ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026
ehlisunnnetde
dinisualler.com...
İmam Buhari’nin İmam-ı Azam hakkında İfadeleri
You are here:d
Sual: İmam Buhârî’nin İmam Ebu Hanîfe için ağır ifadeler kullandığı doğru mudur?
Cevap: İmam Buhârî’nin doğrudan İmam-ı A’zam’ı kasd eden bir ifadesi yoktur. Müctehid olduğu için bazı meselelerde kendi ictihadına uymayan mevzuları izah ederken, bazı kimseler şöyle demiş gibi ifadeler kullanır. Hanefi alimlerinden Abdulgani Meydani de bu izahlara Keşfu’l-İltibas amma evredehu’l-Buhârî an badi’n-nâs adlı kitabında cevap vermiştir. Dolayısıyla mesele, ictihad farklılıklarının ilmi zeminde tenkidinden ibarettir. Yoksa bazılarının vehmettigi gibi İmam Buhârî’nin, İmam Ebu Hanîfe veya başka bir alime hakareketi mevzubahis değildir. Hatta Şâfiî kitaplarında, istihsana yer verdiği için zaman zaman Hanefî ictihadları tenkit edilir. Ama bunun ilmî tenkitten öte bir mânâsı yoktur.
İmam Ebû Hanîfe’yi en çok övenler ve onun menakibini yazanlar da yine Şâfiîlerdir. Meselâ İmam Süyûtî, İmam Şa’rânî gibi Şâfiî âlimleri İmam Ebu Hanîfe’ye çok yüksek bir tazim göstermektedir. İbni Hacer, İmam Ebu Hanife hakkında övgü dolu müstakil bir kitap yazmıştır. Hatta Şa’rânî, İmam Ebu Hanife’yi tenkid eden kendisi gibi Şâfiî mezhebindeki büyük bir tefsir âlimini “O, İmam-ı Azamın ayaklarına su bile dökemez” diye vasıflandırmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nin Ebû Hanîfe maddesinde şöyle bir açıklama bulunuyor:
Mevcut kaynaklara göre Ebû Hanîfe’yi tenkit edenlerin başında Buhârî gelmektedir. Buhârî el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’inin bab başlıklarında isim zikretmeden, “Kāle ba‘zu’n-nâs” (insanlardan biri şöyle dedi) ifadesini kullanarak Ebû Hanîfe’yi tenkit etmiş (Buhârî, “Îmân”, 36; Vehbî Süleyman Gāvecî, s. 203-265), diğer eserlerinde de onun İslâm dinine zarar veren Mürcie’ye mensup olduğuna ilişkin rivayetleri zikretmiştir (et-Târîḫu’l-kebîr, VIII, 81; M. Rızâ el-Hakîmî, s. 343). Hadisçilerden İbn Hibbân, Ebû Hanîfe’nin aleyhindeki zayıf rivayetleri naklettikten sonra hakkında görülen rüyalara dayanıp onu akîdesi bozuk bir kişi olarak göstermeye çalışmıştır (Kitâbü’l-Mecrûḥîn, III, 63-72). Muhaddislerin Ebû Hanîfe’yi eleştirmesinde, nakil yanında akla da başvurmasının etkili olduğu kabul edilmektedir. Esasen bunların, yalancılıkla itham edilen râvilerin nakillerine dayanarak Ebû Hanîfe’yi kötülemeleri kendi metotlarına aykırıdır, rüyalara başvurmalarının ise hiçbir ilmî değeri yoktur. Zâhid Kevserî, bu rivayetlerin Ebû Hanîfe’ye muhalif olan ehl-i bid‘at mensuplarının gayretiyle uydurulup yayıldığını kabul eder (et-Terhîb, s. 299-307).
xxxxxxx
İmam Buhari'nini İmam-ı Azam'a Eleştirileri | Tek Parça
Soru: İmam-ı Azam Ebu Hanife ile İmam-ı Buhari arasındaki bir anlaşmazlıktan, hatta İmam-ı Buhari'nin İmam-ı Azam'ı tekfir ettiğinden bahsediliyor. İmam-ı Buhari'nin İmam-ı Azam'ı tekfir ettiği doğru mudur? Şayet doğruysa İmam-ı Buhari gibi büyük ilim sahibi bir insan niçin tekfir etme gibi bizim kötü gördüğümüz bir davranışa başvurmuştur. Aralarındaki tartışmanın sebebi nedir?
Cevap: Bu konuyu maddeler hâlinde ele alacağız.
Birincisi: İmam Buhari, İmam Azam’ı tekfir etmemiştir. Buhari'nin tekfir ettiğini iddia edenler İmam Buhari’nin kendi görüşünü değil onun başkalarından aktardığı haberleri İmam Buhari’nin de aynen benimsediği varsayımıyla hareket etmektedirler. İddianın aslı ise şudur:
İmam Buhari’nin ed-Duafâü’s-sagîr isimli hadiste zayıf olan ve rivayetleri kabul edilmeyen ravilere dair bir eseri vardır. Bu eserinde İmam-ı Azam ile ilgili şunları söyler: “Bize Nuaym b. Hammad tahdis etti: Bize Yahya b. Said ve Muaz b. Muaz tahdis etti. Sevri’yi şöyle derken duydum: “(Ebu Hanife) iki defa küfürden tevbeye davet edildi.”1
Fark edileceği üzere burada İmam Buhari, İmam-ı Azam’a doğrudan doğruya “kafir” dememiş ancak başkalarının onun küfürden tevbeye davet edildiğine dair bir duyumunu aktarmıştır. Onların görüşlerine katılıp katılmadığı hakkında bir beyanı yoktur. Kaldı ki Ebu Hanife’nin küfürden tevbeye davet edildiğini ilk aktaran kişi olan Süfyan es-Sevri dahi “Ebu Hanife kafirdir.” dememiştir. O da Ebu Hanife’nin küfürden tevbeye davet edildiğini başkalarından aktarmıştır.
“Duafâ” türü eserler kendilerinden hadis rivayet edilen kişilerin özelliklerine dair bilgilerin yer aldığı kitaplardır. İmam Buhari de İmam-ı Azam’ın özellikleriyle ilgili kendi çevresinin görüşlerini bu kitabına almıştır. İmam-ı Azam'ın hangi nedenle küfre düştüğünü veya tam olarak ne sebeple tevbeye davet edildiğini ise aktarmamıştır. Meselenin bu kısmını ise Ebu Nuaym el-İsfehânî’den öğreniyoruz. Ebu Nuaym, İmam-ı Azam’ın Kur’an’ın mahluk olduğu yönünde görüş belirttiğini ve bu nedenle tevbeye davet edildiğini aktarır.2
Fakat burada kaderin ilginç bir cilvesi ortaya çıkar: İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin (ra) Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusundaki görüşü kendi ifadesiyle tam olarak şöyledir: “Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber’e indirilmiştir. Bizim Kur’ân-ı Kerîm’i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur’ân mahlûk değildir. Allah’ın Kur’ân’da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, Firavun ve iblisten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir. Allah’ın kelâmı mahlûk değildir, fakat Musa’nın ve diğer yaratılmışların kelâmı mahlûktur. Kur’ân ise Allah’ın kelâmı olup, kadîm ve ezelîdir.”3
İmam Buhari (ra) de Halku Ef‘Âli’l-İbâd adlı eserinde Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu ancak Kur’an’ı telaffuz etmenin mahluk olduğunu belirtir. Bu noktada İmam-ı Azam ile aynı görüşte birleşmiş olur.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; İmam-ı Azam’ın başka isimlerce tekfir edildiği bir meselede İmam-ı Azam ile aynı görüşteki İmam Buhari’nin İmam-ı Azam’ı tekfir etmesi mümkün olmadığı gibi tekfir ettiğini iddia edenlerin görüşleri de mantıklı değildir.
Yeri gelmişken hemen belirtelim: Tekfir meselesi sahabe döneminin sonlarında ortaya çıkmıştır ve bunu ilk başlatan Haricilerdir. Hariciler, Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye arasındaki Sıffin savaşında hem Hz. Ali’yi hem Hz. Muaviye’yi ve taraftarlarını tekfir etmiştir. Daha sonra hilafetin Hz. Ali’nin (ra) hakkı olduğunu savunan Şia içindeki bazı aşırı gruplar da sahabe efendilerimizin çoğunu tekfir etmiştir. Ehl-i sünnetin ise genel görüşü siyasi ayrılıklara karışanların yahut günah işleyenlerin tekfir edilemeyeceği yönündedir. Ancak zamanla ilk itikadi mezheplerin belli mensupları bazı sahabileri ve kendi muhaliflerini tekfir etmeyi adeta alışkanlık haline getirmişler, daha sonra bu durum umumi bir hastalık hâlini almaya başlamıştır. Akabinde bazı fırkalar hakkında hadisler de uydurulmuş ve bu uydurma hadisler tekfir hastalığını beslemiştir.
Tekfir konusundaki salgından maalesef bazı ehl-i sünnet alimlerinin de etkilendiği söylenebilir. Özellikle ehl-i hadis alimlerinin bir kısmı ile selefiye mensupları bu konuda oldukça rahat davranabilmektedirler. Ancak İmam Buhari’yi bu gibi mutaassıp isimlerden birisi saymak mümkün değildir.
İkincisi: İmam Buhari’nin (ra) İmam-ı Azam’ı (ra) tekfir etmemekle birlikte ona yönelik bazı eleştirilerde bulunduğu bilinmektedir. Bu eleştirilerin sebeplerini ilmî sebepler, meşrep ayrılığından kaynaklanan sebepler ve siyasi sebepler olmak üzere üç kısımda değerlendirmek mümkündür.
İlmî Sebepler: İmam Buhari ehl-i hadis ekolüne mensuptur. İmam-ı Azam ise ehl-i rey ekolünün en önemli temsilcisi sayılır. Bu iki ekolün ayet ve hadislerin değerlendirilmesinde yöntem farklılıkları nedeniyle bazı konularda görüş ayrılıklarına düştüğü zaten bilinmektedir. İmam Buhari de Sahih’inde eleştirdiği bazı kimseleri “Bazı kimseler şöyle dedi.” diyerek isim vermeden ancak görüşlere atıfta bulunarak eleştirmiştir. Bu görüş sahiplerinden birisi de İmam-ı Azam’dır. Bu eleştirilerin sebebiyse tamamen ilmîdir. Bu da gayet doğal karşılanmalıdır. İmam Buhari herhangi bir mezhebe mensup olmayan, mensup olması da gerekmeyen büyük bir alim ve müçtehittir. Bu seviyedeki bir alimin İmam-ı Azam’ı eleştirmesi gayet normaldir. Zaten sadece İmam-ı Azam’ı değil İmam Şafii’yi eleştirdiği yerler de olmuştur ve İmam Şafii’yi eleştirdiği yerler İmam-ı Azam’dan daha fazladır.
Siyasi Sebepler: İslam tarihi bir “Mihne Dönemi” yaşamıştır.4 Bu dönemde yaşanan zulümlerin başında bulunanlardan biri de devletin baş kadısı İbn Ebi Duad isimli birisidir. Bu isim itikatta Mutezile mezhebi mensubudur ve aynı zamanda Hanefî kökenli bir alimdir. Yani zamanında Hanefi alimlerinden ders almıştır. Ebi Duad’ın “Kur’an mahluktur!” demeyen, özellikle ehl-i hadis ekolü alimlerine baskıcı bir tutum sergilemesi ve devamındaki devlet politikaları halife Mütevekkil dönemine kadar yaklaşık yirmi yıl devam etmiştir. Mütevekkil’den sonra da siyasi rüzgâr tam tersine dönmüş, bu sefer ehl-i hadis ekolü alimleri devletçi tutumlarıyla ehl-i rey ve Mutezile üzerinde baskı uygulamaya başlamıştır. Dolayısıyla İmam Buhari gibi ehl-i hadis mensubu bir alimin Ebu Hanife gibi ehl-i rey mensubu bir alime en azından sempati duymaması anlaşılabilir bir nedendir. Çünkü söz konusu siyasi nedenler, ekoller arasında bir gerilim oluşturmuş olabilir.
Meşrep Ayrılığı: İslami ilimler tarihinde ehl-i rey ve ehl-i hadis şeklinde adlandırılan iki temel ekolün varlığı bilinmektedir. İmam-ı Azam hazretleri ehl-i rey ekolünün simge isimlerinden biri iken İmam Buhari hazretleri de ehl-i hadis ekolünün en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. Bu iki ekol arasındaki ayet ve hadislere yaklaşım farkları bilinen bir husustur. Bu nedenle iki ekolün temsilcilerinden birisinin diğerini eleştirmesi gayet normaldir. Zaman içinde bu iki ekol birbirleriyle ciddi münakaşalar içine de girmiştir. Ancak İmam Buhari’nin İmam-ı Azam’a yönelik eleştirilerinin bu alanda birbiriyle cedelleşen pek çok isimden düşük yoğunluklu bir eleştiri olduğu unutulmamalıdır. Bu insanlar sıradan, tartışmayı seven, birbiriyle çekişmekten haz alan düşük karakterli insanlar değildir. Her biri ciddi alimdir. Bu nedenle bu zatlara bakış açımızı çevremizde gördüğümüz sıradan isimlerle bir tutmamaya dikkat etmek önemlidir.
Üçüncüsü: Gerek Ebu Hanife’nin gerek İmam Buhari’nin yaşadığı dönemde iletişim imkanlarının ne kadar kısıtlı olduğu bilinir. Sonuçta her ikisinin de telefonun, telgrafın, internetin olmadığı bir zamanda yaşadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle insanların birbirleri hakkındaki bilgileri uzaktan, dolaylı ve bazen de çarpıtılmış olabilmektedir.
Örneğin Ebu Hanife’nin “Kur’an’ın telaffuzu mahluktur.” şeklindeki sözleri bazıları tarafından “Ebu Hanife Kur’an’a mahluk dedi.” olarak anlaşılabilmekte ve başkalarına da bu şekilde aktarılabilmektedir.
Bugün biri size gelip; “İsmet Özel Kur’an’ı Peygamberin yazdığını söylüyor.” dese, siz de “O zaman İsmet Özel dinden çıkmıştır.” diyebilirsiniz. Dikkat edileceği üzere buradaki mesele İsmet Özel’in kendisi değil, Kur’an’ı Efendimiz’in (sas) yazdığı iddiasıyla ilgilidir. Temelde ise İsmet Özel’in tekfir edilmesi değil bu iddianın tekfir edilmesi vardır.
İletişimin tam verimli olmadığı eski dönemlerde kulaktan kulağa aktarılan olayların, fikirlerin, söylemlerin arasına yanlış veya çarpıtılmış bilgilerin karışması normaldir. İmam Buhari’ye de kendisinden yaklaşık 100 yıl önce yaşamış Ebu Hanife hakkında ulaşan duyumların içine yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin karışmış olması mümkündür.
Diğer yandan İmam Buhari’nin Ebu Hanife hakkındaki aleyhte söylemlerin tümüne katıldığını iddia etmek mümkün değildir. Çünkü “duafâ” adı verilen rical kitapları, yani hadis rivayet edenlerin cerh ve tadillerinin yapıldığı, bu insanların özelliklerinin sayıldığı kitaplara alınan fikirler eser sahiplerinin her zaman kendi görüşlerini oluşturmaz.
Örneğin popüler tartışmalarda şöyle bir iddiaya rastlanır: “İmam Buhari, İmam-ı Azam’a “deccal” demiştir. Halbuki olayın aslı şudur: İmam Buhari, birinci maddede ismini zikrettiğimiz kitabında şöyle bir kayıt düşmüştür: “Bize bizim bir arkadaşımız Hamdeveyh’ten tahdis etti dedi ki: Ben Muhammed b. Mesleme’ye dedim ki: Numan’ın görüşü bütün beldelere girdiği halde Medine’ye dâhil olmadı. Dedi ki: Muhakkak Allah’ın Rasülü (sav) şöyle dedi: Oraya deccal ve taun giremez, o deccallerden bir deccaldır.”5
Bu metinde İmam Buhari’nin asıl adı Numan olan Ebu Hanife’ye doğrudan deccal demediği zaten açıkça görülmektedir. Diğer yandan bu tip kitapların bir özelliği şudur ki; yazar kendisine ulaşan haberleri bir şekilde kitabına alır. Ciddiye aldığı haberlerin bütün silsilesini, haberin ilk sahibinden kendisine ulaşana kadarki bütün ravileri tek tek zikreder. Açık isim zikretmediği haberleri ise pek ciddiye almamış, sadece piyasada dolaşan bir haber olması nedeniyle kitabına almış demektir. Bu metinde de İmam Buhari “Bize bizim bir arkadaşımız Hamdeveyh’ten tahdis etti (haber verdi)” demekle aslında bu rivayetin pek de ciddiye alınır olmadığını üstü kapalı bir şekilde ifade etmiştir. Halbuki birinci maddede aktardığı rivayette “Bize Nuaym bin Hammad tahdis etti (haber verdi).” demiş ve o haberi kendisine ulaştıran kişinin ismini açıkça zikretmiştir.
Medine’ye İmam-ı Azam’ın simge ismi olduğu ehl-i rey ekolünün hiç girmemesi zaten yanlış bir düşüncedir. Çünkü Medine’nin imamı olarak kabul edilen İmam Malik (ra) bazı alimlerce ehl-i rey olarak kabul edilmiştir. İmam Buhari’nin de bu kadar bariz bir gerçeği bilmemesi mümkün olmasa gerektir.
Dördüncüsü: O dönemlerde ehl-i hadis ve ehl-i rey arasındaki tartışmaların önemli bir nedeni her iki ekol temsilcilerinin bazı kavramları aynı anlamda kullanmamaları olmuştur. Örneğin “İmanda artma ve eksilme” meselesi o dönemin önemli bir tartışma konusudur. Amelin imandan bir parça olduğunu kabul eden ehl-i hadis ekolü amelin artmasına ve eksilmesine bağlı olarak imanın da artıp eksilebileceğini söyler. İmam-ı Azam gibi imanın kalp ile tasdik dil ile ikrar olduğunu, amelin imandan bir parça olmadığını kabul eden ehl-i rey ekolü ise iman edilecek hususlarda sayısal olarak bir artma ve eksilme olamayacağını ancak yakîn ve tasdik yönünden imanın artıp eksilebileceğini söyler. Buradaki artma ve eksilme ise güçlenme ve zayıflama ile eşanlamlıdır. Yani imanın tasdik ve yakîn yönünden artıp eksilebileceğini söyleyen ehl-i rey mensupları aslında imanın bazen güçlenebileceğini bazen de zayıflayabileceğini söylemiş olmaktadırlar. Burada önemli olan “İman artar ve eksilir.” veya “İman artmaz ve eksilmez.” diyenlerin imanın hangi bakımdan artıp eksileceği veya artıp eksilmeden maksatlarının ne olduğu konusunda birbirlerini anlamamaları veya yanlış anlamalarıdır. Temel kavramlarda ortak bir zeminde buluşamayan kesimler temel kavramlar etrafındaki konularda elbette birbirleriyle tartışmaya devam edeceklerdir. Halbuki her iki ekolün birbirlerini anlamaları, ortak bir zeminde buluşmaları, meseleleri buna göre müzakere etmeleri de mümkündür.
Hatta bu konuda Ahmed bin Hanbel (ra) şöyle der: “Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan lanetlerdik. Bu hâl Şafiî'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulup bizi kaynaştırdı.”(6)
Bu durumda diyebiliriz ki; o dönemle ilgili bugüne kadar yansıyan tartışmaların önemli bir kısmı kavramlara yüklenen farklı anlamlar ve tarafların birbirlerinin maksatlarını tam olarak anlamamasından kaynaklanmıştır. İletişim problemleri de bunun en önemli harici nedenlerinden biridir.
Örneğin, bugün birileri “Bu şeriatın gereğidir!” diyerek sivillere yönelik intihar eylemleri yapsa veya okul basıp kız öğrencileri öldürse, bunu gören bir Batılı veya Müslüman bir ülkedeki seküler birisi “Kahrolsun şeriat!” dese, bir başka Müslüman da “Kahrolsun şeriat!” diyene “Şeriat Allah’ın emirleri demektir, sen İslam düşmanısın!” dese bu örnekteki üç kişi de hatalı olacaktır. Çünkü “Bu şeriatın gereğidir!” diyen cahil ve mutaassıptır. Şeriatın öyle bir emri olmadığını bilmemekte ancak bildiğini varsaymakta ve kendi hayal dünyasındaki şeriata inanmaktadır. “Kahrolsun şeriat!” diyen de şeriatı bilmemektedir ancak onun kastı şeriatın emri zannederek intihar eylemi yapan veya okula saldıran kişinin söylemindeki şeriattır. “Kahrolsun şeriat!” diyene “Sen İslam düşmanısın!” diyen de o kişinin şeriatı bilmediğini bilmemekte, asıl kahrolmasını istediği şeyin saldırıyı yapan kişinin zihniyeti olduğu ayrımını yapamamaktadır. Burada asıl nokta şeriat kavramına yüklenen farklı anlamlardır.
İşte, ehl-i hadis ve ehl-i rey arasındaki tartışmalar da bir yönüyle bu duruma benzemektedir. Ehl-i rey, özellikle de İmam-ı Azam ve Hanefi ekolü ayet ve hadisleri temel bilgi kaynağı olarak kabul ettikten sonra bu kaynaklar üzerinde akıl yürütme işlemine rey demektedirler. Ancak ehl-i hadis ekolünden bazıları “rey” deyince bir insanın ayet ve hadisleri dikkate almadan, tamamen kendi kişisel görüşüyle hüküm vermesini anlayabilmektedir. Böyle zannettikleri insanları da sapkınlıkla veya küfürle itham edebilmektedirler. Diğer kesim de “Rey Allah ve Resulünün emridir. Allah Kur’an’da düşünmemizi emretmiş, Rasulullah (sas) da Yemen’e gönderdiği Muaz bin Cebel’in (ra) “Bir konuda Kur’an ve hadiste bir şey bulamazsam reyimle hükmederim.” demesini onaylamıştır.” demektedir. Bu da gayet normal bir durumdur. Ancak burada da asıl mesele “rey” kelimesine farklı anlamlar yüklenmesidir.
Beşincisi: İmam Buhari (ra) ile İmam-ı Azam’ın (ra) doğdukları, yetiştikleri ve eğitim aldıkları ortamı da unutmamak gerekir.
İmam Buhari Buhara’da doğmuş, büyük hadis imamları İshak b. Râhûye, Humeydî gibi alimlerden ders almış, yıllarını sahih hadisleri toplamak için seyahatlerde (Rıhle) geçirmiş, yüzlerce muhaddisten hadis almış, ömrünü hadislere adamış, hadisçilerle oturup kalkmış bir alimdir. Aynı zamanda ehl-i hadis içinde kelimenin tam anlamıyla “fakih” diyebileceğimiz bir insandır. Bu nedenlerle hadislerin sahihlerine ulaşma şansı İmam-ı Azam’dan daha fazla olmuştur. Fıkhını da sahih hadisler üzerine kurmuştur.
İmam-ı Azam ise Kûfe gibi kozmopolit, İslam’a sonradan girenlerin çok olduğu, Mekke ve Medine’ye de uzak, halkının hepsinin Arap olmadığı dolayısıyla Arapça bilmediği bir şehirde doğup büyümüştür. İmam Buhari gibi önce hadis değil akaid (kelam) ve cedel ilimlerini öğrenmiştir. Hocası Hammad bin Süleyman da Kûfe rey ekolünün temsilcisidir. İmam-ı Azam döneminde Kufe gibi yerlerde hadis uydurma faaliyetleri maalesef yoğun bir hâldedir. Bu nedenle Ebu Hanife (ra) hüküm çıkaracağı hadisler konusunda son derece titiz davranmıştır. Hakkında şüphe bulunan ve kesin bilmediği, sıhhatinden emin olmadığı hadisleri yok saymıştır. Ehl-i hadis gibi zahirde dini bir hüküm belirttiği düşünülen her hadis ile amel etmemiş yahut onların kesin bir dini hükme delalet etmediğini düşünmüş de olabilir. Ancak bazı selefi meşrep insanların iddia ettiği gibi kesinlikle hadisleri terk etmemiş, onları asla yok saymamıştır. Hadislere önem vermede, onları delil saymada diğer fıkıhçılardan ve hadisçilerden hiçbir farkı yoktur. Tek farkı, hadisleri anlama, yorumlama ve onlardan hüküm çıkarma konusundaki yaklaşımı, yöntemidir.
Diğer yandan İmam-ı Azam’a ulaşmayan hadisler de olmuştur. Nitekim İmam-ı Azam’ın talebesi Ebu Yusuf İmam Malik’le karşılaştığında birkaç fıkhî konuda ona fikir danışır. İmam Malik konuyla ilgili hadisleri sıralar. Ebu Yusuf “Senin hadislere dayanan görüşüne döndüm. Benim gördüğüm bu delilleri hocam Ebu Hanife de görmüş olsaydı benim gibi o da görüşünden dönerdi.”(7) der.
Bu örnek İmam Azam’ın hadis konusunda İmam Buhari kadar geniş bir bilgi kaynağına sahip olmadığını gösterebilir. Elbette bu durum İmam-ı Azam’ın hadis konusundaki yetersizliğini göstermez ancak ikisi arasında bir karşılaştırma yapınca İmam Buhari’nin ömrünü verdiği hadis ilmi nedeniyle elindeki hadis birikiminin İmam-ı Azam’dan daha fazla olması doğaldır.
Diğer yandan sahabe içinde bile bazı hadislerden haberdar olmayan üstelik de büyük sahabiler bulunabilmektedir. Örneğin Hz. Ömer (ra) veba salgını sırasında karantina uygulamasına işaret eden hadisi bildiği için salgının merkezine doğru gitmemeyi emretmiştir. Ancak bu hadisten haberi olmayan bazı sahabiler salgın noktasına doğru gitmeyi de düşünmüşlerdir. Demek ki bazı hadislerden haberi olmayan sahabiler bir konuda kendi aralarında konuşup karar vereceklerinde verdikleri kararın o konudaki hadise ters düşmesi yaşanmıştır. Bu durumda hadisle amel etmeyen sahabi hakkında kötü düşünmek nasıl abes olacak ise benzer durumda İmam-ı Azam veya aynı konumdaki başka alimleri kötülemek de makul değildir.
