 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
Sual: Müslüman olduğunu söyleyen bir dönme, (Kurban kesmek bir hayvan katliamıdır, hayvancıklara ölüm acısı çektirilmektedir) diyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir? CEVAP: Kurban, elbette âyet ve hadisle sabit olan, meşru bir ibadettir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Elde olmayan sebeplerle] Alıkonursanız, kolayınıza gelen [deve, sığır veya davardan] bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa, fidye olarak, oruç tutması veya sadaka vermesi, yahut kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek; bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki, toplam on gün oruç tutmak gerekir.) [Bekara 196] (Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [Kurban olabilecek deve, sığır ve davar cinsinden] hayvanlar üzerine belirli günlerde [kurban kesme günlerinde] Allah'ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34] (Kurbanlık deve ve sığırları, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye, onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac 36] (Ey iman edenler, Allah'ın hac âdetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, [onlardaki] gerdanlıklara, Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram'ı kastedip gelenlere, sakın hürmetsizlik etmeyin.) [Maide 2] (Allah, hürmetli ev Kâbe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide 97] ([Kesmek istediği oğlu için] ona büyük bir kurbanlık [koç] fidye verdik.) [Saffat 107] (O kâfirler, Mescid-i haramı ziyarete ve kurbanların yerlerine ulaşmasına mani oldular.) [Fetih 25] (Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.) [Kevser 2] Kurban kesmek hâşâ katliam olsa idi, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Üç hadis-i şerif meali: (Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim'in sünnetidir.) [Hakim] (Kurbanların en iyisi boynuzlu koçtur.) [İbni Mace] (Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm bundan müstesnadır.) [Taberani] Her gün dünyanın her yerinde kasaplarda kesilen yüz binlerce hayvanı görmeyip, özellikle Kurban'a dil uzatmak, Allah'ın emrini hayvan katliamı olarak göstermek, sinsi misyonerlerin işidir... > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: "Kurban" kelimesini söylemeden adakta bulununca, her zaman kesilebiliyor da, "kurban" denilince niye bayramdan başka günde kesilmiyor? Bu koyunu Şaban ayında keseceğim diyenin Şaban ayında mı kesmesi gerekir? CEVAP: Hayır, Şabanda kesmesi gerekmez, ama kurban denilirse kurban bayramında kesmesi gerekir. Çünkü İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Kurban, dinimizin bildirdiği özel bir vakitte kesilen hayvanın adıdır, onda vakti kaldırmak söz konusu olmaz. O halde (Şu hayvanı kurban edeceğim) diye adadığı takdirde, onu o vakitte, yani bayram günü kesmesi gerekir. Yoksa adağını yerine getirmiş olmaz. Çünkü kurban kesim günleri geçtikten sonra, artık ona kurban denilemez. Bundan dolayı, hayvanı satın almış ise, kurban vakti çıktıktan sonra onu canlı olarak bir fakire tasadduk eder. Satın almamışsa, bedelini altın olarak bir fakire verir. Ama bunun aksine, falan vakitte, [mesela Şaban ayında] bir koyun kesilmesini adasa, vakti zikretmesi lağvdır, yani geçersizdir. Bundan dolayı, Hanefi âlimleri, adakta yer ve zamanın tayinini geçersiz saymışlardır. [Mesela Cuma günü Sultanahmet'teki bir fakire 1 altın sadaka vereceğim dese, başka gün başka yerdeki fakire 1 altın verebilir.] Ama kurban bunun aksinedir. Çünkü vakit, kurbanın mefhumundan bir parçadır. O zaman kurbanda vakte itibar etmek gerekir. [Yani kurban denilmişse Kurban Bayramında kesmesi gerekir.] Birisi bir hedy kurbanı adasa, durum farklı olur. Hedy, Harem-i şerifte kesilmek üzere gönderilen kurbanın ismidir. Kurban ise, bayram günlerinde kesilen hayvanın ismidir. Eğer hedy Harem-i şerifte kesilmezse hedy ismi; kurban, bayram günlerinde kesilmezse kurban ismi bulunmamış olur. Çünkü fakihler [fıkıh âlimleri] demiştir ki, bu kimsenin bu adaktan kurtulması için onu ancak Harem'de kesmesi ve tasadduk etmesi gerekir. Eğer bir kimse Mekke'nin fakirlerine verilmek üzere bir miktar para adamış olsa, o kimse Mekke fakirlerinden başkasına da onu tasadduk edebilir. Fakat hedy, kurbanı Mekke'ye hediye edilen, orada kesilip tasadduk edilen hayvana denilir. O zaman yer, bunun mefhumunun bir parçası olmuş bulunur. Zamanın kurbanın bir parçası olması gibi. Hedy olarak adadığı bir hayvanı Mekke dışında kesip tasadduk etse, adağını yerine getirmiş olmaz. Ama Mekke'de para sadaka vermeyi adamak bunun aksinedir. Çünkü yer, para mefhumunun bir parçası değildir. İster Mekke'de tasadduk etsin, ister başka yerde. (Redd-ül muhtar) Geçen yılın kurbanı Sual: Bir ineğe ortak olan yedi kişinin bir kısmı o yılın kurbanına, bir kısmı da geçen yılın kesmediği kurbanına niyet etse, kestikleri kurban sahih olur mu? Bir kısmının geçen yıla ait kestikleri bilinmezse ne olur, bilinirse ne olur? Adak hayvanı yedi kişilik kurbana dahil edilebilir mi? CEVAP: İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Birisi aynı yılın kurbanını, diğerleri ise, geçmiş yılların kurbanını murat etseler, aynı yılın kurbanını irade edenin kurbanı caiz, diğerlerininki bâtıldır. Çünkü diğer ortaklarınki nafile olur. Bu kurbanın etinin tamamını tasadduk etmeleri gerekir. Çünkü onun hissesi de hayvanın etine dahildir. Haniye'de de böyle bildirilmiştir. (Redd-ül muhtar) Bu, bilindiğine göre böyledir. Bilinmezse, geçen yılın kurbanına niyet edenler, öğrendikleri zaman tövbe ederler. Geçmiş yıllarda kesmedikleri kurbanlarının bedelini bir veya birkaç fakire verirler. Adak hayvanı yedi kişilik kurbana ortak edilebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Hediye geri istenebilir mi?
Sual: Verilen hediyeyi geri istemek caiz midir? CEVAP: Hediyeyi alan zengin ise caizdir. Fakat mecbur kalmadıkça hediyeyi geri istememeli. Çünkü bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hediyesini geri isteyen, kustuğunu yalayan köpeğe benzer.) [Buhari] Buna rağmen, bir kimse, sebepli veya sebepsiz zengine verdiği hediyeyi geri isteyebilir. Ancak şu yedi şeyden biri varsa, hediyesini geri alamaz: 1- Verilen malda kıymetini artıran fazlalık meydana gelmişse. [Mesela hediye edilen bir kitabı, alan kimse ciltletmişse, hediyeyi veren artık bunu isteyemez.] 2- İkisinden biri ölmüşse. [Hediyeyi veren ölmüşse, vârisleri hediyeyi geri isteyemez veya hediyeyi alan ölmüşse, veren, vârislerinden bunu isteyemez.] 3- Hediyenin karşılığı olduğu bildirilerek, bir hediye verilmişse. [Bir ev için, mesela bir kalem verilmişse.] 4- Hediye edilen mal, alanın mülkünden çıkmışsa. [Hediyeyi başkasına satmışsa veya vermişse.] 5- Aralarında nikah varsa. [Karı koca, birbirine verdiği hediyeyi geri isteyemez.] 6- Aralarında nikahı ebedi haram eden akrabalık varsa. [Kayınpedere, kayınvalideye, geline, damada, ana-baba ve çocuklara verilen hediye, geri alınamaz.] 7- Hediye yok olmuşsa. [Hediye kaybolmuşsa, çalınmışsa, kırılmışsa, veren hediyesini isteyemez.] Zengine verilen hediyeyi gerektiğinde geri istemek caizdir. Fakat fakire verilen hediyeyi geri almak caiz değildir. Çünkü fakire verilen hediye sadaka olur. Sadakayı ise geri almak caiz değildir. (Hidaye) Halvet ve mehir Sual: Nikahlanıp henüz zifaf olmadan ayrılan kıza mehir vermek gerekir mi? CEVAP: Zifafa girmeyen ve halvet de olmayan kız, bir kere boşanınca, bain [kesin boşanmış] olur. Erkeğin buna hemen yarım mehir vermesi lazım olur ve iddet beklemez. Boşandığı gün bile, başkası ile evlenebilir. İki türlü mehir var: Mehr-i muaccel: Acele verilmesi gereken mehirdir. Nikah yapılınca, verilmesi vacib olur. Zifaftan veya halvetten önce verilir. Mehr-i muacceli geciktirmek caiz değildir. Hanım, ayrılmaya sebep olan bir şey yaparsa, mesela mürted olursa, hürmet-i musahere'ye sebep olursa, mehr-i muaccel verilmez. Erkek boşarsa veya ayrılığa sebep olanı yaparsa, mehr-i muaccelin yarısı verilir. Mehr-i müeccel: Hemen verilmeyip daha sonra verilmesi gereken mehirdir. Boşanma halinde, zifaf veya halvet olmuşsa, müeccel mehrin tamamı, olmamışsa yarısı verilir. Bir âyet-i kerime meali: (El dokunmadan boşadığınız kadınlara, mehrin yarısını verin!) [Bekara 237] Boşadığı kadına mehrini ödememek kul hakkıdır. Ödemezse, ahirette azabı çok şiddetlidir. Nikahlı olup henüz zifaf olmayan erkek ile kız arasında olan meşru halvet, yabancı kadın ile olan haram halvet gibi değildir. Yanlarında hissen veya şer'an yahut tabiaten cimaya mani bir sebep bulunursa, meşru halvet olmaz. Mesela ikisinden birinin hasta olması, farz namazda, Ramazan orucunda olması, kadının hayız veya nifas halinde olması, yanlarında akıllı [7 yaşında] bir çocuk bulunması bu halvete mani olur. Fakat akıl baliğ olmayan bir çocuk, haram olan halvete mani olamaz. Erkek, nişan için gönderdiğim şeyler mehir idi dese, kadın ise, hediye idi dese, yenilen şeyler hediye olur. Başka şeyler, mehir olur. (S. Ebediyye) Düğünden önce, kıza takılan altınlar, nikahta mehirden söz edilmemişse, mehir yerine geçer. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: Hadis-i şeriflerde Kelime-i şehadeti getiren Müslüman olur deniyor. Bir kimse, inanmadan Kelime-i şehadet söylese veya inansa, ancak Amentü'deki esaslara inanmasa yine Müslüman mıdır? CEVAP: İman tarif edilirken, dil ile ikrar ve kalb ile tasdik deniyor. Kalb ile tasdik etmedikçe, Müslüman olamaz. Kelime-i şehadet, Allahü teâlânın var ve bir olduğuna, Ondan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Allah'ın Resulü ve son Peygamberi olduğuna ve bildirdiklerinin hepsine inanmak, hepsini beğenmek demektir. Yoksa, tarihî bir olayı anlatır gibi, öyle bir Peygamber vardır demek değildir. Ben O yüce Peygambere ve bildirdiklerinin hepsine iman ettim, hepsini beğendim, hepsi doğrudur, yanlış olma ihtimali yoktur diye kesin inanmak demektir. Dolayısıyla, Amentü'deki bütün esaslara inanması gerekir. İnanmadıkça, hatta inanıp da beğenmezse yine Müslüman olamaz. İmanın şartlarının birini kabul etmeyen veya dindeki meşhur bir farzı, bir sünneti veya bir haramı kabul etmeyen, beğenmeyen de Müslüman olamaz. İslamiyet'i bir bütün olarak kabul etmesi ve beğenmesi gerekir. Hadis-i şerifler, İslam âlimlerinin açıklaması olmadan okunup anlamaya çalışılırsa tehlikeli olur, insanı küfre kadar götürür. Mesela aşağıdaki hadis-i şerifi, yukarıdaki açıklamalar dahilinde anlamak gerekir. (Rab olarak Allahü teâlâya, din olarak İslâm'a, [son] Resul olarak Muhammed aleyhisselama [Onun bildirdiklerinin hepsine] inanıp razı olan, beğenen kimse [Müslüman'dır ve bu imanla ölürse] Cenneti hak eder.) [Müslim, Nesai] Günah işlerken Sual: Büyük günah işleyen kâfir olmaz deniyorsa da, (Zani, zina ederken; içkici, içki içerken; hırsız, çalarken mümin değildir) hadis-i şerifi, günah işlerken kâfir olduğunu göstermiyor mu? CEVAP: İslam âlimleri buyuruyor ki: Bu hadis-i şerif, günah işleyenin kâfir olduğunu göstermez, kâmil iman sahibi olmadıklarını gösterir. Mümin haram işlerken de mümindir. Hatta içki içerken veya başka günahı yaparken, zulmen öldürülürse, şehid de olur. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Günah işlerken üzerlerine ev yıkılıp ölenler, şehid olurlar. Şarap içerken, zulmen öldürülen kimse de şehid olur; ama şarap günahını da yüklenir. Fakat, şaraptan dolayı ölürse, yine kâfir olmaz ise de, şehid de olmaz. Bir eşkıya, yol keserken boğulursa şehittir. Günah işleyenlerin üzerlerine ev yıkılırsa, şehid olurlar. Hazret-i Remli'nin bildirdiğine göre, zinadan çocuk doğururken ölen kadın da şehid olur. Fakat kadın, çocuğunu düşürmeye çalışırken ölürse şehid olmaz. (Redd-ül muhtar, c.2, s.253) ? Kulakları mesh ederken Sual: Kulaklar hangi parmakla mesh edilir? CEVAP: Kulakların dışı baş parmakla, içi şehadet parmağı ile mesh edilip, küçük parmaklar deliğe sokulup tahrik edilir [yani içinde çevrilir]. (İslam Ahlakı) Şehadet parmakları kulakların iç tarafına ve baş parmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir. Kulağı mesh ederken birer parmağı, kulak deliğine sokmak müstehabdır. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: İnsanları idare etmek için günah işlemek caiz midir? CEVAP: Buna müdahene denir, caiz olmaz. Dinini ve dünyasını korumak için dünyalık vermeye ise, müdara denir. Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü olmalıdır. Fakat müdahene etmemelidir. Yani hatır için, günah işlememelidir. Mal vermek Sual: Malımı çocuklarımdan dilediğime verebilir miyim? CEVAP: Eğer çocuklar salih ise, aralarında ayrım yapmak caiz olmaz. Fasıklara, salih olanlardan az vermek, caizdir. Kâfir ise, hiç verilmez. Su içme adabı Sual: Su içerken dikkat edilmesi gereken şeyler nelerdir? CEVAP: Su içerken bir solukta içmemeli, üç defada içmeli. Terli iken soğuk su içmemeli, uyku arasında su içmemeli, çok su da içmemeli. Bunların vücuda zararları vardır. Bir hadis-i şerif meali: (Suyu ayakta içmeyin, vücuda zararlıdır. Yalnız abdestten artan su ve zemzem-i şerif ayakta içilebilir.) [Ey Oğul İlmihali] Münakaşa etmek Sual: Doğruyu kabul ettirmek için tartışmak uygun olur mu? CEVAP: Uygun olmaz. Çünkü tartışmak, dostların dostluğunu azaltır, düşmanların düşmanlığını arttırır. Sokakta yemek Sual: Sokakta, toplumun içinde bir şeyler yiyip içmekte mahzur var mıdır? CEVAP: Uygun olmaz. Satılan malı geri almak Sual: Müşteri aldığı malı geri getirince bunu almak gerekir mi? CEVAP: Almak gerekmez. İhsan ederek geri almak iyi olur, çok sevab olur. Bir hadis-i şerif meali: (Müşteri pişman olunca, satıcı da kabul edip sözleşmeyi bozarsa, Allahü teâlâ, onun günahlarını affeder.) [K.Saadet] Elleri yüze sürmek Sual: Her namazdan sonra eller yüze sürülür mü? CEVAP: Her namazda, selam verdikten sonra eller yüze sürülmez. Fakat sürülürse de mahzuru olmaz. Duadan sonra, elleri yüze sürmek ise, sünnettir. Mehter marşı dinlemek Sual: Müzik dinler gibi, her gün her saat mehter marşı dinlemek caiz olur mu? CEVAP: Her zaman dinlemek caiz olmaz. Ara sıra dinlemek caiz olur. Bayramda, savaşta, hac yolunda, sahurda, düğünde, askerlikte, okulda, millî ve siyasi toplantılarda bando, mızıka, mehter marşı çalmak caizdir.
Sual: İman nedir? CEVAP: İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasakların tamamına beğenerek inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir. İman, Amentü'de altı esas olarak bildirilmiştir. Amentü şöyledir: Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü. [Yani, Allah'a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah'ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.] İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [dinin emir ve yasaklarını] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani) Tevekkülün fazileti Sual: Her işte Allah'a dayanmak, ona güvenmek mi gerekir? CEVAP: Elbette, her işte ona tevekkül etmek, yani güvenmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Her işte Allah'a tevekkül eden, güvenip dayanan, insanların en kuvvetlisi olur.) [Tirmizi] Hamd etmek Sual: Hamd etmek vacib mi, sünnet mi? CEVAP: Hamd, yani elhamdülillah demek, namazda vacib, her duadan önce ve yiyip içtikten sonra sünnettir. Her hatırladıkça söylemek mubahtır. Pis yerlerde söylemek mekruh, haram yedikten, içtikten sonra söylemek, haramdır ve hatta küfre sebep olur. (Redd-ül muhtar 1/6) Hamd ve şükür Sual: Hamd ve şükür arasında fark var mıdır? CEVAP: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir. Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve övgülerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Odur. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız O'dur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız O'nun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: Hasta bir kimsenin, sandalyede namaz kılması, niçin caiz değildir? CEVAP: Din kitaplarında deniyor ki: Ayakta duramayan veya zarar gören, başı dönen kimse, farzları da, secde ettiği yerde oturarak kılar. Rüku için eğilir. Secde için, başını yere koyar. Duvara, değneğe, insana dayanarak, biraz ayakta durabilenin, ayakta tekbir alması ve o kadarcık ayakta okuması farzdır. Secde için yere eğilemeyen hasta, 25 cm'den yüksek olmayan, sert bir şey üzerine secde eder. Alnında yara olan, yalnız burnu ile, burnunda yara olan da, yalnız alnı ile secde eder. Alnında ve burnunda birlikte özür olup başını yere veya böyle sert bir şey üzerine koyamayan, ayakta durabilse bile, yere oturarak ima ile kılar. Yani rüku için biraz eğilir. Secde için, rükudan daha çok eğilir. Secde için, kendisi veya başkası, yerden bir şey kaldırıp, yüzünü bunun üstüne koyması tahrimen mekruhtur. Resulullah efendimiz bir hastayı ziyaret etti. Bunun, eli ile yastık kaldırıp, üzerine secde ettiğini görünce, yastığı aldı. Hasta, odun kaldırarak bunun üstüne secde etti. Odunu da aldı ve (Gücün yeterse, yere secde et! Yere eğilemezsen, yüzüne bir şey kaldırıp, bunun üzerine secde etme! İma ederek kıl ve secdede, rükudan daha çok eğil!) buyurdu. (Fethul-kadir, Merakıl-felah, Halebi, Mecma'ul-enhür) Bir uzvundaki dertten dolayı uygun oturamayan kimse, istediği gibi oturur. Oturabilmek için, ayaklarını kıbleye karşı uzatabilir. Bir yerini yastığa veya başka şeye dayar. Yahut, bir kimse tutarak düşmesine mani olur. Yüksek bir şeyin üstüne oturup ima ile kılması caiz değildir. [Sandalyede oturarak kılanın namazı kabul olmaz. Çünkü, sandalyede oturmak için zaruret yoktur. Sandalyede oturabilen kimse, yerde de oturabilir ve yerde oturabilenin yere oturup kılması lazımdır. Namazdan sonra, yerden ayağa kalkamayan, sandalyeden ise kolay kalkan hastayı yerden bir kimse kaldırır. Yahut, kıbleye karşı olan bir karyolada, ayaklarını sarkıtmadan oturarak kılar. Namazdan sonra, ayaklarını yatağın bir yanına sarkıtıp, sandalyeden kalkar gibi kalkar.] Bir şeye dayanarak veya bir kimsenin tutması ile de, yerde oturamayan hasta, sırtüstü yatarak kılar. Ayaklarını kıbleye uzatır. Başı altına yastık koyar. Yüzü kıbleye karşı olur. Veya kıbleye karşı sağ veya sol yanı üzerine yatar. Rüku ve secdeleri, başı ile ima eder. Böyle de ima edemeyen aklı başında bir hasta, bir günden çok namazını kılamazsa, hiçbirini kaza etmez. Semavi bir sebep ile, yani elinde olmayarak, mesela hastalık ile veya baygın yahut secde, rekat sayılarını unutacak kadar dalgın olarak, beşten fazla namazını kılamayan da böyledir. Alkollü içkiler veya ilaç alarak böyle baygın, dalgın olanın, kılamadığı namazlarının adedi birkaç günlük olsa da, hepsini kaza etmesi lazımdır. Hastanın yatakta veya sandalyede, ayaklarını sarkıtarak oturup, ima ile kılması caiz değildir. Hasta, yerde veya uzunluğu kıble istikametinde olan bir çekyat üstünde, kıbleye karşı oturarak kılar. Yere oturunca kalkamazsa, sandalye, koltuk veya yatak üzerine oturur, ayaklarını bir sehpanın üstüne koyarak ima ile kılar. Felçli olup, sandalyesinden inip binemeyen de, mümkünse ayaklarını sehpaya koyar veya koydurur. Buna da imkan yoksa, zaruretten dolayı, kendi sandalyesinde kılması caiz olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: Tevazu göstermekle tevazu sahibi olmak farklı mıdır? İzzet-i nefsine düşkün olmak zararlı mıdır? CEVAP: Tevazu göstermek yapmacık ve gülünç olur. Züğürdün hava atmasına benzer. Tevazu sahibi olmak ise tabiidir. Nefse düşkün olmak çok zararlıdır. Çünkü nefsin her istediği kendi zararınadır. Nefsin isteklerine uymamak için çalışmak cihad olur. Peygamber efendimiz nefsle cihada büyük cihad adını vermiştir. Nefsin arzularından kaçıp dinimizin emrine uymaya çalışmalıyız. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Nefsini hor tutan, dinini kıymetlendirmiş, nefsini aziz tutan, dinini hor tutmuş olur. Din ise aziz tutulması lazım gelen en büyük nimettir. Nefsini besleyen dinini zayıflatmış olur, dinini besleyen ise, dini de, nefsi de makbul şekilde beslemiş olur.) [Ebu Nuaym] (Ne mutlu o kimseye ki, nefsini alçaltmadan tevazu gösterir, miskinliğe düşmeden nefsini küçültür, malını günah olmayan yerlere harcar, yoksullara, muhtaçlara merhamet eder, fıkıh ve hikmet ehli ile beraber olur, ilmi ile amel eder, malının fazlasını infak eder ve sözünün fazlasını tutar.) [Beyheki] (Allah'a ibadet yolunda nefsini zelil eden kimse, günah işleyerek şeref arayandan daha aziz olur.) [Ebu Nuaym] Nefsini hor, dinini aziz tutmanın en kestirme ve ferah yolu, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin yolunda olmak, onları çok sevmek, onlarda fani olmaktır. Böyle yapmayan, ne nefsini hor görebilir, ne de dinini aziz tutabilir. Allah için sevmek Sual: Hubb-i fillah ve buğd-i fillah diye bir şey çıkaranlar var. Amentü'nün altı esasına inanmak yetmiyor mu? CEVAP: Sadece inanmak yetmez. Ayrıca bunları beğenmek de şarttır. Kur'anın Allah'ın kelamı olduğuna inansa, fakat hükümlerini beğenmese, lüzumsuz görse, iman etmiş olmaz. Peygamber efendimizin peygamber olduğuna inansa, fakat peygamberliğini beğenmese, bu zat peygamber olarak gönderilmemeliydi dese iman etmiş olmaz. Diğer hükümlerin hepsi böyledir. İnanmakla birlikte beğenmek de şarttır. Yapıp yapmamak ayrı, inanmak ve beğenmek ayrıdır. Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgilidir, inanmak ve beğenmek ise imanla ilgilidir. İmandaki inanmak, kabul edip beğenmek demektir. Beğenmenin içinde hubb-i fillah ve buğd-i fillah vardır. Hubb-i fillah ve buğd-i fillah [Allah için dostluk ve Allah için düşmanlık] olmadıkça da hakiki imana kavuşulamaz. Üç hadis-i şerif meali: (Allah'ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah'ın sevgisine kavuşur.) [İ.Ahmed] (Allah'ın dostunu seven, düşmanını düşman bilen kâmil iman sahibidir.) [Ebu Davud] (Din, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.) [Ebu Nuaym, Hâkim] "Domuz suratlı" demek! Sual: Bazıları, "Domuz oğlu domuz, domuz suratlı, domuz gibi bakıyorsun. Eşek oğlu eşek demek küfürdür, çünkü böyle söyleyince hazret-i Âdem'e kadar gider. Böyle söyleyenin imanını ve nikahını tazelemesi gerekir" diyorlar. Doğru mudur? CEVAP: Doğru değildir. Hazret-i Âdem'e kadar gitmez. Böyle söylemek uygun değilse de, küfür olmaz.
Sual: Din kitaplarında, ateiste kâfir, Müslümana Cennetlik, Müslüman olmayanlara Cehennemlik deniyor. İnsanları ancak Tanrı yargılar, siz yargılayamazsınız. Sahabelerle Müslümanların Cennete ve gayri müslimlerin ise Cehenneme gideceğini nereden biliyorsunuz? Cennet Müslümanların tekelinde midir? CEVAP: İnsanların da, Cennetin Cehennemin yaratıcısı da, mülkün sahibi de Allahü teâlâdır. (Bana ve sevgili Peygamberime inanırsanız, bildirdiği gibi amel ederseniz, Cennete girersiniz. İnanmazsanız Cehenneme girersiniz) buyuruyor. Hüküm koyan, yargılayan Allahü teâlâdır. Kimin Cehenneme gideceğini elbette Allahü teâlâ bildiriyor. Biz Onun bildirdiğini yazıyoruz. Müşriklerin, gayri Müslimlerin Cehennemlik olduğunu Allahü teâlâ bildiriyor. Beş âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah [Ahirette] şirki [kâfirliği] asla affetmez. Diğer bütün günahları ise, istediği kimselerden affeder.) [Nisa 48] (Âyetlerimizi yalanlayan kâfirler, Cehennemliktir, orada ebedi kalırlar.) [Bekara 39] (Sizden kim, dininden dönüp kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları [iyi] işler dünya ve ahirette boşa gider. Cehennemlik olarak orada devamlı kalırlar.) [Bekara 217] (İnkârcıların [kâfirlerin] malları da, evlatları da Allah indinde bir fayda sağlamaz [onları cezadan kurtaramaz.] Onlar Cehennem yakıtıdır.) [Al-i İmran 10] (Elbette, ehl-i kitaptan olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, Orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyine 6] Görüldüğü gibi, kimlerin Cehenneme gideceğini Allahü teâlâ bildiriyor. Kimlerin Cennete gideceğini de yine O bildirmiştir. Beş âyet-i kerime meali de şöyledir: (İman edip salih amel işleyenler ve Rablerine huşu ile itaat edenler Cennet ehlidir, orada ebedi kalırlar.) [Hud 23] (Elbette Allah, iman edip salih amelleri işleyenleri, altından ırmaklar akan Cennetlere koyacaktır.) [Hac 14] (Kim bir kötülük işlerse, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Erkek veya kadın, her kim de mümin olarak iyi bir amel işlerse, işte onlar Cennete girerler. Orada hesapsız olarak rızıklandırılır.) [Mümin 40] (Hicret eden [Eshabdan] ve onlara yardım eden Ensardan ve iyilikte onların izinden gidenlerden, Allah razıdır. Hepsi de Cennetliktir.) [Tevbe 100] (Mekke'nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vâdetmiştir.) [Hadid 10] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim] ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: Sahabelerin, Peygamberimize "Anam babam sana feda olsun" dediklerini okudum. Bu ne demektir? Niye kendileri feda olmuyor da ana babalarını feda ediyorlar? "Ya Resulallah, canım sana feda olsun, sana ve yoluna kurban olayım" dediklerini okudum. Böyle söylemek caiz mi? CEVAP: Evet caizdir. Eshab-ı kiram caiz olmayan şeyi yapmaz. Caiz olmasa idi, Peygamber efendimiz müdahale eder, öyle söylenmez diye bildirirdi. "Anam babam sana fedâ olsun ya Resulallah" demek, "Senin emrini onların emrine tercih ederim" demektir. Resulullah efendimizi, malımızdan mülkümüzden, ana babamızdan ve herkesten çok sevmemiz gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Beni ana babasından, evladından ve herkesten daha çok sevmeyen, [hakiki] mümin olamaz.) [Buhari] Yaşlı ana babaya hizmet Sual: Yaşlı ve hasta anam babam yanımızda kalıyor. Bize çok sıkıntı veriyorlar. Ayrı bir eve çıkarsak sakıncası olur mu? CEVAP: Onlarla yakından ilgilenmeli, dualarını ganimet bilmeli. Elden geldiği kadar hizmet etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Şu kimselerin burnu yere sürtsün: 1- Yanında ismim anılır da, bana salevat getirmez. 2- Ramazana erişir de, mağfiret olmaz. 3- Ana babası yanında ihtiyarlar da Cenneti kazanamaz.) [Tirmizi] Mürtedin tövbesi Sual: Bir kimse, küfre düşürücü bir şey söylese, mesela peygamberlerden birini inkâr etse, bütün küfürleri için tövbe etse, Kelime-i şehadet getirse, namazlarını da kılsa, fakat yine bu inkârında devam etse, Kelime-i şehadetinin ve namazının buna faydası olur mu? CEVAP: Hayır, faydası olmaz. Tövbe etmek için yalnız Kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir. Küfre sebep olan şeyden de tövbe etmek şarttır. Amel değil, iman bir bütündür, ya vardır ya yoktur. İman edilecek şeylerin birine bile inanmasa, hepsine inanmamış sayılır. Mürted, küfrüne sebep olan şeyden tövbe etmedikçe, (La ilahe illallah) demekle ve İslamiyet'in bazı emirlerini yapmakla, mesela namaz kılmakla, oruç tutmakla, hacca gitmekle, hayrat ve hasenat yapmakla Müslüman olmaz. Bu bozuk itikadla ölürse imanla ölmez. Bu iyiliklerinin ahirette hiç faydasını görmez. İnkârından, yani inanmadığı şeyden tövbe etmesi, pişman olması lazımdır. Yani, İslamiyet'ten çıktığı kapıdan geri girmesi lazımdır. Abdestsiz tefsir tutmak Sual: Piyasadaki mealleri, tefsirleri hayzlı iken veya abdestsiz iken tutmak caiz mi? CEVAP: Caiz değildir. S.Ebediyye'de, (Tefsir kitapları Kur'ân-ı kerim gibi; başka din kitapları dua gibidir) deniyor. Yani başka din kitaplarını hayzlı iken veya abdestsiz tutmak caizdir. Abdestsiz âyete dokunmak Sual: Bazı din kitaplarının sonunda orijinal hâliyle âyetler yazıyor. Hayzlı iken, bu kitapların sadece o sayfasına mı el süremeyiz, yoksa kitaba mı el süremeyiz? CEVAP: Kitaba değil, sadece o sayfadaki âyetlere el sürülemez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: Hadis-i şeriflerde, (Kalbinde zerre kadar kibir olan, Cennete giremez), (Söz taşıyan Cennete girmez), (Cimri Cennete giremez), (Gıybet eden Cehennemliktir), (Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur), (Cömert Cennetliktir) deniyor. Kitaplardaki yazılarda da buna benzer ifadeler oluyor. Bunların bazı şartları yok mudur? CEVAP: Şartsız söylenen şeylerin mutlaka birkaç şartı bulunur. (Cennete girmez) demenin bazı şartları vardır: 1- İmanı yoksa Cennete girmez demektir. 2- İmanı var, fakat günahları sevaplarından çok ise, günahlarının cezasını çekmeden Cennete giremez demektir. 3- İmanı var, günahı sevabından çoktur. Fakat affa veya şefaate kavuşmazsa Cehennemde cezasını çekecek demektir. Affa veya şefaate kavuşursa, hiç Cehenneme girmeden, Cennete gider demektir. (Şunu yapan Cennetliktir) denince bunun da bazı şartları olduğu anlaşılır: 1- Birinci şart o kimsenin imanlı olmasıdır. İmansız ise, cömert de olsa, insanlığa, bütün dünyaya büyük hizmetleri geçse de, Cennete giremez. 2- İmanı var, fakat sevapları günahlarından çok ise, ancak o zaman Cennete girer demektir. 3- İmanlı cömerdin cömertliği, birçok günahları affettirir, şefaate sebep olur. Bu bakımdan cömerdin günahları affedilir, Cennete layık olur demektir. (Şu ameli yapanın veya yapmayanın imanı yoktur) demek, kâmil imana sahip değil, imanı zayıftır demektir. (Kuzu eti yenir) denirse bazı şartları var demektir. Bazıları şöyledir: 1- Kuzuyu kesmeden, canlı iken, bir bacağını kesip yemek caiz olmaz. 2- Kuzuyu kesenin Müslüman veya ehli kitap olması gerekir. 3- Müslüman olması yetmez. Besmele ile kesmesi gerekir. Kasten besmelesiz kesilirse yenmez. 4- Et hastalıklı ise veya zehirli ise yine yenmez. Kuzu çalınmış veya gasp edilmiş de olmamalı. Bunlar gibi bazı şartlar aranır. (Kadınların altın veya gümüş yüzük takmaları caizdir) denince, yabancı erkeklere gösterebilir demek değildir. Yüzük çok sıkı olup altına su geçirmezse, guslederken yüzüğü çıkarmak veya oynatmak gerekir. Nikah tazelemek (Camide toplu olarak nikah tazelemesi yapılınca, nikah sahih olur) denince bunun da bazı şartları var demektir: 1- Erkek, Müslüman kadınla evli olması gerekir. Dinsiz birisi ile evli ise nikah tazelenmiş olmaz. 2- Erkeğin, hanımından vekalet almış olması gerekir. 3- Nikah duasını okuması gerekir. Okurken de yanındaki iki kişinin duyması gerekir. O iki kişinin bunu tanımaları, bekâr mı, evli mi olduğunu da bilmeleri lazımdır. Buna benzer şartlar olmadan camide dua okumakla nikah sahih olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Ata sözü dinle, kalbi selim ol, Bil ki, kalbden kalbe yol var demişler. Öfkelenme hemen, biraz salim ol, Sert sirke küpüne zarar demişler. Her yere uzanmaz el ve etekler, Hep boşuna gider bütün emekler, Göllerde dolaşan şaşkın ördekler, Baştan değil, tersten dalar demişler. Aldanma dünyanın sakın vârına, Düşmeye gör onun ahuzârına, Bugünkü işini koyma yârına, Gün doğmadan neler doğar demişler. Ne yazık geride kaldı bilenler, Rağbet gördü günahına gülenler, Eskiden beridir; dağdan gelenler, Bağda olanları kovar demişler. Dedesi demiş ki, benim dedeme, Tuz ekmek bilmeze derdini deme, Ot topla ye, namert ekmeği yeme, Gün olur başına kakar demişler. Salih insanların yapış izine, Dost addetme her güleni yüzüne, İncinme dostunun doğru sözüne, Doğru söz insana batar demişler. Kendine bir rehber bulmayan için, Onun öğüdünü almayan için, Pişmeden ham kalıp olmayan için, O, dipsiz kile boş ambar demişler. Dost ile ettiğin sözde kıl karar, Kâr etmezsen bari eyleme zarar, Aza kanaat et olma tamahkâr, Ucuz satan tezce satar demişler. Elimde olmalı diyorsan dümen, Kanaat ipini bırakma elden, Eşek, geyik gibi boynuz isterken, İki kulaktan da olur demişler. Vakit girmeyince namaz kılınmaz, İman gibi büyük nimet bulunmaz, Güneş balçık ile elbet sıvanmaz, Kötülük her zaman sırıtır demişler. Okuyup ilimle olmalı âmil, Hiç konuşmasa da bilinir kâmil, Kendinden gayriyi beğenmez câhil, Kendi çalar kendi oynar demişler. Kötülüklerden kaç, verme hiç değer, Desinler sana bir er oğlu er, Elin kapısını çalarsan eğer, El de senin kapın çalar demişler. Sözünü uzatan, sürçer, gaf eder, Kıymetli vaktini hep israf eder, Hem de çok yanılır, çok günah işler, Fazla söz yalansız olmaz demişler. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: Bir kimsenin başına dert bela gelse, hastalansa, sabretmese de günahları affolur mu? CEVAP: Evet, günahları affolur. Musibetlere, elemlere, belalara sevab olmaz. Bunlara sabretmeye sevap verilir. Fakat, bunlara sabredilmese de, günahların affına sebep olurlar. (S. Ebediyye) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Mümin hastalanıp iyileşince, hastalığı günahlarına kefaret olur.) [Taberani] (Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur.) [Buhari] (Her musibet, affedilecek bir günah için gelir.) [Ebu Nuaym] (Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.) [Hakim] (Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, müminin Uhud Dağı kadar günahı olsa da, hepsi affolur.) [Taberani] (Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helaki için kâfi gelirdi.) [İ.Asakir] Küfre düşürücü haller Sual: S. Ebediyye'de, (Kur'an-ı kerimin manasının değişerek, küfre sebep olmasının misalleri çoktur. Rüku tesbihinde (Zı) ile (azim) denir ki, Rabbim büyüktür demektir. Eğer ince (Ze) ile (azim) denilirse, Rabbim benim düşmanımdır demek olur. Abdestsiz olduğunu bilerek namaz kılmak küfür olur) deniyor. Namaz kılarken, gayret ettiği halde doğru okuyamayan ve okuduğu ifade küfre düşürücü ise, o kimse kâfir mi olur? Bilerek değil de unutarak abdestsiz namaz kılan da kâfir olur mu? CEVAP: Yanlışlıkla yapılan bir şeyden dolayı namaz kılan Müslümana küfre girdin denilmez. Adam gayret ediyor, fakat kelimeleri doğru okuyamıyorsa, ona kâfir oldun denir mi hiç? İrab hataları, namazı bozmaz. İrab hataları affedilmiştir. Unutarak abdestsiz kılan kimse, hiç hatırlamazsa o namazı sahih olur, küfre falan da düşmüş olmaz. Kasten, bilerek namazla alay için abdestsiz namaz kılmak küfür olur. Hiçbir Müslüman da, namazla böyle alay etmez. Ederse elbette küfür olur. Günahkârın tövbesi Sual: Çeşitli günahlar işleyen birisi, tövbe edip dua etse, günahları affolur mu? CEVAP: Evet, affolur. Tövbe eden, bir daha günah işlemezse, artık o hiç günah işlememiş gibi olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, "Kulum, elini kaldırıp dua ederse, ben onun elini boş çevirmekten hayâ ederim" buyurdu. Melekler, "Ya Rabbi, dua eden kimse, layık birisi değilse, yine mi elini boş çevirmezsin" dediler. Allahü teâlâ, "Ben mağfiret ehliyim. Siz şahit olun ki onu da affederim" buyurur.) [Hâkim] (Kul tövbe edince Allah onun günâhlarını muhafaza meleklerine unutturduğu gibi, onun uzuvlarına ve bilen kim varsa hepsine unutturur. Allah'a mülâki olduğunda [hesap günü], günahı sebebiyle aleyhine şahitlik yapacak kimse kalmaz.) [İbni Asakir] Tabanca ile namaz kılmak Sual: Tabanca veya başka silahla namaz kılmanın mahzuru olur mu? CEVAP: Hayır, hiç mahzuru olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Sual: İşlerimizin bir kısmını Hanefi'ye, bir kısmını Maliki'ye, bir kısmını Şafii'ye, bir kısmını da Hanbeli'ye uyarak yapsak dört mezhebin dördüne de uymuş olmaz mıyız? CEVAP: Hayır uymuş olmayız. Hatta hiçbirine inanmamış oluruz. Hatta, hepsinin yani dinde söz sahibi mutlak müctehidlerin üzerinde kendimizi görmüş ve buna göre hareket etmiş oluruz. Din kitaplarımızda buyuruluyor ki: Bir işi bir mezhebe göre yapmaya başladıktan sonra, bu işi ve buna bağlı olan işleri yapmaya devam ederken, bu mezhebi taklit etmekten vazgeçmenin yasak olduğu sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbnül Hümam Tahrir-ül-üsul, İbnül-Hacib Muhtasar-ül-üsul, Alâüddin-i Haskefî Dürr-ül-muhtar) Bir mezhebi taklid edenin, hep ona tâbi olması vacibdir. Zaruret olmadıkça, başka mezhebe göre iş yapması caiz değildir. Bir mezhebe göre amel edenin, bu mezhebden ayrılmasının caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (Bahr-ür-raık) Mutlak müctehid olmayan âlimin, bir mutlak müctehidi taklid etmesi gerekir. (Müsellem-üs-sübut) Ayn-ül-ülaya yükselmemiş bir âlimin, dört mezhepten birini taklid etmesi vacibdir. Taklid etmezse, doğru yoldan sapar. Başkalarını da saptırır. (İmam-ı Şarani Mizan s.24) Müctehid olmayanın, [geçerli bir mazereti olmadan] mezheb değiştirmesi caiz değildir. Kendine uygun gördüğü bir mezhebi taklid etmesi lazımdır. (Redd-ül-muhtar s.283) Müctehid olmayan din adamının, hadis-i şeriften anladığı ile amel etmesi caiz değildir. Çünkü, hadis-i şeriflerin mensuh veya tevilli yahut muhkem olduğunu ayıramaz. (İkt-ül-ceyyid, Muhtasar) Bir kimsenin, taklid ettiği mezhebi, yani ona uygun iş yapmaya başladığı mezhebi terk etmesinin caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbni Hümam Tahrir) İbadetlerde ve ictihad ile yapılan işlerde, dört mezhepten birini taklit eden kimse, böyle yaptığı işi, Allahü teâlânın emrine uygun olarak yapmış olur. (Mevlana Abdüsselam Cevhere şerhi) Taklid etmekte olduğu mezhebe uygunsuz iş yapmaya, hiçbir âlim caiz demedi. (Kimya-yı saadet) İslam dininin binası, bu dört direk üzerine kurulmuştur. Bir kimse, bu dört yoldan birine girerse ve bu dört kapıdan birini açarsa, başka yola geçmesi ve başka kapıya sarılması, abes ve lehv olur. İşlerinin düzenini bozmuş, doğru yoldan ayrılmış olur. Âlimlerin sözbirliği ve ahir zamanda Müslümanlara en uygun yol, dört mezhebden birini taklid etmektir. Din ve dünyanın düzeni böyle olur. Herkes, önceden dilediği mezhebi seçer. O mezhebi taklide başladıktan sonra, bunu bırakıp, başka mezhebe geçmek, hiç şüphesiz, birinci mezhebe suizan etmek olur. İşler ve sözler bozulur, karışır. Sonra gelen âlimler, bunu sözbirliği ile bildirdiler. Doğrusu da budur, hayır bundadır. (Abdülhak-ı Dehlevi Sıfr-üs-seadet şerhi) Mutezile gibi, hak yolun çeşitli olduğuna inananlar, aminin [cahilin] mezhepleri dilediği gibi karıştırabileceğini söylediler. Ehl-i sünnet âlimleri, aminin belli bir imama uyması lazım olduğunu bildirdiler. Keşf kitabı, bunu uzun anlatmaktadır. Her mezhebde mubah olanları, kolay olanları araştırıp, bunları yapmaya, mezhepleri Telfik denir. Böyle yapan, fasık olur. Said bin Mesud'ün Tahavi şerhi bu hususu ayrıntılı şekilde anlatmaktadır. (İmam-ı Kuhistani Muhtasar-ı Vikaye şerhi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
.
Hadisi Kur'âna arz etmek!
