imtihân edilen milletlere yakışan mâtem ve tefekkür hâli, onların dünyâ siyâsetinden de el çekmelerini istilzâm eder mi? [“Felâket”ten, Fransa’nın mağlûbiyeti ve Alsace-Lorraine bölgesinin kaybıyle netîcelenen 1870-1871 Fransız-Alman Harbi kasdediliyor…] […] [Fransızlar.] dâimâ kanıyacak bu yara üzerinde ibretle tefekküre dalmış bir hâldeyken, başkalarının onların etrâfında istediklerini yapmalarına müsâade edecekler mi? Olup bitenlere lâkayd mı kalacaklar? Bizim yerimize başkalarının Tunus’a yerleşmesine, [Tonken veyâ Şimâlî Vietnam’daki] Kızıl Nehr’in denize döküldüğü yerde zâbıta rolü oynamalarına ve Avrupa milletlerinin menfâatine olarak riâyet edilmesini sağlama taahhüdünde bulunduğumuz {Vietnam’la alâkalı] 1874 Muâhedesinin hükümlerini başkalarının tatbîk ettirmesine seyirci mi kalacaklar? Hattıüstüvâ Afrika’sı bölgelerini ele geçirmek için başkalarının birbirleriyle çekişmelerine aldırmıyacaklar mı? Birçok vechesiyle aslında tam da bir Fransız mes’elesi olan Mısır mes’elesinin başkaları tarafından hâlline râzı olacaklar mı? (La vraie question, messieurs, la question qu’il faut poser, et poser dans des termes clairs, c’est celle-ci: est-ce que le recueillement qui s’impose aux nations éprouvées par de grands malheurs doit se résoudre en abdication? [...] Est-ce que, absorbés par la contemplation de cette blessure qui saignera toujours, ils laisseront tout faire autour d’eux; est-ce qu’ils laisseront aller les choses; est-ce qu’ils laisseront d’autres que nous s’établir en Tunisie, d’autres que nous faire la police à l’embouchure du fleuve Rouge et accomplir les clauses du traité de 1874, que nous nous sommes engagés à faire respecter dans l’intérêt des nations européennes? Est-ce qu’ils laisseront d’autres se disputer les régions de l’Afrique équatoriale? Laisseront-ils aussi régler par d’autres les affaires égyptiennes qui, par tant de côtés, sont des affaires vraiment françaises?)
“Diyorum ki Fransa’nın sömürge siyâseti, sömürge sâhasını genişletme siyâseti, bizi, İmparatorluk devrinde Saygon’a, Koşenşin’e götüren siyâset, yine bizi Tunus’a, Madagaskar’a götüren siyâset, evet, diyorum ki bu genişleme siyâseti, üzerine dikkatinizi celbedeceğim şu hakîkatten ilhâm almıştır: Bir memleketin bizimki gibi Deniz Kuvvetleri olursa, bu Deniz Kuvvetleri, açık denizlerde sağlam barınaklardan, müdâfaa noktalarından, tedârik merkezlerinden vazgeçemez. Beyler, bunu bilmiyor musunuz? Dünyâ haritasına bir göz atın ve Çin Hindi’ndeki, Madagaskar’daki, Tunus’taki bu merhalelerin gemilerimizin emniyeti için elzem olup olmadığını bana söyleyin! (Je dis que la politique coloniale de la France, que la politique d’expansion coloniale, celle qui nous a fait aller, sous l’Empire, à Saïgon, en Cochinchine, celle qui nous a conduits en Tunisie, celle qui nous a amenés à Madagascar, je dis que cette politique d’expansion coloniale s’est inspirée d’une vérité sur laquelle il faut pourtant appeler un instant votre attention: à savoir qu’une marine comme la nôtre ne peut pas se passer, sur la surface des mers, d’abris solides, de défenses, de centres de ravitaillement. L’ignorez-vous, messieurs? Regardez la carte du monde... et dites-moi si ces étapes de l’Indochine, de Madagascar , de la Tunisie ne sont pas des étapes nécessaires pour la sécurité de notre navigation?) [...]
1_585f5df1f4473467112b83ac280e11df.jpg
(https://histoire-image.org/etudes/conquete-constan... (9.9.2024)
Emperyalistlerin “geri kalmış memleketlere insâniyet nâmına medeniyet götürmeleri” böyle oluyor: Memleketleri bir baştan bir başa kana boyuyor, insanları ne pahasına olursa olsun boyun eğmiye zorluyor ve onlara Avrupa Medeniyetini dayatıyorlar… Arkasından, işgal edilen memleketin zenginlikleri talan ediliyor, insanları millî şahsıyetlerinden koparılıyor, müstevlîye mukâvemet edemiyecek hâle getiriliyor… Yoksa hiç kimse “insâniyet nâmına” gelin memleketimizi işgâl edin de bizi “medenîleştirin” demiyor! Buradaki resim, (Cezâyir’deki muhârebeleri bizzât ve yakından tâkîb eden) Denis-Auguste-Marie Raffet’nin eseri olup Kasım 1836’da Fransız Mareşali Changarnier’yi Cezâyir’in Konstantin şehrinden geri çekilmiye icbâr eden muhârebeyi gösteriyor. Cezâyirliler, Fransızlara karşı vatanlarını kahramanca müdâfaa etmişler, fakat düşman, nihâyette, silâh üstünlüğü sâyesinde onlara galebe çalmıştı. Ressam, bu levhasıyle, sâdece bir muhârebeyi değil, Jules Ferry gibi, Woodrow Wilson gibi ikiyüzlü Farmason Devlet adamlarının yalanlarını da resmetmiştir
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (74)
Yesevizade Alparslan Yasa
09.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Beyler, etrâfımızda, kimisi askerî ve denizcilikle alâkalı kâbiliyetlerini geliştirerek, kimisi hızla artan nüfûsunun avantajlarından istifâde ederek kuvvetlenen bunca rakîb varken, evet, bu kadar sıkı bir rekâbetin olduğu şimdiki Avrupa'da, daha doğrusu böyle bir dünyâda, kendi içine kapanma veyâ müstenkif kalma siyâseti, gâyet basît olarak, inhitât yolunu seçmek demekdir!
“Beyler, etrâfımızda, kimisi askerî ve denizcilikle alâkalı kâbiliyetlerini geliştirerek, kimisi hızla artan nüfûsunun avantajlarından istifâde ederek kuvvetlenen bunca rakîb varken, evet, bu kadar sıkı bir rekâbetin olduğu şimdiki Avrupa’da, daha doğrusu böyle bir dünyâda, kendi içine kapanma veyâ müstenkif kalma siyâseti, gâyet basît olarak, inhitât yolunu seçmek demekdir! (Messieurs, dans l'Europe telle qu'elle est faite, dans cette concurrence de tant de rivaux que nous voyons grandir autour de nous, les uns par les perfectionnements militaires ou maritimes, les autres par le développement prodigieux d'une population incessamment croissante ; dans une Europe, ou plutôt dans un univers ainsi fait, la politique de recueillement ou d'abstention, c'est tout simplement le grand chemin de la décadence!)
“Yaşadığımız devirde, milletler, ancak gösterdikleri faâliyetlerle büyükdürler; yoksa, ‘müesseselerinin başkalarına têsîri’yle büyük değildirler. Evet, günümüzde hâl böyledir! (Les nations, au temps où nous sommes, ne sont grandes que par l'activité qu'elles développent; ce n'est pas ‘par le rayonnement des institutions’... qu'elles sont grandes, à l'heure qu'il est.)
“Faâliyet göstermeden, dünyâ mes’elelerine karışmadan etrâfına ışık saçmak, Avrupa’daki gelişmelerin dışında kalmak, Afrika veyâ Şark istikâmetinde bir genişlemeyi bir tuzak, bir mâcerâ telakkî etmek, inanın ki, bu şekilde yaşamak, büyük bir millet için, milletler âilesindeki mevkiini düşürmek ve inanamıyacağınız kadar kısa bir zamânda, birinci sıradan üçüncü, dördüncü sıralara gerilemekdir. Beyler, ne ben, ne bir başkası, memleketimiz için böyle bir istikbâl tasavvur edebiliriz! (Rayonner sans agir, sans se mêler aux affaires du monde, en se tenant à l'écart de toutes les combinaisons européennes, en regardant comme un piège, comme une aventure, toute expansion vers l'Afrique ou vers l'Orient, vivre de cette sorte, pour une grande nation, croyez-le bien, c'est abdiquer, et dans un temps plus court que vous ne pouvez le croire, c'est descendre du premier rang au troisième ou au quatrième. Je ne puis pas, messieurs, et personne, j'imagine, ne peut envisager une pareille destinée pour notre pays.)
“Memleketimiz başkalarının yaptıklarını yapabilecek kâbiliyette olmalı ve mâdemki şu ânda Avrupa’nın bütün kudretli Devletlerini harekete geçiren umûmî sâik sömürgeci genişleme siyâsetidir, o da bu kervana katılmalıdır! Aksi takdîrde, üç asır evvel büyük bir rol oynamış ve ne kadar kudretli, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, bugün üçüncü, dördüncü sıralara gerilemiş başka milletlerin başına gelen bizim de başımıza gelecekdir; daha doğrusu, bunları görmiyecek olan bizim değil, oğullarımızın, torunlarımızın başına gelecekdir! (Il faut que notre pays se mette en mesure de faire ce que font tous les autres, et, puisque la politique d'expansion coloniale est le mobile général qui emporte à l'heure qu'il est toutes les puissances européennes, il faut qu'il en prenne son parti, autrement il arrivera... oh! pas à nous qui ne verrons pas ces choses, mais à nos fils et à nos petits-fils! il arrivera ce qui est advenu à d'autres nations qui ont joué un très grand rôle il y a trois siècles, et qui se trouvent aujourd'hui, quelque puissantes, quelque grandes qu'elles aient été descendues au troisième ou au quatrième rang.)
“Bugün mes’ele gâyet iyi vaz’edilmiştir: [Madagaskar’ın zaptı için] tasvîbinize arzedilen kredinin reddi, milletler âilesindeki mevkimizi düşürme siyâsetinin kabûlü ve îlânı demek olacaktır. (Aujourd'hui la question est très bien posée: le rejet des crédits qui vous sont soumis, c'est la politique d'abdication proclamée et décidée.) […]
Bir memleketi ele geçirmenin sinsi yolu: Kültür Emperyalizmi
“Evet, 1879’da Cumhûriyetciler iş başına geçtikleri, Cumhûriyetci Fırka Hükûmet ve bütün millet mes’eleleri üzerinde söz sâhibi olduğu zamân, onlar şunu anlamışlardır: Fransa’ya, ancak hür Belçika veyâ cumhûriyetci İsviçre gibi milletlere uygun gelebilecek bir siyâsî ideal teklîf edilemez; Fransa’ya başka şey lâzımdır; Fransa, sâdece hür bir memleket olmakla iktifâ edemez; o, aynı zamânda, Avrupa’nın istikbâli üzerinde kendine yakışan âzamî têsîre de sâhib büyük bir memleket olmalı, bu têsîri dünyânın başka yerlerine de yaymalı, mümkün olan her yere kendi dilini, kendi âdetlerini, kendi bayrağını, kendi silâhlarını, kendi dehâsını götürmelidir! (Eh bien, lorsque les républicains sont arrivés aux affaires, en 1879, lorsque le parti républicain a pris dans toute sa liberté le gouvernement et la responsabilité des affaires publiques […] il a montré qu'il comprenait bien qu'on ne pouvait pas proposer à la France un idéal politique conforme à celui de nations comme la libre Belgique et comme la Suisse républicaine, qu'il faut autre chose à la France : qu'elle ne peut pas être seulement un pays libre, qu'elle doit aussi être un grand pays exerçant sur les destinées de l'Europe toute l'influence qui lui appartient, qu'elle doit répandre cette influence sur le monde, et porter partout où elle le peut sa langue, ses moeurs, son drapeau, ses armes, son génie.)
(https://www2.assemblee-nationale.fr/decouvrir-l-assemblee/histoire/grands-discours-parlementaires/jules-ferry-28-juillet-1885#:~:text=Il%20faut%20que%20notre%20pays,oh%20!; ve http://histoire-geo.ac-amiens.fr/IMG/pdf/Annexe_2_Jules_Ferry_Travail_Amelie.pdf; 4.9.2024)
Üç Mason siyâsetci (Ferry, Wilson, Mustafa Kemâl) arasındaki muvâzîlik
Jules Ferry, Woodrow Wilson, Selânikli Mustafa Kemâl: Üç Mason Devlet Adamı… En mühim ortak husûsiyetleri, üçünün de, birbirleriyle yarışırcasına “Avrupa Medeniyetcisi” olması, “rızâen veyâ cebren” bütün milletleri Avrupa Medeniyeti Âlemine temessül ettirme dâvâsı gütmesi…
Jules Ferry, 28 Temmuz 1885 Nutkunda: “Üstün ırkların aşağı ırklar üzerinde bir hakları vardır, çünki onlara karşı bir vazîfeleri vardır. Bu vazîfe, onları medenîleştirmekdir!” diyordu.
Buraya kadar yaptığımız tahlîlle, onun kullandığı tâbirle söylersek “aşağı ırklara”, daha yumuşak bir dille söylersek “medeniyet îtibâriyle geri kalmış topluluklara” “medeniyet götürme” yâhud “medeniyet aşılama” siyâsetinin iki cepheli olduğunu tesbît ettik: Birincisi, bu siyâset, aslında, zayıf memleketleri hâkimiyeti altına alıp sömürme siyâsetine pek riyâkâr bir kılıf vazîfesi görüyordu. İkincisi de, kendi “medeniyet” veyâ kültürünü aşılama, o topluluğu târihî şahsıyetinden uzaklaştırıyor, onu, sömürgecilerin hâkimiyetini daha kolay kabûl edebilecek bir zihniyet ve hâletirûhiyeye sürüklüyor… Hattâ geniş mikyâsda kültürel tahavvüle uğrıyarak târihî hüviyetinden uzaklaşmış böyle bir topluluk, bir gün, sömürgecilerin siyâsî-iktisâdî hâkimiyetine son verip kendisi iktidâr olmayı başarsa dahi, yine mağlûb demekdir; çünki o artık kendisi değildir… Ve onun, bir müddet sonra, evvelce kendisine hükmetmiş olan sömürgeci memleketle her sâhada sıkı bir işbirliğine yönelmesi, beklenen bir hâldir; çünki kültür îtibâriyle kendini ona yakın hissetmektedir…
Jules Ferry’nin tercümanı olduğu Sömürgeci-Emperyalist Zihniyeti, dünyâ siyâsetinde kalıcı bir iz bırakmış Woodrow Wilson’ın da alenen beyân ettiğini, bu Farmason, Irkçı Devlet Adamından ve Siyonist avenesinden bahsederken tesbît etmiştik. Şöyle diyordu:
“Artık hiçbir millet kendi içine kapanık olarak yaşıyamaz ve Garb, zarûrî olarak Şark’a hâkim olmalıdır. Şark, istese de istemese de, Garb’e açılmak ve istihâle geçirmek mecbûriyetindedir. Garb’in ölçüleri ona mutlakâ kabûl ettirilmelidir.”
Sömürgecilik ve Emperyalizmin dîğer bir vechesi: Kültür jenosidi
Bu sözlerin, Avrupalıların veyâ Garblilerin Garbli olmıyanlara karşı bir kültür jenosidi siyâseti mânâsına geldiği âşikârdır. Bunu da ya doğrudan, ya da vekîlleri vâsıtasıyle tatbîkâta koyacaklardır. Tabîatiyle, ikinci usûl daha müessirdir.
Kültür jenosidinin en esâslı istinâdgâhı: Masonluk
Kültür emperyalizmi ve kültür jenosidi siyâseti, Masonlukta en esâslı istinâdgâhını bulmuştur. Çünki Masonluk, Avrupa Medeniyetinin, Beşer Medeniyetinin zirvesini teşkîl ettiği ve bütün İnsanlık Âleminin de bu medeniyeti benimsemesi lâzım geldiği fikrindedir. Binâenaleyh, Masonluk, nüfûz ettiği her memlekette Avrupa Medeniyetinin, Avrupa Kültürünün bayrakdârlığını yapmaktadır. Bunun hemen gözümüzün önündeki misâli, Türkiye Masonluğudur. Türkiye’de faâliyet gösterdiği târihten beri müntesiblerine ve onlar vâsıtasıyle de Milletimizin tamâmına hep Avrupa Kültür ve Medeniyetini telkîn edegelmiştir. Vasfımümeyyizi Avrupa Medeniyetciliğidir ve bizzât sözcüleri tarafından bu vasfıyle târif edilmektedir. Meselâ Üstâd-ı Âzam Dr. Necdet Egeran’ın daha evvel de bahsettiğimiz Gerçek Yüzüyle Masonluk kitabına mürâcaat edelim:
Üstâd-ı Âzamın dilinden Anadolu Milletine karşı kültür jenosidi siyâseti
“Yapıcılık = İnşacılık anlamına gelen ve kısaca masonluk dediğimiz Hür masonluk (Free Masonry, Franc-Maçonnerie), iyi ahlâklı ve faziletli insanlar arasında sevgi ve dayanışma kuran, insanlığın düşünsel ve toplumsal olgunlaşmasına çalışan, Batı medeniyetçisi ilerici bir kardeşlik topluluğudur. (s. 6) […]
“Masonluk, denilebilir ki, Batı medeniyet mücadelesi alanında, şeref ve başarı günleri görmüş birçok teşekküllere ana tefekkür kaynağı olmuştur. (s. 74) […]
“…Bugün Batı medeniyeti deyince sadece Batı Avrupa-Amerika medeniyeti anlaşılmaktadır. Ve işte bu batı medeniyetine intibak içih neler yapmak lâzım geldiğini incelemek gerekmektedir. (s. 79) […]
Kültür jenosidi siyâsetinde Masonluk ile Kemalizmin ortak mücâdelesi
“Bir bakıma bizim bu aleme intibak etmemiz için büyük Atatürk’ten bu yana pek çok ilerlemeler yapıldı. Ancak daha üzerinde çalışılması gereken Atatürkçü unsurlar vardır. Bunların en önemlisi toplumsal ve ekonomik kalkınmayı sağlam temellere oturtacak olan eğitim ve öğretim konusudur. Kültür konusudur. (s. 82) […]
“Tarih tetkik edilince görülür ki Osmanlı Ülkesinde kültür bakımından her uyanış hareketi, daima karşısında mutaassıp Müslüman aydınını buldu. Garplılaşma hareketi olan Tanzimat hareketi de, Batı’da rönesansta olduğu gibi mistik din görüşüne karşı hümanistik dünya görüşü meydana getiren bir hareket şeklinde olmadı. Din ile devleti bile birbirinden ayıramadı.
“Mutaassıp İslâmlık dini ile ilgisi olmayan hiç bir fikir hareketine yer vermediği için Tanzimattan sonraki dönemde bile Osmanlı kültüründe Doğu ile Batı kültürü arasında yer almış bir kararsızlık göze çarpar. Zihniyet ve düşünce bakımından Doğuya bağlı kalmak, fakat tekniği ve yaşantı biçimini Batıdan almak gibi bir ikilik bu dönemin başlıca vasfı oldu. Ve gayet tabii ki, bilim, teknik, san’at ve felsefe bu Doğu – Batı ikiliği içinde gelişemedi
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (75)
Yesevizade Alparslan Yasa
10.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Atatürk'ün liderliği altında Millî Kurtuluş hareketinden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, büyük liderin giriştiği devrim aşamaları ile yeni bir görüş ve anlayışla yeni bir kültür safhasına ulaştı. Yeni Türkiye'de Batı Kültürüne temel olan fikir ve san'at hareketlerine başlandı
Masonluk ile Kemalizm, el birliğiyle, “Doğu kültürünü tasfiyeye çalıştılar”, mücâdelelerine devâm ediyorlar
“Atatürk’ün liderliği altında Millî Kurtuluş hareketinden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, büyük liderin giriştiği devrim aşamaları ile yeni bir görüş ve anlayışla yeni bir kültür safhasına ulaştı. Yeni Türkiye’de Batı Kültürüne temel olan fikir ve san’at hareketlerine başlandı. Doğu kültürü tasfiyeye çalışıldı. Fakat bütün bu gayretlere rağmen halâ görüşlerimizde, düşüncelerimizde ve zihniyetimizde bâzı çelişkiler içindeyiz.
“Kabul etmek lâzımdır ki, bu çelişkilere son vermek kolay değil. Kültürde uyanma döneminin henüz başlangıcındayız. Biz, Batı kültürünün kaynağını ve temelini teşkil eden eski Yunan ve Roma kültürü ile yoğrulmamışız. Eski Yunan ve Roma klâsik tefekkürünün etkisi altında düşünmeye henüz tam anlamiyle alışmamışız.
“Diğer taraftan, Batı kültürüne intibakta fevkalâde lüzumlu bir husus da, Batı kültürünü temsil eden milletlerle sıkı temas temin etmektir. Milletler ancak sıkı temaslar ve ilişkiler halinde birbirlerini etkileyebilirler. Bu temas ve ilişkiler ya kitle hâlinde seyahatlerle ve yahut kitaplar ve sair yayınlar yoliyle sağlanabilir. Her iki halde de Batı kültürü dillerinden birini iyi bilmek şarttır. Bu itibarla okullarımızda yabancı dil öğrenimine çok daha fazla önem verilmelidir.
“Batı medeniyetine intibakta sadece kültürü esas olarak mütalâa etmek kâfi değildir. Batının bugün erişmiş olduğu sanayileşmeyi de memlketimize en son şekliyle intikal ettirmek zorunluluğu vardır. Medeniyetin tanımlanmasında kültürle birlikte refah da vardır. Refahı sağlamak için sanayileşmekten başka çare yoktur. (ss. 85-86) […]
“Masonluk, Batı Medeniyetcisi bir müessesedir”
“Buraya kadar anlattıklarımız dikkatle incelenecek olursa görülür ki Masonluk akılcı, ilerici ve batı medeniyetçisi bir hür demokrasi müessesesidir. […]
“Masonluk bütün bu vasıflarını ve Batı Medeniyetçiliği ilkelerini kendine özgü alegoriler ve sembollerle yâni masonik kutsal dille ifadelendirmiştir. (s. 182) (Önceki Büyük Üstad Dr. Enver Necdet Egeran, Gerçek Yüzüyle Masonluk, Ankara: Başnur Matbaası, 1972)
Türkiye’deki Mason neşriyâtında, bu minvâl üzere, Masonluğun, Kemalizmle kol kola, “Avrupa Medeniyeti”nin misyonerliğini yapan bir müessese olduğunu têyîd eden pek çok metin bulunabilir, lakin aksine tesâdüf edilmiyor. Bu mâhiyette bir misâl daha:
“…Gerek Masonluğun, gerek Atatürkçülüğün tercihli temeli Batı Uygarlığı olduğundan esas yönünden çelişmeleri beklenemez.” (Mimar Sinan mecmûasının Nâşiri, Üstâd-ı Muhterem, Jeoloji ve Jeofizik Mühendisi Tamer Ayan -d. 1940-, Kalbimizde Saklı Kalan Atatürk ve Masonluk, Ankara: Yurt Kitap-Yayın, “Sır Metinler”, 2008, s. 444)
Bittabi, onların (Sabataî Cemâati, Fanatik Kemalistler, v.s. ile berâber), Avrupa Medeniyetinin (ki hâlihâzırda Avrupa Birliği ve ABD tarafından temsîl edilmektedir) içimizdeki bir uzantısını, âdetâ “beşinci kol”unu, “misyoner kuvvet”ini teşkîl ettikleri vâkıasını kavramak için, neşriyâtlarından ziyâde, hayât tarzlarına dikkat etmek daha öğretici olacaktır: Acabâ târihî Anadolu Milletiyle, iğreti bir bağın ötesinde, bir alâkaları kalmış mıdır ve onlarla karşılaşan Avrupalılar kendi vatandaşlarıyle karşılaşmış gibi olmuyorlar mı?
Mustafa Kemâl de, -Ferry, Wilson ve umûmî olarak Masonluk gibi- en fanatik bir tavırla, Avrupa Medeniyetciliği dâvâsı güdüyordu
Evvelki neşriyâtımızda, Mustafa Kemâl’in, en dogmatik ve fanatik bir zihniyet ve tavırla, Avrupa Medeniyetinin mutlak üstünlüğü ve sâir milletler gibi Anadolu Milletinin de –“rızâen veyâ cebren”- bu Medeniyete temessül etmesi dâvâsı güttüğüne, kendi sözlerini naklederek dikkat çekmiştik. Zâten, bu tesbîtimizi têyîd eden hiçbir alenî sözü olmasaydı dahi, ameli, bütün siyâsî ve husûsî hayâtı meydandadır ve bu ikincisi daha fazla isbât kıymetini hâizdir. Evvelki neşriyâtımızda bu cümleden olarak zikrettiğimiz sözlerinden birkaçı üzerinde dahi ibretle teemmül edilmesi, bu bahisde, Jules Ferry, Woodrow Wilson ve daha umûmî olarak Masonlukla Kemalizm arasındaki muvâzîliği teşhîs etmek için kâfîdir. Aslında, bu “Avrupa Medeniyetciliği” dâvâsı, onun mensûb olduğu Cemâatte, 19. asrın ortalarından beri müşterek bir zihniyet ve tavır olarak belirmiştir. Selânik’deki Mason Locaları, bu şuûr ve tavrı daha da bilemiş olmalıdır.
“Avrupa Medeniyetine mukâvemet beyhûdedir! Bu uğurda canlar alınacaktır! Mâni olmak istiyenleri ezip geçeceğiz!”
“Efendiler! Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz İnkılâbların gayesi, Türkiye Cumhûriyeti halkını tamâmen asrî ve bütün mânâ ve eşkâliyle medenî bir hey'et-i ictimâiye hâline îsâl etmektir. İnkılâbâtımızın umde-i asliyesi budur! Bu hakîkati kabûl edemiyen zihniyetleri târümâr etmek zarûrîdir! (30.8.1925, Kastamonu CHP binâsında, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı Yl., 2006, 5. baskı, II/224; “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 5.1.2020/466)
resim2_c105e9ff86158674923951778b5ddedf.jpg
“Avrupa Medeniyetcisi” “Cihânşümûl Masonluğun” üç mühim sîmâsı: Jules Ferry, Woodrow Wilson, Selânikli Mustafa Kemâl… “Rızâen veyâ cebren” bütün milletlerin sömürgeci, emperyalist, jenosidci Avrupa Medeniyeti Âlemine temessül etmesi dâvâsı güden üç Devlet Adamı…
***
“…Bu gidiş zarûrîdir. Bu zarûret bizi yüksek ve mühim bir netîceye îsâl ediyor. İsterseniz bildireyim ki bu kadar yüksek ve mühim bir netîceye vusûl için, lâzım gelirse, bâzı kurbanlar da verelim! Bunun ehemmiyeti yoktur! […] Medeniyetin coşkun seli karşısında mukāvemet beyhûdedir! (28.8.1925, İnebolu Türk Ocağı'nda, A. Söy. ve Dem. 2006: II/221; “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 5.1.2020/466)
“İrticâkâr fikirler perverde edenler, muayyen bir sınıfa istinâd edebileceklerini zannediyorlar. Bu, kat'iyen bir vehimdir, bir zandır! Terakkî yolumuzun önüne dikilmek istiyenleri ezip geçeceğiz! Teceddüd vâdisinde duracak değiliz!” (Tecüman-ı Hakîkat Başmuharririne verdiği mülâkattan, mezkûr gazete, 4.12.1923, A. Söy. ve Dem. 2006: III/95; “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 4.1.2020/465)
“Kan ile yapılan inkılâblar daha muhkem olur!”
“Kan ile yapılan inkılâblar daha muhkem olur; kansız inkılâb ebedîleştirilemez; fakat biz bu inkılâba vâsıl olmak için lüzûmu kadar kan döktük…” (22 Ocak 1923'te, Bursa'da Şark Sineması'nda, etrâfına toplanan kalabalıkla sohbetinden, A. Söy. ve D., 2006: II/72-73; İzmir Yollarında, ss. 43-44.; “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (76)
Yesevizade Alparslan Yasa
11.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Uysal ve asyaî îtikadlara bağlı, sinsi ve sindirici hurâfeler, köstekleyici yanlış îtiyâdlarla inhisârcı kuvvetlerin têsîrlerine sürüklenebilecek yığınlarda iyi inkılâblar için plebisit yapılamaz!
“İnkılâblar için plebisit yapılamaz! Biz artık Garplıyız!”
“Uysal ve asyaî îtikadlara bağlı, sinsi ve sindirici hurâfeler, köstekleyici yanlış îtiyâdlarla inhisârcı kuvvetlerin têsîrlerine sürüklenebilecek yığınlarda iyi inkılâblar için plebisit yapılamaz!
“Esâsen, millet irâdesi ile milleti temsîl edenler, münevverler olacaktır. Bunlar, yaptığımız ve yapacağımız kanûnlarla İnkılâblarımızı kökleştirecek ve Muâsır Medeniyet seviyesine ulaştıracaklardır…
“Bugün iki kerre sekiz on altıdır. Bunu on kişi böyle dese ve yüz kişi de on diye ısrâr etse, yüz kişinin dediğini mi kabûl edeceğiz?
“Biz artık Garplıyız!
“Eski dünyâya hâkim Eski Medeniyetimizle sâdece övünerek değil, bütün zincirleri kırarak, son asır medeniyetinin gittiği yollardan yürüyerek, bu seviyenin de üstüne çıkmağa çalışacağız!
“Hurâfeleri atacağız! İlimde, irfânda, san'atte, her iyi şeyde, nûrlu insanlar, büyük, asîl ve uysal milletimizi, nûrlarıyle, bilgileriyle, azimli icrâ ve irâdeleriyle birlikte bu yola götüreceklerdir!
“Şüphesiz ve mutlak olarak hedefe ulaşacağız!” (Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'nin Siyasî Hayatında Batılılaşma Hareketleri, c. 2, İstanbul: Cumhuriyet Gazetesi Yl., 1999, s. 20'den naklen)
Mustafa Kemâl’in, 7-15 Nisan 1934 Ege Askerî Tatbîkâtı esnâsında etrâfındaki kumandanlara hitâben sarfettiği bu mahrem sözler, bilâhare 1.9.1945 - 19.7.1947 târihlerinde Harb Akademileri Kumandanlığını deruhde eden, ayrıca Biz Ne İdik? Ne Olduk? Ne Olacağız isimli bir kitab (1962) ile daha başka kitabların müellifi bulunan Korgeneral Bakî Vandemir (İstanbul, 24.3.1890 – a.y., 23.1.1963) tarafından zaptedilmiş ve yine kendisi tarafından, 31 Temmuz 1952 târihli Cumhuriyet gazetesinde (ss. 1, 5) “Atatürk'e Ait Yeni Bir Hatıra” başlığıyle neşredilmiştir. (“Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 6, 7.2.2019/140, 141)
Mustafa Kemâl’in “…Nûrlu insanlar, büyük, asîl ve uysal milletimizi, nûrlarıyle, bilgileriyle, azimli icrâ ve irâdeleriyle birlikte bu yola götüreceklerdir!” sözünde, “nûrlu insanlar”dan Masonları kasdettiği herhâlde anlaşılmıştır… Kezâ, “Milleti temsîl ettiklerini” iddiâ ettiği ve kendilerine “İnkılâbı kökleştirme” vazîfesi verdiği “münevverler”den de…
(Şapka sâyesinde) “artık medenî bir milletiz!”
“Büyük Şef”in Samsun’da îrâd ettiği nutuktan: “Sarık ve cübbe ile muvaffak olmanın imkânı yoktur! Artık medenî bir millet olduğumuzu cihâna isbât ettik!” (Cumhuriyet, 26.11.1925, s. 1; “Kemalizmin Târih Tezi ve Güneş-Dil Teorisi Hurâfeleri”, Yeni Söz, 11.2.2022/1)
“Ebedî Şef”: “Öylesine Avrupalılaşacağız ki Memleketimize gelen bir Avrupalı burada kendini memleketinde gibi hissedecekdir!”
1924’ten îtibâren Çankaya Köşkü’nün Mûtemedi, 1927’de Kalemimahsûs Müdürü, 1934’te Cumhûr Reîsliği Umûmî Kâtibi Hasan Rızâ Soyak’ın (Üsküb, 1888 – İstanbul, 26.10.1970, Edirnekapı Şehîdliği) naklettiğine göre, “Büyük Şef”, 1925 Eylûl sonunda Bursa’dan Balıkesir’e geçmiş, Belediye dâiresi önünde Belediye Reîsi Hayrettin Bey: “Ey Ulu Gazi, hoş geldin, sefâ geldin, yurdumuza saâdetler getirdin” diye başlıyan bir nutuk îrâd etmiş, onu tâkîben, Galip Bey isminde genç bir tabîb: “Kahraman Müceddîd!” hitâbıyle söze başlıyarak ve: “Başımızda taşıdığımız zevk ve güzellikle hiç alâkası olmıyan kırmızı Yunan serpuşu, sonra ona zehirli bir yılan gibi sarılan bir cehalet timsali, istihza remzi gibi sırıtan acayip sarık, bizi senelerce en hain ve tahammül edilemez istihzalara maruz bıraktı” şeklinde devâm ederek çok ateşli bir hitâbede bulunmuştur. “Medenî olmak” uğrunda yapılan inkılâbları senâ ettikten sonra şöyle diyordu:
“…Artık Türk toprağı, bir Avrupalıya, yabancı bir memleket, garîp bir diyâr hissini vermiyecek; o, tıpkı kendi memleketinde, kendi memleketinin insanları arasında dolaşıyormuş gibi olacak…”
Bu hitâbeden fevkalâde mütehassis olan “Ebedî Şef” de onun bu sözlerini tasdîk ederek şu mukâbelede bulunuyordu:
“Muhterem genç arkadaşımızın çok kıymetli ve esâslı fikirleri kavrıyan ve halkın millî duygu ve heyecânlarına açık sûrette tercüman olan hitâbesini baştan nihâyete kadar derin bir duygululuk içinde ve çok dikkatle dinledim. Memleket umûmî efkârını, yalnız bana değil, bütün cihâna ulaştıran beyânâtından dolayı kendisini tebrîk ederim.”
Soyak, bu sözleri naklettikden sonra onlara kendi yorumunu ekliyor:
“Bugün sevinç ve şükrânla görüyoruz ki bu genç hatîbin yüksek ve derin inancı, her şeye rağmen, her gün biraz daha gerçekleşmekte, Türk millet ve vatanı Büyük Adam’ın açtığı yoldan engin hedefe doğru durmadan yürümekte ve yükselmektedir.”
Soyak, ayrıca, onun, başından beri, bütün İnkılâblarını bu istikâmette planlamış olduğunu da kaydediyor:
“…‘Batı medeniyetine uyma’ hareketini –bu sefer tamamen çağdaş medeniyet lehine- hayatın bütün bölmelerine teşmil ederek geniş ve kesin adımlarla hızlandırmayı, tarihî ve kutsal bir ödev olarak, şahsen üzerine almış ve bu hususta kendisine, ötedenberi düşündüklerine uygun bir faaliyet programı çizmişti.” (Hasan Rızâ Soyak, Atatürk’ten Hâtıralar, İstanbul: Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Yl., 1973, ss. 273-274, 257)
“Batı Medeniyetine uyma (topyekûn Avrupalılaşma) hareketi, öteden beri düşündüklerine uygun bir faâliyet (bir inkılâb) programı”… O “hareket”, o “program”, Selânik’e, Maçedônya Risôrta, Volter, v.s. Localarına, Selânik Ordusu’na, Ali Fethi, Mustafa İsmet, Ali Fuad Erden, v.s.’den meydana gelen kafadârlar takımına kadar gerilere gitmiyor mu?
“Millî Şef”: “Avrupalılardan farkımız olmasın istiyoruz!”
“Ebedî Şef’in Râdifesi”nin beyânına nazaran da, Kemalist İhtilâlin hedefi, Anadolu Milletini Avrupalı milletlerden tefrîk edilemiyecek kadar Avrupalılaştırmaktır:
“Şapka inkılâbından sonra dîğer bir arkadaşımızın, Ankara Vâlisi Yahyâ Galip Bey’in bir ziyâretini hatırlarım. Aynı zamânda meb’us olarak bulunan Yahya Galip Bey de çok yakınımızdı. Bir teklifi vardı.
- ‘Nedir?’ dedim.
- ‘Şapkanın orta yerine bir Ay-Yıldız koyalım; dîğer milletlerden farkımız belli olur.’ dedi. Teklif bu! Yahya Galip Bey’e:
- ‘Canım, biz bunları farkımız olmasın diye yapıyoruz, sen ne teklif ediyorsun!’ diye çıkıştım.” (“İnönü’nün Hâtıraları”, Ulus gazetesi, 5 Nisan 1969; İ. İnönü, Cumhuriyetin İlk Yılları I -1923/1938-, İstanbul: Cumhuriyet Gazetesi Yl., 1998, s. 83)
Ali Fethi (Okyar), Voltaire Locası’nda ne demek istiyordu?
Voltaire Locası, Mason bâzı Devlet Adamları, Masonluğun sömürgeci ve Avrupacı siyâseti, v.s. hakkında buraya kadar verdiğimiz îzâhat dikkate alınınca, Ali Fethi’nin, 1910’da, Voltaire Locası’ndaki “Masonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rolü oynıyacaktır!” beyânının mânâsı iyice anlaşılmış olmalıdır, ki bunu kısaca şöyle ifâde edebiliriz:
Nasıl ki Masonluk Fransa’da Kraliyet rejimini devirerek “Laik bir Cumhûriyet” têsîs etmiştir ve o zamândan beri memleket hayâtına istikâmet vermekte, ayrıca Avrupalı olmıyan milletleri “medenîleştirme”, yânî Avrupalılaştırma dâvâsı gütmektedir, aynı şekilde, biz de, Türkiye’de Pâdişâhlığı ve Hilâfeti devirecek ve “Laik”, yânî Dîn aleyhdârı ve Avrupa Medeniyetcisi bir “Cumhûriyet” inşâ edecek, vatandaşlarımızı tamâmen Avrupalılaştıracağız; öyle ki “Avrupalılardan hiçbir farkımız kalmıyacak”, “bir Avrupalı, memleketimize geldiğinde, kendisini memleketinde gibi hissedecek”!
Onun sözü, Voltaire Locası’nın ve sâir Meşrik-ı Âzam Masonlarının ne kadar hoşlarına gitmiş olmalıdır!
Mâmâfih, hâdisenin memnûniyetin ötesinde çok daha mühim bir mânâsı vardır: Fransa Masonları, 12 Ocak 1909’da Askerî Ataşe sıfatıyle Pâris’e gider gitmez –mantıken- Mason Localarına devâm etmiye başlıyan Ali Fethi’yi ve onun şahsında, Mustafa Kemâl gibi, Mustafa İsmet gibi yakın arkadaşlarını daha yakından tanıma fırsatı bulmuşlar, herhâlde, onlara müstakbel Türkiye hakkındaki tasavvurlarında güvenebileceklerini de anlamışlardır. Zâten bu arkadaş grupu, Nisan 1909’da teşkîline iştirâk ettikleri (bizim tâbirimizle Selânik Ordusu’nun, Mustafa Kemâl’in tâbiriyle) “Hareket Ordusu”nun ihtilâl hareketi içinde mühim roller oynıyarak kendilerini isbât etmiş bulunuyorlardı. Hattâ, yine yakın arkadaşı Ali Fuad Erden’in verdiği bilgiye nazaran, Ali Fethi, hâdiseler başlayınca, Pâris’deki vazîfesini terk ederek sür’atle Selânik’e intikâl etmiş ve İhtilâlin ön saflarında yerini almıştı:
“1324 (1908) yılı ilkbaharında Selâniğe gitmiştim.
“Selânik o zaman hürriyet kıvılcımlarının saçılmaya başladığı ihtilâl öncesi devrini yaşamakta idi. […]
“İttihat ve Terakki merkez-i umumîsi Selânikte idi. Genç Kurmay subaylar –Ali Fethi (Okyar), Enver (Paşa), Cemal (Paşa), Hafız Hakkı (Paşa), Mustafa Kemal, Ali Fuad (Cebesoy) Beyler cemiyet mensuplarından ve ileri gelenlerindendi.
“Ali Fethi’nin, dört yıl önce, mektepte, Abdülhamid idaresini yıkmakla görevli gördüğü genç Kurmaylar bu vazifeyi ifa etmek için fîlen çalışmaya koyulmuşlardı. […]
“Rumelide zekâlar ve enerjiler Abdülhamid idaresine karşı birleşmişler ve harekete geçmişlerdi.
“Ali Fethi, hürriyeti cebren almak üzere ordunun İstanbula hareket etmesi için plânların hazır olduğunu söyledi. Genç Türkler 31 mart isyanı üzerine yaptıkları hareketi o zaman yapmağa hazırdılar.
“Fakat ordunun hareket etmesine hacet kalmadı. Zekâların ve enerjilerin ittifakı karşısında Abdülhamid mağlûp oldu. Genç Türkler meşrutiyeti aldılar. […]
“İstanbulda 31 mart isyanı oldu. İsyanı tenkil etmek için Selânikten bir tümen tahrik edildi. Tümen komutanı Hüsnü Paşa, Kurmay Başkanı Mustafa Kemal Beydi. Edirneden de bir tümen tahrik edildi. Bu tümenin komutanı Şevket Turgut Paşa, Kurmay Başkanı Kâzım Karebekir Beydi. İsmet Bey de bu tümenle birlikte geldi. Paris, Berlin, Viyana ataşemiliterleri Ali Fethi, Enver, Hafız Hakkı Beyler hareket ordusunun hücum kolları kumandanları oldular.” (Erden 1952: 34-37)
Aklıselîmin muktezâsıdır ki “Kemalist Totaliter Rejim”in têsîsiyle netîcelenen Kemalist İhtilâl Hareketini Ali Fethi’nin Voltaire Locası’ndaki konuşmasına ve ondan da ötesine, Selânik’deki Fransız, İtalyan ve İspanyol Localarının faâliyetlerine kadar gerilere götürmek lâzımdır. Bu üç memleketin Meşrik-ı Âzamları, tâ o zamândan esâslı bir yatırım yapmış ve yatırım fevkalâde semereli olmuştur…
Bilâhare, aynı ekip Millî Mücâdelenin dümenini ele geçirince (ki bu işte de selânik Cemâati ve Localar pasif kalmamışlardır), Kont Sforza’nın şahsınde İtalya Meşrik-ı Âzamı, Henri Franklin-Bouillon’un şahsında Fransa Meşrik-ı Âzamı, onların Anadolu’daki (Org. Erden’in tâbiriyle -1952: 146-) “İhtilâl Harbi”ni desteklemekte ve “Anadolu İhtilâl hükûmetinin” (Erden 1952: 146) Laik bir rejim inşâ etmesine yardımcı olmakta tereddüd göstermiyeceklerdir. Bu meyânda, İngiltere’nin el altından desteğini de gözden kaçırmamak lâzımdır…
Âşikârdır ki Kemalist “İhtilâl Harbi”, işgâlcilere karşı yapılan bir harb değildir; ancak bir rejimi, bir düzeni yıkmak veyâ değiştirmek için yapılan harbe “İhtilâl Harbi” denir. Öyleyse neyi devirmek, yerine ne ikâme etmek istiyorlardı? Yine âşikâr ki hedefleri, Pâdişâhlığı, Hilâfeti ve “İrticâ” yaftası altında Müslümanlığı yıkmak, bu meyânda Osmanlı İmaparatorluğu’nu tasfiye etmek, bunların yerine, Anadolu’yle mahdûd bir Devlet, “Cumhûriyet” yaftası altında totaliter, şahısperest, Avrupacı bir rejim ve Millî Kültürüne yabancılaşarak târihî şahsıyetini kaybetmiş, bütünüyle Avrupalılaşmış, yânî Avrupa Medeniyetine temessül etmiş Laik bir millet, Laik bir cem’iyet inşâ etmekdi…
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğuna dâir sâir delîller
İşte buraya kadar bu geniş çerçeve içinde çizmiye çalıştığımız levha, bize, “Sevr Muâhedesi”nin, hâssaten Fransa ve İtalya Meşrik-ı Âzamları, mâmâfih aynı zamânda Churchill gibi İngiliz Masonları tarafından desteklenen Anadolu’yle mahdûd Kemalist Laik Devlet projesini gerçekleştirmek, bu uğurda Pâdişâh ve Halîfe Vahîdeddîn Han’a (ve onun şahsında bütün Osmanlı Hânedânına ve Müslümanlığa) karşı Ankara’daki Kemalist Hükûmetin elini kuvvetlendirmek için ortaya sürülen bir tiyatro olduğuna dâir iyi bir fikir vermiş olmalıdır. Bu mevzûun ve bu meyânda “İstiklâl Harbi”nin bütünüyle aydınlanması için, münhasıran Hakîkat endîşesiyle têlîf edilmiş cild cild eserlere ihtiyâc vardır. Belki başka araştırmacılar, bir gün buna muvaffak olabilirler. Biz, çizdiğimiz levhanın tamâmlanması ve daha bâriz hâle gelmesi kabîlinden, başka birkaç husûsa daha dikkat çekmek istiyoruz. Bunları, “Sevr Muâhedesi’nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 1, 2, ilh…” ara başlıklarıyle takdîm edeceğiz.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (77)
Yesevizade Alparslan Yasa
13.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Mustafa Kemal, İngilizlerin ağzını dolaylı yoldan aratmaya karar verdi ve aracılığa, tanınmış bir gazeteci olan Daily Mail gazetesinin muhabiri G. Ward Price'yi seçti. Pera Palas otelinin müdürüyle haber göndererek gazeteciyi karşılıklı kahve içmeğe çağırdı.
“Mustafa Kemal, İngilizlerin ağzını dolaylı yoldan aratmaya karar verdi ve aracılığa, tanınmış bir gazeteci olan Daily Mail gazetesinin muhabiri G. Ward Price’yi seçti. Pera Palas otelinin müdürüyle haber göndererek gazeteciyi karşılıklı kahve içmeğe çağırdı. Mr. Ward da Genel Kurmayın entelicans servisindeki albaya danıştıktan sonra daveti kabul etti. Kemal onu üniformasiyle değil de, sırtında jaketatay ve başında fesle karşıladı. Yanında arkadaşı Refet Bey vardı. […]
“Kemal Fransızların memleket içine sokulmasına karşı idi. Halk belki bir İngiliz yönetimini daha az güçlükle hazmedebilirdi.
1_af1c50673056294e0e54ab202d2fa03b.jpg
Nihat Erim’in kitabında, bu “Muâhede” hakkında şöyle bir hâşiye vardır:
“Sevr Andlaşınası metni ‘Sevr - Devlet-i Aliye ile Sulh Muahedesi – 10 Ağustos 1920’ başlığı altında Konya'da Öğüt Matbaası'nda 1336 - 1920 de basılan nüshadan nakledilmiştir (Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi; Ks. No. 1339-153; Remi S. M. 130). Ancak, bu vesika tasdik edilüp Takvim-i Vekayi veya Düstur'da yayınlanmadığı için eldeki türkce basılı metin asıl olan fransızca metinle karşılaştırılmıştır. Büyük Millet Meclisi kitaplığındaki nüsha: Traité de Paix entre les Puissances Alliées et Associées et la Turquie signé le 10 août 1920 â Sèvres (Texte Français, Anglais et İtalien) başlığını taşımakta ve Esas No, 1932-1308, Remiz: S. M. 543 de kayıtlı bulunmaktadır.”
Şu hâşiyeden de anlaşılacağı vechiyle, Kemalizmin Pâdişâh-Halîfe Vahîdeddîn Han’a karşı onca istismâr ettiği bu “Muâhede”, onun tarafından tasdîk edilmemiştir. Mes’ele bu kadar da değil: “Muâhede”nin başlıca taraflarından olan Fransa da onu tasdîk etmemiştir. Böylece bu metin, başından îtibâren keenlemyekûn hükmünde kalmış, buna rağmen, yalan, istismâr ve tedhîş üzerine kurulu Kemalist Propaganda tarafından Pâdişâhı ve Osmanlı Hânedânını hâin göstererek gözden düşürmek için vicdânsızca biteviye istismâr edilmiştir. Üstelik, o zamân Pâdişâh Îtilâfçıların elinde esîrdi ve onlar, “Muâhede”yi, -Lord Kinross’un tâbiriyle- kendilerinin bir “Kuklalar Hükûmeti”nden başka bir şey olmıyan, yânî hiçbir sûretle Milleti temsîl kâbiliyeti bulunmıyan Dâmâd Ferid Paşa Hükûmetine empoze etmişlerdi. 10 Ağustos 1920’de, bu “Kuklalar Hükûmeti”ni temsîlen Sevr Muâhedesi”nin altına imzâ attırdıkları üç Murahhas, Âyân Meclisi Âzâsı Hâdi Paşa, yine Âyân Meclisi Âzâsı Dr. Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ile Türkiye'nin Bern Fevkalâde Temsilcisi ve Murahhas Elçisi Reşâd Hâlis Bey’di. Hâlbuki, o esnâda, Osmanlı Parlamentosu ortadan kaldırılmış bulunuyordu; çünki o, 16 Mart 1920’de Îtilâf Kuvvetlerinin İstanbul’u resmen işgâl edip Meclis’i basmaları ve bâzı Meb’ûsları tevkîf etmeleri sebebiyle dağılmış bulunuyordu, yânî hükümsüz bir hâldeydi. Dîğer taraftan, Resmî Târih, bu göstermelik “Muâhede”ye imzâ atanlardan, kaypak şahsıyetli Dr. Rızâ Tevfîk’in Osmanlı Şûrâ-yı Âlîsi ile Osmanlı Meşrik-ı Âzamı’nın müessislerinden ve Üstâd-ı Âzam olduğu gibi pek mühim bir vâkıayı sükûtla geçiştiriyor… Farmasonluğu Millete ihânetle ithâm etmiyorlar da muazzam bir entrikanın âleti olan o “Muâhede”yi –esîr olmasına rağmen- imzâlamıyan Pâdişâha “hâin” diyorlar! Kimler? En başta, gâfil Pâdişâhın daha dün kendisine îtimâd edip yanına “Yâver” alarak Almanya seyâhatine götürdüğü, sonrasında da eline Millî Mücâdeleye harcanmak üzere büyük bir meblağ emânet ederek Anadolu’ya gönderdiği asker! Rahmetli gâfil Pâdişâh, bu memlekette, bir küsûr asırdır, Tarih IV kitabının galîz hakâretleriyle anılmaktadır!
Dahası var! Kendi “Kuklalar Hükûmeti”ne bir “Sevr Muâhedesi” dayatanlar, Cenûbî Anadolu Cephesinde Mayıs 1920 Mütârekesi ile, 27 Şubat – 12 Mart 1921 Londra Konferansı ile, Franklin-Bouillon’un Haziran 1921’de Ankara’daki müzâkereleri ile Ankara Hükûmetini fiilen tanımışlardı ve hukûken de tanımak üzereydiler. O Hükûmet ise, Anadolu’nun tamâmını millî hudûdları kabûl etmişti. O Hükûmeti tanımakla, aynı zamânda Osmanlı Devleti’ni de yok farzediyorlar, onu ölüme mahkûm etmiş bulunuyorlardı. Binâenaleyh hükümrân olduğu arâzîsi kalmamış, vücûdu ortadan kalkmış bu hayâlete ne “Muâhede”si imzâlatıyorlardı? Âşikâr değil mi ki bütün mes’ele, Osmanlı’nın vücûdunu ortadan kaldırmıya tâ Selânik günlerinden, Selânik Localarında yemîn etmiş Ekipe, onu “ihânet”le ithâm edip ortadan kaldırılmasını kolaylaştırmak için bir koz daha vermekdi!
***
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 1
Evvelâ şu hakîkati vurgulamak lâzımdır: İstiklâl Harbini Mustafa Kemâl ve arkadaşları değil, Müslümanlar başlatmışlardır. Başlıca sâik, Dîn gayreti ve ondan kaynaklanan fazîlet, nâmûs, vatanperverlik hisleri, hür yaşama irâdesidir. Daha Aralık 1918’den îtibâren, düşman işgâline karşı koymak, Vatanın istiklâlini korumak azmiyle, Anadolu’nun birçok şehrinde, “Müdâfaa-i Hukûk” ve “Redd-i İlhâk Cem’iyetleri” teşkîl edilmişti. Birçok mahalde Millî Mücâdele, Kemalist Ekipin inisiyatifi dışında başlamış ve büyük muvaffakıyetler elde etmiştir.
Millet, Allâh Rızâsı için İstiklâl Harbini başlatıyor, Mustafa Kemâl ise İngilizlerle pazarlık peşinde
Hâlbuki Mustafa Kemâl, İngilizlerin rızâsı alınarak Pâdişâh tarafından –Kenizé Mourad’ın tesbît ettiği vechiyle, Millî Mücâdeleye harcanması şartıyle, yine onun tarafından, harasındaki cins atlar satılmak sûretiyle elde edilmiş ve kendisine emânet edilmiş büyük bir meblağla berâber- Anadolu’ya gönderilmesinden evvel, İngilizlerle anlaşma, onlardan bir mevki elde etme peşindeydi:
“Mustafa Kemal, [Şişli’deki evinde Pâdişâha karşı bir ihtilâl komitesi tertîb etme teşebbüsünden netîce alamayınca] şimdi de, acaba bizzat Müttefikler yoluyla bir iş başarılabilir mi, diye düşünmeğe başlamıştı. […]
“Acaba, Müttefiklerden, hele Türkiyeden toprak isteğinde bulunmamış olan İngilizlerden bir mevki koparabilir miydi? […]
“Mustafa Kemal, İngilizlerin ağzını dolaylı yoldan aratmaya karar verdi ve aracılığa, tanınmış bir gazeteci olan Daily Mail gazetesinin muhabiri G. Ward Price’yi seçti. Pera Palas otelinin müdürüyle haber göndererek gazeteciyi karşılıklı kahve içmeğe çağırdı. Mr. Ward da Genel Kurmayın entelicans servisindeki albaya danıştıktan sonra daveti kabul etti. Kemal onu üniformasiyle değil de, sırtında jaketatay ve başında fesle karşıladı. Yanında arkadaşı Refet Bey vardı. […]
“Kemal Fransızların memleket içine sokulmasına karşı idi. Halk belki bir İngiliz yönetimini daha az güçlükle hazmedebilirdi.
‘Eğer İngilizler Anadoluda sorumluluğu üzerlerine almak niyetinde iseler tecrübeli Türk idarecilerine ihtiyaçları olacaktır,’ dedi. ‘Bu sıfatla yardımımı arzedebileceğim bir makamla temasa geçmek isterdim.’
“Ward Price gizli servisteki albaya bu konuşmayı anlattı, Albay bunun üzerinde durmayarak, ‘çok geçmeden iş isteyen bir sürü Türk generali çıkacak,’ dedi.” (Lord Kinross, Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Müt.: Nihal Yeğinobalı ve Ayhan Tezel, İstanbul: Sander Kitabevi, 1966, 1. cild, ss. 230-231. Bu kitab, Kemalist Hükûmet erkânının yarıdmıyle têlîf edilmiş ve kendilerinin büyük iltifâtına mazhar olmuş bir eserdir.)
Mustafa Kemâl gibi kendisi de Grande Oriente d’Italia’nın bir müntesibi olan Kont Sforza ise, biraz aşağıda “Kont Sforza” bahsinde göreceğimiz vechiyle, ona, Anadolu’ya geçip bir Laik Devlet için çalışması telkîninde bulunuyor ve sonuna kadar kendisini destekleme sözü veriyordu. Nitekim, sonuna kadar, vâdine sâdık kalmıştır…
Daha Mustafa Kemâl ortalıkta yokken Anadolu isyân kaynıyordu
Anadolu toprakları, Avrupalı müstevlîler tarafından parça parça işgâl edilmiye başlayınca, halkın hassâsiyeti had dereceye ulaştı. Anadolu fokur fokur isyân kaynıyordu. Versay Sulh Konferansı’ndaki Wilson ve Siyonist avenesi, Lloyd George, Georges Clemenceau ve arkalarındaki Gizli-Kuvvet’ten meydana gelen “Âlî Hey’et”in karârı üzerine ve onların himâyesi altında, Yunan Ordusu, 14 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkıp büyük vahşetler irtikâb ederek Vatan içlerine doğru yürüyüşe geçince, Milletin galeyânı artık zaptedilmez oldu…
Kısaca, Vatanın elden gitmesi tehlikesi baş gösterince, her tarafta hamiyetli Müslümanlar düşmana mukâvemet etmek üzere teşkîlâtlanmıya, silâhlı mücâdele için hazırlık yapmıya koyulmuş, yer yer silâhlı mücâdeleyi de başlatmış, kimse –henüz kâfî derecede propaganda edilmemiş- Mustafa Kemâl’den tâlimat gelmesini beklememişti… Sonrasında da, İstiklâl Harbinin bütün bedelini onlar ödemiş, onların destânî fedâkârlık ve kahramanlığıyle, hâricî düşmanlar, Vatan topraklarından def’edilmişlerdir… Lâkin kendilerine en yaman hasmın dâhilde olduğunu anlamadılar ve anlamamıya devâm ediyorlar…
Yunanlılar, büyük bir planın muvaffakıyeti için piyon olarak kullanıldılar
Hâl böyle olunca, Cambon – Grey Mutâbakatı’nı tertîb eden emperyalist kuvvetler, Anadolu’dan toprak koparma hırslarına sed çekmeleri gerekdiğini daha iyi idrâk ettiler. Zâten, bizzât Yunan Başkumandanı General Trikopis’in de (iş işten geçtikden sonra) anladığı vechiyle, Yunanlıları bir piyon olarak ileriye sürmüşlerdi. Asıl gâye, Anadolu’da, Hilâfeti yıkacak, Osmanlı’yı tasfiye edecek Laik, Avrupacı bir Devletin kurulması idi ve bunun için de düşmanı (yânî kukla Yunan’ı mağlûb ederek) efsâneleştirilecek bir “müncî”ye ihtiyâc vardı… Bütün zaferi, dâhiyâne sevk ve idâresi ve bükülmez irâdesiyle tek başına elde etmiş gibi gösterilecek –âdetâ fevkalbeşer- bir “müncî”… Pâdişâh-Halîfeyi hâin ve Osmanlı’yı menfûr bir varlık îlân ettiği zamân otoritesi tartışılamıyacak kadar efsâneleştirilmiş bir şahsıyet…
Bilâhare şeytânî bir startejiyle İslâma karşı bir “ihtilâl harbi”ne çevrilen İstiklâl Harbinin, Müslümanlık gayretiyle ve Müslümanlar tarafından başlatıldığı, ayrıca bütün bedelini de Müslümanların ödediği aslında apâşikâr bir vâkıadır. Lâkin yalan, istismâr ve tedhîş üzerine kurulu Kemalist Propaganda halkımızı beşikden mezara kadar öylesine afyonluyor ki bu âşikâr hakîkat dahi bir sis perdesinin gerisinde kayboluyor... Dediğimiz gibi, İstiklâl Harbini bütünüyle aydınlatmak, sırf Hakîkat aşkıyle hareket edecek birçok araştırmacının harcıdır. Mâmâfih, evvelâ 5816 Sayılı Mustafa Kemâl’i Tabulaştırma Kânûnu’nun lağvedilerek onların önünün açılması lâzımdır…
Biz şu beş vâkıayı ibret nazarlarına arzediyoruz:
Birincisi, rahmetli Kâzım Karabekir Paşa’nın 1924'te, İstanbul Üniversitesi talebelerine hitâben îrâd ettiği ve Milleti -Kemalizmin, Laikliğin, Frenkciliğin değil, ancak ve ancak- Müslümanlığın kurtardığını vurgulıyan Nutku…
Kâzım Karabekir: “Milleti Müslümanlık Kurtardı”
“Efendiler! Millet garplılaşmakla değil, ancak Dîn-i Mübîn-i İslâma sarılmak sûretiyle mevcûdiyetini kurtarmıştır! Türkoğlunu her şeyden tecrîd etseniz, Dîn-i Mübîn-i İslâmdan başka istinâd edecek yeri yoktur!
“Efendiler! Millet her türlü mahrûmiyet içinde ümîdsiz bir mücâdeleye nîçin atılmıştır? Evvelâ tahkîr edilen mukaddes Dînini îlâ etmek, sâniyen haysiyetini kurtarmak ve düşman ayağı altında inliyen aksâm-ı vatanı tahlîs etmek için değil mi? Mukaddesât-ı milliye ve dîniyemize edilen hakâreti iâde ettik. Emsâlsiz fedâkârlığa katlandık. Buna garplılaşmakla değil, Dînimize sarılmakla muvaffak olduk!
“[Bundan böyle de,] adâleti memlekette istikrâr ettirmek, mütefekkir ve hakîkî vatanperver insanları memlekette hâkim kılmak lâzımdır. Ancak bu sâyede Türkün harb zamânında pek kuvvetli olan kollarından medeniyet, sulh ve iktisâd sâhasında da istifâde etmek kâbil olacaktır.” (Kâzım Karabekir Paşa'nın, 1924 senesinde, İstanbul Dârülfünûnu önünde talebelere hitâbesinden, “Milleti Müslümanlık Kurtardı”, İslâm-Türk Ansiklopedisi Mecmûası, Ekim 1947, c. II, No: 82, s. 15; Büyük Doğu, 7 Kasım 1947, No 71, yıl 2, c.3, s. 6. Bu hitâbeyi araştırmalarımızda daha evvel de naklettik: “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 21.3.2020/542; “Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi”, Yeni Söz, 23.11.2022/18… Eşref Edib ve Necip Fazıl, bu Nutku nereden iktibâs ettiklerini tasrîh etmiyorlar; lâkin onlar, bu neşriyâtı yaptıklarında Karabekir Paşa henüz hayâttaydı ve –bildiğimiz kadarıyle- bu neşriyâtı tekzîb etmemiştir. Yine de, başka araştırmacıların ilk kaynağı gün ışığına çıkarmalarını temennî ediyoruz.
.
Yahudilik-masonluk münasebeti (78)
Yesevizade Alparslan Yasa
14.10.2024 - 12:25
Yayınlanma
Erzurum’daki kurtuluş hareketini halk başlattı
“Hükûmet denen karartı mütehayyir, fırkacılar düşüncede, ahâlî ise Hükûmete, askere hasm-ı cân! En nihâyet Ermenilerin pek fazla ve çekilmez taşkınlıkları ve Erzurum'la Kars vilâyetlerini işgâle teşebbüsleri Erzurum ve Kars münevverlerini intibâha getirerek 1918'de Kars'ta Hükûmet-i İslâmiye, Erzurum'da Kuvâ-i Milliye teşkîline sebeb olmuştur. Bu teşekkülde paşaların, kumandanların, vâlilerin kat'iyen yardımı, himmeti, hizmeti yoktur. ‘Var!' diyenler, asrın dalkavukları, meddâhları, uşaklarıdır! Hattâ o günlerde Erzurum'da bulunan Kâzım Karabekir ve Şevkî Paşalar dahi resmiyetten, İngilizlerden, Pâdişâhtan korkarak Kuvâ-i Milliye'ye karışmamışlar, karıştırılmamışlardır…”
Mustafa Kemâl de, İstiklâl Harbine Müslüman kisvesiyle katılmıştı
İkinci misâl: Hiç şüphesiz, Mustafa Kemâl, tâ Selânik’den beri planladığı hedeflerine Pâdişâhı ve Müslümanları kullanmadan ulaşamazdı. (Nitekim, onu, Millî Mücâdele maksadıyle ve kendisine büyük bir meblağ emânet ederek Anadolu’ya gönderen de, gâfil Pâdişâhtır.) Sabataî ve Mason Cemâatlerinin birleşik kuvveti dahi buna yetmezdi. Öyleyse Müslümanların arasında hangi kisveyle dolaşarak onları peşinden sürüklemiye muvaffak olmuştu? Bunu anlamak için aşağıdaki metin kâfîdir. Bu, “Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukûk Cem’iyetinin Hey’et-i Temsîliyesi nâmına Mustafa Kemâl” imzâsıyle tâmîm edilen TBMM’nin 23 Nisan 1920’deki Açılış Programı’dır. Metnin bir kısmını iktibâs ediyoruz:
“…Mukaddes ve mecrûh vatanımızın her köşesinde aynı sûretle, bugünden îtibâren, Buhârî ve Hatemât-ı Şerîfe kırâat edilerek Cumâ günü Ezândan evvel minârelerde Salâvât-ı Şerîfe okunacak ve esnâ-i hutbede Hilâfetmeâbımız Pâdişâhımız Efendimiz Hazretlerinin Nâm-ı Nâmî-i Hümâyûnu zikredilirken Zât-ı Şevketsimât-ı Pâdişâhîlerinin ve Memâlik-i Şâhâneleriyle bilumûm tebâ-i mülûkânelerinin nâil-i felâh ve saâdet olmaları duâsı ilâveten tezkâr olunacak ve Cumâ namazının edâsından sonra da ikmâl-i Hatîm olunarak, Makâm-ı Muallâ-i Hilâfet ve Saltanatın ve bilcümle aksâm-ı vatanın halâsı maksadıyle vukū bulan mesâî-i milliyenin ve her ferd-i milletin, kendi vekîllerinden mürekkeb olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdî eyliyeceği vezâif-i vataniyeyi îfâya mecbûriyeti hakkında mev’izeler îrâd olunacaktır. Bâde Halîfe ve Pâdişâhımızın, Dîn ve Devletimizin, Vatan ve Milletimizin halâsı, selâmeti ve istiklâli için duâ edilecekdir. İlh…” (Mehmet Şevket Eygi tarafından neşredilen haftalık Yeni İstiklâl mecmûasının 20 Nisan 1966 târihli 245. sayısından, s. 7. Bu sayfada, mezkûr metnin -Latin harflerine çevrilmiş- tamâmı mündericdir. Metni ilk neşrimiz: “Mustafa Kemâl’in Âilesi Dîndâr mıydı?”, Yeni Söz, 22.6-5.8.2018, 45 tefrika. )
Maraş destânı, münhasıran Müslümanlığın destânıdır
Üçüncü misâl, Maraş destânıdır. Bu husûsta, Doç. Dr. Ahmet Eyicil’in çok kıymetli bir makâlesi bulunuyor. Kendi kaleminden makâlesinin hülâsası, bu destânın da hülâsasıdır:
“Mondros Mütarekesi’nden sonra Maraş’ı önce İngilizler, sonra Fransızlar işgal etti. Fransız işgali karşısında şehri savunma tedbirlerini almak amacıyla Maraş Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Elbistan’da kuruldu. Şehirde ulusal teşkilâtı genişletmek için Merkez Heyeti oluşturuldu ve başkanlığına Aslan Bey getirildi. Ayrıca şehir de Merkez Heyeti’ne bağlı olarak on bölgeye ayrıldı ve her bölgenin başkanları belirlendi. Bölge başkanları kendi aralarında işgalcilere karşı direnme konusunda ortak karar aldılar.
“Fransız işgalinin ikinci günü, 30 Ekim 1919 Perşembe günü, [Ermeni lejyonerleri] Müslüman hanımlarını taciz etmeye başladılar. Bu sebeple Sütçü İmam olayı meydana geldi. Kumandan Andre’nin talimatıyla 30 Kasım 1919 Cuma günü Maraş Kalesi’nden Türk bayrağı indirilince, halk harekete geçerek bayrağı tekrar Kalenin burcuna dikti. Elbistan ve Pazarcık teşkilâtlarının baskısı ile tutuklu bulunan bir kısım Türkler serbest bırakıldı. Fransız ve Ermeni askerlerinin zulmü karşısında daha fazla dayanamayan Maraş’ta [Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Merkez Heyeti] 20 Ocak 1920’de savunma savaşını başlattı.
“22 gün süren savaşta, Fransızlar, 11 Şubat [1920]’de Maraş’tan çekilmeye mecbur oldular. İşgalcilere yardımcı olan Ermenilerin bir kısmı, Fransızlarla birlikte şehirden ayrıldı. Bundan sonra, Elbistan’da bulunan Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Maraş’a gelerek çalışmalara devam etti ve Anteb’in savunmasına yardım için buraya milis kuvvetleri gönderdi. Maraş savunmasında 4.000 Müslüman şehit oldu. Fransızlar ve Ermeniler toplam 16.000 kayıp verdiler.” (Doç. Dr. Ahmet Eyicil, “Maraş Savunması”; https://atamdergi.gov.tr/tam-metin-pdf/253/tur; 14.9.2024)
Erzurum’daki kurtuluş hareketini, kendiliğinden, halk başlattı
Dördüncü misâl, Erzuum’daki kurtuluş hareketinin başlangıcı… 1. Devre Erzurum Meb’ûsu rahmetli Yeşilzâde Mehmed Sâlih Efendi (Erzurum, 1877 – İstanbul, 3.7.1954, Merkez Ef. Hazîresi) anlatıyor:
“Hükûmet denen karartı mütehayyir, fırkacılar düşüncede, ahâlî ise Hükûmete, askere hasm-ı cân! En nihâyet Ermenilerin pek fazla ve çekilmez taşkınlıkları ve Erzurum'la Kars vilâyetlerini işgâle teşebbüsleri Erzurum ve Kars münevverlerini intibâha getirerek 1918'de Kars'ta Hükûmet-i İslâmiye, Erzurum'da Kuvâ-i Milliye teşkîline sebeb olmuştur. Bu teşekkülde paşaların, kumandanların, vâlilerin kat'iyen yardımı, himmeti, hizmeti yoktur. ‘Var!' diyenler, asrın dalkavukları, meddâhları, uşaklarıdır! Hattâ o günlerde Erzurum'da bulunan Kâzım Karabekir ve Şevkî Paşalar dahi resmiyetten, İngilizlerden, Pâdişâhtan korkarak Kuvâ-i Milliye'ye karışmamışlar, karıştırılmamışlardır…”
Dîğer taraftan, 1919 senesinin bidâyetinden îtibâren, bilhassa Harbiye Nâzırı Şevket Turgut Paşa ile Erkânıharb Miralayı Çerkez Bekir Sâmi Bey'in gayretleriyle Garbî Anadolu'da da düşmana karşı mukâvemet gerillaları teşkîl edilmiştir. Yeşilzâde merhûm dahi, Bandırma'dan Eskişehir'e kadar 13 kazâda teşkîlât kurmuş, Bursa ve Bilecik Dağlarındaki yüzlerce eşkıyâyı nasîhatle Millî Mücâdeleye kazanmıştır. Bu esnâda, 1.600 silâhlı Kuvâyımilliyecinin emrinde olduğu Bursa Müdâfaa-i Hukuk Cem'iyeti'nin Reîsliğini deruhde etmektedir. Şöyle devâm ediyor:
“Mustafa Kemâl Paşa, ol vakit bu işe dâhil değil idi. Sultan Vahîdeddîn'in Yâveri idi. Bu, kuyûd-i resmiye ile sâbit bir hakîkattir. Paşa, Teşkîlâtın hitâmından üç buçuk ay sonra Müfettiş-i Umûmî nâmıyle Pâdişâh tarafından mêmuren Erzurum'a gönderilmiş ve Erzurum'da ikinci def'a olarak in'ikad eden Kongre'de bulunmasını taleb ve kabûlünü istirhâm eylemiş ve kabûl olunmuş idi…” (Ömer Hakan Özalp, Hoca, Şeyh, Siyâsetçi Erzurumlu Yeşilzâde Mehmed Sâlih Efendi, İstanbul: Erzurum Kitaplığı Yl., 1999, ss. 131 v.d.; M. Çetin Baydar, Erzurum Yazıları, İstanbul: Erzurum Kitaplığı Yl., 2000, ss. 168-170'den naklen; “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 12.6.2020/621)
1920’de, Şoven Ermeni tecâvüzünün def’i, Wilson ve Siyonist avenesinin “Garbî Ermenistan Cumhûriyeti” projesinin iflâsı oldu
Beşinci misâl, Şark Cephesindeki gelişmelerdir. Burada, Türk-Kürd yerli halk, rahmetli Yeşilzâde’nin de şâhidlik ettiği vechiyle, Ermeni mezâlimiyle artık bıçağın kemiğe dayandığını hissederek kendiliğinden harekete geçmiş, bilâhare, halkla pek çok kaynaşmış ve onun tarafından çok sevilen Kâzım Karebekir Paşa, onların başına geçerek, mukâvemet hareketine, iyice teşkîlâtlı, inzibâtlı bir mâhiyet kazandırmıştır. Bundan sonra, Şoven Ermeni tecâvüzüyle mücâdele başlamış, dirâyetli bir mücâdeleyle büyük bir muvaffakıyet kazanılmış, Wilson ve Siyonist avenesenin “Garbî Ermenistan Cumhûriyeti” projesi tuzla buz edilmiştir: 3 Aralık 1920’de Gümrü Muâhedesi imzâlanmış, bunu, bilâhare, 16 Mart 1921 Moskova ve 13 Ekim 1921 Kars Muâhedeleri tâkîb etmiştir. Bu sûretle, Ankara Hükûmeti, bir başka Hükûmet tarafından resmen tanınmış oldu. Bu ikincilerin, (başında Lenin’lerin, Troçki’lerin, Kamenv’lerin, Zinoyiev’lerin, ilh… bulunduğu) Bolşevik Yahûdilerin Hükûmeti olduğu vâkıasına hâssaten dikkat edilmelidir…
Bizim zâviyemizden, böylece, Ermeni mes’elesi bitmiştir. Lâkin Emperyalistlerin ifsâd etmiş olduğu Şoven Ermeniler, bilhassa “Sürgündeki Ermenistan Hükûmeti” hareketiyle, eski dâvâlarına devâm etmekte, iki milletin, yaralarını sararak aralarında hakkâniyetli münâsebetler têsîs etmelerine mâni olmaktadırlar.
Her ne olursa olsun, Şarkın Şoven Ermeni mezâliminden ve Rusya’nın muhtemel tecâvüzünden kurtulması, doğrudan doğruya ve evvelemirde Şarkî Anadolu halkının gayret ve fedâkârlığıyle, ikinci derecede de, rahmetli Karabekir Paşa ile mâiyetinin dirâyetli mücâdelesi sâyesinde mümkün olmuştur. Hâlbuki, Mustafa Kemâl, bütün Milletin müstevlîlere karşı mâneviyâtını fevkalâde yükselten ve mücâdele azimlerini kamçılıyan bu muvaffakıyeti dahi kendine mâl ediyor: Karabekir Paşa’yı Şark Cephesi Kumandanlığına o tâyîn etmiştir, onun için de zaferde yine en büyük pay onundur! O zaferden sonra, (kendisinin Millî Mücâdelenin liderliğini ele geçirmesinde büyük têsîri olan) Karabekir’in bütün Ordu ve Millet üzerindeki nüfûzunu kırmak ve kendini dâimâ herkesin önüne çıkarmak için elinden geleni yapacak, bu maksadla, Karabekir Paşa’yı Gerb Cephesinden ısrârla uzak tutacak, sonrasında da onu “İzmir Sûikasdi” tertîbiyle îdâm ettirmiye kalkışacaktır…
Kendi kaleminden kendi destânı olan Tarih IV’te anlatıyor:
“Anadolunun şarkışimalisinde teşekkül eden cephede, yeni Türk Devleti, Ermenilere karşı muvaffakıyetli bir harp yaparak; ilk beyneddüvel muahedeyi aktetmiştir.
“1920 senesi ilkbaharında, Ermenilerin Türklere ettikleri zulümler tahammül olunamıyacak bir hale geldi. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, Ermenistan seferine karar verdi. 9 Haziran 1920 de şark vilâyetlerinde muvakkat seferberlik ilân olundu. Millet Reisi Mustafa Kemal, XV. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşayı Şark Cephesi Kumandanlığına tayin etti. Yine Haziran ayında Ermeniler, Oltuda teşekkül eden mahallî Türk idaresine karşı hareketle o havaliyi istilâ ettiler. Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin Hariciye Vekâleti tarafından Ermenilerin bu yolda taarruzları menedilmek üzere, Ermeni Taşnak Hükûmetine bir ültimatom verildi (7 Temmuz 1920). Fakat Ermeniler taarruz ve istilâ hareketlerine devam ettiler. Hattâ 24 Eylûlde hudut mıntakasında toplanan kuvvetlerimize taarruz ederek harbe girişmek cür’etini gösterdiler.
“Ermenilerin bu taarruzu defolunduktan sonra, Türk Ordusu, 28 Eylûl sabahı ileri harekete geçti. Bazı mevkileri zaptetti ve bir müddet Sarıkamış hattında kaldı. 30 Teşrrinievelde Kars ve 7 Teşrinisanide Gümrü (Aleksandropol) yü zaptetti.
“Karsı mukavemet edemeksizin terkeden Ermeniler, 6 Teşrinievelde muhasamayı kesip sulh için müracaat mecburiyetinde kaldılar. Türk Ordusu tarafından zaptolunan Gümrü şehrinde, 26 Teşrinisanide başlıyan sulh müzakeresinin neticesi olarak Gümrü Muahedesi imzalandı (3 Kânunuevvel 1920).
“Gümrü Muahedesi, yeni Türk Devletinin aktettiği ilk muahededir. Bu muahede yeni Türk Ordusunun muvaffakıyetinin semeresidir. Osmanlı Devletine galebe etmiş Müttefikler, Ermenilere Trabzon, Erzurum, Gümüşane, Erzincan, Bitlis, Van vilâyetlerini, hasılı ta Harşıt vadisine kadar çok geniş Türk ülkelerini kâğıt üzerinde vadetmişlerdi; Ermeniler de bu mev’ut memleketleri istilâ hayalini besliyorlardı. Türk Ordusu önünde inhizam ve firarla bu hayal uykusundan uyanıp hakikati gördüler ve Osmanlı Devletinin 1878 harbile kaybettiği Kars ve havalisini Gümrü muahedesile Türklere terketmek mecburiyetinde kaldılar. Bu mağlûbiyet ile Ermeni Devleti, artık Türk Devletine zarar eriştiremiyecek bir hale getirilmiş oldu. İlh…” (Tarih IV; Türkiye Cümhuriyeti, Maarif Vekâleti Neşriyâtı, İstanbul: Devlet Matbaası, 1934, ss. 72-73)
Velhâsıl, Cambon – Grey Mutâbakatı’nın mîmârları, Anadolu’yu paylaşıp orada mesken tutmanın kendilerine çok pahalıya mâl olacağını hemen kavramışlar ve artık mes’ele, bir ân evvel, Hilâfeti ve Osmanlı’yı tasfiye edecek, bütün İslâm Âlemine nümûne olacak Laik, Avrupacı bir Devletin inşâsı şekline dökülmüştü… Aslında, başından beri hedefleri buydu; ama, böyle bir Devlete herhâlde bütün Anadolu’yu bırakmayı düşünmüyorlardı…
Bir de, savaşsiz, “müncîsiz” ve –başta Vahîdeddîn Han olmak üzere- Hânedâna karşı ihânet ithâmı olmaksızın böyle bir Devlet kurulamaz, Osmanlı ve Hilâfet tasfiye edilemezdi. Peşînen ve er-gec mağlûb olmıya mahkûm Yunanlılar bu maksadla devreye sokuldular…
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 2
Yukarıda îzâh ettiğimiz vechiyle, Filistin Cephesinde Eylûl 1918’de vukû bulan muazzam ihânetin intâc ettiği bozgunu müteâkib 30 Ekim 1918’de Limni adasının Mondros limanında imzâlanan Mondros Mütârekenâmesi’nin 20. Maddesi mûcibince, Osmanlı Ordusunun silâhları Îtilâf Devletlerinin, onların içinde de husûsen İngilizlerin murâkabesine geçmişti ve silâh depolarının muhâfazasına onlar nezâret ediyordu. Şâyed Îtilâfçılar ile Ankara Hükûmeti arasında husûmet varsa, beklenen hâl, bu silâhların muhâfazası husûsunda fevkalâde hassâsiyet gösterilmesi, Ankara’nın askerî kuvvetlerinin zayıflaması için onlara her çeşid silâh sevkıyâtına mâni olunmasıdır. Hâlbuki, samîmiyetsiz ve ciddiyetsiz yorumları bir tarafa, kitabını umûmiyetle sağlam kaynaklara dayanarak têlîf etmiş olan Lord Kinross, bu husûsta beklenenin aksine mâlûmât veriyor, ki bunun mantıkî îzâhı, Osmanlı’yı tasfiye edeceğinden emîn oldukları Mustafa Kemâl iktidârını desteklemekdir:
“…Anadolu’ya silâh kaçırma işi, başlarında çok kere eski Türk subaylarının bulunduğu yeraltı teşkilâtı tarafından başarıyla yürütülmekteydi. Bunların pek zorlukla karşılaştıkları söylenemezdi. […]
“Şimdi Fransızlar da silâh hırsızlığına göz yummaya başlamışlardı. Milliyetçiler, Geliboluda Fransızların korumakta oldukları bir silâh deposundan büyük ölçüde silâh yağma etmişlerdi. Fransızlar buna karşı sadece saldırganların kendi nöbetçilerinden sayıca üstün olduğunu söylemekle yetindiler. Yunanlılarla çekişme halinde olan İtalyanlar, daha baştan beri milliyetçileri tutmakta ve şimdi de, birliklerini çekmeye hazırlandıkları şu sırada onlara silâh satmaktaydılar. Üstelik taşıyıcılara Müttefik kontrolünden sıyrılmak için yardım bile ediyorlardı. İngilizlere gelince, onlar da baştanberi silâhların toplanıp saklanması işini pek ciddî tutmamışlardı. Bir İngiliz kurmayı, Genel Karargâhta, yalnız Türklerin silâhlarını alıp da Rumlarınkini bırakmanın haklı birşey olmadığını söylemişti. Böylece Milliyetçi kuvvetler boyuna silâhlanmaktaydılar.” (Lord Kinross 1969: I/318-319)
.
Yahudilik-masonluk münasebeti (79)
Yesevizade Alparslan Yasa
16.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
Pâyitaht, Îtilâf Kuvvetlerinin kontrolündeydi, Pâdişâh ve Hükûmet esîrdi; lâkin hâlâ siyâsî ağırlık merkezi Anadolu ve Ankara değildi. Hâlbuki Osmanlı'nın ve Hilâfetin tasfiyesi için, Memleketin yegâne temsîlcisinin Ankara'daki Kemalist ekip olması şarttı…
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 3
Pâyitaht, Îtilâf Kuvvetlerinin kontrolündeydi, Pâdişâh ve Hükûmet esîrdi; lâkin hâlâ siyâsî ağırlık merkezi Anadolu ve Ankara değildi. Hâlbuki Osmanlı’nın ve Hilâfetin tasfiyesi için, Memleketin yegâne temsîlcisinin Ankara’daki Kemalist ekip olması şarttı…
12 Kânûnuevvel (Aralık) 1919’da, Pâyitaht’ta, Osmanlı Meclis-i Meb’ûsân’ı toplandı. Bu Meclis’in en hayırlı icrââtı, 28 Ocak 1920’de, (Mustafa Kemâl’in fırkasına değil) Millî Ahrar Fırkası’na mensûb Erzurum Meb’ûsu ve Esâsiye (“Anayasa”) Hukûku Müderrisi (Profesörü) Celâleddîn Ârif Bey'in kaleminden çıkmış ve onun imzâsını taşıyan bir Mîsâk-ı Millî Beyânnâmesi’ni bilittifâk kabûl ve neşretmesi oldu. Bilittifâk, yânî hiç fire vermeksizin bütün Millet nâmına…
Yeni Söz’ün 20 Aralık 2017 ilâ 9 Ocak 2018 târihli nüshalarında her gün tam sayfa 21 tefrika hâlinde neşredilen “Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?” başlıklı araştırmamızda bertafsîl îzâh ettiğimiz vechiyle (31.12.2017 – 1.1.2018, 12 ve 13. Tefrikalar), Mîsâk-ı Millî’nin üssülesâsı, Osmanlı Devleti’nin ve Hilâfetin muhâfazası ve bunun için de, bir arada yaşama irâdesine sâhib Türkler ile sâir Müslümanlar, hattâ aynı irâdeyi gösterecek Gayr-i Müslimlerle meskûn Vatan sathının bölünmez bir bütün teşkîl ettiği husûsu idi. (“Makarr-ı Hilâfet-i İslâmiye ve Pâyitaht-ı Saltanat-ı Seniye ve Merkez-i Hükûmet-i Osmâniye olan İstanbul şehriyle Marmara Denizinin emniyeti, her türlü halelden masûn olmalıdır.” “Osmanlı İslâm ekseriyetiyle meskûn bulunan aksâmın hey’et-i mecmûası, hakîkaten veyâ hükmen, hiçbir sebeble tefrîk kabûl etmez bir küll’dür.”) Nitekim, yukarıda naklettiğimiz vechiyle, Mustafa Kemâl’in Ankara’da, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin toplanması vesîlesiyle neşrettiği Beyânnâmenin de üssülesâsı, Osmanlı Devleti’nin, Hilâfetin ve onların otoritesini kabûl eden vatandaşlarla meskûn Vatan topraklarının muhâfazasıdır. Hâlbuki Kemalist İhtilâlci Kadro, bu Millî Yemîni iki cihetle ihlâl etmiştir: Birincisi, Osmanlı Devleti’nin ve Hilâfetin muhâfazası; ikincisi, Garbî Trakya, Antakya, Musul gibi beldelerle bölünmez bir bütün teşkîl eden Vatanın tamâmının kurtarılması, istiklâlinin têmîni… İşte Kemalist Hareketi, aynı zamânda Millî Yemîn’e karşı bir ihtilâldir!
Mîsâk-ı Millî’nin kabûlünden bir buçuk ay sonra, 16 Mart 1920’de, hâlâ Milleti az-çok temsîl kâbiliyetini muhâfaza eden Pâyitaht, ekseriyeti İngiliz olmak üzere, fakat aynı zamânda dîğer Îtilâf Devletlerinin ve Yunanistan’ın kara ve deniz kuvvetleri tarafından resmen işgâl edildi ve İstanbul’da örfî idâre îlân olundu.
Aynı gün, bir İngiliz müfrezesi, Meclis-i Meb’ûsân’ı basarak bâzı Meb’ûsları tevkîf etti. Bu darbe üzerine, dîğer Meb’ûslardan bir kısmı da, tevkîf edilme endîşesiyle ve artık Pâyitaht’ta iş görülemiyeceği düşüncesiyle Anadolu’ya geçti, Ankara’da toplanan TBMM’ye iltihâk etti. Zâten TBMM ismiyle yeni bir Meclis’in toplanmasının esbâbımûcibesi, mesnedi (ki Mustafa Kemâl tarafından 19 Mart 1920 târihli bir tâmîmle îlân edilmişti), Osmanlı Meclis-i Meb’ûsân’ının düşmanın tecâvüzüne uğraması, hükümsüz bırakılmasıydı…
23 Nisan 1920’de açılan TBMM ile, henüz her şeye tamâmen hâkim olmasa da, Kemalist ekipin eli iyice kuvvetlenmiş, Osmanlı’nın toptan tasfiyesi için büyük bir adım atılmış oluyordu…
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 4
10 Ağustos 1920’de, İşgâl Kuvvetlerinin “kuklası” olan (Kinross 1966: 359), kat’iyen Milleti temsîl kâbiliyeti bulunmıyan Dâmâd Ferid Paşa Hükûmetine “Sevr Muâhedesi”ni imzâlatmışlardı. Halkın muhtelif bölgelerde kendi mücâdelesiyle kazandığı büyük muvaffakıyetler vardı, fakat henüz doğrudan Ankara Hükûmetinin kâr hânesine yazılacak kayda değer bir askerî muvaffakıyet bahis mevzûu değildi. (10 Ocak 1921’deki -Tarih IV’ün tâbiriyle- “1. İnönü Muhârebesi” denen şey, “Yunan Ordusunun bir çeşit keşif niteliğinde, küçük çapta bir hareketinin” –Kinross 1966: I/394- engellenmesi mâhiyetinde bir günlük bir çarpışmadan ibâretti… Bu mevzû Yalçın Küçük tarafından derinlemesine araştırılmıştır. Ondan evvel Cevat Rifat Atilhan da benzeri tesbîtlerde bulunmuştur…)
Hâl böyleyken, Îtilâf Devletlerinin “Âlî Hey’et”i, 27 Şubat – 12 Mart 1921 târihlerinde tertîb ettiği Londra Konferansı’na, kendi kendini nakzederek, yânî “Sevr Muâhedesi”ni bizzât hükümsüz hâle getirerek, Ankara Hükûmetini de dâvet etti. Zâten “Sevr Muâhedesi”, Osmanlı Pâdişâhı tasdîk etmediği gibi Fransa da tasdîk etmediği için, keenlemyekûn hükmünde idi…
Londra Konferansı’na İstanbul’daki Milleti temsîl kıymetini hâiz olmıyan İstanbul Hükûmeti nâmına Tevfîk Paşa gitmişti. Tevfîk Paşa, orada, Milleti Ankara Hükûmetinin temsîl ettiğini ifâde ederek geri durunca, Ankara Hükûmeti, Îtilâfçıların tek muhâtabı hâline geldi. Bunun mânâsı, Ankara Hükûmetinin, bütün Îtilâf Devletleri tarafından zımnen tanınması, onun, Türkiye’yi temsîl kâbiliyetini hâiz tek otorite olarak onu kabûl edilmesiydi…
Dahası, Fransız tarafı, burada, Ankara Hükûmetiyle doğrudan anlaşmaya varmış, böylece, Ankara’yle ayrı bir sulh muâhedesi mâhiyetindeki Ankara Îtilâfnâmesine götüren ve 7 Aralık 1919’da Sivas’ta Georges-Picot / Mustafa Kemâl görüşmesiyle başlıyan vetîreyi iyice hızlandırmıştır…
1_02b831f54296b31fc864a9fd1a6e1d83.jpg
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Bekir_Sami_Kunduh; 16.9.2024)
Farmason Hâriciye Vekîli Bekir Sâmi Bey’in Londra Konferansı esnâsında çekilmiş resmi… Ankara’da kalpak, Londra’da silindir şapka giyen bir Münâfık Zümre…
***
Bînâenaleyh, Fransa, Mustafa Kemâl’in iddiâ ettiği gibi (Tarih IV 1934: 104, 105), ancak İnönü ve Sakarya Muhârebelerinde Ankara Hükûmetinin elde ettiği muvaffakıyetlerden sonra “Türk kuvvetinin Yunan ileri yürüyüşünü durduracak derecede olduğunu anlıyarak” Ankara İtilâfnamesine götüren temâslarını başlatmış değildir.
Nitekim, Lord Kinross, ortada henüz “İnönü ve Sakarya zaferleri” (23.3-31.3.1921 ve 15.8-13.9.1921) yokken, III. Cumhûriyet Fransa’sının, işbu Londra Konferansı’nda Ankara’yle anlaşmaya vardığını kaydediyor:
“Fransızlar, Londra Konferansı sırasında Bekir Sami Beyle ayrı bir anlaşmaya varmışlardı. Buna göre, Adana bölgesinde mahallî ateş-kes anlaşmasından beri zaman zaman alevlenen çatışmalara son verilecek; Fransızlar bölgeyi boşaltarak Suriye sınırına çekileceklerdi.” (Kinross 1966: I/436)
Londra Konferansı’nda Ankara Hükûmetinin Temsîlcisi, Hâriciye Vekîli Bekir Sâmi Bey’di. 12 Aralık 1910’da Muhibbân-ı Hürriyet Locası’nda tekrîs edilmiş ve Kemalist ekipin belki kısm-ı âzamı gibi Farmason olan Bekir Sâmi Bey (Osetya, Saniba, 1867 – İstanbul, 16.1.1933)… (Seyhun Tunaşar, “Cumhuriyetimize Damgasını Vurup Ebedî Maşrık’tan Bizi İzleyen Kardeşlerimiz ile Atatürk ve Türk Devrim Kronolojisindeki Yerleri”, Mimar Sinan, 2002, No 126, ss. 13-52’de s. 14)
Bu Konferans esnâsında yaşanan kayda değer bir hâdise de, Bekir Sâmi Bey’in, Antalya’dan yola çıkıp evvelâ Roma’ya uğraması ve orada, İtalyan mevkidaşı ve “Birâder”i, Mustafa Kemâl’in hâmîsi, yeni Laik Devletin kurulmasına perde-arkasından pek çok hizmet etmiş olan Kont Sforza tarafından hüsn-ü kabûl görmesidir. (Kinross 1966: 402) O devirde, İtalya Meşrik-ı Âzamı’na mensûb olan Kont Sforza’nın büyük têsîri altındaki İtalyan hâricî siyâseti, aynı Meşrik-ı Âzam’ın bir başka mensûbu olan Mustafa Kemâl’in hep yanında olmuştur…
“Sevr Muâhedesi”nin tiyatro olduğunu gösteren sâir vâkıalar 5
Fransa’nın bir “Mason Rejimi” hâline gelmiş III. Cumhuriyet’i, Kemalist Hükûmeti hemen tanıdı ve onu desteklemiye başladı…
Georges-Picot’nun Mustafa Kemâl’i Sivas’ta ziyâreti
Yukarıda, Siyonist Hareketinin destekcilerinden Stephen Pichon’dan uzunca bahsetmiştik. Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi Les Amis de la Tolérance Locası Âzâsı olan Stephen Pichon (1857 – 1933), 16 Kasım 1917 – 20 Ocak 1920 târihlerinde iş başında olan Clemenceau Hükûmetinde Hâriciye Vekîliydi.
Henüz Aralık 1919’dayız ve Mustafa Kemâl’in elini kuvvetlendirmesi için daha pek çok gayret göstermesi, kendine pek çok destek sağlaması lâzım geliyor. İşte Mustaa Kemâl’in ve ekipinin desteğe şiddetle ihtiyâc duydukları o devirde, Stephen Pichon, bir mûtemedini, o esnâda Sivas’ta bulunan Mustafa Kemâl’e gönderiyor ve onunla bilvâsıta müzâkerelerde bulunuyor. Mûtemedi ise, tanıdık bir sîmâdır: François Georges-Picot (Pâris, 21.12.1870 – a.y., 20.6.1951)… Osmanlı İmparatorluğu’nun Îtilâfçılar arasında paylaşılması ve Osmanlı İmparatorluğunun külliyen tasfiye edilip yerine yeni bir Devlet kurulması için İngiliz Parlamenteri Sir Mark Sykes ile Cambon – Grey Mutâbakatının müzâkerelerini yürüten Fransız Hâriciyecisi (ki 1917 - 1919’da Sûriye Yüksek Âmirliği, 1920 – 1925’te Bulgaristan, 1927 – 1928’de Arjantin Büyük Elçilikleri, 1940 – 1941’de Pâris 18. Arondisman Beledeyi Reîsliği gibi vazîfeler deruhde etmiştir)…
Mustafa Kemâl’in Tarih IV kitabında, Osmanlı’nın paylaşılmasına mesned olan ve 1920 Ağustos’unda karşımıza “Sevr Muâhedesi” olarak çıkan Cambon – Grey Mutâbakatı’ndan tek kelimeyle dahi bahsedilmediğine, daha evvel, dikkati çekmiştik. O, Fransız Hükûmeti nâmına Stephen Pichon tarafından gönderilen Georges-Picot’yle görüşmesinden de bahsetmiyor… Hâlbuki hâdise, ne kadar mühim, ne kadar mânîdârdır!
Görüşmenin Sivas’ta ve tam olarak 7 Aralık 1919’da tahakkuk ettiğini, Fransa’nın Ankara Büyük Elçiliği tarafından hazırlanan Ankara Îtilâfnâmesi broşüründen öğreniyoruz. Büyük Elçilik, 20 Ekim 1921’de imzâlanan Ankara Îtilâfnâmesi’nin 100. Seneidevriyesi münâsebetiyle Ankara’da bir sergi de açmıştı.
2_d06031e1872d3ebb2b1d08ee9e8a9d23.jpg
(https://www.ifturquie.org/wp-content/uploads/2021/11/expo-angora-pdf-fusionne-bd.pdf; 13.9.2024)
Ankara Îtilâfnâmesi’nin 100. Seneidevriyesi münâsebetiyle Fransa’nın Ankara Büyük Elçiliği tarafından hazırlanan broşürden iktibâs ettiğimiz bu haritadaki bilgilere nazaran, Farmason Hâriciye Vekîli Stephen Pichon’un gönderdiği Sûriye Yüksek Âmiri François Georges-Picot, kendi Hükûmeti nâmına, Mustafa Kemâl’le, 7 Aralık 1919’da Sivas’ta görüşmüş, böylece daha o zamân, Fransa, fiilen Mustafa Kemâl’in liderliğinde inşâ edilecek Devleti ve Rejimini tanımıştır. Başlıyan bu tanıma ve Kemalizme destek vetîresi (ki bunun Selânik’e kadar gerilere giden evveliyâtı vardır), Cenûbî Anadolu hakkında Mayıs 1920’de imzâlanan Mütâreke ve Franklin-Bouillon’un Mustafa Kemâl’le temâslarıyle devâm etmiştir. “Meşrik-ı Âzam Hükûmeti” denilebilecek Fransa Hükûmetinin Elçisi Henri Franklin-Bouillon’un Mustafa Kemâl’le 20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesiyle netîcelenen görüşme târihleri, yine bu haritaya nazaran, Eskişehir’de, 6 Haziran 1921, Ankara’da 9 ilâ 27 Haziran 1921 ve 24 Eylûl ilâ 20 Ekim 1921’dir. Bu meyânda, Mayıs 1920 Mütârekesi ve Franklin-Bouillon’la yürütülen müzâkereler arasında, Fransa’nın Kemalist Hükûmetle anlaşmaya vardığı 27 Şubat – 12 Mart 1921 Londra Konferansı’nın bulunduğunu unutmamak lâzımdır. Ankara İtilâfı, 3 Aralık 1920’de Ermenistan ile imzâlanan Gümrü Muâhedesi, bunu tâkîben, Ermenistan’ın iltihâk ettiği (daha doğrusu ettirildiği) ve Bolşevik Yahûdilerin iktidârda olduğu SSCB ile imzâlanan 16 Mart 1921 Moskova ve 13 Ekim 1921 Kars Muâhedeleriyle berâber, beynelmilel hukûk zemîninde, Osmanlı Devleti’nin tasfiyesinin ve Kemalist Devlet’in têsîsinin tanınması demekdir… Böylece, Ali Fethi’nin, 1910’da Voltaire Locası’ndaki vâdi, Birâderlerinin yardımıyle gerçekleşmiş oluyordu… Bittabi, Beynelmilel Siyonizmin 1900’lerden beri tâkîb ettiği plan da… Zâten berâber değiller
.
Yahudilik-masonluk münasebeti (81)
Yesevizade Alparslan Yasa
18.10.2024 - 13:50
Yayınlanma
Fransa, artık Mustafa Kemâl’e tâbi olan Kuvâyımilliye’ye büyük bir silâh yardımında bulunmaktan dahi çekinmedi
Bu gidişâttan emîn olan Fransa’nın “Meşrik-ı Âzam Hükûmeti” de, biteviye Kemalist Ekipin işini kolaylaştıracak adımlar atıyordu. Öyle ki 20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesi, Yeni Rejimin tanınmasıyle berâber, askerî planda dahi -artık Kemalist Ekipin liderliğinde cereyân eden- Millî Mücâdeleye muazzam bir yardım olmuştur:
“(İtilâfname,) cenubuşarkî cephesinde bulunan Türk askerî kuvvetlerinin garp cephesine alınmasını mümkün kılıyordu; ve bu suretle Fransızların da dahil olduğu müttefikler tarafından Anadoluya saldıran ve o sırada bilhassa İngiltere iradesile hareket eden Yunanlılara karşı Türk cephesinin kuvvetlenmesine hizmet edilmiş oluyordu.” (Tarih IV 1934: 106)
Fransa’nın artık Kemalizme hizmet eder bir mâhiyet kazanmıya başlamış Millî Mücâdeleye hizmeti, bunun da ötesine geçiyor, Fransa, Cenûbî-Şarkî Anadolu’dan çekilirken, Kuvâyımilliye’ye büyük bir silâh yardımında bulunmaktan dahi çekinmiyor:
“1921 Haziran’ında Fransızlar, Ankara’ya yarı resmî bir temsilci gönderdiler. Bu, Franklin-Bouillon adında şişman, güler yüzlü bir eski mebustu. Resmî göreneklere pek fazla bağlı değildi. Gazetecilik ve ticaretle olan ilişkileri Ankaraya gidişindeki asıl maksadı gizlemek için bir mazeret olarak kullanılabilirdi.
“Franklin-Bouillon, Mustafa Kemal’le kısa zamanda ahbap oldu. Hediye olarak getirdiği halis Fransız konyağı da ilk görüşmelerin neşeli bir hava içinde başlamasına yardım etmişti. […]
“Franklin-Bouillon, (1921 Haziran sonunda) iyimser haberler götürmek için Paris’e döndü. […]
“Franklin-Bouillon, çok geçmeden Ankara’ya döndü. Orada 20 Ekim [1921]’de Mustafa Kemal’le bir anlaşma imzaladı. Bu, hemen hemen Türkiye ile Fransa arasında ayrı bir barış niteliğinde idi.
“Bu anlaşma Türkler’e ihtiyaçları olan her şeyi vermişti. Adana bölgesinin boşaltılması, Kilikya ile Suriye arasındaki sınırın Türkler yararına olarak düzeltilmesi, İskenderun’da Türk halkının çıkarlarını koruyan özel bir rejim uygulanması bunlar arasında idi. Buna karşılık Fransızlar Bağdat tren hattının bazı kesimleri üzerinde istedikleri imtiyazları elde etmişlerdi. Lâkin antlaşmaya bunun dışında herhangi bir ekonomik taviz konulmuş değildi.
“Fransızlar bu anlaşma ile gerçekçi bir davranışta bulunmuşlar, Adana bölgesinde girişmiş oldukları askerî müdahaleye son vererek Orta Doğu’daki çıkarlarının asıl önemli noktasını teşkil eden Suriye’de durumlarını kuvvetlendirmişlerdi.
“Bunun üzerine, içinde Creusot topları, cephane ve daha başka savaş malzemesi bulunan büyük bir silâh stokunu Milliyetçilere devrettiler; ileride daha fazlasını vereceklerini de gizlemiş değillerdi. Bu da Türkler’le Yunanlılar arasındaki silâh dengesini düzeltmekte büyük bir rol oynadı.” (Kinross 1966: I/436-437)
“Meşrik-ı Âzam Hükûmeti”nin bir elçisi: Henri Franklin-Bouillon
Fransa “Meşrik-ı Âzam Hükûmeti”ni temsîlen Haziran 1921’de Ankara’ya gelerek Kemalist Ekiple -20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesi’nin imzâlanmasıyle netîcelenen- dostâne müzâkereler yürüten, Mustafa Kemâl’le kurduğu yakın dostluğa istinâden müetâkib senelerde de Türkiye’ye birkaç def’a gelip giden Henri Franklin-Bouillon (Jersey adası, Saint-Hélier, 3.9.1970 – Pâris, 12.11.1937), Seine-et-Oise Vilâyeti Meb’ûsu sıfatıyle pek uzun seneler (1919-1923 devresi hâric, 1910’dan 1936’ya kadar 23 sene) Millet Meclisi’nde evvelâ Radikal Sosyalist Cumhûriyetciler Grupu, bilâhare, 1927’de, teşkîline bizzât önayak olduğu ve Radikal cereyânın daha Liberal temâyüllü bir kanadını temsîl eden Sosyal ve Radikal Sol Grupu içinde faâliyet gösterdi. (Bu siyâsî temâyül, onun ölümünden sonra, Müstakil Radikal Fırka ismi altında teşkîlâtlanmıştır.) (https://www2.assemblee-nationale.fr/sycomore/fiche... 16.9.2024) Kısa bir devre (12 Eylûl – 13 Kasım 1917) Paul Painlevé Hükûmetinde Devlet Vekîlliği makâmını işgâl etti. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Henri_Franklin_Bouil... 13.9.2024)
Tahsîl îtibâriyle İngilizce muallimi idi. Muallimlik mesleğini, bir müddet Londra’da icrâ etti. Hayâtının bir başka cephesi, gazeteciliğidir. Sûdan Harbi ile 1897 Osmanlı-Yunan Harbi esnâsında harb muhâbirliği yaptı; 1908-1909’da, Le Radical gazetesinin İdârî Müdürü idi.
Daha evvel atıfta bulunduğumuz, Paul Doumer; La République audacieuse – Paul Doumer; Cür’etkâr Cumhûriyet kitabının müellifi, Târih Dr. Amaury Lorin’in tesbîtiyle: “siyâsî kariyer yapmak için Masonluğa intisâb etmenin neredeyse mecbûrî addedildiği” bir devirde Franklin-Bouillon da bu kâideye uyarak Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi L’Humanité Future (Müstakbel Beşeriyet) Locası’na intisâb etti ve ölünciye kadar faâl bir Mason olarak kaldı. O, aynı zamânda, Farmason gazetecileri bir araya getiren Association fraternelle des journalistes (Gazetecilerin Kardeşlik Derneği) âzâsıydı. (Saint-Pastour /Henry Coston/, La Franc-Maçonnerie au Parlement, Paris: Éd. Documents et Témoignages, 1970, p. 127)
Franklin-Bouillon’un intisâb etmiş olduğu L’Humanité Future Locası, Essone vilâyetinde, Pâris’in cenûbî şarkında, ona 19 km mesâfedeki Juvisy-sur-Orge’da 1907’de têsîs edilmiştir. Vasfımümeyyizi, Ateist temâyüllü ve Laiklik dâvâsında Meşrik-ı Âzam’ın en militan Localarından biri olmasıdır. Hâlen ömrü bir asrı aşmış bulunmakta, toplantılarını Pâris’in XIII. Arondismanında tertîb etmektedir. (https://www.humanite-future.fr/; 15.9.2024)
Velhâsıl, Ankara’ya, Osmanlı aleyhdârı Kemalist Hükûmeti –hem siyâsî, hem askerî cihetlerden- pek çok kuvvetlendiren Ankara Îtilâfnâmesi’nin müzâkerecisi sıfatıyle, Franklin-Bouillon gibi bir Meşrik-ı Âzam mensûbunun gönderilmiş olması elbette mânâsız değildir. Gönderen de, o esnâda Başvekîl ve Hâriciye Vekîli (23.9.1920 – 11.6.1920 devresinde ise Fransa Cumhûr Reîsi) olan Alexandre Millerand’dır (Pâris, 10.2.1859 – Versay, 6.4.1943). Alexandre Millerand, 21 Mayıs 1883’te, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi Pâris L’Amitié –Dostluk- Locası’nda tekrîs edilmişti. (Coston 1970: 158; Jacqueline Lalouette, “Francs-maçons et libres penseurs”, https://books.openedition.org/psorbonne/60044, 19.9.2024) Annesi, Alsaslı Yahûdi bir âilenin kızı olan Mélanie Caen (1835 / 1917) idi. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Alexandre_Millerand;... 19.9.2024) Zâten, birkaç def’a dikkati çekdiğimiz vechiyle, bütün III. Cumhûriyet devri hükûmetleri, birer “Meşrik-ı Âzam Hükûmeti” hükmündeydi…
Bütün bu vâkıalar üzerinde ibretle teemmül edildiğinde farkediliyor ki Kemalist Totaliter Rejimin temeli, 1900’lü senelerde, Selânik’deki Fransa, İtalya ve İspanya Meşrik-ı Âzamlarının Localarında atılmıştır: Kendi idealleri istikâmetinde ihtilâlci bir kadro yetiştirmişler, sabırla, uzun soluklu gâyet müessir bir strateji tâkîb etmişler, kadrolarını her fırsatta ve muhtelif vâsıtalarla desteklemişler, Müslümanların asırlardır devâm eden derin gafleti sebebiyle de, hedeflerine ulaşmışlardır…
vesrfbergeyg_8ea65f18678b32f3239fa1751a355c1a.png
O günlerde, artık şekillenmiye başlamış “Kemalist Türkiye”yle, Franklin-Bouillon öncülüğünde, Ankara Îtilâfnâmesi gibi ayrı bir sulh muâhedesi imzâlanması, İngiltere’de tenkîd mevzûu oluyor. Bunun üzerine, Franklin-Bouillon, yöneltilen tenkîdlere cevâb vermek üzere, Pâris’de münteşir Le Matin gazetesinin 10 Şubat 1922 târihli nüshasında manşet yapılan bir makâle kaleme alıyor. “M. Bouillon expose les raisons pour lesquelles la France a conclu l’accord d’Angora (Mösyö Bouillon, Fransa’nın nîçin Ankara Îtilâfnâmesi’ni imzâladığını îzâh ediyor)” başlığı altında neşredilen makâleden en ibretâmîz pasajları iktibâs ediyoruz:
(https://www.humanite-future.fr/; 15.9.2024)
(https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Atat%C3%BC... 16.9.2024)
Fransa’nın “Meşrik-ı Âzam Hükûmeti”nin Kemalist Hükûmetle anlaşmaya varma, böylece onu resmen tanıma ve tasfiyesi uzun zamân evvel Selânik Localarında ve onların tâbi oldukları Meşrik-ı Âzam merkezlerinde planlanmış olan Osmanlı’ya karşı onun elini kuvvetlendirme maksadıyle Ankara’ya gönderdiği Farmason Devlet Adamı, Ankara’da, Birâderleri arasında, kendini hiç yabancı hissetmemiş ve kısa zamânda, Mustafa Kemâl’le, diplomatik münâsebetlerin ötesinde yakın dostluk kurmuştu… Buradaki resimde Mustafa Kemâl’le kol kola yürüyen zât, Pâris L’Humanité Future Locası mensûbu Henri Franklin-Bouillon’dur. En yukarıdaki resmin solunda, bu Locanın damgası görülüyor. Onun tâbi olduğu Fransa Meşrik-ı Âzamı ile Maçedônya Risôrta Locası’nın tâbi olduğu İtalya Meşrik-ı Âzamı’nın damgaları ise, resmin sol tarafındadır…
***
“Ankara Îtilâfı, Fransa’ya, kendi hudûdlarında sulhü tekrâr têsîs etmek, kendi menfâatlerini müdâfaa etmek ve nihâyet, Türkiye’ye karşı tâkîb ettiği an’anevî siyâsetine dönmek imkânını vermiştir. (L’accord d’Angora a permis à la France de rétablir la paix sur sa frontière, d’assurer la défense de ses intérêts particuliers et de reprendre enfin sa politique traditionnelle en Turquie.)
“Bu Îtilâf, o meş’ûm Sevr Muâhedesi’ne götüren uzun bir hatâlar zincirine son vermiştir. Hiç şüphesiz, Îtilâf akdinde, çok gec kalındı. Hemen Mütâreke ferdâsında belki başka şartlar düşünülebilirdi. Lâkin şu husûsta kimse yanılmasın: Türklerin ve İslâm Âleminin Harbin kaçınılmaz netîcesi olarak uyanan milliyetciliği, kavmî hudûdları içinde tam istiklâl sâhibi bir Türkiye’yi tanımıyan her çeşid anlaşmayı iğreti ve têsîrsiz hâle getirirdi. Bizim tam da menfâat ummadan ve adâlete riâyet ederek davrandığımızı isbât eden Îtilâfnâmemiz, gâyemizden sapmazsak, bize Yakın-Şark’ta ve bütün İslâm Âleminde âzamî avantaj sağlıyacak bir anlaşmadır. (Il [l’accord d’Angora] a mis fin à une longue série de fautes aboutissant au néfaste traité de Sèvres. Sans doute il a été conclu beaucoup trop tard. Au lendemain de l’armistice peut-être, d’autres conditions auraient-elles pu être envisagées. Mais qu’on ne s’y trompe pas; le réveil du nationalisme turc et du monde musulman, conséquence inévitable de la guerre, aurait rendu précaire et sans effet tout arrangement qui n’eût pas respecté l’indépendance complète de la Turquie dans ses limites ethniques. Notre accord, précisément parce qu’il prouve notre désintéressement et notre respect de la justice, est celui qui peut nous valoir, -si nous avons quelque suite dans nos desseins- le maximum d’avantages dans le Proche-Orient et dans tout le monde musulman.) […]
“İngiltere’yle aramızdaki uyumsuzluk, her zamânki gibi, ancak bir sûitefehhümün mahsûlüdür. İngiltere, kendisine haber vermeden ve onun menfâatlerini nazar-ı dikkate almadan ayrı bir anlaşma yaptığımız için bize sitem ediyor. (Comme toujours, c’est un malentendu qui est à l’origine de notre dissentiment. L’Angleterre nous reproche d’avoir conclu un arrangement séparé sans l’avoir prévenue et sans considérer ses intérêts.)
“Hakîkaten biz onu haberdâr etmedik mi? Hâlbuki, 1921 senesi başında, Londra Konferansı esnâsında, Yunanlıların harbe devâm etmek niyetleri anlaşılınca, Fransız Hükûmeti, Kral Konstantin megalomani hülyâlarında ısrâr etmekden hoşlanıyor diye Kilikya’da askerlerimizi ölüme atmıya devâm edemiyeceğini açık seçik bir dille beyân etmişti. Binâenaleyh Küçük Asya’nın tek hâkimi olan Ankara Hükûmetiyle anlaşmak zorundaydık. Bu beyânat, Hükûmetimize yeterli görünmüştü ve (Ankara Hükûmetiyle) müzâkereler de, Londra’da, İngiliz Hükûmetinin nazarları altında yürütülmüştü. İlh… (Nous n’aurions pas prévenu? Au cours de la conférence de Londres, au début de 1921, lorsqu’il apparut que les Grecs voulaient reprendre les hostilités, le gouvernement français déclara nettement qu’il ne pouvait continuer à faire tuer nos soldats en Cilicie, parce qu’il plairait au roi de persévérer dans ses rêves de mégalomanie. Nous étions donc forcés de traiter avec le gouvernement d’Angora, seul maître de l’Asie-mineure. Cette déclaration avait paru suffisante à notre gouvernement et les négociations s’étaient engagées à Londres sous les yeux mêmes du gouvernement anglais.)” (Henri Franklin-Bouillon, Le Matin, 10.2.1922, p. 1)
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (82)
Yesevizade Alparslan Yasa
19.10.2024 - 15:15
Yayınlanma
Voltaire Locası’ndaki vâdin gerçekleşmesine yardım eden bir başka Mason Devlet adamı: Aristide Briand
III. Cumhûriyet devrinin târihinde, Crémieux, Gambetta, Jules Ferry, Paul Doumer gibi derin iz bırakan bir siyâsetci de, Aristide Briand (Nantes, 28.3.1862 – Pâris, 7.3.1932) idi. Sosyalist hareketinin mühim bir lideri olduğu gibi Laiklik mücâdelesinin de önde gelen bir ismiydi. Kilise ile Devleti birbirinden ayıran 1905 Kânûnu onun ismiyle berâber anılıyor. Millet Meclisi’nde 30 sene (1902 – 1932) Loire ve Loire-Inférieure vilâyetlerinin Meb’ûsluğunu yaptı. III. Cumhûriyet’in kısa ömürlü istikrârsız hükûmetlerine, uzun seneler, Başvekîl veyâ İcrâ Vekîli sıfatıyle dâhil oldu: 11 def’a İcrâ Vekîlleri Hey’eti Reîsliği (dîğer tâbirle, Başvekîllik) ve 26 def’a muhtelif İcrâ (Maârif, Diyânet İşleri, Adliye, Hâriciye) Vekîllikleri… (https://fr.wikipedia.org/wiki/Aristide_Briand; https://maitron.fr/spip.php?article140550; 17.9.2024)
Beynelmilel sâhada ise, bilhassa üç faâliyeti dikkat çekiyor: Cem’iyet-i Akvâm’a verdiği destek, Almanya’yle tekrâr dostluğu têsîs için yürüttüğü müzâkereler netîcesinde akdedilen 1925 Locarno Îtilâfnâmesi (ki, bu sebeble, mevkidaşı Gustav Stresemann’la berâber 1926 Nobel Sulh Mükâfâtı hâmilidir) ve Kemalist Hükûmetin resmen tanınması ve Türkiye’yle ayrı bir sulh muâhedesi mânâsına gelen 20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesi…
Briand, asıl mesleği avukatlık olmakla berâber gazetecilik de yaptı. Hem bu meslekî birikimi, hem de hitâbet kâbiliyeti, siyâsetteki muvaffakıyetinin mühim âmillerindendir. Lakin kimse tek başına fazla bir kıymet ifâde etmez; ancak arkasında teşkîlâtlı kuvvet bulunan insanlar gâyeleri istikâmetinde büyük muvaffakıyetler elde edebilirler. Briand da, hem mensûbu olduğu Sosyalist hareketinin bâzı teşkîlatları, hem de Siyonizm ve Masonluk tarafından destekleniyordu.
Meşrik-ı Âzam Locaları ve Merkezi; Mustafa Kemâl’in nüfûzu altına giren Millî Mücâdele, Kemalist hareketi ve 1919’dan îtibâren inşâ edilmekte olan Laik, Totaliter, Kemalist Devlet hakkında nasıl bir siyâset karârlaştırmıştı? Buna dâir Loca kayıdlarına sâhib değiliz. Celil Layiktez, Fransa Millî Kütübhânesi’ndeki Mason Arşivini tedkîk ederken bu husûsta pek çok vesîkaya ulaşmış olmalıdır. Lâkin bunları ifşâ etmiyorlar. Layiktez, mezkûr Mason Arşivi’nden topladığı Türkiye’yle alâkalı vesîkaları mikrofilm hâlinde getirmiş, Hür ve Kabûl Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın Arşivine teslîm etmişti. O vesîkaları tedkîk etmelerine imkân verilecek araştırmacıların târihimizin karanlıkta kalmış birçok hâdisesini aydınlatacak mufassal mâlûmâta ulaşmaları, pek muhtemeldir.
Mâmâfih, biz, o vesîkalardan mahrûm bulunsak dahi, bir taraftan elimizdeki mahdûd vesîkalar, dîğer taraftan hâdiselerin seyri ve Kemalist kadroların ve Fransız Hükûmetlerinin yapısı üzerinde teemmül edince, Localarda ve işbirliği hâlinde oldukları Siyonist mahfillerinde ne gibi karârlar alındığını anlıyabiliyoruz. En azından, tâkîb edilen siyâseti ana hatlarıyle kavradığımızı zannediyor ve burada bunları ifâde ediyoruz. Muhâkeme yürütürken, meselâ, Kemalist Ekiple irtibât hâlindeki Fransız Hükûmetlerinin şu husûsiyetini dâimâ göz önünde bulunduruyoruz:
20 Ekim 1921 Îtilâfnâmesine götüren vetîrede ilk adım, 7 Aralık 1919’da, Sivas’ta, Mustafa Kemâl - François Georges-Picot görüşmesiydi. Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmıya mâtûf Cambon – Grey Mutâbakatının müzâkerecisi ve o esnâda Sûriye Yüksek Âmiri olan Georges-Picot’yu gönderen, Farmason Hâriciye Vekîli Stephen Pichon idi. Pichon’un Âzâsı olduğu 2. Georges Clemenceau Hükûmetinde (16.11.1917 – 20.1.1920), Pichon dâhil 9 Vekîl ve 2 Müsteşâr Farmasondu…
Mayıs 1920’de, Cenûbî-Şarkî Anadolu Cephesinde, Mustafa Kemâl’in riyâsetindeki Ankara Hükûmetiyle 20 günlük mütâreke imzâlıyan 2. Alexandre Millerand Hükûmetinde (18.2 – 24.9.1920) Farmason ve Yahûdi asıllı Millerand, hem İcrâ Vekîlleri Hey’eti Reîsliğini, hem de Hâriciye Vekîlliğini deruhde ediyordu ve Hükûmetinde, kendisiyle berâber 8 Farmason Vekîl ve bir Farmason Müsteşâr mevcûddu.
27 Şubat – 12 Mart 1921 Londra Konferansı’nda Kemalist Hükûmetle müzâkerede bulunup sulh şartları hakkında mutâbık kalan, ayrıca Haziran 1921 ve Eylûl - Ekim 1921’de, Farmason ve Sâbık İcrâ Vekîli Franklin-Bouillon’u Ankara’ya gönderen 7. Aristide Briand Hükûmetinde, İcrâ Vekîlleri Hey’eti Reîsi ve Hâriciye Vekîli Aristide Briand ve Mâliye Vekîli Paul Doumer’le berâber 4 Mason Vekîl ve 4 Mason Müsteşâr vardı. Bu Hükûmetin iş başında olduğu zamân, Alexandre Millerand da Cumhûr Reîsiydi. İşbu Meşrik-ı Âzam Hükûmetinin Elçisi Franklin-Bouillon, daha ilk görüşmelerinde Ankara’daki Birâderleriyle mutâbık kalmış, onlarla ahbâblık etmiş ve müteâkiben, Hükûmeti nâmına 20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesine imzâ atan da o olmuştu… (Bu bilgileri, husûsen, -çok titiz bir araştırmacı olan- Henry Coston’un -1970’te neşredilmiş- La Franc-Maçonnerie au Parlement kitabına borcluyuz. Bunları, erişebildiğimiz birçok Mason kaynağındaki bilgilerle mukâyese ettiğimizde, hepsinin teeyyüd ettiğini görüyoruz.)
Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesine ve Anadolu’yle mahdûd Kemalist Totaliter Devletin inşâsına götüren vetîrenin tâ 1900’lü senelerde Selânik Localarında başladığını ve Meşrik-ı Âzamlar ve arkalarındaki Siyonist Emperyalizmi tarafından pek mâhirâne tesbît edilmiş bir stratejiye muvâfık olarak onlar nâmına muvaffakıyetle netîcelendiğini anlamak için buraya kadar dikkati çekdiğimiz vâkıalar, ortaya koyduğumuz delîl ve vesîkalar kâfî değil mi? Bununla berâber, bunlara başka vâkıalar, başka delîller ilâve etmekden hâlî kalmıyacağız…
Aristide Briand Mason değil miydi?
Henry Coston, yukarıda bir def’a daha bahis mevzûu ettiğimiz kitabında (1970: 94), kendisi de Mason olan Loire-Inférieure Meb’ûsu ve Nantes Belediye Reîsi Auguste Pageot’nun, 1910’da Ancenis’de basılmış Notes sur la franc-maçonnerie dans la Loire-Inférieure isimli kitabında, aynı vilâyetin bir başka Meb’ûsu olan Aristide Briand’ın Masonluğa intisâbı hakkında tafsîlât bulunduğunu kaydediyor.
Yukarıda Farmasonlar isimli kitabından iktibâs yaptığımız Le Monde gazetesinin muharrirlerinden Alain Guichard’ın Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın 200. Seneidevriyesi münâsebetiyle neşrettiği makâlede de aynı bilgi bulunuyor. Lâkin târih kitabları müellifi Henri Castex, 4 Ağustos 1973 târihli Le Monde’a (4.8.1973) gönderdiği bir mektubda, Briand’ın Mason olarak zikredilmesine îtirâz ediyor; Coston’un istinâd ettiği –“Paix et Union et Mars et les Arts réunis” Locası’nın müntesibi- Pageot’nun kitabını delîl göstererek, Briand’ın Le Trait d’Union Locası’na kabûl edildiğini, fakat onun, 8 Temmuz 1887’de Loca’da icrâ edilecek tekrîs âyinine iştirâk etmediği için Mason kabûl edilemiyeceğini ileri sürüyor…
Alain Guichard ise, “Fransa Meşrik-ı Âzamı Hârice Açılma Encümeni” tarafından 1973’te neşredilen bir risâlede Briand’ın “meşhûr Farmasonlar” arasında zikredilmiş olmasına istinâd ediyor. Bu risâlede (s. 24), Briand’ın Saint-Nazaire’deki Le Trait d’Union Locası’nda tekrîs edildiği ve Les Chevaliers du Travail Locası’na intisâb ettiği kaydedilmiştir. (Briand fut initié à la loge “Le Trait d'union” de Saint-Nazaire et “affilié” à la loge “Les Chevaliers du travail”.) (Le Monde, 4.8.1973; (https://www.lemonde.fr/archives/article/1973/08/04... 17.9.2024)
Meşrik-ı Âzam’dan elde edilen bu bilgi, herhâlde daha mûteberdir: Briand, en azından Meşrik-ı Âzam câmiasında Mason olarak kabûl edilmese, Les Chevaliers du Travail (Emeğin Şövalyeleri) Locası’na intisâb edemezdi. Vâkıa, Henri Castex, bu “Masonumsu Derneğin (association paramaçonnique)”, “muntazam bir Loca olmadığını (pas une obédience maçonnique)” iddiâ ediyor… Hâlbuki Meşrik-ı Âzam’ın onu kendine tâbi bir “Loca” ve Briand’ı da kendi Câmiasının bir mensûbu olarak kabûl etmesi, onları bu sıfatla anmak için kâfîdir.
Kezâ, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın idârecilerinden ve Orléans’daki Etienne Dolet Locası’nın Sâbık Üstâd-ı Muhteremi Gilles Kounowski de, bu Locanın 120. seneidevriyesi münâsebetiyle Jean-Paul Briand’a verdiği mülâkatta, Aristide Briand’ı, Fransa’nın siyâsî hayâtında ehemmiyetli rol oynamış meşhûr Masonlara misâl olarak zikrediyor: “Fakat günümüz Fransa’sındaki Mason têsîri, XIX. asrın Jules Ferry, Aristide Briand, Jean Jaurès gibi meşhûr Masonlarının icrâ ettiği büyük têsîrin aksine, çok daha az göze çarpıyor. (Mais, contrairement à l’influence qu’avaient pu avoir des franc-maçons célèbres du XIXème siècle comme Jules Ferry, Aristide Briand, Jean Jaurès, la présence maçonnique est beaucoup moins marquée aujourd’hui.) (Jean-Paul Briand, “La Loge maçonnique Etienne Dolet ouvre son temple”, 16.10.2022; https://www.magcentre.fr/240771-la-loge-maconnique... 17.9.2024)
Dîğer taraftan, Briand, -Edouard Herriot, Anatole France, v.s. ile berâber- Masonluğun “hâricî âlem”deki bir uzantısı olan Millî Hür Fikirliler Derneği (Association nationale des libres penseurs) Âzâsıydı… Hâlbuki Fransız Hür Fikir Federasyonu’nun nâşiriefkârı Federe Grup ve Âzâların Aylık Haberleşme Bülteni’nin (Bulletin mensuel de correspondance des groupes et adhérents fédérés de la Fédération française de la libre pensée) Mart 1894 sayısında, Hür Fikir cereyânı ile Farmasonluk arasındaki münâsebet, kuvvetle vurgulanmıştı: “Farmasonluk ve Hür Fikir, aynı ordunun aynı düşman kalesine hücûm eden iki fırkası gibi birbirine hiç ayrılmıyacak şekilde sımsıkı kenetlenmiştir. (La franc-maçonnerie et la libre pensée sont indissolublement liées l’une à l’autre à la façon de deux corps de la même armée s’élançant ensemble à l’assaut de la même forteresse ennemie.)” (Jacqueline Lalouette, “Francs-maçons et libres penseurs”, Humanisme, 2007/2-277: 55-57; https://shs.cairn.info/revue-humanisme-2007-2-page... 17.9.2024)
Kaldı ki Aristide Briand, emsâl gösterilebilecek derecede Mason zihniyetiyle yoğrulmuş ve bütün siyâsî kariyeri zarfında bu zihniyete uygun şekilde faâliyet göstermiş bir siyâsetciydi. Metafizik akîdesi bakımından, Meşrik-ı Âzam mensûbları arasında umûmiyetle cârî olduğu vechiyle, Ateistti… Bir Jules Ferry derecesinde Laiklik Dâvâsının bir militanıydı ve Fransa’nın siyâsî rejiminin pek mühim bir dönemeci olan 1905 Kilise ile Devletin Birbirinden Ayrılmasına Dâir Kânûn, en başta onun gayretleriyle çıkarılmıştı... Masonluğun (arkasındaki Siyonizmle berâber) dünyâya kendilerine göre bir nizâm vermek gâyesiyle têsîs etmiş olduğu ve kuvvetle desteklediği Cem’iyet-i Akvâm’ın (Société des Nations –SDN-) en harâretli müdâfilerinden biri de oydu… Avrupa Birliği tarafdârıydı ve bu uğurda bir hayli faâliyet gösterdi… Osmanlı İmparatorluğu’nun -paylaşılarak ve Anadolu’yle mahdûd Laik ve Avrupacı bir Devlet kurularak- tasfiye edilmesi siyâsetinin başlıca tâkîbcilerindendi… İlh…
Mustafa Kemâl’in Aristide Briand’a iltifâtkâr mektubu
Fransa’yle, -Ankara Hükûmetinin tanınması mânâsına gelen ve Osmanlı’nın tasfiyesiyle berâber Laik-Avrupacı yeni Rejimin yolunu açan- 20 Ekim 1921 Ankara Îtilâfnâmesi imzâlanınca, Mustafa Kemâl, Fransa’nın Farmason Başvekîli ve Hâriciye Vekîli Aristide Briand’a hitâben, bu husûsları da îmâ ederek, duyduğu büyük memnûniyeti ifâde eden iltifâtkâr bir mektub kaleme aldı. 23 Aralık 1921 târihli bu mektub, şöyle başlıyor:
“Ekselans (Excellence),
“Zât-ı Âlîlerinin vasfımümeyyizleri olan basîret ve yüksek vatanperverlik hasletleri sâyesinde, Fransa ile Türkiye arasındaki münâsebetlerde cârî olan anormal hâl, imzâlamış olduğumuz Ankara Îtilâfnâmesi ile, her iki memleketin de büyük menfâatine olarak nihâyete ermiş bulunuyor. İki memleket arasında tekrâr dostluk münâsebetlerinin têsîsi, son senelerdeki siyâsî çalkantılara ve istenmiyen üzücü hâdiselere rağmen Türklerin Fransa’ya karşı beslemiye devâm ettikleri hislerin bir tezâhürü olarak, umûmî bir sevincle karşılandı. Hâssaten Büyük Millet Meclisi, bu dostluk delîlinin yüksek kıymetini ve doğuracağı müsbet netîceleri takdîr ediyor, bu vesîkaya istinâden pek büyük ümîdler besliyor ve onun, her iki memleketin münâsebetlerini geliştireceğinden şüphe etmiyor. İlh… (Grâce à la claire vision et le haut patriotisme qui caractérisent Votre Excellence, l’état anormal dans les relations de la France et de la Turquie vient de prendre fin par la conclusion de l’Accord d’Angora, au plus grand avantage des deux Pays. Étant donné les sentiments que les Turcs n’ont cessé de nourrir à l’égard de la France malgré les bouleversements politiques de ces dernières années, évènements qu’ils déplorent du reste, le rétablissement de ces relations d’amitié entre les deux Pays fut accueilli avec une joie générale. La Grande Assemblée Nationale, en particulier, appréciant à sa haute valeur cette preuve d’amitié, et consciente de sa portée réelle, fonde les plus grands espoirs sur cet instrument, et ne doute pas qu’il aura le plus heureux effet sur les relations des deux Pays.)”
resim1_484882143340729662478c1bf1ce489e.jpg
(https://www.aa.com.tr/fr/politique/l-accord-d-anka... (17.9.2024)
Mustafa Kemâl’in Aristide Briand’a hitâben kaleme aldığı 23 Aralık 1921 târihli iltifâtkâr mektubun Anadolu Ajansı tarafından Fransa Büyük Elçiliği’nin İnternet Sitesinden nakledilen fotoğrafları…
.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (51)
Yesevizade Alparslan Yasa
08.09.2024 - 12:15
Yayınlanma
"Kooperatif köylerindeki öncüler (les pionniers), idealizmlerinin bir kısmını Tanah'ın ahlâkî ve ictimâî umdelerinden alıyorlardı. Bilâhare bütün memleket, sistemli bir şekilde aynı têsîre mârûz kalmıştır.
Tanah ve Yahûdi Şerîati, İsrâil’de bütün hayâta hâkim
“Kooperatif köylerindeki öncüler (les pionniers), idealizmlerinin bir kısmını Tanah’ın ahlâkî ve ictimâî umdelerinden alıyorlardı. Bilâhare bütün memleket, sistemli bir şekilde aynı têsîre mârûz kalmıştır.
“Tanah tahsîli, ilk ve orta dereceli mekteb programlarının %30’unu teşkîl etmektedir. Bu tahsîlin en yüksek derecesi de, İbrânî Üniversitesi Yahûdi Tedkîkleri Şûbesidir. ‘Kitablar Kitabı’, târihî, dînî, lisânî, ictimâî her cephesiyle tedkîk edilmektedir. Mekteblerdeki tahsîle ilâveten, bir de, 20 bin kişinin âzâ olduğu Tanah tedkîki mahfilleri (Cercles d’études bibliques) bulunmaktadır. Kezâ, Tanah Araştırmaları Cem’iyeti, Tanah hakkında muntazaman konferanslar ve müsâbakalar tertîb etmektedir. Radyoda da her gün Tanah kırâat edilmektedir. Sokakların isimleri Tanah’tan seçilmekte ve paranın, pulların, posta damgasının üzerinde de yine ona yer verilmektedir.
“Yeni kurulan köylere eski isimler konmakta, hattâ kuruluş sâhaları da buna göre seçilmektedir.
“Arkeolojik kazıların sayısı pek fazladır. Bunlara, zâbit ve neferlerle hep berâber ordu da iştirâk eder. (Geçenlerde bir arkeolojik araştırma esnâsında yaralanan –arkeolojiye pek merâklı- General [Moşe] Dayan, bu husûsta bir istisnâ teşkîl etmiyor.) Askerler, Tanah’da bahsi geçen harblerdeki sevkulceyşler üzerinde dikkatle düşünüp bunlardan ilhâm almaktan pek hoşlanırlar. Günlük hayâtta, Tanah’a vâkıf olmıyanlara câhil gözüyle bakılır. İdâreciler, tâlimatlarını Tanah’dan cümlelerle süsleyip bunların tefsîrini yapmaktan husûsî bir zevk alırlar.
“Tanah, her Yahûdinin mürâcaat kaynağıdır”
“Tanah, Mûsevîlik dînine bağlı olan veyâ olmıyan her Yahûdinin mürâcaat kaynağıdır. (Les non- religieux comme les religieux se réfèreront à ses enseignements.)
“Hâkimlerde, mêmurlarda, askerlerde eski an’anenin elzem kabûl ettiği vasıflar aranır. Tanah, emirleri, nehiyleri veyâ misâlleriyle her fırsatta zikredilir. Meselâ dînî bir fırkaya mensûb bir Meb’ûs, Kneset’e, ücretlerin tam zamânında ödenmesine dâir bir kânûn lâyihası vermişti; çünki Kitab’da (Levililer: XIX/13): ‘Gündelikcinin ücretini bütün gece sabaha kadar yanında alıkoymıyacaksın!’ diye yazılıdır… (Meir Tamari’den naklen)” (Yahûdi Millet Meclisi Kneset’in 120 Âzâdan müteşekkil olması da Tanah’a istinâd eder.)
“İsrâil’de, Mûsevîlik, fiilen devlet dînidir”
“Dîndâr Yahûdilerin nazarında, Mûsâ’ya gelen Vahiy, cihânşümûldür; binâenaleyh hükümleri her devir, mahal, ahvâl ve şerâitte tatbîk edilmelidir. Kezâ, Tevrât’tan istinbât edilen Ahkâm, ictimâî hayâtla alâkalı her mes’elenin Yahûdi Şerîatine muvâfık olmasını têmîn etmelidir. Şerîat, uhrevî veyâ cismânî her mes’eleye tatbîk edilmelidir. Dîğer taraftan, Dînin amelî hükümleri, cem’iyet hayâtında inzibâtı têmîn etmiye de yararlar.”
“İsrâil Devleti laikdir. Orada Mûsevîlik, fiilen Devlet dîni olmakla berâber, İsrâil, teokratik bir Devlet değildir, çünki hahamlar tarafından idâre edilmez. (L’État d’Israël est laïque. Bien que la religion juive y soit en fait religion d’État. Ce n’est pas un État théocratique, gouverné par une prêtrise.) […]
“Mâmâfih, laik olsa da, Devlet, Mûsevîliğin bir kısım kâidelerine hem riâyet etmekte, hem de vatandaşları onlara riâyetle mükellef tutmakta, buna mukâbil, -Müslüman veyâ Hıristiyan- dîğer dînlere tam bir hürriyet tanımaktadır. (État laïque, il observe toutefois et fait observer aux citoyens un certain nombre de règles de la religion juive, tout en assurant la liberté totale aux autres religions, musulmane ou chrétiennes.)
“Böylece Memleketin bütün hayâtı dînî kâideler tarafından tanzîm edilmektedir. (Toute la vie du pays est ainsi conditionnée par des règles religieuses.) […]
“Gurbet (Diaspora) Yahûdilerinin mühim bir kısmı, bilhassa nüfûzlu kesimi de İsrâil’de Şeriâte uyulması tarafdârıdır. Kendileri Şerîate uymıyanlar dahi, İsrâil Devleti'nin’ Şerîate uymasını elzem görüyor.”
“Şu husûsa da işâret etmeden geçmiyelim: Devletin her işinin, vatandaşların Şerîate uymalarını mümkün kılacak şekilde ayarlanmış olduğu İsrâil’de, İngiltere veyâ Amerika’da mevcûd hâlleriyle liberal Yahûdi hareketleri kabûl görmemektedir. (À signaler que les mouvements judaïques libéraux, tels qu’ils existent en Angleterre ou aux USA ne sont pas acceptés en Israël, où toutes les règles de l’État permettent l’observance de la religion strictement traditionnelle.)” (Waelès 1969: 20-27’den seçmeler)
“Yahûdi Şerîati, bu halkın şuûruna, bütün derinliğiyle kök salmıştır. Hahamlar, asırlar boyunca, dîndaşlarına, Mukaddes Metinler ile Şer’î Ahkâmı tâlim ettiler. Şimdi hâkime de haham gibi hürmet edilmekte ve iğfâl edilemez gözüyle bakılmaktadır. Hâkimler, Devlet bünyesinde pek mühim bir mevkii hâizdirler.” (Waelès 1969: 76)
“Bugün İsrâil’de İngiliz hukûkunun da têsîri bulunmakla berâber, Yahûdi hukûkşinâsları, kendi hukûk sistemlerine değil, onlarınkine mukallid gözüyle bakabilirler; çünki İngiliz hukûk sistemi, Tanah’ın derin têsîri sebebiyle, Yahûdi hukûk sistemiyle aynı temellere istinâd etmektedir.” (Waelès 1969: 78)
“Evlenmemiş bir çiftin çocuğunun meşrû olup olmadığına karâr verecek bir mahkeme, onun meşrû olduğuna hükmedecekdir; çünki Yahûdi Şerîatinde, evlilik dışı doğan çocuk piç değildir…” (Waelès 1969: 80)
Sosyalizmin ilhâm kaynağı da Tanah
“İsrâil’de sendikacılık, (Herzl ve Rusya’dan gelen muhâcirlerin têsîriyle) Sosyalizm ve Kolektivizmin damgasını taşımaktadır.” (Waelès 1969: 85)
1920’de têsîs edilmiş olan (Marksist temâyüllü) “Histadrut’a (Umûm Emekciler Konfederasyonu), faâl nüfûsun %90’ı âzâ bulunmaktadır.” Yine Komünizmden mülhem (husûsî mülkiyet ve ücret sistemi bulunmıyan ve evlilik müessesesinin de pek îtibârda olmadığı) “Kibutzlar (kooperatif köyleri), köy nüfûsunun %26’sını ihtivâ etmektedir. Köylü nüfûsun %40’ı ise, onlara mümâsil, fakat küçük arâzî sâhiblerinden müteşekkil ‘Moşavim’de yaşamaktadır.” (Waelès 1969: 86, 89)
“Mêmurların büyük bir kısmı, Sosyalist Siyonisttir. […] İdârenin bilhassa üst kademelerinde bulunanlara göre, […] İsrâil Devleti’nin ideali, sırf Tanah’ın tâlimâtına müstenid Sosyalist bir cem’iyet têsîs etmek olmalı ve bu husûsta dîğer milletlere de nümûne-i imtisâl teşkîl etmelidir.” (Waelès 1969: 99)
İki bin senedir tavsamıyan en büyük Millî Gâye: Nil’den Fırat’a kadar uzanacak ve Cihân Hâkimiyetinin kalbgâhı olacak bir İsrâil Devleti
“Tanah sâyesinde, Yahûdiler, ayrıca, Arz-ı Mev’ûd’a karşı hasretlerini de capcanlı muhâfaza ettiler ve İsrâil Devleti’nin doğmasıyle netîcelenen Filistin’e dönüş hareketi, kaynağını, yine Tanah’da buldu. (En outre, par la Bible, les Juifs ont gardé vivace la nostalgie de la Terre promise et c’est de la Bible que jaillirent les sources du Retour, prélude du rétablissement de l’État d’Israël.)
“İsrâil Devleti’nin müessisleri bu husûsa işâret etmişlerdir. Nitekim, İstiklâl Beyânnâmesi’nde şöyle denilmektedir: ‘İsrâil Devleti, aynen İsrâil Nebîleri tarafından ortaya konduğu şekilde, hürriyet, adâlet ve sulh umdelerine istinâd edecekdir.’ ” (Waelès 1969: 21)
“Tanah der ki:
- ‘Ve şimdi, ey İsrâil, sana öğretmekte olduğum kânûnları ve hükümleri yapmak için dinle; tâ ki yaşıyasınız, içeri giresiniz ve atalarınızın Allâh’ı Rabb’in size vereceği diyârı mülk edinesiniz!’ (Tesniye IV/1)
- ‘İşte diyârı önünüze koydum; girin ve Rabb’in, atalarınıza, İbrâhim’e, İshâk’a ve Yâkub’a kendilerine ve kendilerinden sonra onların zürriyetine vermek için and ettiği diyârı kendinize mülk edinin!’ (Tesniye I/8)
- ‘O gün Rab, Abram’la ahdedip dedi: Mısır ırmağından (Nil) büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyârı senin zürriyetine verdim!’ (Tekvîn XV/18)
1_0c9dc6416f90316a3c4b310824066aff.jpg
(Yesevîzâde Alparslan Yasa, Kur’ânî Milliyet Telakkîsi ve Irkçılık Sapması, Ankara: Kurtuba Yl., Aralık 2015,s. 452)
“Mesîhî İsrâil”: Adım adım “Nil’den Fırat’a kadar”… Fakat hepsi bu kadar da değil: O, “Mesîhî Cihân Hâkimiyeti”nin kalbgâhı olacak…
Bize gelince: Asırlık uykumuza devâm edelim! Artık Mahşer’de uyanırız! Pek acı bir uyanışla!
“Tanah şöyle der:
‘Ve onları tutun ve yapın; çünki milletlerin gözünde o sizin hikmetiniz ve anlayışınızdır; onlar, bütün bu kânûnları işiterek: ‘Bu büyük millet tek hikmetli ve anlayışlı millettir’ diyecekler.’ (Tesniye IV/6)” (Waelès 1969: 16, 23, 31, 52) (Raoul Waelès, Israël, Pâris: Librairie Générale de Droit et de Jurisprudence R. Pichon et R. Durand-Auzias, coll. “Comment ils sont gouvernés”, 1969. Waelès’in metnini ilk def’a Yahûdilik ve Dönmeler kitabımızda -1989: 421/425- neşretmiştik.) (Tanah’ın, yânî Yahûdi Kitâb-ı Mukaddes’inin Yahûdi Milletinin tamâmı üzerinde nasıl derin bir têsîre sâhib olduğu husûsunda, ayrıca, rahmetli Roger Garaudy’nin Siyonizm Dosyası’na –Müt. Nezih Uzel, İstanbul: Pınar Yl., 1983- mürâcaat edilebilir. Hâssaten ss. 30-34, 92-101, 144…)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (52)
Yesevizade Alparslan Yasa
09.09.2024 - 15:35
Yayınlanma
Tanah'ın (Tesniye IV/6) son olarak zikrettiğimiz bu hükmü, "Mümtâz Millet", "Râhib Millet", "Mukaddes Millet", "bütün milletlerden üstün millet" olan "Benî İsrâil'in İnsanlığın tamâmına rehberlik yapmakla vazîfeli olduğu" mânâsına geliyor. Yukarıda, "Mesîh" akîdesi için kitabına mürâcaat ettiğimiz İngiltereli Haham Dr. Isidore Epstein, aynı eserinde, bu mevzûa da temâs ediyor:
Benî İsrâil, bütün İnsanlığın rehberi
Tanah’ın (Tesniye IV/6) son olarak zikrettiğimiz bu hükmü, “Mümtâz Millet”, “Râhib Millet”, “Mukaddes Millet”, “bütün milletlerden üstün millet” olan “Benî İsrâil’in İnsanlığın tamâmına rehberlik yapmakla vazîfeli olduğu” mânâsına geliyor. Yukarıda, “Mesîh” akîdesi için kitabına mürâcaat ettiğimiz İngiltereli Haham Dr. Isidore Epstein, aynı eserinde, bu mevzûa da temâs ediyor:
“Çıkış: 19/6: Allâh ile Benî İsrâil arasında Sînâ’da akdedilen muâhedeye göre: ‘Siz, Bana, râhibler krallığı ve mukaddes kavim olacaksınız!’ Böylece İsrâil kavmi dîğer kavimlerin hepsinden farklı bir kavim olmuş, kendisine bütün cihâna rehberlik etmek vazîfesi verilmiştir.” (Epstein 1969: 15-16)
“İsrâil, Vahiy veyâ Peygamberlik kavmidir. Onun mümtâz olması, buna mebnîdir. […] Nasıl ki ilâhî ıstıfâ, tabîatte, mâdenler, nebâtlar, hayvanlar ve insanlar şeklinde farklılıkların ortaya çıkmasına sebeb olmuştur, aynı şekilde nev’-i beşer arasında da bir ıstıfâ olmuş ve İsrâil, peygamberî, yânî Allâh’la münâsebet têsîs edebilecek bir kâbiliyetle techîz edilerek seçilmiştir.” (Epstein 1969: 194)
“Yahûdi mütefekkiri Judah Halévi de (1085 – 1140), ‘İsrâil’in, milletlerin kalbi mesâbesinde merkezî bir fonksiyona sâhib olduğunu’ söylemektedir.” (Epstein 1969: 195)
“Benî İsrâil, dünyâdan (Beşeriyetten) ayrı olmalı, fakat dünyâda kalmalıydı (dünyâyle alâkasını kesmemeliyidi). Etrâfındaki milletlerden farklılığını korumalı, fakat alelâde medeniyetler sînesinde teblîğinin tamâmını yaymalı, böylece beşer hayâtını daha yüksek bir seviyeye çıkarmalıydı.” (Epstein 1969: 25)
“Yahûdilikden çıkılamaz”
Haham Dr. Isidore Epstein, bu meyânda, bu “Mümtâz”, bu “Mukaddes Millet”in sînesine dâhil olan bir insanın, bir daha ondan çıkmasının mümkün olmadığını ifâde ediyor:
“Doğuştan veyâ ihtidâ ederek bir def’a Yahûdi olunca, artık Yahûdilik bağından kurtulmak mümkün değildir; inkârla da, bir başka dîne geçmek sûretiyle de olsa, Yahûdilikden vazgeçilemez. (Une fois acquis, que ce soit par naissance ou par adoption, le statut de Juif est inaliénable et on ne peut y renoncer ni par apostasie ni par la conversion à une autre religion.)” (Epstein 1969: 157)
Böyle bir esâs, masonlukta da vardır; buna rağmen, ayrılmalar da, ihrâclar da vâkîdir. Herhâlde bu esâsı, farazî bir kabûl addetmek lâzımdır…
“Mesîh Çağı”, İsrâil Devleti’nin kuruluşuyle başlıyor
Dr. Waelès’in îzâhatından sonra, nasıl olup da Yahûdilerin –Allâh’a inanmıyanlar dâhil- belki kâhir ekseriyetinin “Mesîh” akîdesini benimsiyebildiği daha iyi anlaşılıyor: Kısaca, onlar, bunu, İnsanlık Âleminin en üstün vasıflı ve rehber (hattâ “mukaddes”) milleti telakkî ettikleri Yahûdi Milletinin ulaşılması zarûrî bir millî hedefi gibi görüyorlar…
Dîğer taraftan, “Mesîh Çağı”, İsrâil Devleti’nin têsîsiyle başlıyacaktır:
“Yeremya Nebî, İsrâil’in cihânşümûl vazîfesini pek kuvvetle ifâde etmiş ve İsrâil’in tek Allâh akîdesini, onun dîğer kavimler arasındaki tekliği ve onlardan ayrılığı fikriyle birleştirmiştir.
“Bu Nebînin tasvîrine göre de dünyânın kurtuluşu Yahova’nın hizmetkârı İsrâil’in eliyle olacaktır.
“Dîğer taraftan, İnsanlığın kurtuluşu, Mesîh fikrine bağlıdır.
“Benî İsrâil Nebîlerine göre, Mesîh devrinin başlaması için ilk elzem şart ise, İsrâil’in siyâsî hükümrânlığına tekrâr kavuşmasıdır.” (Epstein 1969: 57)
Eskiden, Yahûdiler, İsrâil Devleti’nin têsîsini, mûcizevî bir şahsıyet olarak tasavvur ettikleri “Mesîh”den bekliyorlardı. Lâkin, Tecrübî İlimlerin ve onların üzerine kurulu Felsefî Tefekkürün fevkalâde gelişmesi, ayrıca, İzmirli Sabatay Sevi’nin zuhûrunun –tâkîb ettiği seyir îtibâriyle- Yahûdi Âleminin kısm-ı âzamını büyük hayâl kırıklığına uğratması, onları yeni bir anlayışa yöneltti:
Buna göre, “Mesîh Çağı” ve ona tâbi olarak İsrâil Devleti’nin têsîsi, fevkalâde bir şahsıyetin mûcizeleriyle değil, Yahûdi Milletinin mücâdelesiyle mümkün olacaktır. Bu husûsu da, yine Epstein’ın kaleminden nakletmiştik. Mâmâfih, Epstein’a nazaran, bu farklı anlayışın ortaya çıkması, Yahûdi Âleminin dünyâda büyük nüfûz kazanması sebebiyledir. Bu îzâhda, bir bakıma, bir îtirâf gizlidir: Yahûdilerin dünyâda büyük nüfûz kazanmaları, “Mesîh Çağı”nın bir alâmeti kabûl ediliyor; binâenaleyh “Mesîh Çağı”ndan bekledikleri, aslında dünyâya sulh ve refâh getirmek değil, “Yahûdi Cihân Hâkimiyeti”dir. Aksi, safderûnları kandırmıya yönelik bir propagandadır. Şâyed son Gazze Fâciâsından sonra dahi, o propagandaya kanan varsa, ona, aklî melekelerini sorgulamasını tavsıye ederiz…
Haham Epstein’ı ibretle tekrâr okuyalım:
“Yahûdilerin 19. asırda pek çok memlekette her çeşid haklarına kavuşmaları ve bu yüzden de sık sık Devletlerin ve ticâret âleminin kilid mevkilerine geçmeleri, pek çok Şarkî Avrupa Yahûdisi tarafından Mesîh devrinin alâmetleri olarak tefsîr edildi. Böylece Filistin’de Yahûdi Devletinin doğrudan ilâhî müdâhaleyle, bir ânda, mûcize ve hârikalarla têsîs edileceği şeklindeki eski inanc yerine, kurtuluş devrinin, tedrîcen, insanın eliyle geleceği fikri hâkim oldu. Bu fikri ilk def’a serdeden, Haham Lévi Hirsh Kalisher’dir (1785 – 1877)…” (Epstein 1969: 288)
Onların îzâhatına göre “Mesîh Devri” ve acı hakîkat
İşte bizzât hahamların îzâhatıyle, bu “Mesîh” akîdesinin esâsının (onun bilhassa asrî yorumunun), şunlardan ibâret olduğunu gördük:
1) “Mesîh devri”, bir kısım Yahûdinin Filistin’a dönüp orada müstakil bir “Yahûdi Devleti” kurmasıyle başlıyacaktır.
2) Yahûdi Milleti, Nil’den Fırat’a kadar uzanan İsrâil ve başşehir Kudüs merkez olmak üzere, oradan bütün İnsanlığa rehberlik edecek, yânî onun lideri olacaktır.
3) “Mesîh Devri”nde bütün insanlar “Nûh Dîni”nde, dîğer tâbirle, Masonluğun “Cihânşümûl Dîn”inde birleşecek (daha doğrusu, birleştirilecek), her tarafta Yahûdi Milletinin öncülük ettiği kânûnlar cârî olacaktır.
4) Bu sâyede, yeryüzünü adâlet ve refâh kaplıyacak, Yahûdi Milletinin öncülüğünde, İnsanlık Âlemi sulh ve bolluk içinde yaşıyacaktır.
Onların takdîmi böyle! Vâkıa üzerinde muhâkeme yürüten aklıselîm ise başka şey söylüyor:
Filistin’e jenosid siyâseti tâkîb ederek yerleşmeleri, yine aynı emel uğrunda dünyâda harbler çıkarmaları, büyük felâketler tetiklemeleri, her fırsatta –iktisâdî, siyâsî, kültürel vâsıtalarla- “Goyim”i istismârdan çekinmemeleri, “Mesîh devri” tâbiriyle ifâde ettikleri “yeryüzü cenneti” hayâlinin sâdece kendileri için vârid olduğunu gösteriyor!
Hâsılı, “Mesîhciliğin” de, Filistinlilere karşı Siyonist jenosid siyâsetinin têyîdi mânâsına geldiği ve onun bir başka zâviyeden mesnedini teşkîl ettiği görülüyor.
1_056f0646ccec0ac0d99d79d92b805d1e.jpg
Siyonizmin “Mesîh Çağı” işte böyle bir şey!
***
Elbette, bu, aynı zamânda, Siyonizmin, bütün dünyâyı kendine râm etmesi demekdir. Çünki sâdece Filistin’de bir “Yahûdi Devleti”nin têsîsi tasavvuru dahi, mâhûd “Büyük Devletler”in baskısı, müdâhelesi olmadan kuvveden fiile çıkamazdı. O Devletlerin, İnsan Haklarını ihlâl etmek ve bütün İslâm Âlemini karşısına almak pahasına böyle bir yola girmesi ise, ancak o Devletlerin siyâsetine istikâmet verecek nisbette bir Yahûdi nüfûzunun mevcûdiyetiyle mümkündü. Nitekim bir buçuk asırlık vâkıalar, bu muhâkemenin kat’î delîlleridir…
Öyleyse Siyonizmin derin mânâsı nedir?
Yukarıdakimütâlaa ve tesbîtlerimizden çıkan pek mühim bir netîce şudur:
Siyonizm, sâdece Filistin’de bir “Yahûdi Devleti” kurma idealinin değil, aynı zamânda megaloman, mütehakkim, fanatik zihniyetli (maâlesef) pek geniş bir Yahûdi zümresinin dünyâya hükmetme hayâlinin ismidir.
Megaloman, mütehakkim, fanatik… Fransız Cumhûr Reîsi Charles De Gaulle’ün –kısa zamân sonra siyâsî hayâtına mâl olan- 27 Kasım 1967 târihli matbûât konferansındaki târifiyle: “Bütün târih boyunca olduğu gibi, güzîde, kendinden emîn ve mütehakkim bir millet (…Ce qu’ils avaient été de tout temps, c’est-à-dire un peuple d’élite, sûr de lui-même et dominateur)…”
Dîğer taraftan, bu “hayâl”in bir “ham hayâl” olmadığı, “Yahûdi Devleti”nin têsîsini mümkün kılan son bir buçuk asırlık hâdiselerin seyrinden vâzıhan anlaşılıyor. Bunu mümkün kılan başlıca âmil ise, yukarıda îzâh ettiğimiz vechiyle, Yahûdi teşkîlâtçılık ve teşkîlâtlılığıdır. Bu bahisde, yine Bernard Lazare’a mürâcaat etmek, çok aydınlatıcı olacaktır.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (53)
Yesevizade Alparslan Yasa
11.09.2024 - 13:15
Yayınlanma
HerbirYahûdi, mümâsili şekilde cemâatdaşlarında da mevcûd bulunan kendi kâbiliyetlerini, mezîyetlerini, kuvvetini onlarınkilerle birleştirmekte ve bu sebeble de zarûrî olarak hedefe rakîblerinden evvel varmaktadır. Yahûdiler, paramparça ve birbirleriyle devâmlımücâdele hâlindeki burjuvazinin içinde, onların aksine, birbirleriyle mütesânid bir cemâatteşkîl etmektedirler ki muvaffakıyetlerinin sırrı da işte budur!
HerbirYahûdi, mümâsili şekilde cemâatdaşlarında da mevcûd bulunan kendi kâbiliyetlerini, mezîyetlerini, kuvvetini onlarınkilerle birleştirmekte ve bu sebeble de zarûrî olarak hedefe rakîblerinden evvel varmaktadır. Yahûdiler, paramparça ve birbirleriyle devâmlımücâdele hâlindeki burjuvazinin içinde, onların aksine, birbirleriyle mütesânid bir cemâatteşkîl etmektedirler ki muvaffakıyetlerinin sırrı da işte budur!
“Yahûdicemâattesânüdü” hakkında Bernard Lazare’ınîzâhatı
Araştırmamızın “Yahûdi Kaynaklarına Nazaran Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti” başlıklı 5. Fasl’ında, oldukça objektif bir Yahûdi araştırmacı olan Bernard Lazare’dan ve 1894’te neşrettiği YahûdiAleyhdârlığı; Târihi ve Sebebleriünvânlı çok kıymetli bilgiler ve tahlîllerihtivâ eden eserinden bahsetmiş, Masonluğun menşêindekiYahûdileredâirîzâhatta bulunduğu pasajları da tercüme etmiştik. Yukarıdaki “dünyâyı saran Yahûdi kudretinin sırrının teşkîlâtlıtesânüd olduğuna” dâir muhtasar îzâhatımızın mesnedi, araştırmacı sıfatıyle şahsî müşâhedelerimizdenmâadâ ve bilhassa, Yahûditeşkîlâtrûhunu ve onun, bu sâyede rakîblerinegâlib gelmesi vâkıasınıtârihîsebebleriyleberâber dört başı mâmûr şekilde îzâh eden Bernard Lazare’ın mezkûr kitabıdır. Zâten Siyonist Devlet’in nasıl kurulabildiğini târihîsafahâtı ve perde-arkası cephesiyle îzâh eden işbu araştırmamızı dikkatle mütâlaa eden her okurumuz, bizim ve Lazare’ıntesbîtlerinin ne kadar isâbetli olduğunu anlamakta müşkilât çekmez, zannediyoruz…
Lazare’ın mezkûr kitabındaki alâkalı bahsin tamâmının tarafımızdan yapılmış tercümesini, -rızâmız ve haberimiz olmadan Eylûl 1989’da Araştırma Yayınları tarafından neşredilmiş- Yahûdilik ve Dönmeler ünvânlı kitabımıza (ss. 487-500) dercetmiştik. Burada da, “YahûdiMes’elesi”ni kavramakta anahtar (veyâanahtarlardan biri) vasfını hâiz o metnin en mühim kısımlarını -bâzı ufak tefek tashîhlerleberâber- tekrâr okurlarımızın ve bilhassa Araştırmacıların dikkat nazarlarına sunuyoruz:
“Nîçin daha fazla ağırlığa sâhibler?
“…Gerek Garbî Avrupa’da, gerekse Amerika Birleşik Devletleri’nde, iki milyon Yahûdi, burjuva sınıfına mensûb bulunmaktadır. Hâlbuki, yüz sene evvel hiçbir şey ifâdeetmiyen bu iki milyon Yahûdinin bugün [1894] büyük kıymeti hâiz olduğu inkâr edilemez. Filhakîka, inkişâfları, zenginlikleri, vazıyetleri îtibâriyle, kemmî ehemmiyetleriyle pek de mütenâsibgörünmiyen bir mevki işgâl ediyorlar. Nüfûsuntamâmına nazaran bir avuc oldukları hâlde öyle bir ictimâî seviyede bulunuyorlar ki her tarafta göze çarpıyorlar ve pek kalabalık oldukları zannediliyor. Aslında, umûmiyetle köylerde oturmadıkları ve muayyen bir büyüklük derecesine ulaşmış şehirlerde yaşadıkları için, umûmî olarak yapıldığı gibi, onları yekûn nüfûslamukâyese etmemek lâzımdır; şâyed doğru istatistikî mûtâlarasâhib olmak isteniyorsa, onları kendi sınıflarına, yânîticârî, sınâî ve mâlî burjuvaziye göre mütâlaa etmek îcâb eder. Mâmâfih, mukâyese, Yahûdiler ile burjuvalara inhisârettirilse dahi, yine de Yahûdilerin lehine olmaktadır.
“Pekâlâ, nîçinYahûdiler daha fazla ağırlığa sâhibdir?
“Birkaç Yahûdi, iktisâdî hâkimiyetlerine (suprématieéconomique) zihnî üstünlüklerini (supérioritéintellectuelle) sebeb olarak göstermekden hoşlanırlar… Bu, doğru değildir veyâ en azından, evvelâ bu ‘üstünlük’den ne kasdedildiğihusûsundamutâbık kalmak lâzımdır. Sermâyenin işletilmesi (l’exploitationducapital) ve sermâye tarafından istismâr (l’exploitation par le capital) üzerine müesses bu burjuva cem’iyetinde, yânî altının kuvvetinin hâkim olduğu, hava oyunu (agio) ve ihtikârın (spéculation) hüküm sürdüğü cem’iyette, muhakkak ki Yahûdi muvaffak olmıyaherkesden daha fazla müstâiddir. Bezirgânlık yapması, her ne kadar kendisini rûhen alçalttıysa da (dégradé), dîğer taraftan da, çağlar boyunca, onu, yeni ictimâîteşkîlâtlanmada hâkim hâle gelen birtakım vasıflarla techîz etti.
Yahûdiyi asrî cem’iyette muvaffakıyete götüren şahsî kâbiliyetler
“Yahûdi, soğuk ve hesâbcı (froid et calculateur), cevvâl ve esnek, sebâtkâr ve sabırlı, ferâsetli ve dakîktir (lucide et exact). O, bütün bu vasıfları, düka sarrafı (lesmeneurs de ducats) ve kaçakçı (lestrafiquants) olan ecdâdındantevârüs etti. Ticâretle, bankacılıkla iştigâl ettiği zamân, ecdâdından gelen asırlık terbiyesinden istifâde ediyor. Bu terbiye, boş gurûrun aksine, onu daha zekî (plusouvert) kılmamış, sâdece, bâzı işlere karşı daha kâbiliyetli hâle getirmiştir.
“Sınâîmücâdelede, umûmiyetle, ferd olarak rakîblerinden daha kâbiliyetlidir ve başka her şey müsâvî olmak şartıyle (touteschoseségales), onun muvaffak olması îcâb eder; çünki daha iyi silâhlara sâhibdir. Ayrıca, muvaffak olmak için hîle yapmasına da lüzûm yoktur veyâ daha doğrusu, söylemek istediğim, etrâfında bulunanlardan daha fazla hîle yapmasına lüzûm yoktur; zîrâhusûsî ve irsî kâbiliyetleri zafere ulaşması için kâfîdir.
“Ne var ki bu şahsî kâbiliyetler de onun hâkimiyetini îzâhakifâyet etmez. Nitekim nesiller boyunca ticâret yapan pek çok Hıristiyan da vardır ve burjuvazinin bir kısmı Yahûdilerinkilere çok benziyen birtakım vasıflar tevârüs etmiştir; öyleyse Hıristiyan burjuvazisinin Yahûdilere üstün gelmesi iktizâ ederdi… Hâlbuki öyle değil! İşin aslı şu ki hem Yahûdi seciyesinden, hem de muâsır milletlerin bünyesinden (constitution) ileri gelen daha başka sebebler bulunmaktadır. Şöyle ki:
Gayr-i Yahûdi müteşebbisler (“burjuvalar”) bölük börçük, Yahûdiler ise, yekvücûddur, teşkîlâtlıdır
“Burjuva cem’iyeti, tamâmen ferdî rekâbet üzerine müessesdir: Günlük hayât kavgaları sâhasında, bize, birbirleriyle kıyasıya mücâdele eden ferdler ve sırf ferdî usûllerle harıl harıl zaferi elde etmiye çalışan münferidvâhidler (unitésisolées) manzarası arzetmektedir. Bu cem’iyette, Darvinvârîhayât kavgası (strugglefor life) hüküm sürmekte, herkese onun rûhu hükmetmekte ve zımnen kabûl edilmektedir ki zafer, rûh ve bedeni ictimâîhayât şartlarına daha mükemmel şekilde intibâk etmiş bulunan daha kuvvetlinin, daha iyi teşkîlâtlanmış olanın olmalıdır! Burjuva sınıfı, bütün tesânüd, ittihâd, îtilâf gayretlerine yabancı kalmakta ve târihçiler, feylesoflar, iktisâdcılar da onun sâdece şahsî gayret sâhibi olduğunu kabûl etmektedir. Sermâyedâr ve mülk sâhibi burjuvazide tesânüdinsiyâkı, sâdece, bütün âzâlarının müşterek düşmanlarına, proletaryaya ve sermâyeyehücûm edenlere karşı harekete geçmektedir.
“Şimdi, [en küçük unsurlarına kadar parçalanmış] bu hodgâmcem’iyetlerde, gâyetteşkîlâtlı (agencé) cemâatlerin, asırlar boyunca teşkîlât (association) şuûruyle yoğrulmuş, birlik-berâberlik hisleri alabildiğine gelişmiş, üstelik bu birlik hâlinin kendilerine têmîn edeceği avantajları da hem cedlerinden, hem amelî olarak gâyet iyi öğrenmiş vatandaşların mevcûd bulunduğunu farzediniz! Bu takdîrde, bu çeşid birliklerin, aynı istikâmette faâliyet gösteren etrâflarındaki parçalanmış ve dağınık ferdlerden daha iyi şartlarda bulunacakları ve kolaylıkla zaferi kazanacakları muhakkaktır. Hâlbuki, asrî Devletlerde Yahûdi burjuvalarının vazıyeti işte tamâmen böyledir! Onlar da, bir Hıristiyan burjuvasıyle aynı malı-mülkü ele geçirmek istiyor, aynı sâhadafaâliyet gösteriyor, aynı ihtirâslarasâhib bulunuyorlar ve yine onun kadar harîs, onun kadar açgözlü, onun kadar zevk-u-sefâ düşkünü, kast (la caste) adâleti olmıyan ve hükmettikleri sınıflara karşı kendilerini müdâfaaetmiyen her çeşid adâlete onun kadar yabancı ve nihâyet, onun kadar ahlâksızdırlar… Burada ‘ahlâksız’ derken, her mes’elede hep sağlıyacaklarımenfâati düşünmelerini ve hayâtlarının tek gâyesininâzamî derecede maddiyât elde etmek olmasını kasdediyorum…
“Ama bu günlük mücâdelede, yukarıda gördüğümüz gibi, zâtenferd olarak daha kâbiliyetli olan herbirYahûdi, mümâsili şekilde cemâatdaşlarında da mevcûd bulunan kendi kâbiliyetlerini, mezîyetlerini, kuvvetini onlarınkilerle birleştirmekte ve bu sebeble de zarûrî olarak hedefe rakîblerinden evvel varmaktadır. Yahûdiler, paramparça ve birbirleriyle devâmlımücâdele hâlindeki burjuvazinin içinde, onların aksine, birbirleriyle mütesânid bir cemâatteşkîl etmektedirler ki muvaffakıyetlerinin sırrı da işte budur! Bu tesânüd onlarda daha eski olduğu için daha da kuvvetlidir. Bu hakîkat çok kerre inkâr edilmek istenmişse de aslında inkârı gayr-i kâbildir. Bu tesânüdün halkaları asırlar boyunca birbiriyle kaynaştı ve tatbîki artık tabiî, gayr-i şuûrî bir hâl aldı. (Mais dans cette quotidiennebataille, le Juifquiestdéjàindividuellementmieuxdoué, commenousl’avonsvu, unit ses vertussemblables, accroît ses forces en lesformant en faisceaux, et fatalement il doitarriveravant ses rivauxau but poursuivi. Aumilieu de la bourgeoisiedésunie, dontlesmembressont en lutteperpétuelle, lesJuifssontdesêtressolidaires, voici le secret de leurtriomphe. Cette solidaritéestchezeuxd’autantplus forte, qu’elleestplusancienne; on l’aniéesouvent, et cependant elle estindéniable; lesanneaux en ontétésoudésaucoursdesâges, depuisdessiècles, et la pratique a fini par en devenirinconsciente.)
Yahûditeşkilâtçılığı, iki bin senelik bir vetîreyle, nasıl tekevvün etti?
“Şimdi bu tesânüdün nasıl teşekkül edip devâmlılık kazandığını görelim.”
Metnin devâmında, Bernard Lazare, kâdîm devirden -Kadîm Yunan ve Roma’dan- başlıyarak bütün Orta-Çağ zarfında, teşkîlâtçılığınYahûdilerde nasıl âdetâ bir “ictimâîinsiyâk” hâline geldiğine ve buna âmil olan ictimâî vasata dâirîzâhat veriyor. Bu meyânda, Tasit, Çiçeron, Ernest Renan gibi târihçilere de atıfta bulunuyor. Bütün o uzun asırlarda Yahûditeşkîlâtı, esâsîtibâriyle havra merkezlidir ve havralar da, birbirleriyle, hudûdlar ötesi tesânüd hâlindedirler. Müellifin bu kısımdaki şu tesbîtlerihâssaten dikkate şâyândır:
1_12995d8e5152c24e798f0ec97cf9cff4.jpg
Dünyâ çapındaki Yahûdi kudretinin sırrı: Teşkîlâtlıtesânüd…
Fransa YahûdiCemâatinâmına geniş bir ekip (RogerBerg, ChalomChemouny, Franklin Didi, v.s.) tarafından hazırlanan ve 1971’de, Pâris’deÉditionsMigdal tarafından neşredilen Guide juif de France (Fransa Yahûdi Rehberi) kitabı incelendiğinde, Yahûdiliğin, her memlekette olduğu gibi bu memlekette de beşikden mezara kadar ve hayâtın her sâhasında, ayrıca bütün dünyâYahûdiliğiyleirtibât hâlinde teşkîlâtlanmış olduğu, kezâ hepsinin kalbinin Siyonist Devlet için çarptığı görülüyor… Kitabda, havralar, mahallî dernekler ve –merkezi Pâris’de bulunan- Fransa Yahûdi Dernekleri Federasyonu’nundan (FédérationdesSociétésJuives de France; ki buna 102 dernek dâhildir) mâadâ 180 teşkîlât (târihçeleri, faâliyetsâhaları, adresleri, idârecileri) hakkında muhtasar mâlûmât bulunuyor. Burada, aynı kitabda (ss. 92-93), başında (o zamân) Baron Guy de Rothschild’in (Pâris, 21.5.1909 – Ferrières-en-Brie, 12.6.2007) bulunduğu Birleşik Yahûdiİctimâî Fonu’nun faâliyetsâhalarına ve mâlî yardımda bulunduğu teşekküllere dâir şema görülüyor…
Acabâ bizde bunlardan ibret alacak kadar ferâset var mı?
***
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (54)
Yesevizade Alparslan Yasa
12.09.2024 - 12:45
Yayınlanma
"Bütün havralar, gâyet geniş federatif bir teşkîlât hâlinde birbirlerine bağlıydılar. Makedonya ve Helen yayılmasını tâkîben, bu federasyon da, şebekesini kadîm dünyâya yaydı. […] "Her şehir Devletinde, Yahûdi, Cemâatinden müzâheret görüyor, muhâcir veyâ öncü olarak geldiğinde hemen kardeş gibi bağra basılıyor, imdâdına koşuluyor, destekleniyordu. […]
“Bütün havralar, gâyet geniş federatif bir teşkîlât hâlinde birbirlerine bağlıydılar. Makedonya ve Helen yayılmasını tâkîben, bu federasyon da, şebekesini kadîm dünyâya yaydı. […]
“Her şehir Devletinde, Yahûdi, Cemâatinden müzâheret görüyor, muhâcir veyâ öncü olarak geldiğinde hemen kardeş gibi bağra basılıyor, imdâdına koşuluyor, destekleniyordu. […]
[Orta-Çağ Avrupa’sı bir hercümerc hâli yaşarken,] “birbirlerine dâimâ destek olmaları sâyesinde, hâricî tahavüllâttan hiç mütessir olmadılar. […]
“Yahûdi Milletini Yahûdi mahallelerinin dört duvarı arasına sıkıştırmakla netîcelenen birbirine muvâzî hâricî ve dâhilî dâvâlar, onun teşkîlât rûhunu (son esprit d’association) daha da kuvvetlendirdiler. (Bu devrede) kendi içlerine kapanan Yahûdiler, kendilerini birleştiren bağların kuvvetini iyice arttırdılar ve aralarındaki müşterek hayât, kardeşlik arzû ve ihtiyâclarını kamçıladı; böylece kapalı Yahûdi mahalleleri, Yahûdi teşkîlâtçılığını geliştirdi (les ghettos développèrent l’associationnisme juif). […]
“Orta-Çağ asırları boyunca, her şey onları daha da birleşmiye itti. Tek başlarına olsalar, daha fazla ıztırâb çekerlerdi; birbirlerine yardım ederek kendilerini daha kolaylıkla müdâfaa ettiler ve onları durmadan tehdîd eden belâlardan kurtulabildiler. […]
“Âlimler, hahamlar, Talmudî inhisârcılığın arttırdığı bu tesânüdü teşvîk ettiler ve sâliklerini, birbirlerinin mütekâbil menfâatlerini gözetmiye dâvet ve mecbûr ettiler. […]
“ ‘Kahal, yânî Yahûdi Cemâati, tesânüd vazîfesini îfâ etmiyenlere karşı silâhlıydı: Onları lânetliyor ve kendilerine karşı ‘Şerem-Hakahal’, yânî Cemâat aforozu karârını veriyordu.”
Yahûdi teşkîlâtçılığının asıl kaynağı, ideolojikdir
Bernard Lazare’ın, Yahûdi teşkîlâtçılık ve teşkîlâtlılığını, esâs îtibâriyle, bu gibi târihî seyir içinde ortaya çıkan farklı ictimâî şartlara intibâk refleksiyle îzâh etmesini şâyân-ı takdîr, fakat eksik buluyor ve ona ideolojik âmili de ilâve etme ihtiyâcı duyuyoruz: Bizim müşâhedemize nazaran, Yahûdi teşkîlâtçılık ve teşkîlâtlılığının başlıca âmili, doğrudan Yahûdi Fikriyâtıdır, yânî Yahûdilerin bütün milletlere fâik bir “Güzîde Millet”, dîğer tâbirle, “rehber”, “râhib”, “mukaddes”, bu haseble kendi araralarında kardeş bir millet olma şuûr ve inancı ile “Mesîh” akîdesi… İçinde yaşanılan ictimâî vasattan doğan zorlayıcı şartlar ise, esâs âmili takviye eden tâlî âmillerdir.
Bernard Lazare’ın Yahûdi Aleyhdârlığı; Târihi ve Sebebleri kitabında, “dünyâ çapındaki Yahûdi kudretinin sırrının teşkîlâtlı tesânüd” olduğuna dâir tesbîtimizin başlıca mesnedlerinden birini teşkîl eden îzâhatın (ki “Yahûdi Aleyhdârlığının İktisâdî Sebebleri” başlıklı XIV. Fasıl’da mündericdir) -yukarıdaki îzâhatı da toparlıyan- en can alıcı kısmı, bu mevzûa mütedâir son iki paragraftır ve biz Müslümanların üzerinde derin derin, ibretle, hicâbla en fazla düşüneceğimiz kısım da budur (ola ki nihâyet intibâha ve gayrete geliriz):
“Binâenaleyh asırlar, düşmanca kânûnların rolü, dînî nehiylerin têsîri, şahsî müdâfaa ihtiyâcı Yahûdiler arasında tesânüd hissini kuvvetlendirdi. Günümüzde de, Yahûdilerin istisnâ rejimine tâbi tutuldukları memleketlerde, Kahal’ın kudretli teşkîlâtı mevcûdiyetini devâm ettirmektedir. Resmî kayıdlardan kurtularak serbestleşen Yahûdiler [veyâ tam hürriyetlerine kavuşan Yahûdiler, les juifs émancipés], eski havraların dar çerçevesi dışına çıktılar, eski cemâatlerin mevzûâtını terk ettiler, ama tesânüdü unutmadılar (ils n’ont pas désappris la solidarité).