Altıncısı: İmam-ı Azam’ın kurduğu sistem de İmam Buhari’nin takip ettiği yöntem ve ortaya koyduğu ürünler de çok güzel, müthiş derecede verimli ve çok büyük oranda başarılıdır. Bununla birlikte insan elinden çıkmış oldukları ve Kur'an hariç hiçbir kitabın yüzde yüz mükemmeliyete sahip olması beklenemeyeceği için doğal olarak düzeltilmesi gereken bazı kısımları vardır. Ancak her iki deha da vefat ettikten birkaç kuşak sonraki nesiller bu isimlerin sistemlerini ve yöntemlerini olduğu gibi bırakmışlar, düzeltilmesi gereken yerlerini düzeltme, eksik kalan yerlerini tamamlama gibi işlere pek girişmemişlerdir. Böyle bir tavır da bu isimlerin sistemlerinin donmasına, olduğu gibi kalmasına neden olmuştur.
Örneğin, İmam Buhari (ra) hadis alanında dönemin şartlarına göre çok önemli ve özgün bir yöntem ortaya koymuş, bugün için bile “bilimsel” denilebilecek ve büyük oranda doğru sonuçlar veren bir yöntem izlemiş, sonuçta da “Sahih-i Buhari” isimli mükemmel eserini ortaya koymuştur. Ancak sonraki hadis alimlerinin işin doğası gereği Sahih-i Buhari’den daha nitelikli eserler ortaya koymaları gerekirken Sahih-i Buhari’nin kalitesinin altında eserler ortaya koymaları bu konuda ilerlemenin istikrarlı bir şekilde sağlanamadığını göstermektedir.
İmam-ı Azam’ın (da) da ilk dönem talebeleri dışında sonraki Hanefi fıkıhçılarının İmam-ı Azam ve talebeleri kadar geniş fikirli olamadıkları, içtihat meselesini dondurdukları, bir yerden sonra Hanefi mezhebinin de diğer mezhepler gibi kendi fetvalarını farklı yer ve zamanlarda tekrarlayan bir sistem hâline dönüştüğünü söylemek mümkündür.
Dolayısıyla her iki ekol temsilcilerinin veya her iki ekol adına konuşanların taassup noktasında birleştiklerini, her iki tarafın da bir yerden sonra tarafgirlikle birbirlerine bazı ithamlarda bulunduklarını görmek mümkündür.
İslam aleminde maalesef şöyle bir akıl tutulması vardır: İnsanlar hocalarının veya büyüklerinin bir eksikliğini tamamlama, bir hatasını düzeltme yolunu değil, onları çılgınca ve taassupla savunma yolunu sıkça tercih edebilmektedirler.
Bu arada son olarak belirtelim ki: İmam Buhari’nin (ra) hadisler konusundaki birikimi daha fazladır, çünkü daha çok sahih hadise ulaşmıştır. İmam-ı Azam’ın (ra) ise fıkıh alanındaki yöntemi daha sağlam, daha geniş, daha geçerli ve daha verimlidir. Akıllı Müslümanlara asıl lazım olan ise bu her iki büyük isimden de olabildiğince istifade etmenin yollarını aramaktır. Allah Teala bizleri görüş ayrılığına düşen alimler arasında hakem kılmamıştır. Başta İmam Buhari ve İmam-ı Azam olmak üzere aralarında görüş ayrılığı bulunan ciddi, rasyonel, makul, samimi alimlerin her birisi başımızın tacıdır. Onlar adına konuşanların ve onları birbirlerine karşı savunmak için birbirlerine kaba ithamlarda bulunanların ise görüşleri bize lazım değildir. Allah Teala’dan onları da bizleri de affetmesini dileriz.
Ayrıca İmam Buhari’nin İmam-ı Azam hakkındaki tenkitleri İmam-ı Azam’ın da İmam Buhari’nin de değerini düşürmez. Nitekim sonraki dönem Hanefi alimleri Ebu Hanife’ye atfedilen “Müsned” tarzı hadis kitapları olmasına rağmen İmam Buhari’nin Sahih’ine son derece kıymet vermişler, o kitap üzerine şerhler yazmışlardır. Örneğin Türk asıllı Hanefi fıkıhçısı Bedreddin Aynî, tarihteki en düzenli Buhari şerhlerinden birisi olan Umdetü’l-Kârî eserini kaleme almıştır. Bu çerçevede çoğu Hanefi aliminin İmam Buhari’nin eserine kıymet vermelerini mezhep taassubuna düşmeden uzmanlığa kıymet vermeleri olarak görebiliriz.
Biz biliyoruz ki; “Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.”(8)
Bu nedenle konuyla ilgili son diyebileceğimiz şudur: “Onlardan sonra gelenler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin.”(9)
1 ) ed-Duafâü’s-Sağir, madde no: 388 (Aktaran; Mehmet Erdem, İmam Buhari’nin Kitaplarında İmam Ebu Hanife Hakkındaki Rivayetlerin Tespit ve Tahlili, s. 81)
2 ) Ebû Nuaym el-İsfehânî, Kitâbü'd-Duafâ, s. 154, (Aktaran; Kemal Özcan, Müslim’e Yöneltilen Eleştiriler, Doktora Tezi, s. 29)
4 ) Ayrıntılı bilgi için bkz; https://kurantime.com/selef-denizinin-feneri-imam-ahmed-bin-hanbel-peygamber-varisleri-boeluem-4
5 ) ed-Duafâü’s-Sağir, madde no: 388 (Aktaran; Mehmet Erdem, İmam Buhari’nin Kitaplarında İmam Ebu Hanife Hakkındaki Rivayetlerin Tespit ve Tahlili, s. 81) 6 ) İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, c. 1, s. 194
7 ) Yusuf el-Karadavi, Fetava Muasıra, c. 2, s. 113
8 ) Bakara, 141
9 ) Haşr, 10
Buhari, Ebu Hanife için küçük deccal demiş mi?
Tarih: 21.04.2020 - 13:10 | Güncelleme:
Soru Detayı
- İmam Buhari'nin İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye küçük deccal ithamı doğru mudur?
Cevap
Değerli kardeşimiz,
İmam Buhari’nin "ed-Duafaü’s-Sağir" isimli eserinin 388 nolu maddesinde şu ifadeler geçmektedir:
"Bize bizim bir arkadaşımız Hamdeveyh’ten tahdis etti dedi ki: Ben Muhammed b. Mesleme’ye dedim ki: Numan’ın görüşü bütün beldelere girdiği halde Medine’ye dahil olmadı. Dedi ki: Muhakkak Allah’ın Rasülü (sav) şöyle dedi: Oraya deccal ve taun giremez, o deccallerden bir deccaldır.”
Dikkat edilirse, bu rivayetin senedinde meçhul yani bilinmeyen bir kişi vardır. Çünkü “Bize bizim bir arkadaşımız Hamdeveyh’ten tahdis etti” diye başlamaktadır.
Bu rivayet meçhul bir ravi kanalıyla aktarılmış olduğu için senet yönünden itibar edilmez.
Muhtevası açısından ise hiçbir şekilde realiteyi yansıtmamaktadır. Zira Ebu Hanife’nin fıkhı Medine ve Hicaz bölgesine, Ebu Hanife’in sağlığında girmiştir. Daha sonra ise Harun er-Reşid’in son döneminden Osmanlı imparatorluğunun yıkılışına kadar İslam toplumlarında Ebu Hanife’in mezhebine göre hükmedilmiştir.
Bu durumda ravilerin düştüğü durum, hadisin onları yalanlamasıdır. Zira Hz. Peygamber (asm)’den nakledilen sahih bir hadisin meydana gelmemesi söz konusu olamaz. Şu halde haberin Muhammed b. Mesleme veya bir başka hadis imamına nisbet edilerek uydurulduğu ve bunu ravilerden birinin yapmış olmasının dışında bir izahı olamaz.
Şu halde, haberin kendisi uydurma olduğunu ifade etmektedir.
İmam Buhari’nin İmam Ebu Hanife (r. anhüma) hakkında yer verdiği başka eleştirileri de vardır.(1)
Bu ve diğer bütün eleştirileri değerlendirirken dikkate alınması gerekenler vardır:
1. İmam Buhari gibi büyük bir alimin, kitaplarında, İmam Azam gibi ilim, vera, zühd ve sadakat abidesi bir şahsiyet hakkında bazı asılsız cerh edici rivayetlere yer verirken, tadil rivayetlerinden hiç söz etmemesi tabii olarak dikkat çekicidir.
2. İmam Buhari’nin İmam Ebu Hanife ile alakalı olarak zikrettiği rivayetleri teker teker ele aldığımızda, hem senet hem de metin itibariyle oldukça problemli olduğu görülmektedir. Elbette ki, Buhari'nin mezkur rivayetlerdeki bu problemleri görmemiş olduğu söylenemez. Ancak, onun böyle problemli rivayetlere kitaplarında niçin yer verdiği noktasında düşündüğümüzde, bize en makul gelen ihtimal şudur:
İmam Buhari, Hz. Peygambere (sav) nispet edilen hadislerin en sahihlerini toplamayı hayatının gayesi yaptığı için, zamanındaki ehl-i hadis ile daha çok hem hal olmuştur. Özellikle Ebu Hanife karşıtlığı ile iştihar etmiş olan el-Humeydi başta olmak üzere, kendilerinden hadis dinlediği alimlerin çoğunun, umumiyetle bir kötüleme sıfatı olarak kullanılan “Ehl-i rey”, ama hususiyle de Ehl-i reyin imamı olarak gördükleri İmam Ebu Hanife karşıtlığı ortak noktasında birleştikleri görülmektedir. Öyle anlaşılıyor ki İmam Buhari, hocalarının ve çevresinin Ebu Hanife hakkındaki kanaatlerinden etkilenmiş ve onun, şahsi reyini Hz. Peygamberin (sav) hadisine tercih ettiği, şeklindeki isnatların doğru olabileceğine ihtimal vermiştir.
3. İmam Buhari’nin, kitaplarında söz konusu rivayetlere yer vermesinin sebebi ne olursa olsun, bugün için elimizdeki bilgi ve belgeler, objektif ilmi kıstaslarla incelendiğinde, mezkur cerh ifadelerinin geçersiz olduğunu söylememiz gerekir. Söz konusu rivayetlerin ya Ebu Hanife karşıtlığı ile bilinen kişiler tarafından nakledilmesi veya rivayet zincirlerinde kopukluğun bulunması bunun açık delilidir.(2)
1) Buhari, et-Tarihu‟l-kebir, Beyrut, 8/81; et-Tarihu’s-sağir, Beyrut, 1986, 2/41, 43, 93. 2) bk. Prof. Dr. Mehmet Erdem, İmam Buhari’nin Kitaplarında İmam Ebu Hanife Hakkındaki Rivayetlerin Tespit ve Tahlili, Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi 2016 Cilt: 5, Sayı: 2, s. 70-83.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
.
Buhari'nin İmam-ı Azam hakkında "O güvenilmez insandır..." dediği doğru mudur?
Anonim
Tarih: 10.06.2011 - 10:25 | Güncelleme:
Soru Detayı
- Buhari'nin İmam-ı Azam hakkında "O güvenilmez insandır. Tövbeye davet edildi; etti mi etmedi mi bilmiyorum. O günahkârdır." dediği doğru mudur?
Cevap
Değerli kardeşimiz,
İmam Buharî, Sahih'inde isim vermeden İmam-ı Azam'ın bazı görüşlerini tenkit ettiği, sahih hadis rivayetine aykırı olduğunu belirttiği söz konusudur. Ancak sorudaki şekliyle İmam-ı Azamı eleştirdiğine dair elimizde herhangi bir bilgi yoktur. Özellikle,“O güvenilmez insandır. Tövbeye davet edildi. Etti mi etmedi mi bilmiyorum, o günahkârdır.” şeklindeki bir eleştiriyi yaptığına dair elimizde sağlam bir bilgi olmamakla beraber, bunun doğru olmadığını gösteren emareler de vardır.
Örneğin; “tövbeye davet edildi...” ifadesinden, İmam Buharî’nin İmam-ı Azamı tövbe etmeye davet etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Halbuki, İmam Buharî’nin İmam Azam'ı görmediği kesindir. İmam Azam hicrî 150’de, Buharî ise, hicrî 256’da vefat etmiştir. Bu iki zatın birbirini görmesi mümkün değildir.
Bir kimsenin kendisinden çok önce ölmüş bir kimseyi tövbe etmeye davet ettiğini düşünmek bir hezeyan-ı aklidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
.
İmam Buhari, İmam Azam'ı eleştirmiş midir?
Tarih: 29.04.2009 - 00:00 | Güncelleme:
Cevap
Değerli kardeşimiz,
İmam Buharî Sahihinde eleştirdiği bazı kimseler hakkında isim vermeden “Bazı kimseler şöyle dedi” diyerek eleştirir. Bu eleştirileri, o dönemde Hadisçilerle ehl-i rey arasında var olan tartışmaların bir yansıması olarak kabul etmek gerekir. Buharî’nin “Bazı kimseler şöyle dedi” demekten kastı İmam Azam olduğu meşhur olmakla beraber, bunu bütün rey ekolü ve İmam Muhammed için de kullandığını söyleyen alimler de vardır.
İmam Buharî de bir müçtehittir, başkasını eleştirebilir. Bu husus, ne eleştireni ne de eleştirileni küçük düşüren bir davranış değildir. Buhari, kendisine göre sahih hadise aykırı bulduğu görüşleri eleştirmiştir.
Aslında Buhârî ile Ebû Hanîfe muasır değildir. Çünkü Ebû Hanîfe 80-150 yılları arasında yaşamıştır. Yani Buhârî hazretleri Ebû Hanîfe’nin ölümünden tam 44 yıl sonra doğmuştur. Buna rağmen, aralarında bir ihtilaf söz konusudur ve bu gerçektir. Pek çok müellif bu meseleye temas etmiş ve bilhassa Hanefîler, İmam-ı Azâm'ı müdafaa için konu üzerine eğilmişler, özel eserler vermişlerdir. El-Lübâb'ın sahibi, Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî'nin Keşfu'l-iltibas Ammâ Evredehu'l-Buhârî alâ Bâzı'n-Nâs adlı eseri bunlardan biridir.
Terâcim kitapları, genellikle Buhârî'nin, Ebû Hanîfe'ye cephe almasında Nuaym İbnu Hammâd el Mervezî'nin rolünün olduğunua dikkat çekerler. Ancak bizim kanaatimize göre, Buhari gibi, bir allamenin Nuaym b. Hammad’ın sözlerine kanarak Ebu Hanife’ye cephe aldığını iddia etmek hiç de şık olmayan bir iddia olur.
Buhâri'deki Ebû Hanîfe’ye olan itirazlarıyla ilgili bu açıklamaya, başka açıklamalar da yapılmıştır. Bunlardan birine göre, Buhârî, ilmî seyahatlerden Buhârâ'ya dönünce, oradaki Hanefi olan bazı âlimler kendisini kıskandı. Hatalı bir fetvasını bahâne ederek onun Buhârâ'dan sürülmesini sağladılar. Bu işin başında, Buhârî'nin talebelik arkadaşı olan Ebu Hafsı's-Sağîr el-Buhârî baş rolü oynamıştır. Ebu Hafsı's-Sağîr Mâverâünnehir'de Hanefiye şeyhidir. Kendisine kötü davrananlara karşı kırılmış olan Buhârî Hazretlerinin bir insan olarak hissiyata kapılıp Hanefilere kırıldığı ifâde edilir.
Bir başka yoruma göre, Buhârî de bir fakîhtir ve değişik konularda Ebu Hanife’nin verdiği hükümlere aykırı içtihatlar yapmıştır. Böylece aralarındaki içtihat farkı olabilmiştir. Bu durum, sadece Buhari ve Ebu Hanife arasında değil, diğer imamlar arasında da olmuştur.
Bu yorumun haklılığını kavramak için Ahmed İbnu Hanbel'in şu sözünü kaydetmede fayda var. Der ki:
"Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan tenkit ederdik. Bu hal Şâfiî'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulup bizi kaynaştırdı." (bk. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 1/193-194)
Özetle, İmam Buhari’nin bir muhaddis olarak, ehl-i reyden bir olan İmam Azam Ebu Hanifeyi bazı konularda eleştirmiştir. Eşsiz bir muhaddis olduğu kadar müçtehit bir fakih de olan Buhari’nin kendi içtihadını İmam-ı azamın içtihadından daha isabetli görmesi normal bir değerlendirme olarak görülebilir. Aynı durum diğer immalarımız için de geçerlidir. Bir müçtehit, diğer bir müctehidin görüşüne katılmayabilir.
Kanaatimizce, o değerli alimlerimizin her birinin bize miras bıraktığı o güzel ilim servetlerini güzelce toplayıp istifade etmeliyiz.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
.
xxxxxxxxxxx
İmam Buhari'nin İmam-ı Azam'a Eleştirileri | 1. Kısım
Soru: İmam-ı Azam Ebu Hanife ile İmam-ı Buhari arasındaki bir anlaşmazlıktan, hatta İmam-ı Buhari'nin İmam-ı Azam'ı tekfir ettiğinden bahsediliyor. İmam-ı Buhari'nin İmam-ı Azam'ı tekfir ettiği doğru mudur? Şayet doğruysa İmam-ı Buhari gibi büyük ilim sahibi bir insan niçin tekfir etme gibi bizim kötü gördüğümüz bir davranışa başvurmuştur. Aralarındaki tartışmanın sebebi nedir?
Cevap: Bu konuyu maddeler hâlinde ele alacağız.
Birincisi: İmam Buhari, İmam Azam’ı tekfir etmemiştir. Buhari'nin tekfir ettiğini iddia edenler İmam Buhari’nin kendi görüşünü değil onun başkalarından aktardığı haberleri İmam Buhari’nin de aynen benimsediği varsayımıyla hareket etmektedirler. İddianın aslı ise şudur:
İmam Buhari’nin ed-Duafâü’s-sagîr isimli hadiste zayıf olan ve rivayetleri kabul edilmeyen ravilere dair bir eseri vardır. Bu eserinde İmam-ı Azam ile ilgili şunları söyler: “Bize Nuaym b. Hammad tahdis etti: Bize Yahya b. Said ve Muaz b. Muaz tahdis etti. Sevri’yi şöyle derken duydum: “(Ebu Hanife) iki defa küfürden tevbeye davet edildi.”1
Fark edileceği üzere burada İmam Buhari, İmam-ı Azam’a doğrudan doğruya “kafir” dememiş ancak başkalarının onun küfürden tevbeye davet edildiğine dair bir duyumunu aktarmıştır. Onların görüşlerine katılıp katılmadığı hakkında bir beyanı yoktur. Kaldı ki Ebu Hanife’nin küfürden tevbeye davet edildiğini ilk aktaran kişi olan Süfyan es-Sevri dahi “Ebu Hanife kafirdir.” dememiştir. O da Ebu Hanife’nin küfürden tevbeye davet edildiğini başkalarından aktarmıştır.
“Duafâ” türü eserler kendilerinden hadis rivayet edilen kişilerin özelliklerine dair bilgilerin yer aldığı kitaplardır. İmam Buhari de İmam-ı Azam’ın özellikleriyle ilgili kendi çevresinin görüşlerini bu kitabına almıştır. İmam-ı Azam'ın hangi nedenle küfre düştüğünü veya tam olarak ne sebeple tevbeye davet edildiğini ise aktarmamıştır. Meselenin bu kısmını ise Ebu Nuaym el-İsfehânî’den öğreniyoruz. Ebu Nuaym, İmam-ı Azam’ın Kur’an’ın mahluk olduğu yönünde görüş belirttiğini ve bu nedenle tevbeye davet edildiğini aktarır.2
Fakat burada kaderin ilginç bir cilvesi ortaya çıkar: İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin (ra) Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusundaki görüşü kendi ifadesiyle tam olarak şöyledir: “Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber’e indirilmiştir. Bizim Kur’ân-ı Kerîm’i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur’ân mahlûk değildir. Allah’ın Kur’ân’da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, Firavun ve iblisten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir. Allah’ın kelâmı mahlûk değildir, fakat Musa’nın ve diğer yaratılmışların kelâmı mahlûktur. Kur’ân ise Allah’ın kelâmı olup, kadîm ve ezelîdir.”3
İmam Buhari (ra) de Halku Ef‘Âli’l-İbâd adlı eserinde Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu ancak Kur’an’ı telaffuz etmenin mahluk olduğunu belirtir. Bu noktada İmam-ı Azam ile aynı görüşte birleşmiş olur.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; İmam-ı Azam’ın başka isimlerce tekfir edildiği bir meselede İmam-ı Azam ile aynı görüşteki İmam Buhari’nin İmam-ı Azam’ı tekfir etmesi mümkün olmadığı gibi tekfir ettiğini iddia edenlerin görüşleri de mantıklı değildir.
Yeri gelmişken hemen belirtelim: Tekfir meselesi sahabe döneminin sonlarında ortaya çıkmıştır ve bunu ilk başlatan Haricilerdir. Hariciler, Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye arasındaki Sıffin savaşında hem Hz. Ali’yi hem Hz. Muaviye’yi ve taraftarlarını tekfir etmiştir. Daha sonra hilafetin Hz. Ali’nin (ra) hakkı olduğunu savunan Şia içindeki bazı aşırı gruplar da sahabe efendilerimizin çoğunu tekfir etmiştir. Ehl-i sünnetin ise genel görüşü siyasi ayrılıklara karışanların yahut günah işleyenlerin tekfir edilemeyeceği yönündedir. Ancak zamanla ilk itikadi mezheplerin belli mensupları bazı sahabileri ve kendi muhaliflerini tekfir etmeyi adeta alışkanlık haline getirmişler, daha sonra bu durum umumi bir hastalık hâlini almaya başlamıştır. Akabinde bazı fırkalar hakkında hadisler de uydurulmuş ve bu uydurma hadisler tekfir hastalığını beslemiştir.
Tekfir konusundaki salgından maalesef bazı ehl-i sünnet alimlerinin de etkilendiği söylenebilir. Özellikle ehl-i hadis alimlerinin bir kısmı ile selefiye mensupları bu konuda oldukça rahat davranabilmektedirler. Ancak İmam Buhari’yi bu gibi mutaassıp isimlerden birisi saymak mümkün değildir.
İkincisi: İmam Buhari’nin (ra) İmam-ı Azam’ı (ra) tekfir etmemekle birlikte ona yönelik bazı eleştirilerde bulunduğu bilinmektedir. Bu eleştirilerin sebeplerini ilmî sebepler, meşrep ayrılığından kaynaklanan sebepler ve siyasi sebepler olmak üzere üç kısımda değerlendirmek mümkündür.
İlmî Sebepler: İmam Buhari ehl-i hadis ekolüne mensuptur. İmam-ı Azam ise ehl-i rey ekolünün en önemli temsilcisi sayılır. Bu iki ekolün ayet ve hadislerin değerlendirilmesinde yöntem farklılıkları nedeniyle bazı konularda görüş ayrılıklarına düştüğü zaten bilinmektedir. İmam Buhari de Sahih’inde eleştirdiği bazı kimseleri “Bazı kimseler şöyle dedi.” diyerek isim vermeden ancak görüşlere atıfta bulunarak eleştirmiştir. Bu görüş sahiplerinden birisi de İmam-ı Azam’dır. Bu eleştirilerin sebebiyse tamamen ilmîdir. Bu da gayet doğal karşılanmalıdır. İmam Buhari herhangi bir mezhebe mensup olmayan, mensup olması da gerekmeyen büyük bir alim ve müçtehittir. Bu seviyedeki bir alimin İmam-ı Azam’ı eleştirmesi gayet normaldir. Zaten sadece İmam-ı Azam’ı değil İmam Şafii’yi eleştirdiği yerler de olmuştur ve İmam Şafii’yi eleştirdiği yerler İmam-ı Azam’dan daha fazladır.
Siyasi Sebepler: İslam tarihi bir “Mihne Dönemi” yaşamıştır.4 Bu dönemde yaşanan zulümlerin başında bulunanlardan biri de devletin baş kadısı İbn Ebi Duad isimli birisidir. Bu isim itikatta Mutezile mezhebi mensubudur ve aynı zamanda Hanefî kökenli bir alimdir. Yani zamanında Hanefi alimlerinden ders almıştır. Ebi Duad’ın “Kur’an mahluktur!” demeyen, özellikle ehl-i hadis ekolü alimlerine baskıcı bir tutum sergilemesi ve devamındaki devlet politikaları halife Mütevekkil dönemine kadar yaklaşık yirmi yıl devam etmiştir. Mütevekkil’den sonra da siyasi rüzgâr tam tersine dönmüş, bu sefer ehl-i hadis ekolü alimleri devletçi tutumlarıyla ehl-i rey ve Mutezile üzerinde baskı uygulamaya başlamıştır. Dolayısıyla İmam Buhari gibi ehl-i hadis mensubu bir alimin Ebu Hanife gibi ehl-i rey mensubu bir alime en azından sempati duymaması anlaşılabilir bir nedendir. Çünkü söz konusu siyasi nedenler, ekoller arasında bir gerilim oluşturmuş olabilir.
Meşrep Ayrılığı: İslami ilimler tarihinde ehl-i rey ve ehl-i hadis şeklinde adlandırılan iki temel ekolün varlığı bilinmektedir. İmam-ı Azam hazretleri ehl-i rey ekolünün simge isimlerinden biri iken İmam Buhari hazretleri de ehl-i hadis ekolünün en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. Bu iki ekol arasındaki ayet ve hadislere yaklaşım farkları bilinen bir husustur. Bu nedenle iki ekolün temsilcilerinden birisinin diğerini eleştirmesi gayet normaldir. Zaman içinde bu iki ekol birbirleriyle ciddi münakaşalar içine de girmiştir. Ancak İmam Buhari’nin İmam-ı Azam’a yönelik eleştirilerinin bu alanda birbiriyle cedelleşen pek çok isimden düşük yoğunluklu bir eleştiri olduğu unutulmamalıdır. Bu insanlar sıradan, tartışmayı seven, birbiriyle çekişmekten haz alan düşük karakterli insanlar değildir. Her biri ciddi alimdir. Bu nedenle bu zatlara bakış açımızı çevremizde gördüğümüz sıradan isimlerle bir tutmamaya dikkat etmek önemlidir.