Sual: (Hadisimi Kur'anla karşılaştırın. Kur'ana uyarsa o söz benimdir, uymazsa benim değildir) hadisi uydurmadır. Resulullahın sözünü Kur'ana arz etmek, Peygambere itimatsızlık olmaz mı? Sonra, Peygamber, (Misvak kullanın) demiştir. Kur'anda misvak geçmiyor diye, bunu uydurma mı sanacağız? Önüne gelen kimse, bu Kur'ana aykırı diyerek bütün hadislere uydurma der. O zaman hadislere itimat kalmaz. Bunları nakleden âlimlere itibar etmez. Bu hadisin uydurma olduğunu duyurmak gerekmez mi? CEVAP: O hadis-i şerifi nakleden, İmam-ı Taberani'dir. Sizin bu düşündüklerinizi acaba İmam-ı Taberani hazretleri düşünemedi mi? İlmi ve dini hassasiyeti, sizin kadar yok muydu? Sapık veya cahil birisi bir söz uydurur, buna hadis der. Ehli olan hadis âlimi de, hadis ilminin şartlarının yanı sıra, onu Kur'ana arz eder. Bu işi cahiller yapamaz elbette. Hadis âlimlerinin, müctehidlerin, Ehl-i sünnet âlimlerinin işidir. Şimdi bir hadisin uydurma olup olmadığını anlamak için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bulunup bulunmamasına bakılır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında varsa, o hadis sahihtir. Hükümler kişiye göre değişir mi? Sual: Fıkıhtan habersiz biri, (Dinin hükümleri, ibadetler, haram ve helaller kişiye veya bölgeye göre değişmez. Bir şey haram ise her yerde ve herkese haram, helal ise, her yerde, herkese helaldir) diyor. Bunların istisnası olmaz mı, herkesi aynı kalıba sokmak doğru mu? CEVAP: Elbette her hükmün istisnaları olur. Birkaç örnek verelim: 1- İslam'ın farzı, zengine beş iken, fakire dört veya üçtür. Zekat vermek fakire farz değildir. Gücü yetmezse hacca gitmesi farz değildir. Abdestin farzı, sağlam insana dört iken, ayakları olmayana üçtür. 2- Namaz ve orucun hükümleri, ekvatordakiler ve kutuplardakiler için aynı değildir. Ekvatorda gündüz oruç tutulur, gece yiyip içilir. Ama kutuplarda gündüz bazen 6 ay bile gündüz olur. Altı ay insan aç duramaz. Namaz vakitleri de güneşe göre tayin edilmez. 3- Sağlam bir insanın kıldığı namaz ile hasta, sakat olanın kıldığı namaz aynı olmaz. Ayakta durmak farz iken, ayakta duramayan oturarak kılar, oturarak da kılamayan yatarak kılar. 4- Yıkanınca hastalanacak kimse, gusletmek yerine teyemmüm eder. 5- Yolcuya, kadına, hastaya, esire, hapiste olana cuma namazı farz olmaz. 6- Ağzına, burnuna un tozu girenin orucu bozulur. Fakat un işinde çalışanın bundan sakınması zor olacağı için orucu bozulmaz. 7- Savaşta, vatanını ve dinini muhafaza için düşman askerini öldürmek caiz iken, barışta kâfirin kalbini kırmak bile büyük günahtır. 8- Bahse girmek, kumar oynamak haram iken, gayri müslim diyarında %100 kazanmak şartı ile oynamak caizdir. Nitekim Mekke henüz İslam ülkesi değil iken, Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin emrine uyarak, Übeyy ibni Halef ile bahse girmiş ve bahse konan yüz deveyi almıştır. 9- Domuzun alımı satımı şiddetli haram iken, gayri müslim ülkesine domuz ihracı caizdir. 10- Faiz alıp vermek büyük günahtır. Ama gayri müslim ülkelerde faiz almanın caiz olduğu Dürr-ül-muhtar, Redd-ül-muhtar, Mülteka, Mecmaul-enhür, Dürer ve Gurer, Kuduri, Cevhere, Vikaye, Fetavayı Hindiyye, Fethul-kadir, Ceride-i ilmiyye gibi birçok fıkıh kitabında yazılıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Resulullah Efendimiz ümmi idi (1)
Sual: Peygamberimiz, okuma yazma biliyor muydu? CEVAP: Resulullah ümmi idi, yani kitap okumamış, yazı yazmamış, kimseden bir ders görmemiş idi. Mekke'de doğup, büyüyüp, belli kimseler arasında yetişip, seyahat etmemiş iken, Tevrat'taki, İncil'deki, Yunan ve Roma devirlerinde yazılmış kitaplardaki bilgilerden, olaylardan haber verdi. İslamiyet'i bildirmek için, Müslümanlara yazdırdığı mektupları, Rum, İran ve Habeş hükümdarlarına ve diğer padişahlara gönderdi. Kur'an-ı kerimi kâtiplerine yazdırdı. Batılılar, zaten (İslam Peygamberi) ifadesiyle Peygamberimize inanmadıklarını, Onu Peygamber olarak kabul etmediklerini bildiriyorlar. Peygamber efendimizin bu bilgileri, başkalarından öğrendiğini savunabilmeleri için de, Onun okuryazar olduğunu söylüyorlar. Tevrat ve İncil'e ait bilgileri seyahat ettiği yerlerdeki papazlardan öğrendiğini iddia edebilmek için bu iftiraya başvuruyorlar. Misyonerlere uşaklık eden bazı bid'at ehli de buna inanıyor. Halbuki Peygamber efendimizin ümmi olduğu, yani okuryazar olmadığı pek meşhurdur. Bütün bilgileri vahiy ile Allahü teâlâdan öğrendi. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Sen bundan [Kur'an-ı kerim indirilmeden] önce, bir yazı, bir kitap okumadın, elinle de yazı yazmadın. Böyle olsaydı, bâtıl yoldakiler şüpheye düşerlerdi.) [Ankebut 48] (Müşrikler, Kur'anı başkasından öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış derlerdi. Yahudiler de, Onun vasfı Tevrat'ta ümmi olarak bildirilmiştir, bu ise ümmi değil diye şüpheye düşerlerdi.) (Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de [ismini ve sıfatını] yazılı buldukları ümmi nebi olan o Resule [Muhammed aleyhisselama, iman edip] tâbi olanlara [çeşitli nimetler vereceğiz]. O resul, onlara iyiyi emreder, onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki zincirleri kırar, [yapılması güç ağır teklifleri kaldırır kolaylarını emreder], işte o vakit Ona iman eden, Ona kuvvetle saygı gösteren, Ona yardımcı olan ve Onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte onlar saadete, kurtuluşa erenlerdir.) [Araf 157] (De ki: "Ey insanlar, elbette ben, göklerin ve yerin hükümranı, kendisinden başka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği resulüyüm. Allah'a ve Onun ümmi nebi olan Resulüne uyun ki, doğru yolu bulasınız.) [Araf 158] Allahü teâlânın böyle bildirmesi, ümmî olduğu [okuryazar olmadığı] halde kendisinin bütün ilimlerin zirvesinde bulunmasından dolayıdır. Resul denmesi Allah'a göre, Nebi denilmesi de kullarına göredir. Yani O, Allah'ın elçisi olmak bakımından Resul, halka Hakkın emirlerini tebliğ etmesi yönüyle de Nebi'dir. (Beydavi) Alak suresinin birinci âyetinde ikra=oku buyurulup, üçüncü âyetinde tekrar oku buyurulması, ben okumak bilmem demesinden dolayıdır. (Beydavi) [Devamı var] --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Resulullah Efendimiz ümmi idi (2)
Sahih-i Buhari'de şöyle bildirilmiştir: Resulullah, peygamberliği bildirilmeden önce sahih rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar gündüz aynen çıkardı. Çoğu geceleri Hira Dağındaki mağarada ibadet ile geçirirdi. Ramazan ayında bir gün Hira Dağındaki mağarada ibadet ile meşgul iken, bir kimse [Cebrail aleyhisselam] geldi. Elinde ipekten bir örtü vardı. Resulullah efendimiz şöyle buyurdu: (O kimse bana "Oku" dedi. (Ben okuma bilmem) dedim. Elindeki örtüyü başımın üzerine koydu. Başımı ve yüzümü örttü. Sonra o örtüyü başımdan kaldırdı ve "Oku" dedi. Ben yine (Okuma bilmem) dedim. Yine önceki gibi, Alak suresindeki (İnsanı bir "alak"tan [döllenmiş yumurtadan] yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku, insana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin en büyük kerem sahibidir) [mealindeki] âyet-i kerimeleri okudu. Ondan işittiklerim kalbime tamamen yerleşti.) [Ayet-i kerimedeki oku, öğrendiklerini, duyduklarını tekrar et anlamındadır.] Resulullah efendimiz ile Kureyş arasındaki antlaşmayı Hazret-i Ali yazdı. Antlaşmanın başına Bismillahirrahmanirrahim ve Muhammedün Resulullah yazdı. O sırada henüz iman etmemiş olan Süheyl bin Amr dedi ki: (Bizim kitabımıza göre ben Rahmanı bilmem, onun yerine Bismike Allahümme yaz. Muhammedün Resulullah yerine de Muhammed bin Abdullah yaz. Eğer biz Onun Peygamberliğini kabul etseydik, zaten Onunla savaşmazdık.) Eshab-ı kiram ile Süheyl arasında konuşmalar devam ederken, Resulullah efendimiz buyurdu ki: - Ya Ali, Onu sil, Süheyl'in dediği gibi yaz. Hazret-i Ali'nin, edebinden silmeye eli varmadı. Resulullah efendimiz, (Silinecek yeri bana gösterin de orasını sileyim) buyurdu. Gösterdiler ve orasını sildi. (Şevahid-ün nübüvve) Bu vesikalara rağmen, bid'at ehli bile olsa, Müslüman olan bir kimse, Resulullah okur yazardı diyemez. Kâfirlerin demesinin zaten bir kıymeti yok. Yılanın zehir saçmasına benzer. Seven, sevdiği iledir Sual: Mezhep imamlarımızın yani İmam-ı a'zam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafii, İmam-ı Ahmed hazretlerinin yolunda olup, bu yoldan kıl ucu kadar ayrılmayan, Ehl-i sünnet âlimlerini seven ve onların yolunda giden muhakkak kurtuluşa kavuşur mu? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Doğru yolda gidenleri sevmek, onlarla tanışmak ve görüşmek ve onlar gibi olmaya özenmek ve o büyüklerin sözlerini işitmek ve kitaplarını okumak, Allahü teâlânın nimetlerinin en büyüklerindendir ve Onun ihsanlarının en kıymetlilerindendir. Muhbir-i sadık, yani hep doğru söyleyici olan Muhammed aleyhisselam, (El mer'ü mea men ehabbe) buyurdu. Yani, kişi, dünyada ve ahirette sevdiği ile beraber olur. Bunun için, din büyüklerini seven kimse, onlar ile beraber olur. Onların Allahü teâlâya manevi olan yakınlığında, onlar gibi olur. Allahü teâlâ, bu yolun büyüklerine olan sevginizi arttırsın! Onlara bağlılık arzusunu, ömrünüzün sermayesi yapsın! Bu büyükleri seven, onlarla beraber olur. Onlarla beraber olan, şaki olmaktan [küfürden ve günah işlemekten] korunmuş olur. (2/36, 1/203) --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birileri çıkmış (Allah ismini söylememiş, ama zıddını da ifade etmemişse kitap ehlinin kestiği yenir. Mutlaka besmele çekmiş olması, yahut kendi dillerinde Allah'ın ismini söylemiş olması şart değildir) diyor. Besmelesiz kesilen hayvan leş olmaz mı? CEVAP: Evet, leş olur. Bir âyet-i kerime meali: (Leş, akıcı kan, pis hınzır ve Allah'tan başkasının adı ile kesilmiş olan hayvanları yemek haramdır.) [Enam 145] Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Besmele ile attığın ok ile avladığını ye, av köpeğini de besmele ile salmışsan ve talimli köpek ise, yersin. Köpek talimsiz ise yetişip kesersen yersin.) [Müslim] Besmele kasten terk edilirse, leş olur. Unutulursa özür olur, mahzuru olmaz. İki hadis-i şerif meali: (Hayvan keserken, Allah'ın ismini söylemek gerekir. Eğer besmele unutulursa yerken söylemek yeter.) [Beyheki] (Hayvanı keserken, besmele ile beraber tekbir de getirin.) [Taberani] (Besmele ile beraber tekbir getirmek, Bismillahi Allahü ekber demektir.) Fetava-yı Hindiyye'de diyor ki: Müslümanın veya ehli kitap olan kâfirin, Allahü teâlânın ismini veya bir sıfatını, herhangi bir dil ile söyleyerek, kestiği yenir. Söylemezse, hayvan leş olur. (Zebaih bahsi) Rükün nedir? Sual: Kitaplarda, (Avret uzuvlarından herhangi birinin dörtte biri, bir rükün açık kalırsa, namaz bozulur, bir rükünde, eli üç kere kaldırırsa, namazı bozulur) deniyor. Rükün nedir? Ne kadar zamandır? CEVAP: Namazın içindeki farzlara Rükün denir. Bir âyet okumak, rüku ve iki secde, son rekatta oturmak, birer rükündür. Bir rükünde, üç kere Sübhanallah diyecek kadar avret yeri açılırsa namaz bozulur. Kaç rekat kıldığını şaşırıp, namaz içinde düşünmesi, sonraki rüknün veya vacibin, bir rükün zamanı kadar gecikmesine sebep olursa, bu arada, âyet ve tesbih okusa bile, secde-i sehv gerekir. Düşünmek, farzı veya vacibi geciktirince, secde-i sehv lazım olur. Mesela, son rekatta oturunca düşünürse, selam vermesi gecikirse, secde-i sehv lazım olur. Fazla okuduğu salevat ve dua, sünnet olarak değil, düşünce, dalgınlık sebebi ile olduğu vakit, vacibin gecikmesi secde-i sehvi gerektirir. Başka bir namazı kılıp kılmadığını veya dünya işlerinden herhangi birini düşünürse, bir rüknün gecikmesine sebep olsa bile, secde-i sehv lazım olmaz. Haşr suresinin sonu Sual: Tam İlmihal'de, Haşr suresinin sonunu okuyanların ahiret şehidi olacağı bildiriliyor. Haşr suresinin sonu denince, sondan kaç âyet anlaşılır? CEVAP: Hüvallahüllezi... diye başlayan üç âyet anlaşılır. Üçten fazla, beş veya daha fazla âyet okumak daha sevab olur.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hicri Yılbaşı ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571'de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke'de doğdu. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine'nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, hicri [kameri] yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi [yani bu gece] Müslümanların yılbaşı gecesidir. Yılbaşı gecemiz mübarek olsun! Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu. İslamiyet'ten önce Araplar, Muharremde harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece, haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu. (Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah'ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah'ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti. Kur'an-ı kerimde bildirilen ve dinde kullanılan Arabi ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur. Çünkü, mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir. İslamiyet'te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela ocakta yapmak, orucu Ramazanda değil de, şubatta tutmak, dini değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de kameri aylara göre tespit edilir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tövbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri de, başka günlere almak dini değiştirmek olur. Kıymet verilen dört aydan biri Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur'ân-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36) İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evde yalnız veya cemaatle vakit namazı kılanın, ezan ve ikamet okuması gerekir mi? CEVAP: Evde yalnız veya cemaatle vakit namazı kılan, ezan ve ikamet okumaz. Çünkü, camide okunan ezan ve ikamet evlerde de okunmuş sayılır. Ama okumak efdal olur. (S. Ebediyye) Bir mescitte birkaç cemaat Sual: Mescitte, ikinci, üçüncü cemaat yapılsa, imam olanın illa mihrapta mı durması gerekir? CEVAP: Camide ilk cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalıdır! (Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen âlimler de vardır. İhtiyaten, sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır! Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescitlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir. (Halebi) Geç kalanın ikamet okuması Sual: Camide cemaatle namaz kılındıktan sonra, o camiye gelen namaz için ikamet okur mu? CEVAP: Cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazı cemaat ile kılındıktan sonra, yalnız kılan kimse, ezan ve ikamet okumaz. Yollardaki camilerde Sual: Yollarda veya belli bir imamı olmayan yahut cemaati belli kimseler olmayan camilerde, cemaatten ayrı namaz kılarken ikamet okumak gerekir mi? CEVAP: Yollarda bulunan veya imamı ve müezzini bulunmayan ve cemaati belli kimseler olmayan camilerde, çeşitli zamanlarda gelenler, bir vaktin namazı için, çeşitli cemaatler yaparlar. Her cemaat için, ezan ve ikamet okunur. Böyle camide, yalnız kılan da, ezan ve ikameti kendi işiteceği kadar sesle okur. Seferde ezan ve ikamet Sual: Yolculuk yaparken yoldaki mescitlerde veya namaz kılacak herhangi bir yerde namaz kılarken, ezan ve ikamet okumak gerekir mi? CEVAP: Seferi olanlar, kendi aralarındaki cemaat ile de, yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Yalnız kılanın yanında, arkadaşları kılıyorsa, ezanı terk edebilir. Seferi olan kimse, bir evde yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Çünkü, camide okunan, onun namazı için sayılmaz. Seferi olanlardan bazısı, evde ezan okursa, sonra kılanlar okumaz. İkamet ve ezan Sual: İkamet okumak mı, yoksa ezan okumak mı daha efdaldir? CEVAP: İkamet okumak, ezan okumaktan daha efdaldir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazlarda rekat sayılarını çoğaltmak, yani daha çok namaz kılmak, tesbihleri daha çok çekmek, yani daha çok zikretmek daha iyi değil midir? Namazda okunan sure ve duaları daha farklı ve daha çok okusak, otururken okunanları ayakta okusak, ayakta okunanları otururken okusak bir sakıncası olur mu? CEVAP: İbadet, dinin emrettiğini, bildirdiği şekilde yapmak demektir. Bahsettiğiniz şekilde yapmak bid'at olur, caiz olmaz. Birkaç örnek verelim: Sabah namazının farzı iki rekattır. Kasten üç rekat kılarsak bid'at olur ve hiç kabul olmaz. Çünkü Peygamber efendimiz iki kılın buyurmuş ve iki kılmıştır. Öğle namazının farzı dört rekattır. Kasten beş rekat kılarsak bid'at olur ve hiç kabul olmaz. Çünkü Peygamberimiz dört kılın buyurmuş ve dört kılmıştır. İkindi namazının farzı da dört rekattır. Kasten beş rekat kılarsak bid'at olur ve hiç kabul olmaz. Çünkü Peygamberimiz dört kılın buyurmuş ve dört kılmıştır. Akşam namazının farzı üç rekattır. Kasten dört rekat kılarsak bid'at olur ve hiç kabul olmaz. Çünkü Peygamberimiz üç kılın buyurmuş ve üç kılmıştır. Yatsı namazının farzı dört rekattır. Kasten beş rekat kılarsak bid'at olur ve hiç kabul olmaz. Çünkü Peygamberimiz dört kılın buyurmuş ve dört kılmıştır. Onun bildirdiğini değiştirmek dini bozmak olur. Ama başka vakit, mesela akşamdan sabaha kadar nafile namaz kılabiliriz. Kazamız varsa kaza kılabiliriz. (Peygamberimizin emrine uymak şarttır) demek, fazla ibadet etmeyin demek değildir. Namazda Fatiha okunacak yerde kasten Ettehıyyatü okumak, Ettehıyyatü okunacak yerde Fatiha okumak dini değiştirmek olur. Yine Peygamber efendimiz, namazlardan sonra 33 kere Sübhanallah, 33 kere Elhamdülillah, 33 kere de Allahü ekber dememizi emretmiştir. Bunu az veya çok yaparsak sünneti değiştirmiş, Peygamber efendimizin bildirdiğini beğenmemiş oluruz. Ama başka zaman, sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar istediğimiz kadar tesbih çekebiliriz. Bin kere, milyon kere çekebiliriz. Bunu da Peygamber efendimiz emretmiştir. Bunların sakıncası olmaz, aksine çok iyi olur. Bildirilen yerlerde değişiklik yapılmaz. Herkes kafasına göre dini değiştirirse ortada din kalmaz. Bir hadis-i şerif meali: (Her bid'at sapıklıktır, her sapıklığın sonu da Cehennemdir.) [İ. Asakir] Namazda okumak Sual: Sabah ve akşam Haşr suresinin sonunu, gece yatarken de Amenerresulü'yü okumak çok sevab. Bunları namazda okumak, denilen vakitte okumak yerine geçer mi? CEVAP: Evet, daha iyi olur. Her zaman, sabah ve akşam namazının farzının veya sünnetinin ilk rekatında hep Haşr suresinin sonu [Hüvallahüllezi] okunabilir. İkinci rekatta da herhangi bir sure okunur. İkinci rekattaki değişik olunca, ilk rekatta hep aynı suresi okumanın sakıncası olmaz. İkinci rekatta hep aynı sure okunursa, birinci rekatta okunan değişik olmalı. Yatsı namazının sünnetinde veya farzında da Amenerresulü okunur. Bilen ve vakti olan, Tebareke suresini de okursa, daha iyi olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Nikah nasıl tazelenir? CEVAP: Nikah tazelemek demek, yeniden nikah kıymak demektir. Bunu bir hocanın nezaretinde yapmak gerekmez. Yalnız birinin nikahı tazelemesi yetişmez. Erkek ile hanımının, iki şahit yanında nikahı tazelemeleri lazımdır. Kolaylık olması için, nikahını yenilemeye, hanımından vekalet aldıktan sonra, iki erkek şahit yanında, (Öteden beri, nikahlım olan hanımımı, onun tarafından vekaleten ve tarafımdan asaleten kendime nikah ettim) denirse nikah tazelenmiş olur. Eğer önceki nikah sahih değil ise, bu nikah sahih olur. Erkek hanımından vekalet almadan, kendi kendine şahitler huzurunda nikah tazeleyemez. Kadının, nikah tazelemek için eşine, (Nikahımızı kıymak üzere seni vekil ettim) demesi yetişir. Vekillikten azletmedikçe, ömür boyu bu vekalet geçerlidir. Vekalet verirken şahit gerekmez. Hanımdan vekalet alarak, tecdid-i iman ve tecdid-i nikah duası, fasık da olsa iki Müslüman şahit yanında okunursa, o iki kişi de, bu duanın nikah tazelemek duası olduğunu bilirlerse, Hanefi mezhebinde nikah yine tazelenmiş olur. İki erkek veya bir erkek ile iki kadın şahit olmadan sadece bu duayı okumakla nikah tazelenmez. Şahitlerin Müslüman olmaları ve nikahı tazelenecek kimseleri tanımaları şarttır. Tanımak, kimin kızı ve hangi kızı olduğunu bilmek demektir. Veya filan kadın bu adamın hanımıdır diye bilmek demektir. Şahsını, şeklini, ismini bilmek şart değildir. Dede, baba, kardeş, amca, dayı, yeğen, anne, hala, teyze de şahit olabilir. Camide imam efendi, tecdid-i iman ve nikah duasını cemaat ile birlikte okursa, cemaat birbirlerine şahit olmuş, nikahları da tazelenmiş olur. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikah duası şöyledir: (Allahümme innî ürîdü en üceddidel îmâne vennikâha tecdîden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah.) ? Cuma günü ve gecesi Sual: Cuma günü mü, yoksa gecesi mi daha kıymetlidir? CEVAP: Cuma günü, gecesinden daha kıymetlidir. Cuma günü ölen şehid olduğu gibi, gecesinde de ölen şehiddir. Üç hadis-i şerif meali: (Allah nazarında günlerin en kıymetlisi Cumadır. Cuma günü, Kurban ve Ramazan Bayramı günlerinden de kıymetlidir.) [Buhari] (Cumadan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdaldır.) [Deylemi] (Cuma, dünyada ve cennette müminlerin bayramıdır.) [Riyad-ün-nasıhin] ? Hayzlı iken Sual: Bir bayan, hayzlı iken Kur'an-ı kerim öğrenemez mi, mesela Kur'an harflerini okuyup yazamaz mı? CEVAP: Sadece harfleri yazar okur. Âyetlere dokunamaz ve okuyamaz. ? Sahabi kime denir Sual: Sahabi kime denir? CEVAP: Peygamber efendimizi diri iken ve Peygamberliğini tebliğ ettikten sonra, bir an gören, eğer kör ise, bir an konuşan, büyük veya küçük, her mümine Sahabi denir. Bunların hepsine birden Eshab-ı kiram denir. (Mevahib-i ledünniyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cemaate yetişebilmek için, bazen ikindinin sünneti iki rekat olarak kılınabiliyor. Bir de akşamın sünneti iki iken üç rekat kaza kılmak, yine yatsının son sünneti yerine üç rekat vitir kılmak caiz mi? Üç rekatlık nafile namaz olmayacağı için, sünneti terk etmiş olmuyor muyuz? CEVAP: Farzın yanında, bir namaz kılmakla sünnet de kılınmış oluyor, burada rekat sayısı önemli değildir. Yani ikindinin ilk dört rekat sünneti yerine, akşamın üç rekatlık kazası veya sabah namazının iki rekatlık kazası da kılınabilir. Kazası olmayan insan da, böyle yapmakla sünneti terk etmiş olmaz. Bu konunun S. Ebediyye'de kaza namazı bahsinde geçen kısımlarından bazıları şöyledir: Büyük âlim İbni Nüceym'e soruldu ki, bir kimsenin kazaya kalmış namazları olsa, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsının sünnetlerini, bu namazların kazalarına niyet ederek kılsa, bu kimse sünnetleri terk etmiş olur mu?) Cevabında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü, beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat, o vakit içinde, farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Nevadir'de diyor ki, sünnet yerine kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur. Kaza borcu olan, her namaz vakti, o vaktin farzından başka namaz kılarsa, sünneti de yerine getirmiş olur. Beş vakit namazın ilk ve son sünnetlerini kılarken, sünnet olduğuna niyet etmek lazım değildir. Yalnız namaza niyet etmek de sahih olur. Yani o vaktin sünneti olur. Ayrıca sünnet demek gerekmez. [Niyet edilirse, ayrıca bu niyetin de sevabına kavuşulmuş olur.] Namaz vakti içinde, o vaktin farzından başka kılınan her namaz [mesela kaza namazı], o vaktin sünneti de olur. Yalnız namaza niyet edilerek kılınan sünnet sahih olur. Çünkü, beş vakit namazın sünneti demek, Peygamber efendimizin kıldığı namaz demektir. Bu namazlara sünnet ismi sonradan verildi. Resulullah, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız (Allah rızası için namaz kılmaya) derdi. Sünnet demezdi. Her vakit içinde böyle kılınan her namaz, sünnet ismi verilen namaz olur.) Camiye girince iki rekat namaz kılmak sünnettir. Buna tehıyyet-ül-mescid namazı denir. Camiye girince, farz, sünnet ve herhangi bir namaz kılınırsa, tehıyyet-ül-mescid de kılınmış olur. Kılınan namazlara, tehıyyet-ül-mescid diye de ayrıca niyet etmeye lüzum yoktur. Sünnet namaz demek, farzdan başka kılınan namaz demektir. Farzdan önce veya sonra olan sünnet yerine kaza kılan, bu kaza namazı ile sünneti de kılmış olur. Öğlenin ilk sünneti yerine, ikindi, akşam, yatsı veya sabah namazının kazası kılınsa, sünnet de kılınmış olur. Niye öğle namazının ilk dört rekat sünneti yerine, yine öğlenin kazaya kalan farzına niyet ediyoruz diye soruluyor. Böyle kılınınca hesabı kolay olur. Bir kimse böyle bir sene namaz kılsa, bir senelik kaza kılmış oluyor. Karışık kılarsa, yani öğlenin sünneti yerine akşamın kazasını kılsa, ikindinin sünneti yerine sabahın kazasını kılsa yine caiz olur ama, hesabı zor olur. İkamet okunurken, yahut imam namaza başlamışken, hiçbir sünnet kılınmaz. Cemaate yetişme imkanı varsa sabahın sünneti ayrı bir yerde kılınır. Ayrı yer yoksa o da kılınmaz. Çünkü cemaat ile kılınırken, nafile namaza, sünnete başlamak mekruhtur. Farza başlanacağı sırada cemaat arasında, ikindinin sünnetini kılmak mekruh olur. Eğer iki rekat kılınca yetişme imkanı varsa, iki rekat sabah namazının kazası kılınabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Diğer Peygamberler şefaat etmeyecek mi? (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kıyamet ve Ahiret kitabında şöyle uzun bir hadis-i şerif var: "İnsanlar, kıyamette Âdem aleyhisselama gidip, derler ki: (Sen aziz ve şerif bir Peygambersin ki, Allahü teâlâ seni yarattı. Melekleri sana secde ettirdi. Sana ruhundan üfledi. Hesaba başlaması için bize şefaat eyle ki, Allahü teâlâ ne murat ederse, onunla mahkum olalım) diye yalvarırlar. Âdem aleyhisselam der ki: (Ben Allahü teâlânın yasak ettiği ağacın meyvesinden yedim. Bu zamanda Allahü teâlâdan utanırım. Siz, Nuh aleyhisselama gidin.) Bunun üzerine bin sene aralarında meşveret ederek dururlar. Sonra Nuh aleyhisselama gidip yalvararak (Biz hiç dayanılmayacak bir haldeyiz. Hesabımızın tez görülmesi için bize şefaat eyle! Şu mahşer cezasından kurtulalım) derler. Nuh aleyhisselam onlara der ki: (Ben Allahü teâlâya dua eyledim. Yeryüzünde ne kadar insan varsa, o dua sebebiyle boğuldu. Bunun için, Allahü teâlâdan utanırım. Siz, İbrahim aleyhisselama gidin ki, o Halilullahtır. Belki o size şefaat eder.) Yine aralarında bin sene daha konuşurlar. Sonra, İbrahim aleyhisselama gelip (Sen o zatsın ki, Allahü teâlâ, seni kendine halil, dost eyledi. Bize şefaat eyle! Allahü teâlâ, mahlukat arasında, hükmünü versin) derler. İbrahim aleyhisselam onlara der ki: (Ben dünyada üç kere kinaye söyledim. Bunları söyleyerek din yolunda mücadele ettim. Şimdi Allahü teâlâdan bu makamda şefaat izni istemekten utanırım. Siz Musa aleyhisselama gidin. O, sizin için şefaat edebilir.) Yine bin sene birbirleriyle istişare ederler. Sonra Musa aleyhisselama gelip, (Sen Allahü teâlâ ile konuşan bir zatsın. Hesabın başlaması için bize şefaat eyle! Burada durmamız çok uzadı. İzdiham pek ziyadeleşti) derler. Musa aleyhisselam onlara der ki: (Ben, Allahü teâlâya, Firavun ailesinin senelerce hoşlanmayacakları şeylerle cezalandırılması için dua ettim. Sonra gelenlere ibret olmalarını rica ettim. Şimdi şefaat etmeye utanırım. Siz İsa aleyhisselama gidin. Size O şefaat edebilir.) Yine aralarında bin sene konuşurlar. Gittikçe sıkıntıları daha çoğalır. Sonra İsa aleyhisselama gelip, (Sen ruhullahsın, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette kıymetli bir zat olduğunu bildirdi. Bize şefaat eyle!) derler. İsa aleyhisselam buyurur ki: (Benim kavmim, beni ve annemi Allah'tan başka ilah ittihaz ettiler. Bana da ibadet ettiler. Bana oğul ve Allahü teâlâya baba dediler. Siz, Peygamberlerin en üstünü ve sonuncusu Muhammed aleyhisselama gidin. O şefaat eder.) İsa aleyhisselam, Peygamberimizin daha birçok faziletini anlatır, hepsi Muhammed aleyhisselama bir an önce kavuşmak ister. Hemen Muhammed aleyhisselama gelip, (Sen Habibullahsın! Habib ise, vasıtaların en faydalısıdır. Bize Rabbinden şefaat eyle! Zira, Peygamberlerin birincisi olan Âdem aleyhisselama gittik. Bizi Nuh aleyhisselama gönderdi. Nuh aleyhisselama gittik. İbrahim aleyhisselama gönderdi. İbrahim aleyhisselama gittik. Musa aleyhisselama gönderdi. Musa aleyhisselama gittik. İsa aleyhisselama gönderdi. İsa aleyhisselam ise, size gönderdi. Ya Resulallah, senden sonra gidecek bir yerimiz kalmadı) derler. Resulullah efendimiz, (Allahü teâlâ izin verir ve razı olursa, şefaat ederim) buyurur. Allahü teâlânın izni ile şefaat eder." (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Diğer Peygamberler şefaat etmeyecek mi? (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dün bildirilen hadis-i şerife göre, Peygamberimiz hariç, diğer Peygamberlerin şefaat edemeyeceği anlaşılıyor. Diğer peygamberler şefaat etmeyecekler mi? CEVAP: Peygamberlerin hepsi şefaat edecektir. O hadis-i şerifte bildirilen, ilk şefaat etme durumuyla ilgilidir. Peygamber efendimizden önce hiçbir Peygamberin şefaat etmeyeceği bildiriliyor. Peygamber efendimizin şefaatinden sonra, bütün Peygamberler şefaat edecektir. Peygamberlerden başka, melekler, Kur'an-ı kerim, mezheb imamları, âlimler, salihler, evliya, şehidler, akrabalar, din kardeşlerimiz, hacılar ve daha başkaları şefaat edecektir. Peygamber efendimizin şefaati şöyle olacak: 1- Mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır. 2- Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır. 3- Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır. 4- Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır. 5- Sevabla günahı eşit olup, Araf'ta bekleyenlerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir. 6- Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir. Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete girecektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette ilk şefaat eden ben olacağım.) [Müslim] (Bütün Peygamberler şefaat edecektir.) [Buhari] (Kıyamette Peygamberler, sonra âlimler ve şehidler şefaat eder.) [İbni Mace, Deylemi] (Kıyamette Âdem aleyhisselam, bir milyar insana şefaat eder.) [Taberani] (Akraba, emanete riayet eden, Peygamberiniz ve din kardeşleriniz şefaat eder.) [Deylemi] (Yemin ederim ki, Osman 70 bin kişiye şefaat edip Cehenneme gitmekten kurtarır.) [İ. Asakir] (Kıyamette abid Cennete girer, âlim ise halka şefaat için bekler.) [İ Maverdi] (İmamlarınız [din âlimleriniz] şefaatçilerinizdir.) [Dare kutni] (Hacı, yakınlarından 400 kişiye şefaat eder.) [Ramuz] (Allah indinde Kur'andan üstün şefaatçi yoktur. Ne peygamber, ne melek, ne de başkası.) [Taberani] (Kur'an okuyun! Çünkü kıyamette şefaat eder.) [Müslim] (Kur'an-ı kerim, okuyanlarına, ya şefaat edecek veya düşman olacaktır.) [Müslim] (Kıyamette Allahü teâlâ, "Melekler, Peygamberler ve salihler şefaatlerini yaptılar. Bundan sonra benim büyük rahmetim kaldı" buyurur.) [Buhari] Görüldüğü gibi, Peygamberler de şefaat edecektir. Ancak şefaatler farklıdır. Akrabamızın veya bir hacının şefaati, Peygamberlerinki gibi şümullü olmaz. Diğer Peygamberlerin şefaati de Peygamber efendimizin şefaati gibi olmaz. Hepsi derece derecedir. Bu bakımdan, bahsettiğiniz hadis-i şerif, yukarıdakilere zıt değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir binanın temeli atılırken kurban kesmek caiz midir? CEVAP: Temel için kurban kesilmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Temele kurban kesmek İslam'da yoktur.) [Nesai] Ancak temel atılırken, Allah için hayvan kesmeyi adayıp, etini fakirlere sadaka vermek caizdir ve sadaka sevabı hasıl olur. Uzvun şeklinin belli olması Sual: Kumaş cilde yapışsa, uzvun şekli belli olsa mesela pantolonum dar olup, kaba avret yerlerimin şekli belli olsa, namaz sahih oluyor mu? CEVAP: Şekli belli olunca, başkalarına karşı örtünülmüş olmaz ise de, namaz sahih olur. İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: Avret yerini örten ince kumaş altındaki cildin rengi belli olursa, namaz bozulur. Örtü cilde yapışıp, uzvun şekli belli olursa, namaz bozulmuş olmaz. Kadının kadına örtünmesi Sual: Müslüman kadın, yabancı erkekler hariç, kimlerin yanında başını ve kollarını açamaz? CEVAP: Müslüman kadın, mürted amca ve dayının, kâfir ve fasık kadınların yanında açık duramaz. Örtünmesi farz olur. Müslüman kadınların yanında ise, göbek ile diz arasını örtmesi farzdır. Kâfir ve fasık kadınlar yanında açık durmak zorunda kalan kadın, Hanbeli mezhebini taklid ederse, saç ve kollarını açması günah olmaz. İnce tülbentle namaz Sual: Namaz tülbendim çok ince olup saçlarım rahatça görülüyor. Böyle tülbent ile namaz kılmak caiz olur mu? CEVAP: İnce olup içindeki uzvun şekli ve rengi görünen kumaş yok demektir. Bu bakımdan, kalın namaz örtüsü ile kılmak gerekir. Namazda avret yerinin açılması Sual: Namazda avret yerinin kendiliğinden açılması ile bizim kasten açmamız fark eder mi? CEVAP: Evet, fark eder. Kendimiz açarsak hemen namaz bozulur. Kendiliğinden açılırsa, bir rükün miktarı, yani üç defa sübhanallah diyecek kadar zaman geçmedikçe, namaz bozulmuş olmaz. Mesela kadın sarkan saçlarını açarsa, namazı hemen bozulur. Kendiliğinden açılırsa, bir rükün miktarı zaman geçmedikçe bozulmuş olmaz. Cenaze namazında Sual: Cenaze namazında ayakkabıları çıkarıp üstüne mi basmak gerekiyor? CEVAP: Ayakkabısının altı necis olan üstüne basar. Ayakkabısının altı temiz olan hiç çıkarmaz. Ayakkabı ile yüründüğü için, genelde ayakkabıların altı temiz olur. Necaset olduğunu bilen, üstüne basar. Ana baba katili Sual: Anasını, babasını öldürenin cenaze namazı kılınır mı? CEVAP: Evet, günümüzde ana babasını öldürenin cenaze namazı kılınır. Eskiden, ana baba katili mahkeme kararı ile öldürülünce, bu katilin cenaze namazı kılınmazdı.
Geri alınmayan iman ve sevgi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı evliyanın imanı geri alınmaz diyorlar. Sahabe de böyle mi? Bir de, büyük zatlar bir talebesini severse, o talebenin sevgisi hep devam edermiş, geri alınmazmış, bunlar doğru mu? CEVAP: Senaullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Tasavvufta Fena makamına kavuşan, elbette imanla ölür. Bekara suresinin (Allah, imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyeti ve (Allahü teâlâ, [Fena makamına kavuşan evliya] kulların imanlarını geri almaz) hadisi, hakiki imanın geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üd-talibin) Evliyanın bile imanı gitmez, yani mürted olmazken, evliyadan daha yüksek olan sahabi asla mürted olmaz. Allahü teâlâ, Onlardan razı olduğunu, hepsine Cenneti söz verdiğini bildiriyor. Allah hiç sözünden döner mi? Kur'ân-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Hepsine Cenneti söz verdim. Ben onlardan razıyım.) [Hadid 10, Fetih 18, 29, Tevbe 100, Maide 119, Mücadele 22, Beyyine 8] Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da sonsuzdur. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31] (Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6] Allahü teâlâ sözünden dönmeyeceği için, Eshab-ı kiramdan hiçbiri, sonradan kâfir olmamıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri de bir mektuba verdiği cevapta buyuruyor ki: Allahü teâlâyı istediğinizi bildiren mektubunuz geldi. İstemek, kavuşmanın müjdecisidir. Büyükler buyuruyor ki: (Vermek istemeseydi, istek vermezdi.) Kâmil ve mükemmil bir zat ele geçerse, bütün arzuları, istekleri, onun eline bırakmalı, ölü yıkayıcının elinde teneşirdeki cenaze gibi olmalıdır. Önce Fena-fişşeyh'dir. Bu Fena, sonra Fillah haline döner. [Tasavvuf yolunun sonuna ermiş ve başkalarını da erdirmek için geri dönüp, herkes gibi görünen, bir kâmil bulunca, ona teslim olmalı. Önce, kendini onda yok etmeli, yani kendine değil, ona uymalı. Böyle olan kimse, yavaş yavaş, Allahü teâlâda yok olur. Yani kendi arzuları aradan kalkıp, Allahü teâlânın iradesi ile hareket eder. Kendi iradesi kalmaz.] (1/61) Murad-ı Münzevi hazretleri buyuruyor ki: Muhabbet çalışmakla kazanılmaz. Onu büyükler verir. Her kime muhabbet yani sevgi verilmişse, bir daha geri almazlar. Yine buyuruluyor ki: Büyükler, daha sonra gemiden atacaklarını baştan hiç gemiye almazlar. Gemi sahile çıkınca içindeki iyi kötü herkes sahile çıkar. Hatta gemideki fareler bile. ? İmam arkasında hata Sual: İmam ile namaz kılarken, imam secdeden doğruldu zannederek başımı kaldırdım, baktım ki imam daha secdede. Tekrar secdeye gittim. Yani benimki üç secde oldu. Bir de yine dalgınlıkla, imam selam vermeden önce selam verdim. Sonra baktım imam daha okuyor. Bekleyip imamla birlikte selam verdim. Namazım sahih oldu mu? Secde-i sehv yapmam gerekiyor muydu? CEVAP: İmamla yapılan hatalarda secde-i sehv gerekmez. Namazınız sahih olmuştur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşure Günü ve Gecesinin önemi nedir? CEVAP: Muharrem ayının onuncu günü, yani yarın, Aşure Günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure Gecesi, yani bu gecedir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure Günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tövbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un, oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıl Denizi geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması, Aşure Günü oldu. Bugün yapılacak işler: 1- Aşure Günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure Günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ.Ahmed, Taberani] (Aşure Günü oruç tutan, o yıl tutamadığı [nafile] oruçlarının sevabına kavuşur.) [Deylemi] (Aşure Günü, bir gün önce veya bir gün sonra da tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ.Ahmed] (Aşure Gününün faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir'a] [Yalnız Aşure Günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!] Peygamber efendimiz, bir gün öğleye doğru buyurdu ki: (Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure Günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud] 2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa'nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) 3- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure Günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, Ehl-i sünnete uygun ilmihal okumalıdır. Ayrıca Kur'an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalıdır. (Şir'a) 4- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) (Bugün aşure pişirmek ibadettir) diye aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevab olur. Bu inceliği iyi anlamalıdır. Tedavi niyetiyle sürme çeken, bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hakim) 5- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) 6- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure Günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki) 7- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir'a) [Bu sevablar, namaz kılan ve elinden geldiği kadar haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure Günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmaz.] ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birçok kişinin bulunduğu yerde, kimin imam olması gerekir? CEVAP: Sırası ile şu vasfa haiz olanlar tercih edilir: 1- İtikadı düzgün, fıkhı yani sünneti, İslamiyet'i bilen ve gözeten, 2- Kur'an-ı kerimi tecvid ile okuyan, 3- Bunlar birkaç kişi ise, vera sahibi olan, 4- Vera sahibi de birkaç kişi ise, yaşı çok olan. 5- Huyu güzel olan, insanlarla en iyi geçinen, 6- Yüzü güzel olan, yani en çok teheccüd namazı kılan, 7- Nesebi en şerefli olan, 8- Sesi güzel olan, 9- Elbisesi güzel olan, 10- Malı, mevkiyi çok olan, itibarı fazla olan, 11- Bunlar da benziyor ise, mukim misafire imam olur. 12- Şayet bunlardan birisi seçilemezse, çoğunluğun seçtiği imam olur. Daha üstünü varken, başkası seçilirse, uygun olmaz ise de, günah olmaz. 13- Bir evde, ziyafette, seçim aranmadan, ev sahibi, ziyafet sahibi imam olur. Yahut, imamı bu seçer. Kiracı, ev sahibi demektir. (İbni Âbidin) Özürlü imam olabilir mi? Sual: Bir özrü olan mesela, bir yerinden kan veya irin akmak, idrar veya yel kaçırmak, üstü necis olmak, harflerin bazısını peltek okumak gibi bir özrü olan kimse, özrü olmayan sağlam kimselere imam olabilir mi? Bir de, oturarak namaz kılana ayakta kılanlar uyabilir mi? CEVAP: Özrü olan, özrü olmayanlara imam olamaz. Özürleri birbirine benzeyenler, birbirlerine ve bir özürlü olan, iki özürlü olana imam olabilir. Maliki'de ve Şafii'de, özürlü olan, özürsüz olana imam olabilir. Yara üstündeki merheme, sargıya mesh eden ve herhangi bir sebeple Maliki veya Şafii'yi taklid eden Hanefiler özürlü sayılmaz. Teyemmüm etmiş olan, abdest almış olana, oturarak kılan, ayakta kılana imam olabilir. Cemaate gitmek Sual: Cemaate gitmemek için mazeretler nedir? CEVAP: Mazeretsiz cemaate gitmemek caiz olmaz. Bazı âlimlere göre cemaate gitmek vacibdir. Şunlar, cemaate gitmemek için özür olur: 1- Yağmur, çamur, şiddetli sıcak ve soğuk, gece şiddetli rüzgâr, havanın çok kararması. 2- Felçli, yaşlı veya başka sebeple yürüyemeyen, bir ayağı kesik olan veya kör. [Bunların yardımcıları veya arabaları olsa da, gitmeleri gerekmez.] 3- Canına veya malına saldıracak düşman korkusu olan. 4- Abdesti sıkışık olan. 5- Hareket halindeki yolcu. 6- Hastalığının artmasından veya uzamasından korkan hasta. 7- Yerine bırakacak kimse bulunmayan hasta bakıcı. 8- Nadir bulunan fıkıh dersini kaçırmaktan korkan. 9- Sofra hazır iken, sevdiği yemeği veya içeceği kaçırmak istemeyen. 10- İmâmın bid'at sahibi olduğunu veya abdestin, namazın şartlarını gözetmediğini bilen. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Din ne demektir? İslamiyet'e sırat-ı müstakim yani doğru yol denir mi? CEVAP: Elbette, İslamiyet sırat-ı müstakimdir. Din, insanları sonsuz saadete götürmek için Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu yollara din denmez. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede, bir Peygamber vasıtası ile, insanlara bir din göndermiştir. Bütün Peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmeyi istemişlerdir. Yani bütün Peygamberler Müslüman idi. Fakat, kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri başka başka olduğundan, Müslümanlıkları da ayrıdır. Mesela namaz vakitleri kiminde az kiminde çok idi. Bazı şeyler kiminde haram, kiminde helal idi. Her din, kendisinden önce gelen dini nesh etmiş, yani değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştiren ve dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hiç değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dinidir. Bugün, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği din de, bu ahkam ile kurulmuş olan İslam dinidir. Sırat-ı müstakim, sadece İslamiyet'tir. Üç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (İslam'dan başka din arayanın bulacağı din, asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Doğru yol İslamiyet sırat-ı müstakimdir. Kur'an-ı kerimde otuzdan fazla yerde, İslamiyet için, sırat-ı müstakim [doğru yol] ifadesi geçer. Bunlardan bazıları şöyledir: (Doğu da Allah'ın, batı da. O, dilediğini doğru yola [İslamiyet'e] iletir.) [Bekara 142] (Allah'ın Kitabına sarılan elbette doğru yola [İslamiyet'e] kavuşur.) [Al-i İmran 101] (Allah, kendisine inanan ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturur, onları kendisine götüren doğru yola [İslamiyet'e] ulaştırır.) [Nisa 175] (Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, doğru yola [İslamiyet'e] iletir.) [Maide 16] (İşte Rabbinin doğru yolu [İslamiyet] budur. Biz, âyetlerimizi, düşünen bir topluluk için beyan ettik.) [Enam 126] (İşte benim doğru yolum [İslamiyet] budur; ona uyun. Sizi bu yoldan ayıracak başka yollara uymayın. Kötülüklerden sakınmanız için Allah size bunları emretti.) [Enam 153] (Allah, iman edenleri, doğru bir yola [İslamiyet'e] iletir.) [Hac 54] (Resulüm, elbette sen, onları doğru yola, [İslamiyet'e] çağırıyorsun.) [Müminun 73] (Kur'an-ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol [İslamiyet] üzere gönderilmiş Peygamberlerdensin.) [Yasin 2-4] (Ey Resulüm, elbette sen, doğru bir yola [İslamiyet'e] çağırıyorsun.) [Şura 52] -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: 14 asırdır gelen İslam âlimleri, hidayet kelimesini doğru yol olarak tercüme etmişlerdir. Halbuki hidayet, dünyada Allah'a ulaşmak demek değil midir? CEVAP: Asla öyle değil. Burada, bütün İslâm âlimleri hâşâ hidayet kelimesine yanlış mana vermekle suçlanmaktadır. Halbuki Allahü teâlâ, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruyor. (Nahl 43) Peygamber efendimiz, (Âlimler, benim ve diğer Peygamberlerin vârisleridir) buyuruyor. (Tirmizi) Bugüne kadar, hiçbir İslam âlimi, hidayet kelimesini Allah'a ulaşmak olarak bildirmemiştir. Dört mezhebin kurucusu İmam-ı a'zam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafii, İmam-ı Ahmed gibi büyük âlimler, mezhepteki büyük âlimler, mesela İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Nevevi gibi âlimler, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Cüneyd-i Bağdadi gibi yüzlerce kerameti görülen velilerden hangisi, hidayet kelimesi için Allah'a ulaşmaktır demiştir? Hangi müfessir tefsirinde hidayet kelimesini, Allah'a dünyada ulaşmak diye bildirmiştir? Binlerce âlimden biri gösterilemez. İslam âlimlerine düşmanlığın sebebi nedir? Sebebi hidayeti İslamiyet olarak bildirmeleri ve dinin emir ve yasaklarını aynen Resulullahın bildirdiği gibi açıklamaları değil mi? Niye İslam âlimleri ölçü alınmıyor da, doğru yoldan ayrılmış, dalalete düşmüş kimseler ölçü alınıyor? Bugüne kadar İslam dini eksik mi geldi? Bazı din cahilleri de "hocamız gelene kadar İslamiyet eksikti o tamamladı" diyorlar. 1400 yıldır İslamiyet eksik mi geldi? Hâşâ Allahü teâlâ mı eksik bildirdi? Hâşâ, Peygamber efendimiz mi eksik bildirdi, eksik mi açıkladı? Hidayet yol demek değildir. Yani sebil ve sırat demek değildir. Köprü falan değildir. Hidayet=İslamiyet demektir. İslamiyet ise Allahü teâlânın gösterdiği doğru yol demektir. Onun için hidayete doğru yol deniyor. Zıddı da, dalalettir, sapıklıktır. Hidayet; Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görüp doğru yola girmek, dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak, iman etmek, Müslüman olmak demektir. Hidayet, Allah'ın istediği dindir, Allah'ın istediği yoldur. Yol kelimesi bunu güzel açıkladığı için bütün İslam âlimleri yol olarak bildirmişlerdir. Piyasadaki doğru ve yanlış bütün mealler hidayete, doğru yol anlamını vermişlerdir. Yani İslamiyet demişlerdir. Ulaşmak diye bir ucube meydana getirmemişlerdir. Hidayet İslamiyet'e girme, İslamiyet'i kabul etmek demektir. İslamiyet ise doğru yoldur. O halde hidayet doğru yol demektir. İki âyet-i kerime meali: (Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Allahü teâlâ dilediğine hidayet verir.) [Kasas 56] (Allah, kime hidayet etmek isterse, onun göğsünü İslamiyet için genişletir.) [Enam 125] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ, beni âlemlere rahmet ve hidayet için gönderdi.) [Ebu Nuaym] (Hidayet benim elimde değildir. Şeytan da Allahü teâlânın yasak kıldığı şeyleri süslü, cazip gösterir. Saptırmak da onun elinde değildir.) [İ.Adiy] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
31.01.2007
.Resim yapmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamberlerin, evliyanın veya kâfirlerin yahut hayvanların resimlerini yapmak haram mıdır? CEVAP: İster hürmet edilmek için, ister hakaret edilmek için olsun, ister büyük olsun, ister küçük olsun, ister insan ister hayvan resmi olsun, canlı resmi ve heykel yapmak haramdır, büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Canlı resmi yapana, kıyamette "Yaptığın resme can ver" diye azap olunur.) [Müslim] (Dünyada [zaruretsiz] canlı resmi yapana, kıyamette bu resme can vermesi söylenerek azap edilir. Halbuki o, o resme can veremez.) [Nesai] (Canlı resmi yapan, kıyamette çok şiddetli azap görecektir.) [Buhari] (Canlı resmi yaparak Allahü teâlânın yarattıklarına benzetmeye çalışanlar, kıyamette en şiddetli azaba uğrarlar.) [Buhari, Müslim] (Ya Ali, putları, resimleri imha et.) [Müslim] (Elinize geçen canlı resimlerini yırtıp, bozun.) [Müslim] (Canlı resmi, cünüp ve köpek olan odaya rahmet melekleri girmez.) [Ebu Davud, Nesai] (Köpek ve heykel bulunan odaya rahmet melekleri girmez.) [Müslim] (Cebrail aleyhisselam "Biz, köpek ve resim olan odaya girmeyiz" dedi.) [Buhari, Taberani] (Beni âlemlere rahmet olarak gönderen Allahü teâlâ, çalgıları, cahiliyet işlerini ve putları yok etmemi, yasaklamamı emretti.) [Ebu Nuaym] ([Zaruretsiz] canlı resmi yapanların yeri Cehennemdir. Ahirette yapılan resimlere can verilecek, o resmi yapanlara Cehennemde azap edecektir.) [Buhari, Müslim] Resulullah, canlı resmi yapanları lanetledi. [Buhari] İsevi dinine Eflatun felsefesi ve Romalıların putperestliği karışarak, resimlerde, heykellerde, ilahlık sıfatları [Ebedi var olmak, her istediğini yapabilmek, öldürmek, diriltmek, şifa vermek, gaibleri bilmek vasfı] bulunduğuna inandılar. Böyle olduklarına inanılan resimlere, heykellere put denir. Bunlar Allahü teâlâya ortak yapılmış olur. Bunlara hürmet etmeye tapınmak denir. Tapınma işine de şirk denir. İhtiyaçlar için resim caizdir Üzeri örtülü resim bulundurmak caizdir. Nüfus kağıdı, vesika, senetler ve başka lüzumlu ihtiyaçlar için, resim çektirerek üzerleri örtülü olarak saklamak caizdir. İslam dini, insanlarla alay edilmesine ve canlılara tapılmasına ve gençlerin fuhşa sürüklenmesine, evlilerin baştan çıkarılmasına alet olan insan resimlerini, heykelleri haram etmiş, canlıların anatomik parçalarının ve bitkilerin ve her çeşit, fizik, kimya, astronomi, inşaat resimlerini helal etmiş, serbest bırakmıştır. İlimde, teknikte gereken resimlerin yapılmasını, bunlardan fayda elde etmeyi emir buyurmuştur. İslam dini, her şeyde olduğu gibi, resimleri de, faydalı ve zararlı olmak üzere ikiye ayırmış, faydalı olanlarını emir, zararlı olanlarını yasak etmiştir. (S.Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müslümanın kaç çeşit görevi vardır? CEVAP: Üç çeşit görevi vardır: 1- Şahsi görevi: Her Müslümanın, kendini iyi yetiştirmesi, sıhhatli, edepli, iyi huylu olması, ibadetlerini yapması, ilim ve güzel ahlak öğrenmesi, helal lokma kazanmak için çalışması şahsi görevidir. 2- Aile içindeki görevi: Eşine, ana-babasına, çocuklarına, kardeşlerine olan haklarını yerine getirmesi aile içindeki görevlerindendir. 3- Toplumdaki görevi: Komşularına, hocalarına, öğrencilerine, ailesine, emrinde olanlara, hükümete ve devlete, bütün vatandaşlara, dini ve milleti başka olanlara karşı görevleridir. Herkese iyilik etmesi, eli ile, dili ile kimseyi incitmemesi, kimseye zarar vermemesi, hıyanet etmemesi, herkese faydalı olması, devlete, kanunlara karşı, isyan etmemesi, herkesin hakkını ödemesi toplumdaki görevlerindendir. Mektubat'ı anlamak Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ını anlamamız şart mıdır? Mektuplarda süluk, cezbe, seyr-i fillah gibi birçok kelime ile karşılaşıyoruz. Bunların manalarını bilmek gerekir mi? CEVAP: Gerekmez. Bilsek de anlayamayız. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Allahü teâlânın kitabından ve Resulullahın hadislerinden sonra, İslam kitaplarının en üstünü, en faydalısı, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır. Mektubat'ı anlamak için değil, bereketlenmek için okumalıdır) buyuruyor. (Kitap okumak, sohbetin yarısıdır) buyuruluyor. Yani, bir büyük zatın kitabını muhabbetle okuyan, sohbet etmiş gibi Ondan istifade eder. Hakikat Kitabevi tarafından Mektubat Tercemesi ismi ile yayınlanan Mektubat'ı severek okuyan da, İmam-ı Rabbani hazretlerini sever, tanır, nasibi ve muhabbeti miktarınca Ondan feyz almaya başlar. Okudukça anlamaya, kalbi de nurlanmaya, ibadetlerin tadını duymaya, haramlardan günahlardan nefret etmeye başlar. İki cihan saadetine kavuşur ve başkalarının da kavuşmasına vesile olur. Dolgu gitti, taklit bitti Sual: Dişimde dolgu olduğu için Maliki mezhebini taklit ediyordum. Şimdi dolgumu çektirdim. Maliki mezhebini taklit etmem gerekir mi? CEVAP: Gerekmez. Dolgu gitti, taklit de bitti. Bunun gibi, cünüp olma ihtimali kalmayan ihtiyar bir dul kadın, diş dolgusu yaptırırsa, Maliki mezhebini taklit etmesi gerekmez. Akıl baliğ olmamış çocukların da taklid etmesi gerekmez. Ama alışmaları için taklit etmelerinde mahzur olmaz. Çünkü diş dolgusu olmasa da, her zaman, imkân nispetinde dört mezhebin şartlarına da uymaya çalışmak iyi olur. Kendi mezhebinde mekruh olmayan bir şey, başka mezhepte farz ise, bunu yapmak da müstehab olur. Malikide abdest alırken, niyet, uzuvlarını ovmak, peş peşe yıkamak, başın tamamını mesh etmek farzdır. Şafiide ise sıra ile yıkamak da farzdır. Hanbeli'de Besmele çekmek de farzdır. Bunlar uygulanırsa dört mezhebe uygun abdest alınmış olur. -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mektubat-ı Rabbani'de, (Kendini Frenk kâfirlerinden daha üstün bilen bir kimse, Allahü teâlâyı tanıyamaz. Hatta uyuz köpekten üstün bilen, büyük zatların feyizlerinden mahrum kalır) deniyor. Müslüman, kâfir olan birinden, insan da köpekten üstün değil mi? CEVAP: Tevazu, kendini başkalarından daha üstün görmemektir. Başkaları ile bir görmenin mahzuru olmaz. Çünkü onun da imanlı veya imansız olma ihtimali vardır. İnsanın işi, neticesi ile ölçülür. İmansız ölen kimsenin, hayatı imanla geçse de ne kıymeti olur ki? Tersi de böyledir. Yani imansız yaşar, sonunda imana kavuşarak ölür. Artık o, imanlıdır, imansız ölen herkesten üstündür. Nice sarhoşlar vardır ki, yaptığından pişmanlık duyar tövbe eder, imanla gider. Nice dervişler, vardır ki, kibirlidir, günahları için tövbe etmez, imansız giderler. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, kibirli kimseyi alçaltır, tevazu sahibini yükseltir.) [Taberani] Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine bir papaz gelip, ben mi üstünüm, sen mi üstünsün, diye sorar. O da, bir hafta sonra gel, der. Bir hafta sonra geldiğinde vefat ettiğini görür. Bugün bana cevap verecekti, diye söylenince, tabutu göstererek, işte orada, git sor, o boşuna konuşmaz, derler. Tabutunun başına gidip aynı soruyu sorar. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri Allahü teâlânın izniyle başını kaldırıp, şöyle cevap verir: (Geçen hafta sonumun ne olacağını bilmediğim için sana cevap veremedim. Ben imanla gidip kendimi kurtardım, senden üstünüm. Sen kendine bak.) Papaz, ağlamaya başlar, Kelime-i şehadet getirir Müslüman olur. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, netice belli olmadan, ben Müslümanım, sen de kâfirsin, ben senden üstünüm dememiştir. Üstünlük sona bağlıdır... Peki kendini köpekten üstün görmemek ne demek? Nefsimiz kâfirdir, köpekten aşağıdır, çünkü köpek Cehenneme girmeyecek. Hatta Kıtmir isimli köpek Cennete girecektir. Kâfir olarak ölen bir kimse, elbette köpekten daha aşağıdır. Bir âyet-i kerimede (O kâfirler, hayvandan da aşağıdır) buyuruluyor. Bir kâfir, günahsız köpekten nasıl üstün olabilir ki? İmanla öleceğimizi kesin olmadığı için, kendimizi köpekten de, kâfirden de üstün göremeyiz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Şaşılacak şeydir ki, büyük zatlara gelen feyzler, nimetler, bu kusurları görmeye yardım ediyorlar. Ayıpları görmek kuvvetini artırıyorlar. Ucb [kendini beğenmek] yerine, aşağılık gösteriyorlar. Yüksek yerde olana, tevazu yolunu açıyorlar. Hem evliyalığın en yüksek derecesini ihsan ediyorlar, hem de, kendini kusurlu görmeyi sağlıyorlar. Ne kadar çok yükselirse, kendini o kadar çok aşağı görüyor. Çok yükselmek, kendini çok aşağı görmeye sebep oluyor. Yabancılar, buna ister inansın, ister inanmasın, önemi yoktur. (1/222) [Bid'at ehli, aynı zamanda, tasavvufa yabancı insan demektir. Hatta evliya olmayan kimse, evliyalığa yabancı durumdadır. Herkes, bilmediği şeyin yabancısıdır.] Netice: Tasavvufta salik, kendisinin yaratılmış, aciz bir kul olduğunu, kendisinde bulunan bütün nimetleri Rabbinin yani Allahü teâlânın ihsan ettiğini bilir. Bunları hak sahibine yani Allahü teâlâya teslim eder. Geriye kendisinde kötülükten, kusurdan, günahtan başka şey kalmadığını görür. Bunlar ise övünülecek değil, utanılacak, aşağılanacak şeylerdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
El kelimesinin manaları (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda Allah'ın iki eli tabiri geçmektedir. Bu, Allah'ın bizim gibi elinin olduğunu göstermez mi? CEVAP: Asla göstermez. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Onun benzeri hiçbir şey yoktur, O hiçbir şeye benzemez.) [Şura 11] Onun eli, ayağı, gözü var demek, yaratıklara benzetmek olur. 'Yed'den muradın keyfiyetini Allah bilir demekle yetinmelidir. Çünkü düşündüğümüz, hayal ettiğimiz her şey mahluktur, yaratıktır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bildiğimiz, hatırımıza, hayâlimize gelen, duygu organlarımıza etki eden her şey mahluktur. Çünkü, insanın bildiği, hissettiği her şey, kendi eseridir. Bizim, Allahü teâlâyı tenzîh etmemiz, bir şeye benzemez dememiz bile benzetmek olur. (2/9) Arapça'daki yed ile ilgili deyimlerden bazıları şöyledir: Yed-i tula [uzun el], büyük ilme sahip kimse demektir. Yed-i beyza [beyaz el, parlak el], keramet, harikulade hâl demektir. [Musa aleyhisselam elini koynundan çıkarınca, mucize olarak elinden ışıklar çıkmıştı. Bu deyim oradan kalmıştır.] Yed-i kudret [kudret eli], Allahü teâlânın tasarrufu demektir. Yed-ullah [Allah'ın eli], Allahü teâlânın yardımı, kudreti demektir. Yed-i emin [emin el], güvenilir kimse olarak seçilen zat. Bu deyimlerde de görüldüğü gibi yed=el kelimesi hakiki manasında değil, deyim manasında kullanılmaktadır. Az da olsa Arapça bilen bir kimse, Allah'ın iki eli var diyemez. Çünkü Kur'an-ı kerimde, bir elim, iki elim ve ellerim tabiri geçiyor. Arapça'da iki ele yedeyn veya yedan denir. İkiden fazla olursa Eydin veya eyadi denir. Yediy=elim, yedeyye=iki elim demektir. Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ için hem bir el, hem iki el, hem de ikiden fazla el, yani eller tabiri geçiyor. Hâşâ Allah'ın eli bir mi, iki mi, daha mı fazla? Bunlar, hakiki el manasıyla hiç alakası olmayan deyimlerdir. (Yedullahi fevka eydihim=Allah'ın eli onların elleri üstündedir.) [Fetih 10] (Bunun açıklaması aşağıda yapılmıştır.) (... lima halaktü bi yedeyye=İki elimle yarattığıma...) [Sad 75] (Bunun açıklaması da aşağıda yapılmıştır.) (Vessemae beynena ha bi eydin=Biz ellerle bina ettik.) [Zariyat 47] Burada Allahü teâlâ kendisi için ben demiyor biz diyor, semayı elimle bina ettim demiyor, ellerle bina ettik diyor. Her ikisi de çoğul. Hâşâ Allah'ın yardımcıları, ortakları mı var? Şu âyet-i kerime de aynı anlamdadır: (Dâvüde zel eydi=Eller sahibi Davud) [Sad 17] Davud aleyhisselamın ikiden fazla eli mi vardı da böyle buyuruluyor. Güçlü idi, marifetleri çoktu demektir. Yarınki yazıda açıklaması vardır. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
El kelimesinin manaları (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
El kelimesinin Arapça'da çeşitli manaları vardır: 1- Hakiki manasında kullanılanlara örnekler: İki âyet-i kerime meali: (Firavun "ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama kesip, sonra hepinizi asacağım" dedi.) [Araf 124] (Kadınlar, Yusuf'u görünce kendi ellerini kestiler.) [Yusuf 31] 2- Bir şeye sahip olmak manasında kullanılanlara örnek: İki âyet-i kerime meali: (Elinde nikah akdi bulunan erkek...) [Bekara 237] (De ki: Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum.) [Enam 50] 3- Kuvvet, güç manasında kullanılanlara örnekler: Dört âyet-i kerime meali: (Hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir.) [Mülk 1] (Allah birini fitneye düşürmek isterse, senin elinden bir şey gelmez.) [Maide 41] (Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü Onun avucundadır; gökler Onun sağ eliyle [kudretiyle] dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.) [Zümer 67] (Bu âyetteki sağ elden muradın, kudret olduğu Beydavi, Celaleyn, Medarik gibi birçok tefsirde bildiriliyor.) (Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verir; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin; her iyilik yalnız senin elindedir.) [Al-i İmran 26] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Dengeler Allah'ın elindedir. Dilediğini yükseltir, dilediğini zelil eder. Âdemoğlunun kalbi de Rahmanın iki parmağı arasındadır. Dilediğini saptırır, dilediğini dinde sabit kılar.) [Deylemi] (Allahü teâlâ buyurdu ki: Her iş benim elimdedir. Gece ve gündüzü ben döndürürüm.) [Buhari, Müslim] 4- Yardım, dostluk, rahmet anlamında olanlara örnekler: Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ın eli [yardımı, dostluğu] onların [biat edenlerin] ellerinin [yardımlarının, dostluklarının] üzerindedir.) [Fetih 10] (Biat edenlere mükâfatını verecek olan ancak Allahü teâlâdır demektir.) Birkaç hadis-i şerif meali: (Cömertlerin kusurunu affedin. Çünkü o sürçtükçe Allahü teâlâ onun elinden tutar [Ona yardım eder].) [Beyheki, Haraiti] (Sıkıntı ve musibet zamanlarında kendi elini Allah'ın tutmasını isteyen, bollukta çok dua etsin.) [Hâkim] (Allah'ın elini tutması, ona yardım etmesidir.) (Allah'ın eli cemaat üzerindedir.) [İ.Asakir] (Burada elden maksat rahmettir.) (Allah'ın eli müezzinin başı üstündedir.) [Hatib] (Burada da, elden maksat rahmettir.) (Üstteki el, alttaki elden [Veren el alan elden] hayırlıdır.) [Buhari, İ. Ahmed] (Eller tasarrufta üçtür. Allah'ın eli en üsttedir, sonra veren el gelir, en altta isteyenin eli vardır.) [Ebu Davud] (Devamı var.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
El kelimesinin manaları (3)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
5- Vasıtalı vasıtasız yaratmak anlamında kullanılanlar: Bir âyet-i kerime meali: (Ey İblis, iki elimle [vasıtasız] yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir?) [Sad 75] İki elimle demekten maksat ana ve baba gibi hiçbir vasıta olmadan yaratmaktır. (Beydavi) Âdem aleyhisselâma şeref bahş etmek için de, iki el tabiri kullanılmıştır. Yoksa, bütün mahlukatı vasıtalı veya vasıtasız yaratan, elbette Allahü teâlâdır. (Celaleyn) İmam Münavi, İbni Kemal ve diğer İslam âlimlerinden naklen buyuruyor ki: Yed [el] kelimesi, güç ve kuvvetten mecaz ve teşbihtir. İki âlem vardır, bu iki âlemin tek idare edicisi manasındadır. Yani Melekut âlemini de, şehadet âlemini de ben idare ederken, niçin emrime uyup secde etmedin demektir. (Cami-us sagir Feydul kadir şerhi) 6- Nimet anlamında kullanılanlar: Dört âyet-i kerime meali şöyledir: (Elini boynuna bağlayıp asma.) [İsra 29] [Cimrilik etme demektir.) (Münafık erkeklerle münafık kadınlar, ellerini yumarlar [cimridirler]) (Tevbe 67) (Ellerimizle onlar için enam [deve, sığır ve davar] yarattığımızı görmüyorlar mı?) [Yasin 71] (Doğan bir dana veya bir kuzu için, ellerimizle yarattık demek, kudretimizle yarattık demektir.) (Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır [sıkıdır, cimridir] dediler. Hayır, Allah'ın iki eli [dünyada ve ahirette her çeşit nimeti] de açıktır; nasıl dilerse, öyle infak eder, öyle verir.) [Maide 64] İki el denmesinden maksat vurgu içindir; lebbeyk [iki defa hazırım, hazır vaziyetteyim] kelimesi gibi yani layık olan ve olmayana da nimetleri çoktur, boldur. [Müslim'deki] (Allah'ın iki eli de sağdır) hadis-i şerifinde, iki ele de sağ el demek, vurgu içindir, kuvvetlendirmek içindir. Yoksa maddi olarak elin ikisine de sağ el denmez. Dolayısıyla âyetin devamında (dilediği gibi dilediğine rızk verir) buyuruluyor ki, layık olana da olmayana da dünyada bol rızık verebilir anlamındadır. (Tefsir-i Kurtubi) Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ sadakayı sağ eline alır ve büyütür.) [Dare Kutnî] (Sadakayı sağ eline almak tabiri de vurgu içindir, onu kabul edip bol sevab vermek demektir.) 7- Güç, güçlü olmak anlamında: Dört âyet-i kerime meali: (Ellere sahip kulumuz Davud) [Sad 17] (Güç ve kuvvete sahip Davud demektir. İbadet yönüyle güçlü idi, bir gün oruç tutar bir gün yerdi. Elleriyle demiri de hamur gibi yoğururdu.) (Elleri ve gözleri olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub.) [Sad 45] (Burada ellerden kasıt, güç ve kuvvet sahibi olmaları, gözlerden kasıt da, basiret sahibi olmaları demektir.) (Göğü, elimizle [kudretimizle] biz kurduk.) [Zariyat 47] (Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir.) [Hadid 29] (Devamı var) >Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
El kelimesinin manaları (4)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
8- İrade, arzu manasında kullanılanlara örnekler: Dört âyet-i kerime meali: (Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle [kendi iradenizle, kendi arzunuzla] işledikleriniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30] (Elleriyle [kendi iradeleri ile] yaptıkları [kötü amel] yüzünden başlarına bir musibet geldiği vakit halleri nasıl olur?) [Nisa 62] (Kendi elleriyle öne sürdükleri [iradeleriyle işledikleri günahlar] yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman insanı nimetlerin hepsini unutan bir nankör olarak görürsün.) [Şura 48] (Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve iki elinin öne sürdüklerini [akıbetini düşünmeyip kendi iradeleri ile önceden yaptıkları günahları] unutan kimseden daha zâlimi var mıdır?) [Kehf 57] Hadis-i şeriflerde yed kelimesi Yed=el kelimesi, deyim olarak hadis-i şeriflerde çok kullanılır. Bazılarının meali şöyledir: (Eşcinsellik çoğaldığında, Allah halktan elini çeker [rahmetini keser] ve onların hangi vadide helâk olduklarına bakmaz.) [Taberani] (Allah'ın eli [rahmeti] cemaatle beraberdir.) [Müslim, Ebu Davud] (Ne mutlu hayrın anahtarı elinde olana. Şerrin anahtarı elinde olana da yazıklar olsun.) [İbni Mace, Hakîm] (Zühd, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır.) [Beyheki] (Sadaka verin. Zira verdiğiniz sadaka, alanın eline geçmeden, Allah'ın eline geçer de, onu sizden birinin bir tayı veya deve yavrusunu büyüttüğü gibi büyütüp, kıyamette onu kendisine verir.) [Müslim] (Eli geniş olan evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Çünkü oruç tutmak şehveti sakinleştirir.) [Nesai] (Hacer-i Esvede elini süren, Rahmân'ın eline elini sürmüş gibi olur.) [İbni Mâce] (Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, benim bildiğimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız .) [Tirmizi] (Namaz ve eliniz altındakiler hakkında Allah'tan korkun.) [Hatib] (Her namaz vakti girince, şöyle seslenen bir melek vardır: Ey Âdemoğulları, kendi elinizle tutuşturduğunuz sizi yakacak olan ateşi namazla söndürmek için kalkın.) [Taberani] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