Crémieux’nün kurduğu Alliance, Yahûdi tesânüdünü iyice arttırdı
“(Bu Fasl’ın 21. Hâşiyesi): 1860’da Crémieux tarafından têsîs edilen ve otuz binden fazla kayıdlı âzâsı bulunan Cihânşümûl Yahûdi İttifâkı (Alliance Israélite Universelle), Yahûdi tesânüdünü iyice arttırmıştır. İttifâk’ın gâyesi, mektebler açmak sûretiyle Şark Yahûdisini mânen ve zihnen kalkındırmak (libérer moralement et intelectuellement le Juif des pays orientaux), ayrıca, onlara yapılan zulme mâni olup acılarını dindirmek ve hattâ tam hürriyetlerine kavuşmalarına çalışmaktır (travailler même à leur émancipation totale).
resim1_4a48b4eeeb5c294ca4f0fb996ddfaf39.jpg
“Nazi, Faşist, Hitler, Hitlerci, Nazi Kampı”… Ne büyük gaflet: Siyonist ağzıyle Siyonizme hücûm! Yalan, istismâr, tedhîş üzerine kurulu Siyonist Propaganda bu kadar müessir! O müfsid, o muğfil prapagandayı bir tarafa bırakıp hakîkî mâhiyetiyle Nasyonal-Sosyalizmi, Hitler’i, Faşizmi, (Bolşevik Yahûdi Şeflerin îcâdı olan, her birinin başında bir Bolşevik Yahûdi Şefin bulunduğu, on milyonlarca kurbanından on milyonunu Müslümanların teşkîl ettiği) Sovyet temerküz kamplarını, Avrupa “Medeniyeti”nin bütün dünyâda irtikâb ettiği jenosid cürümlerini, Amerikan yerlisi (les Amérindiens) jenosidinin kurbanlarının 60 milyon can olarak hesâblandığını, asırlarca, Afrika’da hayvan gibi avlanan “köleler”in sâdece denizden nakilleri esnâsında ölenlerinin sayısının 50 milyona ulaştığını, Birinci ve İkinci Cihân Harbinin perde-arkası fâillerini, Alman Milletine karşı tasarlanmış üç jenosid planını, Türk jenosidiyle kurulan ve genişliyen Yunanistan’ın muâsır târihini, Bulgarlar, Sırblar, v.s. tarafından işlenen Türk jenosidini, “Millet-i Sâdıka” sıfatıyle bin senedir dostâne yaşadığımız, kendileriyle onca kaynaşmış olduğumuz Ermeni Milletine şovenlik aşılıyarak üzerimize saldırtan, onlara Türk-Kürd jenosidi yaptıran, sonra da Türklere “Ermeni jenosidi” iftirâsı atanların kimler olduğunu, Eylûl 1918 Filistin Cephesi Hezîmetinin içyüzünü, Kemalist Totaliter Rejimin 1930’lu, 40’lı senelerde Türkiye üzerinden 100.000 Yahûdiyi Filistin’e geçirerek İsrâil Devleti’nin têsîsine muazzam bir yardımda bulunduğu vâkıasını, Anadolu Milletinin afyonu olan Kemalizmi, ahmaklığımız ve ahlâksızlığımız yüzünden hüküm sürmiye devâm eden Kemalist Totaliter Rejimin bânîlerini ve mevcûd mesnedlerini, içimizden azgın bir Komünist kitle çıkararak Memleketimizi adı konmamış bir dâhilî harbe sürükliyen, sonra da 12 Eylûl Darbesiyle –her zamânki mâhûd- “müncî / kurtarıcı” kisvesine bürünenleri, yarım asırdır Türkiye dâhil bütün Yakın-Şark’ı târümâr eden PKK’nın iplerini çekenleri, IŞİD fitnesini mayalıyanları, Ben Guryon ve Oded Yinon Planlarını, ilh… araştırdınız mı? Hâdiseleri ve mes’eleleri “Dâimâ Hakîkate tâlib ve tâbi olmak ve Hakîkat uğrunda mücâdele etmek” şuûr, îmân ve azmiyle araştırsanız, acabâ ne netîceye varacaksınız ve hâlâ Siyonist Emperyalizminin bütün dünyâya dayattığı şablonlarla düşünüp konuşacak mısınız? Vâkıa -ve mâatteessüf-, siz, Kemalist Uydurma Dili kullanmamak gibi bir hassâsiyete de sâhib bulunmuyorsunuz!
Tecrübî İlim Zihniyetinin neredeyse esâmesinin okunmadığı bir memleket! Sahîh ilim adamları mumla aranıyor! Hâkim Düzene rağmen yetişenler de, sefâlet içinde sürünüyor ve seslerini duyuracak imkânlardan mahrûm bulunuyorlar! Hâl böyle olunca, en hayâtî mes’elelerimiz dahi ayağa düşüyor! Bir Yahûdiyât Enstitüsü yok! Bir Masoniyât Enstitüsü yok! Hayâtın her sâhasını kuşatacak mütenevvi İlmî Araştırma Enstitüleri, Vakıfları yok! Üniversitelerin ve bütün Maârifin bir numaralı derdi, Kemâlperest nesiller yetiştirmek! Her tarafta, her işte bol bol lâfazanlık, bol bol mugâlata, bol bol hamâsî edebiyât! Kitâbullâh üzerinde tefekkür yok! Kitâbullâh’ın Rûhuna nüfûz etmiye cehd yok, onu kendine rehber edinme şuûru yok! O Rûh ki Tecrübî İlim Zihniyet ve Usûlünü doğurmuş ve bütün Müsbet İlimlerin temelini atmıştır! O Rûh ki “müsbit delîl”den başka otorite kabûl etmez!
Hiç olmazsa Siyonistlerin muvaffakıyet sırları üzerinde düşünerek onlardan kendimize pay çıkarsak! Meselâ:
“Her şeye tercîhen Tecrübî İlme, ilim müesseselerine, ilmî araştırma merkezlerine yatırım yapmak ve bir memleketin esâs, ana kadrosunu teşkîl eden ilim ve ihtisâs adamları yetiştirmek mecbûriyetindeyiz… Eğer ilerlemek, hattâ yaşamak istiyorsak, buna mecbûruz! Büyük-küçük bütün medenî memleketler, ilmî araştırmalara, kudretleri nisbetinde, bütçelerinden, kendileri için çok büyük sayılabilen paralar ayırma mecbûriyetini duymaktadırlar. Şu küçük İsrâil’in bile, ilmî araştırmalara tahsîs ettiği para, kendi gücüne nisbeten, büyük devletlerin bu işe ayırdıkları miktarı geçmekteymiş…” (-Türkiye’de nâdiren yetişen sahîh ilim adamlarından rahmetli- Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Garplılaşmanın Neresindeyiz?, İstanbul: Bedir Ye., 1961, 3. baskı –ilk baskısı: 1958-, “En verimli yatırım –Tecrübî İlme yapılan yatırımdır-” bahsi, ss. 56-60)
***
Teşkîlatlı tesânüd, Yahûdilerde bir “ictimâî insiyâk” hâline geldi
“Tesânüd şuûrunu kazandıktan ve îtiyâden onu muhâfazaya devâm ettikden sonra, hattâ Mûsevîliğe îmânlarını kaybetseler dahi, onu kaybedemezlerdi; zirâ bu, onlarda bir ictimâî insiyâk hâline gelmişti (c’était devenu chez eux un instinct social) ve ictimâî insiyâklar da yavaş yavaş teşekkül edip ancak yavaş yavaş kaybolurlar. Şu husûsa da dikkat etmek lâzım: Her ne kadar milletler arasına onlarla müsâvî haklarla girdilerse de, ekalliyet olarak kalmıya devâm ettiler. Hâlbuki ekalliyetlerde teşkîlâtlılık rûhunun gelişmesi bir kânûndur ki bu kânûn da varlığını muhâfaza kânûnuna ircâ edilebilir. Bir kitle karşısındaki her topluluk anlar ki şâyed topluluk olarak mevcûdiyetini idâme etmek istiyorsa, bütün kuvvetlerini birleştirmek mecbûriyetindedir; kendisini inhilâle uğratma tehlikesi arzeden hâricî tazyîke mukâvemet edebilmek için, sımsıkı bir bütün teşkîl etmesi, tek kelimeyle, teşkîlâtlı bir ekalliyet olması lâzımdır. İşte Yahûdi ekalliyeti de, teşkîlâtlı bir ekalliyettir. (Tout groupe, en présence d’une masse, comprend que, s’il veut subsister à l’état de groupe, il doit unir toutes ses forces; pour résister à la présence extérieure, qui menace de le désagréger, il faut qu’il forme un tout compact, en un mot qu’il devienne une minorité organisée. La minorité juive est une minorité organisée.) Bu, reîsleri, teokratik prensleri, bir hükûmeti ve kânûnları olması şeklinde değil, gâyet sağlam şekilde bir araya gelen ve birbirlerini destekliyen bir küçük topluluklar birliği şeklindedir. (Non pas qu’elle [la minorité juive] ait des chefs, des princes théocratiques, un gouvernement et des lois, mais parce qu’elle est une association de petits groupes, groupes fortement assemblés, et se soutenant mutuellement.) Her Yahûdi, dilediğinde, dîndaşlarının bu yardımını hep yanı başında bulacaktır; yeter ki kendisi de Yahûdi Cemâatine sâdık olsun. Gâyet tabiîdir ki şâyed Cemâate karşı hasmâne tavır içinde olursa, aynısıyle mukâbele görecekdir. Yahûdi, havrayı terk ettiği zamân dahi, Yahûdi birliğine mensûb olmıya devâm eder. (Le Juif, même lorsqu’il a quitté la synagogue, fait encore partie de la franc-maçonnerie juive, de la coterie juive, si l’on veut.)
Lazare’ın ulaştığı netîce: Hırıstiyan (veyâ Müslüman) cem’iyeti, yekvücûd olmuş Yahûdiliğin hâkimiyeti altında yaşamıya mahkûmdur
“Mütesânid bir hey’et teşkîl eden Yahûdiler, bugünün bağları gevşemiş ve bölük börçük olmuş cem’iyetinde, kendilerine daha kolaylıkla yer açıyorlar. Etrâflarını saran milyonlarca Hıristiyan, birbirleriyle hodgâm çekişmeler içinde olacaklarına kendi aralarında yardımlaşsalar, Yahûdi nüfûzu derhâl ortadan kalkardı. Fakat onlar elbirliği etmiyorlar, etmedikleri için de, Yahûdi, gâyet tabiî olarak, Yahûdi aleyhdârlarının tâbiriyle, hükmedecek veyâ, dîğer tâbirle, âzamî derecede ictimâî avantajlara sâhib olacak ve Yahûdi aleyhdârlarının protesto edip de, varlığı sâdece Yahûdi burjuva sınıfına değil Hıristiyan burjuva sınıfına da bağlı olduğu için, bir türlü yıkamadıkları böyle bir üstünlük, bir hâkimiyet sağlıyacaktır. (Constitués en un corps solidaire, les Juifs se font place plus facilement dans la société actuelle, relâchée et désunie. Les millions de chrétiens par lesquels ils sont entourés, pratiqueraient l’appui mutuel au lieu de la lutte égoïste, que l’influence du Juif serait immédiatement anéantie, mais ils ne la pratiquent pas et le Juif doit, sinon dominer, c’est le terme des antisémites, avoir le maximum des avantages sociaux, et exercer cette sorte de suprématie contre laquelle proteste l’antisémitisme, sans pouvoir, pour cela l’abolir, car elle dépend non seulement de la classe bourgeoise juive, mais aussi de la classe bourgeoise chrétienne.)” (Bernard Lazare, L’Antisémitisme; son histoire et ses causes, Paris: Éditions Documents et Témoignages, 1969 -1ère éd. en 1894-, pp. 182-187)
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (55)
Yesevizade Alparslan Yasa
13.09.2024 - 12:30
Yayınlanma
19. asrın sonlarında, Amerika Birleşik Devletleri'nde Yahûdi nüfûzu çok artmıştı. Bu nüfûz giderek o kadar kuvvetlendi ki 20. asırdan îtibâren bu memleket, âdetâ bir Yahûdi müstemlekesi hâline geldi; el'ân dahi gidişât bu minvâl üzeredir.
19. asrın sonlarında, Amerika Birleşik Devletleri’nde Yahûdi nüfûzu çok artmıştı. Bu nüfûz giderek o kadar kuvvetlendi ki 20. asırdan îtibâren bu memleket, âdetâ bir Yahûdi müstemlekesi hâline geldi; el’ân dahi gidişât bu minvâl üzeredir.
İşte bu şaşırtıcı tesbîtimizin daha iyi anlaşılması için yukarıda oldukça geniş îzâhatta bulunduk. “Şaşırtıcı”, zîrâ, sayıları, umûmî nüfûsa nisbetle cüz’î mikdârda kalan bir topluluğun nasıl olup da orada hâkim unsur hâline gelebildiği, kavranması zor bir vâkıadır. Mâmâfih, hâssaten Bernard Lazare’la desteklediğimiz îzâhattan sonra, artık anlaşılmış olmalıdır ki ister Amerika, Avrupa veyâ Türkiye, isterse bütün dünyâ bahis mevzûu olsun, Yahûdi kudretinin sırrı, aralarındaki teşkîlâtlı tesânüddür. Zâten beşer târihi tedkîk edildiği zamân görülür ki teşkîlatlı, mücehhez, azimli küçük topluluklar, dâimâ dağınık, şuûrsuz büyük kitlelere hükmederler. Bu bir ictimâî kânûndur ve umûmî nüfûsa nisbetle bir avuc mesâbesinde olan Sabataî Cemâatinin bir buçuk asırdır Türkiye’ye hükmedebilmesi de bu kânûnun bir tezâhürüdür.
Binâenaleyh, Amerika’da, 20. asrın başlarından îtibâren, Wilson, Roosevelt, Truman ve günümüze kadarki bütün Cumhûr Reîslerinin hep Siyonist Emperyalizmiyle âheng içinde icrâ-i hükûmet etmelerinin başlıca sebebi, bu fevkalâde teşkîlâtlı ve şuûrlu ekalliyetin, iktidâr mekanizmasında, başka her topluluktan daha ağır basması, muhtelif yollarla Cumhûr Reîsi ve topyekûn iktidâr mekanizması üzerinde baskı kurabilmesidir. Bu meyânda, Amerikan Cumhûr Reîslerinin mühim bir husûsiyeti, birçoğunun Farmason ve belki hepsinin Round Table Groups’un ABD’deki uzantısı olan Council on Foreign Relations (CFR) Âzâsı olmasıdır. Şüphesiz bu vâkıa da, onların Siyonizmle âheng içinde olmalarını sağlıyan bir âmildir.
Woodrow Wilson (Staunton, 28.12.1856 – Vaşington, 3.2.1924) için de hâl böyleydi: İki selefi (Theodore Roosevelt ve William H. Taft) gibi Masonluğa intisâb etmiş olan Wilson, Siyonist bir ekiple çalışıyor ve gâyet tabiî olarak, tâkîb ettiği hâricî siyâset de, Siyonist Emperyalizminin emellerine uygun düşüyordu…
Yukarıda kendisini ve eserlerini kısaca tanıttığımız Fransız müellifi Yüzbaşı Roger Lambelin, 1921’de neşredilen Le Péril juif. Le Règne d’Israël chez les Anglo-Saxons ünvânlı eserinde (ki Yahûdi Tehlikesi; Anglo-Saksonların Memleketinde Yahûdi Hâkimiyeti veyâ Yahûdi Tehlikesi; Anglo-Saksonlara Benî İsrâil Hükmediyor şeklinde tercüme edilebilir) bu vâkıaya işâret ediyor:
“Wilson’un neredeyse bütün dost ve müşâvirleri Yahûdiydi: Bankacı Jacob Schiff, ABD’nin İstanbul Büyük Elçisi ve Wilson’ın Cumhûr Reîsi intihâb edildiği seçimlerde Demokrat Parti’nin Muhâsibi Henry Morgenthau, Siyonist Teşkîlâtının reîslerinden Hâkim Brandeis, Mart 1918’de kendisine Harb Sanâyileri Komitesi’nin idâresi tevdî edilen Baruch gibi… Fransa’ya birkaç def’a çok mühim diplomatik misyonlarla gelmiş olan Miralay Mandel House’a gelince, kendisi hiçbir zamân ordu hizmetinde bulunmamıştı ve şâyed öz adının zannetirdiği vechiyle Yahûdi değilse dahi, bütün gücüyle Yahûdi Milletinin emellerine hizmet etmekden geri kalmadı. [Bâzı müelliflere göre, o, Rothschild’lerin adamıydı…] Dîğer taraftan, İngiliz Hükûmeti, Rufus Isaacs, nâmıdîğer Lord Reading’i Vaşington’a Fevkalâde Büyük Elçi olarak göndermekle, kendi hâricî siyâsetini Cumhûr Reîsi Wilson’ınkiyle tamâmen uyumlu kılma arzûsunda olduğunu göstermiş oldu.
“Bütün bu Yahûdiler, tanınmış Siyonistlerdir ve her şeyden evvel Benî İsrâil’in tasavvurlarını gerçekleştirmek için çalışmışlardır… (Tous ces israélites étaient sionistes avérés; ils se préoccupaient avant tout de réaliser les conceptions d’Israël…) ” (Roger Lambelin, Le Péril juif. Le Règne d’Israël chez les Anglo-Saxons –Yahûdi Tehlikesi; Anglo-Saksonlara Benî İsrâil Hükmediyor), Pâris: Bernard Grasset, 1921, pp. 56-57)
Bunlara bir de Haham Stephen Wise ilâve oluyor… (Henry Coston neşri Lectures Françaises, “Les Juifs aux U.S.A.”, Mai 1971, No 169, p. 10)
1_1e12bfb0b41cc29e647da3d630d0af91.jpg
- (https://www.gettyimages.ca/photos/stephen-samuel-wise; 5.8.2024)
- (https://www.rarenewspapers.com/view/571773?imagelist=1; 5.8.2024)
- https://fr.wikipedia.org/wiki/Henry_Morgenthau_Senior#:~:text.; 1.7.2024)
-(https://www.gettyimages.com/detail/news-photo/louis-d-brandeis-news-photo/640478349?adppopup=true; 5.8.2024)
- (https://karsh.org/photographs/bernard-baruch-2/; 5.8.2024)
- (https://en.wikipedia.org/wiki/Rufus_Isaacs,_1st_Marquess_of_Reading; 5.8.2024)
Birçok Ameirkan Cumhûr Reîsi gibi Siyonizme büyük hizmetlerde bulunmuş Woodrow Wilson’ı yönlendiren Siyonist ekipin belli başlı birkaç sîmâsı…
***
Wise, Schiff, Morgenthau, Brandeis, Baruch, Lord Reading
Bu birbirinden fanatik Siyonist şahsıyetlerden Haham Stephen Samuel Wise (Weisz; Budapeşte, 17.3.1874 – Nevyork, 19.4.1949), “Amerika’daki ilk Siyonizm tarafdârlarından ve 1897’de, Nevyork Siyonist Federasyonu’nun müessislerinden biridir. Bu Federasyon, Amerikan Siyonistleri Federasyonu’nun (FAZ; ZOA) ve arkasından Amerika Siyonist Teşkîlâtı’nın têsîsine öncülük etmiştir. […] Wise, Bazel’de akdedilen 1897 İkinci Siyonist Kongresi’ne Murahhas ve İngiliz Dili Kâtibi olarak katıldı. FAZ’ın Fahrî Kâtibi sıfatıyle, Theodor Herzl’le –1904’teki vefâtına kadar- işbirliği yaptı. Temyîz Mahkemesi Hâkimleri Louis Brandeis ve Felix Frankfurter ile elbirliği hâlinde, tâvîzsiz Siyonist bir teşkîlâta vücûd vermek için çalıştı ve netîcede, 1918’de, Amerikan Yahûdi Kongresi têsîs edildi. 1922 ilâ 1946 senelerinde, bu teşkîlâtın reîsliğini, Haham Wise deruhde etti…” (“Stephen Wise”, https://fr.wikipedia.org/wiki/Stephen_Wise; 5.8.2024)
Kuhn, Loeb and C.’nin patronu Jacob H. Schiff (Frankfurt, 10.1.1847 – Nevyork, 25.9.1920) sâdece milletler arası bankacılıkla meşgûl birisi değildi; mâlî kudretini, dünyâ çapındaki siyâsî hâdiselere müdâhale etmek için de kullanıyordu. Bunlardan en müihmmi, milletdaşı ve Farmason Lenin’in öncülüğünde gerçekleştirilen Bolşevik İhtilâlini finanse etmesidir. (Bu mevzûda, Kıymetli Fransız araştırmacısı Henry Coston’un şu eserine mürâcaat edilebilir: La Haute Finance et les révolutions –Para Babaları ve İhtilâller-, Pâris, Numéro spécial de la revue Lectures Françaises - Lectures Françaises mecmûasının fevkalâde nüshası-, Avril 1963, 121 p.)
Lambelin’in zikrettiği isimlerden Bene Berit Masonu, Türk düşmanı ve Türklere “Ermeni jenosidi” iftirâsını atan Henry Morgenthau’dan daha evvel bahsetmiştik.
Temyîz Mahkemesi Hâkimi Louis Brandeis da (Louisville, 13.11.1856 – Vaşington, 5.10.1941), Haham Wise gibi, Siyonist militan ve teşkîlâtçı idi. Hem W. Wilson’ın, hem de F. D. Rooosevelt’in iktisâdî müşâvirliğini yaptı. Amerikan Siyonistleri Federasyonu’nun müessisleri arasında yer aldı. “1914’te Amerikan Siyonistleri Federasyonu’nun idâresini üzerine aldığı zamân, belli başlı iki hedefi vardı: Birincisi, öyle bir teşkîlât yapısına vücûd vermek ki Filistin’de meskûn Yahûdi cemâatine (Yişuv) yardım edebilsin; ikincisi de, Amerikan İdâresine, bir Yahûdi Vatanının ihdâsı lehinde siyâsetler benimsemesi için têsîrde bulunmak… Federasyon, 1914’te 12.000 âzâdan müteşekkilken, 1918’de 180.000 âzâya ulaştı. (Mary M. Schroeder’in araştırmasına nazaran) hâlen [2000 senesi] 500.000 âzâsı bulunmaktadır.” (Louis Brandeis,
https://fr.wikipedia.org/wiki/Louis_Brandeis#:~:text=Louis%20Dembitz%20Brandeis%20(Louisville%2C%201,soutien%20au%20mouvement%20sioniste%20am%C3%A9ricain; 19.7.2024)
Bilhassa Sabatay Sevi ve Sabataîler hakkındaki araştırmalarıyle tanınan, uzun seneler zarfında Kudüs İbrânî Üniversitesi’nde Hocalık (1925 – 1965) ve İsrâil İlim ve Edebiyât Akademisi Reîsliği (1968 – 1982) yapan Prof. Dr. Gershom Scholem’e (Berlin, 5.12.1897 – Kudüs, 21.2.1982) nazaran:
“1815’den sonra, Prag ve Çekoslovakya’daki Dönmeler (Frankistler), Yahûdi Cemâatine karıştılar. Meselâ (Amerikalı meşhûr Siyonist lideri) Hâkim Louis Brandeis’ın (1856 – 1941) ataları bunlardandır.” (Prof. Gershom G. Scholem, Le Messianisme juif. Essai sur la spiritualité du judaïsme, Mütercim: Bernard Dupuy, Pâris: Éditions Calmann-Lévy, 1974, 504 p. içinde p. 157. Eserin İngilizce aslı: The Messianic Idea in Judaism and Other Essays On Jewish Spirituality, Nevyork, Schocken Books Inc., 1971. Mezkûr Fransızca baskının 115 ilâ 265. sayfaları Sabataîliğin tedkîkine ayrılmıştır. Bunun büyük bir kısmını, tercüme veyâ hülâsa ederek –rızâmız dışında ve bizden habersiz- neşredilen Yahûdilik ve Dönmeler kitabımıza –Eylûl 1989, ss. 262/277- dercetmiştik. Metnin başına ilâve ettiğimiz uzunca takdîm kısmını, korsan nâşir, sansür etmiştir; öyle ki kimden tercüme yaptığımız dahi belli değildir…)
Herhâlde, hem W. Wilson’ın, hem F. D. Roosevelt’in en nüfûzlu müşâviri, Bernard Baruch (ABD, Camden, 19.8.1870 – Nevyork, 20.6.1965) idi. Mâhûd Siyonist ekip Amerika’yı Harbe sürükledikden sonra, Cumhûr Reîsi W. Wilson, onu, Mart 1918’de, ABD’nin harb iktisâdiyâtını tanzîm etmek üzere teşkîl edilmiş Harb Sanâyileri Komitesi’nin (War Industries Board) başına getirmişti. Bir gün, Amerikan Kongresi’nin bir encümeni huzûrunda şöyle dediği rivâyet olunuyor: “Harb esnâsında, muhtemelen, başka herkesden daha fazla bir otoriteye sâhib oldum.” 1919’da, Versay Sulh Konferansı’nda Wilson’a refâkat etti. Roosevelt nezdinde de, çok nüfûzlu bir şahsıyet olarak, Amerika’nın ve dünyânın gidişâtında müessir oldu. 1936-1944 senelerinde, onun hakkında, “Amerika’nın Disraeli’si” deniliyordu. American Hebrew isimli Yahûdi mecmûası, 1 Aralık 1933 târihli nüshasında, iftihârla şu ifşââtta bulunuyordu: “Cumhûr Reîsi, yaz tâtiline çıktığı zamân, Baruch, yarı resmî olarak, Amerikan Cumhûr Reîsi Yardımcısı tâyîn ediliyor.” (Henry Coston neşri Lectures Françaises, “Les Juifs aux U.S.A.”, Mai 1971, No 169, p. 10) Baruch, bilâhare, Cumhûr Reîsi Truman’a dahi müşâvirlik yaptı. 1946’da, onun tarafından, Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Encümeni’ne Amerikan Temsîlcisi tâyîn edildi. Baruch, ölümüne kadar, hep pek nüfûzlu bir şahsıyet olarak yaşadı.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Bernard_Baruch#:~:text=Bernard%20Mannes%20Baruch%20(%2019%20ao%C3%BBt,Roosevelt%20sur%20les%20sujets%20%C3%A9conomiques.; 19.7.2024)
Kendisine Lord Reading ünvânı verilmiş olan Rufus Daniel Isaacs ise (Londra, 10.10.1860 – a.y., 30.12.1935), Lambelin’in işâret ettiği gibi, Amerika ve İngiltere’nin Siyonist menfâatlerine ağırlık veren hâricî siyâsetleri arasında koordinasyonu sağlamak için, Vaşington’a Fevkalâde Büyük Elçi tâyîn edilmişti (1917-1919). Muhakkak ki Cemâatinden aldığı kuvvetle de, Lord Reading’in yıldızı parlamıya devâm etti: 1921 ilâ 1926 senelerinde, Britanya İmparatorluğunun Hindistan Kral Nâibliğini ve Umûmî Vâliliğini deruhde etti. Evvelinde ve sonrasında daha birçok pek mühim mevkide bulunduktan sonra, ticârî-sınâî faâliyetlere yöneldi, bâzı şerketlerde İdâre Meclisi Âzâsı olarak bulundu, Imperial Chemical Industries şirketinin İdâre Meclisi Reîsliğini yaptı. İktisâdî faâliyetleri çerçevesinde, Müslüman-Arab Vatanı’nda adım adım inşâ edilmekte olan İsrâil’i de unutmadı: Kendisi gibi Siyonizme pek büyük hizmeti dokunmuş Sir Herbert Samuel’le ortaklaşa, Palestine Electric Corporation şirketini kurdu; bu hizmeti sebebiyle, Telaviv’de, 1938’de inşâ edilen bir enerji istihsâl têsîsine onun ismi verildi: Reading Power Station…
(https://en.wikipedia.org/wiki/Rufus_Isaacs,_1st_Marquess_of_Reading; 5.8.2024)
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (56)
Yesevizade Alparslan Yasa
14.09.2024 - 12:05
Yayınlanma
Amerika'yı Türkiye, Prusya ve Avusturya-Macaristan'a karşı –büyük bir ikiyüzlülükle- Hukûk Dâvâsı güttüklerini iddiâ eden, dîğer taraftan mazlûm dünyânın tamâmını sömürgeleştirmiş bulunan, üstelik daha onlarca sene sömürgelerini muhâfaza edecek olan İngiltere ve Fransa saflarında 1. Cihân Harbine sokan, bu sâyede bu büyük sömürgeci safların kazanmasını, Osmanlı, Alman ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları ile Çarlık Rejiminin tasfiye edilmesini sağlıyan Woodrow Wilson, Mason kaynaklarında, umûmiyetle, Mason olarak tanıtılmıyor.
Wilson’ın Masonluğu mes’elesi
Amerika’yı Türkiye, Prusya ve Avusturya-Macaristan’a karşı –büyük bir ikiyüzlülükle- Hukûk Dâvâsı güttüklerini iddiâ eden, dîğer taraftan mazlûm dünyânın tamâmını sömürgeleştirmiş bulunan, üstelik daha onlarca sene sömürgelerini muhâfaza edecek olan İngiltere ve Fransa saflarında 1. Cihân Harbine sokan, bu sâyede bu büyük sömürgeci safların kazanmasını, Osmanlı, Alman ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları ile Çarlık Rejiminin tasfiye edilmesini sağlıyan Woodrow Wilson, Mason kaynaklarında, umûmiyetle, Mason olarak tanıtılmıyor. Hâlbuki bu husûsta ciddîye alınması lâzım gelen Fransa Millî Kütübhânesi’nin (La Bibliothèque nationale de France –BnF-) İnternet Sitesinde, onun, Cem’iyet-i Akvâm’ın -Léon Bourgeois ile berâber- başlıca iki mîmârından biri ve bu her iki Devlet Adamının da “Mason” olduğu kaydediliyor…
Bu bilgi, Fransa Millî Kütübhânesi’nin kendi İnternet Sitesinde neşrettiği “Les Essentiels (Esâs Olanlar)” dosya dizisinden “La franc-maçonnerie d’hier à aujourd’hui (Dünden Bugüne Masonluk)” dosyasına dercedilmiş “Ce que la République doit aux Francs-maçons (Cumhûriyet’in Farmasonluğa Borçlu Olduğu Şeyler)” başlıklı bir makâle içinde veriliyor. Bu bilgiyi ihtivâ eden paragraf ile onu tamâmlıyan bir sonraki paragrafta şöyle deniliyor:
“Siyâsî planda Léon Bourgeois Birâder tarafından temsîl edilen Tesânüdcülük (le solidarisme) cereyânı, Birinci Cihân Harbi sonrasında yavaş yavaş tavsadı ve yerini iki hâkim ideolojiye bıraktı: Liberalizm ve Marksizm. Harb sonrası millî ve beynelmilel siyâsî hayâtı şekillendiren ve birbirlerine şiddetle –üstelik, nâfile yere- cephe alan ideolojiler bunlar oldu. Bu siyâsî kutublaşmayı bertaraf etmiye çalışan bir proje, iki Farmason -Léon Bourgeois ve ABD’nin 28. Cumhûr Reîsi Woodrow Wilson- tarafından kurulan Cem’iyet-i Akvâm’dır. İnsanlığın haklarının üstünlüğü umdesini vaz’eden bu proje, hukûkî sâhada, 1948 Cihânşümûl İnsan Hakları Beyânnâmesi tarafından têyîd ve têkîd edilecekdir. (Porté politiquement par le frère Léon Bourgeois, le solidarisme se dissout progressivement après le premier conflit mondial, emporté par les idéologies dominantes, le libéralisme et le marxisme, qui s’opposeront de manière forte – et stérile – et structureront la vie politique nationale et internationale qui suivra la Grande Guerre. Un projet viendra tenter de briser la bipolarité politique : la création, en 1919, de la Société des Nations, par deux francs-maçons, Léon Bourgeois et le vingt-huitième président des États-Unis, Woodrow Wilson. Posant le principe de l’intérêt supérieur des droits de l’humanité, il sera consacré, en droit, par la Déclaration universelle des droits de l’homme en 1948.)
“Nobel Sulh Mükâfâtının hâmili (1920) tek Fransız Masonu olan Léon Bourgeois, bu mükâfâtın kendisine takdîm edildiği merâsimdeki nutkunda, kendisinin -tam mânâsıyle masonî mâhiyette olan- düşüncesini hülâsa eden şu sözleri sarfedecekdir: ‘Târihin en büyük inkılâbı, aklın, Beşeriyetin tamâmı için hukûkî şahsıyet esâsını kabûl etmesine ve bütün hemcinslerine ‘insan’ sıfatını lâyık görmesine imkân veren inkılâb değil midir? Tamâmı, hak ve mükellefiyetler bakımından müsâvî ve Beşeriyetin istikbâli için birbiriyle dayanışma hâlinde insanlar… Ne hayâl ama!’ (Léon Bourgeois, qui est le seul franc-maçon français à avoir reçu (en 1920) le prix Nobel de la paix, écrira, dans le discours du récipiendaire, ces mots qui résument parfaitement sa pensée profondément maçonnique: ‘La plus grande révolution de l’histoire n’est-elle pas celle qui a permis à la raison de considérer vraiment l’humanité tout entière comme sujet du droit et de reconnaître le titre d’homme à tous les humains? Tous les hommes égaux en droits et en devoirs, solidaires du sort de l’humanité, quel rêve.’)” (Laurent Kupferman, “Ce que la République doit aux Francs-maçons”;
https://essentiels.bnf.fr/fr/societe/spiritualites/68bc2ac5-9792-4651-b856-cf2e358a2400-franc-maconnerie/article/c5ac985c-1b67-4cb7-aad5-b54e81203061-ce-que-republique-doit-francs-macons; 8.4.2024)
1_9666d8e214004597fcd8d509325a812b.jpg
(https://essentiels.bnf.fr/fr/societe/spiritualites/68bc2ac5-9792-4651-b856-cf2e358a2400-franc-maconnerie/article/c5ac985c-1b67-4cb7-aad5-b54e81203061-ce-que-republique-doit-francs-macons; 8.4.2024)
Fransa Millî Kütübhânesi’nin (Bibliothèque nationale de France) Sitesinde, Cem’iyet-i Akvâm’ın (Société des Nations) başlıca müessisleri Woodrow Wilson ile Léon Bourgeois’nın her ikisinin de Farmason olduğunun kaydedildiği sayfa…
***
İnsanların haysiyet bakımından müsâvâtı ve bilumûm İnsan Hakları dâvâsının bayrakdârı Masonluk mu, yoksa Müslümanlık mıdır?
Makâle Müellifinin kendisinden iftihârla bahsettiği Léon Bourgeois bu sözleri sarfettiği zamân, dünyâda, kendi memleketinin, İngiltere’nin ve daha başka Avrupa memleketlerinin sömürge mezâlimi bütün dehşetiyle devâm ediyordu ve daha uzun seneler devâm etti… Hattâ dolaylı, mürâîce şekiller altında el’ân dahi devâm ediyor… Dîğer taraftan, o gûyâ “Hürriyet diyârı” Amerika ve Kanada gibi memleketlerde, “Kızılderili” jenosidi ve Siyâhîlere yönelik zulüm de berdevâmdı…
Ayrıca, Farmasonluk, Beşeriyetin her bir mensûbuna hukûkî şahsıyet tanınması mücâdelesinin ve “İnsan Hakları” dâvâsının öncüsü olduğunu iddiâ etmekle, târihî vâkıaları tahrîf etmiş oluyor. Zîrâ, Kitâbullâh, Farmasonluğun 1789 İnsan ve Vatandaş Hakları Beyânnâmesi’nden on iki asır evvel, beyaz, sarı, kızıl, siyah yâhûd kadın-erkek veyâhûd Müslim / Gayr-i Müslim her insana, hukûkî şahsıyet ve haysiyet bakımından müsâvât hakkını tanımış ve Resûlullâh’ın eliyle bunu derhâl tatbîkata koymuştur. Bu çerçevede köleler dahi hukûkî şahsıyete mâlikdir ve Kur’ân-ı Kerîm, bu menfûr müessesenin lağvı için Müslümanlara muhtelif yollar göstermiştir. (Sonraki sapmalardan elbette ne Resûllâh, ne Kur’ân-ı Kerîm mes’ûldür; mes’ûller sapanlar, saptıranlardır…) Üstelik, İnsanlık târihinin –nazarî değil, fiilî- ilk Cumhûrî Esâsiyesi de (İnsan Haklarına dayalı “Demokratik” Kânûn-u Esâsiyesi; ki buna, dar bir görüşle, “Medîne Senedi”, “Medîne Vesîkası” diyenler vardır) Resûlullâh Hazretlerinin eseridir. Bu meyânda, hemen dikkati çekmek isteriz ki İnsan Haklarına dayalı “Modern Demokrasi”, Kadîm Yunan’ın veyâ Atina’nın köleci, “metekci”, sömürgeci ve Yunanlı olmıyan herkesi “barbar” gören “Demokrasi”sine dayanmaz… (Bu husûslarda şu eserimizde mufassal îzâhat mevcûddur: Kur’ânî Milliyet Telakkîsi ve Irkçılık Sapması, Ankara: Kurtuba Yl., Aralık 2015, 470 s.) (Belki de, bizim kullandığımız mânâda, “Demokrasi”, “Cumhûrî Nizâm”, “Cumhûriyet” yerine “Hakkiyet” demek daha isâbetlidir…)
Kaldı ki İnsan Hakları, İlâhî Müdâheleye ilâve olarak, Beşeriyetin binlerce senelik fikrî-ictimâî tekâmülünün ve mücâdelelerinin de mahsûlüdür ve kökleri Kadîm Sümer’e, Mısır’a, Hammurâbi Kânûnnâmesi’ne, v.s. kadar gerilere gider… Bununla berâber, İnsanlığın fikrî-ictimâî-hukûkî tekâmülünde dîn âmili, dâimâ, ön planda olmuştur. Meselâ Kadîm Mısır’a âid aşağıdaki iki dînî metin, ne kadar ileri bir insanlık anlayışını temsîl ediyorlar!
Birinci metin: Güneş Mâbûdu Râ’nın ağzından yazılmış ve Eski İmparatorluğun (M.E. 2575 - 2134) yıkılmasından sonrakı ara devre (M.E. 2134 - 2040) âid olup İnsan Haklarının târihi noktainazarından fevkalâde câlib-i dikkat bir metin -ki bütün insanların müsâvî yaratılmış olduklarını bildirmektedir-:
“Dört rü’zgârı yarattım ki her yaşıyan insan ondan hemcinsi kadar teneffüs edebilsin. Suların taşmasını yarattım ki onda fakîrler de zenginlere müsâvî haklara sâhib olsun. Bütün insanları birbirlerinin benzeri bir sûrette yarattım. Onlara, kötülük yapabileceklerini söylemedim; onların kalbleri kânûnlarımı çiğnedi. Hâlbuki kalblerini Garbi (Bahtiyâr Ölüler Diyârını) hiç unutmasınlar ve ilâhî sunaklar mahallî mâbûdlara yapılsın diye yaratmıştım.” (Histoire de l’humanité –Beşeriyet Târihi-, dünyânın hemen hemen bütün memleketlerine mensûb târihçilerin katkısıyle UNESCO tarafından hazırlatılmış müşterek eser, Pâris: UNESCO / Robert Laffont, 1967, tome I, pp. 595-596)
İkinci metin: Muhtemelen 10. Hânedâna (M.E. 2134 sonrası) mensûb bir Firavun tarafından oğluna verilen nasîhat… Müslümanlığı hatırlatır şekilde, baba, oğlunu, kötülüklerden uzak durup “sâlih amel” işlemiye teşvîk ediyor ve ona, iyilik yapanın uhrevî mükâfâta nâil olacağını, aksine kötü amellerin ise uhrevî cezâ tevlîd edeceğini öğretiyor:
“Günâhkârları muhâkeme edecek mahkemeye gelince, unutma ki o, vazîfesini îfâ edeceği zamân, sefîllere (günâhkârlara) karşı müsâmahakâr davranmıyacaktır. Teammüden günâh işliyen mücrim, menfûrdur. Geçirdiğin uzun ömrün bir kıymeti olacağını zannetme; zîrâ hâkimlerin için insan ömrü bir sâatlik bir vakit gibidir. İnsan, ölümden sonra yaşamıya devâm eder. Amelleri yanına konmuştur. Bunlar onun hazînesidir. Âhiret hayâtı ebedîdir. O hayâtın endîşesini duymıyanın aklı kıttır. Hâlbuki kötülük yapmadan o hayâta kavuşan, orada bir ilâh gibi yaşıyacak, ebediyetin hâkimlerinden biri olarak iftihârla yürüyecekdir.” (Histoire de l’humanité, mezkûr eser, p. 596)
Bu mes’elede şu husûsu dahi tebârüz ettirmek, hakkâniyet muktezâsıdır:
Masonların eliyle hazırlanmış 1789 İnsan ve Vatandaş Hakları Beyânnâmesi’nin îlânı, İnsanlık Câmiasının tekâmülünde mühim bir adımdır; -en azından bâzı maddeleri îtibâriyle- uzun müddet nazarî kalmış olması dahi, onu takdîre mâni değildir.
Bu takdîrimiz, dîğer taraftan, şu vâkıaları görmemize mâni olmuyor:
1) Çok şâyân-ı teessüf olan bir husûs, her şeyden evvel, onun müellifi olan câmianın ona ihânet ederek iktidâr hırsıyle, ideolojik fanatizmle, şahsî menfâatlerle birbirine düşmesi, birbirinin kanını dökmesidir. Öyle ki farklı düşünen herkes, “hâin” olmuştu ve “kafası koparılacak hâinler” o kadar fazlaydı ki içlerinden biri “giyotin” denilen bir kafa kesme makinesi îcâd etti! (Anatole France’ın Les Dieux ont soif / Mâbûdlar Susamışlar isimli târihî romanı, ibretle okunmıya değer…) Arkasından da, gûyâ İnsan Hakları Dâvâsı uğrunda başlattıkları harbler ve mayaladıkları ihtilâllerle, darbelerle o Beyânnâmeye ihânete devâm ettiler, devâm ediyorlar…
2) O Beyânnâme, kendilerini, zavallı Afrika, Asya, Amerika insanlarını asırlarca sömürmekden alıkoymadı…
3) O Hakları, kadın cinsine de tanımakta çok gec kaldılar…
4) Yine o Beyânnâme, sermâyedâr ve para babalarının (ki bunların da mühim bir kısmı Siyonist ve Masondu) geniş kitleleri insâfsızca istismâr etmelerine mâni olmadı; geniş kitleler, ancak çok büyük mücâdelelerle, hayât şartlarını düzeltebildiler; mâmâfih, bunu yaparken, sömürge halklarını pek de umursamadılar…
İlh…
Her ne olursa olsun, o Beyânnâmeyi îlân etmekle yetinmeyip ondaki “insânî rûh”u samîmiyetle benimsemiş ve fiilleriyle de ona sâdık kalmış olanlar, hayırla yâdedilmeyi hakkediyorlar…
Şahsen bizim inancımız odur ki, İnsanlığın tamâmının en azından bugünkinden çok daha âdil bir nizâm içinde yaşaması, huzûrlu bir hayâta kavuşması, başka herkesden daha fazla, Sahîh, Kur’ânî, Dirâyetci Müslümanların seferber olmasıyle mümkündür. Lâkin o Müslümanlar nerede?
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (57)
Yesevizade Alparslan Yasa
15.09.2024 - 12:05
Yayınlanma
Fransa Millî Kütübhânesi'nin neşrettiği makâlede bahis mevzûu edilen Léon Bourgeois (Pâris, 29.5.1851 – Oger, 29.9.1925), La Loge de la Sincérité (Samîmiyet Locası)'nda tekrîs edilmiştir. (Henry Coston, La Franc-Maçonnerie au Parlement, Pâris: Documents et Témoignages, 1970, p. 93) Léon Bourgeois'nın Reims şehrinde 1804'te têsîs edilmiş bu Locadaki tekrîs târihi, 15 Temmuz 1882'dir. (Mason sitesi:
Siyonizm destekçisi bir başka Farmason Devlet Adamı: Léon Bourgeois
Fransa Millî Kütübhânesi’nin neşrettiği makâlede bahis mevzûu edilen Léon Bourgeois (Pâris, 29.5.1851 – Oger, 29.9.1925), La Loge de la Sincérité (Samîmiyet Locası)’nda tekrîs edilmiştir. (Henry Coston, La Franc-Maçonnerie au Parlement, Pâris: Documents et Témoignages, 1970, p. 93) Léon Bourgeois’nın Reims şehrinde 1804’te têsîs edilmiş bu Locadaki tekrîs târihi, 15 Temmuz 1882’dir. (Mason sitesi:
http://mvmm.org/c/docs/loges/rheims.html#:~:text=La%20Loge%20r%C3%A9moise%20de%20La,Bourgeois%20(initi%C3%A9%20en%201882).; fr.wikipedia; 7.8.2024) La Sincérité Locası, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbidir ve Reims şehrinde hâlen de mevcûd olan en eski Locadır. (Haftalık Le Point mecmûasının haberi, 6.12.2012; https://www.lepoint.fr/villes/aux-premieres-loges-06-12-2012-1607408_27.php; 7.8.2024) Bourgeois, tekrîsinden sonraki iki ay içinde Kalfalık ve Ustalığa (Üstâdlığa) terfî etmiş, bilâhare, Temmuz 1894’te La Bienfaisance chalonnaise Locası’na tebennî etmiştir. “Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın pek nüfûzlu bir âzâsıydı. (Il fut un membre influent du Grand Orient de France.)” (https://fr.wikipedia.org/wiki/L%C3%A9on_Bourgeois; 7.8.2024; Daniel Ligou, Dictionnaire universel de la franc-maçonnerie)
Fransa’nın en meşhûr Devlet Adamlarından biri olan ve 16 Ocak 1920’de Cem’iyet–i Akvâm Hey’etinin ilk toplantısına riyâset eden Léon Bourgeois, Meb’ûs ve Senatör sıfatıyle uzun seneler Parlamento’da bulunmuş, birkaç def’a muhtelif İcrâ Vekîllikleri deruhde etmiş, 1895 - 1896’da Başvekîllik, 1902 - 1904’te Millet Meclisi Reîsliği ve 1920 - 1923’te Senato Reîsliği makâmlarını işgâl etmiştir. Başvekîl sıfatıyle teşkîl ettiği Hükûmette, yedi İcrâ Vekîli Farmasondu. (fr.wikipedia)
1-1_6dbd0b3b0d4574b1a571cf71225564d5.jpg
(L’Écho sioniste, 5.9.1899; https://www.bibliotheque-numerique-aiu.org/viewer/15710/?offset=1#page=12&viewer=picture&o=download&n=0&q=; 7.8.2024)
Pâris’te münteşir L’Écho sioniste mecmûasının 5 Eylûl 1899 târihli ilk sayısında, Farmason Devlet Adamı Léon Bourgeois’nın beyânâtı: “Siyonizmi teşvîk etmek, desteklemek lâzımdır!”
***
Fransa Millî Kütübhânesi’nin Sitesinde Cem’iyet-i Akvâm’ın başlıca iki mîmârından biri olarak tanıtılan Léon Bourgeois da, aynı gâye için çalışmış olan Woodrow Wilson gibi, Siyonizmin harâretli bir destekcisiydi. Kendisine yöneltilen bir suâl üzerine:
“- Siyonizm mi? Ondan elbette haberim var! Onu teşvîk etmek, desteklemek lâzımdır. (…) Siyonist olmak demek, Yahûdi aleyhdârlığına cephe almak, onunla mücâdele etmek demekdir. (Le sionisme! Certes j’en suis au courant. On devrait l’encourager, le soutenir. (…) Être sioniste, cela signifie faire face à l’antisémitisme.)” şeklinde cevâb vermişti.
Bu muhâvere, La Haye’de, Kontes Von Sutner tarafından verilen diplomatik bir ziyâfette, Siyonist muharrir J.-D. Mossery ile Léon Bourgeois arasında geçiyor. Ziyâfete Theodor Herzl de dâvetlidir. Bourgeois, yukarıdaki sözleri, Mossery’nin “Yahûdilerin, mârûz kaldıkları mezâlimden, sâyesinde kurtulacaklarını ümîd ettikleri Siyonist hareketinden haberdâr mısınız?” suâli üzerine sarfediyor… (L’Écho sioniste, vol. 1, No 1, 5.9.1899, pp. 11-12)
“Cumhûriyet’in Farmasonluğa Borçlu Olduğu Şeyler” makâlesinin müellifi: Laurent Kupferman…
Fransa Millî Kütübhânesi’nin, kendi Sitesinde, “Dünden Bugüne Masonluk” dosyasına dâhil ederek neşrettiği “Cumhûriyet’in Farmasonluğa Borçlu Olduğu Şeyler” başlıklı makâlenin müellifi Laurent Kupferman, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na (Grand Orient de France) mensûb îtibârlı bir müelliftir. Mezkûr makâlesiyle aynı başlığı taşıyan bir kitabı mevcûddur. Makâlesi, kitabın bir hülâsası olsa gerek…
Kupferman’ın GODF’a mensûbiyeti, Agence France-Presse’in haftalık Le Point mecmûasının 1 Nisan 2016 târihli nüshasında neşredilen “2016, printemps de la franc-maçonnerie? / 2016, Farmasonluğun Baharı mı?” başlıklı röportajda kaydediliyor. (https://www.lepoint.fr/societe/2016-printemps-de-la-franc-maconnerie-01-04-2016-2029358_23.php; 6.8.2024) Röportajda, o esnâda Fransa Meşrik-ı Âzamı Üstâd-ı Âzamı Daniel Keller, Laurent Kupferman, Johann Goldberg gibi sîmâlara yer veriliyor ve Fransa’da Masonluğun büyük bir inkişâf kaydettiği, sayılarının 2016’da 180 bine ulaştığı, bunun 52 bininin GODF’a mensûb olduğu belirtiliyor.
“Ne Allâh, ne patron!”
2013-2016 senelerinin Üstâd-ı Âzamı Daniel Keller (Pâris, 27.3.1959 - ), Aix-en-Provence Üniversitesi’nde İctimâiyât Hocalığı ve İktisâd ve Mâliye Vekâleti’nde Yüksek Mêmur olarak çalıştıktan sonra kalan ömrünü Şirket İdârecisi olarak geçirmiş. Keller’in tekrîs edildiği (Pâris’de kâin) Locanın ismi dahi, hem kendisi, hem Masonluk hakkında iyi bir fikir veriyor: “Vérité – ni Dieu, ni Maître (Hakîkat – Ne Allâh, Ne Patron)”… Keller’in yine kendisi ve temsîl ettiği Câmia hakkında fikir edinmemize imkân veren iki icrââtından birincisi, (Müslümanlara karşı) “laïcité offensive (Taarruzî Laiklik)” siyâseti gütmesi ve ikincisi de, 2014’te Avrupa Parlamentosu’na mürâcaat ederek, “Hâmileliğin Gönüllü Olarak Sonlandırılması”nın (Interruption volontaire de la grossesse) Avrupa Birliği Temel Haklar Mîsâkı’na (Charte des droits fondamentaux de l’Union européenne) dâhil edilmesini taleb etmesidir… (Le Point mecmûasının mezkûr nüshası ve https://fr.wikipedia.org/wiki/Daniel_Keller; 9.8.2024)
“Taarruzî Laiklik”
Keller’in Müslümanlara karşı bu “Taarruzî Laiklik” siyâseti, zâten aynı kaynaklardan beslenen Kemalist Totaliter İdeolojinin de tâkîb ettiği bir siyâsettir. 1930’lu senelerde, “örümcek kafalı”, “ümmet leşi” diye tahkîr ettikleri Müslümanlara karşı –elbette “Ebedî Şef”in teşvîkiyle- böyle bir siyâset tâkîb etmekle iftihâr ediyor ve bu sâhada Fransa’nın da önüne geçtiklerini iddiâ ediyorlardı:
“Cümhuriyet Türkiyesi’nin cem’iyeti laik bir cem’iyettir. Fakat bu laiklik, sadece din ve dünya işleri arasında, Fransa’da olduğu gibi, bir mütareke mânasını ifade etmez. Yani pasif bir laiklik değildir.” (Kemalist Totaliter Rejimin onuncu senesi münâsebetiyle, 1933’te, Devlet Matbaası’nda bastırılıp –Cumhuriyet gazetesinin de yardımıyle- çok sayıda dağıtılan Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cümhuriyetine… Nasıldı? Nasıl Oldu? isimli resmî propaganda kitabının 21. sayfasından. Yarım gazete sayfası eb’âdında, kırmızı ve siyah renkler kullanılarak basılmış, temsîl ettiği Zihniyet kadar seviyesiz bu resimli kitab, mâhûd Rejim nâmına, iki müseccel Komünist, Matbûat Umûm Müdürü Vedat Nedîm Tör ile Burhan Âsaf Belge tarafından hazırlanmıştı... Bunlardan birincisinin amcası Edip Servet Tör, kendisi gibi Macedonia Risorta Locası’nda tekrîs edilmiş “Ebedî Şef”in en yakın ahbâblarından biriydi ve onun Şeflik devrinde Üstâd-ı Âzamdı. İkinci müellif ise, kılıktan kılığa giren Farmason ve Bilderbergli bir siyâsetciydi. –“Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 2.12.2018/74’e mürâcaat-)
Farmason Yahûdi müellifi Kupferman’ın eserleri
Yahûdi bir âilenin (Târihçi Prof. Dr. Fred Kupferman ile genclik romanları muharriri Sigrid Kupferman’ın) oğlu olan Laurent Kupferman, daha ziyâde ortaklaşa kitab yazıyor. (Kupferman’ın âilesi hakkındaki kaynaklarımız: https://www.imec-archives.com/archives/fonds/389KPF; 9.8.2024 ve https://fr.wikipedia.org/wiki/Fred_Kupferman; 9.8.2024…) Burada bahis mevzûu ettiğimiz makâlesiyle aynı başlığı taşıyan kitabı, -kendisi gibi Mason olan- Emmanuel Pierrat ile berâber yazmış. Aynı ortak müellifle bir dîğer kitabı: Le Paris des francs-maçons (Farmasonların Pâris’i)… 3 minutes pour comprendre les 50 principes de la République française (Fransız Cumhûriyeti’nin 50 Umdesini Anlamak İçin 3 Dakîka)’nın ortak müellifi, bir Cemâatdaşı: Jean-Louis Debré… Les Aventuriers de la République. Ces francs-maçons qui ont fait notre histoire (Cumhûriyet’in Mâcerâperestleri; Târihimizi İnşâ Eden Şu Masonlar)’ın ortak müellifi: Jacques Ravenne… Tek başına têlîf ettiği eseri: 3 minutes pour comprendre les 50 principes de la franc-maçonnerie (Farmasonluğun 50 Umdesini Anlamak İçin 3 Dakîka)…
Velhâsıl, Laurent Kupferman gibi mütehassıs bir Farmason müellif, “Cem’iyet-i Akvâm”ın mîmârlarından Woodrow Wilson’ın -aynen onun dîğer mîmârı Léon Bourgeois gibi- “Mason” olduğunu yazarken, herhâlde sağlam bilgilere istinâd ediyordu…
Kupferman’ın “resmî târih”i tekzîb eden kitabı
Laurent Kupferman’ın Emmanuel Pierrat ile berâber têlîf ettiği Cumhûriyet’in Farmasonluğa Borçlu Olduğu Şeyler kitabı (Pâris: First Éditions, 2021, 2e édition, 304 p.), Fransa’da Masonluğun damgasını taşıyan reformlar hakkında îzâhat veriyor. Bunların mühim bir kısmı, iftihârla, kitabın kapağında da sıralanıyor: Dernekleşme hakkı, dar gelirlilere yardım (assistance publique), Fransız İhtilâli, köleliğin lağvı, yardım sandıkları (le mutualisme), İnsan Hakları, Cem’iyet-i Akvâm, boşanma ve nikâhsız berâberlik, halk bankaları, ihrâk (la crémation, l’incinération: ölüleri insanca defnetme yerine, yakarak imhâ etme), sapık evlilik, Laiklik, kürtaj hakkı, gelir vergisi, sendikalizm, söz hürriyeti…
Sıralanmıyanlar arasında, İş Kânûnu ve hayâtiyât ahlâkı mevzûâtı (la législation bioéthique) gibi reformlar var…
Sâdece şu sıralanan reformlar dahi, “hakîkî târih”in “resmî târih”ten ne kadar farklı olduğunu anlamıya yeter!
Kupferman’ın (“Jacques Ravenne”le müşterek) Cumhûriyet’in Mâcerâperestleri; Târihimizi İnşâ Eden Şu Masonlar kitabı da, aynı mâhiyette ve bir o kadar ibretâmîz! Tabiî, ibret almasını bilenler için! Yoksa, rahmetli Mehmed Âkif’imizin yakındığı gibi:
“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
Târihi ‘tekerrür’ diye târîf ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” (“Gölgeler 2”, Safahat, Hazırlıyan: Necmettin Turinay, Ankara: TBMM Yl., Mart 2021, s. 918)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (58)
Yesevizade Alparslan Yasa
18.09.2024 - 10:30
Yayınlanma
Muâsır târih araştırmalarında, Siyonizm ve Masonluk âmillerini dikkate almamak, târihi peşînen tahrîf etmekdir
1_02fb6af849808989707c87fe0e2b140f.jpg
Laurent Kupferman’ın “Jacques Ravenne” nâmımüsteârını kullanan Birâderiyle ortaklaşa têlîf ettiği Cumhûriyet’in Mâcerâperestleri; Târihimizi İnşâ Eden Şu Masonlar kitabının (Pâris: Éditions Fayard, 2015, 181 p.) kapağı… Arka kapak yazısından dahi, “hakîkî târih”in, “resmî târih”ten ne kadar farklı olduğu anlaşılıyor:
“Mutlakıyetin yıkılmasından III. Cumhûriyet’e kadar geçen zamân zarfında, Fransa, zengin muhtevâlı bir destân yaşadı… Cem’iyetimizi ve onun Cumhûriyetci esâs değerlerini şekillendiren sıra dışı şahsıyetlerle dolu bir destân! Bunlardan Farmason olan bir kısmı, hayâtî derecede olduğu hâlde pek de bilinmiyen bir rol oynadılar. Bâzıları şöhretlerini muhâfaza ederken daha başkaları târihin tozlu sayfalarında kayboldular: Voltaire, Choderlos de Laclos, Lafayette, Mirabeau, Marat, Guillotin, ressâm David, Fouché, Talleyrand, Gambetta, Léon Bourgeois, Maria Deraismes, Ledru-Rollin, Adolphe Crémieux, Victor Schoelcher, Raspail, Bartholdi, Jules Ferry, Émile Combes… Bu arada, tekrîs edilmemiş, “eldivensiz, önlüksüz Mason” tâbir edilenleri de unutmamak lâzım: Şu çifte şahsıyetli, şeytânî Sade gibi… (Şaşırtıcı değil mi?) (De la chute de la monarchie absolue à la IIIe République, la France vit une riche épopée, jalonnée de personnages hors du commun qui ont façonné notre société et ses valeurs républicaines fondamentales. Parmi eux, des francs-maçons ont joué un rôle novateur souvent méconnu quoique décisif. Certains sont célèbres, d’autres injustement tombés dans les oubliettes de l’histoire : Voltaire, Choderlos de Laclos, Lafayette, Mirabeau, Marat, Guillotin, le peintre David, Fouché, Talleyrand, Gambetta, Léon Bourgeois, Maria Deraismes, Ledru-Rollin, Adolphe Crémieux, Victor Schoelcher, Raspail, Bartholdi, Jules Ferry, Émile Combes… Sans oublier les non-initiés, dits « maçons sans gants ni tablier », tel, étonnamment, l’ambivalent et sulfureux Sade.) […]
“Jacques Ravenne, Mason Âleminin pek rağbet ettiği birkaç zâbıta romanının ortak muharriri, Sade’ın hayâtına dâir bir kitabın müellifi ve edebiyâtta tekevvünî tenkîd (critique génétique) mütehassısı olup kendisi de Masondur. [Ayni Sitede, “Jacques Ravenne” isminin “Fransız ritinde”, yânî Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi bir Locada, “kendisine Üstâd derecesi tevcîh edilmiş bir Farmasonun nâmımüsteârı olduğu” (pseudonyme d'un franc-maçon élevé au grade de maître au rite français) tasrîh ediliyor.]
“Denemeci ve edebî sâhada gazete muharriri (chroniqueur littéraire) Laurent Kupferman da Mason olup Farmasonluğa dâir alâkaya mazhar olmuş birçok eserin (plusieurs ouvrages remarqués) müellifidir. [İnternet üzerinde, bu mevzû ile alâkalı yedi kitabı görülüyor.]” (https://www.amazon.fr/Aventuriers-R%C3%A9publique-francs-ma%C3%A7ons-histoire-Documents-ebook/dp/B016MHI47K; 10.8.2024)
Bu metinde bahis mevzûu edilen Marki De Sade (1740 – 1814), çeşid çeşid cinsî sapıklıklar hakkında roman tarzında medhiyeler yazmış, târihin şâhid olduğu en denî mahlûklardan biridir. “Sadist” (Fransızcada “sadique”) kelimesi, onun ismine izâfeten türetilmiştir. Nev’-i beşerin bu yüz karasına dahi sâhib çıkan Masonluk ne menem şeydir? Bir de “ahlâk mektebi” olduklarını iddiâ ediyorlar!
***
Muâsır târih araştırmalarında, Siyonizm ve Masonluk âmillerini dikkate almamak, târihi peşînen tahrîf etmekdir
Yeni Söz gazetesinin 7 Şubat 2018 ilâ 15 Nisan 2018 târihli nüshalarında her gün tam sayfa ve toplam 68 tefrika hâlinde neşredilen “Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok?” başlıklı araştırmamızın “Netîce” Fasl’ının 4. Maddesinde, yarım asrı aşkın araştırmalarımızın ve bunlar üzerindeki tefekkürümüzün mahsûlü olarak, hem resmî târih hakkında umûmî bir tesbîtimizi, hem de muâsır târih araştırmalarında tâkîb edilecek umûmî bir kâideyi beyân etmiştik:
“4) Resmî târihimiz umûmiyetle muharreftir; yalanlar, efsâneler, istismârlarla doludur. Çok kerre hâdiselerin hakîkî sebebleri, perde-arkası araştırılmamakta veyâ ifâde edilmemekte, sathî, ve tâlî ehemmiyetteki bilgilerle iktifâ edilmekte, kasıdlı, muharref bilgilerle insanlarımız iğfâl edilmektedir. Bizâtihî târih, en büyük ideolojik istismâr sâhalarından biridir. Şöyle bir umûmî kâide vaz’edilebilir:
“Bilhassa son iki asırlık Türk, İslâm ve Dünyâ târihi; Siyonist Emperyalizmi ve Masonluk âmilleri dikkate alınmadan doğru îzâh edilemez. Binâenaleyh bu âmilleri görmezden gelerek yazılmış umûmî veyâ fikrî, siyâsî, iktisâdî, ictimâî târih, hattâ ictimâiyât kitablarına fazla ehemmiyet vermemek, bunlardan ancak bu zaaflarını bilerek kayd-ı ihtiyâtla istifâde etmek lâzım gelir.” (Yeni Söz, 15.4.2018/68)
“Sömürge beyinliler”le tartışmak beyhûdedir
Bunlara ilâveten, bir de şöyle bir îkâzda bulunalım:
Bizde, “münevver” ve “ilim adamı” geçinen insanların büyük kısmı, maâlesef, “sömürge beyinli” diye tavsîf ettiğimiz bir zümre teşkîl ediyorlar… Bunlar, âileleri, kökleri îtibâriyle Müslüman asıllı oldukları hâlde, “Kemalizm afyonu”nu yutmuş, Kemalist maârif sisteminin küçüklüklerinden îtibâren aşıladığı Avrupa Medeniyetinin üstünlüğü fikriyle müdhiş bir eziklik duygusuna sürüklenmiş, bu yüzden her mes’elede Avrupa’yı Hakîkat kıstası hâline getiren, her şeyi Avrupalı şablonlarıyle düşünen, o şablonları sorgulıyamıyan, kendi başına araştırıp düşünemiyen, velhâsıl Avrupa Medeniyetine îmân etmiş, Avrupa Medeniyetini otorite hâline getirmiş, dolayısıyle (rahmetli Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın pek güzel îzâh ettiği şekilde) iskolastik zihniyetli insanlardır. Bunların yazıp çizdikleri, söyledikleri, umûmiyetle bu zihniyetin mahsûlü olduğu için, onların iddiâları karşısında fevkalâde müteyakkız bulunmak, daha doğrusu, mecbûriyet hâsıl olmadıkça bunlarla uğraşmamak ve kendileriyle de tartışmaktan ictinâb etmek lâzımdır. Zîrâ, (hangi dîn veyâ ideolojinin sâliki olursa olsun) İskolastik Zihniyetin cenderesi içine girmiş bir insana Hakîkati göstermiye çalışmak, -kâideten- beyhûdedir. Hakîkat, ancak Hakîkatten başka tabusu olmıyan, dâimâ Hakîkate tâlib ve tâbi olan ve Hakîkat uğrunda mücâdele eden, “Müsbit Delîl”den (yânî Tecrübî Delîl ile Tecrübî İlmin verilerine istinâd eden Felsefî Delîlden) başka otorite tanımıyan, kısaca sahîh İlmî Zihniyet sâhibi insanlar için kıymeti hâizdir… “Dirâyetci Müslüman” ise, (zâten Kur’ân-ı Hakîm’den neş’et etmiş olan) “İlmî Zihniyet” sâhibi olmaktan mâadâ, araştırırken de, tefekkür ederken de, dâimâ Kur’ânî Rûhla irtibât hâlinde olan, ondan feyz ve kuvvet alan, ulaştığı her tesbît ve fikri bir kerre de onunla tartarak nihâî hükme varan bir “Hakîkatperver”, bir “Hakîkat Âmili”dir… (“Âmil”: amel eden; “Hakîkat Âmili”: Hakîkatle amel eden…)
“Demokratlık”, Münâfıklıkla kâbil-i têlîf midir?
2. Cihân Harbi’nden sonra çok kuvvetlendiler, iyice pervâsızlaştılar: Dün alenen söylemekten imtinâ ettikleri faâliyetleriyle bugün iftihâr ediyor ve bunu da yeni âzâlar kazanmak için propaganda malzemesi olarak kullanıyorlar…
İnsan Hakları ve “Demokrasi” müdâfii olduklarını söylüyorlar, fakat umûmî nüfûsa nisbetle bir avuc olan bu insanlar, kendilerini gizliyerek, halkın nazarlarından uzak Localarda bir araya geliyor, İnsanlığın mes’elelerini müzâkere ediyor, kendilerince bir siyâset tâyîn ediyor, sonra bunu, bin bir kılık altında, bin bir müessese, bin bir yolla halka benimsetiyor ve Parlamentoda kânûnlaştırıyorlar… Hâlbuki samîmî “Demokrat” olsalardı, kendi hüviyetleriyle (meselâ bir siyâsî fırka, bir dernek, v.s. teşkîl ederek) açıkça mücâdele eder, halkın rızâsını kazanmıya çalışır, kâfî nisbette rey aldılarsa, ekalliyette kalanların da Temel Haklarına dokunmadan, kendi hükûmet programlarını tatbîk ederlerdi… Öyle yapmıyorlar: Çeşid çeşid maskeler takarak kendilerini başka başka hüviyetlerde gösteriyor ve bu makyavelik, bu şeytânî usûllerle emellerine ulaşıyorlar… Çünki ikiyüzlüdürler, çünki Münâfıktırlar; ideolojileri, Sabataîlerinki gibi, Münâfıklık üzerine kuruludur!
Övündükleri “Laiklik” de o Münâfıklığın tezâhürü bir başka ucûbe! Hem “Vicdân Hürriyeti”nden dem vur, hem de insanların vicdânına tahakküm et, onları Materyalizme, Dünyevîliğe, İlhâda icbâr et! Dışları başka, içleri başka!
“Masonluk, siyâsî fırkaların hizmetkârı değil, efendisi olmalı!”
Delîlsiz ve delîllerimizi insâfla tartmadan, haklarında hiçbir tesbîtte bulunmuyor, hiçbir hüküm vermiyoruz. Bütün bu yazdıklarımızın gerisinde, yarım asrı aşan araştırmalar ve tefekkür vardır. Bu araştırmamızın başından beri gözler önüne serdiğimiz pek çok vesîka ve delîle ilâveten meselâ şunlar da, bu husûslarda, düşünen insana belki daha iyi bir fikir verecekdir:
Alain Guichard (Saint-Etienne, 21.10.1917 - Pâris, 2.10.2010), Le Monde gazetesinin pek îtibârlı bir muharririydi. Neşrettiği üç kitabdan (ki üçüncüsü Jezüitler’dir -1974-) ikisi, derinlemesine araştırdığı iki topluluk hakkında gâyet sempatizan bir yaklaşımla ve kendilerinden büyük yardım görerek têlîf edilmiştir: Farmasonlar (Les Francs-maçons) ve Yahûdiler (Les Juifs) (Paris: Grasset, 1971)… Biz, bunlardan birincisini (ki, başında, iki Üstâd-ı Âzamın, Paul Anxionnaz ile Richard Dupuy’nin takrîzleri vardır ve başlıca bir maksadı, Katoliklere Masonluğu sevdirmekdir), daha piyasaya çıktığı sırada mütâlaa etmiş ve onda birçok mühim mâlûmât bulmuştuk. Şu pek ibretâmîz tesbît, onun kitabında mündericdir:
“[20. asrın başlarında,] Meşrik-ı Âzam’ın çalışmaları, hemen hemen otomatik bir şeklide kânûn hâline geliyordu [Meclis’de kânûnlaşıyordu]. (Les travaux du Grand Orient prenaient presque automatiquement forme de loi.)” (Alain Guichard, Les Francs-maçons, Paris: Éditions Bernard Grasset, 1969, 2e édition, p. 76)
“Demokrasi” veyâ Cumhûrî Nizâm (ki, nazarımızda, “Cumhûriyet”le aynı şeydir ve belki bunların yerine “Hakkıyet” demek daha isâbetlidir) zihniyeti, felsefesi, esâsları noktainazarından aslâ kabûl edilemez olan bu hâli, muhtelif vesîlelerle kendileri de beyân etmekden, bunun, kendilerinin cem’iyeti ve Beşeriyeti şekillendirmek için başlıca bir faâliyet tarzları olduğuna işâret etmekden çekinmiyorlar. Meselâ aşağıdaki üç beyân, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın dâhilî neşriyâtından iktibâs edilmiştir:
“Masonluğun têsîri her yerde hissedilmeli, fakat kendisi hiçbir yerde keşfedilmemeli! (On doit sentir la maçonnerie partout, on ne doit la découvrir nulle part!)” (Compte rendu du Convent du GODF de 1922 – Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın 1922 İctimâının Zabıtları-, p. 362; kezâ: Compte rendu du Convent du GODF de 1929, p. 188)
“Müsbet dînlerin [yânî mevcûd dînlerin] yerine, yavaş yavaş Masonluk geçmeli! (C’est la franc-maçonnerie qui doit se subtituer peu à peu aux religions positives!)” (“Discours de clôture du Convent de 1893”, Bulletin du Grand Orient, 1893, p. 563)
“Masonluk, siyâsî fırkaların hizmetkârı değil, efendisi olmalı! (La franc-maçonnerie doit être la maîtresse et non la servante des partis politiques!)” (République maçonnique, 30 avril 1882) (Gabriel Français, Le Complot maçonnique et la France chrétienne –Mason Komplosu ve Hıristiyan Fransa-, Paris: Librairie Téqui, 1896, p. 5’den naklen. İlk iki iktibâsın kaynağını, maâlesef, dosyalarımda bulamadım.)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (59)
Yesevizade Alparslan Yasa
19.09.2024 - 13:50
Yayınlanma
Pierre Mariel (Pâris, 15.5.1900 – a.y., 22.10.1980), muhtelif sâhalarda eser vermiş pek velûd bir mason müelliftir.
Dünyâya istikâmet verenler, hep gizli cem’iyetlerdir
Pierre Mariel (Pâris, 15.5.1900 – a.y., 22.10.1980), muhtelif sâhalarda eser vermiş pek velûd bir mason müelliftir. 2. Cihân Harbi senelerinde Yahûdi aleyhdârı iken, bilâhare Tashîh Edilmiş İskoç Riti’nin (Le Rite écossais rectifié) bir Locasına intisâb etmiş, Masonlukta çok ileri giderek, meşhûr Mason müellifleri Paul Naudon, Jean Baylot ve daha birkaç Birâderiyle berâber, (Muntazam Masonluğu temsîl eden) Fransız Millî Büyük Locası’na (La Grande Loge nationale française) tâbi Villard de Honnecourt Araştırma Locası’nı têsîs etmiş ve bunun Üstâd-ı Muhteremliğini deruhde etmiştir. (Bu Loca, Türkiye’deki İngiltere’ye tâbi Masonluğun -22 Ağustos 1965’te, 40 Âzâyle mahdûd olarak têsîs edilen- Mimar Sinan Araştırma Locası’nın bir benzeri olsa gerek…) Temmuz 1976’da, Martinist Tarîkatin Yüksek Şûrâsı’na Âzâ intihâb edilmişti.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Pierre_Mariel#:~:text=Pierre%20Mariel%2C%20n%C3%A9%20Pierre%2DMaurice,autres%2C%20de%20l'occultisme.; 21.8.2024)
Bizim istifâde ettiğimiz bir eseri, Fransa’da Farmasonlar ismini taşıyor. Bu eserinde, Masonluğun “Demokrasi” kisvesi altında nasıl Fransa’nın siyâsî hayâtı üzerinde nüfûz têsîs ettiğine dâir [tabiî, bu yorum bize âiddir] câlib-i dikkat bir hâdise naklediyor:
Fransa’da 1848 İhtilâli esnâsında teşkîl edilen Muvakkat Hükûmetin 11 Âzâsı Farmasondu: Ledru-Rollin, Arago, Garnier-Pagès, Crémieux, Marie, Pagnère, Louis Blanc, Marrast ve Albert. II. Cumhûriyet îlân edilir edilmez, bir Mason hey’eti, Mason kıyâfetiyle (önlükler ve kordonlar –sautoirs- ile) ve ellerinde Mason bayrakları olduğu hâlde Muvakkat Hükûmeti tebrîk ziyâretine gidiyor. Adliye Vekîli, Hâkim Büyük Âmir Üstâd-ı Âzam, Siyonist Lideri Adolphe Crémieux, onlara hitâben îrâd ettiği nutukta: “Cumhûriyet, Masonlukta mündemicdir (La République est dans la maçonnerie)” diyor ve nutkunun devâmında, Cihânşümûl Cumhûriyet’i (la République universelle) têsîs edinciye kadar dünyânın her tarafında mücâdele edeceklerini, ihtilâller çıkaracaklarını, hükûmetleri devireceklerini îmâ eden beyânâtta bulunuyor… (Pierre Mariel, Les Francs-maçons en France, Verviers –Belçika-: Éditions Marabout, 1972, pp. 85-87)
Bir dîğer Farmason müellif, Serge Hutin (Paris, 2.4.1929 – Prades, 1.11.1997), ondan şu tesbîti naklediyor:
“Hakîkatte, her devirde ve şu ânda her devirden daha fazla, dünyâya istikâmet verenler, gizli cem’iyetlerdir. (En réalité, de tous temps –et maintenant plus que jamais-, les sociétés secrètes mènent le monde.)” [Cümlenin son kısmındaki “mener le monde” tâbiri, “dünyâya hükmedenler”, “dünyâyı güdenler” şeklinde de ifâde edilebilir.] (Pierre Mariel, L’Europe païenne du XXe siècle – Le Paganisme du XXe siècle – XX. Asrın Müşrik Avrupa’sı – XX. Asırda Müşriklik”, Paris: La Palatine, 1965, p. 170; Serge Hutin, Gouvernants invisibles et sociétés secrètes –Görünmiyen İdâreciler ve Gizli Cem’iyetler-, Paris: Éditions J’ai Lu, 1972, p. 4)
Alain Guichard da, W. Wilson’ın Farmason olduğunu kaydediyor
Yukarıda, Masonların müzâheretiyle kaleme aldığı Farmasonlar isimli eserine atıfta bulunduğumuz Alain Guichard’ın mezkûr eserinde rastladığımız câlib-i dikkat bir bilgi de, Cem’iyet-i Akvâm ve Woodrow Wilson hakkındadır. Aşağıdaki pasajdan, Cem’iyet-i Akvâm projesinin, Wilson (ve Siyonist avenesi) ile Farmasonluk tarafından ortaklaşa gerçekleştirildiğini öğreniyoruz. Müellif, bu meyânda, Wilson’ın da Mason olduğunu kaydediyor.
“Sulhden sonra teşkîl edilebilecek bir Cem’iyet-i Akvâm’ın ilk taslağı, Haziran 1917’de ortaya çıktı. (En juin 1917 apparaît la première ébauche de ce que pourrait être, après la paix, une Société des Nations.)
“Bu maksadla, [Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın merkezi olan] Cadet Sokağı’nda, Fransa Meşrik-ı Âzamı Üstâd-ı Âzamı Georges Corneau ile Fransa Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı General Peigne’in riyâseti altında, ABD Cumhûr Reîsi Wilson Birâder tarafından teşvîk edilen ve Îtilâf Devletleri ile Tarafsız Devletlere mensûb yirmi kadar Obediyansı bir araya getiren bir Mason Kongresi akdedildi. (Encouragé par le président des États-Unis, le frère Wilson, un congrès maçonnique où sont représentées une vingtaine d’obédiences alliées et neutres, se tient rue Cadet sous la présidence du grand maître du Grand Orient, Georges Corneau, et du grand maître de la Grande Loge de France, le général Peigne.)
“Wilson’dan mülhem müstakbel Cem’iyet-i Akvâm’ın Mîsâkı, işte bu kongrede ortaya konulmuştur. (C’est au cours de cette manifestation qu’est présentée la charte de la future SDN, inspirée par Wilson.)” (Guichard 1969: 187)
Siyonistler ve Farmasonlar (ki, ikisi birbirinden ayrılamıyor), têsîs hazırlıklarından îtibâren Cem’iyet-i Akvâm’da pek nüfûzlu oldukları gibi, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’nda da aynı ağırlıklarını muhâfaza ettiler. Bu husûsta şöyle bir bilgi var:
“Birleşmiş Milletler’in her kıt’adan temsîlcilerinin %65’i, Localara kayıdlı bulunuyorlar. (65% des représentants de l’ONU, sur tous les continents, appartiennent à des loges.)” (Les Francs-maçons, Paris: Éditions C.A.L., Collection L’Histoire des idées, des héros, des sociétés de la France secrète et de l’Occident, 1970)
İnsanlığın sonunu hazırlıyan cinsî sapıklık bayrakdârları
“Bir ahlâk mektebi” olmakla öğünürler, fakat şu övündükleri şeylere bak: nikâhsız berâberliği (union libre, concubinage), kürtajı (hâmileliğin gönüllü olarak sonlandırılmasını), sapık evliliği (ki onlar buna mürâîce “herkes için evlilik –mariage pour tous-” diyorlar!) meşrûlaştırmışlar! Dîğer taraftan da, İnsan Hakları tarafdârı geçiniyorlar! İnsanın tabîatine, fıtratına bu kadar zıdd olan, bütün beşerî münâsebetleri altüst eden, en ulvî güzellikleri, fazîletleri, ahlâkî kıymetleri berhavâ eden, bu kadar müstekreh, bu kadar denî, çirkef, rezîl şeyler nasıl oluyor da bir “İnsan Hakkı” kabûl edilebiliyor?
Biz, Avrupa’da biteviye hayâ, iffet, nâmûs hislerini tahrîb etmelerine, fuhşu yaygınlaştırmalarına esef ederken, onlar, çeşid çeşid cinsî sapıklığı meşrûlaştırıp (“Medenî Kânûn”larına dâhil edip) bütün dünyâyı da peşlerinden sürüklemiye çalışarak, denâatin had derecesine ulaştılar! İşi o raddeye vardırdılar ki –insanların hakîkatleri öğrenmesinden ödleri koptuğu için- “Yahûdi jenosidi”, “Ermeni jenosidi” iddiâlarını sorgulamayı suç hâline getirdikleri gibi, aynı sahtekârlık ve fanatizmi cinsî sapıklıkların, fuhşun, zinânın, iffetsizliğin tenkîdine de teşmîl ettiler!
Vahyin nûrundan mahrûm kalan insanoğlu ne büyük dalâletlere sapıyor!
Ve her fırsatta Avrupa Birliği’ne aşk îlân eden, millî şahsıyetimizi ve târihimizi görmezlikden gelerek Türkiye’yi o dalâlet âlemine dâhil etmiye çalışan şu “Müslümanlar”a da bin kerre yazıklar olsun! O beldelerin daha nice ahlâksızlıkların yatağı olduğunu bilmiyor musunuz? Avrupa Medeniyetinin asırlardır Mazlûm Dünyânın kanıyle beslendiğinden habersiz misiniz? Geçmişteki zulümleri yetmiyormuş gibi, emperyalist siyâsetleri devâm etmiyor mu? Hayâsızca gözlerimizin içine bakarak İsrâil’in jenosidci harbini destekliyen mücrimler bunlar değil mi? “Millet-i Sâdıka” ile aramızı açıp sonra da bize “Ermeni jenosidi” yalanını dayatan bunlar değil mi? Kıbrıs’ı elimizden almıya çalışanlar bunlar değil mi? Hattâ, hepimizi, millî, târihî şahsıyetimizle yok etme emeli güden bunlar değil mi? Haydi Sabataîsini, Masonunu, Kemalistini, her renkden Avrupacısını anladık; ya size ne oluyor? Bu kadar mı kör, bu kadar mı idrâksizsiniz? İşte bunun da bir “sapık evlilik” olduğunu anlıyamıyor musunuz? (Lutfen, Fransa Cumhûr Reîsi Jacques Chirac’ın, 15 Aralık 2004’te kendisiyle TF1 televizyon kanalında yapılan mülâkatta, Türkiye’nin AB’ye dâhil olabilmesi için, AB nâmına Türkiye’ye karşı ileriye sürdüğü şartları, mülâkattan tercüme ettiğimiz başka pasajlar ve îzâhatımızla berâber, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımızdan –Ankara: Hitabevi Yl., Mayıs 2014, ss. 599/612- okuyunuz! O mülâkattan sâdece şu cümleyi nakledelim –ki, Kemalizmin bir asırdır tatbîk ettiği topyekûn kültür jenosidi siyâsetinin de bir ifâdesidir-: “Türkiye’nin AB’ye girmesi, bizim arzû ettiğimiz her şeyi kabûl etmesine, yânî kendi kâidelerini, değerlerini, hayât tarzlarını derinlemesine değiştirmesi şartına bağlıdır.”)
1_8c8ab8ced408de3d0e2388407b7e4932.jpg
(https://www.lisez.com/ebook/ce-que-la-republique-doit-aux-francs-macons-2e-edition/9782412061084; 6.8.2024)
Farmason Yahûdi müellifi Laurent Kupferman’ın bir dîğer Farmason müellif olan Emmanuel Pierrat ile ortaklaşa têlif ettiği kitabın kapağı: Üzerinde, Fransa’da Masonluğun damgasını taşıyan reformların bir kısmı zikrediliyor… (Mücâdele edilmezse) İnsanlık Âlemini izmihlâle götürebilecek birçok ahlâksızlığın meşrûlaştırılmasının fâili olduklarını iftihârla îlân ediyorlar! Dünyâ hamiyetli Müslümanlara muhtâc!
***
“Wilson Umdeleri”: Yine ikiyüzlülük!
4 Mart 1913 – 4 Mart 1921 devresinde sekiz sene ABD’nin başında bulunmuş olan Woodrow Wilson, 8 Ocak 1918’de, Amerikan Kongresi huzûrunda îrâd ettiği bir nutukta, Cihân Harbi sonrasında Avrupa’ya ve dünyâya yeni bir nizâm vermeyi hedef alan 14 maddelik bir program ortaya koymuş, bu program “Wilson’ın 14 Maddesi (les quatorze points de Wilson) veya “Wilson Umdeleri” ismiyle meşhûr olmuş ve bir kısmı tatbîk edilmiştir. Tatbîk edilenler cümlesinden olarak, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun tasfiye edilerek yerine Macaristan ve Çekoslovaya gibi yeni Devletlerin kurulması ve Romanya, Sırbistan, İtalya gibi Devletlerin hudûdlarının –eski İmparatorluk sâhası içinde- genişletilmesi, bu meyânda, Almanya üzerinden –Dantzig vâsıtasıyle- Baltık Denizi’ne açılan müstakil bir Polonya’nın têsîsi, Belçika’nın, Romanya’nın, Karadağ’ın istiklâllerinin muhâfazası ve işgâl edilmiş arâzîlerinin kendilerine iâdesi, Alman ve Osmanlı İmparatorluklarının tasfiyesi gibi projeler tahakkuk ettirilmiştir.
Wilson’ın Programı, ayrıca, “gizli diplomasi”nin reddi, açık denizlerde serbest seyrüsefer, serbest ticâret ve bir Milletler Cem’iyeti’nin (Cem’iyet-i Akvâm’ın) teşkîli gibi esâslar da ihtivâ ediyordu. Bunlardan Cem’iyet-i Akvâm 1919 Versay Muâhedesine dâhil edilerek kuvveden fiile çıkarılmışsa da, bu teşebbüsde öncü rolü oynıyan ABD teşkîlâta âzâ olmamıştır. Mâmâfih, 1919 Nobel Sulh Mükâfâtına, bu “büyük hizmet”inden dolayı Wilson lâyık görülmüştür.
14 Maddeden altıncısı pek şâyân-ı hayrettir: Bolşevik Rusya’nın can düşmanı olması lâzım gelen, daha doğrusu öyle propaganda edilen Kapitalist Amerika, Bolşevik Rusya’nın arâzî tamâmiyetinin tanınmasını, işgâl altındaki bütün arâzîlerinin boşaltılmasını, Rusya’daki yeni rejimin tanınmasını, rejimi yüzünden Rusya’ya herhangi bir zorluk çıkarılmamasını, hattâ “kendisine, ihtiyâcı olabilecek ve arzû edebileceği her çeşid yardımın yapılmasını (lui assurer l’aide de toute sorte dont elle pourra avoir besoin et qu’elle pourra souhaiter)”, dahası, ona “akıllıca ve cömerdce sempatiyle muâmele edilmesini (la traiter avec sympathie intelligente et généreuse)” taleb etmektedir… Üstelik o Bolşevik Rusya, Orta Asya ve Kafkaslar’daki birçok Müslüman-Türk memleketi ile daha birçok milletin vatanlarını yutmuştur! Wilson ve Siyonist avenesi, Filistin’i bin küsûr senedir vatan edinmiş Müslüman Arablar gibi, Bolşevik Rusya’nın boyunduruğu altındaki on milyonlarca Türkü ve sâir milletleri de yok farzediyor! Kudsî “adâlet” kelimesi dahi, ellerinde bir istismâr vâsıtasıdır!
Yapılan ikiyüzlü propagandaya aldanınca çok şaşırtıcı olan bu madde, Çarlık Rejiminin, başta Amerika olmak üzere dünyânın muhtelif memleketlerindeki Siyonist para babalarının yardımını arkasına alan Menşevik ve Bolşevik Yahûdiler tarafından devrilmiş olduğunu nazar-ı dikkate alınca hiç de şâyân-ı hayret olmuyor! (Bu mevzûda, Mart 1979’da Yeni Devir gazetesinde tefrika edilen Sovyetler Yahûdi Aleyhdârı mı, Âleti mi? başlıklı geniş araştırmamızda mevsûk tafsîlât mevcûddur.)
Wilson’ın 5. Maddesi, müstemleke arâzîleriyle alâkalıdır:
“Bütün müstemleke arâzîlerinin mes’elelerinin, şu umdeye istinâd edilerek, serbest, âşikâr, kat’iyen bîtaraf bir sûrette hâlli: Hükümrânlığa dâir bütün mes’eleler üzerinde durulurken, alâkadâr toplulukların menfâatleri de, hangi hükûmet bahis mevzûu ise onun hakkâniyetli talebleri kadar dikkate alınacaktır. (Un ajustement libre, ouvert, absolument impartial de tous les territoires coloniaux, se basant sur le principe qu'en déterminant toutes les questions au sujet de la souveraineté, les intérêts des populations concernées soient autantpris en compte que les revendications équitables du gouvernement dont le titre est à déterminer.)”
Birçok müstemleke halkı, bu maddeye ve “14 Madde”nin umûmî başlığı olan “milletlerin kendi istikbâllerini tâyîn hakkı” esâsına bakarak, istiklâllerine kavuşacakları ümîdine kapılmışlardır. Fakat ne İngiltere, ne Fransa, ne de sâir Avrupa Devletleri müstemlekelerinden vazgeçmişlerdir. Buna rağmen, bu müstemlekeci Devletlerin Harbi kazanmasında tâyîn edici bir hisse sâhibi olan Wilson, bu vazıyete îtirâz etmemiş ve müstemlekeci Devletleri müstemlekelerine hürriyet vermiye zorlamamıştır… (Bittabi, sûretâ îtirâzın bir kıymeti yoktur; bu da, bir ikiyüzlülük tezâhürüdür!) Dahası, Bolşevik Rusya’nın boyunduruğu altında yaşıyan ve nüfûsları on milyonları bulan mazlûm milletleri bütünüyle görmezden gelmiş, hattâ onları Bolşevik boyunduruğu altında yaşamıya mahkûm etmiştir!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (60)
Yesevizade Alparslan Yasa
22.09.2024 - 11:35
Yayınlanma
Irkçı Wilson'a nazaran, Garb, mutlakâ Şark'a hâkim olmalı ve Şark, Garb'e temessül etmelidir
Irkçı Wilson’a nazaran, Garb, mutlakâ Şark’a hâkim olmalı ve Şark, Garb’e temessül etmelidir
Zâten, Wilson, tipik bir Irkçıydı. Mâmâfih onun Irkçılığı, meselâ Yahûdilere –ki etrâfı onlarla çevriliydi- değil, bilhassa Siyâhîlere, Şarklılara (yânî Müslümanlara), Asyalılara yönelikdi. Japonya’nın “ırkların müsâvâtı” esâsının Cem’iyeti Akvâm Mîsâkı’na dâhil edilmesi teklîfi, onun muhâlefeti yüzünden akâmete uğramıştı. Kendi iktidârı zamânında, hem Federal Devlet müesseselerinde, hem de orduda ırk ayırımı siyâseti tâkîb etti. 1. Cihân Harbine iştirâk eden 2 milyon kadar Amerikan askerinden 400 bini Siyâhîydi; fakat bunlar, ya en tehlikeli cephe hatlarına sürülüyor, ya da aşçılık, ikmâl işleri gibi geri hizmetlerde çalıştırılıyordu.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Woodrow_Wilson#Biographie; 12.8.2024; “L'héritage raciste du président Wilson pèse sur les droits de l'Homme à l'ONU / -BMT’nin İnsan Hakları Yüksek Âmirliği Cenevre’de Wilson Sarayı’nda faâliyet gösterdiği için- Cumhûr Reîsi Wilson’ın ırkçı mîrâsı, İnsan Hakları çalışmalarına gölge düşürüyor”, haftalık Le Point mecmûasının 19.1.2018 târihli nüshasında Agence France-Presse’in haberi, https://www.lepoint.fr/monde/l-heritage-raciste-du-president-wilson-pese-sur-les-droits-de-l-homme-a-l-onu-09-01-2018-2184976_24.php; 12.8.2024)
O, Garb Medeniyetinin üstünlüğüne inanıyor ve bu kadarla da kalmıyor, o Medeniyete, bütün “Şark”ı kendine benzetme vazîfesi yüklüyordu. Bu kültür jenosidcisine göe, “Şark”, istese de, istemese de, Garb Medeniyetine temessül etmek mecbûriyetindeydi:
“Artık hiçbir millet kendi içine kapanık olarak yaşıyamaz ve Garb, zarûrî olarak Şark’a hâkim olmalıdır. Şark, istese de istemese de, Garb’e açılmak ve istihâle geçirmek mecbûriyetindedir. Garb’in ölçüleri ona mutlakâ kabûl ettirilmelidir. (No Nation can live any longer to itself and the West would necessarily dominate the East. The East is to be opened and transformed, whether we will it or no ; the standards of the West are to be imposed upon it.)” (Julian Go, “American colonial Empire : The limit of power’s reach (Amerikan Sömürge İmparatorluğu: İktidârın Şümûlünün Sınırı”, Items & Issues -Social Science Research Council-, 4. 4. 2003, p. 18-23, p. 18;
https://fr.wikipedia.org/wiki/Woodrow_Wilson#Biographie; 12.8.2024).
Mazlûm milletlerin; bütün dünyânın Garblileşmesi, yânî dünyâ çapında bir kültür jenosidi dâvâsı güden ve -Churchill’in de ifâde etmekden çekinmediği gibi- Amerika’yı bilhassa Siyonist baskısıyle (6 Nisan 1917’de) Cihân Harbine sokarak İngiltere, Fransa, İtalya gibi müstemlekeci Devletlerin kazanmasına yardım eden Wilson gibi ikiyüzlü siyâsetcilerden meded umması, ne büyük gaflettir!
Wilson ve Siyonist avenesi, Türklüğü –en azından kültür jenosidi yoluyle- yok etmek emelindeydi
Wilson’ın 12. Maddesi, Osmanlı İmparatorluğu hakkındadır:
“Mevcûd Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk bölgelerine hükümrânlık ve emniyet garanti edilmek lâzım gelir; hâlen Türk hâkimiyeti altında bulunan dîğer milletlere ise, mutlak bir can emniyeti ve muhtâr bir şekilde inkişâf etmek için tam imkân sağlanması lâzımdır. Boğazlar’a gelince, onların, beynelmilel têmînât altında, bütün milletlerin gemilerine ve ticâretine serbest geçiş imkânı vermek için mütemâdiyen açık tutulmaları gerekir. (Aux régions turques de l’Empire ottoman actuel devraient être assurées la souveraineté et la sécurité ; mais aux autres nations qui sont maintenant sous la domination turque on devrait garantir une sécurité absolue de vie et la pleine possibilité de se développer d'une façon autonome ; quant aux Dardanelles, elles devraient rester ouvertes en permanence, afin de permettre le libre passage aux vaisseaux et au commerce de toutes les nations, sous garantie internationale.)” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Quatorze_points_de_Wilson; 6.8.2024)
Wilson’ın ve Siyonist avenesinin Irkçı ve Türk-Müslüman düşmanı zihniyeti bu maddede de tezâhür ediyor: Mondros Mütârekesinden de vâzıhan anlaşıldığı vechiyle, bu Siyonist ekipin tasavvuruna nazaran, Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nun vâsi arâzîsi içinde sâdece Dâhilî Anadolu Mıntıkasında ekseriyettedir ve ancak burada onların hükümrânlık hakkı tanınabilir. Tabiî bu da, kendi şahsıyetlerini muhâfaza ederek mâlik olunacak bir hükümrânlık değildir; Garblileşmek şartına tâbi göstermelik bir hükümrânlıktır. Zîrâ, Wilson’ın ve Siyonist avenesinin şiârınca: “Garb, zarûrî olarak Şark’a hâkim olmalıdır. Şark, istese de istemese de, Garb’e açılmak ve istihâle geçirmek mecbûriyetindedir. Garb’in ölçüleri ona mutlakâ kabûl ettirilmelidir.” Nitekim, Garblileşmek şartı, bilâhare, Lozan’da da dayatılmış ve orada Türkiye’yi temsîl eden Sabataî-Mason Zümresi tarafından aynen ve memnûniyetle kabûl edilerek derhâl tatbîkâta konulmuştur: Sabataîliğin 20. asırdaki istihâle etmiş şekli olan Kemalizm, aynı zamânda bu siyâsetin de ismidir; aynı menbâdan beslenerek aynı netîceye varmışlardı…
Araştırmamızın 9. Fasl’ında, bilhassa Jabotinski bahsi mütâlaa ve üzerinde teemmül edildiğinde, bu gibi tesbîtlerimiz herhâlde daha iyi anlaşılacaktır…
Onların nazarında, Arablar ve Kürdler, sâdece birer âlettir
Osmanlı İmparatorluğu’nun dîğer Müslim / Gayr-i Müslim milletlerine gelince, onların da, “emniyet içinde ve muhtâr bir şekilde inkişâf etmesi”, dîğer tâbirle, istiklâllerini kazanmaları îcâb ediyor… Öyleyse bunlar kimlerdir? En başta Ermeniler ve Rumlar, sonra da Arablar ve Kürdler…
Ermeniler… Ekseriyeti teşkîl etmedikleri hâlde Emperyalistler tarafından “Ermeni Vilâyât-ı Sittesi” tâbir edilen Erzurum, Van, Harput (Elâziz), Diyârbekir, Sivas, Bitlis onlarındır! Burada, Rusya’nın nüfûzu altında, bir Ermenistan Devleti têsîs edilecekdir…
Rumlar… Onlar da Adalar (“Ege”) Bölgesinde –ekseriyeti teşkîl etmeseler de- kalabalık olarak bulunuyorlar; onlara da, o bölgede, “Megalo İdea” emelinin çekirdeğini teşkîl edecek bir vilâyet tahsîs edilecekdir…
Kürdler… Onlara küçük bir arâzî üzerinde bir Devlet kurdurmakla “Milletlerin kendi istikbâllerini tâyîn hakkı” yerine getirilmiş oluyor! Dîğer taraftan, “Ermeni Vilâyât-ı Sittesi” denilen Şarkî Anadolu’da, onların, Türkler ve sâir Müslümanlarla berâber ekseriyeti teşkîl ettiği vâkıası ise, görmezden geliniyor; çünki Wilson Planına göre buralar Ermenilere tahsîs edilmiştir…
Arablar… Bu maddeye nazaran, onlara da “kendi istikbâllerini tâyîn hakkı” tanınmış olması lâzımdı… Fakat öyle değil! Sykes - Picot (veyâ Cambon – Grey) Mutâbâkatıyle, İngiltere ve Fransa, Anadolu’yu ve Orta-Şark’taki bütün Arab memleketlerini paylaşmış bulunuyorlar ve Wilson, buna îtirâz etmiyor… (Bu iki sömürgeci Devlete, kendisine Anadolu’nun Akdeniz ve Adalar Bölgelerinin kısm-ı âzamı ile 12 Ada ayrılmış olan İtalya’yı da dâhil etmek lâzım.) Îtirâz etmiyor, çünki bu def’a bahis mevzûu olanlar Müslümanlardır ve ayrıca –yine îtirâz etmemiş olduğu- Balfour Beyânnâmesi’yle (kezâ ondan evvelki Cambon Beyânnâmesi’yle ve ondan da evvelki Herbert Samuel Muhtırası’ndaki tavsıyeye muvâfık olarak), Müslüman-Arab vatanı Filistin’de, İngiltere’nin himâyesi altında ve yine onun âzamî müzâheretiyle bir Yahûdi Devleti kurulacaktır! Siyonist Âleminin muazzam gayretlerine rağmen, o esnâda, Filistin’deki Yahûdi nüfûsunun oranı, sâdece onda birdir! Bu vazıyette nasıl olur da oralarda “milletlerin kendi istikbâllerini tâyîn hakkı” tatbîkâta konulabilir?
1_730ce91bb80e6a7c23da5066c4459860.jpg
(Alice Aldebert, “Sir Edward Grey”; Photo Henry Walter; https://www.14-18hebdo.fr/sir-edward-grey-1862-1933-ministre-britannique-des-affaires-etrangeres-de-1905-a-1916; 17.8.2024)
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Cambon; 17.8.2024)
(https://journals.openedition.org/anatoli/328?lang=en; 15.8.2024)
Altı asırlık Devletimizi paramparça ederek sömürgeleştirmek, Milletimizi –kendi şahsıyetiyle- târih sahnesinden silmek ve Filistin’de Bir “Yahûdi Devleti” têsîs etmek gâyesiyle hazırlanmış Cambon – Grey (Sykes – Picot) Mutâbakatına son şeklini vererek imzâlıyan iki Farmason Devlet Adamı ve Paul Cambon’un Edward Grey’e Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılma esâslarını tesbît eden 9 ve 16 Mayıs 1916 târihli iki mektubunun -Fransa Hâriciye Vekâleti Arşivi’nde bulanan- kopyalarının 1. sayfaları… Woodrow Wilson’ın kat’iyen bu paylaşmayı engellemek gibi bir siyâseti ve düşüncesi yoktu; bilakis!
***
Bir “resmî târih” nümûnesi: Mustafa Kemâl’in Tarih IV kitabında “Wilson Umdeleri”
Câlib-i dikkattir, Mustafa Kemâl, kendi têlîfi olan ve onun devrinde târih sâhasında tek “lise târih ders kitabları” dizisi olarak okutulan (Kemalist “Târih Tezi” ve “Güneş-Dil” safsataları üzerine kurulu, İslâm düşmanı, Materyalist) Tarih I, II, III, IV dizisinin –kendi destânını anlattığı- sonuncusunda, Îtilâfçı Emperyalistlerin işgâli altındaki İstanbul’da, onların ağır baskılarına rağmen, rahmetli Vahîdeddîn Han imzâlamayı reddettiği için tasdîk edilmiyen ve beynelmilel hukûk kâidelerince keenlemyekûn hükmünde bulunan “Sevr Muâhedesi”ni uzun uzun bahis mevzûu ediyor ve onun haritasına yer veriyor da, onun aslı ve mesnedi olan “Sykes-Picot (daha doğrusu, Cambon – Grey) Mutâbakatı”nı hiç zikretmiyor, lâkin “Wilson Umdeleri”nden takdîrle bahsediyor! Onun fikrince, “Hukuku düvel profesörü Vilson”un, “belki hukukî esasları hayata geçirmek için samimiyetle ortaya attığı bu nazariyeler”, gâyelerinden saptırılarak “İngiliz ve Fransız politikacılarının elinde pek çabuk galip devletlerin siyasî menfaatlerine uyacak bir şekle dökülmüştür”:
“…Rusya mağlûp olduktan sora, [Mustafa Kemâl, “sonra” değil “sora” diyor] Vilson, meşhur ‘14 Madde’sini ilân etti (Kûnunusani 1918). Bu maddelerde mühim olarak her milletin kendi mukadderatını kendisi tayin etmek hakkını, silâhları eksiltilmiş bütün milletlerin bir cemiyet halinde derlenmesi ile sulhün kuvvetlendirilmesi fikrini ve mağlûp devletlerden harp tazminatı alınmamak esasını tespit ediyordu. Hukuku düvel profesörlüğünden Cumhurreisliğine getirilmiş olan Vilsonun, belki hukukî esasları hayata geçirmek için samimiyetle ortaya attığı bu nazariyeler, çok yorulmuş ve sulhe susamış olan İttifakçıların ahalisi ve ordusu içinde müthiş bir propaganda silâhı mahiyetini aldı. İtilâfçılar, Vilsonun 14 maddesini sulhe esas olmak üzere derhal kabul etmişlerdi; ancak Fransa harp tazminatından vazgeçtiğini ifade ile beraber istilâ olunan vilâyetlerindeki tahribatın, Almanlar hesabına tamir ettirilmesinde ısrar etmişti. (s. 2) […]
“Sevr Muahedesi de gûya milliyet esasına göre tanzim olunarak Osmanlı İmparatorluğunun Türklerle meskûn olmadığı iddia edilen kıt’aları, İmparatorluktan koparılmış ve bu arada Türklerin ekseriyeti teşkil ettikleri bazı yerler de (Kilikya ve Musul gibi) İtilâfçıların siyasî ve iktisadî menfaatleri dolayısile Türk olmıyan sahalar arasına karıştırılmıştı. Vilsonun sulhe esas olan 14 maddesinde her milletin kendi mukadderatını kendisi tayin etmek hakkı ilân olunmuş iken Osmanlı İmparatorluğunun taksiminde bu esas tamamen unutulmuştu. Osmanlı İmparatorluğundaki Türklerin ve Türk olmıyan unsurların memleket hudutları tayin edildiği zaman, milliyet ve dil meseleleri, ciddî bir surette göz önünde bulundurulmadı. Ahalisinin çoğu Türk olan İstanbul ile sırf Türklerle meskûn vilâyetlerin bile mukadderatı galip devletler tarafından tayin olunmak istenildi.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (61)
Yesevizade Alparslan Yasa
23.09.2024 - 10:30
Yayınlanma
Mustafa Kemâl'e göre, Wilson'ın iyi niyetle ortaya attığı "Umdeler"i gâlib Devletler hedefinden saptırmış
Mustafa Kemâl’e göre, Wilson’ın iyi niyetle ortaya attığı “Umdeler”i gâlib Devletler hedefinden saptırmış
“ Zaten Profesör Vilsonun hukuk nazariyatına uygun umdeleri, İngiliz ve Fransız politikacılarının elinde pek çabuk galip devletlerin siyasî menfaatlerine uyacak bir şekle dökülmüştü. Milliyet prensipi yalnız mağlûp devletlerin kuvvetten düşmesi için tatbik edilerek, İngiltere, Fransa gibi müteaddit milletlere hâkim olan galip imparatorluklara asla teşmil edilmemiştir. Bundan başka mağlûp devletlere tatbikında dahi esasa sadık kalınmıyarak büyük devletlerin o andaki menfaatleri gözetilmişti. […]
“Hasılı XIX. asrın ortalarındanberi milliyet nazariyatçılarının tahakkuk ettirmek istedikleri millî devletler ve Avrupada millî devletler birliği gayesine müteveccih Vilson umdeleri, büyük devletlerin menfaatlerine göre bozulmak istenilince, Amerika Müttehit Devletleri Hükûmeti, Avrupa işlerinden tekrar elini çekti; ‘Milletler Cemiyeti Misakını’ ve bu harbe hitam veren muahedeleri tasdik etmedi; bu suretle Milletler Cemiyetine girmemiş oldu. İlh…” (Tarih IV: Türkiye Cümhuriyeti, İstanbul: Devlet Matbaası, 1934, ss. 2, 4-5, “Maarif Vekâleti Millî Talim ve Terbiye Dairesinin 25.1.1934 tarih ve 458 numaralı emrile II. nci defa olarak 32.000 nüsha tab’edilmiştir”)
1_56e4e90df1b0a54e653c4d71f9b91750.jpg
“Carte du découpage de l'Empire ottoman suivant les accords Sykes-Picot. (Osmanlı İmparatorluğu’nun Sykes-Picot Mutâbakâtı’na nazaran parçalanma haritası.)”
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Accords_Sykes-Picot; 15.8.2024)
Grey – Cambon Mutâbakatına nazaran, Osmanlı İmparatorluğu, Mutâbakat’ın zeyli olan bu haritada gösterildiği şekilde taksîm edilmişti: A mıntıkası, Fransa’nın manda sâhasını işâret ediyor. (İlkin, Musul da bu mıntıkaya dâhildi; bilâhare İngiltere’ye terk edildi.) A mıntıkasının garbindeki koyu mâvi renkli sâhil şeridi, Anadolu içlerine (Antakya, Adana, Mersin, Gâzianteb dâhil, Sivas ve Diyârbekir’e) kadar olan mıntıka, Fransa’nın doğrudan idâre edeceği sâha olarak tâyîn edilmiştir. B mıntıkası, İngiliz manda idâresinin sâhasını gösteriyor. Onun sağındaki ve Basra Körfezi’ne kadar uzanan koyu (kırmızı) renkli mıntıka, İngiltere’nin doğrudan idâre edeceği sâhadır. Filistin, başlangıcda, beynelmilel (İngiltere, Fransa ve Rusya’nın) murâkabe sâhası iken, bilâhare, Siyonist stratejisine muvâfık olarak, münhasıran İngiltere’nin himâyesine (manda idâresine) bırakıldı. Şarkî Anadolu’da ise, Rusya’nın nüfûzu altında bir Ermenistan Devleti’nin têsîsi derpîş edilmiştir. (Bu taksîmde, Sivas ve Diyârbekir, “Ermeni Vilâyât-ı Sittesi”nden çıkarılmış, Fransa’ya verilmiştir.) Akdeniz ve Adalar Bölgeleri ile 12 Ada ise, İtalya’ya ayrılmıştır. Boğazlar, ilkin, Rusya’nın nüfûz mıntıkası olarak tanınmışken, bilâhare, beynelmilel murâkabe altında, bütün Devletlerin gemilerine her zamân açık olması esâsı kabûl edilmiştir. Türkiye, Dâhilî Anadolu, Karadeniz ve Marmara Bölgelerine inhisâr ettirilmiştir. Yalnız, müstakil bir Devlet olması şu şarta tâbidir: “Medenîleşecek”, yânî Avrupa Medeniyetine temessül edecekdir. Lozan’da Türkiye’yi temsîl eden Sabataî-Mason Zümresi, zâten kendileri de yarım asırdır aynı gâyeyi güttüklerinden, bu şartı cân-u-gönülden benimsemiş ve derhâl tatbîkâta koymuştur… Yeni Türkiye’nin hudûdlarına gelince, hudûdlar, Dîn gayretiyle Müslümanların başlattığı ve sonuna kadar bütün can ve mal bedelini yine Müslümanların ödediği, lâkin kısa zamânda kendilerine karşı –Org. Ali Fuad Erden’in tesbîtiyle- bir “İhtilâl Harbi”ne çevrilen “İstiklâl Harbi”yle tâyîn edilecek, Lozan Muâhedesiyle tasdîk edilecekdir… Artık bahis mevzûu olan, “Kemalist Türkiye / La Turquie kémaliste”tir…
***
Kemalist Târih kitablarının Başmüellifi
Biraz yukarıda, 1930’lu senelerde liselerde -târih sâhasında- tek ders kitabı olarak okutulan Tarih I, II, III ve IV dizisinin Mustafa Kemâl’in têlîfi olduğunu kaydettik; -ki bunlar, sonraki Kemalist târih kitabları için de model vazîfesi görmüştür; husûsen “İnkılâb Târihi” kitabları-… Bu kitabların Başmüellifinin –kendi tâbirleriyle- “Türk tarih yazma sanatında cihanşümul bir inkılâp yapan”, “Türk Milletinin Büyük Müverrihi”, “Büyük Türk Âlimi”, “Güneş Dehâ Sâhibi Büyük Üstâd”, “Karanlıkları Yırtan ve Asırlara Hâkim Olan Dehâ”, “Yüce ve Kutlu Varlık” olduğunu daha evvel neşredilen bâzı çalışmalarımızda isbât etmiş bulunuyoruz. Bunlardan ilki, “Dîn Aleyhdârı Kemalist Târih Kitabları Nasıl Yazıldı?” başlığını taşıyor (Yeni Söz, 3-5.11.2017, tam sayfa üç tefrika). Bilâhare, bir çalışmamızda daha, yeni delîllerle, bu mevzûa tekrâr temâs ettik: “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 11-20.3.2020- /532-541.
Yeni Söz’de en son neşredilen çalışmamızda ise, daha evvelki tesbîtlerimizi hülâsa etmiştik:
“ ‘Dîn Aleyhdârı Kemalist Târih Kitabları Nasıl Yazıldı?’ başlıklı araştırmamızda (Yeni Söz, 3-5.11.2017, 3 Tefrika), 1930’lu senelerde, liselerde okutulacak tek ‘Târih ders kitabları’ dizisi olarak hazırlanan Tarih I, II, III ve IV’ün Başmüellifinin Mustafa Kemâl olduğunu ve bu kitablardaki birçok bölümün (meselâ Tarih I’deki başlangıç bahsinin ve Tarih II’deki İslâm ve Hulefâ-i Râşidîn devrinin) doğrudan doğruya onun kaleminden çıktığını, her hâl-ü-kârda tamâmının onun murâkabesi altında ve tâlimâtları istikâmetinde têlîf edilmiş bulunduğunu isbât etmiştik. Bunda başlıca mesnedimiz, M. Uluğ İğdemir’in naklettiği mevsûk mâlûmât idi. Bilâhare, ‘Musta Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi’ başlıklı –tam sayfa tefrikası iki seneye yakın süren- vâsi araştırmamızda bu mes’ele üzerinde tekrâr ve daha genişçe durduk; bilhassa Gürbüz D. Tüfekçi vâsıtasıyle Âfet Hn.’dan intikâl eden el yazmalarıyle mezkûr dört Tarih kitabındaki alâkalı metinleri mukâyese ederek, onların esâs müellifinin Mustafa Kemâl olduğunu bir kerre daha isbât ettik. Bu ikinci tedkîkimizde (Yeni Söz, 10-24.3.2020/531-545), ayrıca, onun, hem militan bir Ateist, hem de çok katı bir İslâm düşmanı olduğuna dâir yeni vesîkalar takdîm ettik, yeni îzâhatta bulunduk. İlh…” (“Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi”, Yeni Söz, 18-20.3.2023/129-131)
Mustafa Kemâl’in, mezkûr Tarih dizisinden mâadâ, üzerine kendi imzâsını koymadan, başkalarının imzâsını kullanarak neşrettiği pek çok makâlesi mevcûddur. Bunlardan muhtelif çalışmalarımızda bahsetmiştik.
Mustafa Kemâl’in hâssaten “Totaliter Şef” mevkiini kazandıktan sonraki üslûbu, gâyet mütekebbir ve mütehakkimdir, ayrıca hâdiseleri naklederken, tarafgîrdir, “égocentriste”tir; bu bakımdan tanınması, kolaydır… Meselâ Tarih IV’teki şu ifâdeler, buna birer nümûnedir:
“Türk Milleti, kendinin bütün büyük hasletlerini nefsinde tecelli ettiren bu Büyük Evlâdına, lâyık olduğu mükâfatı vermekte asla gecikmedi: Büyük Millet Meclisi, Sakarya Muzafferine ‘Gazi’ ünvanile, yeni Türk Devletinin ‘Müşür’ rütbesini tevcih etti (19 Eylûl 1921). Padişah Hükûmeti, evelce görüldüğü veçhile, ‘Gazi’yi askerlikten tardetmiş ve utanmadan ‘Mustafa Kemal Efendi’ dediği bu beşeriyet harikasına idam cezasını vermişti (11 Mayıs 1920)… […]
“Her millet, büyük adamlar yetiştirmiştir; lâkin Türk Milleti kadar büyük devlet adamları, büyük kumandanlar yetiştiren hiçbir millet yoktur. Her cihetten bakılırsa Türk Milletinin yetiştirdiği en büyük adam Mustafa Kemaldir. Mustafa Kemal, ruhu, ruhunun emsalsiz melekeleri, dehası, iradesi, metaneti, hasılı bütün manevî şahsiyetile, Büyük Türk Milletini şahsında tecessüm ettirir.” (Tarih IV: Türkiye Cümhuriyeti, İstanbul: Devlet Matbaası, 1934, ss. 101 ve 133)
Siyonist Emperyalizminin emelleri istikâmetinde “Sykes – Picot” (daha doğrusu, Cambon - Grey) Mutâbakatı
İngiltere ve Fransa’nın müttefîki ve bu îtilâf Devletlerinin Harbi sür’atle kazanmalarında başlıca âmil olan Amerika’nın Cumhûr Reîsi Wilson’ın başından îtibâren “Sykes-Picot” (daha doğrusu, Cambon – Grey) Mutâbakatından haberdâr olmaması, elbette düşünülemez. Dîğer taraftan, onun, “14 Madde”sini îlân ettiği 8 Ocak 1918’de, bütün dünyâ, Bolşevik Hükûmetinin Kasım 1917’deki ifşâatı sâyesinde, (Rusya ve İtalya’nın da tasvîb ettikleri) mezkûr Mutâbakatı öğrenmiş bulunuyordu. Hâl böyleyken, Wilson’ın, mezkûr Mutâbakata hiçbir müşahhas muhâlefeti görülmedi; hâlbuki isteseydi, Müttefîkleri üzerinde ağır baskı yapma imkânlarına sâhibdi… Onlara zıd bir siyâset gütmedi, çünki bahis mevzûu olan, Şarklılardı, Müslümanlardı ve bunlar da –onun îtikâdınca- Garb’e boyun eğip “medenîleşmek” mecbûriyetindeydi… Ayrıca, yerli halkların irâdesini hiçe sayarak, hattâ onları yok farzederek yapılan bu emperyalist taksîme îtirâz, mantıken, Filistin’deki taksîme, yânî Filistin’in İngiliz himâyesine terk edilmesine de îtirâz, binâenaleyh, “Yahûdi Devleti” projesinin suya düşmesi demekdi! Wilson ve Siyonist avenesi, böyle bir âkıbete râzı olabilir miydi? Cihân Harbi çıkarmaktan başlıca maksadlardan biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye edilmesi değil miydi?
İngiltere ve Fransa arasındaki Mutâbakat, kısaca, Devletimizin paramparça edilmesi, Türklere Dâhilî Anadolu, Karadeniz sâhili ve Marmara mıntıkasını hâvî bölgede (ve tabiî, Garb medeniyetine temessül etmek şartıyle) küçük bir Devlet hakkı tanınması, Boğazlar’ın beynelmilel murâkabe altında her Devletin gemilerine açık tutulması, Filistin’de bir Yahûdi Devleti ile Şarkî Anadolu’da bir Ermenistan Devleti kurulması, Cenûbî ve Garbî Anadolu ile Sûriye ve Irak’ın ise doğrudan veyâ manda idâresiyle (İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından) sömürgeleştirilmesi planından ibâretti. (Paul Cambon’un Grey’e 9 ve 16 Mayıs 1916 târihli mektublarında İtalya’dan bahis yoktur…)
Asırlarca dünyâya kan kusturmuş iki sömürgeci Devletin, Devletimizi tasfiye edip onun arâzîlerini ve halkını kendi aralarında taksîm ederek sömürgeleştirme planı, Fransız Hâriciyecisi François Georges-Picot ile İngiliz Parlamenteri Sir Mark Sykes arasında cereyân eden müzâkerelerin netîcesinde tesbît edilmişti. Lâkin ona, (temsîl ettikleri kendi Devletleri nâmına) son şeklini verenler, İngiliz Hâriciye Vekîli Edward Grey ile Fransa’nın Londra Büyük Elçisi Paul Cambon oldu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun taksîm şartları, bu iki şahsıyet arasında, Mayıs 1916’da, Londra’da teâtî edilen mektublarla bir kerre daha müzâkere edildi ve 16 Mayıs 1916’da, onların imzâsıyle kat’iyet ve resmiyet kazandı; mâmâfih, bilâhare, Clemenceau ve Lloyd George arasında, Fransa’nın Londra Büyük Elçiliği’ndeki yüz yüze yapılan bir müzâkereyle, Mutâbakatın bu ilk şeklinde tâdilata gidildi. Şöyle ki: Musul, ilkin, Sûriye topraklarının bir parçası olarak Fransa’ya bırakılmışken, Fransa, Musul-Kerkük Türk Petrol Şirketi’nin (Turkish Petroleum’un) % 23,75 hissesi karşılığında Musul’u –İngiltere’nin sömürgesi hâline gelen- Irak’a terk etti. (Prof. Henry Laurens, “Les ravages d’une guerre arbitraire: Comment l’Empire ottoman fut dépecé –Keyfî Bir Harbin Tahrîbâtı: Osmanlı İmparatorluğu Nasıl Lime Lime Edildi?”, Le Monde diplomatique, avril 2003, pp. 16-17; https://www.monde-diplomatique.fr/2003/04/LAURENS/10102#nh6/www.monde-diplomatique.fr; 16.8.2024) Kezâ, ilk şekle göre, Filistin, beynelmilel himâye (İngiltere, Fransa ve Rusya’nın himâyesi) altında bulunmak lâzım gelirken, -Beynelmilel Siyonizmin stratejisine muvâfık olarak- İngiliz himâyesine verildi.
Velhâsıl, Osmanlı’nın Cambon - Grey taksîmine nazaran, Sûriye ve Cenûbî Anadolu (Antakya, Adana, Mersin, hattâ Diyârbekir ve Sivas) Fransa’nın, Filistin’den Îrân hudûduna ve Basra Körfezi’ne kadar uzanan Irak arâzîsi de İngiltere’nin hissesine düştü. (Kuveyt ile Arabistan Yarımadası’nın bütün şarkî ve cenûbî sâhil şeriti zâten İngiltere’nin hâkimiyeti altına girmişti. Yarımada’nın sâir arâzîsinde ise, işbirlikci Suûdîler, bir krallıkla mükâfâtlandırılmıştı…) Dîğer taraftan “İnsan Hakları” dâvâsını da dillerinden düşürmiyen bu makyavelist Devletler, 19-26 Nisan 1920 San Remo Konferansı’nda, arkalarındaki Siyonist Emperyalizminin ve kendilerinin bir âletinden başka bir şey olmıyan Cem’iyet-i Akvâm’a bu taksîmi têyîd ve tasdîk ettirdiler; böylece, gûyâ “beynelmilel hukûk” muvâcehesinde, Sûriye üzerinde Fransa, Filistin ve Irak üzerinde de İngiltere, manda idâresi kurdu. Fransızcasıyle “mandat”, yânî “vekâlet” idâresi… Yânî Sûriye ve Irak halkları, onlara, gûyâ: “Biz kendi kendimizi idâreden âciziz; gelin, bizi vekâleten siz idâre edin!” diyesilermiş!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (62)
Yesevizade Alparslan Yasa
25.09.2024 - 12:00
Yayınlanma
Herbert Samuel'in, Weizmann'ın Siyonizme dâir taleblerini "fazla temkînli" veyâ "mütevâzı" bulacak kadar "ateşli bir Siyonist" olduğu tesbîtinde bulunan, Yehuda Reinharz'dır. Chaim Weizmann, 1983'te neşredilen Ağustos 1898 – Temmuz 1931 devresine âid Mektublar ve Evrâklar'ından naklettiğine göre, Samuel'le, onun Hükûmet Âzâsı olduğu 1915 senesinde görüşen Weizmann, ona, Filistin'de, Yahûdilerin ekseriyette olacağı ve bizzât idâre edecekleri bir arâzî elde etmek peşinde olduklarını, bu arâzî Monako büyüklüğünde dahi olsa, ona râzı olacaklarını îzâh ediyor.
Herbert Samuel’in, Weizmann’ın Siyonizme dâir taleblerini “fazla temkînli” veyâ “mütevâzı” bulacak kadar “ateşli bir Siyonist” olduğu tesbîtinde bulunan, Yehuda Reinharz’dır. Chaim Weizmann, 1983’te neşredilen Ağustos 1898 – Temmuz 1931 devresine âid Mektublar ve Evrâklar’ından naklettiğine göre, Samuel’le, onun Hükûmet Âzâsı olduğu 1915 senesinde görüşen Weizmann, ona, Filistin’de, Yahûdilerin ekseriyette olacağı ve bizzât idâre edecekleri bir arâzî elde etmek peşinde olduklarını, bu arâzî Monako büyüklüğünde dahi olsa, ona râzı olacaklarını îzâh ediyor.
Siyonizmle ittifâk hâlinde faâliyet gösteren iki Farmason Devlet Adamı: Paul Cambon ve Edward Grey
Paul Cambon (Pâris, 20.1.1843 – a.y., 29.5.1924), yukarıda kendisinden bahsettiğimiz vechiyle, 4 Haziran 1917 târihli bir mektubla, Hükûmeti nâmına, Siyonist Lideri Nahum Sokolow’a, Filistin’de bir Yahûdi Devleti’nin têsîsini destekleme taahhüdünde bulunan ve o esnâda Fransız Hâriciye Vekâleti Müsteşârı olan Farmason Jules Cambon’un ağabeyidir ve Jules Cambon, Cambon – Grey Mutâbakatı imzâlandığı zamân Müsteşârlık mevkiini muhâfaza ediyordu. (J. Cambon’un Müsteşârlığı, 1915 ilâ 1920 senelerindedir.)
1890 ilâ 1898 senelerinde Fransa’nın İstanbul Büyük Elçisi olan Paul Cambon, 1898 ilâ 1920 senelerinde 22 sene Fransa’nın Londra Büyük Elçiliğini deruhde ederek bir rekor kırmış, bu fevkalâde mühim mevkii işgâl ederken, Fransa-İngiltere münâsebetlerinde olduğu gibi dünyâ siyâsetinde de müessir olmuştur.
Jules Cambon’un Masonluğunu gün ışığına çıkaran Lucien Sabah (yukarıda çalışmasına atıfta bulunmuştuk), Paul Cambon’un Masonluğuna dâir de bir makâle neşretmiş bulunuyor: “L'ambassadeur Paul Cambon était-il franc-maçon? (Büyük Elçi Paul Cambon, Mason muydu?)”, BIDERM, n° 35, 1985 (Yine aynı müellifin şu makâlesinden naklen: “La franc-maçonnerie et l’antisémitisme”, Revue des Etudes Juives –Yahûdi Tedkîkleri Mecmûası-, Janvier 1996, tome 155, fasc. 1-2, p. 4; http://hiram3330.i.h.f.unblog.fr/files/2016/02/franc-maconnerie-et-antisemitisme-albert-pike-kkk-et-bnai-brith-juif1.pdf; 17.8.2024) Lucien Sabah’ın bu husûsta mühim bir mesnedi, onun, Farmason Devlet Adamı Jules Ferry’nin (La Seine –günümüzde Pâris-Vâlisi iken) Kâtibliğini yapmış olmasıdır. (Fransa Masonluğunun kendisiyle çok iftihâr ettiği –Laiklik ve sömürgecilik şampiyonu- Jules Ferry, La Clémente Amitié ve Alsace-Lorraine Localarının Âzâsı idi. –Henry Coston, La Franc-Maçonnerie au Parlement, Paris: Documents et Témoignages, 1970, p. 125-)
Paul Cambon’un uzun seneler Londra Büyük Elçiliği yapması gibi, Edward Grey de (Fallodon, 25.4.1862 – a.y., 7.9.1933) uzun seneler (Aralık 1905 – Aralık 1916) İngiliz Hâriciye Vekîlliği yapmıştı. Târihin perde-arkasına dâir ciddî makâleler neşreden Mind Map Channel Sitesi, 7 Mayıs 1915’te Alman denizaltısı U-20 tarafından batırılan Lusitania transatlantiğinin, Almanya’nın îkâzına aldırmıyarak, Amerika’dan İngiltere’ye silâh ve mühimmât taşıdığını, batırıldığı gün, İngiliz harb gemileri tarafından korunmadığını, böylece batırılan gemide ölen 1.195 kişiden 120’sinin Amerikalı olduğunu ve bunun da Amerika’nın Almanya’ya harb îlân etmesinde mesned olarak kullanıldığını îzâh eden “RMS Lusitania” başlıklı makâlesinde, o esnâda Hâriciye Vekîli sıfatıyle bu hâdisenin mes’ûlleri arasında saydığı Edward Grey’in Apollo Locası Âzâsı olduğunu kaydediyor… (https://www.mindmapchannel.com/rms-lusitania.html; 17.8.2024)
1_059f064e3dcc91b43cea5952ca1d21a7.jpg
Osmanlı İmparatorluğu’nun –16 Mayıs 1916 Cambon / Grey Mutâbakatı’na nazaran- sömürgeci Devletler arasında taksîmini gösterir bir başka harita… Harita, Prof. Henry Laurens’ın gâyet câlib-i dikkat şu makâlesinde mündericdir: “Les ravages d’une guerre arbitraire: Comment l’Empire ottoman fut dépecé (Keyfî Bir Harbin Tahrîbâtı: Osmanlı İmparatorluğu Nasıl Lime Lime Edildi)?”, Le Monde diplomatique, avril 2003, pp. 16-17; https://www.monde-diplomatique.fr/2003/04/LAURENS/10102#nh6/www.monde-diplomatique.fr; 16.8.2024)
Bize “Medeniyet” ve “İnsan Hakları” dersi vermiye kalkışanlar, bunlardır!
Dîğer taraftan, nasıl oldu da onların lokması hâline geldik? Çünki asırlardır derin uykulardayız: Hakîkat aşkı yok, Tecrübî İlim Zihniyet ve Usûlünün rehberliği yok, Kur’ân-ı Hakîm üzerinde tefekkür yok, her işimizde Allâh Rızâsını gözetmek yok, teşkîlâtlı tesânüd ve mücâdele yok, dünyâyı tanıma ve îmâr azmi yok, yüzümüze gülüp arkamızdan kuyumuzu kazanlardan haberimiz yok, hamiyet yok, Îmân heyecânı yok! Ya ne bekliyorduk?
***
İngiltere’nin “ateşli Siyonist” bir Devlet Adamı: Sir Herbert Samuel
Yukarıda Sir Herbert Samuel’den (Liverpool, 6.11.1870 – Londra, 5.2.1963) bir nebze bahsetmiştik. Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı’nın Reîsi Chaim Weizmann’ı dahi fazla temkînli bulacak kadar “ateşli bir Siyonist (an avid believer in Zionism)” olan Samuel (https://en.wikipedia.org/wiki/The_Future_of_Palestine; 27.6.2024), İngiltere siyâsî hayâtının nüfûzlu bir şahsıyeti idi. Siyâsî hayâtının mühim safhaları şunlardır:
- Liberal Parti’den Meb’ûs: 5.11.1902 – 14.12.1918; 30.5.1929 – 14.11.1935;
- Herbert Henry Asquith Hükûmetinde Mahallî Hükûmet Hey’eti –Local Government Board- Reîsi: 11.2.1914 – 25.11.1915; Posta –Haberleşme- Vekîli –Postmaster General-: 14.2.1910 – 11.2.1914; 26.5.1915 - 18.1.1916;
- Filistin ve Ürdün Vâlisi (Yüksek Âmiri -High Commissioner for Palestine and Transjordan-: 1.7.1920 – 30.6.1925;
- H. H. Asquith Hükûmetinde Dâhiliye Vekîli: 12.1.1916 – 7.12.1916; Ramsay MacDonald Hükûmetinde Dâhiliye Vekîli: 26.8.1931 – 1.10.1932;
- Liberal Parti Umûmî Reîsi: 4.11.1931 – 26.11.1935.
Herbert Samuel’in, yukarıda işâret ettiğimiz gibi, Weizmann’ın Siyonizme dâir taleblerini “fazla temkînli” veyâ “mütevâzı” bulacak kadar “ateşli bir Siyonist” olduğu tesbîtinde bulunan, Yehuda Reinharz’dır. Chaim Weizmann, The Making of a Statesman (C. W., Bir Devlet Adamı Nasıl Yetişti?) ünvânlı kitabın (Oxford University Press, 1993) müellifi olan Reinharz’ın, Weizmann’ın 1983’te neşredilen Ağustos 1898 – Temmuz 1931 devresine âid Mektublar ve Evrâklar’ından naklettiğine göre, Samuel’le, onun Hükûmet Âzâsı olduğu 1915 senesinde görüşen Weizmann, ona, Filistin’de, Yahûdilerin ekseriyette olacağı ve bizzât idâre edecekleri bir arâzî elde etmek peşinde olduklarını, bu arâzî Monako büyüklüğünde dahi olsa, ona râzı olacaklarını îzâh ediyor ve: “Yeter ki orada bir kumarhâne yerine, bir üniversitesi olsun!” diyor. Samuel, onun bu tasavvurunu “pek mütevâzı bularak” îtirâz ediyor, ona büyük düşünmesini tavsıye ediyor: Filistin’de büyük işler başarılmalıdır. Ben de bu uğurda çalışacak, askerî vazıyet belli olunca Yahûdilerin harekete geçmesini bekliyeceğim. Yahûdilerin fedâkârlık yapması şarttır ve şahsen, ben de buna hazırım. Yahûdilerin, Filistin’de, demiryolları, limanlar, bir üniversite, pek çok mekteb inşâ etmeleri lâzım. Orada “Mâbed” tekrâr inşâ edilebilir ve o, Yahûdi ittihâdının bir timsâli olur. İlh…
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Herbert_Samuel; 24.4.2024;
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Future_of_Palestine; 27.6.2024)
Balfour Beyânnâmesi’nin hazırlanmasında têsîri olanlardan biri de, İngiltere Siyonist Kongresi Âzâsı Herbert Samuel idi. (“Herbert Samuel” bahsinde, Wikipedia’nın bilhassa yukarıdaki Sitelerine istinâd ediyoruz.)
Kezâ, “Lloyd George” bahsinde, Siyonizm âşığı bu şahsıyetin, 11 Nisan 1931 akşamı, Londra’daki Savoy Hotel’de Siyonistlere hitâb ederken, Samuel’i Filistin Mandasının Vâlisi tâyîn etmek sûretiyle Siyonizm dâvâsına yaptığı büyük hizmetle nasıl övündüğünü görmüştük… Fransız Müellifi Yüzbaşı Roger Lambelin’in Filistin’de şahsen müşâhede ettiği vechiyle (ki bundan yukarıda bahsetmiştik), Samuel, Filistin’i “diktatörce” idâre etti ve orada, Yahûdi Devleti’ne hazırlık mâhiyetinde pek çok icrââtta bulundu. Bu cümleden olarak ilk icrâatlarından biri, 8 Temmuz 1920’de, yânî Filistin’de vazîfeye başlamasından bir hafta sonra, tedhîşçi faâliyetleri sebebiyle 15 sene hapse mahkûm olmuş Vladimir Jabotinski’yi hapishâneden tahliye ettirmesi oldu…
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Vladimir_Jabotinsky; 18.4.2024)
1929’da Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı’nın İcrâ Hey’eti olarak têsîs edilen ve 1930’dan îtibâren Filistin’deki Yahûdilerin fiilî Hükûmeti hüviyetiyle faâliyet gösteren Yahûdi Ajansı’nın müessislerinden biri de oydu. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Agence_juive; 19.8.2024) Kezâ, Almanya’yı terk etmek zorunda kalan Yahûdiler için tertîb edilen yardım kampanyalarında da faâl bir rol aldı.
Hâtırasını yaşatmak için, İsrâil’de, Taberiye’deki bir mahalleye “Kiryat Şmuel” ve mukaddes Karmel Dağı’ndaki bir başka mahalleye “Ahuzat Herbert Samuel” isimleri verilmiştir.
Herbert Samuel’in Muhtırası: “Filistin’in İstikbâli”
Herbert Samuel’in “Filistin’in İstikbâli” başlığını taşıyan Muhtırası, kendisinin, Herbert Henry Asquith Hükûmetinde Mahallî Hükûmet Hey’eti Reîsi olarak bulunduğu Ocak 1915’te kaleme alınmış, mezkûr Başvekîl ile Hâriciye Vekîli Edward Grey’e takdîm edilmiş ve derhâl (Siyonizm âşığı) Mâliye Vekîli Lloyd George’un harâretli desteğini kazanmıştır.
Beaşvekîl H. H. Asquith de, halefi Lloyd George kadar fanatik bir Türk düşmanıydı. Herbert Samuel’in Hâtırât’ında naklettiğine göre, Türkiye’ye harb îlân edildikden birkaç gün sonra, Hükûmette Filistin mes’elesi müzâkere edilirken, Asquith, “Türk İmparatorluğu’nun paramparça edilmesinin bir harb hedefi hâline geldiğini” beyân ediyor… (Prime Minister H. H. Asquith announced that the dismemberment of the Turkish Empire had become a war aim.) Kezâ, o akşam, Londra Belediye Reîsinin verdiği ziyâfet esnâsında îrâd ettiği nutukta, “Osmanlı’nın artık sâdece Avrupa’da değil, Asya’daki hâkimiyetinin de ölüm çanları çalıyor! O çanları çalan, biz değiliz, bizzât Osmanlı Hükûmetidir! (It is the Ottoman Government, and not we who have rung the death knell of Ottoman dominion not only in Europe but in Asia.)” diyor. (https://en.wikipedia.org/wiki/The_Future_of_Palestine; 27.6.2024; Jonathan Schneer, The Balfour declaration: The Origins of the Arab-Israeli Conflict, A and C Black, 2011, pp. 145-’ den naklen)
“Osmanlı’nın artık sâdece Avrupa’da değil, Asya’daki hâkimiyetinin de ölüm çanları çalıyor”… Türklüğü Avrupa’dan sürdükleri gibi, şimdi Asya’dan da sürecekler… Anadolu, Sûriye, Filistin, Irak lokma lokma yutulacak, Türkler, “medenîleşmek” şartıyle, Dâhilî Anadolu’da küçük bir Devlet kurabileceklerdir… Evet, Grey ve Cambon, daha Harbin başında Hükûmetlerinin karârlaştırdıkları siyâsete tercüman olmaktan başka bir şey yapmadılar!
Herbert Samuel de, Muhtıra’sını, bu siyâsete muvâfık olarak kaleme alıyor… Onun en büyük mes’elesi, Filistin’de bir Yahûdi Devleti’ne götürecek adımların atılması olduğu için, Muhtıra’sında bu mes’eleye ağırlık veriyor; uzun uzun Filistin’de bir İngiliz manda idâresinin têsîsinin Büyük Britanya İmparatorluğu’na sağlıyacağı avantajları sayıp döküyor… Böylece İngiltere, bütün Siyonist Âleminin sempatisini kazanır ve İngiltere’ye minnetdâr kalır imiş… İngiltere, “târihî rolüne uygun olarak, geri kalmış memleketleri medenîleştirme vazîfesini îfâ etmiş” olurmuş, v.s., v.s…
Muhtıra’ya nazaran, Cihân Harbi, Filistin’in statüsünü değiştirmek için büyük bir fırsattır. [Zâten onun planlanmasının başlıca sebeblerinden biri bu değil midir?] Hemen ilk merhalede müstakil bir Yahûdi Devleti kurulması mahzûrludur. Filistin’in İngiliz İmparatorluğu’na dâhil edilmesi, bütün dünyâda, Siyonist Hareketinin idâreci ve tarafdârları nezdinde en makbûl hâl çâresi olacaktır. (The memorandum began by noting that the outbreak of World War presented an opportunity for a change “in the status of Palestine”. He noted that it would likely be too early for an independent Jewish state, and that incorporation into the British Empire would be the solution “which would be much the most welcome to the leaders and supporters of the Zionist movement throughout the world”.) [Onlara, büyük nüfûzları altındaki İngiltere gibi bir Devletin himâyesi lâzım! Başka türlü, Filistinlilerle nasıl başa çıkabilirler?]
Siyonistler, orada, kat’iyen bir Fransız mandası istemezler. (French annexation was considered “unwelcome to the Jews”) Mâmâfih, [parça parça edilecek Osmanlı İmparatorluğu’nun] Sûriye vilâyetinin Fransa tarafından ilhâk edilmesi, büyük avantaj sağlıyacaktır; zîrâ, Türk Devletine komşu olmaktansa, bir Avrupa Devletinin hâkimiyeti altındaki Devlete komşu olmak evlâdır… (I also said it would be a great advantage if the remainder of Syria were annexed by France, as it would be far better for the state to have a European power as neighbour than the Turk.) (https://en.wikipedia.org/wiki/The_Future_of_Palestine; 27.6.2024)
Sykes – Picot Müzâkerelerine, Cambon – Grey Mutâbakatı’na, Mondros’a, Sevr’e, Lozan’a giden vetîre böyle başladı…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (63)
Yesevizade Alparslan Yasa
26.09.2024 - 13:30
Yayınlanma
1) 1925'te, Filistin Vâlisi (Yüksek Âmir) Sir Herbert Samuel, İsrâil Devleti'nin müessis kadrosundan Edmond de Rothschild ile sohbet ederken… (https://jenikirbyhistory.getarchive.net/media/1925-btm165-ea9696?zoom=true; 18.8.2024)
1_aab4e8afc33faa2642512e87abd5d7c0.jpg
1) 1925’te, Filistin Vâlisi (Yüksek Âmir) Sir Herbert Samuel, İsrâil Devleti’nin müessis kadrosundan Edmond de Rothschild ile sohbet ederken… (https://jenikirbyhistory.getarchive.net/media/1925-btm165-ea9696?zoom=true; 18.8.2024)
2) 1921 Orta-Şark Konferansında, Sir Herbert Samuel, Winston Churchill ve Emîr Abdullâh bir arada…
(https://de.wikipedia.org/wiki/Herbert_Samuel,_1._Viscount_Samuel; 18.8.2024)
3) Herbert Samuel’in, İngiliz Hükûmetine, Ocak 1915 târih ve “Filistin’in İstikbâli” başlıklı Muhtırasının baş kısmı… (https://en.wikipedia.org/wiki/The_Future_of_Palestine; 27.6.2024)
***
“Wilson Umdeleri”nin 12. Maddesinin tatbîkâtı: Mondros Mütârekesi
Birinci Cihân Harbi planlanırken, İngiltere ve Fransa’nın Devlet Adamlarının (ağırlıklı olarak Siyonist ve Siyonizm müttefîki Farmason Devlet Adamlarının) ve (yine aynı vasıfları hâiz) Amerikan Cumhûr Reîsi Woodrow Wilson’ın nazarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılmasının, onun arâzîlerinden Sûriye, Irak ve Anadolu’nun büyük kısmının sömürgeleştirilmesinin, bu meyânda, Filistin’de bir Yahûdi Devleti’nin, Şarkî Anadolu’da bir Ermenistan Devleti’nin, Dâhilî Anadolu’da ise, halkını -Avrupa Medeniyetine temessül etmiş- “Türkler”in teşkîl edeceği Laik bir Devletin têsîsinin, -kendi tâbirleriyle- bir “Harb hedefi” olarak vaz’edildiğini, Harbi çıkarmanın başlıca gâyelerinden birinin bu plan, yânî (“Samuel Muhtırası”nı, “Sykes – Picot Müzâkereleri”ni tâkîben) “Cambon – Grey Mutâbakatı” olduğunu, buraya kadar, vesîkalarıyle îzâh etmiş bulunuyoruz.
Müslüman Anadolu Milleti, hâinâne maksadlarla kendisini Harbe sokmuş Siyonist-Sabataî-Mason İktidârından (yânî İttihâd ve Terakkî Hükûmetinin perde-arkasından) ve dünyâ çapındaki siyâsî entrikalardan bîhaber, Allâh Rızâsı için, dört sene, bütün cephelerde, her çeşid fedâkârlığa katlanarak, oluk oluk kanını akıtarak, aç-bîîlaç kalarak, en büyük mahrûmiyet ve felâketlere göğüs gererek düşmanlarıyle kahramanca çarpıştı, savaştı, boğuştu… Lâkin en büyük düşman kendi saflarındaydı ve onu göremedi… Nihâyetinde, dört senelik felâketlerin üzerine, o meş’ûm 19-20 Eylûl 1918 günlerinde, –Siyonistlerin, bizimle, arkamızda bir câsûs ve Münâfık ordusuyle, önümüzde Jewish Legion’ları ve İngiliz üniformalı askerleriyle savaştıkları- Filistin Cephesindeki hâinâne bozgun fâciası yaşandı. Bozulan Ordunun bakıyesi, kargaşa içinde, hiç olmazsa felâketi hafîfletecek hiçbir müdâfaa harbi yapmadan tâ Toroslar’a kadar çekildi… (Filistin Cephesinde 19-20 Eylûl 1918 Hezîmetinin içyüzü hakkındaki tafsîlât, “Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi” başlıklı geniş araştırmamızın içindedir: Yeni Söz, 20 Şubat – 25 Mart 2023/103-136, her gün tam sayfa 34 tefrika.)
Sömürgeci Avrupa Medeniyetinin yüz karası bir vesîka
Mondros Mütârekesi, evvelden hesâblanmış bu muazzam mağlûbiyet üzerine yapıldı. Mütârekenâme, 30 Ekim 1918’de, Limni adasının Mondros limanında, Îtilâf Kuvvetlerini temsîl eden Akdeniz Havâlîsi İngiliz Başkumandanı Livâ Amirali Sir Arthur Calthorpe (Vice Admiral the Honourable Sir Somerset Arthur Gough-Calthorpe, British Commander-in-Chief of the Mediterranean Station) ile Osmanlı tarafını temsîl eden Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf, Hâriciye Nezâreti Müsteşârı Reşâd Hikmet ve Umûmî Erkânıharbiye Reîsliğinden Kaymakam Sâdullâh Beyler tarafından imzâlandı. Türkiye’ye dikte edilen Mütâreke, “Wilson Umdeleri”ne ve Cambon – Grey Mutâbakatı’na muvâfık bir zihniyetle hazırlanmıştı: Memlekette âsâyişin sağlanması ve hudûdların muhâfazası için lüzûmlu mikdâr hâric, bütün Ordu terhîs ediliyor, bütün harb gemileri zaptediliyor, Ordunun silâh ve mühimmâtının ne yapılacağı hakkında “Müttefîk” (Îtilâfçı) Kuvvetler söz sâhibi oluyor, Boğazlar, Îtilâf Devletlerinin kontrolüne geçiyor, esîr alınmış bütün Îtilâf askerleri ve onlarla berâber savaşmış Ermeni askerleri serbest bırakılırken esîr Osmanlı askerleri “Müttefîk” Kuvvetlerin muhâfazasında kalmıya devâm ediyor, Anadolu’nun -planlandığı şekilde- paylaşılması için lüzûmlu (Toros tünellerinin işgâli, bütün demiryollarında ve telsiz-telgraf hatlarında “Müttefîk Kuvvetler”in kontrolü, -7. Maddenin hükmünce- “Müttefîklerin emniyetini tehdîd edebilecek herhangi bir hâlin zuhûrunda, Müttefîkler, bütün sevkulceyşî noktaları işgâl hakkını hâiz olacaklardır” gibi) ilk tedbîrler alınıyor, ilk adımlar atılıyordu. Nitekim, çok geçmeden, Memleketin kısm-ı âzamı, emperyalist taksîme muvâfık olarak işgâl edildi; evvelki Plana ilâveten, (Versay Sarayı’ndaki Sulh Konferansı’nın –Wilson’ın da dâhil olduğu- “Dörtlü Hey’et”inin karârıyle) bir piyon olarak kullanılan Yunan Ordusu da Anadolu’ya saldırtıldı (14 Mayıs 1919)…
Mütârekenâmenin başında, Amiral Calthorpe zikredilirken, onun, “acting under authority from the British Government, in agreement with their Allien”, yânî “İngiliz Hükûmetinin kendisine verdiği salâhiyet, ayrıca Müttefîklerin [Îtilâf Devletlerinin] tasvîbiyle” mezkûr vesîkaya imzâ attığı kaydediliyor. Binâenaleyh, o, Osmanlı tarafıyle, bütün Îtilâf Devletlerini temsîlen mütâreke yapmıştır; ki buna Amerika, dîğer tâbirle, Wilson ve Siyonist avenesi de dâhildir.
Mütârekenâmenin hazırlandığı gün, Pâris’deki Versay Sarayı’nda, Üç Îtilâf Devletinin temsîlcileri toplantı hâlindeydi: Fransa’dan Başvekîl Georges Clemenceau ve Hâriciye Vekîli Stephen Pichon, İngiltere’den Başvekîl David Lloyd George ve Hâriciye Vekîli Arthur James Balfour, İtalya’dan Başvekîl Vittorio Emanuele Orlando ve Hâriciye Vekîli Baron Sidney Costantino Sonnino. Toplantı esnâsında, Lloyd George’a, Amiral Calthorpe’un, o akşam Osmanlı tarafıyle mütâreke imzâlıyacağına dâir telgrafı ulaşıyor. İngiliz Başvekîli haberi hâzırûna iletince, Fransa ve İtalya temsîlcileri kendilerine daha evvel haber verilmediği için alınıyor ve bu hâli protesto ediyorlar. Aralarında geçen muhâverede, Lloyd George, onlara, Osmanlı’ya karşı verilen savaşta neredeyse bütün yükü kendilerinin çekdiklerini, “Türkiye’ye karşı savaşırken yüz binlerce kayıb verdiklerini”, “Müttefîklerinin cepheye bir avuç zenciden başka bir şey göndermediklerini”, “el’ân dahi, Türk topraklarında yarım milyon civârında asker bulundurduklarını” ifâde ederek onlara çıkışıyor ve kendilerinin inisiyatifiyle bir mütâreke imzâlanmasında gocunacak bir taraf olmadığını îzâh ediyor. Netîcede, Fransa ve İtalya da, hazırlanmış Mütârekenâmeyi kabûl ediyorlar. (İngiliz Hükûmetinin Millî Arşivi’nden: “Milestones to peace: the Armistice of Mudros”, 30.10.2018, https://blog.nationalarchives.gov.uk/milestones-peace-armistice-mudros/; 20.8.2024. Bu makâlede, mezkûr toplantının zabıtlarının fotokopileri de bulunuyor.)
Versay Sarayı’ndaki mezkûr 30 Ekim 1918 toplantısının zabıtlarından da anlaşıldığı vechiyle, Mondros Müterâkenâmesi, Îtilâf Devletlerinin hepsinin kabûlüyle imzâlanmıştır. Belki Amerika’nın tasvîbi daha sonra alınmıştır. Zâten, formalite mes’elesi hâric, ne îtirâzları olabilirdi ki? O vesîkadaki bütün hükümler “Wilson Umdeleri”ne de, “Cambon – Grey Mutâbakatı”na da bütünüyle muvâfık değil miydi?
“Ermeni Vilâyât-ı Sittesi”
Mondros Mütârekenâmesi öylesine “Wilson Umdeleri” ile “Cambon – Grey Mutâbakatı”nın rûhuna ve lâfzına muvâfık sûrette hazırlanmıştı ki onun 24. Maddesinde Woodrow Wilson’ın “Ermenistan”ına da yer verilmiştir:
“Müttefîkler, altı Ermeni vilâyetinde karışıklık çıkması hâlinde, mezkûr vilâyetlerin herhangi bir kısmını işgâl hakkını kendilerinde mahfûz tutarlar. (In case of disorder in the six Armenian vilayets the Allies reserve to themselves the right to occupy any part of them.)”
Orada, yânî gûyâ “Altı Ermeni Vilâyeti (Vilâyât-ı Sitte)” olan Erzurum, Van, Diyârbekir, Bitlis, Harput (Elâziz), Sivas’ta, şoven ve tedhîşçi Ermeniler bir “patırtı” çıkarırlarsa, bunu bahâne eden Îtilâf Kuvvetleri, derhâl müdâhale edecekler ve tabiî, bunun sonu “Ermenistan Devleti”ne varacak!
Türkiye’de muâhedeler mevzûunda mühim bir mêhaz olan Prof. Nihat Erim’in Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri ünvânlı eserinde münderic Mondros Mütârekesi’nde, 24. Madde, “metn-i kat’î” kısmında, “Ermeni” lafzı iptâl edilmiş olarak verilmiştir. Erim, bir hâşiyeyle, bu metni, Ali Türkgeldi’nin Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi ünvânlı kitabından aynen iktibâs ettiğini belirtiyor. Türkgeldi’nin metni iki sütûn hâlinde takdîm etmiştir. Birinci sütûnda Calthorpe’un teklîfleri, ikinci sütûnda “metn-i kat’î” vardır. (“Metn-i kat’î”, 24. Maddedeki “Ermeni” lafzı hâric, İngilizce aslına uygundur.) Bu ikinci sütûndan, Calthorpe’un bâzı teklîflerinin kısmen hafîfletilerek kabûl edildiği anlaşılıyor. Buna nazaran, 24. Madde de, “Vilâyât-ı Sitte”nin “Ermeni Vilâyetleri” olduğu iddiâsı reddedilerek kabûl edilmiştir. Hâlbuki bütün ecnebî neşriyâtta, 24. Madde “Ermeni Vilâyât-ı Sittesi” tâbiri ile veriliyor. Meselâ Fransız Hâriciye Vekâleti’nin neşri olan şu kitabda: Guerre européenne. Documents 1918. Conventions d’armistice passées avec la Turquie, la Bulgarie, l’Autriche-Hongrie et l’Allemagne par les puissances alliées et assaciées, Paris: Imprimerie nationale, 1919, s. 9 –İngilizce metin- ve s. 12 –Fransızca metin-.
Metinlerdeki bu tenâkuz, bizi araştırmıya sevketti ve netîcede, Mütârekenâme’nin İngilizce aslının ilk ve son sayfalarının fotoğraflarına Murat Bardakçı’nın 2018’de neşredilmiş bir makâlesinden ulaşınca, esefle, 24. Maddenin Türkgeldi ve Erim tarafından tahrîf edildiğini müşâhede ettik. (Erim de mes’ûldür; çünki bu metnin aslına vâkıf olmalıdır.) Bu kadar vahîm bir tahrîfâtı hangi akla hizmet ederek yaptıkları elbette mechûlümüzdür. Her hâl-ü-kârda, Osmanlı tarafının, (zımnen, Müslüman Anadolu Milletini imhâ etmeyi istihdâf eden) bu kadar alçakça bir metni imzâ etmesi pek fecî bir hâldir! Bundan da daha fecî olanı, Osmanlı Devleti’mizi hâinâne tertîblerle bu hâle düşürmüş olanları hâlâ tanıyamamış, hattâ ahmaklık derecesine varan bir gafletle onları “kahraman” îlân edip baş tâcı etmiş, başımıza gelen onca felâketten hiç mi hiç ibret almamış olmamızdır! (Bu kıymetli vesîkayı neşreden Murat Bardakçı’ya ve onun makâlesini bana haber veren azîz arkadaşım Niyazi Tanılır’a teşekkür ederim.)
2_8f57a9d0b1364c13db2e223a28b0addd.jpg
(Murat Bardakçı, “Kayıtsız-şartsız teslim belgemiz olan uğursuz Mondros Mütarekesi’nin yüzüncü yıldönümü!”, 28.10.2018;
https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/2196025-kayitsiz-sartsiz-teslim-belgemiz-olan-ugursuz-mondros-mutarekesinin-yuzuncu-yildonumu; 15.8.2024)
(Prof. Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, Cilt 1: Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları, Ankara: A.Ü. Hukuk Fakültesi Yl., 1953, s. 524: “Ali Türkgeldi, Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi, Ankara, 1958, s. 69’dan aynen alınmıştır”)
“İnsan Hakları”nın sahte müdâfii Garb Devletleri nâmına yüz karası bir vesîka olan Mondros Mütârekenâmesi’nin aslının imzâlı son sayfası… Bu sayfada bulunan 24. Maddede “Ermeni Vilâyât-ı Sittesi” deniyor. Türkgeldi / Erim metnine nazaran ise, gûyâ bu ifâde değiştirilmiş ve “Vilâyât-ı Sitte” şekli kabûl edilmiştir (sağ sütûndaki “metn-i kat’î”)… “Târih”le böyle oynuyorlar!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (64)
Yesevizade Alparslan Yasa
27.09.2024 - 00:00
Yayınlanma
30 Ekim 1918'de Osmanlı'ya imzâlattırılan Mondros Mütârekesinden sonraki iki hafta içinde -11 Kasım 1918'de- Almanya'yle imzâlanan mütârekeyle, dört senelik Birinci Cihân Harbi nihâyete ermiş bulunuyordu.
1919 “Pâris Sulh Konferansı”: W. Wilson ve Siyonist avenesi, yeni “Ermenistan Devleti”nin haritasını tekrâr çiziyor
30 Ekim 1918’de Osmanlı’ya imzâlattırılan Mondros Mütârekesinden sonraki iki hafta içinde -11 Kasım 1918’de- Almanya’yle imzâlanan mütârekeyle, dört senelik Birinci Cihân Harbi nihâyete ermiş bulunuyordu. Bu târihten iki ay sonra (18 Ocak 1919), Pâris’de, Versay Sarayı’nda, Îtilâf Devletlerinin en üst seviyedeki temsîlcileri bir araya gelerek mağlûb Devletlere imzâlattırılacak sulh muâhedelerinin müzâkeresine başladılar. Müzâkereler, bâzı fâsılalarla, Ağustos 1919’a kadar sürdü. Evvelâ, Japonya’yle berâber “Beş Büyükler” olarak başlıyan müzâkereler, 14 Mart 1919’dan îtibâren, Japonya’sız, “Dört Büyükler” olarak devâm etti. Çalışmalar, 52 ihtisâs encümeniyle yürütüldü. Netîcede, bütün mağlûb Devletlerle, -zâten mürâîce ortaya atılmış, târifi ve tatbîkât şekli mechûl, ne idüğü belirsiz- “milletlerin kendi istikbâllerini tâyîn hakkı” hiç umursanmadan, Gâliblerin menfâatlerine muvâfık sulh muâhedeleri imzâlatıldı. Bunların içinde en vahîm netîceler doğuracak olanı, Almanya’ya dayatılan sulh muâhedesiydi (28 Haziran 1919). Almanya’nın sömürgelerini kendi aralarında paylaşan (ki ganîmetten hisse kapanlardan biri de, Wilson ve Siyonist avenesinin Amerika’sıydı), Almanya’nın (Alsas, Loren, Dantzig Koridoru gibi) birçok arâzîsini onun elinden alan, askerî kuvvetini tahdîd eden ve onu çok ağır bir harb tazmînâtı ödemiye mahkûm eden dört Îtilâf Devleti, Almanya’nın bilhassa izzetinefsini rencîde ederek, Almanya’da aşırı Milliyetci bir iktidârın iş başına gelmesine zemîn hazırlamış oldular.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_la_paix_de_Paris#:~:text=Elle%20consacre%20la%20disparition%20de,Tch%C3%A9coslovaquie%20et%20de%20la%20Yougoslavie.) (20.8.2024)
Esâs gâyesi, “sulh” maskesi altında, dünyâyı kendi aralarında paylaşmak ve dünyâya kendi menfâatlerine muvâfık bir nizâm vermek olan Sömürgeci Kuvvetlerin Başları, bir Dörtlü Hey’et (Âlî Hey’et) hâlinde bir araya gelmişlerdi: Fransa Başvekîli Clemenceau, İngiltere Başvekîli Llyod George, Amerikan Cumhûr Reîsi Wilson ve İtalya Başvekîli Orlando. Bu Başlara, Hâriciye Vekîlleri de refâkat ediyordu.
Osmanlı İmparatorluğu’nu yok edip onun topraklarını sömürgeleştirmeyi bir “harb hedefi” hâline getirmiş bu Dört Devlet ile arkalarındaki Gizli-Kuvvetin bu müzâkereler esnâsında aldıkları karârlardan biri, Cambon – Grey Mutâbakatı’na muvâfık sûrette Orta-Şark’ın ve Anadolu’nun paylaşılmasının têyîdi, mâmâfih bunda iki esâs tâdilâtın yapılması oldu:
Birincisi, Anadolu’dan, müttefîkleri Yunanistan’a da pay verilmesiydi. Onların karârı üzerine, Yunanlılar, 14 Mayıs 1919’da, -Wilson ve Siyonist avenesinin Amerika’sı dâhil- Îtilâf Kuvvetlerinin (İngiltere ve Fransa’nın) harb gemileri refâkatinde İzmir’e çıkarma yaparak Anadolu’yu işgâle başladılar. Bu meyânda, Şarkî Trakya da ona bağışlanmış ve İstanbul’daki İşgâl Kuvvetleri arasında yer almasına müsâade edilmişti…
İkinci mühim tâdilât ise, Anadolu’da kurulması planlanmış olan ikinci Ermenistan Devleti’nin hudûdlarının tekrâr tesbîtiydi. (Rusya’nın nüfûzu altında zâten bir Ermenistan Devleti vardı; lâkin Şoven Ermeniler, “Garbî Ermenistan”ı da taleb ediyorlardı ve bunlardan pek çoğunun hayâlhânesindeki “Garbî Ermenistan”, Anadolu’nun yarısından çoğunu ihtivâ edecek sûrette Karadeniz’den Akdeniz’e kadar uzanıyordu… Bu hayâllerle, Pâris Sulh Konferansı’nın Âlî Hey’etine de böyle bir harita sunmuşlardı… -https://fr.wikipedia.org/wiki/Partition_de_l%27Empire_ottoman#/media/Fichier:Proposed_Armenian_state_in_Asia_Minor.png; 26.8.2024-)
“Garbî Ermenistan”ın yeni hudûdlarının tâyîninin başlıca sebebi, herhâlde, Fransa’nın, “Ermeni Vilâyât-ı Sitte”si içinde kalan (Diyârbekir ve Sivas gibi) bâzı şehirleri de Cambon – Grey Taksîmine dâhil etmiş olmasıydı…
1_ec2bf433788552346aa286585f5e9b9f.jpg
“Council of Four at the WWI Paris peace conference, May 27, 1919 (candid photo) (L - R) Prime Minister David Lloyd George (Great Britain), Prime Minister Vittorio Emanuele Orlando (Italy), Premier Georges Clemenceau (France), President Woodrow Wilson (USA)” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_la_paix_de_Paris#:~:text=Elle%20consacre%20la%20disparition%20de,Tch%C3%A9coslovaquie%20et%20de%20la%20Yougoslavie.) (20.8.2024)
Pâris Konferansı’nda, “sulh” maskesi altında, dünyâyı kendi aralarında paylaşan ve dünyâya kendi menfâatlerine muvâfık yeni bir nizâm vermiye çalışan dört Îtilâfçı Devletin başları, 27 Mayıs 1919 günü, bir arada (soldan sağa doğru): Lloyd George, Orlando, Clemenceau ve Wilson… Elbette arkalarındaki “Gizli-Kuvvet”i unutmamak lâzım!
***
“Garbî Ermenistan Devleti”nin hudûdlarını tâyîn etmek işini, Wilson ve Siyonist avenesi üzerlerine almıştı. Böylece “Wilson’ın Ermenistan’ı” diye bir harita ortaya çıktı ve sonraki “Sevr Muâhedesi” haritasında da bu “Ermenistan”a yer verildi. “Sevr Muâhedesi”yle çizilen harita, -Yunanistan’a ayrılan pay ve “Wilson’ın Ermenistan’ı” hâricinde- Cambon – Grey Taksîminden başka bir şey değildi…
İşte dünyâyı sömürerek semiren Emperyalist Devletler, kendini fazla belli etmiyen arkalarındaki mâhûd “Gizli-Kuvvet”le işbirliği hâlinde, Vatanımız üzerinde böyle ameliyâtlara girişiyorlardı! (Bu vesîleyle, bir başka araştırmamızda ifâde ettiğimiz bir tesbîtimizi tekrâr ediyoruz: Emperyalizm, hemcinslerini sömürerek semirmek esâsına müstenid olduğu için, bir nevi yamyamlıktır…)
2_8e58352f8d343437ebaa6e1bb7788b34.jpg
(Şu kaynaktaki iki farlı haritayı birleştirerek: https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_la_paix_de_Paris#:~:text=Elle%20consacre%20la%20disparition%20de,Tch%C3%A9coslovaquie%20et%20de%20la%20Yougoslavie.; 20.8.2024)
Cambon – Grey Mutâbakatına göre hazırlanan Anadolu’nun sömürgeleştirilme haritası, Pâris Konferansı’nda kısmen tâdilâta uğradı: Bir taraftan, İzmir ve havâlîsi Yunanistan’a bağışlandı, dîğer taraftan, Wilson ve Siyonist avenesi tarafından “Garbî Ermenistan” haritası tekrâr çizildi ve ortaya yukarıda görülen “Wilson’ın Ermenistan’ı” çıktı… (Soldaki harita üzerinde, Amerikan Cumhûr Reîsinin damgası ve altında imzâsı bulunuyor. Sağdaki harita ise, soldaki haritada işâretlenmiş “Wilson’ın Ermenistan’ı”nın büyütülmesiyle elde edilmiştir.) “İnsan Hakları”, “milletlerin kendi istikbâllerini tâyîn hakkı” gibi maskeler kullanark milletlerin hayâtıyle böyle oynadılar ve oynamıya devâm ediyorlar!
***
1919 “Pâris Sulh Konferansı”nda dikkat çeken masonî têsîr
Arkalarındaki mâhûd “Gizli-Kuvvet”in gölgesi altında, dünyâyı kendi aralarında paylaşmak ve ona menfâatlerine muvâfık yeni bir nizâm vermek gâyesiyle “Pâris Sulh Konferansı”nda bir araya gelen dört Îtilâfçı Devletin başlarından Lloyd George ve Wilson’ın Siyonizm ve Masonlukla münâsebetleri hakkında buraya kadar kâfî mikdârda mâlûmât vermiş bulunuyoruz. Bir nebze de Orlando ile Clemenceau’dan ve Konferansta bâzı iştirâkciler tarafından müşâhede edilen masonî têsîrden bahsedelim.
Prof. Dr. Vittorio Emanuele Orlando (Palermo, 19.5.1860 – Roma, 1.12.1952), hukûk sâhasında da büyük şöhret sâhibi, Liberal temâyüllü bir siyâsetciydi. Bu Sicilyalı Devlet Adamı, ölünciye kadar İtalyan siyâsî hayâtında en yüksek mevkileri işgâl etti:
- 1897 – 1925: Palermo Vilâyetinde Partiniko şehrinin Liberal temâyüllü Meb’ûsu;
- 1903 – 1905: Maârif Vekîli;
- 1907 – 1909: Adliye Vekîli;
- 1914 – 1916: Adliye Vekîli (bu makâmı işgâl ederken, İtalya’nın Îtilâf Devletleri safında Harbe girmesi tarafdârı oldu -https://fr.wikipedia.org/wiki/Vittorio_Emanuele_Orlando; 24.8.2024);
- 18.6.1916 – 23.6.1919: Dâhiliye Vekîli
- 29.10.1917 – 23.6.1919: Başvekîl;
- 1.12.1919 – 25.6.1920: Millet Meclisi Reîsi;
- 15.7.1944 – 25.6.1946: Millet Meclisi Reîsi:
- 1946 – 1948: Kurucu Meclis Reîsi
- 1948 – 1952: Senatör.
“Pâris Sulh Konferansı”na, başında bulunduğu Hükûmetin Hâriciye Vekîli Baron Sidney Sonnino (Pisa, 11.3.1847 – Roma, 24.11.1922) ile iştirâk etmişti. Sonnino, resmî olarak Protestanlığa geçmiş Yahûdi asıllı bir siyâsetciydi. (İtalyanca Târih Sitesi “Storia XXI secolo”, Mario Avagliano, “Ebrei e fascimo, storia della persecuzione – Yahûdiler ve Faşizm; Mezâlimin Târihi”, Patria Independente, n. 6-7, giugno-luglio 2002; http://www.storiaxxisecolo.it/fascismo/fascismo18.htm; 25.8.2024) 8.2.1906 - 29.5. 1906 ile 11.12.1909 – 31.10.1910 târihlerinde Başvekîllik yapmıştır.
İtalya Meşrik-ı Âzamı’nın (Grande Oriente d’Italia) nâşiriefkârı (aylık bülteni, “Notiziario del GOI”) Erasmo’nun kovid salgını esnâsında hazırlanan Mayıs 2020 târihli 5. sayısının kapak mevzûu, “Uzaktan Olmıyan Bir Mekteb İçin (Per una scuola senza distanze)’dir. (Yeri gelmişken bir hâmiş: Bu ibâredeki “scuola”, Kemalist Uydurma Dile “okul” telaffuzuyle alınmıştır. Evvelâ “okula”, kısa bir müddet sonra “okul”… Bu uydurma kelimenin “okumak” ile bir alâkası yoktur.)
İtalya Meşrik-ı Âzamı’nın İnternet Sitesinde, bu mecmûadaki belli başlı makâleler hakkında bilgi veren kısa yazıda, “uzaktan öğretim”in mahzûrları üzerinde duran makâle tanıtılırken, Masonluğun İtalyan maârifini şekillendirmedeki rolüne dikkat çekilerek bu sâhada öne çıkan birçok sîmâ zikrediliyor, ki bunlardan biri de Orlando’dur:
“(Mecmûada işlenen mevzûlar arasında) ilk sırada, İtalyan İttihâdının sağlanmasından sonra, Masonluk tarafından, Devlete âid, meccânî ve herkese şâmil bir mekteb için verilen mücâdelenin derinlemesine bir tahlîli yer alıyor. Bu mücâdele, Meşrik-ı Âzam tarafından, birçok istikâmette ilerliyen bir kültür harekâtı çerçevesinde yürütüldü ve şu gibi Farmasonlar tarafından gerçekleştirildi: (En başta) birkaç def’a Mâarif Vekîlliği yapan ve 1877’de, ilk mektebin ilk üç sınıfını herkes için mecbûrî kılan reformu gerçekleştiren Michel Coppino… Kezâ, onu tâkîben aynı mühim makâmı işgâl eden daha başka Birâderler: Guido Baccelli, Giulio Alessio, Vittorio Emanuele Orlando, Luigi Credaro ve Edoaordo Danoe. (In primo piano un approfondimento sulle battaglie condotte nel dopo unità d’Italia dalla Massoneria in nome di una scuola pubblica, libera e per tutti, attraverso una ben gestita operazione culturale del Grande Oriente, che si espresse in più direzioni e fu portata avanti da liberi muratori come Michele Coppino, più volte ministro della Pubblica Istruzione, autore della riforma che nel 1877 introdusse l’istruzione obbligatoria per i primi tre anni dell’elementari, e altri fratelli che dopo di lui ricoprirono lo stesso importante incarico: Guido Baccelli; Giulio Alessio; Vittorio Emanuele Orlando; Luigi Credaro ed Edoaordo Daneo.) (“E’ online Erasmo n.5 maggio 2020”, 26 Maggio 2020;https://www.grandeoriente.it/e-online-erasmo-n-5-maggio-2020/; 24.8.2024) (Bu isimlerin Fransa’daki bir muâdili, Laik, yânî Masonî öğretimin bayrakdârı, Başvekîl, Dâhiliye ve Maârif Vekîli Jules Ferry’dir –1832 / 1893-)
İtalya Meşrik-ı Âzamı’nın bu medâr-ı iftihârı nâmına Palermo’da têsîs edilmiş bir Loca bulunuyor: 896 Numaralı “Loggia Vittorio Emanuele Orlando”… (“Logge Sicilia”, https://www.grandeoriente.it/chi-siamo/le-logge/logge-sicilia/; 24.8.2024)
“Dörtlü (veyâ Âlî) Hey’et”te Fransa’yı (hakkında daha evel mâlûmât vermiş olduğumuz Farmason Hâriciye Vekîli Stephen Pichon ile berâber) temsîl eden Georges Clemenceau’nun (Mouilleron-en-Pareds, 28.9.1841 – Pâris, 24.11.1929) Masonluğa intisâb etmiş olduğuna dâir bilgi bulunmuyor. Lâkin Masonlarla o derece sıkı teşrîk-i mesâî içindeydi ki onu da dîğerleriyle aynı kefeye koymamak için bir sebeb olmasa gerek… Nitekim, Başvekîl olarak kurduğu iki Hükûmette de Masonluk büyük ağırlığa sâhibdi. Pâris Konferansı esnâsında başında bulunduğu Hükûmette, Vekîl ve Müsteşâr seviyesinde, 11 Farmason bulunuyordu. (Henry Coston, La Franc-Maçonnerie au Parlement, Pâris: Éditions Documents et Témoignages, 1970, pp. 51-52) Zâten Fransa’da bütün bir III. Cumhûriyet devri (1870 - 1940), âdetâ bir Mason saltanatı mâhiyetindedir. (Sonra da bunun adına, “Demokrasi”, “halkın, cumhûrun idâresi” diyorlar! Tam bir Sabataî Münâfıklığıyle, Türkiye’deki Kemalist Totaliter Rejime de “Cumhûriyet” dendiği gibi!)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (65)
Yesevizade Alparslan Yasa
28.09.2024 - 10:20
Yayınlanma
"Pâris Sulh Konferansı"nda Rumen Murahhas Hey'etinin 4 Ağustos 1919'da intisâb ettiği (Fransa Meşrik-ı Âzamı'na tâbi olarak 1910'da, Pâris'de têsîs edilmiş) Ernest Renan Locası'nın 1921 senesi Rehberi… Devrin pek nüfûzlu gazetesi Le Temps'ın Yazı İşleri Müdürü ve Ernest Renan Locası'nın Üstâd-ı Muhteremi olan Marcel Huart, aynı zamânda, Fransa Meşrik-ı Âzamı İdâre Hey'eti Âzâsıydı.
1_b5929c29fcebd6d4574e8a0c6ed29eb0.jpg
“Pâris Sulh Konferansı”nda Rumen Murahhas Hey’etinin 4 Ağustos 1919’da intisâb ettiği (Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi olarak 1910’da, Pâris’de têsîs edilmiş) Ernest Renan Locası’nın 1921 senesi Rehberi… Devrin pek nüfûzlu gazetesi Le Temps’ın Yazı İşleri Müdürü ve Ernest Renan Locası’nın Üstâd-ı Muhteremi olan Marcel Huart, aynı zamânda, Fransa Meşrik-ı Âzamı İdâre Hey’eti Âzâsıydı. Mihai D. Drecin’in –makâlesinde- bu Locaya intisâb ettiklerini belirttiği bütün şahsıyetlerin isimleri 1921 Rehberi’nde mevcûddur; yalnız, isimler biraz Fransızcalaştırılmıştır. Nâmına Loca têsîs edilmiş olan Ernest Renan (Tréguier, 27.2.1823 – Pâris, 2.10.1892), Kemalist Totaliter Rejimin de çok îtibâr ettiği, eserlerini tercüme ettirdiği Pozitivist bir feylesof ve târihçidir. 29 Mart 1883’te Sorbon Üniversitesi’nde verdiği “L’Islamisme et la science (İslâmiyet ve İlim)” isimli konferansta, İslâmla ilmin uyuşamıyacağını, Müslümanların Avrupa Medeniyetine nisbetle geri kalmalarının başlıca sebebinin dînleri olduğunumüdâfaa etmiştir. Ulaştığı netîce şudur: “Müslümanlara hizmet etmenin en iyi yolu, onları Müslümanlıktan kurtarmaktır (Emanciper le musulman de sa religion est le meilleur service qu'on puisse lui rendre)!” (Tafsîlât için “Mustafa Kemâl’in Hastalığı Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 16-17.11.2018/58-59’a mürâcaat)
***
1919 “Pâris Sulh Konferansı”na iştirâk ederek kendi milletlerinin taleblerini İhtisâs Encümenlerine ve Âlî Hey’et’e ileten muhtelif memleketlere mensûb murahhasların da Konferansta hâssaten Farmasonluğun (binâenaleyh Siyonizmin) têsîrini farketmiş olmaları, üzerinde durulmıya değer bir husûstur. Bu mevzûda, Rumen Târih Prof. Dr. Mihai D. Drecin’in câlib-i dikkat bir makâlesi bulunuyor: Mihai D. Drecin, “Freemasonry And The Parıs Peace Conference (January 1919 – June 1920) (Farmasonluk ve Pâris Sulh Konferansı)”, Annals of the Academy of Romanian Scientists Series on History and Archaeology, Vol. 12, Nr. 2/2020, pp. 21-31. (https://aos.ro/wp-content/anale/IVol12Nr2Art.3.pdf; 24.8.2024)
Drecin’in makâlesindeki îzâhata nazaran, Pâris’deki Rumen Murahhas Hey’etine Başvekîl Ionel I. C. Brătianu riyâset ediyordu. Refâkatinde, Rumen elitini temsîl eden daha birçok şahsıyet bulunuyordu. Brătianu, Romanya ile Üçlü Îtilâf arasında imzâlanmış olan Ağustos 1916 Muâhedesinin hükümlerine riâyet etmiyen Fransız Başvekîli Clemenceau ile şiddetle münâkaşa ettikden sonra Konferansı terk ediyor ve yerini (Tıb Dr.) Alexandru Vaida-Voevod alıyor. Konferansın kulislerinde, Âlî Hey’etin tamâmının, ayrıca onlara refâkat eden daha pek çok hâriciyeci ve mütehassısın Mason olduğu şüyû bulmuştur. Bu vazıyeti müşâhede eden Vaida-Voevod, Bükreş’e dönmüş bulunan Brătianu ile uzun istişârelerden sonra, Konferans’tan Milletinin menfâatine bir netîce alabilmek için, birçok arkadaşıyle berâber, Masonluğa intisâb etmiye karâr veriyor. Kendilerine Marcel Huart müzâhir oluyor. Huart, Fransa’nın o devirde bir numaralı münevver gazetesi olan Le Temps gazetesinin Yazı İşleri Müdürü ve Ernest Renan Locası’nın da Üstâd-ı Muhteremidir. Böylece hem Vaida-Voevod, hem de Caius Brediceanu, Voicu Nițescu, Traian Vuia, Mihai Șerban, George Crișan, Ion Pillat gibi arkadaşları, 4 Ağustos 1919’da, mezkûr Loca’da tekrîs ediliyorlar. Onların bu manevrası hakîkaten semeresini veriyor ve Macaristan’la, 4 Temmuz 1920’de, Romanya’nın lehinde hükümler ihtivâ eden Trianon Muâhedesi imzâlanıyor. Bilâhare, Ernest Renan Locası’nın bu Rumen Müntesibleri, peyderpey Masonluğu terk ediyorlar… Drecin’in makâlesinin en clâlib-i dikkat pasajının İngilizce aslı şöyledir:
“Behind the stages of the Paris Peace Conference, people were claiming that Woodrow Wilson, Georges Clemenceau, Sir David Lloyd George, and Vittorio Emanuele Orlando were members of the Freemasonry, together with many other diplomats and experts in their teams. (Gheorghe Bichicean, Din istoria Francmasoneriei. Alexandru Vaida-Voevod (The History of Freemasonry. Alexandru Vaida-Voevod), 2nd Edition, Armanis Publishing House, Sibiu, 2013, pp. 49-54; Masoneria în Transilvania. Repere istorice (Freemasonry in Transylvania. Historical Milestones), coordinators: Tudor Sălăgean, Marius Eppel, 3rd Edition, Argonaut Publishing House, Cluj-Napoca, 2010.)
“Under the circumstances, following the advice of Ionel I. C. Brătianu, who was in Bucharest at the time, Alexandru Vaida-Voevod would take the necessary steps for his admission to Freemasonry. He would be accompanied in his endeavours by Caius Brediceanu, Voicu Nițescu, Traian Vuia, Mihai Șerban, George Crișan, and Ion Pillat. (Gheorghe Bichicean 2013: 59; See also: Liviu Maior, etc.) On 4 August 1919, they were admitted in the Ernest Renan lodge from Paris, with the support of Marcel Huart, the editor-in-chief of the influential daily newspaper Le Temps. The latter was also an important figure in the Ernest Renan lodge, acting as the then current Venerable Master. (Gheorghe Bichicean 2013: 55)”
1919 “Pâris Sulh Konferansı”ndaki “müstakbel İsrâil” haritası
“Pâris Sulh Konferansı”nın fevkalâde câlib-i dikkat bir vechesi de, Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı’na mensûb bir murahhas hey’etinin, bir muhtırayle, Filistin’de bir “Yahûdi Devleti” kurma talebini Âlî Hey’et’e iletmiş ve bunun zeylinde, müstakbel “Yahûdi Devleti”nin bir haritasını takdîm etmiş olmasıdır. Harita, henüz “Nil’den Fırat’a kadar” hedefine uygun olarak çizilmemiştir. Lâkin bütün göç gayretlerine, ev sâhibi olan yerli halkın irâdesini hiçe sayarak yapılmış işgâlci göçlere rağmen Filistin nüfûsunun %10’unu ancak teşkîl edebilmiş bir topluluğun o memleketin tamâmı üzerinde hakk iddiâ edebilmesi, ibretâmîz bir vâkıadır.
Siyonist Hey’eti, Chaim Weizmann’ın riyâseti altında Nahum Sokolow, Menahem Ussishkin, Aaron Aaronson ve André Spire’den teşekkül ediyordu. Bunlardan Aaron Aaronsohn (Romanya, Bacau, 21.5.1876 – Zihron Yaakov, 15.5.1919), Ordumuzu Filistin Cephesinde sırtından hançerliyen Nili câsûsluk şebekesinin müessis ve reîsiydi. (Bütün Siyonistler, kahramanlaştırdıkları bu hâinlerle pek çok iftihâr ediyor, sonra da yüzümüze sırıta sırıta “sâdık vatandaşlar” olduklarını iddiâ ediyorlar! Her milletten görünüp kendilerinden başka hiçbir milletten olmıyan ikiyüzlü millet!)