Üçüncüsü: Gerek Ebu Hanife’nin gerek İmam Buhari’nin yaşadığı dönemde iletişim imkanlarının ne kadar kısıtlı olduğu bilinir. Sonuçta her ikisinin de telefonun, telgrafın, internetin olmadığı bir zamanda yaşadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle insanların birbirleri hakkındaki bilgileri uzaktan, dolaylı ve bazen de çarpıtılmış olabilmektedir.
Örneğin Ebu Hanife’nin “Kur’an’ın telaffuzu mahluktur.” şeklindeki sözleri bazıları tarafından “Ebu Hanife Kur’an’a mahluk dedi.” olarak anlaşılabilmekte ve başkalarına da bu şekilde aktarılabilmektedir.
Bugün biri size gelip; “İsmet Özel Kur’an’ı Peygamberin yazdığını söylüyor.” dese, siz de “O zaman İsmet Özel dinden çıkmıştır.” diyebilirsiniz. Dikkat edileceği üzere buradaki mesele İsmet Özel’in kendisi değil, Kur’an’ı Efendimiz’in (sas) yazdığı iddiasıyla ilgilidir. Temelde ise İsmet Özel’in tekfir edilmesi değil bu iddianın tekfir edilmesi vardır.
İletişimin tam verimli olmadığı eski dönemlerde kulaktan kulağa aktarılan olayların, fikirlerin, söylemlerin arasına yanlış veya çarpıtılmış bilgilerin karışması normaldir. İmam Buhari’ye de kendisinden yaklaşık 100 yıl önce yaşamış Ebu Hanife hakkında ulaşan duyumların içine yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin karışmış olması mümkündür.
Diğer yandan İmam Buhari’nin Ebu Hanife hakkındaki aleyhte söylemlerin tümüne katıldığını iddia etmek mümkün değildir. Çünkü “duafâ” adı verilen rical kitapları, yani hadis rivayet edenlerin cerh ve tadillerinin yapıldığı, bu insanların özelliklerinin sayıldığı kitaplara alınan fikirler eser sahiplerinin her zaman kendi görüşlerini oluşturmaz.
Örneğin popüler tartışmalarda şöyle bir iddiaya rastlanır: “İmam Buhari, İmam-ı Azam’a “deccal” demiştir. Halbuki olayın aslı şudur: İmam Buhari, birinci maddede ismini zikrettiğimiz kitabında şöyle bir kayıt düşmüştür: “Bize bizim bir arkadaşımız Hamdeveyh’ten tahdis etti dedi ki: Ben Muhammed b. Mesleme’ye dedim ki: Numan’ın görüşü bütün beldelere girdiği halde Medine’ye dâhil olmadı. Dedi ki: Muhakkak Allah’ın Rasülü (sav) şöyle dedi: Oraya deccal ve taun giremez, o deccallerden bir deccaldır.”5
Bu metinde İmam Buhari’nin asıl adı Numan olan Ebu Hanife’ye doğrudan deccal demediği zaten açıkça görülmektedir. Diğer yandan bu tip kitapların bir özelliği şudur ki; yazar kendisine ulaşan haberleri bir şekilde kitabına alır. Ciddiye aldığı haberlerin bütün silsilesini, haberin ilk sahibinden kendisine ulaşana kadarki bütün ravileri tek tek zikreder. Açık isim zikretmediği haberleri ise pek ciddiye almamış, sadece piyasada dolaşan bir haber olması nedeniyle kitabına almış demektir. Bu metinde de İmam Buhari “Bize bizim bir arkadaşımız Hamdeveyh’ten tahdis etti (haber verdi)” demekle aslında bu rivayetin pek de ciddiye alınır olmadığını üstü kapalı bir şekilde ifade etmiştir. Halbuki birinci maddede aktardığı rivayette “Bize Nuaym bin Hammad tahdis etti (haber verdi).” demiş ve o haberi kendisine ulaştıran kişinin ismini açıkça zikretmiştir.
Medine’ye İmam-ı Azam’ın simge ismi olduğu ehl-i rey ekolünün hiç girmemesi zaten yanlış bir düşüncedir. Çünkü Medine’nin imamı olarak kabul edilen İmam Malik (ra) bazı alimlerce ehl-i rey olarak kabul edilmiştir. İmam Buhari’nin de bu kadar bariz bir gerçeği bilmemesi mümkün olmasa gerektir.
1 ) ed-Duafâü’s-Sağir, madde no: 388 (Aktaran; Mehmet Erdem, İmam Buhari’nin Kitaplarında İmam Ebu Hanife Hakkındaki Rivayetlerin Tespit ve Tahlili, s. 81)
2 ) Ebû Nuaym el-İsfehânî, Kitâbü'd-Duafâ, s. 154, (Aktaran; Kemal Özcan, Müslim’e Yöneltilen Eleştiriler, Doktora Tezi, s. 29)
4 ) Ayrıntılı bilgi için bkz; https://kurantime.com/selef-denizinin-feneri-imam-ahmed-bin-hanbel-peygamber-varisleri-boeluem-4
5 ) ed-Duafâü’s-Sağir, madde no: 388 (Aktaran; Mehmet Erdem, İmam Buhari’nin Kitaplarında İmam Ebu Hanife Hakkındaki Rivayetlerin Tespit ve Tahlili, s. 81)
xxxxxxxxxxx BUHARİ´NİN EBU HANİFE HAKKINDAKİ TENKİTLERİ
Aşağıda okuyacağınız sözler İmam Buharinin Ebu Hanife hakkındaki söylemleridir.
1-Güvenilmez Adam. (Tarihul Kebir c. 8 s.81)
2-Sapık Mürcie Mezhebinin Mensubu. (Tarihul Evsat c.2 s.93)
3-Küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam.(Kitabuz Zuafa s.132)
Ehl-iSunnet için meşhur olan, ünlü Muhaddis, alim ve Fakih, Süfyanbin Uyeyne, Ebu Hanifenin Ölüm haberi kendisine gelince, kendisiİmam Buhariden geri kalmayarak şöyle demiştir:
Allahona lanet etsin! İslamın can damarlarını, bir, bir kopardı.Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.(İbni Abdulbirr, El İntika s.149-150) İbnül Carud ise EbuHanifeyi tanıtırken şu korkunç sözü söylüyor: Müslümanolup olmadığı tartışmalıdır. (El İntika s.150)
Bir diğer Mezhep İmamı olan İmam Malik ise şöyle demiştir:
EbuHanife, İslam bünyesinde doğan en şerir varlıktır. Bu ümmete,fikirleri yerine kılıçla vursaydı daha iyi olurdu. (El İntikas.150)
EbuHanife hakkında o dönem pek çok iddia ve söylem ortaya atılmışişte onlardan bir kısmı :
EbuşşeyhTabakat Dediki: Asım b. Yezidi şöyle derken işittim Sufyan es-Sevrisöyledi ki: Ebu Hanife hem sapık hemde saptırıcı idi.(EbuşşeyhTabakat 2/110) Ahmedb.Hanbel Kitabul-İlel Sufyanes-Sevri: Ebu Hanifenin iki kere tevbeye davet edildiğininakleder. (Ahmed b.Hanbel Kitabul-İlel.II/69/428-32)
Malik b.Enes: Ebu Hanife az kalsın dini yıkacaktı der. (Ahmed b.Hanbel-Kitabul-İlel.II/69/428-32)
Hammad bin Seleme: Ebu Hanife bir şeytandı: Hz Peygamberin sözlerinikendi görüşlerine dayanarak reddederdi (İbn Adi el-Kamil fiZuafair-Rical.8/239)(Ahmed b.Hanbel İlel II/68/428 II/246/1775)
Ebul-Hasanel-Eşari: Sufyan es-Sevri İmam Ebu Hanifenin hocası Hammadbin Ebu Süleymandan şu sözü nakletmiştir: O Müşrik EbuHanifeye söyle ben ondan tamamen beriyim onunla hiçbir ilişkimyoktur (Eşari.el-İbane.77)
İmam Buhari et-Tarihul-Kebir İmamBuhari: Ebu Hanife Murciidir rey ve hadisleri terk edilmiştir(Buhari et-Tarihul-Kebir VIII.81) İmam Müslim b Hacac Kitabul Kuna vel Esma İmam Muslim şöyle der: Ebu Hanife Numan b Sabit rey sahibidir Hadisi muztaribtir ve fazla sahih hadisi yoktur (İmam Müslim b HacacKitabul Kuna vel Esma .31)
İbn Adi el-Kamil fi Zuafair-Rical İmam Malik: Ebu Hanife dini mahveden hastalıklardan biridir.(İbn Adiel-Kamil fi Zuafair-Rical.8/237) İbnEbi Davud:Ebu Hanifeye saldırı ve onu itham, İslam ümmetininicma noktalarından biridir: Basranın fıkıh imamı Eyyübes-Sahtiyani onun aleyhinde konuşmuştur.Küfenin imamı Süfyanes-Sevri öyle Hicaz bölgesinin imamı Malik bin Enes öyle Mısırınimamı Leys bin Sad öyle Şam?ın imamı Evzai öyle Horasanınimamı Abdullah bin Mübarek öyle Kısacası yeryüzünün heryanındaki İslam uleması onun hakkındaki kanaati menfidir.(İbnAdi el-Kamil fi Zuafair-Rical.8/241)
İbn Abdilberr el-İntika Sufyanbin Uyeyne: Allah ona lanet etsin: İslamın can damarlarını birbir kopardı Müslümanlar arasında ondan daha şerir biridoğmamıştır.(İbn Abdilberr el-İntika/149-150)
İbnül-Carud: Müslüman olup olmadığı tartışmalıdır.( İbn Abdilberrel-İntika.150) Abdullahbin Mübarek şöyle diyor: Biz önceleri onu tanımıyorduk ve sohbetlerine devam ediyorduk.Ne Zaman ki onu yakından tanıdık kendisini terk ettik.( İbn Abdilberr el-İntika./151)
Hatibel-Bağdadi Tarihu Bağdadda şöyle der: Onun hakkında dinin hemesaslarına hem de fürüatına ilişkin şecaatleri yüzünden çoksözler söylenmiştir.Gerçek şu ki Ebu Hanife bütün ilmikudretine rağmen bizim bu eserimizde tanıttığımız ulema gibiörnek alınacak bir insan değildir (Hatibel-Bağdadi 13/371-372)
İbn Ebi Şeybe: Sanıyorum Ebu Hanife Yahudi idi (Hatib 13/413) Sufyanes-Sevri: Zındıklığından dönmesi için iki kez kafirliğinden dönmesi içinse defalarca tövbeye çağrıldı.(Hatib el-Bağdadi13/382-383) İmam Malik: Benim için Ebu Hanifenin sözüyle hayvan pisliği arasında hiçbir fark yoktur. (Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad.13/411)
Ebu Davud Suleyman es-Sicistani şöyle diyor: İmam Malik Şafii ve İbnHanbel Ebu Hanife?nin dalalet içinde olduğunda ittifaketmişlerdir.(Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad 13/383-384)
Görüldüğü gibi Peygamberimizin Kurana muhalif söz etmeyeceğini savunan ve buna ayeti kerimeyi delil gösteren bir Alime söylenen sözleri, ona yapılan ithamları ve onu nihai anlamda nasıl katlettikleri ortadadır. Tarih boyunca her daim Allahın Tevhid dini ile Şirk dini mücadele etmiştir. Ve bunlar ne hikmetse kürsülerde, minberlerde hiç anlatılmıyor, milyonlarca Müslüman buy aşananlardan haberdar bile olmadın bu dünya hayatınıt amamlıyor. Her Müslüman inandığı dini, kimi ne için ve niye takip ve tasvip ettiğini bilmekle, öğrenmekle mesul ve yükümlüdür. Ve her daim haklıya haklı haksıza haksız diyebilmelidir. Alıntı
İmamBuhari, İmam Azam Ebu Hanife Hakkinda Neler Söylemis?!..
İstesn. S. Uludag mahud kitabinin 58 inci sayfasinda da, bu konuyaisilerek sunlari kaydetmistir:
En büyük hadis alimi İmam Buhari, Ehl-i reyin reisi olan Ebu Hanife´yi zayif bir hadis ravisi olarak görüyor, kendisini metruk sayiyor ve : Halktan biridir (kale ba´zu´n-nas) diyordu. Ne Buhari´de ne de Muslim´de İmam Azam´dan tek bir hadis rivayet edilmemis olmasi bile, Ehl-i Hadis ile Ehl-i rey arasindaki gecimsizligin ve uyusmazligin derecesi hakkinda bize bir fikir verebilir.
SAYIN ULUDAG´IN BU SÖZLERINI TAHLILE GELELIM!
S.Uludag´in burada -İmam Buhari´ye atfen yazdiklari -kismen de olsa dogrudur. Şeyhu´l-Muhaddisin İmam Buhari; zaman zaman Ebu Hanife´ye ta´rizde bulunmus ve pek cok fikhi meselede Hanefiler ile görüs birliginde oldugu halde, bazi meselelerde Hanefi fuhakasini,-hem de haksiz yere; örneklerde görülecegi üzere- suclamaktan kendini alamamistir. Bu da o büyük muhaddisin yüce sanina gölge düsürmüstür!..
Burada yanlis olan bir husus vardir; o da, Uludag hazretlerinin (!) Ebu Hanife (r.a.)´in aleyhinde, -saglam, cürük demeden- her buldugunu yazmasi ve fakat bu büyük İmam´in lehinde söylenen, menakibi vemeziyetleri hakkinda yazilan; yüzlerce alimin takdir ve ihtiramhissi ile dolu sözlerini ve kitablarini görmezlikten gelmis olmasive bir kelime ile de olsa, bunlardan bahsetmemis bulunmasidir!
Bu ise, ilmi emanete ters düsen bir olaydir. Bunu yapan kisi,muhaddisler nazarinda emin insan degildir. Nakd-i rical ilmindetakrir olunmustur ki; bir ravinin bir hadis (veya fikih) alimininaleyhinde söylenen (cerh u tesri)leri söyleyip de, leh´indesöylenen övgü, takdir ifadeleri (demek olan ta´dil ve tezkiyeleri)nden hic bilgi vermemesi zulüm ve hiyanettir.
Bu kisiler, mübarek alimlere karsi, ihanette bulunmus olurlar! Adig ecenin bunu bilmeyecegini sanmiyorum. Ne var ki Ebu Hanife´ye olan düsmanligi, koyu taassubu, onu böyle tek tarafli olmaya, ve sadece sayet varsa- eksikleri görmeye mecbur etmistir!. Nitekim bir Arab sairi söyle demistir: Hosnud (olan)in gözü, bütün ayiplara karsi fersizdir (görmez)!
Nitekim hisimlinin gözü ise, olunca eksikligi aciga cikarir!
Şu kadar ki, baskalarinin ayibini arastiranlar, kendi kusurlarini meydana cikartmis olurlar!.. cünkü -amiyane tabirle- Süt´e sokulmamis ak kasik degiller ya!..
İmam Buhari´nin, Ebu Hanife´den İ´raz ve İnhiraf etmesinin Sebebi Nedir? İmam Buhari´nin Ebu Hanife´den yüz cevirmis olmasinin sebebi, Nuaym İbn-i Hammad Mervezi´nin sohbetinde bulunmasidir. Adi gecen -Nuaym-Ebu Hanife´ye karsi taassub icin de idi. Ebu Hanife´nin kinanip ayiplanmasi icin hikayeler uydurmustu. Buhari, bununla etkilendi ve İmam Azam´dan inhiraf etmesinin bir sebebi bu oldu!.
Hafiz Zehebi (El-Mizanda: 4/269) bu Nuaym´in hakkinda söyledemistir: Ezdi dedi ki: Nuaym, Sünneti takviye icin hadis uyduranlardan idi ve Ebu Hanife (Numan)´in, kinanip suclanmasi icin tamamen yalan hikayeler tertib ederdi.
Hafiz İbn-i Hacer de onun hal tercemesini verirken; Tehzibu´t-Tehzib:10/460-463 de, sunlari kaydetmistir: Abbas b. Musab demistir ki: Nuaym b. Hammad, Muhammed İbnu´l-Hasen ve seyhi (Ebu Hanife) aleyhinde bir kitab cem´etti. Nesai; O zayiftir dedi. Ve baskasi dedi ki: hadis vaz´ederdi ve Ebu Hanife´nin tezyif edilmesi icin hikayeler naklederdi ki, hepsi yalandir!..
(İncau´l-Vatan)adli kitabin müellifi de " data-shortname=":)" style="box-sizing: border-box; border-style: none; max-width: none; height: 22px; vertical-align: text-bottom; width: 22px; background: url("styles/default/xenforo/smilies/emojione/sprite_sheet_emojione.png") 0px 0px / 100% no-repeat;" /> 1/22 de); Nuaym b. Hammad´i, Ebu Hanife´ye husumeti oldugunu vurguladi ve onun, Ebu Hanife hakkinda bir yalan söz düzmekle itham etti. Onun bu yalan makalesini, Buharide, Tarih-i Sagir S: 174 de nakl etti... O halde, Nuaym b. Hammad´in Hanefi fukahasi ile ilgili sözlerine inanilmaz. Cünkü taassub, gözü görmez, kulagi isitmez eder. Bak sana! Bu hastalik ondan Buhari´ye de sirayet etmistir!..
Muhammed Zahidu´l-Kevseri hoca, Buhari´nin Ebu Hanife´ye karsi olan taassubu icin bir baska sebeb daha göstermektedir.
Buhari ´re´y´de nazar etmis ve re´y ehlinden olan Buhara fukahasindan fikih ögrenmisti. Tahsil-i ilm icin sefere cikmasindan evvel ilk seyhlerinden biri, Ebu Hafs-i Kebir´dir, İmam Şafii (r.a.)ín yastasidir.
Hatibin Tarih-i Bagdad adli kitabinda " data-shortname=":)" style="box-sizing: border-box; border-style: none; max-width: none; height: 22px; vertical-align: text-bottom; width: 22px; background: url("styles/default/xenforo/smilies/emojione/sprite_sheet_emojione.png") 0px 0px / 100% no-repeat;" />2/7); Buhari İbn-i Mubarek´in ve Veki´in kitablarini ezberlemis ve 16 yasinda iken Irak ulemasinin fikhini ögrenmistir (cünkü bu alimlerin ikisi (İbn-i Mubarek ile Veki)´de Ebu Hanife´nin talebesidir.
Buhari, ilim tahsilinden memleketine alim ve muhaddis olarak avdet edince beldesindeki alimler ona hased ettiler; cekemediler ve nihayet beldesi olan Buhara´dan onu cikardilar. Onu cikaranlarin basinda, Ebu Hafs-i Sagir; Muhammed b. Ahmed b. Hafs vardi...
Bu Ebu Hafs-i Sagir, ilmi tahsili icin sefer etmis; Ebu´l-Velid Tayalisi´den. Humeyd ile Yahya b. Main´den ve baskalarindan hadis ögrenmis ve Buhari´ye de tahsil hayatinda bir müddet arkadas olmustu. Sika bir imam idi, vera takvaya sahib, zahid ve sünnete sarilan Rabb´e ait bir kul idi. Babasi Ebu Hafs-i Kebir ise, İmam Muhammed İbnu´l-Hasen´in büyük tilmizlerinden idi...
O halde, Buhari´nin Ebu Hanife´ye tesri u ta´rizlari, bu iliskilerin etkisi altinda kalarak vaki, olmasi da akildan uzak degildir. Cünkü nefsani duygularin serrinden kurtulmak, peygamberlerden baskasi icin mümkün bile degildir!...
Sonra gecenlere ilaveten sunu da akildan uzak tutma ki; Buhari bir fakihtir: muctehiddir, ancak o da ha ziyade hadise, esere (Sahabi sözlerine) agirlik vermistir. Onun re´yince, amel de imanin cüz´üdür. Ona göre İman; kalben tasdik, dil ile ikrar ve erkanile ameldir!..
Ebu Hanife ise; fikih ve re´y u kiyas yöne agir basan bir muhaddisdir. Ebu Hanife, amelin imandan bir cüz, olduguna kaail degildir. Bu iki firka arasinda ise nice cefa ve cekismeler meydana gelmistir.
Kaadi İyad´in: Tertibu´l-Medarik isimli kitabinda " data-shortname=":)" style="box-sizing: border-box; border-style: none; max-width: none; height: 22px; vertical-align: text-bottom; width: 22px; background: url("styles/default/xenforo/smilies/emojione/sprite_sheet_emojione.png") 0px 0px / 100% no-repeat;" /> 1/91 ve:3/181 de) Ahmed İbn-i Hanbel (r.a.) hazretileri söyle demistir: Biz re´y ehlini, onlar de bizi (birbirimizi) kötüler dururduk. Nihayet İmam Şafii geldi de aramizi buldu.
Kaadi İyad bunu söyle tevcih ediyor: Ahmed İbn-i Hanbel sunu demek istiyor: Şafii sahih hadislere sarildi, onlarla amel etti. Sonra onlara; re´y u kiyasin da ihtiyac duyulan ve üzerine ser´i hükümler bina kilinan kisimlari oldugunu da gösterdi... Bundan sonra Ashab-i Hadis bildiki, sahih re´y, aslin fer´idir. Ashab-i Re´y´de bildi ki, fer,mutlaka asildan sonradir ve sünnetleri, sahih asari evvela takdim etmek (öne gecirmek)ten müstagni olmak mümkün degildir!..(İ´lau´s-Sunen: 1/233-235 Mu)
İste Buhari´yi, Ebu Hanife´ye karsi tahamül ve taassuba sevkeden sebebler; bunlar veya biri, ya da bunlarin benzeri hususlar olabilir!..
Buhari´ni: Kale ba´zu´n-nas " data-shortname=":)" style="box-sizing: border-box; border-style: none; max-width: none; height: 22px; vertical-align: text-bottom; width: 22px; background: url("styles/default/xenforo/smilies/emojione/sprite_sheet_emojione.png") 0px 0px / 100% no-repeat;" /> Halk´tan biri dedi ki) sözü ile kasdettigi kimdir?
Unutulmasin ki, S. Uludag´in Buhari´ye isnad ettigi tesni ifadelerinde bu sözde vardir. Uludag´a göre, Buhari bu ta´rizi ile de Ebu Hanife´yi kasd etmistir.
İmam Buhari, Kitabu´l-Vasayanin 8 inci babinda, Nisa suresinin 11 inci ayetinden cümlesini bahis konusu yapmistir. Meali ise;Varislere verilecek bu paylar) ölenin yapacagi vasiyetten ve borctan sonradir, demektir. İste bu ayetin tefsiri hakkinda Buhari sunlari kaydetmistir:
Zikrolunur ki; Kadi Şureyh, Ömer İbn-i Abdilaziz, Tavus, Ata ve İbn-i Uzeyne; hastanin borc ikrar etmesini caiz görmüsler... (Daha sonra Buhari:
Nas´tan bazisi da dedi ki; (Varislerden bazisina) hastanin borc ikrar etmesi caiz olmaz. Cünkü (diger) varisler bu(nun ikrari)na sui zan ederler... Halbuki Nebi (s.a.s.): Zandan sakinin (sebebsiz ithamdan cekinin)! Cünkü sui zan, sözlerin yalani cok olanidir buyurmustur.
İmam Buhari bu hadisi burada, (borc ikrar eden) hastaya, su-i zan dabulunup da tasarrufuna mani olarak red kasdiyla sevketmistir. Bu ise,Cünkü ona su-i zan ederler diye gerekce gösteren o, Nas´tanbazisina aittir.
Dediler ki; Buhari´nin burada, iste bu Nas´tan bazisi: Halktan birisözü ile kasdi Ebu Hanife´dir veya Hanefilerdir. Nitekim S.Uludag´in görüsü de budur.
Onun icin buhari Ebu Hanife´ye, Halktan biridir (Kale ba´zu´n-nas)diyordu, demistir.
Evvela; Hastanin varislerinden bazisina borc ikrar etmesi caiz olmazdiyen Hanefiler, bunu bu ibare ile ta´lil etmemisler: S-i zanederler, diye gerekce göstermemislerdir. Dogrusu Hanefiler, kalan varislere zarar verecegini, varislerden bazisina verilirken diger bazilarinin mahrum edilecegini gerekce göstererek hastanin ikrari caiz olmaz, demislerdir. Hem bunu da mutlak olarak degil de mukayyed halde söylemislerdir. Hanefi fukahasi; hastanin varisten baskasi icin borc ikrar etmesini caiz gördükleri gibi, varisler tasdikettigi, ya da sahidi bulundugu takdirde varis icin dahi borc ikrarinin cevazina kaail olmuslardir!..
Şu halde, Buhari´nin; Nas´tan bazisi ta´rizi ile kasdihanefiler olmamalidir, cünkü itirazlari, Hanefiler aleyhine variddegil, ancak hastanin borc ikrar etmesini mutlak surette ibtal eden fukahaya yöneliktir!..
Saniyen; İmam Malik´in görüsü de bu babda, Ebu Hanife´nin kavli gibidir. Şafiilerden, Ruyani´nin muhtari da budur ve Şafii´nin iki kavlinden biridir.
Kasim, Salim, Sevri, Şa´bi, Hakem, İbn-i Uzeyne ve Ata´nin: - Buhari´nin nakli hilafina olarak- Hastanin, varisine borc ikrar etmesi mutlak surette caiz olmaz dedikleri de rivayet edilmistir...