El kelimesinin manaları (5)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Türkçe'de el ile ilgili deyimler: El açmak, dilenmek demektir. El almak, müridin mürşidinden veya bir sanatı yapmak için ustasından izin almak. [Ustasının elini kesip cebine koymuyor.] El altında, kolay alınacak bir yerde. El altından, gizlice. [El altından silahları kaçırdılar demek, kimseye duyurmadan kaçırdılar demektir.] El atmak, bir işe karışmak. [Sen bu işe el atarsan o iş tez zamanda yapılır.] El çektirilmek, işi bıraktırmak, görevine son vermek. İkinci el, kullanılmış. [İkinci el araba almak, kullanılmış araba almak demektir.] El ele vermek, bir konuda birleşmek. El koymak, bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak için müdahale etmek. [Devlet ... bankasına el koydu. Banka hesaplarını incelemeye aldı demektir.] El uzatmak, birinin hakkına tecavüz etmek. Adamlar ekmeğimize el uzatıyorlar. Elde avuçta ne varsa harcamak, bütün parasını harcamak . Elde kalmak, satamamak. Bu eski araba elimde kaldı. Elinden çıkaramamak da aynı anlamdadır. Yoksa koca araba elinin içinde duruyor demek değildir. Elden ayaktan düşmek, yaşlılık sebebiyle sağlığı bozularak çalışamaz hale gelmek. Elden düşme, az kullanılmış ve sahibinden ucuza alınmış eşya. Elden çıkarmak, satmak. Evlerimin hepsini yok pahasına elden çıkardım. Sattım demektir. Elindekileri satmak, mülkündeki malları satmak. Ev, tarla gibi elimdeki bütün malları sattım. Yani sahip olduğum mülkümdeki malları sattım demektir. Elinden kurtarmak, baskısından, yönetiminden kurtarmak. Bu çocuğu bu adamın elinden kim kurtarabilir? Bu toprakları düşman elinden kurtardık. Elden ele geçmek, sahip değiştirmek. El değiştirmek de aynı anlamdadır. Bu araba çok el değiştirdi demek, çok kişi satın aldı demektir. Elden gelmemek, yapamamak. Elden kaçmak, elde edememek. Ele alınır gibi değil, çok kötü. Ele avuca sığmamak, söz dinlememek, yaramazlık etmek. Ele geçmek, yakalanmak. Ele vermek, suçlu birisini ihbar edip yakalatmak. Eli ağır, yavaş iş gören. Yoksa eli kilolu, ağır demek değildir. Eli kolu bağlı olmak, çaresiz kalmak. Eli ayağı olmak, yardımcı olmak. Eli ayağı düzgün, sakatlığı yok. Eli maşalı, şirret, kavgacı. Eli boş çıkmak, umduğunu bulamamak. Eli değmemek, bir şey yapmaya vakit bulamamak. Eli genişlemek, bol paraya kavuşmak. Eli işe yatmak, becerikli olmak. Eli hafif, acıtmadan iş gören. Bir işte eli olmak, gizli bir ilgisi bulunmak. Eli uzun olmak, hırsızlık etmek. Elini uzatmak, yardım etmek. Elinde tutmak, başkalarına kaptırmamak. Elinden kan çıkmak, cinayet işlemek. Eline bakmak, bir kimsenin yardımı ile geçinmek. Eline düşmek, emri altına girmek, onun insafına kalmak. Elinin hamuru ile erkek işine karışmak, beceremeyeceği işlere karışmak. Eli işte, gözü oynaşta, yaptığı işe kendini tam vermemek, önemsememek. El üstünde gezmek, makbul olmak. Sıkıntılı iken o bana ellerini uzattı, ihtiyacımı gördü. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Maide suresinin, (Ey iman eden kullarım! Kendinize bakın. Kendiniz doğru yolda oldukça, başkalarının yoldan çıkması size zarar vermez!) mealindeki 105. âyeti, emr-i maruf yapmamak, kimseye karışmamak ve sadece kendimizi kurtarmak gerektiğini bildirmiyor mu? CEVAP: Aksine emr-i maruf yapmayı emretmektedir, tefsirlerde, bu âyetin (Ey mümin kullarım! Emir ettiğim işleri, ibadetleri yapar ve emr-i maruf ve nehyi münker ederseniz, başkalarının yoldan çıkması, size zarar vermez) anlamında olduğu bildiriliyor. Kur'an-ı kerim Peygamber efendimize gelmiştir, muhatabı Odur. Dolayısı ile Kur'an-ı kerimi tam ve doğru olarak sadece Resulullah anlamış ve hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. Bu âyeti açıklayan bir hadis-i şerif meali: (İslamiyet'in emir ve yasaklarını anlatın! Bir kimse ucb eder [kendini beğenir], sizi dinlemezse, kendi halinizi ıslah edin.) [Berika] Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmanın en güzel yolu, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının yayılmasına maddi ve manevi şekilde yardımcı olmaktır. Hiç değilse, bu kitapları komşuya, arkadaşa hediye etmelidir. [www.hakikatkitabevi.com adresindeki kitaplar, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarıdır. Onların kıymetli kitaplarının tercümesidir.] "Bu fakir" ne demektir? Sual: İslam âlimleri kitaplarında kendilerinden "bu fakir" diye bahsediyorlar. Buradaki fakir ne demektir? Biz de bu fakir diye konuşabilir miyiz? CEVAP: Fakir, muhtaç demektir. Peygamber efendimizin Allahü teâlâdan istediği ve övündüğü fakirlik, her zaman, her işte, Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmektir. Abdullah Dehlevi hazretleri, (Tasavvufta fakir, muradı olmayan, yani Allahü teâlânın rızasından başka dileği olmayan demektir) buyuruyor. (Dürr-ül-mearif) Tasavvufta fakir, nafaka olmayınca, sabır ve kanaat eder. Allahü teâlânın fiilinden ve iradesinden razı olur. Allahü teâlâ emrettiği için rızık kazanmaya çalışır. Çalışırken, ibadetlerini terk etmez ve haram işlemez. Kazanırken de, kazandığını sarf ederken de, İslamiyet'e uyar. Böyle kimseye zenginlik de, fakirlik de faydalı olur. Dünya ve ahiret saadetine kavuşmasına sebep olur. Fakat nefsine uyarak, sabır ve kanaat etmeyen kimse, Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı olmaz. Fakir olunca, az verdin diye itiraz eder. Zengin olursa doymaz, daha ister. Kazandığını haramlara sarf eder. Zenginliği de, fakirliği de, dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. (İslam Ahlakı) Bizim de bu fakir diyebilmemiz için, yüksek dereceye kavuşmamız gerekir. Yoksa çok yapmacık olur, sırıtır, işin ehli bize güler. Tevazu göstereceğiz derken kibirli olduğumuz meydana çıkar. Mezhep değiştirmek gerekir mi? Sual: Dişimde dolgudan dolayı, Maliki mezhebini taklit etmek yerine o mezhebe temelli geçmek daha uygun olmaz mı? CEVAP: Türkiye'de Maliki mezhebini bilen yok sayılır. Bugün Hanefiler bile Hanefi mezhebini tam olarak bilmiyor. Maliki mezhebinde olan zaten yoktur. Bilinmeyen mezhebe geçmek uygun olmaz, geçilirse de çok sıkıntı çekilir. Bir yerde hangisi yaygınsa o mezhebe geçilir. -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Nafile kılınması mekruh olan vakitler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Nafile namaz kılınması mekruh olan vakitler nelerdir? CEVAP: 1- İmsak vaktinden sonra, güneş doğana kadar olan vakitte, yani sabah namazının farzından önce ve sonra nafile namaz kılınmaz. Sabahın farzından önce sadece sabahın sünneti kılınır. Farzdan sonra sabahın sünneti de kılınmaz. 2- İkindi namazının farzı kılındıktan sonra, güneş batana kadar nafile kılınmaz. 3- Güneş batımından, akşam namazının farzı kılınana kadar nafile kılınmaz. Bu vakitlerin haricinde her zaman nafile kılınır. Şu hallerde de farz ve nafile namaz kılmak mekruhtur: 1- Hatib minbere çıkınca. 2- Hutbe okunurken. 3- Hutbe bitiminden namaza başlanana kadar. 4- Cemaatle namaz için ikamet okunacağı sıra ve ikamet okunurken. 5- İmam namaza durunca. Kaza namazı kılınmayan vakitler Sual: Kaza namazı her zaman kılınabilir mi? CEVAP: Şu üç vakit hariç, her zaman kaza kılınır. Kaza namazı kılınmayan üç vakit şöyledir: 1- Güneşin doğmasından itibaren 50 dakika geçene kadar. 2- Güneş, öğle üzeri tam tepedeyken, öğleye 20 dakika kalınca kaza kılınmaz. 3- Akşama 40 dakika kaldıktan sonra kaza kılınmaz. O günün ikindisi kılınır. Kaza kılınması mekruh olan vakitlerde nafile de kılınmaz. Kalblerden geçenleri bilmek Sual: Kalblerden geçeni ancak Allah bilir diye bir âyet var mı? CEVAP: Evet birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir: (İnsanı ben yarattım ve nefsinin kendisine fısıldadığını [ne düşündüğünü] bilirim ve ben ona şah damarından daha yakınım.) [Kaf 16] (Allah onların kalblerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.) [Neml 74] (Elbette Allah kalblerin içindekini hakkıyla bilir.) [Al-i İmran 119] (Allahü teâlâ, kalblerinizde ne varsa hepsini bilir.) [Al-i İmran 154] (Onlar, ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, onların kalblerinde gizlediklerini elbette bilir.) [Al-i İmran 167] (Onların kalblerinde olanı Allah bilir.) [Nisa 63] (Allah kalblerde olanı bilir.) [Enfal 43, Zümer 7, Tegabün 4] (Allah kalblerde olanı bilendir.) [Hud 5] (Sözlerinizi gizleseniz de, açığa vursanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir. Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 13,14] Kalblerden geçeni yalnız Allahü teâlâ bilir. Bir de Onun bildirdiği enbiya ve evliya, Onun bildirdiği kadar bilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Namazda kâğıda bakarak okumak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Annem namaza başlamak istiyor, ancak hiçbir dua ve sure bilmiyor. Öğrenene kadar namaz kılmasa haram işlemiş olacak. Ben Fatiha ve lüzumlu duaları yazıp karşısına koysam, öğrenene kadar bakıp okuyarak böyle kılsa caiz olur mu? CEVAP: Kur'an-ı kerime veya kâğıda bakıp, öğrenerek okumak namazı bozar. Çünkü, başkasından öğrenmek demektir. İmameyn, yani İmâm-ı Muhammed ve İmam-ı Ebu Yusuf ise, (Mekruh olur, kitaplı kâfirlere benzemek düşünülmezse, mekruh da olmaz) buyurdular. (S.Ebediyye) İmameynin kavline göre, öğrenene kadar öyle kılabilir. Namazda yazı okumak Sual: Namaz kılarken önümüzde namaz kılanın elbisesinde yazı oluyor. O yazıyı göz ile okumak namazı bozar mı? CEVAP: Bir yazıya, bir şeye veya duvardaki bir resme bakıp, anlamamak namazı bozmaz. Anlayınca mekruh olur. Kasten bakmayıp gözüne rastlarsa, mekruh olmaz. (S. Ebediyye) Hayzlının Kur'an okuması Sual: Diş dolgusu ve akıntım sebebiyle Maliki'yi taklid ediyorum. Hayzım on günü geçtikten sonra oruç tutabilir miyim ve Kur'an okuyabilir miyim? CEVAP: Oruçta değil, gusül, abdest ve namazda taklid edildiği için oruç tutabilirsiniz. On günden sonra gelen kan, istihaza, yani özür kanı olduğu için, hayz hükmünde değildir. Maliki'de ise 15 güne kadar gelen kan hayzdır. Maliki'de hayzlı olan, Kur'an öğreniyor veya öğretiyorsa, Mushaf'a dokunabilir ve Kur'an okuyabilir. Dolayısıyla, on gün sonra hayzlı olmadığınız için Kur'an okuyabilirsiniz, zira Maliki'de hayzlının Kur'an öğrenmesi, okuması haram değildir. Şayet haram olsaydı, o zaman okuyamazdınız. Yani, taklid ettiğimiz mezhebin haram ve farz dediklerine riayet ederiz. Kendi mezhebimizdeki bütün hükümlere de riayet ederiz. Halvet nedir? Sual: Yedi yaşında akıllı bir çocuk halvete mani olabilir mi? CEVAP: Mani olamaz. Mani olabilmesi için büluğa ermiş olması gerekir. Halvet, yabancı bir kadınla bir erkeğin bir odada yalnız kalmaları demektir. Bu haramdır. Karı koca arasında olan meşru halvet, yabancı kadın ile olan haram halvet gibi değildir. Yanlarında hissen veya şer'an yahut tabiaten cinsel beraberliğe mani bir sebep bulunursa, meşru halvet olmaz. İkisinden birinin hasta olması, ihramlı olması, farz namazda, Ramazan orucunda olması, kadının hayız veya nifas halinde olması, yanlarında akıllı bir çocuk bulunması bu halvete mani olur. Bir kız ile bir erkek nikahlanıp, sonra boşanırlarsa, böyle meşru bir halvet de olmamışsa, mehrin yarısını verir. Halvet olmuşsa mehrin tamamını verir. Süt kardeşliği Sual: Yengem babaannesini emmiş. Yengemin halasının oğlu yengeme mahrem midir? CEVAP: Evet mahremdir. Çünkü yenge babaanneyi emmekle babaannenin kızı olmuş oldu, yani halası ile kardeş oldu. Halasının oğlu da kardeşinin oğlu olmuş olur. Kardeşin oğlu da mahrem olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaşım var. Nasılsın dediğim zaman, Allah razı olsun diyor, ama o da, benim hatırımı sormuyor. Onun da bana, sen nasılsın demesi gerekmez mi? CEVAP: Dua ettiğine göre memnuniyetini bildiriyor. Evet onun da nasılsın demesi gerekir ama belki bir mazereti vardır. Nasılsın dese, siz de şu kadar paraya ihtiyacım var deseniz, vermese arkadaşlığa sığmaz, verse belki kendi ihtiyacı vardır. "Derdine deva olamayacağıma göre hiç sormayayım" diye düşünmüş olabilir. Bazı eski âlimler, bir kimsenin derdine deva olamayacaksa, laf olsun diye nasılsın demezlermiş. Nasılsın demek bir ihtiyacın varsa göreyim anlamında olduğu gibi, onun (Elhamdülillah iyiyim, Allah razı olsun) diye dua etmesini sağlamaktır. Müslüman, beterin beteri var diyerek mevcut hâline şükreder. Nasılsın dediğiniz zaman, o kimse de paraya ihtiyacım var derse, hemen cüzdanı çıkarıp öylece önüne koyarsanız, herkese rahatça nasılsın diyebilirsiniz. Yahut sırf duasını almak için de nasılsın denebilir. Yenmeyen deniz ürünleri Sual: Hanefi mezhebinde deniz ürünlerinin hangileri yenmez? CEVAP: Midye, istiridye, kerevit, yengeç, ıstakoz gibi deniz haşeratı ile balık şeklinde olmayan deniz hınzırı, deniz aygırı gibi deniz hayvanları yenmez. Diğer üç mezhepte ise deniz ürünlerinin hepsi yenir. (Mezahib-i erbea) Şans kelimesi Sual: Şans kelimesi, rastgele kullanılıyor. Şans ne anlama geliyor? Kullanılması mahzurlu olanlar var mıdır? CEVAP: Şans; kader, kısmet, talih anlamındadır. Ama fırsat, imkân, ihtimal, ümit yerine de kullanıyorlar. Şans kelimesi ile ilgili deyimlerden bazıları şöyledir: Şans tanımak: Fırsat vermek, imkân vermek. Şansa kalmak: Bir şeyin gerçekleşmesi için çok az ümit olmak. Şansı dönmek: Talihi iyi iken kötü olmak veya kötü iken iyi olmak. Şansı yaver gitmek: Talihli olmak, bahtı açık olmak. Şansı var: Talihli Şansı yok: Talihsiz. Şansı açık: Talihli. Şans kelimesini bu anlamlarıyla kullanmak caizdir; fakat kader anlamında kullanıp da kaderi suçlayıcı, itiraz edici, inkâr edici şekilde kullanmak caiz olmaz. Mesela, bir günah işleyip de, (Benim suçum yok, şansım böyle imiş) demek. Yahut (Herkes şansını kendisi tayin eder) demek gibi. Resulullahın cenaze namazı Sual: Resulullahın cenaze namazını kim kıldırdı? CEVAP: Peygamber efendimizin cenaze namazını, vasiyetine uyularak herkes teker teker kıldı. Ezan okunurken Sual: Sünnete uygun ezan okunuyorsa, oturanın kalkması gerekir mi? CEVAP: Ezanı işitenin oturuyorsa kalkması, yürüyorsa durması müstehabdır. Cami içinde ise kalkılmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şöyle iki hadis var: (Hiç kimse, başkasının günahını çekmez.) [Hakim] (Ölü, yakınlarının kendisine bağırarak ağlamasından azap duyar.) [Buhari] Bunlar birbirine zıt değil mi? CEVAP: İki hadis-i şerif de sahihtir, birbirine zıt değildir. Birinci hadis-i şerif şu âyet-i kerimenin mealidir: (Hiç kimse, başkasının günahını çekmez.) [Necm 38, İsra 15] İkinci hadis-i şerif ise, Kur'an-ı kerimden sonra en sahih kaynak olan Buhari'de var. Kaynak olarak, iki hadis-i şerife de itiraz etmek mümkün değildir. Bir kimse, ölü için feryat ederek ağlayınca, ölü rahatsız oluyor, sıkıntı çekiyor. Ama ağlayanın günahını ölü çekmiyor. Ağlayan ölüye sadece sıkıntı veriyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibi ona acı verir.) [Ebu Davud, İbni Mace] Bir kimse, ölünün kemiğini kırarsa, ölüye eziyet etmiş olur. Ölü kemiğini kıranın günahı, ölüye yüklenmiyor. Ölüye eziyet veriliyor. Feryat ederek ağlayan da, ölüye eziyet veriyor. Bu bakımdan iki hadis-i şerif birbirine zıt değildir. Kıbleye saygı Sual: Arkamız kıbleye gelecek şekilde oturmak veya kıbleye karşı ayak uzatmak caiz midir? Eski camilerde vaaz kürsüsünün arkası kıbleye gelmiyordu, yeni camilerde arkaya gelecek şekilde yapılıyor. Bu uygun mudur? CEVAP: Muteber din kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir: Yatarken ve otururken kıbleye karşı ayak uzatmak mekruhtur. Kıbleye ve Mushaf'a karşı ayak uzatmak mekruhtur. Tuvalette kıbleyi öne veya arkaya getirmemelidir. Mushaf'ı kıbleye karşı oturarak okumalı. Ezanı başından sonuna kadar Kıbleye karşı okumak sünnettir. Bunların istisnaları da vardır: İmamın, oturduğu yerde kıbleye karşı kalması mekruhtur. Cemaate dönmesi veya sağa, sola dönüp oturması lazımdır Kabir ziyaret ederken, kıbleyi arkada bırakıp, kabirde yatanın yüzüne karşı oturup selam vermek müstehabdır. (İhya) Harflerin okunuşu Sual: Dat harfini, ZE, Tı harfini DAL, kaf harfini de GAYIN gibi okuyanlar var. Bu doğru mudur? CEVAP: Dat harfini ze veya zı olarak okumak yanlış olduğu gibi dal harfi gibi okumak da yanlıştır. Mahrecine uygun olarak DAT olarak okumalı ZAT olarak okumamalıdır. Mesela velazzallin dememeli, veladdallin demelidir. Tı harfini dal gibi okumamalı. Mesela Sıradal müstekıym dememeli, Sıratal müstekıym demeli. Şeydanırraciym dememeli, Şeytanırraciym demeli. Yani şeydan değil, şeytan demelidir. Kaf harfini g gibi okumamalı, k gibi okumaya çalışmalı. Mesela, Gul huvallahü ehad dememeli, Kul huvallahü ehad demelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de Kur'an okumanın ibadet olmadığı yazılı imiş. Kur'an okumak ibadet değil mi? CEVAP: Bunu kasıtlı söylüyorlar. Tam İlmihal'de şöyle yazıyor: Kur'an-ı kerim okumak, vakf, köle azat etmek ve sadaka ve Hanefî mezhebinde abdest almak ve benzerleri yapılırken sevab hasıl olmak için, niyet lazım olmadığından, kurbettir ve taattır, fakat, ibadet değildir. Sevab hasıl olması için, Allah rızası için niyet etmek lazım olan taate ibadet etmek denir. Niyetsiz alınan abdest ibadet olmaz, kurbet olur. Bununla, hadesten taharet hasıl olup namaz kılınır. Kurbet, taat ve ibadet etmek bunlar dini bir terimdir. Mahiyetini bilmeyenler, sırf hata bulmak gayesiyle böyle söylüyorlar. Demek ki Kur'an okurken niyet şart değildir. Niyetsiz de okunsa sevab hasıl olur. Eğer sevab kazanmak niyetiyle okunursa ibadet olur. Abdest de böyledir. Niyet edilirse ibadet olur, sevabı daha fazla olur. Cennetteki güzel sesler Sual: Cennette müzik var mıdır? CEVAP: Cennette her şeyde olduğu gibi akla ve hayale gelmeyen en güzel şeyler vardır. Orada bizim bilmediğimiz şahane nağmeler vardır. Bilinmeyen şeyler bilinenlerle mukayese edilemez. Ebu Hüreyre radıyallahü anh anlatır: Bir kimse gelip, (Ya Resulallah nağmeli ses çok hoşuma gidiyor. Cennette güzel ses var mıdır?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Allah'a yemin ederim ki, dünyada ibadet eden, Allahü teâlâyı zikredip, çalgı ve oyun aletlerinin sesine kulak vermeyen kullar, Cennette, insanların bir benzerini duymadığı, Allahü teâlâyı tesbih ve takdis eden güzel seslerle, sürur ve neşeye gark edilirler.) [Gunye-tüt-Talibin] İzinsiz bakmak Sual: Birisinin bilgisayarındaki yazı ve resimlere ondan izinsiz bakmam günah mıdır? CEVAP: Evet günahtır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Arkadaşının yazısına izinsiz bakan Cehennem ateşine bakmış olur.) [Taberani] (Birinin evine izinsiz bakanın gözü çıksa yeridir.) [Müslim] (İzinsiz bir evin içine bakan haram işlemiş ve ilahi hududu çiğnemiş olur.) [Tirmizi, Ebu Davud] Savaşta ölmek Sual: Savaşta ölen herkes şehid midir? CEVAP: Şehidlik Müslüman olmaya ve niyete bağlıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Nice kendisine silah isabet edip ölen vardır ki, ne şehiddir, ne de hamid. Nice döşeğinde ölen kimse vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir.) [Ebu Nuaym, Ebu-ş-şeyh] (Hamid, şükreden demektir.) Cenazede nutuk Sual: Cenaze namazından sonra nutuk söylemek veya ölünün yaptığı iyi işleri anlatmak caiz mi? CEVAP: Caiz değildir, bid'attir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
İmanı kuvvetlendirmek için
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İmanı kuvvetlendirmek için ne yapmalı? CEVAP: İmanı kuvvetlendiren, tadını hissettiren çok şey vardır. Bazılarını bildirelim: 1- Güzel ahlaklı olmak. 2- Hep Allahü teâlâyı hatırlamak. 3- İhlaslı olmak. 4- Cömert olmak. 5- Elinde olmadan, büyük belalara maruz kalmak. (Salih kimse için) 6- Haramlardan kaçmak. 7- Küfre düşmekten çok korkmak. 8- Sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini Allah için sevmemek. 9- Salih olmak. 10- Namaza çok önem vermek. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (İmanı en kuvvetli mümin, güzel ahlaklı olandır. Yanına herkes kolayca yaklaşır, geleni gideni çok olur. Herkesle iyi geçinir. Çevresi ile iyi geçinemeyende hayır yoktur.) [Taberani] (Nerede olursa olsun, Allahü teâlâyı unutmayanın imanı kuvvetlidir.) [Beyheki] (Allah için yaptığı işlerde kınanmaktan korkmayan, ameli ihlaslı olan, iki işten biri ahirete, diğeri dünyaya faydalı olsa, ahirete faydalı olanı tercih edenin imanı kuvvetlidir.) [Deylemi] (Kur'an okumak ve Allah'ı zikir imanı kuvvetlendirir.) [Deylemi] (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı nispetinde belaya maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli, imanı zayıf ise hafif olur.) [Tirmizi] (Müslüman cömerdin imanı kuvvetlidir.) [Deylemi] (Allah korkusundan dolayı harama bakmayan imanının tadını alır.) [Taberani, Hakim] (Allah'ı ve Resulünü her şeyden çok seven, yalnız Allah'ın sevdiklerini seven ve küfre düşme korkusu, ateşte yanma korkusundan çok olan kimse imanın tadını bulur.) [Buhari] (Üç şey imanın tadını artırır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen Müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allah'ın düşmanlarını sevmemek.) [Taberani] (İyilik edince sevinen, günah işleyince üzülen imanlıdır.) [Taberani] Sabah ve akşam şu duayı okuyan şirke düşmekten kurtulur ve imanı kuvvetlenir: (Allahümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene a'lemü ve estağfirü-ke li-mâ lâ-a'lemü inneke ente allâmül-guyûb) [İ. Ahmed] Hacda koku sürünmek Sual: Hacda ihramlı iken koku sürünmek yasaktır. Ancak ihram giymeden koku sürünse sonra ihramlı iken bu kokuları etrafa saçsa, yahut, yasak olmasına rağmen başkası ihramına koku sürse, onu kucaklayınca bize de koku geçse yahut, Kâbe-i şerife dokununca elimize koku geçse, ceza lazım olur mu? CEVAP: Hayır ceza lazım olmaz. Yasak olan bizzat kendimizin sürmesi veya başkasına, bu kokuyu bana sür demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Haramlardan sakınan evliyâdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de hicrî 14. asrın yarısından sonra, dünyanın hiçbir yerinde veli görülemediği yazılı. Yani şu anda dünyada evliya yok mu deniyor? CEVAP: Hayır, yok denmiyor, görülemiyor deniyor. Dünya evliyadan hali değildir. Yani dünyada elbette evliya bulunur. Din kitaplarında birler, üçler yediler, kırklar, beş yüzler gibi adlandırılan evliya vardır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Ebdal kırk kişidir. Bunların bereketi ile düşmana galip gelirsiniz ve belâdan kurtulursunuz.) [İbni Asakir] (Her asırda iyiler bulunur. Bunlar 500 kişi olup kırkı ebdaldir. Her ülkede bulunur.) [Ebu Nuaym] (Yeryüzünde her zaman [ebdallerden] kırk kişi bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar. Biri ölünce, Allahü teâlâ, onun yerine başkasını getirir.) [Taberani] Bu evliya zatları herkesin tanıması elbette zordur. Zaten ben evliyayım diyen, veli değildir. Evliya, kendini gizler. Bunun için evliyayı tanımak zordur. Bugün açıkça ben evliyayım diyen sahtekârlar çoktur. Hatta çok kimse, (Bizim hocamız hatem-ül evliyadır, son velidir. Artık başka veli gelmez) diyorlar. Bunlarınki de yanlıştır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerine, bu zamanda evliya yok mu diye sorulduğunda buyurdu ki: (Bu zamanda, beş vakit namazını kılan, haramlardan sakınan umumi evliya sınıfına dahil olur. Bir de hususi evliyalık vardır. Bu, tasavvuf yolunda ilerleyenlere Rabbimizin ihsan ettiği derecelerdir. İşte, bu zamanda böyle evliya yok gibidir.) Eshâb-ı kiram ve Tâbiin-i izam zamanlarında, evliya çoktu. Herkes bunları ziyaret ederek bereketlenir, dualarını alırlardı. Ahir zaman yaklaştıkça, küfür alametleri, bid'atler çoğaldı. Ulema ve evliya azaldı. Son zamanlarda, hiç görünmez oldular. (Faideli Bilgiler) Avrupa'da kesilen etler Sual: Avrupa'da kesilen etleri ateistler kesebileceği için veya besmelesiz kesildiği için yenmez mi? CEVAP: Sadece Avrupa'da değil, Türkiye'de ve diğer İslam ülkelerinde de durum yaklaşık aynıdır. Yani kimin kestiği nasıl kestiği kesin olarak bilinmiyor. Ateist, mürted, dinsiz de kesebilir. Besmelesiz de kesilebilir. Fakat bunlar kesin olarak bilinmediği için, dünyanın her yerinde kesilen hayvanların etlerini yemek caizdir. Şafii mezhebinde Besmelesiz kesileni de yemek caizdir. Bunun için, bu etleri yerken Şafii mezhebini taklit ederek yemekte mahzur olmaz. Dijital tesbih ve hoparlör Sual: Sonradan çıkan bid'at diye hoparlörle, kasetle ibadet etmenin caiz olmadığı bildiriliyor. O zaman dijital tesbihlerle de zikretmenin ve tesbih çekmenin caiz olmaması gerekmez mi? CEVAP: Gerekmez. Dijital tesbihlerle ibadet edilmiyor, sadece sayı sayılıyor. Kaç kere Allah denmişse o tespit ediliyor. Yoksa bizzat dijital tesbih, hoparlör gibi, kaset gibi Kur'an okumuyor, zikretmiyor, yeni bir ses meydana getirmiyor, sadece sayıyı gösteriyor. Saymak ibadetin kendisi değildir. Elle, tesbihle veya dijital aletle saymanın mahzuru olmaz. --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Müctehid ve müceddid ne demektir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müctehid ve müceddid ne demektir? Herkesçe bilinen müceddidler kimlerdir? CEVAP: Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, toplayan, kitaba geçiren; açıkça bildirilmemiş, kapalı bildirilmiş olan bilgileri de anlayıp, açıklayabilen derin âlimlere Müctehid denir. Hicretten 400 yıl sonra, mutlak müctehid yetişmedi. Buna ihtiyaç da kalmadı. Çünkü Allahü teâlâ ve Onun resulü Muhammed aleyhisselâm, kıyamete kadar, hayat şekillerinde ve fen vasıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin şamil olan ahkâmın hepsini bildirdiler. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni olaylara nasıl tatbik edileceklerini, tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirirler. Müceddid denen bu âlimler kıyamete kadar mevcut olacaktır. (S. Ebediyye) Cahiller ve din düşmanları tarafından Müslümanlar arasına sokulmuş olan hurafeleri, bid'atleri, yanlış inançları, kendilerinden bir şey ilave etmeden dini eski haline getiren, müceddidlerdir. Ebu Davud'un rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte, (Her yüz yılda bir müceddid gelir. Ümmetimin işlerini yeniler) buyuruldu. Mesela, sultanlar içinde Ömer bin Abdülaziz, din bilgilerinde İmam-ı Şafii, tasavvufta Maruf-i Kerhi, esrar bilgilerinde İmam-ı Gazali, feyz vermekte ve harikalar, kerametler göstermekte, Abdülkadir Geylani, hadis ilminde İmam-ı Süyuti, tarikat, hakikat ve akaid bilgilerinin inceliklerini açıklamakta ve kalblere akıtmakta İmam-ı Rabbani, müceddid idiler. Hepsi, İslamiyet'in yayılmasına, kuvvetlenmesine hizmet ettiler. (Mekatib-i şerife) Dünyayı terk etmek Sual: Ahireti kazanmak için, dünyayı terk etmek nasıl olur? CEVAP: Dünyayı terk etmek, çalışmayıp oturmak demek değildir. Dünyayı terk etmek, iki türlü olur: Birincisi, haramlarla beraber, mubahları da, yani günah olmayan lezzetlerin çoğunu da bırakıp, yaşamak için zaruri olan miktarını kullanmaktır. Yani çalışmayı, dünyanın zevk, keyif ve eğlencelerine dalmak yolunu bırakarak, her türlü zevk ve lezzetinden vazgeçip, ibadet ile ve Müslümanların rahatları ve İslam dinini bilmeyenlerin, doğru yola kavuşmaları için lazım olan ilmi, teknik usulleri ve vasıtaları, en ileri ve en üstün şekilde yapmak ve kullanmakla geçirmek ve dünya zevkini böyle çalışmakta aramak ve bulmaktır. Eshab-ı kiramın ve İslam âlimlerinin hepsi, böyle idi. Bundan maksat, İslamiyet'in emrettiği şeyleri yapmak için, bütün rahatı ve zevkleri feda etmektir. İkincisi, dünyada haram ve şüpheli şeylerden kaçıp mubahları kullanmaktır. Bu kadarı da, hele bu zamanda, çok kıymetlidir. Allahü teâlânın mubah ettiği, yani müsaade ettiği şeyler pek çoktur. Bunlarda bulunan lezzet, haramda bulunanlardan, fazladır. Mubah kullananları Allahü teâlâ sever, haram kullananları sevmez. Aklı olan, doğru düşünebilen bir kimse, geçici bir zevk için, sahibinin, yaratanının sevgisini teper mi? Zaten, haram olan şeylerin sayısı pek azdır. Bunlarda bulunan lezzet, mubahlarda da vardır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Takkesiz namaz kılmak mekruhtur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namaz kılarken takke giymek sünnet midir? Başı açık kılmak mekruh mudur? CEVAP: Evet, takke giymek sünnet, başı açık kılmak mekruhtur. Mekruh olan namaz sahih ise de, sevabı olmaz. Bir erkek, namazda başı örtmeye önem vermediği için açık kılarsa, mekruh olur. Namaza önem vermediği için açarsa, imanını kaybeder. Kendini Allahü teâlâya karşı, küçük göstermek için, başı açık kılmak zarar vermez ise de, yine örtmek efdaldir. Harareti teskin ve rahatlık için açmak da mekruhtur. (Redd-ül-muhtar, Halebi) Nimet-i İslam kitabında, namazın mekruhlarının 15.'sinin dipnotunda (Başı açık namaz kılmak mekruhtur) buyuruluyor. 57.'sinde de mekruh olduğu bildiriliyor. Şafii'de de, sarıkla veya takke ile kılmak sünnettir. (Fetavai kübra) Peygamber efendimiz başı açık kılmazdı. Sarık takkeden daha faziletlidir. Herhangi bir başlıkla namaz kılmak, başı açık kılmaktan daha faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali: (Sarıkla kılınan iki rekat namaz, sarıksız kılınan 70 rekattan daha sevabdır.) [Ebu Nuaym] Fıkıh kitaplarında deniyor ki: Namaz kılarken, düşen başlığı tek el ile alıp başını örterek kılmak, o haliyle kılmaktan daha iyidir. (Gurer ve Dürer) Namaz kılarken, imkân varsa, en iyi, en yeni, en temiz elbiseyi giymeli. Bir âyet-i kerime meali: (Her namaz kılarken, süslü [temiz, sevilen] elbiselerinizi giyin.) [Araf 31] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Namaz kılarken en iyi elbisenizi giyinin. Allahü teâlâ, kendisi için ziynetlenmeye, süslenmeye en layık olandır.) [Beyheki] Mürşid-i kâmil Sual: Herkes birisine mürşid-i kâmil diyor. Bir kimsenin mürşid-i kâmil olduğu nasıl anlaşılır? CEVAP: Ehli sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini iyi bilen hemen anlar. Yani dört hak mezhebi bilip birisine uyan kimse, hakkı bâtıldan ayırır. Bilmeyen ayıramaz. İstidracla kerameti karıştırır. Bid'at ehli bir kimse, deniz üstünde yürüse, havada uçsa da evliya olamaz. İstidrac ile kerameti ayıramayan bunu anlayamaz. İlmihal okuyan bilir ki, mürşid kendi kendine olmaz, yerden ot biter gibi bitmez. Bir Müslüman, kendi kendine evliya olabilir, ama asla mürşid olamaz. Mürşidin, icazetli bir hocadan icazet alması şarttır. Hocasının da icazetli olması şarttır. Bu silsilenin Resulullaha kadar dayanması da şarttır. Bugün için yapılacak iş, mürşidim diyenlere aldanmayıp, hakiki mürşid olan eski âlimlerin kitaplarını severek okuyarak, onlardan istifade etmeye çalışmaktır. Yemin olan ifadeler Sual: (Allah'a ahd ediyorum [söz veriyorum]. Allah'a misak ediyorum [sözleşmede bulunuyorum]. Allah'a and veriyorum. Allah'a and içiyorum. Yemin ediyorum. Yeminim olsun. Ahdım olsun. Nezrim olsun) gibi sözlerden birisini söyleyip de, sözünde durmayan ne yapar? CEVAP: Bunların herhangi birini söylemek yemin olur. Yeminini bozan da, yemin kefareti verir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Amel imandan parça değildir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam Ahlakı kitabında, Hazret-i Osman'ın, "Allahü teâlâya yemin ederim ki, bir kimse, şarap içerken, iman o şaraba der ki, ey melun dur, ben çıkayım da ondan sonra sen gir" dediği bildiriliyor. Bir de bu anlamda hadis-i şerifler var: (İnsan, mümin olduğu halde içki içemez.) [Nesai] (Şarap içenin imanı, gömleğin sırttan çıktığı gibi çıkar.) [Hakim] (İçki ile iman, bir arada bulunmaz, biri, diğerini uzaklaştırır.) [Beyheki] (İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar.) [Taberani] Sualim, şarap içenin imanı çıkıyor mu, yani kâfir mi oluyor? CEVAP: Hayır. Dinimizde amel imandan parça değildir, yani şarap içen veya başka günah işleyene kâfir denmez. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olur, hiç Müslüman kalmazdı. Hatta (amel imandan parçadır, günah işleyen kâfir olur) diyen sapıklar da, Müslüman olamazdı. Çünkü masum yani günahsız olmak, Peygamberlere mahsustur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı a'zam hazretleri, (Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz) buyurdu. Günahı çok olan bir mümin, tövbesiz ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar. Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa erer. (2/67) İmam-ı Gazali hazretleri, yukarıdaki hadis-i şerifleri açıklarken, (Kâmil iman sahibi içki içemez, içenin imanı zayıftır) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cebrail aleyhisselam, "Allah'a şirk koşmadan ölen her Müslüman Cennete girer" dedi. Ben "hırsızlık ve zina etse de mi?" dedim evet dedi. Bunu üç kere sordum. Evet şarap içse de, Cennete girer dedi.) [Buhari, Tirmizi] Secde-i sehvi gerektirmez Sual: (Unutularak bir vacibin geciktirilmesi secde-i sehvi gerektiriyor, kasten geciktirilirse tahrimen mekruh olur) deniyor. İmamın ve yalnız kılanın, son oturuşta salli barikten sonra Rabbena'yı ve başka duaları okuması selam verme vacibini geciktiriyor mu, secde-i sehvi gerektiriyor mu? CEVAP: Hayır gerektirmez. Çünkü orası dua okuma yeri olduğu için, âyet-i kerime ve hadis-i şerifle bildirilen bütün duaları okumak caizdir. Bunun gibi, kıyam kıraat mahallidir. Burada bir rekatta, bir sure değil, 10 sure de 20 sure de okunabilir. Sen çok sure okudun, o zaman, rükuyu geciktirdin, secde-i sehv yapman lazım denmez elbette. Son teşehhüd de böyle, orası dua okuma yeridir, fazla dua edilse de secde-i sehv gerekmez. Nimet-i İslam'da, namazın sünnetlerinin 43.'sünde diyor ki: Salevattan [salli barikten] sonra dua okunur. Namazda Arapça'dan başka dilde dua okumak haram olur. Arapça da olsa, halk sözüne benzememesi için okunan dualar âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden alınmış olmalı. Mesela şu âyet-i kerimeler okunabilir: (Bekara 201, Rabbena... âyeti, Âl-i İmran 8 ve 9, İbrahim 40,41, Kehf 10, Rabbena ile başlayan kısmı, Furkan 74). Nimet-i İslam kitabında, hadis-i şerifte geçen iki dua da örnek olarak bildirilmiştir. Demek ki, dua âyetlerini ve dua hadislerini salli barikten sonra okumanın hiç mahzuru yoktur. Ne kadar çok okunursa okunsun mahzuru olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şafiiler, niçin inşallah müminim diyorlar? İnşallah ne demektir? CEVAP: İnşallah, Allah izin verirse, Allah nasip ederse manasına, bütün işlerini Allahü teâlânın dilemesine havale etmek için söylenen sözdür. İmam-ı Gazali hazretleri, Şafiilerin niye inşallah dediklerini açıklarken buyuruyor ki: Şu dört husustan dolayı Şafiiler inşallah diyorlar: 1- Ben elbette müminim, ben elbette âlimim demek kendini övmek sayılmasından korkarak inşallah demişlerdir. Çünkü hikmet ehli bir zata sormuşlar, doğru olduğu halde, çirkin olan şey nedir diye, o da, (Doğru olarak da, kişinin kendisini övmesi çirkindir) buyurmuştur. Bir kimseye doktor musun, âlim misin diye sorulunca, doktorluğu kesin olduğu halde, sırf övünmemek için, inşallah doktorum demesi yanlış olmaz. Bir âyet-i kerime meali: (Kendinizi tezkiye etmeyin, temize çıkarmayın, övünmeyin.) [Necm 32] Bir hadis-i şerif meali: (Âlimim diyen cahildir.) [Taberani] (Övünen gerçek âlim olamaz.) 2- Her zaman Allah'ın adını anmak için inşallah denir. Bir âyet-i kerime meali: (Bir işi inşallah demeden yarın yapacağım deme.) [Kehf 23, 24] Sadece şüpheli şeylerde değil, kesin olan şeylerde de inşallah denir. Bir âyet-i kerime meali: (İnşallah Mescid-i harama gireceksiniz.) [Fetih 27] Bunu bizzat Allahü teâlâ bildiriyor. Siz Mekke'yi fethedeceksiniz buyuruyor. İnşallah demeyi öğretmek için böyle bildiriyor. Resulullah efendimiz de, ölmek kesin olduğu halde, inşallah öleceğiz diyor. Mezarlığa uğrayınca diyor ki: (Esselamü aleyküm, ey müminler diyarı, inşallah biz de sizlere ulaşacağız.) [Müslim] 3- Hakiki imana kavuşmuş, kâmil iman sahibine de, imanı zayıf olana da mümin denir. Kâmil mümin anlamında inşallah müminim diyorlar. Burada inşallah demeleri, ben mümin değilim demek değildir. (Kâmil mümin, gerçek mümin olurum inşallah) anlamındadır. Bir âyet-i kerime meali: (İşte bunlar, gerçek müminlerdir.) [Enfal 4] Bir kimsenin kendisinin kâmil mümin olup olmadığında şüphe etmesi yanlış değildir. Bu anlamda (İnşallah müminim) demek caiz olur. Burada mümin olmaktan şüphe edilmiyor, kâmil mümin olmaktan şüphe ediliyor. İman, ibadetle kâmil hale gelir. Ancak ibadetlerimizin kâmil olduğunu bilemeyiz. İnşallah kâmil iman sahibiyim anlamında, (inşallah müminim) demek caiz olur. 4- Son nefeste imansız ölmekten korkulur. Hiç kimse imanla öleceğini kesin olarak bilemez. Eğer imansız ölürse, bütün iyi amelleri yok olur. Amellerin kabul olması, son nefeste imanlı ölmeye bağlıdır. Oruçlu kimseye kuşluk vakti oruçlu musun diye sorulsa, (Elbette oruçluyum) der. Ancak akşamdan önce orucu bozulursa, oruçluyum demesinin hükmü kalmaz ve yalancı sayılır. Orucun sahih olması için akşam ezanına kadar orucun bozulmaması şarttır. İmanın sahih olması için de son nefeste de imanlı olmak şarttır. Bir kimse, imanlı yaşar kâfir olarak ölebilir, kâfir olarak yaşar sonunda iman eder, mümin olarak ölebilir. Artık kâfir olarak yaşamasının hiç kıymeti kalmadığı gibi, imansız ölenin de mümin olarak yaşamasının hiç kıymeti olmaz. Ebüdderda hazretleri, (İmansız ölmekten korkmayan imansız ölür) buyuruyor. Bir âyet-i kerime meali: (İşlerin akıbeti, sonucu Allah'a aittir.) [Hac 41] İman, sahibini Cennete koyar. Oruç, Allah'ın hakkını öder. Akşama kadar devam etmeyip bozulan oruç, oruç sayılmayacağı, borcu ödeyemeyeceği gibi, son nefese kadar devam etmeyen iman da, sahibini Cennete koyamaz. Bu, artık iman sayılmaz. İşte bu sebeplerden dolayı inşallah müminim demişlerdir. Son nefeste de imanla ölürüm inşallah anlamındadır. (İhya) [Yukarıda İmam-ı Gazali hazretlerinin bildirdikleri, Şafii mezhebine göredir. Hanefiler, (Elbette müminim) demelidir.] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kırk defa kabul olmuş hac sevabı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İbrahim aleyhisselamın okuduğu bir dua varmış. Kim okursa, kırk kere hac etmiş sevabı alıyormuş. O dua hangisidir? CEVAP: İbrahim aleyhisselam, (Elhamdü lillahi kable külli ehad, vel hamdü lillahi ba'de külli ehad, elhamdü lillahi alâ külli hâl) diye dua edince, Hak teâlâ, (Yâ Cebrail, dostuma selam söyle! O üç kelamı üç defa söyledi, ben azimüşşan da, ona kırk defa kabul olunmuş nafile hac sevabını verdim. Bu duayı okuyan her Müslümana da, aynı sevabı ihsan ederim) buyurdu. (Miftahül cenne) Elhamdü lillahi kable külli ehad=Her şeyden önce Allahü teâlâya hamd ederim. Elhamdü lillahi ba'de külli ehad=Her şeyden sonra Allahü teâlâya hamd ederim. Elhamdü lillahi alâ külli hâl=Her halükârda Allahü teâlâya hamd ederim. Sonradan görme! Sual: Tarihte dönmeleri okuyoruz. Çokları Müslümanlığa karşıdır. (Sonradan görme, gâvurdan dönme) sözü doğru değil mi? CEVAP: Dönmelerin genelde samimi olmayanları için öyle söz ediliyor. Yoksa, samimi olarak dönen, tertemiz Müslüman olur. Sonradan görmeler, genelde yeni duruma ayak uyduramayıp gülünç duruma düşerler. Hatta kimseye bir şey vermeyenleri, verse bile rahatsız edip burnundan getirenleri çok olur. Davud aleyhisselam buyuruyor ki: (Sonradan görmüş birinden bir şey istemek, elini ejderhanın ağzına sokmaktan kötüdür.) [İbni Asakir] Noel Baba Sual: Bir ilahiyatçı profesör, (Noel Baba bizce de saygıya değer bir mümindir. Hazret-i İsa'nın tebliğ ettiği dîne inanmış, o dinde yetişerek evliya olmuştur) diyor. Bu yanlış değil mi? CEVAP: Elbette yanlıştır. Çünkü İsa aleyhisselama 12 kişi inanmıştır. Bunlara havari denir. Sonradan birisi [Yehuda] mürted olmuştur. İsa aleyhisselam, dinini yaymadan henüz 33 yaşında iken göğe kaldırıldı. Yahudiler Hıristiyanlığı bozarak saçma bir din meydana getirmişlerdir. Yani İsa aleyhisselama doğru olarak inanan insan, hemen hemen hiç kalmamıştı. Hıristiyanlık doğru din olarak yayılmadığı için Hıristiyanlıktan evliya çıkmaz. Aziz dedikleri kimseler, Hıristiyan görünüp İseviliği bozan Yahudilerdir. Birçok Hıristiyan bile, 'Noel Baba'nın efsane olduğuna inanır, bilir. Buna rağmen ilahiyatçının öyle söylemesi, kraldan çok kralcı geçinmektir. Maksadı, Hıristiyanlara yaranmaktır. Nikolaos denilen 'Noel Baba'nın, Antalya Kaş Gelemiş köyünde doğduğunu ve Antalya civarında yaşadığını söyleyen Hıristiyanlar var ise de, bu tamamen bir efsanedir. Bu yöreye böyle bir heykelin dikilmesi, Hıristiyan emperyalizmine ve misyonerlere malzeme olmuştur. Vatani asli edinmek Sual: Evli bir kimse, iki sene sonra ben falanca şehre temelli yerleşeceğim demekle orayı vatani asli edinmiş olur mu? CEVAP: Hayır olmaz. Bir şehre yerleşilir, temelli kalmaya niyet edilirse o zaman vatani asli edinilmiş olur. Bu arada herhangi bir görevle birkaç aylığına veya birkaç seneliğine başka şehre gidilse de, bu gittiği yer değil, temelli yerleşmeye niyet ettiği şehir, vatani asli olur. Bir yerin vatani asli olması için, önce orayı vatan edinip orada ikamet etmek gerekir. Bunun bozulması için de, başka bir şehre temelli kalmak üzere yerleşmek gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam âlimleri, (Hastalıkta şifa vardır. Beden ne kadar sıkıntı çekerse, ruh o kadar rahat eder. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey, insanın âcizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakka dönmesine sebep olur. Bu sebeple kalb için şifadır) buyuruyorlar. Fakat ben hastalanınca, ruhum çok acı çekiyor, sanki işkence içinde gibi rahatsız oluyorum. Anlaşılan, hastalıkta şifa olması herkes için değildir. Öyle değil mi? CEVAP: Siz ruh ile nefsi karıştırdığınızdan dolayı böyle söylüyorsunuz. İnsanın bir yeri ağrıyınca, az veya çok hastalanınca, rahatsız olan, keyfi bozulduğu için, isteklerine kavuşamayacağı için deli divane olan nefsidir. Rahatsızlığımız oranında, onun da rahatsızlığı artar. Kulak, renkten zevk almadığı gibi, göz de sesten zevk almaz. Hepsinin zevki farklıdır. Nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır, hep haram olan şeylerden zevk alır. Ruhun gıdası namazdır, haramlar ruhun zehridir. Mesela müzik nefsi besler. Nefsimiz müzikten hoşlanır. Ruh hoşlanmaz, sıkıntı duyar. Nefsi, ruh ile karıştırmamalıdır. İnsan hastalanınca, günahları affolur. İsa aleyhisselam, (Hasta olup, musîbete, felâkete uğrayıp da, günahları affolacağı için sevinmeyen kimse, âlim değildir) buyurdu. Musa aleyhisselam da, bir hastayı görüp, (Yâ Rabbi, Bu kuluna merhamet et, hastalıktan kurtar) dediği zaman, Allahü teâlâ, (Rahmetime kavuşması için, gönderdiğim sebepler içerisinde bulunan bir kuluma, nasıl rahmet edeyim. Çünkü, onun günahlarını, bu hastalıkla affedeceğim. Cennetteki derecesini, bununla arttıracağım) buyurdu. Musibetlere, elemlere sevab olmaz. Bunlara sabretmeye sevab verilir. Fakat, elemlere sabredilmese de, günahların affına sebep olurlar. Hastalık da musibettir, sabredilmezse sadece günahlar affolur. Sabredilir, kimseye şikâyet edilmezse, o zaman sevab da alınır. Görüldüğü gibi, hastalık faydalı bir şeydir. Kadın evde yalnız iken Sual: Kadın, evde kimse yok iken veya kocasının ve çocuklarının yanında şortla durabilir mi? CEVAP: Kimse yokken ve çocuklarının yanında şortla duramaz. Sadece kocasının yanında şortla durması caiz ise de, kocasının yanında da böyle durması edebe aykırıdır, mekruhtur. Ama başı kolları dizden aşağı kısmı açık olarak durması mekruh değildir. Ancak böyle açık durunca, durduğu odaya rahmet melekleri girmez. Kitaplarda diyor ki: Kadınların, evinde yalnız iken, diz ile göbek arasını örtmesi farz, sırtını ve karnını örtmesi vacib, başka yerlerini örtmesi edeptir. (Redd-ül muhtar) Suale cevap vermemek Sual: Bazı suallere, bilmiyorum diye cevaplar vermenin vebali büyük değil mi? CEVAP: Kasten yapılırsa vebali büyüktür. Ancak bilmediğine biliyorum diye rastgele cevap vermenin de vebali büyüktür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet ederler.) [İbni Lal] Lanete müstahak olmamak için bilmeyen, bilmiyorum demelidir. Ama bildiği halde bilmiyorum diye cevap vermemek de veballi iştir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Sual sorulan kimse, bildiği halde cevap vermezse, kıyamette ağzına ateşten gem vurulur.) [Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Eski âlimler, sigaranın zararlarını bilmedikleri için sigaraya helal demişler. Bugün sigaranın öldürücü bir zehir olduğu kesin olarak ispat edilmiştir. Sigara içmek intihardır. Sigara elbette haramdır) diyenler çıkıyor. Eski âlimleri bilgisizlikle suçlamak doğru mudur? CEVAP: Çok yanlıştır. Günümüzdeki cahillerin, önceki âlimleri sigaranın zararlarını bilmiyorlardı diyerek cahillikle suçlamaları, kıyamet alametidir. İslam âlimlerine olan düşmanlığın açık bir örneğidir. Resulullahın vârisleri olan İslam âlimlerini cahillikle suçlamak çirkin bir bid'attir. Üç hadis-i şerif meali: (Kıyamete yakın, türediler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir] (Bu ümmetin sonunda gelenler, önceki âlimleri kötülediği, cahillikle suçladığı zaman, ilmini gizleyen, Allah'ın indirdiği Kur'anı gizlemiş olur.) [İbni Mace] (Bid'atler çıkınca âlim ilmini açıklasın! İlmini açıklamayana lanet olsun!) [Deylemi] Kur'an-ı kerimi gizleyerek lanete müstahak olmamak için, İslam âlimlerine saldıran türedilere, yine o büyük âlimlerin kitaplarından alarak cevap vermek zorunda kaldık. Birçok şeyin fazlası zararlıdır. Bunların fazlası zararlı diye, azını kullanmaya haram denemez. Aklımıza değil, din kitaplarında ne yazıyorsa ona uymamız gerekir. Tıpta kullanılan ilaçların çoğunda zehir vardır. Çok miktarları ölüme sebep olurken, az miktarları ise dertlere deva olmaktadır. Mesela eter için azı ayıltır, çoğu bayıltır denmektedir. Allahü teâlâ zehirleri de boşuna yaratmadı. Kanserlilere de zehir verilmektedir. Sigarada da öldürücü zehirler vardır. Çoğu elbette zararlıdır, ama azı zevkle içilmektedir. Sigara içen oruçlu kimseler, akşam iftar vakti, yemekten önce sigaraya sarılmaktadır. Kafam çalışmıyordu, sigara içtim rahatladım diyenler oluyor. Tütünün zararları bilinmese bile, zehirli otların zararları bilinmekteydi. Afyon ve türevleri olan eroin, kodein, morfin ile baldıran, zakkum, esrar, kafein, kokain gibi zehirli otlar ve diğer zehirler eskiden de biliniyordu. Bilinen bu zehirli otların sarhoş etmeyecek, zarar vermeyecek miktarlarının haram olmadığı, az miktarlarını ilaç olarak kullanmanın caiz olduğu, (Feth-ur-rahim, Dürrül Muhtar, Redd-ül Muhtar) gibi fıkıh kitaplarında yazılıdır. İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki: Sıvı içkilerin azı, zarar vermese de haramdır. Zehirli otların sarhoş etmeyen, zarar vermeyen miktarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Mühezzeb) İbni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki: Afyon ve diğer zehirli otlar haramdır, fakat az miktarlarını ilaç olarak kullanmak caizdir. (Zevacir) Zehir yeni çıkmadı. İnsanlık tarihinden beri biliniyor. İslam âlimleri, buna rağmen ilaç olarak kullanılmasına cevaz vermişlerdir. Şu halde, (Eskiden âlimler sigaranın zararlarını bilmedikleri için mubah demişler) demenin ne kadar yanlış, ne kadar cahilce, ne kadar ahmakça bir söz olduğu meydandadır. Din bilgilerinde, açıklanmamış bir şey kalmamıştır. Kemale gelmiş olan bu dine eklenecek bir şey de yoktur. Dinimiz, kıyamete kadar olacak her şeyin hükmünü bildirmiştir. Âlimler bunları açıklamıştır. İctihad için konu kalmamıştır. Helal ve haram bellidir. Her çeşit uyuşturucunun ve zehrin hükmü bellidir. Dinde eksiklik olmaz. Bir âyet-i kerime meali: (Dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım.) [Maide 3] Tamamlanmış bir dinde, sonradan eksik bir şey çıkmış olamaz. -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İstihare nedir ve istihare namazı nasıl kılınır? CEVAP: İstihare, bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra bu husustaki duayı okuyarak o işle ilgili rüya görmek üzere uykuya yatmaktır. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Dört şeyi yapan dört şeyden mahrum kalmaz: 1- Şükreden, nimetin artmasından, 2- Tövbe eden, kabulden, 3- İstihare eden, hayırdan, 4- İstişare eden, doğruyu bulmaktan, hakikate ulaşmaktan mahrum olmaz. Herhangi bir işe başlarken, mesela evlenirken, ev alırken istihare yapmalı. Üç hadis-i şerif meali: (Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) [Hakim] (İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) [Tirmizi] (İstihare eden kimse mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz.) [Taberani] Evlenmeden önce, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalı. Nefsin ve kötülerin araya girmemesi için, yalvarmalı. Salih, güvenilir kimselerle istişareden sonra, istihare yapmalıdır. Bir işe başlayacağınız veya bir şeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekat nafile namaz kılıp, aşağıda bildirilen Arapça duayı okuyarak, "Eğer bu işim [Mesela şununla evlenmem] dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin" demelidir. Önce günahlardan tövbe edilir. Tövbe için kısaca, "Ya Rabbi! Büluğ anımdan şimdiye kadar yaptığım günahlara pişman oldum. Bundan sonra da, inşallah hiç günah işlememeye söz veriyorum" denir. Sonra gusledilir. Gusülden sonra, o gece (istihareye niyet ettim) diyerek iki rekat nafile namaz kılınır. İlk rekatta Kâfirun, ikinci rekatta İhlas okunur. Kaza namazı olan da, istihare namazı kılabilir. İstihare namazından sonra şu dua okunur: (Allahümme innî estehîrüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve es'elüke min fadlikel'azîm fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemü velâ a'lemü ve ente allâmül-guyûb) Bu şekilde istihareye yedi gece devam edilir. [Gündüz de istihareye yatmak caizdir.] Gusül sadece ilk gün alınır. Diğer günler gusle gerek yoktur. İstihare başkasına yaptırılmamalı. İstihare yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi ifâ etmelidir. Bedenle yapılan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz değildir. İstihare namazını kılıp duasını ettikten sonra hiç konuşulmadan yatılmalı. İhtiyaç varsa konuşulur. Aslında, her zaman, yatsı namazını kıldıktan sonra konuşmamak müstehabdır, iyi olur. İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alamettir. Bir şey görülse de, 7 gün devam edilir. 7 gün istihareden sonra, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu varsa, o işe karar verilir. Bir muradı olan kimse, abdest alır, temiz bir yere oturur, üç defa salevat-ı şerife okur, sonra her birine Besmele çekerek 10 Fatiha, sonra 11 İhlas okur, sonra üç defa salevat okur. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatar, niyet ettiği şeyin iyi veya kötü olacağını bi-iznillah rüyada görür. (Fetava-i Karı-ül-hidaye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kelimullah ile kelimetullah aynı mıdır? Hazret-i İsa'ya niçin ruhullah denmiştir? Âdem safiyullah deniyor? Bunlar ne anlama geliyor? CEVAP: Önce Ülülazm Peygamberlere verilen unvanları bildirelim: Muhammed aleyhisselama Habibullah denir. İbrahim aleyhisselama Halilullah denir. Musa aleyhisselama Kelimullah denir. İsa aleyhisselama Ruhullah denir. Kelimetullah da denir. Âdem aleyhisselama Safiyullah denir. Nuh aleyhisselama Neciyullah denir. Bu altı Peygamber, diğer Peygamberlerden daha üstündür. Bunlara Ülülazm denir. Hepsinin en üstünü Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamdır. Habibullah, Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Çünkü en çok Onu seviyordu. Kâinatı Onun için yarattı. Kelimullah, Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse demektir. Kelim, kendisine söz söylenen, kendisiyle konuşulan demektir. Kelimetullah, Allahü teâlânın kelimesi demektir. Kelime, burada ruh anlamındadır, bir de hikmetli söz anlamındadır. İsa aleyhisselam için kullanılan ruhullah veya kelimetullah, Allah'ın ruhundan üfleyerek babasız meydana getirdiği kimse anlamındadır. Bir de Allah'ın hikmetli sözlerini bildiren, anlatan anlamındadır. Kelime ile kelim ifadesini karıştırmamalıdır. Halilullah, Allahü teâlânın dostu demektir. Çünkü bunun kalbinde, Allahü teâlânın sevgisinden başka, hiçbir mahlukun sevgisi yoktu. Safiyullah, Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş olarak yaratılmış temiz kimse demektir. Neciyullah, hep Allahü teâlâ ile meşgul olan, ilahi feyizlerle sevinç bulan kimse demektir. Peygamber efendimiz hariç diğerleri bir kavme bir millete gönderildi. Peygamber efendimiz ise bütün âlemlere gönderildi. Hepsi Onu ümmetine müjdeledi. Miracda hepsine imam olup namaz kıldırdı. Tarlaya kuru kafa asmak Sual: Nazar değmesin diye tarlaya kuru kafa dikmenin şirk olduğunu İbni Abidin bildiriyormuş. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Hayır şirk değil, caizdir. İbni Abidin hazretlerine iftira ediyorlar, halbuki o buyuruyor ki: Ekili tarlalara karpuz tarlalarının içerisine korkuluk dikmekte beis yoktur. Bunları gözlerin yani kötü nazarın defi için yapıyor. Çünkü kötü nazar haktır, mala, insana, hayvana isabet eder. Onun eseri bu hususta belirgindir. Bu, eserlerle de bilinmiştir. Binaenaleyh kötü bakışlı kimse, tarlaya baktığında önce bakışı, yükseğe dikilen kuru kafaların üzerine düşer. Ondan sonra tarlaya düşer ki bu zarar vermez. Bir kadın, Allah Resulüne gelip (Ya Resulallah, biz çiftçiyiz, mahsullerimize nazar değer diye korkuyoruz. Ne yapmalıyız?) diye sordu. Resulullah efendimiz, (Ekili yere bir kuru kafa dikin) buyurdu. (Redd-ül muhtar)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hıristiyan asıllı bir Prof., (O zaman Anadolu Müslüman olduğu için matbaa geç geldi, bundan dolayı da bilimde geri kalındı) diyor. Niçin, matbaa Türkiye'ye geç girdi de, Avrupa ile aynı anda girmedi? CEVAP: Matbaanın geç gelmesiyle, Müslümanlığın hiçbir ilgisi yoktur. Yeni keşfedilen bir aletin hemen bütün dünyaya yayılması nasıl beklenebilir? Bir alet, önce defalarca tecrübe edilir, eksiklikleri tespit edilip giderilir, sonra ilk olarak keşfedildiği ülkede yaygınlaşır, daha sonra zamanla, diğer ülkelerde yayılır. Mesela televizyon 1920'li yıllarda keşfedilmiş ve ilk TV yayınları İngiltere'de yapılmıştır. Türkiye'de ise, ilk televizyon yayını 1968'de başlamıştır. Bu dönemde Türkiye, Cumhuriyet ile idare ediliyordu. Buna rağmen, yarım asırlık bir gecikme olmuştur ki, o tarih için, teknolojinin ilerlediği bir dönemde, hiç de küçümsenecek bir gecikme değildir. Demek ki, suçu Müslümanlığa bulmak, çok yanlış olur. Hıristiyan profesörün maksadı matbaanın geç gelmesi değil, bir bahane bulup Müslümanlığı kötülemektir. Matbaacılığın Türkiye'ye gelmesinin gecikmesine, kitaplar matbaa ile basıldığı takdirde işsiz kalacaklarından korkan kitap müstensihleri, yani para karşılığında kitap yazanlar da sebep olmuştur. Bunlar, matbaanın Türkiye'ye gelmemesi için çeşitli propagandalar yapmışlar, divitlerini bir tabuta koyarak, Bab-ı âli'ye kadar yürümüşlerdir. Hatta, bazı cahillerden faydalanarak, bunların, (Matbaacılık İslamiyet'e aykırıdır) şeklinde konuşmalarını sağlamışlardır. Bu kimselerin, İslamiyet'i şahsi menfaatlerine alet etmek istediklerini gören Osmanlı Padişahı Sultan Üçüncü Ahmed Han, sadrazamı Damat İbrahim Paşa'nın da yardımı ile, bu işi halletmek için, İslam dininin en büyük reisi olan Şeyh-ül-İslam'dan matbaacılık hakkında bir fetva istemiştir. O zamanki Şeyh-ül-İslam Abdullah Efendi tarafından verilen fetvada, (İlim, fen ve ahlak kitaplarını, matbaada, az zamanda ve kolaylıkla çok kitap basmak, faydalı kitapların ucuz elde edilmelerine ve her yere yayılmalarına sebep olacağı için, matbaa yapılması caiz ve güzeldir) denilmiştir. (Behcet-ül-fetava s. 262) O zaman, buna mani olanlar olsa bile, suçu, mani olanlara mı, yoksa Müslümanlığa mı yüklemek gerekir? Daha sonra Anadolu'ya matbaa girdiğine göre, Müslümanlığa suç bulmak çok yanlıştır, kasıtlıdır. Matbaa 1447'de keşfedilmiş ve Türkiye'de ise bu tarihten yaklaşık 200 sene sonra kullanılmaya başlanmıştır. O tarihte haberleşme ve ulaşım vasıtalarının ne kadar zayıf olduğu ve yukarıda bildirilen diğer sebep de düşünülürse, bu gecikmenin İslamiyet ile hiç ilgisinin olmadığı anlaşılır. Matbaanın bilime elbette katkısı vardır; fakat matbaa ile bilim arasında direkt bir bağlantı kurmak da doğru olmaz. Matbaa keşfedilmeden önce de, birçok keşifler yapılmıştır. Şu anda matbaa her yerde kullanıldığı, hatta diğer haberleşme ve ulaşım vasıtaları da hızla geliştiği halde teknolojide geri kalmış birçok ülke vardır. Bütün bunlar gösteriyor ki, (Matbaa, Anadolu o zaman Müslüman olduğu için Türkiye'ye geç geldi) demenin de, (Matbaanın geç gelmesi geri kalmamıza sebep oldu) demenin de kasıtlı bir suçlama olduğu meydandadır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bizim camiye birisi gizlice gelip, Mushaflardaki Tevbe suresinin son iki âyetini karalıyor. Oraya da, bu Kur'andan âyet değil diye yazmış. Bunu kimler yapabilir ki? CEVAP: Resulüm yani peygamberim diyen Reshat Khalife isimli Mısırlı birisi, 19 sayısının katlarına uymuyor diye, o iki âyeti inkâr ediyor. Bu inkârıyla, ya, (Kur'anı biz indirdik, onu değişmekten biz koruyacağız) mealindeki âyet-i kerimeyi de, kabul etmemiş oluyor veya kabul ediyorsa, Allahü teâlânın Kur'an-ı kerimi koruyacağına güvenmemiş oluyor. Kur'anı kerimin o iki âyetini Reşat Halife'nin dinine inanan "on dokuzcu"lardan birisi karalamış olabilir. Namazdan çıkmak Sual: Hanefide namazın sonunda selam verip namazdan çıkmak farz mıdır vacib midir? CEVAP: Müftabih kavle göre, vacibdir. Kendi ihtiyarı ile namazdan çıkmak, İmam-ı a'zama göre farzdır. İmameyn'e göre farz değildir. Bir kimse namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan sonra kasten namaza aykırı bir iş yapsa, mesela gülse, konuşsa, yiyip içse, namazı sahih olur. Fakat elinde olmadan abdesti bozulsa, bu durumda İmameyn'e göre yine namaz tamam olur. İmam-ı a'zama göre, hemen abdest alarak gelip selam vererek kendi ihtiyarı ile namazdan çıkması gerekir. Fetva, İmameyn'in kavli iledir. Kerahat vakitleri Sual: Sabah ve öğle namazının kerahat saati kaçta başlar? CEVAP: Sabah ve öğle namazları için kerahat vakti yoktur. Fakat vakit girer girmez kılmak evladır. İkindi, akşam ve yatsı için kerahat vakti vardır. Geçerli bir mazeret olmadıkça, ikindiyi, akşama 40 dakikadan az kalıncaya kadar geciktirmemeli, akşamı yarım saat içinde kılmalı ve yatsıyı gece yarısından sonraya bırakmamalıdır. Malikiyi taklid eden, gecenin ilk üçte birinde kılmalıdır. Emr-i maruf Sual: Emr-i maruf, farz-ı ayn değil mi? Mesela camiye gidiyoruz, kimi başı açık ve yalınayak namaz kılıyor. Kimisi sandalyeye oturup Hıristiyanların put önünde âyin yaptığı gibi namaz kılıyor. Bunlara teker teker söylemek gerekir mi? Fitne çıkacak diye söylemezsek bir sakıncası olur mu? CEVAP: Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farzı kifayedir. Yani herkese farz değildir. Bu vazifeyi yapanlar var ise, diğerleri sorumluluktan kurtulur. Yani, mekruh veya haram işleyen herkese, bu yanlış demek uygun olmaz. İmkân olursa, böyle kimselere uygun bir kitap, mesela İslam Ahlâkı kitabı vermek iyi olur. Koltuk altı temizlemek Sual: Kasık ve koltuk altı kıllarını kaç günde bir temizlemek gerekir? CEVAP: Her hafta koltuk, kasık ve dübür kıllarını herhangi bir aletle temizlemek müstehabdır, sünnet de denilmiştir. 15 günden fazla geciktirmemeli. Tıraş etmeyi kırk günden fazla geciktirmek tahrimen mekruhtur, yani harama yakındır, günah da denmiştir. (S. Ebediyye) Ezan okurken Sual: Evlerde veya cami içinde ezan okurken elleri kulaklara kaldırmak gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mübarek geceler, o günü takip eden geceler mi, yoksa bir önceki günün adını mı alır? Mesela cuma gecesi, perşembeyi cumaya bağlayan gece mi yoksa, cumayı cumartesine bağlayan gece mi? CEVAP: Cuma gecesi, perşembeyi cumaya bağlayan gecedir. Mübarek geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine [imsak vaktine] kadar olan zamandır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri takip eden gecelerdir. (S. Ebediyye) Dürr-ül muhtar kitabının itikaf bahsinde şöyle deniyor: Geceler günlere tabidir. Bundan, yalnız Arefe gecesiyle Kurban Bayramı geceleri müstesnadır. İnsanlara kolaylık olmak için, bu geceler, geçen gündüzlerine tâbidir. Bu husus, Velvalciyye'nin kurban bahsinde de beyan edilmiştir. Böbrek taşına etkili ilaç Sual: Böbrekteki taş ve kum için, doktordan başka bir tavsiyeniz var mıdır? CEVAP: Siyah turpun suyu çıkarılır. Aç iken birer çay bardağı, birkaç gün içilir. Büyük, küçük taşları eritir. Tecrübe edilmiştir. Böbrek taşını parçalamak için şekerli karpuz suyu içilir. Mantar, kaymak, keşkek, beyaz peynir, balık, pelte ve sütlü şeyler böbreklerde taş ve kum yapar. Bunları yememeli. Tuzlu, kireçli su içmemeli. Bayat et, sığır, pirinçli yemekler yasaktır. Kara nohut suyu, tarçın suyu veya mahlep, anason, kimyon yenir veya suları içilirse ve çemen ekmek ile yenirse, böbrekteki ve mesanedeki taşları parçalayıp döker. Hulbe yemek de böbrek taşlarını parçalar, öksürüğü keser. Sabahları aç iken bir çorba kaşığı badem yağı içmek böbrek ve mesane taşlarını düşürür. Bir fincan zeytin yağı içmek de kumları döker. Eşkina balık taşı: Büyüklüğüne göre, 5 veya 8 adet eşkina taşı alınır, yarım litre limon suyu sıkılarak cam şişeye doldurulur. İlacın kullanımı acil ise, taşlar ezilerek toz haline getirilir. Acil değil ise 4 parça yapılıp, limon suyunun içine konarak bir fincan sızma zeytin yağı da ilave edilerek yaz mevsimi ise buz dolabında 4, 5 ayarında iki gün, kış günü ise donmayacak şekilde dışarıda 1-2 gün bekletilir. İlaç her sabah idrara çıktıktan sonra, aç karnına limonata bardağının 2/3 oranda doldurularak içilir. İçmeden önce bir fincan zeytinyağı içilmesi iyi olur. Ağır mide rahatsızlığı ve ameliyatı olanlar dikkat etmeli veya doktora danışmalı. Yer necis ise Sual: Yer necis zannediyoruz. Elimizde iki tane kâğıt mendil var. Bunları yere serip namaz kılabilir miyiz? Serersek nereye sermeliyiz? CEVAP: Zannetmekle yer necis olmuş olmaz. Necis olduğu bilinmiyorsa temiz kabul edilir. Kesin olarak yerin necis olduğu biliniyorsa, başka temiz yer de yoksa, en azından iki ayağın basılan ve secde edilen yerin temiz olması gerekir. Secde edilen mendil küçük olsa bile, başka tarafları pis olsa da, namaz caiz olur. Ellerin ve dizlerin konduğu yerin temiz olması şart değil diyen âlimler de çoktur. Bu âlimlere göre, ayakla basılan ve secde edilen yer temiz olunca diğer yerler necis de olsa namaz sahih olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
28.02.2007
.Hiçbir Peygambere dil uzatılmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı Avrupa ülkelerinde Resulullah efendimize hakaret maksadıyla karikatür vs. yapılınca, tepki amacıyla Hazret-i İsa'ya dil uzatmaya başlandı. Peygamberlere nasıl dil uzatılır? CEVAP: Peygamber efendimize dil uzatılması, ardından Hazret-i İsa'ya dil uzatılması din düşmanlarının bir oyunudur. Müslümanlar bu tuzağa düşmemeli. Din düşmanları, zaten hiçbir Peygambere inanmazlar. Bir Peygambere, "Tanrı" veya "Tanrı'nın oğlu" demek, ona inanmak demek değildir. Yani onlar için değişen bir şey yok, kâfir tekrar kâfir olmaz. Ama bir Müslüman, herhangi bir Peygambere dil uzatamaz. Hepsine inanmak, hepsini sevmek, Müslümanlığın şartlarındandır. Peygamberlerden birini sevmemek, inkâr etmek veya kötülemek küfür olur. İmanın dördüncü şartı, Peygamberlere imandır. Amentü'deki "Ve rusülihi" kelimesi, Allahü teâlânın Peygamberlerine iman etmeyi bildirmektedir. Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemdir. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelmiş ve geçmiştir. Sayıları belli değildir. Yüz yirmi dört binden çok oldukları bildirilmiştir. Peygamberlere iman etmek, aralarında, Peygamber olmak bakımından hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sadık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan, hiçbirine inanmamış olur. Allahü teâlâ, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede, din sahibi yeni bir Peygamber vasıtası ile, insanlara dinler göndermiştir. Bunlar vasıtası ile, insanların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Kendileri ile yeni bir din gönderilen Peygamberlere Resul denir. Resullerin büyüklerine Ülül'azm Peygamberler denir. Bunlar, Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed aleyhimüssalatü vesselamdır. Âdem aleyhisselamdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar bütün Peygamberler, hep aynı imanı bildirmiş, ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Yahudiler, Musa aleyhisselama inanıp, İsa aleyhisselama ve Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hıristiyanlar, İsa aleyhisselama inanıp, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Müslümanlar ise, bütün Peygamberlere inanırlar. Allahü teâlânın var ve bir olduğunu bildiren ilahi dinlerin hepsi, insanlar bozmadan önce, amele ait hükümler hariç, inanılacak şeylerde hepsi aynı idi. Bütün Peygamberler Müslüman idi. Mesela Yahudi ve Hıristiyanların bizim Peygamberimiz dedikleri nebiler için, Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Yoksa siz, "İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunları hep Yahudi veya Hıristiyan idi" mi demek istiyorsunuz. Ey resulüm, onlara de ki: "Peygamberlerin dinini siz mi, daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah'ın şahitlik ettiği bir gerçeği bile bile inkâr edenden daha zâlim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.) [Bekara 140] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Toprak gibi olmalı deniyor. Toprağın özelliği ne ki? CEVAP: Toprak tevazu sembolüdür. Dağ gibi başını dik tutmaz. Herkes üstüne basar geçer. Kimseye bir şey demez. Tahammülde de toprak gibi olmalı, insanların sıkıntılarına katlanmalı demişlerdir. Toprak gibi olmak, iyidir. Toprak bir seviyedir. Ne çukur olmalı, ne de tümsek. Toprak gibi mütevazı olan, her nimete kavuşur, bir parça yükselen toprakta su durmaz. Susuz da hayat olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bu dünya ahiretin tarlasıdır. Burada tohum ekmeyip, yaratılışta bulunan, toprak gibi yetiştirici kuvvetini işletmeyenlere, bundan faydalanmayanlara ve amel, ibadet tohumlarını elden kaçıranlara yazıklar olsun! Toprak gibi yetiştirici kuvveti işletmemek, oraya bir şey ekmemekle veya zararlı, zehirli tohum ekmekle olur. Bu ikincisinin zararı, bozukluğu, birincisinden kat kat daha çoktur. Zehirli bozuk tohum ekmek, dini, din derslerini, dinden haberi olmayanlardan öğrenmek ve din düşmanlarının eserlerinden [zararlı medyadan öğrenmek] okumaktır. Çünkü, din cahilleri, nefsine uyar, keyfi peşinde koşar. Dini, işine geldiği gibi söyler. Karşısındakinin de nefsini azdırır ve kalbini karartır. Dini eser verirken, İslamiyet'e uygun olmayanı uygun olandan ayıramaz. Gençlere neleri ve nasıl anlatmak lazım geldiğini bilemez. Kendi gibi, talebesini de cahil yetiştirir. Birçok şeyler okuyup ezberlemekle, [başka ilim kollarında söz sahibi olmakla, fen ve sanat şubelerinde ihtisas kazanmakla] insan din adamı olamaz ve din bilgisi veremez. (1/23) Camide yer ayırmak Sual: Camide safta boş yer görünce gidip oraya oturdum. Bir arkadaş geldi, (Burası benim yerim, az önce okuduğum Mushafı kitaplığa koymak için kalkmıştım) dedi. Ben de, (Camide yer mi yok, başka yere otursan, ne fark eder ki) dedim. Tartışmayı büyütünce, kalkmak zorunda kaldım. Ne yapmak uygundu? CEVAP: Camide kendine muayyen yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı çıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir. (S. Ebediyye) Camide böyle şeyler konuşmak uygun olmaz. O arkadaş, ceketini veya başka şey bırakmadığı için, boş olduğunu sanarak oturmakta mahzur yoktur. Kalk burası benim demek hoş olmadığı gibi, sizin de ısrar etmeniz hoş olmamış. Böyle işlerde hep fedakârlık bizden olmalı. Haklı da, olsak, hak benim dememeli, peki demeli hemen yeri teslim etmeli. Sesi yükseltmeden konuşmalı, iki taraftan biri yaşlı ise, yaşlı olana da saygılı davranmak daha uygundur. Ebedilik ne demektir? Sual: Cennet de, Cehennem de, ebedi deniyor. Allah için de ezeli ve ebedi deniyor. Aradaki fark nedir? CEVAP: Allahü teâlânın varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. Yani ezeli ve ebedidir. Ama Cennet ve Cehennem, bu manada ebedi değildir. Onu ebedi kılan yine Allahü teâlâdır. Müslümanlar Cennette, kâfirler de Cehennemde, ebedi kalacaklardır. Yani mahluklardaki ebedilik, Allahü teâlânın takdiriyledir.