Hey’et, Muhtıra’sında, “Yahûdi Milletinin İsrâil Arâzîsi üzerindeki târihî hakkı ile Yahûdilerin İsrâil Arâzîsi üzerinde bir millî vatan kurma hakkının tanınmasını” taleb ediyordu. Yine Siyonist Hey’etinin bir başka talebi de, “İsrâil Arâzîsi üzerindeki hükümrânlığın Cem’iyet-i Akvâm’a, memleketin idâresinin ise Cem’iyetin vekîli (mandataire) sıfatıyle İngiltere’ye tevdî edilmesiydi”. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_la_paix_de_Paris#:~:text=Elle%20consacre%20la%20disparition%20de,Tch%C3%A9coslovaquie%20et%20de%20la%20Yougoslavie.; 20.8.2024)
Netîce olarak, “Pâris Sulh Konferansı” Siyonistlere “Filistin vatandaşlığı” hakkı verdiği gibi, onu tâkîb eden 19-26 Nisan 1920 San Remo Konferansı’nda da, aynen onların taleb ettiği vechiyle, Filistin’de bir manda idâresi kuruldu ve bu idâre İngiltere’ye tevdî edildi. Daha evvel de bahsettiğimiz gibi, Lloyd George, hemen Konferans akabinde, Filistin’e, Siyonist Lideri Herbert Samuel’i Yüksek Âmir (dîğer tâbirle geniş salâhiyetli Vâlî) tâyîn ederek Siyonist emellerinin tahakkukuna büyük bir hizmette bulundu.
Yukarıda, Lloyd George’un, 11 Nisan 1931 akşamında, Londra’daki Savoy Hotel’de İngiliz Siyonist Federasyonu tarafından şerefine tertîb edilen ziyâfette îrâd ettiği hitâbesinin en ibretâmîz kısımlarını nakletmiştik. Orada sarfettiği şu sözlerden, San Remo’da, “Yahûdi Milletinin İsrâil Arâzîsi üzerindeki târihî hakkının tanınması”na dâir Siyonist talebini de kabûl ettikleri anlaşılıyor:
“San Remo Konferansının nihâyetinde imzâlanan vesîkada, Yahûdi Milletinin Filistin’le olan târihî bağı ve bu memlekette Millî Yurdunu inşâ etme sebebleri resmen tanınıyordu.” “Sebebleri”, yânî “esbâbımûcibesi”, yânî “hakkı”…
Hiç şüphesiz, bu “hak”, kendi kendilerine ve kendileri için ihdâs ettikleri bir “hak”tır. Samîmî iseler, o “hakkı“, Amerika’ya, Kanada’ya, Avustralya’ya, ilh… tatbîk etseler ya! Bütün dünyâyı sömürgeleştirip talan ederken o “hakka” mı riâyet ediyorlardı?
2_7ee2fb138e7ce286f232f98d6d743290.jpg
“Carte de la Palestine présentée à la Conférence de la paix par la délégation de l’Organisation sioniste mondiale.” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_la_paix_de_Paris#:~:text=Elle%20consacre%20la%20disparition%20de,Tch%C3%A9coslovaquie%20et%20de%20la%20Yougoslavie.; 20.8.2024)
“Pâris Sulh Konferansı”na verilen Siyonist Muhtırası’nın zeylinde bu harita bulunuyordu. Yânî “Nil’den Fırat’a kadar uzanan İsrâil” değil de, “Asgarî İsrâil”… “Asgarî İsrâil”, yânî yedinci asırdan beri, yânî bin küsûr senedir Müslüman Arab Vatanı olan Filistin! Asırlardır himâyemiz altında olan Filistin! Gûyâ burası onların “târihî vatan”ıymış, binâenaleyh ebediyen onun üzerinde hak sâhibi imişler… Şâyed o devrin ve günümüzün Emperyalist Devletlerinde muazzam bir nüfûz sâhibi olmasalardı, herkes onların bu akıl-iz’ân dışı iddiâlarına güler geçerdi… Lâkin öyle olmuyor! Filistinlilere karşı bir buçuk asırdır tâkîb ettikleri jenosid siyâsetiyle, adım adım hedeflerine ilerliyorlar. Bundan sonrası: “Nil’den Fırat’a kadar”!
***
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (66)
Yesevizade Alparslan Yasa
29.09.2024 - 10:35
Yayınlanma
19. asrın sonlarından Kemalist Devlet'in teessüsüne kadar cereyân eden belli başlı hâdiseler üzerinde teemmül edince, "Sevr Muâhedesi" denilen ve Pâdişâh Vahîdeddîn Han ve Fransa tarafından tasdîk (ratifié) edilmediği için beynelmilel hukûk noktainazarından keenlemyekûn hükmünde olan bir diplomatik vesîkanın tanzîm edilmesinin esâs sebebinin, Pâdişâh ve Halîfe Vahîdeddîn Han'a (ve onun şahsında bütün Osmanlı Hânedânına ve Müslümanlığa) karşı Ankara'daki Kemalist Hükûmetin elini kuvvetlendirmek olduğu anlaşılıyor…
“Sevr Muâhedesi” tiyatrosu
19. asrın sonlarından Kemalist Devlet’in teessüsüne kadar cereyân eden belli başlı hâdiseler üzerinde teemmül edince, “Sevr Muâhedesi” denilen ve Pâdişâh Vahîdeddîn Han ve Fransa tarafından tasdîk (ratifié) edilmediği için beynelmilel hukûk noktainazarından keenlemyekûn hükmünde olan bir diplomatik vesîkanın tanzîm edilmesinin esâs sebebinin, Pâdişâh ve Halîfe Vahîdeddîn Han’a (ve onun şahsında bütün Osmanlı Hânedânına ve Müslümanlığa) karşı Ankara’daki Kemalist Hükûmetin elini kuvvetlendirmek olduğu anlaşılıyor…
Nasıl bir muhâkemeyle böyle bir netîceye ulaştığımızın anlaşılabilmesi için, Selânik Macedonia Risorta Locası’nın têsîsine kadar geriye gidilmesi, (1906-1907 senelerinde) bu Locada tekrîs edilmiş olan Ali Fethi ve Mustafa Kemâl gibi şahsıyetlerin Osmanlı Devleti ve müstakbel Türkiye hakkında ne gibi projeler tasarladıklarının bilinmesi, sonra da Siyonist Emperyalizminin ve Müttefîklerinin Osmanlı’yı toptan tasfiye siyâsetinin (ki onlar buna “Şark Mes’elesinin Hâlli” diyorlardı), -meselâ Woodrow Wilson’ın ağzından ifâde edildiği gibi- “Şark’ın –cebren veyâ her ne sûretle olursa olsun, ama mutlakâ- Garblileştirilmesi” hedefinin, Cambon – Grey Mutâbakatı’nın, hâssaten İtalya ve Fransa Masonluğunun başından îtibâren Kemalist Ekipe desteklerinin, Mütâreke devrinde İtalya’nın İstanbul’daki Fevkalâde Büyük Elçisi, müteâkiben muhtelif İtalyan Hükûmetlerinde Hâriciye Vekîli, Farmason Kont Sforza’nın -İtalyan asıllı Madam Corinne’le alâkası mâlûm olan- Mustafa Kemâl’i himâyesinin, daha Millî Mücâdelenin başlangıcında Fransa ve Bolşevik Rusya ile têsîs edilen münâsebetlerin ve bunların netîcesinde akdedilen îtilâfnâme ve muâhedenâmelerin, v.s. göz önünde bulundurulması lâzımdır. Binâenaleyh “Sevr Muâhedesi”nin aslında bir tiyatro olduğuna dâir muhâkememizin delîllerini, Macedonia Risorta Locası’na kadar gerilere giderek ve onları mümkün mertebe muhtasar tutmıya çalışarak serdedeceğiz.
Mustafa Kemâl ve Ali Fethi, daha 1900’lü senelerde, Osmanlı’nın tasfiyesi ve yerine Laik bir Devlet kurulması dâvâsı güdüyorlardı
“Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı (hakîkî muâsır târihimizi büyük ölçüde gün ışığına çıkaran) vâsi araştırmamızda, hayâtlarının sonuna kadar birbirine sâdık kalmış Cemâatdaş dört arkadaşın, Mustafa Kemâl, Ali Fethi, Ali Fuad Erden ve Mustafa İsmet’in muâsır târihimizde hep berâber nasıl birinci dereceden rol oynadıklarını –her zamânki gibi- müsbit vesîkalarla ve tafsîlâtıyle îzâh etmiştik.
Hepsi de İTK Komitacısı ve Mason olan bu dört Cemâatdaş, daha gencliklerinde (yânî 1900’lü senelerden îtibâren), Pâdişâhı, Halîfesi, Gayr-i Türk beldeleriyle Osmanlı İmparatorluğu’nun toptan tasfiye edilmesi, onun yerine (târihî şahsıyetleri kaybettirilmiş gûyâ) “Türklerden” müteşekkil, bütünüyle Avrupacı, Laik bir Devlet kurma dâvâsı güdüyor ve bu fikirlerini dost muhîtinde propaganda etmekden de çekinmiyorlardı. Hattâ, Selânikli olan ve aralarında lider olarak öne çıkan arkadaşları, kurulacak Avrupacı Laik Devlet’in başı olmak için planlar yapıyor, arkadaşlarını (meselâ Dr. Tevfik Rüştü Aras’ı) o Devlet’in hangi makâmlarında istihdâm edeceğini kendilerine tâ o zamândan haber veriyordu…
Bu dörtlüden Mustafa Kemâl, Emanuele Carasso’nun Üstâd-ı Muhteremi olduğu ve Grande Oriente d’Italia’ya tâbi Macedonia Risorta (Maçedônya Risôrta) Locasında, 27 Eylûl 1907’de tekrîs edilmiş ve ömrünün sonuna kadar da ona sâdık kalmıştır. Onun Masonluğa intisâbına delâlet eden Ali Fethi (Okyar) ise, aynı Locada, muhtemelen 1906 senesinde tekrîs edilmişti. Aralarındaki yakınlık ve İTK Komitacısı olarak faâliyetleri düşünüldüğünde, Mustafa İsmet (İnönü) ile Ali Fuad Erden’in dahi o senelerde tekrîs edilmiş oldukları istidlâl edilebilir; yalnız, Locaları mechûlümüzdür. (Aynen Celâl Bayar ve daha pek çokları gibi…) (Bu husûslarda mevsûk tafsîlât, başta “Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok?” başlıklı araştırmamız olmak üzere, muhtelif araştırmalarımızda bulunuyor.)
“La Loggia Macedonia Risorta di Salonicco”, daha evvel mevcûd olup “uykuya yatmış” bulunan “Macedonia” Locası’nın yeni isimle devâmıdır ve 1900 senesi güzünde, İtalya Meşrik-ı Âzamı’nın Yahûdi Üstâd-ı Âzamı Ernesto Nathan’ın Selânik’e gönderdiği (kendisinin halefi olan Üstâd-ı Âzam) Ettore Ferrari ile o zamân İtalyan tâbiyetinde bulunan Selânikli Avukat ve İş Adamı Emanuele Carasso’nun gayretleriyle tekrâr têsîs edilmiştir. Ona “Dirilen Makedonya” isminin verilmesi bu sebebledir. (Angelo Iacovella’nın Gönye ve Hilâl ünvânlı eserinde –Müt.: Tülin Altınova, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yl., 1999, 2. baskı, ss. 36 v.d.-, mezkûr Loca hakkında, daha evvel Türkiyeli Masonların dahi vâkıf olmadıkları mufassal mâlûmât mündericdir. İsminden Yahûdi olduğu anlaşılan bu hanıma, âşikâr vâkıalar hakkındaki yanıltıcı yorumları bir tarafa, muâsır târihimizin perde-arkasını aydınlatan çok kıymetli mâlûmâtı muhtevî bu kitabı için müteşekkiriz.) İttihâd ve Terakkî Komitası, 1906’da, Carasso’nun öncülüğünde, bu Locada têsîs edildi. Bu sebeble, bu ihtilâlcı fırkaya biz “Macedonia Risorta İTK’sı” diyoruz; ki bu fırka, bilâhare, Sabataî Dr. Nâzım Bey’in gayretleriyle, Farmason Dr. İbrâhim Temo, Farmason Dr. Abdullâh Cevdet, v.s.’nin têsîs ettiği ve kendi başına ihtilâl yapabilecek kâbiliyette olmıyan ilk İTK ile birleşmiştir. Macedonia Risorta Locası, İtalyan Konsolosluğu’nun himâyesi altında olduğu gibi, Veritas, Perseverancia ve sâir Localar da Fransız ve İspanyol Konsolosluklarının himâyesi altındaydı. Bu sebeble, İTK, bütün bu Emperyalist Devletlerin himâyesi altında rahatça faâliyet gösterebiliyordu. Zâten 1878 Berlin Muâhedesi’nden sonra, “ıslâhat” masalıyle bütün Balkanlar’da Osmanlı nüfûzunu asgarîye indirmişlerdi…
1_19c0a23523a94fd6678af3ce5d6134f9.jpg
(https://www.facebook.com/photo/?fbid=3691743184242143&set=in-the-photograph-masonic-lodge-in-izmir-100-years-1909-2009-of-the-grand-lodge-; 30.8.2024)
Macedonia Risorta Locası (“La Loggia Macedonia Risorta dell’oriente di Salonicco”) ile Meşrik-ı Âzam-ı Osmânî’nin damgaları… (İkincisinin damgasının ortasında, “Magen David” vardır.) Bir kerre daha tekrâr ediyoruz: Muâsır târih araştırmalarında, Siyonizm ve Masonluk âmillerini dikkate almamak, târihi peşînen tahrîf etmekdir.
***
Mustafa Kemâl’in –daha 1900’lü senelerde (1907 civârında)- Osmanlı’yı tasfiye edip yerine Anadolu’yle mahdûd Laik bir Devlet kurma projesi hakkında, evvelki araştırmalarımızda, mevsûk mâlûmât vermiştik. (Meselâ “Kemalizm İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?”, Yeni Söz, 20.12.2017 – 9 Ocak 2018, her gün tam sayfa 21 tefrika.) Verdiğimiz mâlûmâtın başlıca kaynakları, Org. Ali Fuad Cebesoy, Falih Rıfkı Atay ve emsâli şahsıyetlerdir. Bu mâlûmâtı burada tekrâr etmiyeceğiz.
Aslında, Ali Fethi’nin (Okyar; Makedonya, Pirlepe, 1881 – İstanbul, Nişantaşı, 7.5.1943, Zincirlikuyu Mez.) Mustafa Kemâl’inkiyle tamâmen aynı mâhiyetteki projesini de, daha evvel, “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı araştırmamızda bahis mevzûu etmiş olduğumuz hâlde, burada ona yer vereceğiz; çünki evvelki mâlûmâtı yeni veri ve yorumlarla zenginleştirmek istiyoruz. Ayrıca, muhâkememizin mesnedinin kavranması için hiç olmazsa bu misâli zikretmek mecbûriyetindeyiz. (Mezkûr araştırmamızda Ali Fethi Okyar hakkında mufassal ve mevsûk mâlûmâtın münderic olduğu tefrikalar: Yeni Söz, 6-18.11.2018/48-60. Bu tefrikalarda en geniş yeri, -muhâlifleri gün ışığına çıkarıp toptan tasfiye etmek, sonraki Târih, Dil, Dîn İnkılâblarının yolunu açmak için tasavvur edilmiş- “Serbest Cumhûriyet Fırkası stratejisi”nın îzâhı işgâl ediyor. Ayrıca, Ali Fethi’nin hem Mustafa Kemâl, hem de Mustafa İsmet ile bir ömür süren yakın münâsebetlerine de dikkat çekilmiştir. Öyle ki Ali Fethi, son iki ayını –Milletin fakr-u-zarûret içinde yaşadığı bir devirde, sırf “Ebedî Şef”in gönlü olsun diye, Hükûmet tarafından muazzam bir bedel ödenerek satın alınan- Savorana yatında geçiren Mustafa Kemâl’e, Ali Fuad Cebesoy’le berâber, Temmuz 1938’de, 22 gün refâkat ederek sonuna kadar ona merbûtiyetini göstermiş ve “Büyük Şef” de Cumhûr Reîsliği mührünü ona emânet etmiştir…)
Ali Fethi’nin Osmanlı’yı tasfiye, onun yerine, Anadolu’yle mahdûd Laik bir Devlet kurma projesi
Ali Fethi’nin, “müstakbel Türkiye” hakkında Mustafa Kemâl’e muvâzî bir projeyi onunla aynı târihlerde dost muhîtinde yüksek sesle dile getirdiğini bize nakleden, mezkûr Dörtlüden Ali Fuad Erden’dir. Buna dâir hâtırasını, İsmet İnönü kitabının (İstanbul: Burhanettin Erenler Matbaası, 1952, 245 s.) “İhtilâl” Faslında anlatıyor. Bu hâtırayı naklederken arkadaşı Ali Fethi’yle mutâbık olduğunu beyân etmesi, aynı fikrin, o halkaya dâhil Mustafa İsmet’te, hattâ, istidlâlen, İttihâdcıların mühim bir kısmında da revâcda olduğunu gösterir. Zâten bütün lider kadrosunun “feyz menbâı”, Selânik’deki İtalyan, Fransız ve İspanyol Locaları değil miydi? Bu meyânda, Ali Fethi ve arkadaşlarının, Kıbrıs’ı dahi Türk Vatanının bir parçası olarak görmemeleri, hâssaten dikkate şâyândır. Nitekim, Kemalist Hükûmetler, ne Lozan’da, ne de sonrasında, Kıbrıs’a, On İki Ada’ya, Garbî Trakya ve Musul’a sâhib çıkmamışlar, Kıbrıs Mes’elesi de ancak Kıbrıslı Türklerin çok büyük gayret ve mücâdeleleriyle Türkiye efkârıumûmiyesine mâl olabilmiştir. (Bu kat’î vâkıaya rağmen, Kıbrıslı Türklerin dâvâlarını Kemalizme sığınarak müdâfaa etmiye kalkışmaları ne kadar abesdir!) Daha o günden benimsedikleri Türkiye haritası, Avrupalı Emperyalistlerin ve arkalarındaki “Gizli-Kuvvet”in çizdiği Türkiye haritasına geniş mikyâsta uymaktadır.
Hâtıra mahalli İstanbul’dur. Târihe gelince, Erden, bunu dolaylı olarak belirtiyor: “Avusturya-Macaristan Bosna ve Hersek'i ilhâk etmişti.” Bu ipucundan, târihin, Ekim 1908 olduğuna hükmedebiliyoruz. Zîrâ, her ne kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (Berlin Muâhedesi hükmünce) Bosna-Hersek’i 1878’de işgâl etmiş bulunuyorsa da, hukûken, bu memleketin Osmanlı ile olan bağı devâm ediyordu. Lâkin 5 Ekim 1908’de, mezkûr İmparatorluk, Bosna-Hersek’i re’sen ilhâk etti ve bu da Osmanlı ricâli ve efkârıumûmiyesinde büyük infiâl doğurdu. (Zafer Çakmak, “Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i İşgali ve Sonrasında Osmanlı Devleti ile Yaptığı Antlaşma”, Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, 2003/4: 16-20) Hâlbuki Ali Fethi ve arkadaşları bu infiâlle alay ediyorlar, çünki Bosna-Hersek’in kaybı, onların projelerine muvâfıktır:
“Ali Fethi ile Ramazan gecesi Şehzadebaşında bir çaycıda otururken beyaz keçe külâh giymiş vatandaşlar caddeden geçtiler. Avusturya-Macaristan Bosna ve Hersek'i ilhak etmişti. Fes Avusturya mamulâtından olduğu için bu vatandaşlar fese karşı gösteri yapıyorlardı.
“Ali Fethi bu manzara karşısında dedi ki: ‘- Şu hale bakınız! Bosna-Hersek bizim mi idi? Şarkî Rumeli [başşehri Filibe olan Şarkî Rumeli Vilâyeti], Girit, Mısır bizim midirler? Kıbrıs, Aden, Hadramut, Elhasa, Umman, Maskat, Kuveyt, Bahreyn bizim midirler? Bütün bu yerler, Memâlik-i Osmaniye haritasında bizim rengimize boyalıdır. Yalan! Yalanı ve maziyi tasfiye etmeli! Cesurane bir ameliye-i cerrahiye ile kangren olmuş uzuvları kesmeli; vatanımızın hudutlarını keskin bıçakla tahdit ve tesbit etmeliyiz. Ve bu vatanın tam istiklâlini temine çalışmalıyız; gerçek siyaset takip etmeliyiz.'
“Bu görüş çok doğruydu. Lâkin bu sözleri söyliyen Ali Fethi Bey bu kanaat ve fikrini infaz ve icra ettirecek mevkide değildi.” (Ali Fuad Erden, İsmet İnönü, İstanbul: Burhanettin Erenler Matbaası, 1952, s. 36)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (67)
Yesevizade Alparslan Yasa
30.09.2024 - 00:00
Yayınlanma
Erden'in İsmet İnönü kitabına ilk def'a İnönü Vakfı'nın İnternet Sitesi üzerinden ulaşmış ve oradaki metinden iktibâslar yapmıştık.
Kitabları, metinleri tahrîf etmenin bir yolu da, onları Uydurmacaya çevirmekdir
Erden’in İsmet İnönü kitabına ilk def’a İnönü Vakfı’nın İnternet Sitesi üzerinden ulaşmış ve oradaki metinden iktibâslar yapmıştık. Fakat kitabın dili Uydurmacaydı. Her ne kadar, Erden’in de “Büyük Şef”in “Dil İnkılâbı”na uyduğunu, hattâ askerî ıstılâhların Uydurma calıştırılmasında “Büyük Şef”ine bir hayli yardımcı olduğunu biliyorsak da, kitabın têlîf edildiği 1950’li senelerde o Uydurma Dil büyük ölçüde terk edilmiş, “Büyük Şef”in vefâtından sonra, umûmî dile, bilhassa gazete diline tekrâr Târihî Türkce hâkim olmuştu. Resmî Dilde dahi Uydurmaca kelimeler bir hayli azalmıştı. Bu cihetle, Erden’in, 1952’de bu kadar bozuk bir dil kullanmış olmasına ihtimâl veremiyorduk. Nihâyet, yakın zamân evvel, bahis mevzûu kitabın bir nüshasını -İnternet üzerinden- bir sahafta bulduk ve hemen getirterek merâkla tedkîk ettik. Tahmîn ettiğimiz gibi, İnönü Vakfı’nın Sitesindeki metnin dili, kitabın orijinal dili değildi; üstelik, bir hayli lâubâlî bir şekilde Uydurma calaştırılmıştı!
İşte bu da târihî vesîkaları, kitabları, umûmî olarak metinleri tahrîf etmenin bir başka yoludur! Her şeyden evvel, müellifin üslûbu bozuluyor; binâenaleyh metin büyük ölçüde müellife âid olmaktan çıkıyor, başka bir kılığa bürünüyor… Düşünmeli ki her “iyi metin” ne zahmetlerle yoğrulmuştur! Müellifi, ona nihâî şeklini verinciye kadar her kelimesi, her cümlesi üzerinde def’alarca düşünmüş, taşınmış, onları uzun uzun tartmış, belki def’alarca değiştirmiş, içine sinen kelime ve cümlelere ulaşıncıya kadar ne sıkıntılar çekmiştir! Dîğer taraftan, Türkcenin kelimelerine illâ Uydurmaca bir karşılık bulma saplantısıyle, mefhûmlar da katlediliyor. Meselâ yukarıda naklettiğimiz metindeki “Avusturya-Macaristan Bosna ve Hersek'i ilhak etmişti” cümlesinde bulunan “ilhâk etmek” yerine, -İnönü Vakfı tarafından- “almak” fiili ikâme edilmiştir. Bu, aynı şey midir?
Kemalistlerin, güzelim Türkcemizle oynıya oynıya onun yerine nasıl köksüz, zevksiz ve daralmış (üstüne üstlük bir de Frenkleşmiş!) bir resmî dil ikâme etmiş olduklarını göstermek için, aşağıda, aynı metnin İnönü Vakfı tarafından Uydurmacalaştırılmış hâlini de takdîm ediyoruz. Lâkin Milletimiz aslî şahsıyetine o derece yabancılaşmış bulunuyor ki korkarız, iki metni mukâyese edip asıl metnin dil güzelliğini takdîr edecek pek az kimse çıkacaktır!
“Ali Fethi ile Ramazan gecesi Şehzadebaşı'nda bir çaycıda otururken beyaz keçe külah giymiş vatandaşlar caddeden geçtiler. Avusturya-Macaristan Bosna ve Hersek'i almıştı. Fes Avusturya ürünlerinden olduğu için bu vatandaşlar fese karşı gösteri yapıyorlardı.
“Ali Fethi bu manzara karşısında dedi ki: ‘- Şu hale bakınız! Bosna-Hersek bizim mi idi? Doğu Rumeli [Başşehri Filibe olan Şarkî Rumeli Vilâyeti], Girit, Mısır bizim midirler? Kıbrıs, Aden, Hadramut, Elhasa, Umman, Maskat, Kuveyt, Bahreyn bizim midirler? Bütün bu yerler, Osmanlı ülkesi haritasında bizim rengimize boyalıdır. Yalan! Yalanı ve geçmişi yok etmeli! Cesurane bir ameliyatla kangren olmuş organları kesmeli; vatanımızın sınırlarını keskin bıçakla sınırlandırmalı ve saptamalıyız. Ve bu vatanın tam bağımsızlığını sağlamaya çalışmalıyız; gerçek siyaset izlemeliyiz.'
“Bu görüş çok doğruydu. Lakin bu sözleri söyleyen Ali Fethi Bey bu kanaat ve düşüncesini yürütecek ve yerine getirecek mevkide değildi.” (Erden, İsmet İnönü, “İhtilâl” Faslı, Uydurmaca metin; https://www.ismetinonu.org.tr/ali-fuad-erden-ismet-inonu/; 14.8.2018)
Bir kitabın diliyle bu şekilde oynamak, binâenaleyh onu tahrîf etmek, ne büyük bir haddini bilmezlik, ne büyük bir hakka tecâvüzdür! Hele böyle bir ameliyât bir edebî eser üzerinde yapılırsa, bu tam bir hâinlik, bir “teammüden cinâyet” olur! Memleketimizde bu çeşid tahrîfkâr neşriyâtı önleyici kânûnlar bulunmalıydı! Hele ki tercümeler yoluyle yapılan tahrîfâtı, hele ki tercüme sahtekârlıklarını!
Bu vesîleyle mezkûr Vakfın bir başka aybını da farketmiş bulunuyoruz:
Sahaftan getirttiğimiz orijinal nüsha, Erden’in kızı Ayla Ökmen tarafından Vakf’a hediye edilmiştir. Vakıf, kitaba kırmızı bir cild yaptırmış, başındaki cild sayfasında hediye olduğunu tasrîh etmiştir. Büyük mânevî kıymeti hâiz böyle bir kitabın sahafa düşmüş olması, vefâsızlık değil midır?
Ali Fethi’nin Osmanlı Pâdişâh ve Halîfesi Abdülhamîd Han düşmanlığı
Cemâat terbiyesiyle daha çocukluklarından îtibâren mâhir birer Komitacı olarak yetişen bu insanlar, Osmanlı/Müslüman Kültüründen ve onun başı olan Pâdişâh-Halîfeden nefret ediyorlardı. En büyük hedefleri, Müslümanların Reîsini al aşağı etmekdi. Bunun ilk merhalesi, Abdülhamîd Han’ı, nihâî merhalesi de topyekûn Osmanlı Hânedânını ve onun temsîl ettiği bütün millî değerleri tasfiye etmekdi.
Ali Fethi’de de tezâhür eden bu Cemâat terbiyesine dâir üç arkadaşının şahâdetine mürâcaat ediyoruz. Onlardan öğreniyoruz ki o, daha Erkânıharbiye sınıflarında, Osmanlı’ya, onun kalbgâhı olan Yıldız Sarayı’na (aynen Şoven Ermeni tedhîşçileri gibi) bomba koymayı düşünecek kadar taşkın bir kînle doluydu. Her ne kadar orayı bomba ile berhavâ edemedilerse de, “31 Mart” tertîbiyle Halîfeyi al aşağı etmiye muvaffak oldular ve bütün Hânedân efrâdı, Saray’da günlerce mahpus tutulup birçok ezîyete dûçâr edildikden sonra Pirlepe Cemâatine ve Macedonia Risorta Locası’na mensûb Binbaşı Ali Fethi tarafından teslîm alınarak Gar’a götürüldü; oradan trenle “La Jerusalén de los Balcanes”e sevkedildi ve Yahûdi Allatini’lerin Köşküne hapsedildi. Artık Dârülhilâfe “La Jerusalén de los Balcanes”e esîr düşmüştü ve bu esâretten günümüze kadar kurtulamadı… Bu meyânda, Yıldız Sarayı’nın zenginlikleri de, İTK soyguncuları tarafından yağmalandı. O Saray ki -1909’da- hem Osmanlı Şûrâ-yı Âlîsi’nin, hem de Osmanlı Meşrik-ı Âzamı’nın müessislerinden, 33 Dereceli Sabataî Farmason Miralay (bilâhare Paşa) Ali Gâlib Pasiner’e teslîm edilmişti ve beş kişilik İttihâdcı Farmason Hey’eti orada Pâdişâh-Halîfe Abdülhamîd Han’a hal’ini teblîğ ederken, (onlara nezâret eden) Ali Gâlib (altıncı kişi), Sabataî Cemâatini ve Avukat Emanuele Carasso, Siyonist Âlemini temsîl ediyordu!
İnönü, Gençlik Hâtırâtı'nda: “Fethi Okyar, Erkânıharb sınıflarında ad bırakmıştır.” diyor. (İsmet İnönü'nün Hatıraları; Genç Subaylık Yıllarım; 1884-1918, İnönü'nün ağzından teype kaydederek neşre hazırlıyan: Sabahattin Selek, İstanbul: Cumhuriyet Gazetesi Yl., 1997, s. 20)
Onun bu ifâdesinden ne anlamak lâzım? O, nasıl bir “ad bırakmıştı”? Onun bu müşâhedesine, arkadaşları Ali Fuad Cebesoy ile Ali Fuad Erden açıklık getiriyorlar:
“(Erkânıharbiye günlerinde) Ali Fethi ateş püskürüyor, bir eliyle Yıldız Sarayı'nı işaret ederek: ‘- Hep oradaki adamın başının altından çıkıyor bunlar! Sarayı başına yıkılmadıkça rahat yok! Elime fırsat geçse oraya bomba koyarım!' diyordu.
“Bahsettiği kimse, Sultan Hamid'di. 23 temmuz 1908 de sarayı değil, fakat onun istibdat idaresi yıkılmış, dokuz ay kadar sonra da 27 nisan 1909 da hal'edilerek muhafaza altında Selânik'e gönderilmişti. Tesadüfe [?] bakın ki Abdülhamid'i Selânik'e götüren muhafız, Fethi Okyar'dan başkası değildi.” (Ali Fuad Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul: İnkılâp ve Aka Yl., 1981, 2. baskı –ilk baskı: 1967-, ss. 45-46)
1_2e8502efccb43fd3eb6d661566be3339.jpg
(https://www.pingudumuzayede.com/en/product/7386434/ali-fethi-okyar-paris-askeri-atesesi-ali-fethi-bey-ali-fethi-okyar; 28.8.2024) (https://mustafakemalim.com/ataturk-picardie-manevralarinda-fransa-28-eylul-1910/; 12.8.2018)
Pirlepe Cemâatine mensûb Ali Fethi de, Selânik Cemâatine mensûb Mustafa Kemâl gibi, çocukluğundan îtibâren sıkı bir Komitacı olarak yetişmişti. Ölünciye kadar merbût kaldığı arkadaşıyle berâber, 1908-1909 İttihâdcı İhtilâlinin de, 1919-1923 Kemalist İhtilâlinin de en ön safında bulundu ve Devletin en yüksek mevkilerini işgâl etti. Daha 1900’lü senelerde, onun da programı belliydi: Pâdişâhı, Halîfesi ve “Gayr-i Türk beldeleriyle” Osmanlı’yı toptan tasfiye edip yerine Anadolu’yle mahdûd Avrupacı, Laik bir Devlet kurmak… Soldaki resim, o, Binbaşı rütbesiyle Pâris’de Askerî Ataşe iken çekilmiştir. Resmin üzerinde, İtalyanca “Fety Bey, addetto militare a Parigi (Fethi Bey, Pâris’de Askerî Ataşe)” yazılıdır. Sağdaki resimde ise, Kolağası Mustafa Kemâl ile berâber iştirâk ettiği 12-18 Eylûl 1910 Picardie Tatbîkâtı esnâsında, iki arkadaş, Frenk arkadaşlarıyle berâber poz veriyorlar ve onlardan tefrîk edilemiyorlar… Daha 1910’da, nasıl bir “Türkiye” inşâ etmek istedikleri bellidir! Milletimiz, o zamânlar, asırlardır devâm eden derin bir gaflet uykusu içindeydi; aradan bir asır geçti, hâlâ uykusuna devâm ediyor! Başına gelen bin bir musîbetten de ders almadı! Acabâ onu uyandırmak için daha ne yapmalı?
***
Erkânıharbiye talebesi Ali Fethi’nin, bütün Siyonist-Farmason Emperyalistler ile Müttefîklerinin diş biledikleri, en büyük zaafı merhamet olan (ki bedeli Milletimize pek ağır olmuştur) bir Hâkanı kanlı kâtil olarak gösterecek kadar hayâsızca bir propagandayle hakîkî şahsıyetini tahrîf ettikleri, ne pahasına olursa olsun devirmiye azmettikleri Pâdişâha karşı onlarla aynı tavır içinde olduğuna, -Ali Fuad Cebesoy gibi- yine en yakın arkadaşlarından Ali Fuad Erden de şahâdet ediyor. Erden’in orijinal metnini, İnönü Vakfı’nın metnindeki Uydurmaca kelimeleri mûteriza içinde göstererek iktibâs ediyoruz:
“Pirlepeli Ali Fethi –Okyar- ile Erkân-ı Harbiye (Kurmay) namzedi (adayı) mektebinde (okulunda) aynı sınıfta idik. O, sınıfın birincisi idi; ben ikincisi idim.
“Ali Fethi gayet zekî (zeki), münevver (aydın), hür fikirli (özgür düşünceli) idi.
“Ali Fethi bir gün bana, dershanenin penceresinden Yıldız istikametini (yönünü) göstererek: ‘- Abdülhamid idaresi (yönetimi) vatanı felâkete (felakete), izmihlâle (yok olmaya doğru) götürüyor. Bu idareyi (yönetimi) yıkmalı! Yok etmeli! Bu vazife (görev) bize, genç Erkân-ı Harplere (Kurmaylara) düşer. Eğer vazifemizi (görevimizi) yapmazsak gelecek nesiller (kuşaklar) bize lânet (lanet) edeceklerdir.' demişti.
“Ali Fethi'yi pek sever ve sayardım ve onun bu gibi enerjik ve imanlı (inançlı) sözlerinden zevk duyardım. [Ali Fethi Bey dört beş yıl sonra, Hareket Ordusunun Davut Paşa – Topkapı – Aksaray - Beyazıt yolunu takip eden bir hücum kolunun komutanı olarak İstanbul'a girdi ve tahtından indirilen Abdülhamid'i Selânik'e götürdü.]” (Ali Fuad Erden, İsmet İnönü, 1952, “Ali Fethi Bey – İsmet Bey” Faslı, s. 33. Son cümledeki köşeli mûteriza, Müellife âiddir. Erden’den naklettiğimiz her iki pasajda tek Uydurmaca kelime mevcûddur: Mustafa Kemâl’in –Fransızca “commandant” kelimesini bozarak uydurduğu- “komutan” kelimesi! Aynı şekilde, “Selânik Zekâsı”nın uydurduğu “Güneş-Dil Teorisi”ne göre, “commande” ve “commandement”ı “komut”, “komuta”, “commander”yi “komuta etmek” yapmıştır… Hâmiş: Fransızcada “la commande”ın birinci mânâsı, sipâriş, ikinci mânâsı, kumanda âletidir.)
“Selânik Zekâsı”nın bir temsîlcisi: Ali Fethi
“Selânik”in, “Selânikli”nin ne olduğu mâlûm! Tabîatiyle, “Selânik Zekâsı” da o Cemâatin zekâsı! Îtirâf etmek lâzım ki pek işlek, pek hünerli bir zekâ! Ona daha birçok sıfat ilâve edilebilir, ama bu kadarıyle bırakalım! Sözün özü, bu Zekâ, “Osmanlı Zekâsı”nı alt eden Zekâdır!
İşte Ali Fethi, bu “Selânik Zekâsı”nın bir temsîlcisi olmakla iftihâr ediyor ve mezkûr iki Zekâ arasındaki çatışmayı kendi Zekâlarının kazanacağına muhakkak nazarıyle bakıyor. Yine Ali Fuad Erden’den naklediyoruz:
“1324 (1908) yılı ilkbaharında Selaniğe gitmiştim.
“Selânik o zaman hürriyet kıvılcımlarının saçılmaya başladığı ihtilâl öncesi devrini yaşamakta idi. Makedonya'da, Bulgar, Sırp, Yunan ve Ulah çeteleriyle her gün müsademelerr olmakta idi. Ve Makedonya kan ve ateş içinde idi.
“İttihat ve Terakki merkez-i umumîsi Selânikte idi. Genç Kurmay subaylar –Ali Fethi (Okyar), Enver (Paşa), Cemal (Paşa), Hafız Hakkı (Paşa), Mustafa Kemal, Ali Fuad (Cebesoy) Beyler– cemiyet mensuplarından ve ileri gelenlerindendi. [“Kurmay subaylar” tâbiri de, Mustafa Kemâl’in uydurmalarındandır…]
“Ali Fethi'nin, dört yıl önce, mektepte, Abdülhamid idaresini yıkmakla görevli gördüğü genç Kurmaylar bu vazifeyi ifa etmek için fîlen çalışmaya koyulmuşlardı. [Erden’in bu paragrafındaki “görev” de uydurmadır ve Türkcesi olan “vazîfe” ile bir arada kullanılmıştır…]
“O sırada Selânik merkez kumandanı Nazım Bey –Enver Bey'in eniştesi– Genç Türkler tarafından vurulmuştu. Cemiyet tarafından –kendi eniştesi hakkında– verilen idam kararına Enver Bey de iştirak etmişti. Genç Türkler hakkında tahkikat ve takibat için Abdülhamid tarafından Selâniğe bir heyet gönderilmişti. Ali Fethi bana:
‘- Selanik zekâsının icat ettiği bir hareketekarşı gönderilen şu adamlara bakın! Ne gülünç şey! Bunların oturdukları oteli bu gece havaya uçurmak bizim için işten bile değil; fakat arada mâsum kanının da akmasını istemiyoruz.' demişti.” (Erden, İsmet İnönü, 1952, “İhtilâl” Faslı, ss. 34-35. Metnin aslında, Ali Fethi’nin sözleri koyu dizilerek vurgulanmıştır.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (68)
Yesevizade Alparslan Yasa
02.10.2024 - 12:00
Yayınlanma
1968'de Londra'da neşredilen yüksek tirajlı History of the 20th Century (20. Asrın Târihi) mecmûasının kapağında ve iç sayfasında, bütün Siyonist ve Farmasonların, her cinsden Emperyalistlerin, ayrıca içimizdeki "Sömürge Beyinliler"in düşman oldukları, dâimâ şahsıyetlerini tahrîf ve tezyîf ederek gösterdikleri mazlûm Abdülhamîd Han ile Müslüman ("Mürteci") Türk Milleti…
1_17dfd159b6ac8eaa812ceba50923747c.jpg
1968’de Londra’da neşredilen yüksek tirajlı History of the 20th Century (20. Asrın Târihi) mecmûasının kapağında ve iç sayfasında, bütün Siyonist ve Farmasonların, her cinsden Emperyalistlerin, ayrıca içimizdeki “Sömürge Beyinliler”in düşman oldukları, dâimâ şahsıyetlerini tahrîf ve tezyîf ederek gösterdikleri mazlûm Abdülhamîd Han ile Müslüman (“Mürteci”) Türk Milleti… Onların hayâsız propagandasına nazaran, Müslüman Türk, Cennet’teki “şehevî hûrîler”e kavuşmak aşkıyle sayısız kelleler uçuran, mâmûr beldeleri harâbeye çeviren bir barbardır… Nisan 1876’da Osmanlı Hükûmeti Bulgar komitacılarının isyânını tenkîl edince, İngiltere’nin Mason Devlet Adamı Gladstone’un yazdıklarını hatırlıyalım: “Avrupa’ya ilk def’a girdikleri o karanlık günden beri, hey’et-i umûmiyeleri îtibâriyle, İnsanlık Âleminin en büyük insanlık düşmanı nümûnesi oldular. Nereye gitseler, arkalarında, iz hâlinde, uzanıp giden geniş bir kan hattı onları tâkîb ediyor ve hâkimiyetleri nereye uzansa oraya kadar medeniyet gözden kayboluyordu. Her yerde, kânûna değil, zorbalığa dayalı hükûmetin temsîlcileriydiler. Bu hayâtlarının rehberi, müdhiş bir muktadderât inancı ile, âhirette, şehevî bir cennet ümîdi idi.” Hz. Îsâ A.S.’a atfedilen şu söz ne güzeldir: “Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar; o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün!”
***
Ali Fethi’nin İslâm düşmanlığı
Cemâatinin en azından kısm-ı âzamı gibi, sâdece Osmanlı düşmanı değil, keskin bir İslâm düşmanıydı da. Çekirdekden böyle yetişiyorlar! (Filvâki, Osmanlı’ya düşman olan, nasıl İslâma dost olabilir? Bittabi, iyi niyetli, yapıcı tenkîd başka şey, düşmanlık başka şeydir.)
Sâdece İslâma lâkayd olsalar, “Sizin Dîniniz size, bizim Dînimiz bize!” denilir geçilir… Fakat öyle olmuyor: İslâmı yıkmak, Milletimizi ondan tamâmen koparmak emeli güdüyorlar! Nitekim, hayâllerindeki “Laik Devlet” kuvveden fiile çıkınca, bütün gayretleriyle bu istikâmette çalıştılar ve -Milletimiz uyumıya devâm ettiği için de- pek geniş mikyâsda emellerine nâil oldular!
Ali Fethi’nin –aslında, mezkûr Dörtlünün ve Cemâatlerinin tamâmı gibi- koyu bir İslâm düşmanı olduğuna dâir şâhidimiz rahmetli Kâzım Karabekir Paşa’dır. Onun Hâtırât’ından naklediyoruz.
Kâzım Karabekir, 18 Temmuz 1923'te Ankara Garı'ndaki Kalem-i Mahsûs Müdürlüğü'ne uğrar. Orada, Müslümanlık hakkında harâretli sözler sarfedilmektedir. Karabekir Paşa da konuşur ve Müslümanlığı müdâfaa eder. Bunun üzerine Ali Fethi, “mütehakkim bir edâyle” Karabekir Paşa'ya şöyle hitâb eder:
“- Evet, Karabekir! Türkler İslâmlığı kabûl ettiklerinden böyle geri kaldılar ve İslâm kaldıkça da bu hâlde kalmaya mahkûmlar!” (Kâzım Karabekir Anlatıyor, Hazırlıyan: Uğur Mumcu, İstanbul: Tekin Ye., 1993, 6. basım, ss. 86-87)
Ali Fethi’nin, daha 1910’da ve bir Locada “Laik Devlet” projesini îlân etmesi
Mustafa Kemâl, Ali Fethi, Mustafa İsmet ve Ali Fuad Erden’den müteşekkil dört “Mason-İttihâdcı” arkadaş ve muhtemelen, aynı kesimin geniş bir kesimi, Osmanlı’nın gûyâ “Gayr-i Türk” beldelerini terk edip Anadolu’yle mahdûd, Avrupacı, Laik bir Devlet têsîs etmek istiyorlardı… Ve onların bu emeli, mensûb oldukları Locaların tâbi oldukları Büyük Locaların emellerine uygun düşüyordu…
Elimizde, bu vâkıaya dâir pek mühim bir şahâdet var. Onu bize nakleden, Mason Üstâdı Celil Layiktez’dir. Kaynağı: Courrier de la Champagne gazetesinin 3 Kasım 1912 târihli nüshası… Vâkıanın mahalli: Pâris’de Voltaire Locası… Târih: 1910… Konuşan: Türkiye’nin Pâris Askerî Ataşesi Binbaşı Ali Fethi Bey… Beyânâtı: “Farmasonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rolü oynıyacaktır!”
Bu sözün mânâsını tahlîl etmeden evvel, onun sıhhat derecesini müzâkere etmek mecbûriyetindeyiz. Bunun için, evvelâ, kaynağın nâkili Celil Layiktez, müteâkiben haberin kaynağı mezkûr Fransız gazetesi, arkasından sözün sarfedildiği Voltaire Locası üzerinde duracak ve bu bilgilerin ışığı altında bahis mevzûu sözün çok muhtemelen sahîh olduğunu ortaya koyarak onun ne mânâya geldiğini îzâh edeceğiz.
Celil Layiktez
Mason Câmiasının ekâbirinden olan ve daha ziyâde, Türkiye’de Masonluk târihi hakkındaki araştırma ve neşriyâtı, ayrıca nâşiri olduğu Tesviye mecmûası ile tanınan Celil Layiktez, 16 Şubat 1935’te doğmuş… Doğum yeri, muhtemelen İstanbul; fakat onun tercümeihâlini neşreden Mason kaynakları bu husûsta bilgi vermiyor. Kezâ ebeveyni… İsimleri de, ne iş yaptıkları da mechûl. Acabâ kardeşleri var mıydı? Masonlar, bir mensûblarını tanıtırken bu gibi husûslarda neden ketûm davranırlar? Bu, mechûlümüz!
Tahsîl hayâtından, müreffeh bir âileye mensûb olduğu anlaşılıyor: Ancak yüksek gelir seviyesindeki insanların çocuklarının okuduğu Saint Michel Lisesi’ni (1952) tâkîben, Robert Kolej’den Elektrik Mühendisi olarak mêzûniyet (1956)… Sonrası, bol kazanclı bir iş hayâtı…
Soy adı, Fransızca: “Layik-tez”, yânî “thèse laïque”… Babası, böyle bir kelime teşkîl ederek onu kendine soy adı yapmış… Acabâ kim böyle bir soy adı alır? Her hâl-ü-kârda, kolay kolay akla gelecek bir soy adı değil!
“Celil Layiktez, iki kez evlendi. 2 oğlu oldu. Bir kız torunu var. Pek çok ortak paydası olan S. Neş’e Hanım ile hem çok çalıştı, hem de mutlu bir yaşam sürdü.” Aynı Mason kaynakları buna bir de şu mâlûmâtı ilâve ediyorlar:
“12 Eylül öncesinde Çapa Tıp Fakültesi Çocuk Psikolojisi Bölümü’nde asistan olan, sonra UNICEF Anaokulları Türkiye temsilciliği ve Çocuk Esirgeme Kurumu İstanbul İl Başkanlığı görevini üstlenen Neş’e hanımefendi ile tanıştı ve evlendi. Başarılı çalışmaları sebebi ile Çocuk Esirgeme Kurumu’nun sınırlı sayıda bastırdığı Altın Onur Madalyası ile ödüllendirilen Neş’e Layiktez de Mason’ların kurulmasına öncülük ettiği bu cemiyetin madalyası ‘ait olduğu yerde saklanmalı’ diyerek [onu] HKEMBL Müzesi’ne armağan etti.” (https://www.celillayiktez.com/pek-muh-ustadimiz-celil-layiktez; 4.4.2024)
S. Neş’e Hanım’ın kızlık soy adı nedir, kimlerdendir? Sâdece, 11 Ocak 1942 doğumlu olduğunu ve Celil Bey’den 9 sene evvel, 1 Şubat 2011’de vefât ettiğini biliyoruz. Bu, “bir müddet nikâhsız yaşadığı” ikinci eşi olsa gerek ve oğulları da herhâlde ilk hanımından… Dîğer hanımın ve oğulların isimleri de belirtilmiyor…
24 Eylûl 2008 târihli Şalom’un bir haberinden, Layiktez’lerin “Mûsevîler”le karışmış olduğunu öğreniyoruz:
“Matan-Baseter Barınyurt Başkanı Viktor - Rozi Ülçer ile Toni - Norbert Layiktez’in torunları, Rahel - Eytan Layiktez’in kızları Kayla 8 Ağustos günü dünyaya geldi. Ülçer ve Layiktez ailelerini kutlar, Kayla’ya ailesi ile birlikte sağlıklı ve mutlu bir yaşam dileriz.” (https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/69598/toplumdan-haberler; 30.8.2024)
Masonluğa da yine bir “Mûsevî” dostunun, Joseph Margulies’in teklîfiyle adım atmış; “1964 yılında, 11 No’lu Müsâvât Locası’nda tekrîs edilmiş”… 1972’de aynı Loca’nın Üstâd-ı Muhteremi seçiliyor, “1991’de Büyük Görevliler Kurulu’na giriyor” ve bu “Kurul”daki vazîfesi, 1998’de, Üstâd-ı Âzam Kaymakamı iken sona eriyor…
Celil Layiktez gıptâ edilecek kadar faâl bir insan… Dîğer faâliyetleri bir tarafa, bizi asıl alâkadâr eden yönü, Türkiye’de Masonluk târihine merâk salarak senelerce, büyük emek sarfıyle, bu sâhada pek çok malzeme toplaması ve bunları kitablar, makâleler têlîf ederek değerlendirmesi…
Bittabi, bizim gibi, bin bir mahrûmiyet içinde ve hiçbir teşvîk görmeden çalışmıyor: Arkasında muazzam imkânlarla Mason teşkîlâtı ve mümâsilleri var. Her şeye rağmen, azmi, takdîre şâyândır: Fransa Meşrik-ı Âzamı, -Layiktez Liberal Mason olmadığı hâlde- ona, Mareşal Pétain devrinde Fransa Millî Kütübhânesi’ne devredilmiş Mason Arşivi’nde çalışma müsâadesi veriyor; orada, Türkiye Masonluğunun 1760 – 1890 devresine âid binlerce vesîkayı elden geçiriyor ve “1878 vesîkanın mikrofilmiyle” Memlekete dönerek bunları HKEMBL Arşivi’ne teslîm ediyor… İngiltere Masonluğunun Arşivinde de çalışıyor, hattâ onların “Quatuor Coronati Araştırma Locası”nın Türkiye Kâtibliğini yapıyor… Layiktez, Ali Fethi ile alâkalı olarak yukarıda bahis mevzûu ettiğimiz Fransız gazete nüshasını (daha doğrusu onun birinci sayfasını), bu çalışmaları esnâsında, İngiltere Masonluğunun Arşivinde keşfediyor… (Celil Layiktez, Türkiye’de Masonluk Tarihi, Cilt 1: Başlangıç, 1721-1956, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1999, s. 115)
Celil Layiktez, HKEMBL’nın nâşiriefkârı Mimar Sinan’da onlarca araştırma makâlesi neşrettiği gibi, Mayıs 1992’den Mart 2013’e kadar toplam 87 sayı intişâr eden Tesviye mecmûasının Neşriyât Müdürlüğünü de yaparak arkasında kitab, makâle, mecmûa cinsinden büyük bir külliyât bırakmış oldu… Kurduğu İnternet Sitesinden (https://www.celillayiktez.com/), pdf formatında, Büyük Şark, Türk Mason Dergisi, Şakul Gibi ve Tesviye mecmûalarına erişilebiliyor.
Layiktez, çok faâl geçen bir hayâttan sonra, 85 yaşında, 29 Haziran 2020’de, “Ebedî Meşrik”a intikâl etti…
Vefâtını tâkîben, Türkiye târihinde ilk def’a, bir Mason Üstâdı nâmına müze ve kütübhâne kuruldu: Ocak 2022’den beri Beyoğlu’nda faâliyette olan “Celil Layiktez Müzesi ve Araştırma Kütüphanesi”…
2_0ae7b4256b8529a775859c230b84edc2.jpg
(Hakan Türkkuşu; https://www.youtube.com/watch?v=njUfXJc2H9o; 30.8.2024)
GLMMM (Grand Lodge of Mark Master Masons), Tüm Progresif Masonluk Nizamları Derneği Umûmî Kâtibi, ayrıca Celil Layiktez Müzesi ve Araştırma Kütüphanesi Müdürü Hakan Türkkuşu’nun -16 Mart 2022 târihinde- Celil Layiktez’i ve Müzesini tanıtma videosundaki slaydlardan kaydettiğimiz resimlerle, Celil Layiktez, (Mason eşlerinden müteşekkil Beyaz Eldiven Derneği’nin müessisi) S. Neş’e Layiktez ve Bülbülderesi Sabataî Mezarlığı’ndaki müşterek kabirleri… (Onların kabirlerinin baş ucu tarafında görünen iki mezar taşında okunan isimler: Solda, Osman Çakır, sağda, M. Tahsin Tuncelli…) Her hafta, büyük bir hürmetle, kabrin bakımını yapıyorlarmış… Mezar taşı kitâbesinde, “Ruhlarına Fatiha” yazıyor!
***
Kabri
1 Şubat 2011’de vefât eden S. Neş’e Layiktez, Üsküdar Bülbülderesi Sabataî Mezarlığı’na defnediliyor. Celil Layiktez, eşinin hemen yanı başında kendine de bir kabir yeri ayırtımş, vefât edince de oraya defnedilmiş.
Layiktez Çiftinin mezar taşı üzerinde, isimleri ile doğum ve ölüm târihlerinden mâadâ, “Ruhlarına Fatiha” niyâzı okunuyor… Lâkin aklı başında hangi Müslüman size Fâtiha okuyabilir? Fâtiha, Fâtiha’ya, yânî Kur’ân’a îmân etmişlere, yânî Müslümanlara okunur; hâlbuki siz ona îmân etmediğiniz gibi bir ömür Onunla mücâdele ettiniz! Kur’ân’a inanmadığınız gibi, onun tâlim ettiği Âhiret, Peygamber, Allâh akîdelerine de inanmadınız!
Nitekim, Araştırmamızın “Mason Akâidinin İçyüzü” başlıklı 3. Fasl’ında, Sabataîlik gibi bir Münâfıklık dîni olan Masonluğun, “Allâh ve rûhun bekâsı” gibi tâbirlere, onların sahîh mânâlarını tahrîf eden “remzî (yânî keyfî) mânâlar” yüklediğini, netîce olarak, Masonların, Müslümanların inandığı Allâh’a, Kitâb’a, Peygamber’e, Âhirete inanmadıklarını, dahası, Peygamberleri ve onların teblîğine îmân etmiş Müslümanları “Putperestlik”le ithâm ettiklerini göstermiş, bu cümleden olarak, aynı anlayışla Mason Akâidini tefsîr edenlerden birinin de Celil Layiktez olduğunu bahis mevzûu etmiştik: “Masonik Esaslar: Başlıca Kültlerin Çıkış Noktaları” başlıklı makalesine (Mimar Sinan, 1971/11-12: 7-26), kadın Anarşist ve Mason Alexandra David-Néel’in “Tanrılar kendi yaratmamız olup onlara takdîm ettiğimiz inanç ve kült sayesinde yaşarlar.” sözüyle başlıyor ve makâlesinde bu anlayışı işliyordu…
Layiktez, “Gericiler” kelimesiyle tezyîf ettiği Müslümanların, Osmanlı Devleti’ni bir “Mason Devleti” hâline getirdikleri günden beri Masonlara düşman oldukları tesbîtinde bulunuyor:
“(31 Mart) Ayaklanması bastırılmış, 27 Nisan 1909 günü Abdülhamid tahttan indirilmiş, parlamenter rejim kurtarılmıştı. İttihat ve Terakkî ile birlikte Masonluk iktidar oldu… Devlet, 1918’e kadar bir Mason Devleti hüviyetinde kal[dı]… Gericiler de, sonsuza dek Masonluğu düşman olarak bellediler.” (Layiktez 1999: 111, 115)
Layiktez’in bu tesbîti, âdetâ dolaylı bir îtirâftır: Müslümanlar durduk yere Masonluğa “düşman” olmamışlardır; tecâvüz, Masonluktan gelmiş, Müslümanlığa düşmanlık yapmış, Müslümanların Devletini ellerinden almış, Müslümanlar da, Dînlerini ve kendilerini Masonluğa karşı müdâfaa mecbûriyetinde kalmışlardır… Hâlen de vazıyet değişmiş değildir: Müslümanlarla düşmanlaşmaktan hiç de rahatsız görünmiyen Layiktez, Müslümanları “Gericiler” tâbiriyle tahkîr etmektedir!
Şu neşriyâtına rağmen, Layiktez, Müslümanlardan Fâtiha istiyor! O ki, üstelik, Mason Câmiasıyle iç içe geçmiş Sabataî Cemâatinin bir mensûbudur! Hakîkaten, Sabatay Sevi’nin emrettiği gibi, sonuna kadar Müslümanların gözünü boyamıya çalışmaktan hiç vazgeçmiyorlar!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (69)
Yesevizade Alparslan Yasa
03.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
Layiktez’in nakliyle, Ali Fethi’nin beyânâtının zikredildiği makâle
Layiktez, İngiltere Masonluğunun Arşivinde araştırmalar yaparken, Courrier de la Champagne isimli ve Reims’de münteşir Fransız gazetesinin 3 Kasım 1912 târihli nüshasının kupür hâlinde muhâfaza edilmiş birinci sayfasında, Claude Helluy’nin, Osmanlı’yı emsâl göstererek Masonluğun bir memlekete verdiği büyük zarârlardan bahseden makâlesini görüyor. Makâlede, Türkiye’nin son Balkan Harbi mağlûbiyeti Masonluğun kötü têsîrine hamlediliyor. Bunun içindir ki Muharrir, makâlesine, (Layiktez’in tercümesiyle) “Hürmasonluk, Türkiye’yi Öldürdü” başlığını koymuştur.
Helluy’nin makâlesinde, kendisinin yaptığı yorumdan ziyâde, verdiği şu bilgiler fevkalâde câlib-i dikkattir:
Makâleyi kaleme aldığı târihten iki sene evvel, yânî 1910’da, bir Osmanlı Mason Murahhas Hey’eti, Fransa Meşrik-ı Âzamı İdâre Hey’eti İkinci Reîsi Morin’in [muhtemelen Jean-Baptiste Morin (1851 – 1919)] refâkatinde, La Sincérité de Reims Locası’nı ziyâret etmiş, Muharrir, bu vesîleyle, Osmanlı’nın başına Masonların geçmesinin bu memleketi mahvedeceğini îzâh eden bir makâle neşretmiştir ve şimdi tahmîninin doğru çıktığını müşâhede etmektedir: Mason iktidârı yüzünden, Osmanlı, Balkan Harbi mağlûbiyeti gibi büyük bir felâkete dûçâr olmuştur…
Muharrire nazaran, Osmanlı Hey’etini Fransa’ya dâvet edip seyâhatini finanse eden Fransa Meşrik-ı Âzamı’dır. “Mascuraud K.in yönettiği kervanda en azından 15 mason vardı!” (Layiktez 1999: 117) Bu hey’ete coşkuyle hitâb eden La Sincérité de Reims Locası Murahhası Lenoir, “Osmanlı Kardeşlerini ülkelerinde cumhuriyeti ilân etmeye, sonra da ‘barışçı bir orduyla’ Avrupa Birleşmiş Milletleri’ni kurmaya dâvet ediyor”… (Bu hitâbenin mekânı tasrîh edilmemiştir.)
Helluy, bu noktada, Ali Fethi’nin Voltaire Locası’ndaki konuşmasına atıfta bulunuyor:
“Paris Büyük Elçiliğinde askerî ataşe olan Fethi Bey K., bu öneriye [Renoir’ın önerisine] dünden razıydı, zira geçen Cuma günü Voltaire Locasının toplantısında, ‘Hürmasonluk, Türkiye’de [de] Fransa’da oynamış olduğu rolü oynayacaktır’ diye haykırmaktan çekinmemişti.” (Layiktez 1999: 117)
Bu cümlede herhâlde “le vendredi précédent” tâbiri geçiyordu. Layiktez, onu “geçen Cuma” şeklinde tercüme etmiş olmalıdır; ki bu ifâde yanlış anlamaya yol açıyor. Doğrusu, “ondan evvelki Cuma” (yânî Renoir’ın konuştuğu günden evvelki Cuma) olsa gerekdir.
Helluy, makâlesinin sonunda, alaylı bir ifâdeyle, Ali Fethi’yi bir kerre daha zikrediyor ve Masonluğun Türkiye’de sebeb olduğu felâketlerin Fransa’da da yaşanmasına müsâade etmiyeceklerini ifâde ediyor:
“Eğer Paris’te herhangi bir locada Fethi Bey Kardeşinize rastlarsanız, kendisine deyiniz ki, Hürmasonluğun, Türkiye için Lüle Burgaz savaş alanında elde ettiği başarının Fransa’da tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz. Doğuda olan felâketlerin dersi bizler için kayıp olmayacaktır. Tanrının yardımıyla ülkemizi ‘gizli örgütler rejiminin’ tiranisinden koparacağız. İlh…” (Layiktez 1999: 117)
Ali Fethi’nin beyânâtına dâir haberin kaynağı: Courrier de la Champagne gazetesi
Celil Layiktez, İttihâdcı iktidârıyle Osmanlı Devleti’nin bir “Mason Devleti”hâline geldiğini îzâh ederken, Claude Helluy’nin makâlesini de, naklettiği vâkıaların sahîh olduğu kanâatiyle, kendi tesbîtine bir delîl olarak iktibâs ediyor:
“(İttihat ve Terakki iktidarıyla) Devlet, 1918’e kadar bir Mason Devleti hüviyetinde kalmıştır. […]
“Masonluğun etkisini Mason aleyhtarı basının tepkilerinden de ölçmek mümkün. Aşağıda verdiğimiz Courrier de la Champagne, Journal de Reims’in 3 Kasım 1912 tarihli, Pazar günkü nüshasında Balkan Harbi ile ilgili haber ve yorum bu havayı yansıtmaktadır. [Müellif, gazetenin ismini “Campagne” şeklinde kaydetmiştir; doğrusu, bizim yazdığımız şekildedir. Fransızcada “la campagne”, kır; “la Champagne”, Şampanya Bölgesi, “le champagne”, şampanya içkisi demekdir.] İngiltere arşivlerinden elde ettiğimiz bu gazete kupürünün ‘Clerical’ (kilise taraftarı, anti masonik) olduğu, başlığının yanına el yazısı ile işlenmiştir.” (Layiktez 1999: 115)
Mahallî bir gazete olan Courrier de la Champagne; Journal de Reims, Fransa’nın Şimâlî Şarkında, Pâris ile Lüksemburg arasındaki –eski adıyle- Champagne-Ardenne (Şampany-Arden) Bölgesinde bulunan Reims şehrinde 1854 – 1921 senelerinde neşredilmiştir. 1854 ilâ 1904 ve 1913 ilâ 1921 senelerinin nüshalarına, Reims şehrinin resmî Sitesinden erişilebiliyor: (https://www.bm-reims.fr/PATRIMOINE/doc/SYRACUSE/58... 1.9.2024) Bu nüshalar arasında, maâlesef, burada bahis mevzûu ettiğimiz 3 Kasım 1912 târihli nüsha yok. O nüshayı bulabilseydik, Helluy’nin makâlesini kendimiz tercüme eder veyâ en azından, Layiktez’in tercümesini aslıyle mukâyese edebilirdik. Muhakkak ki buna dâimâ ihtiyâc vardır; zîrâ bâhusûs Memleketimizde, tercüme sâhası başıboştur ve ecnebî metinleri tercüme yoluyle tahrîf etmek, pek yaygın bir ahlâksızlıktır…
Mezkûr nüshaya ulaşamamakla berâber, İnternet üzerinden yaptığımız araştırmalarla, Gazete hakkında, bizi alâkadâr eden makâleyi, bilhassa Ali Fethi’nin ondaki sözünü değerlendirebilecek kadar mâlûmât toplamış bulunuyoruz.
Gazetenin bizi alâkadâr eden târihlerdeki sâhibleri, Claude Louis Georges Helluy (1877 – 1938) ile Albert Marie Gobert (1872 – 1943)… Bunlar, aynı zamânda, gazetenin basıldığı matbaanın da sâhibleri... Ayrıca, aralarında akrabâlık bağı var: Gobert, Helluy’nin kız kardeşiyle (Marie Catherine Louise Helluy -1879 / 1970-) evli, yânî onun eniştesi…
(https://gw.geneanet.org/gonemichet?n=helluy&oc=&p=... 1.9.2024)
Claude Helluy, Gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğünü deruhde ediyor ve başmakâleler de kaleme alıyor.
İncelediğimiz 27, 28, 29 Mayıs 1913 târihli nüshalara göre, Gazete, günlük olarak, dolgun mündericâtla, altı sayfa neşrediliyor. Temâyülü: Milliyetci, Katolik, Masonluk aleyhdârı… Müslümanlara, Türklere karşı da antipatik…
Solda, Claude Helluy’nin -Ali Fethi’nin Voltaire Locası’ndaki beyânâtından bahseden- 3 Kasım 1912 târihli makâlesinin neşredildiği Courrier de la Champagne; Journal de Reims gazetesinin 25 Mayıs 1913 târihli nüshasının 1. sayfası… Bu nüshanın başmakâlesi (“La source du mal –Şerrin Kaynağı-”), Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın en üst kademelerinde yer aldığı hâlde bilâhare Masonluktan müteneffir olmuş Jean Bidegain’e âiddir. Ortada ve sağda, Ekim 1904’te, Fransa’da, askerin senelerdir Masonluk tarafından kanâatleri bakımından fişlendiğini ifşâ ederek büyük siyâsî çalkantılara sebeb olan Jean Bidegain’in –birinci elden vesîkalara müstenid- Masonluk aleyhdârı iki kitabı… Sağdaki kapağın sol üst köşesine Jean Bidegain’in resmi konulmuştur. Binâenaleyh, Masonluk hakkında birinci elden istihbârî kaynakları olan Courrier de la Champagne’ın Ali Fethi’nin beyânâtı hakkındaki rivâyetinin sıhhatinden şüphe etmiye herhâlde mahal yoktur. Nitekim, Mason Üstâdı Celil Layiktez de, o rivâyeti, sahîh olduğu kanâatiyle kitabına dercetmişti… (Muhakkak ki Ali Fethi ve arkadaşları hakkında daha birçok sırra vâkıflar; fakat onları bize ifşâ etmezler!)
***
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (70)
Yesevizade Alparslan Yasa
04.10.2024 - 00:00
Yayınlanma
O devirde, Fransız (aşırı) Milliyetcileri ve Katolikler, Masonlukla büyük bir mücâdele içindeydiler. Bu mücâdeleyi yürüten birçok dernekleri vardı ve pek çok kitab, gazete, mecmûa neşriyâtı yapıyorlardı. İstihbârî faâliyetleriyle, Localarda olup bitenleri oldukça iyi tâkîb ediyor, Mason şahsıyetlerin bir kısmını tanıyorlardı. Courrier de la Champagne da, sağlam istihbârî kaynakları olan bir gazete intibâı bırakıyor. Nitekim Helluy'nin mezkûr makâlesinde verdiği mâlûmâtın bizzât mâhiyeti, onun pek muhtemelen sahîh olduğunu gösteriyor: Osmanlı Mason Hey'etinin Reims'deki Locayı ziyâreti hakkındaki tafsîlât ve Ali Fethi'nin Pâris Voltaire Locası'ndaki konuşması gibi…
Courrier de la Champagne gazetesinin sağlam istihbârî kaynakları vardı
O devirde, Fransız (aşırı) Milliyetcileri ve Katolikler, Masonlukla büyük bir mücâdele içindeydiler. Bu mücâdeleyi yürüten birçok dernekleri vardı ve pek çok kitab, gazete, mecmûa neşriyâtı yapıyorlardı. İstihbârî faâliyetleriyle, Localarda olup bitenleri oldukça iyi tâkîb ediyor, Mason şahsıyetlerin bir kısmını tanıyorlardı. Courrier de la Champagne da, sağlam istihbârî kaynakları olan bir gazete intibâı bırakıyor. Nitekim Helluy’nin mezkûr makâlesinde verdiği mâlûmâtın bizzât mâhiyeti, onun pek muhtemelen sahîh olduğunu gösteriyor: Osmanlı Mason Hey’etinin Reims’deki Locayı ziyâreti hakkındaki tafsîlât ve Ali Fethi’nin Pâris Voltaire Locası’ndaki konuşması gibi…
Bu kanâatimizi kuvvetlendiren bir delîlimiz daha var: Gazetenin incelediğimiz 28 Mayıs 1913 târihli nüshasının birinci sayfasında, Jean Bidegain’in “La source du mal (Şerrin kaynağı)” başlıklı ve Masonluk aleyhdârı uzun bir makâlesi münderic bulunuyor… Bidegain, Masonluğun bilhassa antimalitarist faâliyetleriyle Fransız Ordusunda tahrîbât yaptığını ve Memlekette bir kargaşa menbâı olduğunu, vesîkalar serdederek îzâh ve tenkîd ediyor, makâlesini şu cümleyle bitiriyor:
“Bu memlekette, Fransız aleyhdârı ve ictimâî nizâm aleyhdârı fesâdın dâimî menbâı olan Mason Atölyeleri mevcûd oldukça, Nizâm ve Âsâyişin teessüsü için kalıcı hiçbir şey yapılamaz. (Rien ne se fera de durable, dans ce pays, pour le rétablissement de l’Ordre, tant qu’existera ce foyer permanent de conspiration antifrançaise et antisociale que sont les Ateliers maçonniques.)”
Pâris’de yaşıyan, aslen Basklı, Katolik, fakîr bir âilenin çocuğu olarak dünyâya gelen Jean (Jean-Baptiste) Bidegain (Pâris, 26.4.1870 – Neuilly-sur-Seine, 8.12.1926), 1893’te Le Travail (Emek) Locası’nda tekrîs edilmiş, masonluğun değişik temâyüllerine duyduğu alâkayle, başka Loca ve Büyük Localarla da irtibât kurmuş, Fransa Meşrik-ı Âzamı Üstâd-ı Âzamı Dr. Blotin’in delâletiyle bu Büyük Locaya kabûl edildiği gibi, kendisine bu Locanın Kâtibliğinde iş verilmiş, 1901’de Meşrik-ı Âzam İdâre Hey’etinin toplantılarına katılmıya başlamış, 1 Ocak 1901’de Umûmî Kâtib Muâvini tâyîn edilmiş, kendisine 18. Derece tefvîz edilmiş, bilâhare, Meşrik-ı Âzam’ın siyâsî hayâta gayr-i hukûkî ve gayr-i ahlâkî müdâhalelerine vâkıf oldukça bu teşkîlâttan soğumuş, netîcede Masonluktan ayrılarak bir hayli Masonluk aleyhdârı neşriyât yapmış mühim bir şahsıyettir. Meselâ oldukça hacimli bir kitab olan şu eserinin başlığı, yaptığı neşriyât hakkında bir fikir verebilir: Masques et visages maçonniques; Documents inédits (Mason Maske ve Çehreleri; Neşredilmemiş Vesîkalar), Pâris: Librairie antisémite (Yahûdi Aleyhdârı Kitabevi), 1906, 427 p.
Adolphe Crémieux, “Masonluk, siyâsetle değil, yüksek siyâsetle uğraşır!” demişti. Lâkin III. Cumhûriyet devrinde, Masonluk, gırtlağına kadar günlük siyâsete batmıştı. Gûyâ Cumhûriyet aşkıyle her siyâsî mes’eleye el atıyor ve muhâliflerini gayr-i hukûkî, gayr-i ahlâkî usûllerle sindirmiye, bertaraf etmiye çalışıyorlardı. Bu anlayışla, Orduya da el atmışlar ve Localar vâsıtasıyle zâbitleri fişlemişlerdi. Bu fişlerde onların bilhassa siyâsî-dînî temâyülleri belirtiliyor ve “Mürteci” olduklarına hükmettiklerinin terfî etmelerine mânî oluyor, onları çeşidli haksızlıklara mârûz bırakıyorlardı. Bu fişlerin tâkîbi, doğrudan, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın merkezinde yapılıyordu. Bu merkezde, İkinci Kâtiblik gibi yüksek bir mevki işgâl eden Jean Bidegain de, bu fişlere vâkıf olanlardandı. Sonunda, vicdânı bu gidişâta isyân etti ve bu fişlerin mühim bir kısmını, papaz ve millet vekîli dostları vâsıtasıyle, efkârıumûmiyeye ifşâ etti. (Millet Vekîli Jean Guyot de Villeneuve’ün, Millî Meclis’de, Fransa Meşrik-ı Âzamı İkinci Umûmî Kâtibi Jean Bidegain tarafından kendisine verilen fişlerden nümûneler göstererek bu rezâleti ifşâ ettiği, Müdâfaa Vekîli General André’yi, Émile Combes Hükûmetini ve Meşrik-ı Âzamı ithâm ettiği târih, 28 Ekim 1904’tür. Bu “Askeri Fişleme Rezâleti” üzerine, 15 Ocak 1905’te Combes Hükûmeti düştü, yerine Rouvier Hükûmeti teşkîl edildi. Lâkin bu hâdise dahi, Fransa’da Masonluğun belini kırmadı!)
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Affaire_des_fiches_(..., 1.9.2024)
Bu meyânda, hemen dikkati çekmemiz lâzım ki Meşrik-ı Âzam, sâdece Fransa’nın siyâsî-ictimâî hayâtında mühim bir unsur olarak yer almıyor, kendi nüfûzu altındaki dîğer Meşrik-ı Âzam’lar vâsıtasıyle, dünyânın muhtelif mahallerine de müdâhale ediyor, gizli gizli, hükûmet darbelerine, ihtilâllere, harblere önayak oluyordu. İşbu Araştırmamızın seyri içinde görülecekdir ki Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Pâdişâhlık-Halîfelik Rejiminin tasfiye edilip Anadolu’yle mahdûd Laik bir Devletin ve Kemalist Totaliter Rejiminin têsîsinde Fransa Meşrik-ı Âzamı birinci dereceden bir âmildir…
Velhâsıl, Jean Bidegain gibi Masonluğun faâliyetlerine içinden vâkıf birinin Courrier de la Champagne gazetesinde yazıyor olması, bu gazetenin Masonluk hakkında birinci elden kaynakları olduğunu, binâenaleyh Herruy’nin makâlesinde Ali Fethi’nin Voltaire Locası’ndaki sözlerine dâir rivâyetin çok muhtemelen asılsız olmadığını gösteren bir delîldir.
Pâris Voltaire Locası
Şimdi, biraz da, Türkiye’nin Pâris Askerî Ataşesi Binbaşı Ali Fethi Bey’in “Masonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rolü oynıyacaktır!” sözünü sarfettiği ve Ocak 1909’da Pâris’e gider gitmez toplantılarına iştirâk ettiği (ki bunu elimizdeki karînelerden istintâc ediyoruz) Voltaire Locası’nı tanıyalım.
Pâris Voltaire Locası, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi olarak, 29 Eylûl 1890’da, Paul Doumer ile kendisinin fikirdaş ve yakın arkadaşları Léon Bourgeois, Émile Chautemps ve Charles Floquet tarafından kuruldu. [Pol̃ Dumer, Leon Burjua, Emil Şotan, Şarl̃ Fl̃oke…] (Bu isimlerden Émile Chautemps, makâlesine atıfta bulunduğumuz Dr. Lorin tarafından sehven “Camille Chautemps” şeklinde zikredilmiş olsa gerekdir.) Volter Bulvarı 55 numarada kâin Loca’nın ilk Üstâd-ı Muhteremliğine Paul Doumer intihâb edildi; bu vazîfe, 1891 ve 1892’de de onun uhdesinde kaldı.
Pek îtibârlı Voltaire Locası’nın güzîdeci (élitiste) bir yapısı vardı. Her çeşid felsefî, siyâsî, ictimâî, iktisâdî mes’ele üzerinde “yüksek seviyede bir tefekkür mahalli olmak (être un lieu de réflexion de haut niveau)” üzere kurulmuştu. En mühim husûsiyetleri, katı Laiklik, bu çerçevede Kilise, hattâ Dîn düşmanlığı (tabîatiyle, bu zihniyetin de bir netîcesi olarak, İslâm ve Osmanlı düşmanlığı), İctimâî Cumhûriyetcilik, Locada en üst seviyede fikrî çalışmalar yaptıktan sonra siyâsî ve ictimâî hayâtı masonî anlayışla şekillendirecek müessir faâliyetlerde bulunmaktı.
Aslında, bütün bunlar, zâten Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın çizgisidir. O senelerde, Masonluk, Kiliseyle –onun bilhassa maârif ve ictimâî hayâttaki nüfûzunu kırmıya çalışan- kıyasıya bir mücâdele içindeydi. Bu maksadla, bir taraftan bütün propaganda imkânlarını kullanıyor, dîğer taraftan da, Meclis’den, hazırlığı Localarda yapılmış kânûnlar çıkartıyordu. Siyâsî hayâtta büyük ağırlığı vardı; öyle ki “III. Cumhûriyet’in başlarında, siyâsî kariyer yapmak için Masonluğa intisâb etmek neredeyse mecbûrî addediliyordu (la franc-maçonnerie, dont on considère qu’elle est un passage quasi-obligé de toute carrière politique au début de la IIIe République)”. Hâssaten Meşrik-ı Âzam, “Devlet içinde Devlet (État dans l’État)” ve “semereli bir teşrî laboratuvarı (un fécond laboratoire législatif)” hâline gelmişti. (Paul Doumer; La République audacieuse –Cür’etkâr Cumhûriyet- kitabının müellifi, Târih Dr. Amaury Lorin –d. Angers, 1972-, “La franc-maçonnerie sous la IIIe République / III. Cumhûriyet devrinde Farmasonluk/ : Paul Doumer -1857/1932- et le Grand Orient de France”, Chroniques d’histoire maçonnique, 2013/1/71: 50-66; (https://shs.cairn.info/revue-chroniques-d-histoire... 24.8.2024)
7 Aralık 1890’da Üstâd-ı Muhterem Paul Doumer’in is’âd (l’installation) merâsimine, başta Charles Floquet olmak üzere Devlet Ricâlinden pek çok kişi iştirâk etmiş, bu vesîleyle verilen ziyâfette (agap) iki yüzden fazla dâvetli hazır bulunmuştu. Ziyâfet esnâsında, “Birâdelerin vatanperverlik hissiyle dolu nutukları, Cumhûriyet’in müdâfaası ve Kilisenin nüfûzuyle mücâdele uğrunda Mason ittihâd ve tesânüdünü vurguluyordu. (Les discours des Frères, emprunts de patriotisme, mettent en relief l’union et la solidarité des francs-maçons pour la défense de la République et la lutte contre le cléricalisme.)” (Lorin 2013)
Reims şehrinde 1804’te têsîs edilmiş La Sincérité Locası’nda 15 Temmuz 1882’de tekrîs edilen ve bu def’a Voltaire Locası’nın müessisleri arasında yer alan, Versay Muâhedesi’yle 1919’da têsîs edilen Cem’iyet-i Akvâm’ın têsîsine çok emeği geçtiği için Nobel Sulh Mükâfâtına lâyık görülen Léon Bourgeois’nın Siyonizmle alâkasını, yukarıda, “Siyonizm destekcisi bir başka Farmason Devlet Adamı: Léon Bourgeois” ara başlığı altında îzâh etmiştik. (Cem’iyet–i Akvâm’ın 16 Ocak 1920’deki ilk Umûmî Hey’et toplantısına riyâset eden de, -Fransa’nın sayılı Devlet Adamlarından- Léon Bourgeois idi.)
Voltaire Locası’nın dîğer müessislerinden Sâbık Başvekîl Charles Floquet (Saint-Jean-Pied-de-Port, 2.10.1828 – Pâris, 19.1.1896)), o esnâda Millet Meclisi Reîsi ve Émile Chautemps ise (Valleiry, 2.5.1850 – Pâris, 10.12.1918), Pâris (La Seine) Millet Vekîli idi. Doumer, Voltaire Locası’nı têsîs ettiği târihte, Floquet'nin Kalemimahsûs Müdürü olarak çalışıyordu.
Voltaire Locası’nın têsîsine ön ayak olan, Riyâziye Muallimliği, Meb’ûsluk, Devlet ve Mâliye Vekîlliği, Çin Hindi Umûmî Vâliliği (1897 – 1902), Millet ve Âyân Meclisleri Reîsliği (1905 – 1906 ; 1927 – 1931) yaptıktan sonra 1931’de Cumhûr Reîsi intihâb edilen ve bir senesini dolduramadan bir sûikasdle öldürülen Paul Doumer ise (Aurillac, 22.3.1857 – Pâris, 7.5.1932), 22 yaşındayken, 1 Aralık 1879 târihinde, L’Union Fraternelle (Kardeşlik İttihâdı) Locası’nda tekrîs olmuş, bilâhare, -bu Locayle bağını ölünciye kadar muhâfaza etmekle berâber- birçok Locaya Âzâ olmuş, bunlardan bâzılarında Üstâd-ı Muhterem intihâb edilmiş, bütün hayâtını Masonluğa göre yönlendirmiş bir şahsıyetti. 1888’de, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın Bütçe Encümeni Reîsliğine ve aynı ânda İdâre Hey’eti Âzâlığına intihâb edildi. 1888’den 1892’ye kadar bu mevkiini muhâfaza etti. 1892 İctimâının (Convent) Reîsi oydu. Bu İctimâda, İdâre Hey’eti Umûmî Kâtibliği vazîfesi de ona tevdî edildi. (Bu vazîfesinin ne kadar devâm ettiği mechûlümüzdür…) Hayâtını Meşrik-ı Âzam’ın en üst seviyede bir mensûbu olarak “irticâî kuvvetlerle mücâdeleyle” geçirmekte iken, Masonluğun, askerleri siyâsî-fikrî kanâatleri îtibâriyle fişleme rezâleti patlak verince, vicdânı bu fişleme faâliyetini kaldırmadı ve hem Hükûmeti, hem Meşrik-ı Âzamı tenkîd ederek Meşrik-ı Âzam’dan uzaklaştı. Bununla berâber, tekrîs olduğu L’Union Fraternelle Locası’nın “fahrî âzâsı” sıfatını taşıyarak vefât ettiği için, Localarda, masonî cenâze âyiniyle şereflendirildi… (Lorin 2013;
http://www.vrijmetselaarsgilde.eu/Maconnieke%20Enc... 30.8.2024)
Masonluğun ikiyüzlü sömürgecilik siyâseti
Masonlar tarafından kurulan ve Mareşal Pétain devrine (1940 - 1944) kadar onlar tarafından idâre olunmıya devâm eden III. Cumhûriyet Rejiminin (1870 – 1946) bâriz bir vasfı da, alabildiğine sömürgeci (colonialiste) olması, Fransa’nın sömürge sâhasını mümkün mertebe genişletme siyâseti gütmesiydi. Açıkça müdâfaa etmekden çekinmedikleri bu siyâsetin kılıfı da, “medeniyetcilik” idi: Gûyâ sömürgeleştirmekden maksad, istismâr değil, o memleket insanlarını “gerilikden kurtarmak”, “medenileştirmek” imiş! “İnsanlığın en ileri medeniyetini geliştirmiş olan Avrupalıların” Avrupalı olmıyanları “medenîleştirmeleri”, dünyânın her tarafına “medeniyet götürmeleri”, bir “hak” ve bir “vazîfe” imiş!
Öyle ya, Masonluğun “İnsâniyet” dâvâsı onlara böyle bir mükellefiyet tahmîl ediyordu! Meselâ Musul’un petrolünü İngiltere’yle paylaşıp ondan %25 pay aldıkları zamân, o beldenin tabiî zenginliklerinin işletilmesini sağlamış, böylece oralara “medeniyet götürmüş” oluyorlardı! Kezâ, sömürgelerde, yerli kültürü horlıyan, Avrupa kültürünü yücelten müfredât programlarına göre tedrîsât yapan mektebler açtıkları vakit, bu mekteblerde yetişenleri kendilerinin beşinci kolu hâline getirmiş olmuyor, sömürge halklarına “medeniyet aşılamış” oluyorlardı!
Fransa’nın Çin Hindi sömürgesinde, Umûmî Vâli sıfatıyle, beş sene bir imparator gibi hüküm süren Paul Doumer de aynı zihniyetteydi, mensûb olduğu Meşrik-ı Âzam da. Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın 1962-1964 ve 1969-1971 seneleri Üstâd-ı Âzamı Jacques Mitterrand, daha evvel de atıfta bulunduğumuz La Politique des francs-maçons (Farmasonların Siyâseti) ünvânlı kitabında, Fransa târihine damgasını vurmuş Farmason şahsıyetleri iftihârla sayarken, bunların arasına, Kongo’da sömürge idâresi kurup orada Umûmî Vâlilik yapmış Savorgnan de Brazza’yı da dâhil ediyor ve “sömürgeleştirmenin Fransa’ya lâyık olduğu zamân (Quand la colonisation est digne de la France)” diyor… (Mitterrand 1973: 205) Sanki sömürgeleştirmenin iftihâr edilecek bir devri varmış gibi!
2_4f5b038be689eca022a92c62c7f7e7e7.png
Solda üstte, 1890’da Pâris’te Voltaire Locası’nı têsîs eden, muhtelif İcrâ Vekîlliklerini, Çin Hindi Umûmî Vâliliğini, Millet ve Âyân Meclisleri Reîsliklerini tâkîben 1931’de Cumhûr Reîsliği makâmını işgâl eden Paul Doumer… Solda altta, lise çağında (Manastır Askerî İdâdî’sinde) arkadaş olup aynı dâvâ için çalışan Mustafa Kemâl ve Ali Fethi, 13 Ağustos1930’da, Yalova’da… Ortada, Ali Fethi’nin, 1910’daki bir toplantısı esnâsında Fransız Birâderlerine hitâben: “Masonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rolü oynıyacaktır!” beyânında bulunduğu “Voltaire Locası’nın amblemi… Sağda, 1907’de Mustafa Kemâl ile Mustafa İsmet’in İTK ve Masonluğa intisâbına delâlet eden Ali Fethi, kendisini Bolu Meb’ûsu tâyîn eden “Millî Şef”i ve refîkası Mevhibe İnönü’nü, İstanbul ziyâretleri esnâsında, 2 Mart 1939’da, Haydarpaşa Garı’nda karşılarken…
(Resimlerin kaynakları –sırasıyle-:
1. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Paul_Doumer#cite_ref... 2.9.2024);
2. (https://commons.wikimedia.org/wiki/Category:Ali_Fe... 3.9.2024);
3. (http://mvmm.org/c/docs/voltaire.html; 24.8.2024);
4. Akşam, 3.3.1939, s. 6
.
.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (31)
Yesevizade Alparslan Yasa
15.08.2024 - 12:10
Yayınlanma
Bizim verdiğimiz şu muhtasar mâlûmâttan dahi, Mikveh İsrael'in, İsrâil Devleti'nin inşâsında ne kadar mühim bir mevkii hâiz olduğu herhalde anlaşılmıştır. Lâkin bunu, İsrâil'in bânîlerinden David Ben Guryon'un ağzından öğrenmek, daha da ibret vericidir: "İsrâil Devleti'nin têsîsi, Mikveh İsrael'le mümkün olmuştur. Mikveh İsrael olmasaydı, herhâlde İsrâil de olmazdı. Her şey bu mektebin têsîsiyle başlamış, bizim işimiz, onunla başlıyan vetîreyi, siyâsî ve millî planda tamâmlamak olmuştur.
Bizim verdiğimiz şu muhtasar mâlûmâttan dahi, Mikveh İsrael’in, İsrâil Devleti’nin inşâsında ne kadar mühim bir mevkii hâiz olduğu herhalde anlaşılmıştır. Lâkin bunu, İsrâil’in bânîlerinden David Ben Guryon’un ağzından öğrenmek, daha da ibret vericidir: “İsrâil Devleti'nin têsîsi, Mikveh İsrael'le mümkün olmuştur. Mikveh İsrael olmasaydı, herhâlde İsrâil de olmazdı. Her şey bu mektebin têsîsiyle başlamış, bizim işimiz, onunla başlıyan vetîreyi, siyâsî ve millî planda tamâmlamak olmuştur.
Siyonizmin hizmetinde, Türk düşmanı ve Bene Beritli Amerikan Büyük Elçileri
Dîğer taraftan, 1914'te, ABD'nin İstanbul'daki Yahûdi Büyük Elçisi (ve, hakîkatin tam tersine, Türklerin Ermenilere jenosid yaptığı iftirâsının başlıca propagandacısı) Henry Morgenthau'nun öncülüğünde, Yahûdilere yardım sağlamak üzere, “American Jewish Joint Distribution Committee (JDC)” teşkîl edilmişti. Niégo bu Komite bünyesinde de çalıştı ve (Denis Ojalvo'nun tesbîtine nazaran) bu Komite'nin talebi üzerine, 1923'te, İstanbul'da, Yahûdi küçük tüccâr, esnaf ve sanâyicilerine âzamî 300.- TL kredi tahsîs eden İstanbul Küçük İkrâzât Sandığı (Caisse de Petits Prêts de Constantinople) ismiyle bir banka têsîs etti. Bankanın tedvîrinden yine o mes'ûldü.
Bu meyânda, 1890’dan I. Cihân Harbine kadar, Amerika’nın, Türkiye’ye peş peşe üç Bene Beritli Yahûdi Büyük Elçi (Oscar Straus, Abraham Elkin ve Henry Morgenthau) göndermesinin (http://maviboncuk.blogspot.com/2013/11/profile-joseph-niego-18631945.html; 15.4.2024), meş’ûm Siyonist Projesiyle alâkalı olduğu âşikârdır…
Siyonistlerin İşgâl Kuvvetleriyle işbirliği
Yine Denis Ojalvo'nun araştırmasına nazaran, 30 Ekim 1918 Mondros Mütârekesinden sonra, Hahambaşı Hayim Nahum bir müddet ortalıktan kayboluyor. (Rivâyete göre, Osmanlı Hükûmeti kendisine gizli bir vazîfe vermiş…) Bunun üzerine, Macedonia Risorta Locası'nın Üstâd-ı Muhteremi ve bu Loca'da kurulan İttihâd ve Terakkî Komitası'nın lider kadrosundan, ayrıca Siyonistlerin şükrânla yâdettikleri Emanuele Carasso, bütün Yahûdi teşekküllerini müşterek bir toplantıya dâvet ediyor. 1 Kasım 1918'de yapılan toplantıda, iştirâkciler, Îtilâf Devletleri nezdinde Türkiye Yahûdilerini temsîl ve kendi menfâatlerini müdâfaa edecek bir “Türkiye Yahûdi Cemâati Millî Hey'eti”ne (National Council of the Jewish Community of Turkey) vücûd veriyorlar. 13 Kasım 1918'de bütün temsîlcilerin iştirâkiyle yapılan ictimâda, Joseph Niégo, bilittifâk Reîs intihâb ediliyor. Bir müddet sonra, Hahambaşı Hayim Nahum'un tekrâr Cemâatin başına geçmesiyle berâber, Niégo'nun bu vazîfesi nihâyet buluyor…
1_a275b44e27331fb81ca921bfea8fe921.png
(Denis Ojalvo; “The Foundation of the Jewish Turkish School and Yosef Niego”, Şalom, 27.11.2014; https://www.salom.com.tr/SalomTurkey/arsiv/haber/93188/the-foundation-of-the-jewish-turkish-school-and-yosef-niego; 15.4.2024)
Fransız Cumhûriyeti’nin İstanbul’daki Fevkalâde Büyük Elçiliği (Haut Commisariat) nâmına Fransız Konsolosunun imzâsıyle, “Türkiye Yahûdi Cemâati Murahhas Hey’eti Reîsi sıfatıyle Pâris’e giden, Pera Chancellerie Sokağı, Babikiau [?] Han’da mukîm, Edirne doğumlu, husûsî himâye altındaki Zirâat Mühendisi, Yahûdi Monsieur Niégo Joseph’e”, Fransa dâhilinde ve dost veyâ müttefîk memleketlerde serbest seyâhat imkânı tanıyan, 15 Mart 1919 târihli ve bir sene müddetle mûteber pasaport…
***
Siyonist Âlemi tarafından iftihâr ve şükrânla yâdediliyor
Hiç şüphesiz, İsrâil’in bânîlerinden biri olan Niégo’nun Siyonizme ve Bene Berit'e bir ömür boyu süren hizmetleri unutulmadı.
Bu cümleden olarak, kendisinin 70. doğum günü vesîlesiyle, Bene Berit’in XI. Kolu tarafından, Siyonist Âlemine 50 sene zarfında yaptığı büyük hizmetleri anlatan, ayrıca nutuk ve konferanslarını ihtivâ eden Fransızca pek hacimli bir kitab neşredildi: J. Niégo, Cinquante années de travail dans les œuvres juives; allocutions et conférences, Préface de J. Shaki, İstanbul, 1933.
Kezâ, İsrâil'de, 1977'de, onun hâtırasını yaşatmak için, İsrâil Bene Berit Büyük Locası'na tâbi 3081 numaralı bir Joseph Niégo Locası (B’nai B’rith Yosef Niego Lodge) teşkîl edildi. (Bu Locanın müessis âzâlarından Niso Missistrano’dan naklen)
“Hâlihazırda 300 civârında talebe mevcûduyle zirâat mütehassısları yetiştirmiye devâm eden Mikveh İsrael, Yosef Niyego Locası'ndan, talebelere burs verilmesi ve ihtiyâc duyulan techîzâtın têmîn edilmesi şeklinde yardım görmektedir. ” (Yosef Niego Lodge Website)
2_0ba4386a43bdef186b3f31739fbf451c.png
Henüz sene 1923: Bene Berit Mektebi (şimdiki Ulus Özel Mûsevî Lisesi) muallimleri toplu hâlde… Kemalizmin şapka, kıyâfet ve bilumûm Frenkci İnkılâblarının öncüleri… Kemalizmin bel kemiği olan, çok iyi yetişmiş, çok iyi hazırlanmış bir kadro… (İlk def’a, Yeni Söz, 26.4.2019/216’da neşrettik.)
***
“İsrâil’in menşêi, Mikveh İsrael’dir!”
Bizim verdiğimiz şu muhtasar mâlûmâttan dahi, Mikveh İsrael’in, İsrâil Devleti’nin inşâsında ne kadar mühim bir mevkii hâiz olduğu herhalde anlaşılmıştır. Lâkin bunu, İsrâil’in bânîlerinden David Ben Guryon’un ağzından öğrenmek, daha da ibret vericidir:
“İsrâil Devleti'nin têsîsi, Mikveh İsrael'le mümkün olmuştur. Mikveh İsrael olmasaydı, herhâlde İsrâil de olmazdı. Her şey bu mektebin têsîsiyle başlamış, bizim işimiz, onunla başlıyan vetîreyi, siyâsî ve millî planda tamâmlamak olmuştur. (The State was established thanks to Mikveh-Israel. If there was no Mikveh-Israel, it is doubtful Israel could have been founded. Everything started then. What we did was to complete the task politically and nationally.)” (1967’deki bir beyânâtından; Denis Ojalvo 2014; kezâ Klod Frydman)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (32)
Yesevizade Alparslan Yasa
16.08.2024 - 11:30
Yayınlanma
İngiltere'de, hem Nathan de Rotschild, hem de oğlu [?] James dahi Masonluğa intisâb etmişlerdi. Aynen Kraliçe Victoria tarafından kendisine asâlet ünvânı verilen Londra Belediye Reîsi Sir Moses Montefiore gibi… Rothschild ve Montefiore, Siyonist Hareketi içindeki faâliyetleriyle, şu sözün söylenmesine sebeb oldular: 'İngiliz Masonluğu olmasa, günümüzün İsrâil Devleti de olmazdı!'
İngiltere'de, hem Nathan de Rotschild, hem de oğlu [?] James dahi Masonluğa intisâb etmişlerdi. Aynen Kraliçe Victoria tarafından kendisine asâlet ünvânı verilen Londra Belediye Reîsi Sir Moses Montefiore gibi… Rothschild ve Montefiore, Siyonist Hareketi içindeki faâliyetleriyle, şu sözün söylenmesine sebeb oldular: ‘İngiliz Masonluğu olmasa, günümüzün İsrâil Devleti de olmazdı!'
12_5414e1cbe2ab41b14ad21119a4a09309.PNG
(https://www.bibliotheque-numerique-aiu.org/viewer/16811/?offset=#page=19&viewer=picture&o=bookmarks&n=0&q=; 21.4.2024)
1870’te, Yafa civârında, Siyonizm-Masonluk işbirliğiyle têsîs edilen Mikveh İsrael (İsrâil’in Ümîdi) Zirâat Mektebi’nin 1927’de Tel-Aviv’de neşredilen İbrânîce-Fransızca Programme’ının kapağı ile 20-21. sayfaları…
David Ben Guryon: “Hayır, İsrâil Devleti’nin menşêi, ne Balfour Beyânnâmesidir, ne Herzl’in ilk (Siyonist) Kongresi, ne de Hovevei Zion (Siyon Âşıkları)! Onun menşêi, Mikveh İsrael’dir!” tesbîtinde bulunuyor…
***
Ojalvo, yukarıda tam künyesini verdiğimiz aynı makâlesinde, Fransa’nın İsrâil Büyük Elçisi Francis Huré’den naklen, Ben Guryon’un, mezkûr tesbîti daha da kuvvetle ifâde eden bir sözüne daha yer veriyor:
“Hayır, İsrâil Devleti’nin menşêi, ne Balfour Beyânnâmesidir, ne Herzl’in ilk (Siyonist) Kongresi, ne de Hovevei Zion (Siyon Âşıkları)! Onun menşêi, Mikveh İsrael’dir! (No, the origin of modern Israel is not the Balfour Declaration, nor the first –Zionist- congress of Herzl, nor the Hovevei Zion; It is Mikveh Israel!)”
İsrâil’in têsîs vetîresi, Siyonizm-Masonluk işbirliğiyle başladı
İşte buraya kadar îzâh ettiğimiz şu vetîre, tam bir Siyonist-Mason işbirliğinin mahsûlüdür. Zîrâ, Siyonizmi kuvveden fiile çıkaran bu şahsıyetlerin tamâmı Masondur ve elbette (Masonluğun mantığı îcâbı) merbût bulundukları Locaların ve Büyük Locaların tasvîb ve desteğine sâhibdirler. Muhakkak ki, öyle olmasaydı, bu tavırları Masonluğa aykırı görülseydi, ihrâc edilir veyâ, en azından, takbîh edilirlerdi…
“İngiliz Masonluğu olmasa, günümüzün İsrâil Devleti de olmazdı!”
Evvelâ, bu husûsta, İsrâilli (şedîd bir Türk düşmanı olan) Farmason, Le Grand Orient au Moyen Orient (Orta-Şark’ta Meşrik-ı Âzam) kitabının (Éditions Edetis, 2015, 332 p.) müellifi, Bilgi-İşlem Mühendisi Klod Frydman’ın The Times of Israel ve Étoile d’Israel Locası sitelerinde neşredilen “Judaïsme, franc-maçonnerie et Israël” başlıklı makâlesindeki umûmî tesbîti nakledelim:
“Fransa'da, Farmason Avukat, 1870 Muvakkat Hükûmetinde Adliye Vekîli Adolphe Crémieux, Fransa Meşrik-ı Âzamı'na intisâb etmiş, kendi Obediyansının [doğrusu: EKEİR’i tâkîb eden Yüksek Şûrâ’nın] en üst derecelerine kadar yükselmişti. O, Victor Schoelcher ile berâber, köleliğin lâğvı için mücâdele etti; Charles Netter ve Haham Élie Aristide Astruc gibi başka Masonlarla müştereken Alliance Israélite Universelle'i kurdu.
“İngiltere'de, hem Nathan de Rotschild, hem de oğlu [?] James dahi Masonluğa intisâb etmişlerdi. Aynen Kraliçe Victoria tarafından kendisine asâlet ünvânı verilen Londra Belediye Reîsi Sir Moses Montefiore gibi… Rothschild ve Montefiore, Siyonist Hareketi içindeki faâliyetleriyle, şu sözün söylenmesine sebeb oldular:
‘İngiliz Masonluğu olmasa, günümüzün İsrâil Devleti de olmazdı!'
“Siyonist Hareketi, 1860'lı senelerde, onların iştirâkiyle lanse edilmiştir. (Par leur activité dans le mouvement sioniste, Rothschild et Montefiore ont permis de dire que « sans la franc-maçonnerie britannique, il n’y aurait pas eu d’Etat d’Israël contemporain ». Le mouvement sioniste fut lancé, avec leur participation, au Royaume-Uni dans les années 1860.) […]
“Moses Montefiore, Kudüs'deki ilk Genc Kız Mektebi'nin müessisidir. Nathan de Rothschild de, yeni muhâcirlerin ve Kudüs Yahûdilerinin toprağı işlemeyi öğrendikleri Petah-Tikva isimli zirâat köyünü kurmuştur. 1870'te, İsrâil'in ilk zirâat mektebi olan Mikveh İsrael'i têsîs etmek ise, yine bir Farmason olan Charles Netter'e düşmüştür…” (https://frblogs.timesofisrael.com/judaisme-franc-maconnerie-et-israel/; 5.4.2024) 5.4.2024) (https://sites.google.com/site/netisr2/; 13.4.2024)
21_6dfd4439537da637b6ba759c98dfb4f3.PNG
(Frydman, 1.7.2018, http://frblogs.timesofisrael.com/judaisme-franc-maconnerie-et-israel/; 20.3.2019)
İsrâilli fanatik Türk düşmanı, Farmason Klod Frydman’ın makâlesi… Siyonistler: “İngiliz Masonluğu olmasa, günümüzün İsrâil Devleti de olmazdı!” diyorlar… (İlk def’a, Yeni Söz, 26.4.2019/216’da neşrettik.)
***
Leon Zeldis’in verdiği mâlûmât
İsrâil’de Hâkim Büyük Âmir olan Leon Zeldis’in yukarıda atıfta bulunduğumuz “Some Sephardic Jews in Freemasonry” başlıklı makâlesinden, Siyonist Hareketinde büyük mevkileri olan Montefiore ve Nathan Rothschild’in Masonluğu hakkında sarîh bilgiler ediniyoruz:
“Montefiore, İtalya’nın Livorno şehrinde doğmuştur. 1812’de Moira Locası’nda tekrîs edilmiş faâl bir Masondu. Bacanağı Nathan Mayer Rothschild ise, ondan on sene evvel, Emulation Locası’nda tekrîs edilmişti. Montefiore ve Rothschild, Levi Barent Cohen’in kızları olan iki kız kardeş ile evliydiler.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (33)
Yesevizade Alparslan Yasa
17.08.2024 - 00:00
Yayınlanma
Montefiore ve Nathan Mayer Rothschild hakkında Zeldis'in verdiği bilgileri. Leicester Üniversitesi'nde Târih Ord. Profesörü olan Aubrey Newman'ın, 14 Nisan 2015'de, Kudüs'de, İngiltere Yahûdi Târihini Araştırma Cem'iyeti'nin İsrâil Şûbesi'nde verdiği "İngiliz Masonluğunda Yahûdiler" başlıklı konferansında da buluyoruz: Rothschild, 1802'de Emulation Locası'nda, Montefiore ise, 1812'de Moira Locası'nda tekrîs edilmişlerdir.
Prof. Aubrey Newman’ın konferansından
Montefiore ve Nathan Mayer Rothschild hakkında Zeldis’in verdiği bilgileri. Leicester Üniversitesi’nde Târih Ord. Profesörü olan Aubrey Newman’ın, 14 Nisan 2015’de, Kudüs’de, İngiltere Yahûdi Târihini Araştırma Cem’iyeti’nin İsrâil Şûbesi’nde verdiği “İngiliz Masonluğunda Yahûdiler” başlıklı konferansında da buluyoruz: Rothschild, 1802’de Emulation Locası’nda, Montefiore ise, 1812’de Moira Locası’nda tekrîs edilmişlerdir.
Newman’ın konferansında, 18. asrın başlarından, yânî iki Büyük Loca hâlinde teşkîlâtlanmalarından îtibâren İngiliz Mason Localarında Yahûdi mevcûdiyeti hakkında bir hayli tafsîlât vardır. Meselâ Büyük Loca Arşivi’nin 1723 kayıdlarında Benjamin Deluze, Simon Ansell, 1725 kayıdlarında Israel Segalas, Nicholas Abrahams, 1732 kayıdlarında Solomon Mountford, Solomon Mendez, Abraham Ximenes, Abraham Cortissos gibi isimlere tesâdüf ediliyor. Kezâ, vazîfeleri, Senelik Büyük Festival’i tertîb etmek olan Büyük Kâhyalar arasında da: 1723’te Solomon Mendez, 1734’te Dr. Meyer Schomberg, 1736’da Benjamin de Costa, 1738’de Isaac Barrett, Joseph Harris, Samuel Lowman ve Moses Mendez gibi…
Bir dîğer dikkat çekici husûs, o devirde İngiltere’de Yahûdi nüfûsu cüz’î mikdârda olduğu hâlde, muhtelif Localarda, Yahûdi mevcûdiyetinin bâzan ciddî oranlara ulaşmasıdır. Meselâ 1759’da teşkîl edilen Lebeck Ana Locası’nın 13 Müessis Âzâsı Yahûdiydi. Kezâ, 1777’de têsîs edilen Dokuz Peri Locası’nın Francis Franco, Raphael Franco, Dr. Isaac Sequira ve Abraham Teixara gibi ilk Âzâları… Galler Prensi’nin Locası’nda dahi birkaç Yahûdi bulunduğu gibi, Üstâd-ı Âzamın 1 Numaralı Locası’nın 1800’deki Üstâd-ı Muhteremi bir Yahûdiydi. (Newman’ın naklettiğine göre, İngiltere’de, ilk Büyük Loca’nın teşkîl edildiği 1717’de, bin civârında, 18. asrın sonunda 25.000, 1879’da –muhtemelen- 70.000 ve 1914’te 280.000 kadar Yahûdi mevcûddu…)
Daha da alâka çekici bir husûs, Yahûdilere mahsûs Localar têsîs edilmiş olmasıdır: 1873’te Birmingham’da, 1875’te Liverpool’da aynı isimle têsîs edilen iki İsrâil Locası ve 1878’de Manchester’da faâliyete geçen Sion Locası gibi… 1886’da, Glasgow’da da Montefiore ismiyle bir Yahûdi Locası têsîs edilmişti. Şu Loca isimleri dahi, Masonluğun, başından îtibâren, Siyonist emellere destek olduğuna dâir ipucları olarak değerlendirilebilir…
Newman’ın îzâhatına nazaran, İngiltere Büyük Locası, herhangi bir Locaya Yahûdi olduğu için bir şahsın intisâb edememesini de, Yahûdilerden gayrisinin reddedilmesini de kabûl etmez. Bununla berâber, Yahûdilere mahsûs Localar têsîs edilebilmesi şu yolla mümkün oluyor: Locanın nizâmnâmesine, Loca toplantılarındaki ziyâfetlerde gıdâların ‘kaşer’ olması mecbûriyetine, ayrıca, Sebt (Cumartesi) ve Yahûdi bayram günlerinde toplantı yapılmamasına dâir hükümler konuluyor… (Prof Aubrey Newman, “Jewish in English Freemasonry”; https://www.jewishgen.org/jcr-uk/Newman_papers/Jews_in_English_Freemasonry.htm; 24.6.2024)
1-3_96dbba189dbe85b6f38baf86638dd350.jpg
(Prof Aubrey Newman, “Jewish in English Freemasonry”; https://www.jewishgen.org/jcr-uk/Newman_papers/Jews_in_English_Freemasonry.htm; 24.6.2024)
İngiltere’deki Jewish Communities and Records isimli Yahûdi İnternet Sitesinde, Târih Ord. Prof. Aubrey Newman tarafından, 14 Nisan 2015’te, Kudüs’te verilen “İngiliz Masonluğunda Yahûdiler” mevzûlu konferansın metninin baş kısmı…
***
Albert Benhamou’nun verdiği mâlûmât
“İsrâil’in Fransızca Bilen Diplomalı Rehberi” Albert Benhamou’nun kendi İnternet sitesinde neşrettiği “La Franc-Maçonnerie en Terre sainte (Arz-ı Mukaddes’de Masonluk)” başlıklı makâlesinde de, Charles Netter ve İsrâl’in istiklâlinin îlânından hemen evvelki devrede Filistin’de Masonluğun vazıyeti hakkında bilgi mevcûddur:
“1870’te, Alliance Israélite Universelle’in teşebbüsüyle kurulan Mikveh İsrael Mektebi’nin Fransalı Yahûdi Müdürü Charles Netter de Masondu ve kendisi, Anglosaksonlarla, Royal Salomon isimli bir başka Locanın açlışına iştirâk etmişti. […]
“İsrâil 1948’de têsîs edildiği zaman, Arab olmıyan Locaların sayısı, 30’dan az değildi. Bunlardan 19’u, İbrânî ve geriye kalanı, Alman veyâ İngiliz dillerinde çalışmaktaydı. 1953’te, kurdukları bir Büyük Loca’da bir araya geldiler. Hâlen, İsrâil’deki Masonların sayısı, 2.000 ilâ 3.000 olarak tahmîn edilmektedir.” (Albert Benhamou, janvier 2020; https://www.albert-tours-israel.com/single-post/franc-maconnerie; 5.4.2024)
Mezkûr makâlede, Joseph Niégo vâsıtasıyle 1898’de, Mikveh İsrael’de bir araya gelen Theodor Herzl ile Almanya İmparatoru (Kayseri) II. Wilhelm (Fransızlar için II. Guillaume) arasındaki müzâkere mevzûu hakkında da kısa îzâhat vardır:
“Her iki şahsıyet, Kayser’in himâyesi altında, Almanca konuşulan Yahûdi iskân merkezleri kurulması pojesini müzâkere ettiler. (Les deux discutèrent du projet de créer des colonies juives, de langue allemande, sous la protection du kaiser.)”
2-4_eef161b50ed0f9a75c940ca7ca466246.jpg
(Albert Benhamou, janvier 2020; https://www.albert-tours-israel.com/single-post/franc-maconnerie; 3.7.2024)
İsrâilli Albert Benhamou’nun İnternet Sitesindeki “Arz-ı Mukaddes’de Farmasonluk” başlıklı makâlede (Ocak 2020), Kanada, İngiltere ve Fransa Faramsonluklarının 19. asrın ikinci yarısından (tam olarak, Réclamation isimli Locayle, 1865’ten) îtibâren bu topraklardaki faâliyetleri hakkında dikkate şâyân mâlûmât bulunuyor…
***
Farmasonluğun zirvesinde bir Siyonist: Adolphe Crémieux
İsrâil’in temelini atan başlıca şahsıyetlerden, 1843-1845 senelerinde Fransa Yahûdileri Merkezî Konsistuvarı (İdâre Meclisi) Reîsi, 1864’ten 1880’deki vefâtına kadar Alliance Israélite Universelle Reîsi, Devlet Adamı Adolphe Crémieux’ye gelince, 1818’de, Nîmes şehrinde, Eski ve Kabûl Edilmiş İskoç Ritiyle çalışan Saint-Jean de Jérusalem Locası’nda tekrîs edilmişti. (Samuël Tomei’e göre… André Combes’a nazaran, o, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi Le Bienfait Anonyme Locası’nda tekrîs edilmiştir.) Bundan sonra da hep bu Rite sâdık kalarak bu Ritin 33. Derecesine kadar yükseldi ve 8 Mart 1869’da, Pek Muktedir Hâkim Büyük Âmir Üstâd-ı Âzam (Très Puissant Souverain Grand Commandeur Grand Maître) intihâb edildi ve 1880’de vefâtına kadar bu mevkii işgâl etti. (Bu sûretle, kavimdaşı ve büyük bankacı Benedict Allegri’nin yerine geçiyordu… -André Combes, “Les loges de France et d’Algérie, l’antisémitisme et l’affaire Dreyfus”, Archives Juives, 2010/2, vol. 43, pp. 70-80; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2010-2-page-70.htm; 18.4.2024-)
Tekemmül Mahfilleri ile Felsefî Dereceler Mahfillerini bünyesinde toplıyan ve 1890’da Fransa Büyük Locası’na vücûd verecek olan bu teşekkül (Fransa Yüksek Şûrâsı), o zaman, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na rakîbdi. Bu iki obediyans, bilhassa Kâinâtın Ulu Mîmârı (Grand Architecte de L’Univers –GADLU-) remzinin muhâfaza edilip edilmemesi mes’elesinde ihtilâf hâlindeydi ve Crémieux de, muhâfaza edilmesi tarafdârıydı.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (34)
Yesevizade Alparslan Yasa
18.08.2024 - 14:50
Yayınlanma
Crémieux, siyâsî hayâttaki mücâdelelerine muvâzî olarak, Mason Mâbedlerinde de çok faâl oldu. (Localarda kendisi gibi faâl bir başka şahsıyet, yine Alliance'ın müessislerinden, -yukarıda ismini zikretmiş olduğumuz- Hahambaşı Aristide Astruc idi.) Muhakkak ki siyâsî faâliyetlerinde de, muhtelif memleketlerde kavimdaşları için müdâhalede bulunurken de, Siyonizm için çalışırken de zirvesini işgâl ettiği bütün bir Masonluk Câmiası hep onun arkasındaydı.
1_6b4f30762368175d44a58baa53aeb355.jpg
(https://www.gldf.org/culture-et-patrimoine/franc-macons-celebres-de-la-gldf.html; 14.6.2024)
Fransa Büyük Locası’nın İnternet Sitesinde, 33 Dereceli Farmason, “Fransa Yüksek Şûrâsı’nın Pek Kudretli Hâkim Büyük Âmir Üstâd-ı Âzamı”, Siyonist Emperyalizminin liderlerinden Adolphe Crémieux…
***
‘Masonluk, siyâsetle değil, yüksek siyâsetle uğraşır!’
Crémieux, siyâsî hayâttaki mücâdelelerine muvâzî olarak, Mason Mâbedlerinde de çok faâl oldu. (Localarda kendisi gibi faâl bir başka şahsıyet, yine Alliance’ın müessislerinden, -yukarıda ismini zikretmiş olduğumuz- Hahambaşı Aristide Astruc idi.) Muhakkak ki siyâsî faâliyetlerinde de, muhtelif memleketlerde kavimdaşları için müdâhalede bulunurken de, Siyonizm için çalışırken de zirvesini işgâl ettiği bütün bir Masonluk Câmiası hep onun arkasındaydı.
1848 İhtilâlinden sonra Cumhûriyetci olan ve devrin başlıca siyâsî liderlerinden Léon Gambetta’ya (ki o da, kendisi gibi, Masonluktan “feyz almıştı”) siyâsî rehberlik yapan Crémieux’nün şu sözü, Masonlukta, “Mâbedlerde siyâset yapmamak” umdesinden ne anlamak lâzım geldiğine dâir bir anahtar mesâbesindedir:
“Doğrudur: Masonluk, siyâsetle değil, yüksek siyâsetle uğraşır! (La maçonnerie n’a pas, il est vrai, pour objet la politique mais la haute politique!)” (Samuël Tomei, “Adolphe Crémieux -1796/1880-, juif, franc-maçon, humaniste”, -Mason mecmûası La Chaîne d’union, 2010/1, No 51, pp. 42-51; https://www.cairn.info/revue-la-chaine-d-union-2010-1-page-42.htm; 12.4.2024; ayrıca, La Grande Loge de France’ın sitesi, “Francs-Maçons célèbres de la Grande Loge de France”; https://www.gldf.org/culture-et-patrimoine/franc-macons-celebres-de-la-gldf.html; 18.4.2024)
2_d3f58452a01918c23f9c3408e79381f8.jpg
(Jean-Philippe Schreiber, “Les élites politiques juives et la franc-maçonnerie dans la France du XIXe siècle”, Archives Juives, 2010-2: 43/58-69; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2010-2-page-58.htm; 26.6.2024)
Farmasonluğun zirvesindeki Siyonist (Adolphe Crémieux) hakkında istifâde ettiğimiz –Yahûdi Arşivi isimli mecmûada neşredilmiş- mühim bir makâle: “19. Asır Fransa’sında Yahûdi Siyâsî Elitleri ve Farmasonluk”… Makâlede münderic üstteki resim, Crémieux, alttaki ise Brüksel Hahambaşısı Elie Aristide Astruc’dür…
***
Hahambaşı Elie Aristide Astruc
Yukarıda, Türkiye’deki hahambaşıların tamâmının Bene Beritli olması vâkıasından yola çıkarak bütün hahambaşıların Bene Berit Masonu olduklarına dâir bir kanâate vardığımızı ifâde etmiş, ayrıca Yahûdi-Mason neşriyâtında, iki hahambaşının da Cihânşümûl Masonluğun güzîdeleri arasında zikredildiğini belirtmiştik. Bunlardan biri, 1843-1866 senelerinin Lüksemburg Hahambaşısı Samuel Hirsch (Samüel Hirş), dîğeri de, Sefarad Hahamı, 1866-1879 senelerinin Belçika Hahambaşısı (Eylûl 1879’daki istîfâ sonrasında da Belçika Fahrî Hahambaşısı) ve 1887-1891 senelerinin Bayonne Hahambaşısı Élie Aristide Astruc (Eli Aristid Astrük; Bordo, 12.12.1831 - Brüksel, 23.2.1905) idi.
Jean-Philippe Schreiber’in Yahûdi Arşivi’nde neşredilmiş iki makâlesinden, onun, 1862’de, “La Renaissance par les Émules d’Hiram (Hiram Emsâlleriyle Yeniden Doğuş)” Locası’nda tekrîs edilmiş olduğunu öğreniyoruz. (Jean-Philippe Schreiber, “Paris-Bruxelles: la polémique suscitée par l’Histoire abrégée des Juifs [et de leurs croyances] d’Élie Aristide Astruc -1870- / Astruc’ün Yahûdilerin [ve İnanclarının] Mücmel Târihi’nin Pâris ve Brüksel’de Yol Açtığı Kalem Kavgası”, Archives Juives, 2007-2: 40/43-64; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2007-2-page-43.htm; 4.7.2024. Jean-Philippe Schreiber, “Les élites politiques juives et la franc-maçonnerie dans la France du XIXe siècle / 19. Asır Fransa’sında Yahûdi Siyâsî Elitleri ve Farmasonluk”, Archives Juives, 2010-2: 43/58-69; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2010-2-page-58.htm; 26.6.2024.)
Lien d’Israël ve –Araştırmamızın 5. Fasl’ında Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkındaki bir makâlesinden geniş pasajlar iktibâs ettiğimiz- La Vérité Israélite mecmûalarının muharrirlerinden ve Histoire abrégée des Juifs et de leurs croyances (1869), Entretiens sur le judaïsme, son dogme et sa morale –Sermons- (Yahûdilik, Nasları, Ahlâkı Hakkında Sohbetler –Vaazlar-) (1879) ve Origines et causes historiques de l’antisémitisme (Yahûdi Aleyhdârlığının Târihî Menşê ve Sebebleri) (1884) gibi şâyân-ı dikkat eserlerin müellifi olan Astruc, Belçika Hahambaşısı seçildiğinde, Belçika Merkezî Yahûdi Konsistuvarı’nın başında, yine bir Farmason olan Louis Lassen vardı ve o da, Astruc’ün modernist Yahûdilik anlayışını desteklemekteydi… (Schreiber 2007)
Masonî “Cihânşümûl Dîn” ve Siyonizm için bir “fikir laboratuvarı”: La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası
Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi ve el’ân dahi (demek ki iki asırdır) Pâris’de faâliyette olan La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası, 1822’de têsîs edilmiş (https://data.bnf.fr/fr/10542669/elie_aristide_astruc/; 4.7.2024) Les Émules d’Hiram Locası’nın, 1858’de, “Bâtınî feylesof” Luc-Pierre Riche-Gardon tarafından yeni bir rûh ve isimle canlandırılmasıyle teşkîl edilmişti. (Combes 2015) Bâtınîlik, Sensimonizm, Furiyerizm, Feminizm gibi cereyânların Farmasonlukla harman olduğu bu Locanın (veyâ, en azından, Laik Ahlâk nazariyecisi Marie-Alexandre Massol ve Catéchisme philosophique de la religion universelle/ Cihânşümûl Dînin Felsefî İlmihâli kitabının -1874- müellifi Charles Fauvety gibi bâzı müntesiblerinin) başlıca faâliyetinin, Farmasonluğun (“Mason Akâidinin İçyüzü” Faslında îzâh ettiğimiz vechiyle) Deizm, Panteizm, Materyalizm, Beşeriyetperestlik (Humanolâtrie; kendi tâbirleriyle Humanisme: Beşeriyetcilik –en yüce kıymet olarak kabûl edilen mücerred bir “Beşeriyet” mefhûmunu Allâh yerine ikâme eden telakkî-) gibi dünyevî (uhrevî hayâtı yok farzeden, beşerin saâdetini dünyâ hayâtına inhisâr ettiren) cereyânların bir halitası olan “Cihânşümûl (veyâ Âlemşümûl) Dîn (la Religion universelle)” anlayışını işlemek ve propaganda etmek olduğu, hem bu husûsta, hem de Siyonizm uğrunda bir “fikir laboratuvarı (un laboratoire d’idées)” vazîfesi gördüğü anlaşılıyor. (Müntesibleri arasında, Anarşist fikir adamları ve militanlar Elie ve Élisée Reclus kardeşler, Okültist Eliphas Lévi –Alphonse Louis Constant- gibi şahsıyetler de vardı. –Schreiber 2007-)
Kemalizmin Milletimize dayattığı “Laik Ahlâk”ın menbâı
La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası hakkında istifâde ettiğimiz birkaç mêhazdan en mühimmi şudur:
André Combes, “Marie-Alexandre Massol -1805/1875-: du saint-simonisme à la morale indépendante (Massol: Sensimonizmden Müstakil Ahlâka)”, Chroniques d’histoire maçonnique, Éditeur: Grand Orient de France, 2015-1/75: 59-80 (https://www.cairn.info/revue-chroniques-d-histoire-maconnique-2015-1-page-59.htm; 9.7.2024).
Combes’un bu makâlesine başlık olan ve Massol’un müdâfaa ettiği “la morale indépendante”, yânî harfiyen tercümeyle, “Müstakil Ahlâk”, her çeşid ilâhî-dinî endîşeden âzâde ahlâk, dîğer tâbirle Laik, Dünyevî Ahlâk demekdir, ki Masonlukta esâs olan ahlâk telakkîsidir…
Bizde, “Ebedî Şef” devrinde, Farmason ve muhtemelen Sabataî Necmeddin Sadak tarafından têlîf edilmiş ve sâhasında tek lise ders kitabı olarak okutulan Sosyoloji’de, uzun uzun îzâhlarla, körpe dimâğlara bu ahlâk telakkîsi telkîn ediliyordu…DEVAM EDECEK
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (35)
Yesevizade Alparslan Yasa
19.08.2024 - 11:05
Yayınlanma
Fransa Meşrik-ı Âzamı'na (Grand Orient de France) tâbi olarak el'ân da Pâris'de faâliyette olan "La Respectable Loge La Renaissance par les Émules d'Hiram"ın 11 Nisan 2023'te Pâris'de tertîb ettiği "Nâdir Hastalıklar" mevzûlu "halka açık konferans"ın afişi… Astruc, 1862'de, bu Locada tekrîs edildi.
1_2dca8c61f14eda868154321ddf88eb82.jpg
(https://solhand.org/public/blog/Flyer%20Conf%C3%A9rence-11-avril-2023.pdf; 9.7.2024
Fransa Meşrik-ı Âzamı’na (Grand Orient de France) tâbi olarak el’ân da Pâris’de faâliyette olan “La Respectable Loge La Renaissance par les Émules d’Hiram”ın 11 Nisan 2023’te Pâris’de tertîb ettiği “Nâdir Hastalıklar” mevzûlu “halka açık konferans”ın afişi… Astruc, 1862’de, bu Locada tekrîs edildi.
***
Muharref Tevrât’ı Tecrübî İlimlerle têlîf etmek için beyhûde gayretler
Lüksemburg’tan hicret ettiği Amerika’da fikirleri bir hayli revâc bulan mezkûr Hahambaşı Samuel Hirsch gibi, Astruc de, “modernist”, ıslâhatçı, “liberal”, Tecrübî İlimlerle uyum içinde bir Yahûdilik dâvâsı güdüyor, (Muharref) Tevrât’ın büyük bir kısmı (bilhassa yaratılış kıssaları, Nûh Tûfânı kıssası, v.s.) açıkça Tecrübî İlimlerin kat’î tesbîtlerine aykırı düştüğü için, bütün bu husûslarda têvîle sapıyor (ki bu mânâda têvîl, hokkabâzlıktan başka bir şey değildir), bu meyânda mûcizeleri de reddediyor, bunların asılsız rivâyetler, ustûreler olduğunu, ancak alegorik mânâlarıyle bunlara değer verilebileceğini ileri sürüyor, Tevrât’taki târihî kıssaların ise, aslı olan bâzı vak’aların “şâirâne veyâ avâmî, çoucuksu muhayyile ile mübâlağa edilerek, istihâlelere uğratılarak, halk inanclarıyle karıştırılarak birer ustûre (mythe) hâline getirildiğini” iddiâ ediyor, bu anlayışı yüzünden, an’aneci, muhâfazakâr Yahûdilerle ihtilâfa düşüyordu. Bu berikilerle tamâmen mutâbık olduğu husûslar ise, Siyonizm ve (yeni bir yorumla kabûl ettiği) Mesîhcilik idi.
“Alliance Israélite Universelle”in derin mânâsı
Hahambaşı Astruc, La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’ndaki çalışmalardan ve bu Locanın çatısı altında müteaddid feylesoflarla yaptığı fikir teâtîlerinden de mülhem olarak, “Mason Akâidinin İçyüzü” başlıklı 3. Fasıl’da îzâh ettiğimiz vechiyle, mevcûd bütün dînlerin masonî esâslar etrâfında ve Masonluğun rehberliğinde birleştirilerek bütün İnsanlığa şâmil, laik, yânî dünyevî mâhiyette bir “Cihânşümûl Dîn” veyâ “Beşeriyet Dîni” inşâ edilmesi uğrunda dahi faâliyet gösteriyor ve Yahûdiliği de bu istikâmette tefsîr ediyordu. Bu husûsta, Jean-Philippe Schreiber’in “Astruc’ün Yahûdilerin [ve İnanclarının] Mücmel Târihi’nin Pâris ve Brüksel’de Yol Açtığı Kalem Kavgası” başlıklı makâlesinde, gâyet aydınlatıcı îzâhat mündericdir ve bu îzâhattan, Siyonist “Alliance Israélite Universelle” teşkîlâtının isminin ve têsîsinin dahi bu gâyeyle irtibâtlı olduğu anlaşılıyor. Schreiber’in mezkûr makâlesinde, bu husûsta, bilhassa aşağıdaki iki pasaj mühimdir:
“Astruc, 1860’lı senelerin başlarında, ‘alliancisme’ cereyânının da bir sâlikidir. Bu cereyân, bütün dînlerin bir terkîbine âmil olmayı gâye edinen ve Laik, Rûhçu, Farmason Feylesof Henri Carle’ın başlattığı bir harekettir. Carle’ın fikrince, Masonluk, esâslarını ilme, akla ve vicdâna dayandırdığı için, bu Cihânşümûl, Tabiî Dîn olabilir. La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’nda Fauvety’nin konferanslarını tâkîb etmiş olan Carle, büyük Vahiy Dînlerinden koparak Deizmi benimsemiş olanlara hitâb eden ‘Cihânşümûl Dînî İttifâk’ı kurmakla, ‘teofilantropik’ tecrübeyi, modern bir rûhla canlandırmış oldu. (Au début des années 1860, Astruc est aussi un adepte de l’alliancisme, un mouvement initié par le philosophe libre-penseur, spiritualiste et franc-maçon Henri Carle, qui vise à susciter une synthèse des religions. Pour Carle, la maçonnerie serait cette religion universelle, naturelle, fondant ses enseignements sur la science, la raison et la conscience. Carle, qui a suivi Fauvety à La Renaissance, a modernisé l’expérience théophilanthropique en créant l’Alliance religieuse universelle, ouverte aux déistes issus des grandes religions révélées.)
Metnin devâmındaki pasajı nakletmeden evvel, bu paragraftaki bâzı mefhûmlar üzerinde bir nebze duralım:
Harfiyen “Hür Mütefekkir”, “Hür Düşünceli” demek olan “libre-penseur”, ıstılâhî olarak, dînî akîdelere îtibâr etmeden sâdece aklıselîmiyle, şahsî tefekkürüyle Hakîkati arıyan insan demekdir; bu bakımdan, “Laik” kelimesiyle müterâdif sayılabilir…
Dîğer taraftan, Fransızcadaki “alliance (alyans)” kelimesi, Türkcemizdeki hem “ittifâk”, hem de “ahid (< ahd)” karşılığıdır. Buradaki îzâhat çerçevesinde, “alliancisme” tâbiri, “ahidcilik” şeklinde karşılanabilir. “Alliance religieuse universelle” ise, “Cihânşümûl Dînî İttifâk” veyâ “Cihânşümûl Dînî Ahid” şeklinde tercüme edilebilir.
Astruc’ün müessislerinden ve idârecilerinden olduğu “Alliance Israélite Universelle”i, biz, kendi metinlerimizde, hep “Cihânşümûl Yahûdi İttifâkı” şeklinde ifâde ettik; lâkin ona da “Cihânşümûl Yahûdi Ahdi” denebilir. Bu ifâdelerde geçen “ahid”, Allâh ile Benî İsrâil arasında yapıldığına inanılan “ahd”e telmîhdir.
Bu mânâlar düşünülünce, Alliance Israélite Universelle’in hakîkî mâhiyeti daha iyi anlaşılıyor.
Bu meyânda, Beynelmilel Bene Berit teşkîâtını da hatırlamak lâzımdır. Türkcemizde, Arabcadan iktibâsen yerleşmiş bir “Benî İsrâil / İsrâil Oğulları” tâbiri vardır. “Benî” Berit de, “Berit Oğulları” veyâ “İttifâkın” yâhud “Ahdin Oğulları” demekdir.
Bu pasajda geçen “Teofilantropi” ise, yine Masonluğun têsîri altında, 1789 İhtilâlinden sonra ortaya atılmış, Vahiy asıllı dînlerin yerine ikâme edilmek istenmiş, Deizm ve Panteizmden mülhem, son tahlîlde Dünyevî, yânî Materyalist mâhiyette bir “Tabiî Dîn (la Religion naturelle)”, daha doğrusu, “Tabîat Dîni” veyâ “Tabîate Tapınış Dîni”dir. İhtilâl sonrasında, bir müddet, bâzı ihtilâlciler tarafından, ona, resmî dîn hüviyeti kazandırılmak istenmiş, iktidâr çekişmelerine âlet edilmiş, bilâhare yasaklanmıştır. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Th%C3%A9ophilanthropie; 11.7.2024)
Netîce olarak, Masonluğun “Cihânşümûl Dîn”inin, Farmason Henri Carle’ın “Cihânşümûl Dînî İttifâk”ının, “Alliance Israélite Universelle”in ve “Bene Berit”in birbirine yakın cereyânlar olduğu âşikârdır. Bu vesîleyle dahi, Masonluğun, hep Siyonizmle iç içe bir târihî seyir tâkîb ettiği müşâhede ediliyor…
2_d64ea5939872aba0b661292646a80889.jpg
(https://solhand.org/public/blog/Flyer%20Conf%C3%A9rence-11-avril-2023.pdf; 9.7.2024 ve https://data.bnf.fr/fr/10542669/elie_aristide_astruc/; 4.7.2024)
Solda, Grand Orient de France’a tâbi La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’nın damgası (le sceau): Damgadaki têsîs târihi, 1822’dir… Sağda, 1862’de bu Locada tekrîs edilen Haham (bilâhare Belçika Hahambaşısı) Elie Aristide Astruc…
Muharref Tevrât’ın –bilhassa- Tecrübî İlimlerin kat’î tesbîtleri karşısında –bu ilimlerin tedkîk sâhasına giren cihetleriyle- iflâs etmesi, Hahambaşı Astruc gibi fikir adamlarını, yeni arayışlara, yeni bir Yahûdilik anlayışına sürüklemişti. Çıkmazdan kurtulmak için, onlar, bin dereden su getirerek, Muharref Tevrât’ı têvîle, bu sûretle, onu, İlmî Zihniyet sâhibi Yahûdiler için de kabûl edilebilir bir îzâha kavuşturmıya çalıştılar. Lakin âşikâr (muhkem) mânâyı bırakıp zoraki, sun’î têvîllere sapmak, bizim gibi sâdece Hakîkate tâlib ve tâbi insanlar için, yeni bir tahrîfkârlıktan ibârettir…
O devirde bu gibi yaklaşımlara umûmiyetle muhâlif olan Yahûdi Âlemi, (hattâ Hırıstiyanlık Âlemi) bugün, -bizdeki intibâa göre- belki kısm-ı âzamıyle, Samuel Hirsch ve Astruc gibi hahamların tavrını benimsemiş görünüyor… Yahûdiliğin Mesîhcilik/Siyonizm esâsî akîdelerinde ise, farklı yorumlarla berâber, Muhâfazakâr veyâ Modernist Yahûdiler, umûmiyetle, hep mutâbık olagelmişlerdir…
***
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (35)
(https://solhand.org/public/blog/Flyer%20Conf%C3%A9rence-11-avril-2023.pdf; 9.7.2024
Fransa Meşrik-ı Âzamı’na (Grand Orient de France) tâbi olarak el’ân da Pâris’de faâliyette olan “La Respectable Loge La Renaissance par les Émules d’Hiram”ın 11 Nisan 2023’te Pâris’de tertîb ettiği “Nâdir Hastalıklar” mevzûlu “halka açık konferans”ın afişi… Astruc, 1862’de, bu Locada tekrîs edildi.
***
Muharref Tevrât’ı Tecrübî İlimlerle têlîf etmek için beyhûde gayretler
Lüksemburg’tan hicret ettiği Amerika’da fikirleri bir hayli revâc bulan mezkûr Hahambaşı Samuel Hirsch gibi, Astruc de, “modernist”, ıslâhatçı, “liberal”, Tecrübî İlimlerle uyum içinde bir Yahûdilik dâvâsı güdüyor, (Muharref) Tevrât’ın büyük bir kısmı (bilhassa yaratılış kıssaları, Nûh Tûfânı kıssası, v.s.) açıkça Tecrübî İlimlerin kat’î tesbîtlerine aykırı düştüğü için, bütün bu husûslarda têvîle sapıyor (ki bu mânâda têvîl, hokkabâzlıktan başka bir şey değildir), bu meyânda mûcizeleri de reddediyor, bunların asılsız rivâyetler, ustûreler olduğunu, ancak alegorik mânâlarıyle bunlara değer verilebileceğini ileri sürüyor, Tevrât’taki târihî kıssaların ise, aslı olan bâzı vak’aların “şâirâne veyâ avâmî, çoucuksu muhayyile ile mübâlağa edilerek, istihâlelere uğratılarak, halk inanclarıyle karıştırılarak birer ustûre (mythe) hâline getirildiğini” iddiâ ediyor, bu anlayışı yüzünden, an’aneci, muhâfazakâr Yahûdilerle ihtilâfa düşüyordu. Bu berikilerle tamâmen mutâbık olduğu husûslar ise, Siyonizm ve (yeni bir yorumla kabûl ettiği) Mesîhcilik idi.
“Alliance Israélite Universelle”in derin mânâsı
Hahambaşı Astruc, La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’ndaki çalışmalardan ve bu Locanın çatısı altında müteaddid feylesoflarla yaptığı fikir teâtîlerinden de mülhem olarak, “Mason Akâidinin İçyüzü” başlıklı 3. Fasıl’da îzâh ettiğimiz vechiyle, mevcûd bütün dînlerin masonî esâslar etrâfında ve Masonluğun rehberliğinde birleştirilerek bütün İnsanlığa şâmil, laik, yânî dünyevî mâhiyette bir “Cihânşümûl Dîn” veyâ “Beşeriyet Dîni” inşâ edilmesi uğrunda dahi faâliyet gösteriyor ve Yahûdiliği de bu istikâmette tefsîr ediyordu. Bu husûsta, Jean-Philippe Schreiber’in “Astruc’ün Yahûdilerin [ve İnanclarının] Mücmel Târihi’nin Pâris ve Brüksel’de Yol Açtığı Kalem Kavgası” başlıklı makâlesinde, gâyet aydınlatıcı îzâhat mündericdir ve bu îzâhattan, Siyonist “Alliance Israélite Universelle” teşkîlâtının isminin ve têsîsinin dahi bu gâyeyle irtibâtlı olduğu anlaşılıyor. Schreiber’in mezkûr makâlesinde, bu husûsta, bilhassa aşağıdaki iki pasaj mühimdir:
“Astruc, 1860’lı senelerin başlarında, ‘alliancisme’ cereyânının da bir sâlikidir. Bu cereyân, bütün dînlerin bir terkîbine âmil olmayı gâye edinen ve Laik, Rûhçu, Farmason Feylesof Henri Carle’ın başlattığı bir harekettir. Carle’ın fikrince, Masonluk, esâslarını ilme, akla ve vicdâna dayandırdığı için, bu Cihânşümûl, Tabiî Dîn olabilir. La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’nda Fauvety’nin konferanslarını tâkîb etmiş olan Carle, büyük Vahiy Dînlerinden koparak Deizmi benimsemiş olanlara hitâb eden ‘Cihânşümûl Dînî İttifâk’ı kurmakla, ‘teofilantropik’ tecrübeyi, modern bir rûhla canlandırmış oldu. (Au début des années 1860, Astruc est aussi un adepte de l’alliancisme, un mouvement initié par le philosophe libre-penseur, spiritualiste et franc-maçon Henri Carle, qui vise à susciter une synthèse des religions. Pour Carle, la maçonnerie serait cette religion universelle, naturelle, fondant ses enseignements sur la science, la raison et la conscience. Carle, qui a suivi Fauvety à La Renaissance, a modernisé l’expérience théophilanthropique en créant l’Alliance religieuse universelle, ouverte aux déistes issus des grandes religions révélées.)
Metnin devâmındaki pasajı nakletmeden evvel, bu paragraftaki bâzı mefhûmlar üzerinde bir nebze duralım:
Harfiyen “Hür Mütefekkir”, “Hür Düşünceli” demek olan “libre-penseur”, ıstılâhî olarak, dînî akîdelere îtibâr etmeden sâdece aklıselîmiyle, şahsî tefekkürüyle Hakîkati arıyan insan demekdir; bu bakımdan, “Laik” kelimesiyle müterâdif sayılabilir…
Dîğer taraftan, Fransızcadaki “alliance (alyans)” kelimesi, Türkcemizdeki hem “ittifâk”, hem de “ahid (< ahd)” karşılığıdır. Buradaki îzâhat çerçevesinde, “alliancisme” tâbiri, “ahidcilik” şeklinde karşılanabilir. “Alliance religieuse universelle” ise, “Cihânşümûl Dînî İttifâk” veyâ “Cihânşümûl Dînî Ahid” şeklinde tercüme edilebilir.
Astruc’ün müessislerinden ve idârecilerinden olduğu “Alliance Israélite Universelle”i, biz, kendi metinlerimizde, hep “Cihânşümûl Yahûdi İttifâkı” şeklinde ifâde ettik; lâkin ona da “Cihânşümûl Yahûdi Ahdi” denebilir. Bu ifâdelerde geçen “ahid”, Allâh ile Benî İsrâil arasında yapıldığına inanılan “ahd”e telmîhdir.
Bu mânâlar düşünülünce, Alliance Israélite Universelle’in hakîkî mâhiyeti daha iyi anlaşılıyor.
Bu meyânda, Beynelmilel Bene Berit teşkîâtını da hatırlamak lâzımdır. Türkcemizde, Arabcadan iktibâsen yerleşmiş bir “Benî İsrâil / İsrâil Oğulları” tâbiri vardır. “Benî” Berit de, “Berit Oğulları” veyâ “İttifâkın” yâhud “Ahdin Oğulları” demekdir.
Bu pasajda geçen “Teofilantropi” ise, yine Masonluğun têsîri altında, 1789 İhtilâlinden sonra ortaya atılmış, Vahiy asıllı dînlerin yerine ikâme edilmek istenmiş, Deizm ve Panteizmden mülhem, son tahlîlde Dünyevî, yânî Materyalist mâhiyette bir “Tabiî Dîn (la Religion naturelle)”, daha doğrusu, “Tabîat Dîni” veyâ “Tabîate Tapınış Dîni”dir. İhtilâl sonrasında, bir müddet, bâzı ihtilâlciler tarafından, ona, resmî dîn hüviyeti kazandırılmak istenmiş, iktidâr çekişmelerine âlet edilmiş, bilâhare yasaklanmıştır. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Th%C3%A9ophilanthropie; 11.7.2024)
Netîce olarak, Masonluğun “Cihânşümûl Dîn”inin, Farmason Henri Carle’ın “Cihânşümûl Dînî İttifâk”ının, “Alliance Israélite Universelle”in ve “Bene Berit”in birbirine yakın cereyânlar olduğu âşikârdır. Bu vesîleyle dahi, Masonluğun, hep Siyonizmle iç içe bir târihî seyir tâkîb ettiği müşâhede ediliyor
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (36)
Yesevizade Alparslan Yasa
20.08.2024 - 10:30
Yayınlanma
Jean-Philippe Schreiber'in 2007'de, Archives Juives (Yahûdi Arşivi) mecmûasında neşredilmiş metni, aşağıdaki paragraflarla devâm ediyor:
‘Masonluğun şemsiyesi altında bütün dînleri birleştirmek’
Jean-Philippe Schreiber’in 2007’de, Archives Juives (Yahûdi Arşivi) mecmûasında neşredilmiş metni, aşağıdaki paragraflarla devâm ediyor:
“1860’ta Alliance Israélite Universelle’in têsîsi, bu [bir üst paragrafta îzâh edilen] fikrî cereyânlara muvâzî olarak ortaya çıktı. (La création, en 1860, de l’Alliance israélite universelle se place dans ce contexte.) […]
“O zamân, Astruc, Farmasonluğun şemsiyesi altında bütün dînlerin bir terkîbinin yapılması dâvâsı güden Lüksemburg Hahambaşısı Samuel Hirsch’inkine yakın bir anlayışa sâhibdir. Hirsch gibi Astruc de, Mason ideallerinin izini taşıyan bir Yahûdilik telakkîsini müdâfaa etmektedir. Meselâ, Beşeriyet Dîni veyâ Cihânşümûl Dîn (ki, vaazlarını ihtivâ eden ve 1879’da neşredilen Yahûdiliğe Dâir Sohbetler kitabı, bu düşüncesinin şâhididir), dînî serbestî, vicdân hürriyeti, insanın tecdîdi, Mesîhciliğin yerini alacak bir cihânşümûl kardeşlik, ikinci Vahiy demek olan bir İhtilâl gibi mevzûlarda hâl böyledir. (Il est alors proche de la pensée d’un autre franc-maçon, Samuel Hirsch, grand rabbin de Luxembourg, qui préconise une fusion de toutes les religions sous l’égide de la franc-maçonnerie. Comme Hirsch, Astruc défend une conception du judaïsme marquée par les idéaux maçonniques : il en est ainsi de la religion de l’humanité ou religion universelle (dont témoignent ses sermons publiés dans ses Entretiens sur le judaïsme, parus en 1879), du libéralisme religieux, de la liberté de conscience, de la rénovation de l’homme, de la fraternité universelle comme substitut au messianisme, de la Révolution comme seconde Révélation.)” (Jean-Philippe Schreiber, “Paris-Bruxelles: la polémique suscitée par l’Histoire abrégée des Juifs [et de leurs croyances] d’Élie Aristide Astruc -1870- / Astruc’ün Yahûdilerin [ve İnanclarının] Mücmel Târihi’nin Pâris ve Brüksel’de Yol Açtığı Kalem Kavgası”, Archives Juives, 2007-2: 40/43-64; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2007-2-page-43.htm; 4.7.2024)
Burada hatırlatmamız lâzım ki, bu gibi fikirleri, yukarıda, “Masonluk Fikriyât ve Teşkîlâtında Yahûdi Têsîrine Dâir Muhtelif Delîller” başlıklı 4. Fasıl’da, Haham Elie Benamozegh, Haham Isidore Epstein ve (La Vérité Israélite mecmûası nâşiri) Avukat Joseph Cohen’in kaleminden de okuduk…
Astruc’ün Alliance Israélite Universelle’deki rolü
Hemen yukarıda Jean-Philippe Schreiber’den iktibâs ettiğimiz metnin ikinci paragrafı, “1860’ta Alliance Israélite Universelle’in têsîsi, bu [bir üst paragrafta îzâh edilen] fikrî cereyânlara muvâzî olarak ortaya çıktı.” cümlesiyle başlıyordu. Gerisini nakletmediğimiz bu paragrafta, Schreiber, Hahambaşı Astruc’ün, müntesibi olduğu Locada işlenen fikirlere muvâfık olarak vücûd verilen Alliance Israélite Universelle’in müessisleri arasında yer aldığını kaydediyor. Burada, altı resmî müessisten sâdece üçünün adı geçiyor. Hakîkatte, Alliance’ın gayr-i resmî müessisinin (Masonluğun zirve isimlerinden) Adolphe Crémieux olduğuna yukarıda işâret etmiştik. Schreiber’in tesbîtine nazaran, (1905’te vefât etmiş olan) Astruc, 1902 senesine kadar Alliance’ın Merkez Komitesi Âzâsı olarak faâliyet göstermiş, demek ki Alliance’ın bütün Siyonist ve ihtilâlci faâliyetlerinden hissedâr olmuştur:
“Astruc, Lamartine Sokağı’nda kâin, Portekizli Yahûdi Ritini tatbîk eden, kendisinin hahamlığını yaptığı Havranın Reîsi Jules Carvallo, 1864’ten îtibâren sütûnlarında sık sık Astruc’e yer veren Archives Israélites mecmûasının Sâhibi Isidore Cahen veyâ Haham Mektebi’nde Latince ve Yunanca dersleri veren, Şâir Eugène Manuel gibi sîmâlarla berâber, Alliance’ın müessisleri arasında yer aldı; 1863 Haziran’ına kadar onun Umûmî Kâtibliğini deruhde ettiği gibi, 1860’tan 1902’ye kadar da, Merkez Komitesi Âzâlığı yaptı. (Astruc figure parmi ses fondateurs, aux côtés de Jules Carvallo, président de la synagogue de rite portugais de la rue Lamartine dont Astruc est le rabbin, Isidore Cahen, patron des Archives Israélites qui accueillent souvent Astruc dans leurs colonnes à partir de 1864, ou le poète Eugène Manuel, qui enseigne le latin et le grec au Séminaire rabbinique. Astruc est, jusqu’en juin 1863 le secrétaire général de l’Alliance israélite et, de 1860 à 1902, membre de son comité central.)”
Alliance’in dîğer iki resmî müessisi de, (bilâhare Alliance’ın târihini yazan) Avukat Narcisse Leven ile (bu araştırmada kendisinden genişçe bahsettiğimiz, Mikveh İsrael’in müessisi ve ilk müdürü) Tüccâr Charles Netter idi… (https://www.aiu.org/fr/notre-histoire-0; 17.7.2024)
Astruc’ün La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’ndan iki arkadaşı daha (Schreiber 2007), Siyonizm târihinde mühim isimler olarak zikrediliyor. Bunlardan biri, Alexandre Weill, dîğeri, Moses Hess’dir.
Siyonist muharrir ve feylesof Alexandre Weill
La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası müntesibi Alexandre Weill (Abraham Weill; Schirrhoffen, 10.5.1811 – Paris, 18.4.1899), ömrünün kısm-ı âzamını Pâris’de geçirmiş Alsaslı bir feylesof, gazeteci, velûd bir muharrirdi. Hayâtı fikrî-îtikâdî planda arayışlarla geçtikden sonra, Hirsch ve Astruc’ünkine benzer, modernist bir Yahûdilik anlayışında karâr kıldı. (Joe Friedemann, “Alexandre Weill: un ‘hors-cadre’ de la vie juive alsacienne au 19ème siècle”, http://www.judaisme-alsalor.fr/perso/axweill/index.htm; 9.7.2024. Weill’in Yahûdilik telakkîsi ile Hirsch ve Astruc’ün Yahûdilik telakkîsi arasında muvâzîlik kuran biziz…)
Weill’in, ömrünün sonlarına doğru, Siyonizm fikrini işliyen Roma ve Kudüs kitabı hakkında takdîrkâr bir makâle kaleme aldığı, hem Loca arkadaşı, hem “Hâricî Hayât”ta yakın dostu olan Moses Hess gibi, dört elle Siyonizme sarıldığı, bu emelin tahakkuku için projeler geliştirdiği, hattâ bu uğurda Filistin topraklarında Türk ve Arab Müslümanlara karşı silâhlı mücâdeleye girişerek ölmeyi göze aldığı müşâhede ediliyor. Onun, Siyonizmin nazariyeci ve propagandacılarından Hess’in mezkûr kitabı hakkındaki hükmü şudur:
“Her bakımdan şâyân-ı takdîr bir kitab; fikir, üslûb, orijinalite; onda her mezîyet var. -Livre remarquable sous tous les rapports, pensée, style, originalité, tout y est.-"… (Joe Friedemann, “Orientations sionistes dans la pensée d’Alexandre Weill -Alexandre Weill’in Düşüncesinde Siyonist Yönelişler-”, Extrait du Colloque INALCO, sur Aspects du Sionisme,Paris, octobre 1976; http://www.judaisme-alsalor.fr/perso/axweill/w-sion/w-sion.htm; 9.7.2024)
Mühim bir gayreti, Siyonizmin “Târihî Vatan” efsânesine fikrî temel aramaktır. Onun muhayyilesine göre, “vatanperverlik”, İnsanlık târihinde, “Yahûdilerin bir icâdıdır”; Hz. Mûsâ ile doğmuş, binâenaleyh, onun İsrâil Oğullarına vatan yaptığı topraklar, ebedî bir hakk olarak, Yahûdi Vatanı olmuştur… (Le patriotisme est une invention des juifs, et de là, les droits de Moïse sur la Palestine. – Friedemann 1976-)
Yahûdi Dîninin dîğer dînlerden, Yahûdi Milletinin de dîğer milletlerden üstün olduğu iddiâsındadır. (“Asîl Yahûdi kanı, Hz. İbrâhîm’e ve –imtiyâzlı arâzî- Yahûdiye’ye kadar çıkmaktadır -il se réclamera d' une ‘noblesse de sang’ remontant à Abraham et dont le berceau se situe en Judée, ‘territoire privilégié’-”…–Friedemann 1976-) Yahûdi Milleti, bütün milletlere rehber olan bir peygamber, bir râhibler milletidir. Bununla berâber, bütün dünyâya dağılmış olan Yahûdilerde, zamânla, millî şuûr gevşemiştir. Binâenaleyh, “Ebedî Vatan”a dönebilmek ve bu merkezden bütün Beşeriyete rehber olabilmek için, her şeyden evvel, bir “mânevî diriliş”e (une résurrection spirituelle), dîğer tâbirle, Yahûdi Câmiasında millî şuûru kuvvetlendirmiye ihtiyâc vardır, ki bunun başlıca iki vâsıtasından birincisi, İbrânîcenin öğrenilmesi ve yaşatılması; ikincisi de, “Yahûdi menbâları”yle (Yahûdi kültürünün kaynaklarıyle) haşir-neşir olunmasıdır. Bu “mânevî diriliş”, “Yahûdiliğin sâir inanc sistemlerine üstünlüğünü isbât etmenin elzem şartıdır (condition nécessaire qui permettra au judaïsme de prouver sa supériorité sur toutes les autres croyances)”. İbrânîce tahsili o kadar mühimdir ki çocukların dört yaşından îtibâren kaydedileceği ve birinci derecedeki öğretim dilinin İbrânîce olduğu “meccânî ve mecbûrî” mekteblerin (écoles hébraïques gratuites et obligatoires)açılması şarttır…
Siyonistler nazarında, Müslüman-Arab vatanı Filistin, “hâlî arâzî”!
Dostu ve kendisi gibi Farmason Charles Netter’in, Alliance Israélite Universelle nâmına ve Filistin’i “Yahûdi Vatanı” yapmanın başlıca vâsıtası olarak 1870’te têsîs ettiği Mikveh Israel Zirâat Mektebi’ni büyük sevincle karşılar… İstikbâl vâdeden bu teşebbüsün heyecânıyle, Filistin arâzîsine büyük çapta bir Yahûdi muhâceretinin projelerini yapmıya koyulur… Üzerinde en az on dört asırdır Arab ve Türk Müslümanlar ile sâir dîn ehlinin yaşadığı Filistin, onun ve sâir Siyonistlerin nazarında, “hâlî arâzî”dir. (Çünki, fanatik bir nazarla, bunlar, her vâsıtayle o topraklardan def’edilmesi lâzım gelen “haşerât” veyâ “lağım fâreleri” kabîlinden mahlûklardır!) Oraya, hemen ilk planda, orta hâlli, idealist “100.000 zinde Yahûdi (100.000 juifs, jeunes et forts)” sevketmelidir. Bunlar, bir veyâ iki liderin dirâyetli idâresi altında hareket edecek, bir taraftan yerleştikleri topraklarda zirâat yapacak, dîğer taraftan “elde silâh (les armes à la main)” “vatanlarını” müdâfaa edeceklerdir. Hâlledilecek ilk mes’ele, “Arz-ı Mukaddes”deki Türk hâkimiyetidir. Bütün Filistin’in ele geçirilmesi için Yafa, bir üs vazîfesi göremez mi? İlk merhalede Filistin’in tamâmına sâhib olunamasa dahi, hiç olmazsa Şerîa Vâdisi ele geçirilemez mi? Bunun için Montefiore gibi bir adama mürâcaat etmek lâzım. O, çıkarılacak hisse senedleriyle, Kudretli Devletlerin (“Düvel-i Muazzama”nın) têmînâtı altında, Filistin’i Türkiye’den satın almak için lüzûmlu meblağı têmîn edecekdir. (Premier problème à résoudre : celui de la domination turque en Terre Sainte… Jaffa ne pourrait-elle pas constituer "un point d'appui" pour l'acquisition, sinon de la totalité du pays, du moins de "la vallée du Jourdain" ? Pour cela il faudrait s'adresser à “un homme comme Montefiore (…) qui, moyennant des actions émises qui seraient prises d'emblée, trouverait la somme nécessaire pour acheter la Palestine à la Turquie avec la garantie des Puissances.” – Friedemann 1976-)
Weill, Filistin’i “Yahûdi Vatanı” yapacak ilk yüz bin kişilik topluluk içine kendini de dâhil ediyor:
“Altmış yaşındayım; lâkin son yola çıkacak ben olmıyacağım gibi, gerekirse, savaşmak için sona kalacak da ben olmıyacağım! (J'ai soixante ans, mais je ne serai pas le dernier pour partir, ni même pour me battre s'il le faut.)”
Bu düşünce ve hissiyât içinde, “Dâvâ” uğrunda hayâtımı fedâ etmiye de hazırdır! (Il se déclare lui-même disposé à payer de sa propre personne.) (Friedemann 1976)
1_c5fbe8327868f9af452e3339a86ed4a1.jpg
(http://www.judaisme-alsalor.fr/perso/axweill/w-sion/w-sion.htm; 9.7.2024)
Bir Alsaslı Yahûdi Sitesinde, Joe Friedemann tarafından kaleme alınmış, Weill’in, Siyonizmin nazariyesini yaptığı eserlerinden bahseden makâle: “Orientations sionistes dans la pensée d’Alexandre Weill (Alexandre Weill’in Düşüncesinde Siyonist Yönelişler)” (Extrait du Colloque INALCO, sur Aspects du Sionisme,Paris, octobre 1976)…
.
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (37)
Yesevizade Alparslan Yasa
21.08.2024 - 11:20
Yayınlanma
“Basît zekâlar”ın istihzâlarına rağmen, Siyonist projeleri adım adım hayâta geçirildi ve vetîre, devâm ediyor
Görüldüğü gibi, Siyonizmin bütün bu projeleri, Herzl’den çok evvel ortaya konulmuş ve bilâhare, adım adım, tahakkuk ettirilmiştir. O zamân, bunları ancak bir rü’yâ, bir ham hayâl olarak görenlere, Alexandre Weill, dâvâsına kuvvetle inanmış bir adam tavrıyle mukâbele ediyordu:
“Basît zekâlara her şey imkânsız görünür! Bu rü’yâ, pekâlâ hakîkat olacaktır, zîrâ İsrâil Oğullarının vatanlarına dönüşüyle berâber yeni bir çığır açılacak, bütün milletler, Tek Allâh’ı, tek îmânı, tek şerîati ikrâr edecekler, nihâyet, bütün dünyânın onca zamândır beklediği sulh, âsâyiş ve kardeşlik çağı başlıyacaktır! (Tout paraît impossible aux esprits ordinaires… Réalisable, ce rêve l'est certainement, car s'il s'accompagne de la reconnaissance par les nations de l'existence ‘d'un seul Dieu, d'une seule foi, d'une seule loi’, le retour d'Israël sur sa Terre inaugurera enfin cette ère de paix, d'ordre et de fraternité à laquelle le monde aspire depuis si longtemps.)” (Friedemann 1976)
Siyonist-Mason Mesîhciliği: Propaganda başka, fiiliyât başka!
Netîce olarak ve bekleneeği üzere, Weill’de de, “Târihî Vatan”a avdet, Mesîhcilik akîdesiyle iç içe geçiyor. Mesîhcilik, yânî Farmasonluğun da hedefi olduğu vechiyle, bütün dînlerin, masonî bir telakkîyle ve Masonluğun şemsiyesi altında birleştirilmesi ve “Güzîdeler”in idâre edeceği bir Dünyâ Hükûmeti têsîsi…
Yahûdi ve Farmasonların rehberliğinde yeryüzünde sulh ve sükûnun hüküm sürmesi, Emperyalizmin, gizli-âşikâr müstemlekeciliğin ve insan istismârının ortadan kalması, İnsanlık Âlemine kardeşlik rûhunun hâkim olması gibi düstûrlara gelince, Farmasonluğun bütün dünyâdaki üç asırlık ve Siyonizmin de, husûsen son bir buçuk asırlık târihlerinin şahâdeti, onların, bu düstûrların samîmî havârîleri oldukları iddiâsını tekzîb etmek için kâfîdir!
Aşağıdaki satırları okumalı ve Weill ve mümâsillerine sormalı:
Filistinliler insan değil mi? Daha bir avuc Filistinlinin hakkını gözetmiyen, bilakis onlara “haşerât” muâmelesini revâ görenler, İnsanlık Âleminin tamâmına nasıl sulh ve sükûn getirebilir, kardeşlik rûhunu hâkim kılabilirler? Üstelik, Jenosidci Siyonist Devlet’i kurmanın ancak bütün bir İnsanlık Âleminin maddî-mânevî istismârı sâyesinde mümkün olabildiği son bir buçuk asırdır müşâhede edilip dururken!
Yine sormalı:
Sizde, İnsan Haklarına, yânî insana saygı olsa, Vicdân Hürriyetini hiçe sayarak, Münâfıkça usûllerle insanları kendi dînlerinden koparıp onlara bir safsatadan başka bir şey olmıyan “Cihânşümûl Dîn”inizi dayatır mıydınız?
Benzeri bir suâl de, Siyonist ve Farmason “Güzîdeler”in idâresi altındaki bir “Dünyâ Hükûmeti” bahis mevzûu edilerek yöneltilebilir…
yuopyp_4caefe0ece91e3bff79e5695ae386ac6.jpg
(http://www.judaisme-alsalor.fr/perso/axweill/index... 9.7.2024)
La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’nın Siyonist Hareketine öncülük eden bir başka müntesibi: Alexandre Weill…
***
Aşağıdaki pasajları, Friedemann, onun, her ikisi de 1888’de neşredilen Epîtres cinglantes à M. Drumont (Mösyö Drumont’a Kamçılayıcı Mektublar) ve Le Centenaire de l'émancipation des Juifs (Yahûdilerin Serbestleşmesinin Yüzüncü Senesi) ünvânlı kitablarından naklediyor:
“Size bir îtirâfta bulunayım: Şâyed Filistin’de, hahamların saçma dînini değil de, (…) Mûsâ’nın yabancı unsurlardan ayıklanmış Cihânşümûl Dînini hükümfermâ kılan bir Cumhûriyet olsaydı, (…) sizi zevkle terkedip gider Kudüs’de ölürdüm! (Je veux vous faire un aveu. S'il y avait en Palestine une République juive ayant proclamé, non la religion stupide des rabbins (…) mais la religion universelle épurée de Moïse (…) je vous quitterais avec délice pour aller mourir à Jérusalem.) […]
“Enbiyânın bahsettiği Cihânşümûl Dînin bir nümûnesini ortaya koymak için ve bütün milletler, Mûsâ’nın lafzıyle: ‘Bu Milletin kânûnları, akla ve adâlete muvâfık ne güzel kânûnlardır ve hakîkaten, bu küçük millet de Allâh’ın kadri yüce bir milletidir’ desinler diye Yahûdilerin Kudüs’e dönmesi, şarttır! (il faut que les Juifs retournent à Jérusalem y rétablir le modèle de la religion universelle dont parlent les prophètes et pour que toutes les nations disent selon la parole de Moïse : ‘Quelles belles lois de raison et de justice que les lois de ce peuple et que cette petite nation est un grand peuple de Dieu’.)
“Ve bu milletler, şevkle bu kânûnları taklîd etmek istiyeceklerdir. Evet, bir gün gelecek, bütün milletler, Kiros’un devrinde olduğu gibi, İsrâil Milletini ecdâdının diyârına gönderecek ve onlara refâkat etmek için eteklerine sarılacaklardır. Bütün siyâsî hareketler, hattâ Yahûdi aleyhdârı hareketler dahi, bu netîcenin istihsâline hizmet ediyorlar. (Et ces nations ne demanderont pas mieux que d'imiter ces lois. Oui, le temps viendra où tous les peuples, comme du temps de Cyrus, renverront le peuple d'Israël dans le pays de leurs ancêtres et s'attacheront aux pans de leurs habits pour les y accompagner. Tous les mouvements politiques y contribuent, même les mouvements antisémitiques.)” (Friedemann 1976)
Bir dîğer Siyonist muharrir ve feylesof: Moses Hess
La Renaissance par les Émules d’Hiram Locası’nın Siyonizmin öncülerinden olan bir dîğer müntesibi Moses (Moïse veyâ Moshe) Hess’dir (Bonn, 21.6.1812 – Pâris, 6.4.1875). Yakın dostu ve Loca arkadaşı Alexandre Weill’in fazla tanınmamasına mukâbil, “Spinozacı [yânî Panteist] feylesof Hess” (Schreiber 2007), Siyonistliği kadar Komünist İhtilâlciliği ile de pek meşhûr bir sîmâdır.
Siyonizm-Masonluk-Komünizm münâsebetinin müşahhas bir timsâli olan Moses Hess, bir İsrâil Sitesinin ifâdesiyle:
“Sosyalizmin ilk tarafdârlarından biri ve bilâhare ‘Siyonizm’ tâbir edilen cereyânın bir öncüsü olmuştur. Almanya’nın Renanya bölgesine mensûb Liberal iş adamları tarafından kurulmuş, Radikal temâyüllü Rheinische Zeitung gazetesinin muhâbiri sıfatıyle Pâris’de yaşıyordu. Aynı gazetede çalışan Karl Marx’ın bir dostu ve iş arkadaşı idi. 1840’lı senelerin başlarında, müstakbel Komünist lideri Engels’e Komünizmi tanıtan, Hess’dir.” (https://101israel.com/moses-moshe-hess/; 10.7.2024)
Aynı İsrâil Sitesine nazaran, 1875’te Pâris’de öldüğü zamân, Köln’deki Yahûdi Mezarlığına defnedildi; fakat, 1961’de, naaşı, buradan İsrâil’deki Kinneret Mezarlığı’na nakledildi. Nachman Syrkin, Ber Borochov ve Berl Katznelson gibi daha başka Sosyalist-Siyonistlerin kabirleri de, onunkinin yanı başındadır.
1862’de Almanca têlîf edilmiş Roma ve Kudüs; Son Millî Mes’ele isimli kitabı, bilhassa Yahûdi Âlemi üzerinde yaptığı têsîr noktainazarından, Siyonizmin târihinde bir dönüm noktası sayılır. Bu kitabdan, Alliance Israélite Universelle Âzâsı olduğu ve bu teşekküle 1866’da Joseph Natonek tarafından teklîf edilen Filistin’de Yahûdilerin iskân edilmesine dâir planı desteklediği öğreniliyor. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Moses_Hess; 10.7.2024)
jytju_17b2a17de91932d99a3b01ea8333d277.jpg
(https://en.wikipedia.org/wiki/Moses_Hess#/media/Fi....jpg; 14.7.2024)
Siyonizm-Masonluk-Komünizm münâsebetinin müşahhas bir timsâli olan Moses Hess
.
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (38)
Yesevizade Alparslan Yasa
22.08.2024 - 17:35
Yayınlanma
Roma ve Kudüs kitabından iktibâs edilmiş şu üç parça, onun Siyonizme dâir (Weill'inkiyle de örtüşen) fikirlerini ve stratejisini anlamıya kâfîdir:
Roma ve Kudüs kitabından iktibâs edilmiş şu üç parça, onun Siyonizme dâir (Weill’inkiyle de örtüşen) fikirlerini ve stratejisini anlamıya kâfîdir:
“Irkıma yönelik düşmanca peşîn hükümlere tahammül edemem; zîrâ, cihân târihinde en mühim rolü oynıyan, bu ırktır ve âtîde oynıyacağı rol, daha da büyük olacaktır. Hele, babalarımızın mukaddes diline yönelik hasmâne peşîn hükümlere karşı daha da tahammülsüzüm! O hasmâne peşîn hükümler ki tâ mezarlara kadar Yahûdi hayâtının tamâmından İbrânîceyi silmek şeklinde tezâhür ediyor ve mezar taşlarına İbrânîce yerine Almanca kitâbeler hâkkediliyor… (Je ne peux tolérer les préjugés hostiles à ma propre race, car cette race a joué dans l'histoire universelle le rôle le plus important et elle est appelée à jouer un rôle plus grand encore dans l'avenir. Je peux encore moins accepter ce préjugé hostile à la langue sacrée de nos pères qui pousse à supprimer l'hébreu dans l'ensemble de la vie juive et jusque dans les cimetières où l'on préfère des inscriptions en allemand.)”
“Yahûdi çocuklarına ve genclerine Filistin’de zirâat yapmayı öğretmek için bir zirâat mektebi kurulması lâzımdır. […] (Oralarda, muhtemel) taarruzlara karşı Cemâati koruyacak askerî tâlim görmüş Yahûdilere ihtiyâc vardır. (Il faudra créer une école d'agriculture pour apprendre aux enfants et aux jeunes Juifs la pratique de l'agriculture en Palestine [...]. Il faudra employer des Juifs ayant une formation militaire pour assurer la défense contre les attaques.)”
“Müşterek bir millî arâzî iktisâb etmek lâzım. Emeği himâye edip inkişâfını sağlıyacak meşrû bir vazıyet hâsıl etmek lâzım. Mûsevîlik umdelerine [Mûsâ Şerîatine], yânî Sosyalizme muvâfık Yahûdi zirâat, sanâyi ve ticâret şirketleri têsîs etmek lâzım. Yahûdiliğin Şark’ta ayağa kalkmasını têmîn edecek temeller bunlardır. (Il faut acquérir une terre nationale commune. Il faut créer une situation légale qui protège le travail et permette son développement. Il faut fonder des sociétés juives d'agriculture, d'industrie et de commerce, selon des principes mosaïques, c'est-à-dire socialistes. Ce sont les bases qui permettront au judaïsme de se relever en Orient.)” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Moses_Hess; 10.7.2024)
Siyonist Rothschild Âilesinin Masonlukla Alâkası
Yukarıda, büyük bankacı ve müteşebbis Rothschild Âilesinin Siyonist faâliyetleri hakkında bir hayli îzâhatta bulunduk.
Wikipedia Ansiklopedisi’nde, bu âilenin 19. asırdaki muazzam iktisâdî kudreti hakkında şöyle bir tesbît var:
“19. asırda, Rothschild Âilesi, dünyânın ve muâsır târihin en büyük husûsî servetine sâhib bulunuyordu. (Au XIXe siècle, la famille Rothschild possédait la plus grande fortune privée au monde et dans l’histoire moderne.)” (https://en.wikipedia.org/wiki/Rothschild_family; 23.6.2024)
Bu muazzam serveti, cömerdce, Müslüman-Arab vatanı Filistin’de bir Yahûdi Devleti kurulması için seferber eden bu Siyonist hânedân, başından îtibâren Masonluğa büyük teveccüh göstermiş, onu desteklediği gibi, onun desteğini de almıştı.
Bu husûsta, daha evvel Archives Juives’de neşredilen iki makâlesine birkaç def’a atıfta bulunduğumuz Schreiber şu bilgiyi veriyor:
“Reinach’larla berâber Rothschild’ler de bâzı ferdleri Farmason olan büyük Yahûdi âilelerinden biridir. Hânedânın müessisinin oğlu ve Compiègne Belediye Reîsi Baron James de Rothschild ile dört kardeşinden ikisi (Charles ve Anselme), -Yüksek Dereceler üzerinde söz sâhibi idârî bir teşekkül olan- Eski ve Kabûl Edilmiş İskoç Riti Yüksek Şûrâsı’nın Yüksek Dereceli idârecileri idiler. (Aux côtés des Reinach, les Rothschild sont une autre grande famille juive dont certains membres sont francs-maçons. Le baron James de Rothschild, fils du fondateur de la dynastie et maire de Compiègne, ainsi que deux de ses quatre frères, Charles et Anselme, sont dignitaires du Suprême Conseil du Rite écossais ancien et accepté, entité administrative qui gère les hauts grades.)” (Jean-Philippe Schreiber, “Les élites politiques juives et la franc-maçonnerie dans la France du XIXe siècle (19. Asır Fransa’sında Yahûdi Siyâsî Elitleri ve Farmasonluk)”, Archives Juives, 2010-2: 43/58-69; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2010-2-page-58.htm; 26.6.2024)
Burada Yüksek Dereceli Masonlar olarak isimleri zikredilen üç Rothschild, Hânedânın müessisi olan Mayer Amschel Rothschild’in beş oğlundan üçüdür.
1-5_1316606f179940afdbc2deaee6954efe.jpg
Schreiber’e nazaran, Mayer Amschel Rothchild tarafından kurulan bankacı hânedânının ikinci neslindeki beş kardeşten (yukarıda resimleri görülen) üçü, Yüksek Dereceli Farmasondu… (Resimlerin üçü de, Wikipedia’dan iktibâs edilmiştir.) Hakîkatte, bunlara, bir de, Hânedânın Londra şûbesini têsîs eden Nathan Mayer de Rothschild’in ilâve edilmesi lâzım. Yahûdi-Mason neşriyâtında isimleri zikredilen (Ferdinand James Anselm de Rothschild’le berâber) beş Farmason Rothschild’in mevcûdiyeti, bu Siyonist âile ile Cihânşümûl Masonluk arasındaki sıkı bağlara dâir mühim bir ipucudur. Âiledeki pek muhtemel dîğer Farmason şahsıyetlerin isimlerini zikretmeyi mahzûrlu görüyor olsalar gerek…
***
Baba Rothschild’in beş oğlunun her biri, Avrupa’nın beş farklı memleketinin büyük şehirlerinde, Âilenin ve Rothschild İktisâdî İmparatorluğunun birer şûbesini teşkîl etmişlerdi ve birbirleriyle sıkı irtibât hâlinde faâliyet gösteriyorlardı.
Metinde ilk olarak zikredilen James (Jakob) Mayer de Rothschild (Frankfurt, 15.5.1792 – Pâris, 15.11.1868), Baba Rothschild’in çocuklarının en küçüğü idi ve Pâris’e yerleşmişti.
Metinde “Anselme” olarak zikredilen Amschel Mayer von Rothschild’in (Frankfurt, 12.6.1773 – a.y., 6.12.1885) faâliyet merkezi, Frankfurt idi. Zürriyeti olmadığından, kardeşi Carl Mayer’in oğullarını kendine vâris yaptı.
Yine metinde “Charles” ismiyle zikredilen Carl Mayer von Rothschild (Frankfurt, 24.4.1788 – a.y., 10.3.1855), Napoli’yi kendine üs edinmişti.
Dîğer iki oğuldan Salomon Mayer von Rothschild (Frankfurt, 9.9.1774 – Pâris, 27.7.1855), Âilenin ve İmparatorluğun Viyana ve Nathan Mayer de Rothschild (Frankfurt, 16.9.1777 – Londra, 28.7.1836), Londra kollarına vücûd verdiler.
Her ne kadar, Schreiber, kardeşlerden Nathan Mayer de Rothschild’i Masonlar arasında zikretmiyorsa da, yukarıda, “Yahûdilik, Masonluk ve İsrâil” başlıklı makâlesine mürâcaat ettiğimiz İsrâilli Farmason, fanatik Türk düşmanı ve Le Grand Orient au Moyen Orient (Orta-Şark’ta Meşrik-ı Âzam) kitabının (Éditions Edetis, 2015, 332 p.) müellifi Klod Frydman’ın, bu ismi de, Mason Siyonistler arasına kattığını ve onun gibi, Montefiore gibi Masonların faâliyetleri sebebiyle: “İngiliz Masonluğu olmasa, günümüzün İsrâil Devleti de olmazdı!” sözünün ortaya atıldığını kaydettiğini görmüştük. (Frydman, 1.7.2018, http://frblogs.timesofisrael.com/judaisme-franc-maconnerie-et-israel/; 20.3.2019)
Dahası, İsrâil Hâkim Büyük Âmiri Leon Zeldis ile Prof. Aubrey Newman’dan, Nathan Mayer de Rothschild’in Masonluğu hakkında daha sarîh bilgi edinmiştik. Buna göre, Levi Barent Cohen’in kızlarıyle evlenmiş olan Sir Moses Montefiore ve Baron Nathan Mayer de Rothschild bacanak ve iş ortağıdırlar ve Rothschild, 1802’de Emulation Locası’nda, Montefiore ise, 1812’de Moira Locası’nda tekrîs edilmişlerdir. Onlar, Siyonizm noktainazarından, aynı zamânda dâvâ arkadaşlarıdır.
Böylece Yahûdi-Mason kaynaklarından dördünün Mason olduğunu öğrendiğimiz Rothschild kardeşlerin beşincisi olan Salomon Mayer von Rothschild’in de Masonluğa intisâb etmiş olması, herhâlde beklenen bir hâldir…
2-6_946eb94cafeb774f6aedfbb88bf2cc3a.jpg
***
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (39)
Yesevizade Alparslan Yasa
23.08.2024 - 14:30
Yayınlanma
Yahûdi-Mason neşriyâtında Mason sıfatıyle ismine rastlanılan bir Rothschild de, Baron Ferdinand James Anselm de Rothschild'dir (Pâris, 17.12.1839 – Waddesdon Manor, 17.12.1898). Londra'daki dîğer Âile ferdleriyle de yakın münâsebet içinde bulunan ve Galler Prensi'nin dostluğunu kazanmış olan Ferdinand de Rothschild, 1892'de, Londra'da, kendi ismiyle ve İngiltere Müttehid Büyük Locası'na tâbi bir Loca (Ferdinand de Rothschild Lodge) têsîs etmiş ve Locanın Üstâd-ı Muhteremliğini deruhde etmiştir. 1885'ten îtibâren Liberal Parti Millet Vekîlleri arasında yer aldı. (https://family.rothschildarchive.org/people/56-fer... 27.6.2024)
Yahûdi-Mason neşriyâtında Mason sıfatıyle ismine rastlanılan bir Rothschild de, Baron Ferdinand James Anselm de Rothschild’dir (Pâris, 17.12.1839 – Waddesdon Manor, 17.12.1898). Londra’daki dîğer Âile ferdleriyle de yakın münâsebet içinde bulunan ve Galler Prensi’nin dostluğunu kazanmış olan Ferdinand de Rothschild, 1892’de, Londra’da, kendi ismiyle ve İngiltere Müttehid Büyük Locası’na tâbi bir Loca (Ferdinand de Rothschild Lodge) têsîs etmiş ve Locanın Üstâd-ı Muhteremliğini deruhde etmiştir. 1885’ten îtibâren Liberal Parti Millet Vekîlleri arasında yer aldı. (https://family.rothschildarchive.org/people/56-fer... 27.6.2024)
ooo_c58412c39f76ec209103b4d31bc395fe.png
İngiltere Masonluğunun nâşiriefkârı haftalık The Freemason gazetesinin 31 Aralık 1892 târihli nüshasının 1. sayfasında, Rothschild Âilesine mensûb Ferdinand de Rothschild’in ismiyle, 2420 numaralı bir Loca têsîs edildiğine dâir kısa haber…
***
İsrâil’in Têsîsinde Mason Devlet Adamlarının Rolü
Bittabi, buraya kadarki îzâhatımıza ilâve olarak, Masonluğun Siyonizme desteğinin muhtelif cephelerine dâir daha pek çok misâl verilebilir. Bunların içinde, Mason nüfûzu altındaki Devletlerin, kezâ Cem’iyet-i Akvâm ve Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı gibi beynelmilel teşekküllerin, 19-20. asırlarda ve hâlihazırda Siyonizme verdikleri gizli-açık destek, hassaten mühimdir. Hele ki Siyonist-Mason nüfûzunun Hükûmetlerinde en fazla hissedildiği İngiltere, Amerika, Fransa, Türkiye, Rusya gibi Devletlerin desteği!
Mes’elenin bu vechesi de, pek hacimli bir kitabın mevzûu olabilir. İnşâallâh, Memleketimizde, böyle bir araştırmaya girişecek ilmî araştırmacılar çıkar! Bundan da evlâsı, bu gibi mevzûların, bir Yahûdiyât Enstitüsü ile bir Masoniyât Enstitüsü çatısı altında, yüzlerce ilmî araştırmacı tarafından ve büyük imkânlar seferber edilerek tedkîk edilmesidir. Milletimiz, bu gibi müessese ve çalışmaların idrâkinde olmadıkça ve onlara birinci derecede ehemmiyet vermedikce, ne hâlimiz, ne istikbâlimiz hakkında ümîdvâr olabiliriz!