Pekala, Buhari bu; Ba´zu´n-nas: Nas´tan bazisi sözü ile Hanefileri ta´n ü tesri, etmeyi kasd ediyor, diyen sarihler, bunu nereden almislar ve nasil anlamislar ki? Hanefiler, bu konudaki hükümlerinde de görüldügü üzere- yanliz degillerdir ki!.. Hayretler dogrusu!.. (İrsadu-s-Sari : 5/10 Umdetu´l-Kaari: 6/488 ve İlau´s-Sunen: 15/479)
İmam Buhari, Kitabu´l-Ahkamin 40 inci babinda ( :Hakimler icinTerceme Babinda sunlari kaydetmistir: Bir tercüman caiz olur mu dedikten sonra; Zeyd b. Sabit (r.a.)´in,Nebi (s.a.s.)´in emriyle, 15 gün zarfinda Yehud hattini belledigi, Nebi (s.a.s.)´in, Yehud´a gönderdigi mektublari yazdigini ve onlardan gelen mektublari da kendisine okudugunu, kaydetmistir... Ve daha sonra Ebu Cemre:
Ben İbn-i Abbas ile halk arasinda tercümanlik yapardim dedigini zikretmis ve hemen bunun ardindan: Nasin bazisi da dedi ki, Hakim icin beheme hal iki tercümana ihtiyac vardir ibaresine yer vermistir.
Şimdi burada, hakim icin iki tercümana ihtiyac var midir, yoksa bir tercüman kafi gelir mi?.. Sarf-i nazar ederek, Buhari; Nasin bazisi tabiriyle kimi kasdetmistir acaba? İste bunun üzerinde durmak istiyoruz!..
Şarih Kirmani´nin nakline göre, Mogoltay demistir ki; Buhari bu ifadesiyle Şafii´yi muradetmis gibidir. (Bu ise, Buhari; bazu´n-nas diyor ki, dedigi zaman bununla Ebu Hanife´yi kasdetmi solur diyenlerin sözünü redd etmektir).
Bazilarida (Hafiz İbn-i Hacer); Nasin bazisi tabirinden maksad, Muhammed b. Hasen´dir, cünkü tercümanin iki kisi olmasinin sart kosan ve terceme isini sahidlik mesabesinde gören odur, demistir. Şafii de ona (İmam Muhammed´e) muvafakat etmistir.
Burada, bunlari kaydettikten sonra Allame Ayni " data-shortname=":)" style="box-sizing: border-box; border-style: none; max-width: none; height: 22px; vertical-align: text-bottom; width: 22px; background: url("styles/default/xenforo/smilies/emojione/sprite_sheet_emojione.png") 0px 0px / 100% no-repeat;" />11/421 de) ve onun söylediklerini nakleden Zafer Ahmed Osmani (İlau´s-Sunen:157147-149 da) demislerdir ki:
Buhari´nin bu sözünden murad, Muhammed İbnu´l-Hasen´dir diye, kesin hükümde bulunan o kisiye teaccüb olunur! Alaeddin Mogoltay´in dedigi gibi,bununla muradin, İmam Şafii olmasindan kacmalari nicin?.. Halbuki Şafii de kasdedilmis olsa, onun sanini tenkis lazim gelmez ve o büyük imamin yüce kadrinden bir sey eksilmez ki!.. (Zira sadece meyvali agac taslanir). Halbuki Buhari, Şafii hazretlerinin saninada hürmet etmez. Eger onu saysaydi (hürmet etseydi), İmam Malik´ten rivayet ettigi gibi Şafii´den de rivayet ederdi. İmam Malik´ten bir cok rivayet etmis, keza: Ahmed İbn-i Hanbel´den de, Magazi´nin sonunda, Kitabu´s-Sadakat´da ve Nikah babinda rivayetlerde bulunmustur...
Buhari, Şafii´yi dfe, Sahih´inin iki yerinde anmistir. 1) Babu´r-Rikaz´da,2) Kitabu´l-Buyu´un (Tefsiru´l-Araya) kisminda... Ondan bahs ederken de, adini anmamis, sadece İbn-i İdris: İdris ogludemistir. İmam Malik, İmam Şafii´yi Sahih´inde anmis, Şafii´nin ashabindan hadis almis olmasi, onlardan birinin mezhebine tabi olduguna delil olmaz. O, taklidden beridir, hic bir mezhebe bagli degildir. Cünkü kendisi muctehiddir. Ebu Hanife ile Ebu Yusuf ve Muhammed´in ashabinin cogundan da hadis isitmis, Abdullah İbn-i Mubarek´in, Veki İbn-i Cerrrah´in... kitablarini da ezberlemistir...
Buhari´nin Şafii mezhebine tabi´imis gibi gösterilmesi, meshur meselelerde ona muvafakatindan dolayidir. Yoksaki, İmam Azam´a muvafakat ettigi yerler, Şafii´ye muvafakat ettiklerinden daha az degildir. Humeydi´nin tilmizi olmasi ise yaramaz. Cünkü buhari ayni zamanda, İshak İbn-i Rahuye´nin tilmizlerindendir. Halbuki bu zat Hanefi´dir.
Allame Muhaddis, Muhakkik Levzei, Şeyh Muhammed Bedr-i AlemFeyzu´l-Bariye hizmet hakkindaki, o büyük islerinden bahsettigi kelamin sonunda, Buhari´nin Hanefi mezhebine muvafakat ettigi bablar ve meselelerden bir coklarina isaret etmistir, ne kadar güzel yapmistir " data-shortname=":)" style="box-sizing: border-box; border-style: none; max-width: none; height: 22px; vertical-align: text-bottom; width: 22px; background: url("styles/default/xenforo/smilies/emojione/sprite_sheet_emojione.png") 0px 0px / 100% no-repeat;" />4/45). (İsaret edilen yere müracaat edebilirsiniz...). Ve sonunda söyle demistir:
Allah Subhanehu´den, bu metodu ben acmis olmami ve bu meslek´e ilk adimiben atmis olmami umarim, iftihar icin söylemiyorum. Bunlari belirtmekle ancak, Hanefilerin hadis babinda nasibleri olmadigini iddia eden mütecaviz güruhun, kusur ve kabahatlarini teshir etmekistedim. O iddia, onlarin kuruntularidir. Şu gercegi bilmis olsunlar ki, Buhari gibi bir büyük muhaddis, bir cok bablar (ve mevzular)da Hanefilerin fikhina muvafakatta bulunmustur. Birisi kalkip, Buhari´nin muvafakat ettigi yerler, muhalefet ettikleinden daha azdegildir, diye iddia etse yalan söylemis olmaz...
Buhari´nin, Ebu Hanife´ye: Kale ba´zu´n-nas (bazi adem ogullari) diyerek ta´riz ve tecavüz de bulundugu yerlerden biri de, Kitabu´z-Zekat´taBab-Firrikazi el´humusdur. İmam Buhari burada:
Bazi Adem ogullari da; maden, (zekat hususunda) cahiliyet defineleri gibi Rikaz´dir (rikazda ise humüs harc vardir) demistir, diyerek tecavüzde bulunmustur.
Allame Bedruddin Ayni der ki:
İbnu´t-Tin dedi ki: Buhari´nin Bazi Nasile kasdettigi Ebu Hanife´dir. İbnu´t-Tin; bununla muradin Ebu Hanife oldugunu kesin söylemesini nereden almistir? Murad ettigi zat, Kufe ehlinden Sufyan Sevri ve Şam halkindan Evzai nicin olmasin? Halbuki onlar da Ebu Hanife´nin kavline benzer ictihadda bulunmus. Maden rikaz gibidir, onda ise, azinda, cogunda humüs harc vardir, buyurmuslardir. Fakat İbnu-t-Tin;-zahirdir ki-, Buhari´nin Tarih´inde, Ebu Hanife hakkinda söylediklerine vakif olunca, -ki degil erkan-i dinden biri olan birimam hakkinda kalk tabakasindan birisi hakkinda bile söylenmesi yakisik almayan seylerdir bunlar burada, bazi nas ileBuhari´nin muradi, Ebu Hanife´dir., hükmünü sarahaten söyleyebildi. Lakin meyvasi olmayan agaca tas atilmaz ki!...(Umdetu´l-Kaari: 4/453-457).
Buhari´nin Ebu Hanife hazretlerin karsi, tehamül ve tecavüzü artik kesindir. Misal olmak üzere, Tarih-i Sagir kitabinin 158 ve 174. sayfalarina bakiniz! Buhari, Sahih´inin 18 yerinde, Kaleba´zu´n-nas: Bazi adem ogullari dedi ki diye Ebu Hanife´yi hedef alarak ta´riz de bulunmustur. Hafiz Zeylei´nin Nasbu´r-rayesinde: 1/355-356. sayfalara bakiniz. Buhari´nin Ebu Hanife´ye karsi, koyu taassuba sahib oldugunu ve asiri tehamülü bulundugunu acikca ifade etmistir. Kesmiri´nin Feyzu´l-Bari adli kitabinabak; S: 1/169...
Hanefi muhaddislerden bir cemaat, Ebu Hanife´ye ta´riz de bulundugu meselelerde, Buhari´ye, müstekil te´lifler ile cevablar vermisler, onu redd etmislerdir. Bedreddin Ayni de, Sahih´i Buhari Şerhi Umdetu´l-Kaari de, bu isin tam hakkini vermistir.
Lubab sahibi, Dimesk´li Allame Meydani hoca´nin da: Kesfu´l-iltibas, Amma Evredehu´l-Buhari Ala Ba´zi´n-Nas isimli son derece güzel bir reddiyesi vardir.
Biz, buradaki, yani; cevabi ve izahi ile mesgul oldugumuzKitabu´z-Zekattaki tesniin cevablarini, -kisaltarak- Kamil Miras hocamiza birakiyoruz!..
Kamil Miras Hoca (Allah garik-i rahmet eylesin), Tecrid-i Sarihin, muctehidler arasinda ihtilafa mevzu olan: 746 inci hadisi hakkinda bazi aciklamalarda bulunduktan ve: Maden, Hazine, Rikaz ile ilgili lügavi, fikhi bir hayli bilgiler verdikten sonra besinci cildin 314. sayfalarindan itibaren (ikinci baski), söyle demistir:
İmam Buhari, İmam Malik ve İmam Şafii´ye bu suretle İbraz-i müzaharet ettikten sonra İmam Ebu Hanife ile rüfeka-yi ictihadina karsi kapali ve tezyifkar bir lisan ile tecavüze basliyor. Ve Sahih´in de ilk defa olarak Ebu Hanife Hazretlerine karsi cephe alarak (Bazi adem ogullari maden, tabi oldugu mali vecibe hususunda cahiliyet defineleri gibi rikazdir, demistir) diyerek tecavüz ediyor.
Sonra İmam Buhari, Ebu Hanife Hazretleri hesabina madenin cahiliyetd efineleri gibi rikazdan ma´dud olduguna istadlal ederek: Cünkü maden isletip de ocaktan cevher cikmaga baslayinca maden rikaza yani cevher vermege basladi denir) diyor.
İmam buhari sonra da Ebu Hanife Hazretleri hisabina ortaya koydugu bu lügavi delili yine kendisi söyle cürütüyor: Bir kimseye bir mal hibe edildiginde, yahud birisi bolca bir para kazandiginda, yahud meyva agacinin mahsulü bol oldugunda maden bulundu denilir) diyor. Ve bunlardan da humüs derecesinde vergimi alinir? demek istiyor. Şu halde zebanzed olmasiyle madenin humüs vergiye tabi olmasina istidlal de dogru degildir, neticesine variyor.
Sonra İmam Buhari, Ebu Hanife Hazretlerinin ictihadinda tenakuz da buluyor, ve Sonra bu adem ogullari tenakuz da bulunup: madeni ketmederek humüs vermemekte beis görmemislerdir) diyor. Buhari´nin bu tenakuz iddiasi muhtac-i izahtir ve söyledir.
Guya Ebu Hanife Hazretleri: bulunan defineyi humüs vermemek icin ketm etmekte beis yoktur, demis; maden de Ebu Hanife´ye göre rikaz cümlesinde noldugundan, bunu saklayip da humüs vermemekte beis yoktur, demek oluyormus. Bu ise madenden humüs harc alinir davasina mugayir ve münakiz imis. İste Buhari´nin tehacümü burada nihayet bulunuyor. (Selef Müdafaasi Sf. 200-212/Ekrem Doganay)
.
xxxxxxxxxxxxxxxx
Ebu Hanife (İmam A’zam) kimdir ?
Asıl adı Numan olup 80 (M.699) yılında Kufe’de doğup 150 (M.767) yılında Şaban ayının on beşinci (Berat) gecesinde Bağdat’ta vefat eden (1) ehli sünnet mezhepleri arasında yer alan Hanefi mezhebinin baş imamıdır. ‘’Hanife’’ tabiri , Hanife denilen bir yazı hokkasını devamlı yanında bulundurması sebebiyle verilmiş olduğu söylenmektedir.(2) ‘’Ebu Hanife’’ tabiri ise , Hanefi mezhebinin baş imamı,kurucusu olmasındandır.Her ne kadar mezhep kurma adına yola çıkmamış olsa da bu mezhebin baş imamıdır ve mezhep de ona izafe edilmektedir .‘Mantığın babası Aristo’dur.’ Cümlesindeki mantık ile aynı düzlemden yola çıkılarak bu ad verilmiştir.Öte yandan hokkayı yanından ayırmaması adeta çocuğu gibi sayılarak bu adın verildiğini söylemek de mümkündür.Yani ‘Hanife’ diye bir kızı ya da oğlu vardı da onun babası olduğu için böyle denilmiştir, demek ilim ile bağdaşmaz çünkü bilinen tek çocuğu Hammd’tır.(3) Farklı görüşler olmakla birlikte kendisinin Türk veya Fars’lı olması baskın görüştür.(4) Hatip Bağdadi “Sahih olan onun hapisteyken öldüğüdür.” demiştir. (5) Ebu Hanife’nin hapisten çıktıktan sonra, zehirlenerek öldürüldüğü hususunda da rivayetler vardır.(6) Küfe ehlinin en fakihi Hz. Ali ile Abdullah b. Mes’ûd’dur. Bu ikisinin en fakih öğrencileri Alkame’dir. Alkame’nin öğrencilerinin en fakihi de ibrahim en-Nehaî’dir. İbrahim’in öğrencilerinin en fakihi Hammâd, Hammâd’ın öğrencilerinin en fakihi de Ebû Hanife’dir. Ebû Hanife’nin öğrencilerinin en fakihi ise Ebû Yusuf’dur. Ebû Yusuf’un öğrencileri her tarafa yayılmıştır. Bunların içinde en fakih olan Muhammed b. Hasan’dır. Muhammed’in öğrencilerinin en fakihi ise Ebû Abdullah eş-Şâfii’dir.” (7)
Eserleri
Kitapların ona aidiyeti ihtilaflı bir konudur. Fıkhu’l Ekber’in ona ait olmasında baskın görüş varken (8) diğer kitapların ona aidiyeti konusunda büyük ihtilaf vardır.Bununla birlikte şu kitapları yazdığı veya yazdırdığı ifade edilmiştir ;
1- el-Fıkhu’l-Ekber
Akait ilmine dair yazılmıştır. Ehl-i sünnetin görüşlerini özetlemiştir. Goldziher olmak üzere bazı şarkiyatçılar bu eserin Ebu Hanife’ye nispetini sahih görmezlerse de kitabın ona ait olduğunda İslâm âlimleri görüş birliği içindedir. (9)
“Bu fikirler İmamı Âzam’a değil, söylendiği gibi, onun baş düşmanlarından biri olan Buharî’ye ait fikirlerdir.” (10)
Prof.Dr.Y.Nuri ÖZTÜRK’ün bu görüşü baştan aşağı hatalıdır.Nitekim Buhari ‘İman , kavl ve fiildir,artar ve eksilir’ demiştir.(11) Oysa Fıkhu’l Ekber’de ‘İman eksilmez ve artmaz.’ Diye yazılıdır.(12) Ortadaki çelişki açık olduğundan bu kitabın Buhari’ye aidiyeti söz konusu değildir.
2- el-Fıkhu’l-Ebsat
Akaidle ilgili olup oğlu Hammâd ile talebeleri Ebû Yûsuf ve Ebû Mutî’ el-Belhî tarafından rivayet edilmiştir. (13)
3- el-Alim ve’l-Müteallim. Akaitle ilgilidir.Soru cevap tarzındadır.
4- Risale ilâ Osman el-Bettî.Akaid konularında kendisine yöneltilen bazı itham ve iddialara cevap vermektedir.
5- el-Vasiyye.Akait konularını işler.12 madde olarak vasiyette bulunmuştur.
6- el-Vasıyye (oğlu Hammad’a)
7- Müsnedü Ebi Hanife (Ebu Yusufu’n rivayetiyle)
Öğrencileri tarafından Ebu Hanife’den rivayet edilen hadisleri -diğer bir ifadeyle Ebu Hanife’nin ictihatlarında delil olarak kullandığı hadisleri- ihtiva eden eserdir. (14)
8- el-Kasîdetü’n- Nu’mâniyye. Hz. Peygamber için yazdığı na’t olup basılmıştır. (15)
9- Maksut. Medreselerde Bina adlı kitaptan sonra okutulan sarf kitabıdır.
İmam Azam hakkında hadis var mıdır ?
Muhaddis Suyuti: ‘’Ebu Hanife peygamber efendimiz tarafından hadisle müjdelenmiştir.’’ Demiştir.Ayrıca Suyuti ‘’ هَذَا الْحَدِيثُ الَّذِي رَوَاهُ الشَّيْخَانِ أَصْلٌ صَحِيحٌ يُعْتَمَدُ عَلَيْهِ فِي الْإِشَارَةِ لِأَبِي حَنِيفَةَ / Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bu hadisler,Ebu Hanife’ye işaret etmektedir.’’ Demiştir. (16)
İlgili hadis metni
“İman Süreyya yıldızına çıksa, Farisoğullarından biri elbette alıp getirir.”(17)
Ebu Hanife’nin sahih hadise ve dolayısı ile delile çok önem verirdi.Bunun açık tezahürü şu söylemidir ;
قال الإمام أبو حنيفة رحمه الله : (إِذا صح الحديث فهو مذهبي) وقال : ( لا يحل لأحد أن يأخذ بقولنا ما لم يعلم من أين أخذناه)
‘’İmam Ebu Hanife şöyle demiştir : ‘’Hadis sahih olunca o benim mezhebimdir. (yani ben sahih hadis varken farklı bir görüş ileri sürmem.) ve tekrar dedi ki ,Kimseye bizim görüşlerimizin nereye dayandığını bilmeden almak helal değildir.’’(18)
Ebu Hanife’nin tabiinden olup olmayışı
Hafız İbn Kesîr :’’Dört imam içinde en önce vefat Ebu Hanife’dir. Sahabe dönemine yetişmiş ve Enes b. Malik’i görmüştür. Başka sahabileri gördüğü de söylenmiştir. Bazı ilim adamları onun yedi sahabiyi gördüğünü söylemişlerdir.’’ (19)
Suyuti , el-Taberi el-Makri el-Şafii’nin Ebu Hanife’nin tabiinden olduğuna dair bir risale yazdığını haber verir.İlgili kitapta ‘’Ebu Hanife’nin 7 sahabi ile görüştüğü’’ yazılmış ve ‘Enes’ten üç hadis rivayet ettiği’ de kayda alınmıştır.Hatib ise bu rivayetin sahih olmadığı görüşündedir.İbn Hacer,Ebu Hanife’nin sahabeden bir guruba ulaştığını söylemiştir.Bu sahabiler arasında Enes b. Malik vardır.(20)
Ebu Maşer Cüz’ünde Ebu Hanife rivayetleri olarak çeşitli rivayetler sunar.Bunlar arasında ‘Her Müslüman üzerine ilim talep etmek farzdır.’(21) Ve ‘ Hayra delalet ettiren onu yapan gibidir.’(22) Hadisleri vardır.
Suyuti , ilk rivayetin senedinde yer alan ‘Ahmet b.Muhammed b.Salt’ibni’l Muğallis’in cerh edildiğini belirtir.(23) Nevevi , ‘Fetvalar’ında bu hadisin manası sahih olsa da senet yönünden zayıf olduğunu ifade etmiştir.Hafız Mizzi ise bu hadisin bir çok farklı tariki olduğunu ve toplamda hasen rütbesine ulaştığını ifade eder.Suyuti bu görüşlerden sonra kendi görüşünün ‘Bana göre bu hadis sahih mertebesine çıkmıştır.Ben bu hadisin 50’ye yakın tarikini buldum.’der.
İkinci hadis de sahihtir.Sahabi topluluğundan bu hadis rivayet edilmiştir.Hadisin farklı rivayeti Müslim’de مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ lafzı ile geçmektedir. (24) Sonuç olarak iki hadis de sahihtir.(25)
Ebu Hanife’yi Cerh Ve Tadil Edenler
Cerh , luğatta yaralamak anlamındadır.Hadis ıstılahında ise bir ravinin rivayetinin sağlam olmadığını/zayıf olduğunu ifade eden terimdir.Ta’dil kelimesiyse rivayetinin sağlam olduğunu,kabul edilmesi gerektiğini ifade eder.
Raviler hakkındaki cerh ve ta’dil işlemi, esas itibariyle hadis alimlerinin içtihadına dayanmaktadır.Bu yüzden herkesin vardığı sonuç aynı olmayabilir. Bu konuda bir alimin neler dediğine bakalım ; “Buhari ve Müslim , başka hadis alimlerince cerh edilmiş pek çok ravinin rivayetine yer vermiştir.Çünkü ravilerin durumu, alimlerin onlar hakkındaki içtihatlarına bağlıdır. Birinin şart olarak ileri sürdüğünü diğeri reddeder.Dolayısı ile herkesin vardığı sonuç aynı olmayabilir.’’ (26)
Ebu Hanife’yi ta’dil edenler /güvenilir ravidir diyenler
1- Ebu Ca’fer Muhammed el-Bâkır
2- Hammad b. Ebî Süleyman
3- Mis’ar b. Kidam
4- Eyyüb es-Sahtiyânî
5- A’meş
6- Şu’be,
7- Süfyan es-Sevrî
8- Muğîre b. Miksem
9- Süfyan b. Uyeyne
10- Hasen b. Salih b. Hayy
11- Said b. Ebî Arûbe
12- Hammad b. Zeyd
13- Şerik el-Kâdî
14- İbn Şübrüme
15- Yahya b. Saîd el-Kattan
16- Abdullah b. Mübarek
17- Kasım b. Maan
18- Hucr b. Abdilcebbar
19- Züheyr b. Muaviye
20- İbn Cüreyc
21- Abdürrezzak
22- Şafii
23- Veki’ b. Cerrah
24- Fadl b. Musa
25- Halid el-Vâsıtî
26- İsa b. Yunus
27- Abdulhamid el-Hımmânî
28- Ma’mer b. Râşid
29- Nadr b. Muhammed
30- Yunus b. İshak
31- İsrail b. Yunus
32- Züfer b. Hüzeyl
33- Osman el-Bettî
34- Cerîr b. Abdulhamîd
35- Ebu Mukatil Hafs b. Müslim
36- Ebu Yusuf el-Kâdî
37- Selim b. Salim el-Belhî
38- Yahya b. Âdem
39-Yezid b. Harun
40- İbn Ebî Rezme
41- Said b. Salim el-Kaddah
42- Şeddad b. Hakim
43- Hârice b. Mus’ab
44- Halef b. Eyyub
45- Ebu Abdirrahman el-Mukrî
46- Muhammed b. es-Sâib
47- Hasen b. ‘Umâre
48- Ebu Nuaym Fadl b. Dukeyn
49- Hakem b. Hişam
50- Yezid b. Zeri’
51- Abdullah b. Davud el-Hureybî
52- Muhammed b. Fudayl
53- Zekeriyya b. Ebî Zaide
54- Yahya b. Zekeriyya b. Ebî Zaide
55- Zâide b. Kudâme,
56- Yahya b. Maîn
57- Malik b. Miğvel
58- Ebu Bekir b. Ayyaş
59- Ebu Halid el-Ahmer
60- Kays b. er-Rebi1
61- Ebu Kasım en-Nebil
62- Muhammed b. Câbir
63- Abdullah b. Musa
64- el-Asma’î
65- Şakîk el-Belhî
66- Ali b. Asım
67- Yahya b. Nasr
68- Celaleddin Suyuti (27)
Cerh ve ta’dil imamlarından biri olan Yahya b. Ma’în , Ebu Hanife’yi açık bir şekilde ta’dil etmiş ve şöyle demiştir : “O sikaydı/güvenilirdi.Sadece ezberlediği hadisi rivayet eder, ezberinde olmayanı rivayet etmezdi.” (28)
Hadisçilerin Ebu Hanife’ye hücumda aşırı gittiklerini ifade eden İbn Maîn, “Ebu Hanife yalan söyler miydi?” diyenlere karşılık,
“O böyle şeylerden uzak, şerefli bir kimseydi.” demiş ve Ebu Hanife’nin hadiste doğru söyleyenlerden (sâdık) olduğunu ifade etmiştir.(29)
Yahya b. Ma’în’in, Ebu Hanife hakkındaki ta’dilini zikreden Ebu Gudde, Buhari’nin, Müslim’in, Ebu Davud’un, Ahmed b. Hanbel’in ve Ebu Hâtim’in şeyhi olan bu cerh ve ta’dil imamının, zaman ve mekân olarak yakınlık, ashabı ile içli dışlı olma ve onlardan rivayette bulunma itibariyle Ebu Hanife’yi diğerlerinden çok daha iyi tanıyacağını belirterek kendi düşüncesini şöyle ifade eder: “Bu konuda, Ebu Hanife’nin vefatından asır veya asırlar sonra doğmuş Buhari ve ona tabi olanların sözü değil, İbn Maîn’in sözü geçerlidir. Yahya b. Maîn konuştuğu zaman Buhari, Müslim, Nesâî, İbn Adiyy, Dârekutni ve diğerleri susar. Çünkü bunların hepsi, İbn Maîn’in rical konusunda emsalsiz olduğuna şahittik etmişlerdir.” (30)
İmam Kadı Kudat Taceddin es-Subki eş-Şafii Cem’ul Cevami’ adlı usulu fıkıh kitabının sonlarında (31) şöyle demiştir :’’Biz inanıyoruz ki; Ebu Hanife,İmam Malik,İmam Şafii ve A.B.Hanbel,Süfyan,Evzai,İshak b. Rahuye , İbn Cerir ve diğer Müslüman imamlar (önder alimler) , akait ve diğer ilimlerde Allah’ın hidayeti üzerinedirler.’’ (32)
Münekkit alimler ile önde gelen muhaddisler onun hadis öğrenmeye önem verdiğini, bu amaçla yolculuklara çıktığını ve bu uğurda nice sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını anlatmışlardır.(33)
Hafız Hatîb Târîhu Bağdât’ında Ebu Mutî’den de şunu nakletmektedir: “Ebû Hanife bize şunu anlattı: Emîrulmüminîn Ebû Ca’fer’in huzuruna girdim. Bana “Ebû Hanife! İlmi kimlerden aldın?” diye sordu. Ben de “Hammâd vasıtasıyla İbrahim en-Nehaî’den aldım. O da Ömer b. el-Hattâb, Ali b.Ebî Tâlib, Abdullah b.Mes’ûd ile Abdullah b.Abbas’ın öğrencilerinden almış.”dedim. Ebû Ca’fer “Bravo, aferin Ebû Hanife.Öğrendiklerini iyi ve mübarek insanlara dayandırarak sağlam bilgi almışsın.” Dedi.(34)
Ebu Cafer Şirazi , Şakik Belhi’den ‘’Ebu Hanife insanların en alimiydi.’’ Sözünü aktarır. (35)
Abdullah İbn Mübarek şöyle demiştir :’’ Küfe’ye gidip buranın en bilgini kimdir diye sordum.Hepsi birden İmam Ebu Hanife cevabını verdi.’’ (36)
Ebu Hanife’yi Cerhedenler
Ebu Hanife düşmanlığının sebepleri nelerdir ?