Söylenmesi caiz olmayan sözler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Söylenmesi uygun olmayan sözlerden bir kısmını bildirir misiniz? CEVAP: Bazıları şöyledir: 1- Bir alet çalışmayınca veya bozulunca azizlik etti demek uygun değildir. Çünkü dinimizde aziz; izzetli, şerefli, değerli gibi anlamlara gelir. Bozulunca, şerefli bir iş yaptı denmez. 2- Çocuk yedinci kattan düştü. Mucize olarak kurtuldu demek caiz olmaz. Çünkü mucize sadece Peygamberlerde görülür, çocuğa Peygamber denmiş olur. Allahın kudreti ile kurtuldu demek gerekir. 3- Kalbin çalışmasına, Allah'ın mucizesi denmez. Allah'ın kudreti, hikmeti demelidir. 4- Ana babası Hıristiyan olan, namazda zammı sure olarak (Rabbenağfirli velivalideyye...) âyetini okuması caizdir, salli bariklerden sonra dua olarak caiz değildir. 5- Haram ama seviyorum demek haram olur, küfür olmaz. 6- Allah yazdıysa bozsun demek, dua niyetiyle caizdir. 7- Kâfire, (dayı, amca, dayıcığım, buyurun) demek, âdet olarak söylendiği için caizdir. 8- Allah bizi düşündüğü için göz vermiş demek, caiz olmaz. Zira düşünmek mahluklara mahsustur. 9- Allah kuşlara kanat vermeyi ihmal etmemiş demek, uygun değildir. Allahü teâlâ ihmal etmez. Sanki ihmal de edebilir anlamı çıkacağı için söylememeli. 10- Yüzünü gören Cennetlik veya hacı oluyor demek, caiz olmaz. Çünkü bir kimseyi görmekle Cennetlik veya hacı olunmaz.. 11- Müslümana, şeytan gibi adam demek caiz değildir. Cin gibi demek caizdir. 12- Müslüman ölü için, (Toprağı bol olsun) demek caiz olmaz. Bu gayri müslimler için kullanılır. 13- Allah kuşların planını kader defterine çizerken yakıt ihtiyaçlarını da hesaba katmış demek, uygun olmaz. 14- Allah insanın binasını hücre tuğlası ile örmüş demek caiz ise de dememelidir. 15- Kâfire yaptığı iyilik için, Allah razı olsun ifadesini, imana gelmesini veya (Allah razı olduğu şekle çevirsin) diye niyet ederek söylemek caizdir. 16- Allah unutmadı demek uygun olmaz. Sanki unuttuğu zaman da olabilir anlamı çıkmamalı. 17- (Allah yarattı demem döverim), (Almadan vermek Allah'a mahsus) gibi sözler küfür olmaz ancak, Allahü teâlânın ismini, gereksiz yere kullanmak, hürmetsizlik olur. Lüzumsuz yere yemin gibidir. 18- Şerefsizim ki doğru söylüyorum demek, caiz değildir. Müslüman böyle söylemez. 19 Anam avradım olsun demek küfür olmaz. Ama Müslümana böyle söylemek yakışmaz. 20- Resulullaha (Yürüyen Kur'an), Allah'a (Mimar) denmez. Çünkü Allahü teâlânın isimleri, tevkîfîdir, yani dinin sahibinin bildirmesine bağlıdır. İslamiyet'in bildirmediği isim söylenemez. 21- (Domuz oğlu domuz demek küfürdür, Hazret-i Âdem'e kadar gider) diyorlar. Bunlar doğru değildir. Hazret-i Âdem'e kadar gitmez. Böyle söylemek uygun değilse de, küfür olmaz. 22- İlah yerine, (Ey rahmeti bol padişah) demek, ibadet olmayan yerlerde caizdir. 23- Eskimiş Kur'an, büyük Kur'an, küçük Kur'an demek caiz değildir. Eski Mushaf olur ama, eski Kur'an olmaz. Kur'an, Allah kelamı demektir. Kur'anın kâğıtlara yazılmış şekline Mushaf denir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cennette evlilik var mıdır? CEVAP: Evet vardır, ama nasıl olduğunu bilemeyiz. Çünkü orada nefs yoktur. Dünyada olan şeyler, birer görüntüdür. Her görüntünün, bir de aslı olur. Asıl olmadan görüntü meydana gelmez. Dünyadaki şeylerin hepsinin asılları, gerçekleri, Cennette vardır. Çocuk veya bekâr olarak ölenler de, Cennette evlenecektir. Herkes, aynı yaşta olacaktır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Cennet nimetleri ile, dünyadakiler arasında yalnız isim benzerliği vardır.) [Beyheki] (Cennette işitilmeyen ve hayâl bile edilemeyen nimetler vardır.) [Müslim] Evliliğin de hakikisi, orada olacaktır. Herkese eşi, çok güzel görünecektir. Benim eşimden daha güzeli, daha yakışıklısı yok diyecektir. Orada diğer zevkler gibi, evlilik zevkleri her gün artacaktır. Sonsuza kadar böyledir. Cennette evliliğin olacağı, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir. Bu konudaki âyet-i kerime meallerinden bazıları şöyledir: (Bunun yanı sıra biz onları, sürmeli gözlü hûrilerle evlendiririz.) [Duhan 54] (Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır. Onlar, gün yüzü görmemiş bembeyaz yumurta gibidir.) [Saffat 48, 49] (Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yarattık; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini aynı yaşta kıldık.) [Vakıa 35-38] (İçlerinde huyu güzel, yüzü güzel kızlar vardır.) [Rahman70] Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Rabbine itaat edip, kocasının hakkını ödeyen, ona hıyanet etmeyen kadınla şehid arasında, bir derece fark kalır. Kocası güzel ahlâklı bir mümin ise, onun kocası olur. Kocası uygun birisi değilse, Cennette Allahü teâlâ onu bir şehidle evlendirir.) [Taberani] (Şehid, Cennette bir huri ile evlendirilir.) [İ. Ahmed] (Cennet kızlarından biri dünyaya gelse, yerle gök arası güzel koku ile dolar ve ikisinin arasını aydınlatırdı.) [Buhari, Müslim] Cemaat sevabı Sual: Bir kimse, herhangi bir sebeple bazen camiye gidemese, evinde cemaat yaparak namazı kılsa, cemaat sevabından mahrum kalır mı? CEVAP: Herhangi bir sebeple camiye gidemeyen eğer, evinde cemaatle kılarsa cemaat sevabına kavuşur. Özürsüz camiye gitmeyip evinde cemaatsiz, yani yalnız kılarsa, cemaat sevabından mahrum kalır. İslam Ahlakı kitabındaki bir hadis-i şerifte (Özürsüz, evinde [yalnız] namaz kılan kişinin borcu ödenir, namazının sevabı noksan kalır) buyuruluyor. Ancak camideki imamın itikadı düzgün değilse, bid'at ehli ise veya fasık ise, elbette evde kılmak gerekir. Cemaat sevabı alacağım derken, namazdan da olmamalıdır.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hidayet nedir? CEVAP: Hidayet; Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görüp, doğru yola girmek, doğru yola iletmek, dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak, iman etmek, Müslüman olmak, yol gösterici, Kur'an, tevhid, doğru yolu gösterme, Allahü teâlânın razı olduğu yolda bulunma, Onun, insanın kalbinden her sıkıntıyı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsan etmesi ve kulun rızasını, kendi kaza ve kaderine tâbi eylemesi demektir. Hidayet ile ilgili bazı ayet-i kerimelerin mealleri aşağıdadır. Parantez içindekiler, tefsir kitaplarında yazılı olan manalardır. (Rabbimiz, her şeye bir özellik veren, sonra hidayet eden [doğru yola eriştiren]dir.) [Taha 50] (Onların hepsini [İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u], emrimizle hidayeti [doğru yolu; İslamiyet'i] gösterecek imamlar [rehberler] kıldık.) [Enbiya 73] (Allah, dilediğini doğru yola hidayet eder, iletir.) [Bekara 213] ([İman edip] hidayete erenlerin [Müslümanların] hidayetlerini [İslamiyet'e uymalarını, Allahü teâlâ] artırmış, onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir [açıklamıştır].) [Muhammed 17] (Allah'a inananın kalbini, Allah, hidayete [doğruluğa, İslamiyet'e] erdirir.) [Tegabün 11] (Altlarından ırmaklar akan Cennet ehli, "Allah'a hamd olsun ki, bizi, hidayeti ile [Müslüman yaparak] buna kavuşturdu. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi [Müslüman yapmasaydı], kendiliğimizden bu yolu bulamazdık" derler.) [Araf 43] (De ki: "Cebrail'e düşman olan, Allah'a düşmandır." Çünkü o, Kur'anı, Allah'ın izniyle, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, bir hidayet [yol gösterici] ve müminler için müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.) [Bekara 97] (Biz, hidayeti [Kur'anı] dinleyince, Ona iman ettik.) [Cin 13] (Allah, [kâfirleri dost bilip kendine] zulmedenlere hidayet etmez [doğru yola iletmez]) [Maide 51] (Dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğine de, hidayet eder [İslamiyet'e kavuşturur.]) [Fatır 8] (Allah, dilediğine hidayet verir [İslamiyet'e ulaştırır], dilediğini dalalette bırakır.) [İbrahim 4] (İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet [doğru yolu gösterici rehber] ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64] (Hidayetten [İslamiyet'ten] uzak kalan, elbette en büyük ziyana uğrayacaktır.) [Yunus 45] (Hidayet ancak Allah'ın hidayetidir. [Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur.]) [Bekara120] (İşte onlar, Allah'ın hidayet verdiği [İslamiyet'e kavuşturduğu] kimselerdir.) [Zümer 18] (Allah, hidayete erenlerin [iman edenlerin, Müslüman olanların], hidayetlerini [İslamiyet'e bağlılıklarını] artırır.) [Meryem 76, Muhammed 17] (Onları hidayete erdirir [imana kavuşturur].) [Muhammed 5] (Onlar hidayet [doğru yol] yerine dalaleti [sapıklığı, küfrü] satın alanlardır.) [Bekara 175] (Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin [Müslüman edemezsin], Allah, ancak hidayeti dilediğine verir.) [Kasas 56] (Allah, Peygamberini, hidayet [tevhid] ve hak din [İslamiyet] ile gönderdi.) [Feth 28] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kıyamet alametleri müteşabih değildir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Kıyametin büyük alametleri olan, Güneş'in batıdan doğması, hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Dabbet-ül-arz, Deccal ve Mehdi ile ilgili nasslar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlar, tevil edebilir. Bunlar maddi olarak değil, manevi olarak gelecektir. Mesela İsa'nın gelmesi hakiki İseviliğin gelmesidir. Güneş'in batıdan doğması, Hıristiyanların toptan Müslüman olmasıdır. Mehdi'nin gelmesi, bizim kitaplarımızın yayılması demektir. Deccal da, bize karşı olanlar demektir. Dabbet-ül-arz da, AIDS gibi bir hastalıktır) diyorlar. Kıyamet alameti olan bu önemli hususlar, nasıl müteşabih olur ki? Peygamber efendimiz, ben Mehdi dersem siz kitap anlayın, İsa dersem diyalog anlayın, Papaz dersem Müslüman anlayın, güneş dersem Hıristiyanlık anlayın, şehid dersem kâfir anlayın, Deccal dersem hoca anlayın gibi ucube söyler mi hiç? Hem şimdiye kadar dört hak mezhebin imamlarından, âlimlerinden biri, kıyamet alametleri, müteşabih demiş midir de, bu insanlar müteşabihtir, herkes istediği gibi yorumlayabilir diyebiliyorlar? CEVAP: Önce kıyametin büyük alametlerini inceleyelim. Hiç yoruma ihtiyaç var mı? 1- Büyük alametlerden birisi, Güneş'in batıdan doğmasıdır. Bunu bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü iki hadis-i şerif meali şöyledir: (Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari, Müslim], (Güneş batıdan doğunca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez.) [Tirmizi] Bir âyet-i kerime meali: (Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158] Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olduğunu bildirmişlerdir. Yukarıdaki iki hadis-i şerif de bu âyetin açıklamasıdır. Hıristiyanlar, Müslüman olunca, tövbe kapısı kapanmaz ki. Müslüman olana yani iman edene, imanı fayda vermez mi hiç? Bâtınilerin tevillerinin ne kadar zırva olduğu, yani dinimizle alakası olmadığı meydandadır. Güneş'in batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, Dünya'yı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, Güneş batıdan doğmuş olarak görülür. Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan'da söylemiştir. Arabistan'a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika'dır. Afrika, Müslüman olacak dense, belki inanan cahil çıkardı. Türkiye'ye göre Avrupa Batı'dadır. Asya'ya göre de Türkiye Batı'dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı'nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Çünkü batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız olduğu meydandadır. Hadis-i şerifte, (Güneş Batı'dan doğunca tövbe kapısı kapanır) buyuruluyor. Şimdi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tövbe kapısı niye kapansın ki? Tövbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak? Peygamber efendimizin mübarek sözleri, bulmaca bilmece değildir. (Ben İslamiyet dersem sen Hıristiyanlık anla, ben kuzu dersem, sen domuz anla) cinsinden değildir. (Devamı var.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Hazret-i İsa gökten inecektir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
2- Kıyametin büyük alametlerinden birisi de, Hazret-i İsa'nın gökten inmesidir. Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde şöyle buyuruluyor: Hazret-i İsa diri olarak göğe kaldırıldı. Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği hadis-i şerife göre, Hazret-i İsa, kıyamete yakın yere inecek, Peygamber efendimizin şeriatı ile hükmedecektir. (Tibyan tefsiri 1/233) Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde deniyor ki: Hazret-i İsa'nın inmesi kıyamet alametidir. (Tibyan tefsiri 4/137) Nisa suresinin 157 ve 158. âyetinde Celaleyn tefsirinde bildiriliyor ki: Hazret-i İsa, öldürülmedi, asılmadı, öldürülen ona benzetildi ve o, göğe kaldırıldı. (Kur'an-ı hakim ve meal-i kerim 1/150) Aynı kitapta, Al-i İmran suresinin 55. âyetinin tefsirinde ise diyor ki: (O zaman Allah, şöyle demişti: Ey İsa, seni onlar değil, [ecelin gelince] ben öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim.) Dip notunda ise deniyor ki: (Hazret-i İsa, Nisa suresinin 157 ve 158. âyetine göre, düşmanları tarafından öldürülmemiş, Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte, yükseltip kaldırmıştır.) Buhari ve Müslim'deki kıyamete yakın ineceğini bildiren hadis-i şerif nakledilip "Bu hususta sahih başka haberler de var" deniyor. (Kur'an-ı hakim ve meal-i kerim 1/92) Zuhruf suresi 61. âyetinin tefsirinde ise, Hazret-i İsa'nın inmesinin kıyamet alametlerinden olduğu, bu bilgileri Beydavi, Celaleyn ve Medarik'ten alındığı bildirilmektedir. Buhari ve Müslim'deki hazret-i İsa'nın ineceğini bildiren hadis-i şerif de ilave edilmiştir. (Kur'an-ı hakim ve meal-i kerim 3/900) Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim] (İsa gökten inmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ. Ahmed, Taberani, İ. Hibban, İ. Cerir] (Nasıl helak olur bu ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır.) [Hakim, İ. Asakir] (İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi, Mevahib] (Benim dinim üzerine İsa gelir, Deccal'ı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ. Ahmed] (İsa, inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükun emniyet meydana gelecektir. O kadar ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa ölünce cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud] (İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi] Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, falanca Hazret-i İsa'dır veya manen gelecektir demek, tevil götürmeyen bir zırvadır. Veya biz bunlara inanmıyoruz demenin başka şeklidir. (Devamı var.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Mehdi, Deccal ve Dabbet-ül-arz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
3- Hazret-i Mehdi'nin gelmesi de, kıyametin büyük alametlerindendir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi, İ. Asakir], (Mehdi'nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek,"Bu Mehdi'dir, sözünü dinleyin" diyecektir.) [Ebu Nuaym] (Mehdinin idaresi yedi yıl sürer.) [Müslim] (Mehdi'nin geleceğine inanmayan kâfir olur.) [Favaid-il Ehbar] 4- Deccal'ın gelmesi de büyük alametlerdendir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Deccal doğudan çıkar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, İmam-ı Ahmed, İ. Ebi Şeybe] (Deccal Mekke ve Medine'ye giremez.) [Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, İmam-ı Ahmed] (Deccal tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ. E. Şeybe] (Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.) [Buhari, Müslim] (İsa, Deccal'ı öldürdükten sonra iki kişi arasında düşmanlık kalmaz.) [Müslim] (Deccal çıkmadan Kıyamet kopmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace] Deccal nasıl tevil edilir? Bu vasıflara haiz kim meydana çıktı ki? 5- Dabbet-ül-arz denilen hayvanın çıkması da büyük alametlerdendir. Bir hadis-i şerif meali: (Dabbet-ül arz, Musa'nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman'ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi] Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Feraid-ül fevaid, Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi, Megarib-üz-zaman ve El kavl-ül-muhtasar fi alamat-il-Mehdil muntazar isimli kitaplarda mevcuttur. Dabbet-ül-arz'ın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir: (O söz başlarına gelince, [kıyamet alametleri çıkınca], yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82 Kurtubi] Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ, hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam) Ayrıca Yecüc Mecüc'ün çıkacağı ve bir Duman'ın çıkacağı âyet-i kerime ve hadis-i şerifle sabittir. Bir de ateş çıkacak, yer batmaları görülecek ve Kâbe-i şerif yıkılacaktır. Bunlar çıkmadan kıyamet kopmayacaktır. İmam-ı a'zam hazretleri buyuruyor ki: Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, Güneş'in batıdan doğması, hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal'ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkh-ı ekber) Netice: Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, yani, Allahü teâlânın ve Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberinin mübarek sözleri, hâşâ, bilmece bulmaca gibi değildir. Bunları, İslamiyet'e aykırı olarak tevil etmek, İslamiyet'i değiştirmekten başka şey değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tez öfkeleniyorum. Öfkelenmek dinimize aykırı mıdır? Aykırı ise çaresi nedir? CEVAP: Öfkelenmek dinimize aykırı değildir. Bir hadis-i şerifte, (Mümin, tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Fakat, (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İnsanların mizaçları farklıdır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır.) [Tirmizi] Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle: (Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.) [İbni Ebiddünya] (Kim Allah rızası için öfkesini yenerse, Allahü teâlâ da ondan azabını def eder.) [Taberani] (Öfkelenen sussun.) [Buhari] (Öfkeli iken karar vermeyin.) [Buhari] (Öfkeli davranan kimseye, yumuşaklık göstereni Allahü teâlâ sever.) [İ. Asakir] (Öfkesini yenen, Cennete kavuşur.) [Taberani] (Öfkesini yeneni, Allahü teâlâ korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.) [Buhari] (Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratıldı. Ateş su ile söndürülür. Öfkelenen abdest alsın!) [Ebu Davud] (Öfkelenince oturun, öfkeniz geçmezse yatın!) [Ebu Davud] (Yiğit, pehlivan, hasmını [rakibini] yenen değil, öfkesini yenendir.) [Buhari] (Öfkelenmek, kızmak, imanı bozar.) [Beyheki] İnsan, genelde öfkelendiği zaman, ne söylediğini bilmez. Küfre sebep olan söz de söyleyebilir, böylece imanını bozabilir. Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi, (Kızma, sinirlenme) buyurdu. Birkaç yönden gelip, birkaç kere sordu, hepsine de (Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari) Kibir ve ucbu yok eden, öfkesine hâkim olur. Peygamber efendimizin bildirdiği, (Allahümmağfirli-zenbî ve ezhib gayza kalbî ve ecirnî mineşşeytan) duasını okuyan öfkesini yener. (İbni Sünni) Allahü teâlâ, iyileri şöyle övüyor: (Onlar, bollukta da, darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.) [Al-i İmran 134] Cennet nimetleri Sual: Cennette en aşağı derecede olana da, en yüksek derecedeki gibi çok nimet verilecek mi? CEVAP: Derece farkı elbette olacak ama, en aşağı derecedeki bile, akla hayale gelmeyecek nimetlere kavuşacaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cennetin en aşağı derecesinde olan kişiye, "Ne istersen iste" denecek. O da, hatırından ne geçiyorsa hepsini isteyecek. Ona, "Her istediğinin iki katı sana verilecektir" denecek.) [Müslim] ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İnsanlara doğru yolu gösterip de, ilmi ile amel etmeyen din adamının durumu ne olur? CEVAP: Amelsiz ilmin vebali büyüktür. Atalarımız böyle kimseler için, (Ele verir talkını, kendi yutar salkımı) demişlerdir. Bunlar, Kur'an-ı kerimde, kitap yüklü merkebe benzetiliyor. (Cuma 5) Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanlara hayrı öğretip de kendisini, kendi kusurunu görmeyen âlim, tıpkı başkalarını aydınlattığı halde kendisini yakıp bitiren kandile benzer.) [Taberani] (Zebaniler, Cehennemde günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani] (Burada, haram olduğunu bildiği halde, günaha önem vermeyen ve insanlara kötü örnek olan hafızlar bildiriliyor.) (İlmi ile amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) [Beyheki] (Kıyamette, ilmi ile amel etmeyen âlimin Cehennemde çıkardığı kötü kokudan, Cehennem halkı rahatsız olarak, "Ey kötü kişi, çektiğimiz azap yetmez gibi, bir de senin çıkardığın kötü kokuya mı katlanalım? Sen ne yaptın da, bu duruma düştün?" derler. Âlim ise, "İlim sahibi idim; fakat ilmimle amel etmezdim" diye cevap verir.) [İmam-ı Ahmed] ? Tesadüf ve tevafuk Sual: Bazı kimseler, (Tesadüfen karşılaştık demek yanlıştır, tevafuk etti demelidir) diyor. Tesadüf kelimesini kullanmanın sakıncası var mıdır? CEVAP: Hayır hiç mahzuru yoktur. İnsan, tesadüfen iyi kötü iş yapabilir. Tevafuk, birbirine uyma, uygun gelme demektir. İnsan sevmediği, düşman olduğu biriyle karşılaşınca, tevafuk etti [ne kadar uygun oldu] demek tuhaf olmaz mı? Hiçbir dini kitapta rastlantı anlamındaki tesadüf yerine tevafuk kullanmak gerekir diye yazmaz. Tesadüf yerine tevafuk, nakli değil de, aklı esas alanların uydurduğu bir bid'attir. "Tesadüfen Ali Beyle karşılaştım", "Tesadüfen babam çıkageldi" demenin ve tesadüf kelimesini böyle yerlerde kullanmanın hiç mahzuru yoktur. "Bu âlem tesadüfen yaratıldı, dağlar, denizler tesadüfen oldu" demek caiz olmaz. Çünkü her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Bu ikisini karıştırmamalıdır. Kâinatın yaratılışında tesadüf olmaz. (Hadika) ? Hürmet-i musahere Sual: S. Ebediyye'de, (Bir baba ile kızı arasında hürmet-i musahere hasıl olursa, kızın anası ile, yani adamın zevcesi ile adam arasındaki nikah bozulmaz. Kadın başkası ile evlenemez. Adamın bu kadını boşaması lazım olur. Bu kadın ile evli kalması ebedi haram olur) deniyor. Nikah bozulmuyorsa, niye haram oluyor? Kadın, o adama haram oluyorsa, niye başkası ile evlenemiyor? CEVAP: Kadın, birisi ile nikahlı olduğu için başkası ile evlenemez. Hürmeti musahere olduğu için de, kocasına haram oluyor. Yani kendi hanımı, artık onun kayın validesi durumuna düşüyor, kayın validesi ile de, evli kalması caiz olmaz, hemen boşaması gerekir. Bir erkek, bir kadınla zina etse, o kadının annesi ile ve kızı ile evlenemez. O kadının annesi kaynanası, kadının kızı da, kendi kızı yerine geçiyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tanrı'nın yaptıkları aklıma uymadığı için inanmıyorum. Tanrı bizi zoraki bir sınava sokuyor. Örneğin ben okula gidip, sınavları kazanırsam mezun olur, diploma alırım. Gitmezsem mezun olamam. Ama burada okula gitmek veya gitmemek gibi bir seçeneğim var. Halbuki, bu dünyaya gelirken ve kulluk imtihanına girerken, bana bir şey sorulmadı. Sorulsaydı, ben bu imtihana hiç girmezdim. Belki bir hayvan veya toprak olmayı isterdim. Bana sorulmadan yaratıp da, sonra beni sorguya çekmek adalete uyar mı? Böyle tanrı, nasıl adil olabilir? CEVAP: Allahü teâlânın adaleti ile kulların arasındaki adalet birbirine benzemez. Yanlış olarak, kullara benzetildiği için, işin içinden çıkılamıyor. İnsanlar arasındaki adalet, bir âmirin, ülkesini idare için koyduğu kanunlar içinde hareket etmesidir. Zulüm ise, bu kanunun dışına çıkmaktır. Her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ, hakimler hakimi, her şeyin asıl sahibi ve tek yaratıcısıdır. Üstünde bir âmiri, sahibi yoktur ki, Onu bir kanun altında bulundursun. Bundan dolayı, (Allah'ın yaptığı şu iş, adalete uymuyor) denilemez. Adaletin bir başka tarifi ise kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulüm ise, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâ olduğuna, Ondan başka yaratıcı bulunmadığına, hiçbir kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Onun yaptığı işler için, (Adalete uymuyor) denilemez. Yasak ettiği bir şeyi, daha sonra serbest bırakabildiği gibi, önceden serbest ettiği bir şeyi de daha sonra yasaklayabilir. Mülk Onundur, dilediği gibi kullanır. Kimsenin bir şey sormaya hakkı yoktur. Allahü teâlâ dileseydi, bizi kedi köpek olarak da yaratabilirdi. Niye beni hayvan yarattın demeye hakkınız var mı idi? Bakkaldan çay şekeri alırız, kimimiz onunla çay içeriz, kimimiz de helva yapar yeriz. Şekerin bir şey demeye hakkı var mı? Ne diye falanca bakkaldan aldığını çayda içtin de, beni helva yaptın diyebilir mi? Madem şeker benim malımdır, mülkümdür; onu dilediğim gibi kullanırım. Başkasının, bu şekerle niye helva yaptın demeye hakkı olamaz. Allahü teâlânın indinde de, canlı-cansız, insan-hayvan, hepsi onun mülküdür. Dilediği gibi tasarruf eder, hiç kimse bir şey soramaz. Bize konuşma özelliğini veren de Odur. Mülk Onundur. Her şeyi ve herkesi yoktan var eden Odur. Şöyle yapanı Cehenneme, şöyle yapanı Cennete koyarım dedi. İmtihana soktu. Kazananı Cennete, kaybedeni Cehenneme attı. Aslında imtihan yapmadan da, istediğini Cennete, istediğini de Cehenneme koyabilirdi. Mülk onundur, başkasının malına mülküne tecavüz yok ki, adalete uyulmuyor densin. Allahü teâlâ, yarattıklarının hepsini Cehenneme atsa, yine adaletsizlik olmaz. Ama O merhamet etmiş, şunları yapanı Cennete koyarım demiş, bu da Onun bir ihsanıdır. Cehenneme atsa idi bir şey diyebilir miydik, itiraz edebilir miydik? Etsek bile, elimize ne geçerdi? (Devamı var.)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin, bir ateiste verdiği cevabın bir bölümü şöyledir: 1- Günah işleyeceğin zaman, Onun rızkını yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan doğru olur mu? 2- Ona asi olmak istersen, Onun mülkünden çık! Mülkünde olup da, Ona isyan layık olur mu? 3- Ona isyan etmek istersen, gördüğü yerde günah işleme! Onun mülkünde olup, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlemek, uygun olur mu? 4- Can alıcı melek gelince, tövbe edinceye kadar izin iste! O meleği kovamazsın. Kudretin var iken, o gelmeden önce tövbe et! O da, bu saattir. Zira, ölüm meleği ani gelir. 5- Kıyamette, (Günahkârlar Cehenneme gitsin) denince, ben gitmem diyebilir misin? Siz, yokluk diyarından, bu varlık âlemine, kendi isteğinizle gelmediğiniz gibi, oraya da, kendi isteğinizle gidemezsiniz. Gözleriniz, kulaklarınız, diğer organlarınız, girip çıktığınız bütün mahaller, özetle, ruh ve cesedinize bağlı bütün aletler, sistemler, hepsi Allahü teâlânın mülk ve mahlukudur. Siz Ondan hiçbir şey gasp edemezsiniz! O görür, bilir, işitir ve her var olan şeyi, her an varlıkta durdurmaktadır. Hepsinin idaresinden bir an gafil olmaz. Mülkünü kimseye çaldırmaz. Emirlerine uymayanların cezasını vermekten de, aciz kalmaz. Bir hadis-i kudsi meali şöyledir: (Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz, ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en itaatli kulum olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine, hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağı gören, düşmanım olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganidir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız ve varlıkta kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.) Allahü teâlâ, vücut makinenizi işletip maksada göre kullanmanız ve istifade etmeniz için elinize teslim ediyor. Bütün bunları, size ve iradenize ve yardımınıza muhtaç olduğundan değil, mahlukları arasında size ayrı bir mevki vererek, mutlu olmanız için yapıyor. Ellerinizi, ayaklarınızı, kullanabildiğiniz her uzvunuzu, arzunuza bırakmayıp da, yüreğinizin atması, kanlarınızın dolaşması gibi, sizden habersiz kullansaydı, her işinizde, zorla, refleks hareketleri ile, çolak el, kuru ayak ile yuvarlasaydı, her hareketiniz bir titreme olsaydı ne yapabilirdiniz? Doğmadan önceki, doğduğunuz zamanki halinizi düşünüyor musunuz? Üzerinde yatıp kalktığınız, yiyip içtiğiniz, gezip dolaştığınız, dertlerinize deva, korkulara, sıcağa, soğuğa, açlığa, susuzluğa, yırtıcı ve zehirli hayvanların ve düşmanların hücumlarına karşı koyacak vasıtaları bulduğunuz şu yer küresi yapılırken, taşları, toprakları hilkat fırınlarının ateşlerinde pişirilirken, suyu ve havası, kudret kimya hanesinde imbiklerden çekilirken, siz nerede idiniz, ne içinde idiniz, hiç düşünüyor musunuz? Bugün, bizim dediğiniz karalar, denizlerden süzülüp ayrıldığı, dağlar, dereler, ovalar, tepeler yerleştiği zaman, acaba neredeydiniz? Denizlerin acı suları, Hakkın kudreti ile buharlaştırılıp, gökte bulutlar yapılırken, o bulutlardan yağan yağmurlar, çakan şimşeklerin ve güneşten gelen kudret, enerji dalgalarının hazırladığı gıda maddelerini, yanmış, kurumuş toprakların zerrelerine işletip, o maddeler, ışık ve ısı şuaları tesiri ile oynayıp titreşerek hayatın hücrelerini yetiştirirken, nerede idiniz ve nasıldınız? > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Hazret-i İsa'ya iftiraya devam ediyorlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, (Hazret-i İsa gelince, dindar Hıristiyanlarla beraber olup, hakiki Hıristiyanlığı yayacak) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Bu tamamen yanlıştır. Böyle şeyleri misyonerler veya onlara aldananlar uyduruyor, Müslümanlar bu tuzağa düşmemeli. "Dindar Hıristiyan" tabiri de yanlıştır. Eğer kendi bâtıl dinlerine olan bağlılık kast ediliyorsa, o zaman dindar Mecusi, dindar putperest demeye benziyor. Putperestin dindarı nasıl olur ki? Batıl olan bir dine çok bağlı anlamında bu kelime kullanılmaz. Aşırı bağlı veya fanatik denir. Hıristiyanlık nesh edildiğine [yani Allahü teâlâ tarafından hükmü yürürlükten kaldırıldığına] göre, artık hakiki Hıristiyanlık, dindar Hıristiyan, İsevi Müslüman gibi tabirler kullanılmaz. Onlar, Müslüman olmadıkça, gayri müslimdir. Hak olan, sadece İslam dinidir. Allahü teâlâ Müslümanlıktan başka dini kabul etmiyor. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (İslam'dan başka din arayan bilsin ki, bulacağı din, asla kabul edilmez.) [A. İmran 85] Diğer taraftan, İsa aleyhisselamın, kendisine tanrı diyen Hıristiyanlarla, yani gayri müslimlerle beraber olması düşünülemez. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, yâ İsa, insanlara, 'beni ve anamı Allah'tan başka iki ilah bilin' diye söyledin mi diye sordu, o da, "Hâşâ seni tenzih ederim. Bu söz bana yakışmaz" dedi.) [Maide 116] (İsa, ben Allah'ın resulüyüm. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı, benden sonra gelecek Ahmed isimli Peygamberi müjdeleyici olarak geldim dedi.) [Saf 6] (Yahudiler, Üzeyir'e, Hıristiyanlar da İsa'ya Allah'ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30] (İsa'ya Allah diyen, kâfir oldu. Halbuki Mesih, "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin" dedi. "Allah üçün üçüncüsü" diyenler de kâfirdir.) [Maide 72, 73] Hazret-i İsa, İslamiyet'i yaymak, Hıristiyanlığı yıkmak üzere gelecektir. Üç hadis-i şerif meali: (İsa, benim dinim üzerine, İslamiyet'i yaymak üzere gelir.) [İ. Ahmed] (İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. İsa ölünce, cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud] (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı yok edecek], domuzu öldürecek [Hıristiyanların, etini helal bilerek yedikleri domuzu yasaklayacak], İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe] Bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, İsa aleyhisselam, Hıristiyanların kendisine ve annesine iftira edenlerin haklarından gelecektir. Peygamber efendimizin bildirdiği gibi, Hazret-i İsa, Müslümanlıktan başka her şeyi yasaklayacaktır.
Allahü teâlânın birliğini ispat (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allahü teâlânın birliği nasıl ispat edilebilir? CEVAP: Allahü teâlânın varlığı ve birliği, ilmî ve aklî yollar ile de ispat edilmiştir. Kelam âlimleri, aklî yollarla eseri görüp, müessirin [buna tesir eden, bunu yapanın] var olduğunu bildirmişlerdir. Hukema, yani fen bilgilerine de vakıf olan hikmet ehli âlimler ise, ilmî usule göre, müessirin kudretini görerek, her şeyi bunun yaptığını bildirmişlerdir. Allahü teâlânın var ve bir olduğunu gösteren delillerden bazıları şöyledir: 1- Bir âyet-i kerime meali: (Eğer yer ile gökte, Allah'tan başka ilahlar olsaydı, bunlardaki nizam bozulur, karma karışık olurdu.) [Enbiya 22] Bu âyet-i kerimenin işareti, kâinatın yaratıcısının iki olduğu farz edilse, bu iki yaratıcının işleri, birbirinden, ya farklı veya aynı olur. Birbirinden farklı olursa, âlem bozulur. Yani gökler ve yerin bu özel düzeninden çıkmasını ve yok olmasını veya birbirine zıt şeylerin aynı anda bir araya toplanmasını gerektirir. Mesela, iki ilahtan birisi, bir insanın hareketini, diğeri de o anda hareket etmeyip oturmasını dilese, ilah oldukları için kudretleri o insana tesir edince, iki zıttın birleşmesini gerektirir. Bu ise, mümkün değildir. Çünkü, iki zıt şeyin, aynı anda bir araya gelmesi, mümkün değildir. Yani, o insan, aynı anda hem hareketli, hem hareketsiz olamaz. Ya hareketli veya hareketsizdir. İki ilahın bir konudaki işi farklı olursa, birisi bu iş şöyle olsun, öteki de hayır böyle olsun derse, o işte ikisinden birisinin istediği olursa ikisinden birisinin âcizliğini gösterir. Âcizlik ise, yaratılma alametidir. Bu ise, ilahlığa yakışmaz. Sonradan yaratılan ilah olamaz. 2- Kâinatın yaratıcısının hâşâ iki olduğu farz olunsa, ikisinden biri, dilediğini yapmakta ya yeterli olur veya olmaz. Birisi, yaratıcı olarak, dilediğini yapmakta yeterli ise, ikinci ilahın gereksiz ve fazla olması gerekir. Bu ise, noksanlıktır. Noksan olan ise, ilah olamaz. Eğer ikinci ilah, dilediğini yapmakta yeterli gelirse, birinci ilahın yok olması veya atıl olması gerekir. Atıl olan, ilah olur mu hiç? Atıl, iş yapmaz, işe yaramaz demektir. 3- İki ilah olduğu farz edilse, ya birbirine muhtaçtır, ya değildir. Yahut biri diğerine muhtaç olup, diğeri ona muhtaç değildir. Eğer ikisi birbirine muhtaç ise, ikisinin de noksan olması gerekir. Noksan olan ise, ilah olamaz. İkisi birbirine muhtaç değilse, ikisi de ilah olamaz. Her biri, diğerine göre, fazla ve lüzumsuzdur. Bu da, ilahlık vasfına zıttır. Çünkü ilah, her şeyin kendisine, her an muhtaç olduğu ve her şeye kâfi olan bir varlık olup, buna ihtiyaç duyulmaması olamaz. Biri diğerine muhtaç ise, muhtaç olan ilah olamaz. Sadece muhtaç olmayanın ilah olması yani ilahın bir olması lazım gelir. Bu âlemin mutlak bir yaratıcısı vardır. O, bu âlemi yaratmayı dilemiş ve yaratmıştır. Eğer o dilemeseydi, yaratmasaydı hiçbir şey var olamazdı. Hiçbir şey, kendi kendine var olamaz. Her şeyi mutlak bir yaratan vardır. Kalem, kendi kendine yazmaz. Yazması için, mutlaka bir sebep lazımdır. Bu sebep ise, herkesin bildiği gibi, katiptir. Katipsiz kalemin yazması nasıl mümkün değil ise, bir yaratıcı olmadan, âlemin var olması da, mümkün değildir. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Allahü teâlânın birliğini ispat (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
4- Yaratıcının iki olduğu farz olunsa, onlardan biri, bir kimsenin kalkmasını dilediği anda, diğerinin de, onun oturmasını dilediğini farz edelim. O kimsenin hem kalkması, hem de oturması mümkündür. Fakat, iki ilahın iradeleri aynı anda hasıl olunca, o kimsenin aynı anda hem oturması, hem de kalkması gerekir. Bu ise, iki zıt şeyi birleştirmek olduğundan imkânsızdır. Eğer, sadece birinin dilediği hasıl olursa, diğerinin âciz olması lazım gelir. İlahın âciz olması imkânsızdır. Çünkü âcizlik, yaratıklarda bulunur. Yaratık olanın ise, ezelde var olması imkânsızdır. Ezeli âcizlik imkânsız olduğu gibi, ilahın âciz ve hâdis olması yani sonradan olması da imkânsızdır. Eğer, diğer ilah için, o kimsenin oturmasını irade etmek mümkün olmaz ise, ikisinden biri, diğerinin iradesine mani olduğundan âciz olmuş olur. Âciz olan ise, ilah olamaz. Âlemde mevcut olan varlıklar, kendi kendilerine var ve yok olamazlar. Onlara bir tesir eden, yani onları bir yaratan vardır. Mademki, âlemler ve âlemlerde mahluklar vardır. Öyle ise, âlemleri ve âlemde olan mahlukları bir yaratan vardır. Mahlukların var olması, bu yaratıcının varlığına bir delildir ki, bu yaratıcı Allahü teâlâdır. Âlemdeki mahlukların sıfatları vardır. O halde onları yaratan Allahü teâlâda da bu sıfatlar vardır. Kâinatta hiçbir şey yok idi. Hepsini Allahü teâlâ yarattı. Hepsi mahluktur. Yani, yok iken var olabilir ve var iken de yok olabilir ve yok iken var olmuştur. (Allahü teâlâ var idi. Hiçbir şey yok idi) hadis-i şerifi, bunu bildiriyor. Âlemin hâdis olduğunu gösteren diğer bir delil de, âlemin her zaman bozularak değişmesidir. Her şey değişmektedir. Kadim [ezelî] olan şey ise, hiç değişmez. Allahü teâlânın zatı ve sıfatları böyledir. Bunlar hiç değişmez. Halbuki âlemde, fizik olaylarında, maddelerin hâl değiştirmesi oluyor. Kimya reaksiyonlarında, maddelerin özü, yapısı değişiyor. Cisimlerin yok olarak, başka cisimlere döndüğünü görüyoruz. Bugün yeni bilinen atom değişmelerinde ve çekirdek reaksiyonlarında, madde, element de yok oluyor. Enerjiye dönüyor. Âlemlerin, maddelerin böyle değişmeleri, birbirlerinden hasıl olmaları, sonsuzdan gelemez. Bir başlangıcı olması, yoktan var edilmiş olan ilk maddelerden, elementlerden hasıl olmaları gerekir. Var olan şey ikidir: Biri, yok iken, sonradan var olan yaratıklar, ikincisi, vacib-ül-vücud, yani hep var olan. Eğer var olan, yalnız yaratık olsaydı ve vacib-ül-vücud bulunmasaydı, hiçbir şey var olamazdı. Çünkü, yok iken var olmak, bir değişikliktir, bir olaydır. Fizik bilgimize göre, her cisimde bir olay olması için, bu cisme dışardan bir kuvvetin tesir etmesi, bu kuvvet kaynağının, bu cisimden önce var olması lazımdır. Bunun için, mahluk olan, kendi kendine yoktan var olamaz ve varlıkta duramaz. Ona bir kuvvet tesir etmeseydi, hep yoklukta kalırdı. Var olamazdı. Kendini var edemeyen, başka mahlukları da elbette yaratamaz. Mahlukları yaratanın, vacib-ül-vücud olması lazımdır. Âlemin var olması, bunu yoktan var eden bir yaratıcının var olduğunu gösteriyor. Görülüyor ki, sonradan olmayarak ve yaratık olmayarak, yani hep var olarak, bütün yaratıkları tek yaratıcısı, ancak vacib-ül-vücud olan Allahü teâlâdır. Vacib-ül vücud, varlığı mutlak lazım olan demektir. Varlığı başkasından olmayıp, ancak kendindendir, yani kendi kendine hep vardır demektir. Başkası tarafından yaratılmadı. Eğer böyle olmazsa, yaratık olması, başkası tarafından yaratılması lazım olur. Yaratılan ise, ilah olamaz. (İ. Razi, Kadı Beydavi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Domuzun derisi de necistir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, "Domuzun sadece eti haramdır, yağı, derisi ve gerisi haram değildir, ayrıca, (Hayvan derisi dabağlanınca temiz olur) hadisine istinaden domuzun derisi dabağlanınca temiz olur, elbise, kemer, cüzdan yapılabilir, derisi üzerinde namaz kılınabilir" diyorlar. Bu doğru mudur? CEVAP: Domuzun sadece eti pis, yağı, derisi ve gerisi temiz olur mu? Âyet-i kerimede (Domuzun idrarı necis) diye bir ifade yok diye, domuzun idrarı da temiz mi kabul edilir? Bu tür iddiaları din cahilleri yapmaktadır. Domuzun her şeyi haramdır, derisi dabağlansa da, temiz olmaz. Genelde, her şeyin bir istisnası olur. İstisnalar kaideyi bozmaz. Birkaç örnek verelim: 1- Bütün mucizeler mahluktur ama, istisna olarak Kur'an-ı kerim, mahluk olmayan mucizedir. 2- Herkes bir ana babadan dünyaya gelir, ama hazret-i Âdem ile Hazret-i Havva validemiz, ana babasız dünyaya gelmiştir. 3- Hazret-i İsa da babasız yaratılmıştır. 4- Âyet-i kerimede Cehennemde kâfirlerin azaplarının hiç hafiflemeyeceği bildiriliyor. Ancak Ebu Leheb, Resulullah efendimizin dünyaya geldiğini müjdeleyen cariyesini sevincinden dolayı azat etmişti. Bunun için, her yıl, o gece, azabı hafifler. 5- Kur'an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3) Meyte kesilmeden öldürülen hayvan demektir. Hadis-i şerifte, (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyuruldu. (İbni Mace) Demek ki boğazından kesilmediği halde balık ve kan olduğu halde dalak yenir. 6- Kadınla erkek yan yana, cemaatle namaz kılsa erkeğin namazı bozulur. Ama Kâbe'de bozulmaz. Bu Kâbe'ye mahsus bir istisnadır. (Dürr-ül-muhtar) 7- Müslüman ve fakir olmak şartı ile, öğrenciye zekat verilir. Zengin öğrencilerden biri istisnadır. Cami-ul-fetava'da bildirilen hadis-i şerifte, (İlim [din ilmi] öğrenmekte olanın kırk yıllık nafakası olsa da, buna zekat vermek caizdir) buyuruldu. (Redd-ül muhtar) 8- Köpekler, ahirette toprak olacaklardır. İstisna olarak Kıtmir isimli köpek cennete girecektir. 9- Herkes miras hakkına sahiptir. Ancak kâfir ise, miras alamaz. Bir hadis-i şerif meali: ([Çok yakını olsa da] Müslüman kâfire, kâfir de Müslümana mirasçı olamaz.) [Buhari] (Mesela gayri müslim bir kadının kocası Müslüman ise, miras alamaz. Müslüman bir babanın oğlu, mürted olsa, miras hakkına sahip olamaz.) Bunlar birer istisna olduğu gibi, dabağlanan deriler temiz olmasına rağmen domuz derisi istisnadır. Din kitaplarında deniyor ki: Domuz, yılan, fare ve insan derisi dabağlanmakla temiz olmaz. (Redd-ül muhtar) Domuz ve yılan derisi, dabağlansa da temiz olmaz. (Halebi, Hidaye, Hindiyye) İmam-ı a'zam, "Domuz derisi dabağlansa da temiz olmaz" dedi. (Mizan-ül-kübra) Yılan derisi ile domuz derisi dabağlanmakla temiz olmaz. (Mezahibil Erbea) Hınzırın [domuzun] derisi dabağlanmakla temiz olmaz. (Nimet-i İslam) Şafii'de, köpek ve domuz derileri dabağlanmakla temiz olmaz. (Misbah-un-necat)
Gusülden önce abdest almak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Guslederken önce abdest almanın mantığını anlayamadım. Bir arkadaşımız da cünüp kimsenin abdest alması gereksiz dedi. Cünüp iken, gusletmeden önce abdest almak lüzumsuz değil mi? CEVAP: Nakle itibar etmeden, akla göre din olmaz. Gusletmeden önce abdest alın diyenler akılsız mı oluyor? Nasıl gusletmek gerektiğini Peygamber efendimiz bildiriyor ve (Önce namaz abdesti alın, sonra, vücudun her tarafına su dökmek gerekir) buyuruyor. Akıl ile bunun hikmetini anlayamasak da, mantığımıza uygun gelmese de, bildirilen emri aynen uygulamamız gerekir. Hatta hemen gusletmeyen, namaz abdesti alıp öyle durması daha uygun olur. Abdest de alamayanın, gusledene kadar, elini ağzını burnunu yıkaması iyidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Üç kişiye rahmet melekleri yaklaşmaz: Kâfire, kadınlara mahsus bir kokuyu sürünen erkeğe ve yemek veya uyumak istediğinde abdest almayan cünübe.) [Taberani] Demek ki, cünüp kimseye rahmet melekleri yaklaşmıyor. Abdest alana yaklaşıyor. Üstelik sünnete uymuş oluyoruz. Cünüpken ağzımızı yıkamadan su içersek, müstamel suyu içmiş oluyoruz, mekruh oluyor. Ama ağzımızı yıkarsak mekruh olmuyor. Mahremsiz yolculuk Sual: Buhari'deki bir hadiste, (Allaha ve ahirete inanan bir kadın, bir günlük yola mahremsiz gidemez) deniyor. Biz üç gün olarak biliyorduk. Bir günlük yola da mı gidemez? CEVAP: Fıkıh kitaplarında, üç günlük yola gitmesi haram, bir günlük yola gitmesi ise mekruh olarak bildiriliyor. Bir günlük yol 35 kilometredir. Teyemmümle namaz Sual: Teyemmüm edip namazı kıldık. Daha sonra abdest alınacak su bulundu. Namazı iade etmemiz gerekir mi? CEVAP: Teyemmüm ederek namaz kıldıktan sonra, suyu gören kimse, namazını iade etmez. Günahı hatırlayınca Sual: Büyük bir günah işledik. Sonra tövbe ettik. O günahı hatırlayınca, yine istiğfâr gerekir mi? CEVAP: Her hatırlayışta istiğfar etmek gerekir. Allah kimleri sever? Sual: Allah kimleri sever? CEVAP: Dinin emirlerini yapıp yasaklarından kaçan Müslümanları sever. Hubb-i fillah ve buğd-i fillah üzere olanları, yani sevmesi ve sevmemesi sadece Allah için olanları sever. Her işi ihlasla yapan Müslümanları sever. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Benim için birbirlerini sevenleri, benim için oturup sohbet edenleri, benim için mal ve canını birbirlerine fedâ edenleri ve benim için birbirlerini ziyaret eden Müslümanları severim.) [Taberani] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Beraber namaz kıldığımız bir arkadaş, Avrupa'da bize misafir oldu. Besmele ile pişirip, getirdiğimiz yemeği kokladı. (Domuz yağı var mı diye kokladım) dedi. Çok üzüldüm. Su-i zan caiz mi? CEVAP: Su-i zan haramdır. Güya bunu din gayretiyle yapıyor. Bunun için her Müslüman önce dinini doğru yazılmış ilmihal kitaplarından öğrenmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.) [Deylemi] İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, takva değil, vesvesedir. Dinimiz, "Haram olduğu bilinmeyen şeyleri yiyin" der. Yani haram olsa bile, haram olduğu bilinmiyorsa günah olmaz. Resulullah efendimiz, müşrikin; Hazret-i Ömer de, Hıristiyan'ın testisinden abdest almıştır. Eshab-ı kiram, gayrı müslimlerin verdiği suyu içerdi. Halbuki pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise, ekseriya pis olur. Elleri, kapları şaraplı olur. Hayvanı Besmelesiz keserler. Eshab-ı kiram, bunlara rağmen, necis olduğunu kesin bilmedikleri için, vesvese etmeyip; et, peynir gibi gıdaları alıp yerlerdi. (İhya) Resulullah efendimiz, bir Yahudi'nin yağlı yemeğini temiz mi diye sormadan yedi. Bu domuz yağı mı, koyun yağı mı, ekmeğin hamuru su ile mi, yoksa şarap ile mi yoğruldu diye sormadı. Müşrik kadının su kabından abdest aldı. Bunlar, araştırmanın gerekmediğine birer delildir. (Berika) Tecessüs etmemeli. Bir âyet-i kerime meali: (Birbirinizin kusurunu araştırmayın.) [Hücurat 12] Su-i zanda bulunup da ona kötü gözle bakmamalı! Çünkü su-i zan haramdır. Bir hadis-i şerif meali: (Su-i zan etmeyin! Su-i zan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi çekiştirmeyin, kardeş gibi birbirinizi sevin!) [Müslim] Kusurları da gizlemeli, açığa vurmamalı. Üç hadis-i şerif meali: (Arkadaşının kötülüğünü gizleyenin kusurları, kıyamette gizlenir.) [Taberani] (Arkadaşının ayıbını görmeyip gizleyen, Cennete gider.) [Taberani] (Arkadaşının ayıbını açığa vuranın ayıbı açığa çıkar. Hatta evinde bile rezil olur.) [İbni Mace] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Hiçbir insanın kalbini incitmemeli! Allahü teâlâyı en ziyade inciten, küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Bir hadis-i şerif meali: (Bir Müslümanı incitmek, Kâbe'yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin] Şu hususlarda da tecessüs etmemeli yani araştırmamalı: 1- Dolgu dişi olup olmadığını, varsa, Maliki'yi taklit edip etmediğini sormak caiz değildir. 2- Bu malı nereden aldın demek caiz olursa da, sorunca o kimse incinirse, sormak haram olur. O halde, güzellikle sormalı. İkram ettiği şey şüpheli ise, bir bahane ile yememeli. Çaresiz kalırsa, incitmemek için yemeli, başkasına da sormamalı. Çünkü, kendisi işitirse daha çok üzülür. Tecessüs ve gıybet ve su-i zan olur ki, hepsi haramdır. Resulullah efendimiz misafir olduğu zaman, ne verseler kabul buyururdu. Nerden aldınız diye sormazdı. Hediye de kabul eder, sormazdı. 3- Söz taşıyanın verdiği haberi tecessüs etmemeli yani araştırmamalı. Çünkü tecessüs haramdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Feraiz ilminde Avl hesabı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir ateist, Kur'anda miras taksiminde hata olduğunu zannedip, Nisa suresi 11 ve 12.âyet-i kerime meallerini yazarak diyor ki: "Varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve karısını bıraktı... Üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır. (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )=1,125 bulunur! (1,0 olması gerekirdi!) Ölen adamın 1000 lira parası var ama hesaba göre 1125 lira miras dağıtılması gerekiyor. O fazladan 125 lirayı Allah mı yollayacak?" CEVAP: Ateist, feraiz ilmini bilmediği için böyle yanlış hesap yapıyor. Önce feraiz ilmine göre hesabı yapalım, sonra gerekçelerini bildirelim. Mirası kolayca hesaplamak için, feraiz ilmine göre, bilgisayar programları yapılmıştır. Sitemiz, www.dinimizislam.com'da mevcuttur. 3 KIZ+1 ANA+1 BABA+1 ZEVCE varsa, kızların her biri, 16/81 hisse alır. Üç tanesi 48/81'ini alır. Anne, 12/81, baba, 12/81, zevce, 9/81 alır. 48+12+12+9=81 eder. Ateistler, avl nedir bunu bilmiyorlar. S. Ebediyye kitabında avl bahsi şöyle anlatılıyor: Meselâ, zevce ve ana ve iki kız kardeş ve anadan iki kız kardeş bulunduğu zaman, mîrâs on ikiye taksîm edilip, zevceye üç hisse, anaya iki hisse, iki kız kardeşe sekiz hisse [her birine dört hisse], ana bir kız kardeşe dört hisse [her birine ikişer hisse] verilir ki, hisseler toplamı 17 oluyor. Şu hâlde, meselenin aslı on yediye (Avl) etti denir ve mîrâs on yediye taksîm edilir. Mesela, zevc ve beş kız kardeş bulunduğu zaman, meselenin aslı altıdan ise de, hisselerin toplamı yediye avl ediyor [yani hisselerin toplamı yedi oluyor] ve beş kız kardeşe, dört hisse düşüyor. Dört hisse, beş kız kardeşe bölünemeyeceği için, meselenin aslı, 5x7=35 olur. Beş kıza, [4x5=20] yirmi hisse verilir. Zevc, [3x5=15] on beş hisse alır. Fetâvâ-yı Hindiyye'de diyor ki, meyyitenin zevci, kız kardeşi ve babadan kız kardeşi olsa, zevc yarısını ve kız kardeş de yarısını, babadan kız kardeş altıda birini alıp, meselenin aslı, altıdan yediye avl eder. Babadan erkek kardeş de bulunsaydı, babadan kız kardeşi, farz hissesinden düşürüp asabe yapardı. Zevcden ve kız kardeşten geriye bir şey kalmadığı için, babadan kız kardeş, hiçbir şey alamazdı. Avl: Meyyitin oğlu yoksa, zevc ve zevce, kız ve kardeşler olursa, avl durumu gündeme gelmekte ve hisse sayısı otomatik yükselmektedir. Bununla ilgili örnekler: 1 zevc 3/7, 2 tane kız kardeş-her biri 2/7 ortak payda 6 idi, fakat avl ederek 7 oldu. Ortak payda=6, Toplam 7 hisse. Meselenin aslı 6'dan ise de hisselerin toplamı 7'ye avl ediyor. Yani hisselerin toplamı 7 oluyor. 1 zevce 3/17, 2 tane kız kardeş-her biri 4/17, 2 tane anadan kardeş-her biri 2/17 1 ana 2/17 Ortak payda 12 idi, fakat avl ederek 17 oldu. Ortak payda=12 toplam 17 1 zevc 9/21, 6 kız kardeş-her biri 2/21, ortak payda 18 idi, ama avl ederek 21 oldu. 1 zevc 21/49, 7 kız kardeş-her biri 4/49, ortak payda 42 idi, fakat avl ederek 49 oldu.