Binâenaleyh, mes’eleyi derinlemesine ele almayı başka araştırmacılara bırakıp, burada, birkaç vesîkayle, okurlarımızı düşündürmiye çalışacağız.
Bu husûsta, belki bütün mevzûu toparlıyan, çok alâka çekici bir makâle var. Bu, Los Angeles şehrine yakın ve onun şimâlî garbindeki Thousand Oaks şehrinde, “2786 Crescent Way, Thousand Oaks, CA 91362” adresinde kâin, 807 sayılı Conejo Valley Lodge Âzâsı, 2019’da Üstâd pâyesini ihrâz etmiş Dâhiliye Mütehassısı Dr. Howard Bliman tarafından, 22 Şubat 2018 târihinde, kendi Locasının İnternet Sitesinde, “A Remarkable Connection of Freemasonry and Israel” başlığıyle neşredilen makâledir. Hem aydınlatıcı, hem de ibretâmîz bir makâle… Şöyle ki:
1) Makâle, Mason Câmiasının umûmî zihniyet ve tavrına muvâfık sûrette, Filistin halkı yok farzedilerek ve İsrâil Devletine karşı büyük bir hayrânlık hissiyle kaleme alınmıştır. İnsan Hakları ve bütün insanların kardeşliği dâvâsı güttüğünü iddiâ eden Masonluğun Münâfık çehresi bu makâlede de sırıtıyor…
2) Dr. Bliman’ın –makâlesinin sonunda işâret ettiği- slaydında kimlerin resimleri vardı ve bunlardan tek tek hangisi Masondur; bilemiyoruz… Fakat, makâlesinde birçok Devlet adamının ismini zikrettikden sonra, netîce olarak verdiği hüküm, ibret almak için kâfîdir:
“Bu slaydda resmedilen adamlar, İsrâil’in muâsır târihinde hayâtî bir rol oynadılar. Onların –biri hâric- hepsi Farmasondular!”
Dr. Howard Bliman’ın makâlesini tam metin hâlinde tercüme ederek aşağıya dercediyoruz:
“Farmasonluk ile İsrâil Arasında Dikkate Şâyân Bir Râbıta”
“1915 Mayıs’ında, Bahriye Vekîli Winston Churchill, dünyâ çapında şöhret yapmış bir kimyâger olan Dr. Chaim Weizmann’dan, 1. Cihân Harbinde kullanılan mühimmâtın kilid bir unsuru olan asetonun İngiltere’deki istihsâlini büyük mikdârda arttıracak bir usûl bulmasını istedi. İki sene sonra, Weizmann, vâdini yerine getirerek, öyle bir usûl buldu ki Harb zamânındaki İngiliz aseton istihsâli yüz misli arttı. Churchill, Weizmann’ın, harb seferberliğine yaptığı pek kıymetli katkıya teşekkürünün bir ifâdesi olarak, İngiliz Hâriciye Vekîli Arthur Balfour’u, Filistin’de bir Yahûdi Devleti kurulması husûsunda faâl bir rol almıya iknâya râzı oldu.
“2 Kasım 1917’de, Balfour, İngiltere’nin en nüfûzlu Yahûdi lideri olan Lord Walter Rothschild’e hitâben târihî ehemmiyeti hâiz bir mektub kaleme aldı. “Kraliçe Hazretlerinin Hükûmeti, Yahûdi Milleti için, Filistin’de, bir Millî Yurd kurulması husûsunda müsbet bir tavra sâhibdir” cümlesiyle başlıyan bu mektub, Filistin’in paylaştırılması ve bir Yahûdi Devleti’nin têsîsi için hukûkî temel teşkîl etti.
“Weizmann, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’nda Filistin’in paylaştırılması teklîfinin reye konulmasının hemen evvelinde, Amerikan Cumhûr Reîsi Harry Truman’a baskı yapmak için, 19 Kasım 1947’de, uçakla Vaşington’a gitti. Kısa bir görüşmeden sonra, bir Yahûdi Devleti kurulması husûsunda tereddüd içinde olan Truman’ı buna iknâ etti. Müteâkiben, Truman, BMT’de paylaştırma lehinde karâr verilmesi için elindeki bütün imkânları kullandı.
“BMT’nin 29 Kasım 1947 toplantısında, 33 lehte, 10 aleyhde ve 13 müstenkif rey verildi ve BMT’nin işbu 181 Sayılı Karârı, asrî İsrâil Devleti’nin têsîsinin milletler arası hukûkî temeli oldu.
“14 Mayıs 1948 târihinde, başında David Ben Guryon’un bulunduğu Filistin İçin Yahûdi Ajansı, [müstakil] bir İsrâil Devleti kurulduğunu îlân etti ve îlândan hemen birkaç dakîka sonra, Truman, İsrâil Devleti’ni tanıdı. Ertesi gün, İngiliz mandası nihâyet buldu ve asrî İsrâil doğmuş oldu. Beklendiğinin aksine ve muâsır devirdeki her memleketten daha fazla tehdîde mârûz bulunmasına rağmen, İsrâil, hayâtta kalmayı başardı ve şu yetmişinci senesinde inkişâfa devâm ediyor.
“David Ben Guryon, bu Devletin ilk Başvekîli ve Chaim Weizmann da ilk Cumhûr Reîsi oldu.
“Bu slaydda resmedilen adamlar, İsrâil’in muâsır târihinde hayâtî bir rol oynadılar. Onların –biri hâric- hepsi Farmasondular!”
(https://conejomasons.org/events/news/a-remarkable-... 17.7.2024)
igoi_d77b87af6eb4db614f854b8ba2a84aa3.png
(https://conejomasons.org/events/news/a-remarkable-... 17.7.2024)
ABD’nin Los Angeles şehrine yakın ve onun şimâlî garbindeki Thousand Oaks şehrinde faâliyet gösteren Conejo Valley Locası’nın Sitesinde, Mason Üstâdı Dr. Howard Bliman’ın “Farmasonluk ile İsrâil Arasında Dikkate Şâyân Bir Râbıta” başlıklı makâlesi… Vatanı gasbedilen Filistin halkını yok farzederek, “kahraman” İsrâil Devleti’nin, Farmason Devlet adamlarının müzâhereti sâyesinde nasıl kurulup dîğer Devletler tarafından tanındığına dikkati çekiyor…
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (40)
Yesevizade Alparslan Yasa
24.08.2024 - 12:00
Yayınlanma
Dr. Bliman'ın makâlesinde zikredilen isimlerden iki tânesinin Masonluğu hakkında, Mason kaynakları sâyesinde, mâlûmât sâhibiyiz: Winston Churchill ve Harry Solomon Truman…
Winston Churchill
Dr. Bliman’ın makâlesinde zikredilen isimlerden iki tânesinin Masonluğu hakkında, Mason kaynakları sâyesinde, mâlûmât sâhibiyiz: Winston Churchill ve Harry Solomon Truman…
Dr. Bliman, tam metin hâlinde iktibâs ettiğimiz makâlesinde, Hâriciye Vekîli Arthur Balfour’un, Filistin’de bir Yahûdi Devleti kurulması husûsunda Hükûmetinin alenî irâde beyânı mâhiyetinde olan (“Kraliçe Hazretlerinin Hükûmeti nâmına, size, İcrâ Vekîlleri Hey’etinde görüşülüp tasvîb edildiği vechiyle…”) ve Lord Walter Rothschild’in şahsında İngiltere ve İrlanda Siyonist Federasyonu’na hitâb eden 2 Kasım 1917 târihli mektubu kaleme almasında Churchill’in rolüne işâret ederken, bunu, çok basît bir muhâkemeyle, Kimyâger Weizmann’ın, yaptığı îcâdla (dinamitin daha ucuza îmâlini sağlıyan îcâd), İngiltere’nin harb gücüne katkısına bir mükâfât olarak îzâh ediyor. Herhâlde, koca bir memleketi, bir millete “hediye etmenin” bu kadar basît sebebi olamaz! Üstelik, el kesesinden cömerdlik! Orta-Şark’ta ve husûsen Filistin’de kendisi zâten gâsıb ve işgâlci mevkiinde olan İngiltere, hangi hakla, Filistinli Müslüman Vatanını Siyonistlere bağışlıyor?
“- Britanya, okyanuslara hükmediyor!” “- Doğru, ama Britanya’ya da biz hükmediyoruz!”
Muhakkak ki İngiltere Hükûmetinin (elbette sâdece Balfour’un değil, bütün bir İngiltere Hükûmetinin) Filistinli Vatanının en azından büyük bir dilimini –hem de bütün bir Arab ve İslâm Âlemini karşısına alarak- Siyonistlere peşkeş çekmesinin arkasında, İngiltere’deki (bilhassa mâlî-iktisâdî mekanizmaları ve matbûâtıyle) çok yönlü büyük Siyonist nüfûzunu aramak lâzımdır; ki bu nüfûz mekanizmasının mühim bir unsuru da, Farmasonluktur. Bizzât akîdevî mâhiyeti îcâbı tabiî olarak Siyonizme sempati duyan ve onunla işbirliği içinde olan Farmasonluk…
İngiltere’deki Siyonist nüfûzu o devirde (ve sonrasında da günümüze kadar) o dereceye ulaşmıştı (ve o derecededir) ki o devirde neşredilmiş meşhûr bir karikatürde, iki Siyonist, şerefe kadeh kaldırıyorlar ve biri: “- Britanya, okyanuslara hükmediyor!” derken, dîğeri ilâve ediyor: “- Doğru, ama Britanya’ya da biz hükmediyoruz!)”
Churchill’in esbâbımûcibesi daha başka
Aslında, Bliman’ın basît muhâkemesine benzer bir esbâbımûcibe, o zamân Başvekîl olan Lloyd George’un Hâtırât’ında var
(https://fr.wikipedia.org/wiki/D%C3%A9claration_Balfour_de_1917#:~:text=%C2%AB%20Cher%20Lord%20Rothschild%2C,cabinet%20et%20approuv%C3%A9e%20par%20lui.; 27.6.2024) ve bunun bir yanıltmaca olduğu âşikârdır.
Churchill ise, Nevyork’ta münteşir Yahûdi gazetesi Jewish Daily Bulletin (Günlük Yahûdi Bülteni)’nin 3.11.1930 târihli nüshasının 2 ve 3. sayfalarında neşredilen ve bu gazeteye Londra’dan telgrafla gönderilen makâlesindebaşka bir esbâbımûcibe ileri sürüyor.
1_bfecf65fd4dab9a180844a8fe8131786.jpg
İngiltere ve dünyâ târihine damgasını vurmuş, Hindistan tâcını İngiltere Kraliçesine kazandırdığı gibi, kapıdaki Rusya tehlikesi karşısında çâresiz kalan Osmanlı İdâresinden de, 4 Haziran 1878 Mukâvelenâmesiyle, -Siyonizmin bir üssü hâline getirmek emeliyle- Kıbrıs’ı koparmış (orada “İngiliz” hâkimiyetinin têsîsini têmîn etmiş) Benjamin Disraeli de, pek çok siyâsetci ve Devlet adamı gibi, Farmasondu. (Bir Mason Sitesinden: “Famous Freemasons UK”, https://esotericfreemasons.com/; 16.7.2024)
Fransız müellifi Yüzbaşı Roger Lambelin’in 1921’de kaleme alınmış aşağıdaki satırları, hem Disraeli, hem de İngilitere’deki Yahûdi nüfûzu hakkında ibretâmîz tesbîtler mâhiyetindedir:
“(Disraeli), daha sonraları, Başvekîl sıfatıyle, İngiltere’nin muhteris emellerini Şarka çevirmişti. İçlerinden müstakbel dünyâ hâkimlerini çıkarabilmek için Şark Yahûdilerini uyandırmak, kalkındırmak istiyordu.
“Her şeyden evvel şuûrlu bir Siyonist olarak, ateşli şampiyonluğunu yaptığı İngiliz Emperyalizminin, bir gün, İsrâiloğulları Emperyalizminin yolunu açacağını kehânetle biliyordu. […]
“Yahûdiler, kendilerini İngiltere’ye bağlıyan menfâat birliğinin şuûrunda olarak, bundan geniş şekilde istifâde yoluna gitmekten geri kalmadılar. Onların, Britanya Krallığının siyâsî sâhalarına, dominyon ve müstemlekelerine nüfûzları giderek arttı. […]
“1920 Nisan’ında, Britons’ın nâşiriefkârı Jewry Weber Alles’de neşredilen bir karikatür, harb zengini iki İngiliz Yahûdisini, birçok içki şişesinin yer aldığı mükellef bir sofrada konuşurken temsîl etmektedir. Bunlardan birisi, ayağa kalkarak, kadehini İngiltere’nin şerefine kaldırıp:
‘- Britannia rules the wawes! (Britanya, okyanuslara hükmediyor!)’ diyor. Dîğerinin, müstehzî bir edâyle verdiği cevâb şudur:
‘- Yeth, but we rule Britannia!” (Doğru, ama Britanya’ya da biz hükmediyoruz!)’
“Üstelik, bu bir övüngenlik palavrası, bir sonradan görme kuruntusu değil, insanın içine işliyen acı bir hakîkatin ifâdesidir…” (Roger Lambelin, Le Péril juif. Le Règne d’Israël chez les Anglo-Saxons –Yahûdi Tehlikesi; Anglo-Saksonların Memleketinde Yahûdi Hâkimiyeti), Paris: Bernard Grasset, 1921, pp. 17, 38, 41)
Yüzbaşı Roger Lambelin (Laval, 13.10.1857 – Pâris, 16.5.1929), Siyonist Emperyalizmi hakkında mevsûk bilgilerle dolu kitablar neşretmiş, Charles Maurras hayrânı (aşırı) bir Fransız Milliyetcisidir. Bizim noktainazarımızdan, -bütün kitablar için de bahis mevzûu olduğu gibi, dâimâ tenkîdî zihniyetle değerlendirilmesi lâzım gelen- kitablarındaki mevsûk bilgiler ile İngiliz hâkimiyetine geçtikden sonra (Şubat 1920) ziyâret ettiği Filistin’e dâir –objektif müşâhedelere müstenid- hâtırâtı ve tahlîlleri (yukarıdaki iktibâsı yaptığımız kitabının VII ve VIII. Fasılları) çok mühimdir.
Yüzbaşı Lambelin’in, Siyonist Emperyalizmine mütedâir neşriyâtındaki en büyük zaaf noktası, kuvvetli ihtimâlle uydurma olan Siyon Hükemâsının Protokolleri’nin sahîh olduğuna inanarak yaptığı yorumlardır. Hâlbuki, dâimâ isbât müddeîye düşer; müsbit delîllerle isbât edilemiyen her iddiâ keenlemyekûn hükmündedir…
Bizde de, Benî İsrâil (veyâ Siyon) Hükemâsının (veyâ Liderlerinin) Protokolleri ismiyle 1930’lu senelerden beri neşredileduran bu sahte vesîka (evet, kat’î delîllerle aksi isbât edilmedikce, ondan ancak bu tâbirle bahsedilebilir), Milletimizin uyanması, Siyonizm ve Farmasonluk hakkında şuûrlanılması, Yahûdiyât ve Masoniyât Enstitüleri kurulması, her sâhada İlmî Araştırma Müesseselerine vücûd verilmesi, Târihî Türkcenin tekrâr Resmî Dil yapılması, Millî Kültür ve Millî Ahlâk seviyelerinin yükseltilmesi, makyavelist siyâsetcilerin peşine düşülmemesi, Maârife İlmî Zihniyet ve Millî Kültürün hâkim kılınması, Kemalist Totaliter Rejimin tasfiye edilmesi, ilh… gibi hayâtî mücâdele sâhalarında müsbet bir têsîr icrâ etmemiş, hiçbir amelî müsbet netîcesi görülmemiştir. (En azından, bizim müşâhedemiz böyle!) Binâenaleyh, sap ile samanı birbirine karıştırarak, tahkîksiz, delîlsiz, kuru kuruya Yahûdiler aleyhinde atıp tutmanın, -bir avuc da olsalar- Siyonist olmıyan Yahûdilerle Siyonistleri aynı kefeye koymanın mânâsı nedir? Haksız her ithâmımız için Rabbülâlemîn tarafından hesâba çekileceğimizi bilmiyor muyuz?
Şu husûsu bir kerre daha tebârüz ettirelim: Gerek Siyonistlerin, gerek başka insanoğullarının fenâlıklarını büyük bir teessürle tesbît ediyor ve onları, sâdece, Milletimizin ve iyi insanların müdâfaası için, bu kötülüklerden korunma usûlleri geliştirmeleri için ifşâ ediyoruz! Meşrû, ahlâkî vâsıtalarla kendimizi, Milletimizi, İnsanlığı müdâfaadan başka hiçbir emelimiz yoktur! Yarım asrı aşmış bir zamân dilimi içinde, binbir fedâkârlığa katlanarak, Allâh Rızâsından başka bir şey gözetmiyerek, Hakîkatten başka tabu tanımıyarak, sâdece bu maksadla neşriyât yaptık ve yapmıya devâm ediyoruz! Bâzan ve husûsen aşırı yorumlar yaparak kendilerine karşı haksızlık yapmış olmamız muhtemel herkesden af diliyoruz! Yaptığımız bütün neşriyât tenkîde açıktır! Umûmî kanâatlerden yola çıkarak değil (ki bu husûs başlıca şartımızdır), neşriyâtımızdaki tesbîtler üzerinde tek tek durarak, bunlardan mukâbil delîllerle, vesîkalarla cerhedilecek her biri hakkında, alenen hatâmızı îtirâf etmiye âmâdeyiz! Umûmî kanâatlerden, benimsenmiş dünyâ görüşlerinden, peşîn hükümlerden, v.s. istidlâller yaparak, hele ki hiçbir Hakîkat endîşesi taşımadan, sûiniyetle, nefsânî sâiklerle yöneltilecek tenkîdlere karşı ise kör ve sağırız!
***
Buna göre, 1917 senesine gelindiğinde, Îtilâf Devletleri büyük sıkıntıya düşmüşlerdir ve kendilerine yapılacak her yardımı kabûle hazırdırlar. Churchill’in bu girizgâhtan sonraki îzâhatına nazaran, Balfour Beyânnâmesi’nin esâs sebebi, zâten Îtilâf Devletlerinin tarafını tutan Siyonist Hareketinin, böyle bir “jestle”, Amerikan efkârıumûmiyesi üzerindeki büyük nüfûzu sâyesinde Amerika’nın Îtilâf Devletleri saflarında Harbe katılmasına âmil olmasıdır:
“Siyonist Hareketi, bütün dünyâda, faâl bir şekilde Îtilâf Devletlerini ve daha husûsî olarak, İngiltere’yi tutuyordu. Bu hareket hiçbir yerde Amerika’daki kadar âşikâr değildi ve ümîdlerimizin mühim bir kaynağı, gelmekte olan [nihâî] kanlı mücâdeleye Amerika’nın da [bizim saflarımızda] iştirâk etmesiydi. Siyonist Hareketinin ehil idârecileri ve idâreleri altındaki mütenevvi teşekküller, Amerikan efkârıumûmiyesi üzerinde hatırı sayılır bir têsîr icrâ ediyordu ve bu têsîr, umûmî Yahûdi têsîri gibi, hep bizim lehimizeydi. Siyonist olsun, olmasın, Îtilâf Milletlerinin sînesindeki Yahûdiler, bu tarafı tutuyor, İngiltere’nin muvaffakiyeti ve İngiliz-Amerikan işbirliği uğrunda çalışıyorlardı.
.
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (41)
Yesevizade Alparslan Yasa
25.08.2024 - 10:30
Yayınlanma
"Binâenaleyh, Balfour Beyânnâmesi, hissî sâiklerle verilmiş bir vâd gibi mülâhaza edilmemelidir; o, müşterek bir dâvâ uğrunda ve bu dâvânın hiçbir maddî-mânevî yardım âmilini ihmâl edemiyeceği bir ânda alınmış pratik bir tedbîrdi." (Churchill, Jewish Daily Bulletin, 3.11.1930, p. 2; https://www.jta.org/archive/churchill-author-of-1922-white-paper-takes-issue-with-passfield-advises-take-palestine-dispute-to; 18.7.2024)
1-6_d574e3bb5715256ffb331f76c29940cd.jpg
(Jewish Daily Bulletin, 3.11.1930, p. 2)
Churchill’in Nevyork’ta münteşir Jewish Daily Bulletin gazetesi için kaleme aldığı makâlenin birinci sayfası… Bu makâle, dünyâyı kuşatan Siyonist nüfûzunun alenî bir îtirâfıdır…
***
“Binâenaleyh, Balfour Beyânnâmesi, hissî sâiklerle verilmiş bir vâd gibi mülâhaza edilmemelidir; o, müşterek bir dâvâ uğrunda ve bu dâvânın hiçbir maddî-mânevî yardım âmilini ihmâl edemiyeceği bir ânda alınmış pratik bir tedbîrdi.” (Churchill, Jewish Daily Bulletin, 3.11.1930, p. 2; https://www.jta.org/archive/churchill-author-of-1922-white-paper-takes-issue-with-passfield-advises-take-palestine-dispute-to; 18.7.2024)
Churchill’in gösterdiği esbâbımûcibenin tahlîli
Bu makâle, her şeyden evvel, sâdece Büyük Britanya İmparatorluğu değil, dünyâ siyâsetinde de büyük rol oynamış bir Devlet adamı tarafından, dünyâyı kuşatan büyük Siyonist nüfûzunun alenî bir îtirâfıdır…
Dîğer taraftan, vâkıalarla tenâkuz hâlindedir; zîrâ, ABD, Balfour Beyânnâmesi’nden (2 Kasım 1917) yedi ay evvel (6 Nisan 1917) zâten Harbe girmiştir ve Haziran 1917’den îtibâren, Amerikan kuvvetleri, Fransa’ya ulaşmış, harb hazırlıklarına başlamıştır.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Premi%C3%A8re_Guerre_mondiale; 19.7.2024)
Ayrıca, Kudüs’deki Herzl Enstitüsü ile Edmund Burke Vakfı’nın Reîsi ve makâle veyâ kitab hâlinde birçok neşriyâtı olan Yoram Hazony’nin (d. İsrâil, Rehovot, 1964) gün ışığına çıkardığı üzere, “daha 1903’te, Theodor Herzl, İngiliz Hâriciye Vekâleti’nden, Filistin’de, Yahûdi idâresi altında bir Yahûdi müstemlekesi têsîs edilmesine mütedâir, hattâ bu husûsta Balfour Beyânnâmesi’nden de daha ileri giden bir resmî mektub almıştı.” (“Déclaration Balfour de 1917”;
https://fr.wikipedia.org/wiki/D%C3%A9claration_Balfour_de_1917#:~:text=%C2%AB%20Cher%20Lord%20Rothschild%2C,cabinet%20et%20approuv%C3%A9e%20par%20lui.; 27.6.2024)
Bilâhare (1920) Filistin’e fevkalâde salâhiyetlerle Yüksek Âmir (High Commissioner for Palestine) tâyîn edilen ve 1925’e kadar bu mevkide, Filistin’i, milletdaşlarını kayırarak diktatörce idâre eden Sir Herbert Samuel’in İngiliz Hükûmeti için hazırladığı Ocak 1915 târihli Muhtıra’da da, [Siyonist stratejisine muvâfık olarak] Filistin’in İngiltere tarafından ilhâkı tavsıye ediliyordu. (Wikipedia’nın “Déclaration Balfour”a dâir aynı sayfasından)
Binâenaleyh, Churchill’in de belirttiği gibi, Beynelmilel Siyonizm (Türkiye’nin “Sâdık Vatandaşlar”ı dâhil) çoktan planlarını yapmış, Îtilâf Devletleri saflarında yer almış, Harbden toprak ve insan kaybı bakımından en büyük zarârla çıkacağı, hattâ sonunun geleceği besbelli olan Osmanlı İmparatorluğu, “Parvüs Efendi” (Alexandre Israel Helphand), (Farmason ve 1909 Hamburg 9. Siyonist Kongresi’ne Türkiye Murahhası olarak iştirâk eden) Moïse Cohen (nâm-ı dîğer “Munis Tekinalp”) gibi Siyonist ajanların da propagandasıyle desteklenmiş olarak, iş başındaki İttihâd ve Terakkî Komitası, yânî Sabataî-Farmason Çete (Sabataî Farmason Talat Paşa ve avenesi) tarafından İttifâk Devletleri (Merkezî İmparatorluklar) saflarında Harbe sokulmuştur. (Bu husûsu, daha evvel, Mâhir Bir Stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen isimli çalışmamızda îzâh etmiştik. –Yeni Söz, 27.5-21.6.2018, her gün tam sayfa 24 tefrika. Bu çalışmamız, -1934 Trakya Hâdiseleriyle alâkalı kısım hâric- aylık Derin Tarih mecmûasının Ağustos 2018 sayısının kitab ilâvesi olarak verilmiştir.-) Bu mes’elede câlib-i dikkat bir husûs daha var: Talat Paşa, Türkiye’deki “Liberal Masonluğun” Üstâd-ı Âzamı olduğu hâlde, Osmanlı’yı, o Masonluğun merkezi olan Fransa saflarında değil de, Almanya, v.s. saflarında Harbe sürüklemiştir. Bilmiyoruz, iş başındakilerin bu tavırlarındaki sûiniyeti ve muazzam ihâneti anlamıyanları, fazlaca “sâf” mı kabûl etmek lâzım?
Çalışmamızın “Muâsır Târihimizde Siyonist-Sabataî-Mason İşbirliği” başlıklı 9. Fasl’ında, Jabotinski bahsi okunduğunda, zannederiz, Beynelmilel Siyonizmin 1. Cihân Harbi stratejisi daha iyi kavranacaktır…
2-7_392b08352d7f1df69a2a732b94b5fb68.jpg
(https://fr.wikipedia.org/wiki/D%C3%A9claration_Balfour_de_1917#:~:text=%C2%AB%20Cher%20Lord%20Rothschild%2C,cabinet%20et%20approuv%C3%A9e%20par%20lui.; 27.6.2024)
Balfour Beyânnâmesi:
“Hâriciye Vekâleti
“2 Kasım 1917
“Azîzim Lord Rothschild,
“Kraliçe Hazretlerinin Hükûmeti nâmına, size, İcrâ Vekîlleri Hey’etinde görüşülüp tasvîb edildiği vechiyle, Yahûdi Âleminin Siyonizm emelinin sempatiyle karşılandığına dâir beyânnâmeyi büyük bir memnûniyetle iletiyorum.
‘Kraliçe Hazretlerinin Hükûmeti, Yahûdi Milleti için Filistin’de bir Millî Yurd’un ihdâsını lehde bir tavırla mütâlaa etmektedir ve bu hedefin tahakkukunu kolaylaştırmak için elindeki her imkânı seferber edecekdir. Bununla berâber, gerek Filistin’de mevcûd Gayr-i Yahûdi cemâatlerin medenî ve dinî haklarını, gerekse Yahûdilerin başka her memlekette sâhib oldukları hakları ve siyâsî statülerini ihlâl edecek hiçbir şey yapılmıyacağı vâzıhan anlaşılmalıdır.’
“Bu beyânnâmeyi Siyonist Federasyonu’nun bilgisine sunarsanız, size müteşekkir kalacağım.
”Arthur James Balfour.”
İşte böyle: İnsan Haklarından, “halkların kendi istikbâllerini tâyîn hakkı”ndan, Adâletten, “Beşer Kardeşliğinden”, v.s. dem vuranlar, kendilerinin suç ortaklığıyle Filistin’e sızmış, hîleyle ve cebren oraya yerleşmiş bir topluluğa, oradaki –Beyânnâme’den beş sene sonra, 1922’de dahi, umûmî nüfûsun %89’unu teşkîl eden- yerli halkın, yerli toplulukların rızâsını sormıya, meselâ bir plebisit yapmıya hiç ihtiyâc hissetmeden, re’sen, orada, ileride “Yahûdi Devleti” hâline gelecek bir “Millî Yurd” ihdâs etme karârını veriyor ve bu hedefe ulaşmak için ellerindeki bütün imkânları kullanacaklarını taahhüd ediyorlar!
“Filistin’de mevcûd Gayr-i Yahûdi cemâatlerin medenî ve dinî haklarını ihlâl edecek hiçbir şey yapılmıyacağı” taahhüdü ise, -oraya bir jenosid siyâsetiyle, hîleyle ve cebren bir Yahûdi topluluğunun yerleştirilmesi zâten Gayr-i Yahûdi cemâatlerin “medenî ve dinî haklarının” açıkça bir ihlâli iken- pek rezîl bir riyâkârlıktan, ahlâksızlıktan, ancak sâfderûnların gözünü boyıyacak bir aldatmacadan başka nedir?
Siyonistler ve hempâları, bir asrı aşkın bir zamândır, ahlâksız, jenosidci siyâsetlerine hayâsızca devâm ediyor ve bu husûsta her gün yeni bir rekor kırıyorlar!
***
Churchill’in Masonluğu hakkında tafsîlât
Siyonizme ne kadar muhabbet besliyorsa Türk Miletine karşı bir o kadar husûmet hissiyle meşbû olan Winston Churchill, Cihânşümûl Masonluğun kendisiyle iftihâr ettiği bir şahsıyettir. İngiltere Müttehid Büyük Locası’nın Sitesinde, “Famous Freemasons” sayfasına girdiğimizde, hemen önümüze Churchill’in bir resmi ve hakkında aşağıdaki îzâhat çıkıyor:
“Sir Winston Leonard Spencer Churchill, 1940-1945 ve 1951-1955 senelerinde Başvekîllik yapmış bir İngiliz siyâsetcisi idi.
“Pek çok kimse tarafından 20. asrın en büyük harb liderlerinden biri olarak görülen Churchill, aynı zamânda, İngiliz Ordusunun bir zâbiti, târihçi, muharrir ve san’atkâr idi. Kezâ, 1901’de ihdâs edilen Nobel Edebiyât Mükâfâtının hâmili tek İngiliz Başvekîli ve ‘ABD’nin Fahrî’ Vatandaşı pâyesi verilen ilk şahıstır.
“Churchill, şu ândaki ismi United Studholme Alliance Lodge olan 1591 numaralı Studholme Lodge’da, 24 Mayıs 1901 târihinde tekrîs edilmiş, iki ay kadar sonra, 19 Temmuz 1901’de İkinci Dereceyi, 25 Mart 1902’de de Üstâd Derecesini ihrâz etmiştir.
“Belki bilmediğiniz bir şey: Churchill’e âid önlük ve önlük cebi, Freemason’s Hall’deki Müzenin Şimâl Galerisi’nde teşhîr edilmektedir.”
(https://www.ugle.org.uk/discover-freemasonry/famous-freemasons?page=1#:~:text=Winston%20Churchill,-; 17.7.2024)
Kendisine, Eski ve Kabûl Edilmiş İskoç Riti’nin üst dereceleri de tefvîz edildi mi, bunu bilmiyoruz…
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (42)
Yesevizade Alparslan Yasa
26.08.2024 - 14:55
Yayınlanma
"esotericfreemasons.com" isimli Farmason Sitesinde, kısa bir makâlede, iftihârla, "İngiltere'nin meşhûr Masonları"ndan birkaçı tanıtılıyor. İsmi zikredilenler arasında, Disraeli, Churchill ve Gladstone gibi Siyonist Hareketine destek olmuş Devlet adamları da var:
1_fff4b347c52fdb6423e99170725cd6b0.jpg
(https://www.ugle.org.uk/discover-freemasonry/famous-freemasons?page=1#:~:text=Winston%20Churchill,-; 17.7.2024)
İngiltere Müttehid Büyük Locası’nın Sitesinde, “Meşhûr Masonlar” sayfasında, iftihârla afişe ettikleri iki sîmâ: Winston Churchill ve muharrir Arthur Conan Doyle…
***
“esotericfreemasons.com” isimli Farmason Sitesinden
“esotericfreemasons.com” isimli Farmason Sitesinde, kısa bir makâlede, iftihârla, “İngiltere’nin meşhûr Masonları”ndan birkaçı tanıtılıyor. İsmi zikredilenler arasında, Disraeli, Churchill ve Gladstone gibi Siyonist Hareketine destek olmuş Devlet adamları da var:
“İngiltere, uzun zamândır, târihin en meşhûr ve en mükemmel Masonlarının memleketi olmuştur. Farmasonluk, İngiltere’de, başvekîllerden, muharrilerden ilim adamlarına, mûcidlere kadar cem’iyette derin iz bırakan pek çok mârûf şahsıyet yetiştirmiştir. […]
“İngiltere’de, seneler boyunca, kral âilesine mensûb veyâ siyâsetci, muharrir, sporcu pek çok Mason şahsıyet yetişmiştir. Çarpıcı misâller olarak şu isimler zikredilebilir: 1967 ilâ 2002 senelerinde İngiltere Müttehid Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı Kent Dükası, eski Başvekîller Benjamin Disraeli ve Winston Churchill. Ayrıca, İngiliz târihinin daha birçok meşhûr sîmâsı: Lord Kitchener, Sir Arthur Conan Doyle, Laurence Olivier, JK Rowling, John Logie Baird, Freddie Mercury, Sir Roger Bannister… […]
“William Ewart Gladstone : 19. asrın sonunda, on iki sene zarfında Başvekîllik makâmında bulunan Liberal bir İngiliz Devlet adamıydı. 1809’da Masonluğa intisâb etti ve Oxford’daki 357 Numaralı Apollo Uniersity Lodge ve Londra’daki 2 Numaralı Lodge of Antiquity Âzâları arasında yer aldı.” (“Famous Freemasons UK”; https://esotericfreemasons.com/; 16.7.2024)
Bu listede, David Lloyd George yer almamış; Farmason olup olmadığını bilmiyoruz; lakin Churchill ve Gladstone kadar Siyonist Hareketine hizmet ettiğini ve yine onlar kadar fanatik Türk düşmanı olduğunu biliyoruz…
2_c5571be1a829e27d929f8e8301a7cad1.jpg
“Sir Winston Churchill, Homme d'État britannique, et Bernard Baruch, homme d'affaires, conversant à l'arrière d'une voiture devant la demeure de Baruch.”
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Bernard_Baruch#:~:text=Bernard%20Mannes%20Baruch%20(%2019%20ao%C3%BBt,Roosevelt%20sur%20les%20sujets%20%C3%A9conomiques.; 19.7.2024)
Woodrow Wilson’dan Truman’a kadar bütün ABD Cumhûr Reîslerine iktisâdî ve siyâsî sâhalarda müşâvirlik yapmış, dünyânın gidişâtında pek müessir olmuş, fevkalâde nüfûzlu Siyonist siyâset ve iş adamı, silâh tüccarı Bernard Baruch (1870 – 1965), Siyonizme büyük hizmetleri dokunmuş, uzun seneler İngiltere Başvekîlliği yapmış Winston Churchill’le bir arada…. (Resim, Baruch’un evinin önünde bekliyen arabanın içinde sohbet ederlerken çekilmiştir.)
***
Siyonizmin hizmetinde bir başka Devlet adamı: Gladstone
William Ewart Gladstone (Liverpool, 29.12.1809 – Hawarden, 19.5.1898), dört def’a Mâliye Vekîlliği ve (1868-1874, 1880-1885, 1886, 1892-1894 senelerinde) dört def’a Başvekîllik yapmış, İngiltere’nin mühim târihî şahsıyetlerinden biridir.
Türk Milletinden nefretini onun kadar keskin bir dille ifâde etmiş bir başka İngiliz Devlet Adamı var mıdır, bilmiyoruz… Bu hissiyâtını, Osmanlı Devleti’ne karşı Nisan 1876’da vukû bulan Bulgar isyânının tenkîlini vesîle ittihâz ederek têlîf ettiği ve 6 Eylûl 1876’da piyasaya çıkan Bulgarian Horrors and the Question of the East (Bulgaristan’daki Dehşetengîz Mezâlim ve Şark Mes’elesi) isimli bir risâleyle ifâde etmiş, isyânın bastırılmasını barbarlık olarak göstermiye çalışmış, bu meyânda, Müslüman Türk Milleti hakkında alabildiğine zâlimâne ve iftirâ mâhiyetinde bir hüküm vermiştir :
“Avrupa’ya ilk def’a girdikleri o karanlık günden beri, hey’et-i umûmiyeleri îtibâriyle, İnsanlık Âleminin en büyük insanlık düşmanı nümûnesi oldular. Nereye gitseler, arkalarında, iz hâlinde, uzanıp giden geniş bir kan hattı onları tâkîb ediyor ve hâkimiyetleri nereye uzansa oraya kadar medeniyet gözden kayboluyordu. Her yerde, kânûna değil, zorbalığa dayalı hükûmetin temsîlcileriydiler. Bu hayâtlarının rehberi, müdhiş bir muktadderât inancı ile, âhirette, şehevî bir cennet ümîdi idi. (Were, upon the whole, from the black day when they first entered Europe, the one great anti-human specimen of humanity. Wherever they went, a broad line of blood marked the track behind them; and as far as their dominion reached, civilisation disappeared from view. They represented everywhere government by force, as opposed to government by law. For the guide of this life they had a relentless fatalism: for its reward hereafter, a sensual paradise.)”
(Gladstone, William Ewart, Bulgarian Horrors and the Question of the East, London: J. Murray, p. 9; https://fr.wikipedia.org/wiki/William_Ewart_Gladstone; 21.7.2024)
Bu pasajın sonundaki “Bu hayâtlarının rehberi, müdhiş bir muktadderât inancı ile, âhirette, şehevî bir cennet ümîdi idi.” cümlesine ayrıca dikkat etmek lâzımdır: “Mukadderât inancı” ve “şehevî cennet ümîdi” ifâdelerinden vâzıhan anlaşıldığı vechiyle, bahis mevzûu olan, Câhiliyet devrinin “Türkler”i de değil, Osmanlı Türkleri, daha doğrusu Müslümanlarıdır!
Esefle okuduğumuz bu insâfsız satırlar, -gûyâ Beşer Kardeşliği dâvâsı güden- Beynelmilel Masonluk Mâbedinin güzîde bir sâlikinin kaleminden çıkmıştır!
Üstelik, en insanlık dışı usûllerle dünyânın pek büyük bir bölümünü müstemlekeleştirerek “üzerinde güneş batmıyan bir İmparatorluk” kurmuş, birçok beldede jenosid cürmünü irtikâb etmiş, müstemleke statüsüyle iliklerine kadar sömürdüğü milletlerin –medeniyet yarışında- asırlarca geri kalmasına, bugün dahi sefâlet ve ıztırâb içinde yaşamasına sebeb olmuş, yânî evvelâ kendisini sîgâya çekmesi gereken bir Devletin en üst seviyedeki bir idârecisinin kaleminden!
Dîğer taraftan, bunun makyavelik bir strateji de olduğu meydandadır: Zîrâ tasfiye edip mülkü üzerine konmak istedikleri Osmanlı’yı alabildiğine insanlık dışı bir çehreyle takdîm etmeleri lâzımdır ki kendilerini, vicdânî hisleri körelmemiş insanlar önünde haklı çıkarabilsinler! Nitekim, asırlarca merhametsizce talan ettikleri memleketlerin insanlarını da “hayvan derekesinde mahlûklar” olarak göstermemişler miydi? “Vahşîler”e medeniyet götürdüklerini iddiâ etmemişler miydi?
İşte ezmek, yok etmek, doymak bilmez bir iştihâyle varını yoğunu ele geçirmek için ihtirâsla yanıp tutuştuğu Türklere karşı bu derece süflî bir kîn besliyen bu Farmason Devlet Adamı da, Siyonizme karşı gâyet mültefitti. Bunu “Amazon” Sitesinde satılan bir elektronik kitabın takdîminden anlıyoruz. Herzl ile Gladstone, Siyonizm mes’elesi hakkında mektublaşıyorlar ve Farmason Devlet Adamı, Siyonizmin Liderine, Filistin’de bir Yahûdi Devleti’nin kurulmasına tarafdâr olduğunu yazıyor (o Devlet ki kurulmasının, ancak oranın yerli Müslüman halkına karşı jenosid siyâseti tâkîb edilmesiyle mümkün olabileceği âşikârdır):
“İngiltere’nin Başvekîllerinden William Ewart Gladstone (1809 – 1898), Siyonist Hareketi hakkında bir görüş beyân eden ilk Gayr-i Yahûdi şahsıyetlerden biridir; o, Herzl’in suâllerine cevâben, Filistin’de bir Yahûdi Yurdu fikrini destekliyebileceğini yazmıştır. ((William Ewart Gladstone (1809-1898), the former Prime Minister of Great Britain, was one of the first non-Jewish people to express an opinion of the Zionist movement. In reply to Herzl’s questions, Gladstone wrote that he could support the idea of a Jewish homeland in Palestine.) […]
“Gladstone bir Yahûdi Yurdu fikrine tarafdâr olduğu hâlde, pek çok Avrupalı Yahûdi buna muhâlifti. Herzl’in Siyonizm teklîfi, İngiltere’deki birçok mârûf Yahûdi tarafından mahkûm edilmiştir. Birçok haham, Kitâb-ı Mukaddes’in, Yahûdilerin ancak Mesîh’in zuhûrunu tâkîben Şark’taki bir vatana dönebileceklerini beyân ettiğini ileri sürerek Siyonizme muhâlefet etmiştir. (While Gladstone was amicable to the idea of a Jewish homeland, many European Jews were not. Herzl’s Zionist proposal was condemned by many prominent Jews in England. Many rabbis opposed Zionism, declaring that Jewish scriptures stated that Jews could only return to a homeland in the Levant after the prophesied arrival of the messiah.)” (Herzl Defends Zionism, Kindle Edition, 22.4.2015; https://www.amazon.com/s?i=digital-text&rh=p_27%3AThe+New+York+Sun&s=relevancerank&text=The+New+York+Sun&ref=dp_byline_sr_ebooks_1; 21.7.2024)
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (43)
Yesevizade Alparslan Yasa
28.08.2024 - 10:25
Yayınlanma
Türk düşmanı, Siyonizm tarafdârı, Farmason İngiliz Devlet Adamı William Ewart Gladstone ve Amazon Sitesinde satılan Herzl Defends Zionism isimli elektronik kitabın tanıtma yazısı: Gladstone, Herzl'e mektubunda, Filistin'de bir Yahûdi Devleti kurulmasına tarafdâr olduğunu yazıyor…
1_9c2ad6eaf91d5b86ab1d699cb98aadbb.jpg
Türk düşmanı, Siyonizm tarafdârı, Farmason İngiliz Devlet Adamı William Ewart Gladstone ve Amazon Sitesinde satılan Herzl Defends Zionism isimli elektronik kitabın tanıtma yazısı: Gladstone, Herzl’e mektubunda, Filistin’de bir Yahûdi Devleti kurulmasına tarafdâr olduğunu yazıyor…
***
Bir îkâz: Masonların “kendi müntesiblerinden” olarak gösterdikleri meşhûrlara dikkat!
Siyonizmin hizmetindeki Mason Devlet adamları arasında kendisinden bu yönüyle bahsetmek istediğimiz bir şahsıyet de David Lloyd George’dur. Lâkin, Yahûdi-Mason neşriyâtında onun Masonluğuna dâir bir bilgiye rastlamış değiliz; biz, şahsıyetine bakarak, onun Mason olabileceğine kuvvetle ihtimâl veriyoruz.
Bu vesîleyle, husûsen alenî Mason neşriyâtında “Mason” olduğu ifşâ edilen meşhûr şahsıyetler hakkında bir îkâzda bulunmak isteriz:
Mason bildiğimiz şahsıyetlerin belki kısm-ı âzamı, “Cihânşümûl Masonluğun”, propaganda maksadıyle Masonluklarının bilinmesinde fayda mülâhaza ettiği, bu bakımdan iftihârla afişe ettiği sîmâlardır. Bunun hâricinde bildiklerimiz, şu veyâ bu şekilde (bilhassa satışa çıkarılmış evrâk-ı metrûke şeklinde veyâ Mareşal Pétain Hükûmetinin, Mason Arşivinin bir kısmını zaptedip Mason listeleri neşretmesi gibi resmî yollarla) “Hâricî Âlem”e sızmış isimlerdir.
Farmasonluğun esâs teşkîlât yapısının ve faâliyetlerinin gizliliğe istinâd ettiği bu vâkıadan dahi anlaşılabilir…
Buna mukâbil, Mustafa Kemâl’in, İnönü’nün, Celâl Bayar’ın, Ali Fethi’nin, v.s. Masonluklarını saklıyorlar… (Son zamânlarda, Tamer Ayan’ın Atatürk ve Masonluk kitabında veyâ Memleket hâricindeki Mason neşriyâtında olduğu gibi, Mustafa Kemâl’in Masonluğunu iftihârla yazmıya başladılar. Bunun sebebi, artık çok kuvvetli olduklarını düşünmeleri ve bu düşünceyle, kimseden pervâları olmadığını göstermek istemeleri olabilir… Sıra, Sabataîlik îtirâfına geldi!)
Dîğer taraftan, “Mason” olduğunu yaydıkları bâzı kimselerin hakîkaten öyle olduğu şüphelidir. Kezâ, buna delîl olarak gösterdikleri vesîkalar… Çünki “kendileri çalıp kendileri oynuyor”; hiçbir “Hâricî” ilim adamının arşivlerine girip bunları tedkîk etmesine imkân tanımıyorlar. Paul Dumont, Angelo Iacovella, Emanuela Locci, Orhan Koloğlu gibi araştırmacılar da, ya kendilerindendir, ya da Masonluk sempatizanı ve Masonluk için çalışan kimselerdir. Muhakkak ki çok şüpheci bir tavırla bunların çalışmalarından istifâde edilebilir.
Tefrîk mîyârı, samîmî akîde ve ameldir
Umûmî kâide, Mason kaynaklarında “kendilerinden” gösterilen şahsıyetlerin akîde ve amellerine, bilhassa Münâfık inanc ve tavırlı olup olmamadıklarına dikkat etmekdir. Akîdesi, fikir dünyâsı ve bilhassa amelleri, fiiliyâtı Masonluğa uymıyan şahsıyetleri “kendilerindenmiş” gibi göstermelerinin bir kıymeti yoktur. Bunlar, belki bilemiyeceğimiz bir maslâhat umarak Localara intisâb etmiş olabilirler; Masonluk, müdâfaa ettikleri fikirlerde ve davranışlarında tezâhür etmiyorsa, onları Mason olarak değerlendirmek yanlış olur. Bittabi, bunlar, yalan neşriyât da olabilir…
Meselâ Mason olduklarını iddiâ ettikleri Namık Kemâl gibi, Ziyâ Paşa gibi, Mustafa Reşîd Paşa gibi şahsıyetler, Pâdişâh V. Murâd, bâzı şehzâdeler (Kemâleddîn ve Nûreddîn Efendiler) üzerinde insâfla, dikkatle durmak lâzımdır.
Harzem Şâh temsîlinin (ki temsîlden ziyâde bir romandır) müellifi Nâmık Kemâl, emsâli zor bulunur bir İslâmperverdir. Fikirlerinde ve siyâsî tavırlarında Masonluğa çalan unsurların, muhtemelen, daha ziyâde –çok haşir neşir olduğu- Fransız Kültürü yoluyle ona têsîr etmiş olması muhtemeldir. (Bunlar, mukâyeseli edebiyât çalışmaları çerçevesinde araştırılacak husûslardır…) Bâzı siyâsî tavırlarında yanılmış olması ve bunların, istemeden Emperyalistlerin emellerine uygun düşmüş olması, onun toptan mahkûm edilmesini îcâb ettirmez.
Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz üç şahsıyet, Millî Kültürümüze ve Milletimize büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Onların içinde muayyen bir kesim tarafından en fazla tenkîd edilen Koca Mustafa Reşîd Paşa, siyâsî tavırları ve hatâları bir tarafa, İstanbul Türkcesinin tedrîcen Devlet Dili olmasında büyük hizmeti dokunmuş ve Ahmed Cevdet Paşa gibi bir Müslüman dehâyı himâye edip önünü açmış bir şahsıyettir; bu bakımdan, onu, şükrânla, rahmetle yâdediyoruz.
Bu vurguladığımız husûslar, Türkiye’de bilhassa Sabataîlerin bir karârgâhı olan, fanatik Kemalist, fanatik Garb Medeniyetcisi, binâenaleyh Türk Kültürü düşmanı Masonluğa çok zıd şeylerdir.
Dahası, bâzı Mason neşriyâtında, aslında Masonluğa düşman olan, Masonlukla uyuşması mümkün olmıyan, hattâ Masonluk aleyhinde neşriyâtta bulunmuş insanlar dahi “kendilerinden” gösteriliyor! Meselâ Edhem Pertev Paşa, meselâ Ömer Seyfeddîn, meselâ Kâzım Karabekir, ilh…
Hâlbuki bunların üçü de, neşriyât yoluyle, Masonluk aleyhinde bulunmuş Milliyetci-Mukaddesâtçı, Masonluğa aykırı şahsıyetlerdir.
Rahmetli Ömer Seyfeddîn’in (Gönen, 1884 – İstanbul, 6.3.1920) Masonluk aleyhdârı risâlesi, Vatan! Yalnız Vatan…’dır. İntişâr târihi, 22 Temmuz 1327 / 4 Ağustos 1911’dir. Selânik’de, Rumeli Matbaası’nda basılmıştır. Başlık altı, “Beynelmilel gizli cem’iyetlerden ve beynelmilel gizli gâyelerden sakınalım!” şeklindedir. (Bu risâleyi, kadîm arkadaşım Târih Prof. Dr. Ali Birinci, Latin harflerine çevrirerek daktilo etmiş ve bana da bu nüshanın bir fotokopisini vermişti. Onun bu nüshası, Tarih ve Toplum mecmûasının Ekim 1989 târihli 70. sayısında neşredilmiştir.)
Kâzım Karabekir (İstanbul, 1882 – Ankara, 26.1.1948), İttihâdcılığı zamânında Masonluğa intisâb etmiş olabilir; zâten İTK’ya intisâb, Masonluğa intisâbla hemen hemen aynı şeydi. Lâkin rahmetli Karabekir’in şahsıyeti ve hayâtı, umûmî Mason profilinden çok uzaktır. (Zamân zamân tezâhür eden bâzı şahsıyet zaaflarına rağmen… Her kim olursa olsun, herhangi bir insanoğlunu efsâneleştirmek tavrı bizden ırak olsun!) Onun Masonluk aleyhdârı neşriyâtı ise, (başkası var mı, bilmiyoruz) rahmetli Eşref Edib’in İslâm-Türk Ansiklopedisi Mecmuası’nda (Eylûl 1947, sayı 79, ss. 4-8) münderic bir makâlesidir. Bu, “Müslümanlığın Karşılaştığı Tehlikeler” başlığı altında, birkaç bölümlük bir makâlenin 2. Bölümü gibi verilmiştir. Hakîkatte ise, bu “makâle”, Karabekir Paşa’nın bir eserinden iktibâs edilmiş “Masonluk” başlıklı Fasıldır. Eserin ismi, Cihan Harbine Neden Girdik? Nasıl Girdik? Nasıl İdare Ettik? şeklindedir. “Masonluk” bahsi, bunun 2. Kitabının I. Kısmında, 94 ilâ 107. sayfalarda mündericdir. Kitab isminin altında, o nefîs İstanbul Türkcesiyle, Müellifin hâdiselere bakış zâviyesi belirtilmiştir:
“Her içtimaî hadise gibi harbe girişimiz dahi bir tek insan iradesinin eseri değil, bir takım girift amillerin muhassalasıdır.”
Eser, İstanbul’da, Tecelli Basımevi’nde, 1937 senesinde basılmıştır. Yânî “Ebedî Şef” devrinde… Binâenaleyh, Masonluğun bütünüyle Kemalist Devletle aynîleştiği bir devirde, üstelik kendisi de sıkı tâkîb ve baskı altındayken, Müellifin, Masonluğu, nisbeten yumuşak bir üslûbla tenkîd etmesini ve makâlesini, idâre-i maslahat kabîlinden ifâdelerle bitirmesini anlayışla karşılamak lâzımdır:
“Türkiye Cumhuriyeti içindeki localara giren Türk münevverlerimiz de 10-10-1935 de kendi basiretlerinden doğan kararlarile Türkiyede masonluk faaliyetine son vermişlerdir. Bu, her türlü takdire lâyık bir harekettir.” (Karabekir 1937: 107) (Bu her iki kaynağa da, sevgili arkadaşım Prof. Dr. Ali Birinci’nin şahsî kütübhânesinden ulaştım; kendisine müteşekkirim.)
Edhem Pertev Paşa ise (Erzurum, 1824 – Kastamonu, 6.1.1873), evvelâ Masonluğa intisâb etmiş, bizzât müşâhede ederek onun içyüzünü görmüş, bunun üzerine, Hâbnâme isimli bir risâle kaleme alarak hem –rü’yâ görmüş gibi- yaşadığı tekrîs sahnesini tasvîr etmiş, hem de Müslümanları bu tehlikeli Münâfık teşkîlâtına karşı kat’î bir dille îkâz etmiştir.
Kâzım Karabekir Paşa’ya nazaran Masonluğun içyüzü
Rahmetli Karabekir Paşa’nın bahis mevzûu ettiğimiz makâlesi (daha doğrusu kitab bölümü) dikkatle mütâlaa edildiğinde, kendisinin, Masonluk târih, akâid ve siyâsetine derinlemesine vâkıf olmadığı gibi bir intibâ ediniliyor. (Belki de bu, o devirde, Totaliter Rejimin ağır baskıları altında, düşündüklerini olduğu gibi yazamaması sebebiyledir…)
Onun, hâssaten şahsî müşâhedelerine dayanarak Masonluk hakkında ulaştığı umûmî kanâat, Masonluğun, 18. asırdan beri, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük Devletler tarafından, bütün dünyâda, memleketleri müstemlekeleştirmek ve istismâr etmek için bir vâsıta olarak kullanıldığıdır. Aynı hâl, Osmanlı İmparatorluğunda da vâkîdir. Osmanlı bahis mevzûu olduğunda, nihâî hedefleri Osmanlı’yı, millî asabiyetleri körükliyerek paramparça etmek ve lokma lokma yutmaktır. 1. Cihân Harbine kadar bu istikâmette büyük mesâfe kat’etmişlerse de, en büyük darbeyi, Osmanlı’yı bu Harbe ve üstelik, Merkezî İmparatorluk saflarında sokarak indirmişlerdir. Bilhassa bu son husûstaki müşâhedeleri fevkalâde şâyân-ı dikkattir: Fransa ve İngiltere, Osmanlı’yı, kasd-ı mahsûsayle İttifâk Devletleri saflarında Harbe girmiye zorlamışlardır ve Siyonistler de, Filistin’i ele geçirip Devlet kurmak gâyesiyle bu siyâsete büyük destek vermişlerdir…
Acabâ Farmasonlar, “kendilerinden biri” sıfatıyle hakîkatsiz propagandalarına âlet ettikleri rahmetli Kâzım Karebekir Paşa’nın aşağıdaki tesbîtlerine ne cevâb verirler?
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (44)
Yesevizade Alparslan Yasa
29.08.2024 - 12:55
Yayınlanma
Rahmetli Kâzım Karabekir'in, –evinin devâmlı tarassud altında tutulduğu, evine baskınlar yapıldığı, şahsî not ve evrâkı ile berâber, baskıdaki kitabının matbaadan müsâdere edildiği- Kemalist Totaliter Rejimin "Ebedî Şef" devrinde, neşrine müsâade edilmiş bir kitabının kapağı ve bunda, Masonluk hakkındaki ibretâmîz müşâhedelerini îzâh ettiği Faslın başı…
y1_c14899a4c24d2087fbc2648a2f054de2.png
Rahmetli Kâzım Karabekir’in, –evinin devâmlı tarassud altında tutulduğu, evine baskınlar yapıldığı, şahsî not ve evrâkı ile berâber, baskıdaki kitabının matbaadan müsâdere edildiği- Kemalist Totaliter Rejimin “Ebedî Şef” devrinde, neşrine müsâade edilmiş bir kitabının kapağı ve bunda, Masonluk hakkındaki ibretâmîz müşâhedelerini îzâh ettiği Faslın başı…
***
Masonluk, müstemleke siyâsetinin bir âleti
“İşgal edilen yerleri az kuvvetle elde tutabilmek ve müstemleke olmağa istidadı olan başka yerleri kolayca işgal edebilmek için masonluğun ilmî ve insanî gibi gösterilen şiarını bir maske olarak kullanmayı pek faydalı bulmuşlardı. Meselâ İngilizler; Hindistan’a ayak basar basmaz oradaki hükümdar, raca, prens… gibi ileri gelenleri masonluk teşkilâtına aldılar. Her tarafta açtıkları mükellef ve her türlü konforu havi localarda bu zatlara büyük itibarlar ve menfaatler göstererek kendilerini İngiliz mütefekkirleri ve siyaset adamları arasında ehemmiyetli mevki sahibi yaptılar. Onlara bir çok maddî menfaatler de gösterilmiş olduğundan çabuk yumuşadılar ve her türlü propagandaları kabule müstaid bir hale geldiler. […]
“İşte bu suretle on sekizinci asırda masonluk artık milletlerin hayat ve ölümü üzerinde müessir bir kuvvet haline gelmiş bulundu. Çünkü İngilizlerden başka Fransızlar da, İtalyanlar da, hattâ küçük miktardaki devletler de bu teşekkülü siyasî emellerine tam elverişli birer müessese haline koymuşlardı.
“Müstemlekelerinin genişliği, işe pek erken başlamaları, siyasî ve iktisadî büyük kudretleri dolayışile masonluk cephesinden İngiltere ve Fransa dünyanın her tarafında hâkim vaziyettedirler. Bunun pek mühim bir sebebi de ellerinde bulunan Musevilerin bu teşekkülde pek ziyade işe yaramalarıdır. […]
“(Meşrûtiyet’in ilânını müteakip) artık bütün memleket içinde Elâziz’e, Malatya’ya varıncıya kadar mason locaları açılmasına devam olundu. Az zamanda yalnız İstanbul’da 24 loca açılmış oldu. Bütün memlekettekilerin sayısı 58’i buldu. Masonluğun siyasî ve içtimaî mevki ve servet gibi bir takım menfaatlere bir basamak haline getirilmesi de onun maharetle örülmüş ağına düşmeyi kolaylaştırıyordu. […]
İnsanlarımızı emellerine âlet edecek teşkîlâta sâhibdirler
“Siyaset hayatında haricî kuvvetlerin tesiri pek yamandır: Bu kuvvetler, istediklerini istedikleri yerlerde yine o vatanın evlâdlarına yaptırabilecek kadar geniş teşkilâta sahiptirler.
Osmanlı’yı, Harbe sürüklüyorlar
“Localardaki Musevi vatandaşlar her şeyden önce şimdiye kadar olduğu gibi bu defa da iktisadî kazançlarını birinci planda tuttuklarından Osmanlı Devletinin harbe girmesini çok istiyorlardı. Çünkü memlekette ne kadar pahalanacak madde varsa ucuza toplıyarak stoklarını yapmışlardı. […]
“Musevilerin bu ticarî gayretlerine, İngilizlerin vâdettiği Filistin Yahudi Hükûmeti siyaseti de karışmıştı. Bunun için Osmanlıların da harbe karışarak hırpalanmasını ve bu suretle emellerinin tahakkukunu dört gözle bekliyorlardı. […]
“Demek ki Türk’ün gayri bütün unsurlar dört gözle Türklerin harbe girmesini bekliyorlardı. Çünkü Türk milletine ihtilâl, suikast, yangın, çalıp çırpma, ahlâkî ifsad… gibi bozgunluk âmillerinin serbestçe işlenilmesine harp en müsait bir saha idi. Bu suretle ‘Vatan ve insaniyete hizmet’ için ettikleri yeminlerini yerine getirmiş olacaklardı. […]
İngiltere ve Fransa, Türkiye’nin karşı cephede Harbe girmesi için çalıştı
“İngiliz ve Fransızların da bizim artık Almanların safında cephe almamızı istedikleri gazetelerinin beyanatından ve gizli propagandalarından anlaşılıyordu. Karargâhı umumî kısmında bunu daha geniş göreceğiz. […]
“Demek ki bütün gayretler, bütün himmetler Osmanlı devletinin bu günlere düşürülmesi için imiş!...
“Görülüyor ki Cihan harbinde ve mütarekede masonluk bu suretle müessir kuvvet olarak kendine düşen rolü yapmıştır.” (Kâzım Karabekir, Cihan Harbine Neden Girdik? Nasıl Girdik? Nasıl İdare Ettik?, İstanbul: Tecelli Basımevi, 1937, 2. Kitap, ss. 94-107)
Ömer Seyfeddîn’e nazaran da Masonlar Emperyalistlerin emellerine hizmet ediyorlar
Rahmetli Ömer Seyfeddîn’in müşâhedelerine nazaran da, Masonluk, ikiyüzlü bir teşkîlâttır: “Beynelmileliyetcilik” ve “Beşer Kardeşliği” fikirlerini, millî râbıtalarımızı gevşetip bizi zayıf düşürmek, dağıtmak, kolay yutulur lokmalar hâline getirmek için propaganda ediyor, hakîkatte, kendilerinin dengi insanlar olduğumuzu dahi kabûl etmiyor, netîce olarak, bizdeki müntesiblerini Emperyalizme hizmet ettiriyorlar; şu hâl ve hareketleriyle, âşikârdır ki, fazîlet iddiâları dahi, göz boyamaktan ibârettir:
“İctimâî Türklüğün tekâmülüne hizmet eden milliyetperver genclerin rûhuna Masonluktan uzak bir şey yoktur. Onlar, ‘Beynelmileliyet’ fikrinin, entrikalı ‘İnsâniyet’ hayâlinin îtilâf kabûl etmez muârızları, düşmanlarıdır. […]
“ ‘İnsâniyet’ fikrinin gizli nâşirleri, ey “Beynelmileliyet’ciler! Siz de, modası geçmiş entrikalı hayâllerinizi kendiniz için saklayınız: Şark kavimlerini ezen, Şark’ta insanlığı ayak altına alan, şefkat ve merhametten pek uzak olan, medenî haydutluklar yapan, kendilerinden olmıyan bütün insanları esîr etmek, kahretmek istiyen Avrupalılara fikirlerinizi kabûl ettiriniz! Eğer onlar, memleketlerini zabtetmiye uğraştıkları kavimlerin insan olduklarını, bir hakka mâlik olduklarını teslîm ederlerse, Büyük Harb ihtimâllerinin yarısından ziyâdesi mahvolur.
“Hâlbuki siz, bu kendilerinden olmıyan kavimleri yıkmayı, ezmeyi, mahvetmeyi bir vazîfe bilen Avrupalıların emellerine hizmet ediyorsunuz!
“Onlar maddî ve iktisâdî hücûmlar yaparken, siz mânevî hücûmlar yapıyor, birtakım zavallıların rûhundaki vatan aşkını, millet fikrini, ırkî gurûru katletmiye tasaddî ediyorsunuz!
“Yaldızlı kelimeleriniz, parlak nutuklarınız, fazîlet boyalarıyle süslenmiş ahlâk efsâneleriniz, ancak budalaları aldatabiliyor!” (Ömer Seyfeddin, Vatan! Yalnız Vatan…, 22 Temmuz 1327 / 4 Ağustos 1911, kıymetli arkadaşım Prof. Dr. Ali Birinci’nin Latin harflerine çevirip daktilo ettiği nüshanın fotokopisinden)
Edhem Pertev Paşa’nın Masonluğun içyüzüne dâir tesbîtleri
Edhem Pertev Paşa’nın Hâbnâme isimli Masonluk aleyhdârı risâlesi hakkındaki mâlûmâtımızı, ileri dereceli bir Mason olan Kemal Salih Sel’in (bilemediğimiz bir Locada verdiği) konferansa medyûnuz. (Kemal Salih Sel hakkında şu makâleye mürâcaat edilebilir: Dr. Özgül Özbek Giray, “Kemal Salih Sel’in Yayıncılık Faaliyetleri ve Aylık Mecmua”, Edebî Eleştiri Dergisi, Aralık 2021, ss. 264-285; https://dergipark.org.tr/tr/pub/eeder/issue/67467/1017476; 24.7.2024)
Gazeteci, Muharrir, Târihçi Kemal Salih Sel (İstanbul, 1900 – 1975), kendisinin üç Loca konferansını, Türk Masonluk Tarihine Ait Üç Etüd isimli bir kitabda toplamış ve kitabı, mensûb olduğu Büyük Loca tarafından neşredilmiştir: İstanbul, Mimar Sinan Yl., Yenilik Basımevi, 1973, 61 s. Bu üç konferans, sırasıyle, şunlardır: 1) Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi; 2) Türkiye Basınında “Masonluk” Hakkında İlk yazı ve Gazeteci “Yehazkel”; 3) Geçen Asırda Türkiyede Masonluk Aleyhtarı İlk Neşriyat.
Titiz bir araştırmacı olduğu bu çalışmalarından belli olan K. S. Sel, Hâbnâme’nin, Edhem Pertev Paşa’nın vefâtından (Orhan Okay’a nazaran, 1873) sonra tab’edilmiş olduğunu, çünki matbu nüshaya “Merhûm Pertev Paşa Hâbnâmesi” isminin verildiğini kaydediyor. (Edhem Pertev Paşa hakkında, rahmetli Prof. Dr. M. Orhan Okay’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki kıymetli makâlesine mürâcaat edilebilir: https://islamansiklopedisi.org.tr/edhem-pertev-pasa; 23.7.2024. Okay, onu, “dürüst bir idâreci” ve “başarılı” bir hece şâiri ve şiir mütercimi olarak tanıtıyor.)
Kemal Salih Sel’in Hâbnâme hakkındaki çalışmasına istinâden ve onun sâdeleştirdiği (evet, Uydurmacaya tercüme etmeyip hakîkaten “sâdeleştirdiği” –ki bunun için ona müteşekkiriz-) metinden, Edhem Pertev Paşa’nın Masonluk hakkındaki -gâyet ibretâmîz olan- hükmünü ve Müslümanlara müteveccih îkâzlarını ihtivâ eden pasajları iktibâs ediyoruz:
y2_9179f7f0adc8266bfe2502d8e56b3c48.png
(Kemal Salih Sel, Türk Masonluk Tarihine Ait Üç Etüd, İstanbul: Mimar Sinan Yl. No 2, Yenilik Basımevi, 61 s.; kapak ve 49. s.)
İleri derecede bir Farmason olan gazeteci, muharrir, târihçi Kemal Salih Sel’in Locada verdiği üç konferanstan meydana gelen kitabının kapağı ve bu kitabda Hâbnâme hakkında çok kıymetli îzâhatta bulunduğu kısmın baş tarafı…
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (45)
Yesevizade Alparslan Yasa
31.08.2024 - 15:30
Yayınlanma
"Sizin 'duvarcıların kardeşliği' ismile yâd eylediğiniz bu birlik, iddiâ ettiğiniz gibi, Hazret-i Süleyman zamânında Kuds-ü Şerîf duvarları binâ olunurken kurulduğu tevâtüren söylenen o eski ittihâd değildir. Bu fesâd temeli, hakîkatte, Papaz Petro'nun [Pierre l'Ermite (Keşîş Piyer; 1050 civârı - 1115?)] Kudüs'ü Müslümanlardan tahlîs için vücûda getirdiği 'Haçlı İttifâkı'nın devâmından başka bir şey değildir. Vâkıa, sizin nişân ve alâmetleriniz Haçlı olmayıp Süleyman'ın mührüne ve duvarcı pergeline benzer ve daha türlü türlü şekillerden ve işâretlerden ibârettir.
“Sizin ‘duvarcıların kardeşliği’ ismile yâd eylediğiniz bu birlik, iddiâ ettiğiniz gibi, Hazret-i Süleyman zamânında Kuds-ü Şerîf duvarları binâ olunurken kurulduğu tevâtüren söylenen o eski ittihâd değildir. Bu fesâd temeli, hakîkatte, Papaz Petro’nun [Pierre l’Ermite (Keşîş Piyer; 1050 civârı - 1115?)] Kudüs’ü Müslümanlardan tahlîs için vücûda getirdiği ‘Haçlı İttifâkı’nın devâmından başka bir şey değildir. Vâkıa, sizin nişân ve alâmetleriniz Haçlı olmayıp Süleyman’ın mührüne ve duvarcı pergeline benzer ve daha türlü türlü şekillerden ve işâretlerden ibârettir.
“Câhil, dînsiz ve îmânsız ve âhirete inanmaz, yolunu kaybetmiş ferdler âzânız arasındadır”
“[Masonlara hitâben:] …Ne şekil ve hey’et, ne de akıl ve idrâk, ne boy pos ve renk, ne de ahlâk-u-efkâr ile yekdîğerine benziyen iki insan nasıl olamazsa, ayrı dîn ve mezhebde insanların cem’iyetinize girerek birlik ve kardeşlik üzerine yaşamaları öylece mümkün olamaz. Dünyâda peygamberlerin, hakîm ve filozofların muvaffak olamadığı ‘ittihâd-ı nev’-i beşer’i siz mi têmîn edeceksiniz? Bu kerre vâkıf oldum ki bir çok câhil, dînsiz ve îmânsız ve âhirete inanmaz, yolunu kaybetmiş ferdler âzânız arasındadır. […]
Pertev Paşa’nın Müslümanları Masonluğa karşı îkâzı
“Basîretle bakılırsa anlaşılır ki sizin asıl maksadınız milletlerin ittihâdı değil, Mü’minlerin kalblerini teşviş etmek ve Müslüman câmiasına tefrika ve fesâd sokmaktır. Yazık ki görüşü sakat ve eksik olan bir takım gencler, bu desîseleri keşfedemezler ve körü körüne sizin tezvîrlerinize kapılırlar; önlerine koyduğunuz taahhüdleri hayâtları bahâsına ve kendi elleri ile imzâlıyarak aranıza girmiş olurlar!
“Sizin ‘duvarcıların kardeşliği’ ismile yâd eylediğiniz bu birlik, iddiâ ettiğiniz gibi, Hazret-i Süleyman zamânında Kuds-ü Şerîf duvarları binâ olunurken kurulduğu tevâtüren söylenen o eski ittihâd değildir. Bu fesâd temeli, hakîkatte, Papaz Petro’nun [Pierre l’Ermite (Keşîş Piyer; 1050 civârı - 1115?)] Kudüs’ü Müslümanlardan tahlîs için vücûda getirdiği ‘Haçlı İttifâkı’nın devâmından başka bir şey değildir. Vâkıa, sizin nişân ve alâmetleriniz Haçlı olmayıp Süleyman’ın mührüne ve duvarcı pergeline benzer ve daha türlü türlü şekillerden ve işâretlerden ibârettir.
“Bu da bir nevi hîle ve desîseden başka bir şey değildir. Zîrâ hiçbir Müslüman haç takmaz ve Haçlı nâmında bir cem’iyete girip göz göre göre papaz önünde oturup diz çökmez. İşte bu sebeble İslâmın aleyhinde teşekkül eden cem’iyetin ismini değiştirdiler ve alâmet-i mahsûsası olan haçı da sâir şekillere tebdîl ettiler, ki bu hîle ile, birtakım Müslümanları aldatarak cem’iyetinize alabilsinler!
“Dîn, Devlet ve Millet aleyhinde kurulmuş böyle bir cem’iyet-i cesîme ve ittifâk-ı kaviyye-i fesâdiyeye Millet-i İslâmiye meyânında, Müslümanım diye geçinen, bizim de gerçekten Ehl-i İslâm ve Dîn kardeşlerimiz nazarı ile bakmakta olduğumuz pek çok Münâfıkların dâhil bulunduğunu öğrenmiş olmaklığım, Allâh’ın lutf-u-keremidir.
“Mutlak, bu keyfiyet-i fazîhayı (yânî rezîlâne, nârevâ işi), fırsat bulursam, Velînîmet Efendimizin (yânî Pâdişâhın) mahremi olan yakınlarına haber verir veyâhud bir risâle-i mahsûsa kaleme alarak kâfffe-i Mü’minîne neşir ve iş’âr ederim.” (Edhem Pertev Paşa’nın Hâbnâme’sinden; K.S. Sel’den naklen. Metni iktibâs ederken, -K.S. Sel’in değil- Târihî Türkcemizin imlâsına riâyet ettik.)
Masoniyât Enstitüsü, Yahûdiyât Enstitüsü ve sâir sâhalarda mütenevvi ilmî araştırma enstitüleri ihtiyâcı
Her hâl-ü-kârda, büyük imkânlarla techîz edilmiş araştırma enstitüleri kurmadan, Masonluğun bütün içyüzünün, akîdelerinin, fikrî, siyâsî ve sâir faâliyetlerinin, târihte ve günümüzde dünyânın gidişâtındaki têsîr derecesinin tam mânâsıyle gün ışığına çıkarılması beklenmemelidir…
Bu, Müslümanlara, asırlık uyuşukluktan kurtulup mezkûr müesseselere vücûd vermek için - bir kerre daha- dâvetimizdir!
Ve Lloyd George
Lord Balfour’un Hâriciye Vekîli olduğu Hükûmetin Başvekîli olan David Lloyd George’un (Manchester, 17.1.1863 – Caernarfonshire, 26.3.1945) Mason olup olmadığını bilmiyoruz. Siyonizm aşkına, şahsıyetine, ahlâkına dikkat edildiğinde, Mason olması pek muhtemel görünüyor.
Başında bulunduğu Hükûmet nâmına, İsrâil Devleti’nin inşâsında pek mühim birer merhale olmak üzere, 2 Kasım 1917’de bir “Balfour Beyânnâmesi” îlân edilmesine, -Osmanlı Orta-Şark’ının (Sûriye, Filistin, Irak) paylaşılması için tertîb edilmiş bir nevi bir gangster toplantısı olan ve İngiltere’nin Lloyd George, Fransa’nın (21 Mayıs 1883’te L’Amitié Locası’nda tekrîs edilmiş) Alexandre Millerand ve İtalya’nın (Farmason) Francesco Nitti tarafından temsîl edildiği- 1920 San Remo Konferansı’nda Filistin üzerinde İngiliz mandası têsîs edilmesine (25 Nisan 1920) ve akabinde, bu “Manda”nın başına, (1 Temmuz 1920’den 30 Haziran 1925’e kadar) İsrâil Devleti’nin ilk Reîsi gibi davranan Sir Herbert Samuel’in getirilmesine âmil olan Lloyd George, Siyonizme bu büyük hizmetleriyle alenen iftihâr eden bir şahsıyetti. Siyonistler de, onun hizmetlerinin kadrini bilerek, 1926’da, ismini bir kibutza verdiler (Ramat David) ve -Siyonist işgali altındaki Kudüs’de bulunan- Siyon’un Dostları Müzesi’nin (The Friends of Zion Museum) bir köşesini onun hâtırasına tahsîs ettiler.
11 Nisan 1931 akşamında, Londra’daki Savoy Hotel’de şerefine tertîb edilen ziyâfette îrâd ettiği bir hitâbede, uzun uzun Siyonizme hizmetlerini îzâh ediyor ve bundan pek büyük iftihâr duyuyordu. Fevkalâde şâyân-ı dikkat bu hitâbenin aşağıdaki pasajları, Filistinli Müslüman vatanını zorbalıkla onların elinden alıp Siyonistlere peşkeş çeken Lloyd George’un -ve onların şahsında, İngiltere’de hükûmet edenlerin- Siyonizm aşkını anlamak için kâfîdir:
“Millî Yurd fikri, Balfour Beyânnâmesi’nde bir Devlet siyâseti hüviyetine büründüğü zamân, bu memleketin Başvekîliydim; bu siyâsî fikri meydana koyan İmparatorluk Hükûmetinin toplantılarına ben riyâset ettim; o fikre Müttefîklerimizin rızâsını da biz sağladık. Filistin için Manda İdâresinin nihâî şeklini aldığı ve bu idârenin İngiltere’ye tevdî edildiği San Remo Konferansı’nda, Britanya İmparatorluğunun Başmurahhası yine bendim.
“Haftası haftasına neredeyse tam on bir sene evvel, Akdeniz’in garbî sâhillerinin o güzelim şehrinde [19-26 Nisan 1920 günleri, San Remo’da], dünyâ nüfûsunun üçte birini temsîl eden üç büyük Devletin Başvekîllerinin, Akdeniz’in şarkî sâhillerindeki küçük bir memleketin -evet, küçük, fakat târihin en meşhûr memleketlerinden birinin- dünyânın medenî milletlerinin yüksek murâkabe, idâre ve himâyesi altında hangi kâidelere göre idâre edilip kalkındırılacağına karâr vermek üzere nasıl bir araya geldiğini aslâ unutamam.
“O Konferansın nihâyetinde imzâlanan vesîkada, Yahûdi Milletinin Filistin’le olan târihî bağı ve bu memlekette Millî Yurdunu inşâ etme sebebleri resmen tanınıyordu.
“Bu toplantıda, Lord Balfour vardı; ismi, târihte, ebediyen bu siyâsetle berâber yâdedilecek şu mârûf Devlet Adamı… Ayrıca, bu siyâsetin hakîkî öncüsü ve ilhâm kaynağı, Devlet Adamı ve bir nevi kâhin vasfını (ki bu iki vasıf bir araya gelince târih yaparlar) şahsında mezcetmiş bir adam da oradaydı… Benî İsrâilin büyük tâlihi, tam da târihî fırsatın doğduğu bir ânda, bunu Milletinin lehine değerlendirebilecek bir vatanpervere, bir Devlet Adamına sâhib olmasıdır. Bununla Dr. Chaim Weizmann’ı îmâ ettiğimi söylememe lüzûm yok.
image1_76dffc526e8a38176371d2d9b5618df3.jpg
Daily News Bulletin, 13.4.1931, p. 1 (http://pdfs.jta.org/1931/1931-04-13_082.pdf; 22.7.2024)
Yahûdiler tarafından Londra’da neşredilen Günlük Haber Bülteni’nin 13 Nisan 1931 târihli nüshasında, 11 Nisan 1931 akşamında, Londra’daki Savoy Hotel’de Lloyd George şerefine İngiliz Siyonist Federasyonu tarafından tertîb edilen ziyâfetin mufassal haberinin baş kısmı…
Balfour Beyânnâmesi’ni îlân eden İngiliz İcrâ Vekîlleri Hey’etinin Reîsi David Lloyd George, ziyâfet esnâsında, Siyonizmi destanlaştıran uzun bir hitâbe îrâd ediyor… Filistinli jenosidi, bir buçuk asır evvel, adâlet ve insâniyet hissinden mahrûm bu tıynette Devlet Adamlarının desteğiyle başladı, her gün tekerrür eden en dehşetengîz sahnelerle ve yine onların desteğiyle devâm ediyor…
***
“Yine [San Remo’daki] bu toplantıda, İngiliz İmparatorluğu nâmına, güzîde bir başka Yahûdiye [Sir Herbert Samuel], 2000 sene sonra Kudüs’ün ilk İbrânî Vâlîsi olma teklîfinde bulunma imtiyâzına mâlik oldum ve o da, tâyîni esnâsında kendisinden ümid edilmiş bir liyâkatle vazîfesini deruhde etti. […]
“Yahûdi Millî Yurdu gibi fevkalâde hassâs bir mes’elede muvaffakıyetli bir siyâset tâkîbi, bu dâvâ için çalışanlardan, pek çok mahâret ve sabır, aynı zamânda da, hiç tavsamıyan büyük cesâret ve sebât istiyordu. Siyonist Hareketine, bütün dünyâda, büyük vazîfeler düşüyor.
“Filistin gibi fakîrlikle mâlûl bir memlekette, hâricden büyük yardım gelmesi elzemdi. Ve bu yardım geldi de. Güzîde bir Reîsin [Weizmann’ın] başında bulunduğu kudretli Siyonist Teşkîlâtı sâyesinde… Sâdece on sene geçti ve bu zamân zarfında, Ken’an diyârına, sel gibi, durmadan zenginlik, enerji, gayret ve zekâ aktı… Bunlar, susuz kalmış toprağı suladı, gevşemiş kuvvetini canladırdı, ona zindelik verdi… […]
“Siyonizm, kadîm bir memlekete, büyük şöhrete sâhib, fakat harâbeye dönmüş bir memlekete, yeni bir zenginlik, yeni bir enerji, yeni bir gâye, yeni bir teşebbüs rûhu, yeni bir zekâ, yeni bir fedâkârlık şuûru ve yeni bir ümîd getirdi. Siyonizm, henüz vazîfesini tamâmlamadı; hattâ bundan henüz çok uzaktır; lâkin o kadar büyük muvaffakıyetler elde etti ki bunlarla, ‘Süt ve Bal Diyârı’ ünvânının hiç de mesnedsiz bir efsâne olmadığını isbât etti. […]
“Muhakkak ki Yahûdilerin Ken’an diyârı üzerinde husûsî hakları vardır. Onlar, son üç bin sene zarfında bu projeyi başardılar. Onun ismini muhalled kılanlar onlardır ve ırk olarak, başka da vatanları yoktur. Bu, onların ilk ve tek evleridir ve bundan başkası da yoktur. Mısır veyâ Bâbil’de kendilerine hiçbir yuva bulamadılar. Pek uzun sürgün hayâtı boyunca kendilerine mahsûs bir vatan edinemediler. Artık onlara bir vatan vermenin tam zamânıdır. Bütün İnsanlığın kültürüne yine katkıda bulunacakları kendi eski topraklarında, atalarına ilhâm veren topraklarda… İlh…” (https://www.jta.org/archive/mr-lloyd-george-explains-jewish-national-home-policy-i-was-prime-minister-when-balfour-declaration; 27.6.2024)
İngiliz Siyonist Federasyonu tarafından 11 Nisan 1931 akşamı Londra’daki Hotel Savoy’da Lloyd George şerefine tertîb edilen yemekli toplantıda, Lloyd George’un hitâbesini, Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı Reîsi Dr. Haim Weizmann, Sir Herbert Samuel, iş başındaki Mâliye Vekîli Philip Snowden’in eşi, Yahûdi Meb’ûslar Hey’eti Filistin Komitesi Reîsi Nathan Laski, Meb’ûs Sir Norman Angell, Hahambaşı Dr. JH Hertz, Nahum Sokolow gibi şahsıyetlerin takdîrkâr ve aynı zamânda Siyonist Hareketinin mes’elelerini dile getiren hitâbeleri tâkîb ediyor
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (46)
Yesevizade Alparslan Yasa
01.09.2024 - 00:00
Yayınlanma
Lloyd George: Türk düşmanı
Siyonizme harâretle hizmet eden ve bununla alenen iftihâr eden bu siyâsetci, aynı zamânda müdhiş bir Türk düşmanı olmasa, bu hâl bizi şaşırtırdı. Nitekim, İngilizce Wikipedia Anskilopedisi’nin Field Marshal Sir William Robertson: Chief of the Imperial General Staff in the Great War ünvânlı (1. Cihân Harbinde İngiliz Orduları Başkumandanı Staff hakkındaki) kitabın (Westport, CT: Praeger, 1998) müellifi David R. Woodward’dan naklettiği şu tesbît, onun bu zihniyetini anlamak için kâfîdir:
“Lloyd George, Osmanlı İmparatorluğu’nun yok edilmesini, İngilizler nâmına, Cihân Harbinin başlıca gâyesi hâline getirmek ve bu meyânda, Kudüs’ün zaptı gibi gösterişli bir hamleyle, efkârıumûmiyeye têsîr etmek istiyordu…” (https://en.wikipedia.org/wiki/David_Lloyd_George; 20.7.2024)
O, aynı Harbde İngiltere’nin müttefîki olan Rusya’da Çarlık rejiminin devrilmesinden de büyük memnûniyet duymuştu. (https://en.wikipedia.org/wiki/David_Lloyd_George; 20.7.2024)
Dikkat edilirse, bu iki hedef de, bütünüyle Siyonist Emperyalizminin en mühim stratejik hedefleriydi ve muvaffak da oldu…
Nasıl oldu da muvaffak oldu?
Bunun başlıca sebebi, bizim, hey’et-i mecmûamız îtibâriyle, asırlardır Kur’ânî Müslümanlıktan bîhaber, müsbet ilimlerden ve maâriften bîhaber, dünyâdan bîhaber, sinsi düşmânlarımızdan bîhaber ve teşkîlâtsız, darmadağınık bir hâlde derin uykulara gömülmüş olmamızdır…
Yarım asırdan fazla bir zamândan beri devâm eden araştırmalarımız ve tefekkürümüz, bizi bu cevâba götürüyor. Üstelik, Yüce Rabb’imizin îkâzına (Râd Sûresi: 11) rağmen, başımıza gelen onca felâkete rağmen, hâl ve hareketimizi değiştirmediğimiz için, yeni musîbetlere uğramamız kaçınılmaz görünüyor. Nitekim, yaşamakta olduğumuz Gazze fâciası, daha dün yaşadığımız Maraş zelzelesi, sürüp giden ahmaklık ve ahlâksızlığımızın netîceleri değil midir?
1_80eae887481f1bf067c0080f721172c1.jpg
Lloyd George and Winston Churchill in 1907
(https://en.wikipedia.org/wiki/David_Lloyd_George; 20.7.2024)
Bir buçuk asırdır devâm eden Filistinli jenosidinin mes’ûllerinden, Siyonist Emperyalizmine büyük hizmetleri dokunmuş, fanatik Türk düşmanı iki İngiliz Başvekîli: Lloyd George ve Churchill…
***
Lloyd George: Fuhuş düşkünü
İngilizce Wikipedia Ansiklopedisi’nin onun hakkında kaynak göstererek verdiği mâlûmâttan, Siyonizm âşığı bu siyâsetcinin, iffet, nâmûs, hayâ hislerinden mahrûm, alabildiğine fuhuş düşkünü (seksomanyak) pek müptezel bir şahsıyet olduğu anlaşılıyor. Düşüp kalktığı –kendisi kadar düşük- kadınların haddi hesâbı yokmuş… Kadınların evli olması bile onu durduramıyormuş… Meselâ “1890’lu senelerde bir parlamenter meslekdaşının karısıyle uzun bir alâkası olmuş”… En fenâsı ise, iffetsizliğini meşrûlaştırması ve bununla iftihâr etmesi… Üstelik, bunu, (kocasının rezîlliklerine sesini çıkarmadığına bakılırsa, demek ki onun ayarında birisi olan) karısına yazdığı bir mektubda dile getiriyor:
“Benim zaaflarım olduğunu söylüyorsunuz. Bu hâl, yaşamış olan herkes için cârîdir ve adam ne kadar büyükse, zaafları da o kadar büyükdür. Ancak basît, sıkıcı insanların zaafı olmaz.(You say I have my weakness. So has anyone that ever lived & the greater the man the greater the weakness. It is only insipid, wishy washy fellows that have no weaknesses" (Woodward, David R., "Munitions, Compulsion, and the Fall of Serbia", Lloyd George and the Generals, Routledge, 2014, 2nd ed., p. 35; https://en.wikipedia.org/wiki/David_Lloyd_George; 20.7.2024)
Yusuf Hikmet Bayur da, Mâbûdu için aynı şeytânî mantığı kullanıyordu
1927-1928 ve 1932-1933 senelerinin Riyâset-i Cumhûr Umûmî Kâtibi, 1933-1934’te Maârif Vekîli, ayrıca İnkılâb Târihi Hocası Prof. Hikmet Bayur’un (İstanbul, 1891 – a.y., 6.3.1980) aşağıdaki mantığının ilhâm kaynağı, Lloyd George olabilir; aradaki muvâzîlik âşikârdır:
“…Atatürk, tarih boyunca, İslâm'dan önce ve sonra, Türklüğe şan kazandırmış büyük adamların pek çoğu gibi içki ve eğlenceyi normali aşan bir ölçüde severdi; daha Manastır İdadisinde [Lisesinde] iken rakıya başlamış olduğunu, oradan Selânik'e sılaya gittikçe eğlence yerlerine devam ettiğini, bazı kızlara tutulduğunu veya öyle sandığını […] vesaire anlatırdı.
“Bunları geçmişteki Türk büyüklerinde olduğu gibi taşkın bir vücut, ruh ve zekânın her yöne taşan belirtileri saymak gerekir. Bu yaradılışta bir adamın İstanbul çevresine girince başlangıçta eğlencelere dalmış olmasını olağan saymalıdır.” (Hikmet Bayur, Atatürk; Hayatı ve Eseri; Doğumundan Samsun'a Çıkışına Kadar, Ankara: T. Tarih Kurumu Yl., 1990 –yazılışının bittiği târih: 1963-, ss. 9-10; “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi”, Yeni Söz, 27.3.2019/187’den)
Fransa’nın Mason Devlet Adamlarının Siyonizme desteği
Fransa’daki Mason Devlet adamlarının Siyonizme desteği üzerinde dururken, evvel emirde, Fransa’nın, beynelmilel planda İsrâil Devleti’ne götüren adımların atıldığı senelerde, III. Cumhûriyet rejimiyle idâre edildiğini ve husûsen bu rejimin hâkim olduğu devrede (1870 – 1940), Mason Üstâdı Celil “Laiktez”in (Türkiye’de Masonluk Tarihi’nin 1. Cildinde; Yeni Söz, 30.12.2017/11) İttihâd ve Terakkî Türkiye’si için söylediği gibi, bir “Mason Devleti” hâline gelmiş bulunduğunu göz önünde bulundurmak lâzımdır. Parlamentoda yüzlerce sandalye Farmasonlar tarafından işgâl edildiği gibi, teşkîl edilen Hükûmetlerde de, her sefer, birkaç Farmason Vekîle yer verilmesi, bir kâide hâline gelmişti. Vaz’edilen kânûnlar dahi, evvelâ, halkın nazarlarından uzakta, Localarda müzâkere ediliyor, Memleketin bütün mühim işleri Localarda görüşülüyor, tâkîb edilecek siyâsete Localarda karâr veriliyordu. (Mareşal Pétain’in müsâdere ettirdiği Mason Arşivi’ni tedkîkle de vazîfelendirilmiş titiz bir araştırmacı olan, iddiâlarını müsbit vesîkalara, delîllere dayandırmıya büyük îtinâ gösteren Henry Coston’un -Pâris, 20.12.1910 / Caen, 26.7.2001- bilhassa şu iki kitabı, Fransa’da III. Cumhûriyet devrindeki Farmason tahakkümü hakkındadır: La République du Grand Orient –Meşrik-ı Âzam Cumhûriyeti-, Paris: Lectures Françaises, numéro spécial, 1963, 302 p. ve Saint-Pastour –Coston’un nâmımüsteârı-, La Franc-Maçonnerie au Parlement -Parlamentoda Farmasonluk-, Paris: Documents et Témoignages, 1970, 192 p. Kezâ, yukarıda, Jacques Mitterrand ve Fred Zeller gibi Üstâd-ı Âzamların da, neşrettikleri kitablarda, bu vâkıa ile iftihâr ettiklerini görmüştük.)
Burada, sâdece, 1910’lu senelerde, III. Cumhûriyet’in Siyonizme desteğinde öne çıkan iki isim üzerinde duracağız: Stephen Pichon ve Jules Cambon…
2_ffeb28eb1dd290ba7a69a3c67208c6b8.jpg
“Second gouvernement Clemenceau en novembre 1917.” (Le Petit Journal, Supplément illustré, 2.12.1917; (https://fr.wikipedia.org/wiki/Stephen_Pichon; 27.6.2024)
16 Kasım 1917’de teşkîl edilen 2. Clemenceau Hükûmetinde, Hâriciye Vekîlliği (Ministère des Affaires Étrangères), yine, -Siyonizmi destekliyen Farmason siyâsetci- Stephen Pichon’un uhdesine verilmişti…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (47)
Yesevizade Alparslan Yasa
02.09.2024 - 16:30
Yayınlanma
Stephen Pichon (Arnay-le-Duc, 10.8.1857 – Vers-en-Montagne, 18.9.1933), III. Cumhûriyet rejiminin gözde şahsıyetlerinden biriydi. 1885-1893'te Meb'ûs, 1906-1924'te (18 sene) Senatör sıfatıyle Parlamentoda bulundu,
Stephen Pichon
Stephen Pichon (Arnay-le-Duc, 10.8.1857 – Vers-en-Montagne, 18.9.1933), III. Cumhûriyet rejiminin gözde şahsıyetlerinden biriydi. 1885-1893’te Meb’ûs, 1906-1924’te (18 sene) Senatör sıfatıyle Parlamentoda bulundu, 25.10.1906 – 2.3.1911, 22.3.1913 – 9.12.1913 ve 16.11.1917 – 20.1.1920’de Hâriciye Vekîlliğini deruhde etti, 1919 Versay Muâhedesi Müzâkerelerinde Fransa’yı temsîl etti. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Stephen_Pichon; 27.6.2024)
Pichon’un Siyonizme desteği, elbette, sâdece kendi nâmına değil, aynı zamânda, mensûb olduğu Hükûmetlerin bir temsîlcisi sıfatıyleydi ve bu siyâset, Masonlukça da tasvîb ve teşvîk ediliyordu.
Pichon’un, Hâriciye Vekîlliği esnâsında ve henüz Balfour Beyânnâmesi îlân edilmeden çok evvel, Siyonizme karşı müsbet bir alâka gösterdiğini Max Nordau’dan öğreniyoruz.
Max Nordau (Simon Maximilian Südfeld; Budapeşte, 27.7.1849 – Pâris, 22.1.1923), 3 Eylûl 1897’de Bazel’de, ilk Siyonist Kongresi’ni tâkîben têsîs edilen Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı’nın -Theodor Herzl’le berâber- ortak müessisidir. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Max_Nordau; 26.7.2024) Hâssaten onun Pâris’teki Siyonist faâliyetlerinin netîcesinde, Ekim 1901’de, Pâris’te Fransa Siyonist Federasyonu kurulmuştu. (Catherine Levigne, “Le mouvement sioniste en France des environs de 1880 à 1921”, Revue d’Histoire de la Shoah, 1977; https://fr.wikipedia.org/wiki/Stephen_Pichon; 27.6.2024) Nordau bu teşkîlâtın nâşiriefkârı olan haftalık Le Peuple juif mecmûasının 12 Kasım 1920 târihli 46. sayısında neşrettiği “La Guerre mondiale et le sionisme (Cihân Harbi ve Siyonizm)” başlıklı (10 tefrikalık) uzun makâlesinin sekizinci tefrikasında (s. 5), 5 Aralık 1913 târihinde, Hâriciye Vekâleti’ndeki makâmında, Stephen Pichon’la görüşmesinden bahsediyor:
“Bu hayâsız yalana [Siyonizmin Almanya’nın hizmetinde olduğu yalanına] karşı hakîkati ortaya koymak mühimdi. 5 Aralık 1913’te, o zamân Hâriciye Vekîli olan Sayın Pichon, beni makâmında kabûl etmek nezâketini gösterdi. Bir sâatten fazla süren bu görüşme zarfında, kendisine, tafsîlâtıyle Siyonizmin târihçesini, müdîr fikirlerini, temâyüllerini, gâyesini îzâh ettim. Bu hareketin mühim bir vasfı olarak, Filistin’deki Yahûdi mekteblerinde, İbrânîce [tedrîsât] için ve ‘Hilfsverein der deutschen Juden (Alman Yahûdileri Yardım Cem’iyeti)’ mârifetiyle Almanlaştırma teşebbüne karşı daha yakınlarda verilmiş olan mücâdeleden bahsettim. (Il importait d’opposer la vérité à cet effronté mensonge. Le 5 décembre 1913, M. Pichon, alors ministre des Affaires étrangères, me faisait l’honneur de me recevoir au Quai d’Orsay, et, dans une conversation de plus d’une heure, je lui exposais en détail l’historique du Sionisme, ses idées directrices, ses tendances, son but, et j’illustrais son caractère, entre autres, par la toute récente lutte pour la langue hébraïque dans les écoles juives de la Palestine et contre la tentative de leur germanisation par le ‘Hilfsverein der deutschen Juden’.)
“Harb esnâsında, Hâriciye Vekâleti’ndeki bu görüşme hatıra geldi ve uygun zamânda, Siyonizmin Müttefîk [Îtilâf Devletleri] saflarında Harbe katılması için teşebbüse geçildi. Hakîkat budur. Siyonistleri kazanmak için kendiliklerinden harekete geçenler, onlara teklîfte bulunanlar, Fransa ile İngiltere’dir. Şâhidler ve vesîkalar meydandadır. Sayın Picot’nun Sir Marc Sykes’a mektubu, artık halka mâl olmuştur. (“Pendant la guerre, on se rappelait cet entretien au Quai d’Orsay; et, le moment venu, on se mettait à enrôler le Sionisme pour la cause des Alliés. Il convient de rétablir les faits. Ce sont la France et l’Angleterre qui, de leur propre mouvement, ont fait des avances aux Sionistes. Les témoins et les documents sont là. La lettre de M. Picot à Sir Marc Sykes est du domaine public.)” (Le Peuple juif, 12.11.1920, 14e année, No 46, p. 5)
16 Kasım 1917’de teşkîl edilen 2. Clemenceau Hükûmetinde 3. def’a Hâriciye Vekîlliğine getirilen Pichon, 10 Şubat 1918’de Hükûmeti nâmına verdiği beyânâtta, Balfour Beyânnâmesine iştirâk ettiklerini ifâde etmiştir. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Jules_Cambon; 26.7.2024)
Stephen Pichon, Les Amis de la Tolérance Locası Âzâsıydı. (Henry Coston, La Franc-Maçonnerie au Parlement, Paris: Documents et Témoignages, 1970, p. 167) Bu Loca Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbiydi. (Eric Lebouteiller, “Franc-maçonnerie et mouvement coopératif en région parisienne -1971/1944-”, RECMA, 2016/3, No 341, pp. 104/117; https://www.cairn.info/revue-recma-2016-3-page-104.htm; 26.7.2024)
1_c6ab969e7066b0e2cdfd3388537263d5.jpg
Fransa Siyonist Federasyonu’nun nâşiriefkârı Le Peuple Juif’in 12 Kasım 1920 târihli 46. sayısının kapağı… Siyonist Lideri Max Nordau’nun “Cihân Harbi ve Siyonizm” başlıklı makâlesinin -5 Aralık 1913’te Farmason Hâdriciye Vekîli Stephen Pichon’la görüşmesinden bahsettiği- sekizinci tefrikası, bu sayıda mündericdir…
***
Jules Cambon
Fransa’nın III. Cumhûriyet rejiminin Siyonizme destek taahhüdünde bulunma husûsunda İngiltere’den daha erken davramış olduğunun şâhidi Jules Cambon’dur.
Cezâyir dâhil muhtelif şehirlerde Vâlîlik ve ABD, İspanya, Almanya gibi memleketlerde Büyük Elçilik yaptıktan sonra, 1915’te, pek îtibârlı Hâriciye Vekâleti Müsteşârlığına tâyin edilen Jules Cambon (Pâris, 5.4.1845 – İsviçre, Vevey, 19.9.1935), bu mevkii 1920 senesine kadar işgâl etti. Bu meyânda, 1918’de, Fransız Akademisi’ne ömür boyu Âzâ seçildi.
Masonluğun 1832 ilâ 1914 senelerinde Oran’daki faâliyetlerine dâir bir kitab neşreden (muhtemelen Yahûdi) müellif Lucien Sabah’ın araştırmalarına nazaran, Jules Cambon, Cezâyir Vâlîsi iken, 1896 senesinde, Soleil Levant (Doğan Güneş) Locası’nı têsîs etmiştir. Mâmâfih, o, bu Locanın Yahûdi aleyhdârı propaganda yaptığını ve bunun sebebinin de 1896 mahâllî seçimlerini Radikallerin kazanmasını sağlamak olduğunu iddiâ ediyor. Hâlbuki Jules Cambon’un bütün bir meslekî hayâtı bu iddiâyı tekzîb etmektedir. Zîrâ o, Yahûdi aleyhdârı olsaydı, ne Vâlî, ne Büyük Elçi yapılır, ne Fransız Akademisi’ne alınır ve ne de Farmason Hâriciye Vekîli Stephen Pichon’un Müsteşârlığını yapabilirdi… Üstelik de, o, Balfour Beyânnâmesi’nin bir benzerini ve ondan aylarca evvel kaleme almış bir şahsıyettir!
Jules Cambon’un Oran’da, 1896’da Soleil Levant Locası’nın müessisi olduğunu tesbît eden müellifin kitabının tam künyesi ile bizim bu bilgiye ulaşmamıza vâsıta olan dîğer kaynaklarımızın künyelerini aşağıya dercediyoruz:
- Lucien Sabah, La Franc-Maçonnerie à Oran de 1832 à 1914 (1832 ilâ 1914 Senelerinde Oran’da Masonluk), Paris: Aux Amateurs de livres, 1989;
- Valérie Assan, “De l’antisémitisme à l’antijudéo-maçonnisme: les métamorphoses du complotisme en Algérie coloniale (Yahûdi Aleyhdârlığından Yahûdi-Mason Aleyhdârlığına: Müstemleke Cezâyir’inde Komploculuğun İstihâleleri)”, aşağıdaki kitab içinde, s. 164;
- Jean-Philippe Schreiber (sosus la direction de / idâresi altında) Les Formes contemporaines de l’antimaçonnisme (Mason Aleyhdârlığının Muâsır Şekilleri), Bruxelles: Éditions de l’Université de Bruxelles, publié avec le soutien du Fonds National de la Recherche scientifique (İlmî Araştırma Millî Fonu’nun mâlî desteğiyle neşredilmiştir), 2019, 226 p.;
https://digistore.bib.ulb.ac.be/2021/i9782800416854_f.pdf; 22.7.2024).
2_777b733b711007f81fd7b417d12a0e73.jpg
(https://www.ebay.fr/itm/372244456842; 26.7.2024)
Fransız Hâriciye Vekâleti Müsteşârı sıfatıyle, Farmason nüfûzu altındaki Hükûmeti nâmına, Balfour Beyânnâmesinden çok evvel, 4 Haziran 1917’de, Siyonist Lideri Nahum Sokolow’a hitâben, dîğeri gibi, Siyonizme destek taahhüdünde bulunan bir mektub yazmış Jules Cambon, Fransa’nın Berlin Büyük Elçisi iken, o esnâda henüz imzâlanmış olan Fransız-Alman Mutâbakatındaki yapıcı rolü sebebiyle, 15 Mart 1909 târihli Je sais tout (Her şeyi bilirim) mecmûasına kapak mevzûu olmuştu.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (48)
Yesevizade Alparslan Yasa
04.09.2024 - 00:00
Yayınlanma
Siyâsetten san'atlere, ilim dünyâsına kadar her sâhada, Yahûdilerin, nüfûs oranlarına nisbetle fevkalâde yüksek oranda bir "meşhûrlar" kadrosuna sâhib olmalarının sırrını da burada aramak lâzımdır
Siyâsetten san’atlere, ilim dünyâsına kadar her sâhada, Yahûdilerin, nüfûs oranlarına nisbetle fevkalâde yüksek oranda bir “meşhûrlar” kadrosuna sâhib olmalarının sırrını da burada aramak lâzımdır. Şöyle ki: Onlar, sâdece, insanlarını iyi yetiştirmek ve her birini hayât boyu desteklemiye devâm etmekle iktifâ etmiyor, aynı zamânda, onların her fırsatta reklamını, propagandasını yapıyor, onların, faâliyet gösterdikleri sâhalarda en yüksek mevkilere ulaşmasını, başkalarının önüne geçmesini sağlamak için her vâsıtayı kullanıyorlar…
Bu sûretle kısaca tanıttığımız Jules Cambon’un Hâriciye Vekâleti Müsteşârı (Secrétaire général du ministère des Affaires étrangères) sıfatıyle, Siyonist Lideri ve bizim de işbu araştırmamızda istifâde ettiğimiz iki cildlik History of Zionism : 1600-1918 (Siyonizmin Târihi) kitabının müellifi Nahum Sokolow’a (Polonya, Wyszogród, 10.1.1859 – Londra, 17.5.1936) yazmış olduğu 4 Haziran 1917 târihli mektub şu yakınlarda gün ışığına çıkmış bulunuyor. Fransa nâmına Siyonist Projenin tahakkukuna destek taahhüdünde bulunan mektubu, tam metin hâlinde tercüme ediyoruz:
“Kendi ihtiyârınızla, bana, bütün gayretlerinizi vakfettiğiniz ve Filistin’de Yahûdi iskânının inkişâfını istihdâf eden projenizi îzâh etmiş bulunuyorsunuz. Sizin takdîrinizce, şartlar imkân verdiği nisbette ve dîğer taraftan Mukaddes Mahâllerin istiklâli têmînât altında bulunacak sûrette, İsrâil Oğullarının nice seneler evvel kovulduğu topraklarda, Îtilâf Devletlerinin himâyesi vâsıtasıyle Yahûdi milliyetinin tekrâr doğmasına yardım edilmesi, adâletin ikâmesi ve yapılmış haksızlığın telâfîsi demek olacaktır. (Vous avez bien voulu m’exposer le projet auquel vous consacrez tous vos efforts et qui a pour objet de développer la colonisation israélite en Palestine. Vous estimez que si les circonstances le permettent et l’indépendance des Lieux Saints étant assurée d’autre part, ce serait faire œuvre de justice et de réparation que d’aider, par la protection des puissances alliées, à la renaissance de la nationalité juive, sur cette terre d’où le peuple d’Israël fut chassé il y a tant de siècles.)
“Haksız yere tecâvüze mârûz kalmış bir milleti müdâfaa etmek için bu harbe girmiş olan ve Hakkın zorbalığa galebe çalması için mücâdeleye devâm eden Fransız Hükûmeti, zaferi, Îtilâf Kuvvetlerinin zaferine bağlı olan Dâvânız için ancak muhabbet besliyebilir. (Le gouvernement français, qui est entré dans cette guerre pour défendre un peuple injustement attaqué, et qui continue la lutte pour assurer la victoire du droit sur la force, ne peut qu’éprouver de la sympathie pour votre cause, dont le triomphe est lié à celui des alliés.)
"Bu zarf içinde size böyle bir têmînât vermekle bahtiyârım. (Je suis heureux de vous donner sous ce pli une telle assurance.)”
Bu mektuba meselâ şu Sitelerden ulaşılabilir:
- (https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/2c/Cambon_Letter.jpg; 22.7.2024);
- (https://en.wikipedia.org/wiki/Cambon_letter; 22.7.2024);
- (https://monbalagan.com/36-chronologie-israel/139-1917-4-juin-lettre-de-jules-cambon-a-sokolov.html; 22.7.2024)
Nahum Sokolow’un şahsında bütün Siyonist Âlemine hitâben kaleme alınmış bu Mektub da, Lord Walter Rothschild’in şahsında aynı Câmiaya hitâb eden Balfour Beyânnâmesi’yle aynı şeytânî mantığı kullanıyor. İkincisini yukarıda değerlendirmiş olduğumuz için, bu mektubun da pek süflî ve Münâfıkça muhâkemesi üzerinde durmayı zâid addediyoruz…
1_cb390194116dbf36cff59a066f553d7f.jpg
(https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/2c/Cambon_Letter.jpg; 22.7.2024)
Fransız Hâriciye Vekâleti Müsteşârı Jules Cambon’un, Siyonist Lideri Nahum Sokolow’un şahsında Siyonist Âlemine hitâben kaleme alınmış ve Hükûmeti nâmına, Siyonist Hareketine destek taahhüdünde bulunan 4 Haziran 1917 târihli mektubu… Siyonist Emperyalizminin bütün müttefîkleri, bir buçuk asırdır icrâ edilmekte olan Filistinli jenosidi cürmünün ortaklarıdır…
Amerikan Devlet Adamlarının Siyonizme desteği
Mason Devlet Adamlarının Siyonizme desteğine İngiltere ve Fransa’dan sonra- Amerika’dan da iki misâl vereceğiz: Woodrow Wilson ve Solomon Truman…
Bu iki misâl, dünyâ çapındaki Yahûdi kudretinin sırrına mütedâir aşağıdaki îzâhatımız dikkate alınarak değerlendirilirse, daha iyi anlaşılacaktır.
Dünyâ çapındaki Yahûdi kudretinin sırrı: Teşkîlâtlı tesânüd
Amerika’ya Yahûdi göçü, 19. asırda iyice hızlandı ve bu asrın sonlarında orada büyük bir Yahûdi Cemâati teşekkül etti. Benzerini başka hiçbir millette göremediğimiz Yahûdi tesânüdü burada da kendisini gösterdi: Bir taraftan, her mahalde Hahamlık etrâfında, dîğer taraftan da bütün memleket sathına, hattâ bütün dünyâya yayılan Bene Berit gibi, Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı gibi teşekküllerin bünyesinde teşkîlâtlandılar. Öyle ki biz, -Yahûdiler misâli- dünyânın muhtelif memleketlerine dağılmış olup da onlar gibi hem bulundukları memlekette beşikden mezara kadar teşkîlâtlanmış, hem de bütün gurbet milletdaşları arasında sıkı râbıta ve tesânüdü têmîn eden, hepsini bir arada tutan, kendilerine müşterek, toplu hareket imkânı veren beynelmilel cem’iyetlere sâhib bir ikinci millet bilmiyoruz! (Varsa, öğrenmek isterdik!) Böylece bir memleketteki Yahûdiliğin gücüne bütün dünyâ Yahûdiliğinin gücü zammolmakta, ayrıca, büyük nüfûz kazandıkları memleketin gücünü, îcâbında, bir başka memleketin Yahûdi Cemâati lehinde kullanabilmektedirler. Muhakkak ki dünyâ çapındaki Yahûdi kudreti, bu sıkı tesânüd zihniyetinin ve teşkîlâtlılığının netîcesidir ve bu hâl, Yahûdilerin, cüz’î fireler hâric, hiçbir milletin sînesinde erimemesinde pek mühim bir âmildir.
Yahûdi “meşhûrlar”ın oranı nîçin çok yüksek?
Şu husûs dahi hâssaten vurgulanmıya değer:
Siyâsetten san’atlere, ilim dünyâsına kadar her sâhada, Yahûdilerin, nüfûs oranlarına nisbetle fevkalâde yüksek oranda bir “meşhûrlar” kadrosuna sâhib olmalarının sırrını da burada aramak lâzımdır. Şöyle ki: Onlar, sâdece, insanlarını iyi yetiştirmek ve her birini hayât boyu desteklemiye devâm etmekle iktifâ etmiyor, aynı zamânda, onların her fırsatta reklamını, propagandasını yapıyor, onların, faâliyet gösterdikleri sâhalarda en yüksek mevkilere ulaşmasını, başkalarının önüne geçmesini sağlamak için her vâsıtayı kullanıyorlar…
Bilakis, bizim gibi gâfil milletlerin insanları ise, çok dezavantajlı bir vazıyette bulunuyor, büyük işler başarmıya müstâid nice insanımız, desteklenmedikleri için, âdetâ daha yumurtada heder olup gidiyor, nice kâbiliyetli ve –bütün imkânsızlıklara, engellemelere rağmen- kendi kendine muvaffakıyetli işler görmüş insanlarımız da tanınmadan, eserlerini daha ileriye götürecek nesiller yetiştirme imkânlarından mahrûm bulunarak, mânevî vârissiz, bu dünyâdan göçüp gidiyorlar; öyle ki onlar sanki hiç yaşamamışlardır!
2_4ea3586a3200beac7318d82e723f588b.jpg
Acabâ tasmalı olan, İsrâil mi, Amerika mı?
Dîğer taraftan, evet, içimizde, maskeli-maskesiz Siyonistler de, Siyonizmin tasmalıları da var; hem de zannedildiğinden çok fazla!
***
Amerika, âdetâ bir Siyonist müstemlekesi
Velhâsıl, her yerde olduğu gibi Amerika’da da -ve dünyânın her tarafındaki Gurbet (Diaspora) Yahûdileriyle irtibât ve tesânüd hâlinde- teşkîlâtlanan Yahûdi Cemâati, kısa zamânda, orada büyük bir nüfûz elde etti ve Amerika’nın, Amerika vâsıtasıyle de dünyânın gidişâtına têsîr etmiye başladı. Amerikan Hükûmetinin 20-21. asırlarda Siyonist Hareketine büyük desteğini bu vâkıayı dikkate alarak değerlendirmemek, herhâlde, realiteyi tahrîf etmek mânâsına gelir.
Nitekim, yukarıda, Churchill’in, bir Amerikan Yahûdi gazetesinde neşrettiği makâlede, Amerika’daki büyük Yahûdi nüfûzunun nasıl hem efkârıumûmiye, hem de Hükûmet üzerinde müessir olarak Amerika’nın 1. Cihân Harbine girmesini sağladığına, böylece Filistin’deki Siyonist Devlet’in de önünü açtığına dâir îzâhatını okumuştuk; ki ABD’nin 2. Cihân Harbine girmesinde de aynı kuvvetin müessir olduğu âşikârdır…
Wilson ve Truman ile aradaki ve sonraki –tâ günümüze kadarki- Amerikan Cumhûr Reîslerinin Siyonizme desteğinin umûmî îzâhı bu çerçevede yapılmalıdır. Başka âmillerden de bahsedilebilirse de, onlar, -bizim araştırmalarımıza nazaran- tâlî ehemmiyettedir.
Bu noktada, şu can alıcı suâle cevâb vermemiz elzem oluyor:
Siyonizm nedir?
Siyonizm, dar mânâda, Filistin’de bir “Yahûdi Devleti” kurmayı ve kurduktan sonra da, onu, (genişleterek) yaşatmayı istihdâf eden fikrî bir cereyân ve harekettir… Bu, Siyonizmin oldukça sathî bir târifidir. Mes’eleyi etrâflı bir şekilde müzâkere edince, Siyonizmin çok daha derin ve vahîm bir mânâsı olduğu anlaşılıyor.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (49)
Yesevizade Alparslan Yasa
05.09.2024 - 13:50
Yayınlanma
Nurettin Topçu'nun mezkûr makâlesinden iktibâs ettiğimiz aşağıdaki pasajlar, üzerinde ibretle düşünerek okunmıya değer. Onlardan evvel, makâlesinin ilk paragrafındaki şu şâyân-ı dikkat tesbît üzerinde derin derin düşünmek lâzımdır: "Yahudi kâbesi olan mahud locanın canavar iştihası ile içimizden hergün yuttukları, gitgide kendilerine büyük ümit bağladıklarımıza kadar uzanmaktadır."
Nurettin Topçu’nun mezkûr makâlesinden iktibâs ettiğimiz aşağıdaki pasajlar, üzerinde ibretle düşünerek okunmıya değer. Onlardan evvel, makâlesinin ilk paragrafındaki şu şâyân-ı dikkat tesbît üzerinde derin derin düşünmek lâzımdır: “Yahudi kâbesi olan mahud locanın canavar iştihası ile içimizden hergün yuttukları, gitgide kendilerine büyük ümit bağladıklarımıza kadar uzanmaktadır.”
1_5ee2cb971a3c4bdd703e5422fab928b6.jpg
Dünyânın en büyük Siyonist müstemlekesi…
Ve Devletler üstü bir Gizli Devlet…
Hükmetme hırsıyle bütün dünyâda teşkîlâtlandılar, büyük bir dayanışma rûhuyle çalıştılar ve İnsanlık Âleminin binde dördünü teşkîl eden bu topluluk onun tamâmının gidişâtını tâyîn eder hâle geldi… Öyle ki bütün dünyânın gözünün içine bakarak işledikleri jenosid cürmünü dahi, bir tiyatro sahnesi hâlinde, kuklalarına alkışlatabiliyorlar!
***
Mes’elenin en vahîm birinci vechesi, böyle bir tasavvurun ancak bir Filistinli jenosidiyle kuvveden fiile çıkabileceğidir. Zîrâ bedîhîdir ki Filistin, bir “hâlî arâzî” değildi; bâzı Siyonistlerin propaganda ettikleri “une terre sans peuple pour un peuple sans terre (topraksız bir halk için halksız bir toprak)” sloganı, göz göre göre vâkıayı tahrîf, hakîkati inkâr eden bir sahtekârlıktı. (Amerika’da, v.s. sinema sanâyiine hâkim oldukları için, böyle hayâlî Filistin filmleri göstermek onlar için kolaydı…) Binâenaleyh, Yahûdi Devleti için, Montefiore’larla, Rothschild’lerle, Netter’lerle, ilh… faâliyete geçtikleri 19. asrın ortalarından îtibâren bir Filistinli jenosidi siyâseti tâkîb etmiye başladılar. Bir taraftan, hakîkî maksadlarını gizliyerek, Osmanlı idârecilerini ve yerli halkı kandırdılar; bol bol arâzî satın alarak, zirâî têsîsler, mektebler, iskân merkezleri kurarak oraya yerleştiler; hem cemâat olarak tâlîmli, silâhlı bir kuvvet hâline geldiler, hem de büyük nüfûzlarının bulunduğu İngiltere gibi, Fransa gibi, Amerika gibi Devletlerin himâyesine sığındılar. Osmanlı idârecileri ile yerli halktan bir kısmını da satın aldılar. Zâten Osmanlı İdâresini bir kanser gibi sarmış olan Siyonsit-Sabataî-Mason zümresi de onlar için çalışıyor ve bu da işlerini kolaylaştırıyordu. Böylece bir taraftan hîleyle, şeytânlıkla, dîğer taraftan kendi Cemâatlerinin veyâ mâhûd Büyük Devletlerin zorbalığını kullanarak, Filistin arâzîsini Filistinlilerden temizleme vetîresini başlattılar, onları asırlar ve asırlardır sâhibi oldukları vatanlarından sürmiye, müstakil bir millî varlık olarak tedrîcen yok olmalarına zemîn hazırlamıya başladılar. Bu vâsıtalar kâfî gelmeyince, tedhîş yoluyle Filistinlileri yıldırmıya, Vatanlarını terketmiye zorladılar. Pek çok Filistinli de tedhîş fiilleri esnâsında veyâ onun netîcesinde içine sürüklendikleri tahammülfersâ hayât şartlarında telef oldular. Bu kadarı dahi kâfî gelmeyince, bin bir desîseyle idâresini ele geçirdikleri, bir “Sabataî-Mason Devleti” hâline getirdikleri Osmanlı’yı –mağlûbiyete mahkûm saflarda- Cihân Harbine sürüklediler ve Harbin en hayâtî ânında, uzun zamândır “Sabataî Şef”le berâber planladıkları muazzam bir ihânetle Filistin Cephesinin çökmesini têmîn ettiler. Bundan sonraki safhalarda dahi hep benzeri desîselerle, zorbalıkla, pek çok Filistinliye katlederek, milyonlarca Filistinliyi Vatanlarından kaçırtarak jenosid siyâsetlerine devâm ettiler, devâm ediyorlar… Kudretlerinin zirvesine ulaştıkları için, artık kimseden pervâları yok! Aylar ve aylardır, her gün yeni bir vahşet sahnesi! Ve bütün dünyâ, onların vahşetini acz içinde seyrediyor! Bittabi, insanlık hislerini kaybetmemiş dünyâ! Bir şey yapamıyor, hiç olmazsa gözyaşı döküyor! Bir de öyle bir dünyâ var ki Siyonist Emperyalizminin bütün cinâyetlerinde, bütün cürümlerinde ona ortaktır!
Siyonizmin mesnedi: Muharref Tevrât ve “Mesîh” akîdesi
Mes’elenin ikinci vahîm cephesi ise, Siyonizmin, Muharref Tevrât’ın hurâfelerine ve yine bir hurâfe ve safsatadan başka bir şey olmıyan “Mesîh / Mehdî (le Messie)” akîdesine (le messianisme) istinâd etmesidir. Yukarıda, bizzât hahamların îzâhıyle bu akîdenin ne menem bir şey olduğunu gördük.
Aslında, Yahûdilerin büyük bir kısmı, ne Tevrât’a, hattâ ne de Allâh’a inanır. İçlerinden birçoğu yeryüzünde İlhâdı yaymak için uğraşıp durmakta, bu uğurda bilhassa Müsbet İlimleri ve Felsefeyi istismâr ederek, daha bin bir yolla insanların ağzından girip burnundan çıkarak onları Allâh’tan uzaklaştırmıya çalışmakta, çeşid çeşid süflî yollarla insanlardaki –onları hâs mânâda insan yapan- mânevî derinliği tahrîb etmekte, onlara sathî, boş, maddî-dünyevî bir hayât tarzı telkîn etmektedir.
İstitrâd
Muhakkak ki insanı en ulvî mânâsıyle “insan” yapan aslî haslet, zekâdan da, şuûrdan da, düşünceden de çok daha fazla, ondaki mânevî derinlikdir ve bu hâl, onda, en güzel şekliyle, ancak nezîh bir Allâh akîdesi sâyesinde doğar: Kul, nezîh bir Allâh akîdesinin lâzımesi –corollaire- olarak hayâtında dâimâ sıkı bir nefs terbiyesine uyar, şahsıyetini en güzel ahlâkî hasletlerle bezer, her gününü sâlih amellerle geçirmiye cehdeder, o zamân gönlünde, Yaradan’ın varlığını, şefkat ve muhabbetini hisseder (zîrâ O, Vedûd’dur), bu hisle mesrûr olur, bu hâlinden kuvvet alarak daha fazla sâlih amel işlemiye gayret eder (ki iki cihân saâdetinin esâsı budur)…
Dîğer taraftan, herhâlde en makbûl sâlih amel, canlı-cansız cümle mahlûkâtıyle şu Mahsûs Âlemin, şu Kâinâtın Allâh Azze ve Celle’nin eseri olduğunun idrâki içinde, Tecrübî İlim Usûlüyle sistemli araştırmalar yaparak onun sırlarına, kânûniyetlerine nüfûz etmek ve onlardan insanların maslahatına muvâfık sûrette istifâde yolları keşfetmek, buna imkân veren usûl, teknik ve sâir vâsıtaları îcâd etmekdir.
Ve yine herhâlde en yüce, en makbûl Zikrullâh, Kâinâtın mühim sırlarından, yânî kânûniyetlerinden birini keşfeden bir sahîh ilim adamının veyâ Kâinâtın sırlarını, nizâmını, hârikulâdeliklerini ilim adamlarından öğrenip bunlar üzerinde tefekkür eden lâlettâyîn bir insanın, o esnâda, Kâinâtın Rabbi’ne karşı idrâkinde ve kalbinde doğan engin hayrânlık, daha doğrusu haşyet hissidir…
Nurettin Topçu’nun “İnsanlar ve Yahûdiler” makâlesine tenkîdî bir yaklaşım
Türkiye, feylesof yetiştirmek bakımından tam bir çorak arâzîdir. Bu nâmüsâid vazıyete rağmen, şahsî gayretleriyle, tek tük feylesof çıkmaktadır. Bunların en kıymetlilerinden biri de, rahmetli Nurettin Topçu’dur (İstanbul, 20.11.1909 – a.y., 10.7.1975, Topkapı Tozlu Mez.). (Şu husûsa dikkati çekmek isteriz ki lise veyâ üniversitede felsefe dersi vermek, felsefe sâhasında ihtisâs yapmak, “feylesof” olmak demek değildir ve bilakis, “feylesof” olmak için felsefe tahsîli yapmak da şart değildir! Şart olan, sorgulayıcı, şüpheci bir tavırla, tenkîdî zihniyetle bol bol felsefî eser mütâlaa etmek ve hayât üzerinde, cem’iyet üzerinde, insanoğlunun her çeşid mes’elesi üzerinde –Tecrübî İlimlerin tesbîtlerini dikkate alarak- aynı zihniyet ve tavırla bizzât tefekkür etmekdir! Müslümana yakışan ise, bu tefekkürünü dâimâ Kur’ân-ı Hakîm ile irtibâtlandırmasıdır…)
Yukarıda, Yahûdilerin büyük bir kısmının İlâhî menşêli Kitâb sıfatıyle Tanah’a inanmadıkları gibi üstelik İlhâd bayrakdârlığı yaptıklarına dâir müşâhedemizi kaydetmiştik. Garb Âlemindeki felsefî cereyânlara vukûfu tartışma götürmez olan rahmetli Topçu da, aynı tesbîte ulaşmış ve bunu, “İnsanlar ve Yahûdiler” başlıklı bir makâlede îzâh etmişti. Makâlesi, 1939’dan beri devre devre neşrettiği Fikir ve San’atta Hareket mecmûasının Eylûl 1967 târihli 21. sayısında (ss. 16-18) intişâr etmiştir. Rahmetlinin bilhassa felsefe ve ilim dünyâsından misâller zikrederek Yahûdilerin umûmiyetle (ki bunu biz diyoruz) İlhâd bayrakdârlığı yaptıklarına dâir tesbîti, isbâtı mümkün isâbetli bir müddeâ olmakla berâber, bu makâlesinde, Irkçı bir yaklaşım içinde olduğu görülüyor. Bu yaklaşımını, ilk okuduğumuzda teessürle karşıladığımız gibi, bilâhare Eylûl 1989’da neşredilen Yahûdilik ve Dönmeler kitabımıza ondan naklen uzunca pasajlar dercettiğimiz zamân, iktibâsımızı bir tenkîd refâkatinde yaparak da bu hissiyâtımızı ifâde etmiştik. Binâenaleyh o zamân yaptığımız tenkîdi bugün de tekrâr ettikden sonradır ki makâlenin düşündürücü ve isâbetli bulduğumuz pasajlarını nakledeceğiz.
Topçu’da tenkîd ettiğimiz ilk husûs, Yahûdilerde pek yaygın olan bu “Allâh düşmanlığının” onların ırkî-insiyâkî bir husûsiyeti olduğuna dâir iddiâsıdır. O, Spinoza’nın son tahlîlde Materyalizmden (Ateizmin Münâfık şeklinden) başka bir şey olmıyan ve Masonluk tarafından da bir hayli kabûl görmüş olan Panteist (dîğer tâbirle Vahdetivücûdcu) felsefesini îzâh ederken şöyle bir giriş yapıyor:
“…Ebedîlik ümidinden, sonsuzluk sevgisinden ve peygamber şefaatinden mahrum olduğuna inanan bu beddualı kavim, insanlığın sahip olduğu ve hayatı yaşanmaya değer yapan bütün nimetlerden mahrum oluşunun intikamını almak hırsı ile, kin ve haset silâhları ile silâhlanarak, insanlık ruhunun ortaya koyduğu bütün büyük ve güzel şeyleri yıkmaktadır. Bunu madde hayatında her vasıtayı kullanarak yaptığı gibi, hayatın düzenleyicisi olan fikirler ve idealler dünyasında da yıkıcılığını müthiş bir hırs ve zulümle yapıyor. Alelâde zulüm fertlere çevriliyor; Yahudinin zulmü bütün insanlığa ve bütün temiz inançlarla hakikatlere saldırmaktadır. Bu zulüm yahudinin damarlarından fışkırıyor. Onu bilebile yapanlar olduğu gibi hiç farkında olmadan şuûraltından çıkartıp işleyenler de vardır. Bu sonuncuya misâl olarak ceddi İspanyol olan Hollandalı Yahudi filozofu Spinoza’yı gösterebiliriz.”
Bu pasajda, en fazla esef edilecek cümleler, son üç cümledir. Gencliğimizde (1986’da têlîf etmiş olduğumuz Yahûdilik ve Dönmeler kitabımızda) bu gayr-i ilmî ve gayr-i mâkûl yaklaşıma nasıl cevâb verdiysek bugün de aynı fikirdeyiz:
“Aslında kat’iyen ‘damarlarından’ veyâ genetiğinden değil, fakat fikriyâtından, ‘Kitâb-ı Mukaddes’inden ‘fışkırıyor’… Nitekim hiç Yahûdi terbiyesi almamış, fakat meselâ İslâm terbiyesiyle büyümüş bir Yahûdi çocuğu, pekâlâ mükemmel bir fazîlet nümûnesi olabilir! Dîğer tâbirle, bu gibi mes’elelerin ırkla, genetikle değil, fikriyâtla, terbiyeyle alâkası vardır.
“Hiç şüphesiz, (aslen “Marrano” olan) Spinoza’nın fikirlerinde de en fazla müessir olan, kat’iyen genetiği değil, fakat küçüklüğünden îtibâren aldığı sıkı Yahûdi terbiyesi ile bihakkın vâkıf olduğu Kabbala felsefesi ve yaşadığı devrin hayât şartları, ayrıca, Kartezyen (Dekartçı) Rasyonalizm ve emsâli muhtelif cereyânlardır.” (Yahûdilik ve Dönmeler 1989: 150)
Rahmetli Topçu’nun makâlesinden, Einstein’la alâkalı pasajı o zamân nakletmediğimiz gibi şimdi de nakletmiyeceğiz. Bu husûsta o zamân ne düşünüyorsak, bugün de aynı düşüncedeyiz. Yalnız, o zamânlar, Einstein’ın “Allâh-ü Ekber” deyişine bakarak, onun belki Müslümanlığı benimsediğine ihtimâl vermiştik. Sonraki araştırmalarımızda, kendisinin sıkı bir Siyonist olduğunu tesbît edince, bu faraziyemiz boşa çıktı…
“Müellifin Einstein ve Bergson hakkındaki –yanlış bulduğumuz- görüşlerini atlıyoruz. Bunlardan Einstein hakkında şu husûsu kaydetmeden geçemiyeceğiz: O, ömrünün son senelerinde, pek muhtemelen Müslüman olmuştu… Her hâl-ü-kârda, onun ilmî nazariyeleri birer felsefî görüş değildir ki bu husûsda Yahûdiliği mevzû-u bahsedilebilsin! Hiç şüphesiz, ilmî hakîkatler Yahûdi ilim adamları tarafından ortaya konulduklarında da aynı derecede mûteberdirler. Bu husûslarda sâdece ilmî isbât münâkaşaları yapılabilir. Dîğer taraftan, ilmin inkişâfına katkıda bulunmak, muhakkak ki Yahûdiler için de büyük bir şereftir. Fakat ameller niyetlere göre olduğu için, biz, onları, sâdece, ilmi, kendi gayr-i insânî emelleri istikâmetinde kullandıkları, bâtıl dâvâları uğrunda istismâr ettikleri için [daha doğrusu, istismâr ettikleri zamân] takbîh edebiliriz… [Ki bu hüküm, herkes için cârîdir…]” (Yahûdilik ve Dönmeler 1989: 152-153)
Nurettin Topçu’nun, Yahûdilerin, İlhâd bayrakdârlığı yaptıklarına dâir tesbîti
Bu tenkîd ve îkazlardan sonra, Topçu’nun mezkûr makâlesinden iktibâs ettiğimiz aşağıdaki pasajlar, üzerinde ibretle düşünerek okunmıya değer. Onlardan evvel, makâlesinin ilk paragrafındaki şu şâyân-ı dikkat tesbît üzerinde derin derin düşünmek lâzımdır:
“Yahudi kâbesi olan mahud locanın canavar iştihası ile içimizden hergün yuttukları, gitgide kendilerine büyük ümit bağladıklarımıza kadar uzanmaktadır.”
Makâlenin devâmında, tesbîtine evvelâ Spinoza’yı misâl veriyor, arkasından Marx, Freud, v.s. ile devâm ediyor:
Spinoza ve Panteizmin hakîkî mâhiyeti: “Yahûdinin Allâh deyişi bile Allâh’ın inkârı oldu!”
“Bu bedbaht ve mazlum filozof (Spinoza), Allah’ı kâinatın bütünü olarak açıklayan sistemi içinde Allah’ın inkârı sonucuna varmıştı. Filhakika ‘Allah ve Kâinat bir ve ayni cevherdir, Allahtan başka bir şey yoktur ve olamaz’, dedikten sonra Allah’ı varlıktaki tam zorunluluğun içine hapsederek, yalnız kendi zorunlu kanunları ile idare edilen varlığı tanımış ve Allah’ın inkârına ulaşmış oluyordu. Böylece yahudinin Allah deyişi bile Allah’ın inkârı oldu.
Karl Marx: “Târihî Maddecilik”
“Yüzyılların üstünden atlayarak, sonradan protestanlığı kabul etmiş aslen yahudi ana ve babanın çocuğu olan Karl Marx’a gelince, ondaki insanlığı kurtarma dâvâsının saplandığı talihsizlik önünde şaşmamak kabil değildir. Onun, mazlum insanlığın haklarını kurtarma iddiasının yanında içtimaî hareketlerle müesseselerin, bütün tarihi içinde mutlaka iktisadî bir sebepten doğmuş olduğunu iddia etmekle hayatımızı her yerde ve her zaman düzenleyici olma rolünü yalnız maddeye bağışlayan tarihî maddeciliği, kurtuluşunu aradığı insanlığı kaba maddenin batağına saplamakta geciktirmiyecektir [gecikmiyecekdir].
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (50)
Yesevizade Alparslan Yasa
07.09.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Viyanalı bir yahudi olan Dr. Freud ise, insan şahsiyetini teşkil eden ve şuurdışı denen ruhsal hazineyi keşfedip onda cinsî iştihalardan başka birşey olmadığını söyledi. Bütün temiz duygularımızı, ulvî ihtiraslarımızı cinsî iştihaların çamuruna batırdı. Allah inancını bile cinsî libidonun batağına gömdü. Bu zeki lâkin bedbaht yahudi sanki insanı en temiz tarafları ile rezil etmek istedi.
Sigmund Freud, “Allah inancını bile cinsî libidonun batağına gömdü”
“Viyanalı bir yahudi olan Dr. Freud ise, insan şahsiyetini teşkil eden ve şuurdışı denen ruhsal hazineyi keşfedip onda cinsî iştihalardan başka birşey olmadığını söyledi. Bütün temiz duygularımızı, ulvî ihtiraslarımızı cinsî iştihaların çamuruna batırdı. Allah inancını bile cinsî libidonun batağına gömdü. Bu zeki lâkin bedbaht yahudi sanki insanı en temiz tarafları ile rezil etmek istedi.
1-8_78e346cc41483c9aa256f7acd6ac9618.jpg
(https://www.wikiwand.com/en/List_of_Jewish_atheists_and_agnostics; 31.7.2024)
Bu İnternet Sitesinde, çağımızda İlhâd bayrakdârlığı yapan Yahûdi şahsıyetlerden seçilmiş küçük bir liste takdîm ediliyor… Muhtelif sâhalarda meşhûr olmuş Mülhid Yahûdiler, bu küçük listede bile saymakla bitmiyor!
Bir başka Sitede, “Meşhûr Ateist Yahûdiler” arasında şu isimler zikrediliyor: Baruch Spinoza, Samuel Schwartzbard ve Emma Goldman (iki meşhûr Anarşist-Tedhîşçi), Moses Hess, Karl Marx, Leon Troçki, Grigori Zinoviev, Theodor Herzl, Hersh Mendel, (“Ben Yahûdi Milletine îmân ediyorum” diyen) Golda Meir, Sigmund Freud, (feylesof) Ayn Rand, Jerry Rubin, Daniel Cohn-Bendit, Ed Miliband (bu son üçü, siyâsetci), (feylesof) Jacques Derrida, (aktör) Woody Allen…
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Ath%C3%A9isme_juif#:~:text=Des%20ath%C3%A9es%20juifs%20se%20reconnaissent,pr%C3%A9requis%20pour%20se%20dire%20Juif.) (31.7.2024)
***
Émile Durkheim, “Allah’ın da cemiyetten başka birşey olmadığını söyledi”
Yine bir Yahudi olan, Fransız sosyoloji mektebinin kurucusu Émile Durkheim, geçen asrın sonunda ve asrımızın başında batıda süratle yayılarak Ziya Gökap tarafından memleketimize sokulan görüşleriyle, bilgimizin prensipleri olan zaman, mekân ve sebep kavramlarının esasını cemiyette aradıktan ve böylece düşüncenin temellerini içtimaî izafiyeciliğe indirerek mutlak hakikat kavramını inkâr ettikten sonra Allah’ın da cemiyetten başka birşey olmadığını söyledi ve dinî inançların temelini yıktı. Kutsal saydığımız bütün emirler ona göre cemiyetten geliyordu. Cemiyetin emirlerinin üzerimizdeki hakimiyeti ve ona karşı beslediğimiz sevgi, hem korktuğumuz hem de sevdiğimiz Allah tasavvurumuzun gerçek kaynağıdır. Hakikatte biz cemiyeti seviyor ve ondan korkuyoruz. Ancak farkında olmadan ondan ayrı bir Allah icad ediyor ve hayalimizde yüceltiyoruz. [Sabataî Totaliter Şef de, Durkheim’ı taklîden, aynı sûretle muhâkeme yürütüyordu…]
“Bu pek basit ve tatminsiz görüşü ortaya koyan Durkheim, iç yüzünde Hıristiyan dinine karşı kendisinin ve kavminin sahip olduğu kin ile hasedi harekete geçiriyordu. Hıristiyan dünyasında zamanında geçici bir tesir yapan bu samimiyetsiz ve çelimsiz görüş bizde maalesef bütün bir devrin zihniyetine hâkim oldu. Hâlâ okul kitaplarında bu görüş biricik hakikat gibi okunur ve çelimsiz dimağlar onu tenkitten âdetâ korkarlar. Hakikat sevgisinden zerrece nasibi olmayan, dimağı kin ve hasetle yoğrulan yahudi, İslâm ülkesinde daha kolay zafer kazanıyor.
Lucien Lévy-Bruhl, “ahlâk değerlerini büsbütün inkâr ederek, insan hareketlerini Allâh’a doğru götüren yolu yıkıyor”
“Durkheim’ın eserini tamamlayarak onun dokunmadığı ahlâk dünyasına saldıran yahudi Lévy-Bruhl, ahlâk değerlerini büsbütün inkâr ederek, [bu değerlerin,] ne türlü olursa olsun, cemiyet içindeki yaşayış tarzının tâbii [fonction’u] olduğunu, bu tarza uygun davranışlara hiç bir zaman ahlâksızlık damgası vurulamayacağını ileri sürdü. Onca, ahlâk nasıl olursa olsun, cemiyet içinde umumî yaşayış şeklidir ve hiç bir davranışa ahlâksızlık denemez. Ahlâk çerçevesi içinde iyi ve fena değerlerini ortaya koymak hatadır; bu, filozofların ve peygamberlerin uydurmasıdır. Ahlâk kelimesini kaldırıp yerine örf ve âdet kelimesi [les mœurs] kelimesi konulmalıdır. Ahlâk ilminin yerine de örfler ilmi geçirilmelidir. Lévy-Bruhl’ün bu iddiası karşısında ne fenalık, ne mesuliyet, ne günah kalıyor. Şer, hayrın yerine geçirilmiş ve onunla birleştirilmiştir. Hareketlerimizin sahasında ideal yok edilmiş, realite muhterem tanınmıştır. Her devir ve cemiyetin hareket tarzı, o devir ve cemiyet ahlâkıdır. Yeryüzünde iyiliğin fenalıkla boğuşması sona ermiş, insanlık ve ahlâk ideali yok edilmiştir.
“Binlerce yıl hayrın zaferi için boğuşmaktan yılmayan insanlık ruhu, bir yahudinin iddiası ile, ruhta mücadele bilmeyen hayvanlarınkine irca edilmektedir. İnsan hareketlerini Allah’a doğru götüren yol yıkılmıştır. İnsanın mesuliyet sevgisi ve ahlâk duygusu hazlarının tabiî zaferi önünde kendi kendilerini gömmüşlerdir. […]
“Bunlar; mutlak hakîkat, ebedîlik, Allâh ve ahlâk esaslarına saldırmış, onları yıkmıya çalışmışlardır”
“Görülüyor ki Spinoza’dan Einstein’a kadar gelen başlıca yahudi filozof ve bilginlerinden herbiri, hakikat binası kurma iddiası ile ebedî hakikatler binasından bir parça koparmışlardır. Spinoza, ‘Kâinat Allah’tan ibarettir. Bunların ikisi bir ve aynı şeydir’ derken hür ve yaratıcı olan; âlemin dışında ve onu aşkın olan Allah inancını reddetmiş oluyor. Marx, cemiyet olaylarının doğurucusu herzaman madde olmuştur demekle ruhun kuvvetini ve onun yaratıcılığını inkâr ediyor. Freud, bütün ruh hallerimizin doğuşunu şuur dışında gizlenen cinsî isteklerle iştihalara irca ederek, insan ruhunun sefâletlerle reziletlerin çocuğu olduğunu söylüyor. Bütün yüksek ideallerle en temiz ihtirasların kökünü cinsî iştihaların bataklığında buluyor. Durkheim, sonsuzluğun yolcusu olan insanı cemiyetin emirleri içerisine kapatıyor ve insan için emel ve ideal, Allah ve ahlâk, herşey cemiyettir sonucuna ulaşıyor. Hem de böylelikle imânı, cemiyette hakim olan kuvvetlerin esiri yapıyor. Onca, namuslu olmak, cemiyette cereyan açan kuvvetlere boyun eğmesini bilmektir. İnsan, itaatinin şuûruna sahip bir koyundur. Lévy-Bruhl, ferdî ahlâk idealini büsbütün çiğneyerek, vicdan karşısında kaba realitenin mutlak ve sorumsuz hâkimiyetini ilân ediyor. Vicdanı, içgüdülerin ayakları altında kurban ediyor. Durkheim gibi o da vicdanın yerine cemiyeti koyuyor. Eiinstein, madde dünyasında kanunların bulunmadığını, tam bir izâfîlik içerisinde yaşadığımızı ileri sürmekle, kendisine kadar gelen yahudi mütefekkirlerinin inkâr halkasını tamamlamış oluyor.
“Dikkat edilirse, bunların hepsi mutlak hakikat binasına çeşitli iddialarla saldırmış ve her biri onu bir tarafından yıkmaya çalışmış olmakla beraber, hepsinin gayretleri ile sarsılan, aynı esaslardır. Bunlar mutlak hakikat, ebedîlik, Allah ve ahlâk kavramlarıdır. İlh…” (Nurettin Topçu, “İnsanlar ve Yahudiler”, Fikir ve San’atta Hareket, Eylûl 1967, sayı 21, ss. 16-18)
Allâh’a inanmadıkları hâlde “Mesîh” akîdesini nasıl benimsiyebiliyorlar?
Elbette insan düşünmeden edemiyor: Yahûdilerin büyük bir kısmı, ne –İlâhî, Vahyî Kitab sıfatıyle- Tevrât’a, ne de Allâh’a inanıyor… Öyleyse nasıl oluyor da “Mesîh” akîdesini benimsiyebiliyorlar?
Bunun cevâbını, Fransız ilim adamı, Siyâsiyât Doktoru Raoul Waelès’in İsrâil’in nasıl idâre edildiğini anlatan titiz araştırma kitabında buluyoruz. Waelès’in kitabı (14x19cm, 310 p.), 1969’da, Pâris’de, Librairie Générale de Droit et de Jurisprudence (R. Pichon et R. Durand-Auzias) isimli neşriyâtevinin “Nasıl İdâre Ediliyorlar?” koleksiyonunda intişâr etmiştir. Bu koleksiyonu, o zamân, Fransa’nın pek îtibârli ictimâiyâtçılarından Prof. Dr. Georges Burdeau idâre etmekteydi.
Dr. Waelès’in bu araştırma kitabından seçtiğimiz aşağıdaki pasajlarda, bir taraftan, nasıl Tanah’ın İsrâil’de bütün hayâta hükmettiğine dâir tesbîtler, dîğer taraftan, Tanah’a –metafizik inancı ne olursa olsun- bütün Yahûdiler tarafından atfedilen büyük kıymete dâir îzâhat şâyân-ı dikkattir. Bu ikinci husûsla alâkalı îzâhattan anlaşılan odur ki Laik Yahûdilerin dahi Tanah’a büyük hürmet ve merbûtiyetleri, onu, Yahûdi hüviyetini şekillendiren başlıca târihî, millî kitabları olarak görmeleri sebebiyledir.
Bütün Yahûdilerin Tanah’a merbûtiyetleri hakkında Waelès’in tesbîtleri
“İsrâil Devleti’nin üzerinde yükseldiği dört direk şunlardır: 1) Millî Devlet Müessesesi (Muhâceret işleri), 2) Kitâb-ı Mukaddes (La Bible; Tanah), 3) İbrânî Üniversitesi, 4) Millî Yahûdi Fonu (Fonds National Juif).” (Waelès 1969: 20)
“Tanah’da şöyle yazılıdır: ‘Bu şerîat kitabı, senin ağzından ayrılmıyacak ve onda yazılmış olanın hepsine göre yapmıya dikkat edesin diye, gece-gündüz düşüneceksin; çünki o zamân yolunu açacaksın ve o zamân muvaffak olacaksın!’ (Yeşu: I/8)
“Tanah mes’elesi, Yahûdi dîni mes’elesinden ayrı mütâlaa edilmelidir (La question de la Bible doit être séparée de celle de la religion juive). Filhakîka, Mûsevîliğe sıkı sıkıya riâyet edenlerin nüfûsun ancak %30’unu teşkîl ettiği, bağları gevşek olanların da %45’i bulduğu, Mûsevîlikle amel etmiyenlerin ise %25 kadar olduğu tahmîn edildiği hâlde, Tanah, hepsi tarafından (temel kitab olarak) kabûl edilmektedir (Mais la Bible est reconnue par tous.). O, her şeyden evvel, mevcûd Devlet ile –bütün Yahûdiler arasında müşterek olan- mâzî arasındaki bağı teşkîl etmektedir. Böylece meselâ Fransa târihi Fransız halkı için neyse Tanah da Yahûdiler için odur ve bu mâhiyetiyle bile İsrâil’in hayâtındaki rolünün birinci derecede olduğu kabûl edilmektedir. Tanah, aynı zamânda, Filistin’e yerleşmiş olan Yahûdiler ile henüz bütün dünyâya dağılmış hâlde bulunan Yahûdiler arasındaki bağdır.
“Benî İsrâil sürgüne gönderilip dünyânın dört bir tarafına dağıldığı zamân, Kitab da her yerde halkla berâber oldu ve dâimâ ona rehberlik etti, ona ders verdi, onu yetiştirdi, onun zihniyetini yoğurdu…
“Hicret edilen memleketlerde öğrenilmek mecbûriyetinde olunan ecnebî lisânlar yanında, Tanah’ın lisânı, Yâkub’un kabîlelerini birbirine bağlıyan bir zincir, müşterek tedkîk, duâ ve ibâdet lisânı idi. (Bkz. Meir Tamari, “La Bible vit en Israël –Tanah İsrâil’de Yaşıyor-“, La Semaine Israélienne, Jérusalem, Février 1964, p. 3) ‘Tanah, Yahûdiler arasında, başlıca ve devâmlı tâlim-terbiye ve düşünce kaynağı mevkiini hep muhâfaza etmiş’ (Tamari’den naklen) ve onların hâfızasında istiklâllerinin ve Devletlerinin şân ve hâtırasını dâimâ tâze tutmuştur. (‘La Bible conserva sa place comme source principale et constante d’éducation et de pensée parmi eux’ –Tamari- en leur rappelant le souvenir et la gloire de leur indépendance et de leur État.)” (Waelès 1969: 21)
2-10_377be3703adbc2f3d480fbf19aed30e0.jpg
İsrâil’in nasıl idâre edildiğine dâir 1969’da Israël isimli bir kitab neşreden Siyâsiyât Dr. Raoul Waelès’in işbu eserinde, Tanah’ın, yânî Yahûdi Kitâb-ı Mukaddes’inin, onun İlâhî kaynaklı olmadığına inanan her (Laik) Yahûdi nazarında dahi, Yahûdi Milletinin başlıca târih ve kültür kitabı olarak nasıl ehemmiyet arzettiğine ve bir millî rehber vazîfesi gördüğüne mütedâir, Müellifin müşâhedelerine müstenid çok aydınlatıcı îzâhat bulunuyor…
***
.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (1)
Yesevizade Alparslan Yasa
10.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti" mes'elesi, hem çok geniş, hem de çok tartışmalı bir araştırma mevzûudur.
Takdîm
“Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti” mes’elesi, hem çok geniş, hem de çok tartışmalı bir araştırma mevzûudur.
Bizim, Yahûdilik ve Masonluk mes’elelerini araştırmıya başlayışımızın üzerinden (ki bu çalışmaya, 1970’te Fransa’da başlamıştık) yarım asırdan fazla bir zamân geçti… İğneyle kuyu kazar gibi bilgi topladığımız, büyük cehd, sabır ve fedâkârlık istiyen, üstelik pek nankör bir araştırma sâhası!
“Nankör”, çünki karşınızda, başka tahakküm vâsıtaları gibi propaganda vâsıtalarını da elinde tutan Mütehakkim Zümrenin şartlandırdığı bir efkârıumûmiye var ve onun şartlandığı muharref ve sahte bilgileri, bunlara dayanan peşîn hükümleri yıkarak ona Hakîkati göstermeniz zorun zoru bir mes’eledir! Üstelik, o, umûmiyetle, Konformist, Oportünist ve hattâ sık sık da Makyavelist bir tavra sâhib olduğu için, rahatı kaçmasın diye, Hakîkati bilmek veyâ kabûl etmek istemez ve sırf bu yüzden bile size düşman kesilir… Memlekette umûmî hâl böyleyken, siz, yarım asra yayılan kıt kanâat ve çilekeş bir hayât yaşıyarak varınızı yoğunuzu Hakîkat Yolunda seferber eder, muhâfaza etmekte bile müşkilât çekdiğiniz bin bir malzeme toplar, bunlar üzerinde teemmül ede ede pek çok hayâtî tesbîte ulaşır ve ne târihî, ne de günlük hâdiselerin hiç de göründükleri, gösterildikleri gibi olmadıklarını anlar, Milletinizi intibâha getirecek, onu müfsid kuvvetlerin oyuncağı olmaktan kurtaracak bu tesbîtleri, delîlleriyle, vesîkalarıyle ortaya koyan, bunlara müstenid îkazlarda bulunan eserler hazırlarsınız, fakat neşir imkânı dahi bulamazsınız; bulsanız da pek mahdûd bir muhîte hitâb eder, geniş kitlelere ulaşamaz, gidişâtı değiştirecek bir âmil olamazsınız!
Velâkin, Rabb’imize kavuşmamıza bu kadar yaklaşmışken, bildiklerimizi mezara götürmemek için yine de çalışmıya, yazmıya, -meşrû vâsıtalarla- Milletimize ulaşma imkânları aramıya mecbûruz! Mecbûruz, çünki Müslümanız; Hakîkat Dâvâsı güden Hak Dînin sâlikleriyiz!
Velhâsıl, bir avuc da olsalar, okurlarımızın, işbu çalışmamızı, yarım asırlık çok zahmetli araştırmalarla ve sırf Hakîkat endîşesiyle toplanmış müsbit vesîkalara, sağlam delîllere müstenid sahîh bilgilerin, objektif verilerin -âdetâ inbikden süzer gibi çıkarılmış- bir hülâsası ve onlardan istihrâc edilmiş muhtasar bir tesbîtler, îkazlar mecmûu olarak değerlendirmelerini ve ibretle mütâlaa etmelerini temennî ediyoruz.
Şu “Takdîm”den de anlaşılacağı vechiyle, Araştırmamız, (kanâatimizce) tamâmen Tecrübî İlim Zihniyet ve Usûlüyle yürütülmüş olmakla berâber, üslûbu, yer yer, ilmî, yânî objektif olmaktan uzaklaşmıştır. Bunun başlıca sebebi şudur:
Vâkıaları araştırarak sâdece ilmî tesbîtlerde bulunmakla iktifâ etmiyor, ayrıca onlar üzerinde felsefî tefekkürde bulunuyor, kendi islâmî kıymet hükümlerimiz, inanclarımız, velhâsıl dünyâ görüşümüz çerçevesinde onlardan ahlâkî-insânî netîceler çıkarıyoruz (ki zâten, bizce. felsefî tefekkür ancak ilmî tesbîtler üzerinde yükselirse kıymeti hâiz olur). Bunu yapmak ise, hissiyâtımızın devreye girmesi ve hislerimizin üslûbumuza da têsîr etmesi, yânî üslûbumuzun sübjektif bir mâhiyet kazanması demekdir.
Bu takdîrde, şu suâl akla gelir: Bu hâl, bir nakîse midir? Öyle olduğunu düşünsek, bu hâlden zâten ictinâb ederdik. Bilakis, biz, Hakîkat Ehline yaraşır tavrın bu olduğu kanâatindeyiz; çünki Hakîkat Ehli olmak demek, sâdece Hakîkate tâlib ve tâbi olmak değil, aynı zamânda Hakîkat uğrunda mücâdele etmek demekdir. Hâlbuki, mücâdele, amel, fiil ancak hissiyâtın tahrîkiyle ortaya çıkar ve böylece aklî muhâkemeyi tamâmlar. Amel, tatbîkat olmadıktan sonra kuru aklın veyâ ilmî bilginin ne kıymeti vardır?
Masonluk hakkında kullandığımız (“Münâfıklık”, “ikiyüzlülük” gibi) bâzı sert ifâdeler de, Fransızların tâbiriyle, “appeler le chat le chat”, bizim tâbirimizle, “karaya kara, aka ak demek” kabîlinden addedilmeli, ifâdeyi yumuşatmanın, vâkıayı tahrîf etmek mânâsına geleceği düşünülmelidir…
Binâenaleyh, herhangi bir ilmî araştırmacı, çalışmamızı, bizim felsefî tefekkürümüzü ve hissî ifâdelerimizi objektif tesbîtlerimizden ayırarak değerlendirebilir ve bilhassa bunlarda bir isâbetsizlik varsa, onlara dikkati çekebilir…
Çalışmamız, “Takdîm” yazısını tâkîb eden 10 Fasıl hâlinde tertîb edilmiştir:
1. Fasıl: Girizgâh
2. Fasıl: Türkiye’deki Mason Obediyansları, İngiltere ve Fransa’daki Obediyanslara Tâbi Değil mi?
3. Fasıl: Mason Akâidinin İçyüzü
4. Fasıl: Masonluk Fikriyât ve Teşkîlâtında Yahûdi Têsîrine Dâir Muhtelif Delîller
5. Fasıl: Yahûdi Kaynaklarına Nazaran Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti
6. Fasıl: Masonluğun Üç Semâvî Dîne Karşı Tavrı
7. Fasıl: Yahûdilere Münhasır Bir Masonî Teşkîlât: Bene Berit
8. Fasıl: Siyonizme Masonluğun Desteği
9. Fasıl: Muâsır Târihimizde Siyonist-Sabataî-Mason İşbirliği
10. Fasıl: Netîce
1. Fasıl:
Girizgâh
2017 ilâ 2023’te, altı sene zarfında, Yeni Söz gazetesinde, münhasıran Hakîkat endîşesiyle, muâsır târihimize ve Kemalizmin içyüzüne dâir binlerce sayfaya ulaşan mevsûk neşriyât yaptık. Kanâat mâhiyetindeki yorumlarımız hâric, bütün neşriyâtımız müdelleldi ve ilmî araştırmaya müstenid tesbîtlerimizin hiç kimse tarafından cerhedildiğine şâhid olmadık; sâdece, umûmî kanâatlerin ifâdesi olan, delîlle desteklenmiyen birkaç îtirâzla karşılaştık ve onlara da nezîh cevâblar verdik.
Yeni Söz’deki tamâmı mevsûk neşriyâtımız içinde Siyonizm, Sabataîlik ve Masonluk mevzûları da pek geniş bir yer tuttu. Bu mevzûlarla alâkalı neşriyâtımıza dahi, yalnızca Özgür Masonlar Büyük Locası’ndan, fakat yine mukabil delîllere istinâd etmiyen îtirâzlar geldi. Îtirâzları, sâdece, “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı, neşri (20 Eylûl 2018 ilâ 30 Temmuz 2020 târihlerinde) her gün tam sayfa iki seneye yakın süren vâsi araştırmamız içinde, “Masonluğun Siyonizmin nüfûzu altında bulunduğu” ve “ÖMBL’nin Fransa Meşrik-ı Âzamı’na (Grand Orient de France’a) tâbi olduğu” şeklindeki tesbîtlerimize müteveccih idi. ÖMBL, bizim, gerek bu araştırmamızda, gerekse (kitab veyâ gazete tefrikası hâlinde) evvelki neşriyâtımızda bu husûslarda serdettiğimiz delîllere, mukabil delîlleri muhtevî bir makale veyâ mektubla cevâb vermek yerine, Bakırköy 40. Noterliği ve Vekîli Av. A. Nail Karakaş vâsıtasıyle 22 Mayıs 2020 târih ve 09563 sayılı bir İhtârnâme gönderdi ve işbu İhtârnâme, 4 Haziran 2020 târihli Yeni Söz’de (Tefrika No 613) aynen neşredildi. Îtirâzları delîlsiz, basît bir red mâhiyetinde olduğu gibi, üslûbları da pek yakışıksız idi: “…Bu iddia asla kabul edilemez ve çok hatalı bir değerlendirme olup temelsiz bir iftira ve yakıştırmadan ibarettir” ve “Özgür Masonlar Büyük Locası’ndan söz edilirken; ‘Paris’e tabi olduğu’ şeklinde bir başka hezeyanda daha bulunularak”… Bir ağız dalaşı havasında kaleme alınmış bu kuru kuruya îtirâz ve ithâmlar yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük pek tuhaf bir iddiâ daha: Gûyâ bahis mevzûu Loca, mezkûr tesbîtlerle, tarafımızdan “hedef gösteriliyormuş”!
ÖMLB’nin İhtârnâme’sini Yeni Söz’ün mezkûr nüshasında neşrederken, kendilerine bilâhare cevâb verme niyetimizi de izhâr etmiş, lâkin buna imkân bulamamıştık. Şimdi burada, bize tahsîs edilen pek mahdûd sayfalarda, onlara, yine müdellel olmakla berâber muhtasar, fakat derli toplu bir cevâb vermiye çalışacak, evvelki vesîkalarımıza hiç neşredilmemiş bâzı yeni vesîkalar da ilâve edeceğiz.
İlkin, bir nebze, “tâbi olmak” mefhûmu üzerinde duralım; müteâkiben, Masonluktaki Yahûdi-Siyonist nüfûz veyâ têsîrini daha tafsîlâtlıca ele alalım.
1-1_c2e83356b5dbaa874c7e8cd178bb1e9a.png
Özgür Masonlar Büyük Locası’nın Noter’den Tekzîb İhtârnâmesi ve buna kısa cevâbımız, Yeni Söz gazetesinin 4 Haziran 2020 târihli nüshasında neşredildi…
DEVAM EDECEK
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (2)
Yesevizade Alparslan Yasa
11.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
2. Fasıl: Türkiye'deki Mason Obediyansları, İngiltere ve Fransa'daki ObediyanslaraTâbi Değil mi?
2. Fasıl:
Türkiye’deki Mason Obediyansları, İngiltere ve Fransa’daki
ObediyanslaraTâbi Değil mi?
Bir ferd, kendi kendine Mason olabilir mi?
Masonluk umdelerine nazaran, lâlettâyîn birisi, kendi kendine, (meselâ Müslümanlığını ıkrâr eder gibi) Masonluğun bilcümle akîdelerini, esâslarını, aslî kaynaklarından öğrense ve Mason olduğunu îlân etse, Mason Câmiası (veyâCâmiaları) onu Mason kabûl ederler mi?
Hayır!
Bir şahsın (kendi tâbirleriyle) “Cihânşümûl Masonluk (Franc-Maçonnerieuniverselle)” tarafından “Mason” kabûl edilebilmesi için, illâ ki, bir Mason Mâbedinde (dîğertâbirle Locasında), o Locanın tâkîb ettiği Rite uygun şekilde ve vazîfedârlarınnezâretinde “tekrîs” edilmesi (initiation) lâzımdır. (“Sâdece Mason Locaları tekrîs salâhiyetini hâizdirler.” –Fransa Büyük Locası’nın İnternet Sitesinden-) Hâlbuki bu Locanın da bir Büyük Locaya tâbi olması, bir Büyük Loca tarafından tanınmış, kendisine salâhiyet (berâtveyâ “patent”) verilmiş olması şarttır. Kezâ Büyük Loca da, ancak Cihânşümûl Masonluğun (İngiltere Müttehid Büyük Locası, Fransa Meşrik-ı Âzamı, Fransa Büyük Locası gibi) birkaç merkezî veyâ lider Büyük Locası (“Obediyansı”) tarafından tanınmış Masonların teşkîl ettiği Locaların bir Birliğidir ve ancak o Obediyans tarafından tanındığı zaman Cihânşümûl Masonluğun sînesine girebilir, mensûbları dahi o Obediyansa tâbi Büyük Locaların Localarına misâfir olarak kabûlveyâ, îcâbında, o Localara “tebennî” edebilir…
Osmanlı Masonluğu, ecnebî Locaların bir yavrusudur
Nitekim 1909’da,Şûrâ-yiÂlî-yiOsmânî; İtalya, Fransa, Belçika, İsviçre, Macaristan Yüksek Şûrâlarının verdiği müsâade ve salâhiyetle ve onların himâyesi altında têsîs edilmiş, aynı sene içinde, İtalya, Fransa, İspanya Obediyanslarınınmüntesibleri tarafından, bu def’a, Meşrik-ı Âzam-ı Osmânî’yevücûd verilmiştir. (Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak, Ana Çizgilerile Türkiye’deki Masonluk Tarihi -Türkiye Mason Derneği tarafından Dernek üyelerine mahsus olarak bastırılmıştır-, İstanbul, 1958, 231 s.; ss. 50, 64, 66-67)
Bu sûretleteşkîl edilen Şûrâ-yiÂlî ve Meşrik-ı Âzam yine onlar tarafından tanınmış, bu meyânda, Meşrik-ı Âzam, onların beynelmilel birliğine (AssociationMaçonniqueInternationale’ine) iltihâketmiş, buna mukabil, İngiltere Müttehid Büyük Locası tarafından tanınmamışlardır.
Binâenaleyh, riâyet ettikleri Rit (Eski ve Kabûl Edilmiş İskoç Riti), muhtelif derecelerin Ritüelleri, Mâbedlerintanzîm, techîz ve tezyîni, bütün merâsimler, tâkîb ettikleri bütün esâslar, Fransa’daki (“Liberal” temâyüllü) lider obediyanslardanıktibâs edilmişti; kendilerine mahsûs hiçbir şey yoktu; Masonluk esâslarına herhangi bir katkıları olmadı. Bu hâl, o günden bugüne aynı şekilde devâm edegelmiştir. Yânîesâsta tam bir tâbiyet, sâdece teşkîlâttamuhtâriyet!
1_4e354fecf482cc72d98c0bf9402565eb.png
(Tesviye, Nisan 1994, sayı 11, ss. 20-21)
Şükrü Kaya (İstanköy, 1882 – İstanbul, 10.1.1959) nâmına, Türkiye Büyük Meşrik’ı tarafından, İstanbul (onların dilinde “Konstantinopl”) Meşrikı’nde, 30 Haziran 1926’da tanzîm edilmiş “Üstâd” derecesi icâzetnâmesi(“diploma”sı)… -Profiline bakılırsa- muhtemelen Sabataî olan bu Kemâlperestsiyâsetci, Celil Layiktez’in (Thèselaïque) Neşriyât Müdürlüğünde intişâr eden Mason mecmûasıTesviye’nin aynı sayısının 19. sayfasındaki bilgiye nazaran, 11 Mayıs 1924’te, Resne Locası’nda tekrîs edilmiştir. Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak ise, ona, 1929’da, 33’üncü Derecenin tevcîh edildiğini kaydediyor. (Apak 1958: 59) İcâzetnâme üzerindeki Fransızca notta, iki Yarımküre üzerine yayılmış Mason Âlemine, işbu vesîkayaistinâden, onun “Üstâd Mason” olarak tanınması ve yardıma ihtiyâc duyduğu hâllerde imdâdına koşulması çağrısında bulunulmakta, Türkiye Büyük Meşrikı de, bütün dünyâ Masonlarına karşı mütekabil taahhüdde bulunmaktadır. (Par la présentenousinvitonsfraternellementtouslesmaçonsréguliersrépandus sur lesdeuxHémisphères de reconnaître le FrèreChukru Caya possédantrégulièrement le degré de Maître3edegréécossais et de luiprêtersecours en cas de besoin de l’aider et protégerfraternellementpromettant de notrepart la réciprocitéenverstoutfrère maçon muni de documentsémanant de PouvoirsMaçonniquesreconnus et réguliers. (àl’Orient de Constantinople, le 30 juin 1926.)
Bu misâlde de müşâhede edildiği vechiyle, bir ferd, Masonluğa intisâb etmekle (tekrîs edilip sonra da muhtelif Dereceler ihrâz etmekle), âdetâ Beynelmilel Mason Devletinin tâbiiyetine geçmiş oluyor ve Mason Mâbedinin bulunduğu her mahalde oranın Mason otoritesinden müzâheret görüyor… Şu hâle bakılarak, Masonluğun, (kendi tâbirleriyle) “dînler üstü bir dîn olduğu” gibi, “hükûmetler üstü bir hükûmet de olduğu” söylenemez mi?
Dîğer taraftan, gûyâ “Dînsizliği ve Allâh’sızlığı reddettiğini” iddiâ eden Muntazam (İMBL’na tâbi) Masonluğun, Şükrü Kaya gibi şahsıyetlereiftihârlasâhib çıkması vâkıasına dahi hassaten dikkat etmek lâzımdır. O Şükrü Kaya ki, “Büyük Şef”inâmına, Meclis Kürsüsünden, “Dînlerin, işlerini bitirmiş, vazîfeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayâtiyetbulamıyan müesseseler olduğunu”îlân etmişti…
Kemalist Totaliter Rejimin belli başlı sîmâlarından biri, Mustafa Kemâl’in değişmez Dâhiliye Vekîli olan Şükrü Kaya, “Ebedî Şef”inin ölümünde ona halef olmıya çalışmış, lâkin İnönü’nün önüne geçememişti… (Tafsîlât için Yeni Söz, 19.1.2019/122’ye mürâcaat)
***
Türkiye’deki mevcûd Büyük Localar da, Avrupa’daki lider Localardan berât alarak masonîmeşrûiyet kazanmışlardır
“Masonîİntizâm” bakımından Türkiye’deki büyük Localardan (daha kalabalık olan) birincisi (Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası –HKEMBL-), (ikinci grupun “dogmatik” olarak tavsîf ettiği, birinci grupun “Anne Loca” telakki ettiği) İngiltere Müttehid Büyük Locası’na (İMBL) tâbi olduğu gibi, Özgür Masonlar Büyük Locası (ki 1967’de GrandeLoge de France’tan ve 1989’da Grand Orient de France’tan “patent” almıştır) ile Kadın Masonlar Büyük Locası da Fransa’nın “Adogmatik” veyâ “Liberal” Masonluğuna tâbidir, yânî onların tesbît ettiği esâslarariâyet ettiklerini isbât ederek onlardan “patent” almış, onlar tarafından tanınmış ve onlarla iş ve güc birliği yaparak onlar tarafından 22 Ocak 1961’de têsîs edilmiş CLIPSAS’a (Centre de Liaison et d’InformationdesPuissancesMaçonniquesSignataires de l’Appel de Strasbourg: Strazburg Çağrısını İmzâlıyan Mason Teşkilâtlarının İrtibât ve Bilgilendirme Merkezi’ne) dâhil olmuşlardır. (CLIPSAS Sitesine nazaran, ÖMBL, 28 Nisan 1989’da, KMBL, 21 Mayıs 1993’te…) (Şu husûsu da tasrîh edelim ki 1966’da têsîs edilen Türkiye Büyük Mason Mahfili, 1993’te, ismini Özgür Masonlar Büyük Locası olarak değiştirmiştir. TârihîTürkcemiz noktainazarından nesebi gayri sahîh bir kelime olan “Öz-gür”, Kemalist Uydurma Dilde –farklı mânâ ve kullanıştaki- “Hür” ve “Serbest” kelimelerimizin her ikisinin birden mukabilidir; “Liberal” mukabili değildir…)
HKEMBL Masonları, 1970’te nîçin çok sevinmişlerdi?
Kullandığımız “tâbiyet” kelimesinin ne kadar yerinde olduğu, uzun seneler, İMBL’nin kapısını aşındırıp onların dikte ettiği sûretteNizâmnâme ve Ritüellerini tâdîl eden, “Muntazam Loca” menşêi olarak Mısır Obediyansına tâbi Resne Locası’nı ileri sürerek “meşrûiyetiniisbât” eden HKEMBL, 11 Eylûl 1970 târihli bir mektubla, İMBL tarafından tanınıp onun câmiasınakabûl edilince, Büyük Üstâd Hayrullah Örs’ün taşkın bir sevincle kaleme aldığı aşağıdaki mesajdan anlaşılabilir:
“Kardeşlerim,
“Bugün, dünyaca muntazam sayılmalarını isteyen Büyük Locaların aşmak için çok uğraştıkları en büyük merhaleyi iyi niyetimiz, sebatımız ve istisnasız bütün kardeşlerimizin yılmak bilmez tutumları ile aşmış bulunuyoruz.
“İngiltere Büyük Locasının bir Büyük Locayı muntazam olarak tanımasının ne demek olduğunu size uzun boylu açıklamam gerekmez. Bu işin bundan 253 sene önce kurucusu olmak sıfatiyle İngiltere Büyük Locası, Masonluk göğünde kutup yıldızı gibi[dir,] şaşmaz bir yol gösterici gibidir. Büyük Loca olarak kurulan her müesseseyi kolay kolay tanımaz. Hele gayrimuntazam Localarla ilişkisi olan veya kökenini bunlara bağlayan Büyük Locaları asla. Bizim iyi niyetimizin sonucu olarak bu iş de tamamlanmış oldu. Daha 1956 yılında, dünya intizamsız Büyük Locaları listesinde adının yanında ‘menşei belli olmayan ve egemenliği bulunmayan bir kurul’ kaydını gördüğümüz Büyük Locamız için bu, gerçekten sevinçli bir durumdur.” (Mimar Sinan, 1971/10: 4-5)
İşte bu vâkıaları bu sûretletesbît edip “karaya kara, aka ak diyerek” “tâbiyet” tâbirini kullanmak, ÖMBL’ye nazaran, “hezeyân” oluyor! Siz mi “akl-ü-hikmeti”, “müsbet ilmi”, “nefse hâkimiyeti”, “fazîleti” “rehber edinmişsiniz”!
Masonluktaki Yahûdi-Siyonist nüfûzveyâtêsîrine geçmeden evvel, bir nebze de, “Mason Akâidi” üzerinde durmak, onun “içyüzünü” keşfetmek lâzımdır; zîrâ “Yahûdi-Siyonist têsîri”ni inkâr etmeleri, “Hâricîler”e yönelik propagandalarında îlân ettikleri dîğerbâzıakîdeleri gibi, ikiyüzlülükdenibârettir.
3. Fasıl:
Mason Akâidinin İçyüzü
Masonlar, “Hâricî” efkârıumûmiyeye kendilerini nasıl takdîm ediyorlar?
Mason Akâidini keşfetmek için mürâcaat edilecek belli başlı kaynaklar; (temâyülleri ne olursa olsun bütün Masonların Kitâb-ı Mukaddes’i mâhiyetinde olan ve en mühim akîdesi 1. Maddesinde mündemic bulunan) AndersonNizâmnâmesi, Chevalier de Ramsay’nin Nutku, İMBL’ninLandmarkları, Muhtelif Derecelerin Ritüelleri, Mason Hatîblerin Localardaki Nutukları, Mason Müelliflerin metin (kitab, ansiklopedi, makale, v.s.) hâlindeki îzâhat ve tefsîrleri ile Gayr-i Mason (“Hâricî”) Mütehassısların neşriyâtıdır. Bunlar tedkîk ve üzerlerinde teemmül edildiğinde, kendilerini, meselâ şu sûrettetakdîm ettikleri görülüyor (bir fikir vermek için, beyânlarından sâdece üç kısa nümûne zikredeceğiz):
• 1. misâl: 1960-62 Devresi Üstâd-ı Âzamı Kemalettin Apak’tan:
“Masonluk ferden ve müştereken içtimaî terakkiye hizmet eden bir teşekküldür. Gayesi insanlığın fikrî ve içtimaî tekâmülüdür. Hürriyet, Müsavat ve Uhuvvet Masonluğun yolunu aydınlatan temel umdelerdir. Müsamaha, kendi nefsimize ve karşımızdakine saygı ve tam bir vicdan hürriyeti esas düsturlarımızdır. Cehalet, hurafe ve her türlü taassupla mücadele hedeflerimizdir. Fazileti, hak ve adaleti, akl-ü-hikmeti, ilm-ü-irfanı tebcil ederiz. […]
“Masonluk metafizik telâkkileri tamamen mensublarının şahsî takdir ve kanaatlerine bırakıp bu hususta hiç bir münakaşaya yer vermemekle beraber, kâinatın yapıcısı ve yaratıcısı bir Nâzımın, bir Yüce Mimarın, bir SaniiÂzamı Kâinatın, bir Hâlikın ezelî ve ebedî varlığına ve vahdetine inanır ve bu inanışa samimî imanı olmayanları ve münkirleri kat’iyen içine almaz. […]
“Velhasıl iyi bir Mason olmak; iyi bir aile reisi, iyi bir vatandaş, iyi ve mütekâmil bir insan, Allahını bilen ve ona inanan bir iman sahibi olmak demektir.” (Apak 1958: 226-227, 228)
2_777dd0d96c840d7fa4dd54e0cc57734a.png
Masonluk (ve Yahûdilik) hakkındaki araştırmalarımızda, esâsîtibâriyle, doğrudan kendi kaynaklarına mürâcaat ediyoruz. (Aslında, her dînî, fikrî, siyâsî, v.s. cereyanın tedkîkinde de doğru usûl budur: Evvelâ tedkîkmevzûu tarafa söz vermek îcâb eder. Bittabi, onları tenkîdî zihniyetle mütâlaa etmek lâzımdır.) Bunlardan, işbu çalışmada da istifâde ettiğimiz altısı: 1) Prof. Daniel Ligou’nunidâresi altında, Dictionnaireuniversel de la franc-maçonnerie, Paris: Éd. deNavarre, 2 tomes, 1974. (Bütün dünyâdaki her çeşid Mason cereyanını oldukça objektif bir şekilde îzâh eden büyük emek mahsûlü bir eser. Türkiye ile alâkalı madde, MehmedFuad Akev tarafından yazılmıştır. Eserde, dünyâ çapında mârûf Mason şahsıyetlere de yer verilmiştir ki bunlardan biri de, Mustafa Kemâl’dir…) 2) Prof. Daniel Ligou, La Franc-Maçonnerie, Paris: PressesUniversitaires de France, Coll.: DocumentsHistoire, 1977, 200 p. (Çok titiz çalışan bir Mason müellif olan Ligou’nun Masonluğa dâir bir vesîka derlemesi…) 3) Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak, Ana ÇizgilerileTürkiyedeki Masonluk Tarihi, İstanbul, 1958, Nâşiri ve Matbaası mechûl, 13,5x19,5 cm, 231 s. (Türkiye’deki Masonluk târihi hakkında ilk mürâcaat edilecek eserlerden birisi… Lâkin bilhassa Osmanlı devriyle alâkalı kısımda, ciddî hatâlarmevcûd. Bunlar, Angelo İacovella, Paul Dumont gibi Mason arşivlerine girererek çalışabilen araştırmacıların eserlerine mürâcaat edilerek tashîh edilebiliyor.) 4) Paul Naudon, Histoiregénérale de la franc-maçonnerie, Éd. Office duLivre, imprimé en Italie, 20x26 cm, 252 p. (Pek mârûf bir Mason müellifin, renkli resimli, bol vesîkalı çok alâka çekici bir eseri…) 5) Macit Erbudak, Sahir Erman, Mukbil Gökdoğan, Hayrullah Örs, Ziya Umur, Masonluk Üzerine, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1976, 38 s. Metin, burada görülen 20. sayfada, “Büyük Üstad Nafiz Ekemen” imzâsıyle sona eriyor…) 6) Dünyada ve Türkiye’de Masonluk, “Yayınlayanlar: Faruk Ülkü ve A. Semih Yazıcıoğlu”, İstanbul: Başak Yayınevi, Çınar Matbaası, 1965, 351 s. (Metnimizde, ismini DTM şeklinde kısaltarak atıfta bulunduğumuz kitab, bilâhare Türkiye Büyük Mason Mahfili’niteşkîl edecek Masonlar arasında yer alan ve Masonluğa derinlemesine vâkıf bir Mason hey’eti tarafından têlîf edilmiştir. Dili, tek tük Uydurmaca kelimeler hâric, TârihîTürkcedir. Mâmâfîh, gözden kaçan bir hayli imlâ hatâsı ve kusûrlu cümleleri de muhtevîdir. Tenkîdî Zihniyetle mütâlâa edildiğinde, Masonluk hakkında fevkalâde öğreticidir. Yazık ki “Öz-gür Masonlar”, bu kitabda kullandıkları güzel dile sâdık kalmamışlardır!)
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (3)
Yesevizade Alparslan Yasa
12.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
• 2. misâl: 1930-33 Devresi Üstâd-ı Âzamı, 1948-1954 Devresi Âmir-i Hâkim-i Âzamı (Hâkim Büyük Âmir / Souverain Grand Commandeur'ü), Tıb Prof. Dr. Mim Kemal Öke'den:
“Ben Masonum ve bu da bana yetiyor!”
dünden devam
• 2. misâl: 1930-33 Devresi Üstâd-ı Âzamı, 1948-1954 Devresi Âmir-i Hâkim-i Âzamı (Hâkim Büyük Âmir / Souverain Grand Commandeur’ü), Tıb Prof. Dr. Mim Kemal Öke’den:
“[14 Mart 1949’da, TBMM Riyâseti’ne Seyhan Millet Vekîli Sinan Tekelioğlu tarafından verilen ve Başvekîlin cevâblandırması istenen bir suâl takrîrinde:] ‘Bu teşekkül, kökü dışarıda, beynelmilel ve siyonist bir teşekküldür. Atatürkün kapattığı bu teşekkülün tekrar açılması onun ruhunu tazib eder.’ denmek isteniyor. […] Bu cemiyet […] tamamen kendi memleketi içinde millî ideolojiye sadık olarak teessüs etmiştir. […] Biz kökü dışarıda olmamakla beraber memleket birliği için çalışırız. Biz memleket dışında herhangi bir teşekkülle irtibat halinde bile değiliz. […] …Arkadaşlar, biz dine hürmet eder, dinsizlikten nefret ederiz. Buraya dinsiz giremez, hepimizin kabul ettiği Allah denilen bir kudret vardır. Ona sadakatle inanırız.” (Öke’nin, Türkiye Mason Derneği’nin 2 Nisan 1949’da İstanbul’da akdedilen Fevkalâde Kongresindeki beyânâtından, Cumhuriyet, 3.4.1949, s. 3)
• 3. misâl: 1973-79 Devresinin Üstâd-ı Âzamı Nafiz Z. Ekemen ve Beş Üstâd Mason tarafından müştereken:
“…Masonluğun prensipleri, İslâmiyete aykırı düşmek şöyle dursun, onunla büyük bir yakınlık gösterir. […] Masonluk dinler arasında ayırıcılık yapmaz; bütün dindarları, inanç sahiplerini, bir Ülkü’de –Evrenin Ulu Mimarı- diye, Allah’ta birleştirir. Kardeşliği esas alır. Kıyamet gününe, ölüm sonrası hayata inanır. […] [Ayrıca,] Siyonizm, Masonluktan iki asır sonra ortaya çıkan bir akımdır. Üstelik, (bütün dünyaya yayılmış Musevilerin Filistin’de bağımsız bir devlet kurmaları gayesini güden) siyasî bir akım olduğu için de Masonluğa yabancıdır. Masonluğu Siyonizmin âleti olmakla suçlayanlar, galiba, her ikisini de bilmeyenlerdir.” (Macit Erbudak, Sahir Erman, Mukbil Gökdoğan, Hayrullah Örs, Ziya Umur, Masonluk Üzerine, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1976, 38 s., ss. 16, 18-19. Metnin sonunda “Büyük Üstad Nafiz Ekemen” ismi görülüyor. Siyonizm hakkındaki iki cümlelerini, birleştirerek iktibas ettik.)