1-Ebu Hanife’nin , ameli imandan bir cüz olarak görmeyişi bir sebepti.Oysa İmam Buhari böyle düşünmüyordu.Ona göre iman ‘söz ve fiildi.’ (37)
2-‘’Kur’an mahluktur/yaratılmıştır.’’ sözünü ona isnat etmek ve böylece ona kafirlik suçlaması yapmak. A.B.Hanbel’in dediği gibi ‘Kur’an Allah’ın ilmindendir ve Allah’ın ilmi mahluk değildir.’’ Kur’an mahluk değildir.Konu ile ilgili iki yön vardır ; 1-Ebu Hanife’nin muradı ,Kur’an Allah’ın ilminde Allah ile kaimdir ve bu mahluk değildir.2-Şuan Mushaflarda yazılı olan,dillerde okunan ve zihinlerde ezberlenmiş olan ise mahluktur çünkü bu,mürekkep ve kağıt ile oluşmuştur ki bunlar mahluktur.Böylece Ebu Hanife’ye ikinci düşünceyi çarpıtarak yakıştırdılar,iftira attılar.Oysa o , bu düşünceye karşıydı. (38)
3-Diğer sebep de sıfatlar meselesidir.Sahih olmaktan uzak olan bir takım haberler rivayet edilmiştir.Bu haberlere göre Ebu Hanife alemlerin ilahını cisim olarak görmüştür. (39)
4- Tehânevî ,Ebu Hanife’ye yöneltilen cerhlerin neredeyse tamamının sebebi , neye dayandığı açıklanmadığını ifade ederken (40) İbn Abdilber bunun sebebini beyan etmiştir; “Ebu Hanife’den rivayette bulunarak onun güvenilir olduğunu söyleyenler ve onu methedenler, onun aleyhinde konuşanlardan daha çoktur. Hadisçilerden onun aleyhinde konuşanlarsa çoğunlukla onu reye (ictihada) dalmakla, kıyasla ve irca ile ayıplamıştır.Hadisçiler Ebu Hanife’yi kötülemek konusunda ileri git-tiler ve haddi aştılar.” (41)
5- Buhari , Nuaym b. Hammad’ın çağdaşıydı ve onun Ebu Hanife hakkında hikayeler uydurduğunu,bunların yalan olduğunu ileri sürmüştü.Belki de Buhari’nin Ebu Hanife’ye karşı olan bu tutumunun sebebi buydu.(42)
6-Abdul Fettah Ebu Ğudde diyor ki :’’ Bana öyle geliyor ki asıl sebep şudur ; Buhari hadis ve eser ağırlıklı bir fakihtir.Böylece ondan ‘iman,kavl ve ameldir.’diye rivayet edilmiştir.Ebu Hanife ise rey ve fıkıh ağırlıklı bir muhaddistir.Bu yüzden ondan ‘iman,kavl ve ameldir.’ görüşü değil de ‘İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Görüşü aktarılmıştır.’ (43) A.B.Hanbel’in dediği gibi İmam Şafii gelip ara buluculuk yapana dek ehli rey ile ehli hadis arasında lanetleşme söz konusu olmuştur. (44)
7- Sahih hadise karşıydı iddiası.
Cerh edenler
1-Ca’fer b. Muhammed es-Sâdık (Ö. 148)
Ebu Hanife’nin hocalarındandır.Önceleri onu tadil etmiş sonra ise cerh etmiştir.Sebep olarak fazlaca rey ediyor oluşunu göstermiştir.(45)
2-Evzâî (Ö. 157)
Sahih hadise muhalefet ettiğini iddia etmiştir. Evzâî ile Ebu Hanife ve öğrencileri arasında ilmi çekişmeler olmuştur;
“es-Siyerü’s-Sağîr” isimli kitabın İmam Muhammed (Ebu Hanife’nin öğrencisi) tarafından yazıldığını duyduğunda ;
“Iraklılar nerede, bu konuda bir kitap yazmak nerede (!)” diyerek onları küçümsemiştir.(46)
İmam Muhammed Evzai’nin bu sözünü duyunca kızar ve cevap olarak “es-Siyerü’l-Kebîr’i” tasnif eder.(47)
Ebu Hanife sünnete karşı mıydı ? Ebu Hanife’nin geride bıraktığı eserlere bakmak gerekir.Ondan kaldığı kesin olan eserlerin başında öğrencileri gelir.Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in kitapları sünnete karşı nasıl bir tavır sergilemiştir ?Konuyla ilgili bir örnek vermekle yetineceğiz ;
Ebu Yusuf demiştir ki: “Bir kimse diğeri aleyhine dava açsa ve delil getirse, Ebu Hanife bu konuda şöyle der: (Davacı için) şahitlerin yanı sıra bir de yemin etmeniz gerekli değildir çünkü Resulullah (s.a.v.) den bize: “İspat edici delil (beyyine) getirmek davacıya, yemin ise iddiayı reddedene düşer.” (48) hadisi ulaşmıştır. Allah’ın Resulünün davacı üzerine koymadığı bir yükümlülüğü biz koyamayız.Ayrıca Ebu Hanife’ye nispet edilen Vasiyye ve Fıkhu’l Ekber’in hadis içeriyor oluşu,Ebu Hanife’nin hadise karşı olmadığını göstermektedir.Kaldı ki hadise,sünnete karşı olan birini milyonlarca insan takip eder mi ?
3-Süfyân Sevrî (Ö. 161)
Sevri’nin de Ebu Hanife’yi cerh ettiği çeşitli kitaplarda yazılmıştır lakin bu haberler güvenilir değildir.Güvenilir olan haber,onun Ebu Hanife’yi tadil edişidir.Nitekim Sevri şöyle demiştir : ‘’O,yer yüzü ehlinin en iyi fıkıh bilginidir.’’ (49)
4- Kadı Şerik b. Abdillah (Ö. 177)
Şerik’e sorulur. Ebu Hanife’yi niçin tövbeye çağırdınız ? Şerik: “Küfürden ötürü.” der. (50) Tarihu Bağdat’ta yer alan bu rivayet, Kevseri tarafından senet ve metin yönünden tenkit edilmiştir çünkü Şerik, Ebu Hanife’nin vefatından 5 yıl sonra Küfe kadılığına getirilmiştir.Bu durumda kadı olarak onu tövbeye davet etmesi imkansızdır.
5- Mâlik b. Enes (Ö. 179)
Bir rivayette İmam Malik,Ebu Hanife’yi kastederek: “Dinde hile yaptı.” Demiştir. (51)
Muvatta şarihi Baci bu tür rivayetlerin sahih olmadığını yazmıştır. Malik’in, Ebu Hanife’nin ashabından olan Abdullah b. Mübarek’e karşı gösterdiği ikram ve hürmet meşhurdur. (52)
7- Muhammed b. İdris eş-Şâfii (Ö. 204)
“Ebu Hanife’nin reyini sihirbazın ipine benzetiyorum. Şöyle çekersen sarı, böyle çekersen yeşil gelir.” Bu ve benzeri pek çok söz İmam Şafii’ye atfedilmiştir lakin bu sözlerin aslı yoktur.Nitekim Şafii , fıkıh konusunda herkesi Ebu Hanife’nin çocuğu saymıştır.Böylesine bir övgüde bulunan birinin aynı zamanda ona böyle yakışıksız sözler söylemesi çelişki olurdu.İmam Şafii şöyle demiştir ;
Ebu Hanife’nin 125 hadise muhalif olduğunu ifade etmiştir.Musannef’inde
’’İmam Azam’a reddiye kitabı/Kitabu’l Red ala Ebi Hanife’’ başlığını kullanmıştır.(54)
Muhammed Zahit el-Kevserî, İbn Ebi Şeybe’ye reddiye yazmıştır.(55) Kevseri ,müctehitlerin seçim yaptığını ve çeşitli rivayetler içinden Ebu Hanife’nin seçim yaptığını ifade etmiştir.Bir başka müctehit de Ebu Hanife’nin tercih dışı gördüğü hadisleri tercih etmiştir.Bu seçimlerin müçtehide göre farklı olması onların hadise muhalif olduklarına hükmetmeyi gerektirmez. Zira bunlar ictihadî meselelerdir.Kesinlik arz etmez.
Ebi Şeybe, Ebu Hanife söylemediği halde bazı şeyleri ona isnad etmiştir.Ebi Şeybe”Ebu Hanife’nin, namazlar kazaya kalınca ne ezan okunur ne de kamet getirilir.” dediğini naklederek, hadise muhalefet ettiğini belirtir. Halbuki İmam Muhammed’in Asâr’ında kaza namazının gerekli olduğu yazılıdır.”Biz bunu kabul ederiz, Ebu Hanife’nin görüşü de budur.” demiştir.
9- Ahmed b. Hanbel (Ö. 241)
Ahmed b. Hanbel “ehl-i reyden hadis rivayet olunmaz.” demiştir. (56)
10- Buhârî (Ö. 256) Ebu Hanife’nin mürcieye mensup olduğunu, rey ve hadisinin dikkate alınmayacağını ifade etmiştir. (57)
“Süfyânı Sevrî’nin yanında idim. Ebu Hanife’nin ölüm haberi geldi. Süfyân: “Elhamdülillah! O İslâmı ilmek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır.” Dedi. (58) Süfyan’dan nakledilen bu haberi tenkit eden Kevseri, Sevrî’nin böylesine bir cümle kurmuş olması düşünülemez der ve senette bulunan Nuaym b. Hammad’ın varlığının, bu haberin reddi için yeterli olduğunu belirtir. (59) Çünkü Nuaym, Ebu Hanife’yi kusurlu gösteren hikâyeler uydurmakla itham edilmiştir. (60) Nitekim ona göre, Buhari’nin Ebu Hanife’ye cephe alışının başlıca sebebi onun, Nuaym b. Hammad’la olan arkadaşlığıdır. Bu yüzden Buhari, Nuaym’ın Ebu Hanife’ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir. (61)
İbn Haldun der ki:
“Bazı aşırı gidenler ve hasetçiler, müçtehitlerden bazılarının hadis bilgisinin yeterli olmadığını ve bu yüzden rivayetlerinin az olduğunu söylerler. Büyük imamlar hakkında böyle bir kuruntuya mahal yoktur. Çünkü şeriat, kitap ve sünnetten alınır. Hadisten yeteri kadar nasibi olmayanın, dini sahih asıllarından ve ahkamı onu tebliğ edenden almak için, hadis talebi ve rivayetinde ciddî ve bu konuda süratli olması gerektiğinde şüphe yoktur. Rivayeti az olanlar, haberlerdeki bazı ta’nlar ve tariklerindeki bazı illetler yüzünden rivayeti azaltmışlardır… İmam Ebu Hanife de rivayet ve tahammülünde gösterdiği şiddet ve titizlik yüzünden az rivayet etmiştir. Rivayeti az olduğu için hadisi de az olmuştur. Haşa, hadis rivayetini kasten terk etmemiştir. Mezhebinin, hadis imamları arasında itimat edilir bir mezhep oluşu, rivayetleri ret ve kabul yönünden, onun değerlendirmesine itibar edilmesi, onun hadis ilminde büyük müçtehitlerden olduğuna delalet eder.” (62)
Buhari’nin şeyhlerinden Yahya b. Adem: “Numan, beldesinin bütün hadislerini topladı. Peygamber (s.a.v.) den ne alındıysa sonuna kadar inceledi” demiştir. (63)
11- Müslim b. Haccac
12- Ebu Zur’a er-Râzî
13- İbn Kuteybe
14- Nesâî
15- Ukaylî
16- İbn Ebî Hatim er-Râzî
17- İbn Hıbban
18- İbnAdiyy
19- Dârekutnî
20- Ebu Nuaym el-Isfahânî
21- Beyhakî
22- Hatîb Bağdadî
“Hatib’in sözlerine aldanma. Zira onda Ebu Hanife, Ahmed ve ashabı gibi bir grup ulemaya karşı aşırı asabiyet vardır. Her yönden bunlara hücumda bulunmuştur.”(64)
23- Cüveynî
Rivayete göre Cüveyni şöyle demiştir : ‘’Hadis alimlerinin Ebu Hanife’ye bakışı aşikardır.Onların bu bakışının temelinde ,Ebu Hanife’nin fazlaca kıyas yapması ve böylece haddi aşması yer alır.’’
Allame Suyuti cevaben ‘’ Ebu Hanife’nin kıyası, kıyas edilen ile kendisine kıyas yapılan (mukisun aleyh)arasındaki alaka ile kaimdir.Bu anlayış doğaldır ve bu kıyas kişiyi hadden çıkarmaz.(65)
Rivayete göre Cüveyni ‘’Ebu Hanife’nin ictihatları kitaba , sünnete , eserlere ve imamların icmasına aykırıdır.’’ Demiştir.
Allame Suyuti cevaben ‘’Cüveyni’nin bu görüşünde olmaktan Allah korusun.Böyle bir şeyin mümkün olması imkansızdır.Hangi usule aykırıymış?Şüphe yok ki Ebu Hanife’nin usulu kitap,sünnet,icma ve kıyastır. Ümmetin icması Ebu Hanife’nin alim bir adam olduğunu,insanların arasında Allah’ın indirdiği ile hüküm verdiğini tekit eder.Ona karşı yapılan bu ithamın esası yoktur.Cüveyni böyle dememiştir. ‘’ der.(66)
24- Gazâlî
“Ebu Hanife,müçtehit değildir çünkü lügat (Arapça) bilmiyordu. O, hadisleri de bilmiyordu. Bu yüzden zayıf hadisleri kabul edecek, sahihleri reddedecek kadar cüretkârdı. Bizatihi anlayış sahibi biri de değildi, fakat akıllı geçinirdi.” Gazali,bu cümleleri kurarken kendi mezhep imamımın onun hakkında söylediği “insanlar fıkıhta Ebu Hanife’nin çocuklarıdır.” Sözünü unutmuş olmalıdır.(67) Gazali’nin daha sonra bu düşüncesinden döndüğü anlaşılmaktadır.Nitekim , İhyâu Ulûmiddîn adlı esrinde Ebu Hanife’den övgüyle bahsetmektedir.(68)
25- İbnü’l -Cevzî
26- Fahreddîn Râzî
İbn Hibban “Kitabu’l-Mecrûhîn” adlı eserinde Ebu Hanife aleyhinde şöyle demiştir: ‘’Hadis bilgisi zayıf ve rivayet ettiği 130 hadisin 120’sindeki hata etmiştir.’’ (69) Muhakkik Abdul Fettah Ebu Ğudde , İbn Hibban’ın bu sözlerine karşı çıkmış ve İbn Hibban’ın bu sözlerinin hatalı olduğunu beyan etmiştir. (70) Muhakkik Abdul Fettah Ebu Ğudde şöyle demiştir:’’Buhari,Ukayli,İbn Hibban,Hatib,İbn Cevzi gibi, küçük bir grup Ebu Hanife’yi dini konusunda itham ettiler. Ebu Hanife’nin şeriati ve sahibini hafife aldığını iddia ettiler.’’ (71)
Elbani’nin Ebu Hanife’ye karşı tutumu
Elbâni, yoldan saparak Ebu Hanife’ye saldırmıştır. Onun hafızası ve ilmi hakkında konuşmaya başlamış, zayıf biri olduğu iftirasında bulunarak hafıza zayıflığıyla suçlamış, zabt ve ezberlemesinin olmadığını iddia etmiştir.
“Yıldız doğduğunda her belde halkından afetler uzak tutulur.” hadisini değerlendirirken şöyle demiştir:“Bu hadis zayıftır. Bu isnadın ricali sikadır ancak Ebû Hanife fıkıhta çok yüksek bir konumda bulunmasına rağmen Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Adiy ve diğer hadis imamları onu hafızası açısından zayıf kabul etmiştir. Bu nedenle İbn Hacer Takrîb’de onun terceme-i halini verirken sadece ‘meşhur bir fakihtir.’ demiştir.’’ (72)
Elbânî’ye sormak durumundayız: Ebû Hanife, İbn Hacer (İbn Hacer el-Askalani’nin tutumunu herkes önemsemektedir çünkü hadis alanında otoritedir.) nezdinde zayıf biri olarak kabul ediliyorsa, o zaman niye zayıf biri olduğunu dile getirmedi de “meşhur bir fakihtir.” demekle yetindi? Oysa Takrîb’in mukaddimesinde şöyle bir açıklaması vardır: “Ben bu kitabımdaki her bir şahıs için, haklarında söylenen en doğru ve en adil değerlendirmeyi kapsayan hükmü en veciz ifade ve işaretlerle vereceğim.” Elbânî herhangi bir usul kitabında “meşhur bir fakihtir.” sözünün ‘zayıf biridir.’ anlamında kullanıldığını gösteren açık bir ifade veya imaya rastladıysa bunu bizlere göstersin.
Ravinin fakihlik ve meşhur biri olarak takdim edilmesi, acaba onun zayıflığına ve terk edildiğine mi delalet eder, yoksa onu tanınmazlık ve kapalılık durumundan şöhrete ve tanınıp bilinmeye mi çıkarır? Ayrıca bu tanınma ve şöhret onun ilmini ve azametini ifade etmez mi?Oysa Hz. Peygamberden şöyle bir sahih hadis gelmektedir: “مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ /Allah bir kulu için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.” (73) Fıkıhtan sonra istenip talep edilecek başka bir hayır var mı? Elbânî’nin “İbn Hacer Takrîb’de onun hakkında sadece ‘meşhur bir fakihtir.’Demiştir .’’ sözüne gelince, bu sadece bir iftira ve yalandır!
Hafız İbn Hacer eserin iki yerinde Ebû Hanife’nin imam olduğunu dile getirmiştir. Takrîb’in künyeler bölümünde “Ebû Hanife Numan b. Sabit. Meşhur imam” derken, Nûn harfinde de “Numan b. Sabit el-Kûfî. Ebû Hanife. İmam. Aslen Farslı olduğu söylenmiştir. Keza Teym Oğullarının mevlâsı (onların himayesinde) olduğu da söylenmistir. Meşhur bir fakihtir. Altıncı tabakadandır. Sahih olan görüşe göre, 150 yılında 70 yaşında vefat etmiştir.” der
Cerh tadil kitaplarında bir insan hakkında yalın ifadeyle ‘imam’ denir ve bu kelime başka bir kelimeyle kayıtlandırılmazsa, bunun anlamı şudur: İmam, bir ravinin güvenilir olduğunu belirtmede kullanılan ifadelerin en üstünüdür ve sika, mutkin, sebt, adi gibi güvenilir olduğunu belirten sözlerden daha yukarı bir dereceyi gösterir.Ancak, insan büyük imamlar hakkında konuşmaya başladığı zaman, üzerine gazap iner ve aklı başından giderek her şeyi birbirine karıştırır… (74)
Ey mutaassıb Elbânî! Gözlerini açıp da bir bak: Eşsiz insanlardan biri olan, İbn Uyeyne’nin hocası, güvenilir, doğru, zâhid, âbid, emin İnsan Hureybî ne demektedir: Ebû Hanife’nin aleyhinde konuşan insanlar hasetçilerle cahillerdir. Bu hasetçi ve cahillerin İmam hakkında söylediklerine sakın kanma.Elbânî akıl sahibi kimselerden olmuş olsa, burada onun için ibret alınacak bir durum vardır.
İbn Maîn, Ebû Hanife için ‘güvenilir bir insandı. Sadece ezberlediği hadisleri naklederdi, ezberlemediklerini nakletmezdi’ demiş, İbn Hacer de bunu nakledip katılmış ve tenkit etmemiştir. Bu durumda, nasıl olur da İbn Hacer, Ebü Hanife muhaliflerinin cerhedici ifadelerinin tesirinde kalmıştır sanılabilir? Elbânî’ye ne oluyor da bu açık ve net ifadeyi kavrayamıyor? Onun bu sözü görüp anlamasına mani olan tek şey, Ebû Hanife’ye karşı olan taassubu ve derin kinidir.(75)
İmam Buhari (Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin Muğire el-Buhari) , Ebu Hanife için ne demiştir ?
a- Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhari , İmam Ebu Hanife hakkında kötü konuştu ve onu cerh etti. (76)
Buhari şöyle demiştir ; ‘’İmam Azam iki defa küfürden/kafirlikten tövbe etmeye/dönmeye çağrılmıştır.İslam dünyasında ondan daha şerli biri doğmamıştır.’’(77)
c- İmam Buhari , İmam Azam için dipnotta belirtildiğine göre şöyle demiştir :’’ İmam Azam Mürcie mezhebindendi.’’ (79)
d- İmam Buhari , Sahih’inde yaklaşık 25 konunun ardından ilgili bapların tercümesinde
‘’ قال بعض الناس /İnsanlardan biri dedi / bazı insanlar dedi…’’ diye yazmıştır.İspatlanamamasına rağmen bu yazılarının tamamında ‘insanın biri’nden kastın Ebu Hanife olduğu kanısı meşhur olmuştur.Buhari’nin bu tutumu kesindir lakin bu tabirinden kimi kast ettiği kesin değildir. (80)
İmam Muhammed Enver Şah Keşmiri , Feyzu’l Bari ala Sahih’l Buhari adlı eserinde (81) ‘Bazı insanlar’ diye geçen her tabir ile Buhari , Ebu Hanife’yi kast etmemiştir.Bazı insanlar tabirinden kimi zaman Şafii’yi kimi zaman İsa b. Eban kimi zaman Muhammed b.Hasan,Züfer b.Hüzeyl’i kast edilmiş olmalıdır.Ayrıca Buhari’nin bu yazısı , onları reddettiği anlamına da gelmiyor.Nitekim bazen de ‘bazı insanlar…’ dedikten sonra onların görüşünü kabul ediyordu.’
Keşmiri’nin El Örfü’ş-şezî’de belirttiğine göre 22 yerde Buhari ‘Bazı insanlar…’ tabirini kullanmıştır. Abdul Fettah Ebu Ğudde ilgili konunun bir numaralı dipnotunda bu konuda tereddüt olduğunu ifade etmiş ve diğer görüşleri sıralamıştır; 22,24,25 kez Buhari’nin bu sözü kullandığı söylenmiştir.Bunlar ilgili kitapta tek tek sayılmıştır.(82)
Biz bu tabirlerin nerede geçtiğine dair bir kaç örnek vermekle yetineceğiz ;
4- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’l Vasaya’da 3 kez demiştir.
5- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’t Talak’ın Lian babında demiştir.
Buhari’nin ‘Bazı insanlar’ tabiri ile kendisiyle yanı görüşü paylaşmayanları ifade etmiştir.Bundan ne anlamalıyız ?
Buhari ve benzerleri müctehittir.Onların , diğer müctehitleri taklit etmesi gerekmez çünkü müctehit olmak taklit yerine ictihat edip kendi görüşüyle amel etmenin yolunu açar.Hepside hak dairesi içerisindedir.İsabet ettiler veya hata ettiler ama sonuçta onlar ictihat ettiler.(83)
Keşmiri ,Feyzul Bari’de (84)İmam Buhari’nin , Hanefi fıkhı ile pek çok konuda aynı görüşe sahip olduğunu ifade eder.Keşmiri , birisi ‘Buhari’nin Hanefiler ile aynı görüşü paylaştığı konular , muhalet ettiği konulardan daha fazladır dese yalan söylemiş olmaz.’ Der.Aynı görüşlere örnek olarak şunları verebiliriz ;
a- Temizlik : Köpeğin artığı , muvalat (abdeste ard arda yıkamanın gerekli olup olmayışı) ,meninin necis oluşu ;
b –Namaz : Tekbirin gerekli oluşu,namazda iftitah tekbiri,vitir vaciptir,vitir 3 rekattır.Küsüf (güneş tutulma) namazında tek ruku vardır.İki namazın cem edilmesi…(85)
Hatib el-Bağdadi’ye ait olan ‘Tarihu Bağdat’taki rivayetler ve bunlara cevaplar
1-İddia: Ebu Hanife Hıristiyan bir babadan doğdu.
Cevap
Bu rivayetin senedinde yer alan ‘Osman b.Seid’ rivayeti kabul görmeyen bir kişidir.Ebu Hanife de babası da İslam üzere doğmuştur.Asla dedeleri arasında Hıristiyan olarak bilinen birisi yoktur. (86)
2-İddia: Ebu Hanife Nahiv/Arap grameri bilmezdi.