Allah ve Resulü tehdit eder mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ehl-i beyti ve Eshab-ı kiramı kötüleyenlerin Cehenneme gideceğini bildiren hadisler için, (Peygamberimiz insanları tehdit ederek, lanetleyerek bir gerçeği dile getirmez, bunlar hep safsatadır) deniyor. Bu hususlar âyet ve hadisle sabit değil mi? CEVAP: Dinin emirlerine safsata diyen, eğer mümin ise kâfir olur. Diğer Peygamberler kavmine beddua etmiş ise de bizim Peygamberimiz, hepsinin helak olması için genel bir beddua etmemiştir. Ama İslamiyet'i temelinden yıkmaya sebep olabilecek bazı işlerin sahipleri için beddua ve lanet etmiştir. Mesela bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Eshabımı kötüleyene Allah lanet etsin.) [Taberani, Beyheki, Hakim] (Çünkü Eshab-ı kiram kötülenirse, İslamiyet yıkılır. Dinimizi bize onlar ulaştırdı, Kur'an-ı kerimi onlar topladı, onlar bastırdı. Onlara itimat kalmayınca din yıkılır.) Allahü teâlâ da, gerçekleri dile getirmek için tehdit etmiştir. İşte birkaç âyet-i kerime meali: (Allah'a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur,] kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13] (Allah'a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13] (Bir mümini kasten [Sırf mümin olduğu için] öldürenin cezası, ebedi Cehennemde kalmaktır. Allah ona gazap etti, onu lanetledi ve onun için büyük bir azap hazırladı.) [Nisa 93] (Allah'a verdiği sağlam sözde durmayanlara, akrabalık bağlarını kesenlere ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlara lanet olsun, kötü yurt [Cehennem] onlaradır.) [Rad 25] Görüldüğü gibi, Allahü teâlâ tehdit ediyor, Cehennemle korkutuyor, lanet ediyor. Bunlara nasıl safsata denir ki? İslam âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis olmaz. Çünkü onlar uydurma hadis nakletmenin büyük vebalini bilirler. Mesela şu hadis-i şerif, hadis kitaplarında bulunur: (Benim ağzımdan yalan konuşmak, başka birinin ağzından yalan konuşmaya benzemez. Bilerek benim ağzımdan yalan söyleyen [hadis uyduran] Cehennemdeki yerine hazırlansın.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Hatib] Resulullahın vârisi olan âlimlerin bildirdikleri hadis-i şeriflerden bazılarının mealleri şöyledir: (Âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatıldığı zaman, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene lanet olsun.) [Ebu Nuaym, Deylemi] (Eshabımı sevmeyen beni sevmiş olamaz. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur.) [Buhari] (Allahü teâlâ, bana insanların en iyilerini eshab ve Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader gibi akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere lanet olsun.) [Hakim] (Kıyamette bir idareci, Cehennem köprüsü üzerinde durdurulur. Köprü şiddetle sarsılarak kemiklerini ayırır. Eğer o, âdil ise köprüden geçer ve ecri iki misline çıkar. Şayet zâlim ise köprüden Cehennemin içine düşer.) [Taberani] (Mehrini vermemek niyetiyle bir kadınla evlenen, zani [zina eden] olarak ölür. Ödememek niyetiyle, bir şey satın alan da, hain olarak ölür, hainin yeri de Cehennemdir.) [Taberani] Bunları bilen bir Müslüman, (Peygamberimiz insanları tehdit ederek bir gerçeği dile getirmez, bunlar hep safsatadır) diyemez. Diyebilen ise, maksatlıdır veya cahildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimin Kadir Gecesinde indirildiği Kadir Suresinde bildiriliyor. Bu gece niye her sene aynı güne gelmiyor da, Ramazan ayı içinde değişik günlere geliyor? Mesela, Kur'an-ı kerimin indirilmeye başlanması, Ramazanın 26'sını 27'sine bağlayan gece vaki olduysa, Kadir Gecesinin hep bu gece olması gerekmez mi? Bir de kameri aylar da böyle. Ramazan yaza geldiği gibi kışa da gelebiliyor. Niye hep aynı zamanda olmuyor da yılın bütün aylarını dolaşıyor? CEVAP: İki sual birbirinden farklıdır. Allahü teâlâ, kameri [gökteki ayı] bütün seneyi dolaşacak şekilde yaratmıştır. Kameri sene 354 gündür. Şemsi yıla göre 10 veya 11 gün azdır. Bunun için her sene kameri ay, 10 gün önce gelir. Böylece bütün yılın aylarını dolaşır. Allahü teâlâ böyle istemiştir. Ramazan orucu, böylece yılın en uzun ve en kısa, en soğuk ve en sıcak günlerine geliyor. İslamiyet, bir bölgeye değil, bütün dünyaya gelmiştir. Her coğrafyadaki, her mevsimdeki insanlara hitap eder. Sıcak ve soğuk ülkeler var. Gündüzleri veya geceleri kısa ve uzun yerler var. Hepsi için tek ve aynı tarih olsaydı Müslümanların işi güç olurdu. Bunun gibi daha birçok hikmeti olabilir. Allahü teâlâ, Kadir Gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın yedisine koyabilir, Kadir Gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok, gece ile ilgisi var. Ramazanın 27. gecesinde Kur'an-ı kerim inmiş ise de, bu sene de Kadir Gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki, bu mübarek gece, Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer geceler ayla ilgili, Kadir Gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir Gecesi olabilirdi. Kur'an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık. İlk defa Kur'an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur'an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor. ? Günaha önem vermek Sual: Kitaplarda mekruha veya sünnete önem vermemenin küfür olduğu bildiriliyor. Harama önem vermemek de küfür oluyor. Bir sünneti yapmayan, bir mekruhu veya haramı işleyen o mekruha ve harama önem vermemiş mi oluyor? Meselâ içki içenbir kimse harama önem vermemiş mi oluyor? CEVAP: Bu çok ince bir meseledir. Bir kimse, işlediği haramın, haram olduğunu kesin olarak biliyorsa, yapılmaması gerektiğine inanıyorsa, yapmamasının iyi olacağını biliyorsa, yani yaptığına üzülüyorsa, nefsine ve kötü arkadaşa uyarak günah işliyorsa, harama önem vermemiş sayılmaz, yani ona kâfir denmez. Bu günahları gayet tabii olarak görüyor, işlerken zerre kadar üzülmüyorsa, (Günah işliyorum ama kalbim temiz, sen kalbe bak, bu kadar günahın zararı olmaz) diyorsa, yani günah işlemek tabii geliyor ve işlediği için hiç üzülmüyorsa, o zaman günaha önem vermemiş olur; yani küfre girer. Önem vermemek, zerre kadar da olsa, üzülmemek demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Namazı vaktinde kıldığını bilmek şarttır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir namazı vakti girmiştir diye zannederek kılsak, vakit de gerçekten girmiş olsa, bu namazlarımız sahih olmaz mı? Yani namazları vakitlerinde kıldığını bilmek şart mıdır? CEVAP: Evet şarttır. Namazın sahih olması için, vaktinde kılmak ve vaktinde kılındığını bilmek şarttır. Vaktin girdiğinde şüpheli olarak kılıp, sonra vaktinde kılmış olduğunu anlarsa, bu namazı sahih olmaz. (Mizan-ül-kübra) Vaktin içinde olduğunu bilerek, vaktin farzı diyerek, başladığı namazı kılarken, vakit çıksa ve çıktığını bilmese sahih olmaz. Bu günün farzı deseydi, sahih olup, kaza olurdu. Vakti girmeden kılınan farz, nafile olur. Vakti çıktıktan sonra kılınmış ise, kaza olur. Yani, (Bu günün öğle namazını eda etmeye) diye niyet eden kimse, vakit çıkmış ise, öğleyi kaza etmiş olur. Bunun gibi, öğle vakti çıktı sanarak, (Bugünkü öğleyi kaza etmeye) niyeti ile kılınca, vakit çıkmadığı anlaşılınca, öğleyi eda etmiş olur. Her ikisinde de aynı namaza niyet etmiş, yalnız vaktin çıkmasında yanılmıştır. Fakat, geçmiş öğle namazını kazaya niyet ederek kılınca, o günün öğle namazının yerine geçmez. Çünkü, bugünün namazına diye niyet etmemiştir. Öğle vaktinde, bugün öğleye diye niyet edip kılınınca, bu, geçmiş bir kaza namazı yerine geçmez. Bir kimse, senelerce, öğleyi vaktinden önce kılmış olsa ve hepsine, (Üzerime farz olan öğleyi kılmaya) diye niyet etse, o günkü öğleyi düşünmese, her gün bir evvelki öğleyi kaza etmiş olur. Yalnız son öğleyi ayrıca kaza etmesi lazım olur. O günkü öğleyi niyet etse, eda dese de, demese de, her gün o günkü öğleyi eda etmiş olup, vaktinden önce oldukları için, hiçbiri öğlenin farzı olmaz, nafile olur. Hepsini kaza etmesi lazım olur. (S. Ebediyye) Görülüyor ki, namazların vakitlerini bilmek ve vaktin içinde kılmış olduğunu bilmek lazımdır. Arabada namaz Sual: Kış günü ikindiyi kılıp, akşamı evimde kılarım diye yola çıkan ve yatsıya evine varamayan kimse, yolda arabasında namazını ima ile kılamaz mı? CEVAP: Namazı cem etmek, arabada ima ile kılmaktan önce gelir. Eve gidince yatsı ile cem etme imkânı varsa, (namazı yatsı ile cem edeceğim) diye niyet eder ve eve gidince de, Hanbeli mezhebine uyarak cem eder. Yatsıya da eve gitme imkânı yoksa, o zaman mecburen araba içinde ima ile namaz kılınır. Hürmet-i musahere Sual: Ben bir bayanım. Annem ölünce babam, bir bayanla evlendi. Babamla aramda hürmet-i musahere olsa, babamın nikâhına bir zarar gelir mi? Bu korkudan dolayı babam, 30 yıldır bana elini öptürmüyor. Yaptığı uygun mu? CEVAP: Babanızın hanımı, kendi anneniz olmadığı için, onların nikâhlarına bir zarar gelmez. Anneniz sağ iken, babanız ölse, anneniz başka bir erkekle evlense, annenizle abiniz arasında hürmet-i musahere olsa, annenizin nikâhına zarar gelmez. Abinizle sizin aranızda hürmet-i musahere olsa, abinizin nikâhına zarar gelmez. Anne babanız hayatta iken sizinle hürmet-i musahere olsaydı, o zaman babanızın Şafii mezhebine uygun nikâh yapması gerekirdi. Şimdi hürmet-i musahere olsa bile, öyle bir şeye gerek yok. Babanızın elini öpebilirsiniz. Bir babanın evladını öpmesi de sünnettir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İlim öğrenmenin fazileti nedir? CEVAP: İlim öğrenmenin fazileti çoktur. Kur'an-ı kerimde meâlen, (Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun) buyuruldu. (Enbiya 7) Âyet-i kerimedeki zikir, ilim demektir. Bu âyet-i kerime, bilmeyenlerin, İslam âlimlerini bulup onlardan sorup, öğrenmelerini emretmektedir. (Hadika) Üç ayet-i kerime meali de şöyledir: (Allah iman edenleri yüceltir; kendilerine ilim verilmiş müminleri ise, [Cennette] kat kat derecelerle yükseltir.) [Mücadele 11] (De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.) [Zümer 93] (Kulları arasında Allahü teâlâdan en çok korkan, âlimlerdir.) [Fatır 28] Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir: (İlim öğrenmek için yola çıkan, kırk yıl ibadet eden âbid gibi ecir alır.) [Deylemi] (Bir âlimden bir saat ilim öğrenmek, bir âbidin 70 yıl ibadetinden hayırlıdır.) [Deylemi] (Bir saat ilim öğrenmek, gece sabaha kadar ibadet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Ebu Nuaym] (Sabah-akşam ilimle meşgul olmak, cihaddan efdaldir.) [Deylemi] (İlmî bir mesele öğrenmek, yüz rekat [nafile] namaz kılmaktan kıymetlidir.) [İbni Abdilber] (Âlim olmayan veya ilim öğrenmeye çalışmayan bizden değildir.) [Deylemi] (Bir kimse amel etmese de, ilimden bir mesele öğrenirse, bin rekat [nafile] namazdan efdal olur. Eğer öğrendiği ilim ile amel eder veya bunu başkasına öğretirse hem bunun sevabını alır, hem de kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib] (En üstün sadaka, ilim öğrenip öğretmektir.) [İbni Mace] (İlim öğrenirken ölen şehiddir.) [Hatib, Beyheki] (İlim yoluna girene, Allahü teâlâ Cennet yolunu açar.) [Tirmizi] (En üstün ibadet, fıkıh öğrenmektir.) [Taberani] (Mümine, öğrendiği, yaydığı ilmin sevabı, ölümünden sonra da devam eder.) [İbni Mace] (Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışın!) [Şir'a] (İlim, İslam'ın hayatı, imanın direğidir.) [Ebuşşeyh] Bir saat ilim öğrenmek, [mesela ilmihal okumak] geceyi ibadetle geçirmekten daha çok sevaptır. (Dürr-ül-muhtar) Ben veya biz demek Sual: Ben diye konuşmak uygun mudur? CEVAP: Genel olarak, ben demek kibirden kaynaklanır. Mesela şu işi ben yaptım, bunu ancak ben yaparım gibi. Kendinde bir varlık hissederek, ben anlamında biz demek daha kötüdür. Mesela, biz adamın ciğerini sökeriz demek gibi. Şu halde ben ve biz kelimelerini, hiç kullanmamak değil, yerli yerinde kullanmak önemlidir.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kitaplarda, İmameyn, tarafeyn, şeyhayn, sahihayn, sakaleyn gibi kelimeler geçiyor. Bunlar ne anlama geliyor? CEVAP: İmameyn=İki imam demektir. İmam-ı Ebu Yusuf ile İmam-ı Muhammed için kullanılır. Tarafeyn=İki taraf demektir. İmam-ı azam ile İmam-ı Muhammed için kullanılır. Şeyhayn=İki şeyh, iki reis, iki büyük imam demektir. İmam-ı azam'la İmam-ı Ebu Yusuf için kullanılır. En büyük iki halife anlamında Hazret-i Ebu Bekr ile Hazret-i Ömer için de kullanılır. Sahihayn=İki sahih kitap demektir. Kur'an-ı kerimden sonra en muteber kaynak olan Buhari ve Müslim için kullanılır. Sekaleyn=İki ağırlık, iki taife ki, burada cin ve insan taifesi demektir. Cin ve insanlara fetva verene de, Müfti-yüs-sekaleyn denir. Mesela, Şeyh-ül İslam ibni Kemalpaşa, Müfti-yüs-sekaleyn idi. "Bırak beni!" Sual: Hanım, bana, (Zil çalıyor, kapıya bak dedi. Ben de, ben meşgulüm, sen boşsun, sen bak) dedim. Bir de hanım, meşgul etme anlamında, (Beni tutma, gideceğim) dedi. Ben de, (Seni tutmuyorum, seni bıraktım git) dedim. (Sen boşsun, seni bıraktım) dedim. Bu sözleri şaka ile de, kasıtsız söylemek de, boş olmayı gerektirdiği için, dinen hanımım boş oldu mu? CEVAP: Birinci ifade, meşgul değilsin; ikincisi de seni meşgul etmiyorum anlamında olduğu için boşamış olmaz. Geçici haram Sual: Baldızla evlenmek geçici haram olduğuna göre, bu geçici süre içinde baldız ile görüşmek kız kardeş ile görüşmek gibi caiz olmaz mı? CEVAP: Caiz değildir. Evlenmenin haram olması, görüşüp konuşmanın caiz olduğunu göstermez. Mesela, müşrik kadınla veya başka bir erkeğin hanımı ile evlenmek de, geçici haramdır. Yani müşrik kadın Müslüman olursa, onunla evlenmek caizdir. Başkasının karısı da, kocasından boşanırsa onunla evlenmek caizdir. Bunlar geçici haram diye onlarla kız kardeş gibi halvet caiz olmadığı gibi, geçici haram olan baldızla da halvet caiz olmaz. Kıble açısı Sual: Kıbleden kaç derece sapılırsa namaz caiz olur? CEVAP: Yaklaşık 45 derecedir. Her iki tarafa doğru 22.5 derece, yani toplam 45 derecedir. Hastalık sebebiyle ve hırsız korkusu ile kıbleden çok ayrılmak da caizdir. Saçı boyamak ve peruk Sual: Bazıları, (Saç boyanınca, kendi saçı görülmediği için, kapatmaya gerek yok, peruk gibi olur) diyorlar. Saçı boyamakla tesettür sağlanmış olur mu? CEVAP: Böyle tuhaf bir sual ile ilk defa karşılaştık. Bu, elbise giyinmeyip vücuduna krem veya renkli boya sürmeye, tenim görülmüyor, boya görünüyor demeye benzer. Yahut bakınca içini gösteren renksiz naylon elbise giymeye benzer. Deve kuşunun başını kuma sokup, hiç kimsenin görmediğini sanmasına da benzetilebilir.
Teyemmüm edemeyen hasta ne yapar?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam Ahlakı kitabında, (Elleri ve ayakları kesik olanın yüzü de yara ise, namazı abdestsiz kılar) denirken, başka bir yerinde, (Abdest aldıracak bir kimse bulamayan hasta, teyemmüm eder. Teyemmüm de edemeyen, namazı kazaya bırakır) deniyor. Niye bu da abdestsiz kılmıyor? Yahut öteki de bunun gibi kazaya bırakmıyor? Bu çelişki değilse, farklı bir kavil midir? CEVAP: Çelişki yok, farklı bir kavil de değildir. Birinci hastanın, yardımcı ile de teyemmüm etme imkânı yoktur. Namazı kazaya bıraksa da, elleri kolları kesik olduğu için iyi olup ileride abdest alarak kılma imkânı yok, teyemmüm de edemiyor. Mecburen abdestsiz kılıyor. Yani abdestin ve teyemmümün farzları yerine gelmiyor, abdest o şahıstan sakıt oluyor. İkinci hastanın uzuvları var, ama kendisi abdest alamıyor, ancak yardımcı ile alabiliyor. Yardımcı yoksa teyemmüm edebiliyor. Hastalığından dolayı teyemmüm de edemiyorsa, iyileşince veya yardımcı bulunca, abdest alarak veya teyemmüm ederek kılma imkânı oluyor. Onun için kazaya bırakıyor. Bir özürle kazaya bıraktığı için de günah olmuyor. Bir yardımcı gelince hemen teyemmüm edebiliyor veya abdest aldırabiliyor, onun için kazaya bırakıyor. Eline, beline ve diline sahip olmak Sual: Eline, beline, diline sahip olan kurtulur anlamında bir hadis var mıdır? CEVAP: Eline, beline ve diline sahip olanın kurtulacağını bildiren hadis-i şerifler vardır. Birkaçının meali şöyledir: (Dilini ve fercini [ırzını, namusunu] koruyan Müslümana Cenneti söz veriyorum.) [Buhari] (Arefe günü eline, diline, gözüne ve kulağına sahip olanın günahları affolur.) [Hatib] (İnsanlar dilinden ve elinden salim olmadıkça, [kâmil] mümin olamazsın.) [Askerî] (Hasetçinin hasedi, eline ve diline çıkmadıkça zarar vermez.) [Ebu Nuaym] (Eli ihsanlı, dili dürüst, kalbi temiz, boğazına ve fercine [namusuna] sahip olan, ilimde rasih olur.) [Taberani] (Allahü teâlâ bana şöyle vahyetti: Benim mescidlerime ancak, selim kalble, sadık dil ile, temiz el ile, temiz ferclerle girsinler.) [Hâkim] (Şu altı şeye söz verin, ben de size, Cennete gireceğinize söz vereyim: 1- Elinize sahip olun. [Haram işlemeyin, haram tutmayın] 2- Dilinize sahip olun, [Elfaz-ı küfür, yalan, gıybet, lânet, malayani gibi şeylerden uzak durun.] 3- Gözünüze sahip olun. [Harama bakmayın] 4- Sözünüzden dönmeyin. 5- Emanete hıyanet etmeyin. 6- Namusunuzu koruyun. [Hâkim] ----- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Din kitaplarında sık sık, özellikle namaz, ezan, Kur'an okuma bahislerinde, teganni edilmemesi bildiriliyor. Teganni nedir? CEVAP: Teganninin bir sünnet olan kısmı, bir de haram olan kısmı vardır. Sünnet olan teganni, tecvide uyarak okumaktır. Haram olan teganni, ırlamaktır, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Burada kelimeler bozuluyor. Teganni ederek, yani kelimeleri bozarak okumak caiz değildir. Kelimeleri bozmak demek, musiki perdesine uydurmak için harfleri, harekeleri uzatmak, hareke, harf eklemek veya çıkarmak demektir. Mesela, (Elhamdü lillahi râbbil) diye â'yı uzatmak, manayı bozuyor. Bunun gibi, müezzinlerin (Râbbena lekel-hâmd) diyerek râb diye â'yı uzatmaları namazı bozuyor. Çünkü, Râb, üvey baba demek olup, (Allahımıza hamd ederiz) yerine (Üvey babamıza hamd ederiz) oluyor. Mana değişmezse, namaz bozulmaz. Fakat elif, vav, ya sesli harflerini çok uzatırsa, mana değişmese de, namaz bozulur. Görülüyor ki, teganni, kelimenin manasını değiştirmezse ve harfler, iki harf kadar uzamazsa, yalnız sesi güzelleştirip okumayı süslerse, caiz olur. Hatta, namaz içinde de, namaz dışında da, müstehab olur. İmam, ameli kesir oluncaya kadar teganni ederse, yahut üç harf ziyade ederse, namazı fasid olur. (Ebussuud efendi fetvası) Namaz vakitlerini bilmeyen ve teganni ederek, yani musiki perdelerine uyarak okuyan kimse, ezan okumaya ehil değildir. Bunun müezzinlik yapması caiz olmaz, büyük günahtır. Kur'an-ı kerimi, zikri, duayı teganni ederek okumanın sözbirliği ile haram olduğu Bezzaziyye'de yazılıdır. Ezan okumak da ve vaktinden önce okumak da böyledir. Ezan okurken, yalnız iki (Hayye ala...) da teganni etmeye izin verilmiştir. (Berika) Tatarhaniyye fetva kitabında, (Başkalarını kötüleyen ve şehveti harekete getiren şiirleri, teganni ile, yani ses dalgaları ile okumak, haramdır. Harama sebep olan şeyler de haram olur) demektedir. (Hadika) Teganni ile okunan ezanı ve Kur'an-ı kerimi ve mevlidleri dinlemek de günahtır. Bunları ilave etmeden, yani kelimeleri bozmadan teganni etmek, yani sesi güzelleştirmek caizdir ve iyidir. (S. Ebediyye) Zammı surenin uzunluğu Sual: Namazlarda ikinci rekatta okuduğumuz sureler, birinciden üç âyet miktarı uzun olursa mekruh olur mu? Bu husus, farz, sünnet ve nafilelerde aynı mıdır? CEVAP: Evet, hem farz, hem sünnet, hem de diğer nafilelerde böyledir. Ancak nafilelerde üçüncü ve dördüncü rekatlarda da zammı sure okunur. Üçüncü rekâtları, birinci ve ikinci rekâtlardan daha uzun okumak mekruh olmaz. Çünkü nafilelerde her iki rekât müstakil bir namaz sayılır. Sünnetler de, nafile namaz demektir. Sünnetleri kılarken kazaya da niyet edenler için bu durum geçerli değildir; çünkü onlar farz gibi kılınır, yani üçüncü dördüncü rekatlarında zammı sure okunmaz. Okunursa da mahzuru olmaz. Okununca, üçüncü rekatta, ikinciden üç âyet miktarı uzun okumak mekruh olur. ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Hadis-i şerifleri inkâr etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları kesinlikle hiçbir hadisi kabul etmiyor, (yalnız Kur'an) diyor. Binlerce âlimin tasdik ederek bugüne kadar gelen hadisleri kabul etmeyen kâfir olmaz mı? CEVAP: Onların Kur'ana inanıyorum demeleri yalandır. Çünkü Kur'an-ı kerimi de toplayan da, hadis-i şerifleri de bildirenler Eshab-ı kiramdır. Birine inanıp, öteki inkâr edilmez. Resulullah efendimiz, böyle kimselerin çıkacağını mucize olarak 14 asır önce bildirmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir: (Bazı kibirli kişiler çıkacak, "Allah Kuranda bildirilenden başka bir şeyi haram kılmadı" diyecek. Yemin ederim ki, benim de emrettiğim, yasakladığım, koyduğum hükümler vardır. Bunların sayısı Kur'andaki hükümlerden daha çoktur.) [Ebu Davud] (Kur'andan başka delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Davud] (Hadisi bırak, Kur'ana bak diyerek bana inanmayanlar çıkacak.) [Ebu Ya'la] (Yalnız Kur'andaki helal ve haramı kabul ederim diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah'ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi] (Cebrail aleyhisselam, Kur'an gibi, onun açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi] (Bana, Kur'anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed] (Sünnetimden yüz çeviren, benden değildir.) [Müslim] (Bana uyan Cennete girer, isyan eden Cennete giremez.) [Buhari] (Bize yalnız Kur'andan söyle) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri, (Ey ahmak! Mesela Kur'an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hazret-i Ömer, farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur'anda bulamadık diyenlere, (Allahü teâlâ, bize, Resulullah efendimizi gönderdi. Kur'an-ı kerimde bulamadığımızı, Ondan gördüğümüz gibi yaparız. O, seferde, dört rekatlı farzları iki kılardı) buyurdu. (Mizan-ül-kübra) ? Kuru necaset bulaşmaz Sual: Çocuklarımız bazen halımızın üstüne çiş yapıyorlar. İdrarları kuruyunca, abdest alıp yaş ayağımızla bu halılara bassak ayağımıza necaset bulaşmış olur mu? CEVAP: Hayır necaset bulaşmaz. Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: Elbisenin bir yerine necaset bulaşsa, bulaşan yer unutulsa, zan edilen yer yıkansa, temizlendi kabul edilir. Yaş ayağı ile necis yerde yürüse, yer kuru ise, ayakları necis olmaz. Yer yaş olup ayakları kuru ise, ayakları ıslanırsa, necis olurlar. (Hadika) ? Haram parayı almak Sual: Ben doktorum. Muayenehaneme, parası tamamen haram olan kimseler de geliyor. Mesela hırsızlar, sırf içki satanlar, fuhuşla para kazananlar geliyor. Bunlardan aldığım muayene ücretini kullanmamın bir sakıncası olur mu? CEVAP: Siz işinizin karşılığını alıyorsunuz. Onların o parayı nereden kazandıkları veya hangi paradan verdikleri bizi ilgilendirmez. Bilmemiz, sormamız gerekmez. Yani aldığınız ücret haram olmaz.
Salevat getirmek farz mı?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda, (Allah ve melekler Resule salevat getiriyor, ey müminler, siz de salevat getirin) deniyor. Allah'ın salevat getirmesi ne demektir? Bir de, buna göre, Peygamberin ismi anılınca salevat getirmek farz değil mi? CEVAP: Salat kelimesinin çoğulu salevattır. Allah'ın salatı rahmet etmek demektir. Meleklerin salatı dua etmek, müminlerinki ise Onun şefaatini taleptir. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehabdır. (Redd-ül Muhtar) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cebrail aleyhisselam, bana dedi ki: Ya Resulallah, senin ismin anılınca, sana salevat getirmeyen azabı hak eder, Cehenneme gider.) [İ. Ahmed] Demek ki, Resulullah efendimize ömürde bir defa salevat getirmek farz, bir oturumda, bir yazıda bir defa salevat getirmek vacibdir. Bu vacibi kasten terk eden, azabı hak eder. Cennet mi, Cehennem mi? Sual: Cennete gitmek mi, yoksa Cehenneme gitmek mi daha kolaydır? CEVAP: İkisi de kolaydır. Doğru inanan, Müslüman olarak ölen Cennete, inanmayan, kâfir olarak ölen Cehenneme gider. Nefsine uyanın Cehenneme gitmesi çok kolay, Cennete gitmesi ise çok zordur. Cehenneme gitmek için hiçbir yasağa riayete ihtiyaç yoktur. Ama Cennete gitmek için birçok kural vardır. Önce doğru iman, sonra haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak. İki hadis-i şerif meali : (Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatıldı.) [Buhari] (Cenneti isteyen de, Cehennemden korkan da uyumaz. Cennet zorluklarla kuşatılmıştır, dünya ise lezzet ve şehvetlere bürünmüştür. Onun lezzet ve şehvetleri sizi Cennetten alıkoymasın.) [Ramuz] Ölünün yemin kefareti Sual: Devir ve iskatta, ölü için yemin kefareti verilemez mi? CEVAP: Devir ve iskatta, fakir sayısı 10'dan aşağı olursa yemin kefareti için devir yapılamaz. Çünkü bir yemin kefareti için 10 fakirin her birine bir fıtra tutarında altın vermek gerekir. Ölenin üç yemin kefareti varsa, 30 fakir gerekir. Yahut 10 fakire her gün bir yemin kefaretini ödeyecek altın vermek gerekir. Bu zor olduğu için devir ve iskat yapılırken yemin kefareti genelde yapılmaz, ayrıca yapmak daha kolay olur. Secdede ayak parmakları Sual: Secdede ayakları yere koymak ve ayak parmakların kıbleye çevirmek farz mıdır? CEVAP: Secdede alnı ve ayak parmaklarını yere koymak farzdır; fakat ayak parmaklarını bükerek, uçlarını kıbleye çevirmek farz değil, sünnettir. Secdede, alın, burun ve ayaklar yerden az zaman kalkmış olursa, zararı olmaz. (S. Ebediyye)
Resulullahı övmek ibadettir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid okumaya bazıları bid'at diyor, doğru mu? CEVAP: Mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid'at diyorlar. Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak Allah'ı ve Onun Resulünü sevmeyen rahatsız olur. Çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Biz seni, âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni, bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4] (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] Erkek-kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni'met-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat) Mevlid, doğum zamanı demektir. Doğum gününe önem vermeyi, Hristiyanlar, Müslümanlardan öğrenmişlerdir. Mevlid okumak kıymetli bir ibadet olduğu konusunda İslam âlimleri çok kitap yazdı. Bunlardan 10 tanesi, 'Keşf-üz-zünun'da bildiriliyor. Mesela İbni Hacer-i Hiytemi'nin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti'nin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur. Mevlid okumak sevabdır Sual: İmam-ı Şarani'nin mevlid cemiyetlerine, büyük bid'at, İbni Abidin'in de, ölünün arkasından 7, 40. ve 52. geceler tertip etmeye bid'at dediği ve bu gecelerde mevlid okutmanın ölüye işkence olacağı söyleniyor. Mevlit okumak niye bid'at olsun ki? CEVAP: Ne İmam-ı Şarani hazretlerinin kitaplarında, ne de İbni Abidin hazretlerinin kitaplarında böyle bir ifadeye rastlamadık. Böyle ifadeler olsa bile, bunlar Mevlid-i şerifin bid'at oluğunu göstermez. O geceleri tayin ederek ölü için Kur'an okumak da günahtır. Dinimizde 7, 40 ve 52. gece diye bir şey yoktur. Bayram günleri oruç tutmak da günahtır. Suç oruçta değil, orucu, oruç tutulması haram olan bir günde tutmaktır. Kabahat mevlidde veya Kur'anda değil, bunları yanlış yerde okumaktadır. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Minarede yakılmak için yağ adamak batıldır. Seyyid Abdülkadir'e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde mevlid okutmayı nezrederler. Halbuki bu mevlide çalgı katıyorlar, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar) Şu halde, o zamanki mevlidlerde de, bugünkü bazı mevlidlerde olduğu gibi teganni ve uygunsuz şeyler de varmış. Onun için, bu iki büyük âlime isnat edilen yazılarda, mevlid kötülenmiyor, haram işlenen mevlid cemiyetleri kötüleniyor. Bugün de, mevlidlere bid'at karıştırılıyor. Kadın erkek beraber oturup dinliyorlar. Böyle mevlid okumak uygun değil demek, Mevlidin kendisi kötü anlamına gelmez. Mevlid okumak, Resulullah efendimizi övmektir ve ibadettir. ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Mevlid, Müslümanların bayramıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid ne demektir? CEVAP: Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebi-ul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah efendimiz dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah'ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb'in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevap kazanır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii buyuruyor ki: Ebu Leheb'e rüyada hali sorulduğunda, "Çok azap çekiyorum. Ancak, Resulullahın dünyaya gelişini müjdeleyen cariyemi, sevincimden azat ettiğim için, her yıl, Rebi-ul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor" dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar. (M. Nasihat) Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halife iken, Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin doğumundaki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Mevlid okumak veya dinlemekten maksat da, bu halleri öğrenmek, dinlemektir. İslam âlimleri Mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid gecesi Kadir gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır. El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında, Mevlid gecesi Kadir gecesinden kıymetli deniyor. (Ed-dürer-ül-mesun) (Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır, mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullahı öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye'de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid'at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid'at değil, sevab olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin, imanı gereği Resulullahı çok sevmesi gerekir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın alametidir. Üç hadis-i şerif meali: (Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.) (Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı. Peygamber efendimiz, bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Buyurdu ki: (Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat], (Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yeis ve ümitsizlik halinde, yani ölmek üzere iken günahlardan veya küfürden tövbe edilse, kabul olur mu? CEVAP: Son nefeste Müslümanın tövbesi sahih olur; ama, kâfirin imana gelmesi sahih olmaz. Yani onun son andaki tövbesi geçerli olmaz. (S. Ebediyye) Yeis hali, ölürken ahiret hallerinin keşfidir. Yani ölürken Cenneti Cehennemi gösterirler. Kâfire, "inansaydın işte şu Cennete gidecektin" derler. Bu halde iken bile Müslümanın tövbesi kabul olur. Ama kâfirin iman etmesi kabul olmaz. Firavun, ölürken bunları gördü ve iman etti ise de, bu andaki iman muteber değildir. Üç âyet-i kerime meali: (Kötülükleri işleyip dururken, ölüm gelince; "Şimdi tövbe [iman] ettim" diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi [imanı] makbul değildir.) [Nisa 18] (Firavun boğulacağı an, "İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım, artık ben de Müslüman oldum" dedi. Ona, "Şimdi mi inandın, daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" dendi.) [Yunus 90, 91] (Artık o çetin azabımızı [azap meleklerini] gördükleri zaman, Allah'a inandık derler. Fakat o zaman inanmaları bir fayda vermez.) [Mümin 84] Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Güneş batıdan doğmadan, tövbe edenin tövbesi [imanı] kabul olur.) [Müslim] (Can boğaza gelmeden kulun tövbesini [imanını] Allahü teâlâ kabul eder.) [Tirmizi] (Ölmeden bir saat önce [can boğaza gelmeden], tövbe edenin tövbesi [imanı] kabul olur.) [İ. Ahmed] Belaya sevinmek Sual: Tedbir aldıktan, doğru sebebe yapıştıktan sonra irademiz dışında gelen belaya isyan etmek günah deniyor. Peki, böyle bir belaya sevinmek de günah mıdır? CEVAP: Sevinmek günah olmaz. Hazret-i Ömer buyurdu ki: Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim: 1- Belayı Allahü teâlâ göndermiştir. Sevgili gönderdiği için tatlı olur. 2- Allahü teâlâya, bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim. 3- Allahü teâlâ, insanlara boş yere, faydasız bir şey göndermez. Bir belaya karşılık, ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise, sonsuz olduğundan, gelen belalara sevinirim. İmanda vesvese Sual: Bazen imanla ilgili çok vesvese oluyor. Allah var mı, Cennet Cehennem gerçek mi gibi. Ne yapmalıyım? CEVAP: Öyle vesvese gelince, (Ben Allah ve Resulüne iman ettim) diyerek şu duayı okumalı: (Allahümmme ya mukallibel kulub sebbit kalbi alâ dinik=Ey kalbleri çeviren Rabbim, kalbimi dinin üzerine sabit kıl.) Bu duayı her zaman okumak iyi olur. O şüpheler, imandan ileri geliyor demektir. Meyveli ağaç taşlanır. Şeytan imanlı olanla uğraşır, imansızla uğraşmasına sebep yok. Kalbdeki bu düşünceler dile gelmedikçe, dil ile de söylemedikçe mahzuru olmaz. Bu tür vesveseleri dikkate almamalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
31.03.2007
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Faizin her çeşidi haram mıdır? Faiz çeşitleri nelerdir? CEVAP: Evet faizin her çeşidi haramdır. Bir âyet-i kerime meali: (Allah, alışverişi helal, faizi haram kıldı.) [Bekara 275] Bir hadis-i şerif meali: (Faiz yedi büyük günahtan biridir.) [Buhari] Faiz çeşitleri hakkında birkaç örnek verelim: 1- 5 gram altın ile, 6 gram altını değişmek faiz olur. 5 gram altını 5 gram başka ayar altınla değişilse birisi veresiye olursa yine faiz olur. Veresiye olmazsa, anında verilip alınırsa faiz olmaz. 2- Komşudan ödünç 1 kilo tuz alsak, verirken, iki kilo veya yarım kilo versek faiz olur. Yani biraz az veya biraz çok olmamalı. En uygunu, faiz olmaması için, hediye ederek alıp vermeli. 3- Altı ölçek kalitesiz buğday verip, 5 ölçek kaliteli tohumluk buğday alınsa faiz olur. 5 ölçek buğdayın yanına, başka cins bir mal, mesela bir kalem veya bir kitap konup birlikte satılırsa, caiz olur. 4- Ortak bir malı, ölçmeden veya tartmadan göz kararı ile paylaşmak faiz olur. Mesela miras taksim edilirken, buğday, zeytin, zeytinyağı gibi ölçülüp veya tartılan ortak malları ölçmeden veya tartmadan hediye etmek faiz olur. Ev ve ev eşyalarını hediye etmek caiz olur. 5- İki kişinin kirada ortak bir evi olsa, kirasını bir ay biri, bir ay öteki alsa caiz olmaz. Her ay alınan parayı ikiye taksim etmek gerekir. Altın günü, dolar günü yapıp, her seferinde birine altın veya dolar vermek, caiz olmaz. 6- İki kişi, arabalarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler, faiz olur. 7- Bir kimse, on bin lira ödünç verse, alan da, sen de benim evimde kirasız otur dese, yani ev kirasız para faizsiz dense, faiz olur. Paranın faizi ile evde oturuyor demektir. Bir hadis-i şerifte, (Fayda getiren ödünç, faizdir) buyuruluyor. 8- Bir altın ödünç alan, bir altın öder. Değeri değişti diyerek önceki veya sonraki değerde kağıt lira veremez. Kağıt para yerine, altın da veremez. Alacaklı kabul ederse, caiz olur. 9- Ev, hayvan, elbise gibi misli bulunmayan şeyler, ödünç verilmez. Ariyet yani kullanılmak üzere verilir. 10- Bakkala 100 lira ödünç verip, mal aldıkça düşersin demek caiz olmaz. Faiz ile karıştırılmaması için caiz olanlara da birkaç örnek verelim: 1- Bir teneke kaliteli buğdayı, bir teneke kalitesiz buğdayla değişmek caizdir. 2- 5 gram altını 5 gram başka ayar altınla peşin olarak değiştirmek caiz olur, faiz olmaz. 3- Altını, kağıt para veya başka mal karşılığı veresiye, pahalı da olsa, satmak caizdir, faiz olmaz. 4- Eski araba ile yeni arabayı veya kaliteli bir çanta ile kalitesiz çantayı değişmek yani satmak caizdir. Biri üste para alırsa, o da caizdir. 5- Ödünç verilen kağıt liranın zamanla değeri düşse, teslim ettiği zamandaki kıymetinde altın olarak öder. Ölçülüp tartılan her şeyin kıymetlerinin değişmeleri de böyledir. Mesela kilosu 10 lira olan fındıktan, 100 kilo fındık ödünç verilse, altı ay sonra, fındığın değeri 5 liraya düşse, ya aynen fındığını verir veya teslim ettiği zamandaki değerinden altın vermesi gerekir. Tersi de böyledir. Yani fındığın kilosu 15 liraya çıksa, ya aynen fındığını verir veya teslim ettiği zamandaki değerinden altın vermesi gerekir. Alacaklı razı olursa, başka mal da verebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Teşekkür etmeyene, nanköre de iyilik etmeli midir? CEVAP: Elbette, herkese iyilik etmek iyidir. İki hadis-i şerif meali: (Layık olana da, olmayana da iyilik et! İyilik ettiğin kimse, buna layıksa ne iyi. Layık değilse, sen iyilik edicilerden olursun.) [İbni Neccar] (İyilik zayi olmaz, kötülük unutulmaz, herkes ettiğini bulur.) [Beyheki] Atalarımız da, (İyilikten kötülük gelmez), (İyilik eden iyilik bulur), (İyilik et, denize at, balık bilmezse, Hâlık [yaratan] bilir) demişlerdir. Demek ki, iyilik balık için değil, Hâlık için, yani Allah rızası için yapılırsa zararı olmaz. Allah için, ömründe bir kere olsun iyilik eden mahrum kalmaz. Bir Müslüman da, bir İslam âliminin veya evliyanın ruhuna, ömründe bir kere, bir Fatiha okuyup hediye etse, o zat, bu iyiliğin altında kalmaz. Mutlaka, o kimseye şefaat eder. İki hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, zerre kadar hayır işleyeni rezil etmez.) [İ. Adiy] (Ömründe hiç hayır yapmayan bir Müslümanın, [başka Müslümanlara zarar vermesin diye] bir dikeni yoldan kaldırması, Allah indinde makbul görülerek Cennete gitmesine sebep oldu.) [Ebu Davud] Allahü teâlâ da, bir hadis-i kudside buyuruyor ki: (Ya Musa, ömründe bir kere isar edene, isar ahlâkı ile bana kavuşana hesap sormaktan hayâ ederim.) [Şir'a-şerhi Hutab] İsar, muhtaç olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhtaç olana vermek, mümin kardeşlerinin işlerini bitirmek demektir. Kendi muhtaç olduğu malın hepsini, muhtaç olanlara verip, yokluğuna kendisi sabretmektir. İyi huyların çok kıymetlisidir. Âyet-i kerimeler ile övülmüştür. İki kişilik cemaat Sual: İki kişi cemaatle namaz kılarken, cemaat olan tek kişi imamın neresine durur? Bunlar namaz kılarken bir başkası gelse o nereye durur? CEVAP: Cemaat bir kişi ise, imamın sağ yanında hizasında durur. Solunda veya arkasında durması mekruh olur. Ayağının topuğu, imamın topuğundan ileri olmazsa, namazı sahih olur. Çok kimse, bunu bilmediği için imamın gerisinde duruyor. İmamla omuz omuza olmalıdır. İmamdan ileri olmamak için ayağının topuğu imamın topuğundan ileri olmaması yeter. İhtiyat için dört parmak kadar geriden durulabilir. Daha fazla geride durmamalı. İki kişi cemaatle namaz kılarken, bir kişi daha gelse, bu kişi, imamın yanındakinin omzuna hafifçe dokunur, geriye gelmesini bekler. O geriye gelirse onun yanında durur, gelmezse, yahut o kişinin geleceğini sanmıyorsa, o kişinin sağına veya imamın soluna durabilir. Bazı kimseler böyle geriye gelineceğini bilmiyor. Bilmediği için de gelmeyebilir veya vuran kimsenin emri ile geriye gelirse namazı bozulur. Kendi isteği ile geriye gelirse namazı bozulmuş olmaz. Gelen kişi yalnız kalmasın diye kendi isteği ile gelmelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İstişare ne demektir? Bir kimse veya bir idareci, istişare ettikleri kimselerin görüşlerine aynen uyması gerekir mi? CEVAP: İstişare, bir işi yaparken o işin ehli olan kimselerin görüşlerini almak demektir. İstişare sünnettir. İki âyet-i kerime meali: (Onlar [iyiler] işlerini aralarında istişare ederler.) [Şura 38] (Yapacağın işi önce arkadaşlarınla istişare et.) [Al-i İmran 159] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İstişare eden pişman olmaz.) [Taberani] İstişare ettikten sonra, istişare ettiği kimselerin görüşlerine uyma zorunluluğu yoktur. Hangi görüş aklına yatarsa ona uyar. İstişare edilen kimselerin, (Bizim görüşümüzü aldı, fakat bizim dediklerimize uymadı) demeye hakları olmaz. Bunun bir örneği Eshab-ı kiram zamanında yaşanmıştır. Hazret-i Ebu Bekir halife iken, mürtetlerle savaş etmeye karar verince, hazret-i Ömer, istişare edilmesini teklif etti. Hazret-i Ebu Bekir de, ileri gelenlerle istişare etti. Müşavere heyetindekiler, çeşitli makul sebepler yüzünden savaşmayı uygun görmediklerini belirttiler. Şayet savaşılırsa da, askerlerin yarısı, şehirde kalıp, şehrin emniyetini sağlaması gerektiğini söylediler. Hazret-i Ebu Bekir, hepsini dinledikten sonra, (İstişare yapılmıştır, savaşa karar veriyorum, tek kişi kalmadan askerlerin hepsinin de, savaşa gitmesini emrediyorum) buyurdu. Emir üzerine bütün ordu, savaş meydanında toplandı. Düşman ordusu, yerin göğün askerlerle dolu olduğunu görünce, bunların, en az yarısı da şehirde nöbet bekliyordur diyerek barış teklifinde bulunmaya, istenileni vermeye mecbur kaldı. Böylece hazret-i Ebu Bekr'in basireti, yüksek deha sahibi olduğu bir kez daha meydana çıktı. Müslümanlar arasında birlik beraberlik bozulmadan kâfirlere karşı savaşsız galibiyet kazanıldı. Eshab-ı kiram, kendi görüşlerine aykırı karar alınmasına en ufak bir tepki göstermediler. Çünkü istişare sonunda bu karar verilmiştir. Onun için, idareciler, bizimle görüşüp de, bizim düşüncemize aykırı hareket ederlerse, tepki göstermek caiz olmaz. Ama, âmiri ile istişare edenin, onun emrine uyması gerekir. Uymazsa, emre itaatsizlik etmiş olur. İstişareye uymamak, hiç istişare etmemekten daha kötüdür. Hac affolmaz Sual: Zengin, hacca gitmeyi ertelese, sonra da fakir olsa, hacca gitmesi yine farz mı? CEVAP: Hac farz olduktan sonra mal elden çıksa da, affolmaz. Yani yine hacca gitmesi gerekir. Hacca gidemeden ölürse, yerine vekil gönderilmesi için vasiyet eder. Hediye, alanın mülkü olur Sual: Bir arkadaş bana birkaç tane İslam Ahlakı kitabı hediye etti. Bunları tanıdıklarına verebilirsin, dağıtabilirsin, onların da, dinimizi doğru öğrenmelerine vesile olmuş olursun dedi. Ben bunları dağıtınca, sevabın hepsi hediye edenin olmaz mı, bize de sevab olur mu? CEVAP: Elbette, size de olur. Bir şey bir kimseye hediye edilince, artık o şey, o kimsenin kendi malı olur. Kendi malını istediği gibi kullanır, satabilir, hediye edebilir. O da birilerine hediye ederse o da sevab alır. Hediye alan da başkalarına hediye ederse ona da sevab olur. Ötekilerin sevabından bir şey eksilmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Her işittiğini söylemek yalan olarak yeter. Hakkımın zerresinden vazgeçmem demek de, cimrilik olarak yeter) deniyor. Her işitilen doğru olsa da mı yalan oluyor? Bir de hakkını almak, niye cimrilik oluyor? CEVAP: Her duyduğunu söyleyen, duyduğunu yanlış anlamış olabilir, ilave çıkarma yapabilir, neticede yanlış şeyler söyler. Çok söyleyenin her sözü mubah olsa bile, malayani ile, yani faydasız şeylerle uğraşmak caiz olmaz. Onun için her işittiğini söylemek çeşitli sebepler yüzünden caiz değildir. Çok söz hakkında, çok söz vardır. Birkaçı şöyledir: Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz Söz insanın terazisidir. Azı karar, fazlası zarardır. Çok konuşmak dostluğu bozar. Çok konuşanın gafı da çok olur. Söz gümüşse, sükut altındır. Konuşmakla ilgili birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Çok konuşan çok yanılır.) [Taberani] (Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizi] (Rahat isteyen sussun!) [Ebu-ş-şeyh] (Selamet isteyen, dilini tutsun!) [İ. Ebid-dünya] (Susmak, hikmettir.) [Deylemi] (En makbul amel dilini tutmaktır.) [Taberani] (Dilini tutan, şeytanı mağlup eder.) [Taberani] (Sükut eden bir mümine yakın olun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace] (Kurtuluş için dilini tut.) [Tirmizi] (Kişiyi Cehenneme sürükleyen dilidir.) [Tirmizi] (Dilini tutmayan, tam imana kavuşamaz.) [Taberani] (Çok konuşmak kalbi karartır.) [Beyheki] (Kusurların çoğu dildendir.) [Taberani] (En iyi şey, dilini tutmaktır.) [Taberani] Cimrilik, verilmesi gerekeni vermemektir. Zerre haktan vazgeçmeyen kimse, nasıl gönül rahatlığı ile zekatını verebilir? Sadaka verebilir? Muhtaçlara ihsanda bulunabilir ki? Cimrilikten ve cimriliğe yol açan şeylerden sakınmalıdır. Birkaç hadis-i şerif meali: (Cimrilik, helak edicidir.) [Taberani] (Her sabah bir melek, "Ya Rabbi, infak edene bol karşılık ver" der, bir melek de, "Cimrilik edenin malını helak et" diye dua eder.) [Buhari] (Allahü teâlâ katında cömert cahil, cimri âlimden daha üstündür. Çünkü cimrilik en ağır hastalıktır.) [Dare Kutni] (Cimrilikten son derece sakının! Sizden öncekileri, cimrilik helak etti.) [Müslim] Demek ki çok konuşmak yalana sebep olur, hakkın zerresinin peşinde koşmak da cimriliğe yol açar. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