Binâenaleyh, kendi kendilerini takdîmlerine nazaran, Masonluk, kısaca, muhtelif dîn, milliyet veyâ felsefî kanâatlere mensûb, mâmâfih Allâh, Rûhun Bekası ve Âhiret akîdelerini de reddetmiyen mazbût ahlâklı insanları bir araya getirerek, tâkîb ettiği 33 dereceli tekrîs ve îkaf usûlüyle, ayrıca müsbet ilimler ile felsefî tefekkürün rehberliğinde, onların tekemmülünü, nihâyette kâmil insan olmalarını têmîn eden bir fikrî-ahlâkî-mânevî terbiye ve inanc sistemidir ve bu güzîde kadrosuyle bütün insanlar arasında Hürriyet, Müsâvat, Kardeşlik, Adâlet, kısaca İnsan Hakları esâslarının têsîsini, nihâyette, bütün dünyâyı kuşatacak bir Demokratik Hükûmetin teşkîlini istihdâf eder; bu uğurdaki en şaşmaz umdesi Laiklik ve en büyük muhâsımı da “Taassub” veyâ “Fanatizm”dir; bu meyânda, Siyonizmle bir alâkası yoktur…
Mason Münâfıklığı
Zarf böyle! Hâlbuki mazrûfa bakınca, bu iddiâlardan en hayâtî bâzılarının bambaşka bir mâhiyet arzettiği görülüyor… Meselâ:
“Masonluk, dînler dînidir”, ekmel dîndir
† Masonluk, dînler karşısında tarafsız olduğunu iddiâ ediyor, lâkin, dîğer taraftan, Müntesiblerinin, Loca çalışmaları sâyesinde, o dînlerde “bâtıl îtikâd, hurâfe, taassub” olarak telakkî ettiği unsurlardan kurtulmalarını, “herkesi şahsî kanâatleriyle baş başa bırakarak, bütün insanların üzerinde mutâbık oldukları dîne mutâvaat etmelerini”, “yânî, kendilerini tefrîk etmiye yarıyan dînî ünvânları ve îtikâdları ne olursa olsun, hayırhâh ve nâmûskâr veyâ şerefli ve müstakîm insanlar olmalarını, öyle ki Masonluğun, belki birbirinden ebediyen uzak kalmıya mahkûm şahıslar arasında bir İttihâd Merkezi ve vefâkâr bir dostluk têsîsi vâsıtası hâline gelmesini” istiyor… (Anderson Nizâmnâmesi’nin 1. Mükellefiyetinden; Masoniyâtçı Prof. Daniel Ligou, La Franc-Maçonnerie, Paris: Éd. PUF/Documents Histoire, 1977, p. 68.)
Bu örtülü ifâdeleri yine Mason neşriyâtına mürâcaat ederek deşince ise, “bütün insanların üzerinde mutâbık kalabilecekleri Cihânşümûl Dîn”in (aynı Nizâmnâme’nin 6. Mükellefiyet’inden: “Biz Masonlar Cihânşümûl Dîne mensûbuz”), dîğer tâbirle, Mustafa Kemâl’in de Nutk’unda iftihârla sâhiblendiği “Âlemşümûl Dîn”in, nefsini ve mücerred bir Beşeriyet mefhûmunu ilâh mertebesine yükselten (humanolâtrie), Zâtî Allâh (Dieu personnel) akîdesini, Vahyi (dîğer tâbirle Peygamberlik müessesesini) ve Âhiret endîşesini reddeden, Laik Ahlâkı esâs alan Laik, yânî Dünyevî bir dîn olduğu farkediliyor, ki ismi de Masonluktur.
1_7a4914a6aa417e4cb9c2f4b241a65dc7.png
(Tesviye, Aralık 2005, sayı 66)
Selânikli Totaliter Şef, 27 Eylûl 1907’de, Selânik’in İtalya Meşrik-ı Âzamı’na (Grande Oriente d’Italia) tâbi ve İttihâd ve Terakkî Komitası’nın da nüvesini teşkîl eden (ki Komita, başında Emanuele Carasso’nun bulunduğu bu Loca’da ve onun taraından kurulmuştu) Macedonia Risorta (Maçedônya Risôrta) Locası’nda tekrîs edilmişti…
“Halâskâr Gazî”, 15-20 Ekim 1927 târihlerinde, Ankara’da, Cumhûriyet Halk Fırkası Kongresi’nde, pek uzun bir nutuk îrâd etmiş, bunda İstiklâl Harbi vetîresini ve şahsî mücâdelelerini, Türk Milletini emperyalist müstevlîlerin pençesinden nasıl “kurtardığını” (“égocentriste” bir yaklaşımla) kendi zâviyesinden îzâh etmiş ve Kemalizmin “Kitâb-ı Mukaddes”i gibi telakkî olunan bu uzun metin, daha sağlığında, Devlet mârifetiyle basılmıştı.
1927’de, bütün iktidâr vâsıtalarını eline geçirerek toliter bir rejim kurmıya muvaffak olan, kimseden (bilhassa yüzlercesi îdâm sehbalarında sallandırılan, geriye kalan milyonlarcası da dehşet içinde gölgesinden korkar hâle getirilmiş “Mürtecler”den) artık pervâsı kalmıyan Mustafa Kemâl, bu uzun nutkunda, aşağıdaki sözlerle, kürsüden, bütün dünyâya karşı Masonluğa îmânını haykırmıştı:
“Efendiler, bütün beşeriyetin tecrübe, mâlûmat ve tefekkürde teâlî ve tekemmülü[yle], Hıristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizmden sarf-ı nazar ederek basîtleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak hâle konulmuş ‘ÂLEMŞÜMÛL SÂF VE LEKESİZ BİR DÎN’in teessüsü ve insanların şimdiye kadar kavgalar, levsiyat, kaba arzû ve iştâhlar arasında bir sefâlethânede yaşamakta olduklarını kabûl ederek bütün vücûdları ve zekâları zehirliyen ufûnet tohumlarına galebe etmeye karâr vermesi gibi şerâitin husûlünü müstelzîm olan bir ‘CİHÂNŞÜMÛL İTTİHÂDÎ HÜKÛMET’ tahayyülünün tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.” (Nutuk, İstanbul: Millî Eğitim Bak. Yl., 1981, 1/713.) (Mustafa Kemâl’in Masonluğu hakkında, Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok? ünvânlı geniş araştırmamıza mürâcaat –Yeni Söz, 7 Şubat – 15 Nisan 2018, her gün tam sayfa 68 tefrika-)
***
Nitekim, Mason Masoniyâtçı Serge Hutin’in îzâh ettiği vechiyle: “Masonluk, ‘tabiî dîn’ mâhiyetindedir; öyle ki mâzîde ve hâlihâzırdaki bütün dînler onun târihî safhalarından ibârettir. […] Masonluk mütefekkiri J.-P. Mazaroz’un dediği gibi: ‘Masonluk, dînler dînidir.’ ” (Serge Hutin, Les Sociétés secrètes, Paris: Éd. PUF/Que Sais-je?, 1960 -24 éd.-, p. 82)
Bundan kasdedilen, geçmişteki dînlerin, (Allâh, Vahiy, Âhiret gibi) bâtıl îtikâd ve hurâfe olarak görülen bütün unsurlarından ayıklanarak Masonluk bünyesinde kemâle erdikleri, ekmel dîn olarak Masonluğun inşâsına hizmet ettikleridir. (Nitekim, 15. Derece Ritüelinde de: “Masonluk, hakikî bir dindir; daha doğrusu, dinî duygunun en yüksek bir ifadesidir.” deniyor. –Dünyada ve Türkiye’de Masonluk -DTM- 1965: 140-)
“Masonluk bir dîndir; ben Masonum ve bu da bana yetiyor!”
Mason neşriyâtında bu anlayışı têyîd eden pek çok nümûne bulmak mümkündür; sâdece dört misâl zikretmekle iktifâ edelim.
Bunlardan birincisi, “Muntazam” (yânî İMBL tarafından tanınan) İsviçre Büyük Locası Alpina’nın nâşiriefkârı Alpina’da intişâr eden ve Paul Collet tarafından kaleme alınmış “La Franc-Maçonnerie est-elle une religion?” başlıklı makâle… Üstelik, bu makâle, o zaman Türkiye Masonluğunun Reîsi Prof. Dr. Mim Kemal Öke’nin başında bulunduğu mecmûada, aynen iktibâs edilmiştir:
“Masonluk dîğer dînlerin elinden bir şey almıyor ve fikrimce, Masonlar, hattâ bunların arasında umûmî mânâsıyle dînlerin en inanmış sâlikleri olanlar dahi, aynen benim gibi düşünmeyi reddetmiyeceklerdir: Evet, elbette Masonluk bir dîndir! Bu iddiâmı desteklemek üzere, bundan birkaç sene evvel vefât eden bir Birâderin, kendisinden hangi dîne bağlı olduğunu soran bir dîğer Birâdere verdiği şu cevâbı zikretmek isterim: ‘- Ben Masonum ve bu da bana yetiyor!' ” (Türk Mason Dergisi, İstanbul, yıl 1, sayı 4, Ekim 1951, s. 223)
“Hakîkî dîni seçtin bunca dînden!”
İkinci misâl: Türkiye Masonluğunun müessislerinden, hukukçu, siyâsetci, kuvvetli şâir ve (hem Hukukun Küllî Kaidlerine, hem de –başta Fikir, İfâde, Vicdân Hürriyetleri olmak üzere- İnsan Haklarına muhâlif) 5816 Sayılı Mustafa Kemâl’i Tabulaştırma Kanûnunun vaz’ında (Ahmet Emin Yalman, Celâl Bayar gibi şahsıyetler yanında) başlıca âmillerden biri olan Âmir-i Hâkim-i Âzam Fuat Hulûsi Demirelli’nin (İstanbul, 1877 – 23.11.1955) “Nûra Doğru” başlıklı şiiri:
“Karanlık titresin, bâtıl sakınsın, / Sen ey gün, ey hakîkat çok yakınsın! / Kılıç körlendi, sen tılsımlı kınsın, / Çürük mâzîyi sarsan bir akınsın. // Selâm ey en güzel mâbûde, ey Nûr! / Senin aşkınla and içmiş bu cumhûr, / Ne kahhâr isteriz artık, ne makhûr; / Karanlık titresin, bâtıl sakınsın! // Yücelsin Mâbedin enkaz içinden! / Geniş bir sevgi doğsun kanlı kinden! / Hakîkî dîni seçtin bunca dînden. / Sen ey gün, ey hakîkat, çok yakınsın!” (Büyük Şark, Sonteşrîn – İlkkânûn /Kasım – Aralık 1934, sayı: 17, s. 1.)
2_4f866429bf22313bc69cbb7a62b21587.png
(TBMM Albümü, 2. Cilt 1950-1980, Ankara: TBMM Yl., Haziran 2010, s. 567 ve )
Bir hukuk ucûbesi olan 5816 Sayılı Mustafa Kemâl’i Tabulaştırma Kanûnu’nun vaz’ında, (Ahmet Emin Yalman ve Celâl Bayar’la berâber) şahsî olarak en fazla têsîri olan siyâsetcilerden ve Türkiye Masonluğunun zirve şahsıyetlerinden biri olan Fuat Hulûsi Demirelli… Kemalizmi ve Masonluğu dîn olarak benimsemiş bir zümrenin mensûbu… Zâten Kemalizm, Masonlukta mündemicdir ve o, Sabataîliğin 20. asırda istihâle ettiği şekildir…
***
DEVAM EDECEK
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (4)
Yesevizade Alparslan Yasa
13.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Git gide daha ziyâde yayılan tahsîlle, hurâfeleri ve ilâhları öldüren ilmin terakkîsiyle, Farmasonluk, her geçen gün biraz daha fazla insanlara lâyık yegâne din olarak görünecekdir. Bizim sırrımız, yavaş yavaş, Kraliçesi Akıl ve Yüksek Şûrâsı Hakîmler Meclisi olacak Cihânşümûl ve Demokratik bir Cumhûriyetinşâetmekdenibârettir."
Bizim sırrımız yavaş yavaş inşâ etmekden ibârettir
“Git gide daha ziyâde yayılan tahsîlle, hurâfeleri ve ilâhları öldüren ilmin terakkîsiyle, Farmasonluk, her geçen gün biraz daha fazla insanlara lâyık yegâne din olarak görünecekdir. Bizim sırrımız, yavaş yavaş, Kraliçesi Akıl ve Yüksek Şûrâsı Hakîmler Meclisi olacak Cihânşümûl ve Demokratik bir Cumhûriyetinşâetmekdenibârettir.”
1_965efea5785ddd08aba931e11b9e816b.png
1909’da Osmanlı Meşrik-ı Âzamı’nıntêsîsine Osmanlı Şûrâ-yıÂlî’si önayak olduğu gibi, II. Cihân Harbi sonrası yeni Remzî Mahfil veyâ Locaların têsîsi ve bunların Türkiye Büyük Locası çatısı altında toplanması da Türkiye SüpremKonseyi (Yüksek Şûrâsı) mârifetiyle olmuştu. Burada, Yüksek Şûrâ’nın, buna dâir, SuvrenGranKomandör (Âmir-i Hâkim-i Âzam / Hâkim Büyük Âmir) Fuat Hulûsi Demirelli ve Büyük UmûmîKâtib İsmail Memduh AltarimzâlıBeyânnâme’si görülüyor… Demirelli, Şûrâ-yıÂlî’yiOsmânî’nin de müessislerindendi… (Apak 1958: 51 v.d.)
***
“İnsanlara lâyık yegâne dîn: Farmasonluk”
Üçüncü misâl: Masonluk Âleminin çok îtibâr edilen müelliflerinden Albert Lantoine’dan (1859-1949):
“Git gide daha ziyâde yayılan tahsîlle, hurâfeleri ve ilâhları öldüren ilmin terakkîsiyle, Farmasonluk, her geçen gün biraz daha fazla insanlara lâyık yegâne din olarak görünecekdir. […] Bizim sırrımız, yavaş yavaş, Kraliçesi Akıl ve Yüksek Şûrâsı Hakîmler Meclisi olacak Cihânşümûl ve Demokratik bir Cumhûriyetinşâetmekdenibârettir.” (Albert Lantoine, HiramauJardindesoliviers, Paris: Éd. Gloton, 1928, p. 30)
Dördüncü misâl de, şimdiki ismiyle Özgür Masonlar Büyük Locası’ndan:
• “Masonlar, Masonluğu, en insancıl bir ahlâk anlayışı ve daha ileri giderek, modern devirlerin bir dini haline getirmişlerdir, denebilir.” (Reşat Sanlı, “Anglo-Saksonlarda Masonluk Anlayışı ve Liberal Masonlukla Bir Kıyaslama”, -Türkiye Büyük Mason Mahfili’ninnâşiriefkârı- Mason Dergisi, yıl 25, sayı 23-24, Nisan-Eylûl 1976, s. 33)
2_8bba17495f694bb8a5a0d3b9c6e8c4c2.png
(Jean-LaurentTurbet, Le Blogdesspiritualités, 18.2.2018; https://www.jlturbet.net/2018/02/albert-lantoine-le-franc-macon-ecossais-l-historien-le-poete-le-romancier-l-homme-exceptionnel.html; 25.3.2024)
Mason Âleminde çok îtibârlı bir müellif olan AlbertLantoine ve mârûf kitabı (Hiramaujardindesoliviers)…Bütün Mason Âleminin hissiyâtına tercüman olarak, “insanlara lâyık yegâne dînin Farmasonluk olduğunu” iddiâ ediyordu…
***
“Peygamberler, putperesttir!”
† “Hâricîler”e ve “Müptedîler”e müteveccih propogandalarında “Kâinâtın Ulu Mîmârı” tâbiriyle “Allâh”ıkasdettiklerini söylüyorlar; oysa ki Âmir-i Hâkim-i Âzam, Tıb Dr. Selâmi Işındağ’ın Ritüellere istinâden yaptığı îzâhata nazaran:
“Masonluk, Tanrıya, onun mevcudiyetine inanmaktadır. Ama bunu hayır ve hasenatın menbaı olan yüksek mefkûre, insan vasıflarını hâizolmıyan başlangıç, kudret, çalışma, tekâmülün son merhalesi, enerji, lâyetenâhî varlık şeklinde tasavvur etmektedir. Tabiat dışında, kaza ve kadere sahip bir kuvvet olarak telâkki etmemektedir. […] Tanrı ile herhangi bir münasebet iddiası [Vahiy] putperestliktir. Masonluk, […] ‘Allah ile münasebette olduğunu bildiren Peygamberler, putperesttir!’ diye bağırır…” (Dr. Selâmi Işındağ, Masonik Diyalog, Önsöz: Orhan Hançerlioğlu, İstanbul: Ekin Basımevi, 1964, ss. 12, 13, 22)
Böylece, “Masonluk, bir dinin dar sınırları içinde barınmaz. O, evrenseldir. Bütün dinleri içinde toplar. Din, mezhep ve ırk ayrılığını kaldırarak dinlerin üstüne yükselmiş evrensel bir dindir.” (Dr. Selâmi Işındağ, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul: Mason Derneği Yayınları No 1, 1977, s. 141)
“Nihayette tekrîs, gerçek bir tanrılaşma olacaktır”
Benzeri bir tahlîli, MasoniyâtçıSergeHutin’de de görüyoruz:
“Sânî-i Âzam, dünyâdan üstün [müteâl, transcendant] bir varlık değildir; maddeyi idâre eden Kuvvet, insanların ancak hissedilebilir tezâhürleriniidrâk edebildiği KâinâtKanûnudur ve mâdemki ‘Sânî-i Âzam’, yaratmadığı, hattâ yaratmaktan âciz olduğu bir maddeyi ‘tanzîm etmektedir’, öyleyse Katolikliğin ‘halk eden’ Allâh’ı da değildir.” Dahası, o öyle bir mefkûredir ki, Mason, tekemmül ede ede, bizzât o mefkûre olur, ilâhlaşır: “İnsan, melekelerini nâmahdûd şekilde inkişâfettirmiye muktedir bilkuvve bir ilâhtır… (L’hommeest un Dieu en puissance, quipeutdévelopper ses pouvoirsd’unemanièreillimitée…)” (Hutin 1960: 82-84)
Işındağ’ın, “yüksek mefkûre, tekâmülün son merhalesi” tâbirleriylekasdettiği de aynı bâtınî felsefedir:
“Biz özvarlığımızı (nefs) eleştirerek (nefs muhasebesi), kendi kendimizi iyice tanıyarak, içimizdeki eksikleri tamamlayıp yanılgıları düzelterek bu ülküye yaklaşmaya çalışırız.” (Işındağ 1977: 79)
Veyâ bir başka Üstâd Masonun kaydettiği gibi:
“…Tekris, haricî halden ‘daha mükemmel’ bir ruh haline, yüksek bir dünyaya girmektir. Nihayette tekris, gerçek bir tanrılaşma olacaktır. Çünkü o zaman, varlık, şartlı her halin ötesine yönelmiştir. Bu, demek ki, insan varlığının tamamiyle bir iç aşaması, kendisinde bilkuvve taşıdığı bir olanağını gerçekleştirmesidir.” (“Büyük Hatîb” Tanju Koray -1941/2008-, Çırak, Kalfa, Usta, İstanbul: CésarRigo Basımevi, 1973, s. 12)
3_abe3f31e6dff585c3bd1a767e8494e30.jpg
Hayâtı hakkında çok az şey bildiğimiz pek mühim bir Mason şahsıyet: Tıb Dr. Selâmi Işındağ… Nebioğlu’nun Kim Kimdir? ansiklopedisinden 1911 doğumlu olduğunu öğreniyoruz. Lâkin nerede doğmuş, hangi târihte, nerede ölmüştür? Ve âilesi… Bunlar mechûlümüz. Sâdece, Haluk Işındağ isminde, müstehcen fıkraları muhtevî bir kitabın müellifi olan bir oğlu olduğunu biliyoruz. 1940’lı senelerde, Ordu Memleket Hastahânesi’nde Dâhiliye Mütehassısı olarak çalışmış ve o esnâda, Necip Fazıl’ın orada sahneye konulan Para piyesi hakkında (mahallî Gürses gazetesinin 1 Ocak 1949 târihli nüshasında) bir makale neşretmiş.
(Hakan Seylan; https://www.orduolay.com/haber/19153498/erken-cumhuriyet-yillarinda-orduda-amator-sahne-hareketleri; 31.3.2024)
Türkiyeli Masonlardan, Türkiye Süprem Konseyi’nin 1972-1988 seneleri GranKomandörlüğünüderuhde eden, Masonluk hakkında câlib-i dikkat birçok kitabın müellifi olan, yazdıkları Türkiye’deki her iki obediyansındünyâ görüşünü aksettiren Dr. Selâmi Işındağ’ınhayâtı ve faâliyetleri hakkında bizi aydınlatmalarını bekliyoruz…
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (5)
Yesevizade Alparslan Yasa
14.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Masonluğun", "Hümanist olmakla beraber Teizmle olan bağını koparmadığına" dikkati çekiyor ve "Hümanizm" hakkındaki îzâhatıyle de, ÖMBL ile aynı anlayışı (Agnostisizm, Deizm) paylaştıklarını ortaya koyuyor: "Hümanizm, Allah realitesini ne kabul, ne de reddeder; sadece bu hususta kesin bilgimiz yoktur der ve neden olarak da kanaat verici delillere sahip bulunmadığını ifade eder.
“İnsanlar ilk devirlerinde pek âcizdi”
Masonluğun”, “Hümanist olmakla beraber Teizmle olan bağını koparmadığına” dikkati çekiyor ve “Hümanizm” hakkındaki îzâhatıyle de, ÖMBL ile aynı anlayışı (Agnostisizm, Deizm) paylaştıklarını ortaya koyuyor: “Hümanizm, Allah realitesini ne kabul, ne de reddeder; sadece bu hususta kesin bilgimiz yoktur der ve neden olarak da kanaat verici delillere sahip bulunmadığını ifade eder.
“Masonizm, insanı allahlaştırmıştır”
Veyâhûd onların da üstâdı olan, HKEMBL’ye tâbi Mîmâr Sinan Araştırma Locası Müessis Âzâsı, Felsefeci Cemil Sena Ongun’un (1894-1981), 1931’de, “Allah Fikrinin Tekâmülü” mevzûlu konferansında îlân ettiği vechiyle:
“Bugün din ve ulûhiyet fikri, kemâlini Masonizmde bulmuştur. Masonizm, […] bugünkü insanın dogmatizmden kaçan, sadece vicdan ve iz’âna müracaat eden, hayır ve faziletin tam hâkimiyeti üzerine müesses bir dindir. Masonizmin Allah’ı hürriyet, dini iyilik ve toleranstır. […] İptidaî cem’iyetler âcizdirler; kendi aczleri dolayışile etraflarındaki kuvvetleri ve hâdiseleri allahlaştırdılar. Masonizm ise, insanı allahlaştırdı.” (Cemil Sena, 1931 Senesinde Selâmet Mahfilinde Verilen Üç Konferans, İstanbul: Selâmet Mahfili Neşriyatı, Hilâl Matbaası, 1932, ss. 50-51)
1-1_5300436ed70132d29b3f94a71757cb62.jpg
1931 Senesinde Selâmet Mahfilinde Verilen Üç Konferans (İstanbul: Selâmet Ma. Neşriyatı, Hilâl Matbaası, 1932) içinde Cemil Sena’nın “Allah Fikrinin Tekâmülü” başlıklı konferansının (ss. 42-51) ilk sayfaları…
***
“Tanrılar kendi yaratmamızdır”
Kezâ, Türkiye’nin velûd ve nüfûzlu Üstâd Masonlarından Celil Layiktez [Laiktez] (1935 - 2020), “Masonik Esaslar: Başlıca Kültlerin Çıkış Noktaları” başlıklı makalesine (Mimar Sinan, 1971/11-12: 7-26), Anarşist kadın Mason Alexandra David-Néel’in (1868 - 1969) “Tanrılar kendi yaratmamız olup onlara takdîm ettiğimiz inanç ve kült sayesinde yaşarlar.” sözüyle başlıyor ve makâlesinde bu anlayışı işliyor…
Macedonia Risorta Locası’nın sâdık Müntesibi Mustafa Kemâl de aynı fikirde: Allâh, insanları yaratmadı; insanlar, Allâh’ı yarattı!
Mütehakkim Zümrenin güzîde bir mensûbu olan Celil “Laiktez”, “hemşiresi” David-Néel’le ittifâk hâlinde: “Tanrılar kendi yaratmamız olup onlara takdîm ettiğimiz inanç ve kült sayesinde yaşarlar” diyor…
Ömrünün sonuna kadar, 27 Eylûl 1907’de tekrîs olduğu Macedonia Risorta Locası’na sâdık kalan Mustafa Kemâl de aynı fikirdeydi…
(Daha evvel, “Dîn Aleyhdârı Kemalist Târih Kitabları Nasıl Yazıldı?”; Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Loca Matrikülünde Nîçin İsmi Yok?; Mustafa Kemâl’in Âilesi Dîndâr mıydı? gibi araştırmalarımızda da bahis mevzûu ettiğimiz vechiyle,) –ileri derecede bir Farmason olan- Enver Behnan Şapolyo’nun (İstanbul, 1900 – Ankara, 2.6.1972), ilk baskısı 1944’te Berkalp Kitabevi tarafından yapılan Kemâl Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi isimli kitabının 1958’deki 3. baskısının 304-305. sayfalarında naklettiğine göre, Ankara’da 2-11 Temmuz 1932 târihlerinde akdedilen 1. Târih Kongresi esnâsında, 8 Temmuz 1932 Cuma akşamı Marmara Köşkü’nde verilen çaya o da dâvetlidir ve burada “Ebedî Şef”in büyük iltifâtına mazhar olmuştur. “Şef”inin konuşmalarını dikkatle not etmektedir… Çaydan bir sohbet ânında, “bir genç”, (“M. Kemal Paşa Hazretlerine”): “- Dinlerin cemiyet üzerinde ne tesirleri var?” şeklinde bir suâl tevcîh ediyor… Gerisini onun kaleminden tâkîb edelim:
2-2_e4d3a344ed804800060de4ecfae3380f.jpg
Kemalist “Târihçi” Enver Behnan Şapolyo’nun Kemâl Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi isimli kitabının 1958 baskısının 304. sayfası… Mustafa Kemâl’in, Allâh akîdesinin, insanların, sığınma ihtiyâcıyle uydurdukları mevhûm bir varlık olduğu şeklindeki îzâhı, sayfanın son paragrafında başlıyor…
***
“Bu suale de hiç kızmadan, geniş bir toleransla cevap verdi:
‘- Yavrum! İnsanlar ilk devirlerinde pek âcizdi. Kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hâdisenin de sebebini bilmiyorlardı. Kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. Nihayet insanlık, vicdanında bir kuvvet yarattı. O da işte ‘Allah’tır. Her şeyi ondan beklediler, ondan istediler. Hastalıktan, felâketten korunmayı hep Allahlarından istediler. Fakat modern çağlarda insan, her şeyi Allahtan beklemedi. Ancak cemiyetten bekledi. Her şeyin koruyucusu, insan cemiyetidir. Bizi koruyan, müreffeh surette yaşatan, cemiyettir. Bu sebeple cemiyete ehemmiyet vermek, onu kuvvetlendirmek ve yaşatmak lâzımdır. Artık bunun [bugün] için her türlü tekâmül, huzur ve emniyet membaı, cemiyettir.’
dediler. Bu fikir spiritüalist-mâneviyatçı ve Dürkhaym içtimaiyatının fikirleriydi.”
“Bu fikir, hem spiritüalist-mâneviyatçı, hem de Dürkâymcı [yâni Durkheim’ın materyalist felsefesine muvâfık]” imiş! Bu têvîle kargalar bile güler! (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi, Yeni Söz, 23.1.2019/126)
3-1_5c7b26da625b3250dd5046af921805f0.jpg
Mâbûdunun Türklere uydurma bir târih yakıştırması gibi Masonluğa uydurma bir târih yakıştırıp onu Türklere sevdirmiye çalışan Kemâlperest “Târihçi” Enver Behnan Şapolyo’nun Doğuş Locası için hazırladığı Tarih Boyunca Türk Tefekkürü; Şâmanizm Tefekkürü isimli kitabından (Ankara: Eroğlu Matbaası, 1965) –Masonluğun medhiyesini yaptığı- bir sayfa (s. 81): “Masonluk ne din, ne mezhep, ne iktisadî menfaatler birliği ve ne de siyonistlerin emellerine hizmet eden bir cemiyet, ne de hıristıyanlığa dayanan bir teşekküldür. Masonluk sadece aydın kişilerin toplandığı, ahlâka dayanan, insanî düşüncelere malik bir tefekkür mabedidir. İlh…”
***
“Masonluk Hümanisttir”; öyleyse Hümanizm nedir?
İMBL’nin dümen suyundaki HKEMBL’nin 1965 senesi Üstâd-ı Âzamı Jeoloji Dr. Enver Necdet Egeran (1907-2005; Süleyman Demirel için Mason olmadığına dâir bir sahte vesîka tanzîm ederek Adalet Partisi’nin başına geçmesine yardımcı olan Egeran), “akılcı, ilerici ve Batı Medeniyetçisi bir hür demokrasi müessesesi olan Masonluğun”, “Hümanist olmakla beraber Teizmle olan bağını koparmadığına” dikkati çekiyor ve “Hümanizm” hakkındaki îzâhatıyle de, ÖMBL ile aynı anlayışı (Agnostisizm, Deizm) paylaştıklarını ortaya koyuyor: “Hümanizm, Allah realitesini ne kabul, ne de reddeder; sadece bu hususta kesin bilgimiz yoktur der ve neden olarak da kanaat verici delillere sahip bulunmadığını ifade eder. Aynı vechiyle ruhun ölmezliği ve iradenin hürriyeti hakkında da Hümanizm, insanın mutlak olarak hiçbir şeyi kabul etmeyeceği, bu hususların doğru olabileceği gibi yanlış da olabileceği, zira her iki şık için de yeterli delil bulunmadığı kanısındadır.” (Önceki Büyük Üstad Dr. Enver Necdet Egeran, Gerçek Yüzüyle Masonluk, Ankara: Başnur Matb., 1972, 16x24 cm, 187 s.; ss. 182, 187, 108
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (6)
Yesevizade Alparslan Yasa
16.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Liberal" Masonlar ise, Egeran'ın "Hümanizm" olarak târif ettiği anlayışı, "Deizm" olarak tâbir ediyorlar:
Ya Deizm?
“Liberal” Masonlar ise, Egeran’ın “Hümanizm” olarak târif ettiği anlayışı, “Deizm” olarak tâbir ediyorlar:
“Sokratın müşahhas bir Allah kabul etmeyişi gibi, Masonlar da Allahı tek ve umumî mantikî bir kuvvet olarak, deist felsefenin sınırları içinde kabul etmektedir. Masonluk, ateist (Allahsız) değildir, fakat Théiste yani gelenekçi ve duygucu bir etki ile Allahı kabul eden bir meslek de değildir. Masonlar Allahı akla ve tecrübeye dayanak kabul ettikleri için deisttirler. Masonlar, Allahı insan vasfında, yaratıkların işlerini arzusu ve iradesine göre yürüten bir kuvvet olarak kabul etmemekte, Allah mefhumunu antropomorfizmden kurtarmaktadır. Masonluk, Allahın varlığını mantıken kabul etmekte ve fakat nasıl bir kuvvet olduğunu izah etmemekte ve agnostik felsefenin ‘bilinemez’ hükmünü kabul etmekle doğmatizm’den, taassuptan kurtulmak yoluna sapmaktadır.” (DTM 1965: 129)
Masonluğun ulûhiyet telakkîsi, ister “Hümanizm”, ister “Deizm”, isterse “Panteizm (Vahdet-i Vücûd)” tâbirleriyle ifâde edilsin, son tahlîlde, bunların hepsi de örtülü veyâ Münâfık Ateizmdir. Zîrâ, Masonların kabûlüne göre, ismi konulamıyan, insanla hiçbir münâsebeti olmıyan, onu irşâd etmiyen, ona hayâtının mânâsını öğretmiyen, onu sevmesi, mükâfat veyâ mücâzatla amellerinin karşılığını vermesi bahis mevzûu olmıyan o “yaratıcı kuvvet”in insan hayâtında hiçbir müşahhas rolü, yeri yok demekdir; insanın hayâtı noktainazarından varlığı ile yokluğu birdir… Netîce olarak, bu anlayış, Ateizm, Materyalizm, Laiklik demekdir; dîğer tâbirle, insanoğlunun, kendini Allâh’tan müstağnî addetmesi şeklindeki muazzam tekebbürün, haddinibilmezliğin bir tezâhürüdür. Deist, Hümanist, Panteist, Materyalist feylesofların bu muazzam dalâletine karşı kalbi isyânla dolan Pascal, şu canhırâş feryâdı koparmıştır:
“Hayır! Bana feylesofların değil, Peygamberler’in Allâh’ı lâzım!”
Aslında kendisine “şâh damarından daha yakın olan” o Vedûd, Şefkatli, Rahîm, Rahmân Allâh’ı bütün sıcaklığıyle gönlünde hissedemiyen insan ne büyük ziyândadır!
1_b9610aa536c5ed889ffbfb378ed1dbed.jpg
• Gerçek Yüzüyle Masonluk, Ankara: Başnur Matbaası, 1972, 16x24 cm, 187 s.
• Güncelleşen Masonluk, İstanbul, 2000, 227 s. (http://urun.gittigidiyor.com/kitap-dergi/guncellesen-masonluk-enver-necdet-egeran-n-49177771; 4.5.2015)
• Eski Büyük Üstad Enver Necdet Egeran’ın Bazı Konuşmaları, İstanbul: Güzel İstanbul Muhterem Locası Yl., Savaş Matbaacılık, 1990, 104 s. (https://www.bitmezat.com/urun/7098022/eski-buyuk-ustad-dr-enver-necdet-egeran-in-bazi-konusmalari-guzel-istanbul-muh; 29.5.2024)
• Masonlukta Elli Yılım, 1999, 63 s. (https://www.bitmezat.com/urun/1435697/masonlukta-50-yilim-dr-enver-necdet-egeran-ithafli-ve-imzali-1999-63-s; 29.5.2024)
Egeran’ın bu eserleri içinde, biz, Masonluğun “gerçek” veyâ “içyüzünü” öğrenmek için, birinci sırada zikrettiğimiz kitabdan çok istifâde ettik…
***
Türkiye’deki iki Obediyans da aynı masonî mâzîye, binâenaleyh o mâzînin aynı dünyâ görüşüne sâhib çıkıyorlar
† Türkiye’deki iki Obediyans arasında, -tâbi olunan ana Obediyanslar ve lafzî münâkaşalar bir tarafa- esâs dünyâ görüşü bakımından bir fark bulunmadığına dikkat etmek lâzımdır. Bunu anlamak için, burada yaptığımız gibi, her iki tarafın akîdevî metinlerini birbiriyle mukayese etmekden mâadâ, şu vâkıa da büyük ehemmiyeti hâizdir:
Her iki Obediyans da, Türkiye Masonluğunun aynı târihine sâhib çıkıyor ve onunla iftihâr ediyor…
Binâenaeyh, bu hâl, bir taraftan, bu târih onları birleştiriyor, dîğer taraftan da, 1909 evveli ve sonrası ortak mâzî (tâ 1965-66’daki bölünmeye kadar olan mâzî), ortaya konulan fikirler, yapılan faâliyetler ve Mason şahsıyetlerin icrââtları îtibâriyle her ikisini birden bağlıyor demekdir.
Meselâ Selânikli Farmason lider Mustafa Kemâl, etrâfı içinde, “Evet, ahlâksız bir bedevînin İslâm denen o saçma ilâhiyâtı, hayâtımızı zehirliyen çürümüş bir leştir!” (“Benois-Méchin’in Mustafa Kemâl’e Atfettiği Söz Sahîh miydi?”, Yeni Söz, 6-7 Kasım 2017/1-2’ye mürâcaat) veyâ Meclis Kürsüsünden (1 Kasım 1937 Meclis’i Açış Nutku’nda), “Bizim prensiplerimizi, gökden indiği sanılan Kitabların dogmalarile aslâ bir tutmamalıdır; biz, ilhâmlarımızı, gökden ve gaaipten değil, doğrudan doğruya hayâttan almış bulunuyoruz!” diye haykırmıştı…
Yine Mütehakkim Zümrenin bir başka siyâsî lideri olan 33 Dereceli Şükrü Kaya, Meclis kürsüsünden ve “Büyük Şef”i nâmına, “Kemalizmin materyalist ve Dînlerin de, işlerini bitirmiş, vazîfeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayâtiyet bulamıyan müesseseler olduğunu” îlân etmiş, “Mürteci olmayı” “Kemalist İnkılâbın emirlerini yapmamak” olarak târif etmiş, “Laiklikden maksadımız, Dînin memleket işlerinde müessir ve âmil olmamasını têmîn etmekdir! Biz diyoruz ki, dînler, vicdânlarda ve mâbedlerde kalsın, maddî hayât ve dünyâ işine karışmasın! Karıştırmıyoruz ve karıştırmıyacağız!” sözleriyle, rûhunda fokurdıyan taşkın İslâm düşmanlığını açığa vurmuş, Kemalizmin, Müslümanlığa cem’iyette hayât hakkı tanımamak emelinde olduğunu göstermişti… (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi, Yeni Söz, 31.12.2018/103’e mürâcaat)
Şimdi, Allâh’a, Rûhun Bekasına, yânî Uhrevî Hayâta îmân ettiğini, bütün dînlere, hassaten Vahyî Dînlere hürmetkâr olduğunu iddiâ eden HKEMBL (yânî İMBL’ye tâbi Masonluk), Mustafa Kemâl’i, Şükrü Kaya’yı ve Kemalizmi reddetmedikce, onun samîmiyetine nasıl inanılabilir?
2_ae6cbcc1cfcdd9a5ed37efed67903af2.jpg
(Tesviye, Ocak 2010, sayı 79)
HKMEBL’nin nâşiriefkârı Tesviye’nin 100. sene sayısı… 1909’da “Liberal” Masonluğa tâbi olarak têsîs edilen ve İMBL tarafından tanınmıyan Osmanlı ve Kemalist Rejim Masonluğunun târihine iftihârla sâhib çıkıyorlar… O Masonluğun açıkça Materyalist ve dîn düşmanı temâyülü ortadayken, Allâh’a, Âhirete, v.s. inandıklarına dâir iddiâları ciddîye alınabilir mi? Ne yazık ki Masonluk da, aynen Sabataîlik gibi, Münâfıklığı dîn hâline getirmiştir!
***
Masonlukta gizlilik bir esâs değil midir?
† Masonluk, bir taraftan, sâliklerine “sır saklama” husûsunda en ağır yemînleri yaptırırken, dîğer taraftan, “Hâricîler”e müteveccih propagandasında, “gizli cem’iyet” olmadığını iddiâ ediyor…
Bu iddiâya inanabilmemiz, şu iki şartla mümkün olabilirdi: 1) Mason Arşivini “Hâricî” araştırmacılara açsınlar; 2) Her Locanın Âzâlarını, İnternet Sitelerinde îlân etsinler…
Hâlbuki Anderson Nizâmnâmesi, Masonlara şu tenbîhâtta bulunuyor:
“Sözlerinizde, hareketlerinizde öyle dikkatli ve ihtiyatlı olunuz ki en zekî ve ferasetli yabancı bile öğrenmesi ve keşfetmesi câiz olmıyan şeylerin farkına varmasın; bazı defalar muhavereyi o suretle başka mevzulara intikal ettiriniz ki, muhterem kardeşliğimizin şerefini temin etsin. […]
“Hele locanızın işlerine ve saireye dâir âilenize, dostlarınıza ve komşularınıza hiçbir şey duyurmamalısınız.” (DTM 1965: 38, 39)
“Laiklik, Masonluğun bir yavrusudur”
† Laiklik, Mason Akâidinin rükünlerinden biridir ve bu umdeyi Beşeriyet Âlemine kendilerinin hediye ettiklerini iddiâ ediyorlar:
• 1930 ve 1931 senelerinde iki devre Vefâ Mahfili’nin Üstâd-ı Muhteremliğini deruhde eden Mehmet Ali Haşmet (Kırca)’nın (Filibe, 1889 – İstanbul, 1968), 1933 senesinde, Vefâ Mahfili’nin têsîsinin 25. senedevriyesi münâsebetiyle îrâd ettiği nutuktan:
“25 sene Vefa, 25 sene Türk Masonluğu, bugün bile Papanın tesir ve entrikaları altında kara bir taassuba doğru yürüyen Garp Âleminin gözlerini kamaştıracak kadar aydınlıklar yaratmıştır.
“Âdem evlâtlarını birbirine düşüren, şuur ve vicdanlara kelepçe vuran dinî dogmatizmi korumak ve yaşatmak vazifesiyle kendini mükellef tutan din bekçilerini kökünden kazıyarak düşünüş ve inanış tarzlarımızda bizi geniş bir hürriyete kavuşturan laik zihniyet, benim görüşüme göre, Masonluğun bir yavrusudur. Son 25 sene içinde Garbın kara bulutlu soğuk iklimlerinde heder olmak vaziyetine düşen insanlığın bu güzel çocuğu, BÜYÜK TÜRK’ün güneşli ve feyizli topraklarında canlandı ve gürbüzleşti Üs…ım! (Türk Masonluğuna vefa) günü demek olan bu yıl dönümünde, bu yavruyu elinden tutup yaşatan o büyük önlüklü ve önlüksüz Türk Masonlarını saygı ve minnetle selâmlamak, ihtisasatımın en önünde gelen duygulardandır.” (Muhittin Celâl Duru tarafından hazırlanan Vefa 25 Yaşına Girerken… 1909-1933 ünvânlı kitab, İstanbul: Fazilet Matbaası, Galata Yüksek Kaldırım 66, 1933, s. 42)
• “Masonluk çıktığı vakit Laiklik yoktu. Bu prensip, Masonların ve Mason gibi düşünenlerin insanlığa getirdikleri bir hizmettir.” (Ziya Umur, “Masonlukta Müsamaha”, Mimar Sinan, İstanbul, 1980, sayı 35, s. 22)
DEVAM EDECEK
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (7)
Yesevizade Alparslan Yasa
17.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Bu tesbîti yapan Ziya Umur da, kardeşi Suha Umur da, Türkiye'nin önde gelen Mason sîmâlarındandır. Haklarında, Üstâd-ı Âzam Prof. Dr. Remzi Sanver öncülüğünde hazırlanan Masonluk Tarihinde 1970'li Yıllarımız; Yeni Bir Kimliğin İnşa Süreci ünvânlı kitabda şu mâlûmât müdericdir:
Umur Kardeşler hakkında mâlûmât
Bu tesbîti yapan Ziya Umur da, kardeşi Suha Umur da, Türkiye’nin önde gelen Mason sîmâlarındandır. Haklarında, Üstâd-ı Âzam Prof. Dr. Remzi Sanver öncülüğünde hazırlanan Masonluk Tarihinde 1970’li Yıllarımız; Yeni Bir Kimliğin İnşa Süreci ünvânlı kitabda şu mâlûmât müdericdir:
“Ziya Umur: 24 Nisan 1971’de Büyük Hatip ve iki yıl sonra 21 Nisan 1973 tarihinde Büyük Sekreter seçildi ve bu görevde 1978 yılı sonuna kadar kaldı. 24 Aralık 1978 tarihinde yapılan seçimde Yüksek Şûra İdare Heyeti’nde görev alması nedeniyle kendisinden Büyük Görevliler Kurulu üyeliğinden istifa etmesi istendi ve 6 Ocak 1979 tarihinde istifa etti. İtalyan Obediyansı’na bağlı Matteotti Locası’nda 1945 yılında tekris edilen ve aynı locada Kalfa ve Üstat derecesine terfi eden Ziya Umur, 25 Nisan 1950 tarihinde Hürriyet Locası’nda 106 matrikül numarası ile kaydoldu ve daha sonra Müsavat Locası’na tebenni etti. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde Roma Hukuku dalında öğretim üyesi olan Ziya Umur 21 Kasım 1990 tarihinde vefat etmiştir.
“Suha Umur: 23 Nisan 1977 tarihinde Büyük Sekreter Yardımcısı olarak seçildi. 6 Ocak 1979 tarihinde ağabeyi Ziya Umur’un istifası üzerine büyük sekreterliğe vekâlet etmeye başladı. 21 Nisan 1979 tarihinde ise Büyük Sekreter seçildi. 1970’li yıllarda kısa süre görev yapmış olmasına mukabil ağabeyi gibi bu yıllara damgasını vurduğu söylenebilir. İnşaat müteahhidi olan Suha Umur, 6 Mayıs 1966 tarihinde Müsavat Locası’nda tekris edilmiş, 19 Mayıs 1967’de Kalfa ve 17 Mayıs 1968’de Üstat derecesine terfi etmiştir. 1999- 2004 yılları arasında Türkiye Yüksek Şûrası’nda Hâkim Büyük Âmir olarak görev yapmıştır.” (Yavuz Selim Ağaoğlu, M. Remzi Sanver ve Okan Yunusoğlu, Masonluk Tarihinde 1970’li Yıllarımız; Yeni Bir Kimliğin İnşa Süreci, İzmir: İzmir Vadisi Araştırma Locası Yl., No 43, Ağustos 2021, s. 218)
1_3e37597f7c3a42dd043395489ffc7278.jpg
Türkiye Masonluğunun en önde gelen şahsıyetlerinden, Hâriciyeci ve Gazeteci Coşkun Kırca’nın babası, Üstâd-ı Âzam Nafiz Zeki Ekemen’in eniştesi, Filibe Sabataî Cemâatine mensûb Mehmet Ali Haşmet Kırca’nın, 1933’te, Vefâ Mahfili’ndeki nutkunun baş kısmı… (Coşkun Kırca ve âilesi hakkında tafsîlât için Yeni Söz, 9.11.2019/410’a mürâcaat)
***
Mustafa Kemâl’in Loca arkadaşından
• Mustafa Kemâl’in Macedonia Risorta Locası’ndan Loca arkadaşı, Büyük Şark mecmûasının ilk sayısının Mes’ûl Müdürü, muhtemelen Sabataî Cemâatine mensûb, Münâfık şahsıyetiyle tebârüz etmiş Kâzım Nami Duru’dan (İstanbul, 1875 – a.y., 14.10.1967, Karacaahmed Mez.):
“Hükûmetimizin prensiplerinden biri de Laiklikdir. Bu umde, Masonlukta en kuvvetli bir yer tutar. Fransa’da din ile devlet işlerini ayıran siyaset, Masonluktan feyz almıştı. Türk Masonluğu da, Hükûmetin Laikliğine tabiatiyle riayetkârdır.” (Kâzım Nami, “Siyasiyat Hakkında Bir Mülâhaza”, -Türkiye Büyük Meşrikı’nin nâşiriefkârı- Büyük Şark, İstanbul, Mayıs-Temmuz 1933, yıl 3, sayı 11, s. 9)
Fransa Meşrik-ı Âzamı Üstâd-ı Âzamı’ndan
• Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın 1962-1964 ve 1969-1971 devrelerinin Üstâd-ı Âzamı Jacques Mitterand’dan (Bourges, 10.6.1908 – Paris, 5.5.1991):
“Farmason ve Cumhûriyetcinin ilk fazîleti, Laiklikdir. […]
“Asrî cem’iyetin insana yönelttiği tehdîdlerin en eski ve belki de en korkulusu, dînî esâret olmuştur. Kadîm devirden beri, İlâh korkusunun insanı felc ettiğine kimsenin îtirâzı yok! Lâkin daha 18. asırdan îtibâren, o zaman dîğer mânevî esâretlerin hepsini de tevlîd eden başlıca mânevî esâretin dînî esâret olduğunu anlamış olmanın şerefi Masonlara âiddir. Dînin sultası, Kilisenin kudretine bağlıydı. Ve Kilise, bilgiyi manastırlarına hapsederek ilmi cem’iyet hayâtından kovuyordu.
“Derebeyi göründüğü zaman korkudan ödü kopan köylüyü çalılığın arkasına saklanmıya iten, cehâletti. Kilisenin prenslerine münâkaşa edilmiyen bir sulta veren, insanların cehâletiydi. Fakîr, zavallı kimselerin, kendi hâllerine korkunc şekilde boyun eğişlerinin sebebi de yine cehâletti. Cehâlete karşı mekteb lâzımdı. Ama mekteb de Kilisenin elindeydi. […]
“(Binâenaleyh) Mason Locaları, mektebin mecbûrî, laik ve meccânî olması için mücâdele ettiler… […]
“(Zâten) Fransa’da, asrî Milletin yaptığı hiçbir büyük iş yoktur ki bir Masonun ismiyle damgalanmış olmasın!” (Jacques Mitterrand, La Politique des francs-maçons –Farmasonların Siyâseti-, Présentation de Guy Nania, Paris: Éditions Roblot, 1973, pp. 19, 194-195, 205)
2_4a216779ff34dcbfd34c3549711e7cc9.jpg
(Fotoğraf: Emmanuel Naquet, “Jacques Mitterrand”, 30.10.2010; https://maitron.fr/spip.php?article122517; 10.6.2024)
Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın –işbu çalışmamızda eserlerine atıfta bulunduğumuz- iki Üstâd-ı Âzamı: Ön planda Jacques Mitterrand, onun yanında (gözlüklü) Fred Zeller… Zeller, Troçki’nin kâtibliğini yapmıştı. Mitterrand da, sıkı bir Marksistti. Marksizmin Fransa Masonluğunda büyük têsîri vardır ve Türkiye’de de aynı hâl cârîdir… (Hahamzâde) Marx’ın İlümine Mason ve (anne tarafından Yahûdi) Lenin’in de bir Pâris Locasında tekrîs edilmiş olması, herhâlde, onlarla alâkalı târihî vak’aların îzâhında nazar-ı dikkate alınması lâzım gelen verilerdir…
***
Laiklik, Ateizmin nikablı hâlidir; insanoğlunun, Allâh’tan müstağnî olma iddiâsının bir tezâhürüdür
Evvelki neşriyâtımızda ve mükerreren verdiğimiz mevsûk îzâhatla, Laikliğin veyâ Laik Düşüncenin esâsının, uhrevî hayâtı ve Hâlik'ı yok farzederek (Müslümanlık gibi İlâhî Kaynaklı olmak iddiâsındaki dînleri de peşînen bâtıl, İnsanlığa muzır ve bu sebeble kendilerinden istifâde edilmesi bahis mevzûu olamıyacak inanc manzûmeleri kabûl ederek) teşrî faâliyetinde bulunmak, memleket mes'elelerinde ve iktidâr yarışında münhasıran bu esâsı şiâr edinmiş siyâsî ve sâir teşekküllere söz hakkı tanımak olduğunu tesbît etmiş bulunuyoruz. Farmasonluğun ve Beynelmilel Siyonizmin bütün dünyâda böyle bir Laiklik telâkkîsinin bayrakdârlığını yaptığını, kendi neşriyâtlarından biliyoruz. (Muhtelif münteşir çalışmalarımızda da bu tesbîtimizin vesîkaları münderic bulunmakla berâber, bunların kısm-ı âzamına, derli toplu bir şekilde, şu kitabımızdan ulaşılabilir: Yesevîzâde, Laisizm; İlme Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti, İstanbul: Hakîkati Arayış Neşriyâtı, Zaman Dağıtım, 1986, 24 cm, 219 s. Kitabın Millî Kütübhâne'de iki nüshası mevcûddur.)
Muhakkak ki Laiklik telâkkîsinin dînlere hiç hayât hakkı tanımıyan (Komünizm gibi) en şedîd yorumları veyâ onları vicdânlara ve mâbedlere hapsetmekle ve zâil olmalarını zamâna bırakmakla iktifâ eden biraz daha mülâyim, biraz daha müsâmahakâr çeşidleri vardır. Mâmâfih, dînlere karşı müsâmaha derecesi ne olursa olsun, bizzât Laik Düşüncenin esâsı, dünyevîlikdir, insanoğlunun, İlâhî Teblîği hiç kâle almadan ferdî veyâ ictimâî hayâtını tanzîm etmiye muktedir, daha doğrusu, bunun daha mûteber bir yol olduğuna duyulan inancdır.
Yukarıda, Mason müelliflerden yaptığımız iktibâslardan da anlaşılacağı vechiyle, kendine yetme, Allâh’tan müstağnî olma, İlâhî İrşâda hiç muhtâc olmadan kendi hayâtını veyâ bütün bir milletin hayâtını tanzîm etme iddiâsının başını çekenler arasında, Masonlar ön sıradadır. Onların bu iddiâsının temelinde, Allâh’ı inkâr yâhud Allâh’ı yok farzetme düşüncesinin olduğu da âşikârdır. Nitekim, zikredilebilecek pek çok misâl arasında Cemil Sena Ongun’un şu îzâhatında da bu düşünce müşâhede ediliyor:
“Tanrı’yı, bireysel girişim, eylem ve niyetlerimizle ilgisi bulunmayan evrensel bir yasa saymak da zorunludur. Zira bize göre, her çeşit saçma inançlarla bağnazlıklardan kurtulmak ve (insanın) iradesiyle özgürlüğünü yüceltmek ve korumak için bu inancın pratik faydaları vardır. Laiklik ve özgür düşünce böyle bir inançla gerçeklenebileceği gibi, insanların birbirlerini mistik inançların türüne göre değerlendirme sapıklığından kurtarılmaları da bu inançla olanaklıdır.” (Cemil Sena Ongun, Tanrı Anlayışı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1978, ss. 608-609)
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (8)
Yesevizade Alparslan Yasa
18.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Masonluğun –bilhassa kendileri gibi "münevver" insanlar hakkında- bu "kendine yetme, kendi hayâtının veyâ bir memleketin ictimâî hayâtının tanzîminde Allâh'tan müstağnî olma" iddiâsı, aslında hiç de yeni değildir; hattâ bunun en azından bin senelik bir mâzîsi vardır.
İmâm-ı Gazâlî devrinde de Allâh’tan müstağnî olma iddiâsında bulunan sapkınlar mevcûddu
Masonluğun –bilhassa kendileri gibi “münevver” insanlar hakkında- bu “kendine yetme, kendi hayâtının veyâ bir memleketin ictimâî hayâtının tanzîminde Allâh’tan müstağnî olma” iddiâsı, aslında hiç de yeni değildir; hattâ bunun en azından bin senelik bir mâzîsi vardır. İmâm-ı Gazâlî’nin (1058-1111; Rahmetullâhi aleyh) aşağıdaki satırları, onun devrinde de böyle aklıevvel feylesof veyâ münevver taslaklarının mevcûd olduğunun şâhididir; mâmâfih, insanlar bizim devrimizdeki kadar şımarmış, haddini aşmış olmadıklarından bunların sayısının bugünkilere nisbetle pek cüz’î olduğu tahmîn edilebilir:
“(Şerîatin emirlerini yerine getirmekte kusûr edenlerden) birisi de şöyle diyor: Bunu birini taklîd ederek yapmıyorum. Ben felsefe ilmini okudum. Nübüvvetin hakîkatini inkâr ettim. Gördüm ki bunun netîcesi hikmet ve maslahata dayanıyor. İbâdetlerden maksad, halkın avâm kısmını zaptetmek, onları birbirini öldürmekten, çekişmekten, nefsânî arzûlarına dalmaktan korumaktır. Ben câhil halktan değilim ki dînin emirlerine muhâtab olayım. Ben hakîmlerdenim, hikmete uyarım. Onunla hakîkati görürüm. Kimseyi taklîd etmiye ihtiyâcım yok…” (İmâm-ı Gazâlî, El-Munkızu min’ed-dalâl, Müt.: S. Şeref, Ahmed Dâvudoğlu, H. Tural, İstanbul: Cağaloğlu Ye., 1970, s. 80)
Hakîkatte ise, bu, bir küstâhlıktan, haddini bilmezlikten başka bir şey değildir. İnsanoğlunun kendi kendine kifâyet ettiğini söyleyenler, Allâh’a ve Vahyî İrşâda ihtiyâc duymıyanlar, fırtınaya yakalanmış pusulasız bir gemi misâlidirler: âkıbet, felâket mukadderdir. Onları şeytan kolayca iğfâl eder, yaptıkları fâhiş hatâları süsler de gözlerine güzel gösterir; mütemâdiyen bir hatâdan dîğerine sürüklenirler; reylerinde bâzan isâbet etseler de, hayâtları bir küll olarak kaybedilmiş bir imtihândır.
Bu kimseler, aynı zamânda, pek zâlimdirler; zîrâ hiç hakları olmadığı hâlde, Allâh’a ve O’nun Teblîğine muhtâc olmadıklarını iddiâ etmekle, bütün eksikliklerine, zavallılıklarına rağmen İlâhlık taslamış, kendilerini bilfiil İlâhlaştırmış olurlar. Hâlbuki bu derece (ki bu, sonsuz derece demektir) kibre sapan, kendini Nemrûd gibi İlâh makamında görende, fazîlet ne arar, insanlara ondan ne hayır umulur? Onların insanlara “hayır” diye yaptıkları da mihnet doludur; yüksek ihtimâlle istismâr niyetiyledir; gösteriş içindir; daha büyük bir maddî-mânevî menfâat elde etmek maksadıyledir, ilh… Aynen Yüce Rabb’imizin buyurduğu gibi:
“Aman ha, kendini (Allâh’tan) müstağnî gören insan, muhakkak tuğyân eder! (Kellâ innel insâne le yatğâ, en raâhustağnâ)” (Alâk Sûresi -96-: 6-7) [“Müstağnî gören”: Kendini kendine yeterli gören, ihtiyâc duymıyan. “Tuğyân”: Haddini aşma, azgınlık, taşkınlık, isyân etme, Tâğût’a, âsî, azgın şeytâna uyma.]
Dahası, bu kimseler ne kadar aksini iddiâ ederlerse etsinler, mânen yalnızdırlar; insanın kalben yalnız olması ise, dehşet vericidir, çıldırtıcıdır. Allâh-ü Teâlâ ne güzel buyurmuştur:
“Onlar îmân etmişler ve kalbleri Zikrullâhla tatmîn olmuştur. Hakîkaten kalbler ancak Zikrullâhla tatmîn olur! (Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh. E lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb.)” (Râd Sûresi -13-: 28) [“Tatmîn olur”: Yatışır, sükûnet, huzûr bulur.] (“Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok?”, Yeni Söz, 7.2-15.4.2018, her gün tam sayfa 68 tefrikadan)
1_9e2e1c8db522449db8eeeb3ebd5e5fc7.jpg
(Yesevîzâde, Laisizm; İlme Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti, İstanbul: Hakîkati Arayış Neşriyâtı, Zaman Dağıtım, 1986, 24 cm, s. 53. İşbu kitabımız, Kenan Yabanigül ve arkadaşları tarafından neşredilmiştir. Kendilerini şükrânla, muhabbetle yâdediyoruz.)
1789 Fransız İhtilâlini tâkîben, 10 Kasım 1793’te Notre-Dame Katedrali’nde icrâ edilen (masonî) “Akla Tapınış” âyini… Kendini Allâh’tan müstağnî gören sakîm zihniyet, şeytanın oyuncağı oluyor ve en büyük dalâletlere sürükleniyor…
***
Laikliğin en mûteber târifleri
“Laik” ve “Laiklik”in Fransızların en îtibârlı lugatleri olan Le Petit Robert'deki şu târiflerinden dahi (ki bunlar, bu mes'elede, en umûmî, en fazla kabûl görmüş târiflerdir) yukarıdaki tesbîtilerimiz kolaylıkla istidlâl edilebilir:
“Laik: Hiçbir dînî mensûbiyeti bulunmıyan (veyâ tersinden söylersek, her çeşid dînî mensûbiyetten –inancdan, mezhebden- âzâde olan -müstağnî olan da denebilir- veyâhud her çeşid dînî inancdan müstakill olan) (“Laïc, laïque: Qui est indépendant de toute confession religieuse”; “État laïque: Lâdînî veyâ dînî mensûbiyeti olmıyan Devlet”; “Enseignement laïque: Lâdînî tedrîsât, öğretim; dînle münâsebeti olmıyan tedrîsât”; zıddı: “Enseignement confessionnel: Dînî tedrîsât”);
“Laiklik: Siyâsî cem'iyet ile dînî cem'iyetin ayrılığı esâsı –umdesi-; öyle ki mütekâbilen, Devlet dîne, dîn de Devlete aslâ müdâhil olmaz” (“Laïcité: Principe de séparation de la société civile et de la société religieuse, l'État n'exerçant aucun pouvoir religieux et les Églises aucun pouvoir politique”).
Laikliğin alternatifi, Vicdân Hürriyetidir
Binâenaleyh Müslümanlık, en müsâmahakâr hâl̃iyle dahi Laikliği benimsiyemez, tasvîb, tecvîz edemez; aksi hâl̃, kendini inkâr olurdu…
Buna mukâbil, İslâm, laik, yâni dünyevî, yâni materyalist felsefeyi benimsemiş insanlara hayât hakkı tanıyabilir ve iktidâr yarışına katılmalarını kabûl edebilir… Yeter ki bu zihniyette olan insanlar, totaliter ve şiddetçi (siyâsî iktidâr olmak için şiddeti, darbeci veyâ ihtilâlci faâliyetleri meşrû bir vâsıta olarak gören) bir düşünce tarzına sâhib olmasınlar; bilakis, Müslümanların kendileriyle müsâvî vatandaşlık haklarına sâhib olduklarına kanî, -halkın ekseriyetinin rızâsını kazanmak ve herkesin Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerini gözetmek şartıyle- hükûmet olabileceklerine râzı bulunsunlar…
Yine bu mülâhazalar muvâcehesinde, Laikliğin, İnsan Haklarına muhâlif olduğu meydandadır: Bâhusûs Vicdân ve İfâde Hürriyetleri ile Cumhûrî Hükûmet umdesine…
Zîrâ Laiklik umdesi, yukarıda da tasrîh ve îzâh ettiğimiz vechiyle, münhasıran dünyevî ideoloji, felsefe veyâ siyâsî cereyânlara teşrî faâliyetinde ve memleket idâresinde iştirâk ve birbirleriyle yarış hakkı tanıyor… Peki, nîçin? Umûmiyetle, bu kâidenin esbâbımûcibesi olarak, dîn kavgalarına mâni olmak endîşesi gösteriliyor… Hâlbuki, şu son iki asır zarfında dahi, İnsanlık, dünyevî ideolojilerin kavgalarından hiç de daha az zarâr görmüş değil!
Zâten beşer tasavvuru olan ideolojiler, felsefeler, siyâsî cereyanlar da, geniş mânâda birer dîndirler… Mâmâfih, dünyevî dînler…
Son iki asrın on milyonlarca insanın ölümüne ve memleketlerin harâbeye dönmesine sebeb olan ideolojik-siyâsî mücâdelelerine dikkat edilirse, bu felâketlerin, esâs îtibâriyle, totaliter, hodbîn, şoven, ırkçı veyâ zümreci siyâsî hareketlerin eseri olduğu görülür. Hem memleketimize, hem dünyâya sulh ve tesânüdün hâkim olmasını istiyorsak, asıl bu çeşid ideolojilerle mücâdele etmeli ve onların önünü kesmiye çalışmalıyız…
Öyleyse dîn kavgalarına mâni olmak gibi bir esbâbımûcibeye istinâden uhrevî (semâvî, v.s.) dînlerin iktidâr mücâdelesine ve teşrî faâliyetine iştirâklerine mâni olmak mâkûl değildir…
Masonluk, aynen (zâten kendinde mündemic olan) Kemalizm gibi, Laiklik umdesiyle, Vicdân Hürriyetini reddetmiş oluyor
Umûmî kâide olarak, bir insan, inancı neyse, ona göre yaşamıya çalışır. Bu hayât tarzı, başkalarına zarâr vermiyorsa, onu yasaklamak, büyük zulümdür.
Her siyâsî hareket, hakka müstenid olduğu inancıyle, iktidâra geçip kendi hükûmet programını tatbîk etmek emelindedir. Dünyevî bir felsefeden kaynaklanan bir siyâsî harekete meşrûiyet tanıyıp dînî bir inancdan kaynaklanan bir siyâsî hareketi gayr-i meşrû addetmek, Materyalist Zihniyetin insanlara cebren ve hîleyle kendisini dayatması, herkesi Materyalist olmıya icbâr etmesi demekdir. Dînî inanc mensûbları, böyle bir zulme boyun eğerlerse, bu teslîmiyetci tavır, bir müddet sonra kendilerinin veyâ kendilerinden sonraki nesillerin inanclarını kaybetmeleriyle netîcelenecekdir. Zîrâ îmân ve amel, başa baş yürür, birbirlerini takviye ederler; birindeki zaaf, dîğerinde de zaafa sebebiyet verir; mütemâdiyen amelsiz kalan îmân, bir müddet sonra zevâle mahkûm olur… Hem zâten, ictimâî hayât içinde bilfiil yaşanmıyan bir inancın varlığı ile yokluğu birdir…
Şu hâlde Laik Zihniyet, riyâkârca tâbiyelerle herkesi Materyalist olmıya zorluyor, herkesin kendi hür irâdesiyle inacını seçmesine imkân tanımıyor, hâsılı Vicdân Hürriyetini ihlâl ediyor demekdir…
Bilakis, bir cem'iyette, Laikliğe alternatif olarak, tam tekmîl Vicdân Hürriyetinin tanınması, o cem'iyette gerginlikleri, çatışmaları asgarî seviyeye indirir ve farklı inanc sâhiblerinin sulh, hattâ dostluk içinde bir arada yaşamasına imkân verir.
Bir memlekette, husûsen Vicdân Hürriyetinin muktezâsı olarak, İnsan Haklarını (1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyânnâmesi'ni) tanımıyan veyâ ihlâl eden, ihtilâlci, şiddetci, cinsî sapıklık ve sâir ahlâksızlıklar tarafdârı ideolojiler, felsefeler, siyâsî hareketler hâric, bütün dînî veyâ dünyevî mâhiyetteki siyâsî hareketlere iktidâr için yarışma ve ekseriyetin rızâsını kazanarak –Temel İnsan Hak ve Hürriyetlerini ihlâl etmeden, ekalliyette kalan toplulukların haklarına tecâvüz etmeden- hükûmet olma imkânı tanınmışsa, orada cumhûrî (“démocratique”) nizâm hâkim demekdir…
İşte başta Vicdân Hürriyeti olmak üzere bütün İnsan Haklarının Devletin têmînâtı altında olduğu hakîkaten cumhûrî bir nizâmda, Müslümanlar da, kendi hüviyetleriyle siyâset yapacak, halkın ekseriyetinin rızâsını kazanarak hükûmet olabilecek, Îmânlarından aldıkları ilhâmla bütün Milletin, hattâ bütün İnsanlığın maslahatına olacak teşrî faâliyetlerinde bulunabileceklerdir…
Hâlbuki Laikliğe alternatif olan ve esâs îtibâriyle Vicdân Hürriyetine istinâd eden böyle bir nizâmın têsîs edilebilmesi için ilk şart, Kemalizmin tahakkümüne son verilmesi, Kemalist Totaliter Rejimin tasfiye edilmesidir… (Memleketimizde Kemalizm, dîğer memleketlerde –ister Ateist, ister “İsl̃âmî” veyâ başka “dînî” kılıklı- dîğer totaliter rejimler…) (Yeni Söz, 6.12.2019/436’dan naklen)
Kemalizmi putlaştıran Masonlar ve sâir Fanatik Kemalistler buna râzı olabilecekler mi?
Kemalizm, Anadolu Milletinin afyonudur. Milletimiz ondan kurtulmadıkça, târihî şahsıyetine kavuşamıyacak ve kendi şahsıyetiyle, İlim ve Medeniyet yolunda, dîğer milletlerle yarışamıyacaktır.
Kanâatimiz budur; mesnedi de, son on küsûr senedir yaptığımız binlece sayfalık mevsûk Antikemalist neşriyâttır
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (9)
Yesevizade Alparslan Yasa
19.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
† Lâsiyâsî (apolitique) bir teşkîlât olduklarını söylüyorlar, lâkin bunun ne kadar hilâf-ı hakîkat olduğunu, bilakis, Masonluğun, 18. asırdan beri, Avrupa’nın ve 19. asırdan beri Türkiye’nin siyâsî hayâtında en mühim unsurlardan (tabiî, maskeli unsurlardan) biri olarak yer aldığını, hattâ, def’alarca ihtilâlcilik yaptığını, birçok ihtilâldeki baskın rolüyle dünyânın gidişâtına istikamet veren kuvvetlerden birini teşkîl ettiğini anlamak için Mason neşriyâtını dikkatle, ibretle taramak kâfîdir.
“Kardeşler! Siyasete lâkayd kalmamız felâket olur!” gibi… (Egeran 1972: 161)
Bu hükmüyle, “Dogmatik” Üstâd-ı Âzam Egeran, “Liberal” Üstâd-ı Âzam Jacques Mitterrand’la aynı dili konuşuyor:
“Masonluk, lâsiyâsî olamaz!”
Aynı Grand Orient de France’ın (Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın) 1971-1974 senelerinin Üstâd-ı Âzamı (yânî Mitterrand’ın hemen sonraki halefi) Fred Zeller de, selefini têyîd etmekte gecikmiyor:
“Fransız Masonluğu, hiçbir zaman lâsiyâsî olmamıştır!” (Fred Zeller, Trois Points, c’est tout…(Üç Nokta, işte o kadar!), Paris: Éditions Robert Laffont, Coll. “Vécu”, 1976, p. 467)
Masonluk, her çeşid siyâsî-ictimâî faâliyette bulunacak, fakat Müslümanlık kalblerde esîr tutulacak!
Dîğer taraftan, 1962-1964 ve 1969-1971 senelerinde, Grand Orient de France’ın iki devre Üstâd-ı Âzamlığını deruhde eden mezkûr Mitterrand, en fazla “lâsiyâsî” olmak iddiâsındaki İngiltere Masonluğu için de, müstehzî edâyle, şu ibretâmîz tesbîtte bulunuyor:
“Masonluğun yerleştiği memleketle yekvücûd olması demek, o memleketin siyâsî, ictimâî, iktisâdî hayâtına iştirâk etmesi demektir. Siyâset yapmaktan kendisini şiddetle men’eden İngiltere [Müttehid] Büyük Locası da, bu kanûnu, ne İngiltere’de, ne de Commonwealth’in uzak topraklarında hiç unutmadı. İngiltere, Hindistan ve Seylan’ı terketti ama, Yeni Delhi’de de, Kolombo’da da ‘Masonic Temple’lar (Mason Mâbedleri) ayakta duruyor ve harâretli bir faâliyet içinde bulunuyorlar!” (Jacques Mitterrand, La Politique des francs-maçons –Farmasonların Siyâseti-, Présentation de Guy Nania, Paris: Éditions Roblot, 1973, pp. 121, 123)
1_9c941d2b53c376fa8dc777bbd8073367.jpg
(Kurun, 22.10.1935, s. 3)
Us Kardeşler’in Kurun’unda (evvelâ ve bilâhare Vakit) ^Beynelmilel Masonluk Mâbedinin 33 Dereceli Sâliki, “Büyük Şef”in değişmez Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya’nın beyânâtı… Masonlukla Kemalist Totaliter Rejimin aynîleşmiş olduğunun alenî îtirâfı…
***
Mitterrand’ın bu paragrafındaki çok ibretâmîz bir husûs da şudur: “Laiklik” (yânî Münâfık Ateizm) nâmına, kendileri, (Şükrü Kaya’nın ifâde ettiği gibi) Müslümanlığa, cem’iyet hayâtında hiç söz hakkı tanımıyacaklar, hattâ câmilerdeki ibâdete kadar müdâhale edip Müslümanlığı maskaraya çevirecekler, Müslümanlığı kalblere hapsederek tedrîcen yok olmıya mahkûm edecekler, lâkin onlar, ictimâî hayâtın her sâhasında cirid atacaklar! Bu vesîleyle de Mason Münâfıklığı fazlasıyle sırıtıyor ve bizim son senelerde ısrârla tekrâr ettiğimiz gibi, Laikliğin alternatifinin Vicdân Hürriyeti olduğu daha iyi anlaşılıyor…
Masonların siyâsî ve ihtilâlci faâliyetleri hakkında pek çok vesîka neşretmiş bulunuyoruz… (Bilhassa Süleyman Demirel veyâ Yalan Üzerine Kurulu Bir Politik Hayât ünvânlı kitabımızda –Ankara: Hakîkati Arayış Neşriyâtı, 1990, husûsen ss. 95/196-… Tahrîf edilerek ve tertîbi bozulmuş olarak –bilgimiz hâricinde- neşredilmiş olan Yahudilik ve Dönmeler isimli eserimizin –İstanbul: Araştırma Yl., baskı târihi: tahmînen Eylûl 1989- 437/456. sayfalarında da birçok orijinal vesîkayle Mason Akâidini ve Yahûdilikle münâsebetini ortaya koymuştuk…)
Onlar bir tarafa, sâdece 4. Derecenin Ritüelindeki şu ıkrârlarından dahi aysbergi tahmîn etmek mümkündür:
“Bütün siyasî fırkaların üstünde olarak, Masonluk, kendi prensipler statüsüne şu şartı ve kaydı koymuştur: ‘Masonluk siyaset yapmaz.’ Aynı suretle bütün dinî ayrılıkların da üstüne çıkarak, şu prensipi kabul etmiştir: ‘Masonluk, dinle meşgul olmaz.’ ‘Siyaset yok, din yok’ demek, ‘parti farkı, mezhep farkı yok’ demektir. Kardeşlerim, Masonluğun asırlardan beri bu kaideyi tatbik eylediği ve diğer taraftan hakikatte siyaset ve din üzerinde büyük tesirler icra ettiği düşünülünce, hayrete düşmemek kabil değildir.” (Dünyada ve Türkiye’de Masonluk, Yayınlayanlar: Faruk Ülkü ve A. Semih Yazıcıoğlu, İstanbul: Başak Ye., 1965, s. 76. Tenkîdî Zihniyetle mütâlaa edilmek şartıyle, Masonluğun hakîkî mâhiyeti hakkında mühim bir kaynak olan bu kitab, Enver Necdet Egeran ekibiyle zıdlaşarak 1966’da Türkiye Büyük Mason Mahfili’ni têsîs eden “Liberal” Masonlardan bir hey’et tarafından hazırlanmıştır. Bu kaynağa, metnimizde, DTM şeklinde kısaltarak atıfta bulunuyoruz.)
Masonluğun Dünyâ Hükûmeti, sahîh bir Cumhûriyet midir?
† Pek çok Mason müellif arasında Albert Lantoine’ın da Anderson Nizâmnâmesi’ne ve Ramsay’nin Nutku’na istinâden ifâde ettiği gibi, Masonluğun en büyük emeli, “Cihânşümûl Dîn” ile berâber “Cihânşümûl Cumhûriyet”i têsîs etmekdir. Nitekim, Masonluğun esâsî metinlerinden olan Ramsay’nin Nutku’nda bu emel kuvvetle tebârüz ettirilmiştir:
“Bütün dünyâ, her milletin bir âilesi ve her ferdin bir çocuğu olduğu büyük bir Cumhuriyettir. Bizim Cem’iyetimiz, evvel emirde, insanın tabîatinden neş’et eden bu hayâtî şiârları yaşatmak ve yaymak için têsîs edilmiştir. Aydın fikirli, mülâyim huylu ve mûnis mizâclı bütün insanları, sâdece Güzel San’atler aşkıyle değil, bundan da fazla olarak, büyük fazîlet, ilim veyâ dîn umdeleri etrâfında bir araya getirmek istiyoruz. Öyle ki Cem’iyetimizin menfâati bütün beşer nev’inin de menfâati olsun, sînesinde bütün milletler sağlam bilgiler edinsin, bütün krallıkların tebaaları, vatanlarından vazgeçmeksizin, birbirlerini sevip saysınlar. […]
“İşte Haçlı ecdâdımız, öyle bir müessese tahayyül ettiler ki onun yegâne gayesi, daha iyi olmak için, akılları ve kalbleri bir araya getirmek ve gelecek asırlarda, yüksek mânevî değerlerle mücehhez bir millet teşkîl etmekdir. Tâbiiyetinde bulunulan Devlete karşı vazîfelerinden kaçmadan, fazîlet ve ilim bağı sâyesinde birbiriyle kaynaşmış, birçok milletten müteşekkil yeni bir millet…” (Chevalier de Ramsay’nin Nutku’ndan, Ligou 1977: 82-83)
Maâlesef, hakîkaten demokratik, hakîkaten cumhûrî olsa alkışlanabilecek bu projede de ikiyüzlülükle karşılaşıyoruz: Zîrâ, gaye olarak takdîm edilen Cihânşümûl Cumhûriyet, tam tekmîl İnsan Haklarına müstenid, bütün milletlerin hakkaniyetle temsîl edileceği bir Dünyâ Devleti veyâ Hükûmeti olmıyacak, dümen, yine bir Mason [ve elbette Siyonist] imtiyâzlı zümrenin (elitin) elinde bulunacaktır. Lantoine, yukarıda naklettiğimiz vechiyle, bunu açıkça ifâde ediyor:
“Kraliçesi Akıl ve Yüksek Şûrâsı Hakîmler Meclisi olacak Cihânşümûl ve Demokratik bir Cumhûriyet…”
Buna mümâsil sûrette, Üstâd-ı Âzam Egeran da:
“Masonun, yaşadığı topluluk içinde daima en yüksek mevkilere getirilmesi normal karşılanmalıdır.” ve “Disiplinli dayanışma, Masonların en büyük kuvvetidir.” diyor. (Egeran 1972: 184, 185)
Kezâ, “Masonik çalışmalarla yarım asırdan fazla bir zaman zarfında uzun ve nuranî sakalını ağartmış olan Arthur Groussier Üstadın” (1863 - 1957) îkazıyle de, Masonluğun en mühim bir vazîfesi, dünyâya istikamet verecek bir elit yetiştirmekdir:
“Masonlar müessesesi, harekâtıyle, gösterdiği misâllerle insanlara rehberlik edecek bir ‘élite’ hazırlamakla mükelleftir.” (İbrahim Memduh Seydol, “ ‘Élite’in Bir Cem’iyet Hayatında Oynadığı Rol”, Türk Mason Dergisi, İstanbul, yıl 5, Ekim 1955, No 20, s. 1051)
Masonluk, bir “ahlâk mektebi” midir? Münâfık olan, fazîletli olabilir mi? Hurâfecilik ve şahısperestlik, İlmî Zihniyetle kabil-i têlîf midir?
† Hâkim Büyük Âmir (veyâ Suvren Gran Komandör) Dr. Selâmi Işındağ, têlîf ettiği bir kitabda (Masonluk Bir Ahlâk Okuludur, İstanbul: Özal Basımevi, 1985, 12,5x19,5 cm, 112 s.), Masonluğun bir “ahlâk mektebi” olduğunu iddiâ ediyor…
Hâlbuki serâpâ “bir ahlâk mektebi” olduklarına nasıl îtibâr edilebilir ki, yukarıdaki misâllerden de anlaşılabileceği vechiyle, fikir sistemleri de, teşkîlâtları da ikiyüzlülük ve Münâfıklık üzerine kuruludur, yânî kendilerini hakîkatte olduklarından başka türlü gösteriyorlar… Münâfıklık ve riyâkârlık ise, en büyük bir ahlâksızlıktır.
Dahası, “akl-ü-hikmet”i, “müsbet ilimler”i rehber edindikleri iddiâsındadırlar… İlim Zihniyetine sâhib bir insan, remzî mânâlar atfederek olsa dahi, Ritüellerde, âyin veyâ merâsimlerde yer alan bütün o hurâfelere îtibâr eder mi?
O isrâiliyâtla Localarda tiyatro oynar mı?
Bunlarla Hakîkate ulaşabileceğini, ahlâkî fazîletler kazanacağını düşünebilir mi?
Dahası, Millete, (Hukukun Küllî Kaidelerine mugayir ve İnsan Haklarını ihlâl eden) 5816 gibi bir hukuk ucûbesini dayatır, Mustafa Kemâl’i bir put, Kemalizmi aslâ tartışılamıyan bir dogma hâline getirebilir, onun totaliter ideoloji ve rejimine taassubla sâhib çıkıp tasfiyesi önüne kaya gibi dikilebilir mi, heykellerine arz-ı ubûdiyet edecek kadar iptidâîleşebilir mi?
Ve hakîkaten müsâmaha (tolérance) ahlâkına sâhib olsalar, başkalarının haklarını ihlâl etmeden, inancına göre yaşamak ve (aynen kendilerinin, Memleket işlerine karışmayı bir hak ve vazîfe telakkî etmeleri gibi) Memleket işlerinde inancına uygun düşen fikirlerini Milletin tercîhine arzetmek istiyen Müslümanları, biteviye Laiklik (yânî Ateizm ve vicdânlara tahakküm) palasını sallıyarak, “İrticâ” yaygarası kopararak engellemiye çalışırlar mıydı? Bir asırdır bunu yapmıyorlar mı, Sabataî kardeşleriyle berâber, sürüp giden Kemalist mezâlimin baş aktörleri arasında yer almıyorlar mı?
Mustafa Kemâl’in “ameleleri”, “askerleri”, âbidleri
Bilâhare İstanbul Vâli ve Belediye Reîsliği, Îmâr ve İskân ve Sıhhiye Vekîllikleri yapan Tıb Ord. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay’ın, Murat Mahfili’ne 2. def’a Üstâd-ı Muhterem intihâb edilince, bu vesileyle îrâd ettiği Nutkundan okuyoruz:
“Türk masonluğu, kendi uzviyetini kuvvetlendirirken, memlekette doğan İnkılâp Güneşinin nuruyla daima aydınlanmayı gaye bilmiştir. […] …Türk Masonluğu, Büyük İnkılâpçının yolunda yürüyen amelelerdir! İşte Masonluğumuzun hayatiyetindeki sırlardan biri de, bizim için en büyük ülkü olan, fakat yerine getirilemiyen dileklerimizin Büyük Türk tarafından yaratılan İnkılâp İdeolojisinde mevcut olmasıdır. Bir kumandan için matlup olan şey, kendisine ve mefkûresine iman etmiş askerlere malikiyet değil midir? Türk Masonları, İnkılâp yolunda Gazi’nin en sadık, en disiplinli askerleridir! Siyasî kanaatleri ne olursa olsun, Gazi yolunda bütün Masonlar tek cephelidir! O cephenin parolası, Gazi’nin şahsında İnkılâp ışığıdır. Bu ışığı Masonlar canları kadar severler.” (Büyük Şark, Ocak-Şubat 1934, sayı 14, s. 9)
Kezâ, Üstâd-ı Âzam (ve hep bir Münâfıklık ve makyavelist siyâsetci nümûnesi olarak ibretle hatırlanacak olan Süleyman Demirel’in Bilgi Locası’ndan akadaşı) Şekûr Okten konuşuyor:
“Biz O’nu [Mustafa Kemâl’i] her gün kutluyoruz, çünkü Mabetlerimizde her gün tekrarladığımız sözler, O’nun ağzından çıkmış gibidir.” (“Büyük Üstâd Mesajı”ndan, Mimar Sinan’ın “100. Doğum Yıldönümü” fevkalâde nüshası, 1981, sayı: 41, ss. 4-6)
Daha şânlı bir başka Üstâd-ı Âzam ve Âmir-i Hâkim-i Âzam, Tıb Prof. Dr. Mim Kemal Öke, temsîl ettiği kudsî meslekle tezâd hâlinde tam bir iptidâîlik örneği ortaya koyuyor; öyle ki onun nâmına biz hicâb duyuyoruz:
“…Atatürk bütün vatandaşları bir ideal etrafında, bir gaye yolunda birleştiren âdeta bir din yaratmıştı… Hiç bir memlekette, hiçbir dinde, hiçbir rejimde, hiçbir devirde ilâhî bir kudret gibi insanları istisnasız şahsına bağlamış ne bir padişah, ne bir kral, ne bir âlim, ne de bir filozof tanımıyorum [tanıyorum]. Sanki o, bin bir felâketten felâkete sürüklenmiş bedbaht Türk milletinin kurtarıcısı olarak gökten inmiş bir kudretti...
“Millet ona bağlandı, millet ona âdeta tapındı… […]
“Atatürk memlekete zaferler kazandırmış bir kumandan olmakla beraber ne cihangir olmak sevdasına kapıldı, ne de bu kuvvetini memleketin hattâ bütün muztarip beşeriyetin refah ve saadeti haricinde bir gaye uğrunda kullandı!... […]
“Beşeriyet bu kadar asîl ve insanî bir heyecanla kalbi çarpan bir insana tapınmaz mı? […]
“Muhtelif cephelerde düşmanlarla çarpışarak zaferden zafere koştun; en nihayet istiklâl savaşında Türk milletinin hayatını kurtardın!... Kökleşmiş bir saltanatı devirdin, onun yerine halk hâkimiyetini tanıyan yepyeni bir rejim kurdun!... İşte bütün bunlar senin dehânın, enerjinin, memleket severliğinin bugün sarsılmaz birer âbidesi olarak gözümüz önünde duruyor!...
“İlh…” (“Prof. Mim. Kemal’in hitabesi”, Vakit, 11.11.1941, s. 2)
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (10)
Yesevizade Alparslan Yasa
20.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Üstâd-ı Âzam ve Hâkim Büyük Âmir Prof. Mim Kemal Öke'nin Kemâlperest makalesi, Us kardeşlerin (Mehmet Asım, Hakkı Tarık, Hasan Rasim Us) Vakit gazetesinin 11 kasım 1941 târihli nüshasının 2. sayfasında neşredilmiş, -o devrin zihniyetinin aynası olan- birinci sayfasında şu sûretle takdîm edilmişti:
1-2_681b43d75354555e3107814c5f58a045.jpg
(Vakit, 11.11.1941, s. 1)
Üstâd-ı Âzam ve Hâkim Büyük Âmir Prof. Mim Kemal Öke’nin Kemâlperest makalesi, Us kardeşlerin (Mehmet Asım, Hakkı Tarık, Hasan Rasim Us) Vakit gazetesinin 11 kasım 1941 târihli nüshasının 2. sayfasında neşredilmiş, -o devrin zihniyetinin aynası olan- birinci sayfasında şu sûretle takdîm edilmişti:
“Şişli Halkevinde Ebedî Şefimiz için yapılan ihtifalde kıymetli ilim adamımız Profesör Mim Kemal Öke uzun bir konferans vermiştir. Mim Kemal, Atatürkü Derne çöllerinde tanımış, orada uzun müddet yanlarında bulunmuş, istiklâl harbinde kaburga kemikleri kırıldığı vakit Atanın ameliyatını yapmış ve son hastalıklarının tedavisinden son nefesine kadar yanlarında bulunarak gözlerini ellerile kapamıştır. Mim Kemal, konferansında Ebedî Şefin eşsiz inkılâblarını tahlil ettikten sonra Ataya hitab ederek bu hâtıralarını da çok veciz ve ateşli bir ifade ile anlatmaktadır.”
***
Târihî vâkıalar bir tarafa bırakılıyor, muhayyel bir tasvîrle fevkalbeşerleştirilen fânî ve bin bir kusûrla mâlûl bir mahlûk ilâhlaştırılıyor!
Millet felâkete sürüklenmiş… Pekâlâ, onu 1908-1909 İhtilâlinden başlıyarak kim felâkete sürüklemiş? Kimler, daha Selânik günlerinde, Osmanlı İmparatorluğu’nu tasfiye planları yapmıştı?
Rezâletler saymakla bitmiyor:
Balkan Fâciası nedir? Çanakkale Zaferinin hakîkî kahramanları kimlerdir? Filistin Cephesindeki hâinâne hezîmetin fâilleri kimlerdir? İstiklâl Harbini başlatanlar Müslümanlar ve onların Îmânî hassâsiyeti değil midir? Harb onların canı, kanı, maddî-mânevî fedâkârlığıyle kazanılmadı mı? Müteâkiben, o İstiklâl Harbi, o Cihâd, kendilerine karşı bir “İhtilâl Harbi”ne çevrilmedi mi? Kendileri fakr-u-zarûret içindeki Hindistan ve sâir beldeler Müslümanlarının –büyük bir fedâkârlık yaparak-İstiklâl Harbine mâlî yardım olarak gönderdikleri muazzam meblağın üzerine kim kondu ve hem bu meblağı, hem Devlet imkânlarını kullanarak Memleketin bir numaralı kapitalisti hâline geldi? Bütün bu Kaarûn servetine rağmen, kim, kendisine -başka kimseye nasîb olmıyan mıkdârda- astronomik bir maaş bağlatacak kadar tamahkâr oldu? Anadolu Milleti sefâlet içinde sürünürken kim bütün bir ömrünü işret sofralarında, âlemlerde, sefâhat içinde geçirdi? Kim tek taraflı, yalan, istismâr, tahrîf ve tedhîşe dayalı bir propaganda ile kendinin Mâbûd edinilmesine çalıştı?
Ne büyük hakîkatsizlik, ne büyük iptidâîlik! İnsanlık sizden nasıl fazîlet umabilir?
Hakîkaten, ağızlarında sakız ettikleri Müsbet İlim, Ahlâk, İnsan Hakları, Demokrasi hepsi kof bir slogandan ibâret!
İşte, Siyonizm ve Yahûdilikle bir alâkaları olmadığına dâir iddiâlarını da bu ikiyüzlülüklerini dikkate alarak değerlendirmek lâzımdır. Nitekim, vâkıa, bir def’a daha onları tekzîb ediyor!
4. Fasıl:
Masonluk Fikriyât ve Teşkîlâtında Yahûdi Têsîrine Dâir
Muhtelif Delîller
Mason remziyâtı, isrâiliyât, Hiram
Hemen dikkat çeken bir vâkıa var: Mason Remziyâtı (la symbolique) ve Ritüelleri, esâs îtibâriyle, Ahd-i Atîk’ten (Tanah’tan) ve Kabbala Bâtınîliğinden neş’et etmiş isrâiliyât üzerine kuruludur. Bunların orta direği de, Süleyman Mâbedi’nin inşâsı ve Hiram Usta Efsânesidir:
“Masonların kâinatta gerçekleştirmeğe çalıştıkları fikir ve ahlâk mabedini efsanevî Süleyman Mabedi remzetmektedir. Süleyman Mabedini yapan mimar ustası ise, Hiramdır. […] Her derecede, bu tarihî efsaneye ait bir sahne canlandırılmakta ve bu suretle masonluğa ait inançlar öğretilmektedir… Hiram efsanesi incelenmeden, masonluk öğretisini anlatabilmenin imkânı yoktur.” (DTM 1965: 94, 72)
“Usta tekrisinin bütün sembolizmi, Hiram efsanesi, daha doğru olarak da Hiramın katli etrafında cereyan etmektedir.” (Koray 1973: 101)
“Dul Kadının Çocukları”
Tanah’ın Krallar ve Târihler kitablarından uyarlanan Hiram Efsânesi’ne nazaran, fevkalâde mâhir bir usta olan Hiram, dul bir Yahûdi kadının oğludur. Masonlar onu kendilerine “mürşid” kabûl ettikleri için, kendilerini de “Dul Kadının Çocukları” sayarlar. (“Dul Kadının Çocukları deyimi Masonları ifade eder.” -Koray 1973: 106-)
Bu bakımdan, bütün Masonların, Yahûdi hüviyetini benimsemiş oldukları söylenebilir. “Tekrîs” sâyesinde yeniden doğarak yeni bir hüviyete, yeni bir şahsıyete büründüklerine dâir inancları da, bu vâkıa çerçevesinde ele alınabilir. Dereceler boyunca biteviye isrâiliyâtla haşir neşir olmaları, “terfî ettikce”, bu hüviyetlerini daha da pekiştiriyor olsa gerekdir.
“Ey İbrânîler! Siz büyük bir milletsiniz!”
XV. Derece Ritüelinde, Zorobabil Efsânesi’ni okuyoruz; Ritüellerde pek medhedilen Îrân İmparatoru Keyhüsrev (Cyrus ?), Yahûdi Prensi Zorobabil’e şöyle hitâb ediyor:
“Ey İbranîler Prensi! Seni bu meclise kabul edişimin sebebi, her ne kadar tâlih sizi esarete sürüklemiş ise de, sizin yine büyük bir millet oluşunuzdur. Siz ilim ve fen bakımından büyüksünüz ve en doğru büyüklük de budur! Siz Süleyman Mâbedinin sırrına îkaf olunmuşlardan birisiniz; siz, çeşitli câhilliklere ve bu câhilliği istismar edenlerin teşebbüslerine karşı müdafaası pek zor olan akıl ve hikmeti memleketinizde muhafaza edenlerdensiniz!” (DTM 1965: 121)
2-3_65f853aec78ef7ead6331cb6a64af0bb.jpg
Rite Écossais Rectifié.com Mason sitesinde, isrâiliyâtla, hurâfelerle örülmüş Masonluğun merkezî efsânesinin baş kahramanı “Hiram Usta”nın (“Hiram Abif”) masonî tasvîri, bu efsânenin ehemmiyeti hakkında kısa îzâhat ve mezkûr efsâne hakkında –Mason têlîfi- bir kitab… En başta münderic îzâhata nazaran: “ ‘Farmasonlar için bir baba ve nümûne’ olan Hiram, Tashîh Edilmiş İskoç Ritine nazaran, 18. asrın ilk yarısında tedrîcen teşekkül etmiş bir Mason efsânesinin kalbgâhında yer alır. Bu efsâne, Üstâd Derecesinde pek mühim bir rol oynar ve günümüzde, asrî Farmasonluğun kurucu ustûresini teşkîl eder.” (“Ustûre”, Fransızcadaki “mythe” ve “esâtîr” de “mythologie” mukabilidir.)
***
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (11)
Yesevizade Alparslan Yasa
21.07.2024 - 10:50
Yayınlanma
Siyonizm destekcisi olacak bir zihniyetle terbiye ediliyorlar
Siyonizm destekcisi olacak bir zihniyetle terbiye ediliyorlar
Bu sûretle, Ritüellerinde, kendilerine, Yahûdilerin büyük, üstün bir millet olduğu dahi telkîn edilen bu insanların Yahûdilik ve Yahûdi milleti karşısındaki hâletirûhiye ve tavırları ne olabilir? Yahûdi milletinin en esâslı müttefîkleri ve onun –Üstâd Kürsüsünün üstünde duran Kitâb-ı Mukaddes’e istinâd eden- Siyonizm idealinin en büyük destekcileri olmak için lüzûmlu bütün vasıfları hâiz değiller mi?
En mühim ortak timsâller: “Menora” ve “Magen David”
Nitekim bu aynîleşme o kadar ileri gitmiştir ki İsrâil Devleti’nin ve Bene Berit Masonluğunun amblemi olan “Yedi Kollu Şamdan (Menora)”, masonî celse esnâsında Üstâd-ı Muhteremin Kürsüsü üzerinde durur… (Koray 1973: 70)
1_fd06c350bd33f82c8d117284a71206e4.jpg
Solda, Maison de la Culture Juive (Yahûdi Kültür Evi) sitesinden…
(https://maisondelaculturejuive.be/evenements/juif-et-franc-macon-similitudes-et-convergences-3/; 10.6.2024) Başlık: “Yahûdi ve Farmason – Benzerlikler, örtüşmeler”… Gönye ve pergel de Yahûdi Yıldızını temsîl ediyor… Sağda, Martinist Masonluğun timsâli…
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Martinisme#/media/Fichier:Martinism_red.svg; 10.6.2024)
***
Kezâ, İsrâil Bayrağında dalgalanan Magen David veyâ Mühr-ü Süleyman:
“Aslı Kabbalaya dayanan altı köşeli yıldız (Hexagramme, Mühr-ü Süleyman), Masonluğun en mühim, en bâriz timsâllerinden biridir. La Symbolique maçonnique kitabının (Paris, 1948) müellifi J. Boucher’nin îzâhatına nazaran, bu yıldız, Masonlukta, ferdin kendini unutarak, Büyük Küll’de fenâ bulmasını ve onun hudûdsuz kudretine iştirâk etmesini temsîl ediyor… İç içe geçmiş gönye ve pergel remzi de, bir bakıma, kapalı olan Mühr-ü Süleyman’ın sonsuza açılmış hâlidir…” (Prof. Daniel Ligou’nun idâresi altında hazırlanan Dictionnaire universel de la franc-maçonnerie. Hommes illustres, pays, rites, symboles, Paris: Éditions de Navarre, 1974: I/623, II/1188)
Ligou’nun bu son cümlesi hassaten mühimdir: İç içe geçmiş gönye ve pergel dahi, Mühr-ü Süleyman’ı remzetmektedir… Bu böyle olduğu içindir ki bâzı Yahûdi sitelerinde, Mühr-ü Süleyman ile gönye ve pergeli üst üste gösteren tasvîrler görülmektedir. (Meselâ: https://maisondelaculturejuive.be/evenements/juif-et-franc-macon-similitudes-et-convergences-3/; 10.6.2024)
Dahası, Martinist Masonluk, kendine “mühür” veyâ amblem olarak doğrudan doğruya Mühr-ü Süleyman’ı seçmiştir. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Martinisme; 11.4.2024)
Ayrıca, bu yıldızın her bir kolu, Sefirot Ağacı’na göre tanzîm edilmiş Mâbed’in belli başlı altı vazîfedârını temsîl etmekte (Koray 1973: 68) ve bâzan (Mason müellif Jean-Pierre Bayard’ın Le Symbolisme maçonnique traditionnel ünvânlı kitabının -1976, 540 p.- kapağında olduğu gibi), beş köşeli yıldız içindeki (G) harfinin remzî mânâsı, bu altı köşeli yıldız ile ifâde edilmektedir…
2_19886febbf40b57c6936c3f48c17ca25.jpg
Oldukça îtibârlı bir Mason müellif olan Jean-Pierre Bayard’ın kitabının (Carqueiranne: Éditions du Prisme. 1976, 2e éd., 13,5x21 cm, 540 p.) kapağındaki başlıca Mason remizleri içinde (“her şeyi gören göz” mânâsıyle) Yahûdi Yıldızı baş köşeyi işgâl ediyor… -Hiram Efsânesinden mülhem duvarcılık remizleri dâhil- Mason remziyâtının kısm-ı âzamı, Yahûdi kaynaklıdır…
***
“Masonluk, tabiî olarak, Yahûdi dîn ve âlemine karşı ancak sempati besliyebilir”
Bizim bu yukarıdaki muhâkememiz o kadar âşikârdır ki (Masonlar tarafından têsîs edilmiş) Belçika Hür Düşünce Üniversitesi (Université libre de Bruxelles)’e mensûb, Masonluk ve Yahûdilik mütehassısı iki Profesörün (Luc Nefontaine ve Jean-Philippe Schreiber), 2000 senesinde, Judaïsme et franc-maçonnerie, histoire d’une fraternité (Yahûdilik ve Farmasonluk; Bir Kardeşliğin Hikâyesi) başlığıyle piyasaya çıkan kitablarına (Paris: Éd. Albin Michel Spiritualités, 255 p.) hâkim olan şu tesbît bizi şaşırtmıyor:
“İnsanlar arasında ‘İttihâd Merkezi’ olma azmi kadar Süleyman Mâbedi nümûnesi üzerine kurulu remziyâtı veyâ Ritüellerini dolduran İbrâniyât –hébraïsmes- sebebiyle de, Masonluk, tabiî olarak, Yahûdi dîn ve âlemine karşı ancak sempati besliyebilirdi.” (Arka kapak yazısından)
“Hiram Usta”yı tebcîl, Hz. Süleyman’ı –bâzan- zemmediyorlar
Dîğer taraftan, Masonların, yine Ritüellerinde, bir taraftan Hiram Usta’yı tebcîl ederken, dîğer taraftan, yer yer, Süleyman Peygamber’i zemmetmekden (îtikâdımızca Peygamber’e iftirâ etmekden) sakınmadıkları da göze batıyor:
“Fakat bu kadar hakîmce fazîletli bir hükümdar olan ve Allah tarafından seçilmiş bir kral bulunan Süleyman, Allah’ın sesine kulaklarını tıkadı ve bütün kâinatın takdirini kazanan muhteşem yapılı bir mabed inşasına muvaffak olduğu için kendisini arzda birinci kral görerek gururlandı. Allah’ın lûtfunu unuttu ve eğlenceye daldı, hoş olduğu kadar tehlikeli de olan cinsin zevklerine kapıldı. Hakikî Allah’ı terketti, Moloş putuna, Beyt-i Mukaddes mihrabından başka bir yerde bulunması caiz olmayan buhurlar takdim etti…” (XIV. Derece Ritüelinden, DTM 1965: 87)
Duvarcılıkla ve inşâatla alâkalı remizleri de, isrâiliyât kaynaklı
Remziyâtlarında, bir hayli duvarcılıkla ve inşâatla alâkalı unsurlar varsa da, aslında, bunlar da, doğrudan duvarcılık zanâatiyle, inşâatla, mîmârlıkla alâkalı değildir; hep Hiram Usta ve Süleyman Mâbedi’nin inşâsı efsânesini hatırlatır ve onlara indî, keyfî olarak yüklenmiş bâtınî mânâları remzederler.
Remziyâtları isrâiliyât ile öylesine iç içedir ki mâbedlerinin tanzîminde dahi bütünüyle Kabbalacı “Sefirot Ağacı”nı esâs almışlardır. (Koray 1973: 57-69)
Kabbala Bâtınîliğine nazaran, “Sefirot” (“Sefiralar”), “cihânşümûl bir enerjiden sudûr ettiği düşünülen yaratıcı kudrettir (Le mot -hébreu- ‘Sephiroth’ désigne une puissance créatrice censée émaner d’une énergie universelle)”. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Sephiroth_(Kabbale)); 5.4.2024)
Yânî Masonların “Kâinâtın Ulu Mîmârı” tâbiriyle kasdettikleri mânâ: “Masonluğun yüce prensip olarak benimsediği, -her şeyi yaratan, yöneten, salt güclü, kişileştirilmiş Tanrı kavramından farklı- total güc olan Evrenin Ulu Mimarı”! (Işındağ 1977: 97)
DEVAM EDECEK
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (12)
Yesevizade Alparslan Yasa
22.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Kabbal, Tanrı'yı göksel Âdem, 'Adam Kadmon' şeklinde mülâhaza eder ve Sefirotları, zıtlar ve cinsiyet kanunlarını uygulayarak, onun her bir adalesine yerleştirir. Böylece ilk ve en yüksek Sefirotdan, biri erkek ve aktif olan Aklühikmet veya Baba'yı, diğeri dişi ve pasif Zekâ veya Anne'yi çıkartır.
“Büyük Hatîb” Tanju Koray’ın îzâhatına nazaran:
“Kabbal, Tanrı’yı göksel Âdem, ‘Adam Kadmon’ şeklinde mülâhaza eder ve Sefirotları, zıtlar ve cinsiyet kanunlarını uygulayarak, onun her bir adalesine yerleştirir. Böylece ilk ve en yüksek Sefirotdan, biri erkek ve aktif olan Aklühikmet veya Baba’yı, diğeri dişi ve pasif Zekâ veya Anne’yi çıkartır. Aklühikmet ve Zekâ İlim’i doğururlar. Zekâdan iki ayrı Sefira çıkar, biri erkek ve aktif Lûtuf, diğeri dişi ve pasif Kuvvet. Bunlar Adam Kadmon’un kolları gibidir. Lûtuf ve Kuvvet göğüs ve kalbe yerleşmiş Güzellik’lebirleşirler. Nihayet, Kuvvet’ten erkek ve aktif sefira Zafer, dişi ve pasif Sefira Şan çıkar. Bunlar iki bacağa tekabül ederler ve Esas’da birleşirler. Esas’ın sembolü tenasül âletidir. Bir sefira başın üstündedir: Taç; bir diğeri de Adam Kadmon’un ayakları altındadır: Krallık.” (Koray 1973: 63)
1_97a3abf3c7d07b6c23757ea0dca0fe96.jpg
(https://essentiels.bnf.fr/fr/focus/34c4c2da-83bf-4dce-815e-2872af0a2e85-franc-maconnerie-francaise-19e-siecle; 18.4.2024)
Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi Alsace-Lorraine Muhterem Locası’nın “Nevyork’ta, ‘Dünyâyı Aydınlatan Hürriyet’ Heykelinin Açılışı” vesîlesiyle akdedilen celse için hazırladığı 10 Mart 1887 târihlidâvetiye… Üstünde, Magen David veyâMühr-ü Süleyman… Masonluk, bunun gibi isrâiliyâtlainşâ edilmiştir. Herhâlde, hiçbir millet, orada, kendini, Yahûdiler kadar “evinde” hissedemez…
***
Ne kadar ibretâmîzdir ki “akl-ü-hikmet”emuhâlif bütün bu Kabbalacıhurâfelerle (Kabbaliyâtla) fazîlet, kemâlât, ilim, irfân sâhibi olabileceklerini iddiâ ederler ve daha da tuhafı, MüteâlAllâh’a ve O’nun Kitablarına, Peygamberlerine, Uhrevî HayâtVâdineîmân edenleri “Putperestlikle” ithâm ederler!
2_3d63aecf7dd404d7f621ae4638954119.jpg
(https://450.fm/2023/05/19/jerusalem-capitale-disrael-capitale-des-grandes-loges-regulieres/; 13.4.2024)
İsrâil’in istiklâlinin îlân edildiği 1948 senesinin 25. seneidevriyesi olan 2023’te bütün “Muntazam” Büyük Localara Kudüs’de ev sâhibliği yapan İsrâil Devleti Büyük Locası’nın 450.fm; journal de la franc-maçonneriesoustous ses angles isimli Mason sitesinden naklettiğimiz pek mânîdâr afişi: “Kudüs: İsrâil’in başşehri… Kudüs: Muntazam Büyük Locaların başşehri…”
***
5. Fasıl:
YahûdiKaynaklarına Nazaran Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti
BâzıYahûdi kaynakları, Masonluk ile Yahûdilik (binâenaleyh Siyonizm, çünki bu ideoloji, evvel emirde, Tanah’aistinâd eder) arasındaki yakınlığa işâretetmekde bir beis görmüyorlar. Bunlardan en fazla dikkat çekici olan birkaçını nakledelim.
Yahûdi Müellifi Bernard Lazare’ıntesbîtleri
1896’da 300 bin nüsha basılan Adlî Bir Hatâ; Dreyfus Mes’elesi Hakkındaki Hakîkat isimli risâlesiyle Yüzbaşı Dreyfus lehindeki muazzam kampanyayı başlatan Sosyalistte mâyüllümilitan, gazeteci ve araştırmacı Bernard Lazare (1865-1903), 1894’te neşrettiği L’Antisémitisme, son histoire et ses causes (YahûdiAleyhdârlığı; Târihi ve Sebebleri) isimli kitabında, Yahûdi aleyhdârlarının haksız hücûmlarına müdellel cevâblar vererek kendi Milletini müdâfaa ederken, bu cümleden olarak, târih boyunca her memlekette tezâhür eden Yahûdi Aleyhdârlığının sebeblerini oldukça objektif bir tavırla tahlîl etmiş ve bu mes’eleyitenvîreden çok kıymetli bilgiler vermiştir.
3_9b4aad73fae1eb931edc1606d3f345e1.jpg
(http://www.cbl-grenoble.org/presentation.php; 9.7.2006)
“Cercle Bernard Lazare”ın İnternet Sitesinde Bernard Lazare…
***
4_d2e3228980bd83699b902c95225a3848.jpg
Yahûdi mes’elesini araştırırken ilk tedkîk edilmesi îcâbeden eserlerden biri, belki birincisi, Bernard Lazare’ın L’Antisémitisme, son histoire et ses causes ünvânlı eseridir. Burada 1894’teki ilk baskısının kapağı ve Farmasonluğun tâ beşiğinde bâzı Yahûdilerin mevcûd olduğunu îzâhettiği sayfa… Bu sayfalar, Fransız Millî Kütübhânesi’ndeki nüshadan çıkarılmıştır. Bizim üzerinde çalıştığımız nüsha, 1969’da, Henry Coston tarafından basılan kitabdır.
***
Bernard Lazare, Yahûdi meselesi üzerinde derinlemesine tefekkür etmek isteyen her araştırmacının ilk mürâcaat eserlerinden biri olması lâzım gelen bu kitabında, Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkında dahi şâyân-ı dikkat tesbîtlerde bulunmuştur :
“Muhakkak ki 18. asrın son senelerinde, gizli cem’iyetler büyük bir ehemmiyet kesbetmişlerdir. Onlar, insaniyetperver, rasyonalist ve otorite aleyhdârı nazariyelerin tasarlayıcıları olmadılarsa da, onların fevkalâde yayıcıları ve ayrıca, büyük ajitatörler oldular. İlüminizm ve Martinizmin, gayet müessir ihtilâl mayalayıcı cereyanlar oldukları inkâr edilemez. Mâmâfih, onlar, ancak temsîl ettikleri nazariyeler hâkim hâle geldikleri zaman ağırlık kazandılar ve 1789 İhtilâlini hazırlıyan zihin hâlinin sebebleri değil, ancak onun netîcelerinden biri oldular; ki bu netîce de hâdiselerin gidişâtı üzerinde müessir olmaktan hâlî kalmadı.
“Şimdi, Yahûdiler ile bu gizli cem’iyetlerin alâkası ne olmuştur? İşte bu, elimizde ciddî vesîkalar bulunmadığından, aydınlatılması hiç de kolay olmıyan bir husûstur. Âşikâr ki onlar, (yukarıda) zikrettiğim bâzı müelliflerin iddiâ ettikleri gibi, bu cem’iyetlerde hâkim unsur olmadılar. Gougenot de Mousseaux’nun ileri sürdüğü gibi, “zarûrî olarak, Farmasonluğun rûhu, reîsi, büyük üstâdı” değillerdi.
“Masonluğun menşêindeki Kabbalacı Yahûdiler, İlüministler”, v.s.
“Bununla berâber, Masonluğun bizzât beşiğinde Yahûdilerinmevcûd olduğu kat’î bir husûstur. Bunlar, günümüze kadar muhâfaza edilmiş bâzıritlerinisbât ettiği gibi, Kabbalacı Yahûdilerdi. Pek muhtemelen, Fransız İhtilâline tekaddüm eden senelerde, bu cem’iyetinhey’etlerine daha kalabalık sayıda dâhil oldular ve kendileri de gizli cem’iyetlertêsîs ettiler.
“[İlüministTeşkîlâtınınReîsi Adam] Weishaupt’unetrâfındabâzıYahûdiler bulunduğu gibi, Portekiz asıllı bir Yahûdi olan Martinez de Pasqualisde,Fransa’da, birçok İlüminist topluluk meydana getirdi. O, büyük mikdâra ulaşan sâliklerine gizli ‘reentegrasyon’ dogmasını tâlîm etmekteydi.
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (13)
Yesevizade Alparslan Yasa
24.07.2024 - 16:45
Yayınlanma
2. Cihân Harbinde, kısmen Almanya'nın işgâli altındaki Fransa'da, Mareşal Pétain İktidârı, Fransa'nın başına gelen felâketlerden, geniş mikyâsda, Farmasonluk ve Siyonist Emperyalizmini mes'ûl tutmuş, bu değerlendirmenin bir netîcesi olarak, Farmason Arşivlerinin ele geçirilebilenlerini (ki büyük kısmı kaçırılmıştı) müsâdere etmiş, bunların başına mütehassıs bir hey'et (ki pek kıymetli Araştırmacı-Yazar Henry Coston da onlardan biriydi) tâyîn etmiş, tedkîk edilen vesîkalara müstenid bir hayli neşriyât yapılmıştı.
1_6a4cfb3267e1f72a86bbb8d4f54b5238.jpg
(Les Documents maçonniques, février 1942, No 5 et p. 21)
2. Cihân Harbinde, kısmen Almanya’nın işgâli altındaki Fransa’da, Mareşal Pétain İktidârı, Fransa’nın başına gelen felâketlerden, geniş mikyâsda, Farmasonluk ve Siyonist Emperyalizmini mes’ûl tutmuş, bu değerlendirmenin bir netîcesi olarak, Farmason Arşivlerinin ele geçirilebilenlerini (ki büyük kısmı kaçırılmıştı) müsâdere etmiş, bunların başına mütehassıs bir hey’et (ki pek kıymetli Araştırmacı-Yazar Henry Coston da onlardan biriydi) tâyîn etmiş, tedkîk edilen vesîkalara müstenid bir hayli neşriyât yapılmıştı. Bunlardan biri de, yukarıda Şubat 1942 târihli 5. Sayısı görülen –Pâris’de münteşir- aylık Les Documents maçonniques mecmûasıdır. (Neşriyât Müdürü: Bernard Faÿ, Yazı İşleri Reîsleri: Robert Vallery-Radot ve –Masonluğu terk etmiş- Jean Marquès-Rivière, Umûmî Kâtib: J. De Boistel…) Mezkûr mecmûanın 21. sayfasında, (1943 senesinde, Yahûdilere Dâir Mes’eleler ile Kavmî-Irkî Mes’eleri Tedkîk Enstitüsü’nde -Institut d’étude des questions juives et ethno-raciales-“Yahûdi isim bilgisi” dersleri veren, Yahûdi İsimlerinin Menşêleri ve Repetuarı (Répertoire et filiation des noms juifs) ünvânlı neşredilememiş bir eserin müellifi olan -https://fr.wikipedia.org/wiki/Armand_Bernardini; 8.7.2024-) Armand Bernardini (Neuilly-sur-Seine, 7.5.1895 – Belçika, Uccle, 18.8.1972) tarafından têlîf edilmiş “Farmasonlukta Yahûdi Remizciliği” başlıklı şâyân-ı dikkat makâlede, mukâyeseli bir çalışmayle, Mason remizciliğinin esâsını Yahûdi remizciliğinin teşkîl êttiği îzâh ediliyor. Bu meyânda, Fikrî Masonluğun menşêindeki isimlerden biri olan Elias Ashmole de bahis mevzûu ediliyor. Müellifin îzâhatına nazaran, (“Simyâger” ve “1646’da tekrîs edilip târihe geçmiş ilk Farmasonlardan biri olan” --https://fr.wikipedia.org/wiki/Elias_Ashmole; 8.4.2024-) Elias Ashmole (Lichfield, 23.5.1617 – Lambeth, 16.5.1692), Yahûdi asıllı bir şahsıyettir ve bunun âşikâr delîli de, İbrânîcede “Sünnetli Adam” mânâsına gelen soy ismidir:
“Farmasonluğun vesîkalara müstenid resmî târihinin 1717’den evvelki izini sürmek pek müşkildir. Zâten, gizli bir hareketin mâzîsinin kolayca gün ışığına çıkarılabilmesi tuhaf olurdu! Efsânevî olduğu belli, tabîatiyle birbiriyle mütenâkız bir sürü rivâyete îtibâr edilemezse de, sübût etmiş birkaç vâkıayı nazar-ı dikkate almaktan da ictinâb etmemek lâzımdır. Bu cümleden olarak, Rozkruva, Farmason ve 1646’da Süleyman Evi’nin Müessisi Elias Ashmole’ün –Stuartların tarafdârı olduğu iddiâsına rağmen- bir Yahûdi olduğu kabûl edilmelidir. Yahûdiler ve Farmasonluk ünvânlı bir eserin müellifi olan M. De La Rive, bu tesbîtte bulunmaktan çekinmiyordu. Biz de onunla aynı fikirdeyiz; lâkin öz isminin Elias olmasından dolayı değil, (çünki, mâlûm olduğu vechiyle, Protestanlar, çocuklarına evleviyetle Tevrâtî isimler koyarlar) soy isminin açıkça İbrânîce olmasını ve buna göre ‘Ash’ın (adam), ‘mole’ün (sünnetli) (‘Ashmole’ = ‘Sünnetli Adam’) mânâsına geldiğini dikkate alarak… Kaldı ki, bu adamın babası, Yahûdilerin nâdiren icrâ ettikleri bedenî bir meslek olan dericilikle [saraclıkla, eyer îmâlât ve ticâretiyle] iştigâl ediyordu. Ayrıca, küçük rütbeli bir zâbit olan Elias Ashmole, bir İbrânîce ve Talmud mütehassısı idi.”
Bernardini, müteâkiben, “Judah Temple” (Judah Leon Templo)’dan bahsediyor; ki, Farmason Yahûdi müelliflerden naklen biz de onu aşağıda bahis mevzûu edeceğiz…
***
“Teürji” ve Panteizm
“Martinezci Localar, mistik temâyüllü, Masonluğun dîğer kolları ise Rasyonalist idiler. Bu vâkıa şu şekilde yorumlanabilir: Gizli cem’iyetler, Yahûdi Zihniyetinin iki cephesini temsîl etmişlerdir: Pratik Rasyonalizm ve Panteizm… Tek İlâha inancın metafizik yansıması olan bu Panteizm, bâzan, nihâyette Kabbalacı ‘teürji’ye ulaşır. [Théurgie: Gayb âleminin varlıklarıyle irtibât kurmak iddiâsındaki sihirbâzlık…] Yahûdi Zihniyetinin bu Rasyonalist ve Panteist temâyüllerinin nasıl mutâbakata vardıkları kolayca isbât edilebilir: Yânî Cazotte, Cagliostro, Martinez, Saint-Martin, Comte de Saint-Germain’in, Ansiklopedistler ve Jakobinlerle nasıl ittifâk hâlinde oldukları ve aralarındaki tezâdda rağmen, ne sûretle, müştereken, Hıristiyanlığın zayıflatılması gibi bir netîceye vâsıl oldukları…
“Şu var ki bu isbât da, yine sâdece şu vâkıanın tesbîtine yarar: Yahûdiler, bu gizli cem’iyetlerin doktrinleri kendi doktrinleriyle uyuştuğu için onların esâslı ajanları olmuş olabilirler, lâkin o cem’iyetlerin müessisleri değildirler… Martinez de Pasqualis’in vazıyeti, nev’i şahsına münhasır bir hâldir ve unutmamak lâzımdır ki, o, kendi Localarına vücûd vermeden evvel, Rozkruva (Rose-Croix) İlüminizminin sırlarına âgâh (initié) ettirilmiş bulunuyordu.” (Bernard Lazare, L’Antisémitisme, son histoire et ses causes, Paris: Éd. Documents et Témoignages, 1969, pp. 166-167)
Martinizm: “İlâhlaşma yolu”
Masonluk sînesinde Bâtınî Martinizm ekolünün müessisi olan Martinez de Pasqualis hakkında, Üstâd-ı Âzam Orhan Hançerlioğlu’nun Felsefe Ansiklopedisi’nde (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1978, c. 4) şu mâlûmât mündericdir:
“Martinizm: Bütün kiliseleri [yânî dînleri] birleştirmek isteyen bir Hıristiyan [?] tarîkati. Portekizli bir Yahudi çocuğu olan Martinez de Pasqualis (1715-1779) tarafından kurulmuştur. Ünlü Saint-Martin de bu düşünürün öğrencisidir. Öğretisinin temel yapısı, doğatanrıcılıktır [Panteizm].”
Bu son husûsu, Mason müellif Naudon da têyîd eder:
“Martinès, bir nevi mistik Panteizm tarafdârıydı.” (Paul Naudon, La Franc-Maçonnerie, Paris: PUF / Que Sais-je?, No 1064, 1971, 4. éd., p. 108)
Masoniyâtçı Prof. Daniel Ligou’nun îzâhatı dana vâzıhtır:
Martinez de Pasqualis ve Claude de Saint-Martin (kezâ, bunların günümüze kadar devâm eden tâkîbcileri), “Masonluğu, insanın, kendi kendini aşıp Allâh seviyesine çıkmasını veyâ herhangi bir mutavassıt olmaksızın, O’nunla münâsebete geçmesini têmîn eden vâsıta olarak görüyorlardı”. (Ligou 1977: 13)
Masonluğun Bâtınî cephesini temsîl eden bir başka cereyân: Mısır Riti
Masonluğun Bâtınî cephesine ağırlık veren bir başka cereyân da, “Mısır Riti”dir. Bu Rit, kendini “Comte de Cagliostro” olarak tanıtan Palermolu Yahûdi Joseph Balsamo’nun (2.6.1743 - 26.8.1795) eseridir. Balsamo, 12 Nisan 1777’de Londra’da, Fransız diliyle çalışan bir Locada tekrîs edilmiş, 1784’te Strazburg’ta “La Sagesse triomphante (Muzaffer Hikmet)” Locasını têsîs etmiş ve kökünün Kadîm Mısır’da olduğunu iddiâ ettiği (aslında hep Kabbala Bâtınîliğinden mülhem) “Mısır Riti”nin müessisi olmuştur. Sihirbâzlık ve kerâmet numaralarıyle aristokrat muhîtlerde nüfûz kazanmış, bu muhîtleri istismâr ederek büyük vurgunlar yaptıktan, birçok rezâletle Fransa’yı çalkalandırdıktan sonra, 1786’da Fransa’dan ihrâc edilmiş, nihâyet Papalığın bir hapishânesinde ölmüş, târihe emsâline nâdir rastlanır bir şarlatan olarak geçmiştir. (Balsamo hakkında başlıca mêhazımız: https://fr.wikipedia.org/wiki/Joseph_Balsamo; 11.4.2024)
2_ee0a1f81fc3f2408e1ca07e25cdd07c2.jpg
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Joseph_Balsamo; 11.4.2024)
Mısır Ritinin müessisi, eşine ender rastlanır bir şarlatan: Joseph Balsamo, nâmıdîğer Cagliostro Kontu…
***
Bédarride Kardeşlerin Misraim Riti
Napoli’de, Balsamo’dan patent alarak “Mısır Riti”yle faâliyet gösteren bir Masonluğun teessüs ettiği ve oradan da Bédarride Kardeşlerin “Misraim” ismiyle (ki İbrânîcede “Mısırlılar” kelimesinin mukabilidir) bu Masonluğu, –muhakkak ki kendi katkılarıyle berâber- Fransa’ya ithâl ettikleri tahmîn olunuyor. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Rites_ma%C3%A7onniques_%C3%A9gyptiens; 11.4.2024)
Marc (4.2.1776 - Nisan 1846), Joseph (1787 - 1840) ve Michel (29.8.1778 - 9.2.1856) Bédarride Kardeşler, Provanslı Sefarad bir âileye mensûbdular. (Provans: Marsilya civârındaki mıntıka…) Sabataîlik vâsıtasıyle Kabbala Bâtınîliği ile ünsiyet peydâ etmişlerdi. Kardeşlerden Marc Bédarride, evvelâ, 1813’te, Napoli’de “La Figlia della Sapienza” Locası’nı, müteâkiben, kardeşleriyle berâber, 19 Mayıs 1815’te, Pâris’te, “Arc-en-ciel (Arcobaleno)” Locası’nı têsîs etmiştir. Misraim Riti, 1880’de, Giuseppe Garibaldi’nin öncülüğünde, Memphis Ritiyle birleşerek Eski ve İptidâî Mephis-Misraim Ritini teşkîl etti ve Memphis-Misraim Locaları, İtalya İhtilâlinin karârgâhları oldular. (Gérard Galtier, L’Écho des Carrières, No 67, 2012; https://acjp.fr/uploads/articles/d6cbe494cce9fe0392d385751de8f9c5.pdf; 10.4.2024) (https://en.wikipedia.org/wiki/Marc_B%C3%A9darride; 10.4.2024)
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Rites_ma%C3%A7onniques_%C3%A9gyptiens; 11.4.2024)
DEVAM EDECEK
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (14)
Yesevizade Alparslan Yasa
25.07.2024 - 11:50
Yayınlanma
1_44e896167f8835c7ce8652afaad5c150.jpg
(Gérard Galtier, L’Écho des Carrières, No 67, 2012; https://acjp.fr/uploads/articles/d6cbe494cce9fe039... 10.4.2024)
Bédarride Kardeşler ve Misraim Riti hakkında, Şark Dil ve Medeniyetleri Enstitüsü (INALCO) Âzâsı Gérard Galtier’in bizim de istifâde ettiğimiz makalesi…
***
(Leon Zeldis’den naklen) Masonluğun beşiğinde Yahûdilerin mevcûd olduğuna dâir yeni mâlûmât
Bunlar, Yahûdilerin Masonluk içindeki faâliyetleri cümlesinden olarak hemen dikkati çeken vâkıalar olmakla berâber, artık, Bernard Lazare’ın yazdığı gibi, “Masonluğun bizzât beşiğinde Yahûdilerin mevcûd olduğu” git gide daha fazla gün ışığına çıkıyor.
Meselâ, İsrâil Localarının Hâkim Büyük Âmirlerinden Leon Zeldis’in kaydettiğine göre, 1738’de basılan Anderson Nizâmnâmesi’nde, birçok Yahûdi, “Grand Intendant (Büyük Kâhya)” olarak zikredilmiştir.
Haham Templo
Londra’daki Eski Masonlar Büyük Locası’nın ilk Büyük Kâtibi Laurence Dermott, Haham Jacob Leon Templo’nun (1603 - 1675) Süleyman Mâbedi tasvîrini, başında bulunduğu Büyük Loca’nın armasına koymuş, 1813’te Eski Masonlar ile Asrî Masonlar birleşip İngiltere Müttehid Büyük Locası ismini aldığında, armada, yine Dermott’un (1764’te basılan Ahimon Rezon –Eski Masonların Nizâmnâmesi- isimli kitabında) kendisinden “meşhûr ve allâme İbrânî, mîmâr ve birâder” şeklinde takdîrle bahsettiği Templo’nun tasvîri kullanılmıştır. Bu ifâdeden, Haham Templo’nun, Fikrî Masonluğun beşiğindeki şahsıyetlerden biri olduğu anlaşılıyor.
2_d6ae845d499d429fec4446faacd460d2.jpg
(https://en.wikipedia.org/wiki/Judah_Leon_Templo; 11.4.2024)
(Klod Frydman, 2020, étoiledisraël.com; https://sites.google.com/site/netisr2/home; 11.6.2024)
Haham Léon Templo ve onun -İngiltere Masonluğunun armasında yer alan- Süleyman Mâbedi tasvîri (İsrâilli Farmason ve Türk düşmanı Klod Frydman’dan)…
***
Zeldis, Masonluğun beşiğindeki Yahûdi Masonlardan sâdece Sefarad olanlar üzerinde duruyor ve bunlardan birçoğunun ismini zikrediyor. Hattâ, henüz keşfedilen bâzı vesîkalara nazaran, muhtemelen, ilk def’a, Rhode Island üzerinden Masonluğu Amerika Birleşik Devletleri’ne sokanlar da küçük bir Sefarad topluluğudur. Engizisyondan kaçan Marranolara melcê olan İtalya’nın Livorno şehrinde dahi, 17. asrın sonlarından îtibâren, Localardaki Yahûdiler mühim bir yekûn tutmaktadır. (Leon Zeldis, “Some Sephardic Jews in Freemasonry”; http://www.mastermason.com/fmisrael/sephardic.html... 13.4.2024) Livorno’dan gelip Selânik’e yerleşen Yahûdiler burada da büyük nüfûz kazanacak, dîndaşlarını uyandıracak ve târihin akışını değiştireceklerdir. (Tafsilât için, bilhassa “Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi” başlıklı vâsi araştırmamıza mürâcaat)
Yahûdilik, Masonluğu alenen sâhibleniyor
Bunlardan daha mühimm olan husûs ise, gayet îtibârlı Yahûdi müellifleri mârifetiyle, Masonluğa harâretle sâhib çıkan bir neşriyâtın mevcûdiyetidir.
Masonluğu sâhiblenen bir haham neşriyâtı: La Vérité israélite
Masonluğu sâhiblenen Yahûdi neşriyâtının herhâlde en ibretâmîz olanı, Joseph Cohen’in “La Franc-Maçonnerie et le Judaïsme” başlıklı makalesidir. (J. Cohen hakkında: Valérie Assan, “Joseph Cohen, avocat, publiciste”, Archives Juives, 2012/2-45: 141-142; https://www.cairn.info/revue-archives-juives-2012-... 5.3.2018)
Avukat, Gazeteci, Nâşir, Cezâyir Mûsevî Konsistuvarı Reîsi (1846-1847), Pâris Mûsevî Konsistuvarı Âzâsı (1858-1881) Joseph Cohen (Marsilya, 1.11.1817 - Pâris, 22.11.1899), 1860-1862 senelerinde, Pâris’de, “bir haham ve edebiyâtçı topluluğunun desteğiyle” neşrettiği haftalık La Vérité israélite mecmûasının 1861 senesi V. cildinde, 73 ilâ 78. sayfalarda münderic makalesinde, (ki, Fransa’da, o esnâda cereyân eden ve iki Prensin yarıştığı Üstâd-ı Âzam seçimi vesîlesiyle ve coşkun bir üslûbla kaleme alınmıştır) Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkında, o günden beri tekzîb veyâ cerhedildiğini göremediğimiz tesbîtlerde bulunuyor:
“…Bu büyük cem’iyet ile Yahûdiliğin menfâatleri arasında ne çeşid bir münâsebet mevcûddur?
“Bu münâsebet, düşünülebilecek olandan çok daha fazladır. Yahûdilik, hey’et-i mecmûasıyle Farmasonluk için, derin ve candan bir sempati duymalı ve bu kudretli müesseyle alâkalı hiçbir şeye lâkayd kalmamalıdır. […]
“Mason zihniyeti, Yahûdi zihniyetinden başka bir şey değildir”
“Muhakkak ki Mason zihniyeti, en temel akîdeleriyle, Yahûdi zihniyetinden başka bir şey değildir: Bahis mevzûu olan, onun fikirleridir, onun dilidir, hemen hemen onun teşkîlâtıdır. Mason Tarîkatinin çalışmalarının icrâ edildiği Mâbede girdiğim zaman, her tarafta Süleyman’ın isminin ve İsrâiloğullarının hâtıralarının yankılandığına şâhid oluyorum. Şu remzî Sütûnlar, gölgelerinde, her gün Hiram’ın işçilerinin ücretlerini aldıkları sütûnlardır… Onun ismini hürmetle anıyorlar… Bütün Mason an’anesi, beni, babası Dâvud’un vâdini tahakkuk ettiren Yahûdi Kralının; İbrâhim’in, İshâk’ın, Yâkub’un İlâh’ı nâmına Semâvât ve Arzın Hâlik’ına lâyık bir dînî âbide binâ ettiği şânlı devre götürüyor… O an’ane ki çarpıcı resimlerle remzedilmekte, Filistin’in hudûdları ötesinden bütün dünyâya yayılmakta, lâkin aslının derin, silinmez izini muhâfaza etmektedir. […]
“Mümtâz ırk”
“İsrâiloğullarına mensûb kardeşlerimiz içinde, Masonluğun bu insâniyetperver gayesine bakıp, onda, Sînâ Kanûnlarının bütün yeryüzü milletleri arasında Allâh tarafından ancak kendilerine tevdî edildiği mümtâz ırkın güttüğü dâvâyı farketmiyen var mıdır?
Yahûdi Mesîhciliğiyle örtüşen Mason Mesîhciliği; merkez: Kudüs
“Farmasonluğu destekliyen ve ona kuvvet veren ümîd, istikbâldeki kat’î zaferi müjdeliyerek, İsrâiloğullarını, ıztırâblı yolunda aydınlatan ve kuvvetlendiren ümîddir. Mesîh devrinin başlaması demek, ebedî kardeşlik ve sevgi umdelerinin alenen tasdîk ve kat’î sûrette îlânından, bütün kalblerin, bütün gayretlerin herkesin ve tek tek her ferdin menfâati etrâfında kenetlenmesinden, bütün milletlerin o hârikulâde duâ evinin tâclanmasından başka nedir ki? O duâ evi ki merkezi ve muzaffer timsâli Kudüs olacaktır…
DEVAM EDECEK
.
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (15)
Yesevizade Alparslan Yasa
26.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Avukat Joseph Cohen'in –bir "Haham ve edebiyâtçı cem'iyeti"nin desteğiyle- neşrettiği haftalık La Vêrité israélite mecmûasının V. cildinin kapağı ile, aynı cildde, "Farmasonluk ve Yahûdilik" başlıklı makalesinin ilk sayfası…
1_26b24bd892991c1773c5ab5fdee5a813.jpg
(La Vérité israélite, 1861, V. cild, kapak ve s. 73: Av. Joseph Cohen, “La F-M et le judaïsme”)
Avukat Joseph Cohen’in –bir “Haham ve edebiyâtçı cem’iyeti”nin desteğiyle- neşrettiği haftalık La Vêrité israélite mecmûasının V. cildinin kapağı ile, aynı cildde, “Farmasonluk ve Yahûdilik” başlıklı makalesinin ilk sayfası…
***
Aynı gaye için çalışan Masonlar, Yahûdilerin muâvinleri
“Evet! Farmasonlar, bütün dünyâda, her gün, Yahûdiliğin, bütün milletler arasında havârîliğini yaptığı ve dâvâsını güttüğü eserin bir benzerini inşâ etmekle meşgûldürler. Bu noktada, her şeyde de olduğu gibi, Allâh’ın âşikâr ve mûcizevî icrââtına hayrân kalmalıyız! Kudüs düştüğünden beri, O, İsrâiloğullarına, gölgede veyâ parlak güneş altında, gönüllü olarak veyâ kendilerine rağmen onlara destek olan, yollarında yürüyen, -doğrudan işçileri olmaksızın- Sînâ Hakîkatinin, muzaffer gayesine ulaşmak için kat’etmesi elzem olan arâzîyi hazırlıyan, ona yol açan pek çok ve harâretli yardımcılar verip durmaktadır. Ayrıca ve bâhusûs, İsrâiloğulları, her tarafta tahkîr edildikleri, zulüm gördükleri, yasaklarla çevrelendikleri zaman kendilerine kardeşçe ellerini uzatan, onları bağırlarına basan, tehlikelere karşı himâye eden, hoşgörüyle karşılıyan, haklarına sâhib çıkan, böylece, onlara ancak sefîl bir nankörlüğün unutturabileceği hizmetlerde bulunan bu dîndâr kardeşler için dâimâ pek büyük şükrân ve muhabbet hisleri beslemelidir!
“Evet! Ey İnsanlık Mâbedinin yorulmaz işçileri, ey Âlemlerin Ulu Mîmârının sâdık hizmetkârları, izzet size, şükrân size! İsrâiloğulları, sizde, bütün yeryüzüne dağılmış, kendileri gibi, insanların ıslâhına, Âdem oğullarının birliğine, bir sulh ve kardeşlik rûhuyle, bütün milletlerin, kubbesi altında, aynı kanûna, aynı îmâna, aynı Allâh’ın hükmüne tâbi olacağı, artık birbirine kopmaz bağlarla bağlanacağı o mukaddes Mâbedin inşâsına çalışan kardeşler, dostlar görmektedir!”
Mtüfekkir Haham Elie Benamozegh’in tesbîti: Yahûdilik, İnsanlık Âlemini, kendi riyâseti altında, “Nûh Dîni”nde birleştirmek istiyor
Benzeri tesbît ve fikirler, Livornolu Haham ve Mütefekkir Elie Benamozegh’de de (1823 - 1900) müşâhede ediliyor. İsmi bile gayet mânîdâr olan Israël et l’humanité. Étude sur le problème de la religion universelle et sa solution (İsrâiloğulları ve Beşeriyet; Cihânşümûl Dîn Mes’elesi ve Buna Dâir Hâl Çâresi Hakkında Tedkîk) kitabının (Préface: Aimé Pallière, Avant-propos: Alfred Lévy, Paris: Éd. Ernest Leroux, 1914, XLI+735 p.) müellifi Benamozegh’in bu eserindeki başlıca müddeâsı, Yahûdiliğin, kendi riyâseti altında, bütün insanları –Mûsevîlik veyâ Yahûdilikde değil- “Nûh Dîninde” (noahisme veyâ noachisme) birleştirme emelinde olduğudur:
“Bir Cihânşümûl Dînin inşâsı, Yahûdiliğin nihâî gayesidir.” (Benamozegh 1914: 11)
Mesîhciliğin mânâsı
Yahûdi Mesîhciliği de (le messiansime juif), Allâh’ın Beşeriyete rehber olmak üzere seçtiği Yahûdi milletinin liderliğinde bütün milletlerin bu Cihânşümûl Dîni kabûl etmesini, bu sûretle bütün dünyâda sulh ve saâdetin hüküm sürmesini têmîn etmekdir.
Kitabın mütâlaasıyle hemen farkediliyor ki mezkûr “Nûh Dîni”, Masonluğun “Cihânşümûl Dîn”inden, yânî bütün insanların arasında müşterek olan bâzı ahlâkî değerleri esâs alan, Zâtî Allâh’ı, Vahyi, Âhireti reddeden, Cenneti dünyâda gerçekleştirmek iddiâsında bulunan, mücerred bir Beşeriyet mefhûmunu en yüce değer olarak kabûl ederek Beşeriyetperestlik (Humanolâtrie) dalâletine sapan Laik, yânî dünyevî dînden başka bir şey değildir…
Masonluk, Kabbala Bâtınîliğinin bir eseridir ve “Haggada”nın izlerini taşır
Müellif, doğrudan Yahûdilikle Masonluğun münâsebetinden bahsettiği pasajlarda ise, Masonluğun, Bâtınî cephesiyle, Kabbalaya dayandığı tesbîtinde bulunuyor. İddiâsınca, İnsanlığın “Nûh Dîni” istikametinde bir dînî istihâle geçirmesinde, Kabbala, söz sâhibi olacaktır:
“Muhakkak olan bir şey varsa o da, Mason ilâhiyâtının (théologie) esâsta teozofiden başka bir şey olmadığı ve onun da Kabbala teozofisiyle oldukça uyuştuğudur. Dîğer taraftan, Mîlâdî birinci asra âid haham âbideleri derinlemesine tedkîk edildiğinde, ‘Haggada’nın, yüksek bir zümreye mahsûs bir ilmin avâmî şekli olduğuna ve tekrîs usûlleri bakımından Masonluk müessesesiyle çarpıcı benzerlikler arzettiğine dâir birçok delîle ulaşılmaktadır. [“Haggada”: Mısır’dan Hurûc’u anlatan ve Hamursuz Bayramında okunan metinler…] Yahûdiliğin felsefî Masonluk, Teozofi ve umûmî olarak Sırlarla münâsebetini incelemek zahmetine katlanacaklar, emîniz, Kabbalayı küçümseme tavırlarından az-çok vazgeçmek zorunda kalacaklar ve Kabbala ilâhiyâtının istikbâlin dînî istihâlesinde bir rolü olabileceği düşüncesine karşı yüzlerinde beliren istihzâ tebessümü kaybolacaktır.” (Benamozegh 1914: 70-71)
Masonluktaki bütün kadîm têsîrler, aslında, Yahûdi kaynaklıdır
Bu noktada, daha evvel neşredilmiş bir tesbîtimizi de burada tekrâr etmek isteriz:
Masonlukta mevcûdiyetini müşâhede ettiğimiz, Kadîm Mısır, Yunan ve Orta-Şark’tan gelen bütün felsefî ve Bâtınî têsîrler, yânî Hermetizm, Gnoz, Pitagorizm, Yeni-Eflâtunculuk, Teozofi, Müneccimlik, Simyâ, Sihir, Okültizm, Johanitizm (Yahûdi Saül –nâmıdîğer Pavlos- tarafından têsîs edilmiş, fakat bilâhare Yahûdilikden epeyce uzaklaşmış Hıristiyanlık dîninin kabûl ettiği dört İncil’den biri ve o zaman Yahûdi nüfûzu altındaki İskenderiye’de Yahûdilerin en çok têsîri altında kalarak yazılmış İncil olan Yohanna İncili’ne izâfe edilen cereyân), Hümanizm (Beşeriyetperestlik), Vahdet-i Vücûd (Panteizm), Tabîatperestlik, Dehriye, Karmatîlik, Rose-Croix (ki Mason müellifi Serge Hutin’in ifâdesine göre, esâs fikirlerinden birisi şudur: “İnsan, Allâh olabilir ve olmalıdır!” -Hutin 1960: 59-), v.s. gibi cereyânlar, hep Yahûdilik vâsıtasıyle Masonluğa ulaşmıştır ve Yahûdiliğin izini taşırlar… (Masonluk Hakkında Yesevîzâde’yle Mülâkat, İstanbul’da Hasan Hüseyin Ceylan tarafından dört ayda bir neşredilen Risale-Dış Politika mecmûası, Ekim 1988, sayı 3, s. 194. Bu mülâkatımız bir hayli tahrîf edilerek ve budanarak neşredilmiştir…)
İsidore Epstein’ın kaleminden (Masonî ve Marksist Mesîhciliğin de ilhâm kaynağı olan) Yahûdi Mesîhciliği
Benamozegh’in noktainazarına, çok îtibâr edilen bir başka hahamın eserinde de rastlıyoruz. Bu, (iktibâsta bulunacağımız kitabı têlîf ettiği esnâda) Londra’daki Yahûdi mektebi Jew’s College’in en yaşlı hocası, 36 cildlik Bâbil Talmudu’nun İngilizceye mütercimi, ayrıca daha birçok kitabın müellifi olan Dr. İsidore Epstein’dır (Litvanya, Kovno, 7.5.1893 – Londra, 13.1962). Fransızcaya Le Judaïsme ismiyle tercüme edilen, Guide juif de France (Fransa Yahûdi Rehberi) tarafından da okunması tavsıye edilen eserinde (Paris: Éditions Payot, 1969, 310 p.) en fazla Mesîhciliği îzâh eden kısımlar dikkatimizi çekiyor. Bu pasajlarda, Benamozegh’in îzâhatındaki “Nûh Dîni”, Masonluktaki “Cihânşümûl Dîn” hedefleri yine karşımıza çıkıyor ve bu meyânda Marksist Mesîhciliğin (Cihânşümûl Komünist Cem’iyeti hedefinin) ilhâm kaynağı da farkediliyor… Bâzı pasajları hülâsaten naklediyoruz:
“İşâya ve Mika Nebîler müjdelemişlerdir ki bir gün gelecek, Kudüs, bir cihân krallığının merkezi olacak ve Arzın bütün milletleri, oraya akıl danışmıya ve tâkîb edecekleri yolu öğrenmiye koşacaklar… Böylece Benî İsrâil, Siyon’a tekrâr yerleşip dünyâ adâlet krallığının çekirdeğini teşkîl edecek ve dünyânın dîğer milletleri onun etrâfında toplanacaklar…” (p. 45)
[Marksizmdeki “târihin zarûrî akışı” fikri:] “Mezâmir’e göre, bütün beşer târihi, Mesîhî Krallığın tahakkuku istikametinde gelişmektedir.” Ve bu krallık bir yeryüzü cenneti olacaktır. (p. 63) Benî İsrâil ise, bizzât Allâh tarafından, bu krallığın têsîsini têmîn etmekle vazîfelendirilmiştir (p. 64) ve o, Allâh’tan başka hiç kimseye ve Onunkinden başka hiçbir kanûna boyun eğmez; bilakis bütün insanlar, İsrâil’in şahsında temsîl edilen İlâhî Krallığa boyun eğmekle mükelleftirler. (p. 65)
DEVAM EDECEK
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (16)
Yesevizade Alparslan Yasa
27.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Her hâl-ü-kârda, Memleketimizde Masonluk umûmiyetle İlmî Zihniyet ve Usûlle araştırılmamakla berâber, 19. asırdan îtibâren birçok Müslüman siyâset ve kalem erbâbı, Masonluğun, hassaten Müslümanlığı kasdederek "Dîn terakkîye mânidir" sloganıyle kitleleri ifsâd ettiğini, "İrticâ" yaftası altında Müslümanlığı tepelemiye çalıştığını görüp ona cephe almış, ona karşı (mesnedli-mesnedsiz) pek çok neşriyât yapmıştır.
Her hâl-ü-kârda, Memleketimizde Masonluk umûmiyetle İlmî Zihniyet ve Usûlle araştırılmamakla berâber, 19. asırdan îtibâren birçok Müslüman siyâset ve kalem erbâbı, Masonluğun, hassaten Müslümanlığı kasdederek “Dîn terakkîye mânidir” sloganıyle kitleleri ifsâd ettiğini, “İrticâ” yaftası altında Müslümanlığı tepelemiye çalıştığını görüp ona cephe almış, ona karşı (mesnedli-mesnedsiz) pek çok neşriyât yapmıştır.
1-1_0845819bbbfa78000d7fb662e56e1077.png
(“Les Grands Rabbins du Luxembourg; https://synagogue.lu/wp-content/uploads/2019/02/Les-grands-rabbins-Luxembourg.pdf; 12.6.2024)
Lüksemburg’un ilk Hahambaşısı Samuel Hirsch, başka meslekdaşları gibi, Masonluğa intisâb etmekde, Yahûdilik bakımından hiçbir beis görmemişti. Elbette bu vâkıa da, aradaki yakınlığın bir alâmetidir…
Hirsch, Yahûdilik içinde, ıslâhatçı, “liberal” temâyülün temsîlcisi oldu. Fikirleri, Lüksemburg’da fazla revâc bulmadıysa da, kendisi Amerika’da Filadelfiya Yahûdi Cemâatinin başına geçtikden sonra, blihassa Amerika’da çok yaygınlık kazandı…
***
Aynı hâlin bizde de vârid olduğu âşikârdır. (Yalnız, Türk isimli Masonların büyük kısmının Sabataî olduğuna dikkat etmek lâzımdır.) Bilhassa 19. asırdan beri, Locaları göze batacak derecede dolduruyor ve pek çoğu, Üstâd-ı Muhterem, Üstâd-ı Âzam, Hâkim Büyük Âmir mevkilerini işgâl ediyorlar. (İttihâd ve Terakkî Komitası’nın –İTK- müessisi Macedonia Risorta Locası’nın tâbi olduğu ve İttihâdcı İhtilâlinde, Trablusgarb ile Oniki Ada’nın kaybında, Osmanlı’nın izmihlâle sürüklenmesinde büyük rolü olan Grande Oriente d’Italia’nın Üstâd-ı Âzamı Ernesto Nathan -1848/1921- gibi…)
Bundan daha ibretâmîz bir vâkıa da, hahamların, hattâ hahambaşıların Masonluğa intisâbda bir beis görmemeleridir: Belçika Hahambaşısı Elie Aristide Astruc (1831-1905), Lüksemburg’un ilk (1843-1866) Hahambaşısı Samuel Hirsch (1815-1889) gibi…
Dahası, bizdeki bütün hahambaşıların Bene Berit Masonluğu müntesibi olduklarına bakılırsa, bundan, bütün dünyâda da aynı hâlin cârî olduğu netîcesi istidlâl edilebilir…
İsrâil’de de Masonluk kanûnî statüyü hâizdir
Kezâ, Yahûdi Şerîatiyle idâre edilen İsrâil’de, 1953’ten beri, İsrâil Devleti Büyük Locası’nın mevcûdiyeti vâkıası: İngiltere’nin şemsiyesi altındaki “Muntazam Masonluk”; HKEMBL’nin yakın münâsebet hâlinde olduğu, bir Locası (Nur) Türkçe ile çalışan, 80 civârında Locası ve 2-3 bin kadar Âzâsı bulunan bu Büyük Loca tarafından temsîl ediliyor. İngiletere’ye tâbi Masonluk, 19. asrın ikinci yarısından, “Liberal” Fransız Masonluğu da, 1906’da Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi olarak têsîs edilen Barkay Locası’ndan beri, Filistin arazîsinde faâliyetlerine devâm ediyorlar… (https://www.cairn.info/revue-la-chaine-d-union-2016-4-page-86.htm; 13.4.2024)
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Franc-ma%C3%A7onnerie_en_Isra%C3%ABl; 13.4.2024)
(“La Franc-Maçonnerie en Terre sainte”; https://www.albert-tours-israel.com/single-post/franc-maconnerie; 5.4.2024)
6. Fasıl:
Masonluğun Üç Semâvî Dîne Karşı Tavrı
“Yahûdi dîni dışında bütün dînler, Masonluğa düşmandır”
Egeran ekibinden ayrılarak bilâhare Türkiye Büyük Mason Mahfili’ni (günümüzdeki uydurma ismiyle “Özgür” Masonlar Büyük Locası’nı) teşkîl edecek Üstâd Masonlar tarafından têlîf edilen eserde:
“Yahudi dini dışında bütün dinler, ileride göreceğimiz gibi, masonluğa düşmandır. Bu düşmanlık, İslâm dini tarafından da benimsenmiştir. Özellikle Yahudilerin Masonluğu benimsemesi, Yahudi düşmanı olan müslüman yazarların masonluğa hücum etmelerine başlıca sebep olmuştur.” deniyor. (DTM 1965: 9)
Doğrusu, yeryüzündeki bütün dînlerin Masonluğa karşı takındıkları tavrı araştırmış değiliz. Masonluğun tek tek her dîn hakkındaki tavrını da bilmiyoruz. Lâkin Müteâl ve Zâtî Allâh’a, Peygamberlere, Vahiy Kitablarına, Rûhun Bekâsına, Âhirete inanan bütün dînleri “Putperestlikle” ithâm ettiğini ve bu dînlerin sâliklerini (kendi zanlarınca) bu “bâtıl îtikâdlardan” kurtararak, ortak bâzı fikrî umdeler ve ahlâkî değerleri esâs alan cihânşümûl, laik, yânî dünyevî bir dîn (ki o Masonluktan başka bir şey değildir) etrâfında birleştirmeyi gaye edinmiş olduğunu yukarıda îzâh etmiş bulunuyoruz. Bu cihetle, Masonluğun bu dînlerle mücâdele etmesi kadar bu berikilerin de onunla mücâdele etmesi tabiî değil midir? (Şu var ki, îtikâdımızca, bu mücâdele, fikrî mâhiyette olmalı, nezâhet hudûdları içinde kalmalı, kat’iyen karşılıklı zulme -her çeşidiyle maddî/mânevî zulme- varmamalıdır! O zamân bundan ancak hayır umulur.)
Katoliklik-Masonluk çatışması
Bu cümleden olarak, husûsen Katolikliğin, 18. asırdan îtibâren, mukâbele bilmisil, Masonlukla büyük bir mücâdeleye girdiğini, Masonluğun, Papalık tarafından (1738’de Papa XII. Clément’ın aforozuyle başlıyarak) def’alarca mahkûm edildiğini biliyoruz. (Buna mukâbil Ortodoksluğun, Protestanlığın ve sâir Hıristiyan mezheblerinin tavrı mechûlümüzdür…) Günümüzde ise, Katolik Kilisesinin, en azından bir cenâhıyle Masonlarla diyaloğa girdiği müşâhede ediliyorsa da, pek çok Katolik araştırmacı, müellif, fikir ve siyâset adamı Masonlukla mücâdeleden hâlî kalmıyorlar.
Müslümanlık-Masonluk çatışması
Müslümanlığa gelince, Masonluk Akâidine bihakkın vâkıf hiçbir Müslümanın, kendi kendisiyle îmânî tenâkuza düşmedikce, Masonluğu benimsiyemiyeceği bedîhî bir hakîkattir. Mâmâfih, o bâtıl Akâidi benimsemeden, kendince birtakım sebeblerle Masonluğa intisâb etmişse, bu –belki- onunla Allâh arasında bir mes’ele olarak görülebilir…
Her hâl-ü-kârda, Memleketimizde Masonluk umûmiyetle İlmî Zihniyet ve Usûlle araştırılmamakla berâber, 19. asırdan îtibâren birçok Müslüman siyâset ve kalem erbâbı, Masonluğun, hassaten Müslümanlığı kasdederek “Dîn terakkîye mânidir” sloganıyle kitleleri ifsâd ettiğini, “İrticâ” yaftası altında Müslümanlığı tepelemiye çalıştığını görüp ona cephe almış, ona karşı (mesnedli-mesnedsiz) pek çok neşriyât yapmıştır.
Son zamânlarda ise, bu husûsta, büyük bir gevşeklik hâli yaşadıkları müşâhede ediliyor… Filhakîka şu vâkıaya hayret edilmez mi ki Masonluk, Memleketimizde ve sâir İslâm beldelerinde, “İrticâ” yaftasıyle, İslâmın kökünü kazımak için, gizli-âşikâr, maskeli-maskesiz bütün gayretiyle çalışırken, Müslümanlar büyük bir gaflet ve uyuşukluk içinde ömür tüketiyorlar! Beynelmilel Masonluk Mâbedinin 33 Dereceli sâliki Şükrü Kaya’nın, “Büyük Şef”i nâmına, Meclis kürsüsünden (3 Aralık 1934 celsesinde) haykırdığı “Dînler işlerini bitirmiş, vazîfeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayâtiyet bulamıyan müesseselerdir!” küstâhça sözleri veyâ Selânikli Şef’in taşkın bir gayzla savurduğu “Evet, ahlâksız bir bedevînin İslâm denen o saçma ilâhiyâtı, hayâtımızı zehirliyen çürümüş bir leştir!” hakâreti bir asırdır kulaklarda çınlayıp duruyor da, üzerine ölü toprağı serpilmiş cem’iyette hiçbir aksülamel görülmüyor!
DEVAM EDECEK
.
Yahûdîlik-masonluk münâsebeti (17)
Yesevizade Alparslan Yasa
28.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Haham Dr. İsidore Epstein'ın -eserlerinden yapılmış İngilizce bir derleme kitabın 1995 baskısının kapağındaki- resmi ve bizim, Mesîhcilikle alâkalı bâzı pasajlarını tercüme ettiğimiz Yahûdilik kitabının Fransızca tercümesinin 1969 baskısı…
yes_cdd931b24d2300ddd9392b5175a9f1c3.jpg
Haham Dr. İsidore Epstein’ın -eserlerinden yapılmış İngilizce bir derleme kitabın 1995 baskısının kapağındaki- resmi ve bizim, Mesîhcilikle alâkalı bâzı pasajlarını tercüme ettiğimiz Yahûdilik kitabının Fransızca tercümesinin 1969 baskısı…
***
Yahûdiliğin en hayâtî ve sarsılmaz akîdesi: Mesîhcilik
Mesîh devrinde Arz üzerinde tahakkuk edecek İlâhî Krallığa olan inanc, Yahûdiliğin bütün tezâhürlerinin, hattâ bizzât Yahûdi Milletinin binlerce seneden beri yaşıyabilmesindeki sırrın anahtarıdır. Yahûdiler, bütün târihleri boyunca, dâimâ bu devrin hayâliyle yaşamışlar, en zor şartlarda dahi bu ümîdlerini kaybetmemişlerdir. Bu devir, Mesîh’in şahsında temsîl olunmaktadır. Fakat Mesîh, fevkalbeşer bir mahlûk değildir. O, en nihâyet, Benî İsrâil’in kurtuluşunun ve eski vatanına tekrâr kavuşmasının bir vâsıtasından başka bir şey olmıyan bir fânîdir. Benî İsrâil vâsıtasıyle de, bütün beşeriyetin ahlâkî ve mânevî kurtuluşu tahakkuk edecek, bu sûretle her insan, İlâhî Krallığın vatandaşı olmıya lâyık hâle gelecekdir. (p. 131) Böylece, yeryüzünde bütün insanların bağlanacağı tek bir cihânşümûl dîn bulunacak ve artık ilâhî maksad da tahakkuk etmiş olacaktır. (p. 132)
Bütün “Goyim” için tek dîn: “Nûh Dîni” veyâ “Cihânşümûl Dîn”
“Mûsevîlik [veyâ Yahûdilik], oldukça erken bir devirden îtibâren, dîğer insanların sâdece ‘Nûh Kanûnları’na riâyet etmelerini kâfî görmüştür. […] ‘Nûh’un oğulları’, Benî İsrâil’in tek Allâh akîdesini kabûl etmekle mükellef değildirler; Putperest olmamaları kâfîdir; buna mukabil, isterlerse, İki İlâh veyâ Teslîs akîdesine sâhib olabilirler. […] Nûh Kanûnları, Yahûdilerin dîğer insanları dînlerine kazanma husûsundaki tavırlarına da têsîr etmiştir. […] Yahûdiliğin resmî teşekkülleri, Putperest Yunan-Roma Âleminde, dîğer insanların Yahûdiliğin hükümlerine uymaları için hiçbir teşkîlâtlı teşebbüsde bulunmamışlardır. Zîrâ Yahûdiliğin hükümleri, husûsen râhiblikle vazîfelendirilmiş olan İsrâil’den başka hiçbir millete müteveccih değildirler. Yahûdiliğin bütün arzûsu, Putperestlerin sahte ilâhları ve sahte ahlâkları yerine Nûh’a vahyedilmiş olan Beşeriyet Dînini (la religion de l’humanité révélée à Noé) ikame etmekden ibâretti. Ama bir def’a Putperestliğin yerine, peşpeşe kendinden neş’et etmiş olan Hıristiyanlık ve İslâm dînleri kaim olunca, Yahûdilik, artık bu husûstaki mücâdele sâhasından çekilip Beşeriyet Dînini yayma işini onlara bıraktı. (Mais quand le paganisme eut été remplacé par le christianisme , puis aussi par l’islam le judaïsme se retira du champ de la mission et se contenta de laisser aux confessions issues de lui la tâche de répandre la religion de l’humanité.) Bunun sebebi de, dîğer milletlerin âkıbetine lâkayd kalmak değildi; Hıristiyanlık ile İslâmın –sıhhatli bir Tevhîd akîdesine sâhib olmasalar da- ihtivâ ettikleri pek çok ahlâkî ve dînî hakîkatin ana dîn (la religion-mère) olan Yahûdilikle müşterek olmasıydı. Ve Yahûdiliğin tâlimine göre, Allâh’ın tâyîn ettiği vakitte, Mesîhî Krallık têsîs edilince, gerisi zâten gelecekdir; hem de zarûrî olarak gelecekdir… İşte İsrâil’in tükenmez ümîdi de budur. O ümîd ki Yahûdiliğe, en eski devirlerden günümüze kadar devâm edegelen hayâtiyetini ve Yahûdi dînî hayâtı tarafından temsîl olunan birleştirici kuvvetini kazandırmaktadır.” (pp. 135-136)
Tişri ayının ilk günü, Yahûdi yılbaşısı Roş Hoşana Bayramı tes’îd edilir. O gün havrada yapılan âyinin zirve noktası, Mesîh devrinin bir ân evvel başlaması için yapılan duâdır. “O altın çağ geldiğinde, bütün beşeriyet İlâhî Krallığı tanıyacak ve tek bir grup teşkîl edecekdir.” (p. 164)
[Marx’ın da çok têsîri altında kaldığı ve 19. asrın ilk mühim Siyâsî Siyonistlerinden, 1862’de neşredilen Roma ve Kudüs kitabının müellifi, Komünist Yahûdi mütefekkiri] “Moses Hess’in (1812 – 1875) milliyetciliği, İbrânî Mesîhciliğinin cihânşümûl idealiyle yoğrulmuştu. Ona göre, Yahûdiler, Mesîh milletidir; teşkîlâtlı ve birleşmiş bir İnsanlıkta ictimâî adâlet, insânî yardımlaşma ve ebedî sulh umdelerini tahakkuk ettirmek onların vazîfesidir. Bunun için de evvelâ eski vatanlarına dönüp Yahûdi Devletini kurmaları lâzımdır…” (p. 287)
“Yahûdilerin 19. asırda pek çok memlekette her çeşid haklarına kavuşmaları ve bu yüzden de sık sık devletlerin ve ticâret âleminin kilit mevkilerine geçmeleri, pek çok Şarkî Avrupa Yahûdileri tarafından Mesîh devrinin alâmetleri olarak tefsîr edildi. Böylece Filistin’de Yahûdi Devletinin doğrudan ilâhî müdâhaleyle, bir ânda, mûcize ve hârikalarla têsîs edileceği şeklindeki eski inanc yerine, kurtuluş devrinin, tedrîcen, insanın eliyle geleceği fikri hâkim oldu. Bu fikri ilk def’a serdeden, Haham Lévi Hirsh Kalisher’dir (1785 – 1877); ki 1862’de neşrettiği Derişat Zion isimli eserinde, Tanah ve Talmud’dan parçalarla tevsîk ettiği nazariyesine göre, Filistin’de Yahûdi müstemlekelerinin têsîsi, müsâmahakâr hükûmetler ile cömerd Yahûdilerin yardımları sâyesinde mümkün olacaktı. Nitekim kendisi de bu istikamette faâliyette bulundu ve netîce de aldı…” (p. 288)
“Mukaddes Arâzî’nin ilk Hahambaşısı olan Abraham İsaac Kook’a (1868 – 1935) göre, Filistin’de başlıyan Allâh’a dönüş hareketi bir gün muhakkak bütün dünyâyı fethedecekdir. […] Yahûdilik, rolünü ancak Mukaddes Arâzî’yi merkez yaparak müessir bir şekilde oynıyabilir. Daha şimdiden pek çok Yahûdi fikri, Beşeriyetin müşterek malı olmuştur ve bu da Yahûdilerin, Mukaddes Arâzî’ye döndükden sonra, dîğer milletler üzerindeki mânevî nüfûzlarını icrâ etmelerini kolaylaştıracaktır.” (p. 293)
“İsrâil Başvekîli Ben Guryon, 1957 Temmuz’unda Kudüs’de bir araya gelen Umûmî Siyonist Hey’eti âzâlarına hitâben, İsrâil Devleti’nin têsîsindeki en mühim âmilin, Mesîh devri hakkında beslenen inanc olduğunu ve Yahûdi Milletinin kendi memleketine dönüşünün, Mesîh devrinin başlangıcını teşkîl ettiğini (le retour du peuple juif, à son pays, est le commencement de la réalisation de la vision messianique) söylemiştir.” (p. 301)
“Mesîh devri ümîdi, (hangi temâyüle mensûb olurlarsa olsunlar) bütün Yahûdiler arasında müşterekdir. Usûlleri farklı olsa da, […] hepsi, dört bin senedir devâm eden ve Allâh tarafından tesbît edilmiş olan aynı millî gayenin tahakkuku uğrunda gayretlerini birleştirmektedirler; ki bu gaye de, Mesîh Krallığının têsîsidir.” (p. 303) (İsidore Epstein, Le Judaïsme, Paris: Éditions Payot, 1969, 11x18 cm, 310 p.) (Epstein’dan naklettiğimiz metinleri, ilk def’a, Yahûdilik ve Dönmeler kitabımızda -1989, ss. 434/437- neşrettik.)
Yahûdilik de, Masonluk da, Kemalizm de hep “dünyevî dîn”
Yahûdilik-Masonluk münâsebetinde fevkalâde dikkat çekici bir başka husûs, her ikisinin de, esâs îtibâriyle dünyevî birer dîn olmasıdır. Gerek kendilerine atıfta bulunduğumuz Bernard Lazare, Joseph Cohen, Benamozegh, gerekse burada zikretmediğimiz sâir Yahûdi müellifleri hep bu husûsu tebârüz ettirirler. Kezâ Yahûdiliğe dâir birçok eserin müellifi olan feylesof, denemeci, romancı, şâir Edmond Fleg (Flegenheimer; Cenevre, 26.11.1874 – Pâris, 15.10.1963):
“Yahûdilik, sâdece dünyânın istikbâline müteveccihdir.” (Edmond Fleg, Anthologie juive, Paris: Éditions Crès, 1923, 2 volumes, p. 261)
Bizdeki Yahûdi müelliflerinden Prof. Avram Galanti (Abraham Galanté)’nin (1873 – 1961) –Mustafa Kemâl ile İbrânî Peygamberleri arasındaki benzerliğe dikkat çeken- Kemâlperest bir makalesinde de aynı tesbîti görüyoruz. Kemalizme sâdece fikrî değil, ırkî bir taassubla da sâhib çıkan Bene Berit Farmasonu Galanti'nin târifiyle, Mustafa Kemâl, Laikliğin, yâni “Dînler Üstü Dünyevî Dîn”in bir “Peygamber”idir; -kendi tâbirleriyle- “İlâhî” değil, “Dünyevî bir Peygamber”, yânî kendi başına bir dîn îcâd edip ona rehberlik eden bir ideologdur:
“…İlâhî Peygamberlerden başka Dünyevî Peygamberler vardır. Karl Marx, Marksizmin yânî Sosyalizmin Peygamberi; Lenin, Leninizmin, yânî Komünizmin Peygamberi; Mustafa Kemâl, Kemalizmin, yânî hürriyet, istiklâl ve terakkî aşkının Peygamberidir.
“ ‘-Kanûnlarımız, ancak dünyevî ihtiyâclardan mülhem olacaktır!' diyen Mustafa Kemâl, Peygamberlik sâhasında Mûsâ'ya benziyor. Mûsâ, İlâhî Peygamber olmakla berâber, Dünyevî [Laik], Sosyalist ve hattâ biraz Komünist bir Peygamberdir. Buna hayret edilmesin; Tevrât meydandadır. Mûsâ, İbrânîlerce daha evel tanınmış olan Vahdet-i İlâhiye fikrini takviye ve îlân ettikden sonra, dünyevî işler ile meşgûl olmuştur. Vâzı-ı kanûn sıfatıyle vaz'ettiği kanûnları, ancak dünyevî esâslara müsteniddir. Mûsâ, şimdiki tasavvur olunan şekilde, Cennet ve Cehennemden bahsetmedi. Cennet ve Cehennem fikri, Yahûdilere, yabancı akvâmdan gelmiştir. Ahd-i Atîk'ın [Tanah; Yahûdi Kitab-ı Mukaddes'i] hiçbir yerinde Cennet ve Cehennem kelimeleri yoktur. Evâmir-i İlâhiyeye karşı gelenlerin, yeryüzünde ve sağlıkları zamânında görecekleri cezâlar Tevrât'ta mezkûrdur. Görülüyor ki Mûsâ'nın vaz'ettiği kanûnlar, insanların saâdetini, insanlar arasında hüsn-i âmîzişi, yâni medeniyeti hazırlıyan bahtiyâr bir ictimâî hayâtı têmîn etmeğe mâtûftur.” (Avram Galanti, 11 Teşrînisânî 1341 / 11 Kasım 1925 târihli Akşam gazetesinde intişâr eden “Mûsâ / Mustafa Kemâl” başlıklı makalesinden; Müellifin Küçük Türk Tetebbular isimli makale derlemesinin Önder Kaya tarafından Latin harflerine çevrilmiş baskısı: Türklük İncelemeleri, İstanbul: Yeditepe Ye., 2004, ss. 146-147)
Bütün dünyâda –hahambaşılar dâhil- Yahûdilerin Masonluğa rağbet göstermesi, elbette sebebsiz değil
İşte Yahûdilik ile Masonluk arasında bu kadar büyük bir benzerlik olduğu içindir ki Yahûdiler, dünyânın her tarafında Masonluğa fevkalâde rağbet göstermişlerdir. Öyle ki meselâ Fransa’da: “Vasat Mason, çok kere, Yahûdidir.” (Le Monde gazetesi muharrirlerinden Alain Guichard, Les Francs-Maçons, Paris: Éd. Bernard Grasset, 1969, 2. éd., p. 59)
DEVAM EDECEK
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (18)
Yesevizade Alparslan Yasa
29.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Masonluk, bâtıl Akâidi îcâbı, sâdece Fransa'da değil, belki her memlekette uhrevî hayât akîdesini esâs alan dînlerle mücâdele hâlindedir.
Masonluk, bâtıl Akâidi îcâbı, sâdece Fransa’da değil, belki her memlekette uhrevî hayât akîdesini esâs alan dînlerle mücâdele hâlindedir. Memleketimizde de bu mücâdele, bir buçuk asırdır, aynı “Farmason”, yânî -halkımızın ona haklı olarak atfettiği mânâyle- “Dînsiz” zümre tarafından, İslâm kasdedilerek, “Dîn terakkîye mânidir!”, “Kara kuvvet İrticâ!”, -Sabataî Farmason Yalman’ın tâbiriyle- “İrticâ yılanı” gibi sloganlarla ve insâfsızca, her cephesiyle Müslümanlığa hücûm ederek devâm ettirilmektedir.
yesevizade-1_f45af071975f3dc7d146f935fd3065d0.png
Fransa’da III. Cumhûriyet’in başlıca bânîsi olarak kabûl edilen, Masonluğu arkasına alarak en büyük mücâdelesini Kiliseye karşı veren (Mayıs 1869’da Marsilya’da, Fransa Meşrik-ı Âzamı’na tâbi La Réforme Locası’nda tekrîs edilmiş) Farmason siyâsetci Léon Gambetta (1838-1882), 4 Mayıs 1877’de, Millet Vekîlleri Meclisi’nde “irâd ettiği nutkunda: “Kahrolsun Kilisenin tahakkümü!” (harfiyen tercümeyle: “İşte düşman: Kilisenin tahakkümü!”) diye haykırmış, yine Siyonist-Mason ellerindeki La Lanterne gazetesi de, onu, burada görüldüğü gibi, iki haftalık İlâvesinde, sâdece Kilisenin tahakkümüne değil, doğrudan Kiliseye ve Hıristiyanlığa nefret kusan bir karikatürle kapak yapmıştı.
Masonluk, bâtıl Akâidi îcâbı, sâdece Fransa’da değil, belki her memlekette uhrevî hayât akîdesini esâs alan dînlerle mücâdele hâlindedir. Memleketimizde de bu mücâdele, bir buçuk asırdır, aynı “Farmason”, yânî -halkımızın ona haklı olarak atfettiği mânâyle- “Dînsiz” zümre tarafından, İslâm kasdedilerek, “Dîn terakkîye mânidir!”, “Kara kuvvet İrticâ!”, -Sabataî Farmason Yalman’ın tâbiriyle- “İrticâ yılanı” gibi sloganlarla ve insâfsızca, her cephesiyle Müslümanlığa hücûm ederek devâm ettirilmektedir.
“İrticâ nedir, Mürteci kimdir?” diye sorulduğunda ise, 33 Dereceli Farmason Üstâdı, değişmez Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya, 3 Aralık 1934 günü, “Büyük Şef”i nâmına Meclis’de îrâd ettiği nutkunda: (Kemalist) “İnkılâbın [dîğer tâbirle Kemalizmin] emirlerini yapmamak İrticâa hizmet etmek, Mürteci olmak demekdir!” şeklinde cevâb veriyor…
Yânî, “Millî Şef”in dâmâdı Metin Toker’in mecmûasına iğrenc bir tasvîrle kapak yaptığı sahîh Müslüman…
“Din düşmanı” olmadığı propagandasını yapan Münâfık İdeolojinin içyüzü böyledir! (İşbu “Münâfık” tâbirini, hakaret kasdıyle değil, “karaya kara, aka ak deme / appeler le chat le chat” tavrıyle kullanıyoruz…)
***
Yahûdilik ile Masonluk arasında ise, dostâne münâsebetler, sâhiblenme ve işbirliği görülüyor
Yahûdilik hakkındaki tavırlarına gelince, Masonluğun Yahûdilik ve Siyonist Emperyalizmiyle mücâdele ettiği görülmüyor; bilakis, târih sahnesine çıktığı devirden beri onlarla işbirliği yaptığı vâkıalar birbirini tâkîb edip gidiyor…
Yahûdi câmiasında ise, yukarıda müşâhede ettiğimiz vechiyle, bu asırlık işbirliğinin bir tezâhürü hâlinde, Masonluğa harâretle sâhib çıkan bir neşriyâtın mevcûdiyeti dikkati çekiyor…
7. Fasıl:
Siyonist Yahûdilere Münhasır Bir Masonî Teşkîlât: Bene Berit
Akâidlerinde –bilhassa Kabbalacı yönleriyle- kendilerinin bir yansımasını gördükleri, mâbedlerine girdiklerinde havraya girmiş gibi oldukları, ayrıca çalışma tarzlarını pek çok takdîr ettikleri için, başka hiçbir dîn ehlinin yapmayı düşünmediği bir teşebbüsde bulundular: 1843’te, Nevyork’ta, Yahûdilere (daha doğrusu, Siyonist Yahûdilere) münhasır bir Mason Locası têsîs ettiler ve sonraki bütün Locaları kucaklıyacak müesseselerinin ismini Bene Berit (B’nai B’rith: Ahdin Oğulları) koydular.
Bene Berit hakkında evvelki çalışmamız
Bene Berit hakkında, daha evvel, oldukça tafsîlâtlı bir çalışma yapmış ve bunu, Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi isimli vâsi araştırmamıza dercederek, Yeni Söz’ün 23 Nisan ilâ 7 Mayıs 2019 târihli nüshalarında (Tef. No 213-227) neşretmiştik. Burada, o çalışmamızın bâzı pasajlarını aynen, bâzılarını hülâsaten veyâ tâdil ederek iktibâs ediyor, ayrıca, onu, mevsûk birçok yeni mâlûmâtla zenginleştiriyoruz. Birbirini tamâmlıyan her iki çalışma bir arada tedkîk edilirse, Bene Berit hakkında daha fazla mâlûmât edinileceği âşikârdır.
“En az dördü Muntazam Mason” olan 12 müessisin eseri
Şoven Yahûdilerin târihinde pek semereli bir çığır açacak bu eser, yânî têsîsindeki ismiyle Independent Order of B’nai B’rith, günümüzdeki ismiyle B’nai B’rith International, (12 kadîm Yahûdi kabîlesini temsîl edercesine) Almanya menşêli, 20 ilâ 30 yaş civârındaki 12 Siyonist Yahûdi muhâcirin teşebbüsüydü.
Uzun seneler zarfında, Bene Berit’in nâşiriefkârı The National Jewish Monthly mecmûasının Neşriyât Müdürlüğünü deruhde eden Edward E. Grusd’un (15.6.1904 - 7.9.1988) B’nai B’rith, The Story of a Covenant ünvânlı kitabındaki (Appleton-Century, 1966, 315 s.) mevsûk mâlûmâta nazaran, bu on iki müessisden en az dördü (Henry Jones, İsaac Rosenbourg, William Renau ve Reuben Rodacher) “Muntazam Masonluğa” intisâb etmiş ve birbirleriyle Localarda tanışmışlardı.
Grusd, mezkûr muhâcir Yahûdilerin, dînleri sebebiyle Amerikan Localarına kabûl edilmedikleri için kendilerine mahsûs bir Mason teşkîlâtı vücûda getirdikleri efsânesini reddediyor: Bilakis, Bene Berit müessisleri, birbirleriyle Mason Localarında tanışmışlardır; müessislerin birkaçından günümüze intikal eden Hâtırât’lar bu husûsta şüpheye mahâl bırakmıyor… (Grusd 1966: 24)
2_35595a038cba282e32bf4a360a1f438b.png
Kendisi de Bene Beritli olan Edward E. Grusd’un kitabı (Bene Berit; Bir Ahdin Târihi), Bene Berit’in kuruluşu, felsefesi ve ilk bir asırlık faâliyetleri hakkında ilk mürâcaât kaynaklarından biridir… (Publisher: Appleton-Century, 1966, 315 p.)
*********
Bene Berit müessislerinin tamâmının Mason olması, kuvvetli ihtimâldir
Her ne kadar Grusd, mevsûk mâlûmâtı nazar-ı dikkate alarak, yukarıda isimlerini zikrettiğimiz “en az” dört müessisin Mason olduğunu kaydediyorsa da, muhtelif Bene Berit sitelerinde, 12 müessisin tamâmının Mason olduğu ifâde ediliyor. Meselâ 2007-2009 devresinde Fransa B’nai B’rith Büyük Reîsi Jacques Jacubert’e göre:
“Bu 12 Farmason Yahûdinin ortak bir hayâli vardı: Yahûdileri, her çeşid kanâatin serbestce ifâde edilebildiği bir teşkîlât bünyesinde toplamak… Bunun içindir ki Masonluk benzeri bir teşkîlâtlanmayı benimsediler. Şöyle ki: Localarda toplanıyor, Mason jargonunun ıstılâhlarını - Loca, Birâder, açık celse, kapalı celse, v.s.- kullanıyorlardı. Bununla berâber, ‘Hayırhâhlık, Kardeşlik, Âhenk’ düstûru etrâfında şekillenen, Yahûdilere mahsûs, basîtleştirilmiş bir ritüele riâyet ediyorlardı…” (20.5.2009, http://www.crif.org/fr/actualites/Jacques-Jacubert... 20.3.2019)
Kezâ, 1977’de Strazburg’da têsîs edilmiş Hirschler Locası’nın resmî sitesinde de, “Bene Berit’in müessisleri, Amerika’ya hicret etmiş Farmason Alman muhâcirleriydi…” denilmektedir. (http://judaisme.sdv.fr/today/bbrith/index.htm; 23.3.2019)
Bu 12 müessis, bir Mason Locası têsîs ettiklerine göre, tamâmının Mason olması, Masonluğun mantığına uygun görünüyor…
Bilâhare 3 Dereceye indirilen 6 Dereceli bir Yahûdi Riti; ortak amblem: “Menora”
Masonluğun mantığı îcâbı tamâmı Mason olması lâzım gelen bu 12 müessis, Henry Jones’un (evvelâ Heinrich Jonas; Hamburg, 22.12.1811 - Nevyork, 16.2.1866) öncülüğünde, Eski ve Kabûl Edilmiş İskoç Riti’ne (EKEİR) dayanan York ve Independent Order Odd Fellows Ritlerinden mülhem 6 Dereceli bir Yahûdi Riti ihdâs etmiş ve Ritüellerini de bu Derecelere göre yazmışlardı.