Cevap
Bu rivayetin senedinde geçen İbrahim el-Harbi’nin ‘Ebu Hanife ilk başta nahiv öğrenmek istiyordu.’ Demesi ,bu rivayetin merdut olmasına yeterli delildir nitekim bu zat 285 yılında vefat etmiştir.Yani aynı çağda yaşamadıklarından dolayı Ebu Hanife’nin böyle dediğini, bir başkasından değil de direk kendisinden duyduğunu iddia etmesi kabul edilemez.Dolayısı ile bu rivayet maktu’dur.Maktu haber onların görüşüne göre merduttur.(87)
3-İddia : وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ ‘’… namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.’’ (88)
لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ ‘’ İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için…’’ (89) Ebu Hanife bu iki ayeti inkar ederek kafir olmuştur çünkü o , imanın artmayacağını ve eksilmeyeceğini iddia etmiştir.Ayrıca namazın Allah’ın dininden olmadığını iddia etmiştir.
Cevap : Ebu Hanife , ameli imanın aslî rükünlerinden görmezdi.İman , kesin bir inançtır.Bu yüzden noksanlığı ve ziyadeliği kabul etmez. Bu görüş,ehli sünnetin cumhurunun/çoğunluğunun görüşüdür. (90) Buna da ‘el-İmanu en tumine billah../İman ,Allah’a inançtır.’ Hadisine dayandırmıştır.(91)
4-İddia: ‘’Ebu Bekir Sıddık ile Şeytan’ın imanı birdir,aynıdır.İblis de Ebu Bekir (r.anh) da ‘Ya Rabbi/Ey Rabbim.’ Demiştir.’’
Cevap : Bu iddianın senedinde yer alan Fezari bu sözünden dönmüştür.İbn Ebi Hatim’in el-Cerh ve’t Ta’dil kitabına bakılabilir.İbn Sa’d’in Tabakatu’l Kübra’sında belirttiği gibi ‘’Fezari hadis konusunda çok hata yapardı.’’ Aynı durumu İbn Kuteybe de el-Mearif’te belirtmiştir.(92)
5-İddia: Ebu Hanife’ye soruldu ; Babasını öldürüp annesi ile evlenen ve babasının başında şarap içen adam hakkında ne dersin ?Ebu Hanife dediki o kişi mümindir.Ebu Hanifenin bu açıklamasının ardından orada bulunan önde gelen imamlar şöyle dedi: İbn Ebi Leyla , Ebu Hanife için ‘Sonsuza dek senin şehadetini kabul etmeyeceğim.’ Süfyanı Sevri de Ebu Hanife için ‘Seninle ebedi olarak konuşmayacağım.’ Hasan b.Salih de ‘Yüzüm senin yüzüne haramdır.Ebedi olarak senin yüzüne bakmayacağım.’
Cevap :
Bu rivayetin senedinde bulunan Tahir b. Muhammed meçhuldür.(Bu durum,bu rivayetin kesinlik arz etmeyeceğine delildir.) Diğer ravi Veki’ ise Ebu Hanife’nin arkadaşlarındandır.Bu konuda böyle kötü bir söz aktarması sahih değildir ancak bası beyinsizler o demiş gibi bunu aktarmıştır.Bu rivayet sabit değildir,yapaydır.Sonra mümin helal saymadıkça büyük günah işlese de ehli sünentin itikadına göre iman dairesinden çıkmaz,mümin olmaya devam eder.(93)
6-İddia: Ebu Hanife şöyle demiştir :’’Cehm b. Safvan’ın eşi bize gelip kadınlarımızı edeplendirdi.’’
Cevap
Bu rivayetin reddine dair şunu söylemek yeterli olur ‘ Bu rivayetin senedinde Zünbur adlı kişi var.Bu kişi hakkında İmam Buhari ‘zâhibul’l-hadîs/Hadisleri zayıftır’ demiştir.Nesai ‘Sika/güvenilir değil’ demiştir.Ebu Hatim ‘Metruk’ demiştir.Bu haberde inkita (raviler arası kopukluk) , mektrukül hadis ve meçhul raviler vardır.Ali b. Usman ile Zünbur görüşmemiştir. (94)
7-İddia: Kur’an mahluktur diyen ilk kişi Ebu Hanife’dir.
Cevap
Herkesin bildiği gibi bu sözü ilk söyleyen kişi Ca’d b.Dirhem’dir.Sonra Cehm b.Safvan sonra Bişr b.ğiyas’tır.İbn Ebi Hatim’in Kitabu’r Red ale’l Cehmiyye kitabında ve Alkai’nin Şerhu’s Sünne’sinde ve diğer kitaplarda bu belirtilmiştir. (95)
8-İddia: İslam’da Ebu Hanife Deccalinden daya büyük fitne bilmiyorum.
Cevap
Senette geçen Ebu Mufazzal Şeybani’nin yalanına dair hadis kritikçileri arasında ittifak vardır.(96)
9-İddia: Evzai dedi ki ; ‘’Müslümanlar içerisinde Ebu Hanife’den daha fazla dine zarar veren biri doğmadı.’’
Cevap
Bu haberin senedinde Muhammed b. Kesir var.Ahmet gerçekten de onu zayıf görmüştür. Ebu Hatim ise ben onu sika/ güvenilir olarak görmüyorum demiştir.Böylece bu rivayet gözden düşmüştür.(97)
10-İddia: Malik b. Enes (Maliki mezhebinin baş imamı), Ebu Hanife’yi dinsiz ilan etmiştir.
Cevap
Aynı şekilde bu rivayetin içerisinde yer alan raviler sika/güvenilir değildir.Ayrıca el-Baci , Muvatta şerhi Münteka’da ‘Malik , fukaha hakkında asla hiçbir şey dememiştir.’ Der.(98)
11-İddia: İmam Şafii , Ebu Hanife’nin eshabının kitaplarına baktım orada 130 yapraklık bilgi gördüm.80 sayfası kitap ve sünnete zıttı.Ebu Muhammed ‘Çünkü dayandıkları asıl hatalıydı.’ Dedi.
Cevap
Bu söz kesinlikle İmam Şafii’ye ait değildir.Öyle ya
böyle dediği sabit olan birinin ‘Kur’an ve sünnete muhalifti.’ Demesi çelişik ifade olurdu.Öte yandan Hatib’in kendi kitabında İmam Şafii’nin Ebu Hanife için ‘Fıkıhta en güvenilir insandı.’ Böyle dediği yazılıdır. (100) Hatib , kitabını yazarken kritik yapmadan,sadece yazmıştır.
12-İddia: A.B.Hanbel’e Ebu Hanife sorulduğunda onun Müslümanların en kötüsü olduğunu söyledi.
Cevap
Hatib burada A.B.Hanbel’den 6 rivayette bulunmuştur.Rivayetlerde inkita ve meçhul ravi durumu vardır.A.B.Hanbel , Ebu Hanife hakkında böyle şeyler söylememiştir.Nitekim belirtildiği üzere ‘A.B.Hanbel çok az konuda Ebu Hanife’nin kitaplarına muhalif görüş sergilemiştir.O kadar muhalif görüş Şafii ve diğerlerinde de vardır.Her imamın bir birine zıt görüşleri vardır.125 konuda A.B.Hanbel , Ebu Hanife’nin görüşleriyle aynı kanıdadır.(101) Şerhu Muhtasarı Ravza’da ,Hanbeliler’in Usulu’nde Hanbeli alim şöyle denilmiştir: ‘’Allah’a yemin olsun ki ben Ebu Hanife’nin kendisine yapılan ithamlardan beri olduğunu görüyorum.O ancak açık deliller ile ictihat yapmıştır.Delilleri insanların elinde mevcuttur.Doğru ictihat yaptı ise 2 ecir , hatalı ise tek ecir almıştır. (102) Kendisine dil uzatanlar ya hasetlerinden ya da ictihat alanındaki cahilliklerinden bunu yapmıştır.İmam Ahmet , Ebu Hanife’yi meth etmiş,onun hakkında güzel konuşmuştur,sahih olan budur.(103)
13-İddia: Ebu Hanife , zina ve faizi helal görürdü.
Cevap
Bu haberin senedi hezayan doludur. Muhammed b. Nasr b.Ahmet b.Nasr b.Malik el-Kati’i , bu çok yalancıdır.Yalancı olduğu Hatib’in Tarihu’l Bağdat’ında da geçmektedir. (104) Zaten ilginç olan da yalancı olduğunu yazdığı birinin rivayetini aktarmasıdır! Senette geçen diğer ravi Halid b.Yezid b.Ebi Malik el-Dımaşki de yalancı ravidir.Nesai ve A.B.Hanbel sika değil demiştir.Nitekim Zehebi Mizan’da ‘Hatib’in ,böyle asılsız senetleri aktarırken aklı ve dini neredeydi?’ demiştir. (105)
14-İddia: Ebu Hanife’ye imamlar lanet ederdi.
Cevap
Tam metin ‘’Kanet’il eimmetu tel’anu eba felanin ala haze’l minberi ve eşara ila minberi dımaşk.’’ Asıl metin burada bitti.Gerisi yorumdur.Yani bu sözden kastın Ebu Hanife olduğuna dair bir delil yok,asıl sözde Ebu Hanife geçmiyor.’’Sonra biri dedi ki (falancadan kasıt) o Ebu Hanife’dir.’’ Asıl metinde Ebu Hanife geçmemektedir.Hiç bir delil olmadan kast edilen kişinin Ebu Hanife olduğu ileri sürüldü.Orada asıl lanet edilen kişi Ali b. Ebi Talib (kerramellahu vecheh) idi.Bu laneti yasaklayan,durduran kişi Ömer b. Abdül Aziz (r.anh)’ dir. Öte yandan Ali b. Ebi Talib’e lanet ediliyorsa varsayalım ki Ebu Hanife’ye de lanet edildi.Ne çıkar ? (106)
15-İddia: Ebu Hanife Yahudi’dir.
Cevap
Bu rivayetin senedinde yer alan raviler güvenilir değildir.Darif b. Abdullah el Mevsili zayıftır.Darekutni zayıf demiştir. (107)
İbn Hacer el- Heytemî şöyle demiştir: “Bil ki Hatîb, böyle davranmakla Ebu Hanife’nin mertebesini düşürmek, ona bir noksanlık izafe etmek amacını gütmemiştir. Bunun delili Ebu Hanife’yi methedenlere öncelik vermesi ve bu rivayetleri, daha öncekilerde görülmeyen şekilde çoğaltmış olmasıdır. Bir kimse hakkında söylenen her şeyi toplamak tarihçilerin âdetlerindendir.
Ebu Hanife aleyhindeki rivayetlerin isnatlarında yer alan ravilerin genellikle cerh edilmiş veya meçhul olduğunu belirterek: “Bu kabil rivayetlerle herhangi bir Müslüman’ın namus ve şerefine tecavüz icmaen caiz değilken, nasıl olur da Müslümanların imamlarından bir imama tecavüz caiz olur?” (108)
Ebu Hanife hadis ilmini ne kadar bilirdi ?
Ebû Davud, Tirmizî, Hâkim, Beyhakî, İbn Abdilber, İbnu’l-Kayyım ve İbn Kesîr gibi hadis tenkidinde mütehassıs olan alimler, İmam Ebû Hanife’nin cerh-tadil, hadislerin sıhhatini ve illetini tespitte diğer münekkit hadis alimleri gibi sözüne itibar edilen meşhur hadis imamlarından biri olduğunu kabul etmiştir.(109)
Ebû Hanife şöyle demiştir : “Câbir el-Cu’fî’den daha yalancı, Atâ’dan da daha faziletli birini görmedim.” Ebû Saîd es-Sağânî Ebû Hanife’nin yanına varıp “Sufyânu’s-Sevrî’den hadis alma hususunda ne dersiniz?” diye sordu. O da şu cevabı verdi: “Ondan yaz. Çünkü o sika bir kimsedir. Ancak, İbn İshak’ın Hâris’ten naklettikleriyle Cabir el-Cu’fî’nin hadislerini alma.” İmam Şafii’nin de şöyle dediği söylenir: “Haram b. Osman’dan rivayet etmek haramdır.” (110)
Ebu Davut Sicistani : “Allah Mâlik’e rahmet etsin. O imamdı. Allah Şafiî’ye rahmet etsin. O da imamdı. Allah Ebû Hanife’ye rahmet etsin. O da imamdı.’’(111)
Tirmizi : “Bu konuyu anlayamayan bazı kimseler raviler hakkında konuşan hadisçileri ayıplamışlardır. Oysa tabiîn imamlarından birçoğunun raviler hakkında değerlendirmelerde bulunduğunu görmekteyiz. Örneğin, Hasan Basrî ile Tâvûs, Ma’bed el-Cuhenî hakkında konuşmuşlardır. Keza Saîd b. Cubeyr, Talk b. Habîb hakkında, İbrahim en-Nehaî ile Âmir eş-Şa’bî de Haris el-A’ver hakkında konuşmuşlardır.
Eyyûb es-Sehtiyânî, Abdullah b. Avn, Süleyman et-Teymî, Şu’be b. el-Haccâc, Sufyan es-Sevrî, Mâlik b. Enes, Evzâî, Abdullah b. Mübarek, Yahya b. Saîd el-Kattân, Vekî’ b. el-Cerrâh, Abdurrahman b. Mehdî ile diğer ilim erbabının raviler hakkında değerlendirmelerde bulundukları ve onları zayıf gördükleri rivayet edilmiştir.En iyisini Allah bilir, bize göre onları böyle davranmaya sevk eden şey müslümanlara nasihat etme, doğruyu gösterme düşüncesidir. Yoksa bundan, insanları suçlamayı ve gıybetlerini yapmayı amaçladıkları sanılmasın.’’ (112)
Şemsu’l eimme Serahsî Usûlu’l-Fıkh’ında şöyle demektedir: “İmam Ebû Hanife kendi döneminde hadisi en iyi bilen insandı. Ravinin hadisi hakkıyla zabtetmiş olma şartını aradığından dolayı naklettiği hadisler az olmuştur.” (113)
Kâsâni de, Bedâiu’s-Sanâi’ adlı eserinde şöyle demektedir: “Ebu Hanife hadis sarraflarından idi. Onun takip ettiği metot şuydu: Haberleri vahid de olsalar kıyasa tercih ederdi. Aradığı şart ravinin adil olması, bu yönünün açıkça bilinmesiydi.” (114)
Suyuti: Kitabını tanıtırken şöyle diyen Suyuti , “Hadis hafızlarını içeren ‘Tabakâtu’l-Huffâz’ adlı bu kitap, Nebevî ilmi taşıyan, adil kabul edilmiş, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde keza hadislerin zayıf veya sahih sayılmasında değerlendirmelerine müracaat edilen kişilere yönelik bir çalışmadır…” sonra Tabakâtu’l-Huffâz adlı eserinde Ebû Hanife’yi zikretmiştir. (115) Hadis ilmi ile tüm dünyada tanınan Hafız Suyuti, Ebu Hanife’yi o kitabından zikretmesi , Ebu Hanife’nin hadis alanındaki konumunu gösterir.
Acluni:
Ebû Hanife hafız, hüccet ve fakih bir insandı. Çok hadis rivayet etmemişti çünkü ravilerle, hadis alımıyla, rivayetlerin kabulüyle ilgili koyduğu şartlar ağırdı.Ebû Hanife’nin, bu işin üstadı olduğu, büyük ilim merkezlerindeki imamlarından keza hadis hafızlarının önde gelenlerinden biri olduğu bir gerçektir. Hadis ilmiyle meşgul olan bir insanın Ebû Hanife’yi bilmemesi düşünülemez. O, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde, hadislerin sahih veya zayıf diye değerlendirilmesinde görüşlerine müracaat edilen zevattandır. O Kitap ve sünneti en iyi bilenlerden biridir. (116)
Zehebî: Sahabe döneminin sonuna doğru ravileri cerh eden ilk insanları şöyle sıralar;
1- Şa’bî.
2- İbn Sîrîn ve diğerleri.
3- Ebû Hanife “Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim” dedi.
4- A’meş bir gurup ravinin zayıf, diğer bir gurubun da güvenilir olduğunu belirtti.
5- Şu’be bazı ravileri tenkid etti.
6- Malik de aynı şeyi yaptı.” (117)
Sehâvi: Hafız İbn Hacer’in öğrencisi Abdurrahman es-Sehâvî şöyle demektedir;
“Zehebî’nin belirttiği gibi, sahabeden bir topluluk rical tenkidinde bulundu. Bunlardan sonra Şu’be, İbn Şîrîn gibi tabiînden bazı insanlar rical tenkidinde bulundular. Ancak tabiîn içinde bu işi yapan insan sayısı fazla değildi. Çünkü hadisleri alınan zevat içinde zayıf raviler azdı. Zira o dönemdeki ravilerin çoğu adil sahabilerdi. Birinci asır geçip ikinci asır girince, yüzyılın başlarında, tabiînin orta yaş gurubundan bir gurup ravi zayıf kabul edildi. Bunlar hadisleri almalarındaki ve zabtetmeîerindeki kusurlarından dolayı zayıf sayıldılar. Bunların mevkuf hadisi merfu olarak naklettiklerini, çok defa aradaki raviyi atlayarak Hz. Peygamberden direk hadis rivayet ettiklerini, bunun yanında bir takım hatalarının daha olduğunu görürsünüz. Ebû Harun el-Abdî bunlardan biridir.
Tabiînin döneminin sonu olan hicri 150’ye doğru, imamlardan bir topluluk ravilerin güvenilir veya zayıf oldukları hususunda değerlendirmelerde bulunmaya başladılar, örneğin Ebû Hanife şöyle dedi: “Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim.” A’meş de bir gurup raviyi zayıf olarak değerlendirdi, bir gurubun da güvenilir olduğu-nu söyledi. Şu’be de ravileri o derece inceliyor ve titiz davranıyordu ki, neredeyse sika olmayan hiç kimseden hadis rivayet etmiyordu. Malik de böyleydi.” (118)
Hafız Abdulkadir Kureşî : “İmam Ebû Hanife’nin cerh-tadildeki tespitlerine itibar edilir. Bu ilmin bilginleri onun bu alandaki değerlendirmelerini almışlar ve uygulamışlardır. Tıpkı İmam Ahmed, Buhârî, İbn Maîn, İbnu’l-Medînî ve diğer bu işin üstadı olan kimselerden aldıkları gibi. (119)
İbn Hibbân: Ebu Hanife şöyle demiştir : “Karşılaştığım kimseler içinde Atâ’dan daha faziletli birini görmedim. Keza karşılaştığım kimseler için Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim. Kendi reyime göre söylediğim her meselede bana bir hadis zikretti. Ayrıca iddiasına göre, yanında henüz aktarmadığı şu kadar bin hadis varmış.” bu sebepten ötürü Ebû Hanife Cabir el-Cu’fî’yi cerh ediyor ve yalancı biri olduğunu söylüyordu.” (120)
Sünnetin Kısımları Ve Ona Uymanın Hükmü
Hanefi usulcülere göre sünnet, iki çeşittir:
Uyulması hidayet, terki dalalet olan sünnet (Sünnetü’1-Hüdâ/Müekket ve ğayri müekket sünnet)
Uyulması güzel, terki mubah olan sünnet ki o da Sünnetü’z-Zevâittir. (121) Ebu Hanife, zayıf hadisin reyden evlâ olduğu görüşündedir.(122)
Ebu Hanife ve öğrencileri hadisleri tercihe ederken şunları kriter olarak görürdü ;
1-Kur’an’a uygunluk.
Bir rivayet Kur’an’a ters ise Ebu Hanife onu kabul etmezdi.Örnek :
Ebû Mukâtil (öğrenci): “Mümin zina edince, başından gömleğinin çıkarıldığı gibi, imanı da çıkarılır, sonra tövbe edince iman kendisine iade edilir.” (123) hadisini rivayet eden kimseler için ne dersiniz? Eğer tasdik ederseniz Haricîlerin (Ameli imandan cüz gören ve büyük günah işleyenin kâfir olduğunu iddia eden bir mezheptir.) prensiplerini kabul etmiş olursunuz. Onların görüşlerinden şüphe ederseniz, Haricîlerin prensiplerinde de şüpheye düşmüş ve ifade ettiğiniz haktan rücû’ etmiş olursunuz. Eğer, râvilerin sözünü tekzip edecek olursanız, onlar da sizi Hz. Peygamber’in sözünü yalanlamış olmakla suçlarlar. Çünkü onlar, Hz. Peygamber’e ulaşıncaya kadar, bu hadisi muteber kişilerden nakletmişlerdir.
Tekzip etmek, ancak “Ben Hz. Peygamber’in sözünü yalanlıyorum,” diyen kimsenin yalanlamasıdır. Lâkin bir kimse “Ben Hz. Peygamber’in söylediği her şeye iman ederim, fakat o kötülük yapılmasını söylemedi, Kur’ân’a da muhalefet etmedi” derse, bu söz o kimsenin, Hz. Peygamber’i ve Kur’ân-ı Kerim’i tasdik etmesi; Allah’ın Resulünü, Kur’ân’a muhalefetten tenzih etmesidir. Eğer, Hz. Peygamber, Kur’ân’a muhalefet etse ve Allah için hak olmayan şeyleri kendiliğinden uydursa idi, Allah onun kudret ve kuvvetini alır, kalp damarını koparırdı. Nitekim bu husus Kur’ân’da şöyle belirtilir: “Eğer peygamber söylemediklerimizi bize karşı, kendiliğinden uydurmuş olsa idi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da kalp damarını koparıverirdik. Sizin hiçbiriniz de buna mâni olamazdı.” (124) Allah’ın peygamberi, Allah’ın kitabına muhalefet etmez, Allah’ın kitabına muhalefet eden kimse de Allah’ın peygamberi olamaz. Onların rivayet ettikleri bu haber Kur’ân’a muhaliftir. Çünkü Allah; Kur’ân-ı Kerîm’de “Zina eden kadın ve erkek..” (125) ayetinde zina eden erkek ve zina eden kadından iman vasfını nefyetmemiştir (kaldırmamıştır). Keza, “Sizden fuhşu irtikap edenlerin her ikisini de..” (126) ayetinde Allah “sizden” kaydı ile Yahudi ve Hıristiyanları değil, Müslümanları kastetmektedir. O halde Kur’ân-ı Kerim’in hilafına, Hz. Peygamber’den hadis nakleden herhangi bir kimseyi reddetmek, Hz. Peygamber’i reddetmek veya tekzip etmek demek değildir. Bilakis, Hz. Peygamber adına bâtılı rivayet eden kimseyi reddetmek demektir. İtham Hz. Peygamber’e değil, nakleden kimseye râcidir. Hz. Peygamber’in söylediğini duyduğumuz yahut duymadığımız her şey can, baş üstünedir. Biz onların hepsine iman ettik, onların Allah’ın Resulü’nün söylediği gibi olduğuna şehadet ederiz. Keza Hz. Peygamber’in, Allah’ın nehyettiği bir şeyi emretmediğine, Allah’ın kullarına ulaştırılmasını emrettiği bir şeye de mâni olmadığına şahitlik ederiz. O, hiçbir şeyi Allah’ın tavsif ettiğinden başka şekilde tavsif etmez. Yine şehadet ederiz ki O, bütün işlerde Allah’ın emrine muvafakat etmiş, hiçbir bid’at ortaya koymamıştır. Allah’ın söylemediği hiçbir şeyi de, Allah’a isnat etmemiştir. Bunun için Allah Teâlâ “Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (127) buyurmaktadır. (128)
2- Akla uygunluk.
3- İnsana verilen değer
4- Maslahata uygun olanı tercih.
5- Maksada uygun olanı tercih.
6- Örfe uygunluk.
7- Zamanla ortaya çıkan gelişmeleri dikkate alış. (129)
Sonuç
Ebu Hanife dindardı.Hadisleri kabul ederdi.Büyük hadis alimi,fıkıh alimi ve akait alimiydi.Hakkındaki suçlamaların tamamı hatalıdır. Kendisine karşı ciddi suçlamalar olsa da alimlerin çoğunluğu tarafından övülmüştür.Hakkındaki suçlamaların ‘rivayet zincirlerinin kimisinde zayıflık kimisinde asılsızlık’ söz konusudur.
_________________
DİPNOTLAR
1-DİA,C.10,S.131;Bağdadî,Tarihu Bağdat,13,330; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.191-246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; Ravzu’l Ezher fi Fıkhi’l Ekber,s.6,Daru Beşairu’l İslam,1.Baskı,1998,Beyrut;Vehbe Süleyman ,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s. 47,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut; Ebu Zehra,Ebu Hanife,s.14,Daru’l Fikr;Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife,s.13, Tahkik: Muhammed Zahid el-Kevseri,Haydarabad-Hindistan
7-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.37
8-DİA,C.12,S.544
9-DİA,C.10,S.134
10-Prof.Dr.Y.Nuri ÖZTÜRK,Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü İmamı Azam Ebu Hanife -Esas Fikirleri Gölgelenen Önder,s.75
11-İmam Buhari,Sahih,Kitabu’l İman,Daru İbn Kesir,Beyrut,2002,1.Baskı
12-Fıkhı Ekber şerhi,Molla Aliyyül Kari,s.77,Daru Kutubi’l Arabiyyeti’l Kübra,Mısır; Fıkhı Ekber şerhi (Ravzul Ezher),s.250-255,Daru Beşairi’l İslamiyye,1.Baskı,1998) Aynı bilgi (imanın artıp eksilmez oluşu),Ebu Hanife’ye nispet edilen el-Vasiyye’de de geçmektedir. (Baberti şerhi,s.141,1.Vasiyet,Daru’l Feth,1.Baskı,2009
13-DİA,C.10,S.134
14-DİA,C.10,S.134
15-DİA,C.10,S.134
16-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.32-33,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990; Bu hadisleri İbn Abidin’in Reddü’l Muhtar ale’d Dürri’l Muhtar adlı eserinde de görmekteyiz.