04.04.2007Küfre sebep olan bazı söz ve işler (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Küfre düşenin ibadetleri kalır mı? Küfür sözlerde önemlileri nelerdir? CEVAP: Küfre, yani imanını kaybetmeye sebep olan bir sözü, tehdit edilmeden söyleyenin imanı gider. Çünkü her Müslümanın, bilmesi gereken şeyleri öğrenmesi farzdır. Bilmemesi özür olmaz, büyük günah olur. Küfre girenin önceki ibadetleri yok olur. Tövbe ederse, geri gelmez. Tövbe için yalnız Kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir, küfre sebep olan şeyden de tövbe etmesi gerekir. (Berika, Hadika) Küfre düşüren sözlerden bazıları şunlardır: 1- Allahü teâlâya layık olmayan şey söylemek. Mesela bir kimse bir işi yaptığı halde, zaruretsiz (Allah biliyor ki yapmadım) demek. Yahut, yapmadığı bir şey için, zaruretsiz (Allah biliyor ki yaptım) demek. Böyle söylemek Allahü teâlâyı hâşâ cahillikle suçlamak olur. 2- Allah akıllıdır, şuurludur, iyi düşünür demek, onu yaratıklara benzetmek olur. 3- Peygamberleri küçültücü şey söylemek, onunla alay etmek. Mesela hazret-i Âdem'i kastedip (İlk insan vahşi idi) demek. Veya bir evliyayı peygamberden üstün bilmek. Yahut peygamberin dediği doğru ise biz kurtulduk demek. (Yalnız Kur'an), (Kur'andan başka kaynak tanımam), (Kur'andan başka kaynağa lüzum yok), (Peygamber postacıdır, vazifesi bitmiştir) gibi sözler de küfürdür. 4- Peygamber efendimizden sonra başka bir peygamberin geleceğini söylemek. (İsa aleyhisselam, gelecekse de, peygamber olarak gelmeyecektir.) 5- Melekleri küçültücü şey söylemek. Mesela (Cebrail bile söylese inanmam) demek. 6- İslam âlimlerinin sözlerini, fıkıh kitaplarını ve fetvalarını tazim etmesi gerekirken tahkir etmek. Mesela (İmam-ı a'zamın kıyası hak değildir) demek. Fetvayı yere çarpmak. Hadis ve tefsir kitaplarını yere fırlatmak. 7- Ahirette olacak şeylerle alay etmek. Mesela, (Ben Cenneti istemem, Cehennemi isterim. Çünkü bütün fahişeler oradadır) demek. 8- Allahü teâlânın emir ve yasaklarına yani Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilmiş ve İslam âlimlerinin kitapları ile her tarafa yayılmış, inanılması zaruri olan din bilgilerinden birine inanmamak, beğenmemek veya önem vermemek. Mesela, (Görmediğim için cinlere, nazara inanmam) demek. 9- Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi yiyip içerken besmele çekmek. Mesela şarap içerken veya domuz eti yerken besmele çekmek küfürdür. Hırsızlık yapılarak alınan bir şeyi yerken besmele çekmek, küfür olmaz. Çünkü burada yenilen şey değil, hırsızlık haramdır. 10- Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları ve kâfirlik alameti olan veya İslamiyet'i inkâr etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan şeyleri yapmak, kullanmak. Bunlardan meşhur olanlarını bilmeyerek veya şaka olarak veya herkesi güldürmek için yapmak da küfürdür. Mesela zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak böyledir. Bunları güldürmek için de kullanmak küfre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez. (Berika) (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Küfre sebep olan bazı söz ve işler (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
11- Yunan felsefecileri gibi, dünya ezeli ve ebedi demek. 12- İslamiyet'e, (İslam düşüncesi), (İslam nazariyesi), (İslami görüş) demek. [Düşünce, bir iş için düşünülen çare veya kıyaslanan neticedir. Görüş de düşünce demektir. Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir. İslam âlimleri, (İnsanın, akıl, şuur, hafıza ve düşünce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allah'a vermek küfürdür) buyuruyorlar.] 13- Allahü teâlânın bildirdiği hükümlere ilahi düşünce, ilahi görüş, ilahi nazariye, ilahi şuur demek. Kur'an-ı kerimdeki hükümlere "Kur'ani görüş" demek. 14- Kâfirlerin dini âyinlerini, bayramlarını beğenmek. 15- (Yahudi ve Hıristiyanlar Cennete gidecek) demek. 16- Mucizeyi veya kerameti inkâr etmek. 17- Meşhur bir harama helal, meşhur bir helale haram demek. Mesela domuz yağı helal, sirke haram demek. 18- Âyeti, besmeleyi, bir melek, bir peygamber ismi bulunan yazıyı, kasten helaya, necasete, [pisliğe] atmak. Müslümanın ağzına [def-i hacet lafzı ile] sövmek. 19- Kendisine kâfir diye hitap edilince, kabul ederek evet demek. 20- Bir dilim ekmek, din ilminden iyidir demek. Din ilmi küçümsendiği için küfürdür. 21- (Bir süre sonra gayrimüslim olacağım) diye düşünmek. Bir bayan, bir gayrimüslimle evlenmeye karar verdiği andan itibaren dinden çıkar. Bir erkek de, bir ateist bayanla evlenmeye karar verdiği andan itibaren dinden çıkar. 22- Ağır bir hastalığa düşüp de, (Allah'ım canımı al da, istersen kâfir olarak al) demek. 23- (Allah'ım çocuğumu aldın, başka elinden ne gelirse onu yap) demek. 24- Tırnağı uzun olana, (Tırnağı kesmek sünnettir) dense, o da, (olsun ne olacak) dese, dinden çıkar. Tırnağını kesmediği için değil, sünnete önem vermediği için küfür olur. 25- (İnşallah, maşallah demek karın doyurmaz. Maşallahla inşallahla iş olmaz veya namaz kılmak karın doyurmaz) demek. Bunları söylemekle dinimizin emri beğenilmemiş ve alay edilmiş oluyor. İnşallah, Allah'ın izni ile demektir. Allah'ın izni olmadan hiçbir şey olmaz. Onun için, hayır ve şer Allah'tandır diye iman etmek gerekir. Hayır gibi şerrin de Allah'tan olduğuna inanmamak küfür olur. İsteyen kul ama yaratan Allahü teâlâdır. 26- Sevdiği birine, (Sen bana Allah'tan da, Peygamberden de sevgilisin) demek. 27- Küfre rıza küfürdür. Çocuklarının kâfir olmasına üzülmemek. Mesela kızlarının gayrimüslimle evlenmesine rıza göstermek. 28- Müslüman olmak isteyene, sen hele bekle, elimdeki şu işi bitirip de geleyim diyerek, onun Müslüman olmasını geciktirmek. 29- Ecelin hoyrat eli demek. [Çünkü Ecel Allah'ın emri ile gelir, Allah'ın emrini veya Azrail aleyhisselamın vazifesini zulüm gibi göstermek küfürdür.] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Küfre sebep olan bazı söz ve işler (3)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
30- Kâfire hürmet etmek, mesela hürmet gayesiyle, bir gayrimüslimin elini öpmek. 31- Eshab-ı kiramdan herhangi birine kâfir demek. [Çünkü Kur'an-ı kerimde hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmiştir. Birine kâfir denilince, Kur'ana inanılmamış olur.] 32- Hayırsever kâfirlerin de, Cennete gideceğini söylemek. 33- Haram paradan sevap ummak. Mesela bir bayan fuhuş parası ile kurban kesse, bundan sevap umsa, küfre girer. Sevap ummadan yaparsa küfre girmez. 34- Allahü teâlâyı mekanlı bilmek, mesela Allah gökte demek. Böyle söylemek Allahü teâlâya mekan isnat etmek olur. Dünya, gezegenler, Cennet ve Cehennem ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır, mahluktur. Yer ve gökler yok iken de Allahü teâlâ var idi. 35- (Namaz kılmam ama, sen kalbe bak, benim kalbim temiz) demek. [Çünkü burada namaza önem verilmiyor, namaza önem vermemek küfürdür. Namaz kılmayan hep haram işliyor demektir, haram işleyenin kalbi temiz olmaz.] 36- (Anan baban esmer, sen nasıl sarışın oldun?) diyene, (Ben imalat hatasıyım) demek. Böyle söylemekle hâşâ Yaratıcının yanlış iş yaptığı söylenmiş oluyor. 37- İbadetleri çalgı ile yapmak, ilahileri çalgı eşliğinde söylemek. Çünkü ilahiler ibadettir, ibadete haram karıştırılmaz. İçki içerken besmele çekmek de, bunun gibi küfür olur. 38- Filan Müslüman benim gözümde Yahudi gibidir demek. 39- Bir Müslüman şaka olarak, muteber bir din kitabına hurafe dese veya alay ederek haram işleyene veya işletene "helal olsun" dese, dinden çıkar. 40- Kur'anı teganni ile okuyan hafıza, ne güzel okudun diyenin imanı gider. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikah gerekir. (Dürr-ül-münteka) 41- Haram olan herhangi bir şeye, haram olmasına önem vermeden, ne güzel demek. 42- İnsan için, dil alışkanlığı gibi bir sebeple değil de, kasten yarattı, yaratıcı, yarattım, yaratıcıyım gibi sözler söylemek küfür olur. Allah'tan başkasına, yaratıcı denmez. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. Mecaz anlamda yapmak, meydana getirmek manasında da söylememelidir. Bu manada veya kasıtsız söyleyenlere de, küfre girdi dememelidir. 43- Zaruri olan ve tevatür ile bildirilen din bilgilerine inanmayan dinden çıkar. Küfür olan her söz, ister şaka olarak, isterse gönülden olmayarak olsun küfür olur. (Milel-nihal) 44- İslam bilgilerini ve Ehl-i sünnet âlimlerini aşağılamak da, küfürdür. 45- Yabancı kadınlara bakana, haramdır denilince, haram da neymiş, güzele bakmak sevaptır demek küfür olur. Haramı kabul etmeyip, üstelik sanki ibadet gibi sevab diyor. Yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır. Mubah olanı, güzeli sevmek, Allah'ın kudretini temaşa etmek sevab olur. 46- Bir Müslümanın dinine, imanına sövmek küfürdür. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hoparlör ve aks-i seda yani yankı ile namaz kılmak caiz değildir. Ancak büyük camiler, aks-i sedayı kuvvetlendirilecek şekilde yapıldığına göre, burada yankı nasıl caiz oluyor? CEVAP: Ses teknolojisi ile uğraşan bilim dalına akustik denir. Önce sesin meydana gelişini inceleyelim: Boğazdaki ses iplikçikleri [etten iki tel], konuşurken, gerilerek sertleşiyor. Ciğerden gelen hava, bunları titreştirerek ses hasıl oluyor. Titreşen tellerin hava moleküllerine çarpması, bu molekülleri titreştiriyor. Bu titreşimler de, yanlarındaki hava moleküllerini titreştirerek kulağımıza kadar ulaşıyor. Böylece sesi duyuyoruz. Ses hava içinde, muntazam küreler halinde dalgalarla yayılıyor. Havanın kendisi gitmiyor. Sesi iletmiş oluyor. Kuru hava, sesi, saniyede 340 metre hızla iletmektedir. Su molekülleri de, sesi iletir. Sesin, sudaki hızı, saniyede 1500 metre kadardır. Katı cisimler, sesi daha çabuk iletiyor. Sesin çelik ve camdaki hızı, saniyede beş bin metredir. Havada, suda yayılmakta olan ses dalgaları, duvar, kayalık gibi sert düz yüzeylere çarpınca, doğrultularını değiştirerek, tekrar geriye döner. Geri dönen dalgalar, eşit özellikte, ikinci bir ses meydana getirirler. Bu ikinci sese aks-i seda, yani yankı denir. Bir sesin işitilmesi ile bu sesin bir veya daha fazla yansımasından doğan yankının duyulması arasında geçen zaman farkına "yankı zamanı" denir. Akustik yardımı ile sesin yansıma özelliklerinden faydalanılarak deniz derinliklerini ölçmek mümkün olmuştur. Yankı zamanı 0.1 saniyenin üstünde ve ses kaynağına uzak olan mesafelerde, çınlama ve ikinci veya daha fazla sesler meydana gelir. Dağlardan çöllerden ve başka yerlerden yansıyıp geri gelen seda insanın tabii sesi değildir. İşte bunun için aks-i seda denilen bu ikinci ses, o kişinin ağzından çıkan hakiki ses değildir. İbadetlerin sahih olması için, suni ses değil, tabii insan sesi olması gerekir. Cami, tiyatro, konferans salonu gibi yerlerde sesin en az yankı ve en çok netlikle dinleyici kitlelere ulaştırılması büyük önem taşır. Akustik konusundaki çalışmalara daha önceki devirlerde İslam mimarisinde olduğu gibi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde de çok rastlanır. Binlerce insanın ibadet ettiği camilerde yankı özellikleri en ince noktalarına kadar hesaplanmıştır. İmamın sesinin dört bir köşeden duyulabilmesi için bütün tedbirler alınmıştır. Büyük camiler, yankıyı kuvvetlendirecek şekilde değil, tabii insan sesini daha iyi iletecek şekilde yapılmıştır. Mimar Sinan'ın, Süleymaniye Camii'ni yaparken, yankı sesi meydana gelmemesi için nargile şişesinde su kaynatarak, fokurdama sesi ile ince hesaplar yaptığı ansiklopedilerde yazılıdır. Mimar Sinan, sesin yayılması esnasında aks-i seda ile ikinci bir sesin meydana gelmemesi için tedbir almıştır. Maksat sesi yükseltmek değil, ikinci suni ses olan aks-i sedayı önleyip, tabii sesi duyurmaktır. Bir fıkhi kaide şöyledir: İmamın sesi yetişmediği zaman, müezzinlerin yüksek sesle, cemaate bildirmesi caiz ise de, çok bağırmaları namazlarını bozar. Çünkü, bağırarak okumak, dünya sözü konuşmak gibidir. İmamın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması, namazı bozmaz ise de, haramdır. Hoparlörden işitilen ses, insanın tabii sesi olmadığı gibi, yankı da değildir. Hakiki sese benzeyen başka bir sestir. Ses mikrofona gelince elektrik sinyallerine çevriliyor. Hoparlör zaten elektrik sinyallerini ses dalgalarına çeviren bir alet yani bir transduserdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Melekler akıllı varlıklardır (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Meleklerde akıl olmadığı, bunun için de sorumlulukları olmadıkları, dinler, insanlar ve cinler içindir denilerek meleklerin dindar olmadıkları, sadece emredileni yapan robot gibi birer varlık olduğu söyleniyor. Kimisi de, erkek olduklarını söylüyor. Bunlar, imanın altı şartından birini inkâr değil mi? CEVAP: Meleklerde erkeklik ve dişilik olmadığı, bütün akaid kitaplarında yazılıdır. Daha önce de, Hristiyanlara özenen bazı kimseler, meleklerin dişi olduklarını söylüyor ve kanatlı kız resimleri yapıyorlardı. Şimdi de, kanatlı erkek resimleri mi yapacaklar? Melekler nurdan, İblis ve cinler ise ateşten yaratılmıştır. Hepsi akıl ve irade sahibi varlıklardır. Allahü teâlâ, melekleri de, İblis'i de, imtihandan geçirdi. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Âdem'e [Adem'e karşı Allah'a] secde edin, dediğimiz zaman, İblis hariç, meleklerin hepsi secde etti. İblis ise, yüz çevirip büyüklük tasladı, kâfirlerden oldu.) [Bekara 34] Melekler, robot gibi olsa idi, hâşâ Allahü teâlânın secde edin emri anlamsız bir şey olurdu. İmtihanda olmasalardı, İblis kâfir olmazdı ve cezalandırılmazdı. Meleklerden secde etmeyen olsa idi, elbette onlar da, cezalanacaktı. Aklı olmayan, robot gibi olan, mesul olur mu, cezalandırılır mı? Sorumlu olmasalar böyle imtihana tabi tutulurlar mıydı? Dindar olmasalar, emre itaat ederler ve Allahü teâlâ da onları böyle över miydi? İşte bu imtihandan sonra, meleklere günah işlememe, masum olma özelliği verildi. Bu özellik, Peygamberlerde de vardır. Masum olmaları, akıl sahibi olmadıklarını göstermez. Akıl sahibi olmayan da, Peygamber olmaz. Meleklerden de, peygamberler olduğu, Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail [aleyhimüsselam], meleklerin peygamberleridir. Meleklerin hepsi, ilim sahibidir. İki âyet-i kerime meali: (Melekler, "Ey rabbimiz, Seni noksan sıfatlardan tenzîh eder, kemâl sıfatlar ile tavsif ederiz ki, Senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur" dediler.) [Bekara 32] (Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, Ondan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.) [Al-i İmran 18] Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselama, (Benim âlemlere rahmet oluşumdan sana da bir pay düştü mü?) diye sual edince, (Evet, sonumun ne olacağından korkardım. Tekvir suresindeki âyetler inince, Allah'ın yanındaki kıymetim meydana çıktı) dedi. (Şifa-i şerif) (Bu Kur'an, Arş'ın sahibi Allah katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin [Cebrail'in] getirdiği sözdür.) [Tekvir 19-21] Cebrail aleyhisselam, dindar olmasa, Allah yanında değerli ve şerefli biri olur mu? Yönetici melekler Allahü teâlâ, meleklere değişik görevler vermiştir. Bir âyet-i kerime meali: (Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun.) [Naziat 4-5] İşleri yönetmekle görevli meleklerin üstünlüğünü belirtmek için, Allahü teâlâ onlara yemin ediyor. Melekler, robot gibi akılsız varlık olsa, Allahü teâlâ kendine onlardan resul, yönetici seçer mi hiç? Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Allah, meleklerden de, insanlardan da Resuller [elçiler] seçer.) [Hac 75]
Melekler akıllı varlıklardır (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Melekler için, akılsız robot gibi varlıklar demek, onları inkâr etmenin başka bir yoludur. Meleklere iman, imanın altı şartından biridir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr eden, derin bir dalalete saplanmıştır.) [Nisa 136] Meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur. Müşrikler, (Melekler dişidir, onlar Allah'ın kızlarıdır) demeleri üzerine Allahü teâlâ buyurdu ki: ([Ey müşrikler] Rabbiniz, erkek çocukları, sizin için ayırdı da, kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi! Gerçekten siz, vebali çok büyük bir söz söylüyorsunuz.) [İsra 40] (Müşriklere sor: Kızlar Rabbinin de, erkekler onların mı? Biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık? Kesinlikle yalan söylüyorlar.) [Saffat149-151] (Ahirete inanmayanlar, meleklere, dişilerin adlarını takıyorlar.) [Necm 27] Bedir ve Huneyn Savaşlarında, melekler, yardıma gelmişlerdi. İki ayet-i kerime meali: (O vakit [Bedir'de] Müminlere, "Rabbiniz, üç bin melek indirip, size yardımda bulunması, yetişmez mi?" diyordun.) [Al-i İmran124] (Hani siz, Rabbinizden zafer için yardım istiyordunuz. O da, "Peş peşe gelen bin melek ile, size yardım ediyorum" diyerek duanızı kabul buyurdu.) [Enfal 9] Savaşa katılıp, düşman ile savaşabiliyorlar. Bunlara nasıl, akılsız, şuursuz robot denir ki? Resulullah efendimizin yardımcılarının melekler olduğu bildiriliyor: (Onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve salih müminlerdir. Bundan başka melekler de, onun yardımcılarıdır.) [Tahrim 4] Hadis-i şeriflerde de, meleklerin akıllı olduğu bildirildi. Üç hadis-i şerif meali: (Canlı resmi, köpek ve cünüp bulunan yere, rahmet melekleri girmez.) [Nesai] (Sarımsak, soğan yiyen, mescidimize gelmesin. Çünkü, insanların rahatsız olduğu şeylerden, melekler de, rahatsız olur.) [Taberani] (Çıplak durmayın! Yalnız cima ve helada sizden ayrılan hafaza meleklerinden utanın ve onlara saygılı olun!) [Tirmizi] Demek ki, melekler, evlere rahmet için gelebiliyor ve evde cünüp varsa, bilebiliyorlar. Bu basit bir iş değildir. İnsanların rahatsız olduğu pis kokulardan onlar da, rahatsız olabiliyor ve yanlarında çıplak durulması uygun olmuyor. Robot gibi olsalar, cünüpten, kötü kokudan niye rahatsız olsunlar, onlardan niye utanılsın ve niye onlara karşı saygılı olmak emredilsin? Bir hadis-i şerif meali: (Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe bekle der; o da, altı saat bekler. Eğer kul, istiğfar ederse, hiçbir şey yazmaz. İstiğfar etmezse, tek bir günah yazar.) [Taberani, Beyheki] Bir ayet-i kerime meali de şöyledir: (Yoksa onlar [müşrikler], kalblerinde gizlediklerini ve fısıltılarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, biz işitiyoruz, yanlarındaki elçilerimiz [melekler] de yazmaktadır.) [Zuhruf 80] Amellerimizi tespit edip, kaydeden ve kabrinde insanı sorguya çeken meleklere, akıl ve ilim sahibi olduklarını gösteren vesikalara rağmen, akılsız, robot varlıklar demek çok yanlış ve gülünç olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tadil-i erkan nedir? Tadil-i erkana uyulmazsa ne olur? CEVAP: Tadil-i erkan, namazda beş yerde yani rüku, iki secde, kavme ve celsede, her uzvun hareketsiz ve sakin olup, bir miktar durmak demektir. Tadil-i erkan kasten terk edilirse, İmam-ı Ebu Yusuf'a göre namaz bozulmuş olur. Tarafeyne yani İmam-ı a'zam ile İmam-ı Muhammede göre, bozulmuş olmaz ise de, vacibin kasten terki dolayısıyla, namazın iadesi vacibdir. Unutarak terk edilince de secde-i sehv gerekir. İslam Ahlakı kitabında, tadil-i erkana uymamanın bazı zararları şöyle sıralanıyor: 1- Fakirliğe sebep olur. 2- Adaletten düşer, şahitliği dinen kabul olmaz. 3- Namaz kıldığı yer, kıyamette aleyhine şahitlik eder. 4- İmansız ölmeye sebep olur. 5- Namazın hırsızı olur. 6- Kıldığı namazı, eski bez gibi ahirette yüzüne vurulur. 7- Allahü teâlânın merhametinden mahrum olur. 8- Diğer ibadetlerin sevabının yok olmasına sebep olur. 9- Cahillerin tadil-i erkanı terk etmelerine sebep olur. Bu bakımdan, din adamının günah işlemesi daha çok azap çekmeye sebep olur. [Mesela din adamı takkesiz namaz kılsa, cahillere örnek olacağı için diğer insanlardan daha çok kerih iş işlemiş olur.] 10- Allahü azım-üş-şanın gazabına düçar olur. 11- Şeytanı sevindirmiş olur. 12- Cennetten uzak, Cehenneme yakın olur. 13- Kendine zulmetmiş olur. 14- Sağ ve solundaki meleklere eziyet etmiş olur. 15- Resulullah efendimizi üzmüş olur. 16- Bütün mahlukata zararı dokunur. Çünkü o kimsenin günahı sebebiyle, yağmurlar yağmayabilir veya vakitsiz olarak yağmur yağar da, yarar yerine zarar vermiş olur. ? İbadette isar olmaz Sual: İsar kıymetli bir huydur. Ama ibadetlerde isar yapmak da caiz midir? CEVAP: İsar, muhtaç olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhtaç olana vermek, Müslümanların işlerini bitirmek, sıkıntılarını gidermek demektir. Kendi muhtaç olduğu malın hepsini, muhtaç olanlara verip, yokluğuna kendisi sabretmektir. İyi huyların çok kıymetlisidir. Âyet-i kerimeler ile övülmüştür. Ancak, kurbet ve ibadetlerde isar yapılmaz. Mesela, taharetlenecek kadar suyu, setri avret edecek kadar örtüsü olan, bunları kendi kullanır. Bunları muhtaç olana vermez. Birinci saftaki yerini başkasına vermez. Namaz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu başkasına isar etmesi caiz değildir. (Eşbah) Birinci saftaki bir genç, ikinci saftaki bir ihtiyara yer verirse, ihtiyar oraya geçebilir. Gencin yaşlıya yer vermesi de caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: www.dinimizislam.com sitesi hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Gerekli dini bilgilerin bulunduğu faydalı bir sitedir. Siteye devamlı olarak, aktüel konularla ilgili günlük sorulan suallerin cevapları, faydalı yeni yazılar eklenmektedir. Ayrıca, mail grubuna üye olanların mail adreslerine, yeni eklenen sual-cevaplar ve yazılar da gönderilmektedir. Şu anda sitede, 33 ana madde başlığı altında, 2545 konu, bu konularda binlerce sual cevap bulunmaktadır. Sayfa olarak da yaklaşık 4000 sayfalık bilgi vardır. Suallere cevap verilirken istifade edilen eserler, sitede Açıklama maddesinde belirtilmiştir. Bu sitede, doğru iman bilgileri, Ehl-i sünnet itikadı çok geniş ve herkesin anlayabileceği şekilde açıklanmıştır. Dinimize, Peygamberimize, Kitabımıza ve Ehl-i sünnete yapılan iftiralara cevap verilmiştir. Bâtıl fırkalar ve dinler bildirilerek, Müslümanlar bunların zararlı propagandalarından korunmaya çalışılmıştır. İslam'ın beş şartı çok geniş bir şekilde açıklanmıştır. Her konu Hanefi mezhebine uygun olarak anlatılmış, yerine göre diğer üç hak mezhebin hükmü de bildirilmiştir. İhtiyaç halinde yapılan Mezhep taklidi geniş olarak açıklanmıştır. Kul hakları, güzel ahlak bilgileri, evlilik ve aile bilgileri, çocuk terbiyesi, idarecilik bilgileri, mübarek gün ve geceler, bâtıl inanç ve hurafeler, alışveriş bilgileri, çeşitli dualar, neleri yiyip içebiliriz, neleri yapıp kullanabiliriz, kurban ve adak bilgileri, hayz ve nifas bilgileri detaylı olarak bildirilmiştir. Dinimizde kadının, ilmin, temizliğin, çalışmanın yeri ve önemi açıklanmıştır. Kısacası, bu sitede, bir Müslümana gereken bütün dini bilgiler vardır. Hepsi de en kıymetli eserlerden hazırlanmıştır. Bu siteyi baştan sona dikkatlice okuyan, dinimizin lüzumlu bütün emir ve yasaklarını öğrenir, yeterli bilgiye sahip olur. Bu siteyi herkese tavsiye ederiz. Esnemek ve salevat-ı şerife Sual: Esnemeyi durdurmak gerekir mi? Bir duası var mıdır? CEVAP: Esnemek mekruhtur. Esnemek midenin dolu olmasından ve bedenin ağırlaşmasından meydana gelir. Dudağı ısırarak mani olmaya çalışmalıdır. Böyle yapamayan, sol elin arkası ile ağzını kapatmalıdır. Üç hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ esnemeyi sevmez.) [Buhari] (Esnerken ağzınızı kapatın.) [Müslim] (Esnemek şeytandandır.) [Buhari] Her esneme şeytandan değildir. Yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde de sinirsel esnemeler olur. Peygamberler esnemekten mahfuzdur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Esnemeyi def etmenin çaresi, Peygamberlerin hiç esnemediklerini hatırlamaktır. Peygamber efendimizin de esnemediğini hatırlayıp hemen salevat getirmektir. Kuduri rahmetullahi aleyh, (Biz bunu defalarca tecrübe ettik ve doğruluğunu gördük) buyuruyor. Ben de tecrübe ettim ve doğru olduğunu gördüm. (Redd-ül muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yed, vech, istiva, nüzul gibi kelimeler için keyfiyetini, yani nasıl olduğunu bilmeyiz ama, Allah'ın eli vardır, yüzü vardır, oturur, iner çıkar demekte bir sakınca var mıdır? İnsan görüp işitiyor, Allah da görüyor, insanın eli olduğu gibi Allahın da eli vardır, ama onunkinin keyfiyetini bilemeyiz demekte mahzur var mıdır? CEVAP: Bu müşebbihe fırkasının inancıdır. Bu, Allahı mahlukata [yaratıklara] benzetmek olur. Yaratan yaratıklara asla benzemez. El yüz, bir organı anlatır. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, hatıra gelen her şeyden uzaktır.) [Diya-ül kulüb] Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Leyse kemislihi şey'ün [Onun benzeri hiçbir şey yoktur, o hiçbir şeye benzemez.]) [Şura 11] Eli var, ayağı var demek, kalbi var demek, gözü, kulağı var demek, onu bir şeye, yaratıklara benzetmek olur. Hatırımıza gelen her şeyden münezzehtir. Tatarhaniyye fetva kitabında, Milel ve Nihal kitabında ve bütün Ehl-i sünnet kitaplarında Mücessime ve Müşebbihe fırkalarının, (Allah, Arş üzerinde oturur, iner, yürür, eli vardır) gibi şeyler söylediklerinden dolayı kâfir oldukları yazılıdır. Allahü teâlânın görmesi göz ile değildir, işitmesi kulak ile değildir. Kur'an-ı kerimde geçen Yedullah kelimesindeki yed, hiçbir zaman organ olan el anlamında değildir. Vech, yüz anlamında değildir. İstiva da oturmak anlamında değildir. İstiva, sahip olmak, malik olmak, emri altında olmak demektir. Diğerleri de böyledir. Selef-i salihin denilen eski âlimler, (Allahın eli vardır ama bilmeyiz) dememişler, (Yedullahın ve diğer müteşabihlerin keyfiyetini Allah bilir) demişlerdir. Selefi denilen kimseler, selef-i salihin gibi söylemiyorlar, (Keyfiyetini bilmeyiz ama Allah'ın eli vardır) diyorlar. Selef-i salihin böyle söylemiyor. (Yedullahın keyfiyetini bilemeyiz) diyor. Aradaki farkı anlamalı, küfre düşürücü benzetmelerden uzak durmalıdır. Sevgililer Günü Sual: Sevgililer gününü kutlamak ve hediye alıp vermekte sakınca var mıdır? CEVAP: Bu bir âdettir, sakıncası yoktur, yani evliler, karı koca, birbirlerine hediye verebilirler. Ancak şimdi "sevgili" denince gayri meşru olan sevgiyi, nikâhsız dost hayatı yaşamayı kastediyorlar. Bu ise asla caiz olmaz. Âdette olan şey caizdir ama, o âdet dine aykırı ise kutlanmaz. Hediye çorap Sual: Bir arkadaş, (Namazda giymek üzere bu çorabı sana hediye ettim) dedi. Ben o çorabı namazda giymesem, başka zamanlarda giysem haram olur mu? CEVAP: Hayır haram olmaz. Hediyesi sahihtir, şartı batıldır. O çorabı namazda hiç giymeseniz de, hatta başkasına hediye etseniz de mahzuru olmaz. Yani o mal artık sizindir, istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Borçtan ve fakirlikten kurtulmak için bir dua var mıdır? CEVAP: "Şu duâyı okuyan fakirlikten kurtulur" demek, o duâ kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için duâ eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Bir kişi borçlu olsa ve vermek azminde olsa, Allahü teâlânın yardımı onunla berâberdir. Çalışmak rızkı artırmaz. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Hazret-i Lokman (Çalış, kazan! Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu. Rızık için endişe etmemeli! Çünkü (Her canlının rızkı Allaha aittir) buyuruldu. Birkaç hadis-i şerif meali: (Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.) [İsfehani] (Akrabasını ziyaret edenin, görüp gözetenin, ömrü uzun, rızkı bol olur.) [İ. Ahmed] (Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki] (Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istiğfar etsin!) [Hatib] (Hamd, Elhamdülillah, İstiğfar, Estağfirullah demektir. İstiğfar etmek, günahların affına sebep olan hayırları yapmaktır.) (Eve girerken İhlas suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T. Kurtubi] (Eshabı kiramdan hazret-i Süheyl, bu tavsiyeye uyarak eve her girişte İhlas suresini okumuş ve zengin olmuştur. [İslam Ahlakı]) (Her gece Vâkıa suresini okuyan fakirlik görmez.) [İbni Asakir ] (Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir'a] Her zaman yemekten önce ellerini yıkayan fakirlikten kurtulur. (İslam Ahlakı) Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikâyette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyetleri okudu: (Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12] İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli mâ kerihallah. Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir! Manası şöyledir: (Ya Rabbi, razı olmadığın, beğenmediğin şeylerden neler yapmışsam hepsini affet, yapmadıklarımı da yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allaha istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezelî ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.] Borçtan kurtulmak için şu duayı okumalı: (Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agninî bi fadlike ammen sivâke) [Yâ Rabbî, helâlle yetinip, haramdan sakınan ve beni fazlınla senden başkasına muhtaç olmaktan müstağni eyle.] (M. Rabbani) Peygamber efendimiz, (Ya Muaz, şu duayı okursan, dağ gibi borcun olsa da, Allah ödetmeyi nasip eder) buyurdu. Al-i İmran suresinin 26. âyeti okunduktan sonra, şu dua okunur: Ya Rahmâneddünyâ vel âhireti ve rahimehümâ tu'ti minhümâ mâ teşâü ve temne'u mâ teşâü ferhamni rahmeten tugni bihâ an rahmeti men sivâke. Allahümmekdi anni deyni. (Hakim) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Resulullahın bütün dedeleri mümindi (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Resulullahın ana baba ve bütün dedeleri Müslüman mı idi? Azer, İbrahim aleyhisselamın babası mı idi? CEVAP: Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek, bu husustaki nassları inkâr olur. Tevbe suresinin 28. âyet-i kerimesinde müşriklerin necis, yani pis olduğu bildiriliyor. Peygamber efendimiz de, bütün dedelerinin temiz olduğunu bildiriyor. Şuara suresinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır) demektir. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana babalarının mümin olduğunu bildirmişlerdir. Mevahib-i ledünniyye kitabının başında, bütün dedelerinin temiz birer mümin olduğunu bildiren hadis-i şerifler nakledildikten sonra, yukarıda yazdığımız Şuara suresindeki âyet-i kerimenin tefsiri için deniyor ki: (İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki: "Seni bir Peygamberin neslinden diğer bir Peygamberin nesline naklettim." Yani senin soyun Peygamberler silsilesidir. Bir babanın iki oğlu olsa, Peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmiş demektir.) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari] (Allahü teâlâ, Arabistan'daki seçilmişlerden beni seçti. Beni her zamandaki insanların en iyilerinde bulundurdu.) [Taberani] (Dedelerimin hiçbiri zina etmedi. En iyi babalardan, temiz analardan geldim. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların, en iyisinde bulunurdum.) [Mevahib] (Hazret-i Âdem'den babama kadar hep nikahlı ana babadan geldim. Ben ecdat olarak sizin en hayırlınızım.) [Deylemi] (Soy bakımından da insanların en şereflisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.) [Deylemi] Yani, hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum demektir. Bu hadis-i şerifler ve Şuara suresindeki âyet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğunu göstermektedir. Hazret-i İbrahim'in babasının kâfir olması mümkün değildir. Molla Cami hazretleri buyuruyor ki: Muhammed aleyhisselamın zerresini taşıdığı için, Hazret-i Âdem'in alnında nur parlıyordu. Bu zerre, hazret-i Havva'ya ve ondan Hazret-i Şit'e ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti. (Şevahid) Bu nur, kâfire geçmediği gibi, zina gibi bir günah işleyen mümine bile geçmiyordu. Bu bakımdan da Azer, Hazret-i İbrahim'in babası değildi. Hazret-i İbrahim'in babasının ismi Taruh idi. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Resulullahın bütün dedeleri mümindi (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Enam suresinin 74. âyetinde, (İbrahim, babası Azer'e dediği zaman...) buyuruluyor. Burada Azer kelimesi, baba kelimesinin atf-ı beyanı olduğu Beydavi tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin meşhur olmadığı, ikincinin meşhur olduğu anlaşılır. Meşhur olmayan birincisindeki kapalılığı açıklamak için ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir. Hazret-i İbrahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, diğeri de üvey babası ve amcası olan kimsedir. İcaz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, âyet-i kerimenin manası, (İbrahim, ismi Azer olan babasına dediği zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azer'e dediği zaman) veya (Babasına dediği zaman) demek yetişirdi. Eğer Azer kendi öz babası olsaydı babası kelimesi fazla olurdu. Türkçe'de bile (Babam Ali geliyor) denmez, (Babam geliyor) denir. Ama mesela kayınpederi de varsa, hangisi olduğunu belli etmek için, (Ali babam geliyor) denebilir. Kur'an-ı kerimde amcaya, baba denilmektedir. Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub'un amcasıdır. Fakat Kur'an-ı kerimde (Amcan İsmail) denmiyor, (Baban İsmail) deniyor. Çocukları, Hazret-i Yakub'a (Babaların İbrahim ve İsmail ve İshak...) diyor. (Bekara 133) Yani, (Baban İbrahim, baban İsmail ve baban İshak) deniyor. Halbuki Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub'un babası değil, amcasıdır. Tefsirlerde, Kur'an-ı kerimde, amcaya baba denildiği bildirilmektedir. Peygamber efendimizin yaşlı köylüye, amcaları olan Ebu Talib'e ve Hazret-i Abbas'a baba dediği, çeşitli muteber kitaplarda yazılıdır. Yalnız Araplar değil, çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir. Türkiye'de de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir. Yaşlı kadınlara da "Ayşe Ana", "Fatma Ana" veya "Hacı Anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir. Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir. Bu bakımdan Hazret-i Yakub'un öz babası Hazret-i İshak iken, Kur'an-ı kerimde, Hazret-i Yakub'a hitaben (Baban İsmail) buyurulmuştur. [İmam-ı Süyuti hazretleri, Kitab-üd-derc-il-münife kitabında Azer'in Hazret-i İbrahim'in amcası olduğunu vesikalarla ispat etmektedir.] (Babam ve baban ateştedir) hadis-i şerifi için âlimler iki türlü açıklama yapıyorlar: 1- Bu hadis-i şerif, Ebu Leheb'in Cehennemde olduğunu bildirmektedir. Çünkü Arablar amcaya da baba derler. (El müstened) 2- Bu hadis-i şerif, imanlı oldukları bildirilmeden önce, ictihad ile söylenmiş idi. İmanlı oldukları sonradan bildirildi. (Mir'at-i kâinat) [Hazret-i Hatice'nin iki çocuğu için de böyle buyurmuştu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi. (Ahvali etfalil-müslimin)] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yüzümdeki sivilcelerimin geçmesi için evlenmemi söylediler. Hatta, bazı kimseler "evlenmeden de bir şekilde bu sivilcelerden kurtulursun" diyerek beni zinaya teşvik ettiler. Zina haram değil mi? CEVAP: Bunları din cahilleri söyler. Zina çok büyük günahtır. Birkaç âyet-i kerime meali: (Zinaya yaklaşmayın! O; hayasızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur.) [İsra 32] (Müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar!) [Nur 31, 32] (Müminler, namazlarını huşu içinde kılar, boş, lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.) [Müminun 1-8] (Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın!) [Enam 151] Tefsirlerde bildirildiğine göre, buradaki yaklaşmayın demek, zinaya götürecek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın demektir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Allah indinde, zinadan büyük günah yoktur.) [R. Nasıhin] (Sizin için en çok korktuğum şey, zinadır.) [Taberani] (Zina etmeyin, kadınlarınızın cazibesi [güzelliği, çekiciliği, albenisi] ve sevgisi gider, soğukluk başlar.) [İ. Neccar] (Rüyamda, heladaki necaset gibi pis kokan kimseler gördüm. Sonradan bunların zina edenler olduğunu öğrendim.) [İ. Hibban] (Zina, fakirliğe yol açar.) [Beyheki] (Gençliğini zinadan koruyan [mümin] Cennete girer.) [Beyheki] (Bir kadın, beş vakit namazını kılar, namusunu korur, kocası ile iyi geçinirse, dilediği kapıdan Cennete girer.) [İbni Hibban] (Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.) [Hakim] (Namusunuzu koruyun, zina etmeyin! Namusunu koruyana Cennet vardır.) [Hakim] (Kötülükten korunmak için, nikahlı yaşayın ve iffetli olun!) [İbni Asakir] (Onun bunun karısını, kızını ayartan bizden değildir.) [İ. Ahmed] (Bir yerde, zina ve riba çoğalırsa, o yerin halkı, belaya maruz kalır.) [Hakim] (Zina fakirlik getirir.) [Buhari] (Zinaya devam eden, putperest gibidir.) [Haraiti] (Zinadan büyük günah yoktur.) [Riyad-ün Nasıhin] (Zina edenin yüzü Cehennemde ateşle yanar.) [Taberani] (Yedi kat gök ve yer, zina eden ihtiyarlara devamlı lanet eder.) [Bezzar] (Zina edenlerin avretlerinin kokusu, bütün Cehennem halkına eza verir.) [Bezzar] (Kötü kadınlar, çoğalıp, zina toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara maruz kalır.) [Beyheki] (Bir facire [kötü] kadının fücuru [kötülüğü] bin erkeğin fücuru gibi ve bir iyi kadının iyiliği, yetmiş sıddıkın iyiliği gibidir.) [Ebu Nuaym] (Zina eden, aynı şeye maruz kalır.) [İ. Neccar] "Çalma elin kapısını, çalarlar kapını", "Eden bulur" denmiştir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zaruretsiz kadınlara bakmak günah mıdır? CEVAP: Evet günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp, Cehenneme atılır.) [M. Enhür] (Gözlerin zinası harama bakmak, kulakların zinası zinaya götürecek sözleri dinlemek, dilin zinası zinaya sebep olacak sözleri konuşmak, ellerin zinası namahremi tutmak, ayakların zinası günah olan yerlere gitmektir.) [Buhari] (Azab-ı İlahiden korkarak, başını yabancı kadından çevirene, Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.) [Hakim] (Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.) [İsfehani] (Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvet ile bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan bin kat daha günahtır. Zina günahları da böyledir.) [Taberani] (Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki] (Kadının yüzünden ve iki eli ayasından başka bütün bedeni avrettir.) [M.Enhür] (Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmayanlarla konuşmayın!) [İbni Said] (Yemin ederim ki, kişinin demirden bir şişin, bir çivinin başına çakılması, yabancı bir kadına dokunmasından daha hafif kalır.) [Taberani] (Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Allahü teâlâya yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Bir kimsenin çamurlu bir domuzla sıkışmış durumda olması, o kimse için kendine helâl olmayan bir kadına dokunmasından daha hafif kalır.) [Taberani] Hazret-i Aişe validemiz buyurdu ki: (Peygamber efendimiz, kendisine helâl olan kadınlardan başka, hiçbir kadınla tokalaşmadı.) [Buhari, Müslim] Kadınların, Kur'an-ı kerim, Mevlid, ilahi okuyarak seslerini erkeklere duyurmaları haramdır. (Tergib-üs-salat, Hadika) Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise, mekruh olur. Habersiz şeker almak Sual: S. Ebediyye'de diyor ki: (Yemeğe çağrılan kimseye, malımdan istediğin kadar ye ve al ve dilediğine ver, hepsi helal olsun denilse, yedikleri helal olur. Aldıkları ve başkasına verdikleri helal olmaz. Çünkü, miktarı bilinmeyen yemeğin yemesini helal etmek caizdir. Fakat miktarı bilinmeyen malı almak için vekil etmek ve meçhul ve ayrı olarak teslimi mümkün olan malı ayırmadan hediye etmek sahih değildir.) Bir arkadaş, odasına lokum, şeker koymuş, yanına da, teklifsiz yiyebilirsiniz diye bir yazı yazmış. Oruçlu falan oluyoruz veya evdeki çocuklara da götürmek istiyoruz, kendi yiyeceğimiz bir lokumu veya bir şekeri habersiz alsak günah olur mu? CEVAP: Orada yemeğe izin verilmiş, kendisi yokken götürmeye izin verdiğini yazsa bile buna yetkisi olmuyor. Ancak gözü önünde alırsa veya şu kadar şeker alıyorum diye sayısını bildirirse, o zaman almasında mahzuru olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah, her şeyi dileyip yaratıyorsa, kötü olan işleri niye dileyip yaratıyor? CEVAP: Her şeyi yaratan Allahü teâlâ ise de, kullarına irade-i cüziyye vermiştir. Kul, bu iradesinde serbesttir. Günah işlemeye mecbur değildir. Kulun, kendi serbest iradesine göre, yapmak istediği iyi veya kötü isteklerinin de, yaratıcısı Allahü teâlâdır. Kulun isteğine göre yarattığı için, suçu Allahü teâlâya yüklemek yanlıştır. Cebriye fırkası suçu Allah'a yüklemiştir, Mutezile de, Allah bizim işlerimize karışmaz demiştir. Ehl-i sünnet orta yoldur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, hayrı ve şerri, iyiyi ve kötüyü irade eder, diler ve yaratır. İyilerin de, kötülerin de yaratanı Odur. Fakat, iyiliklerden razı; kötülüklerden razı değildir, yani beğenmez. İrade etmek [dilemek] başkadır, rıza başkadır. Aralarındaki farkı, yalnız Ehl-i sünnet âlimleri anladı; diğer 72 bid'at fırkası, bu farkı anlayamayıp, dalâlete saplandı. (1/266) Çocukları öldürmeyin! Sual: Müslümanlık gelmeden önce, o zamanki insanlar, bakamayız diyerek fakirlik sebebiyle çocuklarını öldürüyorlarmış. Kız çocuklarını da diri diri gömüyorlarmış. İslamiyet gelince bu durumu yasaklamış mıdır? Yasaklamışsa bu konudaki âyet ve hadisler nelerdir? CEVAP: Bu konudaki bir âyet-i kerime meali: (Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla, geçim endişesiyle öldürmeyin. Onların da, sizin de rızkınızı biz veririz. Onları öldürmek elbette çok büyük bir günahtır.) [İsra 31] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ, ana babayı üzmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, dilenmeyi haram kıldı. Dedikoduyu, çok sual sormayı ve malı israf etmeyi çirkin buldu.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud] Kabir suali Sual: Kabirde sorulacaklara verilecek cevaplar nelerdir? CEVAP: Kabir sualine cevap olmak üzere, şunları öğrenmelidir: Rabbim Allahü teâlâ, dinim İslam dini, Muhammed aleyhisselamın ümmetindenim, kitabım Kur'an-ı kerim, kıblem Kâbe-i muazzama, itikatta mezhebim Ehl-i sünnet vel cemaat. Amelde mezhep olarak da herkes, Hanefi, Maliki, Şafii veya Hanbeli mezheplerinden hangisinde ise, onu söyler. Tuvalete girerken Sual: Tuvalete erkeklerin de kadınların da başı kapalı girmeleri müstehab mıdır? Kadınlar, eşarp yerine bone ile girse, uygun mudur? CEVAP: Evet, tuvalete başı kapalı girmek müstehabdır. Kadınlar bone ile girse yeterli olur. Muz, kivi ve sigara Sual: Kur'anda ve hadiste, sigaranın mubah olduğuna dair bir delil var mıdır? CEVAP: Dinimizde mubah olan şey için delil aranmaz. Haram olan şey için delil sorulur. Mesela muzun, kivinin mubah olduğu Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde olmaz. Hamilelikte gelen kan Sual: Maliki'yi taklit eden gebe kadından gelen kan, hayz mıdır? CEVAP: Evet hayzdır. Maliki'de, gebeliğin ilk iki ayında hayzın azami müddeti 15 gündür. İki aydan, altı aya kadar 20, altı aydan doğuma kadar 30 gündür.
Hazret-i Mehdi'nin gelmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, 209. mektubunda, Hazret-i Mehdi'nin ve Hazret-i İsa'nın bin yıl sonra geleceğini bildiriyor. Kendisinden bin yıl sonra mı, yoksa Peygamber efendimizden bin yıl sonra mı? CEVAP: Kendisinden bin yıl sonra geleceğini bildiriyor. 1624 yılında vefat ettiğine göre, Hazret-i Mehdi ile Hazret-i İsa'nın gelmesi 2600'lü yıllarda olacaktır. Daha önce veya daha sonra da olabilir. Bin yıl ifadesi yuvarlak bir ifadedir. Demek daha bu zatların gelmesine yaklaşık 600 yıl vardır. Kıyamet de, onlar geldikten sonra kopacağına göre, birkaç sene sonra kıyametin kopacağını söyleyenlerin yanlış bir hesap içinde oldukları meydandadır. İmamı Rabbani hazretleri, buyuruyor ki: İsa aleyhisselam gökten inerek, ahir zaman Peygamberinin dinine uyunca, Onun hakikati, kendi makamından yükselerek, Ona uyduğu için, hakikat-i Muhammedi'nin makamına gelir. Onun dinini kuvvetlendirir. Bunun içindir ki, eski dinlerde, ülülazm Peygamberin vefatından sonra, bin sene içinde, yeni bir Peygamber gönderilirdi. Bunlarla, o Peygamberin dini kuvvetlendirilirdi. Onun dininin zamanı bitince, başka bir ülülazm Peygamber ile yeni bir din gönderildi. Muhammed aleyhisselam, Peygamberlerin sonuncusu olduğu için ve Onun dini hiç değiştirilemeyeceği için, Onun ümmetinin âlimleri, Peygamberler gibi oldu. İslamiyet'i kuvvetlendirmek işi bunlara yaptırıldı. Bunlardan başka, ülülazm bir Peygamber de, Onun dinine sokuldu. Onun dinini kuvvetlendirmek işi buna da verildi. Resulullahın vefatından bin sene geçtikten sonra, ümmetinden gönderilen âlimlerin sayısı az ise de, bu İslamiyet'i tam kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Resulullah aleyhissalatü vesselam, Hazret-i Mehdi'nin teşrif edeceğini haber vermiştir. Bin sene sonra gelecektir. İsa aleyhisselam da, bin sene sonra, gökten inecektir. Bin sene sonra gelen Evliyanın yükseklikleri, Eshab-ı kiramın yüksekliklerine benzemektedir. Her ne kadar, Peygamberlerden sonra, en üstün Eshab-ı kiram ise de, sonra gelenler, bunlara çok benzedikleri için, hangilerinin daha üstün oldukları anlaşılamaz gibi olmuştur. Belki de bunun içindir ki, Resulullah, (Öncekiler mi daha üstündür, yoksa sonrakiler mi? Bilinemez) buyurdu. Yoksa (Öncekiler mi daha üstündür, yoksa sonrakiler mi? Bilmem) buyurmadı. Çünkü, hangilerinin daha üstün olduğunu biliyordu. Bunun için, (En üstün olanlar, benim zamanımda bulunan Müslümanlardır) buyurmuştu. Fakat, çok benzedikleri için, şüphe hasıl olduğundan (Bilinemez) buyurdu. (1/209) Namazda yazı okumak Sual: Namaz kılarken karşımızda duvar saati oluyor. Saate bakıp, kaç olduğunu anlamak namazı bozar mı? Cemaatten yazılı elbise giyenler oluyor. Önümüzde durunca, ister istemez ne yazdığını okuyoruz. Namazımız bozuluyor mu? CEVAP: Karşımızdaki yazıya, saate veya resme bakıp, anlamamak bozmaz. Ne yazdığı, saatin kaç olduğu gibi şeyleri anlayınca, namaz mekruh olur. Gözüne rastlarsa, saatin kaç olduğu görülse veya yazı anlaşılsa bile mekruh olmaz. Çünkü bunları okumadığı halde, gözüne rastladığı için anlamıştır. Huşuya mani olmamak için, gerek evin gerekse cami duvarlarının kıble istikametine, yazı ve resim koymamalıdır. Yazılı elbise giyerek namazı mekruh etmemelidir.