Grusd’un araştırmalarına nazaran, müessislerden Jones ve Renau sıkı bir çalışmayle, bir Nizâmnâme kaleme almışlar ve ihdâs ettikleri altı derece için ayrı ayrı ritüeller, diplomalar, kıyâfetler, remizler, ayrıca, birbirlerini tanımaya yarıyan parolalar ve işâretler tesbît etmişlerdi. Bunlar, 21 Ekim 1943 toplantısında müzâkere edilip kabûl edilmiştir. (Grusd 1966: 21-22)
Müteâkiben, 12 Kasım 1843’te “New York Lodge” ismiyle Bir Numaralı Loca teşkîl edildi. (Dr. Boris Bogen, -B’nai B’rith Manual’dan iktibâsen- “Aperçu historique de la Béné-Bérith –Bene Berit Târihinin İcmâli-“, Hamenora, Juin 1927, p. 242)
“Cihânşümûl Masonlukla” o kadar iç içe idiler ki Nevyork’ta Henry Street’teki Mason Mâbedi içinde bir mekân kirâlıyarak orayı kendilerine mâbed yapmışlardı. (Kenneth D. Ackerman, B’nai B’rith Magazine’den, https://www.bnaibrith.org/175th-birth-to-bnai-brit... 20.3.2019)
foto_43b1cab3c801b1b294f20f408206d5dd.png
Bir B’nai B’rith İnternet Sitesinde, İngiltere B’nai B’rith’inin 1926 senesine âid Tekrîs Ritüelinin baş kısmı…
++++++++++++++++++++++++
En büyük emelleri Müslüman-Arab vatanı Filistin’de bir Yahûdi Devleti kurmak olduğu için, 11 Şubat 1844’te têsîs ettikleri 2 Numaralı Locaya “Sion” ve 1850 senesine âid 6 Numaralı Locaya “Kudüs” isimlerini verdiler.
Bilâhare, (Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın tavrına mümâsil şekilde) 1879’da, Dereceleri 6’dan 3’e indirerek ve (dîğer bâzı Masonlar gibi, en azından zâhiren) gizlilik esâsını kaldırarak Ritlerini iyice basîtleştirdiler.
Mâmâfîh, kullandıkları ıstılâhlar, remizler, diplomalar, kıyâfetler, tekrîs usûlleri, v.s. hep EKEİR’den mülhemdi ve bugüne kadar da öyle kaldı.
Amblemleri ise, “Menora” (Altı Kollu Şamdan) oldu. Her Üstâd Masonun kürsüsünün üstünde hazır bulunan, 1915’de Jabotinski tarafından kurulup Türklere karşı savaşan Yahûdi Lejyonu’nun ve 1948’de kurulan İsrâil Devleti’nin de amblemi olan “Menora”…
Bene Berit teşkîlâtlanmasında, mühim bir gelişme, 1905’ten îtibâren, her Locaya tâbi bir Kadın Locasının açılması olmuştur.
3_34f5d05127254b7a95a1a1f2c922bcdd.jpg
(https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4... 14.6.2024)
Masonî ve Yahûdiliğe dâir remizlerle süslenmiş bir Bene Berit Tekrîs Diploması… Diplomanın üst kısmında, “Benevolence, Brotherly Love and Harmony” düstûrlarının altında “Her Şeyi Gören Göz” masonî remzi ve sol tarafta da, Siyonist Jenosidci Devlet’in, Masonluğun, Yahudi Lejyonunun ve Bene Berit’in ortak amblemi, “Menora” (Yedi Kollu Şamdan) bulunuyor…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (19)
Yesevizade Alparslan Yasa
31.07.2024 - 00:00
Yayınlanma
Siyonist Emperyalizminin kudretli teşkîlâtı Bene Berit'in bir Mason müessesesi olduğu, Mason neşriyâtında umûmiyetle kabûl veyâ îtirâf edilmiyor. Çünki, -zannımızca- müessisleri "Muntazam Masonlar" olsalar dahi, Bene Berit Localarının, Mason umdelerini nakzederek, münhasıran Yahûdilere açık bulunması, ayrıca, Beynelmilel Bene Berit'in, "İsrâil Devletinin varlığını müdâfaa etmeyi siyâsetinin merkezî bir unsuru" yapmış olması, onları, âşikâr olan vâkıayı inkâra götürüyor. En azından "Hâricîler"e muhâtab olduklarında…
Siyonist Emperyalizminin kudretli teşkîlâtı Bene Berit’in bir Mason müessesesi olduğu, Mason neşriyâtında umûmiyetle kabûl veyâ îtirâf edilmiyor. Çünki, -zannımızca- müessisleri “Muntazam Masonlar” olsalar dahi, Bene Berit Localarının, Mason umdelerini nakzederek, münhasıran Yahûdilere açık bulunması, ayrıca, Beynelmilel Bene Berit’in, “İsrâil Devletinin varlığını müdâfaa etmeyi siyâsetinin merkezî bir unsuru” yapmış olması, onları, âşikâr olan vâkıayı inkâra götürüyor. En azından “Hâricîler”e muhâtab olduklarında…
Mâmâfih, Mason teşkîlâtları, aynı memlekette, muayyen bir milliyete –meselâ Türkiye’de sırf Yahûdilere, sırf Rumlara, v.s.- mahsûs Localar açılmasına müsâade ettiklerine göre, Bene Berit’i, bu cihetle de, anlayışla karşılıyor olsalar gerektir… Nitekim, Beynelmilel Bene Berit, herhâlde dîğer Mason Localarıyle münâsebet hâlinde olduğu içindir ki 1966’da Baden-Baden’de basılan Avrupa Masonluğu Almanağı’na (s. 214) dâhil edilmiştir. (Georges Virebeau, “La plus grande force organisée des temps modernes: le B.B. -Muâsır Devrin En Büyük Teşkîlâtlı Kuvveti: B.B.-”, Lectures Françaises, Pâris, Mars 1978, 22e année, No 251, pp. 27-33; p. 29. Virebeau'nun araştırması, daha ziyâde, Bene Beritli Hayim Pinner'in 19 Numaralı Büyük Loca'nın nâşiriefkârının Ekim 1973 târihli 3. sayısındaki makâlesine istinâd ediyor.)
foto_f92417a1bd8edd5e405b5be42870128d.png
(https://www.aiu.org/sites/default/files/PDF/Archive_AP/AP%2043%20-%20Joseph%20Niego.pdf; 15.4.2024)
Mason neşriyâtında umûmiyetle bir Mason teşkîlâtı olarak zikredilmiyen Bene Berit hakkında, yukarıda, gayet alâka çekici bir vesîka görülüyor. Şöyle ki:
Avrupa Yahûdi Parlamentosu’nun (evet, Avrupa’da kendilerine mahsûs bir parlamentoları var!) Türkiyeli Âzâsı Denis Ojalvo, Bene Berit’in Constantinople Locası’nın Müessisi ve İsrâil’in kuruluşunda en önde gelen isimlerden Joseph Niégo hakkındaki arşivini, Pâris’deki Alliance Israélite Universelle (Cihânşümûl Yahûdi İttifâkı) merkezine bağışlayınca, alâkalı Arşiv kaydına şöyle bir bilgi notu konuluyor:
“(Denis Ojalvo tarafından bağışlanan) bu arşiv, 1933’te, İstanbul’da, Sâbık Alliance Müdürü ve Bene Berit Mason Locası’nın Reîsi Joseph Niégo ile alâkalıdır”.
Düşünmeli ki Niégo, kendisine Fransa’da Alliance tarafından Zirâat tahsîli yaptırılarak Filistin’deki Mikveh İsrael Zirâat Mektebi’ne Müdür tâyîn edilmiş, velhâsıl Alliance için çalışmış Siyonist bir şahsıyettir ve yine Siyonizme hizmet gâyesiyle onların da desteğini alarak têsîs ettiği Bene Berit İstanbul Şûbesi, o kudretli Siyonist teşkîlâtı tarafından “Mason Locası” olarak vasıflandırılmaktadır!
***
Başlıca hedef: Bütün dünyâ Yahûdilerini yekvücûd hâle getirmek
Locaları, dînî, felsefî, siyâsî kanâatleri ve coğrâfî menşêleri ne olursa olsun bütün Yahûdilere açıktı ve Yahûdiler arasındaki her çeşit çatışmayı engellemek, onları ortak menfâatler etrâfında birleştirmek, lüzûmlu tedbîrleri alarak Yahûdi Milletini sür’atle kalkındırmak için büyük bir azimle çalışmaya koyulmuşlardı.
Dünyâ Yahûdiliğinin seçme Siyonist kadrolarından meydana gelen B’nai B’rith İnternational, günümüzde, 27’si Avrupa’da olmak üzere, Türkiye dâhil 58 Devlete yayılmış Locaları, Büyük Locaları, beş-altı yüz bin müntesibi ile, Siyonist Yahûdilere münhasır pek kudretli bir Masonluk teşkîlâtı… Ahtapot kolları dünyânın her bucağına uzanabilen, ehemmiyeti hâiz gördüğü her hâdiseye, her mes’eleye müdâhale edip netîce alabilen kalbur üstü bir câmia… Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı, UNESCO, Avrupa Birliği, v.s. nezdinde resmen temsîl edilen, dünyâ mes’elelerini tartışmak için muhâtab alınan bir teşekkül…
Vaşington’daki merkezinden idâre edilen Beynelmilel Bene Berit’in, (erkek Localarıyle iç içe çalışan kadın Localarını saymazsak) birkaç tâlî teşkîlâtı bulunuyor: (1913’te têsîs edilen ve Yahûdilik ile Siyonizm arasında fark gözetmiyen) Anti-Diffamation League, (bütün dünyâda Siyonist üniversite gençliğini bir araya getiren) Hillel, (yine bütün dünyâda erkek veyâ kız Siyonist delikanlıları bir araya getiren) AZA (Aleph Zadik Aleph) ve BBG (B’nai B’rith Girls)… (https://www.hillel.org/about/hillel-story ve https://azabbg.bbyo.org/; 25.3.2019)
Bundan mâadâ, İsrâil’de bir “Dünyâ Merkezi” bulunan Bene Berit, dünyâyı bir örümcek ağı gibi sarmış sâir bütün Yahûdi teşkîlâtlarıyle sıkı iş birliği hâlinde çalışıyor. Bu cümleden olarak, B’nai B’rith International, Dünyâ Yahûdi Kongresi’nin Âzâsıdır.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/B%27nai_B%27rith; 20.6.2024)
Kezâ, 1932’den beri faâliyet gösterdiği ve Avrupa Birliği’ne mensûb Devletler içinde en kuvvetli teşkîlâta mâlik olduğu Fransa’da da, Fransa Yahûdi Müesseseleri Temsîl Hey’eti’nin (Conseil représentatif des institutions juives de France –CRIF-) bir âzâsı olarak bütün Yahûdi teşkîlâtlarıyle işbirliği hâlinde çalışmaktadır. Fransa Bene Berit’inin 1974 ilâ 1981 senelerinin Reîsi; Beynelmilel Irkçılık ve Yahûdi Aleyhdârlığıyle Mücâdele Birliği’nin (Ligue internaionale contre le racisme et l’antisémitisme –LICRA-) 1968 ilâ 1993 seneleri Reîsi, bu teşkîlâtın 1934’ten îtibâren idârecilerinden ve ölünciye kadar da Fahrî Reîsi, Sosyalist siyâsetci Jean Pierre-Bloch (Pâris, 14.4.1905 – a.y., 17.3.1999) idi. (Wikipedia’nın mezkûr Fransızca sitesi) İşbu LICRA, Bene Berit’le berâber, Fransa’nın muâsır en büyük mütefekkir ve muharrirlerinden, insanlara İslâmın hakîkatlerini tanıtıp Siyonist Emperyalizminin içyüzünü bütün dehşetiyle teşhîr eden rahmetli Roger Garaudy’yi (Marsilya, 17.7.1913 – Chennevières-sur-Marne, 13.6.2012) 1998’de mahkûm ettirerek eserlerini dahi neşrettiremiyecek hâle düşüren başlıca Yahûdi teşkîlâtıdır…
1970’li senelerde, İsrâil’de 200 Loca bulunuyordu. Bütün dünyâ dikkate alındığında, bu sayı, binlere bâliğ oluyor… Dîğer taraftan, İsrâil Devleti'nin önde gelen idârecilerinin mühim bir kısmı, Bene Berit'e mensûbdur. Fransız müellifi Georges Virebeau, ondan, “Muâsır Devrin En Büyük Teşkîlâtlı Kuvveti (La plus grande force organisée des temps modernes)” şeklinde bahsediyor. (Virebeau Mars 1978: 251/27-33)
Hakîkaten, İstanbul’da dahi, 1910’lu senelerden beri, evvelâ Bene Berit, müteâkiben Fakîrleri Koruma Cem’iyet-i Hayriyesi ve en son, Fakîrleri Koruma Derneği ismiyle faâliyet gösteren, merkezi Vaşington’da bulunan B’nai B’rith International, günümüzde, yarım milyonu aşan kadın-erkek mevcûdu, muazzam maddî imkânları, planlı faâliyetleri, tâkîb ettiği dört başı mâmûr stratejilerle, dünyâda, kendisiyle belki başka hiçbir teşkîlâtın yarışamayacağı bir kuvvet teşkîl ediyor.
1_621146314d28356ed40c5d50072b1b82.PNG
(Dictionnaire universel de la franc-maçonnerie, sous la direction du Prof. Daniel Ligou, Paris: Éditions de Navarre et Éditions du Prisme, 1974, tome I, p. 154)
Muhtelif temâyüllerdeki Mason Büyük Localarına mensûb geniş bir mütehassıs Mason Hey’etinin titiz çalışmasının mahsûlü olan yukarıdaki ansiklopedik eserde, aksinin iddiâ edilmesine rağmen, B’nai B’rith’e yer verilmiş olması dahi, onun Cihânşümûl Farmason Câmiasının bir parçası olduğunun delîlidir…
Dîğer taraftan, bu maddede, “bir Farmasonun Bene Berit'e veyâ bir Bene Beritlinin bir Farmason Locasına intisâb etmesinde hiçbir mânî olmadığı” iddiâsı da doğru değildir; zîrâ bir Bene Beritli, herhangi bir Mason Locasına intisâb edebildiği hâlde, Yahûdi (daha doğrusu, Siyonist Yahûdi) olmıyan bir Mason, Bene Berit Localarına intisâb edemez…
Maddenin tam tercümesi aşağıdadır:
“B’NAİ BERİTH.
“1843’te ABD’de têsîs edilmiş Yahûdi kardeşlik derneği.
“B’nai Berith, İbrânîcede, Ahd’in Oğulları mânâsına gelir. Bu derneğin gayesi, Yahûdi an’anelerini ve kültürünü muhâfaza ve Yahûdi aleyhdârlığıyle mücâdele etmekdir. Müessislerinin Têsîs Beyânnâmesinde yer alan esâslara nazaran, Derneğin başlıca emeli, ‘en üst seviyedeki menfâatleri etrâfında Yahûdileri birleştirmek, kezâ İnsanlığın tamâmının da yüksek menfâatlerini gözetmek, bilhassa genclere yönelik bir terbiyevî ve kültürel faâliyet yürüterek Ahd’in dînî ve mânevî varlığını müdâfaa etmek, âşikâr veyâ bilkuvve (potentiel) Yahûdi aleyhdârlığıyle mücâdele etmek’dir.
“Âzâlar, ‘Birâderler’ olarak anılır, tekrîs âyinine tâbi tutulur ve Localarda bir araya gelirler. Masonluktan iktibâs edilmiş bu dile ve gizli tanınma işâretlerine rağmen, B’nai Berith, bir Mason teşkîlâtı değildir. Mason Obediyansları ve B’nai Berith birbirlerini tanımıyorlar ve bu sebeble de bir Masonun B’nai Berith’e intisâb etmesine bir mâni bulunmadığı gibi bir B’nai Berith’li de Masonluğa intisâb edebilir.
“19. asırda, hürriyetci hükûmetlerin vaz’ettikleri kanûnlar sâyesinde dîğer vatandaşlarla müsâvî haklara kavuşan Yahûdiler arasında Mason Localarına girmek istiyenler pek çoktu. Hâlbuki Localardan birçoğu, en başta Amerika ve Almanya’dakiler, onlara kapılarını açmıyorlardı. Bu hâl, B’nai Berith’ın sür’atle yayılmasına imkân verdi.
“B’nai Berith Locaları, Fransa’da pek yaygın olup birçok şehirde çoğalmıya devâm etmektedirler.”
***
Birlik için masonî tavır
Bene Berit, başlıca gâyesini tahakkuk ettirmek için masonî bir tavır benimsiyor: Yahûdiler arasındaki çekişmelerde hizibler üstü kalmak, Locada ve Loca hâricinde onların fikrî ve ictimâî seviyelerini yükseltecek çalışmalar yapmak, Yahûdi Âleminin ortak menfâatleri etrâfında iş birliğini sağlamak, her sâhada sıkı bir dayanışma rûhuyle hareket etmek, bütün Yahûdileri teşkîlâtlı çalışmalara yöneltmek… Fransa Bene Berit Teşkîlâtı’na tâbi Hatikvah Locası’nın sitesinde îzâh edildiği vechiyle:
“Bene Berit’in esâs umdesi, Yahûdi Milletinin birliğini têmîn etmekdir. Bu umdenin mesnedi, Yahûdi Milletinin birkaç bin senelik dayanışma ve müşterek istikbâl şuûrudur. (Le principe fondamental du B’nai B’rith, c’est l’unité du peuple juif. Ce principe est fondé sur la solidarité et le destin commun, plusieurs fois millénaire, du peuple juif.)
2_b58c0f0b132fb0e2bf5d0e5da8a12497.PNG
Kenneth D. Ackerman’ın yukarıda ilk sayfası görülen makâlesinden (B’nai B’rith Magazine, winter 2018, p. 27):
“Sinsheimer Meyhânesi’nde buluşan 12 kişiden en az 4’ü Farmason veyâ Odd Fellows idi ve bu 12 kişi, kendi kardeşlikleri için Farmasonluğu nümûne ittihâz etmiye karâr vermişlerdi. Yahûdi oldukları hâlde, kaleme aldıkları Ahidnâmede, ne Allâh, ne havra, ne Tevrât, ne de Talmud’a atıf vardı. Şiârı, ‘Hayırhâhlık, Kardeşçe Sevgi ve Âhenk’, hedefi, ‘Bütün Yahûdileri müşterek menfâatler etrâfında birleştirmek’ idi ve ilk fiili, dul kadınlar için bir yardım fonu ihdâs etmek oldu. Loca mahalli olarak ise, Henry Street’teki Mason Mâbedi’nin içinde bir mekân kirâladılar. (At least four of the men from Sinsheimer’s cafe-saloon were Masons or Odd Fellows, and they decided to use these organizations as models for their new fraternity. Though Jewish, the charter they wrote contained no mention of God, synagogue, Torah or Talmud. Rather, its motto was ‘Benevolence, Brotherly Love, and Harmony,’ its mission ‘uniting Israelites’ to promote common interests, its first act to create a pension fund for widows. For its first lodge, it would rent space at the Masonic Home on Henry Street.)”
Sağda üstte, B’nai B’rith’in Yahûdilerin 12 Kabîlesini hatırlatan 12 müessisi (lider mevkiindeki Henry Jones’un resmi, üstte ortada olandır)…
Sağda altta, 1867’de Nevyork’ta Jones’un hâtırasına têsîs edilen Henry Jones Locası’nın mührü…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (20)
Yesevizade Alparslan Yasa
01.08.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Yahûdiliğin sînesinde mâkes bulan bütün dînî, felsefî, siyâsî cereyânlar Bene Berit Teşkîlâtında temsîl hakkını hâizdirler. Bene Berit, siyâset hârici bir teşekkül olmayı seçmiştir. [Mâmâfih,] her çeşit siyâsî kanâat Localarda tartışılabilir.
“Yahûdiliğin sînesinde mâkes bulan bütün dînî, felsefî, siyâsî cereyânlar Bene Berit Teşkîlâtında temsîl hakkını hâizdirler. Bene Berit, siyâset hârici bir teşekkül olmayı seçmiştir. [Mâmâfih,] her çeşit siyâsî kanâat Localarda tartışılabilir. Bütün tartışmalarda tesâmüh anlayışı esâstır. (Tous les courants religieux, philosophiques, politiques qui traversent le judaïsme ont droit de cité au sein de l’organisation. Le B’nai B’rith se veut apolitique. Toutes les opinions politiques peuvent être débattues: la tolérance préside à nos débats.)
“Bene Berit, cumhûrî bir teşkîlâttır; idârecileri intihâbla iş başına gelirler. (Le B’nai B’rith est une organisation démocratique: ses dirigeants sont élus.)
“Bene Berit’in hedefleri şunlardır: Muhtelif cemâatler arasındaki bağları kuvvetlendirmek, dînî ve ırkî müsâmahasızlıkla mücâdele etmek, tehlike içinde olan Yahûdi cemâatlerine destek olmak, Yahûdi kültürünün tanınmasını teşvîk etmek, muhtâclara yardım etmek, İsrâil Devleti’ni desteklemek ve (bütün bunlarla berâber) gencliğimizin Yahûdilikten uzaklaşmasına mânî olmak için Yahûdileri kardeşlik ve âhenk içinde bir arada tutmak… (Les objectifs du B’nai B’rith sont de rassembler les juifs dans la fraternité et l’harmonie afin de renforcer les liens entre nos différentes communautés, combattre l’intolérance raciale et religieuse, soutenir les communautés juives en péril, favoriser la connaissance de la culture juive, subvenir aux besoins des nécessiteux, soutenir l’État d’Israël et maintenir notre jeunesse au sein du judaïsme.)” (http://bnaibrithhatikva.overblog.com/qui-sommes-nous; 16.3.2019)
Bene Berit Avrupa Teşkîlâtı’nın sitesinde : “Bu hedeflerimizi mahâllî Localar sâyesinde tahakkuk ettiriyoruz.” deniliyor. (http://www.bnaibritheurope.org/bbeurope/fr/le-bnai-brith-europe/districts-internationaux-du-bnai-brith; 16.3.2019)
Bene Berit Locası : “Bir fikir laboratuvarı ve aksiyon öncüsü”
Fransa Bene Berit Teşkîlâtı’nın 2007-2009 Devresi Reîsi Jacques Jacubert, kendisine tevcîh edilen “Sizin telakkînize nazaran, Bene Berit, bir tefekkür mekânı mı, yoksa, daha ziyâde bir aksiyon mahalli midir?” suâline, aynen dîğer Farmasonlar gibi, şu cevâbı veriyor:
“Bene Berit’in tercîhi, hem bir fikir laboratuvarı olmak, hem de siyâsî, kültürel, ictimâî ve hayırla alâkalı faâliyetlerin başını çekmekdir. Bunun için şu iki misâl gösterilebilir: Birincisi, Sigmund Freud, nazariyesini, ilk def’a bir Viyana Locasında tartışmaya açmıştır. İkincisi, Amerikan Cumhûr Reîsi Truman, daha evvel, İsrâil Devleti’nin kurulmasına aleyhdâr olduğunu alenen îlân etmişken, onu, 15 Mayıs 1948’de lehte rey vermeye iknâ eden, bunun için vazîfelendirilmiş olan Bene Beritli dostu Eddie Jacobson olmuştur. (Le B’nai B’rith se veut à la fois être un laboratoire d’idées –rappelons que c’est dans une Loge viennoise que Sigmund Freud a pu exprimer sa théorie librement pour la première fois- mais aussi l’initiateur d’actions politiques, culturelles, sociales et humanitaires –le membre du B’nai B’rith américain Eddie Jacobson fut chargé et réussit à convaincre son ami le président Truman de voter le 15 mai 1948 en faveur de la création de l’Etat d’Israël alors que Truman avait publiquement annoncé son hostilité à ce projet-.)” (Crif -Conseil Représentatif des Institutions Juives de France-’ın sitesinden, 20.5.2009, http://www.crif.org/fr/actualites/Jacques-Jacubert-president-du-B-nai-Brith-France-mon-bilan14953; 20.3.2019)
1_770052be08153efbaee0f3c11bf1670e.png
Jacubert’i têyîd eden bir çalışma: Bene Berit ve Grand Orient De France müntesibi bir Farmason olan Jean Fourton’un (d. 1934) Farmason Freud isimli kitabı (Éd. Lucie Souny, 2012, 112 p.)… (https://www.hiram.be/blog/2015/04/23/freud-franc-macon/; 20.3.2019) Sigmund Freud (1856 - 1939), 41 yaşındayken, 29 Eylûl 1897’de, Bene Berit’in “Wien Locası”nda tekrîs edildi ve ölümüne kadar, 42 sene zarfında Locasının muntazam bir müdâvimi oldu; orada, psikanalizle alâkalı 27 mübâhase (exposé) yaptı… Pâris’te, 2004’te onun şerefine têsîs edilmiş bir “Sigmund Freud Locası” bulunuyor. (J. Sardes, “La Filiation maçonnique de Sigmund Freud”, -GODF’ın nâşiriefkârı- Humanisme, Janvier 2013, pp. 121-122)
***
Bene Berit Masonluğu, erkenden, Filistin ve İstanbul’a yerleşiyor ve –Osmanlı idârecilerinin gaflet nazarları altında- İsrâil’in têsîsi için çalışmaya başlıyor
Bene Berit’in -merkezi İstanbul olan- XI Numaralı Şark Kolu’nun (Fransızca-İbrânîce) nâşiriefkârı Hamenora’ya göre (Haziran 1924, No 6, s. 142), İsrâil Devleti hedefine ulaşmak için, daha 26 Mayıs “1868”de (daha doğrusu, 1888’de), Kudüs’de, 379 Numaralı Yeruşalayim (Kudüs) Locası’nı têsîs ederek Filistin’e yerleştiler. (Mecmûada verilen târih, bir dizgi hatâsı eseridir; doğrusu, 1888’dir.)
Kudüs’deki Locayı muhtelif Osmanlı beldelerinde açılan birçok Loca tâkîb etti ve bunlar, Joseph Niégo’nun öncülüğünde, 1911’de, XI Numaralı Şark Kolu Büyük Locası’na bağlandılar. (Niégo’nun faâliyetleri hakkında bir sonraki Fasıl’da tafsîlât vereceğiz…)
Constantinople Locası’nın têsîsinden îtibâren, Türkiye’nin bütün Hahambaşıları, Cemâat Reîsleri ve Cemâatin önde gelen mensûbları Bene Berit Masonluğunun birer müntesibidirler.
2_ff4f41c45fcc37a4779fd2abc5f3d043.png
(Hamenora, juin 1924, II/6: 142)
Hem müessisinin, hem de uzun seneler zarfında Büyük Reîsinin Joseph Niégo olduğu XI Numaralı Bene Berit Şark Kolu Büyük Locası’na -1924 senesi îtibâriyle- tâbi 30 Locanın –Büyük Loca’nın nâşiriefkârı- Hamenora’daki listesi…
Buna nazaran, 379 Numaralı Yeruşalayim Locası, 26 Mayıs 1868’de, têsîs edilmiştir. Lâkin günümüzdeki Beni Berit İnternet Sitelerinde (İsrâil’inki dâhil), bu târihi hep 1888 olarak kaydediyorlar. Liste, zamân sırasıyle tanzîm edildiğine göre, bunun bir dizgi hatâsı olduğunu, 1887’de têsîs edilen Maimonide Locasını Yeruşalayim Locası’nın ve onu da, 1890’da têsîs edilen Sharr Sion Locası’nın tâkîb ettiğini kabûl etmek lâzımdır.
678 Numaralı İstanbul (Constantinople) Locası’nın ise, 26 Şubat 1911’de têsîs edildiği görülüyor (cetvelin en sağdaki “Date de fondation” başlıklı sütûnunda münderic bilgi)… İstanbul Locası’nı da, 7 Mart 1911’de têsîs edilen 679 Numaralı Selânik Locası ve 14 Mart 1911’de têsîs edilen 680 Numaralı İzmir (Smyrna) Locası tâkîb etmiştir. Kezâ, Listede, Yeruşalayim Locası müessisi Siegmund Bergel nâmına, Ocak 1912’de, Rusçuk’ta, 692 Numaralı Locanın têsîs edildiği görülüyor… O devirde Şark Büyük Locası’nın 1.600’den fazla müntesibi mevcûddu… (Hamenora, juin 1924, II/6: 169)
Osmanlı idârecilerinin gaflet nazarları altında, Siyonist Emperyalizmi, elini kolunu sallıya sallıya böyle faâliyet gösteriyor, bir taraftan jenosidci İsrâil Devleti’nin temellerini atarken, dîğer taraftan, Osmanlı’yı izmihlâle sürüklüyordu…
***
Her Bene Beritli İsrâil’in hizmetindedir
Vesîkalara müstenid araştırmalarımız gösteriyor ki bütün bu Localar ve dünyâyı bir ağ gibi saran B’nai B’rith International, bir jenosid siyâsetiyle, İsrâil Devleti’nin kurulmasında da, aynı siyâsetle, bugüne kadar mütemâdiyen genişlemesinde de pek büyük hisse sâhibidir; hattâ, “Nil’den Fırat’a kadar İsrâil Devleti” hedefi, B’nai B’rith’in başlıca kuruluş hikmetidir...
Filhakîka, Bene Berit’in vasfımümeyyizi, tâvîzsiz bir Siyonist teşkîlâtı olması, İsrâil’i kayıdsız, şartsız desteklemesidir. Yukarıda, Hatikvah Locası’nın İnternet sitesinde, İsrâil’i desteklemenin, Bene Berit’in başlıca hedefleri arasında zikredildiğini gördük. Lüksemburg Bene Berit teşkîlâtı, bu husûsta daha keskin bir ifâde kullanıyor:
“İsrâil Devleti’nin varlığını müdâfaa etmek, Bene Berit’in ‘siyâset’inin merkezî bir unsurudur... (La défense de l’existence d’Israël est un élément central de sa ‘politique’...)” (http://synagogue.lu/newsite/?page_id=27; 16.3.2019)
Buradan da anlaşılacağı vechiyle, her Bene Beritli, Siyonisttir ve İsrâil’in menfâatlerinin hizmetindedir.
Bene Berit, Siyonizmi ve Yahûdileri tabulaştırmıştır
Bene Berit’in bir başka vasfımümeyyizi de, Siyonizm aleyhdârlığıyle (antisionisme) Yahûdi aleyhdârlığını (antisémitisme) aynı kefeye koyması, Siyonizmin jenosidci, İnsanlık düşmanı hakîkî çehresini teşhîs ve teşhîr edenleri, bunlar sanki toptan Yahûdi milletine ve Yahûdi nesebinden gelenlere de düşmanlık yapıyorlarmış gibi göstermesi, onları tepelemeyi kendine başlıca bir gaye ittihâz etmesidir… Dîğer tâbirle, B’nai B’rith, Siyonizmi ve Yahûdileri tabulaştırmıştır; en büyük cürümleri işliyen Yahûdiler dahi peşînen mâsûmdur, masûndur…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (21)
Yesevizade Alparslan Yasa
02.08.2024 - 00:00
Yayınlanma
Nitekim, Siyonizmi ve İsrâil'in ırkçı-jenosidci-emperyalist siyâset anlayışını tenkîd eden tamâmen mevsûk ve müdellel kitabların müellifi, kıymetli fikir ve dâvâ adamı Roger Garaudy'nin ömrünün son devresi, Bene Berit ile onun uzantısı olan LICRA'nın (Ligue internationale contre le racisme et l'antisémitisme) gadrine uğrıyarak geçmiştir. Onların bu gibi insanlara yönelik zulümleri hiçbir zaman unutulacak değildir.
Nitekim, Siyonizmi ve İsrâil’in ırkçı-jenosidci-emperyalist siyâset anlayışını tenkîd eden tamâmen mevsûk ve müdellel kitabların müellifi, kıymetli fikir ve dâvâ adamı Roger Garaudy’nin ömrünün son devresi, Bene Berit ile onun uzantısı olan LICRA’nın (Ligue internationale contre le racisme et l’antisémitisme) gadrine uğrıyarak geçmiştir. Onların bu gibi insanlara yönelik zulümleri hiçbir zaman unutulacak değildir.
Bene Berit’in bunun gibi yüz karası olan bir “muvaffakıyeti” de, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’nın 1994’te aldığı “Siyonizm, ırkçılıktır” karârını, elindeki muazzam imkânları kullanarak, iptâl ettirmesidir. Bu “muvaffakıyetleriyle” pek çok iftihâr ediyorlar…
(Bakınız : http://www.bnaibritheurope.org/bbeurope/fr/le-bnai... 16.3.2019)
foto-1_27d31d1c55dd55cacf8279674ef448ca.png
- (https://phebusmuzayede.com/44303-fakirleri-koruma-... 12.4.2024);
- (https://www.kitantik.com/product/14-AGUSTOS-1964-F... 12.4.2024)
Beynelmilel Bene Berit’in Türkiye’deki teşkîlât ismi Fakirleri Koruma Cemiyeti Hayriyesi’nin 20 Mayıs 1955 ve 14 ağustos 1964 târih ve Reîs ve Kâtib imzâlı iki yazısı…
Muazzam bir mâlî kudrete sâhib olan Bene Berit’in mühim bir gelir kaynağı da, muhtelif vesîlerle Teşkîlâta yapılan teberrulardır. Dr. M. O. Albukrek Çiftine hitâb eden birinci yazıda, kızlarının evlenme merâsimi münâsebetiyle, Sara Anjel tarafından yapılan teberru, Prof. Moiz Eskenazi ile Eşine hitâb eden ikinci yazıda ise, kardeşi “Pepo Eskenazi'nin hâtırasına ithâf edilmek üzere” Baruh Pinto ve eşi tarafından yapılan teberru kendilerine haber verilmektedir…
Bu iki vesîka da, ne kadar ibretâmîzdir: “Hayır” bağışlarını dahi, onu en semereli sûrette kullanacak teşkîlâtlarına yapıyorlar! Muhakkak ki en semereli yatırım ise, Tecrübî İlim sâhalarında araştırma yapan müesseselere (hâssaten araştırma enstitülerine) yapılan yatırımdır. Nitekim, Bene Berit, bu sâhada da bir öncü teşkîlâttır ve İsrâil Devleti de aynı siyâseti tâkîb etmektedir…
Müslümanlar ise, asırlardır başlarına gelen büyük felâketlerden ders almıyor ve hâlâ, belki en büyük ibâdetin Tecrübî İlimlerle iştigâl etmek ve -eldeki bütün imkânlarla- Tecrübî İlim faâliyetlerini desteklemek olduğunu anlıyamıyorlar! Anlıyamıyorlar, çünki Kur’ânî Rûha da, ondan neş’et etmiş Tecrübî İlim Zihniyetine de lâkayd duruyorlar!
Siyonist hiçbir Yahûdi dost olamaz!
Sûiniyet eseri olarak, Yahûdi aleyhdârlığı ile Siyonizm aleyhdârlığını birbirine karıştıran, Siyonizmin aleyhinde bulunan, Beynelmilel Siyonizmin jenosidci siyâsetiyle kurulmuş olan Emperyalist İsrâil’i veyâ İsrâil’in herhangi bir siyâsetini tenkîd eden herkesi Yahûdi aleyhdârlığıyle yaftalıyan ve onların tepelenmesi için her zamân bütün imkânlarını seferber eden Bene Berit, bu sapkın zihniyet ve tavrına rağmen, büyük bir ikiyüzlülükle, İnsan Hakları müdâfii geçiniyor!
Şurası muhakkaktır ki Siyonist Hareketini ve Jenosidci, Emperyalist İsrâil Devleti’ni destekleyen hiçbir Yahûdi, sâdık ve dürüst bir Türk vatandaşı olamaz! Böyleleriyle dostluk kuranlar da, onlarla aynı kefeye konulur! Aksini iddiâ, hamâkattir! Buna mukabil, hakîkî mânâda sâdık her Türk vatandaşına ancak muhabbet besleriz!
foto-2_dfc6f1d8880c0063d93586e8021e399c.png
(https://www.tccb.gov.tr/basin-aciklamalari-ahmet-n... 4.11.2023)
Ahmet Necdet Sezer’in Bene Berit Masonluğuna iltifâtı… Dîğer Masonlara da gayet mültefit davranan Sezer: “Türk ve Musevi toplumları arasındaki köklü dostluk ve yakınlığı vurguluyor, B’nai B’rith kuruluşunun Türk-Amerikan ilişkilerinin güçlendirilmesi yönündeki katkılarına teşekkür ediyor, bu katkılarının devamını diliyor”…
Ahtapot kolları her tarafa uzanıyor!
Bütün milletlere karşı düşmanlık hissiyle yetişiyorlar
Müşâhedemiz şu:
Siyonizm (Siyonist Emperyalizmi, Siyonist jenosid siyâseti) aleyhdârlığıyle Yahûdi aleyhdârlığını aynı kefeye koyarak (hâlbuki en katı Irkçılar, en umursamaz İnsan Haklari ihlâlcileri kendileridir), ne kadar büyük zulümler de işlemiş olsalar, hiçbir sûretle Yahûdiler aleyhinde lâf söyletmiyorlar… Karagöz mâcerâlarında da rastladığımız gibi, hem vurup, hem de ne vuruyorsun şirretliğiyle ortalığı velveleye vermek, mazlûmu zâlim göstermek başlıca taktikleridir...
Bütün târih boyunca ve dünyânın her beldesinde onlar dâimâ mâsûmdur, mazlûmdur, hep zulüm görmüşlerdir…
İnsanlar, zamân zamân, onlara neden antipati duyarlar, bunda acabâ kendilerinin bir kusûru yok mudur? Kendilerini samîmiyetle hiç sorgulamaz veyâ bunu îtirâf etmezler… (Herhâlde, şâyân-ı hürmet bir araştırmacı ve mütefekkir olan Bernard Lazare gibi şahsıyetleri bu hükmün hâricinde tutmak lâzımdır. Hayfâ ki o da Siyonizmi benimsemişti!)
İşte her fırsatta, târihî vâkıalara uymıyan bu mazlûm edebiyâtını tekrâr edip durmalarının ve çocuklarını bu efsânelerle yetiştirmelerinin onlarda bütün milletlere karşı bir husûmet hâletirûhiyesi geliştirmiş olmasından endîşe ediyor ve bu hâle üzülüyoruz… (“Türkün Türkden başka dostu yoktur!” zihniyeti de buna mümâsildir…)
foto3_cead06ab2ec2f46452599b04fea25160.png
(Milliyet, 24.7.1992, s. 17)
“Atatürk'ün Doğumunun 100. Yılı” münâsebetiyle, evvelâ Şalom gazetesinde peyderpey neşredilip 1982'de kitablaştırılan, başında, 12 Eylûl Cuntasının “Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Orgeneral Necdet Üruğ”un tebrîk ve teşekkür mektubu bulunan, makâle, hâtıra, şiir derlemesi mâhiyetindeki Atatürk; Bir Dehanın Analizi isimli Kemâlperest kitabın (İstanbul: Sümbül Basımevi, 1982, 191 s.) müellifi, Şalom Başmuharriri, “500. Yıl törenlerinin önderi”, Türkiye Hahambaşılığı Umûmî Kâtibi Nesim Benbanaste’nin (İstanbul, 1939 – a.y., 6.7.1992) pek mânîdâr vefât îlânı…
Yahûdilik, Siyonizm, Kemalizm, Bene Berit, Masonluk iç içeliğinin tipik bir nümûnesi…
Bu îlânda, ayrıca, Nesim Benbaneste’nin Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’na tâbi Kültür Locası’nın, kardeşi Daniel Benbanaste’nin ise Türkiye Büyük Mason Mahfili’ne (şimdiki ismiyle ÖMBL’ye) tâbi Étoile d’Orient Locası’nın Müntesibleri olması vâkıasına hassaten dikkat edilmelidir.
Dîğer taraftan, kendisi, Yahûdilere münhasır Bene Berit Masonluğunun (Türkiye’deki ismiyle Fakirleri Koruma Derneği’nin) İstanbul Locası’na da (Loge de Constantinople) 161 Matrikül Numarasıyle kayıdlıydı… (Bu vesîkayı, ilk def’a, Yeni Söz, 15.4.2019/205’te neşrettik.)
Kim kimi yönlendiriyor?
Prof. Daniel Ligou'nun idâresi altında Fransa'daki bütün Büyük Locaların ortak çalışması olarak hazırlanan iki cildlik Dictionnaire Universel de la Franc-Maçonnerie isimli Mason ansiklopedisine nazaran (1974: I/154), bir Farmasonun Bene Berit'e veyâ bir Bene Beritlinin bir Farmason Locasına intisâb etmesinde hiçbir mâni yoktur. Ne var ki bu hükmün birinci kısmı tamâmen doğru değildir; çünki Bene Berit'e, Yahûdi olmıyan bir Farmason intisâb edemez…
İnsan sormadan edemiyor: Gayr-i Yahûdi (Goy) Masonlar, Bene Berit Localarına kabûl edilmiyorlar; lâkin Bene Berit Masonları, gayet rahat bir şekilde, dîğer Localara intisâb edebiliyorlar; hâl böyle olunca, acabâ kim kimi yönlendiriyor?
Fransızca bir Mason İnternet Sitesinde (450.fm; Journal de la Franc-Maçonnerie sous tous ses angles) B’nai B’rith lehinde neşriyât…
Makâlede, ayrıca şu bilgiler mündericdir: “Bu teşkîlât, Mûsevîlere münhasır olup elli kadar memlekete yayılmıştır; Birâder-Hemşire 500.000’den fazla Âzâsı mevcûddur. […] B’nai B’rith, hayır faâliyetlerinden mâadâ, İsrâil Devleti’nin siyâsetini, mevcûdiyetinin idâmesini ve Siyonist Hareketini desteklemektedir…”
Bene Berit gizli cemiyet değil mi?
Yukarıda, Bogen’in Hamenora’daki makâlesinden naklen (1927: 247), Beynelmilel Bene Berit’in, 1920 İctimâında gizlilik esâsını lağvettiğini kaydetmiştik. Buna rağmen, Bene Berit’in gizlilikten tamâmen vazgeçmediğine, şeffâf bir cem’iyet hâline gelmediğine dâir şüphelerimiz var…
Bunun başlıca sebebi, Bene Berit merkezinin veyâ muhtelif Locaların İnternet sitelerine girdiğimiz zaman, haklarında tatmînkâr bilgi edinememekdir. Sitelerinde, her ne kadar Locaların birkaç idârecisinin ismine tesâdüf ediliyorsa da, hiçbirinde bir âzâ listesine ulaşılamıyor. Hattâ idârecileri de, vazîfeleriyle berâber, tam liste hâlinde öğrenilemiyor. Ayrıca, senelik faâliyet raporlarına ulaşılamıyor; bu yüzden tam olarak ne gibi faâliyetlerde bulunduklarına dâir fikir edinilemiyor. Bundan mâadâ, elimizde ritüelleri yok. Localarda nasıl çalıştıklarını bilemiyoruz. Orada ne gibi fikrî çalışmalar yaptılar, hangi mevzûları müzâkere ettiler, nelere karâr verdiler? Bunlar hep mechûlümüz…
Dahası, Bene Berit’in 1911’de têsîs edilmiş, bizi yakından alâkadâr eden İstanbul Locası’nın resmî ismi olan Fakîrleri Koruma Derneği’nin (kezâ İzmir Locası’nın) bir İnternet sitesi bulunmuyor… Kendilerini tanıtan herhangi bir neşriyâtlarına da rastlanılmıyor… Âzâları, faâliyetleri, idâreci kardroları mâlûm değil… Türkiye’de bir asırdan fazla bir zamandan beri faâliyet gösterdikleri hâlde, târihleri yazılmamıştır; yazıldıysa da alenî değildir…
Bu gibi istifhâmlar ortadayken, Bene Berit’in gizli cem’iyet hüviyetini terkettiğine, şeffâf bir cem’iyet hâline geldiğine inanılabilir mi?
1) 7 Eylûl 1935’de Mustafa Kemâl’le beş sâat hasbihâl ederek onun büyük iltifâtına mazhar olan Aşkenaz Hahambaşısı Dr. David Markus veyâ Marcus (Novgorod, 1870 – İstanbul, 3.1.1944)… (Moşe Grosman, Dr. Markus -1870/1944-; Osmanlıdan Cumhuriyete Geçişte Türk Yahudilerinden Görünümler, İstanbul: As Matbaacılık A.Ş., 1992, s. 45)
2) Fakîrleri Koruma Derneği’nin ve Mûsevî Lisesi’nin başlıca müessislerinden Hahambaşı Markus, Beynelmilel Bene Berit Masonluğunun İstanbul Locası’nın faâl bir müntesibi idi… (Grosman 1992: 38) Şimdiye kadar vazîfe yapan bütün Türkiye Hahambaşıları da bu Loca’ya intisâb etmişlerdir…
3) Dr. Markus, “Impressions de voyage; Constantinople – Prague (İstanbul-Prag Seyâhat İntibâları)”, Hamenora, Novembre 1927, V/9, pp. 390-415…
1927 yazında, Müstakil Bene Berit Tarîkati Büyük Reîsi Alfred M. Cohen, ABD hâricindeki Locaları ziyâret etmek üzere uzun bir seyâhate çıkmıştı. Uğraklarından birisi de Prag’dı. Oradaki Çekoslovakya Büyük Locası’nda, Amerikan olmıyan dîğer Büyük Locaların iştirâkiyle bir çalışma toplantısı tertîb edilmişti. Temmuz 1937’de yapılan bu toplantıya, (Joseph Niégo ve H. G. Reisner’in mâzeretleri sebebiyle) XI Numaralı Şark Büyük Locası’nı temsîlen, (Aşkenaz Hahambaşısı, Hamenora mecmûası Yazı Hey’eti Âzâsı, Mûsevî Lisesi Müdürü, Fakîrleri Koruma Cem’iyet-i Hayriyesi Reîsi ve Kemalist Totaliter Rejimin destekcisi) Dr. David Markus iştirâk etmişti. Avdetinde, seyâhat intibâlarını anlattığı ve Bene Berit Localarının faâliyetlerini harâretle medhettiği bir makâle kaleme aldı. Her Bene Beritli gibi faâl bir Siyonist olan Markus, makâlesini Theodore Herzl’e atıfta bulunarak bitiriyor (yukarıdaki sayfa): “Şu düstûru ilk def’a ortaya atan, Herzl’dir: ‘Filistin’e dönüş, Yahûdiliğe dönüştür!’ Filistin’e dönüş, yavaş, hattâ çok yavaş gelişiyor; fakat Yahûdiliğe dönüş, tahmîn edilenden çok daha sür’atle gerçekleşiyor!”
Kezâ, Dr. Markus, 1936 senesinin ilk aylarında İstanbul Bene Berit [Locası]’nda verdiği “Üç Bin Senelik Yahûdi Târihi” başlıklı bir dizi Fransızca konferansda (Grosman 1992 içinde), Herzl’in Siyâsî Siyonizm hareketinden memnûniyetle bahsetmiş (s. 39), Siyonizmi, Yahûdi târihinde yeni bir hamlenin, bir uyanış devrinin tetikleyicisi olarak yorumlamıştı (s. 40)…
Bu Bene Berit ve Siyonist Liderinin mezkûr ve pek ibretâmîz makâlesinin yukarıda görülen son kısmının tercümesi aşağıdadır:
“Yahûdi dînine mensûb hayırhâh bir Tarîkat mi, yoksa, sâdece bir Yahûdi Tarîkati miyiz? Bu suâle hemen her tarafta şu cevâb verildi: ‘Biz bir Yahûdi Tarîkatiyiz ve Yahûdi olan [Yahûdilikle alâkalı] hiçbir şey bize yabancı kalmamalı!’ Ve Locaların yeni faâliyetine bu umde hâkimdir. Size, daha evvel, Almanya Büyük Locası’nın Yahûdi aleyhdârlığıyle mücâdeledeki, dîndaşlarımıza iş têmîn etmek için dernekler kurulmasındaki, Almanyalı Yahûdilerin bedenî mesleklere de yönlendirilmesi husûsunda sarfedilen gayretlerdeki ve Yahûdilerin ilim sâhasında ilerlemeleri için akademiler kurulmasındaki büyük hissesinden bahsetmiştik. Lâkin Locaları asıl harıl harıl dâhilî çalışmalarla meşgûl hâlleriyle görmek lâzımdır! Bâzıları, büyük bir îtinâyle Yahûdi gencliğine mahsûs kitablar neşrediyor, dîğerleri, husûsî mükâfatlar ihdâs ederek, Yahûdilerin muhtelif mes’elelerine dâir kitabların têlîfini teşvîk ediyor, her hâl-ü-kârda, hepsi de, evleviyetle Yahûdilerin tahsîl ve terbiyesine ve kalblerinde asîl hisler gelişmesine ehemmiyet veriyor…
“Şu düstûru ilk def’a ortaya atan, Herzl’dir: ‘Filistin’e dönüş, Yahûdiliğe dönüştür!’
“Filistin’e dönüş, yavaş, hattâ çok yavaş gelişiyor; fakat Yahûdiliğe dönüş, tahmîn edilenden çok daha sür’atle gerçekleşiyor!”
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (22)
Yesevizade Alparslan Yasa
03.08.2024 - 00:00
Yayınlanma
1) 7 Eylûl 1935'de Mustafa Kemâl'le beş sâat hasbihâl ederek onun büyük iltifâtına mazhar olan Aşkenaz Hahambaşısı Dr. David Markus veyâ Marcus (Novgorod, 1870 – İstanbul, 3.1.1944)… (Moşe Grosman, Dr. Markus -1870/1944-; Osmanlıdan Cumhuriyete Geçişte Türk Yahudilerinden Görünümler, İstanbul: As Matbaacılık A.Ş., 1992, s. 45)
Kim kimi yönlendiriyor?
Prof. Daniel Ligou'nun idâresi altında Fransa'daki bütün Büyük Locaların ortak çalışması olarak hazırlanan iki cildlik Dictionnaire Universel de la Franc-Maçonnerie isimli Mason ansiklopedisine nazaran (1974: I/154), bir Farmasonun Bene Berit'e veyâ bir Bene Beritlinin bir Farmason Locasına intisâb etmesinde hiçbir mâni yoktur. Ne var ki bu hükmün birinci kısmı tamâmen doğru değildir; çünki Bene Berit'e, Yahûdi olmıyan bir Farmason intisâb edemez…
İnsan sormadan edemiyor: Gayr-i Yahûdi (Goy) Masonlar, Bene Berit Localarına kabûl edilmiyorlar; lâkin Bene Berit Masonları, gayet rahat bir şekilde, dîğer Localara intisâb edebiliyorlar; hâl böyle olunca, acabâ kim kimi yönlendiriyor?
1_58baf3cadc4e8c9db9e06bdca19b6a39.png
(https://450.fm/2022/04/02/connaissez-vous-lordre-independant-du-bnai-brith-de-lhebreu-les-fils-de-lalliance/; 27.3.2024)
Fransızca bir Mason İnternet Sitesinde (450.fm; Journal de la Franc-Maçonnerie sous tous ses angles) B’nai B’rith lehinde neşriyât…
Makâlede, ayrıca şu bilgiler mündericdir: “Bu teşkîlât, Mûsevîlere münhasır olup elli kadar memlekete yayılmıştır; Birâder-Hemşire 500.000’den fazla Âzâsı mevcûddur. […] B’nai B’rith, hayır faâliyetlerinden mâadâ, İsrâil Devleti’nin siyâsetini, mevcûdiyetinin idâmesini ve Siyonist Hareketini desteklemektedir…”
***
Bene Berit gizli cem’iyet değil mi?
Yukarıda, Bogen’in Hamenora’daki makâlesinden naklen (1927: 247), Beynelmilel Bene Berit’in, 1920 İctimâında gizlilik esâsını lağvettiğini kaydetmiştik. Buna rağmen, Bene Berit’in gizlilikten tamâmen vazgeçmediğine, şeffâf bir cem’iyet hâline gelmediğine dâir şüphelerimiz var…
Bunun başlıca sebebi, Bene Berit merkezinin veyâ muhtelif Locaların İnternet sitelerine girdiğimiz zaman, haklarında tatmînkâr bilgi edinememekdir. Sitelerinde, her ne kadar Locaların birkaç idârecisinin ismine tesâdüf ediliyorsa da, hiçbirinde bir âzâ listesine ulaşılamıyor. Hattâ idârecileri de, vazîfeleriyle berâber, tam liste hâlinde öğrenilemiyor. Ayrıca, senelik faâliyet raporlarına ulaşılamıyor; bu yüzden tam olarak ne gibi faâliyetlerde bulunduklarına dâir fikir edinilemiyor. Bundan mâadâ, elimizde ritüelleri yok. Localarda nasıl çalıştıklarını bilemiyoruz. Orada ne gibi fikrî çalışmalar yaptılar, hangi mevzûları müzâkere ettiler, nelere karâr verdiler? Bunlar hep mechûlümüz…
Dahası, Bene Berit’in 1911’de têsîs edilmiş, bizi yakından alâkadâr eden İstanbul Locası’nın resmî ismi olan Fakîrleri Koruma Derneği’nin (kezâ İzmir Locası’nın) bir İnternet sitesi bulunmuyor… Kendilerini tanıtan herhangi bir neşriyâtlarına da rastlanılmıyor… Âzâları, faâliyetleri, idâreci kardroları mâlûm değil… Türkiye’de bir asırdan fazla bir zamandan beri faâliyet gösterdikleri hâlde, târihleri yazılmamıştır; yazıldıysa da alenî değildir…
Bu gibi istifhâmlar ortadayken, Bene Berit’in gizli cem’iyet hüviyetini terkettiğine, şeffâf bir cem’iyet hâline geldiğine inanılabilir mi?
aa_45d27a5dcbe08a9ee9301c8eea7a0cbb.png
1) 7 Eylûl 1935’de Mustafa Kemâl’le beş sâat hasbihâl ederek onun büyük iltifâtına mazhar olan Aşkenaz Hahambaşısı Dr. David Markus veyâ Marcus (Novgorod, 1870 – İstanbul, 3.1.1944)… (Moşe Grosman, Dr. Markus -1870/1944-; Osmanlıdan Cumhuriyete Geçişte Türk Yahudilerinden Görünümler, İstanbul: As Matbaacılık A.Ş., 1992, s. 45)
2) Fakîrleri Koruma Derneği’nin ve Mûsevî Lisesi’nin başlıca müessislerinden Hahambaşı Markus, Beynelmilel Bene Berit Masonluğunun İstanbul Locası’nın faâl bir müntesibi idi… (Grosman 1992: 38) Şimdiye kadar vazîfe yapan bütün Türkiye Hahambaşıları da bu Loca’ya intisâb etmişlerdir…
3) Dr. Markus, “Impressions de voyage; Constantinople – Prague (İstanbul-Prag Seyâhat İntibâları)”, Hamenora, Novembre 1927, V/9, pp. 390-415…
1927 yazında, Müstakil Bene Berit Tarîkati Büyük Reîsi Alfred M. Cohen, ABD hâricindeki Locaları ziyâret etmek üzere uzun bir seyâhate çıkmıştı. Uğraklarından birisi de Prag’dı. Oradaki Çekoslovakya Büyük Locası’nda, Amerikan olmayan dîğer Büyük Locaların iştirâkiyle bir çalışma toplantısı tertîb edilmişti. Temmuz 1937’de yapılan bu toplantıya, (Joseph Niégo ve H. G. Reisner’in mâzeretleri sebebiyle) XI Numaralı Şark Büyük Locası’nı temsîlen, (Aşkenaz Hahambaşısı, Hamenora mecmûası Yazı Hey’eti Âzâsı, Mûsevî Lisesi Müdürü, Fakîrleri Koruma Cem’iyet-i Hayriyesi Reîsi ve Kemalist Totaliter Rejimin destekcisi) Dr. David Markus iştirâk etmişti. Avdetinde, seyâhat intibâlarını anlattığı ve Bene Berit Localarının faâliyetlerini harâretle medhettiği bir makâle kaleme aldı. Her Bene Beritli gibi faâl bir Siyonist olan Markus, makâlesini Theodore Herzl’e atıfta bulunarak bitiriyor (yukarıdaki sayfa): “Şu düstûru ilk def’a ortaya atan, Herzl’dir: ‘Filistin’e dönüş, Yahûdiliğe dönüştür!’ Filistin’e dönüş, yavaş, hattâ çok yavaş gelişiyor; fakat Yahûdiliğe dönüş, tahmîn edilenden çok daha sür’atle gerçekleşiyor!”
Kezâ, Dr. Markus, 1936 senesinin ilk aylarında İstanbul Bene Berit [Locası]’nda verdiği “Üç Bin Senelik Yahûdi Târihi” başlıklı bir dizi Fransızca konferansda (Grosman 1992 içinde), Herzl’in Siyâsî Siyonizm hareketinden memnûniyetle bahsetmiş (s. 39), Siyonizmi, Yahûdi târihinde yeni bir hamlenin, bir uyanış devrinin tetikleyicisi olarak yorumlamıştı (s. 40)…
Bu Bene Berit ve Siyonist Liderinin mezkûr ve pek ibretâmîz makâlesinin yukarıda görülen son kısmının tercümesi aşağıdadır:
“Yahûdi dînine mensûb hayırhâh bir Tarîkat mi, yoksa, sâdece bir Yahûdi Tarîkati miyiz? Bu suâle hemen her tarafta şu cevâb verildi: ‘Biz bir Yahûdi Tarîkatiyiz ve Yahûdi olan [Yahûdilikle alâkalı] hiçbir şey bize yabancı kalmamalı!’ Ve Locaların yeni faâliyetine bu umde hâkimdir. Size, daha evvel, Almanya Büyük Locası’nın Yahûdi aleyhdârlığıyle mücâdeledeki, dîndaşlarımıza iş têmîn etmek için dernekler kurulmasındaki, Almanyalı Yahûdilerin bedenî mesleklere de yönlendirilmesi husûsunda sarfedilen gayretlerdeki ve Yahûdilerin ilim sâhasında ilerlemeleri için akademiler kurulmasındaki büyük hissesinden bahsetmiştik. Lâkin Locaları asıl harıl harıl dâhilî çalışmalarla meşgûl hâlleriyle görmek lâzımdır! Bâzıları, büyük bir îtinâyle Yahûdi gençliğine mahsûs kitaplar neşrediyor, dîğerleri, husûsî mükâfatlar ihdâs ederek, Yahûdilerin muhtelif meselelerine dâir kitapların têlîfini teşvîk ediyor, her hâl-ü-kârda, hepsi de, evleviyetle Yahûdilerin tahsîl ve terbiyesine ve kalplerinde asîl hisler gelişmesine ehemmiyet veriyor…
“Şu düstûru ilk def’a ortaya atan, Herzl’dir: ‘Filistin’e dönüş, Yahûdiliğe dönüştür!’
“Filistin’e dönüş, yavaş, hattâ çok yavaş gelişiyor; fakat Yahûdiliğe dönüş, tahmîn edilenden çok daha sür’atle gerçekleşiyor!”
Bütün Hahambaşılar ve Yahûdi Cemâat Reîsleri, Bene Beritli
1980’li senelerdeki araştırmalarımız esnâsında, “Asmalı Mescid, Minâre Sokağı, No 17, Beyoğlu – İstanbul” adresinde kâin Fakirleri Koruma Derneği’nin 29 Mart 1984’teki kongresinde intihâb edilen yeni idâre hey’eti ile Dernek Âzâlarının imzâlı listeleri elimize geçmiş, bunları, (irâdemiz hâricinde tahrîf edilerek basılmış) Yahûdilik ve Dönmeler isimli kitabımızda (1989: 335-338) neşretmiştik. Derneğin –o zamân intihâb edilen- İdâre Hey’eti Listesi ile 253 kişilik Âzâ listesinin fotokopilerini aşağıya dercediyoruz.
• İdâre Hey’eti:
- Rıfat Saban (Nüfusa Kayıd Yeri: İstanbul; Doğum Târihi: 1939; Baba İsmi: Nesim; Mesleği: Sanâyici): Başkan
- Mordo de Toledo (İst.; 1934; Elyazar; Sanâyici): Başkan Vekîli
- Daniel Navaro (Mersin; 1939; Hayim; Genel Koordinatör): Sekreter
- İzzet [Kohen] Kayan (İst.; 1942; [Marsel] Çelebon; Y.P.T.): Veznedar
- Vitali Saporta (İst.; 1936; Yuda; Muhâsebeci): Muhâsib
- Yakup Baruh (İst.; 1945; Nesim; Reklamcı): Müşâvir
- İzak Abudaram (İst.; 1932; Leon; Tüccar): Müşâvir
- Diko Ovadya (İst.; 1948; Yakim; Tüccar): Müşâvir
- Sami Herman (İst.; 1950; Marko; Tüccar): Müşâvir
• İdâre Hey’eti Yedek Âzâları:
- Elizer Meranda (İst.; 1949; Efraim; Tüccar): Müşâvir
- Beno Frayman (İst.; 1939; Bernard; “Yönetici”): Müşâvir
- İzi Telvi (İst.; 1953; Yasef; Kimyâ Müh.): Müşâvir
- Nesim Ruso (İst.; 1946; Salomon: İnşâât Müh.): Müşâvir
- Daryo Fridman (İst.; 1933; İsak; K.Ş.O.): Müşâvir
• Murâkabe Hey’eti (“Denetleme Kurulu”):
- İzak Anavis (İst.; 1913; Avram; Emekli)
- Mithat Benhayim (İst.; 1937; Salomon; Muhâsebeci)
- İzak De Eskenazis (Edirne; 1909; Yasef; İdâreci)
• Murâkabe Hey’eti Yedek Âzâları:
- Yusuf De Eskenazis (Ankara; 1943; İsak; Avukat)
- Yuda Reyna (Çanakkale; 1928; İsak; Avukat)
- Silviyo Sayah (İst.; 1931; Yasef; Tüccar)
as_34d58de689a4431fe126f784c5708a65.png
Yahûdilere mahsûs Mason teşkîlâtı B’nai B’rith’in Türkiye kolu (Asmalı Mescid, Minare Sok., No 17, Beyoğlu/İstanbul adresinde kâin) Fakirleri Koruma Derneği’nin 29 Mart 1984 târihinde akdedilen kongresine iştirâk edenler (sâdece imzâsı bulunanlar iştirâk etmiştir) 1 (Yahudilik ve Dönmeler kitabımızdan 1989: 335)
asd_a5befd80826295908827c34c6d2f08ae.png
Yahûdilere mahsûs Mason teşkîlâtı B’nai B’rith’in Türkiye kolu (Asmalı Mescid, Minare Sok., No 17, Beyoğlu/İstanbul adresinde kâin) Fakirleri Koruma Derneği’nin 29 Mart 1984 târihinde akdedilen kongresine iştirâk edenler (imzâsı bulunanlar) 2 (Yahudilik ve Dönmeler kitabımızdan 1989: 336)
asdf_bc68e5e7cdc9da3d2a644425e51adaf0.png
Yahûdilere mahsûs Mason teşkîlâtı B’nai B’rith’in Türkiye kolu (Asmalı Mescid, Minare Sok., No 17, Beyoğlu/İstanbul adresinde kâin) Fakirleri Koruma Derneği’nin 29 Mart 1984 târihinde akdedilen kongresine iştirâk edenler (imzâsı bulunanlar) 3 (Yahudilik ve Dönmeler kitabımızdan 1989: 337)
Âzâ listesindeki birçok isim, Eylûl 1991’de, 500. Yıl Vakfı’nın müessisleri arasında yer almışlar, bunlardan Jak V. Kamhi, Vakf’ın İdâre Hey’eti Reîsi, Naim Güleryüz (bilâhare Reîs) ve Yako Veissid Reîs Vekîlleri seçilmişlerdir.
Bütün Hahambaşıların Bene Beritli olduklarını ifâde etmiştik. Bu tesbîtimiz 1984 Âzâ Listesiyle de têyîd oluyor: 66. sırada (1961-2002 devresinde) Hahambaşı David Asseo ve 43. sırada (2002’den beri) Hahambaşı İsak Haleva bulunuyor. Bene Berit Şark Büyük Locası’nın ve İstanbul Locası’nın nâşiriefkârı Hamenora’nın neşriyâtından, Haim Nahum Efendi’nin (1920 veyâ 1921 evveli), Haim Moşe Becerano’nun (1920 veyâ 1921-1931), Haim İsak Şaki’nin de (1931-1940) Bene Beritli olduğunu biliyoruz. Rafael David Saban’ın dahi (1940-1952) öyle olduğuna istidlâlen hükmedilebilir…
Aynı sûretle, uzun seneler zarfında (20’li, 30’lu, 40’lı seneler), hem İstanbul Locası Reîsi, hem de Cemâat Reîsi olan Hanri Soriano (Rodos, 1882 - ?; 1954-1957 DP İstanbul Millet Vekîli) misâlini dikkate alarak, Bene Beritli olma kaidesinin Cismânî Cemâat Reîsleri için de cârî olduğu istidlâl edilebilir. Bu husûsda bir başka misâl, 1984 listesinde 214. sırada yer alan ve uzun seneler Cemâat Reîsleri Avukat Rıfat Saban ile Silviyo Ovadya’nın yardımcılıklarını yaptıktan sonra 2011-2013 devresinde Cemâat reîsi olan Sami Herman’dır (1950 - 2016). (2013’te vazîfesini İshak İbrahimzadeh’e devretti.)
1984 listesinde, Bernard Nahum (71. sırada) ve Jak V. Kamhi (203. sırada) gibi hâssaten dikkat çeken birçok büyük sermâyedâr mevcûd…
Husûsen Türkiye Yahûdileri hakkında birçok -tarafgîr- makâle ve kitabın, ayrıca, beynelmilel Yahûdi ansiklopedilerinde münderic birçok maddenin müellifi, Cemâatinden büyük destek gören, eserlerinde dâimâ Türkleri haksız, Yahûdileri haklı çıkarmaya çalışan Rıfat Bali de 46. sırada yer alıyor…
Bene Beritlilerin tamâmının aynı zamânda Hür ve Kabûl Edilmiş Masonlar Büyük Locası veyâ Özgür Masonlar Büyük Locası müntesibi olmaları, beklenen bir hâldir…
Fakirleri Koruma Derneği Reîslerinden (Hanri Soriano ve Dr. David Markus ile 1984 listesindeki Rıfat Saban’dan başka) ancak birkaçının ismini tesbît edebildik: Eli Perahya (1974-1976), Ceki Kazmir (2015-2017; Mekân Rest. Tur. Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’nin baş hissedârı) Alen Hananel (2011-2012; 2017-2019)…
Mecmûanın Sâhibi ve Yazı İşlerinden Mes’ûl Müdürü; Aşkenaz Hahambaşısı, Fakîrleri Koruma [Bene Berit] Cem’iyet-i Hayriyesi ve Mûsevî Lisesi’nin başlıca Müessislerinden, Siyonist Hareketinin Liderlerinden ve Mustafa Kemâl’in büyük teveccüh gösterdiği Dr. David Markus’dur…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (23)
Yesevizade Alparslan Yasa
04.08.2024 - 00:00
Yayınlanma
Mustafa Kemâl'in bütün Totaliter Şeflik devri zarfında intişâr eden Bene Berit XI. Kolu'nun nâşiriefkârı Hamenora'nın ilk sayısı ile Ocak-Şubat-Mart 1937 sayısının kapakları:
resim1_f563b32bbafc2eacaa45bd12a9375d29.jpg
Mustafa Kemâl’in bütün Totaliter Şeflik devri zarfında intişâr eden Bene Berit XI. Kolu’nun nâşiriefkârı Hamenora’nın ilk sayısı ile Ocak-Şubat-Mart 1937 sayısının kapakları:
- Solda, Hamenora, Organe mensuel des Béné Bérith du District d’Orient No XI, Janvier-Février-Mars 1923, numéros 1-3…
- Sağda, Hamenora, Janvier-Février-Mars 1937, 15. année, numéros 1, 2, 3…
Mecmûanın Sâhibi ve Yazı İşlerinden Mes’ûl Müdürü; Aşkenaz Hahambaşısı, Fakîrleri Koruma [Bene Berit] Cem’iyet-i Hayriyesi ve Mûsevî Lisesi’nin başlıca Müessislerinden, Siyonist Hareketinin Liderlerinden ve Mustafa Kemâl’in büyük teveccüh gösterdiği Dr. David Markus’dur…
Bene Berit’ten İsrâil’in son jenosidci harbine “kayıtsız, şartsız destek”
Ekim 2023’ten beri, İsrâil, bir asırdır mazlûm, mağdûr, bîçâre Filistin halkına karşı tâkîb ettiği jenosid siyâsetini zirveye taşımış bulunuyor!
İnternet, televizyon, cep telefonu gibi asrî haberleşme vâsıtalarının sağladığı imkânlar sâyesinde, geçmişte olduğu gibi, zulümlerini tamâmen örtbas edemiyor; İnsanlık Âleminin mühim bir kısmı, muazzam fâciâya bizzât şâhid oluyor! Şâhid oluyor, lâkin dünyânın hemen her tarafında Siyonist tahakkümü o derece baskın ki- aciz içinde, sâdece seyirci kalıyor!
Bu tahakkümün başlıca âletlerinden biri olan Bene Berit de, her zamânki Fanatik Siyonist tavrıyla, İsrâil’in jenosidci harbini bütün kuvvetiyle destekliyor ve bu meyânda, bütün nüfûz sâhalarında, tahrîfkâr bir propaganda kampanyası ve (iktisâdî, siyâsî, v.s.) muhtelif baskı vâsıtalarıyla, idrâkleri yanıltmaya ve vicdânları susturmaya çalışıyor!
Bu cümleden olarak, Beynelmilel Bene Berit’in İnternet siteleri, yürüttükleri yanıltıcı ve baskıcı kampanyanın numuneleriyle dolu! Meselâ:
Fransa Bene Beriti’nin (B’nai B’rith France) İnternet Sitesinin 4 Kasım 2023’te kaydettiğimiz ana sayfasında, solda, BMT Umûmî Kâtibi Antonio Guterres aleyhinde açılan imzâ kampanyasının afişi bulunuyor. Bu kampanyayle, Guterres’in istîfâsı taleb ediliyor. Sebeb: Guterres’in [objektif bir tesbîtle,] 24 Ekim 2024 günü, şu beyânâtı vermiş olması:
“Hamas’ın tedhîşçi baskını, sebepsiz değildir; arkasında, İsrâil’in 56 senelik boğucu işgâli vardır! (L’attaque terroriste du Hamas ne vient pas de rien, mais de 56 ans d’occupation israélienne étouffante.)”
Bu sözler, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki “insanlık dışı cürümlerini meşrûlaştırmak (légitimer les crimes inhumains du Hamas du 7 octobre)” mânâsına geliyormuş… Binâenaleyh “kabûl edilemez” mâhiyette imişler ve “bundan böyle Guterres BMT’nın başında kalmamalı” imiş (Antonio Guterres ne peut rester à la tête de l’ONU)…
Guterres’i istîfâya zorlayan imzâ kampanyasını Actualité Juive başlatmış; bütün Siyonistler ve Siyonist dostları kampanyaya katılmıya dâvet ediliyor; ilk imzâ verenlerden birisi de, Fransa Bene Beriti Reîsi Philippe Meyer…
Ana sayfanın ortasındaki haber, mezkûr Philippe Meyer’in 1 Kasım 2023’te Radio Shalom’daki sohbeti hakkında… Manşet: “Çatışmanın değil, Yahûdiler aleyhindeki kînin ithâli bahis mevzudur (Il n’y a pas d’importation du conflit, il y a importation de la haine anti-juive)!
resim3_fc202bd7c991732bb03c8aa9446f1819.jpg
4 Kasım 2023’te Fransa Bene Berit’inin İnternet Sitesinin ana sayfası… Bir asırdır devâm eden bir Filistinli jenosidinin fâilleri oldukları hâlde, onlar, her ne yaparlarsa yapsınlar, yine ve dâimâ haklıdır, mâsûmdur, mazlûmdur!
Ana sayfanın ortasındaki ikinci haber, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te bir baskın neticesinde esîr aldığı 240 İsrâillinin serbest bırakılmasına dâir kampanyanın -üzerinde esîrlerin fotoğraflarının görüldüğü- afişi… “Hamas’ın şeytanları (les démons du Hamas) tarafından Gazze tünellerinde esîr tutulan bu 240 rehine aslâ unutulmamalı imiş! “Kimse onları görmezlikten gelemez” imiş! “İnsanlık ayaklar altında” imiş (L’humanité même est bafouée)! Onların serbest bırakılmasını sağlamak için herkesin seferber olması lâzımmış!
“Fransa Bene Beriti Millî Bürosu, derhâl seferber olarak, bütün Loca Reîslerine ve Murahhaslarına, mukîm bulundukları şehirlerde, rehinelerin fotoğraflarının duvarlara asılması için Belediye Reîslerine mürâcaat etmeleri teklîfinde bulunmuştur. Rehine fotoğraflarının bulunduğu afişleri süratle duvarlara asan Pâris, Nis ve Sâir şehirlerin belediyelerine teşekkür ediyor, Fransa’nın diğer bütün belediyelerini de aynı şeyi yapmaya dâvet ediyoruz.”
Ana sayfanın sağında ise, Hamas’ın 7 Ekim 2023 Baskını üzerine İsrâil’i ziyâretten dönen mûmâileyh Meyer’in seyâhat intibâlarını anlattığı makâlesinin başlığı: “İsrâil’de Gördüklerimiz”… İsrâil, bu baskınla öyle muazzam bir fâciâ yaşamış ki “onu târifte kelimeler kifâyetsiz ve kusûrlu kalıyor yâhûd uygun kelime mevcûd bulunmuyor (les mots sont insuffisants, imparfaits, inexistants pour exprimer réellement ce que nous avon vu, entendu, ressenti en Israël)” imiş...
Hâdiseleri tamâmen egosantrist bir tavırla görüyorlar: Dünyâda ehemmiyete şâyân insanlar, sâdece kendileridir; sâir insanların bir kıymeti yoktur! Husûsen, önlerinde bir mânia oldukları zamân, derhâl bertaraf edilmeleri elzem olan haşerâttırlar! Bir asırdır ne yapıyorlar? Sâdece “Târihî Vatan”larını istîlâ etmiş “haşerât”ı temizliyorlar! Bu, onların hakkı ve vazîfesidir! Bu uğurda ne yapsalar, yeridir!
resim4_813f538838194de079669e38dac1e8a8.jpg
Fransa Bene Beriti’nin İnternet Sitesinin ana sayfasında, Gazzeli Filistinlilerin yarım asırdır mârûz kaldıkları tahammülfersâ zulme işâret ettiği için, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı Umûmî Kâtibi Antonio Guterres’i istîfâya icbâr etmek için açılan imzâ kampanyasının afişi…
Beynelmilel Bene Berit’in İsrâil’e kayıdsız şartsız desteğine dâir ikinci misâl
Bu misâli de, 14 Haziran 2024’te, Avrupa Bene Berit’inin İnternet Sitesinden kaydettik.
Buradaki afişte, “İSRÂİL’İN YANINDA OL ! İSRÂİL’E BAĞIŞTA BULUN!” sloganlarıyle, hem Gazzeli Filistinlilere karşı (Ekim 2023’ten beri) dokuz aydır jenosidci harb hâlinde olan İsrâil’e kayıdsız şartsız desteklerini ifâde ediyor, hem de bütün Siyonistleri ve Siyonist dostlarını [bu insanlık dışı harbinde] İsrâil’i, her çeşid yardımla desteklemeye dâvet ediyorlar…
Avrupa Bene Beriti Reîsi Serge Dahan tarafından kaleme alınmış ve çarpık Siyonist zihniyetini anlamak bakımından da fevkalâde ibretâmîz olan dâvet mektubunun tamâmının tercümesini, metnin aslıyle berâber, aşağıya dercediyoruz.
resim5_652606fdc112911e8f07252a83cd62a0.jpg
Avrupa Bene Beriti’nin İnternet Sitesinde, “İSRÂİL’İN YANINDA OL ! İSRÂİL’E BAĞIŞTA BULUN!” afişi ve Reîs Serge Dahan’ın İsrâil’e destek olmıya dâvet mektubunun başı…
“Azîz dostlar, (Chers amis),
“İsrâil baskına uğradı. Hamas tedhîşçileri, Şoah’tan [Nazilerin yaptığı iddiâ edilen Yahûdi jenosidinden] beri en büyük Yahûdi katliâmını yaptılar. Evlerinde, hava hücûmlarına karşı korumalı barınaklarda ve bir müzik festivalinde 1.200 sivil katledildi. Çocuklar, diri diri yanarak ve kafaları koparak öldüler. 2.500’den fazla insan yaralandı ve bâzıları Jenosidden sağ kalanlar ve bebekler olmak üzere 150 kişi kaçırıldı. (Israël est attaqué. Les terroristes du Hamas ont commis le plus grand massacre de Juifs depuis la Shoah. 1 200 civils ont été massacrés dans leurs maisons, dans des abris anti-aérien[s] et lors d'un festival de musique. Des enfants ont été brûlés vifs et décapités. Plus de 2 500 personnes ont été blessées et 150 personnes, dont des bébés et des survivants de l’Holocauste, ont été kidnappées.)
“İsrâil’in mevcûdiyeti yarım asırdan beri en büyük tehlikeye mârûz kalmışken, ona karşı kayıdsız şartsız destek ve dayanışmamızı göstermemizin tam zamânıdır! Hâlihazırda, Avrupa Bene Berit’inin mutlak önceliği bu olacaktır! (Alors qu’Israël subit la plus grande menace existentielle depuis un demi-siècle, il est temps de montrer notre soutien et notre solidarité inconditionnels. Ce sera pour le moment la priorité absolue du B'nai B'rith Europe.)
“Bene Berit’in têsîsinin 180. seneidevriyesini idrâk ettiğimiz şu günlerde, İsrâil için bir bağış kampanyası başlatıyorum. Sevincimizi kursağımızda bırakan vahîm gelişmelere rağmen, bu hâl, bizi, hep kalbimizde yaşattığımız dâvâ uğrunda daha büyük gayretle seferber olmıya dâvet ediyor. (Aujourd'hui, à l'occasion du 180e anniversaire de la fondation du B'nai B'rith, je lance un appel aux dons. Même si cette joyeuse occasion est marquée par de sombres circonstances, elle nous rappelle de redoubler d’efforts pour cette cause qui nous tient tant à cœur.)
“İsrâil’de, mevcûd buhrânın âcil kıldığı ihtiyâc sâhalarında hizmet veren iki hayır teşkîlâtını destekliyoruz. (Nous soutenons deux organisations caritatives basées en Israël pour contribuer aux domaines où les besoins sont urgents dans la crise actuelle.)
“Bunlardan birincisi [Kızılay ve Kızılhaç’ın muâdili olan] Kızıl Yahûdi Yıldızı’dır (KYY ; Magen David Adom –MDA-). KYY, Hamas’ın misil hücûmları ve ağır bombardımanıyle karşı karşıya, hemen savaş hattında, savaş meydanlarında hizmet veriyor, yaralıları tedâvî ediyor. (Le Magen David Adom (MDA) est le membre israélien à part entière de la Croix-Rouge internationale. MDA est en première ligne. Sur les champs de bataille, face au danger des attaques de missiles et de l'artillerie lourde du Hamas, soignant les blessés sous le feu
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (24)
Yesevizade Alparslan Yasa
07.08.2024 - 10:35
Yayınlanma
“Ateş altında çalışan KYY ekipleri, şiddetli misil atışlarına ve korkunc katliâmlara mârûz kalan her kibutzdaki âilelerin imdâdına koşmaktan ve yaralılara hayât kurtaran tıbbî müdâhalelerde bulunmaktan çekinmediler. (Dans chaque kibboutz qui a subi de violents tirs de missiles et de terribles massacres, ce sont les équipes du MDA qui sont intervenues, sous le feu des tirs, pour aider à secourir les familles et prodiguer des soins médicaux vitaux aux blessés.)
“Desteklediğimiz dîğer hayır teşkîlâtı olan Hepsi Tek Âile (One Family Together) ise, tedhîş kurbanlarına ve onların âilelerine 23 seneyi aşkın bir zamândan beri yardım ediyor. Son tecâvüzlerde, 4.000’den fazla insan daha tedhîşten zarâr gördü. (One Family Togetheraide les victimes du terrorisme et leurs familles depuis plus de 23 ans. Plus de 4 000 personnes supplémentaires ont été touchées par les attaques.)
“Felâket karşısında çâresizlik hisseden bu âilelerin mâlî, tıbbî ve psikolojik yardıma ihtiyâcları var. Bunlardan bâzıları sığınma evlerinde bulunuyor, bâzıları da çok yaşlı oldukları ve dışarı çıkamıyacak kadar korku içinde bulundukları için evlerine gıda getirilmesini istiyor. (Ces familles vivent dans une grave détresse et ont besoin d’une aide financière, médicale et psychologique. Certains sont dans des refuges ou sont âgés et ont trop peur pour sortir et ont besoin qu'on leur apporte de la nourriture.)
“Desteğiniz sâyesinde, İsrâil’deki âcil yardım teşekküllerinin, hayât kurtarmalarına imkân verecek muhtelif tıbbî techizâta ve bakım vâsıtalarına sâhib olmalarını sağlıyacağız. (Avec votre soutien, nous veillerons à ce que les services d’urgence en Israël disposent d’équipements médicaux et de protection qui les aideront à sauver des vies.)
“Desteğiniz sâyesinde, Hamas tedhîşi sebebiyle acı çeken ve yuvalarından uzaklaşmak zorunda kalan âilelerin bakımını üstümüze alacağız. En fazla ihtiyâc duydukları bir zamânda hiçbir şeyden mahrûm kalmamalarına çalışacağız. (Avec votre soutien, nous prendrons soin des familles qui ont souffert et ont été déplacées de leurs foyers à cause du terrorisme du Hamas. Nous veillerons à ce qu’ils ne manquent de rien au moment où ils en ont le plus besoin.)
“Avrupa’daki bütün Localarımızı, dost ve sempatizanlarımızı, bu kampanyaya katılmıya dâvet ediyorum. Cömerdliğiniz sâyesinde, en âcil iki ihtiyâca cevâb vermiş olacak ve İsrâil’in yalnız olmadığını, bu zor zamânlarda onun yanında yer aldığımızı göstermiş olacağız. (J'appelle toutes nos loges à travers l'Europe, nos sympathisants et amis, à nous rejoindre dans cet appel. Grâce à votre générosité, nous contribuerons à répondre à deux des besoins les plus urgents et enverrons le signal qu’Israël n’est pas seul, que nous le soutenons en ces moments difficiles.)
“Bugün, her zaman olduğundan çok daha fazla, İsrâil’in yanındayız ! (Aujourd’hui plus que jamais, nous sommes aux côtés d’Israël.)
“En kuvvetli şükrân hislerimizle. (Avec notre plus profonde gratitude,)
“Serge Dahan, Avrupa B’nai B’rith’i Reîsi (Serge Dahan, Président du B'nai B'rith Europe). (https://www.bnaibritheurope.org/donate/) (14.6.2024)
1_1f9bb92c137246a618942ca0029f09d9.jpg
(https://www.bnaibrith.org/about-us/; 20.6.2024)
B’nai B’rith, resmî sitesindeki tanıtma yazısında, -Siyonizmin, jenosid siyâseti, ırkçılık ve emperyalizm demek olduğunu bilmezden gelerek- kendisinin “İnsan Hakları Dâvâsının büyük müdâfii” olduğunu iddiâ ediyor (B’nai B’rith champions the cause of human rights)! Şüphesiz, ikiyüzlülük, en büyük bir ahlâksızlıktır!
***
Ahlâkî ders
İdeolojik ve îtikâdî taassub, insanı, nasıl da -bilerek veyâ bilmiyerek- ikiyüzlü yapıyor! Dahası, gözünü kör ediyor, vicdânını karartıyor!
Filvâkî, taassub sâhibi, vâkıayı tahrîf, onu, îtikâdî şartlanmalarına göre idrâk ve tefsîr ediyor: İşlenen en büyük cinâyetler, cürümler, o muharref idrâke nazaran mânâlandırılıyor, têvîl hokkabâzlıklarıyle bambaşka kılıklara büründürülüyor, meşrû hâle getiriliyor, tam bir şeytânî mantıkla, hattâ büyük bir kahramanlık olarak takdîm ediliyor! Bu meş’ûm muhâkameleri haklı çıkarmak için de, bin dereden su getiriliyor, her şeye rağmen, derinlerde, isyân eden vicdânını susturmak, bastırmak için biteviye Ahlâktan, İnsan Haklarından, Meşrû Müdâfaadan, v.s. bahsediliyor!
Elinizdeki sersemletici, karayı ak, akı kara göstermiye muktedir o muazzam propaganda imkânlarıyle insanları, bütün bir İnsanlığı yanıltabilirsiniz! Lâkin, ister inanın, ister inanmayın, bir gün, sizi bu mel’anetleri işliyesiniz diye yaratmamış olan Kâinâtın Rabbi’ne hesâb vereceksiniz! Ve, hiç şüphesiz, bu, bizim kuru iddiâmız, boş bir tesellîmiz değildir; O Rab, bunu, bütün Beşeriyete böylece bildirdiği için Hakîkatin tâ kendisidir! Şâyed kalbinizi karartmamış, idrâkinizi kör etmemiş olsaydınız, Müsbet İlmin ve onun üzerinde yükselen Müsbet Tefekkürün bu Hakîkati böylece tasdîk ettiğini idrâk edebilirdiniz!
Yukarıda, Bene Berit sitelerinden naklettiğimiz metinlerde, biteviye İnsan Haklarından dem vurduklarını, kendilerini bu hakların yılmaz müdâfileri gibi takdîm ettiklerini, Irkçılık ve mümâsili büyük adâletsizliklerle karârlılıkla mücâdele ettiklerine inandırmıya çalıştıklarını gördük…
Lâkin kavil başka, fiil başka! Fiillerine bakıldığında müstekreh bir ikiyüzlülükle karşılaşılıyor:
İkiyüzlü olmasalardı, bu mukaddes mefhûmları dahi habîs emellerine âlet etmeselerdi, tâ 19. asrın ikinci yarısından îtibâren, “Târihî Vatan” masalını ortaya atarak, Filistin’e hîleyle ve cebren yerleşmiye çalışırlar mıydı? Orada zâten mahrûmiyet içinde yaşıyan kendi hâlindeki zavallı, mâsûm insanları topluca katlede ede, hicrete icbâr ede ede onların binlerce senedir üzerinde yaşadıkları vatanlarını gasbetmiye çalışırlar mıydı? Bütün bir halkı böyle yok oluşa mahkûm etmek, başından îtibâren bir jenosid, bir Filistinli jenosidi değil de nedir?
BMT’nin jenosid târifi
12 Ocak 1951’de mer’iyete gören Jenosid Cürmünün Önlenmesi ve Cezâlandırılmasına Dâir 9 Aralık 1948 Târihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (Convention pour la prévention et la répression du crime de génocide) II. Maddesinde “jenosid” şu sûretle târif edilmiştir:
“İşbu Sözleşmede, jenosid tâbiriyle, millî, kavmî, ırkî veyâ dînî bir topluluğu, bu sıfatla ve tamâmı veyâ bir kısmı îtibâriyle yok etme niyetiyle işlenmiş aşağıdaki fiillerden herhangi birisi kasdedilir (Dans la présente Convention, le génocide s'entend de l'un quelconque des actes ci-après, commis dans l'intention de détruire, ou tout ou en partie, un groupe national, ethnique, racial ou religieux, comme tel):
“a) Topluluk mensûblarından bir mikdârının katli (Meurtre de membres du groupe);
“b) Topluluk mensûblarından bir mikdârının bedenî veyâ aklî bütünlüğüne ciddî şekilde zarâr verme (Atteinte grave à l'intégrité physique ou mentale de membres du groupe)
2_b0c9364bf6c2c25083e68bb67cdc107f.jpg
(L'univers Israélite, Paris, 1er mai 1925, 80e année, No 32, p. 98)
Bene Berit Masonluğunun 1911'de têsîs edilen (ve 1935'de ve sonrasında da “kapatılmıyan”) İstanbul Locası ile XI. Şark Kolu, Kemalist Totaliter Rejimin himâyesi altında, Siyonist faâliyetlerine devâm etti ve hâlen de devâm ediyor…
Pâris’de münteşir L’Univers Israélite mecmûsının yukarıdaki sayfasında görülen habere nazaran, Bene Berit Masonluğunun 1925'deki milletler arası ictimâında, Büyük Reîs Adolphe Kraus, Bene Berit'e kadınların da kabûl edilmesini müdâfaa eden bir nutuk îrâd etmiştir. Ayrıca, Bene Berit'in “İstanbul Mümessili Dr. Behar (Bekhar), [aynı ictimâda] Şark Locaları nâmına îrâd ettiği nutukta, [daha 1918'de, -bilâhare İsrâil Devleti’nin ilk Cumhûr reîsi olacak, Kimyâger- Chaim Weizmann (Belarus, Pinsk, 27.11.1874 – İsrâil, Rehovot, 9.11.1952) tarafından temeli atılan ve 1 Nisan 1925'de Lord Balfour (İskoçya, Whittingehame, 25.7.1848 – İngiltere, Woking, 19.3.1930) tarafından açılan] Kudüs İbrânî Üniversitesi'nin, Alliance Israélite ve Bene Berit'in Şark'ta yaşattıkları mekteb zincirinin tâcını teşkîl edeceğini beyân etmiş, Haham Wise da, Bene Berit'in, Filistin'deki [Yahûdi Vatanının] inşâ faâliyetine iştirâk etmesinin lehinde bir nutuk îrâd etmiştir.”
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (25)
Yesevizade Alparslan Yasa
08.08.2024 - 00:00
Yayınlanma
"c) Topluluğun fizikî mevcûdiyetini, kasden, onun toptan veyâ kısmen yok oluşunu intâc edecek hayât şartlarına tâbi kılma (Soumission intentionnelle du groupe à des conditions d'existence devant entraîner sa destruction physique totale ou partielle);
“c) Topluluğun fizikî mevcûdiyetini, kasden, onun toptan veyâ kısmen yok oluşunu intâc edecek hayât şartlarına tâbi kılma (Soumission intentionnelle du groupe à des conditions d'existence devant entraîner sa destruction physique totale ou partielle);
“ç) Topluluk içinde doğumları engellemeye mâtûf tedbîrler alma (Mesures visant à entraver les naissances au sein du groupe);
“d) Topluluğa mensûb bir mikdâr çocuğun zorla bir başka topluluğa nakledilmesi (Transfert forcé d'enfants du groupe à un autre groupe).”
Târifin arkasından, III. Maddede de, “Cezâlandırılacak fiiller” sayılıyor (Seront punis les actes suivants):
“a) Jenosid irtikâbı (Le génocide); b) Jenosid irtikâbı için birileriyle anlaşma (L'entente en vue de commettre le génocide); c) Doğrudan ve alenen jenosid irtikâbına teşvîk (L'incitation directe et publique à commettre le génocide); ç) Jenoside teşebbüs (La tentative de génocide); d) Jenosid irtikâbında suç ortaklığı (La complicité dans le génocide):” (Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı İnsan Hakları Âmirliği’nin -Haut-Commissariat des Nations Unies aux droits de l’homme- İnternet Sitesinden; http://www2.ohchr.org/french/law/genocide.htm; 2.4.2010)
Bugün, Filistin mes’elesinin objektif târihine –hiç olmazsa ana hatlarıyle- vâkıf olan ve hele İsrâil’in Filistinlilere karşı hâlihâzırda bütün dünyânın gözleri önünde cereyân eden jenosidci harbini tâkîb eden vicdânı kararmamış herkes, hemen tasdîk etmekde gecikmiyecekdir ki Beynelmilel Siyonizm (evet, ne sâdece Netanyahu, ne de İsrâil idârecileri, ordusu, bu harbi destekliyen vatandaşları değil, bir-bir buçuk asırdır, şu veyâ bu şekilde, Filistinli jenosidine destek olan bütün Siyonistler), Birleşmiş Milletler’in jenosid târifinin –en azından- ilk dört maddesinde sayılan bütün cürümleri işlemiştir ve pervâsızca işlemiye devâm etmektedir!
dgh-dh_e98478753d227e0d607218d757635fb1.jpg
(Yılmaz Bilgen’in haberi, Türkiye, 26.6.2024, s. 1)
Şurası muhakkaktır ki Siyonist Hareketini ve Jenosidci, Emperyalist İsrâil Devleti’ni destekliyen hiçbir Yahûdi, sâdık ve dürüst bir Türk vatandaşı olamaz! Böyleleriyle dostluk kuranlar da, onlarla aynı kefeye konulur! Aksini iddiâ, hamâkattir! Buna mukâbil, hakîkî mânâda sâdık her Türk vatandaşına ancak muhabbet besleriz!
***
İnsan Hakları sâdece onlar için var!
Menfûr Siyonist ideolojinin kör ettiği vicdânları, Filistinlilere karşı bir asırdır tâkîb ettikleri jenosid siyâsetine, her devirde, kılıflar uyduruyor, onu meşrû göstermiye çalışıyor!
İnsan Hakları sâdece kendileri için mûteberdir!
Filistinlilere gelince onlar imhâ veyâ def’edilmesi gereken haşerâttır! Veyâhud -Jabotinski’nin avenesinin îlân ettiği gibi- “lağım fâreleridir”!
İnanılmaz bir hayâsızlıkla, bir asırdır devâm ettirdikleri jenosid siyâsetini, şimdi (Haziran 2024), aylardır (Ekim 2023’ten beri), bütün dünyânın gözü önünde, bütün dehşetiyle ve pervâsızca icrâ ediyorlar! Hiçbir mukaddes tanımadan, hiçbir ayırım yapmadan (tâ küvözlerdeki bebeklere kadar, hâmilelere, hastalara, yaralılara kadar) on binlerce mâsûmu vahşîce, gaddârca, sadistce katlederek, milyonlarca bîçâre insanı çeşid çeşid işkencelere mârûz bırakarak, acılara garkederek, hânümânlarını yakıp yıkarak, taş üstünde taş bırkamamacasına hastahâneleri, mâbedleri, mezarlıkları dahi berhavâ ederek, Memlekette yaşanacak tek köşe bırakmıyarak hepsini (canavarca katliâmlardan arta kalan hepsini) toptan vatanlarını terketmiye, Filistinli hüviyetiyle yok olmıya icbâr ediyorlar!
Üstelik, yine onlar mazlûm, Filistinliler zâlim! Ellerindeki muazzam propaganda imkânlarıyle, neredeyse bütün Devletlere şâmil muazzam iktisâdî-siyâsî nüfûzlarıyle, mûtâd vechiyle, kendilerini yine mâsûm, yine mağdûr, yine mazlûm gösteriyorlar! Herkesi insanlığından utandıran zulümlerine isyân eden, aksini ileri sürmek cür’etini gösteren her kim olursa, derhâl ona karşı bir iftirâ kampanyası başlatılıyor, cür’etkâr, “Yahûdi aleyhdârı” ve “Irkçı” damgasıyle gözden düşürülüyor, en azından mânen tepelenip sesini çıkaramıyacak hâle gelinciye kadar maddî-mânevî baskılar altında bırakılıyor! Her şeye rağmen, şu veyâ bu memlekette meydanlara dökülen, nümâyişler, protestolar tertîb eden insanların feryâdları da, onlara sinek vızıltısı gibi geliyor!
O kadar kuvvetlendiler ki artık şımarıklıkları bir had tanımıyor! Âdetâ bütün dünyâyle, bütün Beşeriyetle alay ediyorlar!
errr_961577e66fee79cc09114a7f96f4f4f8.jpg
İslâm Âlemi dâhil, bütün dünyâ, İsrâil’in, (Ekim 2023’ten beri) dokuz aydır, pervâsızca devâm ettirdiği jenosidci harbi acz içinde seyrediyor; hattâ iktisâden ve askerî olarak kudretli bâzı Devletler ona alenen yardım ediyor! Acabâ neden?
“Mesîhî Devir” aldatmacası
Husûsen Gayr-i Yahûdilere hitâb eden o “Mesîhî Devir” tasvîrlerinin de büyük bir aldatmaca olduğu o kadar âşikâr ki!
Evvelki Fasıllarda, La Vérité israélite nâşiri Joseph Cohen’in veyâ Haham İsidore Epstein’ın kaleminden yukarıda okuduğumuz gibi, bu tasvîrlerde, “Mesîh Çağı”, Yahûdilerin tekrâr Filistin’e dönüp İsrâil Devleti’ne vücûd vermeleriyle başlıyor, İsrâil ve Kudüs, bütün dünyânın kalbgâhı hâline geliyor, Benî İsrâil’in rehberliğinde, yeryüzüne sulh ve adâlet hâkim oluyor… Bu “altın çağ”da, milletler arasında artık çekişme yok, savaş yok, zulüm yok; her tarafta huzûr ve refâh hüküm sürüyor!
Bir de vâkıaya bakalım: Yahûdiler (daha doğrusu, bütün o Fanatik Siyonistler), Filistin’e, sulh içinde, oranın yerli halkıyle anlaşarak ve onlarla işbirliği yaparak dönmediler; bilakis, bir asırdır devâm eden bir jenosid siyâsetiyle, Filistin halkını imhâ etmiye, sağ kalanlarını da, vatanlarından kaçırmıya çalışıyor, bu uğurda onlara en zâlim, en vahşî, en barbar muâmeleri revâ görüyorlar! Filistin halkına karşı büyük bir pervâsızlıkla yürüttükleri son jenosidci savaşla, artık vahşette kendilerini de aşmış bulunuyorlar!
Bütün dünyâ üzerinde hissedilen tahakkümleri o kadar ağır ki bütün Beşeriyet onları durdurmak husûsunda âciz kalıyor!
DEVAM EDECEK
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (26)
Yesevizade Alparslan Yasa
09.08.2024 - 15:20
Yayınlanma
Beynelmilel Siyonizm, son jenosidci harbinde de, Jenosid Cürmünün Önlenmesi ve Cezâlandırılmasına Dâir 9 Aralık 1948 Târihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin II. Maddesinde "jenosid" olarak târif edilen bütün cürümleri işledi, işlemiye devâm ediyor! Siyonist nüfûzu altındaki bütün Devletler de jenosid cürmünde ona destek oluyor! Vicdânı kararmamış insanlar ise, Siyonizmin pervâsızca sürüp giden cürümleri karşısında acz içinde, hâdiselere seyirci kalıyor, cânîleri durdurmak ve cezâlandırmak için hiçbir şey yapamıyor!
1_27954ee5536235a8dc8ff5e4ec592e31.jpg
(Merkezi İngiltere’de bulunan Save The Children isimli beynelmilel teşekkülün araştırması: “Gazze’de, 21.000 çocuk kayıb!” - Yeni Söz ve Sabah, 25.6.2024, s. 1-)
FİLİSTİN’DE ÇOCUK JENOSİDİ…
Beynelmilel Siyonizm, son jenosidci harbinde de, Jenosid Cürmünün Önlenmesi ve Cezâlandırılmasına Dâir 9 Aralık 1948 Târihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin II. Maddesinde “jenosid” olarak târif edilen bütün cürümleri işledi, işlemiye devâm ediyor! Siyonist nüfûzu altındaki bütün Devletler de jenosid cürmünde ona destek oluyor! Vicdânı kararmamış insanlar ise, Siyonizmin pervâsızca sürüp giden cürümleri karşısında acz içinde, hâdiselere seyirci kalıyor, cânîleri durdurmak ve cezâlandırmak için hiçbir şey yapamıyor!
***
8. Fasıl:
Siyonizme Masonluğun Desteği
Destek, Siyonistlerin Filistin’e yerleştirilmesiyle başlıyor
Masonluğun Siyonizme desteğine dâir o kadar çok vâkıa vardır ki bunların hepsinin îzâhı oldukça hacimli bir kitabın mevzûu olabilir… Bunlardan en mühimmi, herhâlde, adım adım, Yahûdilerin Filistin’e yerleştirilmesi ve İsrâil’in têsîsiyle netîcelenecek vetîrenin başlatılmasına dâir olanlardır.
Bittabi, Masonluk, bu kadarla da kalmadı; İsrâil Devleti’nin têsîsinde, dîğer Devletler tarafından tanınmasında ve “Nil’den Fırat’a” istikâmetinde mütemâdiyen genişlemesinde de hep devrede oldu…
Mikveh İsrael, Montefiore’lar, Rothschild’ler, Crémieux’ler, Netter’ler, Alliance Israélite Universelle
Artık iyice biliniyor ki İsrâil Devleti’nin têsîsiyle netîcelenen vetîrenin başlangıcı, Montefiore’un Filistin’deki Yahûdi iskânı faâliyetleri ise de, büyük dönemeci, 1870’te, Yafa’nın şarkında Mikveh İsrael (İsrâil’in Ümîdi) Zirâat Mektebi’nin têsîsidir.
Bu mekteb, Alliance Israélite Universelle nâmına Charles Netter’in idâresi altında têsîs edilmiş olmakla berâber, onlar da Montefiore’lar, Rothschild’ler, Crémieux’ler gibi dünyâ çapında faâliyet gösteren Siyonist liderler ve dahası, bütün bir Siyonist ve Farmason Âlemi tarafından desteklenmekteydiler.
Montefiore, Rothschild, Crémieux ve daha birçok Siyonist lider, her memleketten Yahûdilerin bir kısmını Filistin’e yerleştirip orada kök salmalarını sağlıyarak adım adım müstakil ve vâsi İsrâil Devleti’ne doğru yürümeyi planlıyorlardı. Bunun için Filistin’de geniş arâzîler satın almaları, çiftlikler, köyler, mektebler, sınâî têsîsler kurmaları ve aynı zamânda bu müstemlekeci toplulukları, savaşçı, silâhlı teşkîlâtlar hâline getirmeleri lâzımdı. Filistin’i Türk ve Arab Müslümanların elinden almak, onları imhâ veyâ tehcîr yoluyle vatanlarından atmak ancak bu sûretle mümkün olabilirdi.
Tabiî, her şeyden evvel, bu muhâcir topluluklara toprağı işlemeyi, zirâatci olmayı öğretmek lâzımdı; o topraklara kök salmak evvelâ böyle bir faâliyetle mümkündü. Bu, aynı zamânda, asırlardır bedenî çalışmalardan uzak kalmış Yahûdi topluluklarına yeni bir rûh ve cevvâliyet kazandıracaktı…
Montefiore, bu istikâmette bir teşebbüste bulunmuştu; fakat onu, çok daha planlı ve semereli bir hâle getiren Alliance’ın Mikveh İsrael’i oldu.
2_28c3970b56a41bb1c7833ca8c17526b3.jpg
Theodor Herzl’den çok evvel, 19. asrın ortalarında, Müslüman-Arab vatanı Filistin’de, “Arz-ı Mev’ûd” ve “Târihî Vatan” masalına istinâden, İsrâil Devleti’nin têsîsine mâtûf ilk ehemmiyete şâyân faâliyetlerin âmili, 100 yaşını geçmiş olarak ölen Fanatik Siyonist Sir Moses Haim Montefiore’un genclik ve ihtiyârlık resimleri ile -İngiltere’nin cenûbunda, deniz kıyısındaki- Ramsgate şehrinde kâin, tamâmı 24 dönüm olan arâzî üzerinde inşâ edilmiş muazzam mâlikânesi… Osmanlı İmparatorluğu’nun izmihlâlini Siyonist âmiline ağırlık vermeden îzâh etmiye kalkışan araştırmacılar, “sahîh ilim adamı” vasfına lâyık olabilirler mi?
***
“Eretz İsrael’in bânîsi” Sir Montefiore
“Bütün hayâtını çok gayretli bir Siyonist olarak geçiren” –hem baba, hem anne tarafından- Sefarad Yahûdisi Sir Moses Haim Montefiore (İtalya, Livorno, 24.10.1784 – İngiltere, Ramsgate, 28.7.1885), bu istikâmette ilk adımları atmış, Filistin’e def’alarca (tam olarak yedi def’a) seyâhat ederek orada zemîni yoklamış, İngiltere’nin himâyesinden aldığı kuvvetle de, Temmuz 1838’de, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile görüşmüş, ondan, Filistin’de geniş arâzîler satın alıp Yahûdi köyleri kurmak için müsâade koparmış, fakat Paşa’nın Sûriye ve Filistin’de hâkimiyetini kaybetmesi üzerine, projesi, muvakkaten, akâmete uğramış, buna rağmen, devâm ettirdiği ısrârlı faâliyetleri semeresiz kalmamıştır.
Montefiore’un, kâhir ekseriyetleri îtibâriyle dünyâdan bîhaber, cehâlet ve sefâlet içinde yaşıyan Müslümanların “bakar kör” nazarları altında, Filistin’de “Nil’den Fırat’a kadar” bir Yahûdi Devleti’nin yolunu açan başlıca faâliyetleri şunlardır:
- 1940’lı senelerde, İngiltere’nin Şam Konsolosu Charles Henry Churchill ile devâmlı mektublaşıyor ve İngiltere’deki büyük nüfûzunu kullanarak, onun, Yahûdilerin Filistin’e yerleşmeleri lehinde müdâhale etmesini têmîn ediyordu.
- 1854-1860: Amerikan Sefarad Yahûdisi Judah Touro’nun siyonist faâliyetler için harcanmasını vasıyet ederek kendisine mîrâs bıraktığı büyük meblağı da kullanarak, evvelâ (1855), Yafa civârında, Yahûdilere zirâati öğretmek maksadıyle kullanılmak üzere büyük bir meyva bahçesi satın aldı. 1860’ta, Kudüs şehrinin dışında, bir Yahûdi iskân merkezi (colonie résidentielle; Mişkenot Şa’ananim) ve bir Kimsesizler Yurdu kurdu. Filistin’de yeni Yahûdi Cemâatinin (Yişuv) başlangıcı, mezkûr iskân merkezi old
Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti (27)
Yesevizade Alparslan Yasa
10.08.2024 - 10:30
Yayınlanma
Filistin'e yerleşenler arasında sanâyi, maârif ve sıhhî hizmetlerin sür'atle inkişâfı için muazzam meblağlara ulaşan bağışlarda bulundu. Bu işlerin yapılması için lüzûmlu mütehassıs işgücü, İngiltere'den getirildi.
1_a7be3096b2bc8d3e9dfe8aeafcec185d.jpg
“Le quartier de Mishkenoth Shaananim fondé par Sir Moses Montefiore à Jérusalem vers 1860: Sir Moses Montefiore tarafından 1860 civârında Kudüs’de kurulan Mişkenot Şa’ananim Mahallesi”… (Joë Friedemann, “Orientations sionistes dans la pensée d'Alexandre Weill”, Colloque INALCO, sur Aspects du Sionisme, Paris, octobre 1976; http://www.judaisme-alsalor.fr/perso/axweill/w-sion/w-sion.htm; 9.7.2024)
***
- Bu merkezi tâkîben, Yafa Yolu’nun cenûbunda, Sefaradlar için Ohel Moşe ve Aşkenazlar için de Mazkeret Moşe Mahallelerini kurdurdu.
- Filistin’e yerleşenler arasında sanâyi, maârif ve sıhhî hizmetlerin sür’atle inkişâfı için muazzam meblağlara ulaşan bağışlarda bulundu. Bu işlerin yapılması için lüzûmlu mütehassıs işgücü, İngiltere’den getirildi. Bu meyânda, birçok zirâî iskân merkezini, bir mensûcât fabrikasını ve bir matbaayı da yine o finanse etti. Montefiore’un hayât hikâyesi hakkında muhtasar bir makâle kaleme alan Haham Menachem Levine’in de işâret ettiği gibi:
“Bütün bu faâliyetler, bir Yahûdi Devleti’nin kurulmasına mâtûf büyük bir programın parçası idi”.
(https://en.wikipedia.org/wiki/Moses_Montefiore; 24.6.2024 / Menachem Levine, https://aish.com/sir-moses-montefiore-a-brief-history/; 24.6.2024)
Haham Menachem Levine’in makâlesinin başlık altı: “He was a protector of the Jewish People and builder of the Land of Israel: O, Yahûdi Milletinin bir hâmîsi ve Eretz-İsrael’in bânîsi idi.” şeklindedir.
Yeğeni ve vârisi Joseph Sebag-Montefiore’a (1822 – 1903) nazaran, Montefiore, Filistin’de bir Yahûdi Devleti’nin têsîsi için çalışmayı dînî bir vecîbe, bir ibâdet olarak görüyordu:
“Moses Montefiore Kudus’ü seviyor, Kudüs için yaşıyordu; hattâ âilemizin arması üzerinde de Kudüs vardı… O, daha ‘Siyonist’ kelimesi îcâd edilmeden evvel Siyonistti. Ona göre, Yahûdilerin Filistin’e dönüşüne ve bir Yahûdi Devletinin têsîsine inanmak, dîndârlık îcâbıydı. (Moses Montefiore loved Jerusalem, lived for Jerusalem, and even made it our family motto. A Zionist before the word was invented, he believed in the sacred idea of Jewish return as a religious Jew's duty, and in Jewish statehood.)” (Haham Levine’in mezkûr makâlesinden)
Bu îmânını hayâtının son deminde de beyân etmişti:
“Filistin, Yahûdilere âid olmalı ve Kudüs de bir Yahûdi Commonwealth’inin (İttihâdının) merkezi hâline gelmelidir; ki öyle de olacaktır!” (Nahum Sokolow, History of Zionism, 1600-1918, Londra: Longmans, 1919, volume I; https://www.gutenberg.org/cache/epub/70864/pg70864-images.html; 19.4.2024)
2_49ccdec5274ccc4bb3a1bc3ac0793d84.jpg
(Maître Nili Naouri, “Koula Sheli”, 30.1.2023; https://www.israelisforever.co.il/koula-sheli-maitre-nili-naouri/; 25.6.2024)
İnanmadıkları Müteâl Allâh’ın mübârek ismini ve muharref olduğu asırlarca evvel isbât edilmiş, muhtelif haham hey’etleri tarafından (Tekvîn Bâbındaki Yahvist ve Elohist metinler gibi –Prof. Dr. Maurice Bucaille’dan naklen-) mütenâkız metinlerin birbirine yamanmasıyle têlîf edilmiş, Müsbet İlimlerin kat’î sûrette tekzîb ettiği uydurma bilgiler, gayr-i ahlâkî kıssalar, İnsanlık dışı, Irkçı, Jenosidci Hükümlerle, bin bir hurâfeyle dolu Muharref Tevrât’ı kullanarak, (efsânevî değil, objektif târihin şahâdetiyle) on dört asırdır Müslüman-Arab vatanı olan Filistin’de hakk iddiâ etmek, orayı “Arz-ı Mev’ûd”, “Eretz İsrael”, “Târihî Vatan” îlân etmek ve bu akıl-iz’ân-vicdân dışı iddiâ nâmına bir asırdır Filistinli jenosidi irtikâb etmek, ne büyük dalâlet, ne büyük Münâfıklık, ne büyük ahlâksızlık, ne büyük cürümdür!
Yukarıda, kadın Avukat Nili Nauri’nin Reîsliğini deruhde ettiği Israel Is Forever (İsrâil Ebedîdir) Derneği’nin İnternet Sitesinde, (şahıs ismini, 1918’de, Filistin Cephesinde Osmanlı’nın mağlûbiyetinde mühim bir payları olan Siyonist hâinlerin teşkîl ettikleri Nili câsûsluk şebekesinden almış) aynı şahsın, yukarıda takbîh ettiğimiz sakîm ve samîmiyetsiz muhâkemeyle, Orta Şark’ın “Nil’den Fırat’a kadar” olan arâzîsini vazgeçilmez “Yahûdi Vatanı”, “Ebedî İsrâil” îlân eden hitâbesinin yer aldığı sayfa görülüyor. (Netanyahu’nun resminin yanında: “Ensemble nous vaincrons: Hep berâber muzaffer olacağız!” yazılıdır. Harita ise, 1. Cihân Harbi sonrasında, üzerinde İngiliz mandası kurulan arâzîyi gösteriyor. Siyonistler, bu arâzî için, “Kula şeli: Hepsi bizimdir!” diyorlar…) Hitâbesinden birkaç parça aşağıdadır:
“Mübârek Tevrât’ın (Sefer Tohar) bir harfi silinse, bütün Kitâb hükümsüz (pasul) hâle gelir. Aynı şekilde, Eretz İsrael’in her kum tânesi dahi mukaddesdir. Binâenaleyh münhasıran Yahûdi Milletine bağışlanmış olan Eretz İsrâil’den aslâ tâvîz verilemez! Nil’den Fırat’a kadar olan topraklar, en küçük bir şüpheye dahi mahal kalmasın diye, evvelâ İbrâhim’e, sonra İshâk’a ve nihâyet Yâkub’a vâdedilmiştir! Sâdece Yahûdi Milleti, onun meşrû vârisidir! Biz, tehcîr edildiğimiz bu topraklardan 2.000 sene mahrûm kaldık. Nili Câsûsluk Şebekesinin faâliyetleri ve Zeev Jabotinski tarafından teşkîl edilmiş Yahûdi Lejyonunun mücâdelesi sâyesinde Osmanlı İmparatorluğu paramparça edilerek, Şeria nehrinin her iki yakasında bulunan arâzîler (hâlihâzırdaki İsrâil ve Ürdün) üzerinde, bir Yahûdi Devletine müncer olmak üzere, İngiliz mandası têsîs edilmişti. Hâlbuki, İngiltere, 1921’de, bu arâzînin dörtte üçünü, bir taht peşinde Hicâz’daki dağlarından inen Emîr Abdullâh’a verdi. O zamân, Jabotinski, şu sloganı haykırdı: ‘Kula şeli (Hepsi bizimdir)!’ Arâzîmiz üzerinde hiçbir tâvîze râzı olamayız! O, bize kalmış bir mîrâs değil, mâmelekimizdir. Mâmelek ise, ancak bir bütün hâlinde, nesilden nesle devredilir. Hele ki o, ilâhî mâhiyette ve ebedî bir mesajın taşıyıcısı ise! Allâh’a şükür ki Altı Gün Harbi sâyesinde, ecdâd yâdigârı topraklarımıza kavuştuk! Üzerinde, 3.500 sene evvel Enbiyânın (Patriarches) dolaştığı topraklar! Tamâmı üzerinde hakkımız olan topraklar! Nasıl ki Tevrât’ımız, yekpâredir, mutlak hakîkattir, ondan hiçbir tâvîz verilemez, aynen öyle de Eretz İsrael, yekpâredir, bölünemez, devredilemez! (Notre Torah est une et étant vérité absolue, nul compromis la concernant n’est acceptable! Notre Terre est une, indivisible, inaliénable.)”
***
Alliance Israélite Universelle’in ve Netter’in rolü
Montefiore başta olmak üzere Siyonist liderlerinin Filistin’deki teşebbüsleri, onların ve şüphesiz, Bene Berit ve sâir Siyonist teşkîlâtlarının da desteğini alan Alliance Israélite Universelle’in, gâyet planlı bir şekilde mes’eleye el atmasıyle nihâî hedefe doğru ilerlemiye başladı.
Bu yolda (onlar nâm-ı hesâbına) çok akıllıca düşünülmüş başlıca vâsıta, “üç bin dönüm arâzî üzerinde kurulan” Mikveh İsrael Zirâat Mektebi olmuştur. (J. R. Weill, “Charles Netter, philanthrope et précurseur du sionisme -1826/1882-” ; http://www.judaisme-alsalor.fr/perso/netter.htm; 13.4.2024)
Üç senelik bu yatılı mektebin têsîsinde en fazla emeği geçen şahıs, iş adamı Charles Netter’dir (Strazburg, 14.9.1826 – Yafa, Mikveh İsrael, 2.10.1882). Netter, -arka plandaki Adolphe Crémieux ile berâber- 1860’da, Pâris’de, Alliance Israélite Universelle’in yedi müessisinden biriydi. (AIU’in têsîs beyânnâmesini kaleme alan altı kişinin içinde Crémieux yoktu.)
3_b4f4ad3121dbb9c29d604c3fa6465991.jpg
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Charles_Netter#:~:text=En%201860%2C%20Netter%20est%20l,%2C%20o%C3%B9%20qu'elles%20habitent.; 18.4.2024)
Alliance Israélite Universelle’in İsrâil Devleti’nin têsîsine en büyük katkılarından biri Mikveh İsrael’dir. Siyonist topluluğunun Filistin topraklarına kök salmasına hizmet eden bu Zirâat Mektebi, Alliance’ın da müessislerinden olan Netter’in şahsî gayretleriyle vücûd buldu. Mektebin ilk müdürlüğünü de deruhde eden Charles Netter’in hâtırası, Mikveh İsrael’in bahçesindeki büstü ve âbidevî kabri ile de canlı tutuluyor…
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (28)
Yesevizade Alparslan Yasa
11.08.2024 - 13:45
Yayınlanma
Senelerce Fransa ile Filistin arasında mekik dokuyan Netter (Sokolow 1919/I), Mikveh İsrael'in büyük bir inkişâf kaydettiğini, artık Büyük İsrâil'in temelinin atılmış olduğunu görerek, hayâtının en büyük projesi olan ve bu arada têsîsinin üzerinden on iki sene geçmiş bulunan bu mektebde son nefesini verdi ve onun bahçesine defnedildi.
Senelerce Fransa ile Filistin arasında mekik dokuyan Netter (Sokolow 1919/I), Mikveh İsrael’in büyük bir inkişâf kaydettiğini, artık Büyük İsrâil’in temelinin atılmış olduğunu görerek, hayâtının en büyük projesi olan ve bu arada têsîsinin üzerinden on iki sene geçmiş bulunan bu mektebde son nefesini verdi ve onun bahçesine defnedildi. Hâlen, âbidevî mezarı, Siyonistlerin ziyâretgâhlarından biridir.
resim2_33340ca5de70dcabdc514b806b505ef2.jpg
Nahum Sokolow’un History of Zionism, 1600-1918 ünvânlı iki cildlik eserinin birinci cildinin bir sayfasında, Beynelmilel Siyonizme büyük hizmeti dokunmuş şahsıyetlerden bâzıları… Yukarıda sağda, Alliance Israélite Universelle’in müessislerinden ve Mikveh İsrael’in têsîsinde şahsen en fazla emeği geçen Charles Netter… Ortada, muâsır devir Fransa târihine damgasını basanlardan Adolphe Crémieux…
***
Siyonist-Mason Âleminin bir medâr-ı iftihârı: Adolphe Crémieux
Her ne kadar Netter, bilfiil bu işin başındaysa da, başta Adolphe Crémieux (Nîmes, 30.4.1796 - Pâris, 10.2.1880) olmak üzere, dîğer Siyonist liderler de bu teşebbüse alâka gösteriyor, (Alliance’ın Muhâsibliğini yapan) Netter’e destek oluyorlardı. Zâten Alliance, gerek Fransa’daki, gerekse Yahûdi Cemâatindeki mevkii îtibâriyle, ancak Crémieux gibi bir şahsın desteğiyle kuvveden fiile çıkabilir, Osmanlı ve Şimâlî Afrika beldelerindeki –Avrupalı kavimdaşlarına nisbeten bir hayli geri kalmış- Şark Yahûdilerini kalkındırıp büyük bir kuvvet hâline getirebilirdi. (Sokolow 1919/I) Nitekim, Crémieux, Alliance’ın ilk Reîsi Louis-Jean Koenisgswarter’den sonra, -bu sefer doğrudan- Alliance’ın başına geçecek ve 1863’ten 1880’de vefâtına kadar -1867’deki kısa bir fâsıla hâric- onun Reîsliğini deruhde edecekdir.
Rothschild’ler ve Palestine Jewish Colonization Association
İsrâil Devleti’nin têsîsiyle netîcelenen vetîrede büyük pay sâhibi bir âile, Rothschild’ler (Roçild’ler) ve bir teşekkül de, yine onların eseri Palestine Jewish Colonization Association (PICA; Filistin Yahûdi İskân Derneği)’dir. Biraz aşağıda vâkıf olacağımız gibi, gösterdiği faâliyetlerle İsrâil Devleti’nin bânîleri arasında zikredilmesi gereken ve Beynelmilel Bene Berit Masonluğunun XI. Şark Kolunun müessisi olan Joseph Niégo da, bu kudretli Siyonist teşkîlâtının pek mühim bir elemanıydı.
Rothschild Âilesinin husûsen PICA vâsıtasıyle İsrâil’in têsîsinde oynadığı büyük rol hakkında, bu âilenin İnternet Sitesinde gâyet aydınlatıcı mâlûmât mevcûddur. Edmond James de Rothschild’in (Boulogne-Billancourt, 19.8.1845 – a.y., 2.11.1934) tercümeihâlinde, “Edmond ve Filistin” başlığı altında yer alan bu mâlûmâtın tamâmını aşağıya dercediyoruz. Bu mevsûk mâlûmât dahi mütâlaa edildiğinde, esefle görülüyor ki Beynelmilel Siyonizm, daha 19. asrın ortasından îtibâren, adım adım ve gözlerimizin içine baka baka Filistin’i ele geçirmiş ve Devletimizin izmihlâlinde de pek mühim bir âmil olmuştur.
“Edmond ve Filistin
“Siyonizmin harâretli bir tarafdârı olan Baron Edmond’un en dikkat çekici faâliyetleri, 19. asrın sonunda Yahûdi Milletinin karşılaştığı tehlikeleri, Filistin ve İsrâil’de çok büyük mikdârda arâzi satın alınmasını destekliyerek ve buralarda kurulan Yahûdi müstemlekelerine mâlî yardımda bulunarak bertaraf etmiye mâtûf faâliyetlerdir.
“Edmond’un ehemmiyetli mikdârdaki bağışları, Siyonist hareketinin ilk senelerinde, büyük kıymet ifâde etmiş ve İsrâil Devleti’nin têsîsine hizmet etmiştir.
“Edmond’un bir Yahûdi Vatanına vücûd vermeyi istihdâf eden hayırhâhlığı, 1880’li senelerde, Yahûdi müstemlekelerinin [dîğer tâbirle, iskân merkezlerinin] finansmanı ve zirâat ve sanâyiin inkişâf ettirilmesi şeklinde tezâhür etmiştir.
resim3_d1c16b00b0dc52438e9c88e065177116.jpg
(https://family.rothschildarchive.org/people/50-edmond-james-de-rothschild-1845-1934; 23.6.2024)
Rothschild Âilesinin resmî İnternet Sitesinde münderic Edmond James de Rothschild’in tercümeihâlinde, “Edmond ve Filistin” başlığı altında, bu âilenin bilhassa PICA vâsıtasıyle yürüttüğü, adım adım İsrâil Devleti’nin têsîsine müncer olan Siyonist faâliyetlerinin anlatıldığı kısım…
***
“-Kendisine verilen lakabla- ‘Hayırhâh İnsan”, onlarca yeni müstemleke kurulmasıyle meşgûl oluyor, buralara yerleşenlere destek oluyordu. Rişon Siyon (Siyon’daki İlk) ismi verilen ilk iskân merkezini, ebeveyninin isimleriyle anılan başkaları tâkîb etti.
“Edmond, kurulan müstemlekelerin iktisâdî inkişâfını hızlandırmak maksadıyle, şarap, greyfrut, avokado gibi yeni zirâî istihsâl sâhalarına ve ipek îmâlâtı gibi sınâî sâhalara yatırımlar yaptı. O, İsrâil’in bağcılığında ve şarab sanâyiinde kilid rol oynamıştır. Osmanlı Filistini’ndeki idarecilerinin nezâreti altında, birçok zirâî müstemleke ve –ikisi Rişon Siyon ile Zihron Ya’akov’da olmak üzere- geniş bağ sâhaları ihdâs edildi.
“Edmond, ilk beş senedeki gelişmeleri teftîş niyetiyle, ilk def’a, 1887’de müstemlekeleri ziyâret etti. Bu ilk seyâhatinde, zevcesi Adelheid da ona refâkat etmekteydi. Edmond’un yatı, evvelâ Port-Said’de [Said Limanı’nda], müteâkiben Yafa’da demirledi; Edmond, oradan da Kudüs’e geçti.
Jewish Colonization Association (JCA) ve Palestine Jewish Colonization Association (PICA)
“1899’da, Rothschild müstemlekelerinin mes’ûliyeti, Rusya ve Romanya Yahûdilerinin Arjantin’e yerleşmesine yardım etmek maksadıyle 1891’de Bavyeralı Hayırperver Baron Maurice De Hirsch tarafından kurulmuş Jewish Colonization Association’a (JCA; Yahûdi İskân Derneği) devredilerek bu Derneğin Filistin Şûbesi teşkîl edildi.
“Baron De Hirsch, 1896’da vefât etti ve müteâkiben, JCA, Filistin’de Yahûdi iskânına da yardım etmiye başladı. 1899 sonunda, Edmond, Filistin’deki müstemlekelerin 15 milyon franktan fazla tutan mülkiyet hakkını, JCA’ye devretti.
“1924’te, JCA’in Filistin’deki müstemlekelerden mes’ûl şûbesi, Baron Edmond tarafından, Filistin Yahûdi İskân Derneği (PICA) ismi altında teşkîlâtlandırıldı ve başına, oğlu James de Rothschild (1878 – 1957) geçti.
“PICA, 125.000 dönümden fazla (50.586 hektar) arâzî satın aldı ve muhtelif şirketler kurdu. PICA’nın Filistin’den mâadâ Pâris’de de büroları vardı. 1929’daki Filistinli ayaklanmasını tâkîben zirâî müstemlekelerde meydana gelen hasarın giderilip bunların ihyâ edilmesini dahi yine PICA sağlamıştır.
“Edmond, Pâris’te 1934’te vefât ettiği zamân, [Filistin’de] takrîben 500.000 dönüm arâzî ve 30 iskân merkezinden müteşekkil bir mîrâs bıraktı.
“1954’te, kendisinin ve zevcesi Adelheid’ın naaşları, Zihron Yaakov’daki Ramat Hanadiv’e defnedildi.
“Edmond’un ölümünden sonra, PICA’nın başına, oğlu James de Rothschild (1878 – 1957) geçti. James, 1957’de hazırlanan Vasıyetnâmesinde, PICA’ya, İsrâil’deki arâzîsinin çoğunun Yahûdi Millî Fonu’na devri tâlimâtını vermişti. PICA, 31 Aralık 1958’de, Sûriye ve Lübnan’daki arâzîlerinin mülkiyetinin İsrâil Devleti’ne devrini kabûl etmiştir.
“Edmond ve James’in İsrâil müesseselerini desteklemiye devâm husûsundaki karârlılıkları, onların ölümünden sonra, James’in dul eşi Dorothy (1895 – 1988) tarafından Yad Hanadiv’in têsîsiyle hayâta geçirildi.
“Yad Hanadiv Vakfı’nın Reîsi Jacob (IV. Lord Rothschild), âilenin İsrâil’deki hayır faâliyetlerini devâm ettirmektedir. Bu cümleden olarak, mezkûr Vakıf, İsrâil’e Kneset [Millet Meclisi] ve Temyîz Mahkemesi binâlarını hediye etmiştir.”
.
Yahudilik-Masonluk münasebeti (29)
Yesevizade Alparslan Yasa
12.08.2024 - 12:30
Yayınlanma
1_19026528e75b7dcb81045d0789b26e18.jpg
(Gil Ronen, “Supreme Court Built to Masonic Guidelines?”, 26.8.2013;“https://www.israelnationalnews.com/news/171292; 28.6.2024; https://fr.wikipedia.org/wiki/Dollar_am%C3%A9ricain#/media/Fichier:2007_US_$1_Bill_Reverse.jpg; 28.6.2024)
Yukarıdaki resimde, üst tarafta, başında, -mevkiini 2018’de kızı Hannah Mary Rothschild’e (d. 22.5.1962) devredinciye kadar- yakınlarda vefât eden -Rothschild Hânedânından- IV. Lord Rothschild’in (Nathaniel Charles Jacob Rothschild; Cambridge, 29.4.1936 – Londra, 26.2.2024) bulunduğu Yad Hanadiv Vakfı tarafından inşâ ettirilen ve 1992’de hizmete giren İsrâil Temyîz Mahkemesi binâsı… Binâ, başlı başına, Yahûdilik-Masonluk, İsrâil-Masonluk ve Rothschild Âilesi-Masonluk münâsebetinin bir timsâli mâhiyetindedir…
Israel National News sitesinde, Gil Ronen imzâsıyle intişâr eden “Temyîz Mahkemesi Binâsı, Mason Tâlimâtına Göre mi İnşâ Edildi?” başlıklı makâle, Maariv gazetesinin muharriri Gilit Chomsky ile “amatör târihçi” Elad Pressman’ın neşriyâtına istinâd ediyor. Makâleden anlaşıldığına nazaran, İsrâil’in en mühim müesseselerinden biri olan Temyîz Mahkemesi’nin binâsının mîmârîsine, bâriz bir şekilde, Mason remziyâtı hâkimdir. Şöyle ki: Giriş kapısının yanında, bağışçılara teşekkür edilen panoda, “Her Şeyi Gören Göz” remzi bulunuyor… Binânın alt katından üst katına bir ehrâmın (pyramide) içinden tırmanılıyor… Çatıya yerleştirilmiş ehrâmın tepesi, bir yuvarlağın içindedir ve zirvesindeki delik “Her Şeyi Gören Göz”ü remzediyor; bu kısım, açıkça 1 Amerikan dolarındaki masonî remzi hatırlatmaktadır... Zemînden ehrâmın tepesine -Mosonluktaki 30 Dereceye tekâbül eden- 30 basamakla çıkılıyor… Binâdaki üç katlı kütübhânenin her bir katı da geriye kalan üç Dereceye tekâbül ediyor… İlh… (Rothschild’ler hakkındaki bilgilerimizin başlıca mêhazları, Rothschild Âilesinin resmî İnternet Sitesi ile Wikipedia Ansiklopedisi’nin İngilizce ve Fransızca versiyonlarıdır.)
***
Rothschild’lerin Alliance Israélite Universelle vâsıtasıyle Siyonizme desteği
Buraya kadar verilen îzâhattan iyice anlaşılmış olacağı vechiyle, Rothschild Âilesi, İsrâil’in bânîleri arasında en ön sırada bulunmaktadır. Bu o kadar âşikâr bir vâkıa idiydi ki İngiltere Hâriciye Vekîli Arthur James Balfour, 2 Kasım 1917’de, “Hükûmetinin, Siyonist Yahûdilerin dileklerini sempatiyle karşıladığını”, “Filistin’de bir Yahûdi Yurdunun têsîsinin lehinde tavra sâhib olduğunu ve bu hedefe ulaşılmasını kolaylaştırmak için elinden gelen her şeyi yapacağını” alenen beyân eden mektubunu Lord Lionel Walter Rothscihld’e hitâben kaleme almış, Hükûmeti tarafından da tasdîk edildiğini ifâde ettiği bu beyânâtı, onun, İngiltere ve İrlanda Siyonist Federasyonu’na iletmesini ricâ etmişti…
Rothschild Âilesinin İsrâil’in têsîsine büyük hizmetlerinden birisi de, 1860’tan îtibâren aynı hedef uğrunda ve Osmanlı beldeleri ile Şimâlî Afrika’da bilhassa tahsîl müesseseleri açarak faâliyet gösteren (dîğer taraftan, bu müesseselerde, “kaleyi içinden fethederek” Osmanlı’yı izmihlâle götürecek ihtilâlci kadrolar yetiştiren) Alliance Israélite Universelle’e, pek büyük meblağlara ulaşan mâlî yardımlarda bulunmasıdır. Ran Aharonson’un araştırmasına nazaran:
“1868’de James Jacob de Rothschild’in vefâtını tâkîben, büyük oğlu Alphonse de Rothschild, Banka’nın idâresini ele aldı ve âilenin, Eretz İsrael lehinde en fazla faâliyet gösteren bir sîmâsı oldu. Rothschild Âilesinin evrâk hazînesindeki kayıdlara nazaran, 1870’li senelerde, Âile, Alliance Israélite Universelle’e, Şark Yahûdileri için harcanmak üzere, senede 500.000 franga yakın bir mâlî yardımda bulunuyordu. (The Rothschild family archives show that during the 1870s the family contributed nearly 500,000 francs per year on behalf of Eastern Jewry to the Alliance Israélite Universelle.)” (Ran Aharonson, Rothschild and early Jewish colonization in Palestine, Israel: The Hebrew University Magnes Press, Kudüs, 2000, p. 54; https://en.wikipedia.org/wiki/Rothschild_family; 23.6.2024)
2_59745ebd278660a853a2c45dc87e544b.jpg
(https://www.aiu.org/fr/histoire-de-l%E2%80%99alliance-en-isra%C3%ABl; 18.4.2024)
Alliance Israélite Universelle’in yukarıdaki sayfasında, “Alliance’ın İsrâil’deki Târihi” başlığı altında, Osmanlı İmparatorluğu ile Şimâlî Afrika’yı kendine faâliyet sâhası seçmiş (ve bu meyânda, hem İttihâdcı, hem de Kemalist İhtilâllerde birinci derecede rol oynamış) bu beynelmilel Siyonist teşekkülünün, İsrâil Devleti’nin têsîsine maârif yoluyle yaptığı büyük katkı anlatılıyor:
“Alliance’ın İsrâil Dâvâsına hizmeti, Derneğin Pâris’te daha ilk têsîs senelerinde, [Filistin’de] muhtelif sâhalarda tahsîl müesseselerine vücûd vermesiyle tezâhür etti.
“O zamândan beri, Alliance’ın İsrâil’deki şebekesi durmadan genişlemiye devâm etti ve Fransa ile İsrâil arasındaki bağ muntazaman daha da kuvvetlendi.
“Alliance Israélite Universelle, daha 1870’te, Osmanlı Filistini’nde arâzî satın almış, bunun üzerinde -artık pek meşhûr olan- Mikveh İsrael Zirâat Mektebi’ni têsîs etmiştir.
“Alliance Israélite Universelle’in altı kişilik müessisler hey’etine mensûb olan yorulmak bilmez Charles Netter tarafından tasarlanan, inşâ ve idâre edilen Mikveh İsrael Zirâat Mektebi, talebelerine zirâî meslekler kazandırmayı gâye edinmişti.
“Az sonra, Alliance, Kudüs’de de bir mektib açacak ve Eliezer Ben Yehuda, orada, İbrânîceyi canlandırma çalışmalarına başlıyacaktır. Onu, Yafa’da açılan bir mekteb tâkîb edecek ve bu mekteb, talebelerinin İbrânîce seviyesini takdîrle karşılıyan -Hovevei Zion (Siyon Âşıkları)’nın gözde şahsıyeti- Ah’ad ha-Am’ın, Alliance’ın maârif sâhasındaki faâliyetlerini medhüsenâ etmesine sebeb olacaktır.
“Kezâ, Taberiye, Safed, Hayfa gibi şehirlerde açılan daha başka mektebler, kendilerine uygun mekteb bulamıyan çocukların tahsîl yapmalarına imkân verecekdir. Alliance’ın, yeni Yişuv’da [Filistin’deki Yahûdi Cemâati], İbrânîcenin yayılması ve zihniyetlerin şekillenmesindeki rolü, -netîcede İsrâil Devleti’ni tevlîd edecek- muhtar bir Yahûdi cem’iyetinin inşâsına refâkat eden iyi-kötü bütün o gelişmeler ve harâretli tartışmalar bir tarafa, pek çok târihçi tarafından tasdîk edilmektedir.”
***
İsrâil’in bânîleri cümlesinden bir şahsıyet: Joseph Niégo
Netter’in idâresinde Alliance’ın têsîs ettiği Mikveh İsrael, müteâkiben, en büyük inkişâfını, bir başka Siyonist liderin mütehassıs ellerinde kaydedecekdir: Bilâhare, 1911’de, Bene Berit’in 11 Numaralı Şark Kolunu (Büyük Locası’nı) têsis edecek olan Joseph Niégo…
Yukarıda, Beynelmilel Bene Berit vesîlesiyle kendisinden bir nebze bahsettiğimiz Edirneli Joseph Niégo (Edirne, 1863 – İstanbul, 8.12.1945), Ezra Niégo ile Edirne Hahambaşısı (1887-1899) Roshe-Rahamim Behmoiras’ın kızının (ismini tesbît edemedik) oğlu idi. Dayısı Raphael Behmoiras da Hahambaşıydı. (Niégo’nun sülâlesinden Erensia Behmoiras’ın sitesi; Raphael Ventura, “Joseph Niego”, 26.12.2010; https://www.behmoiras.org/?p=223; 15.4.2024)
Evvelâ Yahûdî dînî mekteblerine devâm ettikden sonra Edirne ve İstanbul’daki Alliance mekteblerinde okudu. Fevkalâde kabiliyetli bir çocuk olduğu farkedilerek, 15 yaşında, Pâris'deki (yine Alliance’a bağlı) Şark Mûsevî Muallim Mektebi'ne (École normale israélite orientale) gönderildi. Büyük bir muvaffakıyet göstererek bu mektebden üç senede mêzûn oldu ve ileride Mikveh İsrael’in başına geçirilmek niyetiyle, Monpölye (Montpellier) Üniversitesi Zirâat Fakültesi’nde tahsîle başlatıldı. Bütün masraflarını, şahsen, 1882-1898 senelerinde Alliance’in Reîsliğini deruhde eden Bankacı Salomon Haïm Goldschmidt karşılıyordu. (Hamenora, Janvier 1930, VIII/1, pp. 16, 20)
Niégo, buradan da üstün muvaffakıyetle mêzûn oldu ve 1886’da, Mikveh İsrael’e Müdür Muâvini tâyîn edildi. Beş sene kadar sonra, Mektebin Müdürü Samuel Hirsch'e, Baron De Hirsch tarafından Arjantin Yahûdi Müstemlekelerinin idâresi tevdî edilince, onun yerine Müdür oldu ve 1891'den 1904'e kadar Mektebin idâresi onun uhdesinde kaldı.
Bu –toplam- 18 sene zarfında, mektebden binlerce Zirâat Mütehassısı mêzûn oldu ve bunlar bütün Yahûdi köylerine, çiftliklerine dağılarak onlara asrî zirâati öğrettiler.
Niégo, bu arada, Jewish Colonization Association (JCA, Yahûdi İskân Derneği) isimli Siyonist teşkîlâtına Müşâvirlik de yapıyordu. (Raphael Ventura / Erensia Behmoiras 2010)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (30)
Yesevizade Alparslan Yasa
14.08.2024 - 12:00
Yayınlanma
Kendisi gibi Şark Mûsevî Muallim Mektebi mêzûnu Léa (kızlık adı Mitrani) ile evlenmiş olan Niégo, 1904'te, âilesiyle berâber İstanbul'a taşındı ve 20 sene JCA'in Müfettişi olarak çalıştı. (Denis Ojalvo 2014) Bu vazîfesi sâyesinde, muhâcir Yahûdiler tarafından JCA yardımıyle kurulan zirâî iskân merkezlerine nezâret etti. Ayrıca, İstanbul'da, 1911'de, Bene Berit'in 11 Numaralı Büyük Locası'nı têsîs ederek 22 sene onun Reîsliğini deruhde etti.
Yüzümüze gülüp kuyumuzu kazan bir zümre
Kendisi gibi Şark Mûsevî Muallim Mektebi mêzûnu Léa (kızlık adı Mitrani) ile evlenmiş olan Niégo, 1904’te, âilesiyle berâber İstanbul’a taşındı ve 20 sene JCA’in Müfettişi olarak çalıştı. (Denis Ojalvo 2014) Bu vazîfesi sâyesinde, muhâcir Yahûdiler tarafından JCA yardımıyle kurulan zirâî iskân merkezlerine nezâret etti. Ayrıca, İstanbul’da, 1911’de, Bene Berit’in 11 Numaralı Büyük Locası’nı têsîs ederek 22 sene onun Reîsliğini deruhde etti.
1_5ebf9bad1f6e7390628cdd5c732d2ab2.png
1870’te Charles Netter’in öncülüğünde Alliance Israélite Universelle ve Bene Berit tarafından Yafa’da têsîs edilen Mikveh İsrael’in (École agricole de Jaffa: Yafa Zirâat Mektebi) 1892’deki personeli… Oturanlar arasında, ortadaki siyah ceketli şahıs, o esnâda 29 yaşında ve bir senedir Mektebin Müdürü olan Joseph Niégo’dur… Sağdaki resimde, Niégo, 1924’te, 61 yaşında…
Siyonist liderlerinin dikkat çektikleri gibi, bu mekteble İsrâil’in temeli atılmış oluyordu…
Kemalizmle afyonlanmış olan Anadolu Milleti, asırlık uykusundan hâlâ uyanmış değil! (İlk def’a, Yeni Söz, 24.4.2019/214’te neşrettik.)
***
Yüzümüze gülüp kuyumuzu kazan bir zümre
Alman İmparatoru II. Wilhelm, 1898'de Filistin'i ziyâretinde Mikveh İsrael’e de uğramış ve orada, Niégo, Siyonist Hareketinin siyâsî lideri ve dostu Theodor Herzl'i İmparatorla görüştürmüştür. Herzl'in, Viyana'ya dönünce, (bizim zâviyemizden pek ibretâmîz olan) bu ziyâretiyle alâkalı olarak Niégo'ya gönderdiği mektub, hâlen Mikveh İsrael Müzesi'nde muhâfaza edilmektedir. (Denis Ojalvo; “The Foundation of the Jewish Turkish School and Yosef Niego”, Şalom, 27.11.2014; https://www.salom.com.tr/SalomTurkey/arsiv/haber/93188/the-foundation-of-the-jewish-turkish-school-and-yosef-niego; 15.4.2024. Kezâ, Ojalvo; http://www.sephardicstudies.org/school.html; 18.4.2024)
2_75b74c8d4c5846badb8f443ce4360783.jpg
(http://www.sephardicstudies.org/school.html; 20.3.2019)
Theodor Herzl’in Joseph Niégo’ya Viyana’dan gönderdiği 3 Aralık 1898 târihli ve Die Welt antetli Fransızca mektubu:
“Muhterem Efendim [veyâ: “Azîzim Niégo Bey”]; Mikveh’i ziyâretimin pek güzel hâtırası sebebiyle, henüz aldığım bir mektubu size göndermeyi bir vazîfe telakkî ediyorum. Sizden ricâm, bu mektub hakkındaki fikrinizi bana bildirmenizdir. Hakkınızda en güzel hisleri beslediğimden emîn olunuz! Refîkanız Hanımefendiye mahsûs hürmetler… Samîmî dostunuz Th. Herzl. (“Cher Monsieur; L’excellent souvenir que j’ai emporté de ma visite à Mikveh me fait un devoir de la communication d’une lettre que je viens de recevoir. Veuillez me dire votre avis sur cette correspondance. Je vous prie de présenter mes hommages à Mme Niégo et de croire en mes meilleurs sentimenzs pour vous. Votre dévoué Th. Herzl.)” (İlk def’a, Yeni Söz, 25.4.2019/215’te neşrettik.)
Herzl’in bahsettiği mektub hakkında bilgi sâhibi değiliz. Mâmâfih, bahsedilen mevzûa bakarak, bunun, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve Filistin’de Yahûdi Devleti têsîsi mes’elesiyle alâkalı olduğu tahmîn edilebilir…
***
Siyonist Emperyalizminin pek mâhir ve nüfûzlu bir stratejisti
Kendisi gibi Şark Mûsevî Muallim Mektebi mêzûnu Léa (kızlık adı Mitrani) ile evlenmiş olan Niégo, 1904’te, âilesiyle berâber İstanbul’a taşındı ve 20 sene JCA’in Müfettişi olarak çalıştı. (Denis Ojalvo 2014) Bu vazîfesi sâyesinde, muhâcir Yahûdiler tarafından JCA yardımıyle kurulan zirâî iskân merkezlerine nezâret etti. Ayrıca, İstanbul’da, 1911’de, Bene Berit’in 11 Numaralı Büyük Locası’nı têsîs ederek 22 sene onun Reîsliğini deruhde etti. (Raphael Ventura / Erensia Behmoiras 2010)
1914'te bu teşkîlâtın yardımları ve bu kadronun tamâmı gibi şuûrlu bir Siyonist olan Bene Beritli Aşkenaz Hahambaşısı Dr. David Markus'un gayretleriyle Mûsevî Lisesi'ni açtı. 1917'ye kadar Müdürlük onun uhdesinde kaldı; bu târihten îtibâren vazîfesini Markus’a devretti. (Amalia Skarlatou Levi, Evanescent Happiness Ottoman Jews Encounter Modernity; The Case of Lea Mitrani and Joseph Niego (1863-1923), Faculty of the Graduate School of the University of Maryland, 2010)
Koç Holding’in büyük ortaklarından Bernar Nahum UÖML’nin bahçesine defnedildi
Lise, 1914-15 Öğretim Yılında, “Midraşa Yavne” ismiyle açılmıştı. Müteâkiben, “Lycée juif Béné Bérith”, arkasından “Beyoğlu Özel Mûsevî Lisesi” isimlerini aldı. 1944’te, Koç Holding’in büyük ortaklarından, Farmason iş adamı Bernar Nahum’un öncülüğünde toplanan yardımlar sâyesinde Ulus’ta yeni binâsı inşâ edilince, buraya taşındı ve yeni ismi, “Özel Mûsevî Lisesi” oldu. Son ismi, (1998’den beri) “Ulus Özel Mûsevî Lisesi”dir ve Türkçe, Fransızca, İngilizce, İbrânîce bilen, elit olmıya namzed Kemalist talebeler yetiştirmeyi istihdâf etmektedir. (Zelda Ovadia, “Le Lycée juif d’Istanbul”, Kaminando i Avlando; Revue de l’Association Aki Estamos, No 3, Juillet-Août-Septembre 2011, pp. 15-17 ve daha başka kaynaklar)
Şalom gazetesinin muharrirlerinden Avukat Yakup Barokas’ın, Musevi Lisesi Yüz Yaşında isimli kitabdan naklettiğine göre, bu liseye büyük himmeti dokunan Bernar Nahum, eşiyle berâber Lisenin bahçesine defnedilmek istemiş ve arzûsu yerine getirilmiştir:
“Bernar Nahum bir gün Bensiyon Pinto’yu aradı. ‘Senden çok önemli bir şey isteyeceğim’ dedi. ‘Benimle okulda buluşur musun?’
“Buluştular. Yapımı tamamlanmak üzere olan okul binasının içinden mezarlığa doğru ilerlediler. Bernar Nahum, mezarlıkta bir yere kadar geldi ve durdu. Geri dönüp okul binasına baktı. Bensiyon Pinto’ya: ‘Burada iki mezar yeri istiyorum’ dedi. ‘Burası okulu tamamen gören bir yer… Böylelikle eşim ve ben, yattığımız yerden çocukların seslerini duyabilecek, okulu görebileceğiz.’
“Okuldan yükselen her yaşta yüzlerce çocuğun sesi eminim daha uzun yıllar Bernar Nahum ile eşine ulaşacak ve ‘yüz yıldır geleceği yazan’ okul, gelecekte de başarılarını sürdürecektir.” (Yakup Barokas, “Yüz Yıldır Geleceği Yazan Okul; UÖMO”, Şalom, 17.12.2014;
https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/93392/haber; 2.7.2024)
3-1_af6e9ed526d36ef2488f56f4c471c3fe.png
(Hamenora; Organe mensuel des Béné Bérith du District d’Orient No. XI, Avril-Mai 1924, Nos 4-5, p. 59)
18 ilâ 23 Haziran 1924 târihlerinde İstanbul’da tertîb edilen Beynelmilel Bene Berit Tarîkati’nin XI. Kolu Büyük Locası’nın ikinci umûmî hey’et toplantısına iştirâk eden murahhaslar… “Mütehakkim Zümre”ye mensûb olma hâletirûhiyesiyle, hepsi de pek mağrûr bir edâyla poz veriyorlar… Ön sıradan başlıyarak soldan sağa doğru:
(Sol üst köşede resmi asılı olan ve Mustafa Kemâl’in Edirne’den kadîm ahbâbı, Hahambaşı) Son Excellence Haïm Béjarano Efendi (İst.), Z. D. Alcalay (Sofya), İsraël Danon (Edirne), Dr. David F. Marcus (İst.; Aşkenaz Hahambaşısı, uzun sakallı), Joseph Niégo (İst.; Markus’un solunda), Elie Sidi (Filippopoli), Isidore Franco (İst.), Dr. Yakir Béhar (İst.; XI. Kol Büyük Locası Umûmî Kâtibi), M. Abramowitz (İst.), Dr. Is. Eskenazi (İst.), J. Shaki (İst.), Alb. Sidi (Filippopoli), Alb. Fresco (İst.), N. Benbassat (İbt.), H. G. Reisner (İst.), S. Amar (İst.), J. Rousso (İzmir), Haïm N. Israël (Sofya), Yomtov Béhar Avram (Yamboli), J. Kohn (Selânik), Dr. S. Israël Alcalay (Belgrad; Yugoslavya Hahambaşısı), Monsieur (Mösyö) M. Haïmoff (Sofya), Dr. Elias Cohen (Varna), Richard B. Juda (Selânik). (İlk def’a, Yeni Söz, 27.4.2019/217’de neşrettik.)
Uydurma resmî dil hakkında Oğuz Çetinoğlu'na mülâkat (1)
"Hiç şüphesiz, Millî Edebiyât çerçevesinde mütâlâa edilmesi lâzım gelen edîbler, muharrir ve şâirler ancak Yavuz Bülent Bâkiler gibi hâlis İstanbul Türkçesiyle edebiyât yapanlardır.
02 Ocak 2025 - 12:50
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (119)
Allâh-ü Teâl̃â'nın Mü'minleri îkâz ettiği gibi: "Ey Îmân Edenler, kendilerinizden başkasını sırdaş edinmeyin!
13 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (118)
İsrâil'in bânîleri arasında yer alan bu tedhîşçi Siyonist liderin "Cihânşümûl Masonluk" tarafından da desteklendiğini öğrenmek acabâ şaşırtıcı olur mu?
09 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (117)
"Türkiye'nin Sâdık Vatandaşları", Lurçat'nın mezkûr makâlesinde olduğu gibi,
08 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (116)
Siyonizmin muvaffakıyeti için Osmanlı'nın tasfiyesi şarttır
07 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (115)
1943'ten îtibâren - İsrâil'in müstakbel Başvekîli- Menahem Begin tarafından idâre edilen ve pek çok tedhîşçi eylemin fâili olan İrgun'un mensûblarından bir kısmı, 14 Mayıs 1948'de İsrâil'in istiklâlin...
06 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-masonluk münâsebeti (114)
"Çok yönlü, karizmatik bir insan olan Jabotinski, şahsıyet îtibâriyle fevkalâde bir câzibeye sâhibdi.
05 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (113)
Osmanlı İdâresi, Sabataîlere karşı ayrımcılık yapmadığı, zâten onların içyüzünden bîhaber
04 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (112)
O senelerde, Selânik'deki Yahûdi nüfûsu da, göçler sebebiyle, inişler-çıkışlar göstermiştir
02 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (111)
Siyonist ve Sabataîlerin Grande Oriente d'Italia'ya tâbi olarak têsîs ettikleri Macedonia Risorta (Maçedônya Risôrta)'nın sütûnları..
01 Aralık 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (110)
Neden Masonluk dâimâ Siyonizme hak veriyor?
30 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (109)
Siyonistler, her fırsatta Gazzelileri öldürüyor, şehirlerini bombalıyor ve onları mütemâdî abluka altında tutuyordu… Dünyâ Devletleri ise, onların bu dayanılmaz çilesine seyirci kalıyor, hattâ jenosid...
29 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (108)
Dünyâda ondan üstün bir kuvvet mevcûd olmadığı için hiç kimse ondan bunun hesâbını soramadı ve taahhüdünü yerine getirmiyen bu pervâsız Devlet BMT'den ihrâc edilmedi…
25 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (107)
Filistin ve Siyonizm mes'eleleri, Arablarla Siyonistler arasında bir mes'ele olmaktan evvel bizimle Siyonizm arasındaki bir mes'eledir;
24 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (106)
İsrâil'i resmen tanımasıyle kendini iyice belli edecekdir
23 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (105)
Almanya'da Hitler iktidâra gelip Siyonistler daha 1933'te Nazi Almanya'sına harb îlân edince, pederpey Almanya'dan hârice Yahûdi muhâcereti de başladı.
21 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (104)
David Ben Guryon İsrâil'in İstiklâl Beyânnâmesi'ni okuduktan 11 dakîka sonra, Truman, İsrâil'i fiilen (de facto) tanıdı. Böylece ABD, İsrâil'i tanıyan ilk Devlet olma "şeref"ine nâil oldu. "Şeref levh...
20 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (103)
İlk ânda, Siyonistlerin, kendilerinden kat kat üstün bir Arab Ordusuyle savaşıp onu mağlûb ettikleri zannedilebilir.
18 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (102)
O zamân, Komünistlerin İsrâil saflarında yer alması şarttı. Bilâhare şartlar değişti.
17 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (101)
Siyonist nüfûzunun en fazla hissedildiği memleketlerden biri olan Fransa'da, 1946 – 1947'de, Fransa'nın BMT'de Filistin'in paylaştırılması lehinde rey kullanması için kampanya yürüten siyâsetci ve muh...
16 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (100)
ABD'deki büyük Yahûdi nüfûzu bu noktada kendini gösterdi
14 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (99)
"Weizmann, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı'nda Filistin'in paylaştırılması teklîfinin reye konulmasının hemen evvelinde, Amerikan Cumhûr Reîsi Harry Truman'a baskı yapmak için, 19 Kasım 1947'de, uçakla...
13 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (98)
Türkiye'de Sabataî-Mason güdümlü matbûâtın desteklediği Komünist propagandası, insanlarımızın metafizik inanclarında, ahlâk ve şahsıyetlerinde muazzam tahrîbât yaptı;
11 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (97)
4 Mart 1933 ilâ 12 Nisan 1945 târihlerinde on iki sene ABD Cumhûr Reîsliğini deruhde eden Franklin Delano Roosevelt (Nev York, 30.1.1882 – Warm Springs, 12.4.1945), Fransa Büyük Locası'nın verdiği bil...
09 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (96)
Siyonist nüfûzunun en mühim mesnedlerinden biri, mâlî vâsıtalardır. Meselâ Amerika'daki seçim kampanyaları hakkında şöyle bir tesbît var: The Washington Post gazetesi muharrirlerinden Stephen D. Isaac...
08 Kasım 2024 - 13:45
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (95)
Bilderberg Group hakkındaki araştırmamızın çıkış noktası, Jacques Bordiot'nun Bilderberg'e dâir bir makâlesi ile Une Main cachée dirige ünvânlı kitabıydı. Monnet Komitesi için ise, doğrudan, Jean Mon...
07 Kasım 2024 - 12:55
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (94)
Gencliğinden beri ABD'nin infirâdcılık siyâsetine (isolationnisme) hep muhâlefe etmiş olan Lippmman, bekleneceği üzere, ABD'nin 2. Cihân Harbi'ne girmesini harâretle destekledi; böylece, bir def'a da...
06 Kasım 2024 - 12:25
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (93)
"Gazinin Dumlupınırda Meçhul Asker'in mezarı başındaki nutkundan, 30 Ağustos 1924:
04 Kasım 2024 - 10:25
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (92)
Târihçi Yazar Murat Bardakçı, Habertürk gazetesinin İnternet Sitesinde 17 Kasım 2022'de neşredilen makâlesinde büyük bir târihî hakîkati gün ışığına çıkarıyor: Mustafa Kemâl, Fevzi Çakmak'tan, Vahîded...
03 Kasım 2024 - 12:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (91)
"Yıldız Baykuşu", "Tahtını kurtarmak için memleketini satan, Sevr simsarı", "soysuzlaşmış zulüm ve sefâhat mîrâsyedileri"
02 Kasım 2024 - 11:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (90)
Mustafa Kemâl, Vahîdeddîn Han'ın "Sevr Muâhedesi"ni tasdîk ettiğini iddiâ ediyor
01 Kasım 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (89)
31 Ekim 2024 - 00:00
Yahudilik-Masonluk münasebeti (88)
30 Ekim 2024 - 11:50
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (87)
"1908'de Mustafa Kemâl'le tanışdığım zamân, Makedonya Ordusunun başında İstanbul üzerine yürüyerek, Abdülhamîd'i, tebaasına bir Kânûn-i Esâsî vermiye zorlayan Mahmûd Şevket Paşa'nın Erkân-ı Harbiye Re...
27 Ekim 2024 - 11:00
Yahudilik- Masonluk münasebeti (86)
26 Ekim 2024 - 11:05
Yahudilik-Masonluk münasebeti (85)
25 Ekim 2024 - 12:35
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (84)
Filistin'de, Ağustos 1929'da, Arablar ile işgâlci Siyonistler arasındaki şiddetli çatışmalar üzerine, İngiltere, Filistin'e Yahûdi muhâceretini tahdîd etmişti.
23 Ekim 2024 - 00:00
Yahudilik-Masonluk münasebeti (83)
21 Ekim 2024 - 14:45
Yahudilik-Masonluk münasebeti (82)
19 Ekim 2024 - 15:15
Yahudilik-masonluk münasebeti (81)
18 Ekim 2024 - 13:50
Yahudilik-masonluk münasebeti (79)
Sivas'ta cereyân eden ikili görüşme hakkında Lord Kinross'ta birkaç satırlık bilgi buluyoruz:
17 Ekim 2024 - 00:00
Yahudilik-masonluk münasebeti (79)
Pâyitaht, Îtilâf Kuvvetlerinin kontrolündeydi, Pâdişâh ve Hükûmet esîrdi; lâkin hâlâ siyâsî ağırlık merkezi Anadolu ve Ankara değildi. Hâlbuki Osmanlı'nın ve Hilâfetin tasfiyesi için, Memleketin yegân...
16 Ekim 2024 - 00:00
Yahudilik-masonluk münasebeti (78)
14 Ekim 2024 - 12:25
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (77)
"Mustafa Kemal, İngilizlerin ağzını dolaylı yoldan aratmaya karar verdi ve aracılığa, tanınmış bir gazeteci olan Daily Mail gazetesinin muhabiri G. Ward Price'yi seçti. Pera Palas otelinin müdürüyle...
13 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (76)
"Uysal ve asyaî îtikadlara bağlı, sinsi ve sindirici hurâfeler, köstekleyici yanlış îtiyâdlarla inhisârcı kuvvetlerin têsîrlerine sürüklenebilecek yığınlarda iyi inkılâblar için plebisit yapılamaz!
11 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (75)
"Atatürk'ün liderliği altında Millî Kurtuluş hareketinden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, büyük liderin giriştiği devrim aşamaları ile yeni bir görüş ve anlayışla yeni bir kültür safhasına ulaştı....
10 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (74)
"Beyler, etrâfımızda, kimisi askerî ve denizcilikle alâkalı kâbiliyetlerini geliştirerek, kimisi hızla artan nüfûsunun avantajlarından istifâde ederek kuvvetlenen bunca rakîb varken, evet, bu kadar s...
09 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (73)
Jules Ferry, sömürgeciliğin iktisâdî ve siyâsî-askerî esbâbımûcibesini îzâh emekle, kendi şahsında, Emperyalist Zihniyetin çirkin yüzünü tamâmen teşhîr etmiş oluyor!
07 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (72)
"Jules Maigne: İnsan Haklarının îlân edildiği memlekette bunu söylemiye nasıl cür'et edersiniz? (Oh! vous osez dire cela dans le pays où ont été proclamés les droits de l'homme!)
06 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (71)
05 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (70)
O devirde, Fransız (aşırı) Milliyetcileri ve Katolikler, Masonlukla büyük bir mücâdele içindeydiler. Bu mücâdeleyi yürüten birçok dernekleri vardı ve pek çok kitab, gazete, mecmûa neşriyâtı yapıyorlar...
04 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (69)
03 Ekim 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (68)
1968'de Londra'da neşredilen yüksek tirajlı History of the 20th Century (20. Asrın Târihi) mecmûasının kapağında ve iç sayfasında, bütün Siyonist ve Farmasonların, her cinsden Emperyalistlerin, ayrıc...
02 Ekim 2024 - 12:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (67)
Erden'in İsmet İnönü kitabına ilk def'a İnönü Vakfı'nın İnternet Sitesi üzerinden ulaşmış ve oradaki metinden iktibâslar yapmıştık.
30 Eylül 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (66)
19. asrın sonlarından Kemalist Devlet'in teessüsüne kadar cereyân eden belli başlı hâdiseler üzerinde teemmül edince, "Sevr Muâhedesi" denilen ve Pâdişâh Vahîdeddîn Han ve Fransa tarafından tasdîk (ra...
29 Eylül 2024 - 10:35
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (65)
"Pâris Sulh Konferansı"nda Rumen Murahhas Hey'etinin 4 Ağustos 1919'da intisâb ettiği (Fransa Meşrik-ı Âzamı'na tâbi olarak 1910'da, Pâris'de têsîs edilmiş) Ernest Renan Locası'nın 1921 senesi Rehberi...
28 Eylül 2024 - 10:20
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (64)
30 Ekim 1918'de Osmanlı'ya imzâlattırılan Mondros Mütârekesinden sonraki iki hafta içinde -11 Kasım 1918'de- Almanya'yle imzâlanan mütârekeyle, dört senelik Birinci Cihân Harbi nihâyete ermiş bulunuyo...
27 Eylül 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (63)
1) 1925'te, Filistin Vâlisi (Yüksek Âmir) Sir Herbert Samuel, İsrâil Devleti'nin müessis kadrosundan Edmond de Rothschild ile sohbet ederken… (https://jenikirbyhistory.getarchive.net/media/1925-btm165...
26 Eylül 2024 - 13:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (62)
Herbert Samuel'in, Weizmann'ın Siyonizme dâir taleblerini "fazla temkînli" veyâ "mütevâzı" bulacak kadar "ateşli bir Siyonist" olduğu tesbîtinde bulunan, Yehuda Reinharz'dır. Chaim Weizmann, 1983'te n...
25 Eylül 2024 - 12:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (61)
Mustafa Kemâl'e göre, Wilson'ın iyi niyetle ortaya attığı "Umdeler"i gâlib Devletler hedefinden saptırmış
23 Eylül 2024 - 10:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (60)
Irkçı Wilson'a nazaran, Garb, mutlakâ Şark'a hâkim olmalı ve Şark, Garb'e temessül etmelidir
22 Eylül 2024 - 11:35
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (59)
Pierre Mariel (Pâris, 15.5.1900 – a.y., 22.10.1980), muhtelif sâhalarda eser vermiş pek velûd bir mason müelliftir.
19 Eylül 2024 - 13:50
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (58)
Muâsır târih araştırmalarında, Siyonizm ve Masonluk âmillerini dikkate almamak, târihi peşînen tahrîf etmekdir
18 Eylül 2024 - 10:30
Yahudilik-Masonluk münasebeti (57)
Fransa Millî Kütübhânesi'nin neşrettiği makâlede bahis mevzûu edilen Léon Bourgeois (Pâris, 29.5.1851 – Oger, 29.9.1925), La Loge de la Sincérité (Samîmiyet Locası)'nda tekrîs edilmiştir. (Henry Costo...
15 Eylül 2024 - 12:05
Yahudilik-Masonluk münasebeti (56)
Amerika'yı Türkiye, Prusya ve Avusturya-Macaristan'a karşı –büyük bir ikiyüzlülükle- Hukûk Dâvâsı güttüklerini iddiâ eden, dîğer taraftan mazlûm dünyânın tamâmını sömürgeleştirmiş bulunan, üstelik dah...
14 Eylül 2024 - 12:05
Yahudilik-Masonluk münasebeti (55)
19. asrın sonlarında, Amerika Birleşik Devletleri'nde Yahûdi nüfûzu çok artmıştı. Bu nüfûz giderek o kadar kuvvetlendi ki 20. asırdan îtibâren bu memleket, âdetâ bir Yahûdi müstemlekesi hâline geldi;...
13 Eylül 2024 - 12:30
Yahudilik-Masonluk münasebeti (54)
"Bütün havralar, gâyet geniş federatif bir teşkîlât hâlinde birbirlerine bağlıydılar. Makedonya ve Helen yayılmasını tâkîben, bu federasyon da, şebekesini kadîm dünyâya yaydı. […] "Her şehir Devle...
12 Eylül 2024 - 12:45
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (53)
HerbirYahûdi, mümâsili şekilde cemâatdaşlarında da mevcûd bulunan kendi kâbiliyetlerini, mezîyetlerini, kuvvetini onlarınkilerle birleştirmekte ve bu sebeble de zarûrî olarak hedefe rakîblerinden evve...
11 Eylül 2024 - 13:15
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (52)
Tanah'ın (Tesniye IV/6) son olarak zikrettiğimiz bu hükmü, "Mümtâz Millet", "Râhib Millet", "Mukaddes Millet", "bütün milletlerden üstün millet" olan "Benî İsrâil'in İnsanlığın tamâmına rehberlik yapm...
09 Eylül 2024 - 15:35
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (51)
"Kooperatif köylerindeki öncüler (les pionniers), idealizmlerinin bir kısmını Tanah'ın ahlâkî ve ictimâî umdelerinden alıyorlardı. Bilâhare bütün memleket, sistemli bir şekilde aynı têsîre mârûz kalmı...
08 Eylül 2024 - 12:15
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (50)
"Viyanalı bir yahudi olan Dr. Freud ise, insan şahsiyetini teşkil eden ve şuurdışı denen ruhsal hazineyi keşfedip onda cinsî iştihalardan başka birşey olmadığını söyledi. Bütün temiz duygularımızı, ul...
07 Eylül 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (49)
Nurettin Topçu'nun mezkûr makâlesinden iktibâs ettiğimiz aşağıdaki pasajlar, üzerinde ibretle düşünerek okunmıya değer. Onlardan evvel, makâlesinin ilk paragrafındaki şu şâyân-ı dikkat tesbît üzerin...
05 Eylül 2024 - 13:50
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (48)
Siyâsetten san'atlere, ilim dünyâsına kadar her sâhada, Yahûdilerin, nüfûs oranlarına nisbetle fevkalâde yüksek oranda bir "meşhûrlar" kadrosuna sâhib olmalarının sırrını da burada aramak lâzımdır
04 Eylül 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (47)
Stephen Pichon (Arnay-le-Duc, 10.8.1857 – Vers-en-Montagne, 18.9.1933), III. Cumhûriyet rejiminin gözde şahsıyetlerinden biriydi. 1885-1893'te Meb'ûs, 1906-1924'te (18 sene) Senatör sıfatıyle Parlamen...
02 Eylül 2024 - 16:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (46)
01 Eylül 2024 - 00:00
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (45)
"Sizin 'duvarcıların kardeşliği' ismile yâd eylediğiniz bu birlik, iddiâ ettiğiniz gibi, Hazret-i Süleyman zamânında Kuds-ü Şerîf duvarları binâ olunurken kurulduğu tevâtüren söylenen o eski ittihâd d...
31 Ağustos 2024 - 15:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (44)
Rahmetli Kâzım Karabekir'in, –evinin devâmlı tarassud altında tutulduğu, evine baskınlar yapıldığı, şahsî not ve evrâkı ile berâber, baskıdaki kitabının matbaadan müsâdere edildiği- Kemalist Totaliter...
29 Ağustos 2024 - 12:55
Yahudilik-Masonluk münasebeti (43)
Türk düşmanı, Siyonizm tarafdârı, Farmason İngiliz Devlet Adamı William Ewart Gladstone ve Amazon Sitesinde satılan Herzl Defends Zionism isimli elektronik kitabın tanıtma yazısı: Gladstone, Herzl'e m...
28 Ağustos 2024 - 10:25
Yahudilik-Masonluk münasebeti (42)
"esotericfreemasons.com" isimli Farmason Sitesinde, kısa bir makâlede, iftihârla, "İngiltere'nin meşhûr Masonları"ndan birkaçı tanıtılıyor. İsmi zikredilenler arasında, Disraeli, Churchill ve Gladston...
26 Ağustos 2024 - 14:55
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (41)
"Binâenaleyh, Balfour Beyânnâmesi, hissî sâiklerle verilmiş bir vâd gibi mülâhaza edilmemelidir; o, müşterek bir dâvâ uğrunda ve bu dâvânın hiçbir maddî-mânevî yardım âmilini ihmâl edemiyeceği bir â...
25 Ağustos 2024 - 10:30
Yahudilik-Masonluk münasebeti (40)
Dr. Bliman'ın makâlesinde zikredilen isimlerden iki tânesinin Masonluğu hakkında, Mason kaynakları sâyesinde, mâlûmât sâhibiyiz: Winston Churchill ve Harry Solomon Truman…
24 Ağustos 2024 - 12:00
Yahudilik-Masonluk münasebeti (39)
Yahûdi-Mason neşriyâtında Mason sıfatıyle ismine rastlanılan bir Rothschild de, Baron Ferdinand James Anselm de Rothschild'dir (Pâris, 17.12.1839 – Waddesdon Manor, 17.12.1898). Londra'daki dîğer Âile...
23 Ağustos 2024 - 14:30
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (38)
Roma ve Kudüs kitabından iktibâs edilmiş şu üç parça, onun Siyonizme dâir (Weill'inkiyle de örtüşen) fikirlerini ve stratejisini anlamıya kâfîdir:
22 Ağustos 2024 - 17:35
YAHÛDİLİK-MASONLUK MÜNÂSEBETİ (37)
21 Ağustos 2024 - 11:20
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (36)
Jean-Philippe Schreiber'in 2007'de, Archives Juives (Yahûdi Arşivi) mecmûasında neşredilmiş metni, aşağıdaki paragraflarla devâm ediyor:
20 Ağustos 2024 - 10:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (35)
Fransa Meşrik-ı Âzamı'na (Grand Orient de France) tâbi olarak el'ân da Pâris'de faâliyette olan "La Respectable Loge La Renaissance par les Émules d'Hiram"ın 11 Nisan 2023'te Pâris'de tertîb ettiği "N...
19 Ağustos 2024 - 11:05
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (34)
Crémieux, siyâsî hayâttaki mücâdelelerine muvâzî olarak, Mason Mâbedlerinde de çok faâl oldu. (Localarda kendisi gibi faâl bir başka şahsıyet, yine Alliance'ın müessislerinden, -yukarıda ismini zikret...
18 Ağustos 2024 - 14:50
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (33)
Montefiore ve Nathan Mayer Rothschild hakkında Zeldis'in verdiği bilgileri. Leicester Üniversitesi'nde Târih Ord. Profesörü olan Aubrey Newman'ın, 14 Nisan 2015'de, Kudüs'de, İngiltere Yahûdi Târihini...
17 Ağustos 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (32)
İngiltere'de, hem Nathan de Rotschild, hem de oğlu [?] James dahi Masonluğa intisâb etmişlerdi. Aynen Kraliçe Victoria tarafından kendisine asâlet ünvânı verilen Londra Belediye Reîsi Sir Moses Montef...
16 Ağustos 2024 - 11:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (31)
Bizim verdiğimiz şu muhtasar mâlûmâttan dahi, Mikveh İsrael'in, İsrâil Devleti'nin inşâsında ne kadar mühim bir mevkii hâiz olduğu herhalde anlaşılmıştır. Lâkin bunu, İsrâil'in bânîlerinden David Ben...
15 Ağustos 2024 - 12:10
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (30)
Kendisi gibi Şark Mûsevî Muallim Mektebi mêzûnu Léa (kızlık adı Mitrani) ile evlenmiş olan Niégo, 1904'te, âilesiyle berâber İstanbul'a taşındı ve 20 sene JCA'in Müfettişi olarak çalıştı. (Denis Ojalv...
14 Ağustos 2024 - 12:00
Yahudilik-Masonluk münasebeti (29)
12 Ağustos 2024 - 12:30
Yahudilik-Masonluk münasebeti (28)
Senelerce Fransa ile Filistin arasında mekik dokuyan Netter (Sokolow 1919/I), Mikveh İsrael'in büyük bir inkişâf kaydettiğini, artık Büyük İsrâil'in temelinin atılmış olduğunu görerek, hayâtının en bü...
11 Ağustos 2024 - 13:45
Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti (27)
Filistin'e yerleşenler arasında sanâyi, maârif ve sıhhî hizmetlerin sür'atle inkişâfı için muazzam meblağlara ulaşan bağışlarda bulundu. Bu işlerin yapılması için lüzûmlu mütehassıs işgücü, İngiltere'...
10 Ağustos 2024 - 10:30
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (26)
Beynelmilel Siyonizm, son jenosidci harbinde de, Jenosid Cürmünün Önlenmesi ve Cezâlandırılmasına Dâir 9 Aralık 1948 Târihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin II. Maddesinde "jenosid" olarak târif ed...
09 Ağustos 2024 - 15:20
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (25)
"c) Topluluğun fizikî mevcûdiyetini, kasden, onun toptan veyâ kısmen yok oluşunu intâc edecek hayât şartlarına tâbi kılma (Soumission intentionnelle du groupe à des conditions d'existence devant entra...
08 Ağustos 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (24)
07 Ağustos 2024 - 10:35
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (23)
Mustafa Kemâl'in bütün Totaliter Şeflik devri zarfında intişâr eden Bene Berit XI. Kolu'nun nâşiriefkârı Hamenora'nın ilk sayısı ile Ocak-Şubat-Mart 1937 sayısının kapakları:
04 Ağustos 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (22)
1) 7 Eylûl 1935'de Mustafa Kemâl'le beş sâat hasbihâl ederek onun büyük iltifâtına mazhar olan Aşkenaz Hahambaşısı Dr. David Markus veyâ Marcus (Novgorod, 1870 – İstanbul, 3.1.1944)… (Moşe Grosman, Dr...
03 Ağustos 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (21)
Nitekim, Siyonizmi ve İsrâil'in ırkçı-jenosidci-emperyalist siyâset anlayışını tenkîd eden tamâmen mevsûk ve müdellel kitabların müellifi, kıymetli fikir ve dâvâ adamı Roger Garaudy'nin ömrünün son de...
02 Ağustos 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (20)
"Yahûdiliğin sînesinde mâkes bulan bütün dînî, felsefî, siyâsî cereyânlar Bene Berit Teşkîlâtında temsîl hakkını hâizdirler. Bene Berit, siyâset hârici bir teşekkül olmayı seçmiştir. [Mâmâfih,] her ç...
01 Ağustos 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (19)
Siyonist Emperyalizminin kudretli teşkîlâtı Bene Berit'in bir Mason müessesesi olduğu, Mason neşriyâtında umûmiyetle kabûl veyâ îtirâf edilmiyor. Çünki, -zannımızca- müessisleri "Muntazam Masonlar" ol...
31 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (18)
Masonluk, bâtıl Akâidi îcâbı, sâdece Fransa'da değil, belki her memlekette uhrevî hayât akîdesini esâs alan dînlerle mücâdele hâlindedir.
29 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-masonluk münâsebeti (17)
Haham Dr. İsidore Epstein'ın -eserlerinden yapılmış İngilizce bir derleme kitabın 1995 baskısının kapağındaki- resmi ve bizim, Mesîhcilikle alâkalı bâzı pasajlarını tercüme ettiğimiz Yahûdilik kitabın...
28 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (16)
Her hâl-ü-kârda, Memleketimizde Masonluk umûmiyetle İlmî Zihniyet ve Usûlle araştırılmamakla berâber, 19. asırdan îtibâren birçok Müslüman siyâset ve kalem erbâbı, Masonluğun, hassaten Müslümanlığı...
27 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (15)
Avukat Joseph Cohen'in –bir "Haham ve edebiyâtçı cem'iyeti"nin desteğiyle- neşrettiği haftalık La Vêrité israélite mecmûasının V. cildinin kapağı ile, aynı cildde, "Farmasonluk ve Yahûdilik" başlıklı...
26 Temmuz 2024 - 00:00
Yahudilik-Masonluk münasebeti (14)
25 Temmuz 2024 - 11:50
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (13)
2. Cihân Harbinde, kısmen Almanya'nın işgâli altındaki Fransa'da, Mareşal Pétain İktidârı, Fransa'nın başına gelen felâketlerden, geniş mikyâsda, Farmasonluk ve Siyonist Emperyalizmini mes'ûl tutmuş,...
24 Temmuz 2024 - 16:45
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (12)
"Kabbal, Tanrı'yı göksel Âdem, 'Adam Kadmon' şeklinde mülâhaza eder ve Sefirotları, zıtlar ve cinsiyet kanunlarını uygulayarak, onun her bir adalesine yerleştirir. Böylece ilk ve en yüksek Sefirotdan,...
22 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (11)
Siyonizm destekcisi olacak bir zihniyetle terbiye ediliyorlar
21 Temmuz 2024 - 10:50
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (10)
Üstâd-ı Âzam ve Hâkim Büyük Âmir Prof. Mim Kemal Öke'nin Kemâlperest makalesi, Us kardeşlerin (Mehmet Asım, Hakkı Tarık, Hasan Rasim Us) Vakit gazetesinin 11 kasım 1941 târihli nüshasının 2. sayfasınd...
20 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (9)
19 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (8)
Masonluğun –bilhassa kendileri gibi "münevver" insanlar hakkında- bu "kendine yetme, kendi hayâtının veyâ bir memleketin ictimâî hayâtının tanzîminde Allâh'tan müstağnî olma" iddiâsı, aslında hiç de y...
18 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (7)
Bu tesbîti yapan Ziya Umur da, kardeşi Suha Umur da, Türkiye'nin önde gelen Mason sîmâlarındandır. Haklarında, Üstâd-ı Âzam Prof. Dr. Remzi Sanver öncülüğünde hazırlanan Masonluk Tarihinde 1970'li Yıl...
17 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (6)
"Liberal" Masonlar ise, Egeran'ın "Hümanizm" olarak târif ettiği anlayışı, "Deizm" olarak tâbir ediyorlar:
16 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (5)
Masonluğun", "Hümanist olmakla beraber Teizmle olan bağını koparmadığına" dikkati çekiyor ve "Hümanizm" hakkındaki îzâhatıyle de, ÖMBL ile aynı anlayışı (Agnostisizm, Deizm) paylaştıklarını ortaya koy...
14 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (4)
"Git gide daha ziyâde yayılan tahsîlle, hurâfeleri ve ilâhları öldüren ilmin terakkîsiyle, Farmasonluk, her geçen gün biraz daha fazla insanlara lâyık yegâne din olarak görünecekdir. Bizim sırrımız, y...