18-el-Veciz fi akideti’s Selefi’s Salihin,1.Baskı,Memleketü’l Arabiyyetu’s Suudiyye,h.1422;Daha geniş bilgi için bk. Mevsuatu’d Difa’ an Resulillah,4,139 ; Şerhu kitabi’t Tevhid,1,265 ; El-Müstahrec ale’l Müstedrek,1,15; Es-Subki,Mana Kavlil İmamil Muttalibi; Muhammed Zahid el-Kevserî, Fıkhu Ehli’l-Irâk ve Hadisuhum ,s.56,tahkik : Allame Muhaddis fakih Abdul Fettah Ebu Ğudde,Mektebetu’l Ezher,2002;Aynı cümle İmam Şafii’ye de 4 mezhep imamına da izafe edilmiştir..Bk.İbn Hacer el-Askalani,Fethul Bari,2,630,Daru Tayyibe,1.Baskı,2005
19-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.104
39-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s.380-382…Daha fazlası için bk. Muhammed Zahid el-Kevseri,Te’nibu’l Hatib,s.380,1990
40-Tehânevi, Ebu Hanife, 24
41-İbn Abdilber, Camiu Beyani’l İlm Ve Fezlih,2,148-149
42-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.279,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb
43-Vasiyyet,1,s.141,Daru’l Feth,tahkik : Baberti
44-Tertibu’l Medarik,1,91 ve 3,181; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.280,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb
53-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s. 269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113 ; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b. Hasan,Tahkik : Muhammed Zahid el-Kevseri ; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; النَّاسُ عِيَالٌ عَلَى أَبِي حَنِيفَةَ فِي الْفِقْهِ rivayeti de vardır.
54-Musannef,Mektebetu’r Rüşd,2004
55- en-Nüketü’t-Tarife E’t-Tahaddüs an Rudûdi İbn Ebi Şeybe Ala Ebi Hanife,Mektebetü’l Ezheriyye,2000
56-A.İbn Hanbel, Kitabul-İlel ve Marifeti’r r-Ricâl,1,272
67-الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtır./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s. 269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113 ; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b. Hasan,Tahkik : Muhammed Zahid el-Kevseri ; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb)
Gazâlî’nin, bu kitabı gençlik yıllarında yazdığı, sonradan Ebu Hanife hakkındaki görüşlerini değiştirdiği belirtilmiştir.( Heytemî, el-Hayrâtu’l-Hısân,26
68-İhyâu Ulûmiddin,1,25-26
69-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.233,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb
70-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.233,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb
71-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.247,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb
72-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,S.120
73-Buhari,ilim,13 (71 numaralı hadistir.);Müslim;İbn Mace;A.B.Hanbel;Darimi,Sünen;İbn Hibban,Sahih
74-Tehzîbu’t Tehzîb, 10,452;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.120-122
75-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.124
76-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S. 278,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; Zeylai,Nasbu’r Raye,1,355-356;Keşmiri,Feyzul bari,1,169
77-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S.281,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb;Buhari,Kitabu’z Zuafau ve’l Metrukin (zuafu’s Sağir)
79-Dipnotta konu şöyle devam eder ; ‘’Esasında Mürcie olup olmaması uzun ve tartışmalı bir konudur.Kitabımızın konusu da bu değildir.Mürcie ikiye ayrılır.Ebu Hanife ,öğrencileri ve şeyhleri sapık olan Mürcie kolundan değildi.’’ Buhari , Zuafau’s sağir,s.241’in dipnotu, Daru’l Marife,Beyrut,1986;
Mürcie kelimesi lügatte iki anlama gelmektedir.Mürcie, “geriye bırakmak, geciktirmek” ile “ ümit etmek” anlamlarına gelen “recâ” kelimesinin ismi fâil kalıbındandır.(İbn Manzur, Lisanu’l Arap, Daru’l-Maarif,Thk.Abdullah Ali el-Kebir, Muhammed Ahmed, Haşim Muhammed eş-Şazelî, c.III, Mısır tarihsiz,s.1604-5) ‘İrcâ’ diye if ’al babından geldiğinde ‘ümit vermek’ anlamına gelmediği ifade edilmiştir. ( DİA, 32, s. 41) Değişik tanımlar olmakla birlikte şu tanım daha uygun görünmektedir.İrcâ; “Amelleri imandan veya inançtan sonraya bırakmaktır.’’ (Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, Litera Yayıncılık, Çev: Mustafa Öz, İstanbul 2011, s. 129) Ebu Hanife de ‘’ İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir.’’ (el-Vasiyye şerhi,Baberti,s.141,Daru’l Feth,1.Vasiyet) Dediği için bazı çevreler onu mürcie olarak lanse etmiştir.
80-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S.278-279,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb;Buhari’yi reddeden Hanefi muhaddisler vardır.Bk.’Bağzu’n nas fi def’i’l vesvas,Matbaa,el-Hind,1308.Bk.İkazu’l Havas fima kalehu bağzu’n nas.Bu konuya Umdetu’l Kari’de B.Ayni de değinmiştir.
81-3,54,kitabu’z zekat,rikaz babı
82- Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs,s.7-8,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993
83-Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs,s.61,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993
84-4,45-46
85-Daha fazla örnek için bk. Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs ,s.10-11,Tahkik : Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993;
Sayfa 71’den itibaren ‘bazı insanlar’ tabirinin kullanıldığı yerler ve bundan kastın kimler olabileceği ele alınmıştır.Bk.Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs ,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993
91-Buhârî, iman, 37; İmanın artıp eksilebileceği yönündeki görüşler de genelde amelin imandan cüz olup olmaması ile ilgilidir.Amel,imandan cüzdür diyenler alimlerin ‘iman azalıp artabilen bir şeydir’ dediğini görmekteyiz ve bu konuda da bir hayli ihtilaf mevcuttur. (İbn Battal’ın kendi şerhinde belirttiğine göre ‘ ehli sünnetten bir guruba göre iman kavl ve ameldir ve artabilir ve eksilebilir.’’ İmam Malik’ten aktarılan bir görüşe göre ‘iman azalmaz çünkü azalırsa şüphe doğar ve islam dairesinden çıkılmış olunur.’ Abdurrezzak’ın rivayetine göre ‘ Süfyan-ı Sevri,Malik b. Enes,Ubeydullah b. Ömer , Evzai,İbn Atiyye imanı kavl ve amel olarak tanımlar ve azalıp çoğalacağını söylemişlerdir.’Bu görüş, İbn Mes’ud,Hasen el-Basri,Ata,Abdullah İbn Mübarek ve Mücahit’e aittir.Bk.Nevevi,el-Minhac şerhu sahihi Müslim,c.1,s.146,1.Baskı,1929,el Matbaatu’l Misriyye bi’l Ezher; İmam Azam’a göre iman artmaz ve eksilmez.İmam Şafii’ye göre ise artar ve eksilir.İmam Şafii’nin imanın artmasına yönelik delili Feth süresi 4 . ayet ve bir benzeri olan Enfal 2. Ayettir.İmam Şafii,hadisten delil olarak İshak b. Rahuye’nin Müsned’inde (3,671) geçen bir hadise ve Buhari,44;Müslim,193 hadislerine dayanmıştır. Bk.Nesefi,Bahrul Kelam,156-157,Daru Ferfur,2.Baskı,2000 ; İmam Azam,bir şeye olan inanç artmaz ve eksilmez fakat yakinilik açısından artma ve eksilme söz konusu olur.Bk.el-Ravzu’l Ezher fi Fıkhi’l Ekber,s.255,Daru Beşairu’l İslam,1.Baskı,1998,Beyrut; Nesefi,Temhids.384’te belirtildiğine göre iman artmaz ve eksilmez.) Esasen bu konu ehli sünnet arasında daha çok lafzi ihtilaf nedeni ile vuku bulmuştur.( İman kelimesinin manasının tefsiri hususunda ihtilaf çıktığından azalıp artma konusu gündeme gelmiştir.Kim iman tasdik ve ikrar ve ameldir derse imanın ziyadeliğini ve noksanlığını kabul etmiş olur.İman tasdikten ibarettir diyen için ise durum bunun zıttınadır.Nesefi,Temhid likavaidi’t Tevhid,s.384,1.Baskı,1986,Kahire
99-Muhammed Zahid el-Kevseri,Te’nibu’l Hatib,s.269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b.Hasan,Tahkik: Muhammed Zahid el-Kevseri; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb
104-3,321 ; Târîhu Bağdâd’da Hatîb’in bazı mezheplerin tanınmış şahsiyetleri aleyhindeki rivayetlere yer vermesi o mezhep taraftarlarının ağır tenkidine uğramıştır. Bu sebeple Zehebî, Hatîb’in bu rivayetleri eserine almamış olmasını temenni etmiştir. (A’lâmü’n-nûbelâ\XVIII, 289) Öte yandan Târîhu Bağdâd’da Ebû Hanîfe’nin biyografisine en geniş yeri ayıran (XIII, 323-454) Hatîb el-Bağdâdî, onun hayatı ve menâkıbına dair çeşitli bilgiler verdikten sonra Ebû Hanîfe’nin aleyhindeki nakilleri sıralamıştır. Ancak Hatîb’in güvenilir olduğunu söylediği bu nakillerin bir kısmının, Târîhu Bağdâd’da biyografilerini verirken ağır şekilde tenkit ettiği kimseler tarafından rivayet edilmesi söz konusu haberlerin esere sonradan eklendiği şüphesini uyandırmaktadır. Şüphe uyandıran diğer bir husus da Ebû Hanîfe aleyhindeki rivayetlerin Târîhu Bağdâd’ın bazı nüshalarında altıda bir oranında daha az veya daha çok sayıda bulunmasıdır.Ebû Hanîfe aleyhindeki rivayetlere eserinde yer vermesi sebebiyle Hatîb’e çeşitli devirlerde reddiyeler yazılmıştır;
1-Hanbelî iken Şâfiîliğe geçmekle suçlayan, hatta bilgisizlik, tarafgirlik ve dindar olmamakla itham eden İbnü’l- Cevzî’nin iki cüzden ibaret es-Sehmü’l- muşîb fî’r-red ‘ale’l-Hatîb adlı eseri.
2-el-Melikü’l- Muazzam’ın yazmış olduğu Kitâbü’r-Red ‘alâ Ebî Bekr el-Hatîb fîmâ zekere fî Târîhihî fî tercemeti’l- imâm sirâci’l-ümme Ebî Hanîfe en-Nucmân b. Sâbit adlı eser.
3-Ebü’l-Müeyyed Muhammed b.Mahmûd el-Hatîb el-Hârizmî,Camiu’l Mesanid adlı eserinin mukaddimesinde hasetçi diye andığı Hatîb’in iddialarını reddetmiştir.
4-Kevseri’nin Te’nîbü’l-Hatîb calâ mâ sâkahû fî tercemeti Ebî Hanîfe mine’l-ekâzîb adlı eseri. Tenkitlerini Târîhu Bağdâd’dan alıntı yaptığı 150 noktada toplamıştır.Bk.DİA,c.16,s.452-455
128-İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Tercüme, Mustafa Öz, 2. Baskı, İFAV Yayınları, İstanbul, 1992, “el-Âlim ve’l-Müteallim”, s.24-25
129-İmam Ebu Hanife’nin hadis anlayışı ve Hanefi mezhebinin hadis metodu,s.87,doktora tezi,tez sahibi;İsmail Hakkı ÜNAL,Tez danışmanı ;Prof.Dr.Talat KOÇYİĞİT,1979,Ankara
Bir önceki yazıda, İmam el-Buhârî‘nin İmam Ebû Hanîfe‘yi niçin eleştirdiği sorusu üzerinde bugün durmayı vaat etmiştim. Konuyla az-çok ilgili olanların gizlisi olmayan ve üzerinde epeyce kalem oynatılmış bulunan bu meseleyi kısaca arz etmeye çalışayım.
Bilindiği gibi İmam Ebû Hanîfe hakkında birçok Hadis tenkitçisi olumsuz görüş beyan etmiştir. Bu görüşlerin bir kısmının gerekçesi İmam Ebû Hanîfe‘nin mürciî olarak görülmesi iken –ki İmam el-Buhârî de et-Târîhu’l-Keibîr‘inde bu ithamı zikretmiştir–, bir kısmı da onun, hadislerle amel konusunda gerekli titizliği göstermediği, bir başka deyişle hadislere muhalefet ettiği kanaatine dayanır.
Mürciîlik ithamıyla başlayalım: İmam‘ın, imanın amelden bir cüz olmadığı ve büyük günah işleyen mü’minlerin Allah Teala tarafından –dilerse– bağışlanabileceği (böyle kimselerin kâfir olduğunun söylenemeyeceği) şeklindeki görüşü dolayısıyla bu ithama maruz kaldığını biliyoruz. Oysa asıl “irca“, imanla birlikte hiçbir günahın zarar vermeyeceğinin ve kişi iman ettikten sonra istediği kadar günah işlese ve hiç ameli bulunmasa da mutlak surette doğrudan cennete gideceğinin söylenmesidir: Bu iki tavır arasındaki fark ise açıktır. Muhammed Enverşâh el-Keşmîrî‘nin, Sahîhu’l-Buhârî üzerine Feydu’l-Bârî adıyla yazdığı şerhte bu mesele oldukça tatminkâr bir şekilde izah edilmiştir. el-Kevserî‘nin bu konuyla ilgili yazıları da burada anılmalıdır.
İkinci ithama gelince, öğrencileri kanalıyla aktarılan Müsned‘leri (ki önemli bir kısmı el-Havârizmî tarafından Câmiu’l-Mesânîd adıyla bir araya getirilmiş ve 2 cilt halinde basılmıştır), bizzat öğrencilerinin ahkâm hadisleri sahasındaki eserleri ve dahi daha sonraki dönemlerin Hanefî hadisçileri tarafından ortaya konan eserler, İmam‘ın hadislere muhalefet ettiği iddiasının ciddiye alınabilir yanı olmadığının en canlı şahitleridir. Sadece Hanefî mezhebi uleması tarafından değil, İbn Abdilberr‘den es-Süyûtî ve es-Sâlihî‘ye kadar farklı mezheplere mensup birçok Hadis hafızı tarafından da kaleme alınan biyografilerinde aksi ortaya konarak çürütülmüş olan bu ithamın dayanaksızlığı ortadadır.
Ebu Zehra‘nın Ebû Hanîfe‘si ile Prof. Dr. İ.Hakkı Ünal‘ın DİB tarafından neşredilen İmam Ebû Hanîfe’nin Hadis Anlayışı ve Hanefî Mezhebi’nin Hadis Metodu adlı doktora tezi bu alanda dilimizde mevcut önemli çalışmalardandır.
Öte yandan İmam el-Buhârî‘nin, Sahîh‘inde “İnsanlardan birisi demiştir ki…” diyerek aktardığı bazı meselelerde İmam Ebû Hanîfe‘yi –tenkit maksadıyla– hedeflediği söylenmiştir. Bunun doğru olmadığı da muhtelif tahkiklerle ortaya konmuştur. Ezcümle mezkûr ifadenin kullanıldığı yerlerin kiminde İmam Muhammed ve İsa b. Ebân kastedilirken, kiminde de İmam eş-Şâfi’î‘nin hedeflendiği tesbit edilmiş, hatta bu ifadeyi her zaman tenkit amacıyla kullanmadığı da belirlenmiştir. el-Aynî, Umdetu’l-Karî‘de bu meseleleri teker teker tahkik etmiştir. Keza XIII/XIX. asır ulemasından –Tâhir el-Cezâirî‘nin hocası– Abdülganî el-Meydânî‘nin Keşfu’l-İltibâs isimli risalesi de konuyla ilgili son derece önemli bir çalışmadır.
Konuyu, Zafer Ahmed et-Tehânevî (Tanevî)’nin nefis tesbitiyle noktalayalım: İmam Ebû Hanîfe, kıyas ve rey yönü ağır basan bir muhaddis, İmam el-Buhârî ise eser ve rivayet yönü baskın olan bir müçtehiddir. Dolayısıyla bu iki imamın, kimi noktalarda baskın yönlerinin öne çıkması normaldir.
Milli Gazete – 23 Aralık 2003
.
İmam Buhari, Sahih-i Buhari ve diğer eserlerinde Ebu Hanife'yi ağırlıklı olarak hadis rivayetindeki zayıflığı, re'y (kişisel görüş/akıl) kullanımının yoğunluğu ve bazı itikadi görüşleri (Mürcie ile ilişkilendirilmesi) nedeniyle eleştirmiş, onu "güvenilmez" ve "küfründen dönmeye çağrılan" kişi olarak nitelendirmiştir. Bu muhalefet, hadis/rivayet ekolü ile fıkıh/rey ekolü arasındaki temel metodolojik farklılıktan kaynaklanmaktadır.
Buhari'nin Ebu Hanife'ye Yönelik Muhalefetinin Temelleri:
Hadis Metodolojisi (Eser-Rey Çatışması): Buhari, hadislerin mutlak üstünlüğünü savunurken, Ebu Hanife'yi hadisler karşısında re'y ve kıyasa fazlaca yer vermekle eleştirmiştir.
İtikadi Görüşler (Mürcie Suçlaması): Buhari, Ebu Hanife'yi "Mürcie" mezhebine mensup olmakla ve iman konusundaki görüşleri nedeniyle eleştirmiştir.
Şahsi Eleştiriler: Buhari'nin Tarihu'l-Kebir gibi eserlerinde Ebu Hanife için "hakkında tövbe istendi" gibi ağır ifadeler kullandığı rivayet edilmiştir.
Sahih'teki İmalar: Buhari'nin Sahih'inde "İnsanlardan birisi demiştir ki..." (ba'du'n-nâs) ifadesiyle, bazı fıkhi konularda Ebu Hanife'nin görüşlerine işaret ederek eleştiri yaptığı genel kabul görür.
Tarihsel Arka Plan ve Değerlendirme:
Bu eleştiriler, Hicri 2. ve 3. asırlarda hadisçi (Ehl-i Hadis) ve fakih (Ehl-i Rey) ekolleri arasındaki metodolojik tartışmaların bir parçasıdır. Bazı alimler, hadisçilerin Ebu Hanife'yi zemmetmede aşırıya gittiklerini ifade etmişlerdir. Buna karşılık, Ebu Hanife'nin kıyas ve rey yönü ağır basan bir fakih, Buhari'nin ise rivayet yönü baskın bir muhaddis olduğu, bu nedenle görüş ayrılıklarının normal olduğu vurgulanmıştır.
.Kardeşim, bir yerde okudum aşağıdaki yazıda ebu hanifeye(Allah ondan razı olsun) söylenen akıl almaz iddialar var. İşte o yazının tamamı aşagıda inşeallah...
''Ebu Hanifeyi kimler, niçin Kafir ilan etti ?
Günümüzde Müslümanlar farklı Mezheplere bölünmüş vaziyetteler. Yine bu Mezheplerin içerisinde yüzlerce ayrı fırka, tarikat ve cemaat bölünmesi de işin cabası. Kur’anda “Hep birlikte Allah’ın ipine(Kur’ana) sımsıkı sarılın ve parçalanıp, bölünmeyin…” diyen Allah’a rağmen bu çarpık tutum ve Kur’ana muhalif bu uygulamalar günümüzde Müslümanların içine düştüğü açmazı, parçalanmışlığı ve zilleti adeta gözler önüne sermektedir. Mezhepsizlik insanlara bir küfür aracı olarak kullanıldığından beri artık Mezheplilik bir İman esası haline gelmiş, ben bir Mezhep kuruyorum diye yola çıkmadıkları halde İmamlar Mezhep İmamı, verdikleri fetvalardan oluşturulan kitaplar ise Hak MEzheplerin kitapları kabul edilmiş dahası bu kitaplar da Allah’ın hükmüne eş ve ortak kabul edilmiştir.
Hadis kelimesine ise öyle bir anlam yüklenmiştir ki sanki Peygamberimizden asırlar sonra toplanmamış, sanki insan sözü değil de Allah sözü imiş ve kesin doğrularmış gibi öyle bir algı ortaya konmuştur ki geçen uzun zaman diliminde Hadis adı altında yığınla rivayet uydurulmuş, bunlar Peygamberimize atfedilmiş veEmeviler döneminde, sonraki süreçte bunlar adeta resmi bir devlet prosedürü şeklinde sistematik olarak, baskı ve zulümle yerleşik hale getirilmiştir.
İşte böylesi bir dönemde Ebu Hanife çıkmış ve bugün bizlerin de savunduğu gibi Allah Rasulü Kurana muhalefet etmez diyerek uydurma rivayetleri reddetmiş ve Kur’an kaynaklı bir bakış açısını ortaya koymuştur. Fakat bugün bizlerin yaşadığı ve o günde Ebu hanifenin yaşadığı değişmez bir durum vardır. Kendisi Tekfir edilmiş, Peygamber düşmanı ilan edilmiş, her türlü hakarete maruz kalmıştır.
İşte bugün bu konu hakkında bilgisi dahi olmayan cahil bırakılmış çok büyük yığınlar var. Birbirini tekfir eden Mezhep İmamlarının hepsine Hakk demek, Ben Hanefi mezhebindenim dediği halde Ebu Hanifeyi sapık ve kafir ilan eden Buhariyi el üstünde gül tutmak nasıl bir mantıkla izah edilebilir ki ?
HEM EHLİ SÜNNET/HADİSÇİ HEM HANEFİ OLANLARIN ÇELİŞKİSİ!!!
EBU HANİFE BUGÜN YAŞASAYDI KUR’AN’A UYDUĞU İÇİN HER HADİSE İNANMADIĞI İÇİN EHLİ SÜNNET HOCALARININ REDDİYELERİNE VE HIŞMINA UĞRARDI!
İMAMI AZAMIN HADİS ANLAYIŞI
Ebû Hanîfe rey ehli olarak bilinir, hadisleri sadece senet ve rivayet açısından değil, anlam açısından da kritiğe tabi tutar. Mana açısından Muhammed’e (a.s) atfedilemiyeceğine inandığı hadisleri kabul etmez ve bu hadislere aykırı fetvalar vermekten çekinmez. Bu şekilde 200 kadar hadise aykırı fetvası bilinir ve bu yüzden hadisleri dinde “mutlak nass” gören hadisçiler tarafından şiddetle tenkit EDİLMİŞTİR.
”Tekzip etmek, ancak “Ben Hz. Peygamber’in sözünü yalanlıyorum,” diyen kimsenin yalanlamasıdır. Lâkin bir kimse “Ben Hz. Peygamber’in söylediği her şeye iman ederim, fakat o kötülük yapılmasını söylemedi, Kur’ân’a da muhalefet etmedi” derse, bu söz o kimsenin, Hz. Peygamber’i ve Kur’ân-ı Kerim’i tasdik etmesi; Allah’ın Resulünü, Kur’ân’a muhalefetten tenzih etmesidir. Eğer, Hz. Peygamber, Kur’ân’a muhalefet etse ve Allah için hak olmayan şeyleri kendiliğinden uydursa idi, Allah onun kudret ve kuvvetini alır, kalp damarını koparırdı. Nitekim bu husus Kur’ân’da şöyle belirtilir: “Eğer peygamber söylemediklerimizi bize karşı, kendiliğinden uydurmuş olsa idi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da kalp damarını koparıverirdik. Sizin hiçbiriniz de buna mâni olamazdı.” (Hâkka, 69/45-47)
Allah’ın peygamberi, Allah’ın kitabına muhalefet etmez, Allah’ın kitabına muhalefet eden kimse de Allah’ın peygamberi olamaz. Onların rivayet ettikleri bu haber Kur’ân’a muhaliftir. Çünkü Allah; Kur’ân-ı Kerîm’de “Zina eden kadın ve erkek..” (Nur, 24/2) ayetinde zâni ve zâniyeden iman vasfını nefyetmemiştir. Keza, “Sizden fuhşu irtikap edenlerin her ikisini de..” (Nisa, 4/16) ayetinde Allah “sizden” kaydı ile Yahudi ve Hıristiyanları değil, Müslümanları kastetmektedir. O halde Kur’ân-ı Kerim’in hilafına, Hz. Peygamber’den hadis nakleden herhangi bir kimseyi reddetmek, Hz. Peygamber’i reddetmek veya tekzip etmek demek değildir.Bilakis, Hz. Peygamber adına bâtılı rivayet eden kimseyi reddetmek demektir. İtham Hz. Peygamber’e değil, nakleden kimseye râcidir. Hz. Peygamber’in söylediğini duyduğumuz yahut duymadığımız her şey can, baş üstünedir. Biz onların hepsine iman ettik, onların Allah’ın Resulü’nün söylediği gibi olduğuna şehadet ederiz. Keza Hz. Peygamber’in, Allah’ın nehyettiği bir şeyi emretmediğine, Allah’ın kullarına ulaştırılmasını emrettiği bir şeye de mâni olmadığına şahitlik ederiz. O, hiçbir şeyi Allah’ın tavsif ettiğinden başka şekilde tavsif etmez. Yine şehadet ederiz ki O, bütün işlerde Allah’ın emrine muvafakat etmiş, hiçbir bid’at ortaya koymamıştır. Allah’ın söylemediği hiçbir şeyi de, Allah’a isnat etmemiştir. Bunun için Allah Teâlâ “Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 4/80) buyurmaktadır. (İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Tercüme, Mustafa Öz, 2. Bs., İFAV Yayınları, İstanbul, 1992, “el-Âlim ve’l-Müteallim”, s: 24-25)”
BUHARİNİN EBU HANİFE HAKKINDAKİ TENKİTLERİ
Aşağıda okuyacağınız sözler İmam Buharinin Ebu Hanife hakkındaki söylemleridir.