Hazret-i Ebu Bekr'i vasıta etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hazret-i Ebu Bekr'i aracı ederek yapılan dua kabul oluyormuş. Böyle bir şey olabilir mi? Bu şirk değil mi? CEVAP: Sadece Hazret-i Ebu Bekr'i değil, Eshab-ı kiramdan herhangi birini veya herhangi bir evliya zatı vasıta kılarak yapılan dualar kabule şayandır. Böyle bir dua gayet uygundur. Şirkle bir alakası yok. Bezzaziyye isimli fetva kitabında, (Ölü veya diri, Peygamber ve evliya hürmeti için dua etmek caizdir) buyuruluyor. Peygamber efendimiz (Allahümme inni es'elüke bihakkıssailine aleyke="Ya Rabbi, senden isteyip de, verdiğin kimselerin hatırı için, senden istiyorum" diye dua ediniz) buyururdu. (İbni Mace) Maddi veya manevi bir isteği olan kimse, gece, gusledip veya abdest alıp, iki rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha ve üç İhlas okusa, selamdan sonra secdeye gidip, (Ya Rabbi, benim isteğimi Ebu Bekr-i Sıddık hürmetine yerine getir) diye dua etse, Allahü teâlâ isteğini verir. (Menakıb-ı cihar-ı yar-i Güzin) "Heykelin büyük ustası" Sual: Ateist bir tanıdık, (Heykelin büyük ustası Rodin, İstanbul'da aynen canlı gibi heykel yapıyor) diyerek Rodin'i överek, ona olan hayranlığını belirtti. Bir heykeltıraşı böyle övmek uygun mu? CEVAP: Ateistin övmesi normaldir. Yeri gelmişken ateiste şunu sormalısınız: Canlı gibi heykel yapana hayranlık duyuyorsunuz da, bizzat canlı olarak yaratana niye hayranlık duymuyorsunuz? Bırakın taşı yontmayı, etten vücut bile yapılsa ona nasıl can verilebilir ki? Bu kadar aciz olan insan, her şeyi yoktan yaratanı nasıl inkâr eder ki? Bir heykel bile tesadüfen yapılmıyor da, ustası var da, kâinattaki diğer şeyler ustasız nasıl yapılır? İstiğfar etmek Sual: Ölmüşleriniz için istiğfar edin deniyor. Ölü için nasıl istiğfar edilir? İstiğfar etmekle istiğfar okumak ayrı mıdır? CEVAP: Evet ayrıdır. İstiğfar okumak, Estağfirullah demek veya istiğfar duasını okumaktır. İstiğfar etmek ise, hayır hasenat yaparak, günahların affına sebep olmak demektir. Sevabı ölüler için, Kur'an okumak, cami ve çeşme yapmak ve affı için dua etmek istiğfar etmek olur. At eti yenir mi? Sual: At eti Şafii'de helal olduğuna göre, attan kurban kesmek caiz olmaz mı? CEVAP: At etinin helal olması ayrı şey, kurban olması ayrı şeydir. Mesela ceylan, geyik ve zebra gibi hayvanlarla, hindi, ördek, balık gibi hayvanları da yemek caizdir. Ama hiçbirisinden kurban olmaz. Kurban sadece, sığır, davar ve deveden olur. (Redd-ül muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
İçki, dinimiz ve sağlığımız (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Alkollü içkilerin, sağlığa faydası da olduğunu söylüyorlar. Bu söze göre, dozunda içmek niye günah olsun ki? CEVAP: Kur'an-ı kerimde, hadis-i şeriflerde hamr kelimesi geçer. Hamr=Alkollü içkidir. İçkinin, çeşitli hastalıklara yol açtığı, aklı azalttığı, karaciğeri bozduğu, beyni ve sinirleri harap ettiği, ilmî olarak defalarca tespit edilmiştir. Bir kimse, Müslüman olmasa bile, sağlığa olan zararından dolayı içkiden uzak durmalıdır! Müslüman ise, sağlığa hiç zararı olmasa da, tek damla içmemelidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Ey iman edenler, içki, kumar, putlar, fal okları şeytanın necis işleridir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık hepiniz vazgeçin!) [Maide 90,91] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İçkinin haram olduğuna dair kesin hüküm indi.) [Müslim] (İhtimar [alkol teşekkül] etmiş her içki haramdır.) [Ebu Davud] (Çoğu sarhoş eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesai] (İçkide ilaç özelliği yoktur. Hastalık yapar.) [Müslim] (İçki, bütün kötülüklerin başıdır.) [Taberani] (İçki kötülük doğurur.) [Beyheki, Ruzeyn] (İçki her kötülüğün anahtarıdır.) [İ. Mace] (Allah'a ve ahirete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasın!) [Taberani] (İçkiden sakının! Ağaç, dal budak saldığı gibi, içki de, kötülük saçar.) [İbni Mace] (İçki, günahların en büyüğü, her kötülüğün ve her günahın anasıdır.) [Taberani] (İçki içenin hayâ perdesi yırtılır, şeytan ona yoldaş olur, her kötülüğe sevk eder ve her iyilikten alıkoyar.) [Taberani] (Rahmet melekleri, sarhoştan uzak durur.) [Bezzar] (Alkoliğin, kabrinden kalkarken, iki gözü arasında, "Bu Allah'ın rahmetinden mahrumdur" yazısı görülür.) [Deylemi] (İçki içenin, kıyamette yüzü kara, dili sarkıktır, pis kokusundan herkes kaçar.) [Zevacir] (Bir zaman gelir ki, içkinin adı değiştirilip helal sayılır.) [İ. Ahmed] (İçki, zinadan kötüdür.) [Riyad-ün-Nasıhin] (Allahü teâlâ, içki içene, içirene, alıp satana, yapana, saklayana, taşıyana, kendisine götürülene ve parasını yiyene lanet etti.) [İbni Mace] (Emanete hıyanet edilir, zekat ceza gibi istenmeyerek verilir, zalimlere şerrinden korkulduğu için iyilik edilir, içkiler içilir, çalgılar çalınır ve sonra gelenler [türediler] öncekileri kötülerse, çeşitli felaketlere maruz kalırlar.) [Tirmizi] (Bir kral, bir adamı tutup "içki, katillik, zina ve domuz eti yemekten birini seç, yoksa seni öldüreceğim" der. Adam içkiyi seçer. Onu içince hepsini de yapar.) [Taberani, Hakim] (Kötülüklerin hepsi kilitli bir yerdedir. Bu yerin anahtarı içkidir. İçki içen, o kapıyı açıp içine düşer.) [Abdürrezzak] (Devamı var) -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
İçki, dinimiz ve sağlığımız (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İçki hakkındaki hadis-i şerifleri bildirmeye devam ediyoruz: (Bütün kötülükler bir yere toplanmıştır. Bu yerin kilidi zina, anahtarı içkidir. Bütün iyilikler de bir yerde toplanmıştır. Bu yerin kilidi namaz, anahtarı abdesttir.) [İslam Ahlakı] (Eski zamanlarda bir abid, insanlardan ayrı bir yerde ibadet ederken, bunu gören bir kadın, ona gönlünü kaptırır, hizmetçisini gönderir. Hizmetçi, abide gelip; bir şahitlik için sizi çağırıyorlar der. Abid de gider. Birkaç kapı geçerek güzel kadının yanına varır. Kadın, "Ya bu çocuğu öldür, ya benimle zina et veya şu şaraptan iç. Birini yapmazsan bütün gücümle bağırır, seni rezil ederim" der. Abid, bunlardan birini yapmak zorunda kalınca, şaraba razı olur. Şarabı içince sarhoş olur, daha sonra kadınla zina eder, çocuğu da öldürür. Vallahi iman ile şarap bir arada olamaz. Biri diğerini uzaklaştırır.) [İbni Hibban] (Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emredip, kendisinden korkup da içkiyi bırakan mümine Cennet nimetlerini ihsan edeceğini de bildirdi.) [İ. Ahmed] (Şaraba değişik isimler konup içilir, çalgı ve şarkıcı kadınlar çoğalırsa Allahü teâlâ onları yere geçirir.) [İbni Mace, İbni Hibban] (Çalgılar çoğalıp, içkiler içilirse, yere batmak, başka kılığa çevrilmek gibi belalar gelir.) [Tirmizi] (İçki içilir, erkek erkekle, kadın kadınla yetinince, çeşitli belalar gelir.) [Beyheki] (Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.) [Tirmizi, Hakim, Nesai] (Namazı kabul olmaz demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla kavuşacağı büyük sevaptan mahrum kalır demektir. Namaz kılanın, günahları bırakması kolaylaşır. İçki içen de, namaza devam etmelidir.) (Kişi, mümin olduğu halde zina ve hırsızlık edemez, içki içemez. Bunları yapan İslam halkasını boynundan çıkarmış olur. Tevbe ederse, Allahü teâlâ tevbesini kabul eder.) [Nesai] (Zina eden ve şarap içenin imanı, gömleğin sırttan çıktığı gibi çıkar.) [Hakim] (İçki ile iman, bir arada bulunmaz, biri, diğerini uzaklaştırır.) [Beyheki] (İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar.) [Taberani] (Alkolik olan Cennete giremez.) [Hakim] İçki içene kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnet itikadında büyük günah işleyene kâfir denmez. Vehhabiler, büyük günah işleyene, mesela içki içene, namaz kılmayana, açık gezene kâfir derler. Vehhabiliğin bu yüzden de İslamiyet'le yani Ehl-i sünnetle, alakası yoktur. İslam âlimleri, (Cennete giremez) hadis-i şerifini, (Günahının cezasını çekmeden Cennete giremez) şeklinde, (imanı gider) ifadelerini de, (Haram olduğuna inanmadan veya önem vermeden yaparsa imanı gider) şeklinde açıklamışlardır. Hep büyük günah işleyen, namaz kılamaz, haramlara önem veremez, Allah korusun imanını kaybedebilir. Bunun için içki içenin ve diğer büyük günahları işleyenin bir gün iman nuru sönebilir. Atalarımız, (Su testisi su yolunda kırılır) demişlerdir. Her su testisi, su yolunda kırılmadığı gibi, her içki içen de imansız ölür denemez. Fakat devamlı işlenen günahlar, insanı küfre sürükler. İçki içenler, namaza önem verip kılmaya devam ederse, içkiyi bırakmaları kolay olur. Kur'an-ı kerimde mealen, (Namaz, her kötülükten alıkoyar) buyuruluyor. (Ankebut 45) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Ruhların hazır olması (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evliya-yı kiramın kerametlerine inanmayan bazı kimseler, ruhların hazır olması ile ilgili yazılarından dolayı bazı din büyüklerine, âlimlere kâfir diyorlar. "Bir yerde hazır olmak Allah'a mahsustur, Evliyanın ruhu hazır olur demek küfürdür" diyorlar. Hayat, ilim, sem, basar, irade, kelam gibi sıfatlar insanlarda da yok mudur? Bir Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olmaz mı? CEVAP: Evet tekfir, yani birisine kâfir demek, iki başlı oka benzer. Karşı taraf kâfirse saplanır kalır onda, kâfir değilse, döner gönderene saplanır yani onu kâfir eder. Peygamber efendimiz, (Kendisine kâfir denilen kimse, gerçekten kâfir değilse, ona kâfir diyenin kendisi kâfir olur) buyuruyor. Diri evliyanın ruhu, bir yerde hazır olup başkalarına yardım ettiği gibi, ölmüş olan evliyanın ruhları da, hazır olup yardım eder. İnsan ölünce yok olur ve ruhlarının faydası zararı olmaz sanmak cahillik ve sapıklıktır. Beden ölüp çürüse de, ruh ölmez. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet ve hadisler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Velilerin ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Allahü teâlâya manevi olarak yakındır. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her şey Onun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın dostlarından biri vasıtası ile, bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri olanlar vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olur. (Mişkat) Sağ veya ölü bir velinin ruhunun hazır olup, yardım etmesi Allah'ın izni ile olur. Şu meşhur menkıbeyi bilen çoktur. Ebu Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkışınca benden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Allahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, (Yâ Ebel Hasan, imdat!) der. Eşkıya, o talebeyi göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah'tan yardım istediğimiz halde soyulduk. Fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ, günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, (Ya Rabbi bu talebemi kurtar!) dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verir. (Tezkiret-ül-evliya) Sizin dediğiniz gibi, bir kimse, (Ben hayattayım, diriyim, ben bilirim, işitirim, görürüm, iradem vardır, konuşurum) dese, bu sıfatlar Allah'a mahsustur böyle söyleyen kâfir olur denmez. İnsanın bilmesi, görmesi, işitmesi, Allahü teâlânın, bilmesi, görmesi ve işitmesi gibi değildir. Enbiyanın ve evliyanın ruhlarının hazır olması da böyledir. Hazır olmaları daimi değildir. Bir kimse, Allah her yerde hazır ve nazırdır dese, tevilini bilmese, Allah'a mekan gösterdiği için tehlikelidir. Her yerde demekle Ona mekan isnat edilmiş olur. Bir hadis-i şerifte, (Allah her yerde hazır ve nazırdır) buyuruluyor. Âlimler, bu hadis-i şerifi açıklarken, (Bu ifade mecazdır, zamansız ve mekansız hiçbir yerde olmayarak hazır ve nazır demektir) şeklinde açıklamışlardır. Enbiya ve evliyanın ruhlarının hazır olması ise zamanlı ve mekanlıdır. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Ruhların hazır olması (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Gaybı da yalnız Allahü teâlâ bilir. Ama Allahü teâlâ Peygamberine veya evliyasına bildirirse, o da bilebilir. Bir Peygamber veya bir velî zat, (Allah bana şu gaybı bildirdi) derse, ona kâfir denmez. Enbiya ve evliya ruhlarının hazır olması ise gaybdır. Bir kimse, görmeden, (Şu anda şeyhimin ruhu hazırdır) dese küfür olur. Çünkü ben gaybı bilirim demek oluyor. Enbiya ve evliya ruhlarının, anılan yerde hazır olması farklı şeydir. Bir kimse, (Ben evliya zatları hürmetle anarsam, ruhları hazır olur) şeklinde genel bir ifade ile söylerse, bunun mahzuru olmaz. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, bu kısmı gayet güzel açıklayarak buyuruyor ki: (Kıymetli kitaplarda, "Meşayıhın ruhları hazırdır, bilirler dese kâfir olur; çünkü ruhların hazır olması gaybdır; gaybe hükmettiği için kâfir olur" deniyor. Görülüyor ki, küfre sebep olan şey, ruhların hazır olacağına inanmak değil, ruhların hazır olduğunu söylemektir. Yani ruhların hazır olduklarını bilmediği halde, hazırdır diyerek, gaybden haber verdiği için kâfir olmaktadır. Allahü teâlâ hazırdır ve nazırdır. Böyle olduğunu bildirmek için, Allahü teâlâ, her zamanda ve her yerde hazır ve nazırdır derler. Halbuki, Allahü teâlâ, zamanlı ve mekanlı değildir. O halde, bu söz, görünüş üzere kalmaz, mecaz olur. Yani zamansız ve mekansız, yani hiçbir yerde olmayarak, hazırdır [yani bulunur] ve nazırdır [yani görür] demektir. Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekanlı bilmek olur. Allahü teâlâ, hayy, âlim, kadir ve mütekellim olarak ve sonsuz zamanlarda, hep hazır ve nazırdır. Hayat, ilim, kudret ve kelam sıfatları zamansız ve mekansız olduğu gibi, hazır ve nazır olması da, zaman ile ve mekan ile değildir. Allahü teâlânın sıfatlarının hepsi böyledir. Hiçbir şey, Onun gibi değildir. Allahü teâlânın sıfatları, hep vardır. Öncesi ve sonrası, yokluk değildir. Mesela, hazırdır ve bu hazır olmaktan önce, gâib değil idi. Bundan sonra, bir hayatsızlık, yani ölüm, cahillik olmayacağı gibi, gâib olmak da, olmaz. Çünkü sıfatları da, kendi gibi ezeli ve ebedidir. Yani, hep vardır. Hiçbir kimsenin sıfatları, Onun sıfatlarına benzemez. Melekler, Peygamberlerin ve evliyanın ruhları her kim nerede ve ne zamanda ve her ne halde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır aleyhisselamın, sıkıntıda olanların imdadına yetişmesi böyledir. Fahr-i âlemin (sallallahü aleyhi ve sellem), ümmetinin her birine, hele ölüm zamanında, imdada yetişmesi de böyledir. Azrail aleyhisselamın, can almak için her anda, her yere gelmesi de, böyledir. Her Mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de böyledir ki, bunlar zamanlı ve mekanlıdır. Ezeli ve ebedi olarak değildir. Devamlı da değildir. Hazır olmalarından önce, yok idiler. Bir zaman sonra da, oradan tekrar yok olurlar. Allahü teâlânın hazır olması ile, ruhların hazır olması arasında çok fark vardır. Allahü teâlânın hazır olması gibi, kimse hazır değildir. Allahü teâlânın sıfatlarının hepsi de böyledir. Ne bir melek, ne bir nebi ve ne de resul ve veli ve salih, Cenab-ı Hakkın hiçbir sıfatına ortak değildir. Büyüklerin ruhları, her nerede ve her ne zaman çağrılırsa, imdada yetişir. Ruh, orada hazır olmadan önce, yok idi. Bir zaman sonra, orada yine bulunmaz. Cenab-ı Hak, ruhların hazır olduğu gibi hazır olmaz. Çünkü, böyle hazır olmak, zamanlı ve mekanlıdır. Ruhlar da, Allahü teâlânın hazır olduğu gibi hazır olamaz. Çünkü, Cenab-ı Hakkın hazır olması, zamanlı ve mekanlı değildir, ezeli ve ebedidir.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Şefaat ile ilgili âyetler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, (Peygamberler, şehidler, melekler ve başkaları asla şefaat edemez) diyorlar. Şefaat hakkında âyet yok mu? CEVAP: Çok âyet-i kerime vardır. Kâfirlere şefaat olmadığını ve putların şefaat edemeyeceğini bildiren âyetleri ele alıp, (Hiç kimse şefaat edemez) diyorlar. Kâfirlere şefaat yok demek, müminlere şefaat yok demek değildir. Putlar şefaat edemez demek de, Peygamberler ve salihler şefaat edemez demek değildir. Şefaat haktır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109] (Rahman olan Allah'ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87] (Bu iki âyette Allahü teâlânın izin verdikleri şefaat edecek, başkaları edemez diye açıkça yazıyor.) (Allah'ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp, ona şahitlik edenler şefaat eder.) [Zuhruf 86] (Putlar elbette şefaat edemez. Ama hak yoldakiler şefaat edecektir.) (Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] "Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?" diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, "Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]" diyecekler.) [Sebe 23] (Allah'ın izin verdiklerine şefaat eder deniyor.) (Onlar, Onun [Allah'ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28] (Şefaat yetkisine sahip olanlar bile, ancak Allah'ın razı olduğu kimselere şefaat edebilirler.) (Sadece Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26] (Demek ki melekler de ancak, Allah'ın razı olduklarına şefaat edebiliyor, Allahü teâlâ kâfirlerden razı olmadığı için onlara şefaat yoktur, kimse şefaat edemez.) (Allah'ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255] (Bu, Allah'ın izni ile şefaat eder demektir.) (Allah'ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3] (Şefaat Allah'ın iznine bağlıdır.) (Bütün şefaatler Allah'ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44] (Demek ki çok şefaat edecekler vardır ki, hepsi de Allahü teâlânın iznine bağlıdır.) Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemeyeceğini gösteren âyetleri, ehl-i bid'at Müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar, Peygamberler de şefaat edemez diyorlar. Şefaate sadece iman ehli kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır. Birkaç âyet-i kerime meali: (Artık şefaat edicilerin [Peygamber, melek, şehid vs.'nin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48] (O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18] (Âyette, zalimlere şefaat yok deniliyor, müminlere denmiyor. Zalim kelimesinin tefsir ilmindeki anlamı, kâfirler demektir.) (Kâfir için dost ve şefaatçi yok) demek, (Müminler için dost ve şefaatçi var) demektir. Mesela Mümin suresinin 7, 8 ve 9. âyetlerinde, meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. Mesela, Ehl-i sünnet alimlerinin reisi olan İmam-ı a'zam hazretleri, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir) buyurdu. (Fıkh-ı ekber) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Harac ve zaruret nedir? CEVAP: İnsanın elinde olmayarak hasıl olan sebebe zaruret denir. Bir farzın yapılmasına mani veya haram işlemeye sebep olanı önlemenin meşakkatli, güç olmasına da harac denir. Tedavi edilemeyen şiddetli ağrı ve bir uzvun yahut hayatın telef olmak tehlikesi ve başka bir şey yapamamak mecburiyeti zarurettir. Birkaç örnek verelim: Başı dönen, ayakta duramayan kimsenin oturarak namaz kılması zaruret olur. Gusledince hastalanma veya ölme tehlikesi varsa, gusletmemesi zaruret olur. Teyemmüm eder. Şiddetli baş ağrısı, bir zarurettir. Bu başa el dokunduramamak haracdır. Bunun için, bu durumdaki kimsenin başını yıkaması veya mesh etmesi sakıt olur. Kaide 1: İbadet yapmakta veya haramdan sakınmakta harac olunca, harac bulunmayan başka mezhebi taklit etmek lazım olur. Birkaç örnek verelim: Akşam namazı için otobüsü durduramayan, Şafii'yi taklit ederek, yatsı ile birlikte kılması caiz olur. Yani yere inmesinde harac varsa, otobüs durmayıp gidecekse, otobüsten inmeyince de vakit çıkacaksa veya başka bir zarara uğrayacaksa, bunun gibi ihtiyaçlardan dolayı iki namazı cem eder. Kaplıca tedavisi bir ihtiyaçtır. Kaplıcada tedavi olurken, bazı kimseler şortla gezebiliyor. Bunları görerek haram işlememek için, Hanbeli mezhebini taklit edebilir. Çünkü bunda bir ihtiyaç vardır. Avret yerini açan futbolcuları seyretmek bir ihtiyaç, zaruret değildir. Başka bir mezhebi taklit edemez. Bir erkek, karısı ile süt kardeş olduğunu anlasa, fakat birinin bir kere emmiş olduğu bilinse, Hanefi mezhebine göre nikahları bozulur. Ya, ayrılır veya ihtiyaçtan dolayı Şafii mezhebini taklit ederek nikah yapar. Çünkü Şafii'de doya doya beş kere emmesi gerekir. Karısı ile evli kalması zaruret değildir. Bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç için de bir mezhep taklit edilerek sıkıntı giderilir. Kaide 2: Haraca sebep olan şeyi yapmasında zaruret varsa, yani başka çaresi yoksa, o farzı terk etmesi veya haramı zaruret miktarı işlemesi caiz olur. Bir örnek verelim: Avret yerini açmadan, necaseti temizlemek imkânsızsa, ne yapar? Necaseti temizlemek farz, avret yerini açmak ise haramdır. Haram işlememek için farz tehir edilir, çünkü haramdan kurtulmak önce gelir. Farzı tehire de imkân yoksa farz terk edilir. Yani necaseti temizlemeden namazını kılar. Maliki'de necasetle namaz kılmak caiz olduğu için Maliki'yi taklit ederek necasetle kılması caiz olur. Kaide 3: Zaruret ile yapılan şeyde, zaruret bitince harac devam ederse, yine böyledir. Bilmeden necasetli elbise ile namaz kılan kimse, namazdan sonra necis elbise ile namaz kıldığını anlasa, yeniden namaz kılması meşakkatli olacağı için, Maliki mezhebini taklit ederek, bu namazı Maliki'ye göre kıldım demesi yetişir. Kaide 4: Haraca sebep olan şey, zaruret olmadan yapılmış veya zaruret ile birkaç şey yapılabilir ve bunlardan harac bulunan şeyi yapmayı seçerse, farzı terk etmesi caiz olmaz. Bir örnek verelim: Protez yapma imkânı da var iken, dişini doldurtmuş veya kaplama yaptırmıştır. Ağzını yıkaması farzdır. Ağzını yıkayamaması yani farzı terk etmesi affolmaz. Çünkü başka mezhebi taklit imkânı var. Eğer bu imkân olmasaydı, o zaman zaruret kabul edilir ve diş dolgusu gusle mani olmazdı. Maliki'yi veya Şafii'yi taklit edince, bu iki mezhepte ağzını yıkamak farz olmadığı için, diş dolgusu veya diş kaplatmak gusle mani olmuyor. ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vehhabiler, Hazret-i Mevlana'ya çok iftira ediyorlar. Sebebi ne olabilir? CEVAP: Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Batılı yazarların, hayatlarında evliya olmadığı için, kerametten bahseden hiçbir kitapları yoktur. Çünkü içlerinde bir tek evliya yoktur. Onun için masallar, sihirli lambalar, sihirli aynalar vesaireden bahsederler. Dini mahiyette olan hikayelerinde ise, evliyayı bilmedikleri için, melekler hakkında olağanüstü şeyler uydururlar. Ne tesadüftür ki, Vehhabilikte de buna benzer mantık vardır. Her kaptan içindeki sızar. İnsanların üstünlerinin, meleklerin üstünlerinden daha yüksek olduklarını, Vehhabi kitapları da yazıyor. Buna rağmen meleklerin tasarruf ve tesirlerine inanıyorlar da, Allahü teâlânın evliyasına keramet olarak, tesir ve tasarruf verdiğine ise inanmıyorlar, bunlara inananlara da müşrik diyorlar. Ehl-i sünnet âlimleri, Vehhabilerin ortaya çıkacaklarını, keramet olarak, bilmişler, yıllarca önce bunları kitaplarına yazmışlardır. Bu âlimlerin başında, Muhyiddin-i Arabi, Sadreddin-i Konevi, Celaleddin-i Rumi ve Seyyid Ahmed Bedevi gibi evliya bulunmaktadır. Vehhabiler, işte bunun için, yani bizi ele verdiler diye bu evliya zatlara düşmanlık ediyorlar. Vehhabilerden hiçbir evliya çıkmamıştır. Çünkü onlar keramete, tasavvufa karşıdır. Elbette Müslüman olmayandan ve keramet düşmanlarından keramet görülmez. İnkâr eden mahrum kalır. Bunda o kadar ileri gittiler ki, bir Vehhabi, Mevlana'dan tercümeler adı altında dine imana aykırı, ahlaksız yazılar yazıp, bakın bunları Mevlana söylüyor diyerek, onu kötülüyor. Hatta daha da ileri giderek, ahlaksızlıkla suçluyorlar. Kerametle bunları bilen Hazret-i Mevlana, yazılarının değiştirileceğini anladığı için, Mesnevisini nazımla yazmıştır. Asıllarını değiştiremeyen düşmanları, tercümesi diyerek, ahlaksız hikayeler uydurmuşlardır. İncillerdeki ahlaksız hikayelerin çokluğunu, bizzat batılılar söylemektedir. Bu benzerlik, din büyüklerimize kimlerin iftira ettiğini açığa çıkarıyor. Bunların tuzağına düşenler, evliya zatlara dil uzatmayı marifet gibi göstermişlerdir. Mevlana hazretleri, 5 yaşında iken hafaza meleklerini, evliyanın ruhlarını ve sokaktaki cinleri görürdü. (Nefehat) Nakşibendi yolunun büyüklerinden Abdullah-i Dehlevi hazretleri, (Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar, Kur'an-ı kerim, Buhari'yi şerif ve Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sidir) buyurdu. Mevlana Celaleddin, evliyanın büyüklerinden ve Ehl-i sünnet âlimlerinden idi. (Mekatib-i şerife) Yani, evliyalık yolunun kemalatını bildiren kitapların en üstünü Mesnevi'dir. Evliyalık ve nübüvvet yollarının kemalatını ve inceliklerini bildirmekte ise, İmam-ı Rabbaninin Mektubat'ının eşi yoktur. Hazret-i Mevlana, ney çalmadı, dönmedi, yüksek sesle zikir bile etmedi. Nitekim Mesnevîde diyor ki: Pes zî cân kün, vasl-ı Canan-râ taleb Bî leb-ü gâm mîgû nâm-ı rab. Manası şudur: O halde, Canana kavuşmayı, cân-u gönülden iste Dudağını oynatmadan, Rabbinin ismini söyle. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Suizan ve suizanna sebep olmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir gelinimiz var. Odasına giriyor, kapıyı kilitliyor ve saatlerce çıkmıyor. Biz onun yanlış işler yaptığını düşünüyoruz. Böyle düşünmemiz günah mı? Onun böyle yapması uygun mu? CEVAP: Onun bir gerekçe göstermeden, töhmete sebep olması, doğru olmadığı gibi, sizin de şüphelenmeniz, onu töhmet altında bırakarak suçlamanız suizan olur. Töhmet, işlenildiği sanılan; fakat henüz aydınlanmamış olan suç demektir. Suizan, bir mümini kötü zannetmek, onun günah işlediğine inanmak demektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması, meyletmesi suizan olur. Mesela gelin odaya girince, (Acaba bu gelin uygun olmayan bir şey mi seyrediyor, karşı cinsle chatleşiyor mu?) diye sadece düşünmek suizan olmaz. Çünkü, insanın elinde olmadan, kalbine böyle bir düşünce gelebilir. Ama (Uygunsuz bir şey seyrediyordur, chatleşiyordur) diye zannetmek suizan olur. Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek, yani söz taşımak da, daha kötüdür. Zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur. Suizan kötüdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez.) [Buhari, Müslim] (Emir [âmir], mahiyetini töhmet altında bırakırsa, onları bozmuş olur.) [Taberani] (Suizan ettiğiniz zaman, gerçekten öyle mi diye araştırmayın.) [İbni Adiy] (Töhmete sebep olacak yerlerden kaçının!) [İ.Gazali] Müslümana suizan edilmez. Gayrimüslim zaten dinimizin emir ve yasaklarına muhatap değildir. Bu kâfir, galiba içki içiyor diye düşünmek, suizan olmaz. Dini bozanlara, bid'at ehline de, böyle hüsnü zan edilmez. Bunların yanlışlarını açıklamak da, gıybet olmaz, dinin emrini yerine getirmek olur. Müslümana suizan etmemek gerektiği gibi, başka Müslümanların da, bizim hakkımızda suizan etmelerine sebep olabilecek durumlardan sakınmak gerekir. İnsanları suizandan kurtarmak için, töhmete sebep olabilecek yerlerden uzak durmalıdır. Mesela, salih bir kimse, şişe ile evine bir şey getirirken şişeyi kapalı bir torba içine koymalıdır. Böyle yapmayıp da, bir gazete kağıdına sararak açıktan getirirse, suizanna sebep olabilir. "Acaba içki mi?" diyenler çıkabilir. Böyle, şüphe uyandıracak hareketlerden uzak durmalı, başkalarının kendi hakkında kötü düşünmelerine sebep olmamalı. Aksi takdirde, onların bu hareketlerine kendisi sebep olduğu için, işleyecekleri günaha ortak olur. Peygamber efendimiz, hanımı ile konuşurken, oradan geçenlere (Bu benim zevcemdir) buyurdu. Ya Resulallah, sizden de mi, şüphe edilir dediler. Buyurdu ki: (Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın kalbine şüphe sokar.) [Buhari] Bir kişi, bir kadınla şüphe uyandıracak şekilde konuşuyordu. Hazret-i Ömer, onun yanına varıp, öfkeli şekilde bakınca o kişi, (Bu benim hanımım) dedi. Hazret-i Ömer o zaman buyurdu ki: (Peki hanımın ise, ne diye üzerinize şüphe çekecek şekilde konuşuyorsunuz?) Bunlar da, Müslümanın, suizanna sebep olacak, töhmet altında bıraktıracak söz ve işlerden kaçması gerektiğini göstermektedir.
Sünnet ile farz arasında konuşmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sünnet ile farz veya farz ile sünnet arasında konuşmak, selam alıp vermek, duâ etmek, tesbih çekmek, Kur'an okumak, bid'at midir? Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse, camide, tesbihini alıp kelime-i tevhid veya salevat-ı şerife okusa veya konuşsa ne olur? CEVAP: Merakıl-felah'ın Tahtavi haşiyesinin tercümesi olan Nimet-i İslam kitabının (Nafile Namazlar) kısmında deniyor ki: (Farzla sünnet veya sünnetle farz arasında konuşmak sünneti iptal etmez. Ama sünnetin sevabını azaltır. Esah olan [tercih edilen] kavilde ise, sünneti iade etmek gerekir. Her türlü dua da konuşmak gibidir.) Aynı ifade Dürr-ül-muhtar'da da vardır: Esah olan kavil, sünnet kabul olmaz, önceki sünneti tekrar kılmak gerekir. Bu ifade Dürr-ül-muhtar'ın Arabi aslının 457, bazı baskılarında 711. sayfasındadır. Türkçe tercümesinin de 3. cild 40 ve 41. sayfasındadır. İbni Âbidin hazretleri, Dürr-ül-muhtar'ın ifadesini açıklarken, her türlü okumaların da bu hükme girdiğini bildirmektedir. Şu halde, sünnet ile farz arasında salâten tüncinâ veya başka dua, sure veya üç ihlas okumamalı. Hele bunu âdet haline getirmek bid'attir. İbadetlere ilave yapmak dini değiştirmek olur. Hadis-i şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor. Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibadet edilir. (Şunu da yapalım, ötekini de ilave edelim) demek, dinde reform olur. Asla caiz olmaz. Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iptal edeceği Bahr-ür-raık'ta da yazılıdır. Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse, camiye gelince, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan, kalbinden kelime-i tevhid okuyabilir veya tefekkür eder. Eğer kaza namazı varsa, kaza namazı kılar. Kur'an-ı kerim okunuyorsa dinler. Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak da, sünnet ile farz arasında bir şey okumak ve konuşmak gibi sünnetin sevabını yok eder. Netice: İbadetleri bildirildiği şekilde yapmalı. Hazine, bildirildiği şekilde yapmakta gizlidir. Bildirildiğinden az veya çok yapmak, hazineye kavuşamamak, mahrum kalmak demektir. Üstelik emri değiştirmemiz, hazineden mahrum olmamıza sebep olduğu gibi, bid'at işlememize veya küfre düşmemize de sebep olabilir. Maksat, emre itaat ve hazineye kavuşmak olduğuna göre, ibadetleri bildirildiği şekilde yapmalıdır. Mezhep imamlarımızın ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi ehli sünnet âlimlerinin yolunda olmayan, onları sevip onlarda fani olmayan, ilmen bilse bile, ibadetleri bildirildiği şekilde yapamaz. "Boşayacağım" demek Sual: Beyim, (Şu kadınla konuşursan seni boşayacağım) dese veya, (Haziran ayı gelince seni boşayacağım) dese, o kadınla konuşursam veya Haziran ayı gelirse, dinen boşamış olur mu? CEVAP: Hayır. Gelecek zaman şeklinde, yani yapacağım edeceğim gibi bir sözle, talâk [boşama] vâki olmaz. Eğer, (Falanca kadınla konuşursan boş ol) deseydi, siz de onunla konuşmuş olunca boşama gerçekleşirdi. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
30.04.2007
İmam-ı Gazali ve Musiki (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, İmam-ı Gazali'nin müziğe helal dediğini söyleyerek çalgı dinliyorlar. Acaba İmam-ı Gazali, Şafii mezhebinde olduğu için mi müziğe helal demiştir? CEVAP: Hayır, hiçbir İslam âlimi çalgıya mubah dememiştir. Bazı mütercimler, sima veya sema kelimesini müzik anlamı vererek tercüme ettiklerinden dolayı bu büyük hataya sebep olmuşlardır. Dört mezhepte de çalgı haramdır. Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima [teganni] denir. Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına denir. Gına haramdır. (Dürr-ül mearif) Çalgı ve kadın sesi, sima değil gınadır, haramdır. (Dürr-ül-mearif) Abdullah-i Dehlevi hazretleri buyurdu ki: Sima [güzel ses], evliyanın kalbindeki sıkıntıyı rahatlığa çevirir. Gafillerin sima dinlemesi, fıska yol açar. Hiçbir çalgı caiz değildir. (m. 85) İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Gıybet veya devamlı ipek giymek, yahut devamlı çalgı dinlemek gibi günahlara devam etmek kalbin kararmasına yol açar. (K. Saadet s. 580) İçki ve çalgı gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsine tövbe etmek gerekir. (İhya 4/65) Herkes dünyadaki işine göre haşr olunur. İçki içenler, sarhoş olarak, çalgıcı, çalgı çalarak haşr olunur. (Dürre-tül Fâhire fî-keşf-i ulûm-il-âhıre -Kıyamet ve Ahiret, s. 36) Çalgı dinleyenin veya ipek giyenin şahitliği kabul edilmez. (İhya 4/41) Davet edildiği yerde günah bir şey varsa, mesela ipek halı, duvarda canlı resimleri varsa, yahut çalgı çalınıyorsa, kadın erkek karışık ise böyle bir davete gidilmez. (K. Saadet s. 207) Ut ve saz çalmak haramdır. (K. Saadet s. 231) Çalgı aletlerinin imalinden kaçınmak, zulümden kaçınmak olur. (İhya 2/218) Fitne çıkmayacaksa kötü işler yapanlar tehdit edilebilir. Mesela, kötü biri, namuslu kadına tecavüze yelteniyorsa veya orada çalgı çalıyorsa, arada ırmak veya duvar gibi bir mani varsa, o kişiye, (Bu işten vazgeç, yoksa seni öldürürüm) diye tehdit edebilir. Öldürülmez ama tehdit edilir. (İhya 2/815) Kalbi Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerden birine bağlılığı olanın sima, tegannili sesleri dinlemesi, haram olup onun için öldürücü zehirdir. (K. Saadet s. 321) [Bu sözü delil gösteren cahiller, (çalgı kötülere haram, bizim gibi kalbi temizlere mubah) diyorlar. Halbuki burada çalgı denmiyor, çalgısız nağmeli ses deniyor. Çalgı herkese haramdır. Tasavvuf büyüklerinden Mahmud-i İncirfagnevi hazretleri buyurdu ki: (Yüksek sesle zikir yapabilmek için, kalbinde yalan ve gıybet bulunmamak, boğazından haram ve şüpheli şey geçmemiş olmak, gönlü riyada ve gösterişten temiz olmak lazımdır.) İşte, teganni, sima yalnız böyle kimselere faydalı olur. Fıkıh âlimleri de, teganninin, böyle olmayanlar için ve çalgının herkes için, haram olduğunu bildirmişlerdir.] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
.İmam-ı Gazali ve Musiki (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İmam-ı Gazali hazretlerinin sözlerini bildirmeye devam ediyoruz: İnsana zevk veren ahenkli nağmeler, gönüllerde saklı olan güzellik ve çirkinlikleri açığa çıkarır. Her kaptan içindeki sızar, sima eden kişinin içinde ne varsa dışına o sızar. Sima kalbe ulaşınca, kalbde galip olan ne ise, onu harekete geçirir. (İhya 2/675) Kalbinde haller hasıl olmayan, hasıl olsa da nefsi şehvetten kesilmemiş tasavvuf yolcularına güzel ses, nağme faydadan çok zarar verir. Ali Hallaç; Şeyh Ebu'l Kasım-ı Gürgani'nin talebesi idi. Sima için izin istedi. (Hiç bir şey yeme, sonra lezzetli yemekler yersin. O aç halinle simayı yemekten çok istiyorsan, sima yapman caizdir) buyurdu. Kalb hallerine kavuşmayan, yahut bazı hallere kavuşup henüz şehvetten kesilmemiş olan müritlere üstatları simayı yasaklamalıdır. (K. Saadet, s. 325) Simayı eğlence ve oyun şeklinde âdet etmek haramdır. Nitekim bazı küçük günahlar vardır ki, devam edilirse büyük günah olur. (K. Saadet s. 329) Ses dinlerken, ut, keman, ney, saz, kaval gibi hiçbir çalgı çalmamalıdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek haramdır. Hoş olduğu, hoşa gittiği için haram değildir. Bir kimse hoşa gitmeyecek şekilde rastgele çalsa da, ustalıkla çalmasa da yine haramdır. (K. Saadet s. 326) Kalbde helal olan şeyin sevgisi [mesela Allah sevgisi] varsa, sima [ilahi, kaside gibi nağmeli sesler] onu artırıyorsa o kimsenin teganni dinlemesi helal olur. Kalbinde, dinimizin yasak ettiği bir şey olanın teganni dinlemesi günah olur. (K. Saadet s. 322) Bayramlarda ve arada bir olursa [Hazret-i Âişe validemizin seyrettiği zenci cariyelerinki gibi] oyunlar, teganniler ve bunları seyretmek haram değildir. (K. Saadet s. 322) [Cariyelerin saçını başını açmaları günah olmadığı gibi nağmeli sesleri de haram değildir.] Düğünlerde kadınların tef çalıp teganni etmeleri mubahtır. (K. Saadet s. 323) Teganni, raks, tef çalmak, kılıç ve kalkan oyunları ve neşeli günlerde [kölelerin gösterdikleri] oyunları seyretmek mubahtır. (İhya 2/695) Bayram günü zenci cariyelerin oyunlarını Resul-i Ekrem kapı üzerinden Hazret-i Âişe'ye seyrettirmiş ve ikisi beraber bakmışlardır. (İhya 2/827) Kusurları, azapları bildiren [çalgısız] kasideleri, ilahileri dinleyerek üzülmek, ağlamak sevabdır. Kaza ve kaderi beğenmeyip, üzüntüsünü artıran kaside ise haramdır. (K. Saadet s. 324) Hacca gidenin, Kâbe, hac, Mekke, Medine şiirleri, ilahileri, kasideleri dinlemesi ve bunları güzel sesle okuyup para kazanması helaldir. (K. Saadet s. 323-324) Hacıları uğurlarken Kâbe, zemzem ve diğer mübarek makamları öven ve Arap çölünü anlatan şiirlerde, nefesli ve telli çalgılar yoksa, bunların hepsi caizdir. (İhya 2/690) Düşmanlarla savaşmayı ve Allah sevgisi uğruna canını feda etmeyi kuvvetlendiren kahramanlık şarkılarını [mehter marşlarını] dinlemek mubah olur. (K. Saadet s. 324) Düğün, ziyafet ve sefer dönüşü gibi sevinmek gereken yerlerde, bayram günlerinde nağmeli seslerle, teganni ile neşelenmek caizdir. (K. Saadet s. 324) Düğün ve benzeri yerlerde davul, tef çalmak haram değildir. Hacılar ve askerlerin davul, bando çalması caizdir. Ahlakı bozuk gençlerin davul çalması da haramdır. (K. Saadet s. 326) (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
02.05.2007İmam-ı Gazali ve Musiki (3)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İmam-ı Gazali hazretlerinin sözlerini bildirmeye bugün de devam ediyoruz: Çalgı âletleri üçe ayrılır: 1- Haram olanlar. Tambur, düdük, zurna gibi şarkıcılara eşlik eden âletlerdir. 2- Mekruh olanlar. Bunlar tek başına çalınmadığı halde şarkıcıyı coşturan kaval gibi âletlerdir. [Mekruh yalnız söylenince tahrimen mekruh, yani harama yakın olan mekruh anlaşılır.] 3- Mubah olanlar. Bunlar da, eğlence âleti değil de, boru ve harp davulu gibi haberleşme âletleri ile nikâh için çalınan tef gibi toplantıya çağırma ve herhangi bir hususu ilân etmek için kullanılan âletlerdir. (Mükaşefetü'l Kulub-Kalblerin Keşfi) Ut, sanc [zil], telli çalgılar, berbed ve benzeri Irak çalgılarının hepsi yasaktır. İçki içenlerin âdeti olmayan davul ve benzerleri, [düğünlerde] yasak değildir. (İhya c/685) İçki âlemlerinde kullanılan trampet, nefesli ve telli çalgılar haramdır. Bu çalgılar yasak, diğerleri ise mubahtır. Mubah olanlar tef, davul, şahin, kadib gibileridir. (İhya 2/701) Vezinli güzel ses haram değildir. Şayet kötü sözlerden meydana gelmişse, ister nağmeli okunsun, ister nağmesiz okunsun haramdır. (İhya 2/686) Kur'an-ı kerimi teganni ile okumak haramdır. (K. Saadet s. 333) [Tecvide uygun olarak teganni edilirse mahzuru olmaz.] Mescitlerde Kur'anı teganni ile okuyanları nehy etmek farzdır. (İhya 2/823) Resulullah efendimiz, Rebi' binti Muavviz'in evine geldi. Cariyeler tef çalıyor, şarkı söylüyorlardı. Onu görünce kesip, kasidelerle Resulullah'ı övmeye başladılar. [Buhari'nin rivayet ettiği gibi] (Susun, önceki söylediğinize devam edin) buyurdu. Çünkü onu övmek ibadettir. Oyun eğlence arasında ibadet olmaz. (K. Saadet s. 333) İmam-ı Gazali hazretlerine ait bu yazıların özeti şudur: 1- İçki içenlerin dinlediği nefesli çalgıları ve bütün telli çalgıları çalmak ve dinlemek haramdır. 2- Çalgıcının kazancı helal değildir, şahitliği kabul edilmez. 3- Belli zamanlarda [düğünlerde, bayramlarda] ve belli şartlarla [ibadete karıştırmamak, haram şeyler söylememek şartıyla] tef, davul, gibi çalgılar çalmak caizdir. Bunlara da diğer nefesli ve telli çalgıları karıştırmak caiz değildir. 4- Hacca gidecek olanın Kâbe, hac, Mekke, Medine şarkılarını dinlemesi, askerlerin cesaretlerini artırıcı savaş, kahramanlık şarkılarını, [mehter marşlarını] dinlemesi caizdir. Bayramlarda, düğünlerde, hac yolunda çalınması mubah olan çalgıları bile, her zaman dinlemeyi ve çalmayı âdet haline getirmek caiz değildir. 5- Müslümanların bayramlarda sevinmeleri, sevinçlerini göstermeleri caizdir. Bayramlarda tef ile söylenen şarkıyı dinlemek ve içinde kılıç-kalkan oyunu gibi oyunları seyretmek mubahtır. Bunları âdet haline getirmek, her zaman yapmak caiz değildir. 6- Kur'an-ı kerim okumak veya Resulullah'ı övmek [Mevlid] gibi ibadetlere tef dahil hiçbir çalgıyı karıştırmak caiz değildir, yasaktır. 7- Tasavvuf ehli zatların sema [ilahi, kaside gibi nağmeli insan sesi ve şiir] dinlemesi caizdir. Sema sırasında bunlara çalgı karıştırmak haramdır. Sema, henüz kalbi tam temizlenmemiş, kalb hallerine kavuşmamış müritlere yasaktır. ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
03.05.2007Kevseri ve Şah Veliyyullah
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaş, Zahid ül Kevseri'nin Şah Veliyyullah Dehlevi'yi tenkit ettiğini, bu bakımdan Kevseri'yi muhakkak okumak gerektiğini söylüyor. Bu iki âlim de muteber değil mi? CEVAP: Evet ikisi de muteberdir. Farklı reyleri olabilir. Bir âlimin ictihadı, öteki âlimin ictihadını nakzedemez, yani onu geçersiz hale getiremez. Mesela İmam-ı Şafii'nin İmam-ı a'zam hazretlerinden farklı çok ictihadı vardır. Bundan dolayı İmam-ı a'zam hazretlerini asla tenkit etmemiştir. Hanefilerle Şafiiler kavga etmiştir diye bazı mezhepsizler yalan yazıyorlar. Çünkü farklı ictihad rahmet olduğu gibi, aynı zamanda, yanlış ictihad eden âlim de, sevab alır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buhari] (Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyheki, Deylemi İ.Münavi, İbni Nasr] Rahmet olan ve sevab alınan bir hususta kavga edilmez. Zahid-ül-Kevseri: Kafkasyalıdır. 1951'de vefat etti. Zamanının tefsir, hadis ve fıkıh âlimi idi. Vehhabiliği reddeden Esseyf-üs-sakil kitabı ile Makalat'ı çok kıymetlidir. Her türlü sapık ve bozuk cereyanlara karşı idi. İttihatçılara âlet olan, din âlimi ve şeyh geçinen, fakat İslâmiyet'ten haberi olmayan kimselere şiddetle karşı çıktı. İttihatçıların haksız ithâmlarına uğradı. Tutuklanması için türlü oyunların tezgâhlandığını haber alması üzerine 1922'de Mısır'a gitti. İbni Teymiyye ve onun yolunda olan reformistlere karşı çıkardı. Bunun için mezhepsizler tarafından taassupla ithâm edilmişti. Hanefî olmasına rağmen, İmâm-ı Şâfiî'yi çok severdi. Şah Veliyyullahı Dehlevi: 1762'de vefat etti. Babası, Hazret-i Ömer, annesi Hazret-i Ali soyundandır. Tefsir, hadis, kelam, tasavvuf ve Hanefi fıkıh âlimi idi. Büyük veli, Mazher-i Can-ı Canan hazretleri buyurdu ki: (Şah Veliyyullah, derin hadis âlimidir. Marifet esrarının tahkikinde ve ilmin inceliklerini bildirmekte, yeni bir çığır açan doğru yolun âlimlerindendir.) Fevâid-ül-Behiyye kitabının sâhibi M. Abdülhay el-Lüknev ise şöyle der: Allahü teâlânın hücceti, hidâyete kavuşanların önderi, ümmetin dayanağı, ulemânın öncüsü, enbiyânın vârisi, sünnet-i seniyyenin ihya edicisi olan Şeyhülislâm Kutbüddîn Veliyyullah bin Abdürrahim Dehlevî, ilimde deryâ misâli, faziletli bir zâttır. Dört mezhebin hükümlerini delilleri ile biliyordu. Dört mezhebin imâm ve âlimlerinin yüksekliklerini, gayet iyi anlamıştı. Çok kitap yazdı. Şiilere karşı Kurretül ayneyn fi tafdili şeyhayn ve İzale-tül hafa an hilafetil-hulefa kitapları meşhurdur. Hemeat kitabında, tasavvufu övmektedir. Müctehidlerin başka bir müctehide uymalarını yasaklar, bizim gibi cahillerin ise, dört mezhepten birine uymak gerektiğini bildirip buyuruyor ki: Dört mezhebin kolaylıklarını toplamak, ancak, Kur'anda ve hadiste açık bildirilen nasslarla ve selef-i salihinin icmaı ile ve açık olan kıyas ile yasak edilmemişse yani nasslara, icma ve kıyasa aykırı değilse caiz olur. (İzale-tül-hafa) [Görüldüğü gibi, mezhepleri birleştirmeli demiyor. Kolaylıklarını almayı bile, şartlara bağlıyor.] Müctehid olmayanın hadis-i şeriften anladığı ile amel etmesi caiz değildir. Çünkü, hadis-i şeriflerin mensuh veya tevilli yahut muhkem olduğunu ayıramaz. (İkt-ül-ceyyid) ----- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
04.05.2007Öğüt aklın süsüdür
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (1) Ey oğul, artık ben kocadım. Zayıf ve azıksız olarak yol ağzına kadar geldim. Ölüm mektubunu elime verdiler. O mektup, sakalın ağarmasıdır. Şimdi ey oğul, tecrübelerle elde ettiğim birkaç öğüt sana yadigâr olsun. Bu öğütlere uyarak hareket edersen, her muradına erersin, zamanın elinden sille yemezsin. Çünkü baba şefkati, oğlunun azarlanmasını bile istemez. Öyleyse sen de kulağını bu öğütler için açık tut, sonra pişman olmayasın. Gençler kendi bilgilerini yaşlıların bilgisinden üstün görürler. Bunu bildiğim halde, sana yol göstermek için susarsam doğru olmaz. Bütün tecrübelerimi az ve öz olarak yazdım. Her şeyin azı ve özü faydalıdır. Değerli mal, değerli insana vermek için saklanır. Benim de en değerli şeyim bu öğütlerdir ve en değerli kimsem de sensin. Bu öğütleri hor görme, bu sözlerden hem hikmet, hem saltanat kokusu gelir. Çünkü bu sözler hem padişahların sözüdür, hem de hukemanın sözüdür. Öyleyse yaşlılığında başına bir iş gelirse sıkıntı çekmemek için, bu sözleri gençlik çağında öğren. Çünkü yaşlılar çok yaşadıkları için çok tecrübe elde ederler, sıkıntılı anlarda bunların faydası olur. Akıllı ol ve kendi soyunun itibarını iyi gözet, tâ ki, şerefsizlerden olmayasın. Akıllı ve kabiliyetlisin, ama öğüt de aklın süsüdür, benim vereceğim şeyle aklını süsle. Süslemezsen yine sen kaybedersin. Benim ölümüm yakındır, senin de yerime gelmen yakındır. Öyle çalış ki bu dünyada bir azık hazırlayasın, o yolda sana yardımcı olsun. Çünkü, (Dünya ahiretin tarlasıdır) buyurulmuştur. Kendini öyle ver ki, senin yerine başka biri ekmesin. Ölümsüz diyarı, bu ölümlü diyar ile değiştirmeye kalkma. İyiler aslana, kötüler ite benzer. Çünkü it bulursa bulduğu yerde yer; aslan ise kendi inine götürür, sonra yer. Bu şu demektir: İt nefsinin esiridir, bulduğunu burada yer, aslan zekidir, ne bulursa, ne avlarsa o öteki diyara götürür. Gayret et, senin de avın iyilik olsun, öteki diyarda lazım olur. İyilikten murat, ibadettir. Kul için ibadetten daha iyi av yoktur. Çünkü ibadet eden ateşe benzer. Ateş ne kadar alçak yerde yansa da, alevi yükselir. İbadet etmeyenler de, suya benzer, su ne kadar yukarı akıtılsa da, aşağı düşer, göklere yükselmez. Boynumuzun borcu olan ibadet ateşini öyle kuvvetli yak ki, alevi göklere yükselsin. Allahü teâlânın emrine uygun şükredersen, azı çok yerine geçer. Allahü teâlâ da çok değil, sadece beş türlü ibadet emretti. Çok olsa idi yapmaktan âciz kalırdık. Bunlardan biri Allah'ın birliğini ve Muhammed aleyhisselamın peygamberliğini dil ile söylemek ve kalb ile tasdik etmektir. Diğeri namaz ve oruçtur. Zenginlere farz olan hac ve zekat da vardır. Kelime-i şehadet, batıllardan Allahü teâlâya sığınmaktır. Namaz o kabullenişin hakikatini kulluğunda uygulamaktır. Oruç, o kabullenişin ve kulluğun hakikatini Allah'a bildirmektir. Mademki Allah'ın kuluyuz, öyleyse o kullukta sağlam durmak gerektir. Namaz ve oruç Allahü teâlânın has nimetidir, onları has kullarına nasip kılmıştır. Kötü kimseler bu nimetlerden uzak kalır. Eğer bu iki nimette kusur edersen seçkinlerden olamazsın, ayak takımından olursun. Zekatını severek ver. Zekat malın kiridir. Kirli malla iş yaparsan temiz işlerin de kirlenir. Ömürde bir kere hac yap. Hac, günahları temizler. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
05.05.2007Tevazu eden yükselir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (2) Namazda maddi faydalar da vardır. Her şeyden önce, namaz kılanın bedeni ve elbisesi devamlı temizdir. Namaz kılan kişi büyüklenmez, çünkü namazın aslı tevazudur. Kendini tevazuya alıştırırsan, bedenin de sana uyar, tevazu kazanır. Sen tevazuyu gözetince, Allahü teâlâ makamını yüceltir. Ramazan orucunu tut. Yılda bir ay olan kulluğu yapmayan namert olur, aklı olan namertliği kendine reva görmez. Kadı gibi şehrin ileri gelenleri ne zaman oruç tutarlarsa, sen de o zaman tut. Cahillerin sözüne uyarak, bir gün önce tutarak fitneye sebep olma. Oruçla kulun ağzı mühürlenir. Sen bu mührü bütün bedenine, diline, gözüne, ayağına, eteğine de vurmalısın ki oruç senden razı olsun. Şahsiyetini ana babanın verdiği adla değil de, kendi gayretinle kazanmaya çalış. Çünkü anan ve baban sana Ahmet, Mehmet gibi bir ad verdi. Oysa senin kazandığın ad, ya âlim, ya hâkim, ya doktor, ya öğretmen veya sanatkâr olacaktır. Bu adlar halk arasında makbul olduğunu gösterir. Tatlı dille konuşmayı alışkanlık haline getir. (Dili tatlı olanın dostları çok olur) demişlerdir. Ne kadar tatlı söylersen söyle, sözün yerini bilmedikçe söyleme. Çünkü yerinde söylenmeyen söz, tatlı ve güzel de olsa acı ve çirkin görünür. Sıkıntıya düşeceğin sözü söyleme. Güzel söz söyleyen güzel cevap işitir. İstediğini söyleyen istemediğini işitir. (Kötü söz insanı dinden, tatlı dil yılanı ininden çıkarır) derler. Birine gelen belaya sevinmezsen, sana gelen belaya da kimse sevinmez. Senden zayıf olana zulmetme, böylece sen de, senden kuvvetli olanlardan zulüm görmezsin. Çorak yere tohum eken ürün alamaz. Nanköre iyilik eden, çorak toprağa tohum eken gibidir, fayda görmediği gibi zarar da görebilir. Fakat iyiliği, lâyık olandan esirgeme. Elinden iyilik etmek gelmezse, bari halkı iyiliğe yönelt. Çünkü (Eddâllü alel-hayri kefâilihî), yani (Hayra yönlendiren, o hayrı işlemiş gibi olur) buyurmuşlardır. Yaptığın iyilikten dolayı pişman olma ve kötülükten çok sakın. Çünkü iyiliğin ve kötülüğün karşılığı ölmeden sana erişir. İyilik ettiğin kişinin gönlü ne kadar rahat olursa, senin de gönlüne o kadar rahat erer. Kötülük ettiğin kişinin gönlüne ne kadar sıkıntı gelirse, senin de gönlüne o kadar sıkıntı gelir, belki de sen daha çok sıkıntı çekersin. İkiyüzlü olma, buğday gösterip arpa satma, halka kendini iyi gösterip gizlice kötü işler yapma, bu riya nişanıdır. Riyadan çok sakın. İnsan iki hâl üzeredir: Sevinç ve keder. İster kederli, ister sevinçli ol, kederini ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzülünce, o da seninle birlikte üzülsün, sevinince, o da seninle birlikte sevinsin. İyiliğe ve kötülüğe çabuk sevinme ve üzülme, bu çocukların işidir. Olmayacak şey için kendinden geçme, yani olur olmaz şey için kendi durumunu değiştirme. Çünkü akıllı kişiler, olur olmaz şey için kendilerinden geçmezler ve değme yel ile deprenmezler. Sevinçli iken bir musibet gelince kederlenme, refaha kavuşunca da hemen sevinme. Akıllı kişiler bunları hoş görmezler. Her yokuşun bir inişi, her zorluğun bir ferahlığı vardır. Sevinmenin sonunda bir üzüntü, üzülmenin sonunda bir sevinç vardır... > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
06.05.2007Ruhsatlardan faydalanmalı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ruhsat adı altında, Müslümanlara her kolaylığı söylemek doğru mudur? Mesela "Fakirin kurban kesmesi adak olmaz" diyerek fakirin kestiği nafile kurbandan yedirmek, "Büyük baş hayvana ortak olarak girebilir" demek uygun olur mu? Ruhsatlardan faydalanmayı teşvik etmek caiz midir? CEVAP: Evet caizdir ve çok iyidir. Dinimizde, bir hususta iki kavil varsa, gerektiğinde kolay olanını tercih etmek de, dinin emrine uymak olur. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalı! Allahü teâlâ, insanlara güç gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratıldı) buyuruyor. Bir âyet-i kerime meali: (Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.) [Bekara 185] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: ([Dine uyarak] Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin!) [Buhari] (Hak teâlâ, emrettiği şeyler gibi, ruhsat verdiği şeyleri yapmanızı da sever.) [Beyheki] (Allahü teâlânın size verdiği kolaylık ve ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari] (Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat Dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani] İki ayrı kavilden bazıları: 1- Fakir, kurban bayramında, kurban keserse adak olur, etinden yiyemez. Başka bir kavilde ise, fakir, kurban bayramında kurban keserse, kestiği hayvan nafile olur, etinden yer. Şimdi bu fakire, (Sen onun etinden yiyemezsin, keseceğin adak olacağı için büyükbaş hayvana da ortak olamazsın) diye ısrar etmek, öteki kavli hiçe saymak olur, zorluk çıkarmak olur. 2- Kurban kesmede iki kavil vardır. Evin, dükkanın, atölyenin, kamyonun bir yıllık kirası, ne kadar çok olursa olsun, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş ve ücret, aylık ihtiyacını ve borçlarını karşılamayan kimse, İmam-ı a'zamla imam-ı Ebu Yusuf'a göre zengin sayılır. Kurban kesmesi gerekir. Ama imam-ı Muhammed'e göre fakirdir, kurban kesmesi gerekmez. İkinci kavli tercih ederek kurban kesmeyen günaha girmez. (İbni Abidin) 3- İmam-ı a'zama göre, karı koca birbirine zekat veremez. İmameyn'e göre ise, fakir kocaya, hanımı zekat verebilir. İlla öteki kavli ileri sürmek uygun olmaz. 4- Oyuncak bebek ve oyuncak hayvanlar, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir. İmam-ı Ebu Yusuf'a göre caizdir. Bu kavilden istifade ederek, oyuncak bebek ve hayvan alıp satmak, oynamak caiz olur. İlla öteki âlimlere uymayı istemekte diretmek doğru değildir. 5- Kolonya, parfüm, tentürdiyot gibi alkol karışımları necistir. Başka bir kavilde ise affedildi, yani necis değildir. Yarasına tentürdiyot sürüp namaz kılana namazın sahih değil denmez. 6- Maliki'de necaset namaza mani değildir. Unutup, günlerce necis elbise ile namaz kılan, sonra bunu görüp, bu namazları Maliki'ye göre kıldım dese, sahih olur. İdrar veya yel kaçırmak gibi bir özrü olan, Maliki'yi taklit ederse, özrü abdestini bozmaz. Bunun gibi, kendi mezhebine göre caiz olmayan, ama başka bir mezhepte caiz olan şeyi, ihtiyaç halinde taklit caiz olur. 7- Sütkardeşle evlenilmez. Evlendiği kızın sütkardeş olduğu ortaya çıksa; ama bir iki kere emdiği tespit edilse, Şafii mezhebi taklit edilerek, evliliklerine devam edebilirler. Ayrılmaları gerekir denmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
07.05.2007Kasetten Kur'an okumak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cep telefonuna veya kasete Yasin-i şerif kaydetsek, mezarlığa gidip de, dedeme veya başka ölülere dinletsem sevap olur mu? CEVAP: Hiç sevap olmadığı gibi, ayrıca bid'at ve büyük günah olur. Radyo, TV ve hoparlörle, faydalı yayınlar yapmak sevaptır. Fakat, ibadetleri [Kur'anı, ezanı, namazı] hoparlörle yapmak caiz olmaz. Hoparlörden çıkan sese kıraat [Kur'an okumak] denmez, çınlamak denir. (Elmalı tefsiri) Sesli ve hafif okumak Sual: Yalnız namaz kılarken, okuduğumuz âyetleri, yanımızdakiler de işitirse, mekruh olur mu? CEVAP: Kendi işitecek kadar, sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanındakilerin de, işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Namazı yalnız kılan, kendi işiteceği sesle okur. Yanındaki bir iki kişinin, işitmesinin zararı olmaz. Diğerleri de, duyacak kadar olursa, mekruh olur. Hafif sesle okuyanı, bir iki kişinin işitmesi, mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. (Bezzaziyye) Nafile ibadet bozulunca Sual: Bir kadın, nafile namaza veya nafile oruca başladıktan bir müddet sonra, hayz görse, hayzı bitince, elinde olmayan semavi bir sebepten dolayı, namaz ve orucu bozulduğu için, bunları temizlenince kaza etmesi gerekir mi? CEVAP: Evet gerekir; yani bu nafile namazla, nafile orucu, kaza etmek vaciptir. Eğer, farz oruca niyet ettikten sonra, hayz görürse, bu orucu kaza eder. Ama farz namaza niyet ettikten sonra hayız başlasa, namazı kaza etmez. Çünkü namaz affedilmiştir. (Redd-ül-muhtar) Fıkıh ilmi Sual: Fıkıh öğrenmek, Kur'an meali öğrenmekten daha sevap mı olur? CEVAP: Fıkıh hayatın can damarıdır. Müslümanın fıkıhsız hayatı olmaz. İmam-ı a'zam hazretleri fıkıh için (lehine ve aleyhine olanı bilmektir) diyor. Kârını zararını bilmeden iş yapana deli denir. Dinde de kârını zararını bilmemek felakettir. Fıkıh bilmeden ibadet yapılamaz, iman da korunamaz. Piyasadaki mealler birbirini tutmaz. En doğru olan mealden bile fıkıh öğrenilmez. Mesela, Kur'an-ı kerimde, (Namaz kılın) buyurulur ama nasıl namaz kılınacağı, namazın farzları, namazı bozanlar gibi hususları Kur'an-ı kerimde bulamayız. Kur'an-ı kerimi Peygamber efendimiz, hadis-i şerifler ile açıklamıştır. Hadis-i şerifleri de İslam âlimleri açıklamıştır. Bunun için Kur'an-ı kerimin hakiki manasını anlamak, öğrenmek isteyen bir kimse de, meal değil, İslam âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır. Bu kitapların hepsi, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmıştır. Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Bize, tefsir kitaplarına göre amel etmek emredilmedi. Fıkıh kitaplarına tâbi olmamız emredildi. (Berika) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
08.05.2007Namaz her kötülüğün ilacıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir komşum var, karşı cinse değil, kendi cinsine ilgi duyuyor. Düşünce olarak da, kafasından hiç çıkmadığını söylüyor. Bu kötü huydan çok rahatsız. Bana "Bundan nasıl kurtulabilirim? Bir çaresi yok mu?" diye sordu. Bundan kurtulmanın bir yolu var mı? CEVAP: Tedavisi olmayan dert ve hastalık yoktur. Bilinmiyordur o ayrı bir şey. Her hastalığın çaresi olduğunu, kâinatı yoktan var eden Allahü teâlâ tarafından, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimiz haber veriyor. Buyuruyor ki: (Allahü teâlâ, devasını, çaresini vermediği hastalık, dert yaratmadı. Bilen bildi, bilmeyen bilmedi. Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberani] (Her derdin devası vardır. İlacı kullanıldığında Allahü teâlâ şifasını verir.) [Buhari, Müslim] (Ey Allah'ın kulları, tedavi olun. Allahü teâlâ, ilacını, devasını vermediği hiçbir hastalık yaratmadı. İhtiyarlık bundan müstesnadır.) [Ebu Ya'la, İbni Hibban] İçki, zina, hırsızlık, eşcinsellik gibi her türlü günahın tek ilacı vardır. Bu ilaç Kur'an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. Bu ilacı kullanan her Müslüman, alışkanlık haline gelen, bağımlısı olduğu büyük günahlardan mutlaka kurtulur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan esrar, içki, zina, livata, eşcinsellik gibi her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45] Bir genç, namaz kılar ve her türlü kötülüğü de yapardı. Bu gencin durumu Resulullaha bildirilince, (Bir gün namaz, onu diğer günahları işlemekten alıkoyar) buyurdu. Aradan çok zaman geçmedi. O genç günahlarına tövbe etti, iyi hâl sahibi oldu. Beş vakit namazı mutlaka kılmalı. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Her hastalığın, her derdin şifası vardır, kalbin şifası ise, zikirdir, Allahü teâlâyı anmaktır.) [Deylemi] Zikrin yani Allahü teâlâyı anmanın başında, namaz gelir. Bir âyet-i kerime meali: (Namaz, her türlü kötülükten, alıkoyar. Çünkü zikrullah [namaz kılmak] elbette en büyüktür. [En büyük ibadettir]) [Ankebut 45] (Zikrullah, namazdır. Namaz diğer ibadetlerden daha büyüktür.) (Beydavi tefsiri) (Onlar ayakta, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler.) [Al-i İmran 191] (Namazı, gücü yeten ayakta kılar, ayakta kılmaktan aciz olan oturarak kılar, bundan da aciz olan, yatarak ima ile kılar demektir.) (Bahr-ür-raık) Eğer namaz, kötülükten alıkoymuyorsa, doğru kılınmıyor demektir. Bir hadis-i şerif meali: (Bir kişinin namazı, onu kötülüklerden alıkoyamıyorsa, [namazın şartlarına riayet etmeyip doğru kılmadığı için] Allah'tan uzaklığı artar.) [Taberani] Böyle bozuk namaz kılacağına, hiç kılma dememeli, böyle kılacağına, doğru kıl demelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır. Şartlarına tam riayet edemeyen de, namaza devam etmelidir. Namazı doğru kılabilmek için önce itikadın düzgün olması şarttır. Daha sonra diğer şartlar gelir. Bu şartlara riayet eden, mutlaka her türlü kötülüğü bırakır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
09.05.2007Kimlere selam verilmez?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimlere selam verilmez? CEVAP: Şunlara yalnız o halde iken selam verilmez: 1- Namazda olana, 2- Hutbe okuyana ve hutbeyi dinleyene, 3- Kur'an-ı kerim okuyana ve dinleyene, 4- Vaaz edene ve dinleyene, 5- Fıkıh dersi çalışana, 6- Din dersi verene ve din dersi ile meşgul olanlara, 7- Eşi ile meşgul olana, 8- Avret yeri açık olana, 9- Abdest bozmakta olana, 10- Yemek yemekte olana. Baştan ikisi hariç, diğerlerine selam verilirse, alma mecburiyeti yoksa da, selamı almaları iyi olur. Şunlara da, her zaman selam verilmez: 1- Yabancı kızlara ve genç kadınlara, 2- Kumarbaza ve her oyunu oynayana, 3- İçki içenlere, 4- Gıybet edenlere, 5- Çalgıcılara, 6- Fasıklara [Açıktan günah işleyenlere], 7- Yabancı kadınlara [şehvetle] bakanlara selam verilmez. Selam verilmesi caiz olmayan bu kimseler selam verirlerse, selamları alınır, gerekince, işimiz düşünce veya karşılaşınca, fitne çıkmaması için selam verilir. Gayrimüslimlere, ancak iş düştüğü zaman selam verilebilir ve selamları alınır. Bid'at ehline de, ihtiyaç halinde selam verilir. Zengine, zengin olduğu için selam vermek caiz değildir. Dilencinin, dilenirken verdiği selamı almak gerekmez. Husuf Küsuf namazı Sual: Küsuf ve husuf namazları nedir, nasıl kılınır? CEVAP: Bu iki namaz nafile namazdır. Küsuf namazı güneş tutulunca, Husuf namazı ise ay tutulduğu zaman kılınır. Küsuf Namazı: Güneş tutulduğu zaman, Cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en az iki rekat namaz kıldırır. Kıraati gizli veya açıktan okur. Kıraatte uzun sure okumak iyidir. Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya cemaate karşı oturarak dua eder. Böyle bir imam bulunmazsa, bu namazı herkes, kendi evinde tek başına da kılabilir. Sahrada da kılınabilir. Küsuf namazında İmam-ı a'zama, İmam-ı Malik'e ve İmam-ı Ahmed'e göre, hutbe okunmaz. İmam-ı Şafii'ye göre, namazdan sonra hutbe okunması müstehabdır. Husuf Namazı: Ay tutulduğu zaman, herkes kendi evinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, kıraati gizli veya açıktan okuyarak iki veya dört rekat namaz kılması iyi olur. Bu namazın camide cemaatle kılınması da, caizdir. Bu namaz, iki rekat kılınırsa sabahın sünneti gibi, dört rekat kılınırsa ikindinin sünneti gibi kılınır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her dine, her inanca saygılı olmalı deniyor. Ben falanca kâfirin inancına saygı duyarım deniyor. Böyle demek uygun mudur? CEVAP: Akaid kitaplarında deniyor ki: Tazim edilmesi [saygı duyulması] emredilen bir şeyi tahkir etmek [aşağılamak] ve tahkir edilmesi emredilen bir şeyi tazim etmek küfürdür. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İmanın temeli, Müslümanları yani Allah'ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah'ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ. Ahmed] Tahkir edilmesi ve buğz edilmesi emredilen bir şeye saygı göstermek, doğru olmaz. Saygı göstermek, onu yüceltmek anlamına gelir. Müslüman elbette kimseye kötülük etmez, kimseye zor ile kendi inancını kabul ettirmeye çalışmaz. Dost düşman, kimse ile münakaşa etmez. Herkese karşı güler yüzlü ve tatlı sözlü olur. Fakat, saygı göstermek ayrıdır, iyi geçinmek, kalbini incitmemek ayrıdır. Bu ikisini karıştırmamalıdır. Sohbetin üstünlüğü Sual: Eshabın hepsi bütün evliyadan niçin üstündür? CEVAP: Peygamber efendimizi Müslüman olarak görmek şerefi, bütün faziletlerden üstün olduğu için, Eshab-ı kiram herkesten üstün olmuştur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Tabiinin en üstünü Veysel Karani hazretleri, bu üstünlüğüne rağmen, Eshab-ı kiramın en aşağısının derecesine yetişemedi. Hiçbir üstünlük, sohbetin üstünlüğü kadar olamaz. Çünkü, sohbete kavuşanların [Eshab-ı kiramın] imanları, sohbetin bereketi ve vahyin bereketi sayesinde, görmüş gibi kuvvetli oldu. Sonra gelenlerden hiçbir kimsenin imanı, bu kadar yüksek olmamıştır. (1/59) Affedilmeyen günah var mı? Sual: Birisi, içki, kumar, faiz, zina ve livata gibi hemen her büyük günahı işlemiş. Tövbe edip, bunların hepsini bırakmış ama; Allah beni kesinlikle affetmez diyor. Allah hangi günahları affetmez? CEVAP: Allahü teâlâ, tövbe edilen her günahı affeder. Affetmediği tek günah yoktur. Müşrikleri, kâfirleri bile, tövbe edince affediyor. İki hadis-i şerif şu mealdedir: (Hak teâlâ buyurdu ki: Ey Âdemoğlu, dua edip, benden af dilersen, günahların ne kadar çok, ne kadar büyük olursa olsun, hiçbirine bakmadan seni affederim. Göklere ulaşacak kadar günah işlesen; ama rahmetimden ümidini kesmeyip, mağfiret dilersen, seni affederim.) [Tirmizi] (Tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace] Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Ey günahı çok olan kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah bütün günahları affeder. O sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifler gösteriyor ki, şartlarına uygun tövbe edince her günah affolur. Hep aynı duayı okumak Sual: Namazdan sonra, hep aynı duayı okumak mekruh mudur? CEVAP: Şuurla, uyanık kalb ile okunursa, hep aynı dua olsa da mekruh olmaz. Bir duayı ezberleyip, şiir okur gibi okumak mekruhtur. Yani ezberlenen şeyi papağan gibi tekrar etmek mekruhtur. Ama ne istediğini bilerek aynı şeyleri istemek mekruh olmaz.