13 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (3)
• 2. misâl: 1930-33 Devresi Üstâd-ı Âzamı, 1948-1954 Devresi Âmir-i Hâkim-i Âzamı (Hâkim Büyük Âmir / Souverain Grand Commandeur'ü), Tıb Prof. Dr. Mim Kemal Öke'den:
12 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (2)
2. Fasıl: Türkiye'deki Mason Obediyansları, İngiltere ve Fransa'daki ObediyanslaraTâbi Değil mi?
11 Temmuz 2024 - 00:00
Yahûdîlik-Masonluk münâsebeti (1)
"Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti" mes'elesi, hem çok geniş, hem de çok tartışmalı bir araştırma mevzûudur.
10 Temmuz 2024 - 00:00
.xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (91)
Yesevizade Alparslan Yasa
02.11.2024 - 11:00
Yayınlanma
"Yıldız Baykuşu", "Tahtını kurtarmak için memleketini satan, Sevr simsarı", "soysuzlaşmış zulüm ve sefâhat mîrâsyedileri"
“Yıldız Baykuşu”, “Tahtını kurtarmak için memleketini satan, Sevr simsarı”, “soysuzlaşmış zulüm ve sefâhat mîrâsyedileri”
1933’te, yânî Kemalist Totaliter Rejimin 10. Senesinde, Rejimin Maârif Vekâleti, Osmanlı ile -“Cümhuriyet” ismi altında- Kemalist Rejimi mukâyese eden gâyet seviyesiz bir propaganda kitabı neşretti: Osmanlı İmparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu? Geniş kitlelere yaymak maksadıyle, kitab, ayrıca, Cumhuriyet gazetesinin ilâvesi olarak verilmişti. (Bu bilgiyi, elimizdeki nüshaya göre kaydediyoruz.) Müellifleri, her ikisi de, Selânikli Dr.. Şefik Hüsnü’nün Komünist Partisi’nden Kemalizme transfer olan -Matbûât Umûm Müdürü- Vedat Nedim Tör ile Burhan Asaf Belge idi. A3 kağıd eb’âdında, siyah-kırmızı renklerde basılmış bu resmî propaganda kitabının her çift sayfasında Osmanlı’ya süflî bir mantık ve üslûbla hücûm eden yazı ve resimler, tek sayfalarda da Kemalizmi göklere çıkaran yazı ve resimler yer alıyor. Anadolu ve Rumeli’yi Türk Milletine ve sâir Müslümanlara vatan yapan Osmanlı’ya savurdukları hakâretlere birkaç misâl:
S. 2’de Abdülhamîd Han’ın resminin altındaki yazı: “Uyanık gençliği boğan, zindanlarda çürüten Yıldız Baykuşu: Abdülhamit.” Vahîdeddîn Han’ın resim altı yazısı: “Tahtını kurtarmak için memleketini satan, Sevr simsarı: Vahidettin.” Yine aynı sayfada:
“Sultanlar; sarayların dört duvarı içinde soysuzlaşmış zulüm ve sefahat mirasyedileridir. Sultanlar; kendilerini milletin çocuğu değil, milleti kendilerinin kölesi telâkki ederlerdi. Sultanlar indinde millet davası kendi aile menfaatlerini kurtarmak için pazara çıkarılan bir metadan ibaretti. Sultanlar, millete inanmazlar, milletin gelişmesini istemezler, millette beliren her türlü uyanıklık hareketlerini bir kan deryasına boğarlar, kuvvetlerini milletin şuurundan ve sevgisinden değil, milletin cehaletinden ve korkusundan alırlardı…”
S. 20’de, sarıklı, ak sakallı, kendi hâlinde, ellerini açmış Rabb’ine duâ eden bir Müslümanın resmi altındaki yazı başlığı: “Ümmet leşi”… Ve yazıdaki iftirâya göre, Kemalistler değil de, “örümcek kafalı” Müslümanlar, “Garb hayrânı” imiş: “Örümcekli kafa, Osmanlı vatandaşının kafasıdır. Bu kafanın içinde iki kocaman örümcek otururdu: İslâm taassubu ve garp hayranlığı.”
Bu kitabda Osmanlı Türkü hakkında yazılanlar ile İngiliz Faramason Devlet Adamı, Türk düşmanı Gladstone’un Türkler hakkındaki hakîkatsiz ve menfûr iddiâlarının aynı cinsden olması, nasıl bir ideoloji ile karşı karşıya bulunduğumuzu anlamak için ibret verici değil midir?
Mezkûr Kemalist propaganda kitabının kapağındaki resmi, biz de Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi kitabımızın kapağına koyduk. (Ankara: Hitabevi Yl., Mayıs 2014, 612 s.) Kitabın “Milletimizin Mârûz Kaldığı Kültür Jenosidinin Pek Belîğ Bir Vesîkası” başlıklı 9. Faslı (ss. 279-312), bu kitabın, müelliflerinin ve mâhûd “feyz menbâlarının” tanıtılmasına ayrılmıştır.
1_46b531a11b7d11813dcce80d3330e2f0.jpg
Kemalist Totaliter Rejimin 10. Senedevriyesi münâsebetiyle, 1933’te Maârif Vekâleti tarafından neşredilen ve Cumhuriyet gazetesi tarafından da İlâve olarak verilen Osmanlı İmparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu? isimli seviyesiz Kemalist propaganda kitabının kapağı ve 2. sayfası… Kapaktaki resimde, İnönü, atıyle “İrticâ” yaftalı Müslümanlığı tepeliyor ve sağ tarafta da, edebli kıyâfeti içinde iffetli Müslüman kadını, “serbestleşmiş”, “Sabataîleşmiş”, her çeşid kayıddan kurtulmuş Kemalist kadının ayakları altında gösteriliyor… Hind Müslümanlarının İstiklâl Harbine yaptığı büyük yardım parasını kullanarak Memleketin bir numaralı kapitalisti olmuş “Ebedî Şef”e gelince, o da gûyâ Memleketi îmâr etmekle meşgûl…
***
“Büyük Şef”, Saltanatı nasıl lağvettirdi, Vahîdeddîn Han’ın Vatanını terketmesini nasıl değerlendirdi?
Kemalizmin “Kitâb-ı Mukaddes”i hükmünde olan Nutk’un en ibretle mütâlaa edilecek bahislerinden biri, Saltanatın lağvı ve Vahîdeddîn Han’ın Türkiye’yi terki hakkındaki bahisdir. Mustafa Kemâl’in, 15 ilâ 20 Ekim 1927 günlerinde CHP’nin 2. Kongresinde îrâd ettiği Nutk’unun bu kısmında verdiği îzâhata nazaran, 1 Kasım 1922’de, TBMM’nin Teşkîlât-ı Esâsiye, Şer’iye ve Adliye Encümenleri müştereken toplanarak Saltanatın lağvı mes’elesini müzâkere etmiye başlamışlardır. Artık ciddî şekilde iktidârın gemlerini eline geçirmiş bulunan Mustafa Kemâl, uzayıp giden müzâkerelere daha fazla tahammül edemiyerek, usûlen söz aldıktan sonra, masanın üzerine çıkarak, mütehakkim bir tavırla konuşmıya başlar:
“Efendim! Hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim îcâbıdır diye, müzâkere ile, münâkaşa ile verilmez! Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır!
“Osmanoğulları, zorla Türk Milletinin hâkimiyet ve saltanatına vâzıulyed olmuşlardı; bu tasallutlarını altı asırdan beri idâme eylemişlerdi. Şimdi de, Türk Milleti, bu mütecâvizlerin hadlerini ihtâr ederek, hâkimiyet ve saltanatını, isyân ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivâkidir.
“Mevzûubahs olan, ‘Millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız?’ mes’elesi değildir! Mes’ele, zâten emrivâkî olmuş bir hakîkati ifâdeden ibârettir!
“Aksi takdîrde, bâzı kafalar kesilecekdir!”
“Bu, behemehâl olacaktır! Burada ictimâ edenler, Meclis ve herkes mes’eleyi tabiî görürse, fikrimce muvâfık olur! Aksi takdîrde, yine hakîkat usûlü dâiresinde ifâde olunacaktır; fakat, ihtimâl, bâzı kafalar kesilecekdir!”
Şimdi isterseniz Saltanatın lağvına karâr vermeyin! Ne mümkün! Herkes başından korkuyor!
Bir Hoca Efendi, süklüm püklüm, söze girişir: “Affedersiniz Efendim! Biz mes’eleyi başka noktainazardan mütâlaa ediyorduk; îzâhatınızdan tenevvür ettik!”
Ve mes’ele, derhâl, “Büyük Şef”in istediği vechiyle karâra bağlanır, “sür’atle” Saltanatın lağvına dâir bir kânûn lâyihası hazırlanarak Meclis’e sevkedilir; “Meclis’in ikinci celsesinde okunur.” Taleb üzerine, “lâyiha reye konur ve müttefikan kabûl edilir. Yalnız menfî bir ses işitilir: ‘Ben muhâlifim!’ Bu sadâ ‘söz yok!’ sadâlarıyle boğulur…”
“İşte Efendiler” der “Ebedî Şef”, “Osmanlı Saltanatının inhidâm ve inkırâz merâsiminin son safhası bu sûretle cereyân etmiştir!”
“Âdî, alçak, âciz, his ve idrâkden mahrûm, denî, sefîl, zelîl, pespâye mahlûk!”
17 Kasım 1922 târihinde, İstanbul’daki İşgâl Kuvvetlerinin İngiliz Kumandanı General Sir Charles Harington’un himâyesi altında, “hâin Vahdettin’in bir İngiliz harb gemisiyle İstanbul’dan kaçtığı” haberi gelir:
“17 Teşrînisânî 1922 târihli resmî bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: Vahdettin Efendi bu gece Saraydan gaybûbet eylemiştir.”
“Büyük Şef”, Nutk’unda bu bilgileri verdikden sonra, Vahîdeddîn Han’ın Vatanını terkedişini “Asîl bir milleti hacîl bir vazıyete düşüren sefîl!” başlığı altında değerlendiriyor:
“…Efkârıumûmiyeyi vazıyet-i hakîkiye ile karşı karşıya bırakmayı tercîh ederim. Sakîm bir tevârüs usûlü netîcesi olarak, büyük bir makâm, tantanalı bir unvan ihrâz edebilmiş bir sefîlin, izzetinefsi çok yüksek, asîl bir milleti nasıl hacîl bir vazıyete düşürebileceği, o zamân, daha tabiî sûrette anlaşılır.
“Filhakîka, her ne sebeb ve sûretle olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyet ve hayâtını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar âdî bir mahlûkun, bir dakîka olsa, bir milletin re’sikârında bulunduğunu düşünmek ne hazîndir! Şâyân-ı teşekkürdür ki bu alçak, mevrûs saltanat makâmından Millet tarafından ıskât olunduktan sonra denâetini itmâm etmiş bulunuyor! Türk Milletinin bu tekaddümü elbette takdîre lâyıktır!
“Âciz, âdî, his ve idrâkden mahrûm bir mahlûk, kabûl eden herhangi bir ecnebînin himâyesine girebilir; fakat böyle bir mahlûkun bütün İslâmların Halîfesi sıfatını hâiz bulunduğunu ifâde etmek elbette muvâfık değildir! Böyle bir telakkînin doğru olabilmesi, evvelemirde, bütün İslâm kütlelerinin esîr olmaları şartına vâbestedir. Hâlbuki cihânda hakîkat böyle midir?
“Biz Türkler, bütün târihî hayâtımızca hürriyet ve istiklâle timsâl olmuş bir milletiz! Kıymetsiz hayâtlarını iki buçuk gün fazla, sefîlâne sürükliyebilmek için her türlü mezelleti mübâh gören Halîfeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik! Bu sûretle Devletlerin, milletlerin yekdîğeriyle münâsebâtında, şahısların, bâhusûs -mensûb olduğu Devlet ve milletin zarârına da olsa- şahsî vazıyet ve hayâtlarından başka bir şey düşünemiyecek pespâyelerin ehemmiyeti olamıyacağı hakîkat-i mâlûmesini têyîd ettik!
“Milletler münâsebâtında, mankenlerden istifâde sistemine rağbet devrine hâtime vermek, Medenî Âlemin samîmî temennîsini teşkîl etmelidir!” (Nutuk, Cilt II: 1920 – 1927, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul: Millî Eğitim Basımevi, 1981, ss. 689-694)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (92)
Yesevizade Alparslan Yasa
03.11.2024 - 12:00
Yayınlanma
Târihçi Yazar Murat Bardakçı, Habertürk gazetesinin İnternet Sitesinde 17 Kasım 2022'de neşredilen makâlesinde büyük bir târihî hakîkati gün ışığına çıkarıyor: Mustafa Kemâl, Fevzi Çakmak'tan, Vahîdeddîn Han'ın Vatanını terk etme hazırlıklarında bulunduğunu öğrenince, İstanbul'da Ankara Hükûmetinin temsîlcisi olan Refet Bele'ye bir talimat göndererek, Vahîdeddîn Han'ın halka linç ettirilmek sûretiyle bunun önlenmesini emrediyor…
Gün ışığına çıkan büyük târihî hakîkat: Mustafa Kemâl, Vahîdeddîn Han’ı linç ettirme emri vermişti
Târihçi Yazar Murat Bardakçı, Habertürk gazetesinin İnternet Sitesinde 17 Kasım 2022’de neşredilen makâlesinde büyük bir târihî hakîkati gün ışığına çıkarıyor: Mustafa Kemâl, Fevzi Çakmak’tan, Vahîdeddîn Han’ın Vatanını terk etme hazırlıklarında bulunduğunu öğrenince, İstanbul’da Ankara Hükûmetinin temsîlcisi olan Refet Bele’ye bir talimat göndererek, Vahîdeddîn Han’ın halka linç ettirilmek sûretiyle bunun önlenmesini emrediyor…
Bardakçı, bu vesîkayı, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde keşfetmiştir. Vesîkanın kayıd numarası, (01013068-13)’tür. Tek sayfalık vesîkanın üst tarafında, Umûmî Erkânıharbiye Reîsi Fevzi Çakmak’ın ihbârı, alt tarafında ise, “Büyük Şef”in tâlimâtı bulunuyor. Tâlimâtın kırmızı kalemle çizilerek tashîh edildiği dikkati çekiyor.
Büyük bir gaflet eseri olarak Müslümanların kendisine yakınlık duyduğu, hakîkatte ise “Totaliter Şef”in bir âletinden başka bir şey olmıyan Fevzi Çakmak’ın “2 Kasım 1922 târih ve 5466 sayılı zâta mahsûs” ihbârı şöyledir:
“Son zamânlarda İstanbul’dan aldığımız raporlarda Vahîdedîn’in memâlik-i ecnebiyeye firârından bahsolunuyor. Ezcümle, Saray mahâfiliyle temâsta bulunan bir mûtemed tarafından bu firâr hazırlıklarında bulunulduğu ihbâr edilmekle arz-ı keyfiyet olunur.”
“Büyük Şef”, iki gün sonra, aynı evrâkın üzerine, Refet Bele’ye gönderilecek şifreli telgraf metnini not ediyor:
“İstanbul’da, Sarayda memâlik-i ecnebiyeye firâr için hazırlıklarda bulunulduğu istihbâr edilmiştir. Tahakkuku hâlinde ahâlî vâsıtasile muhâlefet edilmesi, mecbûriyet görüldüğü takdîrde aynı vâsıta ile linç tatbîki, daha şedîd icrââtta bulunulması, bu sûretle firâra hiçbir vechile meydana verilmemesi lâzımdır.”
Arkasından, bâzı ifâdeler tashîh ediliyor ve metin son şeklini alıyor:
“Dersaâdet’te Refet Paşa Hazretlerine,
“Vahîdeddîn’in memâlik-i ecnebiyeye firâr için hazırlıklarda bulunduğu istihbâr edilmiştir. Tahakkuku hâlinde ahâlî vâsıtasile linç tatbîki lâzımdır. Bunun têmîni mercûdur.
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Reîsi, Başkumandan Mustafa Kemâl.”
Bu kadar mühim bir târihî vesîkayı neşrettiği için Murat Bardakçı’yı tebrîk ediyoruz.
1_8aba61cfab9b3ad5b83c88190750a107.jpg
(https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/3539526-tam-yuz-sene-boyunca-gizli-kalmis-bir-belge-mustafa-kemal-pasanin-sultan-vahideddinin-istanbuldan-ay) (15.9.2024)
Murat Bardakçı’nın îzâhatı: “Fevzi Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya Vahideddin’in bir yabancı memlekete firar edebileceği yolundaki yazısı ve yazının alt tarafında Mustafa Kemal Paşa’nın ‘Bunun gerçekleşmesi hâlinde halk vasıtası ile linç’ talimatı. Metnin üzerinde kırmızı kalemle yapılmış olan değişiklikler, Mustafa Kemal Paşa’nın elyazısıdır (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 01013068-13).”
***
“Bizzât Halîfe, vatanperverleri zehirli hıyânet oklarıyle vurmak ve Millî Mîsâk’ı baykuş gagasıyle didiklemek için elinden gelen bütün vâsıtaları kullandı; Konstantin kadar dahi şeref tezâhürü gösteremedi; düşman zırhlısıyle kaçtı; Sevr Muâhedesinin esâret halkalarından başka hâtıra götürmedi”
“Türk Milletinin bütün büyük hasletlerini nefsinde tecelli ettiren” Mustafa Kemâl (Tarih IV 1934: 101), Liselerde mecbûrî ders kitabı olarak okutturduğu Tarih IV’ünde, o “hâin oğlu hâin”, o “menfûr”, o “mütereddî” Osmanlı Hânedânı’nın vatanlarından kovuluş esbâbımûcibesini, gûyâ “her türlü ahlâk, fazilet ve insanlık gayretlerinden ve kayıtlarından mahrûm Osmanoğullarının Türk Milletine ihânetiyle” îzâh ediyor:
“Osmanlı Saltanatının, Türk Milletinin en son ve en mukaddes varını, yani haysiyet ve istiklâlini muhakkak bir tehlikeye düşüren son muharebesinden sora Halifeliğin tuttuğu yol, bir vehimden ibaret olduğu anlaşılan bu makam ile onu temsil edenlerin her türlü ahlâk, fazilet ve insanlık gayretlerinden ve kayıtlarından nekadar uzaklaşmış olduklarını daha acı bir çıplaklıkla gösterdi.
“Bizzat Halife, bütün Saltanat ve Hilâfet kuvvetlerini ve kullarını toplıyarak Türk haysiyet ve istiklâlini kurtarmak için hayatlarını Anadolu topraklarına nezîr kılanlara saldırtmakta düşmanları geri bıraktı.
“Vatan üstüne birdenbire devrilen felâket küresini yaralı göğüsleri ve paralanmış ellerile millî hudutlar ötesine itip uzaklaştırmağa çalışan vatanperverleri zehirli hıyanet oklarile vurmak ve millî misakı baykuş gagasile didiklemek için elinden gelen bütün çareleri ve elinde olan bütün vasıtaları kullandı.
“Bizansın, taht ve hıristiyanlık namusu için şimdiki Vefa sokaklarında can veren son imparatoru Konstantin kadar dahi iptidaî şeref tezahürü gösteremiyerek batırmağa gücünün yetmediği vatandan düşman zırhlısile kaçtı ve memleketten giderken ‘Hilâfet Ordusu’ namını verdiği hainler çetesinin denaet maceralarından, vatanperverlerin katlini vacip kılan fetvalardan, Sevr Muahedesinin esaret halkalarından başka hatıra götürmedi.
“Millî saraylardan aşırılarak Malaya zırhlısı kamaralarına kaçırılan hazineler [???] vatan hatırası sayılamaz. […]
Halîfe “Abdülmecid Efendi’nin akılsızlığı, ahmak hırsı, ihâneti”
“Abdülmecit Efendinin saltanat hukukundan tamamen mücerret olarak Halife seçilmiş olması, Halifeliğin büsbütün kaldırılması yolu üzerinde bir merhaleden ibaretti. Bunun için beklenen fırsatları Abdülmecit Efendi akılsızlığı ve ahmak hırsı ile tahmin edildiğinden daha az zamanda biribiri ardınca verdi. Bu kadar büyük ve ağır hadiselerden sora milletin kendisine verdiği mevki ve makamla iktifa etmiyerek millî hakimiyet aleyhinde entrikaya sapmakla, Abdülmecit, Osmanlı sülâlesinden Türk Milletine artık hiçbir hayır gelmesi mümkün olamıyacağının en son kat’î delilini vermiş oluyordu.
“Filhakika, bu adamın daha ilk günden tuttuğu yol, ihanette Vahdettinden pek te gerikalmıyacak bir tıynette olduğunu gösteriyordu. […]
Selânik Cemâati, Osmanlı Hânedânını öz vatanından kovuyor
“Artık Gazinin vicdanında sakladığı ‘MİLLÎ SIR’lardan birinin daha ifşası zamanı gelmişti. Bu lüzum o sırada İzmire gitmiş olan İstanbul gazetecilerine:
‘Milletin teyakkuzuna, milletin terakki ve tekâmül istidadına güvenerek, milletin azminden asla şüphe etmiyerek cümhuriyetin bütün icabatını yapacağız. Bunların kâffesini tetkik ile, azim ve iman ile, millet aşkının sarsılmaz kuvvetile birer birer hal ve intaç edeceğiz’ cümlelerile ima edildi.
“Harp oyunları dolayısile orada bulunan Fevzi, İsmet, ve Kâzım Paşalarla görüşüldü: Gazinin 1 Mart 1924 nutkunda resmen söylendi; 2 Martta Halk Fırkası grupu, 3 Martta da Meclis bu lüzumun kanun halinde tatbikına karar verdi. [3 Mart 1924 târih ve 431 Sayılı “Hilâfetin İlgâsına ve Hânedân-ı Osmânî’nin Türkiye Cümhûriyeti Memâliki Hâricine Çıkarılmasına Dâir Kânûn”…] 4 Martta Abdülmecit kendisine ümit bağlıyan saltanat taraftarlarını meyusiyette […] bırakarak bütün hanedanı ile birlikte Türk topraklarından ebediyen dönmemek üzere uzaklaştı.
2_7ba4001991b6620e77726ba1dc0a6561.jpg
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet_Halk_F%C4%B1rkas%C4%B1_2._Ola%C4%9Fan_Kongresi; 5.10.2024)
“Mutlak Şef”, CHP 2. Kongresi’nde beş gün sürecek Büyük Nutk’unu îrâd ederken (15 Ekim 1927)… Nutk’u da yine “bu beşeriyet hârikası”nın (Tarih IV 1934: 101) bir destânı… Mustafa İsmet’in arkasındaki levhada, “Hâkimiyet Milletindir” yazıyor… Laik, Avrupacı, Şahısperest Totaliter Rejim bir asırdır Milletimizle böyle alay ediyor; lâkin öylesine afyonlanmışız ki alay edildiğimizi de anlamıyoruz!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (93)
Yesevizade Alparslan Yasa
04.11.2024 - 10:25
Yayınlanma
"Gazinin Dumlupınırda Meçhul Asker'in mezarı başındaki nutkundan, 30 Ağustos 1924:
“Gazinin Dumlupınırda Meçhul Asker’in mezarı başındaki nutkundan, 30 Ağustos 1924:
‘Arkadaşlar! Sarayların içinde Türkten gayri unsurlara istinâd ederek, düşmanlarla ittifâk ederek Anadolu’nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından tardı, düşmanların denize dökülmesinden daha rehâkâr bir harekettir!’ ” (Tarih IV 1934: 158-159, 161) (Bu son sözü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı Yl., 2006, 5. baskı, II/185-186’da da mündericdir; kezâ: “Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?”, Yeni Söz, 31.12.2017/12)
“Artık Gazinin vicdanında sakladığı ‘MİLLÎ SIR’lardan birinin daha ifşası zamanı gelmişti.” diyor…
Sabatay Sevi’nin (1626 -1676) 18 Emri’nin (“Encomiendanzas”) on altıncısı da şöyledir:
“Türklerin âdetlerine riâyete îtinâ edilsin; zîrâ bu sûretle onların gözleri kör edilecekdir! Ve Ramazan orucunu tutmak için sıkıntıya girmesinler! Kezâ onların şeytan için kesdikleri kurban hakkında da! Gözle görülen her şey îfâ edilsin!” (Prof. Abraham Galanté ve Edirne Hahambaşısı Abraham Danon’dan naklen; Prof. Abraham Galanté, Nouveaux Documents sur Sabbétaï Sévi. Organisation et us et coutumes de ses adeptes, İstanbul, 1935, pp. 45-46; Abraham Danon, “Une Secte Judéo-Musulmane en Turquie”, Actes du 11e Congrès International des Orientalistes -1897-, Paris, 1899, p. 65.)
Ali Fethi’nin iftihâr ettiği “Selânik Zekâsı” budur!
“Wilson Umdeleri” ve Walter Lippmann
Buraya kadar, arkalarında Siyonist Emperyalizminin olduğu Farmason Devlet Adamları tarafından ikiyüzlü makyavelist bir anlayışla hazırlanmış Cambon - Grey Mutâbakatının ve -onu tamâmlıyan, onun daha cihânşümûl mâhiyetteki bir versiyonu olan- “14 Umde”nin en mühim vechelerinin, dünyâya Emperyalist İngiltere, Fransa, Amerika Devletlerinin menfâatlerine muvâfık yeni bir nizâm vermek, bu çerçevede Cihân Harbinin –o Harbin daha başlangıcında Emperyalistler tarafından îlân edildiği üzere- başlıca hedefi olan Osmanlı İmparatorluğu’nu topyekûn tasfiye etmek, onun Filistin toprakları üzerinde Yahûdi Devleti’ne götürecek nihâî vetîreyi başlatmak, Anadolu’da, Hânedânı, Hilâfeti, Millî Kültürüyle Osmanlı’yı ortadan kaldırmayı sağlıyacak Laik, Avrupacı bir Devlet kurmak, Osmanlı’nın Sûriye, Irak, Arabistan gibi topraklarını da Fransa, İngiltere ve ABD’nin nüfûz sâhaları hâline getirmek, kezâ Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu küçük Millî Devletler hâlinde parçalamak, Almanya İmparatorluğu yerine kolu kanadı kırılmış bir Almanya Cumhûriyeti (Weimarer Republik) ikâme etmek, Çarlık Rejimini Bolşevik İhtilâliyle devirmek olduğunu mevsûkan ve mufassalan îzâh etmiş bulunuyoruz. Bu meyânda, Osmanlı’nın topyekûn tasfiyesi için Ankara’ya gönderilen Sabataî-Mason kadronun elini kuvvetlendirmek maksadıyle –aslında Cambon – Grey Mutâbakatı’nın bir uzantısı ve beynelmilel hukûk nazarından keenlemyekûn hükmünde olan- “Sevr Muâhedesi” tiyatrosunun ortaya konması, ona müstenid hakîkatsiz bir propagandayle Vahîdeddîn Han’ın ve –onun şahsında- Osmanlı’nın gözden düşürülmesi çok mühim olduğundan, bu mevzûu bir hayli genişçe işledik. Araştırmamızın devâmında, “Farmason Devlet Adamlarının Siyonizme Hizmetleri” üzerinde durduğumuz bu bahsi, “Wilson Umdeleri”nde Walter Lippmann’ın rolüne dikkat çekerek ve ABD’nin Farmason Cumhûr Reîsi Harry Truman’ın İsrâil’in Devlet olarak tanınmasındaki büyük rolünü îzâh ederek tamâmlıyacağız.
Woodrow Wlson’dan –onun siyâsetini şekillendiren Siyonist kadroya atfen- hep “Wilson ve Siyonist avenesi” şeklinde bahsetmiştik. O kadronun daha evvel zikretmediğimiz bir mensûbu da, gazete muharriri Walter Lippmann’dır.
Fikir adamı ve gazete muharriri Walter Lippmann (Nevyork, 23.9.1889 – a.y., 14.12.1974), “müreffeh bir hayât yaşıyan, Nevyork’a yerleşmiş, Almanya asıllı büyük burjuva bir Yahûdi âilesinin çocuğu olarak dünyâya geldi. Âilenin, senede en az bir def’a Fransa, İtalya, Avusturya-Macaristan gibi Avrupa memleketlerine seyâhat etme îtiyâdı vardı.” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Walter_Lippmann; 6.8.2024) Kıymetli araştırmacı Jacques Bordiot’nun (hakîkî ismi Jean Costes; Bahriye Zâbiti; Agen, 16.8.1900 – Nancray-sur-Rimarde, 3.4.1984) Biographical Dictionary of the Left’ten naklettiğine göre, ebeveyninin isimleri, Jacob ve Daisy Baum idi; bilâhare soy adlarını Lippmann’a çevirdiler. (Jacques Bordiot, “Walter Lippmann”, Lectures Françaises, Pâris, février 1975, No 214, pp. 31-34)
Tahsîlini Harvard Üniversitesi’nde yaptı (1906 – 1909). Talebeliği esnâsında (1909), Sosyalist temâyüllü, güzîdeci (élitiste), [Round Table’la irtibâtlı] bir cem’iyet olan Fabian Society’ye intisâb etti. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Fabian_Society; 7.10.2024). Daha evvel (1908) sekiz talebe arkadaşıyle berâber Harvard Socialist Club’ı kurmuştu. (https://www.firstworldwar.com/bio/lippmann.htm; 5.10.2024) Yine titiz bir araştırmacı, velûd bir müellif olan ve genc yaşında vefât eden Yann Moncomble’un (Pâris, 1.7.1953 – a.y., 29.5.1990) tesbîtine nazaran, Harvard Sosyalist Kulübü, Wilson’ın Siyonist avenesinden Hâkim Felix Frankfurter’in teşvîkıyle kuruldu ve ilk Reîsliğini de Lipmann deruhde etti. (Yann Moncomble, La Trilatérale et les secrets du mondialisme, Paris: Faits et Documents, 1980, p. 58) (Başta Henry Coston - Pâris, 20.12.1910 / Caen, 26.7.2001- olmak üzere, neşriyâtlarından pek çok istifâde ettiğim bütün bu araştırmacıları takdîrle, hayırla yâdediyorum…)
1_951d579055351ffa3bc0d60efc53f4ea.jpg
“Rather than a reporter, Lippmann considered himself more of a commentator or political philosopher. / Lipmann, kendini, bir gazeteciden ziyâde bir yorumcu veyâ bir siyâset feylesofu olarak görüyordu.” (Alfred Eisenstaedt/The LIFE Picture Collection/Getty Images) (Michael Petrou, “Re-examining Lippmann’s Legacy”, summer 2018; https://nieman.harvard.edu/articles/re-examining-lippmanns-legacy/; 6.8.2024)
Vefâtında, Amerika’nın Farmason Cumhûr Reîsi Gerald Ford’un onun hakkındaki tesbîti şu oldu: “Milletimizin hayâtında, yarım asırdan fazla, müstesnâ bir rol oynıyan büyük bir Amerikalı…” (Alain Clément, Le Monde, 17.12.1974)
***
Lippmann, 1914’te, Sosyalist temâyüllü, siyâsî bir fikir mecmûası olan New Republic’i neşretmiye başladı. Mecmûasında, Woodrow Wilson’ın seçim kampanyasını ve (Siyonist Emperyalizminin stratejisine muvâfık olarak) ABD’nin Îtilâfçı saflarında Cihân Harbi’ne girmesini destekledi. Daha evvel kendisinden bahsettiğimiz, Wilson’ın “akıl hocalarından” ve Rothschild, Schiff, Warburg, Rocekfeller, Morgan gibi bankaların teşkîl ettiği “Beynelmilel Yüksek Mâliye”nin (la Haute Finance internationale) mûtemedi olduğu ileri sürülen (Jacques Bordiot, L’Occident démantelé; opinions et documents, Paris: La Librairie Française, 1976, p. 17) “Miralay” Edward Mandell House ile bu kampanya esnâsında tanıştı ve işbirliği yapmıya başladı. House gibi o da, Round Table’a intisâb etmişti. 1921’de, House’un öncülüğünde, Round Table’ın Amerika’daki kolu olan Council on Foreign Relations (CFR) têsîs edildi. Güzîdeci bu teşekkülün kadro tesbîtiyle, Lippmann vazîfelendirilmişti. Lippmann, 1932 – 1937 senelerinde CFR’ın Müdürlüğünü deruhde edecek kadar bu teşekkülde mevki sâhibiydi. (Moncomble 1980: 239) Fransızca Wikipedia’nın “CFR” hakkındaki makâlesine göre, o, -el’ân 7.000 kadar Âzâsı olan bu teşekkülün E. M. House, Paul Warburg ve Otto Hermann Kahn ile berâber başlıca dört müessisinden biriydi. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Council_on_Foreign_Relations; 5.8.2024) Bunlardan Warburg ile Kahn, Bolşevik İhtilâlini finanse ettiği bilinen beynelmilel Yahûdi bankacılarındandır. (Round Table Groups’un İngiltere kolu, Royal Institute of International Affairs veyâ Chatham House –British Institute of International Affairs ismiyle têsîsi 1923, şimdiki ismini alması 1926-, Fransa kolu, Institut français des relations internationales –têsîsi 1979-, Türkiye kolu, Dış Politika Enstitüsü –têsîsi 1974- ve Türk Atlantik Antlaşması Derneği’dir. Bu sonuncu teşekkül, 24 Mayıs 1956’da têsîs edilmiştir. –Dr. Yüksel Kaştan, “Türkiye’de Demokratikleşme Hareketeri İçinde Sivil toplum Örgütleri 1945/1960”; https://arastirmax.com/en/system/files/dergiler/240/makaleler/2/32/arastirmax-turkiyede-demokratiklesme-hareketleri-icinde-sivil-toplum-orgutleri-1945-1960.pdf; 10.10.2024-)
Daha evvel, Wilson’ın Siyonist avenesinden, silâh tüccarı Bernard Baruch’un Harb Sanâyileri Komitesi’nin başına getirildiğini ve “1. Cihân Harbi esnâsında, muhtemelen, başka herkesden daha fazla bir otoriteye sâhib olmakla” iftihâr ettiğini bahis mevzûu etmiştik. Wilson, Lippmann’a da, 1917’de, Harbiye Vekîli Newton Baker’ın yardımcılığı vazîfesini vermişti. (Mezkûr Fransızca Wikipedia, “Lippmann” maddesi)
Cumhûr Reîsi Wilson, “İnquiry (Tahkîkat)” ismi verilen bir hey’et teşkîl ederek bilâhare “Wilson Umdeleri” veyâ “Wilson’ın 14 Maddesi” tâbir edilen ve dünyâya -kendi menfâatlerine muvâfık- yeni bir nizâm vermeyi (bu çerçevede Osmanlı’yı topyekûn tasfiye etmeyi, Filistin’de bir Yahûdi Devleti, Anadolu’da bir Laik Devlet kurmayı) istihdâf eden beynelmilel siyâset programını bu hey’ete hazırlatmıştı. Muhtelif dallara mensûb pek çok (150 kadar) ilim adamından meydana gelen ve Nevyork’un Belediye Kütübhânesi’nde üç hafta çalışan Hey’ete –daha evvel bahsettiğimiz- “Miralay” Mandell House ile –evvelemirde Cemâati ve mensûb olduğu güzîdeci cem’iyetler, ikinci derecede de şahsî kâbiliyetleri sâyesinde giderek yıldızı daha da parlıyacak olan- Lippmann riyâset ediyordu. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Quatorze_points_de_Wilson; 6.8.2024) Lippmann, Inquiry’nin Umûmî Kâtibi idi. Wilson, 1919 Pâris Sulh Konferansı’nda da, onu Amerikan Murahhas Hey’etine dâhil etti ve kendisine, “14 Madde”nin resmî yorumculuğu vazîfesini verdi. (Mezkûr Fransızca Wikipedia, “Lippmann” maddesi)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (94)
Yesevizade Alparslan Yasa
06.11.2024 - 12:25
Yayınlanma
Gencliğinden beri ABD'nin infirâdcılık siyâsetine (isolationnisme) hep muhâlefe etmiş olan Lippmman, bekleneceği üzere, ABD'nin 2. Cihân Harbi'ne girmesini harâretle destekledi; böylece, bir def'a daha, 1933'te Hitler iktidâra gelir gelmez Nazi Almanya'sına harb îlân etmiş Beynelmilel Siyonizmin saflarında yer aldı. Zâten onu, esâs îtibâriyle, mensûb olduğu Cemâatin ve güzîdeci Cem'iyetin bir sözcüsü olarak değerlendirmek lâzımdır.
Gencliğinden beri ABD’nin infirâdcılık siyâsetine (isolationnisme) hep muhâlefe etmiş olan Lippmman, bekleneceği üzere, ABD’nin 2. Cihân Harbi’ne girmesini harâretle destekledi; böylece, bir def’a daha, 1933’te Hitler iktidâra gelir gelmez Nazi Almanya’sına harb îlân etmiş Beynelmilel Siyonizmin saflarında yer aldı. Zâten onu, esâs îtibâriyle, mensûb olduğu Cemâatin ve güzîdeci Cem’iyetin bir sözcüsü olarak değerlendirmek lâzımdır.
Lippmann, 1919 yazında Amerika’ya döndü ve Pâris Sulh Konferansı’nda Almanya hakkında siyâsî-iktisâdî mâhiyette pek ağır hükümler ihtivâ eden, bu cihetle Almanya’yı isyâna ve nihâyetinde yeni bir harbe sürüklemesi muhtemel Versay Muâhedesi sebebiyle bu Muâhede (ve dolaylı olarak, 28 Nisan 1919’da kabûl edilip ona zeyl olarak dâhil edilen Cem’iyet-i Akvâm Mîsâkı) aleyhinde kampanya yürüttü; netîce olarak, Versay Muâhedesi ABD tarafından tasdîk edilmedi. (https://www.firstworldwar.com/bio/lippmann.htm; 5.10.2024)
1920’de New Republic mecmûasından ayrılarak The New York World gazetesine geçti; 1929’da bu gazetenin Başmuharriri oldu. 1931’de The New York World kapanınca, The New York Herald Tribune gazetesinde yazmıya başladı. Buradaki muharrirliği, “Today and Tomorrow (Bugün ve Yarın)” sütûnunda otuz sene devâm etti. Sonrasında, yüksek tirajlı haftalık Newsweek mecmûasında yazdı. Her makâlesi, hemen neşrini müteâkib, yüzlerce Amerikan gazetesi tarafından iktibâs edilmekte ve 1968’de, 15 milyondan fazla Amerikan okuruna ulaşmaktaydı. (B. Bourbage, J. Cazemajou, A. Kaspi, Presse, radio et télévision aux États-Unis, Paris: Armand Colin, 1972, p. 43)
Bu gazete ve mecmûalara ilâveten, CFR’a bağlı bir teşekkül olan Foreign Policy Association’un nâşiriefkârları Intercom ve Foreign Policy Association Bulletin’de de makâleler neşrediyordu. (Jacques Bordiot, “Walter Lippmann”, Lectures Françaises, Pâris, févrirer 1975, No 214, pp. 31-34)
15 münteşir eserin müellifi olan Lippmann’ın hâssaten Public Opinion (Efkârıumûmiye) ve The Phantom Public (Hayâlet Halk) ünvânlı eserleri haberleşme, gazetecilik ve beşerî münâsebetler sâhalarıyle alâkalıdır.
Bunlardan birincisinde müdâfaa ettiği noktainazara göre, idârî mevkideki güzîdeler, çok def’a aklıselîmle düşünemiyen, kıt mâlûmâtlı ve lâkayd tavırlı halk veyâ efkârıumûmiyenin, kendilerinin umûmî maslahatı gözeten karârlarının doğruluğunu anlamasını ve onlara iknâ olmasını sağlıyacak şekilde propoganda yapmalı, dîğer tâbirle, efkârıumûmiyeyi kendileri şekillendirmelidir. O, buna, “îmâl edilmiş rızâ” veyâ “rızânın îmâli (manufacture of consent)” diyor. (Mezkûr Fransızca Wikipedia, “Lippmann” maddesi)
Lippmann’ın bu güzîdeci anlayışı, cumhûrî (démocratique) telakkîyle nasıl têlîf edilebilir? Çünki bu yaklaşımla, iktidâr zümresine, elindeki büyük imkânlarla, doğru olduğunu iddiâ ettiği karârlara (ki her iktidâr bu iddiâdadır) halkı şartlandırma hakkı tanınmaktadır; böylece, tâkîb edilen siyâsetlerde “halkın irâdesi” değil, “halkın irâdesi”ni keyfince şekillendiren (manipüle eden) iktidâr söz sâhibi oluyor… Hâlbuki iktidâr zümresinin, halkın temsîlcisi, vekîli olması ve kendisine verilen vekâlet hudûdları dâhilinde icrâât yapması lâzım gelirdi… Bu telakkînin aksine, “cumhûrî propaganda”, kendi kanâatlerini efkârıumûmiyeye dayatmayıp, mümkün mertebe objektif, sahîh bilgilerle onu aydınlatmakla yetinen, nihâî tercîh ve karârı ona bırakan propagandadır; dîğer tâbirle, ahlâkî propagandadır. Muhakkak ki İlmî Zihniyeti ve Cihânşümûl Ahlâkî Umdeleri benimsememiş siyâsetciler “cumhûrî siyâsetler” istihsâl ve tâkîb edemezler; aynen bunun gibi, bu vasıflar kendinde kökleşmemiş bir cem’iyette, Cumhûrî Nizâm serpilip gelişemez…
Mâmâfih, Lippmann’ın mensûb olduğu güzîde ve güzîdeci zümre nazar-ı dikkate alındığında, onun “rızânın îmâli” gibi cumhûrî felsefeye mugâyir bir anlayışı müdâfaa etmesi yadırganmıyor…
Gencliğinden beri ABD’nin infirâdcılık siyâsetine (isolationnisme) hep muhâlefe etmiş olan Lippmman, bekleneceği üzere, ABD’nin 2. Cihân Harbi’ne girmesini harâretle destekledi; böylece, bir def’a daha, 1933’te Hitler iktidâra gelir gelmez Nazi Almanya’sına harb îlân etmiş Beynelmilel Siyonizmin saflarında yer aldı. Zâten onu, esâs îtibâriyle, mensûb olduğu Cemâatin ve güzîdeci Cem’iyetin bir sözcüsü olarak değerlendirmek lâzımdır.
Ermeni tehcîri meşrû değil miydi?
Michael Petrou’nun Lippmann hakkındaki makâlesinde zikrettiğine nazaran, Amerika’nın 2. Cihân Harbi’ne girmesinden az sonra, Lippmann, Japon asıllı Amerikan vatandaşlarını kasdederek, Pasifik sâhillerindeki “yabancı düşmanlar veyâ daha açıkçası beşinci kol mes’elesi” hakkında bir makâle neşrediyor. Makâlesinde, askerî mes’ûllere hitâb ederek, Amerika’nın her ân, müştereken hem dâhilden, hem hâricden yürütülecek büyük bir taarruz tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu ifâde ediyor, âcilen tedbîr alınmasını istiyordu. Onun efkârıumûmiye üzerinde büyük têsîr icrâ eden bu makâlesi üzerine, Cumhûr Reîsi Franklin D. Roosevelt, askerî makâmlara, bir emniyet tedbîri olarak, Pasifik sâhillerinde yaşayıp da tehlike arzettiklerini düşündükleri herkesi oralardan uzaklaştırma salâhiyeti veriyor. Askerî makâmlar, bu salâhiyete istinâden, hemen Japon asıllı bütün Amerikalıları o sâhil mıntıkalarından uzaklaştırma harekâtını başlatıyor, onlara mal-mülklerini satıp bagajlarını yapmak için sâdece 48 sâat mühlet veriyor ve bu sûretle 100 bin kadar Japon asıllı vatandaşlarını temerküz kamplarına hapsediyorlar. Bunlar, Harb devresini böyle dikenli teller arkasında geçiriyor… (Michael Petrou, “Re-examining Lippmann’s Legacy”, Nieman, summer 2018; https://nieman.harvard.edu/articles/re-examining-lippmanns-legacy/; 6.8.2024)
1_a420513825e0224828e105a137ee8bc9.jpg
“Japanese citizens of the United States en route to their internment at the Santa Anita racetrack, California during World War II, April 1942: İkinci Cihân Harbi esnâsında, Nisan 1942’de, ABD vatandaşı Japonlar, Kaliforniya’daki Santa Anita Hipodrumu’na hapsedilmek üzere yola çıkarken”… (United States National Archives via Popperfoto/Getty Images) (Michael Petrou, “Re-examining Lippmann’s Legacy”, Nieman, summer 2018; https://nieman.harvard.edu/articles/re-examining-lippmanns-legacy/; 6.8.2024)
İkinci Cihân Harbi esnâsında, Walter Lippmann’ın haklarında sûizanda bulunarak bir makâleyle dikkati çekmesi üzerine, 100 bin kadar Japon asıllı Amerikan vatandaşı, gûyâ ABD’nin emniyeti için tehlike arzettikleri esbâbımûcibesiyle temerküz kamplarına hapsedildi…
***
ABD’nin, 2. Cihân Harbi’nde, emniyet esbâbımûcibesiyle Pasifik sâhil mıntıkalarında yaşıyan Japon asıllı vatandaşlarını tehcîre tâbi tutarak temerküz kamplarına hapsetmesi, bize, Osmanlı Hükûmetinin 1. Cihân Harbi esnâsında (1915) Şark vilâyetlerimizde meskûn bulunan Ermenileri tehcîre tâbi tutarak Sûriye ve Lübnan’a sevketmesi hâdisesini hatırlatıyor. (Mâmâfih, tehcîre tâbi tutulan Ermeniler, temerküz kamplarına hapsedilmediler.) Tehcîr, çok ağır harb şartlarında yapıldığı ve bu arada konvoylar eşkıyânın tecâvüzlerine mârûz kaldığı için, pek çok Ermeni hayâtını kaybetti.
Osmanlı Hükûmeti, neden tehcîr tedbîrine mürâcaat etmek mecbûriyetinde kalmıştı? Çünki bilhassa Şark vilâyetlerinde Şoven Ermenilerin muazzam ihânetiyle karşı karşıya kalmıştı. Şoven Ermeniler, Osmanlı Ordusunu arkadan vuruyor ve düşmanın beşinci kolunu teşkîl ediyorlardı. Ayrıca, Garbî Ermenistan Devleti hayâliyle, az-çok kalabalık bulundukları yerlerde (“Vilâyât-ı Sitte”), Müslüman halka jenosid yaparak o topraklarda ekseriyeti sağlamıya çalışıyorlardı. Araştırmacılar, bu sûretle, Şoven Ermeniler tarafından irtikâb edilen Müslüman (Türk-Kürd) jenosidinin kurbanlarının sayısını bir milyon olarak tahmîn etmektedir. Yakın zamânlara kadar, hâlâ Şarkî Anadolu’da yeni toplu mezarlar keşfediliyordu. Mezarlardaki cesedler incelenince, bu mâsûm insanların büyük bir kısmının işkencelerle öldürüldüğü anlaşılıyor.
Şoven Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne ihânet ederek Harbin başından îtibâren Îtilâfçı saflarda Müslümanlara karşı savaştıkları, bugün inkârı gayr-i kâbil bir vâkıadır. Elimizde Şoven Ermenilerin bu ihânetleriyle iftihâr ettiklerine ve bu ihânetlerine istinâden Îtilâfçılardan Şarkî Anadolu’da geniş topraklar talebinde bulunduklarına dâir birçok vesîka bulunuyor. Meselâ Şoven Ermeni Lideri, 1919 Pâris Sulh Konferansı’nda Ermeni Murahhas Hey’etinin Reîsi Boğos Nubar Paşa’nın Pâris’de intişâr eden 26 Şubat 1919 târihli Le Matin gazetesinin birinci sayfasındaki geniş makâlesi gibi:
“Ermeniler, Türk boyunduruğunu atarak, müstakil bir Devlet kurmak istiyorlar… Müttefîklerin dâvâsı için savaşıp acı çekdikleri için, onlardan yardım ve himâye taleb ediyorlar… (Hors du joug turc, les Arméniens voudraient fonder un État indépendant… Ayant souffert et combatu pour la cause des alliés, ils demandent à ceux-ci aide et protection…)” (Makâlesinin başlığı böyledir…)
Sâdece 1919 Pâris Sulh Konferansı’nda Woodrow Wilson ve Siyonist avenesinin tesbît ettiği “Garbî Ermenistan Cumhûriyeti” haritası dahi bu vâkıayı anlamıya kâfîdir. (O haritanın orijinalinin fotoğrafını yukarıda iktibâs etmiş bulunuyoruz.) Kaldı ki onlar, Anadolu’nun yarısını taleb ediyorlardı ve taleb etmekte berdevâmdırlar! Kukla Yunan Ordusu İzmir’i terkederken bu güzel şehri yakanlar da onlardı. Hakîkaten, Anadolu’daki cinâyetlerinin haddi hesâbı yoktur!
Vâkıa böyleyken, (Henry Morghenthau’dan başlıyarak) Beynelmilel Siyonizmin, ABD’nin, AB’nin, Şoven Ermenilerin Türklerin “Ermeni jenosidi” irtikâb ettikleri iddiâsı, iftirâdan ibârettir.
Üstelik, çok büyük nankörlük yapmışlardır. Onlar, Bizans zulmü altında ezilirken, Selçuklu Türkleri onları bu zulümden kurtarmış ve bu topraklarda hür yaşamalarına imkân vermiştir. Selçuklu veyâ Osmanlı, isteseydi, fethettikleri yerlerde bir tek Gayr-i Müslim bırakmazdı; lâkin İlâhî Hukûk böyle bir cinâyete müsâade etmediğinden, bunu akıllarına bile getirmemişlerdir. Heyhât ki Müslüman müsâmaha ve himâyesi altında yaşıyan o halklar, 19. asırda, Emperyalistlerin kışkırtmalarına kanarak, şu veyâ bu beldede büyük nüfûsa sâhib oldukları için oralarda müstakil Devlet kurma hakkı taleb etmişlerdir. Hâlbuki bütün fethedilmiş memleketlerde Osmanlı’nın târihî hakları vardı ve buralarda nüfûsu ileri sürerek müstakil toprak iddiâsında bulunmak büyük bir hakkâniyetsizlik, bir nankörlük idi. (Evet, hakîkî mânâda “târihî hak” budur; yoksa Siyonistlerin Filistin toprakları hakkındaki iddiâları değil!)
Velhâsıl, Siyonist Amerika, sâdece bir sûizann üzerine, 100 bin Japon vatandaşını apar topar temerküz kamplarına hapsediyor ve bu, mes’ele yapılmıyorsa, Ordumuza, Milletimize açıkça ihânet etmiş, büyük bir jenosid hareketine girişmiş, düşmanın beşinci kolu olarak faâliyet göstermiş Şoven Ermenilerin, şerlerine mâni olmak için tehcîre tâbi tutulması haydi haydi bir haktır! Üstelik Şoven Ermeniler, bugün de, o cinâyetleriyle hayâsızca iftihâr ediyor ve yeni cinâyetler için fırsat kolluyorlar!
İnsanlık düşmanı Emperyalistler, Ermenilerle aramıza fitne sokuncıya, yânî 19. asrın ortalarına kadar, onlarla dostâne münâsebetler içindeydik ve birbirimizle pek çok kaynaşmıştık. Müslümanlar onların kültüründen, onlar da Müslüman kültüründen müteessir olmuşlardı. Pek çoğu, selis Türkce konuşuyor ve Türkce türküler yakıyordu. Aynı şehir veyâ köylerde, aynı mahallelerde yan yana, iç içe yaşıyor, berâber seviniyor, berâber üzülüyorduk. Ayrıca, Ermeni münevverlerinin, birçok sâhada Türk-Osmanlı kültürünün gelişmesine hizmetleri dokunuyordu. Bunun için onları seviyor, sayıyor ve onlara “Millet-i Sâdıka” diyorduk. Bu kanâatle, Osmanlı Hükûmeti de, onları en yüksek mevkilerde istihdâm etmekde beis görmüyordu. Heyhât ki Ermenilerin büyük bir kısmı, yamyam rûhlu, şeytân fikirli Emperyalistlerin telkînlerine aldanarak şoven hislere kapıldılar, nankörlüğe saptılar ve ayrılık dâvâsı güderek dünki can dostlarını yok etmiye yeltendiler! Aramızı açan müfsidlere lânet olsun! İnşâallâh Ermeni Milleti bir gün hakîkati anlar da aramızda tekrâr dostluk ve yardımlaşma hüküm sürer!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (95)
Yesevizade Alparslan Yasa
07.11.2024 - 12:55
Yayınlanma
Bilderberg Group hakkındaki araştırmamızın çıkış noktası, Jacques Bordiot'nun Bilderberg'e dâir bir makâlesi ile Une Main cachée dirige ünvânlı kitabıydı. Monnet Komitesi için ise, doğrudan, Jean Monnet'nin Hâtırât'ından istifâde etmiştik.
Bilderberg Group hakkındaki araştırmamızın çıkış noktası, Jacques Bordiot’nun Bilderberg’e dâir bir makâlesi ile Une Main cachée dirige ünvânlı kitabıydı. Monnet Komitesi için ise, doğrudan, Jean Monnet’nin Hâtırât’ından istifâde etmiştik. Ayrıca, yüzlerce Bilderberglinin tercümeihâlleri üzerinde durmuş, onların siyâsî çizgilerinden Bilderberg hakkında doğru bir tesbîte ulaşmıya çalışmıştık. Geçen zaman, başlıca tesbîtlerimizi tekzîb etmediği gibi, artık bu teşekkül ve onun mümâsili olan Trilateral Commission hakkında çok daha fazla mâlûmât sâhibiyiz.
Lippmann, Bilderberg, Monnet Komitesi, Avrupa Birliği projesi
Lippmann, Round Table Groups’un güzîdeci bir Dünyâ Hükûmeti hedefine muvâfık olarak, başından îtibâren Avrupa Birliği veyâ Avrupa Birleşik Devletleri projesini alenen desteklemiş, yine bu çerçevede, aynı hedeflere ulaşmak için têsîs edilmiş, güzîdeci, kapalı, Siyonizm ve Masonluğun nüfûzu altındaki bir cem’iyet olan, Avrupa ve Amerika’dan en üst seviyede güzîde bir kadroyle faâliyet yürüten, tâkîb edilecek siyâsetlerde Avrupa ile Amerika arasında fikir birliğini sağlamıya büyük ehemmiyet veren Bilderberg Group içinde yer almıştı.
Ayrıca, Avrupa Birliği’nin perde-arkası mîmârlarından, Farmason iş adamı ve siyâsetci Jean Monnet’nin (Cognac, 9.11.1888 – Houjarray, 16.3.1979) yakın dostuydu ve Avrupa Birleşik Devletleri projesinde onu desteklemekteydi. (Mezkûr Fransızca Wikipedia, “Lippmann” maddesi) Nitekim, Bilderberg’le iç içe faâliyet gösteren Monnet Komitesi, 26 Haziran 1962’de, siyâsî, iktisâdî ve sâir her sâhada tam bir “Avrupa Birliği” talebinde bulunan bir beyânnâme neşredince, Fransız Le Figaro gazetesinde intişâr eden makâlesinde onların projesini müdâfaa etmişti. (Jean Monnet, Mémoires, Paris: Fayard, 1976, p. 518)
Vefâtında, Amerika’nın Farmason Cumhûr Reîsi Gerald Ford’un onun hakkındaki tesbîti şu oldu: “Milletimizin hayâtında, yarım asırdan fazla, müstesnâ bir rol oynıyan büyük bir Amerikalı…” (Alain Clément, Le Monde, 17.12.1974)
Bilderberg Group ve Monnet Komitesi
Haziran 1979’da rahmetli Burhanettin Kayhan (1945 – 1.10.2002) tarafından neşredilen Bilderberg Group; Bir Gizli Cem’iyet Ötesinden Dünyâda Fikriyâtlar Mücâdelesinin Perde-Arkası ünvânlı kitabımızda (İstanbul: Kayıhan Yl., Haziran 1979, 431 s.), hem Bilderberg Group, hem de kısaca Monnet Komitesi şeklinde zikredilen Avrupa Birleşik Devletleri İçin Hareket Komitesi (Comité d’action pour les États- Unis d’Europe) hakkında mufassal ve mevsûk mâlûmât vermiş bulunuyoruz.
Bilderberg Group hakkındaki araştırmamızın çıkış noktası, Jacques Bordiot’nun Bilderberg’e dâir bir makâlesi ile Une Main cachée dirige ünvânlı kitabıydı. Monnet Komitesi için ise, doğrudan, Jean Monnet’nin Hâtırât’ından istifâde etmiştik. Ayrıca, yüzlerce Bilderberglinin tercümeihâlleri üzerinde durmuş, onların siyâsî çizgilerinden Bilderberg hakkında doğru bir tesbîte ulaşmıya çalışmıştık. Geçen zaman, başlıca tesbîtlerimizi tekzîb etmediği gibi, artık bu teşekkül ve onun mümâsili olan Trilateral Commission hakkında çok daha fazla mâlûmât sâhibiyiz. Hakîkatperver bir araştırmacının bizim çalışmalarımızı ve yeni bilgileri dikkate alarak bu mevzûda dört başı mâmûr bir kitab têlîf ve neşretmesini çok isterdik…
Bizim Bilderberg Group kitabımız, ihtivâ ettiği mâlûmât noktainazarından şâyân-ı istifâde olmakla berâber, üslûbu îtibâriyle çok kusûrludur. Çünki 1970’li senelerin dâhilî harb vasatında, Kızıl ihtilâl hareketi sebebiyle Vatanımızın büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bulunduğu hissiyâtı içinde yazılmış, o hissiyâta muvâfık bir üslûbla şekillenmiştir. Binâenaleyh en büyük zaafı, hissî üslûb ve keskin hükümlerle dolu ifâdelerdir. Dîğer taraftan, o genclik çağımızda Târihî Türkceyi tamâmiyle hazmedememiş ve Kemalist Uydurma Dili de bütün yönleriyle ve derinlemesine araştırmamış olduğumuz için, kitabın dili de, selis değil, buruk, olgun değil, henüz kendini arıyan bir Türkcedir…
1_da7589ec6d1034210310a0afe3306ae3.jpg
Haziran 1979’da rahmetli Burhanettin Kayhan tarafından neşredilen Bilderberg Group ünvânlı kitabımız… O zamân bu sâhada tek eserdi ve bir hayli ses getirmişti. İhtivâ ettiği bilgiler sahîh, lâkin yorumları yer yer mübâlağalı, hükümleri keskin, üslûbu bir hayli kusûrludur. Temennîmiz, Hakîkatperver araştırmacıların çok daha iyilerini têlîf etmeleridir!
***
“Wilson Umdeleri” ve Farmasonluk
Amerika’nın Farmason Devlet Adamı Woodrow Wilson’un “14 Madde”sinin, kendisinin Siyonist avenesinin eseri olduğunu, yukarıda mevsûkan îzâh ettik. Binâenaleyh, “Wilson Umdeleri”nin Masonluk Umdelerine de muvâfık olması beklenen bir hâldir. Yine de, mantıken beklenen hâli têyîd eden bir vâkıanın bulunması, verilen hükme kat’iyet kazandırıyor ve bir kerre daha Siyonizm – Masonluk iç içeliğini gözler önüne seriyor.
Bahis mevzûu vâkıa, 28 ilâ 30 Haziran 1917’de Pâris’de akdedilen Müttefîk ve Bîtaraf Milletler Masonluklarının Kongresi’nin son gününde, “Wilson Umdeleri” hakkında verilen karârdır. Buna göre:
“Farmasonluğun ebedî umdeleri, Medeniyeti ve halkların hürriyetini müdâfaa uğrunda Cumhûr Reîsi Wilson tarafından îlân edilen umdelere tamâmen mutâbıktır. (Les principes éternels de la Franc-maçonnerie sont entièrement conformes à ceux proclamés par le président Wilson pour défendre la civilisation et la liberté des peuples.)”
Bu haberin kaynağı, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın 1864’te intişâra başlamış üç aylık nâşiriefkârı La Chaîne d’union (İttihâd Zinciri) mecmûasında Noël Delomel’in têlîfi olan bir makâledir: “Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın Woodrow Wilson İçin Duyduğu Büyük Heyecân (Le Grand Orient de France s’enflamme pour Woodrow Wilson)”. (La Châine d’union, 2012/4, No 62, pp. 58-63; https://www.cairn.info/revue-la-chaine-d-union-2012-4-page-58.htm; 4.8.2024)
2_375fb173804b3fada4bfa2550248af30.jpg
(https://www.cairn.info/revue-la-chaine-d-union-2012-4-page-58.htm; 4.8.2024)
Noël Delomel’in La Chaîne d’union mecmûasındaki makâlesi: “Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın Woodrow Wilson İçin Duyduğu Büyük Heyecân”…
***
Delomel, makâlesinde, Fransalı Farmasonların, 6 Nisan 1917’de Wilson’ın ABD’yi Cihân Harbi’ne sokarak “gelişmiş malzemeler ve 4 milyon askerle Harbin gidişâtını değiştirmesinden” duydukları büyük memnûniyete kısaca temâs ettikden sonra, zafer sonrası, Wilson Pâris’e geleceği zamân bütün Localarda yaşanan büyük heyecân hâlini bahis mevzûu ediyor. (Wilson, Sulh Konferansı’ndaki Dört Büyüklerin teşkîl ettiği “Âlî Hey’et”te yerini almak üzere Pâris’e 14 Aralık 1918’de gelecek, muazzam bir kalabalık tarafından tezâhürâtla karşılanacak ve Pâris’de 28 Haziran 1919’a kadar kalacaktır. -Carl Bouchard, “Enfanter la paix: l’arrivée de Woodrow Wilson à Paris. Sulhü Doğurmak: Woodrow Wilson’ın Pâris’e Gelişi”, Matériaux pour l’histoire de notre temps”, 2018/3, No 129-130, pp. 16-21; https://shs.cairn.info/revue-materiaux-pour-l-histoire-de-notre-temps-2018-3-page-16?lang=fr; 14.10.2024-
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (96)
Yesevizade Alparslan Yasa
08.11.2024 - 13:45
Yayınlanma
Siyonist nüfûzunun en mühim mesnedlerinden biri, mâlî vâsıtalardır. Meselâ Amerika'daki seçim kampanyaları hakkında şöyle bir tesbît var: The Washington Post gazetesi muharrirlerinden Stephen D. Isaacs'ın 1970'li senelerdeki araştırmasına nazaran (Jews and American Politics, Doubleday, 1974), Amerika'daki her iki siyâsî fırkanın seçim kampanyaları büyük oranda Yahûdiler tarafından finanse edilmekte, Demokratlarda bu oran %60'ı, Cumhûriyetcilerde %40'ı bulmaktadır.
Siyonist nüfûzunun en mühim mesnedlerinden biri, mâlî vâsıtalardır. Meselâ Amerika’daki seçim kampanyaları hakkında şöyle bir tesbît var: The Washington Post gazetesi muharrirlerinden Stephen D. Isaacs’ın 1970’li senelerdeki araştırmasına nazaran (Jews and American Politics, Doubleday, 1974), Amerika’daki her iki siyâsî fırkanın seçim kampanyaları büyük oranda Yahûdiler tarafından finanse edilmekte, Demokratlarda bu oran %60’ı, Cumhûriyetcilerde %40’ı bulmaktadır.
1_8899604d5d9e1e24b2dca7a4bb741b61.jpg
(Noël Delomel, “Le Grand Orient de France s’enflamme pour Woodrow Wilson”, La Châine d’union, 2012/4, No 62, pp. 58-63; https://www.cairn.info/revue-la-chaine-d-union-2012-4-page-58.htm; 4.8.2024)
28 ilâ 30 Haziran 1917’de Pâris’de akdedilen Müttefîk ve Bîtaraf Milletler Masonluklarının Kongresi’nin afişi… İşbu Kongre’de, “Wilson Umdeleri’nin bütünüyle Masonluk Umdelerine muvâfık olduğu” kabûl edildi…
***
Fransa Meşrik-ı Âzamı İdâre Hey’eti de, 14 Aralık 1918’de Pâris’de Wilson’ı karşılamak için hazırlık yapıyor. Meşrik Arşivindeki kayıdlara nazaran, Üstâd-ı Âzam Georges Corneau, matbûâta: “Wilson’ı kabûl merâsiminde Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın da bir murahhas hey’eti ile temsîl edileceğini”, “şâyed Wilson’dan taleb edilen husûsî görüşme randevusu kabûl edilirse, Meşrik-ı Âzam İdâre Hey’etinin bir murahhas hey’etinin Cumhûr Reîsi Wilson’a Masonların hürmet ve hayrânlık hislerini ve hâlihâzırdaki mes’elelere mütedâir düşüncelerini ifâde edeceğini (Si nous obtenons l’audience sollicitée, une délégation du Conseil de l’Ordre se rendra auprès du président Wilson pour lui présenter nos sentiments de respectueuse admiration et lui exposer notre pensée sur les problèmes de l’heure présente)” teblîğ ediyor; lâkin bu husûsî görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmiyor… (Noël Delomel, mezkûr makâle)
Noël Delomel’in Meşrik-ı Âzam Arşivindeki araştırmalarına göre, Amerikan askerleri Fransa’ya geldikden sonra, bunların arasındaki pek çok Mason, Meşrik-ı Âzam Localarına devâm etmiştir. Meselâ Bordo’da, 21 Aralık 1918’de, Mouneyra Sokağı’ndaki Mâbed’de, Bordolu Masonlarla berâber 300 civârında Amerikalı Mason asker müşterek bir celse akdetmişlerdir.
Dîğer taraftan, birçok Loca’da, Masonların,“Avrupa’ya ve bütün Medenî Âleme, istikbâlde bütün milletlere rehber olması gereken ve Farmasonların da her zamân tâzîz ettikleri Cihânşümûl Adâletin en güzel telakkîlerini getiren ABD Cumhûr Reîsi Wilson’ı sevincle selâmladıkları (Les francs-maçons saluent avec joie le citoyen Wilson, président de la République des Etats-Unis d’Amérique, apportant à l’Europe et au monde civilisé tout entier les plus belles conceptions de la Justice universelle, celle qui doit guider les peuples dans l’avenir, et qui fut toujours si chère à tous les francs-maçons.)” zapta geçmiştir… (Noël Delomel, mezkûr makâle)
Büyük Siyonist nüfûzunun tabiî netîcesi olarak Amerikan Sistemi (Establishment) dâimâ Siyonizmin arkasındadır
Daha evvel, bilhassa Bernard Lazare ve Guide juif de France ile delîllendirerek, Siyonistlerin, her memlekette ve dünyânın tamâmı îtibâriyle pek küçük bir nüfûs oranı teşkîl ettikleri hâlde, iki asırdır, neredeyse bütün dünyâyı kuşatan kudretlerinin sırrının, teşkîlâtlı tesânüd olduğu tesbîtinde bulunmuştuk. Bu teşkîlâtlı tesânüd, iktisâdî hayâttan matbûâta, ilim müesseselerine, gizli veyâ kapalı cem’iyetlere, siyâsî fırkalara, ilh… kadar çok geniş bir sâhaya yayılıyor. Hâl böyle olunca, ister Amerika’da, ister bir başka memlekette olsun, yüksek siyâsî-idârî mevkileri işgâl edenler de, çok kerre, Siyonizmin teşkîlâtlı tesânüdünün desteklediği şahıslar oluyor.
Siyonist nüfûzunun en mühim mesnedlerinden biri, mâlî vâsıtalardır. Meselâ Amerika’daki seçim kampanyaları hakkında şöyle bir tesbît var: The Washington Post gazetesi muharrirlerinden Stephen D. Isaacs’ın 1970’li senelerdeki araştırmasına nazaran (Jews and American Politics, Doubleday, 1974), Amerika’daki her iki siyâsî fırkanın seçim kampanyaları büyük oranda Yahûdiler tarafından finanse edilmekte, Demokratlarda bu oran %60’ı, Cumhûriyetcilerde %40’ı bulmaktadır. (Eric Rouleau, “La Confrontation Carter – Begin”, Le Monde, 8.7.1977, p. 4’dan naklen; Yesevîzâde, Bilderberg Group, İstanbul: Kayıhan Yl., Haziran 1979, ss. 192-193. Isaacs da, Rouleau da -Elie Raffoul; Kâhire, 1.7.1926 / Saint-Quentin-la-Poterie, 25.2.2015- Yahûdi muharrirleridir. Bunlardan Rouleau / Raffoul, Fransa’nın 1985-1986 Tunus, 1988-1991 Ankara Sefîriydi.)
Böylece seçimlerde hem Demokrat, hem Cumhûriyetci namzedleri finanse ettikleri için, seçim netîcesi ne olursa olsun, kazanan, dâimâ Siyonistler oluyor.
Amerika’da, bin bir Siyonist teşkîlâtı yanında, bir de, sırf, iktidâra namzed olanlardan ancak Siyonist işbirlikciliğini kabûl edenlerin kazanmasını sağlamak için faâliyet gösteren bir teşkîlât var: AIPAC…
American Israel Public Affairs Committee (AIPAC), 1954’te Isaiah Leo Kenen (Kanada, St. Stephens’s, 7.3.1905 – Vaşington, 23.3.1988) tarafından, evvelâ American Zionist Committee for Public Affairs ismiyle têsîs edilmiştir. Komite’nin ilk gâyesi, Ekim 1953’te, Ariel Şaron’un kumandasında, Filistinli Kibya köyünün -üçte ikisi kadın ve çocuk olan- en az 69 sâkininin hunharca katledilmesi hâdisesinin efkârıumûmiye üzerindeki kötü têsîrini izâle etmekdi. 1980’li senelerde büyük inkişâf kaydederek Amerikan siyâsî hayâtında pek nüfûzlu bir Siyonist baskı teşkîlâtı hâline geldi. 2014’te, 400 civârında çalışanı, 3 milyon âzâsı, 417 bölge şûbesi ve pek geniş bir bağışçılar havuzu bulunuyordu. Yaklaşık 55 milyon dolar gelir ve 50 milyon dolar giderden meydana gelen bir bütçeye sâhibdi. 2018 seçimlerindeki lobi faâliyetleri için 3,5 milyon dolar harcamıştı. Ayrıca, Siyonizm lehinde muhtelif propaganda faâliyetleri yanında, Kongre Âzâlarıyle yakın münâsebet têsîs etmek, onlar için İsrâil’e propaganda seyâhatleri tertîb etmek, üniversitelerde Yahûdi talebeler arasından Siyonist liderler yetiştirmek gibi geniş bir yelpâzede faâliyet gösteriyor…
(https://en.wikipedia.org/wiki/AIPAC; 14.10.2024)
Siyonistlerin büyük imkânlarla ve çok teşkîlâtlı olarak yürüttükleri bu faâliyetler dâimâ meyvasını veriyor ve her devirde, kim iktidârda olursa olsun, Amerika’nın İsrâil için seferber olduğu görülüyor.
Muhakkak ki başka hiçbir Devlet, Amerikan siyâsetci-idâreci zümresi arasında, İsrâil derecesinde bir imtiyâzlı statüye sâhib değildir. Bu tesbîtimizi destekliyen pek çok vesîkadan birisi de, Kâhire’de münteşir haftalık Siyonist haber gazetesi L’Aurore, Journal d’Informations Juives –Şafak; Yahûdi Haber Gazetesi-’nin 4 Şubat 1932 târihli nüshasının 1. sayfasında intişâr etmiş bir haberdir.
Habere nazaran, teşkîl edilen “Filistin Tarafdârı Amerikan Komitesi”ne (yânî Siyonizme Destek Komitesi’ne) bütün Eyâlet Vâlileri âzâ olmuşlar, Amerikan Cumhûr Reîsi Herbert Hoover (West Branch, 10.8.1874 – Nevyork, 20.10.1964) Komite’nin yemekli ilk toplantısına heyecânlı bir mesaj göndermiş, Komite’nin İdâre Hey’etinde Cumhûr Reîsi Muâvini Charles Curtis de (Kansas, Topeka, 25.1.1860 – Vaşington, 8.2.1936) yer almıştır… (İsrâil Devleti têsîs edilinciye kadar, Siyonizm, kendini, “Filistin” ismiyle de tanıtıyordu.) Haberi tam metin hâlinde tercüme ediyoruz:
“Filistin Tarafdârı Amerikan Komitesi… Cumhûr Reîsi Hoover’ın unutulmaz bir mesajı… ABD’nin bütün Eyâlet Vâlileri mezkûr Komite’ye âzâ oldular…
“Vaşington 18 Ocak [1932] (Yahûdi Telgraf Ajansı)
“17 Ocak günü, Vaşington’daki Mayflower Oteli’nde, Filistin Tarafdârı ABD Komitesi’nin yemekli açılış toplantısı yapıldı.
“Bu Komite, şu maksadlarla teşkîl edilmiştir: ‘Filistin’de Yahûdi Millî Vatanının inşâ işini kolaylaştırmak, onunla alâkalı Manda hükümlerinin bilfiil îfâsına yardım etmek ve Amerikan efkârıumûmiyesini git gide vücûd bulmakta olan eser hakkında aydınlatmak’…
“(Toplantı esnâsında) Amerikan Cumhûr Reîsi Muâvini Sayın Curtis, Siyonist emelleri lehinde bir hitâbede bulunmuş, hitâbesinde, 1922’de, Amerikan Kongresi’nin Millet ve Âyân Meclisleri’nden Siyonizm lehinde bir karâr çıkması için sarfettiği gayretleri de hatırlatmıştır.
“Toplantıya, Amerikan Cumhûr Reîsi Sayın Hoover, aşağıdaki mesajı göndermiştir:
2_d5b0d52498fcab0339aa308999e84990.jpg
(L’Aurore, Journal d’Informations Juives –Şafak; Yahûdi Haber Gazetesi-, 4.2.1932, s. 1)
Kâhire’de münteşir haftalık Siyonist haber gazetesi L’Aurore’un 4 Şubat 1932 târihli nüshasında, Amerika’da Siyonizm tarafdârı bir Komite teşkîl edildiğine ve bütün Eyâlet Vâlilerinin bu Komiteye âzâ olduğuna dâir haber…
İslâm Âleminde bir buçuk asırdır bunun gibi pek çok Siyonist gazete, mecmûa, kitab neşredildi, neşredilmiye devâm ediyor… Lâkin Müslümanlar bu açık neşriyâtı olsun tâkîb ederek intibâha gelmediler, gelmiyorlar… Son Gazze fâciası hakkında dahi ancak hamâsî beyânâtlar veriyor, meydanlarda slogan haykırıyor, sansasyonel neşriyât yapıyor, fakat Yahûdiyât ve Masoniyât Enstitüleri kurarak onlarla bilgili, şuûrlu, hakkâniyetli mücâdele etmiye yanaşmıyorlar! Yaşanan musîbetler dahi nâfile! Böyle bir Ümmetin istikbâli olur mu?
***
‘Filistin’de, Yahûdi himâyesi altında inşâ edilen büyük eseri geniş kitlelere tanıtmak gâyesiyle mümtâz şahsıyetlerden meydana gelen bir topluluğun teşkîl edildiğini büyük memnûniyetle öğrenmiş bulunuyorum. Yahûdi Milletinin, Vatanını tekrâr inşâ etmek ve binlerce senelik emellerine ulaşmak gâyesiyle sarfettiği muazzam gayretleri öğrendikce büyük heyecân duyuyorum. (J’apprends avec intérêt qu’un groupement de personnes de distinction vient de se former dans le but de diffuser la connaissance de l’œuvre constructive en Palestine menée sous les auspices juives. Je suis ému en apprenant les efforts que le peuple juif déploie pour aboutir à une reconstruction de sa patrie et pour réaliser ses aspirations millénaires.)’
“Toplantıya mesaj gönderen dîğer zâtlar şunlardır: Miralay {Edward Mandell] House, Théodore Dreiser, Illinois Vâlisi Emerson, New Hampshire Vâlisi Winnant, Maryland Vâlisi Ritchie, Wisconsin Vâlisi Ph. Lafollette, Pensylvanie Vâlisi Pinchot, Minnesota Vâlisi Olsen.
“Teşkîl edilen İdâre Hey‘etinde ise şu şahsıyetler yer almıştır: ABD Cumhûr Reîsi Muâvini Charles Curtis, Zirâat Vekîli Arthur Hyde, Senatör Walter George, Senatör Wagner, Senatör W. King, Senatör R. Lafollette, Senatör Vandenburg, Senatör Watson, Senatör Wheeler, Meb’ûs Ruiney, Meb’ûs Linthicum, Meb’ûs Kvale, Meb’ûs Chindblum, Meb’ûs Jonsohn, Meb’ûs Tilson, İcrâ Vekîli Yardımcısı James Rogers, v.s.
“Filistin Tarafdârı Komite’nin teşkîli, Vaşington’un diplomatik muhîtlerinde büyük alâka uyandırmıştır.
“Gerek Cumhûr Reîsi Hover’ın mesajı, gerekse Amerika’nın üst kademe idârecilerinin Komite’ye âzâ olması, ABD’de Filistin’e ve İngiliz Mandasına duyulan alâkada bir canlanma olduğu şeklinde yorumlanıyor.” (Kâhire’de münteşir haftalık Siyonist haber gazetesi L’Aurore, Journal d’Informations Juives –Şafak; Yahûdi Haber Gazetesi-, 4.2.1932, s. 1)
Bu misâlde de görüldüğü gibi, Amerika’da bütün bir 20. asır boyunca mütemâdî yükseliş hâlinde olan Siyonist nüfûzu, günümüzde, İsrâil’in bütün dünyânın gözü önünde, pervâsızca icrâ ettiği Filistinli jenosidini dahi kayıdsız, şartsız destekletecek ve 24 Temmuz 2024 günü, Amerikan Kongresi’nde Netanyahu gibi bir jenosidci cânîyi bilittifâk ayakta alkışlatacak raddeye varmıştır!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (97)
Yesevizade Alparslan Yasa
09.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
4 Mart 1933 ilâ 12 Nisan 1945 târihlerinde on iki sene ABD Cumhûr Reîsliğini deruhde eden Franklin Delano Roosevelt (Nev York, 30.1.1882 – Warm Springs, 12.4.1945), Fransa Büyük Locası'nın verdiği bilgiye nazaran, 10 Ekim 1911'de, 830 numaralı Nevyork Holland Locası'nda tekrîs edilmiş,
4 Mart 1933 ilâ 12 Nisan 1945 târihlerinde on iki sene ABD Cumhûr Reîsliğini deruhde eden Franklin Delano Roosevelt (Nev York, 30.1.1882 – Warm Springs, 12.4.1945), Fransa Büyük Locası’nın verdiği bilgiye nazaran, 10 Ekim 1911’de, 830 numaralı Nevyork Holland Locası’nda tekrîs edilmiş, 1929’da kendisine 32. Derece tefvîz edilmişti. “Müdâvim ve faâl bir Masondu. 1938’de harb tehlikesi baş gösterince, Avrupa’nın Mason Localarının yardım talebini teveccühle karşıladı.
İsrâil’in Devlet statüsü kazanmasında birinci dereceden rol oynamış bir Farmason Devlet Adamı: Harry Solomon Truman
Harry Solomon Truman (Misuri, Lamar, 8.5.1884 – Misuri, Kansas City, 26.12.1972), çiftlik sâhibi bir âilenin çocuğu olarak dünyâya geldi ve kendisi de gencliğinde bir müddet çiftlik işleriyle meşgûl oldu. 1922’de siyâsî kariyere başlamadan evvel, ticâretle de iştigâl etti.
1. Cihân Harbine katılmak için gittiği Oklahoma’nın Doniphan Kampında, Yahûdi kumaş tüccarı Edward Jacobson’la tanıştı; onunla yakın dost oldu. Kampın kantinini berâber işlettiler. Az sonra Fransa cephesine gönderildi. Harbden yüzbaşı rütbesiyle döndü. Avdetinde, Kansas City’de, Edward Jacobson’la ortaklaşa bir tuhâfiye dükkânı açtı. 1921 iktisâdî buhrânında dükkânları iflâs etti. Jacobson’la dostlukları ömür boyu sürdü. Siyonizmi desteklemesinde bu dostluğun da têsîri oldu. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Harry_S._Truman; 6.9.2024)
Bundan sonra siyâsî kariyere yöneldi. On sene zarfında muhtelif siyâsî mevkilerde bulunduktan sonra 1934 Seçimlerinde Demokrat Parti’den Misuri Senatörü seçildi; hayâtının on senesinde (3.1.1935 – 17.1.1945) Senatör sıfatıyle faâliyet gösterdi.
1944’teki Cumhûr Reîsi Seçimlerinde, Franklin D. Roosevelt’in Yardımcısı olarak namzed gösterildi; seçimi kazandılar. 20 Ocak 1945’te başlıyan Cumhûr Reîsi Yardımcılığı üç aydan kısa sürdü: 12 Nisan 1945’te Roosevelt vefât edince, onun yerini aldı. 1948’deki Cumhûr Reîsi Seçimlerini de kazandığından 20 Ocak 1953’e kadar sekiz seneye yakın aynı makâmı işgâle devâm etti.
Selef - halef Farmason iki Cumhûr Reîsi: Roosevelt ve Truman
Harry S. Truman gibi, Yardımcısı olarak seçildiği Franklin D. Roosevelt dahi, Masonluğun en yüksek Derecelerini ihrâz etmiş ve bir o kadar Siyonizm destekcisi iki Devlet Adamıdır.
4 Mart 1933 ilâ 12 Nisan 1945 târihlerinde on iki sene ABD Cumhûr Reîsliğini deruhde eden Franklin Delano Roosevelt (Nev York, 30.1.1882 – Warm Springs, 12.4.1945), Fransa Büyük Locası’nın verdiği bilgiye nazaran, 10 Ekim 1911’de, 830 numaralı Nevyork Holland Locası’nda tekrîs edilmiş, 1929’da kendisine 32. Derece tefvîz edilmişti. “Müdâvim ve faâl bir Masondu. 1938’de harb tehlikesi baş gösterince, Avrupa’nın Mason Localarının yardım talebini teveccühle karşıladı. (Il fut un maçon assidu et actif ; il répondit avec bienveillance, en 1938, aux adresses des obédiences européennes devant les menaces de guerre.)” Fransa Büyük Locası, Roosevelt’in teveccüh ve yardımlarına bir şükrân ifâdesi olarak, 9 Aralık 1948’de, Pâris’de Puteaux Sokağı’nda, “en büyük mâbedlerinden biri olan” Franklin Roosevelt Mâbedi’ni açtı. Açılış merâsiminde Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt de hazır bulundu. (“Le Temple maçonnique Franklin Roosevelt”; https://www.gldf.org/culture-et-patrimoine/temple-maconnique-franklin-roosevelt.html; 16.10.2024)
Halefi Harry S. Truman’a gelince, o da, 9 Şubat 1909’da, Grandview’nun 450 Numaralı Belton Locası’nda tekrîs edilmiş, Eylûl 1940’ta Misuri Büyük Locası’nın Üstâd-ı Âzamı seçilmiştir. Kendisine, Cumhûr Reîsliği makâmındayken, 33. Derece tevcîh edilmiştir. (Dictionnaire universel de la franc-maçonnerie 1974: II/1319)
Mustafa Kemâl’in de müntesibi olduğu Grande Oriente d’Italia’nın İnternet Sitesinde neşredildiğine göre, Truman, 2. Cihân Harbi sonrasında, Avrupa Masonluğuyle de yakından alâkadar olmuş, dîğer taraftan, Faşizmle mücâdele eden İtalya Meşrik-ı Âzamı’na Amerika’da faâliyet gösterme imkânı tanımıştı:
“Amerikan Masonluğunun önde gelen bir sîmâsı olan Truman, Harb sonrasında, Avrupa’ya bir Farmason hey’eti göndererek Nazi ve Faşist rejimlerinin yıkılmasından sonra Avrupa’daki Masonluğun vazıyetini kendisine rapor etmelerini istemiştir.
“Faşizme boyun eğmeyip sürgüne giden ve Amerika’da faâliyetine devâm etme imkânı bulan Grande Oriente d’Italia, bu imkânı verdiği için Truman’ı şükrânla yâdetektedir. (Un approfondimento è dedicato alla fine della II Guerra Mondiale e al rapporto stilato da un team di inviati della Massoneria americana sulla situazione delle Gran Logge nel vecchio continente dopo la sconfitta dei regimi totalitari. Un rapporto, voluto personalmente dal presidente in carica Truman, che era anche un esponente di spicco della Libera Muratoria statunitense, dal quale emerge il riconoscimento al Grande Oriente per il fatto di aver continuato a lavorare in esilio, mai accettando, come altre Obbedienze, di scendere a patti con il fascismo.)” (“E’ online Erasmo n.5 maggio 2020”, 26 Maggio 2020;https://www.grandeoriente.it/e-online-erasmo-n-5-maggio-2020/; 24.8.2024)
Emperyalistler, 1. Cihân Harbi’ndeki Cambon – Grey Mutâbakatıyle olduğu gibi, 2. Cihân Harbi’nde de Tahran, v.s. Konferanslarıyle dünyâyı kendi aralarında paylaştılar
Roosevelt ve Truman… Amerika’nın selef - halef bu iki Farmason Cumhûr Reîsinin isimleri, muâsır dünyâ târihinde, bilhassa İkinci Cihân Harbi’ndeki rolleri, Tahran, Moskova, Yalta, Potsdam Konferanslarında dünyâyı paylaşma müzâkereleri, Dresden ve Tokyo’nun câniyâne bombardımanları ve atom bombası vahşetiyle hatırlanıyor.
Franklin D. Roosevelt, Beynelmilel Siyonizme muvâzî bir siyâset tâkîb ederek, Hitler’in 1933’te iktidâra gelmesinden îtibâren, için için Amerika’yı Harbe hazırlamıya başlamış, Japonların 7 Aralık 1941’de Pearl Harbour baskınıyle aradığı bahâneyi bularak derhâl Amerika’yı İngiltere ve SSCB saflarında Harbe sokmuştu… (Bâzı târihçilerin iddiâsına nazaran, Roosevelt, Pearl Harbour’a baskın yapılacağından haberdâr olduğu hâlde, eline bir koz geçmesi için, bu baskına karşı tedbîr almamış ve orada 2.400 civârında Amerikan askerini fedâ etmişti.)
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Franklin_Delano_Roosevelt; 16.10.2024)
Roosevelt’in Amerika’yı Harbe sokmasıyle, Alman – İtalyan – Japon Cephesinin karşısına İngiltere, Amerika ve SSCB’den meydana gelen Kapitalist – Komünist Cephesi dikildi ve bu vesîleyle de, aslında başından beri işbirliği hâlinde olduklarını göstermiş oldular… Tabiî, ferâset sâhiblerine!
yesevi_1483805c94ea36f9f981e319f487a469.jpg
Beynelmilel Siyonizmin bir araya getirdiği Kapitalist ve Komünist Müttefîkler, Tahran, Moskova, Yalta ve Potsdam Konferanslarında, dünyâyı aralarında paylaşmışlardı… Bu taksîme imzâ atan İngiliz ve Amerikan liderlerinden üçü de Farmasondu… On milyonlarca insanın katlinden mes’ûl barbar şef Stalin ise, Bolşevik Yahûdilerin mezâlim ve esâret rejimini temsîl ediyordu…
Yukarıdan ve soldan îtibâren: Tahran, Yalta, Potsdam Konferansaları ve Kapitalist-Komünist Müttefîklerin Harbin son senesinde binlerce ton bombayle insâfsızca yok ettikleri Alman şehri Dresden’den bombardıman sonrası bir intibâ…
Kızıl Ordunun mezâliminden kaçarak şehre sığınan 400 bin kişiyle berâber 1 milyondan fazla nüfûsa ulaşan Dresden’in sivil halkının üzerine, SSCB’nin de ısrârlı talebiyle, 13-14 Şubat 1945’te, İngiltere ve ABD bombardıman uçakları tarafından hiç beklenmedik bir ânda, insanların kaçmasına, sığınaklara girmesine fırsat vermeden binlerce ton yangın bombası (napalm, beyaz fosfor, v.s.) yağdırıldıktan, şehir neredeyse tamâmen tahrîb edildikden, yanarak, buharlaşarak can veren yüz binlerce mâsûm insan bu sûretle canavarca imhâ edildikden sonra meydana toplanmış:
“Amas de cadavres après le bombardement. La plupart des corps furent regroupés ainsi afin d'être incinérés sur place, souvent sans même avoir été identifiés, pour éviter les épidémies. / Cesed yığını… Cesedlerin çoğu, hüviyetleri tesbît edilemeden, salgın hastalıklara meydan vermemek için ihrâk edilmek üzere bu şekilde üst üste yığılmıştı…” (“Bombardement de Dresde”; https://fr.wikipedia.org/wiki/Bombardement_de_Dresde; 19.10.2024)
Siyonistlerin iş başında olduğu Amerika, aynı mel’ûn cinâyeti, Nagazaki ve Hiroşima’dan evvel, Tokyo’da da işlemiş, atılan napalm bombalarıyle 100.000 sivil imhâ ve şehrin geniş bir kesimi tahrîb edilmişti…
Beynelmilel Siyonizm, vahşet ve jenosid siyâsetini şimdi de Filistin’de icrâ ediyor…
Harbden gâlib çıkmış Kapitalist-Komünist Cephesi, Nazileri, göstermelik Nürnberg Mahkemesi’nde “harb mücrimleri” olarak gûyâ muhâkeme edip îdâm etti. Lâkin kendileri “harb mücrimi” olarak muhâkeme edilmediler. Aynen bugünki Siyonist jenosidciler gibi… Şu var ki biz onları vicdânımızda mahkûm ediyor ve lânetliyoruz! Mahkeme-i Kübrâ’da ise, âkıbetlerinin pek elîm olacağına îmân ediyoruz!
***
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (98)
Yesevizade Alparslan Yasa
11.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Türkiye'de Sabataî-Mason güdümlü matbûâtın desteklediği Komünist propagandası, insanlarımızın metafizik inanclarında, ahlâk ve şahsıyetlerinde muazzam tahrîbât yaptı;
Türkiye’de Sabataî-Mason güdümlü matbûâtın desteklediği Komünist propagandası, insanlarımızın metafizik inanclarında, ahlâk ve şahsıyetlerinde muazzam tahrîbât yaptı; gûyâ Kapitalizmle mücâdele eden, gûyâ “Emperyalizmin tahakkümünden kurtuluş için tek yol olan” Komünizm (veyâ Marksist Sosyalizm), insanlarımızın daha fazla “Avrupalılaşması” gibi bir netîce doğurdu… Pervâsızca, teammüden en büyük cinâyetleri işliyenleri dahi, Avrupa Birliği korkusuyle, îdâm edemiyen, en fazla müebbed hapse mahkûm ederek bir de Millet kesesinden senelerce besliyen süflî bir düzen!
Bundan sonra da, Kapitalist – Komünist Cephesi, bütün zâhirî çekişmelere, vekâlet harblerine, nükleer harb tehdîdlerine rağmen, perde-arkasında birbiriyle işbirliğine devâm edecek, Tahran, Moskova, Yalta ve Potsdam Konferanslarındaki nüfûz paylaşımına muvâfık olarak bütün dünyâyı hükmü altında tutacaktır. Bir nevi kayıkçı kavgası olan zâhirî çekişmeler, harb tehdîdleri ise, sâdece, korku belâsı, bütün üçüncü Devletleri ya bir kampın, ya dîğerinin nüfûzu altına girmiye zorlıyacaktır… Pek şeytânî ve bir o kadar da muvaffak olmuş bir strateji! (Daha evvel, Sovyetler Yahûdi Aleyhdârı mı, Âleti mi? ünvânlı araştırmamızda –Yeni Devir, 11.3 / 29.4.1979, 50 Tefrika- bu starteji üzerinde durmuş, oynanan şeytânî oyunu vesîkalarla teşhîr etmiştik…)
Bizim neslimiz, bu şeytânî stratejinin bin bir tezâhürüne şâhid olarak geçti:
- Tâ Selânik’de Localar tarafından ve bilâhare Cambon – Grey Mutâbakatıyle planlandığı sûrette şekillenmiş, Emperyalistlerin dünyâ paylaşımında Avrupa ve Amerika’nın nüfûz sâhasına dâhil edilmiş “Kemalist Türkiye”, yânî “Laik, Garb Medeniyetcisi, Şahısperest Türkiye”, o stratejiye muvâfık olarak, bir kerre daha Avrupa ve Amerika’nın nüfûz sâhasında yer aldığını têyîd etti ve her geçen gün, -Maçedônya Risôrta İTK’sı ve Kemalizmle kaybetmiş olduğu- târihî şahsıyetini tekrâr inşâ etme ihtimâlini biraz daha zayıflattı…
- Perde-arkasında Amerika ile SSCB tokalaşırken, husûsen 1960’lı, 70’li senelerde, bu zâhirî bloklaşmaya, bu zâhirî ideolojik rekâbet ve husûmete inanan insanlarımızın her biri bir “blok”un tarafını tutarak cepheleşti, bu meyânda Komünist yalanlarına kanan yüz binlerce insanımız Kızıl İhtilâl Hareketinin gâfil piyonları oldular, Memleketi anarşiye boğdular, binlerce insanımızın kanını dökdüler, sînemizde onulmaz yaralar açtılar… Anarşinin Memleketimizi kasıp kavurmasında, 1974 Kıbrıs Harbi’ni tâkîben ABD ve Avrupa tarafından konulan ve senelerce devâm ettirilen askerî ve iktisâdî ambargonun yol açtığı büyük enflasyon ve işsizlik de (ki Türkiye’yi, onlarca sene, İMF’nin ve arkasındaki Siyonizmin pençesinde kıvrandırdı) pek müessir oldu… Kezâ silâh tüccarlarının faâliyetleri…
- Türkiye’de Sabataî-Mason güdümlü matbûâtın desteklediği Komünist propagandası, insanlarımızın metafizik inanclarında, ahlâk ve şahsıyetlerinde muazzam tahrîbât yaptı; gûyâ Kapitalizmle mücâdele eden, gûyâ “Emperyalizmin tahakkümünden kurtuluş için tek yol olan” Komünizm (veyâ Marksist Sosyalizm), insanlarımızın daha fazla “Avrupalılaşması” gibi bir netîce doğurdu… Ve işte bugünki Türklükle, Müslümanlıkla iğreti bir bağından başka bir şey kalmamış, hattâ bunlara düşman, hak-hukûk dinlemez, iltimâscı, rüşvetci, hırsız, soyguncu, iffetsiz, şehvetperest, cinsî istismârcı, insan hayâtına kıymet vermiyen, para için erkek, kadın, çocuk öldürmekden çekinmiyen, bebek katlederek para kazanacak kadar insanlıktan çıkmış nesiller! Pervâsızca, teammüden en büyük cinâyetleri işliyenleri dahi, Avrupa Birliği korkusuyle, îdâm edemiyen, en fazla müebbed hapse mahkûm ederek bir de Millet kesesinden senelerce besliyen süflî bir düzen! İlh…
Mezkûr dört Konferans da, bir taraftan Kapitalist – Komünist Cephesinin askerî stratejilerini ve yardımlaşma mes’elelerini tartışırken, dîğer taraftan, tekrâr tekrâr tartışarak, gözden geçirerek, pazarlık yaparak muvâzaalı Kapitalist ve Komünist Bloklarının nüfûz sâhalarını tesbît etti…
Şâyân-ı dikkattir: Beynelmilel Siyonizmin gölgesinde dünyâyı nüfûz sâhalarına ayırmak (daha açıkçası paylaşmak) için bir araya gelen dört Devlet Adamından üçü Farmason, biri de -Bolşevik Yahûdilerin têsîs ettiği, sonrasında da hep hâkim unsurunu teşkîl ettiği- Totaliter Kızıl Rejimin temsîlcisi idi…
28 Kasım – 1 Aralık 1943’te, Tahran’da, Roosevelt, Churchill ve Stalin arasında cereyân eden müzâkerelerde, Almanya’nın parçalanması ve Avrupa’nın nüfûz sâhaları hâlinde paylaşılması karârlaştırıldı… (“Conférence de Téhéran”;
https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_T... 16.10.2024)
9 ilâ 19 Ekim 1944 târihlerinde tertîb edilen Moskova Konferansı’ndaki Müzâkereler, Churchill ile Stalin arasında cereyân etti. Churchill’e İngiliz Hâriciye Vekîli Anthony Eden ile Mareşal Alan Brooke ve Stalin’e Sovyet Hâriciye Vekîli –bir Yahûdi hanımla evli olan- Viyaçeslav Molotov refâkat ediyordu. ABD, müşâhid sıfatıyle Moskova Sefîri Averell Harriman ve SSCB’deki Amerikan Askerî Misyonu Reîsi General John Russell Deane tarafından temsîl ediliyordu. Müzâkerelere, Polonya’nın Sürgündeki Hükûmeti ile Polonya’nın Komünist Muvakkat Hükûmeti murahhas hey’etleri de iştirâk etmişti. Bu Konferansta dahi, askerî mes’elelerin müzâkeresinden mâadâ, Avrupa’nın İngiltere ile ABD ve SSCB arasında nüfûz bölgelerine ayrılması karâra bağlandı. Konferansın insanlık dışı pek vahîm bir karârı da şuydu: İhânet suçuyle îdâm edilecekleri veyâ -Bolşevik Yahûdilerin idâresi altındaki- o barbarlık nümûnesi Kızıl temerküz kamplarına hapsedilecekleri biline biline, Sovyetler’den kaçtıktan sonra esîr alınmış veyâ Alman Ordusuna katılmış bütün Sovyet vatandaşları SSCB’ye iâde edilecekdir… (“Conférence de Moscou, 1944”; https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_M...: 10.10.2024)
4 – 11 Şubat 1945’te, Kırım’ın, küçük Yalta şehrinde, Roosevelt, Churchill ve Stalin arasında tertîb edilen konferansta, bir kerre daha Avrupa’nın Harb sonrası vazıyeti üzerinde duruldu, Avrupa’da Sovyetler’in nüfûz sâhası têyîd edildi, dünyâya verilecek yeni nizâmın istikrâr kazanmasının nasıl têmîn edileceği görüşüldü.
(“Conférence de Yalta”; https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_Y... 16.10.2024)
17 Temmuz – 2 Ağustos 1945’te, Berlin’in cenûbî garbindeki bir banliyö olan Potsdam yakınlarında, Cecilienhof Şatosu’nda tertîb edilen konferansta, bu def’a Truman, Churchill ve Stalin bir araya geldiler. Artık Almanya, tamâmen mağlûb ve teslîm olmuştu ve Japonya da teslîm olmak üzereydi. Bu üçlü görüşmenin netîcesi olarak, resmen 26 Temmuz 1945’te imzâlanan Potsdam Îtilâfnâmesi ile, Kapitalist – Komünist Cephesiyle savaşmış bütün Devletlerin âkıbeti tek tek tâyîn edildi.
Böylece, Almanya ile Avusturya birbirinden ayrıldı ve Almanya, dört işgâl bölgesi hâlinde taksîm edildi. Ayrıca, Almanya, şark hudûdundaki topraklarının %25’ini kaybetti; Şarkî Prusya, SSCB ile yine bu Devletin nüfûz sâhasına dâhil edilmiş Polonya arasında paylaşıldı. Almanya, en mühim ikinci sanâyi merkezi olan Yukarı Silezya’yı da kaybetti. Sovyetler’e, kendi nüfûzu altındaki Alman topraklarını istediği gibi talan etme hakkı tanındığından, Sovyetler, Alman fabrikalarından bir kısmını söküp –teknik elemanlarıyle berâber- toptan kendi topraklarına taşıdılar. Sovyetler’in işgâl ettiği bölgelerde yaşıyan Almanlardan 11 milyonu tehcîr edildi, 2 milyonu öldü, 2,6 milyonu yine eski topraklarında yaşamıya devâm etti. Dîğer taraftan, aynı Îtilâfnâme çerçevesinde, Almanya, silâhsızlandırıldı, Naziler bütün idârî mevkilerden uzaklaştırılıp yerlerine muhâlifleri geçirildi, iktisâdî karteller parçalandı, eyâletlere geniş salâhiyet tanınarak merkezî otorite zayıflatıldı ve Naziler, Nürnberg’de, gâliblerin sahte adâleti tarafından, “harb mücrimleri” iddiâsıyle “muhâkeme” ve mahkûm edildi…
resim1-2_cef45d210f61fcf620bc5f7802eb7046.jpg
Yukarıda, 1 ve 2: Kapitalist-Komünist Cephesinin 13-14 Şubat 1945 bombardımanı sonrası Dresden şehri ve bombardımanda diri diri yanmış bir kadıncağız… “Vue du centre-ville dévasté de Dresde après les bombardements américano-britanniques de février 1945. La ‘Florence de l'Elbe’ a été détruite à 60% par l'aviation alliée. / Şubat 1945 Amerikan-İngiliz bombardımanlarıyle harâb olmuş Dresden şehrinden bir intibâ… ‘Elbe’nin Floransa’sı’ diye anılan şehir, Müttefîk Hava Kuvvetleri tarafından %60 oranında tahrîb edilmişti…”
Yukarıda, 3 ve 4: 9-10 Mart 1945 gecesinde, Kapitalist-Komünist Cephesinin, napalm bombalarıyle büyük bir kısmını yok ettiği Tokyo şehri… Aynen Dresden’deki gibi, 100.000 civârında insanın, yanarak, buharlaşarak can verdiği Tokyo’da, bombardıman sonrası kömürleşmiş cesedler… “Le bombardement de Tokyo par des bombes au napalm dans la nuit du 9 au 10 mars 1945 tue environ 100 000 personnes et ouvre la voie aux bombardements atomiques qui seront lancées les 6 et 9 août sur Hiroshima et Nagasaki. / 9-10 Mart 1945 gecesi napalm bombalarıyle bombalanan Tokyo’da 100 bin civârında insan can vermiş ve bu bombardımanları 6 ve 9 Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları tâkîb etmişti…” “Les corps carbonisés de civils japonais après le bombardement américain sur Tokyo dans la nuit du 9 au 10 mars 1945. / 9-10 Mart 1945 gecesi Tokyo’nun Amerikalılar tarafından bombalanmasından sonra Japon sivillerinin kömürleşmiş cesedleri…” (1, 3 ve 4. resimlerin kaynağı: Maxime Tellier, “1939-1945: Londres, Tokyo, Dresde, à l’heure des bombardements massifs”, 16.2.2020; https://www.radiofrance.fr/franceculture/1939-1945... 19.10.2024; 2. resmin kaynağı: “Bombardement de Dresde”; https://fr.wikipedia.org/wiki/Bombardement_de_Dres... 19.10.2024)
Bütün târihi dolduran “insanın insana zulmü”nden dehşetengîz sahneler…
Ey zâlim insan! Bunlar, senin hemcinslerindir! Şu hâlinle sana nasıl “eşref-i mahlûkât” denilebilir?
Gâlibler, Nazileri göstermelik bir mahkemede îdâma mahkûm ettiler; hâlbuki kendileri de onlardan daha az “harb mücrimi” değildi… Biz de onları vicdânımızda mahkûm ediyor ve lânetliyoruz!
***
Gâlib Devletler sömürgelerini muhâfaza ederken, mağlûb İtalya’nın bütün sömürgeleri (Eritre, Somali, Habeşistan ve Libya) elinden alındı. Harb esnâsında işgâl ettiği Arnavudluk, tekrâr istiklâline kavuştu, lâkin, İngiltere’nin de yardımıyle, Komünist Totaliter Rejimin pençesine düştü. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Albanie; 19.10.2024) İtalya’nın işgâli altındaki bâzı Fransız mıntıkaları ise Fransa’ya iâde edildi.
Fransa’nın sömürgesi Çin Hindi, 16. Paralel hudûd olmak üzere, şimâl ve cenûb olarak ikiye bölündü; şimâl bölgesi “Milliyetci Çin”in, cenûb bölgesi İngiltere’nin nüfûz sâhaları oldu. Mâmâfih, 1945 senesi sonunda, Çin Hindi’nde tekrâr Fransız nüfûzu kabûl edildi…
Japonya’ya bir ültimatom verilerek topyekûn teslîm olması ve İmparator Hirohito’nun tahtından çekilmesi istendi. Japonya topraklarının dört büyük adayle mahdûd olması ve 1937’den evvel işgâl ettiği Kore, Tayvan ve Mançurya’yı terketmesi kabûl edildi. Bu esnâda, Japonya, bilhassa Mart 1945'te Tokyo üzerine atılan yangın bombalarıyle tükenmiş bir hâldeydi ve teslîm olması bir ân mes’elesiydi. Lâkin –târihçi Jacques R. Pauwels’in tesbîtine nazaran- İmparatorun tahtını bırakması mahsûs taleb edilmiş, bunu büyük bir şerefsizlik addeden Japonlar, bu sûretle teslîm olmamıya zorlanmıştır. Bunun üzerine, “Beşer kardeşliği” dâvâsı güttüğünü iddiâ eden Masonluğun 33 Dereceli temsîlcisi Truman, iki Japon şehrinin atom bombası ile imhâ edilmesi emrini vermiş, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’da, 9 Ağustos 1945’te de Nagazaki’de yüz binlerce insan atom bombasıyle fecî sûrette yok edilmiştir.
(“Conférence de Potsdam”; https://fr.wikipedia.org/wiki/Conf%C3%A9rence_de_P... 15.10.2024)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (99)
Yesevizade Alparslan Yasa
13.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Weizmann, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı'nda Filistin'in paylaştırılması teklîfinin reye konulmasının hemen evvelinde, Amerikan Cumhûr Reîsi Harry Truman'a baskı yapmak için, 19 Kasım 1947'de, uçakla Vaşington'a gitti.
Elbirliğiyle, İsrâil’i Devletler câmiasına soktular
“Weizmann, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’nda Filistin’in paylaştırılması teklîfinin reye konulmasının hemen evvelinde, Amerikan Cumhûr Reîsi Harry Truman’a baskı yapmak için, 19 Kasım 1947’de, uçakla Vaşington’a gitti. Kısa bir görüşmeden sonra, bir Yahûdi Devleti kurulması husûsunda tereddüd içinde olan Truman’ı buna iknâ etti. Müteâkiben, Truman, BMT’de paylaştırma lehinde karâr verilmesi için elindeki bütün imkânları kullandı. “BMT’nin 29 Kasım 1947 toplantısında, 33 lehte, 10 aleyhde ve 13 müstenkif rey verildi ve BMT’nin işbu 181 Sayılı Karârı, asrî İsrâil Devleti’nin têsîsinin milletler arası hukûkî temeli oldu.
FOTO:
Cihânşümûl Masonluk ile Bene Berit Masonluğu, elbirliğiyle, İsrâil’i Devletler câmiasına soktular
Yukarıda, Amerika’nın Los Angeles şehri yakınındaki Thousand Oaks’da faâliyet gösteren 807 numaralı Conejo Valley Lodge Âzâsı, Dâhiliye Mütehassısı Dr. Howard Bliman’ın, 22 Şubat 2018 târihinde, kendi Locasının İnternet Sitesinde, Masonluk ile Siyonizm ve İsrâil Devleti arasındaki berâberliğe dikkat çeken “A Remarkable Connection of Freemasonry and Israel (Farmasonluk ile İsrâil Arasında Dikkate Şâyân Bir Râbıta)” başlıklı bir makâlesini, metnin İngilizce aslı ve tercümesiyle berâber tam metin hâlinde iktibâs etmiştik. Onun, Truman’ın İsrâil’in Devletleşmesindeki rolünden bahseden pasajı şöyleydi:
“Weizmann, Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’nda Filistin’in paylaştırılması teklîfinin reye konulmasının hemen evvelinde, Amerikan Cumhûr Reîsi Harry Truman’a baskı yapmak için, 19 Kasım 1947’de, uçakla Vaşington’a gitti. Kısa bir görüşmeden sonra, bir Yahûdi Devleti kurulması husûsunda tereddüd içinde olan Truman’ı buna iknâ etti. Müteâkiben, Truman, BMT’de paylaştırma lehinde karâr verilmesi için elindeki bütün imkânları kullandı.
“BMT’nin 29 Kasım 1947 toplantısında, 33 lehte, 10 aleyhde ve 13 müstenkif rey verildi ve BMT’nin işbu 181 Sayılı Karârı, asrî İsrâil Devleti’nin têsîsinin milletler arası hukûkî temeli oldu.
“14 Mayıs 1948 târihinde, başında David Ben Guryon’un bulunduğu Filistin İçin Yahûdi Ajansı, [müstakil] bir İsrâil Devleti kurulduğunu îlân etti ve îlândan hemen birkaç dakîka sonra, Truman, İsrâil Devleti’ni tanıdı. Ertesi gün, İngiliz mandası nihâyet buldu ve asrî İsrâil doğmuş oldu.”
1_cf7c2c84cb1013a8cd659eaef966fb8a.jpg
“From left to right. U.S. President Harry Truman, Eddie Jacobson, Maurice Bisgyer and Frank Goldman at the birth of the State of Israel.” (ABD Cumhûr Reîsi Harry Truman; -eski dostu ve ortağı- Edward Jacobson, Maurice Bisgyer ve Frank Goldman’ın huzûrunda, İsrâil’in istiklâlini hukûken de tanıyan karârnâmeye imzâ atarken…) (https://bnaibrith-org-wpom.nyc3.cdn.digitaloceanspaces.com/wp-content/uploads/2021/12/bnai_brith_and_israel_the_unbroken_covenant_pages.pdf; 15.4.2024)
“Cihânşümûl Masonluk” ile Bene Berit Masonluğu, el ele, İsrâil’i Devletler câmiasına dâhil ediyorlar… Resim, her iki Masonluğun iç içeliğinin de bir vesîkasıdır. ABD Cumhûr Reîsi Harry Solomon Truman, 33 Dereceli Farmason ve Üstâd-ı Âzam’dır. İsrâil Devleti’ni, 14 Mayıs 1948’de istiklâlini îlân ettikden 11 dakîka sonra fiilen (de facto) tanıyan Truman’ın makâmına dâvet ederek, 31 Ocak 1949’da, huzûrlarında İsrâil’i hukûken de (de jure) tanıyan karârnâmeyi imzâladığı üç şahsıyet ise, (soldan sağa) Truman’ın gencliğinde iş ortağı ve o zamândan beri ahbâbı, “uzun zamândır Bene Beritli olan” Eddie Jacobson, Beynelmilel Bene Berit Reîs Muâvini Maurice Bisgyer ve Beynelmilel Bene Berit Reîsi Frank Goldman’dır.
***
Demek ki 33 Dereceli Farmason ve Üstad-ı Âzam Harry S. Truman, Filistin arâzîsinin paylaştırılıp bir İsrâil Devleti’nin vücûd bulmasında ve müteâkiben, tanınarak Devletler câmiasına katılmasında birinci dereceden bir rol oynamıştır. Yalnız, Bliman’ın yazdıklarından, sanki Truman 1947’de zoraki bir tavırla İsrâil Devleti’nin têsîsini kabûllenmiş gibi bir mânâ çıkıyor ki bu, doğru değil… Zîrâ o, uzun zamândır Siyonizmi zâten desteklemekteydi. Bu husûsta Fransızca Wikipedia’da şu bilgi var:
“O, Manda İdâresi altında bir Yahûdi Vatanı kurmıya çalışanlara müsbet gözle bakıyordu. Senatör iken, Yahûdi liderlerini, Siyonizme desteği husûsunda têmîn etmiş, 1943’te Şikago’daki bir mitingde Nazi mezâliminden sağ kurtulan Yahûdiler için bir Vatan kurulması çağrısında bulunmuştu. (Il était bien disposé envers ceux qui cherchaient à créer un foyer juif en Palestine mandataire. En tant que sénateur, il avait assuré les chefs juifs de son soutien au sionisme et lors d'un rassemblement à Chicago en 1943, il avait appelé à la création d'une patrie pour les juifs ayant survécu aux persécutions nazies.)” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Harry_S._Truman; 6.9.2024)
İngiliz Mandası altında giderek Yahûdi muhâceretinin artması ve Siyonistlerin Devlet kurma emelinin daha iyi anlaşılması sebebiyle, Filistinliler, 1936-1939 senelerinde Siyonistlere ve İngiliz Manda İdâresine karşı kıyâm ettiler. İstekleri, Siyonist muhâceretinin durdurulması ve müstakil bir Filistin Arab Devletinin kurulmasıydı. Üç sene mücâdeleden sonra, İngilizler ve Siyonistler Filistinli kıyâmını bastırdılar. Bu meyânda, İngilizlerin yardımıyle, Siyonistler, askerî noktainazardan daha kuvvetli hâle geldiler. Mâmâfih, İngilizler, Filistinlilere tâvîz vermek zorunda kalarak, 1939 senesinde bir “Beyaz Kitab” îlân ettiler. Buna göre, Siyonist muhâcereti, beş senede 75 bin muhâcirle tahdîd ediliyor, sonrasında, Siyonist muhâceretinin devâmı karârı Filistinlilere bırakılıyor, Siyonistlerin Manda arâzîsinin en fazla %5’ini satın alabilecekleri hükme bağlanıyor, on sene içinde iki cemâatli bir Filistin Devleti’nin kurulması kabûl ediliyordu.
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Grande_r%C3%A9volte_arabe_de_1936-1939_en_Palestine_mandataire; https://fr.wikipedia.org/wiki/Livre_blanc_de_1939; 24.10.2024)
Bunun üzerine, bu def’a de Siyonistler “Beyaz Kitab” hükümlerini reddederek isyân ettiler. Birçok mahalde, Arab sivillerine taarruz ederek 38 sivili katledip onlarcasını yaraladılar ve İngiliz mallarına saldırdılar. İkinci Cihân Harbi başlayınca, isyânı askıya aldılar ve gizli muhâceretle nüfûslarını arttırmıya çalıştılar; bunda da çok muvaffak oldular. Bu cümleden olarak, Türkiye’nin başındaki selef – halef iki Şef sâyesinde, 100 bin kadar Siyonist Türkiye üzerinden Filistin’e sevkedildi… Onlar, Siyonizme bu büyük hizmetleri sebebiyle de, İsrâil’in bânîleri arasında yer aldılar…
İngiltere, 2. Cihân Harbi zarfında da, Filistinlileri yatıştırmak için, zâhiren “Beyaz Kitab”a sâdık göründü. Truman ise, 1945 Ağustos’unda bir beyânât vererek İngiltere’nin Filistin’e Yahûdi muhâceretini tahdîd siyâsetine alenen îtirâz etti ve Siyonist taleblerini destekledi:
“Filistin’e mümkün olduğu kadar çok Yahûdi sokmak istiyoruz!” (-Yahûdi gazetecileri- Alain Gresh ve Dominique Vidal’in araştırması: Palestine 47. Un partage avorté -1947’de Filistin. Boşa Giden Bir Paylaştırma-, Paris: Éditions Complexe, 1992, p. 120; Dominique Perrin’den naklen; Perrin, Palestine: une terre, deux peuples –Filistin: Tek Arâzî, İki Millet-, Chapitre –Fasıl-: “Le partage de la Palestine et la naissance de l’État d’Israël –Filistin’in Paylaştırılması ve İsrâil’in Doğuşu-”, Villeneuve d’Ascq: Presses universitaires du Septentrion, 2000, 352 p.; https://books.openedition.org/septentrion/48749; 24.10.2024)
İngiltere’nin ikiyüzlü siyâseti: 1946-1948 senelerinde, Siyonist muhâcirleri Kıbrıs’ta tâlimden geçirip gizlice Filistin’e sevkettiler
Harb bittiğinde, İngiltere, hâlâ Siyonist muhâceretini, resmî olarak, tamâmen serbest bırakmamıştı. Siyonistler, onları buna icbâr etmek için İngiliz askerî têsîslerine ve haberleşme şebekelerine sabotajlar tertîb etmiye başladılar. Ayrıca, kaçak muhâcirlerin tutulduğu kamplara hücûm ederek onları kurtarmıya çalıştılar. En büyük sabotajları, 22 Tammuz 1946’da King David Oteli’ni berhava ederek yüzden fazla insanı katletmek oldu. Bütün bu cinâyetlerde, silâhlı Siyonist teşkîlâtlarının hepsi (Haganah, Irgun, Stern) işbirliği hâlindeydiler. Bu kadar büyük tecâvüzlerine rağmen, İngiltere’den, sert bir karşılık görmediler. Bilakis, İngiltere, el altından, Siyonistlere yardımda bulunmıya devâm ediyordu. Yardımlarından en mühimmi, Kıbrıs üssünde, muhâcirleri barındırıp askerî tâlimden geçirdikden sonra gizlice Filistin’e sevketmeleridir.
Bu vâkıadan, Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi araştırmamızda bahsetmiştik. (Yeni Söz, 7.6.2020/616) Kaynağımız, Pâris’de, 1973 senesinde, Miroir de l'Histoire isimli aylık târih mecmûasının fevkalâde ilâvesi olarak Siyonist muharrir Joseph Kessel'in idâresinde neşredilen Les Combats d'Israël (İsrâil’in Savaşları) serisinin 9. sayısıdır. (Biz o zamân Fransa’da talebeydik ve bu neşriyâtı dikkatle tâkîb etmiştik…) Bu 9. sayının 200-207. sayfalarında münderic bulunan ve Olivier Nollet tarafından kaleme alınmış makâlede, Kıbrıs'ın, Siyonist Devlet'in têsîsinde nasıl bir köprü vazîfesi gördüğü anlatılıyor… Onun îzâhatına nazaran, bilâhare Filistin'e sevkedilmek üzere Avrupa'dan gemilerle Kıbrıs'a getirilen Siyonist muhâcirler (“Maapilim”), burada, İngiliz makâmlarının himâyesi altında, 5'i yarım dâire şeklinde kıvrılmış sac barakalardan, 7'si de çadırlardan meydana gelen 12 kampta iskân edilmişler, buradan, peyderpey ve gizlice Filistin'e gönderilmişlerdir… Makâlede yer alan resimler, kamplardaki günlük hayâttan intibâlardır… Bu Siyonist muhâcirlere, (dîğer taraftan Kıbrıslı Türklere mütemâdiyen zulmeden) İngiliz makâmları tarafından, kâfî dercede maddî imkân tahsîs edilmiş bulunuyordu. Siyonist muhâcirler, bir ordu ve bir de polis teşkîlâtı kurmuşlardı. Muntazaman tâlim görüyor, Filistin'deki silâhlı mücâdeleye hazırlanıyorlardı. Çocuklar için de dershâneler açmışlardı. Bütün muhâcirlere Siyonizmin “milliyetci” (daha doğrusu şoven ve ırkçı) rûhu aşılanıyor, dînî mâlûmât veriliyor, muhtelif sâhalarda meslekî bilgiler kazandırılıyordu. Evlilikler ve çocuk yapma ısrârla teşvîk ediliyordu. Öyle ki bir ayda 300 evliliğin yapıldığı vâkî idi… İlk sene (1946) kamplarda 20 bin “Maapilim” bulunuyordu ve o sene 500 çocuk doğmuştu… Ağustos 1946 – Mayıs 1948 devresinde, MOSAD'ın gemileriyle gizlice Avrupa'dan Filistin'e geçirilen 65 bin Siyonistin 52 bini, bu sûretle evvelâ Kıbrıs'taki kamplarda tâlim görmüş, hazırlanmış, inzibâtlı bir hayâta alıştırılmış, bundan sonra, mücâdele sâhasına sevkedilmişlerdir…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (100)
Yesevizade Alparslan Yasa
14.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
ABD'deki büyük Yahûdi nüfûzu bu noktada kendini gösterdi
Siyonizm için gâyeye ulaştıran her yol mübâh!
ABD’deki büyük Yahûdi nüfûzu bu noktada kendini gösterdi. Sâdece Adâlet ve İnsan Hakları bakımından değil, Amerika’nın menfâatleri noktainazarından dahi pek mâkûl olan bu muhâlefete rağmen, ne yapıp etti, Amerikan Hükûmetini Siyonizmin emelleri istikâmetinde bir siyâset tâkîb etmiye mecbûr etti. Bunun için elindeki başlıca koz, iktidâr mekanizmasının tepesindeki 33 Dereceli Farmason ve Üstâd-ı Âzam Cumhûr Reîsiydi.
yesevi_d22f83aca802e5d878d5a5a3f4f243d9.jpg
Yahûdi muharriri Joseph Kessel’in idâresi altında 1973’te Pâris’de neşredilen Siyonist propaganda mecmûası Miroir de l’histoire / Les Combats d’Israël’in birincisi sayısının kapağı ile dokuzuncu sayısında, İngiliz himâyesi altında Kıbrıs’ta kurulan ve Ağustos 1946 – Mayıs 1948 devresinde faâl olan Siyonist kamplarından fotoğrafların yer aldığı sayfa…
Siyonist işbirlikcisi ikiyüzlü İngiliz Emperyalizmi, zâhiren Filistin’e Siyonist muhâceretini tahdîd etmişken, el altından, böyle, Kıbrıs’ta onları barındırıyor, Filistin’deki savaşa hazırlıyor, sonra gizlice oraya sevkediyordu… Bu sûretle, İngilizlerin yardımıyle Filistin’deki büyük mücâdeleye hazırlanmış olarak Kıbrıs’tan Filistin’e gönderilen Siyonistlerin sayısı, 52 bin kadardı…
***
BMT devrede… Komünist Rusya da bir Siyonist Devleti kurulmasını destekliyor…
18 Şubat 1947’de, İngiltere Hâriciye Vekîli Bevin, İngiltere’nin Filistin’deki Manda İdâresini Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’na devredeceğini beyân etmiş ve Mayıs ayında, BMT Umûmî Hey’eti, bir Birleşmiş Milletler Filistin Husûsî Komitesi (United Nations Special Committee on Palestine –UNSCOP-) teşkîl ederek Filistin mes’elesine hâl çâresi bulma vazîfesini bu Komiteye tevdî etmişti.
Bu arada, Truman gibi Bolşevik Rusya da Siyonist taleblerini destekliyordu. SSCB’nin BMT Murahhas Hey’eti Reîsi Andrey Gromiko’nun 14 Mayıs 1947’deki beyânâtı bu mâhiyettedir:
“Garbî Avrupa memleketlerinin tamâmının Yahûdi Milletinin en hayâtî haklarını müdâfaadan âciz kalması veyâ onu Faşist cellâdların tecâvüzünden koruyamaması, Yahûdilerin nîçin kendi Devletlerini kurmak istediklerini îzâh ediyor. Bu vâkıayı dikkate almamak ve Yahûdi Milletinin bu çeşid emellerini gerçekleştirme hakkını reddetmek, adâlete aykırı olurdu. (Qu’aucun des pays d’Europe occidentale n’ait été en mesure d’assurer la défense des droits élémentaires du peuple juif ou de le protéger contre les violences déclenchées par les bourreaux fascistes, cela explique l’aspiration des Juifs vers la création d’un Etat à eux. Il serait injuste de ne pas tenir compte de ce fait, et de refuser au peuple juif le droit de réaliser de semblables aspirations.)” (Gresh ve Vidal 1992: 231; Perrin 2000'den naklen)
Üstâd-ı Âzam Truman ve Bene Berit Masonluğu İsrâil Devleti için seferber oluyorlar: Siyonizm için gâyeye ulaştıran her yol mübâh!
1947 Eylûl’ünde, Birleşmiş Milletler Filistin Husûsî Komitesi’nin, Siyonistlerin taleblerine muvâfık olarak, Filistin’in, bir Yahûdi Devleti ile bir Filistin Devleti’nin têsîsini sağlıyacak sûrette iki topluluk arasında taksîm edilmesini tavsıye edeceği anlaşılınca, Bene Berit Masonluğunun Reîsi “Frank Goldman, Cumhûr Reîsi Harry S. Truman’a bir telgraf çekerek, Komite’nin karârını, bir beyânâtla, alenen desteklemesi talebinde bulundu”. (Shelly Kleiman’ın Kudüs’deki Bene Berit Dünyâ Merkezi -The B’nai B’rith World Center- tarafından 23 Ağustos 1998’de neşredilen “B’nai B’rith and Israel: The Unbroken Covenant (Bene Berit ve İsrâil: İnkıtâsız İttifâk)” başlıklı risâlesinden; https://bnaibrith-org-wpom.nyc3.cdn.digitaloceanspaces.com/wp-content/uploads/2021/12/bnai_brith_and_israel_the_unbroken_covenant_pages.pdf; 15.4.2024)
BMT Umûmî Hey’eti’nde, bir Devletin âzâ olarak kabûl edilmesi ve Teşkîlât’ın bütçe mes’eleri bahis mevzûu olduğunda, üçte iki ekseriyet reyi şartı vardır.
(https://unric.org/fr/ressources/lonu-en-bref/competences-et-prises-de-decision-de-lonu/; 24.10.2024)
Bu üçte iki reyi sağlamak için Amerika’nın Birleşmiş Milletler’de bütün ağırlığını ortaya koymasına ihtiyâc vardı. Bene Berit Reîsinin Eylûl 1947’deki talebinin arkasından Truman bunun için seferber oldu.
O devirde, tabîatiyle, Filistinliler ve bütün Arab memleketleri, Filistin arâzîsinin bir parçasının dahi o arâzînin aslî sâhiblerinden koparılarak üzerinde bir Yahûdi Devleti kurulmasına şiddetle muhâliftiler ve bu uğurda, müteâkiben görüldüğü gibi, savaşmıya hazırdılar. Amerikan idârecilerinden Amerika’nın menfâatlerine öncelik verenler, stratejik olarak pek mühim bir coğrâfî mevkide bulunan Orta-Şark’ın Arab memleketlerinin bu muhâlefetini dikkate alıyorlar, onları kendilerine düşman etmek istemiyorlardı. Bu mülâhazaya, bir de, Arab petrolünden mahrûm kalmak endîşesi ilâve oluyordu. Bu gibi sebeblerle, Filistin’de bir Yahûdi Devleti’nin kurulmasına aleyhdâr idiler. Meselâ Amerikan Millî Müdâfaa Vekîli James Forrestal, meselâ Hâriciye Vekîli George Marshall bu fikirdeydiler ve umûmiyetle Amerikan Hâriciyesi de onlarla aynı kanâati paylaşıyordu. (https://fr.wikipedia.org/wiki/Harry_S._Truman; 6.9.2024)
İşte ABD’deki büyük Yahûdi nüfûzu bu noktada kendini gösterdi. Sâdece Adâlet ve İnsan Hakları bakımından değil, Amerika’nın menfâatleri noktainazarından dahi pek mâkûl olan bu muhâlefete rağmen, ne yapıp etti, Amerikan Hükûmetini Siyonizmin emelleri istikâmetinde bir siyâset tâkîb etmiye mecbûr etti. Bunun için elindeki başlıca koz, iktidâr mekanizmasının tepesindeki 33 Dereceli Farmason ve Üstâd-ı Âzam Cumhûr Reîsiydi.
Truman’ın, Birleşmiş Milletler Umûmî Hey’etinden Siyonistlerin istediği gibi bir karâr çıkması, yânî Filistin’in taksîm edilerek bir Yahûdi Devleti ile bir Filistin Devleti kurulması için nasıl seferber olduğu ve Amerikan Hâriciyesi vâsıtasıyle muhtelif Devletler üzerinde tehdîde varan ağır baskı icrâ ettiği hakkında rahmetli Roger Garaudy’nin L’Affaire Israël; le sionisme politique (İsrâil Mes’elesi; Siyâsî Siyonizm) ünvânlı eserinde (Paris: Éditions Papyrus, 1983, 207 p.) mevsûk mâlûmât bulunuyor. Şöyle ki:
Amerikan Kongresi Âzâlarından Lawrence H. Smith, 18 Aralık 1947’de, yânî BMT’de Filistin’in paylaştırılması karârından üç hafta kadar sonra, Kongre kürsüsünden îrâd ettiği bir hitâbesinde, BMT Umûmî Hey’etinde üçte iki ekseriyet reyine nasıl ulaşıldığına dâir îzâhatta bulunmuş, bu ekseriyetin meşrû yoldan değil, birkaç küçük Devlet üzerinde Amerika tarafından ağır baskı uygulanarak elde edildiğine dikkati çekmiş, bunun kabîh, utanılacak bir fiil olduğunu vurgulamıştı:
“…Karâr teklîfinin reye konulması, iki def’a têhîr edildi… Bu arada, üç küçük milletin murahhasları üzerinde ağır baskı icrâ edildi… Netîceyi tâyîn eden reyler, bu üç küçük milletin, Haiti, Liberya ve Filipinler’in reyleri oldu. Bu üç milletin reyleriyledir ki [karâr için lüzûmlu olan] üçte iki ekseriyet sağlandı. Hâlbuki daha evvel, bu üç memleket, Filistin’in paylaştırılmasının aleyhinde idiler... Bizim murahhaslarımız, resmî şahsıyetlerimiz ve bâzı Amerikan vatandaşları [Liberya’da kauçuk tarlaları sâhibi Harvey Firestone gibi (Chicago Daily, 9.2.1948)] tarafından onların üzerinde icrâ edilen baskılar, utanc verici mâhiyettedir. (Par deux fois le vote fut remis… pendant ce temps, une forte pression fut exercé sur les délégués de trois petites nations… Les votes décisifs furent ceux de Haïti, du Libéria, et des Philippines. Ces votes suffirent à emporter la majorité des deux tiers. Auparavant ces pays s’étaient opposés au partage… Les pressions exercées sur eux par nos délégués, nos officiels, et des citoyens américains, constituent un acte répréhensible.) (U.S.Congressional record – 18.12.1947, p. 1176)” (Garaudy 1983: 61)
Bu husûsta ikinci şahâdet, Hâriciye Vekâleti Müsteşârı Sumner Welles’e âiddir:
“Beyaz Ev’in doğrudan tâlimâtıyle, Amerikan resmî makâmları, lüzûmlu ekseriyetin têmîni için doğrudan veyâ dolaylı baskı vâsıtaları kullanmıya mecbûr tutuldular. (Par ordre direct de la Maison Blanche les fonctionnaires américains devaient user de pressions directes ou indirectes… afin d’assurer la majorité nécessaire au vote final.) (Sumner Welles, We need not fail, Boston: Hpughton Mifflin, 1948, p. 63)” (Garaudy 1983: 62)
Üçüncü şâhid ise, bizzât o devrin Millî Müdâfaa Vekîli James Forrestal’dır:
“Birleşmiş Milletler bünyesindeki dîğer milletler üzerinde baskı yapmak ve onları zorlamak için kullanılan usûller, neredeyse bir skandal derecesindeydi. (Les méthodes utilisées pour faire pression, et pour contraindre les autres nations au sein des Nations-Unies frôlaient le scandale.) (Les Mémoires de Forrestal –Forrestal’ın Hâtırâtı-, New York: The Viking Press, 1951, p. 363)” (Garaudy 1983: 62)
Fransa’daki büyük Siyonist nüfûzunun tezâhürü
Siyonistler, BMT Umûmî Hey’etinde Filistin’in paylaştırılmasına dâir karâr teklîfi reye konulmadan evvel, hâssaten büyük nüfûz sâhibi oldukları bütün memleketlerde lehde karâr çıkması için seferber olmuşlardı. Bunlardan biri de Fransa’ydı. Dîğer büyük Devletlerin olduğu gibi, Fransa’nın da dümen suyunda giden birçok Devlet olduğu için, onun sâyesinde birçok küçük Devleti de kendi saflarına çekecekleri mâlûmdu.
Burada da kampanyalarını gâyet teşkîlâtlı bir şekilde yürüttüler. Kampanyanın merkezî teşkîlâtı, 1946’da kurdukları Ligue française pour la Palestine libre (Fransız Hür Filistin Birliği) idi. Bu teşkîlât ve faâliyetleri, Fransa’nın önde gelen (Farmason, Yahûdi, Sosyalist, v.s.) birçok siyâsetci ve muharririnin desteğine sâhibdi: Alfred Coste-Floret, René Capitant, Edgar Faure, Louis Marin, Mendès-France, André Philip, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Jules Romains, Vercors, Jacques Madaule, David Rousset, ilh...
Siyonistlerin matbûât, beyânnâme ve kitab neşriyâtı, toplantılar, v.s. vâsıtasıyle yürüttüğü kampanyayı siyâsetciler arasında bilhassa Sosyalistler desteklediler. Sosyalist Fırkası (SFIO) ve Édouard Depreux, Christian Pineau, Daniel Mayer, André Blumel, Léon Blum gibi Sosyalist liderler, sâdece Sosyalist kesim değil, dîğer siyâsî fırkalar üzerinde de müessir oldular.
Bunların içinde en faâli, (daha evvel Fransa-Filistin Siyonizm Dostları Derneği’nin de Âzâsı olduğunu gördüğümüz) Yahûdi Sosyalist Lideri Léon Blum’du. Onun, Siyonist Lideri Chaim Weizmann’ın teşvîkıyle, 27 Kasım 1947’de, Başvekîl Paul Ramadier ve Hâriciye Vekîli George Bidault ile görüşerek, onları, BMT’de lehte rey kullanılması husûsunda iknâ ettiği biliniyor. Hâlbuki o görüşmeye kadar Fransız Hükûmetinin temâyülü, müstenkif rey kullanmaktı. Bilâhare, BMT’de Filistin’in paylaştırılması teklîfi reye konulduğunda, Fransa’nın têsîriyle, Belçika, Lüksemburg ve birçok Latin Amerika memleketi de lehde rey kullandılar. Dîğer taraftan, Weizmann’ın bir ân evvel İsrâil’in istiklâlinin îlânına (14 Mayıs 1948) karâr vermesinde de Léon Blum’un tavsıyesi têsîrli oldu. (François Milles, “La France et la cause sioniste –Fransa ve Siyonist Dâvâsı-”, Miroir de l’Histoire / Les Combats d’Israël, Numéro spécial 9, 1973, pp. 193-199)
..
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (101)
Yesevizade Alparslan Yasa
16.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Siyonist nüfûzunun en fazla hissedildiği memleketlerden biri olan Fransa'da, 1946 – 1947'de, Fransa'nın BMT'de Filistin'in paylaştırılması lehinde rey kullanması için kampanya yürüten siyâsetci ve muharrirlerden bâzıları...
1_4c3473d14c13c3b952059a32f9d0f06e.jpg
(Miroir de l’histoire / Les Combats d’Israël, Pâris: Jules Tallandier, 1973, No 9, pp. 196-197)
Siyonist nüfûzunun en fazla hissedildiği memleketlerden biri olan Fransa’da, 1946 – 1947’de, Fransa’nın BMT’de Filistin’in paylaştırılması lehinde rey kullanması için kampanya yürüten siyâsetci ve muharrirlerden bâzıları...
Bu muharrirlerden biri de, uzun zamân Jean-Paul Sartre’la nikâhsız berâberlik yaşıyan, ahlâksız, cinsî sapık, Kadın Hakları istismârcısı Simone de Beauvoir idi. Les Combats d’Israël’in işbu 9. sayısının 193. sayfasında onun resmi de yer alıyor…
***
Filistinlilerin tahammül edilmez haksızlığa isyânı ve yine Siyonist vahşetiyle mukâbele görmeleri
Böylece, Siyonistler, entrikayle, hîleyle, ahlâksız yollarla hedeflerine ulaştılar: BMT Umûmî Hey’eti, 29 Kasım 1947’de, 33 lehde, 13 aleyhde ve 10 müstenkif reyle, yânî üçte iki ekseriyeti sağlıyan bir rey fazlasıyle, Filistin arâzîsinin Siyonistler ve Filistinliler arasında paylaşılmasını, her iki topluluğun kendilerine ayrılan topraklar üzerinde birer Devlet kurmasını kabûl etti. (Perrin 2000)
Makyavelist Siyonistlerin Müslüman Arab vatanını gasbederek orada bir Devlet kurmaları zâten büyük bir adâletsizlik, büyük bir İnsan Hakları ihlâli iken, bu kadarıyle de iktifâ etmediler: O târihte Filistin nüfûsunun sâdece üçte birini teşkîl ettikleri ve toprakların da sâdece %6,5’unun (evet, altı buçuğunun!) mâliki oldukları hâlde, kendilerine, büyük bir kısmı en münbitleri olmak üzere, Filistin topraklarının %55’ini tahsîs ettirdiler. (Garaudy 1983: 132; Perrin 2000) Zâten, bilâhare, gözleri bütün Filistin’de olduğu için, buna dahi râzı olmıyacaklar, BMT Karârlarını hiçe sayarak, Filistinlilere Devlet kurdurmıyacaklar, adım adım bütün Filistin’i yutmıya yöneleceklerdir. Düşünmeli ki emperyalist, jenosidci emellerine uymıyan hiçbir BMT Karârına riâyet etmiyen İsrâil’e o devirden beri herhangi bir müeyyide tatbîk edilmemiş, o da, dünyâ milletlerine karşı küstâhlığını her geçen gün arttırarak, günümüzde, en zâlimâne usûllerle, bütün dünyânın gözü önünde, hattâ Amerikan Kongre Âzâlarının tamâmının alkışları altında Filistinli jenosidi icrâ edecek, bir senedir devâm eden vahşetle (tesbît edilebildiği kadarıyle dahi) bebek, çocuk, kadın, erkek, ihtiyâr 50.000 civârında sivili imhâ edecek, bütün Gazze’yi harâbeye çevirecek kadar pervâsızlaşmıştır!
Velhâsıl, göz göre göre kendilerine bu kadar haksızlık yapılmasına tahammül edemiyen Filistinliler, BMT Karârını tanımıyacaklarını îlân ve arkasından da, bir kerre daha isyân ettiler… Bir taraftan Siyonistlerle meskûn mahallerde kanlı çatışmalar cereyân etti, dîğer taraftan, Aralık 1947’de, bir umûmî grev hareketi başlattılar. İsyânları, Siyonistlerden çok şiddetli bir karşılık gördü. (Perrin 2000)
Siyonistler, neredeyse bir asırdır bu çatışmalara hazırlanmaktaydı. Kadın-erkek hepsi askerî tâlim görmüş, inzibâtlı, teşkîlâtlı, şuûrlu, tahsîlli bir kitleydi. Ayrıca, dünyânın her tarafında faâliyet gösteren Beynelmilel Siyonizmden ve onu destekliyen büyük Devletlerden yardım görüyorlardı.
Filistinliler ise, Siyonizmin mâhiyetini ve kuvvet kaynaklarını kavrıyamamış, câhil, bölük börçük, başsız, hazırlıksız bir kitleydi. Bıçak kemiğe dayanmasa, artık mücâdele bir hayât-memât mes’elesi hâline gelmemiş olsa, muhtemelen harekete geçmezlerdi. Dîğer taraftan, hâricî âlemden bir yardım görmüyorlardı. Onları destekliyen Arab memleketleri, kendi aralarında çekişme hâlindeydi; her birinin Filistin’de hâkimiyet sağlamak gibi bir emeli vardı; zâten kendileri de, Emperyalistlerin nüfûzu altında bin bir desîseye sahneydi.
Objektif vazıyet böyleyken, Siyonistlerin Filistinlileri ezeceği belliydi. “Eretz İsrael” ismini verdikleri bütün Filistin’i ve adım adım, “Nil’den Fırat’a kadar” olan coğrafyayı Siyonist Cihân Hâkimiyetinin merkezi yapmayı kafalarına koymuşlardı; en az bir asırdır bunun için çalışıyorlar ve bu istikâmette büyük mesâfe kat’etmiş bulunuyorlardı.
İlk merhaledeki hedefleri, bütün “Eretz İsrael”i (Nisan 1920 San Remo Konferansı’na sundukları haritadaki gibi, bütün Filistin’i içine alan dar mânâdaki “Eretz İsrael”i) fethedip orada etnik temizlik yapmak, Filistinli bırakmamaktı. Bunların bir kısmı imhâ edilecek, geriye kalanlar ise, vahşiyâne muâmeleyle dehşete düşürülerek kaçmıya zorlanacaktı. Millî Yahûdi Fonu Müdürü Yossef Weitz’ın 1940’ta pervâsızca îlân ettiği gibi:
“Şunu açıkça bilmeliyiz ki bu memlekette iki millet için yer yoktur. Şâyed Arablar onu terkederlerse, o bize yeter. (…) Onların hepsini bu memleketten çıkarmak, biricik çâredir. Onlara âid tek köy, tek aşîret dahi burada kalmamalı… Roosevelt’e ve bütün dost Devlet Reîslerine îzâh etmek lâzım ki eğer bütün Arablar buradan giderse ve hudûdlar Litani ırmağı boyunca şimâle ve şarkta da Golan Tepelerine doğru biraz itilirse İsrâil arâzîsi fazla küçük değildir. (Il doit être clair pour nous qu’il n’y a pas de place pour deux peuples dans ce pays. Si les Arabes le quittent, il nous suffira. (…) Il n’existe pas d’autre moyen que les déplacer tous; il ne faut pas laisser un seul village, une seule tribu… Il faut expliquer à Roosevelt et à tous les chefs d’États amis que la terre d’Israël n’est pas trop petite si tous les Arabes s’en vont et si les frontières sont un peu repoussées vers le Nord le long du Litani, et vers l’Est sur les hauteurs du Golan.) (Yossef Weitz, Journal –Günlük-, Tel Aviv, 1965)” (Garaudy 1983: 117; Perrin 2000)
Bekleneceği üzere, Siyonistler, çatışmaları lehlerine çevirmekte gecikmediler. Kısa zamânda, BMT tarafından Filistinlilere tahsîs edilmiş birçok toprak parçasını, birçok şehri zaptettiler. 18 Nisan 1948’de Taberiye, 25 Nisan’da Hayfa, 7 Mayıs’ta Safed, 12 Mayıs’ta Yafa ellerine geçti. Planladıkları gibi, zaptettikleri topraklarda etnik temizlik yapmak için, vahşet irtikâb ettiler. Bunlardan en dehşetengîz olanı, 9 Nisan 1948’de Deir (Deyr) Yâsîn köyünü, içindeki çocuk, kadın, ihtiyar 254 siviliyle berâber imhâ etmeleridir. Bu canavarca katliâm, bütün Filistinlileri, aynı âkıbete uğramak korkusuyle, en az bin dört yüz senelik vatanlarını telâşla terketmek mecbûriyetinde bıraktı. Jenosidci Menahem Begin, İsyân: İrgun’un Târihi isimli kitabında (İnglizce baskısı 1951, s. 162, Fransızcası 1971, s. 200) bu hâdiseyi memnûniyetle kaydediyor:
“Haganah [İsrâil ordusu], başka cephelerde de muzaffer taarruzlar icrâ ediyordu… Paniğe kapılan Arablar ‘Deir Yâsîn! Deir Yâsîn’ diye bağırarak kaçışıyorlardı…” (Garaudy 1983: 63)
BMT’de Filistin’in paylaştırılması hakkında kullanılan reyler
Yukarıda, 29 Kasım 1947’de, BMT Umûmî Hey’etinde, üçte iki ekseriyeti sağlıyan bir rey fazlasıyle, Filistin’in, iki topluluk arasında, işgâlci ve üçte bir nüfûs oranına sâhib Siyonistlere arâzînin %55’inin tahsîs edilerek paylaştırılmasına karâr verildiğini kaydetmiştik. Bu muazzam haksızlığa hangi Devletin lehde, hangisinin aleyhde rey verdiğini ve hangisinin müstenkif kaldığını, o devrin Cumhuriyet gazetesinden öğrenebiliyoruz.
1 Aralık 1947 târihli Cumhuriyet’in 3. sayfasındaki Anadolu Ajansı mahrecli habere nazaran, rey tasnîfi aşağıdaki şekildedir (mezkûr gazetenin imlâsını muhâfaza ederek iktibâs ediyoruz):
- Lehde rey kullananlar: Avustralya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Beyaz Rusya, Kanada, Costarica, Çekoslovakya, Danimarka, Saint Domingue, Equateur, Fransa, Guatemala, Haiti, İzlanda, Liberya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Nicaragua, Norveç, Panama, Paraguay, Peru, Filipin, Polonya, İsveç, Ukrayna, Güney Afrika, Uruguay, Sovyet Rusya, Birleşik Amerika, Venezüella. (33 Devlet)
- Aleyhde rey kullananlar: Efganistan, Cuba, Mısır, Yunanistan, Hindistan, İran, Irak, Lübnan, Pâkistan, Arabistan, Suriye, Türkiye, Yemen. (13 Devlet)
- Müstenkif rey kullananlar: Arjantin, Şili, Çin, Kolumbia, Salvador, Habeşistan, Honduras, Meksika, İngiltere, Yugoslavya. (10 Devlet)
“Kemalist Türkiye”, üçte iki rey ekseriyeti garanti edildikden sonra aleyhde rey kullanmış olmalıdır. Böylece bütün Arab ve İslâm Âlemi saflarında görünerek zevâhiri kurtarmıştır. Lâkin 24 Mart 1949’da İsrâil’i tanıyarak asıl yerini belli etmekde gecikmiyecekdir… (TC Dış İşleri Bakanlığı Sitesinde -https://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa; 28.10.2024- verilen 28 Mart 1949 târihi, İsrâil’in tanınma târihi değil, bu karârın gazetelere aksettiği târihtir.)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (102)
Yesevizade Alparslan Yasa
17.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
O zamân, Komünistlerin İsrâil saflarında yer alması şarttı. Bilâhare şartlar değişti.
Zamânla değişen Siyonist-Komünist stratejisi
O zamân, Komünistlerin İsrâil saflarında yer alması şarttı. Bilâhare şartlar değişti. Şimdi Arab Âleminin İsrâil’e duyduğu infiâli ifsâd etmek için, gûyâ Siyonizm aleyhdârı görünerek, aralarına Komünistlerin sızması lâzımdı. Sızdılar, birçok tedhîşçi Filistinli teşkilâtına vücûd verdiler, tedhîşçi eylemlerle Filistin Dâvâsını gözden düşürdüler. Kezâ, Filistinlilerin ve Arabların mühim bir kısmını Müslümanlıktan uzaklaştırdılar ve bu Arab menşêli Komünistler, Türkiye dâhil bütün Orta-Şark’ta bir fesâd ve kargaşa âmili hâline gelerek İsrâil’in elini kuvvetlendirdi.
Dîğer taraftan, rey tasnîfinden de anlaşılacağı vechiyle, Siyonizmin “Yahûdi Devleti”nin kurulması gibi hayâtî bir mes’elesi bahis mevzûu olduğunda, Kapitalist ve Komünist Blokları ortak hareket etmekde tereddüd etmemişlerdir. İstisnâ, Tito Yugoslavya’sıdır, ki o da müstenkif kalmıştır… Yine müstenkif rey kullanan o günki Çin’in, Mao’nun değil, Çay Kay Şek’in “Milliyetci Çin”i olduğuna dikkat etmek lâzımdır.
Birleşmiş Milletler’den ancak Truman’ın, Stalin’in Komünist Rusya’sının, arkalarındaki Siyonizmin ve yapışık kardeşi Masonluğun entrika ve baskılarıyle çıkan, İnsan Haklarını ayaklar altına alan bu alabildiğine haksız karâr, bütün Arab memleketlerinde, halkın büyük infiâliyle karşılaştı. (Türkiye’de ise, Kemalizm tarafından sindirilmiş Müslüman halktan çıt çıkmadı…) Bu büyük inifiâldir ki Üstâd-ı Âzam Truman’ı da, bir ân, BMT Karârını askıya alma düşüncesine yöneltti. Onun bu tavrını daha iyi anlamak için o devirde baş gösteren Arab infiâlini müşâhede etmek lâzımdır. Bu müşâhedenin vâsıtası, o devrin gazetelerindeki haberlerdir. Bunun için Cumhuriyet gazetesini nümûne ittihâz ediyoruz.
Filistin’in paylaştırılmasının o devirde Arab Âleminde doğurduğu infiâle dâir gazete haberleri
1 Aralık 1947 târihli Cumhuriyet’teki haberler (s. 3), Anadolu Ajansı, Reuter ve Associated Press mahreclidir. Haberlerden birkaçını naklediyoruz:
- “Kahire 30 [Kasım 1947] (a.a., Reuter) – Arab Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa bugün basına yaptığı demeçte, Filistin’in taksimi kararının Ortadoğuyu ateşe vereceğini söylemiş ve şöyle demiştir:
‘- Filistinin akıbeti gene Filistinde bir karara bağlanacaktır. Arablar her türlü fedakârlığı yapmağa hazırdırlar.’ ”
- “Kahire 30 (a.a.) - Birleşmiş Milletler Kurulunda Filistin hakkında verilen kararın ilk tepkisi ‘El-Ezher’ Üniversitesinde görülmüştür. Meşhur dinî üniversitenin beş altı bin öğrencisi bu sabah Büyük Camide toplanarak şiddetli nutuklar söylemişler ve Arab Filistini müdafaa edecek olan askerî birliklere kaydedilmeğe karar vermişlerdir.”
“Yahûdilerin sevinci”
“Kudüs 30 (A.P.) – Filistinin taksimi için verilen kararı haber alan Tel-Avivdeki Yahudiler, sevincden sokaklarda dans etmişlerdir.
“Hastanede yatan hastalar, yataklarından fırlıyarak sokaklara dökülmüşler ve hastabakıcı hemşireler tarafından toplanarak tekrar yataklarına yatırılmışlardır.
“Kudüs halkı toplanarak hora tepmişlerdir. Binalara Yahudilerin millî bayrakları çekilmiştir.”
“Karâr, büyük baskı altında verilmiştir”
BMT’deki Arab Murahhasları da, Karârın baskı altında verildiğine dikkati çekiyor, bu bakımdan onu “hükümsüz” addediyorlardı:
“New-York 30 [Kasım 1947] (a.a.) – Filistinin taksimini karar altına alan Birleşmiş Milletler genel kurulunun oturumundan sonra özel bir toplantı yapan Arab memleketleri heyetleri, basına beyanatta bulunarak demişlerdir ki:
‘- Biz, dünya vicdanının bizimle olduğuna kuvvetle inanıyoruz. Şuna da inanıyoruz ki Arablara reva görülen bu misline raslanmadık haksızlığın önü alınmak üzere bir şey yapılmadığı takdirde mutlak surette görülecek neticeler karşısında dünya vicdanının müsamaha ile hareket etmiyeceğine de inanımız vardır.
‘Filistinin taksimi hakkındaki karar, büyük bir baskı altında verildiğinden iki katlı hükümsüzdür.’ ”
Hem Amerika’dan, hem Komünist Âleminden nefret; zamânla değişen Siyonist-Komünist stratejisi
İsrâil’in kurulması vetîresindeki bu en hassâs vakitte şâyed Komünist Âlemi, Kapitalist Âlemi ile müşterek hareket etmeseydi, bu teşebbüs akâmete uğrıyabilirdi. Komünistlerin de bu şekilde Siyonizmi desteklemeleri, Arab Âleminde Amerika’ya karşı olduğu gibi Komünizme karşı da büyük öfke ve nefret doğurdu. Yine 1 Aralık 1947 târihli Cumhuriyet’e akseden haberlerde bu vâkıa müşâhede ediliyor.
O zamân, Komünistlerin İsrâil saflarında yer alması şarttı. Bilâhare şartlar değişti. Şimdi Arab Âleminin İsrâil’e duyduğu infiâli ifsâd etmek için, gûyâ Siyonizm aleyhdârı görünerek, aralarına Komünistlerin sızması lâzımdı. Sızdılar, birçok tedhîşçi Filistinli teşkilâtına vücûd verdiler, tedhîşçi eylemlerle Filistin Dâvâsını gözden düşürdüler. Kezâ, Filistinlilerin ve Arabların mühim bir kısmını Müslümanlıktan uzaklaştırdılar ve bu Arab menşêli Komünistler, Türkiye dâhil bütün Orta-Şark’ta bir fesâd ve kargaşa âmili hâline gelerek İsrâil’in elini kuvvetlendirdi. Nitekim, 1970’li senelerde, Türkiyeli Komünistler, Filistinli kamplarında tâlim görüp Türkiye’de tedhîşçi eylemlerde bulunuyorlar, Türkiye’yi bir baştan bir başa kana buluyorlardı…
“Şam 30 [Kasım 1947] (A.P.) – Filistinin taksimi aleyhinde nümayişlerde bulunan altı bin kişilik bir halk kütlesi, Şamdaki Amerikan elçiliğini ateşe vererek bir otomobili parçaladılar ve Amerikan bayrağını yırtarak indirdikten sonra, Rus-Suriye kültür merkezine giderek burasını tahrib etmişlerdir.
“Hükûmet konağına yürüyen nümayişçiler silâh isteğinde bulunmuşlardır.
“Şam 30 (a.a.) – İç İşleri Bakanı, komünist partisinin lâğvını ve lideri hakkında takibatta bulunulmasını ihtiva eden kararnameyi imzalamıştır. Bu tedbir, Filistinin taksimi lehinde oy veren hükûmetlere karşı halkın yaptığı nümayiş esnasında komünist gruplarla vukua gelen çatışmadan sonra alınmıştır. Kargaşalıkta biri komünist olmak üzere üç kişi ölmüş ve gene beşi komünist olarak yedi kişi yaralanmıştır.”
Siyonistler yüzünden bütün Arab Âleminde Yahûdilere karşı hiddet ve nefret hisleri uyanıyor ve Filistin’de kanlı çatışmalar cereyân ediyor
Ertesi günki (2 Aralık 1947 târihli) Cumhuriyet’te, bu def’a, Gazetenin “husûsî muhâbiri, El-Cumhûriye sâhibi Eşref El-Kâtib, Haleb’den telefonla” bildiriyor:
“Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Filistini taksim hakkındaki kararı üzerine bütün Arab âleminin merkezleri birdenbire ayaklanmıştır. Bugün Haleb baştanbaşa hareket halindeydi. Erkek kadın bütün genclik erkenden sokaklara dökülmüş, bunlar her şeyden evvel komünist partinin bürolarına hücum ederek hepsini yakmışlardır. Daha sonra Yahudi müesseselerine karşı şiddetli bir hücum vuku bulmuş ve arada bir kaç Yahudi mabedi de tutuşmuştur. Akşama doğru hiddet ve asabiyet azamî şiddeti bulmuş, halk Yahudi mahallelerini de ortadan kaldırmak istemiş, zabıta ve jandarma, halkın bu hamlesine zorla mukavemet edebilmiştir.
“Filistini müdafaa için açılan Gönüllü Mücahidler Bürosuna bugün on bin Halebli yazılmıştır. Bütün memleket ayaktadır. […]
“Mısırdan gelen haberlere göre Üniversite ve Ezher gencliği bütün gün Birleşmiş Milletler aleyhinde nümayışler yapmışlar, […] Filistini müdafaa için harbe gitmeye hazır olduklarını bildirmişlerdir. […]
“Lübnanda halk, yahudilere karşı derin bir nefret izhar etmektedir. Yahudi mahalleleri ancak hükûmetin almış olduğu pek kuvvetli tedbirler sayesinde korunabilmiştir. Bütün Lübnan gencliği, Filistini müdafaa için hazırlanmıştır. Genclik, Filistini korumak lehinde nümayişler yapmıştır. Amerikan istihbarat bürosunun camları kırılmıştır. […]
“Filistinden gelen haberlere göre her yerde Arablar nümayişler yapmışlar ve kararı protesto etmişlerdir. Bu nümayişlerin en canlısı Yafada yapılmış ve bazı Arablar silâh kullanmışlardır.
“Filistin Fevkalâde Komiseri Allen Cunningham, Arab liderlerini çağırarak İngilterenin, memleketi tahliye edinciye kadar emniyet ve asayişten mesul olduğunu bildirmiş, Yahudi ajanlığı reisi Ben Guryon’a da aynı şekilde ihtarlarda bulunmuş ve asayişi bozacak bir şey yapılmamasını istemiştir.
“Ammandan bildirildiğine göre Amman âyan ve mebusan meclisleri yarın Filistin meselesile meşgul olacaklardır. Ammanda binlerce insan siyonistler aleyhinde nümayişler yapmışlardır. Ürdün meclisi, evvelce Filistini sonuna kadar müdafaa lehinde karar vermişti.
“Şamda bütün halk ayaktadır ve Halebde vuku bulan hâdiselerin tıpkısı Şamda vuku bulmuş, halk, yahudileri görmeğe tahammül edemiyecek hale gelmiştir. İlh…” (Eşref El-Kâtib, Cumhuriyet, 2.12.1947, s.3)
Ve nihâyet, 3 Aralık 1943 târihli Cumhuriyet’in 1 ve 3. sayfasındaki haberlerden:
“…Arab âleminin bütün merkezlerinden gelen haberler, her yerde şiddet ve asabiyetin gitgide artmakta olduğunu bildirmektedir. […]
“Kudüste bir çok vahim kargaşalıklar çıkmış, Kudüste elliden fazla Yahudi mağazası yakılmış, Yahudiler de Kudüsteki Arab sinemasını yakmışlardır. İngiliz kıt’alarile zabıta kuvvetleri Yahudilerle Arabların birbirlerine sokulmalarına meydan vermemiştir.
“Buna rağmen yer yer vuku bulan Arab – Yahudi çarpışmaları sırasında ölenler ve yaralananlar olmuştur.
“Şamdan ve Halebden gelen haberlere göre, Halebde sokağa çıkma yasağı konmuştur. Çünkü halkın heyecanı en mütecaviz mahiyeti almış ve duyulan hiddet ve nefret bütün Yahudilere teşmil olunmuştur. (Dün de haber verdiğimiz gibi) Haleb halkı, Yahudi kulübünün kütübhanesile iki Yahudi kahvehanesini ve komünist partinin bürolarını tahrib etmiştir. Bir sinagoğa iki el bombası atılmış ve on kadar Yahudi mağazası yakılmıştır. Bundan başka Sovyet mazlahatgüzarının bizzat hazır bulunduğu Sovyet Ermenistanının kuruluşunu kutlama merasimi sırasında Arablarla Ermeniler arasında şiddetli bir kargaşalık çıkmış ve Ermenilerin Yeprod gazetelerinin matbaaları tahrib edilmiştir. […]
“Washington 2 [Aralık 1947] (A.P.) – Bugün Filistindeki durumu yorumlayan Amerikalı askerî müşahidler, bu memlekette patlak verebilecek bir ‘Mukaddes Cihad’ vukuunda, sureta, yeni yahudi devletini Arablara karşı korumak bahanesile Filistine Kızılordu birliklerinin girebilmesi tehlikesine işaret etmişlerdir. Bu müşahidlere göre, Rus birlikleri bu takdirde Akdeniz üzerine yerleşmiş olacak, Süveyş kanalile Suudi Arabistandaki petrol tesislerine uçakla erişilir bir merhaleye gelmiş bulunacaklardır. İlh…”
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (103)
Yesevizade Alparslan Yasa
18.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
İlk ânda, Siyonistlerin, kendilerinden kat kat üstün bir Arab Ordusuyle savaşıp onu mağlûb ettikleri zannedilebilir.
Siyonistler, Filistin’in %80’ini yutuyor
İlk ânda, Siyonistlerin, kendilerinden kat kat üstün bir Arab Ordusuyle savaşıp onu mağlûb ettikleri zannedilebilir. Hakîkatte ise, Mısır, Sûriye, Ürdün, Lübnan ve Îrân’ın sâhaya sürdükleri muhârib sayısı sâdece 22 bin iken, aynı sayı, Siyonistler için 65 bindi. Üstelik, Siyonistler silâh bakımından da üstün vazıyetteydi ve Beynelmilel Siyonizmin ve birçok büyük Devletin desteğine sâhibdi. Tek merkezden idâre edilmiyen, birlikde hareket edemiyen, kendi aralarında da çekişen Arab kuvvetleri, bu bakımdan dahi dezavantajlı vazıyette idiler.
yesevi_58039873192cdf9e7981d49afc91646f.jpg
“Truman recevant une hanoukkia des mains du premier ministre israélien David Ben Gourion (au centre). À droite se trouve Abba Eban, l’ambassadeur israélien aux États-Unis. (Truman, -resimde ortada yer alan- İsrâil Başvekîli David Ben Guryon tarafından takdîm edilen hanukyayı alırken. Resmin sağındaki İsrâil’in Amerika Sefîri Abba Eban’dır.)” (https://fr.wikipedia.org/wiki/Harry_S._Truman; 6.9.2024)
Amerika’nın 33 Dereceli Farmason ve Üstâd-ı Âzam Cumhûr Reîsi Harry S. Truman, entrikalarla, BMT Umûmî Hey’etinden Filistin’in paylaştırılması karârını çıkarttırdıktan sonra, 14 Mayıs 1948’de istiklâlini îlân eden İsrâil Devleti’ni tanımakta da büyük bir telâş gösterdi; onu fiilen (de facto) 11 dakîka sonra tanıdı… Kapitalist Amerika’yı Stalin’in Bolşevik Rusya’sı tâkîb ederek, o da ikinci sırada yerini aldı… Müteâkiben, Truman, İsrâil Devleti’ni hukûken de (de jure) tanıyan karârnâmeyi, 31 Ocak 1941’de, münhasıran, Bene Berit Masonluğunun üç temsîlcisinin huzûrunda imzâladı…
***
İlk Arab – İsrâil Harbi: Siyonistler, Filistin’in %80’ini yutuyor ve “Nil’den Fırat’a kadar” bütün topraklara göz dikiyor
1947 Kasım sonundan 1948 Mayıs ortasına kadar Filistin’de Müslümanlarla Siyonistler arasında cereyân eden kanlı çatışmalar sebebiyle Filistinlilerin topyekûn yok olma tehlikesine mârûz kalmaları üzerine, Arab Birliği Umûmî Kâtibi, BMT Umûmî Kâtibine, Filistinlilerin hayâtını korumak için Arab Devletlerinin müdâhaleye mecbûr olduklarını bildirdi (Garaudy 1983: 63); böylece 15 Mayıs 1948’de ilk Arab – İsrâil Harbi başladı ve fâsılalarla 6 Ocak 1949’a kadar sürdü. [Bununla berâber, mevziî çatışmalar bundan sonra da aylarca devâm etti ve Arab Devletleriyle ayrı ayrı mütârekeler, 1949’un Şubat ilâ Temmuz aylarında akdedildi. “Millî Şef” Hükûmeti, 24 Mart 1949’da İsrâil’i tanıdığında, hâlâ –meselâ Lût Gölü civârında- çatışmalar cereyân etmekte idi… (Akşam, 19 Mart 1949, s. 1.)] BMT Güvenlik Konseyi’nin müdâhalesiyle birkaç def’a mütârekelerle inkıtaa uğrayıp sonra tekrâr başlıyan muhârebeler toplamda 60 gün cereyân etti. Mütârekeler, hep İsrâil’in lehine oldu ve her seferinde toparlanıp daha büyük bir kuvvetle taarruza geçmesine imkân verdi. Meselâ mütâreke sonrası 8 Temmuz 1948’de çatışmalar tekrâr başladığında, kendilerine katılan yeni muhâcirlerle, Siyonist muhâriblerin sayısı iki katına çıkmıştı. Bu meyânda Komünist Blokundan büyük silâh yardımı görmüşlerdi. Yeni silâhlarının başlıca kaynağı Komünist Çekoslovakya idi. (Perrin 2000)
İlk ânda, Siyonistlerin, kendilerinden kat kat üstün bir Arab Ordusuyle savaşıp onu mağlûb ettikleri zannedilebilir. Hakîkatte ise, Mısır, Sûriye, Ürdün, Lübnan ve Îrân’ın sâhaya sürdükleri muhârib sayısı sâdece 22 bin iken, aynı sayı, Siyonistler için 65 bindi. Üstelik, Siyonistler silâh bakımından da üstün vazıyetteydi ve Beynelmilel Siyonizmin ve birçok büyük Devletin desteğine sâhibdi. Tek merkezden idâre edilmiyen, birlikde hareket edemiyen, kendi aralarında da çekişen Arab kuvvetleri, bu bakımdan dahi dezavantajlı vazıyette idiler. (Garaudy 1983: 157; Perrin 2000)
Bütün Filistin halkı dahi, öylesine teşkîlâtsız, başsız bir hâldeydi ki 15 Mayıs 1948’de İngiliz Manda İdâresi sona erdiğinde, onun yerini alacak bir merkezî otorite têsîs edemediler…
Netîce olarak, Harbden Siyonistler muzaffer çıktılar. “Filistin Eretz İsrâil’i” ve onu tâkîb edecek “Büyük Eretz İsrâil” istikâmetinde, muazzam bir mesâfe kat’etmişler, arâzîlerini %45 nisbetinde genişleterek Filistin topraklarının %80’ini yutmuşlar, bu meyânda, 1948’de mevcûd olan 475 Arab köyünden 385’ini yok etmişler, 700 ilâ 800 bin civârında Filistinliyi vatanlarından kaçırtmışlar, onları komşu memleketlerde sığıntı vazıyetine düşürmüşlerdi. (Perrin 2000) 1951’de, “kayıdlı mültecî sayısı, bir milyona ulaşmıştı”. (BMT Mültecîlere Yardım Komisyonu’nun Raporu; Dr. Arda Baş, “Filistin Uzlaştırma Komisyonu ve Türkiye”, Tarih Dergisi, İstanbul, 2019/1, sayı 69, ss. 155) Filistinli muhâcirlerin pek çoğu, mahkûm edildikleri kötü hayât şartlarına tahammül edemiyerek can verecekdir. Siyonistler, Filistinlilerin katliâmdan kaçarak terkettikleri toprakları derhâl kendi muhâcirlerine tahsîs ettiler ve kaçan Filistinlilerin (beynelmilel hukûk umdelerine ve BMT Karârlarına rağmen) bir daha vatanlarına dönmelerine müsâade etmediler.
Kimse Siyonistlerden hesâb soramıyor
Bütün dünyâda öylesine bir kudret seviyesine ulaştılar ki cinâyetleri hep yanlarına kâr kalıyor! Filistinliler, Müslümanlar zâten hesâba girmiyor! Lâkin 22 Temmuz 1946’da King David Oteli’ne bomba koyup yüzden fazla insanı katlediyorlar da İngilizlerden mukâbele görmüyorlar! 17 Eylûl 1948’de BMT Arabulucusu İsveçli Kont Bernadotte ile Fransız Yardımcısı Miralay Serot‘yu katlediyorlar, yine cezâsız kalıyorlar! (Garaudy 1983: 63-64) Bu iki kurbanın “kabâhati” de, Filistinli muhâcirlerin dramına dikkat çekmeleri, onların vatanlarına dönme haklarını vurgulamaları ve iki muhtâr Devletten müteşekkil tek bir Filistin Devleti’ni hâl çâresi olarak teklîf etmeleriydi. (Perrin 2000) Bu insanlar, BMT’nin şahsında bütün dünyâyı temsîl ediyorlardı. Binâenaleyh onları katletmek, bütün dünyâya meydan okumak demekdir. Bu kadar küstâhlaştılar!
“Bağdâd’dan Cezâyir’e uzanan bütün toprakları bir haftada fethedebilirlermiş”
1948 Felâketiyle defter kapanmıyacak, Siyonistlerin Filistinli jenosidi siyâseti de, “Nil’den Fırat’a kadar” genişleme siyâseti de hep tatbîkâtta olacak, günümüze kadar sürüp gelecekdir. 1982’ye gelindiğinde, Filistin’in %93’ünü işgâl etmiş bulunuyorlardı. (Garaudy 1983: 129) Hâlen dahi Filistinli vatanını kemirmiye devâm ediyorlar… Bu meyânda, 1982 Oded Yinon Planı çerçevesinde, bütün Orta-Şark’ı birbirine düşürerek harâbeye çevirdiler. Amerika ve Avrupa’nın desteğiyle de, paramparça olmuş, çökmüş bu memleketleri ilk fırsatta yutmaları zor olmıyacaktır. Milletimizin gafleti devâm ederse, pek de uzak olmıyan bir âtîde Toroslar’a dayanmaları işten bile değildir. Hattâ bizi birbirimize düşürüp Memleketimizi paramparça etmeleri de mümkündür. Son yirmi senede def’alarca uçurumun eşiğinden dönmedik mi? Başından beri PKK’nın, Mayıs –Temmuz 2013 Gezi Parkı Hâdiseleriyle Türkiye’yi karıştıranların, Fetullah Gülen’in ve 15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsünün arkasındakiler acabâ kimlerdir?
Bizdeki gâfiller, Siyonizmi, İsrâil’den ibâret sanadursunlar! Hâlbuki sırf İsrâil olarak dahi, bütün Orta-Şark’ı ve Şimâlî Afrika’yı yutabilecek askerî üstünlüğe sâhib olduklarını iddiâ ediyorlar! Nitekim Millî Müdâfaa Vekîli (1981 – 1983), Hâriciye Vekîli (1998 – 1999), Başvekîl (2001 – 2006) General Ariel Şaron (1928 – 2014), İsrâil gazetesi Yediot Aharonot’un 26 Temmuz 1973 târihli nüshasında açıkça öyle söylüyordu:
“İsrâil şimdi bir süper askerî kuvvettir. Avrupa memleketlerinin bütün kuvvetlerinin toplamı, bizimkilerden daha küçükdür. İsrâil, Hartum’dan Bağdâd’a ve Cezâyir’e kadar olan bölgeyi bir haftada fethedebilir. (Israël est maintenant une superpuissance militaire. Toutes les forces rassemblées des pays européens sont moins grandes que les nôtres. Israël pourrait conquérir, en une semaine, la région qui va de Karthoum à Bagdad et à l’Algérie.)” (Garaudy 1983: 187
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (104)
Yesevizade Alparslan Yasa
20.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
David Ben Guryon İsrâil'in İstiklâl Beyânnâmesi'ni okuduktan 11 dakîka sonra, Truman, İsrâil'i fiilen (de facto) tanıdı. Böylece ABD, İsrâil'i tanıyan ilk Devlet olma "şeref"ine nâil oldu. "Şeref levhası"na ikinci sırada, Stalin Rusya'sı (15 Mayıs 1948), üçüncü sırada, İngiltere (20 Mayıs 1948) yazıldı…
Amerika ile Rusya, İsrâil’i tanıyan ilk iki Devlet
David Ben Guryon İsrâil’in İstiklâl Beyânnâmesi’ni okuduktan 11 dakîka sonra, Truman, İsrâil’i fiilen (de facto) tanıdı. Böylece ABD, İsrâil’i tanıyan ilk Devlet olma “şeref”ine nâil oldu. “Şeref levhası”na ikinci sırada, Stalin Rusya’sı (15 Mayıs 1948), üçüncü sırada, İngiltere (20 Mayıs 1948) yazıldı…
Dünyâyı saran Siyonist kudreti böyle tezâhür ediyor, İsrâil’i tanımakta Kapitalist ve Komünist Devletler birbirleriyle yarışıyorlardı… İsrâil’i, on bir dakîka sonra fiilen tanıyan Truman, onu hukûken (de jure) tanımakta da gecikmedi.
ys_8664d8cd4253231604595a32ceecb8f9.jpg
Filistin’in paylaştırılmasında ve İsrâil’in tanınmasında Bene Berit’in rolü
Uzun zamândır Siyonistlerle işbirliği yapan, bir Yahûdi Devleti’nin kurulmasını açıkça destekliyen Truman, elindeki bütün imkânları seferber ederek, Amerikan Hâriciyesini zorlıyarak, BMT âzâsı bâzı Devletlere ağır baskı uygulatarak BMT Umûmî Hey’etinden Filistin’in paylaştırılmasına dâir 29 Kasım 1947 Karârının çıkmasında birinci derecede rol oynamıştı.
Lâkin bu entrika mahsûlü haksız karâr Filistinlilerin kıyâmına yol açmış ve Filistin, kanlı çatışmalara sahne olmıya başlamıştı.
Bu vazıyet karşısında, Truman’ın, Filistin’in paylaştırılması siyâsetinden –en azından muvakkaten- vazgeçtiği görülüyor. Bununla alâkalı bilgi, Bene Beritli Shelly Kleiman’ın Kudüs’deki Bene Berit Dünyâ Merkezi tarafından 23 Ağustos 1998’de neşredilen Bene Berit ve İsrâil: İnkıtâsız İttifâk isimli –yukarıda da atıfta bulunduğumuz- 26 sayfalık risâlesinde mündericdir. Kleiman’ın kaydettiğine nazaran:
“BMT’nin 29 Kasım 1947 Karârı, Arab Devletleri tarafından reddedildi ve bütün Filistin’de isyân baş gösterdi. Bunun üzerine, hep Arab menfâatlerini gözeten ve Yahûdi Devleti kurulmasına muhâlef eden Amerikan Hâriciye Vekâleti, Amerika’nın BMT’deki siyâsetini değiştirmiye muvaffak olarak, paylaştırma yerine, Filistin’nin BMT’nin geçici vesâyeti altına geçirilmesi teklîfini ortaya attı. Siyonist idâreciler, vesâyetin kabûlünün bir Yahûdi Devleti kurulması ümîdinin sonu olabileceğine kanâat getirdiler… (The resolution was rejected by the Arab states. This sparked riots throughout Palestine, and the U.S. State Department, always sympathetic to Arab interests and opposed to Jewish statehood, succeeded in changing U.S. policy at the U.N. with a proposal that partition be suspended in favor of a “temporary” U.N. trusteeship over the area. The Zionist leadership recognized that adoption of trusteeship could doom the hope for a Jewish state.)” (Kleiman 1998: 18)
Târihçi Dominique Perrin’in (d. 1946) îzâhatına nazaran da, Filistin’deki 1947 paylaştırmasını tâkîben vukû bulan kanlı çatışmalar sebebiyle Amerikan Hükûmeti bir tereddüd devresi geçirmiş ve Filistin’in BMT’nin muvakkat vesâyeti altına geçirilmesini teklîf etmişti:
“Filistin’de hüküm süren dâhilî harb, bilhassa ABD’de büyük endîşe doğurdu ve Amerikan siyâseti tereddüd içinde kaldı. Bir taraftan Siyonistlere karşı taahhüdleri, dîğer taraftan Arablarla dostâne münâsebetleri arasında sıkışan Vaşington Hükûmeti, vakit kazanmıya çalışarak, paylaştırma karârının iptâli ve BMT’nin muvakkat vesâyetinin têsîsi maksadıyle BMT Umûmî Hey’etinin toplanması talebinde bulundu. Fakat Amerikan teklîfi umûmiyetle aleyhdâr bir tavırla karşılandı; bu cümleden olarak Soveytler Birliği Amerikan teklîfiyle mücâdeleye girişti… İlh… (La guerre civile qui fait rage en Palestine suscite de vives inquiétudes, en particulier aux Etats-Unis, mais la politique américaine reste hésitante. Pris entre ses engagements envers les sionistes et ses amitiés arabes, le gouvernement de Washington tente de reculer les échéances. Il demande la convocation de l’Assemblée générale des Nations-Unies pour faire annuler le plan de partage et établir une tutelle provisoire de l’O.N.U. Mais la proposition américaine suscite dans l’ensemble des réactions hostiles. Elle est combattue par l’Union soviétique…)” (Dominique Perrin, “Le partage de la Palestine et la naissance de l’État d’Israël / Filistin’in Paylaştırılması ve İsrâil Devleti’nin Doğuşu”, dans Palestine: une terre, deux peuples / Filistin: Tek Arâzî, İki Millet, Villeneuve d’Ascq: Presses universitaires du Septentrion, 2000, 352 p., pp. 183-215; https://books.openedition.org/septentrion/48749; 24.10.2024)
Paylaştırma sonrası Filistin’de baş gösteren kanlı çatışmalar ve Amerikan Hâriciyesinin ısrârlı telkîni üzerine muvakkaten de olsa fikir değiştiren Truman’ı tekrâr bir ân evvel İsrâil Devleti’nin kurulması siyâsetine iknâ etmek için, bu def’a, Chaim Weizmann ve Bene Berit Masonluğu devreye girdiler.
(https://www.amazon.ca/-/fr/Israel-Legacy-Harry-S-Truman/dp/1931112800; 28.10.2024)
İsrâil Devleti’ni, istiklâlini îlân ettikden 11 dakîka sonra tanıyarak bu yarışta birinciliği kapan Amerika’nın 33 Dereceli Farmason ve Üstâd-ı Âzam Cumhûr Reîsi Harry Solomon Truman, elinde Tevrât tomarı, Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı Reîsi ve bilâhare İsrâil Cumhûr Reîsi Chaim Weizmann ile bir arada poz veriyor… Beynelmilel Siyonizmin şemsiyesi altında, Cihânşümûl Masonluk, Bene Berit Masonluğu, Kapitalist ve Komünist Âlemleri, “Kemalist Türkiye”, hep berâber, İsrâil Devleti’ni tanımakta müsâraat ediyorlardı…
***
Weizmann, Truman’la görüşüp onu iknâ etmek maksadıyle “Şubat 1948 başında” Nevyork’a gitti. O esnâda, “Truman, Waldorf Astoria Oteli’nde hasta yatıyor, Siyonist ve Arab liderleriyle görüşmeyi kabûl etmiyordu.” Ondan bir randevu koparmak için, Beynelmilel Bene Berit Reîsi Frank Goldman, Truman’ın, genclik çağında, Kansas City’deki ortağı ve o zamânlardan beri ahbâbı olan Bene Beritli Eddie Jacobson’a mürâcaat etti. Truman’la teklîfsiz görüşen Jacobson, onu 13 Mart 1948 günü ziyâret etti. Bir müddet sohbetten sonra, Truman, Weizmann’la görüşmeyi kabûl etti. “Görüşme, 18 Mart 1948’de Beyaz Saray’da, dostâne bir havada ve bir sâatten fazla cereyân etti”, Siyonist Liderinin istediği gibi, bir ân evvel İsrâil Devleti’nin istiklâlinin îlânı karârıyle sona erdi. (On March 18, 1948, Weizmann entered the White House through a side door. The discussion lasted nearly an hour and was cordial. Weizmann’s unfailing dignity and charm had their effect on the president, and U.S. support for partition was restored.)” (Shelly Kleiman, B’nai B’rith and Israel: The Unbroken Covenant -Bene Berit ve İsrâil: İnkıtâsız İttifâk-, Kudüs: The B’nai B’rith World Center, August 23, 1998, p. 19; https://bnaibrith-org-wpom.nyc3.cdn.digitaloceanspaces.com/wp-content/uploads/2021/12/bnai_brith_and_israel_the_unbroken_covenant_pages.pdf; 15.4.2024)
Siyonist Emperyalizminin gölgesi altında, Tahran, v.s.’de dünyâyı paylaşan Kapitalist Amerika ile Komünist Rusya, İsrâil’i tanıyan ilk iki Devlet oldular
Böylece, Bene Berit’in devreye girmesiyle, 33 Dereceli Farmason ve Üstâd-ı Âzam Amerikan Cumhûr Reîsi Harry S. Truman’ın kuvvetli desteğini elde eden Siyonist liderleri, (yukarıda naklettiğimiz gibi) Léon Blum’un da telkîniyle, bir ân evvel İsrâil Devleti’nin istiklâlini îlân etmiye karâr verdiler. Millî Yahûdi Hey’eti İcrâ Komitesi Reîsi David Ben Guryon, 14 Mayıs 1948 günü öğleden sonra, sâat 16.00 civârında, bir istiklâl beyânnâmesi (ki muhâkemesi îtibâriyle bir hezeyânnâmedir) okuyarak, İsrâil Devleti’nin kurulduğunu îlân etti. Lâkin Devlet’in hudûdları muallâkta bırakıldı (Perrin 2000); çünki Siyonizmin programında, adım adım, “Nil’den Fırat’a kadar” daha pek çok toprağın fethedilmesi vardı… Nesiller boyu sürecek bir mücâdele! Binlerce sene sonra Filistin’i gasbederek bir Devlet kuran Benî İsrâil, elbette, asırlarca sürse dahi, “Büyük İsrâil” hedefine ulaşmak için mücâdele edecek sabır ve azme sâhibdir!