1- “Güvenilmez Adam.” (Tarihul Kebir c. 8 s.81)
2- “Sapık Mürcie Mezhebinin Mensubu.” (Tarihul Evsat c.2 s.93)
3- “Küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam.” (Kitabuz Zuafa s.132)
Ehl-i Sunnet için meşhur olan, ünlü Muhaddis, alim ve Fakih, Süfyan bin Uyeyne, Ebu Hanifenin Ölüm haberi kendisine gelince, kendisi İmam Buhariden geri kalmayarak şöyle demiştir:
“Allah ona lanet etsin! İslam’ın can damarlarını, bir, bir kopardı. Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.” (İbni Abdulbirr, El İntika s.149-150) İbnül Carud ise Ebu Hanifeyi tanıtırken şu korkunç sözü söylüyor: “Müslüman olup olmadığı tartışmalıdır.” (El İntika s.150)
Bir diğer Mezhep İmamı olan İmam Malik ise şöyle demiştir:
“Ebu Hanife, İslam bünyesinde doğan en şerir varlıktır. Bu ümmete, fikirleri yerine kılıçla vursaydı daha iyi olurdu.” (El İntika s.150)
Ebu Hanife hakkında o dönem pek çok iddia ve söylem ortaya atılmış işte onlardan bir kısmı :
Ebuşşeyh Tabakat
Dedi ki: Asım b. Yezid’i şöyle derken işittim Sufyan es-Sevri söyledi ki: Ebu Hanife hem sapık hemde saptırıcı idi.(Ebuşşeyh Tabakat 2/110)
Ahmed b.Hanbel Kitabul-İlel
Sufyan es-Sevri: Ebu Hanife’nin iki kere tevbeye davet edildiğini nakleder. (Ahmed b.Hanbel Kitabu’l-İlel.II/69/428-32)
Malik b.Enes: Ebu Hanife az kalsın dini yıkacaktı der. (Ahmed b.Hanbel Kitabu’l-İlel.II/69/428-32)
Hammad bin Seleme: Ebu Hanife bir şeytandı: Hz Peygamber’in sözlerini kendi görüşlerine dayanarak reddederdi (İbn Adi el-Kamil fi Zuafair-Rical.8/239)(Ahmed b.Hanbel İlel II/68/428
II/246/1775)
Ebu’l-Hasan el-Eş’ari: Sufyan es-Sevri İmam Ebu Hanife’nin hocası Hammad bin Ebu Süleyman’dan şu sözü nakletmiştir: O Müşrik Ebu Hanife’ye söyle ben ondan tamamen beriyim onunla hiçbir ilişkim yoktur (Eşari.el-İbane.77)
İmam Buhari et-Tarihul-Kebir
İmam Buhari: Ebu Hanife Murcii’dir rey ve hadisleri terk edilmiştir (Buhari et-Tarihul-Kebir VIII.81)
İmam Müslim b Hacac Kitabul Kuna vel Esma
İmam Müslim şöyle der: Ebu Hanife Numan b Sabit rey sahibidir Hadisi muztaribtir ve fazla sahih hadisi yoktur (İmam Müslim b Hacac Kitabul Kuna vel Esma .31)
İbn Adi el-Kamil fi Zuafai’r-Rical
İmam Malik: Ebu Hanife dini mahveden hastalıklardan biridir.(İbn Adi el-Kamil fi Zuafair-Rical.8/237)
İbn Ebi Davud:Ebu Hanife’ye saldırı ve onu itham, İslam ümmetinin icma noktalarından biridir: Basra’nın fıkıh imamı Eyyüb es-Sahtiyani onun aleyhinde konuşmuştur.Küfe’nin imamı Süfyan es-Sevri öyle Hicaz bölgesinin imamı Malik bin Enes öyle Mısır’ın imamı Leys bin Sa’d öyle Şam?ın imamı Evzai öyle Horasan’ın imamı Abdullah bin Mübarek öyle Kısacası yeryüzünün her yanındaki İslam uleması onun hakkındaki kanaati menfidir.(İbn Adi el-Kamil fi Zuafair-Rical.8/241)
İbn Abdilberr el-İntika
Sufyan bin Uyeyne: Allah ona lanet etsin: İslam’ın can damarlarını bir bir kopardı Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.(İbn Abdilberr el-İntika/149-150)
İbnül-Carud: Müslüman olup olmadığı tartışmalıdır.( İbn Abdilberr el-İntika.150)
Abdullah bin Mübarek şöyle diyor: Biz önceleri onu tanımıyorduk ve sohbetlerine devam ediyorduk.Ne zamanki onu yakından tanıdık kendisini terk ettik.( İbn Abdilberr el-İntika./151)
Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad’da şöyle der: Onun hakkında dinin hem esaslarına hem de fürüatına ilişkin şecaatleri yüzünden çok sözler söylenmiştir.Gerçek şu ki Ebu Hanife bütün ilmi kudretine rağmen bizim bu eserimizde tanıttığımız ulema gibi örnek alınacak bir insan değildir
(Hatib el-Bağdadi 13/371-372)
İbn Ebi Şeybe: Sanıyorum Ebu Hanife Yahudi idi (Hatib 13/413)
Sufyan es-Sevri:Zındıklığından dönmesi için iki kez kafirliğinden dönmesi içinse defalarca tövbeye çağrıldı.(Hatib el-Bağdadi 13/382-383)
İmam Malik: Benim için Ebu Hanife’nin sözüyle hayvan pisliği arasında hiçbir fark yoktur. (Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad.13/411)
Ebu Davud Süleyman es-Sicistani şöyle diyor: İmam Malik Şafii ve İbn Hanbel Ebu Hanife?nin dalalet içinde olduğunda ittifak etmişlerdir.(Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad 13/383-384)
Görüldüğü gibi Peygamberimizin Kur’ana muhalif söz etmeyeceğini savunan ve buna ayeti kerimeyi delil gösteren bir Alime söylenen sözleri, ona yapılan ithamları ve onu nihai anlamda nasıl katlettikleri ortadadır. Tarih boyunca her daim Allah’ın Tevhid dini ile Şirk dini mücadele etmiştir. vet bunlar ne hikmetse kürsülerde, minberlerde hiç anlatılmıyor, milyonlarca Müslüman bu yaşananlardan haberdar bile olmadın bu dünya hayatını tamamlıyor. Her Müslüman inandığı dini, kimi ne için ve niye takip ve tasvip ettiğini bilmekle, öğrenmekle mes’ul ve yükümlüdür. Ve her daim haklıya haklı haksıza haksız diyebilmelidir.''
Kardeşim bunlara nasıl cevap vermeliyiz bi de kaynak vermişler, kaynakların doğruluğuna bakmadım ama buharinin(Allah ondan razı olsun) ve diğerlerinin böyle şeyler söylediğine inanasım gelmiyor, özellikle buhari edep timsali, ebu hanife bunların iddia ettiği gibi olsa bile ona ''sapık'' demez buhari en fazla yalancı der. kafam karıştı kardeşim. Bu işte birilerinin başımıza çorap ördüğü belli..
****
Cezakallahu hayran akhi, peki yukarıda bahsi geçen rivayetler doğrumudur?, kimisi ebu hanifye yahudi demiş, kismisi şeytan... Niye böyle demişler ? Çünkü Bizim tanıdığımız ebu hanife hiç öyle birisi değil,
Acaba Ebu Hanife hakkındaki ilmi tenkit ve eleştiri sınırları aşan ifadeleri, kendilerine ulaşan yanlış bilgilerden ve iftiralardan mı kaynaklanyor?
Ebu Hanife rahimehullah, tâbi ki her âlim gibi hataları vardır ama, Onu tenkid etmek için İmam Buhari'nin sözlerini kendilerine payanda edinen çağdaş mûtezililer (Anlatabiliyor muyum Mustafa İ. ve yoldaşları), İmam Buhari'ye en ağır sözleri sarf ederek sahih hadisleri reddetmekten çekinmeyen karakter karaborsacılarıdır. Bu sebeble bu şahısların amacı ve asıl gayeleri, İmam Buhari'nin akidesi, metodu, hadisleri değil, bilâkis kendilerini Ebu Hanife'ye kıyas edip karşılaştırarak, bize karşı çıkan hadis ehli yani ehl-i sunnet, Ebu Hanife'ye de karşı çıkmıştı, çünkü o da hadisi bırakıp Kur'anla amel eder ya da Kur'ana arz ederek hareket ederdi. Bu oyuna dikkat!
İmam Buharî, Sahihinde eleştirdiği bazı kimseler hakkında isim vermeden “Bazı kimseler şöyle dedi” diyerek eleştirir. Bu eleştirileri, o dönemdeki Hadisçilerle ehl-i rey arasında var olan tartışmaların bir yansıması olarak kabul etmek gerekir. Buharî’nin “Bazı kimseler şöyle dedi” demekten kastı İmam Azam olduğu meşhur olmakla beraber, bunu bütün rey ekolü ve İmam Muhammed için de kullandığını söyleyen alimler de vardır.
İmam Buharî de bir muctehiddir, başkasını eleştirebilir. Bu husus, ne eleştireni ne de eleştirileni küçük düşüren bir davranış değildir. Buhari, kendisine göre sahih hadise aykırı bulduğu görüşleri eleştirmiştir.
Ahmed İbnu Hanbel (rahimehullah) şöyle buyurmuştur: "Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan tenkid ederdik. Bu hal Şâfiî'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulub bizi kaynaştırdı." (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 1/193-194)
Yine Ebu Hanife'ye(rahimehullah) hakkında iftira, itham ve kendi ağzından bire bir duymadan zan, yanlış anlamalar ve yanlış bilgilen(diril)me olduğu da kuvvetle ihtimaldir ki işte buna bir misal;
Muhammed Bâkır, Ebû Hanife'ye, "Dedemin yolunu ve hadislerini kıyasla değiştiren sen misin?" diye sormuş;
Ebû Hanife, "Sen, sana lâyık olan bir şekilde yerine otur. Ben de bana lâyık olan şekilde yerime oturayım. Dedeniz Muhammed (s.a.v.)'e hayatında sahâbîleri nasıl saygı duyuyorlarsa aynı şekilde ben de size saygı besliyorum. Şimdi sen bana kadının mı erkeğin mi zayıf olduğunu; kadının mirasta erkeğe nisbetle hissesini; namazın mı orucun mu efdal olduğunu, idrarın mı meninin mi pis olduğunu söyler misin?"diye sormuş.
İmam Bâkır da "kadının mirasta erkeğe nisbetle yarısı olduğunu, erkekten zayıf olduğunu; namazın oruçtan efdal ve idrarın meniden pis olduğunu" söyledi.
Ebû Hanife Ona, "Kıyas yapsaydım kadın erkekten zayıftır diye ona mirastan iki hisse verir; idrar yapıldıktan sonra gusledilmesini, meni çıktıktan sonra sadece abdest alınmasını söylerdim, âdet halindeki kadının kılamadığı namazları kaza etmesini, orucu kaza etmemesini emrederdim. Kıyasla dedenizin dinini değiştirmekten Allah'a sığınırım." dedi. (Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Fıkhı Mezhepler Târihi, II/66-67) Seyyid Muhammed Bâkır, yerinden kalkar ve Ebu Hanife’yi kucaklar. Tebrik edip ona ikramda bulunur. (El-Mekki, Menâkıb; El-Kerderi, Menâkıb; İbnu Hacer el-Heytemi, El-Hayrâtu’l-Hisan)
Ebu Hanife (rahimehullah) hakkında iftira, itham ve kendi ağzından bire bir duymadan zan ve yanlış anlamalarla tenkid edildiği kuvvtle ihtimaldir ki işte buna bir misal;
Muhammed Bâkır, Ebû Hanife'ye, "Dedemin yolunu ve hadislerini kıyasla değiştiren sen misin?"diye sormuş;
Ebû Hanife, "Sen, sana lâyık olan bir şekilde yerine otur. Ben de bana lâyık olan şekilde yerime oturayım. Dedeniz Muhammed (s.a.s.)'e hayatında sahâbîleri nasıl saygı duyuyorlarsa aynı şekilde ben de size saygı besliyorum. Şimdi sen bana kadının mı erkeğin mi zayıf olduğunu; kadının mirasta erkeğe nisbetle hissesini; namazın mı orucun mu efdal olduğunu, idrarın mı meninin mi pis olduğunu söyler misin?" diye sormuş.
İmam Bâkır da "kadının mirasta erkeğe nisbetle yarısı olduğunu, erkekten zayıf olduğunu; namazın oruçtan efdal ve idrarın meniden pis olduğunu" söyledi.
Ebû Hanife, Ona, "Kıyas yapsaydım kadın erkekten zayıftır diye Ona mirastan iki hisse verir; idrar yapıldıktan sonra gusledilmesini, meni çıktıktan sonra sadece abdest alınmasını söylerdim; âdet halindeki kadının kılamadığı namazları kaza etmesini, orucu kaza etmemesini emrederdim. Kıyasla dedenizin dinini değiştirmekten Allah'a sığınırım." dedi. (Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Fıkhı Mezhepler Târihi, C. II, Sf: 66-67)
Ebu Hanife'nin bazı fetvalarından yola çıkarak "Ebu Hanife, Kur'an ayetini delil alarak hadisi terk etti" iftirasını uydurmuşlardır. Muteahhirin Hanefilerin, kıyası dâhi sahih hadise tercih etme hatalarını bile, Ebu Hanife'nin itikadı ve uygulaması olarak lanse ederek iftiralarına satırlar eklemişlerdir. Halbuki bu mezhebler, İmam Ebu Hanife'nin mezhebi değildir. Eğer Ebu Hanife bir hadisle amel etmediyse o hadisi sahih görmediği, veya ondan derece bakımından daha yüksek olan bir hadis olması sebebiyledir. Misal olarak Ebû Hanife’nin köpeğin satılmasına ilişkin görüşüne gelirsek, iddia edildiği gibi bu ictihadın hadis inkarıyla hiçbir şekilde ilişkisi yoktur. Hanefilerin bu konudaki yaklaşımı, onların hadisleri anlama ve değerlendirmedeki metodolojileriyle alakalıdır.
Malik b. Enes, muçtehid de olsa kimsenin mâsum olmadığını ifade ederken şunları söylemektedir:
“AllahRasulu dışında ki herkesin sözü kabul ya da reddedilebilir.” (Yusuf el Kâradâvi, Fetâvâ Muâsırâ, Daru Uli’n-Nuhâ, Beyrut, ty, II, sf: 114)
Bakış açıları İmam Malik’le ayniyet arz eden Ebû Hanife de; “hadis sahih olduğunda bilin ki benim mezhebim odur.” (Muhammed İbrahim Ahmed Ali, el-Mezheb inde’l-Hanefiyye, Mekke, ty, sf: 74) buyurmuştur.
Ebu Hanife'nin büyük tâlebesi Ebû Yusuf, İmam Malik’le karşılaştığında ona, bir ölçü birimi olan “sa’ğ”ın miktarı, vakıf konusu ve bir de taze sebzenin öşrü hakkında ne bildiğini sorar. İmam Malik bu konulara ışık tutan hadisleri tadat edince, Ebû Yusuf, şöyle der: “Ey Ebû Abdullah (İmam Malik)! Senin, hadislere dayanan görüşüne döndüm, benim gördüğüm bu delilleri, hocam Ebû Hanife de görmüş olsaydı, tıpkı benim önceki görüşümden döndüğüm gibi, o da görüşünden dönerdi.” (Yusuf el Kâradâvi, Fetâvâ Muâsırâ, Daru Uli’n-Nuhâ, Beyrut, ty, II, 113)
Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye rahimehullâh bu konuda şöyle buyurmuştur:
«Ebû Yûsuf rahimehullâh –ki o, Ebû Hanîfe’nin arkadaşlarının en büyüğüdür ve kadılar kadısı lakabını alan ilk kişidir- Mâlik [b. Enes] ile bir araya geldiğinde, ona bu meseleler hakkında sordu.
Mâlik ona, Medîne ehlinin mutevâtir nakli ile cevab verdi. Ebû Yûsuf (da kendi görüşünü bırakıb) Mâlik’in görüşüne döndü ve dedi ki: “Eğer arkadaşım da benim gördüğümü görmüş olsaydı, benim görüşümden döndüğüm gibi o da dönerdi.”
Böylece Ebû Yûsuf bu türde bir naklin –başkaları yanında huccet olduğu gibi- arkadaşı Ebû Hanîfe yanında da huccet olduğunu aktarmış oldu. Ancak bu nakil Ebû Hanîfe’ye ulaşmamıştır. Nitekim ona da, ondan başka imâmlara da hadîslerden birçoğu ulaşmamıştır. O halde, kendilerine ulaşmayan bir ilmi terk etmeleri sebebiyle kınanmazlar. Ebû Yûsuf’un bu nakle dönmesi; onun ve arkadaşı Muhammed’in, hocalarının [Ebû Hanîfe’nin] görüşünü bırakıp, pek çok hadîse ittiba etmeleri türünde bir dönüştür. Bunu onlara hocaları öğretiyor ve diyordu ki: “Muhakkak ki bu hadisler de –eğer sahîh iseler- huccettir.” Ancak bu hadîsler ona ulaşmadı.
Her kim, Ebû Hanîfe’nin veya müslümanların imâmlarından bir başkasının, kıyas veya başka bir şeyden dolayı sahîh hadîse kasıtlı muhalefet ettiklerini zannederse, şubhesiz ki onlar hakkında hata etmiş, ya zan ile ya da hevâ ile konuşmuştur.» (Şeyhu'l İslâm İbnu Teymiyye el-Harrânî ed-Dımeşkî , vefâtı: 728 hicrî , Mecmû‘u Fetâvâ, C. 20, sf: 304)
İmam Buhari rahimehullah, Ebu Hanife hakkında eleştirileri mevcuddur, bu da doğaldır. İslam tarihinde, birçok âlim başka bir alimi tenkid etmiştir. Misalen Buhari'nin şârihi İbn Hâcer el Askalani, İmam Buhari'nin Sahihinde ki "İman" babını, Ebu Hanife'ye reddiye olarak yazdığını söylemiştir. Çünkü İmam Ebu Hanife'ye göre, amel imandan bir cûz değildir.
İbn Abdilber ve benzeri bâzı âlimler İmamın ölmeden önce bu görüşünden döndüğünü nakletseler de, ilim ehli tarafından pek kabul görmemiştir.
İmam ebu Hanife (rahimehullah), ehl-i sunnette iman bahsinde ayrılır. Ehl-i sunnet, İman; kalbin , dilin ve azaların (organların) tasdikidir, iman artar ve eksilir derken; Ebu Hanife (rahimehullah)’tan meşhur ve yaygın olan görüş, imanın bir şey olmasıdır. Artmaz ve eksilemez. Ve iki ruknü vardır: Kalb ile tasdik ve dil ile ikrar. Beden ile amel imandan değildir, yâni amel, imanın hakikatinin dışındadır. Dolayısıyla masiyet sahibi (fâsık), mûmindir. Zira bedensel ameller (haram olanı işlemek veya farz olanı terk etmek) imanı etkilemez. Çünkü iman bir şeydir, ya tümüyle vardır veya tümüyle yoktur. Ama imanın bölünmesi ve kısmen var olması ve kısmen yok olması mümkün değildir. .Amelin terki imana zeval vermez. İnsanlar imanda meleklerle ve enbiya ile birdir.” İman konusunda bu düşüncesinden dolayı ebu Hanife'ye “Murcietu’l-Fukaha” (fakih murcie) denilmiştir.
O'nun bu düşüncesi Malik, Şafiî, Ahmed, İshak, Buhârî vb. ehl-i sünnet imamlarından ayırmıştır fakat bu fark sadece imanın târifindedir, lafzidir. Sonuçta ehl-i sunnette iman konusunda fark yoktur.
Hak ise, isimlerini saymış olduğumuz diğer imamların söylediğidir. İmam Ebu Hanîfe bu sözüyle hakka isabet edememiştir. Ancak O, bu halde de ecir sahibidir.
Ebu Hanife (rahimehullah)’tan meşhur ve yaygın olan bu iman tarifidir. Lakin bu görüşünü terk edip Ehl-i Sünnet’in mezhebine döndüğünü işaret eden şöyle bir rivayet de vardır:
İmam İbn-i Abdilber (rahimehullah) Temhid’inde senedini zikrederek İmam Hammad bin Zeyd(rahimehullah)’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Ebu Hanife’yle İrcayı tartıştık. O söyledi, Ben söyledim.
Sonra Ona “Bize Eyyub Ebu Kilâbe tahdis etti. O dedi ki: Bana Şam ehlinden bir adam babasından şöyle tahdis etti:
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)bir adama “İslam’ı kabul et” buyurdu.
Adam “İslam nedir?” dedi.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kalbini Allah’a teslim etmen ve Müslümanların, dilinden ve elinden emin olmalarıdır” buyurdu.
“Hangi İslam en üstündür?” dedi.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “İman” buyurdu.
“İman nedir?” diye sordu.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Allah’a, Meleklerine Kitablarına, Rasûlu’ne ve ölümden sonra dirilişe iman etmendir” buyurdu.
“Hangi ameller en üstündür?” dedi.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Hicret” buyurdu.
“Hicret nedir?” dedi.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kötülüğü terk etmendir” buyurdu.
“Hangi hicret en üstündür?” dedi.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Muşriklerle karşılaştığın zaman Onlara karşı cihad etmendir” buyurdu.”
Sonra Ebu Hanife’ye “Görmüyor musun, ‘hangi İslam en üstün?’ sorduğunda “iman” buyurdu ve hicreti ve cihadı imandan saydı” dedim. Ben böyle deyince Ebu Hanife sustu.
Arkadaşları “Ona cevab vermeyecek misin, ey Ebu Hanife?” deyince
Ebu Hanife “Hayır, Ona cevab vermeyeceğim. Bunu Bana Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den tahdis edene neyle cevab vereceğim” dedi.” İbn-i Abdilberr ve İbn-i Ebi'l-İzz (rahimehumullah)'a göre Ebu Hanîfe bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Allah daha iyi bilir." (İbn-i Abdilberr / Ebû Ömer Cemâluddîn Yûsuf b. Abdillâh b. Muhammed b. Abdilberr en-Nemerî , et-Temhîd limâ fi’l-Muvaṭṭaʾ Mine’l-Meʿânî ve’l-Esânîd, 9/247 Muessesetu’l Kurtuba baskısı; İbn Ebu'l İzz /Ebu’l-Hasen Sadruddîn Alî b. Alâiddîn Alî b. Muhammed ed-Dımaşkī ,Şerḥu’l-ʿAḳīdeti’ṭ-Ṭaḥâviyye, Sf: 395)
Haset sahibi bazı insanların iftiralarını dikkate alarak Ebu Hanife’yi tenkit edenler hakikatle yüzleştiklerinde tevbe edip Allah’tan mağfiretlerini istemişlerdir.
Şam diyarının fakihi Evzai, Abdullah b. Mubârak’le karşılaştığında : “Kûfe’de ortaya çıkan ve Ebu Hanife künyesiyle şöhret bulan bu bidatçi kimdir?” diye sorar.
İbn Mubârak kim olduğunu söylemeden muğlak meseleleri, onları anlama usullerini ve o konudaki fetvaları zikretmeye başlar.
Evzai: – Bu fetvalar kime aittir?
İbn Mubârak : – Irak’ta karşılaştığım bir alime. Evzai: – Bu kişi ulemanın büyüklerindendir. Git Ondan daha fazla mesele öğren.
İbn Mubârak : – İşte bu alim az önce bidatçi diye tenkit ettiğin Ebu Hanife’dir.
Daha sonra İmam Evzai ile Ebu Hanife Mekke’de bir araya gelir, İbn Mubârak’in anlattığı konuları muzakere ederler. Ebu Hanife konuları daha da açar. Ayrıldıklarında Evzai İbn Mubârak’e: “İlminin çok ve aklının mükemmel oluşuna gıbta ettim. Allah Teala’dan hakkında söylediklerimden dolayı afvımı istiyorum. Apaçık bir yanlışın içerisinde imişim. Sana gelince İbn Mubârak, sakın Ondan ayrılma!” (Esad Muhammed Said es-Sağirci, el-Fıkhu’l-Hanefiyyu ve Edilletuhu, Daru’l-Kelimi’t-Tayyib, Dımeşk, 2000, I,
MURCİE Günahın imana zarar vermediği tezini savunarak, büyük günah işleyene ümit veren ve onun hakkındaki nihai kararı Allah'a havale edib tehir eden akaid fırkası. Murcie kelimesi, "tehir etmek, ümit vermek" anlamlarına gelen "irca" kökünden türetilmiş çoğul bir isimdir. İrca kelimesi...
www.islam-tr.org
Ebu Hanife ile Mâturudi Akidesinde Farklılıklar Nelerdir?
Selamun aleyküm. Allah'a mekandan münezzehtir diyen eşari ve maturidi mezhebinin takipçilerinin durumu nedir? Onlar ayetleri tevil etme metodunu benimsedikleri için hak üzere değildirler fakat bizim onlara yaklaşımımız nasıl olmalıdır, ve onlara hakikat anlatılınca (tevilin saptırma olduğu)...
Cezakallahu hayran akhi, peki yukarıda bahsi geçen rivayetler doğrumudur?, kimisi ebu hanifye yahudi demiş, kismisi şeytan... Niye böyle demişler ? Çünkü Bizim tanıdığımız ebu hanife hiç öyle birisi değil,
Acaba Ebu Hanife hakkındaki ilmi tenkit ve eleştiri sınırları aşan ifadeleri, kendilerine ulaşan yanlış bilgilerden ve iftiralardan mı kaynaklanyor?
Bu tür ifadeler olduğu doğru da olsa, sahibini (kendisine göre delili olsa da) ahiratte vebalden başka bir faydası yoktur, hele bize hiç faydası yoktur. Mûtezile ve Şia'nın ekmeğine yağ sürmeden başka, ummetin arasına nifak ve fitne amaçlı gündemde tutulur.
Ummetin 1300 senedir benimseyip tasvib ettiği bir imama, binlerce âlimin içerisinden birkaç tanesinin bu tür itham ve yakıştırmaları kendi dönemlerine özgü hadiseler, şartlar ve sonuçlarını detaylıca inceleme imkanımız yoktur. Bu sebeble bu tür vakıalara bakışımız, Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye (rahimehullah)'ın kendisine sorulan Muaviye ve Ali (rahimehumullah) arasındaki savaşta hangisinin haklı olduğu sualine verdiği cevabdır:
"Ellerimizin bulaşmadığına, dillerimizi de bulaştırmayalım." daha sonra şu ayeti zikretmiştir:
"Onlar bir ummetti, geldi geçti. Onlara kendi kazandıkları, size de kendi kazandığınız. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz." (Bakara 134)