David Ben Guryon İsrâil’in İstiklâl Beyânnâmesi’ni okuduktan 11 dakîka sonra, Truman, İsrâil’i fiilen (de facto) tanıdı. Böylece ABD, İsrâil’i tanıyan ilk Devlet olma “şeref”ine nâil oldu. “Şeref levhası”na ikinci sırada, Stalin Rusya’sı (15 Mayıs 1948), üçüncü sırada, İngiltere (20 Mayıs 1948) yazıldı…
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Relations_entre_la_France_et_Isra%C3%ABl; 28.10.2024)
Dünyâyı saran Siyonist kudreti böyle tezâhür ediyor, İsrâil’i tanımakta Kapitalist ve Komünist Devletler birbirleriyle yarışıyorlardı…
İsrâil’i, on bir dakîka sonra fiilen tanıyan Truman, onu hukûken (de jure) tanımakta da gecikmedi: İsrâil devleti’ni hukûken tanıyan karârnâmeyi, 31 Ocak 1949’da, bürosunda, münhasıran üç Bene Beritlinin huzûrunda imzâladı: genclik çağından beri ahbâbı Eddie Jacobson, Beynelmilel Bene Berit (BBB) Reîsi Frank Goldman ve BBB Reîs Muâvini Maurice Bisgyer… (On May 14, 1948, David Ben-Gurion announced the establishment of the State of Israel, the first sovereign Jewish state in 19 centuries. Moments later, President Truman extended de facto recognition to the State of Israel, the first country to recognize the new state and on January 31, 1949, Truman extended de jure recognition. The only guests invited to the signing ceremony in the Oval Office were Jacobson, Goldman, and Bisgyer.) (Kleiman 1998: 19)
Siyonizmin şemsiyesi altında, Cihânşümûl Masonluk ile Bene Berit Masonluğu böylesine sarmaş dolaş olmuşlardı! Dahası, Kapitalist Âlemi ile Komünist Âlemi de o şemsiyenin altında arz-ı endâm ediyorlardı!
İsrâil Devleti’nin Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı’na kabûlü ise, Mayıs 1949’da icrâ edildi… (Perrin 2000) Herkes telâş, herkes birbiriyle yarış içinde: Kimse şemsiyenin dışında kalmak istemiyor!
Beynelmilel Bene Berit Büyük Locası’nın Mayıs 1965’te İsrâil’deki ictimâı esnâsında, Bene Berit’in yeni binâsı, Eddie Jacobson’un hâtırasına ithâf edildi. Açılış merâsimi esnâsında, Harry Truman’ın bu vesîleyle gönderdiği mesaj da okundu:
“İsrâil’in dâvâsına zâten sempati duymakta ve onu faâl bir şekilde desteklemekte olmama rağmen, bunda, Eddie Jacobson’un katkısının tâyîn edici ehemmiyette olduğu da târihî bir vâkıadır.” (In May 1965, at the Supreme Lodge Convention in Israel, the new B’nai B’rith building was dedicated in Tel Aviv to the memory of Eddie Jacobson. At the ceremony, a message from Harry Truman was read to the audience: “Although my sympathies were already active and present in the cause of Israel, it is a fact of history that Eddie Jacobson’s contribution was of decisive importance.”) (Kleiman 1998: 19)
1966’da, yânî Üstâd-I Âzam Truman henüz hayâttayken, kendisinin Siyonizme pek büyük hizmetlerinin hâtırasını yaşatmak için, Kudüs İbrânî Üniversitesi bünyesinde, The Harry S. Truman Research Institute for the Advancement of Peace (Sulhün İlerlemesi İçin Harry S. Truman Araştırma Enstitüsü) têsîs edildi. (Binâsının inşâatı, 1970’te tamâmlanmıştır.) Enstitü, 1991 – 2013 senelerinde, birçok şahsıyete, bir Truman Sulh Mükâfâtı (Truman Peace Prize) verdi. Bu mükâfâtın ilk hâmili, Fransalı Siyonist ve Avrupacı kadın siyâsetci Simone Veil’dir.
(https://en.wikipedia.org/wiki/The_Harry_S._Truman_Research_Institute_for_the_Advancement_of_Peace) (25.10.2024)
Siyonizm ve sulh! Hiç yan yana gelemiyecek iki kelime! Münâfıklık, onlarda âdetâ irsî bir husûsiyet hâline gelmiş!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (105)
Yesevizade Alparslan Yasa
21.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Almanya'da Hitler iktidâra gelip Siyonistler daha 1933'te Nazi Almanya'sına harb îlân edince, pederpey Almanya'dan hârice Yahûdi muhâcereti de başladı.
Pederpey Almanya’dan hârice Yahûdi muhâcereti de başladı
Almanya’da Hitler iktidâra gelip Siyonistler daha 1933’te Nazi Almanya’sına harb îlân edince, pederpey Almanya’dan hârice Yahûdi muhâcereti de başladı. Siyonistlere büyük sempati duyan “Ebedî ve Millî Şefler”, 1930’lu senelerden başlıyarak, Harb sonuna kadar, 100 bin civârında Avrupalı Siyonisti, gizlice, Türkiye üzerinden Filistin’e geçirdiler. İki “Büyük Şef”in bu sûretle Filistin’e geçirdikleri 100 bin Siyonist, oradaki Siyonist nüfûsunun 1945’te 608 bine ulaşmasını sağlamıştır; ki bu sayı, umûmî nüfûsun %32,9’udur.
gzt_7606a0d692773094d6cbcefb16f0d2bc.jpg
Kemalizmin Siyonizmle ahbâblığı
Kemalizmin Siyonizmle ahbâblığı, tâ Selânik günlerinden ve Maçedônya Risôrta Locası’ndan başlıyor…
Osmanlı’yı Birinci Cihân Harbine Siyonistler ve yapışık kardeşleri Farmasonlar soktular… Ve kaybedecek tarafta! Kaybetmesi için de gizli-âşikâr pek çok gayret sarfettiler… Çanakkale’de Siyon Katırcıları Birliği ve Filistin Cephesinde Yahûdi Lejyonu ile açıkça bize karşı savaşacak kadar pervâsızlık gösterdiler… Mütrâreke zamânında da Îtilâfçı İşgâl Kuvvetleriyle işbirliği yaptılar…
Lâkin “Ebedî ve Millî Şefler”, onları, ancak kendilerince mâlûm bir mantıkla, Milletimize ihânet etmemiş tek ekalliyet olarak takdîm ettiler, övdüler, nümûne gösterdiler… Herhalde bu da bir “Millî Sır”dır!
“Emekli Üniversite Profesörü ve Niğde eski Milletvekili” Avram Galanti’nin (Bodrum, 4.1.1873 – İstanbul, 8.8.1961) göz boyama maksadlı Türkler ve Yahudiler; Tarihî, Siyasî Tetkik isimli kitabında (İstanbul: Tan Matb., 1947, ilâveli 2. baskı –ilk baskısı 1928-), “Ebedî” ve “Millî Şefler”in Yahûdilere karşı büyük teveccühlerine dâir iki hâtıra naklediliyor. Şöyle ki:
Fransa’nın önde gelen Masonlarından, gazete patronu ve muharriri Jean Meunier (Bourges, 19.5.1906 - Tours, 26.7.1975), 1926’da, Grande Loge de France’a tâbi bir Locada tekrîs olmuş ve ölünciye kadar Masonluğa merbût bulunmuş (Jean Kriff, “Jean Meunier, une vie de combats”, Humanisme, 2008/3, No 282, pp. 120-121; https://www.cairn.info/revue-humanisme-2008-3-page-120.htm; 30.3.2024), 1994’te de İsrâil’in Yad Vaşem Müessesesi tarafından “Milletler Arasında Âdil” mükâfâtıyle taltîf edilmişti. Yukarıda, sağdaki kupür, sâhibi ve başmuharriri olduğu –Tours’da münteşir- La Nouvelle République du Centre-Ouest gazetesinin 23 Mart 1971 târihli nüshasında, “Masonlukta Bir Sır Var mıdır?” başlıklı konferansının haberidir. Soldaki kupür ise, aynı gazetenin 6-7 Kasım 1971 târihli nüshasındaki başmakâlesidir: “Antisiyonizm Utancı”! İsrâil’i tekrâr ziyâret ettikden sonra kaleme aldığı bu başmakâlesinde, Siyonizme harâretle sâhib çıkarak Antisiyonizmi mahkûm ediyor… Dünyâ matbûâtı bu şekilde ibretle taransa, Mason kalemlerinden çıkmış, böyle, sayısız denilebilecek mikdârda Siyonizm müdâfii neşriyâta rastlanabilir… Masonların, umûmiyet îtibâriyle, Siyonistler kadar Siyonist oldukları tesbîtinde bulunmak, aşırı bir hüküm olur mu?
***
“İzmirin istirdadından sonra yani 2 Şubat 1923 tarihine müsadif Cuma günü, İzmirde Gazi Mustafa Kemal tarafından hasbihal tarzında sualli cevaplı uzun ve alkışlanmış bir konferans verildi. Bu konferansta hazır bulunan Avukat Rafael Amato Efendi, Gaziye bu suali irad etti: ‘Paşa Hazretleri! Türklerin saadetiyle mesut ve matemleriyle meyus olan Musevi vatandaşları hakkındaki fikri âliniz nedir?’
“Gazi böyle bir cevap verdi: ‘Unsuru hâkim olan Türklerle tevhidi mukadderat etmiş sadık bazı unsurlarımız vardır ki bilhassa Museviler, bu millete ve bu vatana sadakatlerini isbat ettiklerinden, şimdiye kadar müreffehen imrarı hayat etmişler ve bundan böyle refah ve saadet içinde yaşayacaklardır.’ (İzmirde intişar eden Türkçe ‘Sadayi Hak’ ve ‘Anadolu’ gazeteleri ile Fransızca ‘Le Levant’ gazetesi[nin] 3 şubat 1923 tarihli nüshalarında bundan bahsedilmiştir…)” (Galanti 1947: 86)
“Cenevre Türk Musevileri cemaati, Lozan Konferansına giden Türk heyeti şerefine bir ziyafet vermiştir. Ziyafeti müteakip Cenevre Hahambaşısı Mösyö Ginsburger, Türk Heyeti Murahhası Reisi İsmet Paşaya hitaben irad ettiği hoş amedi [hoşâmedî, hoş geldin] nutkuna (yukarıda sahife 68) cevaben de İsmet Paşa, bir kısmı Türkiye Musevilerine taallûk eden ve âlemi Museviyette fevkalâde iyi bir tesir bırakan siyasî bir nutuk irad etmiştir. Malûmdur ki Lozan Konferansı müzakeratı esnasında, etrafında en ziyade ısrar edilen mesele, ekalliyetler [metinde: “akalliyetler”] meselesi idi. Muhasım devletlerin murahhasları, vaktiyle ekalliyetlere bahşedilmiş olan eski imtiyazatın ibkasını Türkiyeden musırrane talep ediyorlardı. Türk Başmurahhası, nutkunda bu meseleye dahi temas etmekle muhasımlarına parlak ve susturucu bir cevap vermiştir. Siyasî ehemmiyetine binaen nutkun bu parçasını Fransızcadan aynen tercüme ediyoruz:
‘- Bu içtimamıza memleketimizde ehemmiyet verileceği şüphesizdir. Hariçte, Türklerle Yahudilerin kardeş gibi yaşadıklarını memnuniyetle haber alacaklardır. Bugün Türk ve Yahudi rabıtaları eskisinden daha kuvvetlidir. Her yerde olduğu gibi, Yahudiler Türkiyede intizamı, ameli, terakkiyi ve vifakı temsil ederler. Bu vifak dairesinde onların oynamış oldukları rol tetkik edilirse, nazarımızda büyük bir ehemmiyet iktisap ederler. Yahudiler çalışırlar, memleketimizde Türkler kadar bahtiyardır[lar]. Onlar kadar, çünkü hariçten gelen fena mâkeslere kulak asmadılar. Bu vatanı kendilerinki gibi addederler. Eğer herkes bu misali takip etseydi, memlekette vifak[-]ı tam husul bulurdu. Herkes Musevileri nümunei imtisal olarak alsın!’ (İstanbulda çıkan Journal d’Orient gazetesinin 17 kânunuevvel 1922 tarihli ve 2342 numaralı nüshasında.)” (Galanti 1947: 85) (“Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?”, Yeni Söz, 9.1.2018/21’den naklen)
İsrâil’in bânîleri arasında anılmıya hak kazanmış iki “Büyük Şef”: Mustafa Kemâl ve Mustafa İsmet
Almanya’da Hitler iktidâra gelip Siyonistler daha 1933’te Nazi Almanya’sına harb îlân edince, pederpey Almanya’dan hârice Yahûdi muhâcereti de başladı. Siyonistlere büyük sempati duyan “Ebedî ve Millî Şefler”, 1930’lu senelerden başlıyarak, Harb sonuna kadar, 100 bin civârında Avrupalı Siyonisti, gizlice, Türkiye üzerinden Filistin’e geçirdiler. (“Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?” başlıklı araştırmamız bununla alâkalıdır. En mühim kaynağımız, Yahûdi Prof. Dr. Stanford Shaw’un –ABD, Minesota, 1930 / İstanbul, 15.12.2006, İstanbul, Ulus Aşkenaz Mez.- 1933-1945; Yahudi Soykırımı ve Türkiye; Yahudiler Nazi Zulmünden Nasıl Kurtarıldı? Isimli mevsûk eseridir –Müt.: Prof. Dr. Fahir Armaoğlu ve Kutluk Armaoğlu, İstanbul: TİMAŞ Yl., 2014, 512 s.-)
İki “Büyük Şef”in bu sûretle Filistin’e geçirdikleri 100 bin Siyonist, oradaki Siyonist nüfûsunun 1945’te 608 bine ulaşmasını sağlamıştır; ki bu sayı, umûmî nüfûsun %32,9’udur. (Nüfûsiyâtçı Youssef Courbage’dan naklen; mezkûr araştırmamız, Yeni Söz, 7.1.2018/19) Böylece her ikisi de, daha başka sebeblere ilâveten bu sebeble dahi “İsrâil’in Bânîleri” arasına katılmışlardır…
Cihân Harbi’nin başladığı 1939’da, Siyonist muhâceretinin hızlandığı 1940’lı senelerde, Türkiye’nin başında, “Millî Şef” vardı. 1939-1942’de 11. ve 12. Hükûmetlerde, -ömrü boyunca her zamân “Ebedî Şef”in yakınında bulunmuş ve onun iltifâtına mazhar olmuş- Dr. Refik Saydam, Başvekîl ve “Varlık Vergisi” sebebiyle “Antisemit” olmakla ithâm edilen Şükrü Saraçoğlu, Hâriciye Vekîli idi. Hattâ 1942-1945 senelerinin 13 ve 14. Hükûmetlerini de yine gûyâ “Antisemit” Saraçoğlu kurmuştu. İlk kabinesinde Hâriciye Vekîli kendisiydi; ikincisinde bu makamı Numan Menemencioğlu’na devretti.
Doğrusu, insan sormadan edemiyor: Siyonist Emperyalizminin -bütün Orta-Doğu’yu yangın yerine çevireceği peşînen belli- bir İsrâil Devleti projesine destek olan Türkiyeli idâreciler hakkında nasıl bir hükme varmalı? Ve Kemalist-Siyonist Propagandanın düzenbazlığını anlamak için şu kadarı dahi kâfî değil mi? (Yeni Söz, 7.1.2018/19)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (106)
Yesevizade Alparslan Yasa
23.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
İsrâil'i resmen tanımasıyle kendini iyice belli edecekdir
İsrâil’i resmen tanımasıyle kendini iyice belli edecekdir
Bu Siyonizm tarafdârı siyâset, Kemalist Hükûmetin, daha İsrâil’in istiklâlini îlân etmesinin üzerinden bir sene dahi geçmeden ve İsrâil’in Filistin topraklarının %80’ini gasbetmesiyle netîcelenen ilk büyük Yahûdi-Arab Harbi henüz tamâmen bitmemişken (çünki İsrâil ile Mısır ve Lübnan arasında mütâreke imzâlanmış, Ürdün ve Sûriye’yle imzâlanmamıştı), pürtelâş (24 Mart 1949’da), İsrâil’i resmen tanımasıyle kendini iyice belli edecekdir.
“Kemalist Türkiye”nin “Millî Şef” Hükûmeti de İsrâil’i tanıyor
Türkiye’yi idâre eden Kemalist Şef’in ve sâir idârecilerin, İsrâil Devleti’nin kurulmasıyle netîcelenecek “Türkiye üzerinden muhâceret harekâtı”na bilerek yardım ettikleri âşikârdır. Bu yardımı sırf Yahûdileri Nazi mezâliminden kurtarmak için insânî endîşelerle yaptıklarını iddiâ etmek, onların, hakketmedikleri derecede ahmak veyâ câhil olduklarına hükmetmek olurdu…
Nitekim 2. Cihân Harbi netîcelendikden sonra da, “Kemalist Türkiye”, Siyonizm tarafdârı siyâsetine devâm etti. Bunun pek bâriz delîli, her şeyden evvel, Kemalist Hükûmetin o devirde hiçbir sûretle Filistinli mazlûmların dâvâsına sâhib çıkmaması, Siyonist Emperyalizmini tenkîd etmemesi, bilâkis bu mâhiyetteki bâzı aksülamellere kat’î bir tavırla ve zecrî tedbîrlerle sed çekmesidir. Kemalist Hükûmet, mes’eleyi, ancak “…Yakın Doğuda sürekli ve tehlikeli bir kargaşalık yuvası olmak istidadını gösteren Filistinde adaletli ve temelli bir nizam kurulması için Türkiye elinden gelen gayretleri harcamağa hazırdır” kabîlinden yuvarlak lâflarla geçiştiriyordu… (Farmason –ve muhtemelen Sabataî- Hâriciye Vekîli Necmettin S. Sadak’ın 20 Aralık 1948’de TBMM’deki konuşmasından; Cumhuriyet, 21.12.1948, s. 4.)
Bu Siyonizm tarafdârı siyâset, Kemalist Hükûmetin, daha İsrâil’in istiklâlini îlân etmesinin üzerinden bir sene dahi geçmeden ve İsrâil’in Filistin topraklarının %80’ini gasbetmesiyle netîcelenen ilk büyük Yahûdi-Arab Harbi henüz tamâmen bitmemişken (çünki İsrâil ile Mısır ve Lübnan arasında mütâreke imzâlanmış, Ürdün ve Sûriye’yle imzâlanmamıştı), pürtelâş (24 Mart 1949’da), İsrâil’i resmen tanımasıyle kendini iyice belli edecekdir.
1_f1377eafa8b156a9faeaa4a36128428f.jpg
(Resmî Gazete, 1.4.1949, s. 1)
Sabataî Cemâatinin ve Farmason Câmiasının güzîdesi, BMT Filistin Uzlaştırma Komisyonu Âzâsı Hüseyin Cahid Yalçın, İsrâil’i tanıyan Hükûmet Karârnâmesi’nin imzâlanmasından üç hafta kadar evvel “Büyük Şef”ine İsrâil Devleti’nin sür’atle tanınması tavsıyesinde bulunmuştu. Ondan elbette mazlûmların hakkını müdâfaa etmesi beklenemezdi. Farmason (ve muhtemelen Sabataî) Hâriciye Vekîli Necmettin Sadak da aynı zihniyetteydi ve Vekâletinin 24 Mart 1949 târih ve 35970/115 sayılı yazısıyle, “İsrâil Devleti’nin derhâl tanınması” tavsıyesinde bulunmuştu. İsrâil’in tanınmasına dâir Hükûmet Karârnâmesi hemen aynı gün imzâlandı... Ne de olsa, burası, “Kemalist Türkiye”dir!
***
Muvâzaalı Muhâlifler de İsrâil’in tanınmasını desteklediler
Üstelik, tanıma karârı gibi bunca hayâtî bir mes’ele, ne efkârıumûmiye tarafından, ne de TBMM’de tartışıldı… Zâten totaliter bir rejimde (ki o senelerde açık totaliter rejimden, örtülü totaliter rejime geçilmiş bulunuyordu ve el’ân da bu keyfiyet berdevâmdır) efkârıumûmiye bir sürüden başka nedir ki? Gûyâ “muhâlif” denilen muvâzaalı partiler (Celâl Bayar’ın Demokrat Parti’si, Yusuf Hikmet Bayur ve Fevzi Çakmak’ın Millet Partisi, v.s.) ise Hükûmetin hâricî siyâsetini bütünüyle desteklemekteydiler. Nitekim, Hüseyin Cahid Yalçın, 17 Mart 1949 târihli Ulus’taki başmakalesinde, “muhâlefet”i bu tavrı sebebiyle harâretle tebrîk edecekdir. Sabataî, Farmason, Fanatik Kemalist gibi unsurlardan meydana gelen Mütehakkim Zümrenin zihniyetini anlamak bâbında, Hüseyin Cahid’in makâlesinin iktibâs ettiğimiz son iki paragrafındaki “Bu adamlar vatandaşların kalbinden kanun korkusunu kaldırarak gûya yerine Allah korkusunu ikame etmek isteyen sapıklardır.” ve “Bolşeviklerin binecekleri beygirler de koyu mürtecilerdir.” cümlelerine ve “kara tehlike” tâbirine hâssaten dikkat edilmelidir. O devirde, Hüseyin Cahid Yalçın’ın Cemâatdaşı Ahmet Emin Yalman da, ısrârla, “Mürteci” tâbiriyle tezyîf ettiği Müslümanları, Bolşeviklerin maşası olarak göstermiye çalışıyordu.
“Vatanımızda parti münasebetlerinin normale doğru gidişinde bahsettiğimiz büyük değişikliği lâyıkile anlamamış olanlar varsa dün Millet Meclisinde dış politika üzerinde cereyan eden müzakereler onları tenvir edebilir. Gerek Yusuf Kemal Tengirşenk’in, gerek Fuat Köprülü’nün ve bilhassa Fuat Köprülü’nün dış politikamız hakkındaki beyanatları, ihtiva ettikleri siyasî kiyaset ve ruhî asalet bakımından parlâmento tarihimizin kıymetli sahifelerini teşkil edeceklerdir. Vatanın selâmet ve istiklâlini takdir ve müdafaa hususunda muvafakat ile muhalefetin tam bir ruh birliği içinde elele müttefik ve müttehit yürümeleri memlekete mağlûp olmaz bir ordu temin etmek kadar büyük bir muvaffakıyettir. […]
“Demokrat Parti gürültülü patırtılı bir tarzda gelişi güzel ve birdenbire vücut bulduktan sonra bir tekâmül devresi geçirip içindeki bulanık ve bulaşık unsurları ya kendi dışarı attı, ya onlar orada hayat hakkı bulamıyarak çekildiler. Şimdi efkârı umumiyenin tezahürünü kanun dairesinde bir rekabet ve münakaşa ile kazanmağa çalışan iki muntazam vatansever partinin yanı sıra mantıktan, muvazeneden, selim histen mahrum, mağşuş bir küme göze çarpıyor ki Halk Partisine olduğu kadar Demokrat Partiye de düşmandır. Bunlar hâlâ çıkacak ihtilâlden bahsediyorlar. Bu adamlar vatandaşların kalbinden kanun korkusunu kaldırarak gûya yerine Allah korkusunu ikame etmek isteyen sapıklardır.
“Bu memlekette ancak bolşevikler ihtilâl çıkarmayı düşünebilirler. Onların binecekleri beygirler de koyu mürtecilerdir. Bu manevranın eksilmemiş, hattâ artmış olduğu da göze çarptı. Fakat memleketin kalblerinde vatan aşkı taşıyan, selim duygulara sahip olan muvazeneli unsurlarının ikinci parti halinde normal hayata doğru yürümeleri[nin], kara ve kızıl tehlikeyi ezmeğe kâfi bir kuvvet vücuda getirdiğinde şüphe yoktur.” (Hüseyin Cahit Yalçın’ın 17 Mart 1949 târihli Ulus’taki başmakâlesinden; Akşam, 17.3.1949, ss. 1 ve 2’den naklen)
2_902964ba4e8b7d5ce937fd8cc566f7d3.jpg
(Akşam, 17.3.1949, s. 1)
Gûyâ “muhâlif” denilen muvâzaalı partiler de (Demokrat Parti, Millet Partisi, v.s.), “Millî Şef” Hükûmetinin Farmason Necmettin Sadak’ın idâresindeki hâricî siyâsetini (Jenosidci Siyonist Devletin tanınması dâhil) bütünüyle desteklemekteydiler… O “muvâzaalılar” hâricinde kalan “Mürteci” yaftalı Müslümanlar ise, Hüseyin Cahid’e nazaran, “Bolşeviklerin binecekleri beygirler”dir!
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (107)
Yesevizade Alparslan Yasa
24.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
1
Paylaşım
Filistin ve Siyonizm mes'eleleri, Arablarla Siyonistler arasında bir mes'ele olmaktan evvel bizimle Siyonizm arasındaki bir mes'eledir;
İsrâil’in emperyalist, ‘genişlemeci, mütecâviz’ bir Devlet
Filistin ve Siyonizm mes’eleleri, Arablarla Siyonistler arasında bir mes’ele olmaktan evvel bizimle Siyonizm arasındaki bir mes’eledir; zîrâ, Osmanlı Vatanının bir parçası olan Filistin, 19-20 Eylûl 1918’de Filistin Cephesinde yaşanan büyük ihânet, onu tâkîb eden 30 Ekim 1918 Mondros Mütârekesi ve sonrasındaki entrikalarla (Kemalizmin liderliğinde şikeli “İstiklâl Harbi”, “Sevr Muâhedesi” tiyatrosu, v.s.) bizden koparılmıştır. Hiç şüphesiz, Filistin’le Türkiye aynı kaderi paylaşıyorlar!
ys_a4c2b55c343ee75dba7b3bb57e4aaf03.jpg
Sabataî-Mason nüfûzu altındaki matbûât da tabiî olarak İsrâil sempatizanı
Sabataî muharrir, şâir, siyâsetci Celâl Sahir Erozan’ın kızı Berrin Hanım ile evli, Farmason gazete patronu ve muharriri Nadir Nadi’nin Cumhuriyet gazetesi, 29 Mart 1949 târihli nüshasında, “Millî Şef” iktidârının İsrâil’i resmen tanıma karârını sempatik bir resmin refâkatinde manşet haber yapıyor ve manşet altına karâr lehinde bir yorum ilâve ediyordu. Buna göre, Türkiye, İsrâil’i tanımakta gec bile kalmıştır; gecikmenin sebebi de “Arab Âleminin hislerine karşı gösterdiği müstesnâ teveccühdür”:
“Arab hükûmetlerinin hemen hepsi İsrail hükûmeti ile mütarekeler yapmak, yahud yapmağa karar vermek suretile bu devleti zımnen veya sarahaten tanımış bulunuyorlar. Hükûmetimizin İsraili tanımak hususunda şimdiye kadar gecikmesi, Arab âleminin hislerine karşı müstesna bir teveccüh teşkil etmektedir. Arab âlemi bizim kapı komşumuzdur ve biz İsraili tanımak hususunda bu âleme tekaddüm etmemek, bilâkis, onun mütareke yapmasına ve durumu tanımasına kadar beklemekle Arab komşularımıza karşı beslediğimiz sevgi ve saygıyı belirtmiş bulunuyoruz. Bunun Arab dostlarımız ve komşularımız tarafından takdir olunacağını umar, İsrail devletinin de Orta Şarkta bir genişleme ve tecâvüz unsuru değil, fakat sulh ve sükûn âmili olmasını temenni ederiz.”
Gazete, son cümlesiyle, dolaylı olarak, İsrâil’in emperyalist, “genişlemeci, mütecâviz” bir Devlet olduğunu îtirâf ediyor… Bu vasıfları biline biline yine de o Devlet tanınıyor! Kemalizm, Siyonizmle bu kadar sıkı fıkı dosttur!
Dîğer taraftan, Filistin ve Siyonizm mes’eleleri, Arablarla Siyonistler arasında bir mes’ele olmaktan evvel bizimle Siyonizm arasındaki bir mes’eledir; zîrâ, Osmanlı Vatanının bir parçası olan Filistin, 19-20 Eylûl 1918’de Filistin Cephesinde yaşanan büyük ihânet, onu tâkîb eden 30 Ekim 1918 Mondros Mütârekesi ve sonrasındaki entrikalarla (Kemalizmin liderliğinde şikeli “İstiklâl Harbi”, “Sevr Muâhedesi” tiyatrosu, v.s.) bizden koparılmıştır. Hiç şüphesiz, Filistin’le Türkiye aynı kaderi paylaşıyorlar! Siyonizme kaptırılmış Filistin de, “Kemalist Türkiye” de hep aynı beynelmilel entrikaların mahsûlüdür. Bu araştırmamız, bu vâıkaları kâfî derecede isbât etmiş bulunuyor…
Cumhuriyet’tin 30 Mart 1949 târihli nüshasında (s. 1) bir başka haber dikkati çekiyor:
“Türkiyenin İsrail devletini tanımağa karar vermesi, şehrimizdeki [İstanbul’daki] Yahudiler arasında büyük bir sevinç ve memnunluk uyandırmıştır. Tanıma kararının duyulması üzerine Yahudiler, hemen bir takım hazırlıklara girişmişlerdir. Bu arada bazı zengin Museviler, İsrail konsolosluğu yapmak üzere Gümüşsuyundaki Alman sefarethanesini satın almak için teşebbüslere girişmişlerdir. İlh…”
Eskişehr’in Farmason Meb’ûsu Prof. Dr. Yavuz Abadan da, CHP’nin nâşir-i efkârı Ulus’ta neşredilen İsrâil’in tanınması hakkındaki başmakâlesinde, tanıma karârını isâbetli buluyor ve İsrâil’le yakın münâsebet têsîsini temennî ediyordu:
“İsrail devletinin fi’len teşekkülü üzerinden hayli zaman geçtiği halde hükûmetimizin şimdiye kadar onu resmî surette tanımakta gecikmesi, Arap âlemine karşı beslemekte devam ettiğimiz sevgi ve saygı duygularının en şaşmaz delilidir. […]
“Diğer yandan yeni İsrail Devletinin Türkiye ile münasebetlerinde de aynı sempati ve anlayış duygularının hâkim olacağını ummak istiyoruz. Başbakan ve Dışişleri Bakanı dahil olmak üzere yeni İsrail kabinesinde üç Bakanın Türkiyede hukuk tahsili yapmış, dolayısiyle memleket ve halkımızı yakından tanıma fırsatını kazanmış kimseler olması, bu ümidimizi kuvvetlendirmektedir.” (Yavuz Abadan, “İsrail’in tanınması”, Ulus, 30 Mart 1949.)
(Cumhuriyet, 29.3.1949, s. 1)
Patron ve Başmuharririnin Farmason Nadir Nadi olduğu Cumhuriyet gazetesi, 29 Mart 1949 târihli nüshasında, “Millî Şef” iktidârının İsrâil’i resmen tanıma karârını sempatik bir resmin refâkatinde manşet haber yapmıştı….
“Kemalist Türkiye”nin “Millî Şef” Hükûmeti, jenosidci İsrâil Devleti’ni tanıyan Karârnâmeyi 24 Mart 1949’da imzâladı; bunun haberi 28 Mart 1949’da gazetelere aksetti; Karârnâme 1 Nisan 1949 târihli Resmî Gazete’de intişâr ederek mer’iyete girdi…
Birinci Cihân Harbi’nde Filistin Cephesinde şehîd düşen on binlerce Mehmedcik, Rabb’imize onlar hakkında acabâ hangi duâyı yapıyorlar?
***
Filistin Uzlaştırma Komisyonu’nda 33 Dereceli Farmason bir Sabataî: Hüseyin Cahid Yalçın
Birleşmiş Milletler Umûmî Hey’eti, 11 Aralık 1948 târihli toplantısında, Filistinli mültecîlerin evlerine dönebilmelerini, dönmek istemezlerse kendilerine arâzîleri için tazmînât ödenmesini, Kudüs’e milletler arası statü tanınmasını ve mukaddes mekânların korunmasını karâra bağlamıştı (194/III sayılı karâr). Yine bu karâra nazaran, BMT Arabulucusunun (17 Eylûl 1948’de Siyonistler tarafından alçakça katledilen BMT Arabulucusu İsveçli Kont Bernadotte ile Fransız Yardımcısı Miralay Serot’nun) vazîfesini üzerine alacak üç âzâlı bir Filistin Uzlaştırma Komisyonu teşkîl edilecek, âzâlar Fransa, Türkiye ve ABD tarafından tâyîn edilecekti.
Mezkûr Komisyona, Fransa’dan Claude Bréart de Boisanger, ABD’den Mark Ethridge tâyîn edilmişti. “Millî Şef”in bu işe Türkiye’den lâyık gördüğü şahıs ise, kendisinin yakın çevresinden, o esnâda İstanbul Millet Vekîli ve Ulus Başmuharriri olan Hüseyin Cahid Yalçın’dı. (United Nations, “The Question of Palestine”; https://www.un.org/unispal/document/auto-insert-211969/; 29.10.2024)
Gazeteci, edebî muharrir, mütercim, siyâsetci, nâşir, fikir adamı, İttihâdcı, Fanatik Kemalist, Siyonizm destekcisi, Türkiye Meşrik-i Âzamı’nın müessis kadrosundan 33 Dereceli Farmason, Müslümanlığın ve Allâh akîdesinin en yaman hasımlarından Hüseyin Cahid Yalçın…
Sabataî (Yâkubî) Cemâatinin, sînesinden çıkardığı belki en kudretli kalem… Türkceyi fevkalâde mâhirâne kullanıyordu. Kalemi, ömrünün seyri içinde, her geçen gün biraz daha fazla kıvraklaşmış, bir o kadar da mütecâvizleşmişti. Türklerin içinde dahi, kalemini bu kadar têsîrli kullanan bir gazete muharriri zor bulunur! Velhâsıl, bâtıl fikirlerini altın kupada sunmayı biliyordu…
Kabına sığmaz mizâcı sebebiyle, zaman zaman Mustafa Kemâl’in fiskesini yediyse de, bunlara takılıp kalmadı ve Kemalist Totaliter Rejimin nîmetlerinden de istifâde ederek, kılıçtan keskin kalemini Kemalizmin hizmetine verdi… (“Mustafa Kemâl’in Havradaki Resmî Cenâze Âyini”, Yeni Söz, 14.8.2022/11’den)
Elimizde, Hüseyin Cahid Yalçın’ın, kendi gizli hüviyetini ifşâ edercesine kaleme aldığı iki makâlesi bulunuyor:
Birincisi, “Millî Şef” Hükûmeti nâmına kaleme aldığı ve Başmuharriri olduğu Yeni Sabah gazetesinin 24 Ocak 1939 târihli nüshasında (ss. 1 ve 3) neşredilen “Yahudi Mes’elesi” başlıklı makâlesi… (Tam metin hâlinde “Mustafa Kemâl’in Havradaki Resmî Cenâze Âyini” içinde neşrettik: Yeni Söz, 7.9.2022/35)
İkincisi, Lakhovsky’den tercüme ettiği bir Yahûdi Müdâfaanâmesi: “Bir Fâcianın Destanı”… Bu makâlesi de, aynı Cemâatin güzîdelerinden Sedat Simavi’nin haftalık Yedigün mecmûasının 23 Ocak 1940 târihli nüshasında (No 359, s. 4) neşredilmiştir. (Yine tam metin hâlinde, “Mustafa Kemâl’in Havradaki Resmî Cenâze Âyini”, Yeni Söz, 5.9.2022/33’te)
Hüseyin Cahid Yalçın’ın, her iki makâlesinde de, Yahûdileri sâhiblenir ve onların haklarını müdâfaa ederken, ırkî bir taassubla, ifrâta kaçtığı ibretle müşâhede ediliyor…
“Tercüme” olarak takdîm ettiği makâlede, bizi “Yahûdi dehâsı”na inandırmıya çalışıyor… Peş peşe, fâhiş mübâlağalarla dolu iddiâlar:
“Almanyada en meşhur âlimler yahudi idiler… [Almanyalılar arasında] Nobel mükâfatlarının hepsini yahudi âlimleri aldılar… Alman kültürünün ve ilminin büyüklüğünü, sanayi ve ticaretinin terakkisini, büyük kısmı itibarile, yahudiler temin etmişlerdir… Bütün kimya, bütün eczacılık, bütün fizik âletleri vesaire, bizde yahudiler tarafından vücude getirilmiştir… Yirminci ve ondokuzuncu asırdaki Alman refah ve saadetini yahudi dehasına borçluyuz… Ah şimdi Alman Üniversitelerinin halini bir görseniz! Üniversitelerimizi katî bir zulmet kapladı; anfiteatrlar âdeta bomboş; dünyayı heyecana veren Alman keşifleri, Alman ilminin yenilikleri artık bitti… İlh…”
Hâlbuki hakîkat bunun tam tersidir: Almanya’da ve sâir Avrupa memleketlerinde Yahûdiler medenî seviyeyi yükseltecek îcâd ve keşiflerde bulunabildilerse, bunu, evvelemirde, Alman ve Avrupa kültürlerine medyûndurlar. O müsâid kültür vasatı olmasaydı, Şark Yahûdileri gibi hurâfelere boğulmuş olarak yaşamıya devâm ederlerdi. Nitekim bu berikileri de Alliance Israélite’in Avrupa’daki gelişmiş Müsbet İlimlere muvâfık müfredât programları tâkîb eden mektebleri uyandırmış ve Avrupa’daki milletdaşlarının seviyesine ulaştırmıştır…
“Yahûdi mes’elesi” hakkında kendisinin ve “Millî Şef” Hükûmetinin noktainazarını ifâde etmek üzere kaleme aldığı makâlede ise, Yahûdi aleyhdârlığını, “iki bin senelik bir taassubun şuûr altındaki düşmanlıkları” ile îzâh etmiye çalışıyor…
Peşîn hüküm mahsûlü basît bir “îzâh” şekli! (Bernard Lazare’ın yaptığı gibi) objektif bir araştırmayle, hakîkî sebebleri tesbît tavrı yok! Tek taraflı olarak, bütün Yahûdiler, her tarafta ve her zaman mâsûm; hep başkaları onlara zulmediyor! Ve bu da durup dururken oluyor: Onlara karşı şuûr altına yerleşmiş bir düşmanlık hissi varmış ve zaman zaman bu his galeyâna geliyor, zulüm fiilleri doğuruyormuş!
Başka topluluklara yapılan muazzam zulümleri es geçmek ve daha mühimmi, kendi milletinin yaptığı zulümlere gözlerini kapamak, hattâ onları mâzûr göstermiye çalışmak, buna mukâbil, durmadan, her fırsatta, bire bin katarak, bitmez tükenmez bir “ezelî-ebedî mazlûm” edebiyâtı yapmak… Bir Hakîkat arayıcısının ancak esefle karşılıyacağı hâller! (“Mustafa Kemâl’in Havradaki Resmî Cenâze Âyini”, Yeni Söz, 9.9.2022/36’dan)
Filistin Uzlaştırma Komisyonu’nda Hüseyin Cahit Yalçın’a iki müşâvir refâkat ediyordu: Orhan Eralp ve Tarık Emin Yenisey… (Dr. Arda Baş, “Filistin Uzlaştırma Komisyonu ve Türkiye”, Tarih Dergisi, İstanbul, 2019/1, sayı 69, ss. 135-168)
Yalçın’ın müşâvirlerinden Orhan Eralp (İzmir, 1915 – İstanbul, 6.6.1994), Manastırlı, Harbiye mêzûnu, muhtelif askerî vazîfelerden sonra “Mutlak Şef” tarafından iki devre (III. Devre -1927 / 1931- ve IV. Devre -1931 / 1935-) Meb’ûs (Aydın ve Bursa Meb’ûsu) tâyîn edilmiş Emin Fikri Eralp’in (Manastır, 1883 – Ankara, 13.12.1934, Cebeci Asrî Mez.) oğlu, Kemalist Meclis’in Reîsi General Kâzım Özalp’in amcazâdesidir ve bilâhare Büyük Elçilik, Hâriciye Vekâleti Müsteşârlığı ve NATO Dâimî Temsîlciliği yapmıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Eralp; 29.10.2024; TBMM Albümü, c. 1: 1920-1950, Ankara: TBMM Yl., Haziran 2010, ss. 136 ve 193; Son Posta, 14.12.1934, s. 1)
Orhan Eralp’in amcazâdesi, Mustafa Kemâl’in yakın muhîtine mensûb General Kâzım Özalp, “Büyük Şef”iyle aynı Locada (Selânik Maçedônya Risôrta Locası’nda), fakat ondan iki sene sonra (29 Aralık 1909’da) tekrîs edilmişti (Seyhun Tunaşar, Mimar Sinan, 2002/126: 22) 1931 senesinde, kendisine 33. Derece tevcîh edilmiştir. (-Üstâd-ı Âzam Kemalettin- Apak 1958: 59
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (108)
Yesevizade Alparslan Yasa
25.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Dünyâda ondan üstün bir kuvvet mevcûd olmadığı için hiç kimse ondan bunun hesâbını soramadı ve taahhüdünü yerine getirmiyen bu pervâsız Devlet BMT'den ihrâc edilmedi…
Kudüs’ün milletler arası bir statüye kavuşturulmasını engelledi
Dünyâda ondan üstün bir kuvvet mevcûd olmadığı için hiç kimse ondan bunun hesâbını soramadı ve taahhüdünü yerine getirmiyen bu pervâsız Devlet BMT’den ihrâc edilmedi… İşte “Millî Şef” iktidârının bâriz şekilde İsrâil tarafdârı siyâsetinin bir tezâhürü de, BMT Filistin Uzlaştırma Komisyonu’na Türkiye Murahhası olarak Hüseyin Cahid Yalçın gibi bir şahsıyeti tâyîn etmesidir. Hem Sabataî, hem Farmason, hem Fanatik Kemalist hüviyetiyle ondan hakkâniyetli davranması, mazlûmların hakkını müdâfaa etmesi beklenebilir miydi?
yes_275215e6882b038eda323948cc63f714.jpg
(Cumhuriyet, 4 Mart 1949, s. 1 ve Cumhuriyet, 5 Mart 1949, s. 1.)
“Millî Şef”in BMT Filistin Uzlaştırma Komisyonu’nda (The United Nations Conciliation Commission for Palestine) vazîfelendirdiği Hüseyin Cahid Yalçın (ortada), sağda İsrâil Hâriciye Vekîli Moşe Şaret (Şertok), solda Komisyon’daki Amerikan Murahhası Mark Ethridge ile pek kaynaşmış bir hâlde görülüyor… Arab matbûâtı; Sabataî, Mason, Siyonist ve Fanatik Kemalist Hüseyin Cahid hakkında, “Yahûdilere yardım ve Yahûdi menfâatlerini tercîh etmek bakımından Yahûdi murahhaslarından daha ileri gittiği” tesbîtinde bulunmuştu… Sağdaki haberde de, Hüseyin Cahid, “Millî Şef” Hükûmetinin –on ay kadar evvel istiklâlini îlân etmiş- İsrâil’i tanıyacağını beyân ediyor… O İsrâil ki Beynelmilel Siyonizmin şeytanca desîselerle, ihânetle, barbarlıkla bizden kopardığı Filistin üzerinde kurulmuştur!
***
Yalçın’ın dîğer müşâviri Tarık Emin Yenisey ise, Hâriciye Vekâleti Müsteşârı, Bursa Vâlisi, Büyük Elçi Mehmet Emin Yeniçay ile Emîne Hâmide Tarhan’ın oğludur. (https://www.myheritage.com.tr/names/emine_tarhan; 30.10.2024) Bilâhare Lizbon ve Helsinki Büyük Elçiliği yapmıştır. Sabataî Cemâatine mensûb (yine Mustafa Kemâl’in yakın muhîtinden) Sâlih ve Selma Fansa çiftinin kızı Mübîne Fansa ile evliydi. (Abdullah Muradoğlu, Selanik’ten İstanbul’a İpekçi’ler ve İsmail Cem, İstanbul: Bakış Yl., Ekim 2002, s. 19)
Gûyâ “uzlaştırmacı” Hüseyin Câhid, İsrâil’in bir ân evvel tanınmasını istiyordu
Filistin Uzlaştırma Komisyonu, 1949 sonuna kadar çalıştı, lâkin müsbet bir netîce elde edilemedi. Zîrâ İsrâil, üstelik, 194/III sayılı karârı tatbîk edeceğine dâir taahhüdde bulunduğu için 11 Mayıs 1949’da BMT âzâlığına kabûl edildiği hâlde, Filistinli mültecîlerin (ki takrîben 750 bin kişiydiler; yânî neredeyse bütün bir millet tedhîşle muhâcir, mültecî mevkiine düşmüştü) evlerine dönmelerine izin vermedi (onların topraklarını, mal-mülklerini müsâdere ederek Yahûdilere dağıttı) ve Kudüs’ün milletler arası bir statüye kavuşturulmasını da engelledi. Dünyâda ondan üstün bir kuvvet mevcûd olmadığı için hiç kimse ondan bunun hesâbını soramadı ve taahhüdünü yerine getirmiyen bu pervâsız Devlet BMT’den ihrâc edilmedi…
İşte “Millî Şef” iktidârının bâriz şekilde İsrâil tarafdârı siyâsetinin bir tezâhürü de, BMT Filistin Uzlaştırma Komisyonu’na Türkiye Murahhası olarak Hüseyin Cahid Yalçın gibi bir şahsıyeti tâyîn etmesidir. Hem Sabataî, hem Farmason, hem Fanatik Kemalist hüviyetiyle ondan hakkâniyetli davranması, mazlûmların hakkını müdâfaa etmesi beklenebilir miydi?
O senelerde âdetâ “Millî Şef”in ve Hükûmetin matbûâttaki resmî sözcüsü mesâbesinde olan Hüseyin Cahid, bir taraftan BMT Komisyonunda gûyâ Arablar ile Yahûdileri uzlaştırmaya çalışırken, dîğer taraftan “Millî Şef”e rapor verip, ona, bir ân evvel İsrâil Devleti’ni tanımasını tavsıye ediyordu!
Yalçın, (bâzı araştırmacılara nazaran) “Millî Şef”e raporunu Mart 1949 başında verdi ve Kemalist Hükûmet de, vakit kaybetmeden, Şef’inin tâlimâtıyle, 24 Mart 1949’da İsrâil’i tanıyan Karârnâmeyi imzâladı…
Filistin Uzlaştırma Komisyonu ve Türkiye-İsrâil münâsebetleri hakkında makâle têlîf etmiş bâzı araştırmacılar, Hüseyin Câhid’in “Millî Şef”e arzettiği bir raporla İsrâil’in bir ân evvel tanınmasını tavsıye ettiğine dâir bilgiyi şu esere istinâd ettiriyorlar: Alon Liel – Can Yirik, Türkiye-İsrail İlişkileri, İstanbul Kültür Üniversitesi, Global Political Trends Center, İstanbul, 2010, s. 16.
Biz, Hüseyin Cahid’e atfedilen rapora ulaşamadık. Lakin onun 4 Mart 1949 târihindeki şu beyânâtı, İsrâil’in bir ân evvel tanınması fikrinde olduğuna delîldir:
“Türkiyenin İsrail devletini tanıması hususu, hükûmetimizin bileceği bir iştir. Fakat bu, ileride mutlaka tahakkuk edecektir. Zira bütün dünya devletleri İsraili tanımaya başlamışlardır.” (Cumhuriyet, 5 Mart 1949, s. 3.)
Hüseyin Cahid’in, BMT Filistin Uzlaştırma Komisyonu Âzâsı sıfatıyle yürüttüğü faâliyetlerde Siyonizm tarafdârlığı o kadar göze batıyordu ki, Cumhûriyet gazetesi muharriri Ömer Rıza Doğrul’un –gazetesinin 15 Haziran 1949 târihli nüshasında, “Lozan Uzlaştırma Komisyonu’nun Faaliyetleri Dolayısıyla” başlıklı makâlesinde- naklettiğine göre, Arab matbûâtı, onun hakkında, “Yahûdilere yardım ve Yahûdi menfâatlerini tercîh etmek bakımından Yahûdi murahhaslardan daha ileri gittiği” tesbîtinde bulunmuştu… (Burak Şenel, “İsrail Devleti’nin Kuruluşunda Türkiye’nin İsrail’i Tanıma Süreci”, Akademik Orta Doğu, 2014, 9/1: 157-178, s. 171’den naklen; “Kemalizm, İsrâil’in Kuruluşuna Nasıl Yardım Etti?”, Yeni Söz, 7.1.2018/10)
Velhâsıl, gayr-i resmî olarak Hüseyin Cahid’in, resmî olarak, başında Farmason Necmettin Sadak’ın (Isparta, 1890 – Nevyork, 21.9.1953) bulunduğu Hâriciye Vekâleti’nin (“İsrâil Devleti’nin derhâl tanınması” şeklindeki) tavsıyesiyle, “Millî Şef”in (Şemseddin Günaltay riyâsetindeki) Hükûmeti, 24 Mart 1949 târihli Karârnâmesiyle İsrâil Devleti’ni resmen tanıdı. Tanıma karârı, 1 Nisan 1949 târihli Resmî Gazete ile mer’iyete girdi.
Kemalist Rejimin Arab düşmanlığının bir tezâhürü
“Kemalist Türkiye”nin bu karârı, bütün Arab Âleminde hayâl kırıklığı hâsıl etti; bilhassa Sûriye’de Türkiye aleyhdârı neşriyâtı körükledi:
“İsrail’i tanımasıyla Türkiye, siyasal anlamda hızla bölgeden uzaklaşmış ve daha sonra gösterilen bütün çabalara karşın, bu olayın izleri hiçbir zaman silinememiştir. {Bu olay,] Suriye’nin bağımsızlığı sonrası iki ülke arasında krize dönüşerek sağlam zeminde ilişkilerin gelişememesinin önemli bir sebebi olmuştur.” (Alpaslan Öztürkci, “Suriye’nin Bağımsızlığına Türkiye’nin Bakışı”, History Studies; Internationl Journal of History, vol. 8, September 2016, pp. 111-133, p. 127)
Aslında, (tahsîl hayâtımız zarfında bizzât şâhid olduğumuz vechiyle) bilhassa mekteblerdeki tedrîsâtıyle her fırsatta Arabları kötüliyen, onları toptan 1. Cihân Harbinde Türk Milletine ihânetle ithâm eden, onlara çeşid çeşid kusûrlar yakıştırarak Milletimizin gözünden düşürmiye çalışan Kemalist Totaliter Rejimin bu siyâseti hiç de şaşırtıcı değildir…
14 Mayıs 1950 Seçimleriyle CHP Hükûmeti yerini Demokrat Parti’ye terkedince, Hükûmet, bir müddet sonra, Hüseyin Cahid’in Filistin Uzlaşma Komisyonu’ndaki vazîfesine son verdi. Filistin mes’elesi, ısrârla Sabataî ve Farmasonların eline emânet edilmek isteniyormuşçasına, Hükûmet, bu sefer de, 22 Haziran 1950’de, Mustafa Kemâl’in değişmez Farmason Sabataî Hâriciye Vekîli Dr. Tevfik Rüştü Aras’ı aynı vazîfeye tâyîn etti! (Baş 2019: 150) Dr. Tevfik Rüştü, 21 Nisan 1910’da, Talat Paşa, Ali Fethi, Mustafa Kemâl, Mustafa İsmet, Kâzım Özalp, Edip Servet Tör, Midhat Şükrü Bleda, Raşit Erer, Kâzım Nami Duru, Servet Yesari gibi şahsıyetlerin de Locası olan Macedonia Risorta’da tekrîs edilmiştir. (Seyhun Tunaşar, Mimar Sinan, 2002/126: 32) Dr. Tevfik Rüştü Aras’a, 1929’da 33. Derece tevcîh edilmiştir. (-Üstâd-ı Âzam Kemalettin- Apak 1958: 59)
“Kemalist Türkiye”de çarklar böyle dönüyor!
Dr. Arda Baş’ın tesbîtine nazaran:
“Aras’ın Uzlaştırma Komisyonu’ndaki görevi 5 Mart 1951 tarihine kadar sürmüştür. […]
“Orhan Eralp 30 Temmuz 1950’de Aras’ın yanına müşavir olarak Bakanlar Kurulu kararıyla atanmıştır. […]
“BM Genel Kurulu’nun 11 Aralık 1948’de 194/3 nolu kararı ile kurulan Filistin Uzlaştırma Komisyonu 1952’den sessiz bir şekilde ölümüne kadar uzun süre adeta can çekişerek varlığını sürdürmüştür.” (Baş 2019: 151, 157)
Filistin mes’elesinde Türkiye’yi İsrâil tarafında saf tutmıya zorlıyan Sabataî nüfûzunun bir başka tezâhürü de, İsrâil’e tâyîn edilen ilk Büyük Elçinin yine Selânik Cemâatinin içinden seçilmesi oldu: Seyfullah Esin (Selânik, 1902 – İstanbul, 15.6.1982)… Esin, 1967’de emekli oluncıya kadar, Türkiye’yi, Büyük Elçi sıfatıyle, muhtelif memleketlerde temsîl etmiye devâm edecekdir: Sovyet Rusya, Garbî Almanya, Mısır, Hindistan, İspanya… Arada (1957 – 1960), Birleşmiş Milletler Teşkîlâtı Dâimî Temsîlciliği… (https://tr.wikipedia.org/wiki/Seyfullah_Esin; 28.10.2024)
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (109)
Yesevizade Alparslan Yasa
29.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Siyonistler, her fırsatta Gazzelileri öldürüyor, şehirlerini bombalıyor ve onları mütemâdî abluka altında tutuyordu… Dünyâ Devletleri ise, onların bu dayanılmaz çilesine seyirci kalıyor, hattâ jenosidci İsraîl'i haklı buluyor ve onu muhtelif vâsıtalarla destekliyorlardı. Bu şartlarda, Gazzelilerin merkezî teşkîlâtı olan HAMAS, âdetâ can havliyle bir çıkış yaparak İsrâil'i bastı, pek çok Siyonist askerini öldürdü, yüzlerce sivili de rehin aldı. Sivillerin rehin alınmasının sebebi, İsrâil hapishânelerini dolduran binlerce mazlûm Filistinliyle onları takas etmekdi.
Gazze Filistinlileri onlarca senedir İsrâil’in zulmü altında
Siyonistler, her fırsatta Gazzelileri öldürüyor, şehirlerini bombalıyor ve onları mütemâdî abluka altında tutuyordu… Dünyâ Devletleri ise, onların bu dayanılmaz çilesine seyirci kalıyor, hattâ jenosidci İsraîl’i haklı buluyor ve onu muhtelif vâsıtalarla destekliyorlardı. Bu şartlarda, Gazzelilerin merkezî teşkîlâtı olan HAMAS, âdetâ can havliyle bir çıkış yaparak İsrâil’i bastı, pek çok Siyonist askerini öldürdü, yüzlerce sivili de rehin aldı. Sivillerin rehin alınmasının sebebi, İsrâil hapishânelerini dolduran binlerce mazlûm Filistinliyle onları takas etmekdi.
FOTO:
resim1_806f880a06e2687b5770e952ad0f4862.jpg
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Seyfullah_Esin; 28.10.2024)
Türkiye’nin ilk İsrâil Büyük Elçisi (1950- 1952) Selânikli Seyfullah Esin (ortada), Chaim Weizmann (solda) ve Moşe Şaret (sağda) ile samîmî bir sohbet ânında…
***
Bir buçuk asırdır devâm eden Filistinli jenosidinin son sahnesi, Siyonizmin olduğu kadar Masonluğun da foyasını apâşikâr meydana çıkarmıştır!
Buraya kadar, Yahûdilik ve Siyonizm ile Masonluk arasındaki sıkı münâsebete dâir mevsûk ve mufassal mâlûmât vermiş bulunuyoruz.
Hâl böyleyken, günümüzde, Masonluk ile Yahûdilik ve Siyonizm arasındaki sıkı münâsebeti gösteren çok âşikâr bir hâdise vukû bulmuştur. Bu, jenosid siyâsetiyle ve -Mesîh akîdesi (Mesîhcilik) mûcibince- Siyonist Cihân Hâkimiyetinin kalbgâhı olmak üzere kurulan, “Nil’den Fırat”a şiârıyle mütemâdiyen genişliyen, bu hedefine ulaşmak için, (Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı Kudüs Şûbesi’nin nâşiriefkârı Kivunum –Yönelişler- mecmûasının Şubat 1982 târihli 14. sayısında neşredilen ve İsrâilli değerli İnsan Hakları Müdâfii, Kimyâ Prof. Dr. İsrael Şahak tarafından dünyâya ifşâ edilen “80’li Senelerde İsrâil’in Stratejisi” başlıklı makâlede münderic) Oded Yinon Planı’yle bütün Orta-Şark’ı birbirine düşürüp bir harâbe ve kabristana çeviren İsrâil’in, Gazze’de, 7 Ekim 2023’ten beri, bütün dünyânın gözü önünde, pervâsızca, hiçbir insânî endîşe duymadan ve hâlâ şirretce mazlûm edebiyâtı yaparak irtikâb ettiği sistemli jenosiddir. (Şu eserimizde Oded Yinon Planı’nı tafsîlen îzâh ettik: Kur’ânî Milliyet Telâkkîsi ve Irkçılık Sapması, Ankara: Kurtuba Yl., 2015, ss. 439-458)
İşte, İnsan Hakları ve Ahlâkî Değerler husûsunda samîmî olsalar, böyle bir hâdise karşısında, bütün Mason Localarının kıyâmeti koparması ve topyekûn bir seferberlikle, İsrâil’in, târihin nâdiren kaydettiği bir umursamazlık içinde yürüttüğü jenoside derhâl mâni olmaları gerekirdi! Vâesefâ ki canavarca irtikâb edilen jenoside mâni olmak şöyle dursun, sükût ederek onların cürmüne ortak oldukları, hattâ onları haklı çıkarmıya çalıştıkları görülüyor! Bu tesbîtimizin isbâtı pek kolaydır: Türkiye’deki ve sâir memleketlerdeki Mason sitelerini taramak kâfîdir! Türkiye’de sükût ederek, başka memleketlerde ise, alenen, vicdânsızca bu muazzam cürmü destekliyerek ne kadar kararmış kalbleri olduğunu gösteriyorlar! (Onların Localarda “nûrlanmaları” zâhir böyle oluyor!) Şâyed onların üç asırdır zihinleri ifsâd ve tağşîş eden masonî lâfazanlıklarının iflâsı için hâlâ bir delîle ihtiyâc varsa, işte bu bedîhî delîl buna kâfîdir!
Yukarıda, fanatik bir Siyonist Mason teşkîlâtı olan Bene Berit üzerinde durmuştuk. Biteviye Filistinlileri ithâm ederek ve onları müdâfaaya kalkışan herkes üzerinde –BMT Umûmî Kâtibi Antonio Guterres’i istîfâya zorlamak için imzâ kampanyası başlatmaları gibi- tedhîş estirerek bu jenosidi dahi haklı göstermiye çalışıyorlardı!
“Cihânşümûl Masonluk”tan ise, üç nümûne takdîm edeceğiz. Birisi, Fransa’daki “Muntazam” Masonluğun temsîlcisi Grande Loge Nationale Française, dîğer ikisi ise “Liberal” Masonluğun temsîlcileri Grand Orient de France ile Grande Loge de France… Kaynağımız, doğrudan doğruya kendi İnternet Siteleridir.
“Muntazam Masonluğun” tavrı
İngiltere Müttehid Büyük Locası’na tâbi (“Muntazam”) Fransız Millî Büyük Locası’nın Gazze Harbi hakkındaki tavrını, GADLU.INFO isimli Fransızca Mason Sitesinden öğreniyoruz. (“GADLU”, “Grand Architecte de l’Univers / Kâinâtın Ulu Mîmârı” nın baş harfleridir. Sitenin isminin altında: “Les nouvelles du Web Maçonnique / Masonî Web’den Haberler” ibâresi vardır.)
İşbu Mason Sitesinin 9 Ekim 2023 târihli (yânî Harbin başlamasından iki gün sonraki) haberine nazaran, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrâil’e karşı harekâtı üzerine, Fransız Millî Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı Jean-Pierre Rollet, derhâl (9 Ekim 2023), İsrâil Devleti Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı İlan Segev’e bir destek mesajı gönderiyor ve İsrâil’in mârûz kaldığı dehşetengîz hâdise karşısında (“en ces moments terribles où l’horreur le dispute à la souffrance / dehşetin ıztırâbla yarıştığı şu ânlarda”) derin teessür duyduklarını, muztarib İsrâil halkıyle dayanışma hâlinde olduklarını ifâde ediyor…
Lâkin bir asır üzerine ilâve olarak on üç aydır (7 Ekim 2023 – 7 Kasım 2024) İsrâil’in Filistin halkına revâ gördüğü jenosid karşısında, bebek, çocuk, kadın, ihtiyâr her yaştan 50 bin civârında sivilin barbarca, sadistce imhâ edilmesi hâdisesi karşısında, Filistin halkının en az bir asırdır mârûz kaldığı dayanılmaz acılar karşısında vicdânları galeyâna gelmiyor, kılları bile kıpırdamıyor, dîğer taraftan, büyük bir pişkinlikle, İnsan Haklarından, beşer kardeşliğinden dem vurmıya devâm ediyorlar!
resim2_be977076cbc95dfb0b5fca59053f7f0d.jpg
(https://www.gadlu.info/soutien-de-la-glnf-a-la-gra... 16.4.2024)
GADLU.INFO isimli Mason Sitesinde, Fransız Millî Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı Jean-Pierre Rollet’nin İsrâil Devleti Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı İlan Segev’e bir dayanışma mesajı gönderdiğine dâir 9 Ekim 2023 târihli haber…
***
“Liberal Masonluğun” tavrı
Fransa’da (hattâ bütün Kıt’a Avrupası’nda) ağırlıkta olan Masonluk telakkîsi, “Liberal Masonluk”tur. Bu temâyülü temsîl eden birkaç Büyük Loca bulunmakla berâber, en köklü ve âzâ sayısı en fazla olan iki Büyük Loca, birinci derecede Fransa Meşrik-ı Âzamı (Grand Orient de France), ikinci derecede Fransa Büyük Locası’dır (Grande Loge de France).
Bunlardan Fransa Meşrik-ı Âzamı, 18. asrın başlarından beri faâliyet göstermekte ve el’ân 52 bin kadar müntesibi bulunmaktadır. Geçmişten beri siyâsî ve ihtilâlci faâliyetleriyle tebârüz ediyor. Fransa ve Avrupa’daki birçok ihtilâl üzerinde müessir olmuştur. Kezâ Türkiye’deki 1908 – 1909 İttihâdcı ve 1920 – 1923 Kemalist İhtilâllerinde de… 19. asırdan beri, bütün şümûlüyle (yânî hayâtın her sâhasında) Laiklik dâvâsı güdüyor. Türkiye’deki Laikliğin de başlıca kaynağının Fransa Meşrik-ı Âzamı olduğunu söylemek, herhâlde mübâlağa olmaz…
1894-1895’te têsîs edilen Fransa Büyük Locası ise, sînesinde, 36 bin âzâ barındırmaktadır. (Âzâ sayıları ve târihler hakkındaki kaynağımız, Fransa Millî Kütübhânesi’nin Sitesi’dir: https://essentiels.bnf.fr/fr/focus/f403a7be-ad70-4... 5.11.2024)
Gazze Filistinlileri onlarca senedir İsrâil’in zulmü altında yaşıyorlardı: Siyonistler, her fırsatta Gazzelileri öldürüyor, şehirlerini bombalıyor ve onları mütemâdî abluka altında tutuyordu… Dünyâ Devletleri ise, onların bu dayanılmaz çilesine seyirci kalıyor, hattâ jenosidci İsraîl’i haklı buluyor ve onu muhtelif vâsıtalarla destekliyorlardı. Bu şartlarda, Gazzelilerin merkezî teşkîlâtı olan HAMAS, âdetâ can havliyle bir çıkış yaparak İsrâil’i bastı, pek çok Siyonist askerini öldürdü, yüzlerce sivili de rehin aldı. Sivillerin rehin alınmasının sebebi, İsrâil hapishânelerini dolduran binlerce mazlûm Filistinliyle onları takas etmekdi. Lâkin İsrâil, zâten muhtelif şekillerde sürüp giden jenosidci harbi için yeni bir fırsat elde etmiş olduğu düşüncesiyle, hemen aynı gün, her çeşid insânî endîşeye sırtını dönmüş olarak, bütün hışmıyle Gazzeli siviller üzerine bomba yağdırmıya başladı. Onların nazarında, karşılarında insan yok, kökü kurutulacak haşerât var! O günden beri, canavarca katliâmlarına devâm ediyorlar… Küvözlerdeki bebeklere kadar on binleri katlettiler, ama kana doymuyorlar!
İşte Liberal Masonluğun iki büyük teşekkülü, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki harekâtı üzerine, derhâl binlerce misliyle mukâbele eden İsrâil’in yeni katliâmlarını görmezden gelerek, İsrâil’i harâretle destekliyen beyânâtlar verdiler. 9 Ekim 2023’te, Fransa Meşrik-ı Âzamı Üstâd-ı Âzamı Guillaume Trichard’ın, 12 Ekim 2023’te de, Fransa Büyük Locası Üstâd-ı Âzamı Thierry Zaveroni’nin imzâlarıyle.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (110)
Yesevizade Alparslan Yasa
30.11.2024 - 00:00
Yayınlanma
Neden Masonluk dâimâ Siyonizme hak veriyor?
Neden Masonluk dâimâ Siyonizme hak veriyor?
Nitekim, Farmason Haham, Nâşir, Muharrir Isaac Mayer Wise’ın (Bohemya, Lomnička, 29.3.1819 – ABD, Ohio, Cincinnati, 26.3.1900) Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkında aşağıdaki tesbîti de, aynı hakîkatin farklı bir ifâdesi değil midir? “…Dahası, şunu da biliyoruz ki Masonluk, bir Yahûdi müessesesidir ve -Orta-Çağdaki menşêiyle alâkalı olarak, Katoliklikden gelen bir derecesi ve mükellefiyetteki birkaç kelime hâric- onun târihi, dereceleri, mükellefiyetleri, parolaları, yorumları baştan sona Yahûdilere âiddir.
1_0e6c562598b05a32b82fa672dcf1ea71.jpg
(https://www.gldf.org/obedience-maconnique/actualites/fiche-actualite/communique-de-presse-gldf-conflit-proche-orient-12-octobre-2023.html; 13.4.2024) (https://godf.org/wp-content/uploads/2023/10/communique-de-presse-du-Grand-Orient-de-France-9-octobre-2023.pdf; 22.4.2024)
Solda, Fransa Büyük Locası’nın Filistinlilere karşı İsrâil’i destekliyen 12 Ekim 2023 târihli beyânâtı… Sağda, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın aynı mâhiyetteki 9 Ekim 2023 târihli beyânâtı… Her iki beyânât da kendi Sitelerinde neşredilmiştir…
***
“Muntazam Masonluk” gibi “Liberal Masonluk” da, neşrettikleri teblîğlerle, “tedhîşçi Hamas”ı en ağır ifâdelerle takbîh ve mahkûm ettiler, “İsrâil’e ve halkına yönelik bu câniyâne, bu tedhîşçi tecâvüzün, bu barbarlık fiillerinin ve sivil katliâmlarının hiçbir sûretle haklı görülemiyeceğini ifâde ederek Fransa ve İsrâil Yahûdileriyle sarsılmaz bir dayanışma hâlinde olduklarını” bildirdiler…
Buna mukâbil, Hamas’ın günâhı ne olursa olsun, bir asırlık mezâlim üzerine, on üç aydır, Filistin halkının suçlu-mâsûm, çoluk çocuk, genc-ihtiyâr, hasta-sağlam, kadın-erkek, asker-sivil tefrîk edilmeksizin mârûz kaldığı vahşet, sadistce muâmeleler, sistemli jenosid, bir memleketin baştan başa harâbeye çevrilmesi, hayâtî ihtiyâc maddeleri yardımının engellenmesi, hastahânelerin, mâbedlerin yerle yeksân edilmesi, mezarlıkların dahi barbarca tecâvüzlere hedef olması, milyonlarca insanın açlıktan, susuzluktan, bakımsızlıktan ölüme mahkûm edilmesi, evsiz barksız bırakılması, göçe icbâr edilmesi, ilh… onları hiç alâkadâr etmiyor! Kararmış vicdânları, ne kadar büyük cinâyetler irtikâb ederlerse etsinler, hep Siyonistleri haklı çıkarıyor!
Siyonizmin yapışık kardeşi
Neden Masonluk dâimâ Siyonizme hak veriyor?
Çünki Masonluk, Siyonizmin yapışık kardeşidir!
Nitekim, Farmason Haham, Nâşir, Muharrir Isaac Mayer Wise’ın (Bohemya, Lomnička, 29.3.1819 – ABD, Ohio, Cincinnati, 26.3.1900) Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkında aşağıdaki tesbîti de, aynı hakîkatin farklı bir ifâdesi değil midir?
“…Dahası, şunu da biliyoruz ki Masonluk, bir Yahûdi müessesesidir ve -Orta-Çağdaki menşêiyle alâkalı olarak, Katoliklikden gelen bir derecesi ve mükellefiyetteki birkaç kelime hâric- onun târihi, dereceleri, mükellefiyetleri, parolaları, yorumları baştan sona Yahûdilere âiddir. (…We know still more, viz that Masonry is a Jewish institution whose history, degrees, charges, passwords and explenations are Jewish from the beginning to the end, with the exception of one by-degree and a few words in the obligation, which true to their origin in the middle ages, are Roman Catholic.)” (Isaac Wise, “Intolerance and Insolence”, The Israelite, Cincinnati, August 3, 1855, 2, no 4, 28) (https://sites.americanjewisharchives.org/collections/wise/browse.php?i=Year:By_Year:1855-1859; 21.8.2024) (Wise, bu makâlesini, Boston Morning Times gazetesinde neşredilen bir okur mektubuna cevâben Farmasonluğu müdâfaa etmek için kaleme almıştır.)
2_b0d550db3dd242547fa02671b9f1ae0a.jpg
(The Israelite 2, no. 4, August 3, 1855, 28) (https://sites.americanjewisharchives.org/collections/wise/browse.php?i=Year:By_Year:1855-1859; 21.8.2024)
Farmason Haham Isaac Mayer Wise tarafından Amerika’nın Cincinnati şehrinde neşredilen The Israelite gazetesinde, kendisinin Masonluğu müdâfaa eden “Müsâmahasızlık ve Küstâhlık” başlıklı makâlesi…
***
9. Fasıl:
Muâsır Târihimizde Siyonist-Sabataî-Mason İşbirliği
Bu mevzûda binlerce sayfa neşretmiş bulunuyoruz. Mevzûun müdellel ve mevsûk tafsîlâtını merâk edenler Yeni Söz’deki –altı sene süren- o neşriyâtımıza mürâcaat edebilirler. Yahûdilik-Masonluk münâsebetine dikkat çekmiye mâtûf işbu araştırmamızda sâdece iki husûs üzerinde ve bir nebze durmak istiyoruz:
Birincisi, Sabataîler hakkındaki başlıca tesbîtlerimiz (ki bunların delîlleri mezkûr neşriyâtımızdadır; yine de bunlardan bâzılarını zikretmekden hâlî kalmıyacağız);
İkincisi, İsrâil Devletinin bânîlerinden Vladimir Jabotinski’nin şahsında ve siyâsî-askerî faâliyetlerinde tezâhür eden Siyonist-Sabataî-Mason işbirliği…
Evvelâ, Sabataîlik mes’elesi hakkında, yarım asırlık araştırmalarımıza istinâd eden birkaç tesbîtimizi serdedelim:
Münâfıklığı dîn hâline getiren bir cemâatin doğuşu
1) Sabataîlik, İzmir’de zuhûr eden Haham Sabatay Sevi’nin (İzmir, 1.8.1626 – Karadağ, Ülgen, 17.9.1676), kendisini, 12 nâibiyle berâber idâre edeceği dünyâ çapında Yahûdi Krallığı kuracak Mesîh (veyâ Mehdî) îlân etmesiyle başlıyan ve Tevrât’ın (Zohar kitabından mülhem) Bâtınî-Kabbalacı tefsîrine dayanan, Îrân’dan Hollanda’ya kadar her tarafta büyük bir tarafdâr kitlesi toplıyan, hâssaten Yahûdiler arasında doğurduğu kargaşa sebebiyle bizzât bâzı hahamlar tarafından Osmanlı makâmlarına şikâyet edilen, sâdece –kendi hâlinde- îtikâdî bir sistem olmayıp Pâdişâhı ve sâir Kralları tahtlarından devirmeye mâtûf büyük bir fesâd hareketi olduğu farkedilerek hakkında tâkîbât yapılan, binnetîce, dâîsi (Pâdişâh IV. Mehmed’in de kafes arkasından tâkîb ettiği) Dîvânda sorguya çekilen, cürmü âşikâre meydana çıkmakla berâber, kendisine ihtidâ ederek cezâsından kurtulma tercîhi sunulan, bunun üzerine ihtidâ ettiğini söyleyip Mehmed Azîz Efendi ismini alan, bililtifât kendisine kapı ortası tekaüdü olarak 150 akçe ihsân olunan ve ömrünün sonuna kadar bu maaşı almıya devâm eden, buna rağmen ancak bir aldatmaca olarak ihtidâ etmiş bulunan, el altından “Mesîhî” faâliyetlerine devâm eden, buna mebnî, hakkında yine hahamlar cânibinden vâkî şikâyet üzerine Arnavudluk’a sürülen ve şimdiki Karadağ’ın sâhil şehri Ülgen (Ulcinj)’de vefât eden, orada “Murâd Dede” ismiyle bir türbesi bulunan, velhâsıl bu tıynette bir şahıs tarafından mayalanan, dâîsinin telkînine muvâfık olarak Yahûdiler arasından kendisine tâbi geniş bir Münâfık topluluğuyle günümüze kadar ulaşan, en mühim merkezleri Selânik, İzmir, İstanbul olmakla berâber, bütün Balkanlar’a, Marmara ve Ege (hattâ kısmen Karadeniz) Bölgeleri’ne, Adalar’a yayılmış bulunan fevkalâde gizli, aslı îtibâriyle hurâfelerle yoğrulmuş olduğu hâlde 19. asrın sonu – 20. asrın başında Avrupaî pozitivist-materyalist têsîrlerle Kemalizme istihâle eden, dâimâ potansiyel ihtilâlci mâhiyetini koruyan, İslâma ve Türklüğe karşı gayz dolu sapkın, bâtıl bir dînî-fikrî cereyândır.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (111)
Yesevizade Alparslan Yasa
01.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
Siyonist ve Sabataîlerin Grande Oriente d'Italia'ya tâbi olarak têsîs ettikleri Macedonia Risorta (Maçedônya Risôrta)'nın sütûnları..
Sabataîlik hakkında Osmanlı’nın affedilmez lâkaydîsi
2) Sabatay hâdisesinin birinci derecede alâkadârı olan, olması lâzım gelen Türk ve Müslüman idârecileri, ilim ve fikir adamları, bu cereyâna karşı, üç buçuk - dört asırdır sürüp gelen inanılmaz ve affedilmez bir gaflet içinde bulunmuşlar, bu ölümcül gaflet ve lâkaydînin bir tezâhürü olarak, Osmanlı müellifleri, bu mes’eleyi, Avrupalılar kadar dahi (ki ilk temsîlcileri, Sabatay Sevi hakkındaki –birinci elden vesîkalara ve İzmir’deki şahsî müşâhedelerine müstenid- tedkîki 1669’da, Amsterdam’da basılan Felemenk Protestan Râhibi Thomas Coenen’dir) araştırmamışlar, araştırmadıkları gibi, onların araştırmalarına da bîgâne kalmışlar ve tâ –üç cildlik- Târih-i Siyâsî-i Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye kitabının (1908) müellifi Sadrâzam Kıbrıslı Kâmil Paşa’ya kadar, Nişâncı (Tuğracı) Abdî Paşa’nın Vekâyinâme’sindeki (1666) sathî, hattâ ahmakça kaleme alınmış yarım sayfalık metni –cüz’î tâdilâtla- tekrâr ededurmuşlardır… (Bu metinler için kaynak: İbrahim Alâettin Gövsa, Sabatay Sevi, İstanbul: Semih Lûtfi Kitabevi, 1940, ss. 47-50)
Bunun gibi, Edirne Hahambaşısı Abraham Danon’un, “Dönmeler” hakkında, 1897’de, Pâris’de, On Birinci Beynelmilel Şarkiyâtçılar Kongresi’nde sunduğu, birinci elden, fevkalâde kıymetdâr bilgileri muhtevî teblîğine dahi alâka göstermemişlerdir…
whatsapp-image-2024-12-02-at-153738_8aadbe5dd2b5ecd4e6cf6dd22d5746c1.jpeg
(İbrahim Alâettin Gövsa , Sabatay Sevi; İzmirli Meşhur Sahte Mesih Hakkında Tarihî ve İçtimaî Tetkik Tecrübesi . İstanbul: Semih Lûtfi Kitabevi, 1940, 100 s.; kapak ve 48. s.)
Osmanlı vak’anüvis ve müverrihleri, Sabatay Sevi hakkında, tâ 20. asra kadar, iki buçuk asır, Nişâncı Abdî Paşa’nın Vekâyinâme’sindeki (1666) yarım sayfalık sathî ve sâfderûn bilgiyi (sağdaki sayfa) tekrâr edip durdular! Bu cehâlet ve ahmaklığımızın bedelini, Milletce, pek ağır ödedik! Ödemiye de devâm ediyoruz!
***
Münâfıklıklarının sebebi, “Osmanlı zorbalığı” değildir
3) Günümüzde, Yahûdi-Sabataî müellifleri, mûtâd “mazlûm edebiyâtı”na uygun olarak ve bunun için de,-her zaman yaptıkları gibi- hakîkatleri ters-yüz ederek, Sabataîliğin “Osmanlı zorbalığının, Osmanlı baskı ve zulmünün” bir netîcesi olduğunu iddiâ ediyorlar…
Hâlbuki, “Mesîhliğini” îlân eden Sabatay, kendisinin kralı olacağı ve –dünyânın dört bir köşesine kral nâibi tâyîn ettiği- 12 yardımcıyle berâber idâre edeceği bir Yahûdi Dünyâ Devleti têsîs etmek emeliyle yola çıkmış, açıkça Osmanlı Pâdişâhının tahtına oturacağını propaganda etmiş, iddiâlarına inanmıyan birçok hahamla karşı karşıya gelmiş, Yahûdi cemâatlerinde kargaşa ve çatışmalara sebeb olmuştur. Bu gelişmeler, tabiî olarak, umûmî âsâyiş ve ictimâî huzûru da bozmuş, netîcede, bizzât hahamların şikâyeti üzerine, Osmanlı resmî makâmları mes’eleye müdâhil olmak mecbûriyetinde kalmışlardır. Böylesine bir fesâd hareketinin müsebbibi, elbette îdâmı hakketmişti. (Osmanlı, bundan çok daha hafîf cürümler için nice insanın kellesini uçurmuştur…) Fakat, Pâdişâh ve etrâfındakiler, -Müslümanların umûmî tavrına muvâfık olarak- zaaf göstermişler, sübût etmiş cürmüne mukâbil, hemen onu îdâm etmek yerine, “Mesîhlik” iddiâsından vazgeçip ihtidâ ederse, affa mazhar olacağını, hattâ iltifât göreceğini kendisine bildirmişlerdir. Görülüyor ki burada, bir cebir değil, îdâmı hakketmiş birisinin şarta tâbi affı bahis mevzûudur. Zâten İslâmda “Lâ ikrâhe fi’d-dîn” umdesinin cârî olduğu cümlenin mâlûmudur. Sabatay, merd bir adam olsaydı, sonuna kadar dâvâsının tâkîbcisi olur ve ölümden korkmazdı. Fakat o, fazlasıyle hakkettiği îdâma râzı olamamış, kendi hür irâdesiyle, ihtidâ etmiş görünerek, Münâfıkça yaşamayı tercîh etmiş, üstelik, zâhirî ihtidâsına, (Prof. Dr. Gershom Scholem’in tesbît ettiği gibi) dînî bir kılıf giydirmiş, Kabbalacı lâfazanlıkla, bunu “ilâhî vazîfesi”nin bir îcâbı gibi takdîm etmiştir…
Sabatay Sevi’nin sahte ihtidâsı bir tarafa, ya âilesinin, etrâfının ve sâir mürîdlerinin de Münâfıklığı tercîh etmelerine ne demeli? Çünki onların, böyle bir hayât-memât mes’elesi hiç bahis mevzûu değildi. Onlar da ancak kendi hür irâdeleriyle Münâfık reîslerinin izinden gitmeyi tercîh etmişlerdir. Binâenaleyh, Sabataîliğin Münâfıklık ve gizliliği ihtiyâr etmesi, bir hayât-memât endîşesinin netîcesi değildir, dînî bir tercîhdir ve Sabatay Sevi gibi bu kitlenin dahi cebren, baskı altında “ihtidâ” ettiğini yazmak, büyük bir tahrîfkârlıktır. ( Mustafa Kemâl’in Havradaki Resmî Cenâze Âyini isimli araştırmamızdan; Yeni Söz, 11.9.2022/38)
whatsapp-image-2024-12-02-at-153744_2ab013821c36283b75b3ece1f9b4287c.jpeg
Sabatay Sevi’yi şahsen tanımış ve mâcerâsını yakından tâkîb etmiş, İzmir’deki ecnebî tüccâr zümresinin hizmetinde bulunan Felemenk Protestan Râhibi Thomas Coenen tarafından têlîf edilip 1669’da, Amsterdam’da, Joannes van der Bergh Neşriyâthânesi tarafından, Yahûdilerin, Sabatay Sevi’nin Şahsında Boşa Çıkan Ümîdleri ismiyle, Levant Trading Company’nin idârecilerine münhasıran 24 nüsha olarak basılan, günümüze sâdece 4 nüshası ulaşan 9,3x14,6 cm 157 sayfalık bu fevkalâde nâdir kitabda, Sabatay’ın, -yukarıdaki- sağlığında yapılmış tek resmi ile mürîdi Gazze’li Nathan’ın da bir resmi münderic bulunuyor. Felemenkce têlîf edilmiş olup İbrânîce metinler de ihtivâ eden kitab, Sabataîlik hakkındaki ilk kaynaklardan biridir ve 2015’te, Nevyork’ta müzâyedeye çıkarılan bir nüshası, 21.250 dolara satılmıştır.
Sabatay Sevi’nin resminin altında evvelâ Felemenkce, sonra Fransızca birer îzâhat bulunuyor. Fransızcası, o devirdeki imlâyle, şu şekildedir: “ Vray portrait de Sabbathai Sevi qui se dict Restaurateur du Royaume de Juda et Israel : Kendisine Yahûdiye ve İsrâil Krallığının Muhyîsi diyen Sabatay Sevi’nin hakîkî portresi”… Kitab, satışa çıkarıldığı İnternet sitesinde şu sûretle tanıtılmıştır:
“Sabatay Sevi’nin Coenen tarafından têlîf edilmiş bu mufassal hayât hikâyesi, onun hakkında -bilâhare akademisyenlere kaynak olan- târihî birçok ilk bilgiyi ihtivâ ediyor. Coenen o kadar titiz bir müellifti ki –Sabatay Sevi’nin, Gazzeli Nathan’ın ve tarafdârları ile muârızlarının mektubları gibi- paha biçilmez kıymetteki bâzı metinleri kitabına İbrânîce asıllarıyle dercetmiştir. [Sağlığında İsrâil İlimler Akademisi Reîsi olan ve Sabatay hakkında âbidevî bir eser têlîf etmiş bulunan Prof. Dr. Gershom] Scholem, Sabatay’a dâir üstâd kaleminden çıkmış eserinde, geniş mikyâsda Coenen’e istinâd etmiş ve onu ‘pek nâdir’ bir eser olarak tavsîf etmiştir.” (
http://www.sothebys.com/zh/auctions/ecatalogue/lot... 1.4.2019)
***
Selânik: “Balkanlar’ın Kudüs’ü”
4) Selânik’i Bizanslılar ve Venediklilerden fethettik, Yahûdilere teslîm ettik!
Şöyle ki:
Muâsır Türkiye târihini şekillendiren bu şehir, 1374'ten îtibâren, I. Murâd, Yıldırım Bâyezid ve Mehmed Çelebi devirlerinde, birkaç def'a Bizanslılar, Venedikliler ve Türkler arasında el değiştirdikden sonra, II. Murâd tarafından 1430'da kat'î olarak Osmanlı topraklarına katıldı ve Balkan Harbi felâketine kadar Osmanlı hudûdları içinde kalmıya devâm etti.
İspanya’daki Engiziyon mezâliminden kaçan Yahûdi ve Marranoların (-aynen, netîcede jenoside mârûz kalmış üç yüz bin “Morisko”, yânî gizli Müslüman gibi- inanclarını gizlemek mecbûriyetinde kalmış Yahûdilerin, ki onlar, bu sebeble, Sabataîlerden ayrı tutulmalıdır) büyük bir kısmının, -II. Bâyezid Han’ın himmetiyle- Osmanlı topraklarına yerleşirken, tercîhleri Selânik oldu. (Osmanlı’nın onları bu himâyesi, esâs îtibâriyle, mazlûmlara yardımı emreden Müslümanlık gayretiyle idi; lâkin içlerinden bâzıları, büyük bir nankörlükle, bu himâyeyi, iktisâdî sâiklerle îzâh etmiye çalışıyorlar…) O zamâna kadar burada, sâdece, Bizanslılar devrinden kalmış küçük bir Yahûdi cemâati (Romanîler, “ Romaniotes”) yaşıyordu. Bu küçük cemâat, aynen şehre değişik zamanlarda yerleşen Aşkenazlar (Şarkî Avrupa Yahûdileri) gibi, kalabalık Sefarad cemâati içinde eridi ve arkası kesilmiyen Sefarad muhâceretlerinin tabiî nüfûs artışını tezyîd etmesiyle, 1550'den îtibâren, şehirde nüfûs ekseriyeti Yahûdilere geçti. Bununla berâber orada (her Cumartesi limanda hayât duracak kadar) iktisâdî üstünlüğü de sağladılar ve bundan sonra, dört asır zarfında, Selânik, bir Yahûdi şehri ve dünyâ (yâhud en azından Sefarad) Yahûdiliğinin merkezi olarak kaldı. Öyle ki, kendi aralarında, ona, “ La Jerusalén de los Balcanes (Balkanlar'ın Kudüs'ü)” ve “La Madre de Israel (İsrâil'in Annesi)” isimlerini verdiler… Siyonist ve Sabataîlerin Grande Oriente d’Italia’ya tâbi olarak têsîs ettikleri Macedonia Risorta (Maçedônya Risôrta)’nın sütûnları arasında vücûd bulan İttihâd ve Terakkî Komitası ise, “Kemalist Türkiye”nin de beşiği olan bu şehri, “Kâbe-i Hürriyet” nâmıyle tebcîl etti… 20. asra kadar şehrin siluetinde dikkati çeken minârelere gelince, onlar, âdetâ, sahîh Türklerin ancak Kale civârında ve hâricinde sersefîl ve sığıntı gibi yaşadıkları bu şehrin Yahûdi ve Münâfık çehresini gizlemiye, “Türklerin gözünü boyamıya” yarıyan bir nikâb mesâbesindeydiler…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (112)
Yesevizade Alparslan Yasa
02.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
O senelerde, Selânik'deki Yahûdi nüfûsu da, göçler sebebiyle, inişler-çıkışlar göstermiştir
Selânik'de 15 bin Türke mukâbil 18 bin dönme
O senelerde, Selânik’deki Yahûdi nüfûsu da, göçler sebebiyle, inişler-çıkışlar göstermiştir… Böylece, (Molho’ya nazaran; Veinstein 1999: 69) 1914'te 170 bine yükselen toplam nüfûs içindeki Yahûdi nüfûsu 90 bindir. Son devir Osmanlı târihi mütehassısı François Georgeon'un muhâkemesine nazaran, 1900 senesi civarındaki Selânik nüfûsu içinde Türklerin oranı sadece %9, sayımda Türklere dâhil edilen Sabataîlerin oranı ise %11'dir; yânî o devirde Selânik'de 15 bin Türke mukâbil 18 bin Dönme mevcûddur.
Sabataîler, 1900’lerde –muhtemelen- 50.000 nüfûsa sâhibdiler; şu ânda ise, belki 300.000
5) 16. asırdan 20. asrın başlarına kadar, Selânik’de nüfûs ekseriyeti hep Yahûdi ve Sabataîlerde olmakla berâber, umûmî nüfûsa oranları devir devir değişiklik göstermiştir. Şehrin 1865'de 50.000 olan nüfûsu, tıbbî imkânların ve refâhın artması sâyesinde sür’atle çoğalarak, 1880'de 90.000'e, 1895'de 120.000'e ve 1912'de 170.000'e yükselir…(-Âilesi Selânikli Sabataîlerden olan- Prof. Dr. Edgar Morin, Vidal et les siens, Paris: Seuil/Points, 1996, p. 38)
1320 H. / 1902 M. Selânik Vilâyet Sâlnâmesi'nde (Haz.: Hatice Oruç, T. Tarih Kur. Yl., 2014), vilâyet merkezi nüfusu için (80.290+6.000'den fazla ecnebi≈87.000) rakamı verilmiştir. Bunların 24.699'u “İslâm” ve 44.331'i Yahûdi mahallelerinde mukîmdir. Rum mahalleleri ile (şehrin cenûbî garbindeki çarşı tarafında bulunan) Frenk Mahallesi'nde ikâmet edenler, 10.585 kişidir. Bulgar, Katolik ve Ermenilerin toplam sayısı 675'tir. Vilâyetin tamâmının nüfûsu ise 1.052.400 olup bunun %45'i “Müslüman”, %55'i Gayr-i Müslimdir. (ss. 352-353, 476) (Dönmeler, iş başındaki idârecilerin idrâksizliğinin bir tezâhürü olarak, “Müslüman” nüfûsuna dâhil ediliyordu…)
Yunan makamları tarafından 1913'te yapılan sayımda, (yaklaşık rakamlarla) 158 bin kişilik nüfûsun 61 bini Yahûdilerden, 46 bini “Türkler”den, 40 bini Rumlardan ve geriye kalan 11 bini de bilhassa Bulgarlardan ve ecnebîlerden müteşekkildi. Bu sayımda da, Sabataîler, Türk nüfûsuna dâhil edilmiştir. Türklerin bir ânda nüfûsunun yükselmesinin sebebi, 1912-1913 Balkan Harbi esnâsında, Bulgar, Rum, v.s.’nin jenosid siyâsetine mârûz kalan Türklerden hayâtını kurtarabilenlerin kaçarak Selânik'e ilticâ etmiş olmalarıdır. Bunların büyük kısmı, çadırlarda yaşıyor ve pek zavallı bir topluluk teşkîl ediyordu… (Ne onlar, ne Moriskolar Yahûdi olmadıkları için ders kitablarımız ve efkârıumûmiyemiz onlara alâka göstermiyor, haklarında romanlar yazılmıyor, filmler çevrilmiyor, Allâh’ın her günü televizyonlar, gazeteler, radyolar onlar hakkındaki haberlerle dolup taşmıyor! Bilakis, içimizde, “Türklerin” Ermenilere, Süryânîlere, Rumlara, Bulgarlara, Kürdlere, ilh… jenosid yaptıklarına dâir kirli propagandaya kanan pek çok idrâksiz var!)
O senelerde, Selânik’deki Yahûdi nüfûsu da, göçler sebebiyle, inişler-çıkışlar göstermiştir… Böylece, (Molho’ya nazaran; Veinstein 1999: 69) 1914'te 170 bine yükselen toplam nüfûs içindeki Yahûdi nüfûsu 90 bindir. Son devir Osmanlı târihi mütehassısı François Georgeon'un muhâkemesine nazaran, 1900 senesi civarındaki Selânik nüfûsu içinde Türklerin oranı sadece %9, sayımda Türklere dâhil edilen Sabataîlerin oranı ise %11'dir; yânî o devirde Selânik'de 15 bin Türke mukâbil 18 bin Dönme mevcûddur. (Georgeon, “Müslüman ve Dönme Selânik”; G. Veinstein, Selânik 1850-1918, C. Akalın terc., İstanbul: İletişim Yl., 1999 içinde, ss. 117-118.)
Kendileri de Selânikli âilelere mensûb olan Doç. Dr. Yıldız Sertel ile Prof. Dr. Edgar Morin’e îtibâr ederek, 1900 senesi civârında –Sabataîlerin mukaddes merkezi olan- Selânik’deki Sabataî nüfûsunu 20 bin olarak tesbît edebiliriz. (Morin 1996: 38, 24-25; Yıldız Sertel, Annem Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yazdı?, İstanbul: Yapı Kredi Yl., 1995, 2. baskı, -1. baskı: 1994-, s. 24) Muhakkak ki Osmanlı hudûdları içindeki toplam Sabataî nüfûsu, bu rakamın çok fevkındedir. Çünki onlar, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Balkanlar’dan Adalar’a kadar çok geniş bir sâhaya yayılmışlardı ve hattâ, kâideten, (İstanbul-Şişli’de olduğu gibi) her Yahûdi cemâatinin yanı başında bir Sabataî cemâati de mevcûddu. Bu husûs dikkate alınarak, Türkiye’de, 1900 civârındaki Sabataî nüfûsu, 50 bin olarak tahmîn edilebilir. (Elbette, birtakım ipuclarından yola çıkarak, sâdece tahmîn edilebilir; hattâ kendilerinin dahi, bu husûsta, kat’î bir rakama mâlik olduklarını zannetmiyoruz…) Bu tahmînden yola çıkarak ve içlerinden mühim bir kısmının İsrâil’e ve Amerika’ya, Avrupa’ya, ilh… hicret etmiş oldukları dikkate alınarak, ayrıca bir kısmının da samîmî olarak ihtidâ edip Milletimize karışmış olabileceği farzedilerek (bittabi, Kemalizmi benimsemiş olanlarını “mühtedî” telâkkî etmek hatâ olur; bilakis!), şu ânda Türkiye’deki nüfûsları en az 200 bin ve muhtemelen birkaç yüz bin, belki 300 bin olarak hesâblanabilir. (Bâzı Yahûdi kaynaklarının verdikleri 60 bin veyâ yüz bin rakamını, her zamanki kendilerini azlık gösterme tâbiyelerinin bir tezâhürü olarak telakkî ediyoruz…)
“Kapanîler, Yâkubîler, Karakaşlar”19. asrın sonlarından îtibâren birbirleriyle kaynaştılar
6) Selânik’in Sabataîlerin de merkezi olması, açıkça bu şehirdeki nüfûs vazıyeti ile alâkalıdır. İçlerinden mühim bir kısmı Sabatay Sevi’ye bağlanmış, “Sabatay’ın vefâtından sonra, yalnız zâhirî değil, aynı zamanda bâtınî karısı olduğunu iddiâ eden” ve burada mukîm bulunan “ikinci zevcesi Ayşe Kadın’ın etrâfında toplanmışlardır”. “Bu kadın, kendi öz kardeşi Jacob’u, Sabatay Sevi’nin oğlu ve gûyâ mezardan çıkan kocasından hâmil[e] kalıp, 12 yaşına erişmiş bir oğlan boyunda doğurmuş olduğu iddiâsı ile ortaya çıkmıştır.” Ona “Querido (Sevgili)” ismini takan bâzı Sabataîler onun ulûhiyetine kâil olmuşlardır. Böylece ortaya “Yâkubîler” hizbi çıkmış, bu yeni inanca katılmıyan dîğer Sabataîler “İzmirliler” veyâ “Kapanîler”i teşkîl etmişlerdir. (MEB İslâm Ansiklopedisi, “Dönme” maddesi)
Bilâhare, 1700 senesine doğru, Barukiya Ruso veyâ Osman Baba'nın, kendisinin Sabatay Sevi'nin tecessüdü olduğu şeklindeki iddiâsı üzerine, Kapanîler de ikiye bölündüler. Osman Baba'ya tâbi olanları, muhâlifleri tarafından, “Onyollular” şeklinde isimlendirildiler. Onlara, “Koniosos” veyâ “Karakaşlar” da denilmektedir. Barukiya’nın tarafdârları dahi, 1720 senesinde ölen Barukiya'ya ulûhiyet izâfe ettiler ve 1924 nüfûs mübâdelesine kadar, onun Selânik'deki kabri, sâlikleri için bir ziyâretgâh olarak kaldı. Sabatay Sevi'ye bağlı kalıp Jacob Querido'yu da, Barukiya Ruso'yu da tanımıyanlar, “İzmirliler” veyâ “Kavalieros” ismiyle anılmıya devâm ettiler. Bunlara “Kapanî” (Kapancı, Kapanlı) veyâ “Papular” da denilmiştir. (Başka kaynaklarla berâber hassaten Gershom Scholem, Le Messianisme juif ; Essais sur la spiritualité du judaïsme -Yahûdi Mehdîciliği; Mûsevîliğin Mânevî Cephesi Hakkında Deneme-, Pâris: Éditions Calmann-Lévy, 1974, ss. 232-233) Son senelerde yapılan bâzı neşriyâta istinâden, eski (yânî Kale sûrları içindeki) Selânik’de, mezkûr üç hizbin oturduğu mahallelerin mühim bir kısmını tesbît etmek mümkün olmuştur.
Evleri bitişik ve dehlizlerle birbirine bağlı idi; böylece gizliliği muhâfaza ve ihtilâlci faâliyetler kolaylaşıyordu. Câmileri de kendi mâbedleri olarak kullanıyorlardı. Mâmâfih, 1902'de, -Selânik’in şarkında, sâhil boyunca kurulan yeni- Hamidiye Mahallesinde, Mîmâr Poselli'ye, Endülüs havra mîmârîsinden mülhem, “Magen David”lerle müzeyyen “Yeni Câmi”i inşâ ettirip orayı merkezî mâbedleri yaptılar. Bu Sabataî mâbedi, minâresi yıkılmış olmakla berâber, hâlen ayaktadır ve gâfil Türkler, bu “Mescid-ı Dırâr”da ibâdet etmekte bir beis görmemektedir… Ayrıca, Müslümanlardan ayrı olarak defnedildikleri mezarlıklardan ve vefât îlânlarından yola çıkarak (-maâlesef tahrîf edilerek neşredilmiş- Yahûdilik ve Dönmeler isimli eserimizde –Kasım 1989-) binlerce Sabataîyi gün ışığına çıkarmış bulunuyoruz. (Ki onlara, sonradan, yüzlercesi daha ilâve oldu…)
Bu üç hizib, 19. asrın sonlarından îtibâren, hâssaten (“Mustafa Kemâl’in Muallimi”) Sabataî Hahamı Şemsî Efendi’nin gayretleriyle -geniş mikyâsta- birbirleriyle kaynaştılar. Bu kaynaşmada, dîğer Yahûdilerin ve Mason Localarının da büyük têsîri oldu…
Sabatay Sevi’nin Türklere dâir tâlimâtı
7) Sabatay Sevi, Cemâatine, “18 Emir” vaz’etmişti. Bunlar, Sabataî Akâidinin esâsını teşkîl eder. İçlerinden husûsen 16 ve 17. Maddeler Türkler (veyâ Müslümanlar) ile alâkalıdır:
“[18 Emrin] on altıncısı şudur ki Türklerin âdetlerine riâyete îtinâ edilsin; zîrâ bu sûretle onların gözleri kör edilecekdir! Ve Ramazan orucunu tutmak için sıkıntıya girmesinler! Kezâ onların şeytan için kestikleri kurban hakkında da! Gözle görülen her şey îfâ edilsin! (La seizième est que l’on ait soin à l’égard des usages des Turcs, car par là on leur crève les yeux –on leur jette de la poudre aux yeux-. Et pour le jeûne du Ramazan, qu’ils n’aient, en l’observant, aucun scrupule –de conscience-. Ainsi, le sacrifice qu’ils –les Turcs- font aux diables, peu importe si on ne le fait pas. Toute chose qui se remarque doit être faite.)
“On yedincisi şudur ki onlarla [Türklerle ve daha umûmî olarak bütün Müslümanlarla] nikâh akdedilmemeli, münâsebette bulunulmamalı, hayâtta veyâ memâtta kendileriyle hiçbir yakınlık kurulmamalıdır. Zîrâ onlar murdardır, kadınları sürüngendir ve Kitâb-ı Mukaddes'deki şu Âyet bu mevzû ile alâkalıdır: ‘Bir dört ayaklı ile yatana lânet olsun!’ (La dix-septième est que l’on ne doit contracter des alliances avec eux –les musulmans, ni avoir aucun rapport avec eux- ni dans leur vie, ni dans leur mort, car ils sont abomination et leurs femmes sont des reptiles, et c’est à ce sujet que –le verset biblique- a dit: ‘Maudit soit celui qui couche avec un quadrupède’.)” (Prof. Abraham Galanté, Nouveaux Documents sur Sabbétaï Sévi. Organisation et us et coutumes de ses adeptes, İstanbul, 1935, pp. 45-46; -Edirne Hahambaşısı- Abraham Danon, “Une Secte Judéo-Musulmane en Turquie”, Actes du 11e Congrès International des Orientalistes -1897-, Pâris, 1899, p. 65)
1_6217cfc512fed6efa7473e4721542f60.jpg
Pâris’te, 1897 senesinde akdedilen On Birinci Beynelmilel Şarkıyâtçılar Kongresi’nin Zabıtlarının Üçüncü Kitabının yine Pâris’de yapılmış 1899 baskısının kapağı ve bu cildde (ss. 57-67) Edirne Hahambaşısı Abraham Danon’un “Türkiye’de Bir Yahûdi-Müslüman Mezhebi” başlıklı teblîği… Gâfil Müslümanlar, bu teblîğdeki mevsûk ve fevkal̃âde kıymetli, fevkal̃âde ibretâmîz bilgilere dahi l̃âkayd kaldılar…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (113)
Yesevizade Alparslan Yasa
04.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
Osmanlı İdâresi, Sabataîlere karşı ayrımcılık yapmadığı, zâten onların içyüzünden bîhaber
Müslümanlar asırlık uykularına devâm ediyor
Osmanlı İdâresi, Sabataîlere karşı ayrımcılık yapmadığı, zâten onların içyüzünden bîhaber bulunduğu, binâenaleyh bütün kapılarını onlara dâimâ açık tuttuğu için, kısa zamânda yükseldiler, Orduda, Mülkî İdârede, matbûâtta, ictimâî-iktisâdî hayâtın ehemmiyete şâyân her sâhasında kilid mevkiler elde ettiler, bölük börçük Türkler karşısında o efsânevî cemâat tesânüdüyle hareket ettiler ve netîcede, Siyonist ve Farmason müttefîkleriyle berâber, Memleketin gidişâtına istikâmet verecek büyük bir kuvvet hâline geldiler.
FOTO:
Sabataîlerin yükselişi
8) Sabataîler, ilk iki asırda, dünyânın en hurâfî inanc sistemlerinden birine sâhib oldukları hâlde, 19. asırda, bilhassa Livornolu münevver ve büyük iş adamı Dr. Moïse Allatini’nin ısrârlı gayretleriyle, bir uyanma, aydınlanma ve Avrupa Medeniyetiyle haşir-neşir olma, onun nîmetlerinden istifâde etme yoluna giren Selânikli Yahûdilere muvâzî olarak ve onların da teşvîkıyle, aynı tavrı benimsediler, kısa zamânda maârif, neşriyât, askeriye, iktisâdî faâliyetler gibi sâhalarda muazzam bir inkişâf kaydettiler. (Allatini’ler, mânîdâr şekilde, -bir Siyonist-Sabataî-Mason darbesiyle devrilen- Abdülhamîd Han’ın -âilesiyle berâber- hapsedildiği Allatini Köşkü’nün sâhibiydiler…)
Şemsî Efendi, Fevziye, Terakkî, Hukuk Mektebi, Feyz-i Âtî, Boğaziçi Koleji, v.s. gibi kendilerine mahsûs mektebler têsîs edip buralarda Avrupa seviyesinde tedrîsât yaparak neredeyse bütün nüfûslarını tahsîlli hâle getirdiler. Bu meyânda, Alliance Israélite Universelle ve daha başka Avrupalı mekteblerinden de istifâde ettiler; bununla da yetinmeyip çocuklarına bir de Avrupa’da tahsîl yaptırdılar.
Tamâmen Osmanlı ve Şimâlî Afrika beldelerindeki Yahûdileri uyandırıp terakkî etmelerini ve bulundukları memleketlerde hâkim mevkilere gelmelerini sağlamak maksadıyle faâliyet gösteren AIU’in, 1912’de, Osmanlı’nın Avrupa beldelerinde 52, Asya beldelerinde 63 mektebi faâliyetteydi… (Morin 1996: 34)
Hâlbuki, bu esnâda, Müslümanlar, umûmiyet îtibâriyle, asırlık uykularına devâm ediyor, cehâlet ve sefâlet içinde yaşıyorlardı. Hâl böyleyken, Osmanlı İdâresi, Sabataîlere karşı ayrımcılık yapmadığı, zâten onların içyüzünden bîhaber bulunduğu, binâenaleyh bütün kapılarını onlara dâimâ açık tuttuğu için, kısa zamânda yükseldiler, Orduda, Mülkî İdârede, matbûâtta, ictimâî-iktisâdî hayâtın ehemmiyete şâyân her sâhasında kilid mevkiler elde ettiler, bölük börçük Türkler karşısında o efsânevî cemâat tesânüdüyle hareket ettiler ve netîcede, Siyonist ve Farmason müttefîkleriyle berâber, Memleketin gidişâtına istikâmet verecek büyük bir kuvvet hâline geldiler… Bunun başlıca iki vahîm netîcesi oldu: Birincisi, İttihâdcı İhtilâlini gerçekleştirerek Osmanlı’nın sonunu getirecek vetîreyi başlattılar; ikincisi, “Kemalist Türkiye”yi inşâ ettiler…
1_7b659f0d0fccfdb4eb025978ff1475f6.jpg
(https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Delegation_to_Abdul_Hamid_II.jpg; 21.11.2017)
27 Nisan 1909: İttihâdcı Hâl’ Hey’eti, Halîfe Abdülhamîd Han Hazretleri’ne hal’ini teblîğ ediyor…
İttihâdcı tedhîşi altında teşekkül eden Meclis-i Umûmî-i Millî (yâni Meclis-i Âyân ile Meclis-i Meb’ûsân’dan mürekkeb Meclis) tarafından intihâb edilen Hâl’ Karârını Teblîğ Hey’eti’nin (Farmason müellif Celil Layiktez’in tesbîtine nazaran beşi de Farmason) Âzâları (resimde soldan sağa doğru): Bahriye Feriki Ârif Hikmet Paşa, Selânik Meb’ûsu Emanuele Carasso, Draç Meb’ûsu Esâd Toptânî Paşa, Âyân Aram Efendi ve teblîğ esnâsında onlara katılan –Yıldız Sarayı İşgal Kumandanı- Miralay Galib Bey… Meş’ûm Hal’ Hey’etinde, Beynelmilel Siyonizm ve Masonluk –hâssaten- Emanuele Carasso’nun, Sabataîlik de Ali Galib Pasiner Paşa’nın (o vakit Miralay) şahsında temsîl ediliyordu… Tam bir Siyonist-Sabataî-Farmason işbirliği nümûnesi! Türkiye, işte o zamândan beri, Siyonist-Sabataî-Farmason Totaliter Rejiminin hükmü altındadır…
***
İhtilâlci Mason Localarındaki Sabataî faâliyeti
9) İttihâd ve Terakkî’yi de, bilâhare onun daha radikal bir devâmından başka bir şey olmıyan Kemalizmi de doğuran rahim, Selânik’di. Bâhusûs Macedonia Risorta (Maçedônya Risôrta) Locası…
Bir Yahûdi-Sabataî şehri olması ve (1877 Berlin Muâhedesini tâkîben, ıslâhat” bahânesiyle) Avrupalı Emperyalistlerin murâkabesi altında bulunması hasebiyle, Selânik’in Masonluğun ve Osmanlı’ya karşı başlatılan İhtilâlin merkezi olmasını herhâlde tabiî addetmek lâzımdır.
1900 civârında bu şehirde Masonluk âdetâ moda olmuştu. (Paul Dumont, Osmanlıcılık, Ulusçu Akımlar ve Masonluk, Müt.: Ali Berktay, İstanbul: Yapı Kredi Yl., 2000, s. 70)
Grande Oriente d’Italia’ya tâbi Macedonia Risorta, doğrudan, kendi sînesinde İTK’ya vücûd vermişti. Hepsi de İhtilâl için çalışan, birbiriyle sıkı irtibât hâlinde bulunan, hattâ bâzı âzâları iki Locanın birden müdâvimi olan bu Localar, Macedonia Risorta’dan mâadâ, şunlardı:
- Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın himâyesinde 1904’te kurulan Veritas Locası;
- 1906’da İtalya Meşrik-ı Âzamı tarafından kurulan Labor et Lux Locası;
- 1907’de kurulan -Yunanistan Meşrik-ı Âzamı’na tâbi- Philippos ve
- İspanya Meşrik-ı Âzamı’na tâbi- Perseverancia Locaları;
- 1908’de Romanya Büyük Millî Locası’na tâbi olarak kurulan Steaoa Salonicului Locası... (Dumont/Berktay 2000: 64)
- Bunlara, bir de, Yahûdi Mason Üstâdı Amon de Medonça’nın Perseverancia ile berâber têsîs ettiği birkaç Locadan biri olan Bene Berit Locası’nı ilâve etmek lâzımdır. (Dumont/Berktay 2000: 76)
Paul Dumont’un da işâret ettiği gibi, bu Locaların ekseriyetini Yahûdiler teşkîl ediyordu ve Türk isimli olanlar da -herhâlde birkaçı hâric- Sabataî idiler (Dumont/Berktay 2000: 67-68): Talât Paşa, Mehmed Câvid Bey, Midhat Şükrü Bleda, Ali Galib Pasiner Paşa, Sârım Kibar, Hüseyin Câhid Yalçın gibi… Kezâ Ali Fethi, Mustafa Kemâl, Mustafa İsmet, Kâzım Nami Duru (muhtemelen), ilh…
Câlib-i dikkattir: Paul Dumont’un 1985’te HKEMBL’nın Mimar Sinan Yl. içinde de çıkan mezkûr kitabının Sabataî Mason mütercimi Rifat İnsel, Dumont’un Dönmelerle alâkalı tesbîtine mütedâir pasajı sansür etmiştir…
Sabataîlerin Mason Localarına rağbetinin mühim bir sebebi, herhâlde, her iki cereyânda da Kabbala Bâtınîliğinin geniş bir yer tutması ve gizliliğin esâs olmasıydı. Buna, onların Avrupa Medeniyetciliğini ve ihtilâlci temâyüllerini de ilâve etmek lâzımdır. Bu meyânda, Masonluk, Mâbedlerinde, üç Sabataî hizbinin birbiriyle ve Yahûdilerle kaynaşmasına da imkân veriyordu. Nitekim, “Mustafa Kemâl’in Muallimi” Sabataî Hahamı Şemsî Efendi’nin gayretleri de bu istikametteydi ve o, bu husûsta ciddî şekilde muvaffakıyet elde etmişti… Dîğer taraftan, Masonluğun, kendilerininkine benzer bir cemâat dayanışmasıyle, büyük menfâatler elde etmelerine imkân sağladığı da muhakkaktır.
buyuk_2026974685365d156358c0ad11964ecd.jpg
(-Türkiye Meşrik-ı Âzamı’nın nâşiriefkârı- Büyük Şark, Mayıs-Temmuz 1933, sayı 11)
Masonluk, Türkiye’de, başlangıcından îtibâren, dâimâ Sabataîlikle iç içe olmuş ve bir Siyonist-Sabataî Mâbed ve Karârgâhı gibi vazîfe görmüştür… Burada, bu berâberliğin küçük bir tezâhürü görülüyor: (Resmî) “Sâhib ve Yazı İşleri Müdürlüğü”nü -1933 / 1935 devresinde Üstâd-ı Âzam Kaymakamı, bilâhare 33. Derecelilerden ve 9 Aralık 1967’de, İngiltere Müttehid Büyük Locası’na tâbi Türkiye Yüksek Şûrâsı’nın on müessisinden biri olan- Mehmet Ali Haşmet Kırca’nın deruhde ettiği Büyük Şark mecmûasının ön kapağının arkasına, -yine başında, Filibe Sabataî Cemâatine mensûb Mûmâileyhin bulunduğu- Sabataî mektebi Şişli Terakki Lisesi’nin reklamı konulmuştur… Mecmûanın tab’ı ise, aynı Cemâatin güzîdelerinden Sertel’lerin Resimli Ay Matbaası’nda yapılmıştır
.
Yahûdilik-masonluk münâsebeti (114)
Yesevizade Alparslan Yasa
05.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Çok yönlü, karizmatik bir insan olan Jabotinski, şahsıyet îtibâriyle fevkalâde bir câzibeye sâhibdi.
Jabotinski’nin şahsında Siyonist-Sabataî-Mason işbirliği
“Çok yönlü, karizmatik bir insan olan Jabotinski, şahsıyet îtibâriyle fevkalâde bir câzibeye sâhibdi. Göz dolduran bir fikir adamı, gıptâ edilecek derecede kültürlü bir muharrir, şâir, gazeteci idi ve İbrânîce dâhil 12 dile hâkimdi. O, daha birçokları arasında, Herzl, Ben Guryon, Weizmann gibi bir Siyonist idâreciler nesline mensûbdur. Bugün onun şahsıyet ve fikirleri, hem İsrâil’de, hem de Diyaspora’da tekrâr canlanmakta, alâka merkezi olmaktadır.”
FOTO:
“Sabataî-Mason Totaliter Rejimi”
10) Osmanlı’nın sonunu getirecek 1908 - 1909 İttihâdcı İhtilâli, Sabataî Talât Paşa ve Siyonist Emanuele Carasso’nun liderliğinde böyle üçlü bir ittifâk (Siyonist-Sabataî-Mason ittifâkı) ve onları destekliyen Garbli Emperyalistler sâyesinde gerçekleştirildi. Tam da makyavelist siyâsetlerine yaraşır şekilde, 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) Vak’asını tertîb ettiler, arkasından, “İrticâ”ı bastırmak bahânesiyle, “Balkanlar’ın Kudüs’ü”nde, “Hareket Ordusu”nu teşkîl ettiler. “Ordu”ları, Yahûdiler, Sabataîler, Masonlar ile daha ne kadar Türk düşmanı varsa onlardan (Bulgar, Rum çetecileri, kaatiller, çapulcular, ilh...) müteşekkildi.
Aşırı merhametinin kurbanı rahmetli Abdülhamîd Han, İstanbul’daki I. Ordunun bu gürûhu tepelemesine müsâade etmemekle, saltanatının en büyük hatâsını işledi, “La Jerusalén de los Balcanes”in “Dârülhilâfe”yi zaptetmesine imkân tanımış ve kendinin de, Osmanlı’nın da îdâm fermanını imzâlamış oldu...
Sabataî Mason Üstâdı Celil Layiktez [Thèse laïque; 16.2.1935 - 29.6.2020], “Mason Devleti (The Masonic State)” başlığı altında şu tesbîtte bulunuyor:
“(31 Mart) Ayaklanması bastırılmış, 27 Nisan 1909 günü Abdülhamid tahttan indirilmiş, parlamenter rejim kurtarılmıştı. İttihat ve Terakkî ile birlikte Masonluk iktidar oldu… Devlet, 1918’e kadar bir Mason Devleti hüviyetinde kal[dı]… Gericiler de, sonsuza dek Masonluğu düşman olarak bellediler.” (Celil Layiktez, Türkiye’de Masonluk Tarihi; Cilt 1: Başlangıç, 1721-1956, Ankara: Piramit Yayıncılık, 1999, s. 111, 115)
Bu, eksik bir tesbîttir: Türkiye’de, İttihâdcı İhtilâlinden beri, artık bir “Sabataî-Mason Devleti”, daha doğrusu, Kemalizm kılığında karşımıza çıkan bir “Sabataî-Mason Totaliter Rejimi” hükümfermâdır!
resim_aa046093c9650add85fa6a344eff12a1.png
Yahûdi Cemâatinin Nevyork’ta münteşir büyük bir gazetesinin 11 Temmuz 1913 târihli nüshasında münderic yukarıda resmi görülen şu küçük haber dahi, İttihâdcı İhtilâl ve İktidârının içyüzünü ve jenosidci İsrâil Devleti’nin hangi tertîblerle têsîs edilebildiğini ifşâ etmiyor mu?
“Mahmud Şevket Paşa’nın trajik ölümünden sonra teşkîl edilen Jön Türk Hükûmeti, açıkça ve sahîhan en Yahûdi tarafdârı unsurlardan meydana geliyor. Yeni Sadrâzam Prens Saîd Halîm Paşa Hazretleri, değişik vesîlerle Yahûdilere dostluğunu izhâr etmiş bir şahsıyettir ve Hükûmette Talat Paşa’nın (ki herkes ona ‘Yahûdi Nâzır’ der) Dâhiliye Nâzırı olarak bulunuşu, onun idâresi altında, Yahûdi aleyhdârlığının başını kaldıramıyacağının, ayrıca, Yahûdi menfâatlerinin gözetileceğinin mühim bir têmînatıdır. Demir yumruklu Talat Bey, ilk tahsîlini bir Yahûdi mektebinde yapmıştır. Yahûdi İspanyolcasını gayet iyi bilir ve İbrânîceye de biraz vâkıftır. Türkiye Hahambaşısı, teâmüle uygun olarak, yeni Sadrâzamı ve Kabinesini tebrîk etmek üzere Bâb-ı Âlî’ye gitmiş ve orada bütün Nâzırlar tarafından sıcak alâkayle karşılanmıştır.” (The Hebrew Standard; America’s Leading Jewish Family Paper - İbrânî Standardı; Amerika’nın Başlıca Yahûdi Âile Gazetesi-, vol. LXI, No 24, July 11th, 1913, p. 4)
***
İsrâil’in bânîlerinden Jabotinski’nin şahsında Siyonist-Sabataî-Mason işbirliği
Siyonist-Sabataî-Mason işbirliğine dâir üzerinde durmak istediğimiz bir misâl de, Jabotinski idi.
Ziv Vladimir Jabotinski (Odessa, 18.10.1880- Nevyork, 4.8.1940), Ukrayna menşêli bir Siyonist lider… İsrâil’in bânîlerinden…
“Çok yönlü, karizmatik bir insan olan Jabotinski, şahsıyet îtibâriyle fevkalâde bir câzibeye sâhibdi. Göz dolduran bir fikir adamı, gıptâ edilecek derecede kültürlü bir muharrir, şâir, gazeteci idi ve İbrânîce dâhil 12 dile hâkimdi. O, daha birçokları arasında, Herzl, Ben Guryon, Weizmann gibi bir Siyonist idâreciler nesline mensûbdur. Bugün onun şahsıyet ve fikirleri, hem İsrâil’de, hem de Diyaspora’da tekrâr canlanmakta, alâka merkezi olmaktadır.” (İsrâil’de münteşir Morasha mecmûasının sitesinden, “Zeev Jabotinski”; https://www.morasha.com.br/fr/biographies/Zeev-Jabotinsky.html; 25.4.2024)
“Revizyonist Siyonizm”
İtalya ve İsviçre’de hukuk tahsîli yaptıktan sonra gazeteciliğe başlıyor. 1903’te Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı’na (DST) Âzâ kabûl ediliyor ve bilâhare, 1921’de Teşkîlâtın idârecileri arasına giriyor. O, Siyonist Hareketi içinde en keskin kanadı temsîl edecek, hep “Büyük İsrâil” dâvâsının tâvîzsiz bir tâkîbcisi olacak, bu gibi tavırları yüzünden –mevcûd şartlar muvâcehesinde daha esnek bir siyâset tâkîb eden- DST idârecileri ile ihtilâfa düşerek 1923’te bu teşkîlâttan ayrılacak, (şahsen tanıyıp hayrânlık duyduğu) Theodor Herzl’in “Büyük İsrâil” idealine dönüşü kasdederek “Revizyonist Siyonizm” ismini verdiği daha cezrî bir hareketin öncüsü olacak, bu hareket, 1923’te Riga (Letonya)’da kurduğu Siyonist genclik teşkîlâtı Betar (Brit Yosef –Joseph- Trumpeldor; Y.T. Hâtırasına İbrânî Gencliği İttifâkı) ve 1925’te Pâris’de kurduğu Dünyâ Revizyonist Siyonistler İttihâdı isimleri altında teşkîlâtlanacaktır.
Revizyonist Siyonizmin esâsı, İngiliz manda idâresi altındaki Filistin arâzîsinin tamâmını, yâni bugünki Ürdün’ü de içine alacak sûrette bir Yahûdi Devleti’nin kurulması ve bunun da ancak silâhlı mücâdeleyle mümkün olabileceğidir. Böyle bir proje, ancak Filistinli Arabların kitleler hâlinde katliâmı veyâ vatanlarından (tedhîşle, yıldırmayle, gasbla, çeşid çeşid mezâlimle) tehcîri, kısaca onların bedenen ve mânen yok edilmesi ile mümkün olduğuna göre, Filistinli jenosidi planından başka bir şey değildir. Zâten, umûmî olarak Siyonizm, aynı hedefe hangi tâbiyelerle ulaşmak isterse istesin, jenosidci bir ideolojidir.
Mâmâfîh, Siyonizm, sâdece, bir jenosid siyâsetiyle Filistinli Arablar ile oranın yerlisi olan Müslüman ve sâir unsurların vatanlarının gasb edilmesi demek değildir; bundan daha fazla olarak, fanatik, şoven, ırkçı, marazî bir zihniyet ve hissiyâtla, haklı-haksız her Yahûdiye sâhib çıkma ve –Roger Garaudy emsâli- haklı tenkîd sâhiblerini dahi peşînen ve ceffelkalem mahkûm etme ve onlara zulmü revâ görme tavrıdır. Bu tavrın en bâriz temsîlcisi olan teşekküllerden biri de Bene Berit’tir. Binâenaleyh, insânî hisleri dumûra uğramamış bir ferdin Siyonizme düşman olmaması düşünülemez ve Siyonist hiçbir Yahûdi dost kabûl edilemez… Allâh’a şükür ki bu menfûr zihniyet ve tavrı benimsemiyen birçok Yahûdi mevcûddur! (Siyonizmin dîğer vechelerine yukarıda işâret etmiştik
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (115)
Yesevizade Alparslan Yasa
06.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
1943'ten îtibâren - İsrâil'in müstakbel Başvekîli- Menahem Begin tarafından idâre edilen ve pek çok tedhîşçi eylemin fâili olan İrgun'un mensûblarından bir kısmı, 14 Mayıs 1948'de İsrâil'in istiklâlinin îlânını müteâkib, İsrâil Ordusuna iltihak edecekler (1 Haziran 1948), dîğer bir kısmı da Herut Partisini kuracaklardır.
İsrâil Ordusu, tedhîşçilik üzerine kuruldu
1943’ten îtibâren - İsrâil’in müstakbel Başvekîli- Menahem Begin tarafından idâre edilen ve pek çok tedhîşçi eylemin fâili olan İrgun’un mensûblarından bir kısmı, 14 Mayıs 1948’de İsrâil’in istiklâlinin îlânını müteâkib, İsrâil Ordusuna iltihak edecekler (1 Haziran 1948), dîğer bir kısmı da Herut Partisini kuracaklardır. 1940’ta İrgun’dan ayrılarak teşkîl edilen, yine birçok katliâmın mes’ûlü olan ve müstakbel Başvekîl İtzak Şamir tarafından idâre edilen bir başka tedhîşçi teşkîlâtın, Lehi’nin, İsrâil Ordusuna iltihâkı ise, İrgun’dan da evvel, 29 Mayıs 1948’de gerçekleşmişti.
Filistinliler için “solution finale”
Tabîatiyle, Jabotinski’nin silâhlı mücâdele fikri, tedrîcen bir “Yahûdi”, daha doğrusu bir Siyonist Ordusunun teşkîli ve bu ordunun her bakımdan Filistinli Arab kuvvetlerine fâik olacak şekilde techîz edilmesi gayesine yöneliyordu. O, 1. Cihân Harbinde ve sonrasında İngilizlerle işbirliği yaparak, bu gayesinin adım adım tahakkukunu mümkün kılacak, mâmâfih, İngilizlerle menfâat çatışmasının ortaya çıktığı hâllerde onlara karşı da tedhîşçi fiillere girişmekde tereddüd göstermiyecekdir. Zâten onun anlayışına göre, tedhîşçilik, silâhlı mücâdelenin bir parçası, bir çeşididir ve İsrâil Devleti’ni kurabilmek için Arabları kuvvetin üstünlüğü ve tedhîşle sindirmekden başka çâre yoktur. Âşikâr ki onun muhâkemesi mantıklıdır: Filistinliler kendi rızâlarıyle vatanlarını Siyonistlere teslîm etmiyeceklerine göre, bu toprakları boşaltabilmek için, onlara kitlevî katliâm yapmaktan ve bu arada, bir kısmını da tedhîşle sindirirerek, yıldırarak topraklarını terke icbâr etmekden başka hâl çâresi yoktur…
Hitler’in Yahûdiler için bir “solution finale (nihâî hâl çâresi)” planladığı isbât edilememiştir, ama Siyonistlerin Filistinler için planladıkları “solution finale” bir asırdır bütün dünyânın gözü önünde icrâ edilmektedir; öyle ki bunu görmemek için kör, anlamamak için ebleh olmak lâzımdır!
İsrâil Ordusu, tedhîşçilik üzerine kuruldu
Jabotinski, Arablara karşı silâhlı mücâdele yürütmek maksadıyle 1920’de teşkîl edilen Haganah’ın kuruluşunda müessir olduğu gibi, 1931’de, stratejik mes’eleler sebebiyle bu teşkîlâttan ayrılarak Avraham Tehomi tarafından kurulan tedhîşçi İrgun’un (İrgun Zvay Leumi / Silâhlı Millî Teşkîlât’ın) da fikir babası ve kısmen lideriydi. 1943’ten îtibâren - İsrâil’in müstakbel Başvekîli- Menahem Begin tarafından idâre edilen ve pek çok tedhîşçi eylemin fâili olan İrgun’un mensûblarından bir kısmı, 14 Mayıs 1948’de İsrâil’in istiklâlinin îlânını müteâkib, İsrâil Ordusuna iltihak edecekler (1 Haziran 1948), dîğer bir kısmı da Herut Partisini kuracaklardır. 1940’ta İrgun’dan ayrılarak teşkîl edilen, yine birçok katliâmın mes’ûlü olan ve müstakbel Başvekîl İtzak Şamir tarafından idâre edilen bir başka tedhîşçi teşkîlâtın, Lehi’nin, İsrâil Ordusuna iltihâkı ise, İrgun’dan da evvel, 29 Mayıs 1948’de gerçekleşmişti.
Günümüzde, Jabotinski’nin siyâsî çizgisini, Herut’un devâmı olan Likud Partisi ile –Avrupa ve Amerika’da şûbeleri bulunan- genclik teşkîlâtı Betar temsîl etmektedir. Betar, 1930’lu senelerden îtibâren Türkiye’de de gizli faâliyet hâlinde olmuştur; şu ânda dahi Memleketimizde legal veyâ illegal bir şûbesinin bulunması muhtemeldir.
Jabotinski, Siyonistlerin takdîs ettikleri bir lider
Vefâtında, İsrâil Devleti onu resmen sâhiblenmekden çekinmemiştir. Şöyle ki: Ağustos 1940’ta, ABD’de Betar teşkîlâtının bir yaz kampını ziyâreti esnâsında kalb sektesinden ölmüş ve orada defnedilmişti. İsrâil Hükûmeti, 1964’te, onun ve karısının kemiklerini, büyük resmî merâsimle, Kudüs’ün garbinde bulunan Herzl Tepesi’ndeki Devlet Mezârlığına nakletmiş, ayrıca, İsrâil Merkez Bankası, 1979’da, onun adına 100 liralık bir banknot ihrâc etmiştir. Hâlen, İsrâil’de ve her memleketteki Siyonist câmiasında, Herzl, Weizmann, Ben Guryon veyâ -arkadaşı –Trumpeldor gibi, Devletin bânîlerinden biri olarak hürmetle yâdedilmektedir.
“Arabların hayâtı, bir lağım fâresinin hayâtından daha kıymetli değildir!”
Jabotinski’nin ve ilhâm kaynağı olduğu tedhîşçi teşkîlâtların nasıl bir zihniyetin temsîlcisi oldukları şu hâdiseden anlaşılabilir:
1938’in ikinci yarısında, İrgun, rastgele katliâmlarla Arablar arasında tedhîş estirerek onları yıldırmayı, vatanlarından kaçırtmayı ve İngilizlere de gözdağı vermeyi karârlaştırıyor. Bu karâr çerçevesinde, 27 Şubat 1939 günü, Hayfa, Tel-Aviv ve Kudüs’de, kendi hâlinde sokaktan geçen 27 Arabı katlediyorlar. Jabotinski, bu tedhîşçi eylemi: “Yahûdi Devleti’nin düşmanlarının zafer nümâyişlerine verdiğiniz bu cevâb, pek büyük ve müsbet bir têsîr yapmıştır” sözüyle alkışlıyor. Aynı günlerde, bir başka İrgun idârecisi de, şu beyânatı vermekden çekinmiyor:
“Öyle bir vazıyet ortaya çıkarmalıyız ki bir Arabın hayâtı, bir lağım fâresinin hayâtından daha kıymetli sayılmasın! Böylece herkesin şunu anlaması sağlanacaktır: Arablar pislikden başka bir şey değildir ve bu memleketin hakîkî hâkimleri, onlar değil, biziz! (Il faut créer une situation où la vie d'un Arabe ne vaudra pas plus que celle d'un rat. Comme ça, tout le monde comprendra que les Arabes sont de la merde, que nous sommes nous et non eux les véritables maîtres du pays!)” (Wikimonde Ansiklopedisi, bu beyânâtı, birçok kitabın müellifi olan İsrâilli gazeteci Mariüs Şatner’in şu eserinden naklediyor: Histoire de la droite israélienne; de Jabotinsky à Shamir –Jabotinski’den Şamir’e Kadar İsrâil Sağının Târihi-, Paris: Éditions Complexe, 1991, p. 173; https://wikimonde.com/article/Vladimir_Jabotinsky; 21.11.2017)
resim_d86fa28667f2c4e5f110d3dffa5eaa11.jpg
(https://wikimonde.com/article/Irgoun; 24.4.2024)
Solda, Jabotinski’nin fikirerine uygun olarak kurulmuş tedhîşçi İrgun teşkîlâtının amblemi… Amblemdeki harita, İngiliz manda idâresi altındaki Filistin ve Ürdün’ü (sağdaki harita) gösteriyor. Şiârları: “Ancak böylesi!” Yânî İngiliz manda idâresi altındaki Filistin ve Ürdün’ün tamâmından daha azına râzı değiliz ve silâh zoruyle, tedhîşle bunu elde edeceğiz… İrgun, benzeri başka tedhîşçi teşkîlâtlar gibi, 1948’de İsrâil Ordusuna iltihâk edecekdir. Doğuştan tedhîşçi olan İsrâil Ordusu, bu vasfını hiç kaybetmedi ve bir asırdır jenosidle Filistinlilerin vatanlarını ellerinden almıya çalışıyor
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (116)
Yesevizade Alparslan Yasa
07.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
Siyonizmin muvaffakıyeti için Osmanlı'nın tasfiyesi şarttır
Siyonizmin muvaffakıyeti için Osmanlı’nın tasfiyesi şarttır
Türkiye; İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya’sının teşkîl ettiği Îtilâf tarafında değil, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafında harbe girmiye zorlanacak, Jabotinski, ısrârla bu fikri işliyecekdir. (Parvüs Efendi’nin, “Munis Tekinalp”in ve bütün o Siyonist-Sabataî-Mason İttihâd Terakkî Çetesinin de aynı stratejiyi tâkîb ettiğine dikkat edilmelidir!) Siyonist Emperyalizminin planına nazaran, bu harble, Almanya mağlûb olmalı, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları parçalanmalı ve Rusya’da da Çarlık rejimi yıkılmalıydı.
Jabotinski’nin İstanbul’daki Siyonist faâliyetleri
Jabotinski, 1908-1909 İttihâdcı İhtilâlini tâkîben, Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı nâmına faâliyette bulunmak üzere İstanbul’a yerleşmişti. Zâhirî vazîfesi, Yahûdi Millî Fonu’nun bir şûbesi olan Anglo-Levantine Banking Company’nin Müdürlüğü idi. Siyonizm propagandasını, farklı dillerde neşredilen ve başmuharriliğini yaptığı dört gazete vâsıtasıyle yürütüyordu. Bunlardan birisi, 1909-1918 senelerinde intişâr eden Fransızca Le Jeune Turc gazetesiydi. Dünyâ Siyonist Teşkîlâtı Reîsi David Wolffsohn, 1909 yazında İstanbul’a gelmiş, Vladimir Jabotinski, -resmiyette mezkûr Bankanın Müdür Muâvini- Victor Jacobson ve -Alliance Israélite’in Îrân’daki sâbık muallimlerinden- Sami Hochberg’den müteşekkil bir İstanbul Matbûat Komitesi teşkîl etmişti. Komite, Siyonizm dâvâsına hizmet eden (İstanbul’da münteşir) Le Bosphore, L’Orient, (Selânik’de münteşir) Journal de Salonique, L’Epoca gibi gazeteleri finanse ediyordu.
Wolffsohn, bu meyânda, Celâl Nuri’yle ortak olarak, Ebuzziyâ Tevfîk’in Le Courrier d’Orient gazetesini satın almış ve onu modern bir işletme hâline getirerek Le Jeune Turc ismiyle neşretmiye başlamıştı. Gazetenin Neşriyat Müdürü, Celâl Nuri (İleri), Başmuharriri, Jabotinski idi. C. Nuri, 1912 Mayısında, gazeteden, sermâyesini çekerek ayrılacaktır. Ahmed Ağaoğlu (Ahmed Agayef Bey) ve Parvüs Efendi de bu gazetede yazıyordu.
Bu Siyonist işbirlikcilerinden -Kara Tehlike (1917) ve Türk İnkılâbı (1926) kitablarının müellifi- Celâl Nuri ve A. Ağaoğlu Masondur; ayrıca, C. Nuri’nin Sabataî olması ihtimâl dâhilindedir. Jabotinski’nin hemşehrîsi Parvüs Efendi (Alexander İsrael Helphand) ise, -aynen “Türkcü” Siyonist ve Farmason Moïse Cohen, nâmıdîğer Munis Tekinalp gibi- İttihâdcı Hükûmetinin, Cihân Harbine, üstelik Almanya saflarında girmesinde mühim bir âmil olmaktan mâadâ, Bolşevik İhtilâlini finanse ve muvaffakıyetini têmîn eden başlıca “Kızıl Kapitalistlerden” de biriydi…
emanuele-carasso_151e14ed93279386d254ec8309e1a8b6.jpg
İttihâdcı lideri ve “Kemalist Türkiye”nin bânîlerinden Emanuele Carasso’nun Siyonist faâliyetleri
Üç araştırmacı (Jeffrey Steinberg, Allen Douglas ve Rachel Douglas) tarafından kaleme alınan ve Vaşington’da münteşir EIR (Executive Intelligence Review) mecmûasında intişâr eden “Cheney, Parvüs’ün ‘Dâimî Harb’ Çılgınlığını Canlandırıyor (Cheney Revives Parvus ‘Permanent War’ Madness)” başlıklı makâlede (vol. 32, September 23, 2005, p. 11), Carasso’nun, 1. Cihân Harbinde İâşe Müfettişi iken, Parvüs (Alexandre Helphand) ile işbirliği yaparak bu işten büyük kâr sağladığı, “Jön Türk isyânını finanse eden başlıca şahsıyetlerden biri olduğu”, ayrıca, Vladimir Jabotinski tarafından neşredilen İttihâdcı ve Siyonist Le Jeune Turc gazetesini finanse ettiği, ticârî ortağı Parvüs’ün de Türk Yurdu’nda iktisâdî makâleler kaleme aldığı kaydediliyor.
(http://www.larouchepub.com/eiw/public/2005 /eirv32n37-20050923/eirv32n37-20050923_004- cheney_revives_parvus_permanent.pdf; 23.2.2018)
Jabotinski’nin propaganda stratejisi
Jabotinski, başmakâlelerinde, bir taraftan İttihâdcı (yânî Siyonist-Sabataî-Mason) iktidârını harâretle destekliyor, dîğer taraftan Yahûdilerin Filistin’e yerleşme hakkı bulunduğu fikrini işliyordu. (D. Gershon Lewental, “Le Jeune Turc”, in: Encyclopedia of Jews in the Islamic World; http://referenceworks.brillonline.com/entries/encyclopedia-of-jews-in-the-islamic-world/le-jeune-turc-SIM_0013530; 30.11.2017.)
Filistin’e hicret hakkı için şöyle bir tâbiye kullanıyorlardı: Osmanlı İmparatorluğu hudûdları dâhilindeki bütün vatandaşlar istedikleri vilâyete yerleşebilirler; bu serbestî, memleket iktisâdını inkişâf ettirir; Filistin’e yerleşmek istiyen Yahûdilere gelince, onların emeli, orada sâdece bir Yahûdi kültür merkezi kurmaktan ibârettir ve bu teşebbüs de Osmanlı’nın hayrına olacaktır…
Gazete, İttihâd ve Terakkî ile sıkı irtibât hâlindeydi. Münevver zümre üzerinde bir hayli têsîr icrâ etmekteydi. 1909 Kasımında 5 bin nüsha satıyor iken, 1910 Haziranında bâyî satışı 13 bine yükselmişti ve ayrıca 410 abonesi vardı. Bu, o devir için çok mühim bir rakamdı. (Prof. Dr. Esther Benbassa, “Presse d’Istanbul et de Salonique au service du sionisme (1908-1914)”, Revue Historique, juillet-septembre 1986, CCLXXVI/2: 337-365.)
zeevjabotinsky_35e9c15ee7b4358ce2d06d8b5b69f610.jpg
Jabotinski: “Türklerin hüküm sürdüğü yerde güneş doğmaz, ot bitmez ve Siyonizmin muvaffakıyeti için Osmanlı’nın tasfiyesi şarttır
Jabotinski’nin İbrânîce Hâtırat’ı (Histoire de ma vie –Hayâtımın Hikâyesi-), onun bir hayrânı olan Pierre Itshak Lurçat tarafından Fransızcaya tercüme edilmiş ve 2011’de, Pâris’te, Ed. Les Provinciales tarafından neşredilmiştir. Türklere karşı büyük bir nefret besliyen Siyonist lider, 235 sayfalık Hâtırat’ında, İstanbul’daki faâliyetlerinden bahsederken, Siyonizmin hedefine ulaşması için tek çârenin Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye edilmesi olduğunu beyân ediyor (ve bu düşüncesinde Mustafa Kemâl, Ali Fethi ve benzerleriyle tamâmen uyuşuyor):
“1909’da, İstanbul’da, aynı ânda dört Siyonist gazetesinin başmuharriri idim (evet, böyle şeyler gencken yapılabiliyor). Bâb-ı Âlî’de Jön Türkler hüküm sürüyordu. Ben işte o zamân şu kat’î kanâate vardım ki Türklerin hüküm sürdüğü yerde güneş doğmaz, ot bitmez ve Filistin’i tekrâr fethetmek için de tek ümîd, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıdır. (C'est alors que j'acquis la ferme conviction que, là où les Turcs régnaient, le soleil ne pouvait pas briller ni l'herbe pousser, et que le seul espoir de reconquérir la Palestine résidait dans le démembrement de l'Empire ottoman.)”
Şu “barbar” “Türklerin hüküm sürdüğü yerde güneş doğmaz, ot bitmez” imiş! Kara Tehlike kitabında Celâl Nuri de aynı fikri işliyor…
Jabotinski ve sâir Siyonistlerin startejisi: Osmanlı’yı, -mağlûb olmıya mahkûm-Müttefîk saflarında Cihân Harbine sürükliyerek tasfiyesini sağlamak
Jabotinski, bundan sonra, hep bu hedefe ulaşmak için çalışacaktır.
Pekâlâ, Osmanlı İmparatorluğu nasıl parçalanabilir, nasıl tasfiye edilebilir?
Bittabi, hazırlanmakta olan Cihân Harbine sürüklenerek ve yanlış tarafta yer alması sağlanarak!
Onun için, Türkiye; İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya’sının teşkîl ettiği Îtilâf tarafında değil, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafında harbe girmiye zorlanacak, Jabotinski, ısrârla bu fikri işliyecekdir. (Parvüs Efendi’nin, “Munis Tekinalp”in ve bütün o Siyonist-Sabataî-Mason İttihâd Terakkî Çetesinin de aynı stratejiyi tâkîb ettiğine dikkat edilmelidir!)
Siyonist Emperyalizminin planına nazaran, bu harble, Almanya mağlûb olmalı, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları parçalanmalı ve Rusya’da da Çarlık rejimi yıkılmalıydı. (Bu müddeânın enine boyuna isbâtı da, ayrı bir kitab gerektirir… Mâmâfih, işbu “Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti” çalışmamızda, bu müddeânın başlıca mesnedlerini takdîm etmiş bulunuyoruz…) Nitekim, plan, hiç aksamadan yürümüştür.
Jabotinski: “Türkiye’nin, Harbe girdiği takdîrde, ondan mağlûb ve paramparça olmuş olarak çıkacağından hiç şüphe etmedim!”
Jabotinski, Hâtırat’ında bu mes’eleden dahi bahsediyor. İttihâdcı Komitası, Îtilâf Devletlerine harb îlân ettiği zamân, o, Fransa’nın Bordo (Bordeaux) şehrindedir. Bu haberi alır almaz, artık hedefe ulaşmalarının çok yakın olduğundan hiç şüphesi kalmıyor, çünki Osmanlı’nın bu harbde mağlûbiyeti ve netîcede tasfiyesi kat’î bir vâkıadır:
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (117)
Yesevizade Alparslan Yasa
08.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
"Türkiye'nin Sâdık Vatandaşları", Lurçat'nın mezkûr makâlesinde olduğu gibi,
Siyonistler Türkiye’yle savaşıyorlar
“Türkiye’nin Sâdık Vatandaşları”, Lurçat’nın mezkûr makâlesinde olduğu gibi, Türklere karşı verdikleri hâinâne mücâdeleden bahsederken, hep, “Filistin’i veyâ İsrâil Topraklarını Türklerden veyâhud Türklerin boyunduruğundan kurtarmak –libérer la Palestine ou Eretz Israël des Turcs ou bien du joug des Turcs”- tâbirini kullanıyorlar… Şeytânî mantık, böyle: Filistin’in hakîkî sâhibleri onlar; biz ve Arablar ise orada işgâlciyiz!
1_2e202e670cdd8598b8dea1cab2fbb751.jpg
(https://www.gettyimages.dk/detail/news-photo/joseph-trumpeldor-formed-the-650-strong-zion-mule-corps-of-news-photo/944222428?adppopup=true; 24.4.2024)
(https://www.cbc.ca/news/canada/nova-scotia/jewish-legion-fort-edward-windsor-nova-scotia-first-world-war-1.6636890) (22.4.2024)
(https://sheldonkirshner.com/the-centenary-of-the-jewish-legion/) (18.4.2024)
(https://www.gettyimages.dk/detail/news-photo/zeev-jabotinsky-with-soldiers-of-the-jewish-legion-autumn-news-photo/944222330?adppopup=true; 24.4.2024)
Üstte solda, Çanakkale’de ve Filistin Cephesinde bize karşı savaşan Siyon Katırcıları Birliği ile Yahûdi Lejyonu’nun –Jabotinski ile berâber- iki müessisinden biri olan Joseph Trumpeldor, ortada Yahûdi Lejyonu’nun onbaşı rütbeli askerlerinden Ben Guryon’un 1918’de, Amerika ve Kanada’dan Lejyon’a katılan gönüllülerin bir kısmının tâlim yaptığı Kanada, Yeni İskoçya bölgesi, Windsor şehri yakınlarındaki Edward Kalesi Kampında çekilmiş resmi, sağda, Yahûdi Lejyonu’nun, Bene Berit’in ve İsrâil Devleti’nin amblemi Menora (ki aynı zamânda Masonluğun da remizlerinden biridir), altta solda, Jabotinski, Lejyon’dan bir grup askerle bir arada, sağda, Yahûdi Lejyonu’nun müessisi ve İsrâil’in bânîlerinden biri olan Jabotinski’yi iftihârla yâdeden bir İsrâil afişi…
***
“Türkiye’nin, Harbe girdiği takdîrde, ondan mağlûb ve paramparça olmuş olarak çıkacağından hiç şüphe etmedim (Je n'ai jamais douté du fait qu'une fois la Turquie entrée en guerre, elle serait vaincue et taillée en pièces).
“Bu mes’elede de bu netîceden nasıl en küçük bir şüphe dahi duyulabileceğini anlamaktan âcizim. Bahis mevzûu olan, tahmînler değil, objektif bir hesâb mes’elesi idi. Bu satırlarda bu mes’eleden bahsetmekten memnûnum; çünki o zamânlar, harbin gâlibi hakkında [kumarbâz gibi] bahse tutuşmakla ithâm edilmiştim. Türkiye’de uzun müddet muhâbir olarak bulundum. Benim nazarımda, gazetecilik mesleğinin kıymeti en üst seviyededir. Mesleğinin hakkını veren bir muhâbir, bulunduğu memleket hakkında, herhangi bir büyük elçiden, hattâ benim şahsî tecrübeme göre, o memleketin bir profesöründen dahi daha fazla bilgi sâhibidir. Hâlbuki Türkiye hakkındaki bu bedîhî hakîkatin, sâdece profesörler değil, büyük elçiler de farkındaydı. O devirde, elbette hiçbir gazeteci Almanya’nın mağlûb ve kayıdsız şartsız teslîm olacağını peşînen söyliyemezdi. Lâkin bu harbin bedelini, başka her memleketten daha fazla Türkiye’nin ödiyeceğinden aslâ şüphe etmedim. Taş ve demir ateşe dayanabilirler; fakat ahşab bir kulübe cayır cayır yanar ve hiçbir mûcize onu kurtaramaz… (Là encore, je suis incapable de comprendre comment on pouvait éprouver le moindre doute à ce sujet. Il ne s'agissait pas de suppositions, mais d'une question de calculs objectifs. Je suis heureux de pouvoir en faire état ici, ayant été accusé d'avoir parié sur le vainqueur de la guerre à cette époque. J'ai longtemps été correspondant en Turquie. Je tiens le métier de journaliste en la plus haute estime : un correspondant consciencieux en sait bien plus sur le pays où il se trouve que n'importe quel ambassadeur – et selon ma propre expérience, souvent plus qu'un professeur autochtone. Mais dans ce cas particulier, non seulement les professeurs, mais aussi les ambassadeurs étaient avertis de cette vérité évidente concernant la Turquie. Aucun journaliste ne pouvait évidemment prédire, à cette époque, que l'Allemagne subirait la défaite et la reddition sans condition. Mais je n'ai jamais douté du fait que la Turquie, plus que tout autre pays, devrait payer le prix de cette guerre. La pierre et le fer peuvent supporter le feu ; une hutte en bois brûlera, et aucun miracle ne pourra la sauver...)”
Osmanlı’yı yıkmak için seferber oluyorlar
Jabotinski, bu sağlam kanâatle, Harb esnâsında da, Türkiye’yi yıkmak için seferber olmak lâzım geldiğini düşünüyor ve fikrini Siyonist lideri Max Nordau’ya açıyor:
“- ‘Doktor!’ dedim, ‘Gemimizi o ahmakların tâlimâtına göre kullanamayız! Hayır, Türk bizim ‘kardeşimiz’ değildir! Hattâ bizzât hakîkî ‘İsmâil’ ile dahi hiçbir rûhî yakınlığa sâhib değiliz! Allâh’a şükür, biz Avrupalıyız! Ayrıca, biz, iki bin senedir Avrupa’nın bânîleriyiz! Sizin şöyle bir sözünüzü hatırlıyorum: ‘Biz Avrupa’nın hudûdlarını Fırat’a kadar genişletmek için Eretz-İsrâil’e gidiyoruz!’ Hâlbuki bunun önündeki mâni Türkiye’dir ve şu ânda onun son sâati gelip çatmıştır! O hâlde kollarımız bağlı mı kalacağız? (- Doktor, - lui dis-je – on ne peut pas conduire notre barque selon les instructions de ces idiots. Non, le Turc n'est pas ‘notre frère’, et même avec le véritable ‘Ismaël’ lui-même, nous n'avons aucune proximité spirituelle. Nous sommes, grâce à Dieu, des Européens, et nous sommes mêmes les constructeurs de l'Europe depuis deux mille ans. Je me souviens d'un autre point de vos discours : ‘Nous allons en Eretz-Israël pour élargir les frontières de l'Europe jusqu'à l'Euphrate’. Et l'obstacle est la Turquie. A présent, sa dernière heure est venue : allons-nous rester les bras croisés ?)” (Kaynak: Fransızca bir İsrâil sitesi olan: Vu de Jérusalem. L’actualité vue de Jérusalem, comme nulle part ailleurs!, “Une page d’histoire – Israël et la Turquie… en 1914, le regard de Jabotinsky”; http://vudejerusalem.20minutes-blogs.fr/archive/2011/09/03/israel-et-la-turquie-en-1914.html; 21.11.2017.)
Bu pasajda, “Avrupa’nın hudûdlarını Fırat’a kadar genişletmek için Eretz-Isrâil’e gidiyoruz!” cümlesine hâssaten dikkat edilmelidir: En büyük emellerinden birinin “Nil’den Fırat’a kadar bir İsrâil Devleti” inşâ etmek olduğunu bu vesîleyle de ifâde etmiş oluyorlar…
Siyonistler, “Yahûdi Lejyonu”nu teşkîl ederek Türkiye’yle savaşıyorlar
Jabotinski, öylece kollarını bağlayıp durmıyacak, arkadaşı Yosef Trumpeldor (1880 - 1920) ile berâber, İngilizlerle anlaşarak, 1915’de, İskenderiye’de, Osmanlı’nın, –Îtilâf Devletleri tâbiiyetlerinde oldukları için- hudûd dışı ettiği 562 Yahûdiden müteşekkil bir “Siyon Katırcıları Birliği (Zion Mule Corps)” kurarak, Yahûdi târihinde iki bin seneden beri ilk def’a kendi bayrağı altında savaşan küçük bir Yahûdi ordusu teşkîl edecek, bu birlik, aynı sene, Çanakkale’de, nefret edilen ve Siyonist Emperyalizminin önünde o zamân en büyük mâni olarak görülen Türklere karşı harbe katılacak, harbde, bir hayli zâyiât vermekle berâber, büyük yararlık gösterecektir. (Pierre İtshak Lurçat, “Gallipoli 1915: la Légion juive, première armée juive depuis l’Antiquité”, http://vudejerusalem.20minutes-blogs.fr/archive/2014/02/21/la-creation-de-la-legion-juive-premiere-armee-juive-depuis-l-892747.html, 28.11.2017.)
“Türkiye’nin Sâdık Vatandaşları”, Lurçat’nın mezkûr makâlesinde olduğu gibi, Türklere karşı verdikleri hâinâne mücâdeleden bahsederken, hep, “Filistin’i veyâ İsrâil Topraklarını Türklerden veyâhud Türklerin boyunduruğundan kurtarmak –libérer la Palestine ou Eretz Israël des Turcs ou bien du joug des Turcs”- tâbirini kullanıyorlar… Şeytânî mantık, böyle: Filistin’in hakîkî sâhibleri onlar; biz ve Arablar ise orada işgâlciyiz!
Jabotinski ve Trumpeldor, bu kadarla iktifâ etmiyecekler, yine İngilizlerle anlaşarak, 38, 39 ve 40. taburlardan müteşekkil (İsrâil’in bânîlerinden ve ilk Başvekîli Ben Guryon’un, ikinci Cumhûr Reîsi Yitsak Ben-Zvi’nin, yine Başvekîl Levi Eşkol’ün, ilk Müdâfaa Kuvvetleri Erkânıharbiye Reîsi Yaakov Dori’nin ve –o zamân Osmanlı tâbiiyetindeki- “Türkiye’nin Sâdık Vatandaşları”ndan birçoğunun da aralarında bulunduğu) beş bin kişilik bir Yahûdi Lejyonu (“Jewish Legion”) meydana getirerek 1917’de Filistin Cephesinde Osmanlı’ya karşı hırsla savaşacak ve Osmanlı’nın tasfiyesiyle netîcelenecek Filistin mağlûbiyetimizde mühim bir âmil olacaklardır. Tabiî, başımızdaki hâinlerin ve Yahûdi câsûsların rolünü de gözden ırak tutmamak lâzım…
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (118)
Yesevizade Alparslan Yasa
09.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
İsrâil'in bânîleri arasında yer alan bu tedhîşçi Siyonist liderin "Cihânşümûl Masonluk" tarafından da desteklendiğini öğrenmek acabâ şaşırtıcı olur mu?
‘Müslümanlığa nîçin bu kadar düşmanlar’
İsrâil’in bânîleri arasında yer alan bu tedhîşçi Siyonist liderin “Cihânşümûl Masonluk” tarafından da desteklendiğini öğrenmek acabâ şaşırtıcı olur mu? Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkında müsbit delîllerle, vesîkalarla gözler önüne serdiğimiz hakîkatlerden sonra buna pek de ihtimâl vermiyoruz… Bu vâkıaya dâir sağlam bir bilgiyi, André Combes’un –Pâris’te münteşir, altı aylık- Archives Juives (Yahûdi Arşivi) mecmûasında münderic bir makâlesine medyûnuz: “En harâretli Siyonistlerden biri olan Vladimir Jabotinski, 5 Mart 1931’de, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın -Pâris’de Rus siyâsî mültecîleri tarafından têsîs edilmiş- Şimâl Yıldızı Locası’nda tekrîs edilmiştir.
vladimir-jabotinsky_d61f00b2952a2e08539edc315a6a49aa.jpg
Jabotinski: Kanlı Siyonist ve Farmason
İşte bilâhare kanlı savaşlar ve tedhîşle Arabları sindiren ve onları vatanlarından mahrûm eden silâhlı Siyonist teşkîlâtlarının ve İsrâil Ordusunun başlangıç noktası, Jabotinski ve Trumpeldor’un, Osmanlı’nın tasfiyesi ve İsrâil’in têsîsi için giriştikleri bu askerî faâliyetlerdir…
Şimdi, İsrâil’in bânîleri arasında yer alan bu tedhîşçi Siyonist liderin “Cihânşümûl Masonluk” tarafından da desteklendiğini öğrenmek acabâ şaşırtıcı olur mu? Yahûdilik-Masonluk münâsebeti hakkında müsbit delîllerle, vesîkalarla gözler önüne serdiğimiz hakîkatlerden sonra buna pek de ihtimâl vermiyoruz… Bu vâkıaya dâir sağlam bir bilgiyi, André Combes’un –Pâris’te münteşir, altı aylık- Archives Juives (Yahûdi Arşivi) mecmûasında münderic bir makâlesine medyûnuz:
“En harâretli Siyonistlerden biri olan Vladimir Jabotinski, 5 Mart 1931’de, Fransa Meşrik-ı Âzamı’nın -Pâris’de Rus siyâsî mültecîleri tarafından têsîs edilmiş- Şimâl Yıldızı Locası’nda tekrîs edilmiştir. (L’un des plus ardents sionistes, Vladimir Jabotinsky sera reçu maçon, le 5 mars 1931, dans la loge du Grand Orient L’Étoile du Nord, fondée à Paris par des réfugiés politiques russes.)” (André Combes, “Les loges de France et d’Algérie, l’antisémitisme et l’affaire Dreyfus”, Archives Juives, 2010/2, vol. 43, pp. 70-80; https://www.cairn.info/revue-archives-juives1-2010-2-page-70.htm; 18.4.2024-)
9. Fasl’a zeyl
“Muâsır Târihimizde Siyonist-Sabataî-Mason İşbirliği” başlıklı işbu 9. Fasl’ı, iki mevzûdan daha bahsederek bitirmek istiyoruz:
Birincisi, Prof. Dr. İlhan Arsel’in akrabâsı Suay Arsev’den aldığımız tenkîdî mektub;
İkincisi de, “Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi” isimli araştırmamızda Sabataîlerin İslâm düşmanlığından bahsettikden sonra bu bahsin sonuna dercettiğimiz “Müslümanlığa nîçin bu kadar düşmanlar?” başlıklı hitâbemiz…
Ayasofya Câmii hakkındaki mezkûr araştırmamızda, gencliğinde Antikemalist olan ve bu mâhiyette kıymetli neşriyât yapmış, ömrünün son deminde ise –maâlesef- Kemalizme meyletmiş bulunan Nihal Atsız’ın –Kemalizmden aldığı ilhâmla- İslâmın İlâhî bir Dîn olmadığını iddiâ ederek Dînimizi zemmeden “Yobazlık Bir Fikir Müstehâsesidir” başlıklı makâlesinden de (Ötüken, Kasım 1970, sayı 11 -83-) bahsetmemiz îcâb etmişti. Atsız’ın bu makâlesindeki mesnedlerinden biri de, Prof. Dr. İlhan Arsel’in 18 Ağustos 1970 târihli Cumhuriyet’te neşredilmiş “Viyana Kapıları” başlıklı makâlesiydi. Bu vesîleyle, İslâm aleyhinde fevkalâde garezkâr neşriyât yapmış bu şahsıyeti dahi uzun uzadıya bahis mevzûu etmiş, Sabataî Cemâatinden -Arsel emsâli- İslâma garezkârâne hücûm eden birçok muharrir, müellif ve siyâsetcinin çıkmış olması vâkıasına dikkati çekerek bu büyük nankörlük karşısında duyduğumuz derin üzüntüyü “Müslümanlığa nîçin bu kadar düşmanlar?” başlıklı bir hitâbeyle dile getirmiştik.
Bizim -Prof. Dr. İlhan Arsel’in gayr-i ilmî tavrını ve garezkâr neşriyâtını tenkîd eden- çalışmamız üzerine, kendisinin bir akrabâsı olduğunu ifâde eden Muhterem Suay Arsev’den, 9 Haziran 2023’te, tenkîdî bir mektub aldık. Bu mektubu da, ona cevâbımızı da ilk fırsatta neşretmeyi üzerimizde edâ edilmesi zarûrî bir borc telakkî ettiğimizden, bu vesîle ile onları aynen aşağıya dercediyoruz.
Mektubları, “Müslümanlığa nîçin bu kadar düşmanlar?” başlıklı hitâbemiz tâkîb edecek ve bu Fasl’ı bu metinlerle bitirmiş olacağız.
suay-arsev_759a32388a283c74e3a4ba4557db4e89.jpeg
Prof. Dr. İlhan Arsel’in bir akrabâsı olan Suay Arsev’den tenkîdî bir mektub
“11 Mayıs 2023 yazınıza istinaden bu ailenin torunu olarak yazıyorum. Bu yazıda itham ettiğiniz kişiler hayatta değil. Neye dayanarak ailemin müslüman düşmanlığını devam ettirdiğini söylersiniz. Dedemin çok iyi bir insan olduğunu ve kimsenin diniyle ilgili bir açıklama yapmadığını bilirim. Bu yazının kaldırılmasını kaldırılmadığı takdirde bana belge sunmanızı, isimleri geçen her isimle ilgili belge sunulmasını istiyorum.”
Suay Arsev’e cevâbî mektubumuz
Bolu, 9 Haziran 2023
Muhterem Suay Arsev,
Ben, bahis mevzûu ettiğiniz araştırmamda, doğru ile eğriyi birbirine karıştırarak İsl̃âma garezk̃ârâne hücûm edenlerin tavrını tenk̆îd ettim. Bunların başında da Prof. Dr. İlhan Arsel geliyor. Eserleri, yazdıkları mâl̃ûm... Araştırmamın 7 Mayıs il̃â 14 Mayıs 2023 târihli tefrikalarında bu garezk̃âr neşriyâttan birçok misâl̃ zikrettim.
Bu hâli elbette esefle karşılıyorum. Çünki bunları, hak̆îkat̃ endîşesi taşımıyan, sûiniyet mahsûl̃ü hücûmlar olarak değerlendiriyorum. Yoksa, sağlam delîllerle, nezîh bir üsl̃ûbla Müslümanların zihniyet ve hâllerinin de, Müslümanlığın da tenk̆îd edilebilmesini tabiî karşılarım. Bu, Vicdân ve Fikir Hürriyeti çerçevesinde herkes için bir haktır; ayrıca, bu gibi tenk̆îdlerin, Müslümanlığın, (aslında özüne aykırı olduğuna inandığım) bir takım yanlış tel̃ak̆k̆î ve hurâfelerden kurtulmasına yardımcı olmak bakımından hayırlı olduğuna da kânîyim. (Nitekim ben kendim, bu mâhiyette bir hayli tenk̆îd metni neşretmiş, hattâ bu yüzden, bâzı haddinibilmezler tarafından tekfîr edilmiş bir insanım.) Siz de takdîr edersiniz ki İlhan Arsel ve mümâsillerinin hücûmları bu kategoriye girmiyor...
Dîğer taraftan, elbette, herhangi bir suç veyâ günâhtan, münhasıran fâil veyâ fâilleri mes'ûl̃dür.
Onda dahli olmıyanları ithâm etmek, büyük zulüm olur. Bu bakımdan, benim, âilenizden İsl̃âma haksız tecâvüzde bulunmamış hiçbir ferde karşı bir antipati beslemem bahis mevzûu olamaz.
Nitekim, siz, kendinizin de, dedenizin de Müslümanlığa karşı bir düşmanlık dâvânızın olmadığını beyân ediyorsunuz, ki ben bunu ancak memnûniyetle karşılarım.
Yeni Söz'de, günlük fıkralar yazan bir muharrir değil, ilmî araştırmalar neşreden bir müellifim.
Hâlen, İsl̃âmın Müsbet İlimlerle münâsebetini ele alan yeni bir araştırma hazırlamakla meşgûl̃üm.
Bunu ne zaman tamâmlıyabileceğimi bilmiyorum. Mâmâfih mezk̃ûr gazetede neşri mümkün olursa, sizin mektubunuzu ve benim cevâbımı o araştırmanın içine memnûniyetle dercedeceğimi beyân ediyorum.
Düşmanlığım, sâdece hak̆îkat̃sizliğe ve haksızlığa karşıdır. Bu tavrımı bir def'a daha ifâde etmeme vesîle olduğunuz için size müteşekkirim.
Sel̃âm ve hürmetlerimle.
.
Yahûdilik-Masonluk münâsebeti (119)
Yesevizade Alparslan Yasa
13.12.2024 - 00:00
Yayınlanma
1
Paylaşım
Allâh-ü Teâl̃â'nın Mü'minleri îkâz ettiği gibi: "Ey Îmân Edenler, kendilerinizden başkasını sırdaş edinmeyin!
Müslümanlığa nîçin bu kadar düşmanlar?
Allâh-ü Teâl̃â’nın Mü’minleri îkâz ettiği gibi: “Ey Îmân Edenler, kendilerinizden başkasını sırdaş edinmeyin! Çünkü onlar size karşı hiçbir fenâlıktan çekinmez, size sıkıntı verecek şeyleri arzû ederler. Hak̆îkat̃, onların buğuzları ağızlarından taşmaktadır. Sînelerinde gizlemekte oldukları ise daha büyüktür. İşte size, akledesiniz diye, âyetlerimizi beyân ettik. “Siz o kimselersiniz ki onları seversiniz; hâl̃buki onlar sizi sevmezler. Siz Kitâbın hepsine îmân edersiniz; onlarsa sizinle karşılaştıkları zaman ‘îmân ettik’ der, kendileriyle baş başa kaldıkları vak̆it de gayzla parmaklarını ısırırlar. De ki: ‘- Gayzınızla geberin!’ Muhakkak ki Allâh sînelerde olanı bilir!
Cemâat̃in her nesli, evvelkilerden bilhassa iki inanc tevârüs ediyor: Birincisi Kemâl̃perestlik, ikincisi –birincisinin mütemmim cüz’ü olarak- İsl̃âm düşmanlığı!
Bir buçuk asırdır, ellerindeki muazzam imk̃ânlarla biteviye İsl̃âma hücûm ediyor, Milletimizin Dînini târümâr etmiye çalışıyorlar!
Allâh-ü Teâl̃â’nın Mü’minleri îkâz ettiği gibi:
“Ey Îmân Edenler, kendilerinizden başkasını sırdaş edinmeyin! Çünkü onlar size karşı hiçbir fenâlıktan çekinmez, size sıkıntı verecek şeyleri arzû ederler. Hak̆îkat̃, onların buğuzları ağızlarından taşmaktadır. Sînelerinde gizlemekte oldukları ise daha büyüktür. İşte size, akledesiniz diye, âyetlerimizi beyân ettik.
“Siz o kimselersiniz ki onları seversiniz; hâl̃buki onlar sizi sevmezler. Siz Kitâbın hepsine îmân edersiniz; onlarsa sizinle karşılaştıkları zaman ‘îmân ettik’ der, kendileriyle baş başa kaldıkları vak̆it de gayzla parmaklarını ısırırlar. De ki: ‘- Gayzınızla geberin!’ Muhakkak ki Allâh sînelerde olanı bilir!
“Şâyed size bir iyilik dokunursa, onları tasaya düşürür; bir fenâlık gelirse, onunla sevinirler. Eğer sabreder ve takvâ ile davranırsanız, onların hîleleri size hiçbir sûretle zarâr veremez. Muhakkak ki Allâh, onların yaptıklarını kuşatmıştır.” (Âl-i İmrân -3-: 118-120)
[Sabataî Cemâatinin birkaç güzîdesinden İslâma garezkârâne hücûm eden metinler naklettikden sonra:]
İsl̃âm size ne yaptı da ona bu kadar husûmet besliyorsunuz?
Katolik İspanya’da Engizisyon işkenceleriyle can vermekden İsl̃âma ilticâ ederek kurtulmadınız mı?
Geldiniz, İsl̃âm topraklarında huzûr, rahat, refâh buldunuz.
Fakat, rahatlık sizi tepti… Hemen fesâda başladınız… Dünyâ çapında Mesîhî bir Krallık hayâl̃i kurdunuz… Pâdişâhın tahtına göz diktiniz ve o tahtın Sabatay Sevi’nin hakkı olduğuna inandınız…
Sinsi faâliyetlerle gelişen isyân hareketinizin cezâsı toptan katledilmek iken, Pâdişâh, bir Müslümanlık zaafı göstererek, îdâmlık “Mesîh”inize, bâtıl dâvâsından vazgeçip Müslüman olmayı teklîf etti… İkrâh yok, zorlama yok! “Lâ-ikrâh fî’d-dîn” diye haykıran bir Dîne muhâtabsınız! Mesîh’iniz dâvâsında sâbit-kadem durmak yerine, Müslümanlık ik̃rârında bulundu ve kendisine “Mehmed Azîz Efendi” ismi verilerek maaş bağlandı, îtibâr edildi…
Bu ihsâna karşı o ve siz, hepiniz ne yaptınız? Hiçbir cebir bahis mevzûu değilken, topyek̃ûn İsl̃âmı kabûl̃ ettiğinizi îl̃ân ettiniz… Fakat sâdece zâhiren! Gizlide sapkın birer Yahûdi kaldınız ve İsl̃âma karşı hadsiz bir nefret beslediniz, âşik̃ârda ise Müslüman göründünüz, Münâfıklığı dîn hâline getirdiniz! Bütün dünyâda acabâ sizin gibi bir başka cemâat̃ mevcûd olmuş mudur? (Elbette ki sizi, Marranolar, Moriskolar gibi mazl̃ûm cemâat̃lerle bir tutmıya imk̃ân yok!)
Ne büyük nankörlük! Ne büyük denâet!
İsl̃âm size ne kötülük yaptı da ona bu kadar düşman kesildiniz?
Hiç!
İyiliğe, l̃utfa karşı sönmez bir kînle cevâb verdiniz! “Mesîh”inizin “On Altı ve On Yedinci Emirleri”, Müslüman Türklere karşı bir Münâfıklık ve nefret beyânnâmesidir:
“[18 Emrin] on altıncısı şudur ki Türklerin âdetlerine riâyete îtinâ edilsin; zîrâ bu sûretle onların gözleri kör edilecekdir! Ve Ramazan orucunu tutmak için sıkıntıya girmesinler! Kezâ onların şeytan için kesdikleri kurban hakkında da! Gözle görülen her şey îfâ edilsin!
“On yedincisi şudur ki onlarla (Müslümanlarla) nik̃âh akdedilmemeli, münâsebette bulunulmamalı, hayâtta veyâ memâtta kendileriyle hiçbir yakınlık kurulmamalıdır. Zîrâ onlar murdardır, kadınları sürüngendir ve Kitâb-ı Mukaddes’deki şu Âyet bu mevzû ile al̃âkalıdır: ‘Bir dört ayaklı ile yatana l̃ânet olsun!’ ” (Sabatay Sevi’nin “On Sekiz Emr”inden; Prof. Avram Galanti ve Edirne Hahambaşısı Abraham Danon'a istinâden)
Edirne Hahambaşısı Abraham Danon’un müşâhede ettiği gibi, bu emirlere uyarak Münâfıklık denâetini millî seciye hâl̃ine getirdiniz:
“3. Dönmelerin seciyesi: Başlıca kusûrları, müdhîş bir kendini gizleme kabiliyetine sâhib olmalarıdır. Öyle ki (biraz aşağıda bahis mevzûu edeceğimiz 18 Emr’in 16’ıncısının bir l̃âzımesi olan) bu kâbiliyet, tabîat̃lerinin bir parçası hâl̃ine gelmiştir. Hayâtları, nüfûz edilemez bir sır perdesiyle çevrilidir. Hak̆îk̆î Müslümanlar karşısında nasıl davranacaklarını çok iyi bilirler. Onların hayât tarzına uymak, dâimâ onların dost halkasında yer almak, alenen onların bütün mezîyet ve kusûrlarını taklîd etmek, zâhiren dâvâlarına hizmet etmek, l̃âkin kendi derûnlarında Müslüman vatandaşlarından fersah fersah uzak olmak… Bu ne büyük bir vicdân esnekliği, bu ne büyük bir irâde kuvvetidir! (3. Caractère. – Leur défaut caractéristique est ce don puissant de la dissimulation, qui leur est devenu naturel, et qui est le corollaire inéluctable de la 16e Ordonnance dont il va s’agir plus loin. Leur vie est entourée d’un mystère impénétrable. Ils savent bien se surveiller vis-à-vis des vrais musulmans. Vivre de la vie de ces derniers, être toujours avec eux dans leur intimité, imiter ouvertement leurs qualités et leurs défauts, servir extérieurement leur cause, et pourtant être dans leur for intérieur à mille lieues de leurs concitoyens mahométans, quelle élasticité de conscience! quelle force de volonté!)
“4. Dönmelerle Türkler arasındaki münâsebetler: Dönmeler ile Türkler arasında, görünüşteki dostâne, hattâ kardeşçe münâsebetlere rağmen, saklı bir husûmet, insiyâk̆î ve karşılıklı bir tiksinti mevcûddur. Türkler, hâl̃lerinde sahtelik olduğunu hissettikleri bu zâhirî Müslümanlardan nefret etmekle berâber, onlarla meşrû zemînde mücâdele edebilmek için lüzûmlu hiçbir maddî delîle de sâhib bulunmuyorlar… (4. Relations.- Sous ces démonstrations amicales et même fraternelles se cache un antagonisme latent entre Turcs et Deunmeh, une répulsion instinctive et mutuelle. Les derniers sont cordialement détestés par les premiers, lesquels sont obligés de tolérer ces tièdes prosélytes qui, sous le point de vue musulman, sentent le fagot, d’autant plus qu’ils n’ont entre leurs mains aucune preuve matérielle qui puisse justifier une croisade en règle contre les Deunmeh.)” (Rabbi Abraham Danon, “Une Secte Judéo-Musulmane en Turquie”, Actes du 11e Congrès International des Orientalistes -1897-, Paris, 1899, p. 60-61)
Sûiniyet sâhibi olmıyan, hâince emeller beslemiyen bir ferd veyâ cemâat̃, durup dururken neden kendini gizler, neden olduğundan başka türlü görünür?
Asırlarca Sabatay Sevi’ye taptınız; 20. asra gelince, Mâbûdunuzu değiştirdiniz, bu sefer Mustafa Kemâl̃’i Sabatay Sevi yerine koydunuz!
Kime tapınırsanız tapının! Sizin dîniniz size, bizim Dînimiz bize!
Şu var ki siz buna da râzı değilsiniz: İll̃â ki bizi de kendi putunuza taptırmak istiyorsunuz! Bütün düzeni bu esâs üzerine kurdunuz ve bir asırdır Milletimizi ifsâd edip duruyorsunuz!
Bunun sonu nereye varacak?
Bize zarârı dokunmadıkça dîninize de, cemâat̃inize de karışmak istemiyoruz ve aynı tavrı sizden de bekliyoruz! Buna mukâbil, siz, bir buçuk asırdır, Müslümanlığı kasdederek “Dîn terakkîye mânidir!” düstûrunu beyinlere zerketmiye, biteviye Dînimiz aleyhinde yalan-yanlış neşriyât yapmıya, garezk̃âr reddiyelerle zihinleri bulandırmıya, Dîn-i Mübînimize hâince saldırmıya devâm ediyor ve bizi ill̃â ki Kemâl̃perest olmıya zorluyorsunuz!
Bunun sonu nereye varacak?
Şerrinizden Rabb’imize sığınıyoruz:
“İnsanlardan öyleleri vardır ki onlar: ‘- Allâh’a ve Âhiret Gününe îmân ettik!’ derler; hâl̃buki onlar mü’min değildirler.
“Allâh’ı ve Îmân Edenleri aldatmıya çalışırlar. Farkında değiller ki ancak kendilerini aldatmaktadırlar!
“Onların kalblerinde maraz vardır. Allâh da onların marazını arttırmıştır. Yalan söylemeleri sebebiyle onlara elîm bir azâb vardır!
“Onlara: ‘- Yeryüzünde fesâd çıkarmayın!’ dendiği zamân: ‘- Biz ancak muslihleriz!’ derler.
“Onlar müfsidlerin tâ kendileridir vel̃âkin bunun farkında değiller!
“Onlara: ‘- İnsanların îmân ettikleri gibi siz de îmân edin!’ denildiği zamân: ‘- Biz de o aklıkıtların îmân ettiği gibi mi îmân edelim?’ derler. Asıl aklıkıt olanlar kendileridir! Vel̃âkin bilmezler!
“Îmân etmiş olanlara rastladıkları zamân: ‘- Îmân ettik!’ derler. Fakat şeytânlarıyle baş başa kalınca da: ‘- Biz sizinle berâberiz; onlarla sâdece istihzâ ediyorduk!’ derler.
“Asıl Allâh onlarla istihzâ eder de tuğyân içinde kör gibi dolaşmalarına mühlet verir.” (Bakare -2-: 8-15) (“Ayasofya Câmii’ne ‘Bizans Müzesi’ Hakâretinin Sahîh Târihçesi”, Yeni Söz, 11-14 Mayıs 2023/183-186)
10. Fasıl:
Netîce
Gencliğimizden beri bütün araştırmalarımıza istikâmet veren başlıca düstûrumuz şu olmuştur:
Dâimâ Hakîkate tâlib ve tâbi olmak ve Hakîkat uğrunda mücâdele etmek!
Bu endîşe, bu sâikle her araştırmamızı büyük fedâkârlık ve titizlikle, kılı kırk yararak yürüttüğümüz, dâimâ Allâh Rızâsını gözettiğimiz hâlde, beşer olmanın îcâbı, yanılabilir, kasdımız olmaksızın (ki bu, sahtekârlık olurdu) hatâlı tesbît ve yorumlarda bulunabiliriz.
Binâenaleyh, işbu araştırmamızın dahi, elbette, hatâdan berî olduğu iddiâsında değiliz. Mâdemki öyle, müşahhas misâllerle ve mukabil delîl ve vesîkalarla ortaya konacak her hatâmızdan derhâl rücû etmiye ve okurlarımızdan özür dilemiye âmâdeyiz! Şu var ki:
Tek tek tesbîtlerimiz ve onlara mesned olan delîller üzerinde durarak değil de, umûmî kanâatlerden, benimsenmiş dünyâ görüşlerinden, peşîn hükümlerden, v.s. istidlâller yaparak, hele ki hiçbir Hakîkat endîşesi taşımadan, sûiniyetle, nefsânî sâiklerle yöneltilecek tenkîdlere karşı kör ve sağırız!
(Ankara-Bolu, Nisan-Kasım 2024)
- BİTTİ -
Bugün 477 ziyaretçi (711 klik) kişi burdaydı!
Daha fazlasını keşfedin
KİTAPLARA
KİTAPLAR
KİTABI
KİTAP
KİTAPLARI
kuranı
İletişim
Bilim
İletişim
Aile oyunları
Daha fazlasını keşfedin
KİTAPLAR
KİTAPLARA
KİTABI
KİTAPLARI
KİTAP
Bilim
İLMİN
İletişim
İletişim
KÜTÜBÜ SİTTE
|
| Bugün 85 ziyaretçi (148 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|