11.05.2007 Nasip ummadığın yerden gelir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (1) Ummadığın bir yerden ümidini temelli kesme ve bir şey umduğun yerden de sakın çok ümitli olma. Çünkü genelde nasip, umduğu yerden değil, ummadığı yerden gelir. İyiye iyi, kötüye kötü de, hakkı inkâr etme. Yani sevmediğin bir kişi bile, bir şeye iyi diyorsa, o şey gerçekten de iyi ise, ona sakın kötü deme. Kötü derlerse, sen de kötü olduğunu biliyorsan; ona iyi deme. Hakkı kabul etmenin, hakkı inkâr etmekten iyi olduğunu unutma. Öfkelenme. Biri sana öfkelenip sert söylerse sen ona yumuşaklıkla cevap ver. Ama ahmaklara susmaktan başka çare yoktur. Nitekim (Ve ma cevab-ül ahmak-ı illes-sükut), yani (Ahmağa verilecek en güzel cevap ancak susmaktır) demişlerdir. Senin üzerinde emeği olanın emeğini boşa çıkarma. Eğer o emeğin karşılığını ödemiyorsan bari nankör olma. Senin için emek çeken düşmanın ise, ona da elinden gelen her iyiliği, ihsanı yap. Çünkü insan ihsanın kuludur. Bazı iyi işler vardır, onları âdet edinen hem halk katında, hem de Hak katında itibar görür. Bunlar, ilim, edeb, tevazu, zühd, doğruluk, iffet, kimseyi incitmemek ve halka kolaylık göstermektir. Bunların hepsinin sermayesi hayâdır. Nitekim Peygamber efendimiz, (El hayâ-ü minel iman) yani (Haya, imandandır) buyuruyor. Haya varsa iman da var. İman varsa, o iyi işlerin hepsi de hâsıl olur. Cahili, beceriksizi, insan yerine sayma, bunlarla beraber oturma, hele kendini âlim sayan cahilden, aslandan kaçar gibi kaç. Cahille sohbet etme, iyilerle sohbet et. Çünkü, iyilerin sohbeti yüzünden senin adın da iyi olur. Şırlağan susam yağıdır, ne zaman gülle sohbet eder, hemhâl olur, artık ona susam yağı demezler, gül yağı derler, menekşeyle hemhâl olursa menekşe yağıdır derler. Gül ve menekşe gibi güzel çiçeklerin hassaları, rayihaları yüzünden, onlarla kırk gün düşüp kalkınca, susamın adı unutuldu, gül ve menekşe ile anılır oldu. Hatta bu durumu hiç bilmeyen onu gül yağı menekşe yağı sandı. Onun için Peygamber efendimiz, (Bir kavimle kırk gün düşüp kalkan, onlardan olur) ve (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir) buyurdu. Demek ki iyilerle veya kötülerle beraber olan onlar gibi olur. Sana yapılan iyilikleri asla unutma. Senden bir şey bekleyene, sitemle "Benden bir şeyler umuyorsun galiba" diyerek başına kakma; çünkü senden bir şey bekleyene sitem etmek "ben de bir menfaat bekliyorum" demek olur ki, bu da himmetsizliktir. İyi huyu ve iyi kişiliği meslek edin, kötü huylardan uzak ol. Kimseye zararın, azarın ve nazarın değmesin. Zarar verici olmak iyi değildir; çünkü zarardan eksiklik doğar, eksiklikten ise şerefsizlik. Öyleyse halk içinde şerefsiz olmak iyi değildir. Seni akıllı kişiler övsün, cahil kişiler övmesin. Çünkü akıllılar ileri gelenlerdir, cahiller ayak takımıdır. Bu iki grup birbirinin zıddıdır. Akıllının bilgilice işini cahil beğenmez, cahilin bilgisizce işini akıllı zaten beğenmez. Çünkü akıllı olan kendi mizacına uygun olarak bilgilice iş görür, seni onun için beğenir; cahil de kendi mizacına uygun olarak iş görür, seni onun için över. Cahilin övdüğü işten sakınmak gerek, tâ ki akıllıların eğlencesi olmayasın; çünkü sıradan kişilerin katında övülen insan, ileri gelenlere maskara olur. Kimseyi incitme. Birisi seni incitse de, sen onu incitme ki, büyüklüğün nişanı budur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Faydalı öğüt yalnızken verilir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (2) Tecrübeli, şefkatli dostların sana öğüt verirlerse, öğütlerine kulak ver. Öğüt veren böylesi dostların yanına yalnız olarak git ve öğütlerinden nasibini al. Çünkü faydalı öğüt yalnızken verilir, halk arasında verilen öğüt kulağa girmez olur, hem de sitem gibi olur. Bir konuda bilgin tam olsa da bilginle gururlanma. Ne zaman sana bir iş düşse, iyice bilsen ki sen o işi başarabilirsin, buna güvenme, bir akıllı kişiye danışmadıkça o işe başlama. Kendi görüşünü beğenenlerden olma. Bir bilene akıl danışmayı ayıp sanma, "Doğru görüş benim görüşümdür, başkası bana elverişli olanı ne bilir" deme, kendi bildiğine gitme. Çünkü kendi görüşüyle iş tutan kişi, pişman olur. Akıllı yaşlılarla ve şefkatli insanlarla yani o işin ehli ile istişare et, sonra o işe el at. Nasıl bir gözle görmek, iki gözle görmek gibi olmazsa, iki kişinin görüşü de bir kişinin görüşü gibi değildir. Ehli olan çok kişi ile istişare daha iyidir. Bir doktor hastalansa kendi kendini ameliyat edebilir mi? İhtiyaç sahibi birisi senin yanına gelecek olsa, onun için çalış, çabala; emeğini ondan esirgeme. Bu, düşmanın veya seni çekemeyen biri olsa da, farklı davranma. Ola ki o düşmanlık dostluğa dönüşe. Sözden anlayan kişiler sana gelecek olsalar, onlara hürmet et ve iyi davran. Çünkü onların sana gelmeleri seni ağırladıkları yani sana kıymet verdikleri içindir. Sen de onları ağırlarsan yani onlara kıymet verirsen, bu kez sana gelmeye daha istekli olurlar. Şahsiyetsiz kişinin yanına, kimse gelmek istemez. Doğru konuş, sakın yalan söyleme ve yalana benzeyen gerçeği de söyleme. Çünkü bir gerçek ki yalana benzer, o da yalan olmuş olur. Hep sözünün doğruluğuyla tanınmış biri olarak bilinmeye çalış. Sözü yerine uygun olarak söyle, uygunsuz söz söyleme. Çünkü beğenilen sözün hem söyleyene yararı var, hem de işitene. Uygunsuz sözün zararı ise, söyleyene de, işitene de olur. Sözünün başına ve sonuna dikkat et. Birisine bir şey söyleyecek olursan yüzüne karşı söyle, arkasından konuşma. Böylece sözü bilerek söyleyenlerden olursun. Çünkü lafını bilmeden konuşan kişi, açık ve anlaşılır konuşan papağana benzer. Papağan sarf ettiği sözden habersizdir. Papağan gibi olanlara, "konuşur ama konuşmasını bilir" demezler. Öyleyse konuşan ve konuşmasını bilen odur ki, konuştuğu zaman kim olursa olsun ondan bir şey anlayabilmeli. Böyle olmayana insan demezler, çünkü böyleleri insan suretinde hayvandır. Söz yüce bir şeydir, sen de sözü yüce bil. Çünkü söz en yüksek yerden gelmiştir, onun için azizdir. Bu aziz sözün yerini bulunca bildiğinden sakınma. Ve yeri değilse sözü harcama, tâ ki sözün zayıf olmasın, aklına ve bilgine zarar gelmesin. Yok yere, anlamsız iddiada bulunma. Bir ilimden habersizsen, o ilimle ilgili iddiayı bırak. Dilediğini, o bilmediğin ilimle elde edemezsin, ama bildiğin ilimle ne gerekirse elde edersin. Sana faydası veya zararı olmayan sırrı öğrenmeye heveslenme ve sırrını kimseye söyleme. Birkaç kişi bir yere toplanıp otursa, orada biriyle fısıldaşma. İyi dahi konuşsan halk kötüye yorar: "Kim bilir ne uygunsuz söz ki, fısıltıyla söylüyor" der. Çünkü halkın birbirine olan şüphesi kötüdür, öyleyse sözü açık söyle, ama ne söylersen kendi değerince söyle, kendinden büyük söyleme... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İbadetlerimi Peygamberimizin hareketlerine göre düzeltmek istiyorum. Namaz kılarken Hazret-i Ebu Bekir'e uyduğu zaman, imam arkasında Fatiha okumuş muydu? Okumuşsa, bizim de okumamız lazım olduğu için soruyorum. Bunun gibi, Peygamberimiz kadına dokununca veya cildinden kan çıkınca abdest almış mıdır? CEVAP: Bu sual birkaç yönden yanlıştır: 1- Dinimizde dört delil vardır. İkisini inkâr etmek, bir hak mezhebe bağlanmamak dalalettir. Mezhebimizin hükmü nedir diye sual edilmesi gerekirdi. 2- Resulullahın statüsü, konumu farklıdır. Ona farz olan, bize farz olmayabilir. Mesela teheccüd namazı ona farz, bize nafiledir. Ona haram olan şeyler bize caiz olabilir. Mesela şiir yazmak, şiir söylemek, soğan sarımsak yemek Resulullaha caiz değil idi. Bize caizdir. Demek ki, Onun yapmadığı ölçü değil, bize izin verip vermediği ölçüdür. Ona caiz olan bazı şeyler, bize caiz olmayabilir. Mesela Resulullah efendimiz, boşadığı kadınla evlenmesi caiz idi. Bize caiz değildir. Bir kimse ölünce, hanımı başkası ile evlenebilir. Ama Resulullahın hanımları başkası ile evlenemez. Çünkü onlar müminlerin anneleridir. Demek ki Resulullah efendimizin bizzat yapıp yapmadığı değil, bize yapın veya yapmayın dediği ölçü olur. Bunu da biz bilemeyiz ancak müctehid âlimler bilir. Onun için herkes, mezhebinin hükmü ile amel eder. (Resulullah böyle yaptı veya yapmadı) diyerek kendi kafasına göre hüküm veremez. Hazret-i Ebu Bekir'e şükretmek Sual: (Ebu Bekir'i sevmek ve ona şükretmek her mümine şarttır) anlamında bir hadis var. Şükür sadece Allah'a olmaz mı? CEVAP: Şükür, teşekkür etmek demektir. Bir iyilik edene memnuniyetini, minnetini bildirmek demektir. İyilik edene bu hissi göstermek ve onu övmektir. Arapça'da şükran denir. Teşekkür ederim demektir. İnsanlara da şükredilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanlara şükretmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) [Tirmizi, İ. Ahmed] (Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur. İyiliği gizleyen nankörlük etmiş olur.) [Ebu Davud] "Seni Allah gönderdi" Sual: Bir kimse, önemli bir iş için birinin yanına gelince, öteki memnuniyetinden, (Seni Allah gönderdi) diyor. Önemli bir söz söyleyince de, (Sana bunu Allah söyletti) diyor. Böyle söylemek küfür müdür? CEVAP: Hayır. Bizi yürüten, gönderen, konuşturan, yaşatan, öldüren, her şeyimizi yapan Allahü teâlâdır. Asıl bunu inkâr etmek küfür olur. Bir âyet-i kerime meali: (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah'tır.) [Saffat 96] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Diğer sünnetleri kılarken kazaya niyet ettiğimiz halde sabahın sünnetini kılarken niye kazaya da niyet etmiyoruz? CEVAP: Sabahın sünneti, diğer sünnetlere göre çok kuvvetlidir. Bazı âlimler vacib olduğunu bildirmişlerdir. Bunun için, özür yokken sabahın sünnetini oturarak veya hayvan üzerinde kılmak caiz değildir. (Dürr-ül muhtar) Nafileleri özürsüz oturarak kılmak caizdir. Yalnız sabah namazının sünneti bundan müstesnadır. (Merakıl-felah) Sabah namazının sünnetinin vacib olduğunu bildiren âlimler vardır. (Redd-ül muhtar) Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Sizi atlılar kovalasa da, sabahın iki rekat sünnetini bırakmayın.) [Ebu Davud] (Vitir ile sabah namazının sünneti bana farzdır.) [İ. Ahmed, Taberani] (Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.) [Müslim, Tirmizi] Hazret-i Aişe validemiz, (Resulullah, sabah namazının iki rekat nafilesine [yani sünnetine] diğer nafilelerden daha çok önem verirdi) buyurdu. (Buhari) Yukarıda bildirilen sebeplerden dolayı, sabah namazının sünneti, kazaya niyet ederek kılınmamaktadır. Âdetle ilgili sünnetler Sual: Peygamber efendimizin her yaptığı sünnet deniyor. Mesela yatmak, yiyip içmek, yürümek gibi şeyler, sünnet midir, mubah mıdır? CEVAP: Mubahtır, sünnet değildir. Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, İslâm dininin şiârıdır. Sünnet-i zâide, Resulullah efendimizin kılık kıyafeti, elbise giymek, yatmak, yiyip içmek ve yürümek gibi işlerdeki âdetleridir. (Hadika) Elbise giymek, yatmak ve yürümek ve benzerleri mubahtır. Bunların yapılış şekli sünnettir. Yatmak sünnet değil ama sağ yanına yatmak sünnettir. Resulullah efendimiz, mübarek avucunun içini sağ yanağının altına koyup, sağ yanı üstüne yatardı. Yüzükoyun yatmak mekruhtur. Yemek mubahtır. Üç parmakla yemek, sağ el ile yemek sünnettir. Su içmek mubahtır. Oturarak içmek sünnettir. Elbise giymek mubahtır. Resulullah gibi giyinmek sünnettir. Resulullah efendimiz, siyah, beyaz ve yeşil giyinirlerdi. Kırmızı ve sarı giyinmek tenzihen mekruhtur. Yürümek mubahtır. Önüne bakarak, süratle yürümek sünnettir. Herkesin saçı, bıyığı olur. Ama Resulullah efendimizinki gibi şekil vermek sünnet olur. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi. Sakalı bir tutam idi. Bu ölçülere uymayan sakal ve bıyık bid'at olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dini sualleri çeşitli yerlere soruyor, çeşitli cevaplar alıyoruz. Hangisinin doğru olduğuna da karar veremiyoruz. Çünkü hepsi de kendisine göre deliller gösteriyor. Bize bir ölçü verebilir misiniz? CEVAP: Muteber fıkıh kitaplarından nakleden, mezhebe inanan salih kimselere sormak gerekir. Bunu tespit etmekte de güçlük çekilirse, âlimlerin bildirdiği duayı okumalıdır. Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, İslamiyet'i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Bunun için, (Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru) diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir. İki âyet-i kerime meali: (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69] (Allah, kendisine yöneleni doğru yola iletir.) [Şûra 13] Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe'ye gitmek için niyet edip Paris'e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe'ye varamaz. Bütün dünya bize verilse, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün dertler bize verilse, itikadımız doğru ise, üzülmek gerekmez. Felaketten kurtulmanın tek çaresi, kurtulanlarla beraber olmaktır. Kıtmir, köpek iken, Eshab-ı kehf ile beraber olduğu için Cennete girdi. O halde kim olduğumuz ve ne olduğumuz değil, kimlerle bulunduğumuz önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Salihlerle beraber olan kötülerden olmaz.) [Buhari] >> Salih âlimlere sor Sakın aklına uyma Salih âlimlere sor. Sapık yollara kayma Salih âlimlere sor. Buyruldu: (Men amile bi re'yihi nedime) Görüşüm doğru deme Salih âlimlere sor. Sorarsan kurtulursun Gerçek yolu bulursun Elbet mutlu olursun Salih âlimlere sor. Bilenleri görme hor Kur'anda şöyle diyor: (Bilmezsen âlime sor) Salih âlimlere sor. Akıllı hakka koşar Sorup dağları aşar Sormayan elbet şaşar Salih âlimlere sor. Sormak büyük nimettir Zahmetsiz ganimettir İlim safi hikmettir Salih âlimlere sor. Öğren nefsin fendini Bir şey sanma kendini Dinimiz nakil dini Salih âlimlere sor. Sorulacak yeri seç Sapıkları hemen geç Derdine bulur ilaç Salih âlimlere sor. Salihler yoksa eğer Kitaplara ver değer Allah, salihi sever Salih âlimlere sor. Salih ehli sünnettir Bid'atlere bir settir Müslümana nimettir Salih âlimlere sor.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, bir iyilik veya kötülüğü yapmak isteyip de yapamasa, sırf bu niyetinden dolayı sevab veya günah alır mı? CEVAP: İyi niyetinden dolayı sevab alır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (İyi bir iş yapmaya niyet edip de, yapamayana, tam bir iyilik yapmış gibi sevab verilir. Niyet edip yaparsa, on mislinden 700 misline kadar, hatta daha fazla sevaba kavuşur. Kötü bir işe niyet edip de yapmayana, yapılmış tam bir iyilik sevabı verilir, niyet edip de yapana ise sadece bir günah yazılır.) [Buhari] (Dünyada dört grup insan vardır: 1- Bir kula Allahü teâlâ mal ve ilim vermiş, o da bu konuda Rabbinden korkuyor, bunlarla akrabalarına iyilik ediyor ve Allah'ın bunda bir hakkı olduğunu biliyor. Bu kimse en üstün mertebededir. 2- Birinin de, malı da ilmi de yoktur; fakat iyi niyetlidir. "Eğer malım olsaydı, ben de falanca gibi iyi yolda sarf ederdim" der. Bu kimse niyetine göre mükâfatını alır. Birinci ile ikincinin mükâfatı aynıdır. 3- Birinin de, malı var ama ilmi yoktur. Bu kimse malını rastgele harcar, malı konusunda Allah'tan korkmaz, onunla akrabalık haklarını yerine getirmez, Allah'ın onda bir hakkı olduğunu bilmez. Bu kimsenin durumu çok kötüdür. 4- Biri de var ki, malı da, ilmi de yoktur. "Eğer malım olsaydı, falanca gibi kötü yollarda sarf ederdim" der. Bu da niyetine göre, günaha girer. İkisinin de günahı aynıdır.) [Tirmizi] Misvak antiseptiktir Sual: Bazı dişçiler, dişlerin çürümesini önlemek için diş macunu kullanmalı, bir ağaç bir odun parçası olan misvakı kullanmamalıdır diyorlar. Bunların iddiaları doğru mudur? CEVAP: Bu sözler art niyetli bir çıkıştır, bilimsel değildir. Misvakı, hatta diş macunlarının özelliğini bile bilmeyen sıradan kimselerin söylediği sözdür. Erak ağacından yapılan misvak, diğer ağaç dallarından farklıdır, güzel bir rayihası ve antiseptik özelliği vardır. Diş macunlarının zararlı olduğu meşhur yabancı tıp kitaplarında bile bildirilmektedir. Mesela, Larousse İllustre Medical isimli tıp kitabında diyor ki: (Diş macunları ve diş tozları, dişlere zarar verir. En iyisi, sert bir fırçadır. Önce, dişleri kanatırsa da, korkmamalıdır. Diş etlerini kuvvetlendirir ve artık kanamaz.) Bu şekildeki diş temizliğini sağlayan en iyi vasıta misvaktır. Diş macunları, ağızdaki faydalı ve zararlı bütün mikropları öldürürken, misvak sadece zararlı mikropları öldürür. Bu bakımdan, dişlerinin çürümesine engel olmak için, inanan inanmayan herkesin misvak kullanması gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Misvak; ağzı temizler, görmeyi keskinleştirir, diş etlerini güçlendirir, dişleri beyazlaştırır ve çürümeyi önler, hazmı kolaylaştırır, mideye sıhhat verir, balgamı keser.) [Ebu Nuaym]
Çıplak ayakla namaz kılmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadın, çıplak ayakla namaz kılabilir mi? CEVAP: Namaz etekliği uzun ise, ayaklar görülmüyorsa, bir mahzuru olmaz. Kadınların el ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı, namaz için Hanefi'de avrettir. Ellerin üstü avret değildir diyen âlimler de çoktur. Bunlara göre, kadınların bileklerine kadar ellerinin üstü açık kılmaları caiz olur. Ama, kitapların hepsine uymuş olmak için, kadınların elleri örtecek kadar uzun kollu namazlık veya geniş baş örtüsü ile elleri örtülü olarak kılmaları, daha iyi olur. Kadınların ayakları namazda avret değildir diyen âlimler de varsa da, bu âlimler de, namazda örtmesi sünnet, açması mekruhtur dedi. (S. Ebediyye) Kadınların ayaklarının açık olmasında iki kavil vardır. Birinci kavle göre mekruh, ikinci kavle göre namaz bozulur. Kadınlar, ya çorapla veya ayaklara kadar uzun etek veya entari giyerek namaz kılmalıdır. (Mezahib-i Erbea) Kadının topuk kemiği, bileği veya boynu yahut saçı açık olarak kıldığı namazı sahih olmaz. İnce olup içindeki uzvun şekli veya rengi görünen kumaş, yok demektir. (Umdet-ül-İslam) Şafii'de kadının iki elinden ve yüzünden başka her yeri her zaman avrettir. Hür kadının, avuç içinden, yüzünden ve ayaklarından başka bütün vücudu, avrettir. Ayaklarına, avret diyenler de oldu. Nur suresindeki, (Kadınlar ayaklarını yere vurarak yürümesinler ki, ayaklarındaki örtülü ziynetlerin sesleri işitilmesin) mealindeki âyet-i kerime, ayakların avret olduğunu göstermektedir. (Halebi-yi kebir) Namaz dışında avrettir ve avret değildir diyen âlimler olmuştur. Bu bakımdan namazda ve namaz dışında, ayakları çorapla örtmeli, ayağı açık gezenlere de haram işliyor dememelidir. Erkeklerin çıplak ayakla kılması Sual: Kadınların ayakları avret olduğu için, çıplak ayakla namaz kılamıyorlar. Erkeğin ayağı avret olmadığına göre, çıplak ayakla namaz kılmalarında bir mahzur var mıdır? Hatta, diz ile göbek arasını kapatarak kılsa ne zararı olur? CEVAP: Sadece göbek ile diz arasını örterek kılınan namaz sahih olursa da, mekruh olur. Namaz borcundan kurtulur ise de namazdan hasıl olan büyük sevablara kavuşamaz. Eshab-ı kiram kamis denilen ayağa kadar uzun olan gömlek, yani entari ile namaz kıldıkları için ayakları örtülmüş olurdu. Ayaklar örtülü kılınan namaz çok sevabdır. (Halebi, Berika, Hadika) Namazı, çorap veya mest ile kılmalı, çıplak ayakla kılan Yahudilere benzememeli. Hadis-i şerifte, (Yahudilere benzememek için namazları, nalın ile kılın) buyuruldu. Resulullah ve Eshab-ı kiram, nalın ile namaz kılarlardı. Nalınları temiz idi ve kirli nalınla mescide girilmezdi. Nalın, terlik gibi, mest gibi bir ayakkabı çeşididir. (Redd-ül muhtar) Dizlerim ağrıyor Sual: Namazımı normal kılıyorum. Ancak, dizlerimde ağrı olduğu için, sert yere koyamıyorum. Dizlerimin altına yumuşak sünger koysam mahzuru olur mu? CEVAP: Mazeretiniz olduğu için mahzuru olmaz.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (1) Birisinden işittiğin sözü dinle, fakat o sözle çabuk hareket etme. Ne söylesen, önce düşün, sonra söyle, tâ ki sonra o sözünden pişman olmayasın; çünkü derhal söylemenin bir şekli var: Ya yarar, ya zarar. Ama düşünüp söylemek iki şekildir: 1- O sözün zararlıysa düşünmekle anlarsın, o zararlı işten sakınırsın. 2- Yararlısını doğru bilirsin, çekinmeden o yararlı şeyi elde etmeye gayret edersin. Nerede olursan, çok bilgili ve az sözlü ol. Susmak ikinci sağlıktır. Çünkü çok kişi, sağlıklı iken, sözü yüzünden zarar görür. Az ve öz söylemek, akıl nişanıdır. Çok söylemek, bilgisizlik nişanıdır. Çünkü bir kişi, ne kadar akıllı ve kâmil olsa da, ne zaman çok sözlü olursa -sözleri hep yerinde olsa bile- halk arasında, adı akılsız olur. Eğer cahil ve sıradan biri de olsa, ne zaman susmuştur ve konuşmaz, sıradan kişiler onu, akıllı ve hünerli kişilerden sayarlar. Ne kadar temiz gönüllü, ne kadar iyi kalbli olsan da, kendini övücü olma. Kişi kendine iyiyim diye şahitlik ederse, şahitliği geçmez. Çünkü şahitliği kendin için yaparsan, onu dinlemezler. Çalış ki, seni başkaları övsün. Kendi kendini övme. Gücün yettikçe, söz dinlemekten ürkme. Çünkü insan, söz dinlemekle söz ehli olur. Buna delil şudur: Bir çocuk doğunca yer altında bir kubbede besleseler, süt emzirseler ve anasıyla dadısı yanında hiç konuşmasalar, o çocuk büyüdüğü zaman dilsiz olur. Ama orada iki çocuk olsa ve hiçbir söz işitmeseler, ikisi birbiriyle konuşmakla bir dil oluştururlar ve o dili de ancak ikisi bilir, başkaları bilmez. Öyleyse halkın sözünü işit ve kabul et. Özellikle geçmiş beylerin ve âlimlerin sözlerini can kulağıyla dinlemek ve itimat etmek gerek. * Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gittiğini gören insan, halden hale dönmesine üzülmesin. Yani sevinç gidip üzüntü gelirse, üzüntü gidip sevinç gelirse, önem vermesin. * Bir işi yapıp pişman olan, bir daha o işi yapmasın. * Beceriksizle dost olma, beceriksiz ne dostluğa yarar, ne düşmanlığa. * Dostlarına düşman olan birisine, dost denmez. * Kendini bilgili sanan cahilden sakın. * Düşmanının sırrını bilmesini istemiyorsan, dostuna da sırrını söyleme. * Büyüklere küçük gözüyle bakma, çünkü büyükleri küçük görmek, büyük ziyan getirir. * Yakın arkadaşlarından bir şey ummaktansa, ölümü yeğ gör. * Himmetsiz kişinin ekmeğini yemektense, aç öl. * Şüphenin yolunu yüz yerden bağlayacak olsan da, tecrübe etmediğin kişiye güvenme. * Kendinden aşağı akrabalarına muhtaç olmaktan büyük dert yoktur. * Bilmediği şeyi iddia edip, iddiasını başaramayarak yalancı çıkmaktan büyük ayıp yoktur. * Elinden geldiği halde, kendisinden istenen bir işi bitirmeyen kişiden daha cimri kimse yoktur. * Bir kişi senin aleyhinde bir söz söylese ve birisi de dostum diye o sözü sana yetiştirse, sen bunu ötekinden beter düşman bil. Çünkü o düşman, arkandan konuşur, dostun ise yüzüne karşı söyler. * Lüzumsuz yerlere göz dikmekten ve kulak vermekten daha büyük dert olmaz. * İnsan her şeyi cahillerin şerrinden saklayabilir, ama bilgisini kendi şerrinden saklayamaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kimsenin kötülüğünü söyleme
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (2) * Halkın, senin iyiliğini söylemesini istiyorsan, kimsenin kötülüğünü söyleme. * Dostlarının az olmasını istemiyorsan kindâr olma. * Zahmet çekmeden kolaylıkla ömür sürmek istersen, kendi işine bak, başkasının işine karışma. Gerçi gençsin, ama yaşlılar gibi akıllı ve temkinli ol. Birdenbire gençliği bırak demiyorum. Tembel gençlerden olma, neşeli ol. Çünkü gençler neşeli olursa hoş olur. Delilik çeşitlidir. Bir çeşidi de gençliktir. Ama cahil gençlerden olma. Belâ cahillerden kopar. Ömrünün faydalı lezzetini gençlik çağında al, yaşlılıkta bu lezzeti bulamazsın, bulsan da faydası olmaz. Ne olursa olsun, gençlikte Allahü teâlâyı unutma ve ölümden emin olma; çünkü ölüm gelince, genç yaşlı demez. Öyleyse bilmiş ol ki, doğan ölür ve dünyaya gelen gider. Yaşlılara çok hürmet et ve onlarla rastgele konuşma ve onların sözüne hemen cevap verme. O meseleyi bilsen bile, (Cevabını yine siz buyurun) diyesin ve susasın. Çünkü en güzel cevap, onları dinleyip susmaktır. Yoksa onların vereceği cevaptan, utanılacak bir duruma düşersin. Yaşlıların bilgi ve tecrübesi, gençlerinkinden fazladır. Ama bu dediğim yaşlılar, saçını başını büyüklerin sohbetinde ağartmış olanlardır. Din gayreti olan, büyükleri seven, onların kitaplarını okuyan yaşlılardır, diğer yaşlı kimseler değildir. Çünkü gelişigüzel büyümüş yaşlıdan, büyüklerin sohbetini dinlemiş toy gençlerin sözleri daha iyidir. Gençliğini rastgele geçirme, tâ ki yaşlılıkta bilgisiz kalmayasın. Yaşlılar gibi olmaya, onların yanında bulunmaya dikkat et. Atalarımız, (Öküz olacak tosun, öküzlerin yanında yatar) demişlerdir. Ne zaman ki, gençlik çağı geçip ihtiyarlık çağı gelse, artık gençlikteki dinçliği bekleme. Gençler gibi giyinme, gençler gibi yaşamaya özenme. Çünkü yaşlı, genç gibi zevk ve şehvet peşinde olursa, halk arasında rezil olur. Öyleyse, insan yerini yurdunu iyi bilsin. Gençlikte genç olsun, kocalıkta gençlik evinden ihtiyarlık evine göçsün, yoksa, su üstüne yazı yazmaya kalkan ve deniz üstüne saray yapmaya kalkışan kimseye benzer. Yaşlandığında bir yerde yerleşmeye çalış, çünkü yaşlılıkta yolculuk yapmak, akıl kârı değildir. Hele yoksul ise, daha zordur. Çünkü yaşlılık bir düşman, yoksulluk başka bir düşman; bu iki düşmanla, mecbur kalmadıkça, yola çıkmak akıllıca bir iş değildir. Eğer Allahü teâlâ, o yolculukta sana yardım ederse ve nimete kavuşursan, evine dönmeyi arzu etme ki, bir evden ötürü yine yolculuk zahmetini çekmeyesin. Çünkü kişinin geçimi nerede iyiyse, evinin orada olması uygundur. (Doğduğum yerde yaşlanmam ve hep orada kalmam gerekir) demek yanlış olur. Onun için atalarımız, (Doğduğun yerde değil, doyduğun yerde kal) demişlerdir. Vatan ikinci anadır; çünkü anayı sevmek imandan olduğu gibi, vatanını sevmek de imandandır. İçinde aç, müflis oturmak imandan olmaz. O halde, işin nerede gelişmişse orayı vatan edin. Çünkü, (Kazancı nerede ise o yerde olmak, saadet belirtisidir) demişlerdir. Bahtsızlık alameti şudur ki, aç ve dinç otursun, kıtlık çeksin, bu vatanımdır, terk etmem desin. Bu ahmaklıktır. Görmez misin, Resulullah efendimiz Mekke'de doğdu, Mekke'yi fethetmesine rağmen, tebliğ görevini Medine'de daha rahat yaptığı için artık Medine'den ayrılmadı. Sen de, yararlı bir yer bulunca, oradan ayrılmamaya çalış, orada ayak direyesin. Sakın, filan yerde fayda daha çoktur deyip başıboş varmayasın, orada daha zararlı olursun. İyi bir yeri bırakıp, daha iyisini bulayım deme, bu hayal ile onu bulamazsın ve olanı da elden çıkarırsın. (Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan da olursun) demişlerdir... > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cennette, bir suret pazarı varmış. Bu pazarda sadece insan suretleri varmış. Cennetteki insanlar, dış görünüşlerini değiştirmek istedikleri zaman, bu pazara gidip, suret satın alıp, görünüşlerini değiştirme imkânı varmış. Bu doğru mudur? CEVAP: Cennette pazara ihtiyaç yoktur. Namaz, oruç gibi ibadet de yoktur. Günah işleme diye bir şey yoktur. Her şeyin en güzeli, Cennet halkı içindir. Neyi arzu ederse, anında ona sahip olur. Bir yere gitmesi gerekmez. Canı bıldırcın eti istedi, hemen pişmiş olarak anında önümüze hazır gelir. Herkes eşini en güzel surette görecektir. Şu benden daha güzel diyerek üzüntü olmayacaktır. İkinci olarak, her nimet her gün artacak. Güzelliği artacak, yiyecek ve içeceklerden aldığı zevkler artacak. Diğer her nimet, her gün artacaktır; iki günü eşit olmayacaktır. Her gün aynı şeylerden farklı ve daha fazla zevkler alınacaktır. Yine her gün farklı şeylerle, farklı nimetlerle karşılaşılacaktır. Allahü teâlânın kudreti sonsuzdur. Ebedi olarak böyle devam edecektir. İnsan, bilmediği şeyleri, bildiği şeylerle mukayese eder. Hâlbuki bilinmeyen şey, bilinen şeye kıyas edilmez. Ana rahmindeki bir çocuğun, dünyaya gelip, çeşitli olaylara karşılaşacağını bilmesi mümkün değilse, Cennete gidenin de, oradaki nimetleri bilmesi mümkün değildir. İki hadis-i şerif meali: (Cennette görülmeyen, işitilmeyen, hatta hayâl bile edilmeyen nimetler vardır.) [Müslim] (Cennet nimetleri ile, dünyadakiler arasında yalnız isim benzerliği vardır.) [Beyheki] Rüya ile dünya hayatı bile, mukayese edilmez. Rüyada, gözlerimiz kapalı olduğu hâlde, çok yerleri görürüz. Dilimiz oynamadığı hâlde konuşuruz. Yani görmemiz göz ile, konuşmamız dil ile değildir. İşitmemiz kulak ile, yürümemiz ayak ile değildir. Rüyada hükümdar olsak, ne çıkar! Az sonra uyanınca, hayal olduğu görülür. İşte dünya hayatı da, rüya gibidir. Asıl hayat olan ahirette, hükümdar olmak gerekir. Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Nasıl ki, rüyada görülen bile dünyadaki nimetlerle mukayese edilemezse, dünyadakiler de, Cennettekilerle mukayese edilmez. Dünyada olan şeyler, birer görüntüdür. Her görüntünün, bir de aslı olur. Asıl olmadan görüntü meydana gelmez. Dünyadaki şeylerin hepsinin asılları, gerçekleri Cennette vardır. Allahü teâlânın sonsuz kudretine inananın, Onun bildirdiği her şeye inanması gerekir. Cenab-ı Hak, Cennette sıkıntı olmayacağını, Cennet ehline, istedikleri her nimetin verileceğini bildiriyor. Cennet nimetleri yanında, dünya nimetleri, onların gölgesi, resmi gibi bile değildir. Ağacın resmi ile kendisi nasıl aynı şey değilse, Cennet nimetleri yanında dünyadakiler de öyledir. Allahü teâlâ, dünyaya mahsus nimetleri, yoktan yarattığı gibi, ahirette de, hatıra, hayâle gelmeyen nimetleri, yoktan yaratacaktır. Allahü teâlâ için, güçlük olmaz. Cennette, üzüntü, sıkıntı yoktur. İki âyet-i kerime meali: (Cennetin neresine bakarsanız bakın, bol nimet ve büyük saltanat görürsünüz.) [İnsan 20] (İyi amellerinin mükâfatı olarak, onları memnun edecek, ne nimetler hazırlandığını kimse bilemez.) [Secde 17] İki hadis-i şerif meali: (Cennete giren ölmez, sonsuz yaşar, gençliği gitmez. Hep mutlu olur, üzülmez.) [İbni Ebiddünya], (Cennet ehli, hiç hastalanmaz ve yaşlanmaz; hiç üzülmez ve hep neşeli olur.) [Müslim] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah, net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birisinde namaz deniyor. Günahlar için de, aynı şekilde, farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste, bu yedi günahın dışında olarak, zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste, içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir? CEVAP: Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da, biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı, günahlar içinde saklıdır. Onun için, her günahtan kaçınmalıdır. Belki, bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Pervasızca günah işleyen mümine, Allahü teâlâ gazap eder.) [Ukaylî] Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur: Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emr-i maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki, Allah'ın gazabına sebep olur. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet'in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde, emr-i marufun, Ehl-i sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak, her Müslümanın, her zaman vazifesidir. Hac için zenginliğin ölçüsü Sual: Hacca gitmek için, nisab nedir? Zekat nisabına malik olanın, hacca gitmesi farz mıdır? CEVAP: Zekat nisabına malik olmasa da, ihtiyacından fazla olarak, hacca götürüp getirecek ve geride kalanlara yetecek kadar parası olana, diğer şartlar da kendisinde varsa, hacca gitmek farz olur. İhtiyaç eşyasının birincisi nafakadır. Nafaka, mutfak eşyası ile birlikte yiyecek, giyecek ve ev eşyası ile evdir. Binek hayvanı veya arabası, sanat aletleri, meslek veya ders kitapları da ihtiyaç eşyası sayılır. Bir senelik yiyecek veya parası, nafaka sayılır. Tüccarın, esnafın, çiftçinin kendi memleketlerinde adet olan sermayeleri, hac için ihtiyaç eşyasıdır. (Redd-ül-muhtar) Mekke'ye yakın olan birisinin, hacca gitmesi için, zengin olması gerekmez. Zekat nisabına malik bir zenginin, hacca götürüp getirecek ve evde kalan çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını görecek kadar parası yoksa, hacca gitmesi farz olmaz. Hac zamanı Sual: Bir kimsede, hac vakti gelmeden önce, haccın vücub şartları bulunsa, hac kendisine farz olur mu? Yoksa, bu şartların hac zamanında mı kendisinde bulunması gerekir? CEVAP: Vücub şartlarından birisi, hac zamanının gelmiş olmasıdır. Hac zamanı, arefe ve bayram günleri olmak üzere, beş gündür. Yolda geçen zaman da düşünülerek, vücub şartları, bu zaman başında mevcut olan kimsenin, ömründe bir kere, hacca gitmesi farz olur. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Samimi olduğum arkadaşlarıma bile emr-i maruf yapamıyorum. Mesela birine, (Seni sabah namazında göremiyorum) desem, teşekkür etmeyi bırakın, ne bahaneler buluyor. Bu da yetmiyor. (Sen benim kusurlarımı mı arıyorsun? Sen de şunları yapıyorsun ya) diyor. Bir hakkı kabul etmemek, neden ileri gelir? CEVAP: Hakkı kabul etmemek, kibirden ileri gelir. Kibirli kimse, tenkit edilmekten hiç hoşlanmaz. Kendi ayıplarını görmeyip başkalarının kusurları ile meşgul olur. Bir çocuk bile, bir cahil bile bize bir nasihat verse, onu memnuniyetle kabul etmeliyiz. Bir hadis-i şerif meali: (Bir kimseye dini bir öğüt tebliğ edilirse, bu, Allahü teâlâ tarafından gönderilen bir nimettir. Şükrederek onu kabul etmesi ne iyidir. Kabul etmezse Allahü teâlâ onun günahını arttırır ve ona daha fazla gazap eder.) [İ. Asakir] Camiye girerken Sual: Camiye girerken, dua edilir mi? Oradakilere selam verilir mi? CEVAP: Eğer Camide Kur'an-kerim okunmuyorsa, oradakilere selam verilir. Caminin kapısından içeri girerken dua etmeli, (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) demelidir. Evimize girerken de aynı şekilde dua etmelidir. Bir hadis-i şerif meali: (Mescide giren, Esselamü aleyküm ya Resulallah diyerek selam versin! Sonra, "Yâ Rabbi, bana rahmet kapılarını aç" diye dua etsin.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] (Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkeste açık değildir. Bunun açılması için dua etmeliyiz!) Camiden çıkarken de aynı şekilde, (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) diye dua etmelidir. Riya korkusu Sual: İkindinin ve yatsının sünnetini tembellikten çok zaman kılamıyorum. Ama arkadaşlarla beraber olunca kılmak zorunda kalıyorum. Yalnız kılsaydım kılmayacaktım. Onlar ayıplamasın diye kılmam gösteriş, riya oluyor. Riya olmaması için hiç niyet etmeden yatıp kalkıyorum. Bu uygun mudur? CEVAP: Uygun değildir. Normal sünneti kılmalıdır. Namazı biz, Allah rızası için kılıyoruz. Başkası için kılmıyoruz. Yani, niyetimiz Allah rızası olmalıdır. Niyetimiz Allah rızası olunca, mahzuru olmaz. Unutmak özürdür Sual: Vesveseli biriyim. Dikkat etmeme rağmen, abdeste, gusülde kuru yerim kalmışsa, yahut secde-i sehv yapılacakken unutmuşsam, buna benzer başka şeyleri unutmuşsam, oruçlu iken unutup yiyip içmişsem, unutarak namaz vaktini çıkarmışsam, sonra da hatırlamadığım için kaza etmemişsem, ahirette benim halim nice olur? CEVAP: Dinimizde, unutmak özürdür. Unutarak yiyip içmek, orucu bozmaz, kaza da gerekmez. Unutarak namazın kazaya kalması da, günah olmaz. Abdestte, gusülde kuru yer kalmışsa, bilmediğiniz için, hiç mahzuru olmaz. Acaba kuru yer kaldı mı diye, defalarca yıkamak gerekmez. Bunlar vesvesedir, vesvese ise günahtır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kendini beğenip başkasını hor görmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ben bilgili, görgülü ve kültürlü biriyim. Konuşmam düzgün, ikna kabiliyetim yüksektir. İnsanları etki altına alabiliyorum. Cahilleri ve ot gibi yaşayanları görünce, onları aşağı ve hor görüyorum. Elimde olmadan kendimi beğeniyorum. Elimde olmadığı için, günah oluyor mu? CEVAP: Elimde değil demek, yanlıştır. Kalbe kibir gelince hemen tövbe istiğfar etmeli. Müslümanları öyle aşağı görmek, çok kötüdür. Bir hadis-i şerif meali: (Müslüman kardeşini hor görmek kişiye kötülük olarak yeter.) [Müslim, Tirmizi, İbni Mace] İlmi ile kibirlenmek, afetlerin en büyüğüdür. Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edeni, ilmi ile kibirlenmektir. Bir hadis-i şerif meali: (Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir.) [İ. Gazali] Bilen kimse, kendini büyük, bunları bilmeyenleri de hakir, aşağı görür. Onlardan her zaman saygı, hizmet bekler. Başkalarını aşağı gördüğü için, onların halinden endişeye düşer. Böyle kimseler, ilmi arttıkça, daha çok tehlikeye düşer. Fakat tevazu ehlinin ilmi artarsa, tevazuu da artar. (Allah'tan ancak âlimler korkar) âyet-i kerimesi, tevazu ehli âlimleri bildirmektedir. İlim, silah gibidir. Düşman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlim yağmur gibidir. Yağmur, temiz olarak yağar, bitkilerin kökleri bu suyu emer, kendi vasfına çevirir. Aynı yağmur suyu, biberi acılaştırırken, karpuzu tatlılaştırır. Temiz olan ilim de, kibirliyi azdırır, mütevazı olanın da tevazuunu artırır. Kâb-ül Ahbar hazretleri, (Mal azdırdığı gibi, ilim de azdırır) buyuruyor. Az da olsa, bir şey bilen insan, cahillerin yanlışlarını görünce, ben onlar gibi değilim diye kendini beğenir. İlim sahibi de, ekseriya, kendini cahilden üstün görür. Âlim, kibirden ancak, iki şeyi bilip amel etmekle korunabilir: Birincisi: Allahü teâlâ katında âlimin mesuliyetinin daha fazla olduğunu bilmesidir. Çünkü, günah olduğunu bilerek isyan eden ile, bilmeyerek o günahı işleyenin cezası, bir olmaz. Bir hadis-i şerif meali: (Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları ona, niçin bu azaba düştüğünü sorarlar. O da, halka, günahtır, yapmayın der, kendim yapardım. Yapın dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum, der.) [Buhari] İblis de, âlim idi. Fakat ilmi ile amel etmedi. Kibirlendi. Kibirlenmek İblis'in huyudur, tevazu ise Peygamberlerin ahlâkıdır. İkincisi: Dağda kalan kimsenin yanında, çeşitli silahlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi bilse ve çok cesur olsa, kendine hücum eden aslana karşı kullanmadıkça, bu silahların faydası olmaz. Bunun gibi, din bilgilerinden yüz bin mesele öğrense, bunları kullanmadıkça, faydalarını görmez. Bir hasta, derdine en faydalı ilacı bulsa, kullanmadıkça faydasını görmez. Bilip de amel etmeyen âlimler, Cuma suresi 5. âyetinde eşeğe; Araf suresi 175. ve 176. âyetlerinde ise köpeğe benzetilmiştir. Ne zaman ki, bir âlim, cahile nispetle kendini üstün görmeye başlarsa, içinde bulunduğu bu büyük tehlikeyi düşünmelidir. Bunu düşününce, cahile göre mevkii üstün olduğu gibi, tehlikesinin de o nispette büyük olduğunu anlar. Bu âlim, hayatı tehlikede olan hükümdar gibidir. Hükümdarı yakalayıp öldürecekleri zaman "Keşke bir hizmetçi olsaydım da bu tehlike ile karşılaşmasaydım" der. Nice âlimler var ki, kıyamette, ilmi ile kibirlenmenin cezasını görünce, keşke cahil olsaydım diyecektir. İşte bu tehlikeleri düşünmesi, âlimi kibirden korur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Öldükten sonra da devam eden ameller
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Öldükten sonra üç amelin devam edeceği, başka amelin devam etmeyeceği bir hadiste bildiriliyor. Buna rağmen, bazıları bunu çoğaltıyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: O hadis-i şerif şöyledir: (İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üçü, bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendisine dua eden salih evlat bırakan.) [Buhari] Burada bildirilen üç amel: Sadaka-i cariye, devam eden hayır hasenat demektir. Cami, vakıf, çeşme, yol yapmak, ağaç dikmek, okul, su kanalları yapmak gibi, insanlara faydası olan her şey. Faydalı eser bırakmak, dinimize dünyamıza faydalı olan her eser buna dahildir. Mushaf, fıkıh kitabı, tefsir kitabı, ilmihal kitabı, tıp kitabı, fizik, kimya kitabı, faydalı kitaplardandır. Kasetler, CD'ler, filmler, faydalı olmak şartı ile, hepsi sadaka-i cariye hükmündedir. Faydalı bir radyo, faydalı televizyon, faydalı gazete, faydalı dergi, faydalı bir internet sitesi gibi her çeşit yayın, sadaka-i cariyeye dahildir. Salih çocukların duası ve istiğfarları, birer sadaka-i cariyedir. Yani ana babanın defterine, hep sevab yazılmasına sebep olurlar. Çocuklar, ölmüş ana babaları için, kurban keserse, Fatiha okursa, sadaka verirse, yemek yedirirse, yahut dua ederse, ana babasının günahları affolur, amel defterlerine sevab yazılır. Mesela İbrahim aleyhisselam (Ey Rabbimiz, [Kıyamette] hesaba çekildiği gün, beni, ana-babamı ve bütün müminleri mağfiret et) diye dua etmiştir. (İbrahim 41) Bir hadis-i şerif meali: (Şu yedi şeyi yapan, öldükten sonra da devamlı sevab kazanır: 1- [Dine uygun] ilmi bir eser yazan, 2- Bir çeşme yapan, 3- Bir su kuyusu açan, 4- Bir meyveli ağaç diken, 5- Bir cami yapan, 6- Bir Mushaf yazan, 7- Geriye salih bir evlat bırakan.) [Ebu Davud] Ölen bir Müslümanın hiçbir sadaka-i cariyesi olmasa bile, onun için diğer Müslümanlar dua ederse, kabirde sevabları çoğalır. Kabrinde günahsız hale gelebilir. Bir hadis-i şerif meali: (Dirilerin ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir.) [Deylemi] İlim yolunda iken ölenin de ameli, öldükten sonra devam eder. Hatta ilim öğrenirken ölen, şehiddir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (İlim öğrenirken ölen, şehiddir. Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesap, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider.) [Hatib, Beyheki] (Allahü teâlâ, ilim yolunu tutana, Cennet yolunu açar.) [Tirmizi] (Müminin öğrendiği, yaydığı ilmin sevabı, ölümünden sonra da devam eder.) [İbni Mace] İlim yolunda olduğu gibi, hac yolunda ölene de, dirilene kadar sevab yazılır. Bir hadis-i şerif meali: (Hac yolunda ölene, kıyamete kadar hac sevabı yazılır.) [Ebu Ya'la] Görüldüğü gibi hacca gitmek isteyen, giderken yolda ölüyor. Hep Allah yolunda olduğu için, öldükten sonra da, ameli yazılıyor. İlim öğrenmek, ilmi yaymak da, hep böyledir. Bir hadis-i şerifte de, (İlim yolunda ölen, kabre cahil girse de, âlim olarak dirilir) buyuruldu. Dinimizde, önemli bir husus da, şudur. Bir insan, hiçbir iyilik yapmasa da, bir iyiliğe sebep olmuşsa, o iyiliği yapmış gibi, kendisine sevab verilir. Bir hadis-i şerif meali. (Hayra, iyiliğe vesilen olan, onu yapan gibi sevaba kavuşur.) [Tirmizi, İ. Ahmed] Mesela bir cahil, bir ilim talebesinin okumasına sebep oluyor, o da okuyor âlim oluyor. Bu cahil ölünce, Allahü teâlâ, ilme vesile olan bu kimseyi, kabrinden âlim olarak diriltiyor. Kendimiz yapamasak bile, o işe vesile olmamız, nimetlere kavuşmamıza sebep oluyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Ele geçmeyecek şeyi isteme!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (1) * Deli denmesini istemiyorsan, ele geçmeyecek bir şeyi isteme. * Daima alnın ak, yüzün pak olmayı istersen, utanmayı iş edin. * Aldanmamak istiyorsan, tecrübe edilmiş işleri bırakıp, tecrübe edilmemiş olanlara yapışma. * Mahcup olmak istemiyorsan, katkın olmayan yerden bir şey götürme. * Perdem yırtılmasın diyorsan, kimsenin perdesini yırtma. * Arkamdan gülünmesin diyorsan, elinin altındakileri iyi besle. * Pişman olmak istemiyorsan, nefsin arzusuna uyma. * Zeki kimse, kendini başkasının aynasında görür. Yani, bir kişinin yaşayışına bak, işleri iyi mi, kötü mü? Eğer ondaki kötü bir iş, sende de varsa, bu işlediğin iş kötüdür ve ondaki iyi bir iş sende de varsa, bu işlediğin iş iyidir. Böylece, işinin iyisini kötüsünü göstermek için, o kişi sana ayna olmuş olur. * Korkusuz olmak istersen, halkla kavga etme, onları inciticilerden olma. * Kendine hürmet edilmesini istersen, başkalarına hürmeti gözet. * Sözüm dinlensin dersen, önce kendin, o sözü uygula. Başkasına emrettiğin iyi işleri, sen de yap; başkasına yasakladığın kötü işlerden, sen de sakın. * Herkesin iltifatını kazanmak istiyorsan, elin açık olsun, nimetini herkese saç. (Tuzunun, ekmeğinin hakkı var) diyenleri çoğalt. * Eğer bütün gönüllerde yer etmek istersen, sözünü, herkese hoş gelecek şekilde söyle. * Kâmil insan olmak istersen, kendine lâyık görmediğin bir işi, başkasına da lâyık görme. * Eğer yüreğine, iyileşmesi mümkün olmayan bir yara açmak istemiyorsan, cahillerle tartışma. * Halkın iyisi olmayı istersen, varını halktan esirgeme. * Eğer dosta ve düşmana iyi görünmek istersen, ömrünü düzensiz geçirme, boş yere harcama. Ömrü boşa geçen, avamdan sayılır. Öyleyse kendi işinin düzenini iyi koru. Çok şakalaşma. (Şaka şerrin kılavuzudur, savaş şakadan kopar) derler. Ama iyi şakalar yapabilirsen yap, iyi şaka yapmak, ayıp ve günah değildir. Şaka iyidir, ama saçma sapan şaka yapma. Şakayı senden aşağı kişilerle yapma, tâ ki itibarın eksilmesin. Çok şaka yapan hafife alınır, şakanın fazlası, insanın değerlerini giderir ve kötüleri, aleyhine cesaretlendirir. Şakalaşmayı o derece ayarla ki, yemeğe atılan tuz gibi olsun. Yemeğe atılan tuz, çok olunca yemeğin lezzetini nasıl giderirse, şaka da öyledir. Azı karar, çoğu zarar. Çok az olursa, gönlümüzün neşesi yerine gelmez. Şaka, gönüldeki donukluğu ve o işe karşı doğan bıkkınlığı giderecek kadar olmalı. Eğer şakayı terk edemiyorsan bari kendi akranınla yap, tâ ki onların sözü sana ağır gelmesin. Çok şaka insanın bütün hünerini hor eyler, kişi ne kadar ağır başlı ve hünerli olursa olsun, adi mizahla uğraşırsa, hafif ve itibarsız olur. Çünkü sen ne söylersen, ister istemez cevabını işitirsin. Sen başkasına ne yüklersen, sana da o kadar yük gelir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (2) Ne kazanırsan doğru ve uygun yerden kazanmaya çalış, tâ ki oradan kazandığın içine sinsin. Kazancını telef etme, dağıtma; yani olur olmaz yere harcama. Malı saklamak, kazanmaktan daha güçtür. Çünkü, parayı çok kişi kazanır, ancak saklamasını, harcamasını bilmediği için, yine de cimrilikten kurtulamaz. Çalış ki, harcadığın kadarını yerine koyasın. Eğer hep keseden yersen, aldığınca yerine koymazsan, Karun kadar malın olsa da çabucak yok olur. Gönlünü bir şeye sımsıkı bağlama. Eğer o şey, ansızın elinden giderse, üzülmezsin. Yani zenginliğe büsbütün, "Bana kalsın" diye gönül bağlama. Eğer başına yoksulluk gelirse, üzülüp gönlün daralmasın. Eğer malın çok olursa, bir gün yoksul olacağını düşün, o malı ihtiyatla, ölçülü harca. Çünkü, ölçülü harcayınca, mal ne kadar az olsa da, sonunda bir şey kalır, ama ölçüsüz harcayınca, mal ne kadar çok olursa olsun, sonunda hiçbir şey kalmaz. (Zahmetle saklamak, zahmetle istemekten iyidir) demişlerdir. Eline, değeri az olan bir şey geçerse, bundan ne olur deme, onu saklamaya çalış. Çünkü değeri az olan şeyi saklayamayan, değeri çok olanı hiç saklayamaz. Hangi işi yaparsan yap, tembel davranma. Tembellikten utan, tembellik bahtsızlığın başıdır. Her işe emek ver. Emek verilen işin sonu, tembellikten iyi olur. Çünkü emek vermekle elde edilen, ne kadar çok olursa, tembellikte de o kadar eksilir. Yazık değil mi, bir anlık emek yüzünden elde edilecek şeyi, tembellik yüzünden yitiresin. Öyleyse, geri durmak, akıllıca bir iş değildir; yoksa muhtaç olarak yaşarsın. Bilmiş ol ki, muhtaç olduktan sonra, "Ah n'olaydı emek çekseydim, tembellik etmeseydim, şimdi lazım olan şeyi elde etseydim" deyip pişman olmanın, faydası olmaz. Çalış ki, emeğinin neticesini yine sen yiyesin, tâ ki emeğin boşa gitmesin. Sende değerli bir şey varsa ve birisi o sevdiğin şeyi senden isterse, eğer lâyıksa, ondan esirgeme. Çünkü, ne olursa olsun, kişi mezarına bir şey götüremez. Harcamanı gelirine göre yap, tâ ki yoksulluk ateşi sana yol bulamasın. Elinde olanla yetin, çünkü kanaat, ikinci zenginliktir. Sakın açgözlü olma. İsraf etme. İsrafı hoş görme, kötü bil. Çünkü israf, Allahü teâlânın sevmediği şeydir. Onun sevmediği şey, kullar için uğursuzdur. Allahü teâlâ, (İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez) buyuruyor. Mademki, Allahü teâlâ müsrifi sevmiyor, sen de israfı sevme. Her felaket, bir sebepten dolayı gelir. Yoksulluk da bir felakettir ve onun sebebi israftır. İsrafın, fakirlikten başka sonucu yoktur. İnsanın, kendi ihtiyacı için harcadığı şey, israf değildir. İsraf, gereksiz yerlere harcanan şeydir; ne dünyasına, ne de ahiretine yaramayan şeydir. Sözde, sohbette, yemekte, içmekte ve her bir işte, israf iyi değildir. Çünkü israf, teni eritir, nefsi incitir, canı daraltır ve diri insanı öldürür. Devamlı israf ederek, rızkının kapısını üstüne kapama. Gücün yettiğince kendini hoş tut, kendi işin için, gerekli harcamadan kaçınma. Bir şey senin için ne kadar aziz olsa da, kendi canından daha aziz olmasın. Kısacası, elde ettiğini ölçüyle harcamaya çalış. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çocukları terbiye ederken, hırsızlık edeni Allah taş eder, yalan söyleyeni Cehennemde yakar gibi sözler söylemek uygun mudur? Yahut bunun tersini mi söylemek gerekir? Mesela hırsızlık etmeyeni, yalan söylemeyeni Allah sever mi demek gerekir? CEVAP: Hırsızlık edeni taş eder denirse, o da hırsızları görünce bunlar niye taş olmadı diye düşünerek ana babasına itimadı kalmayabilir. Hem Allahü teâlâ, gerçekte de kötülük edenleri taş etmiyor. Hep, şunu yapmazsan Allah seni sevmez diye devamlı söylenirse, bu sefer de, sevmezse sevmesin diyebilir. İyilik edenlerin Cennete, kötülük edenlerin Cehenneme gideceğini uygun bir dil ile anlatmak gerekir. Her yanlış hareketine, Allah seni şöyle yapar demek uygun olmaz. İyilik edince ödüllendirmeli, kötülüklerin ise bazısını görmemeli. Kötülüğü de uygun şekilde cezalandırmalı. Yanlış okumak Sual: Bazıları, namazda yanlış okuduğumu, bu namazların kabul olmayacağını, bazıları o kadar yanlışlığın zararının olmayacağını söylüyorlar. Ne yapmalıyım? CEVAP: Herkesin sözüne itibar edilmez. Bir kimsenin namazda okuduğu, dokuz âlime göre yanlış olsa, bir âlime göre doğru olsa, bunun namazı bozuldu denmez. (Tergib-üs-salat) Arapça veya tecvid bilmeyen Müslümanların, harflerin mahreçlerini tam gözetemeyeceğinden, yanlış okumalarının af edileceğini, yani böyle kılınan namazların sahih olacağını bildiren âlimler vardır. Bunlara göre, harfleri çalıştığı halde çıkaramayanların namazları, sahih olur. Dine uymayan akraba Sual: Yakın akrabalarım, hatta kardeşlerim ve anam babam, benim namaz kılmamla ve tesettüre riayet etmemle alay ediyorlar. Dinimizin emirlerini gericilik olarak görüyorlar. Bunları ziyarete gitmem şart mıdır? CEVAP: Müslümanlıkla bağlarını kopardıkları için, ziyaretlerine gidilmez, akrabalık hakkı diye mesul olunmaz. İslamiyet'e uymayı, ibadet yapmayı ve haramlardan sakınmayı beğenmeyen ana baba ve akrabanın evine gidilmez. (S. Ebediyye) Kaylule Sual: Kaylule nedir? Ne zamana kadar yapılır? CEVAP: Kaylule, öğle vakti uyumak demektir. Öğleye doğru kaylule yapmak, yani biraz uyumak sünnettir. (Mevahib-i ledünniyye) Kaylule, öğleden sonra da yapılabilir. (Mizan) Vitrin vakti Sual: Yatsıyı kıldıktan sonra, vitri başka elbise ile kılan, yatsıyı kıldığı elbisenin necis olduğunu görse, vitri de iade eder mi? CEVAP: Evet. Çünkü vitrin vakti, yatsı namazından sonra başlar, sabaha kadar devam eder. Ancak, ben o namazı, yani necis elbise ile kıldığım yatsı namazını Maliki mezhebine göre kıldım diye niyet ederse, iki namazı da iade etmesi gerekmez. Çünkü Maliki'de necis elbise namaza mani değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kur'an-ı kerimin mucize oluşu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Diğer kutsal kitaplar, Allah tarafından gönderildiği halde, niye Kur'an gibi mucize değildir? CEVAP: Kur'an-ı kerim, Muhammed aleyhisselamın mucizesidir. Allahü teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Peygamberine bu mucizeyi verdi ve kıyamete kadar devamlı kıldı. Musa aleyhisselam zamanında, sihir yani büyü zirvedeydi, Allahü teâlâ Musa aleyhisselama, kâfirlerin sihirlerini bozacak, yaptıklarını yutacak şekilde, asasının ejderha olması mucizesini verdi. Hazret-i İsa zamanında, tıp zirvedeydi. Hemen her hastalığın çaresi biliniyordu. İsa aleyhisselama, her hastalığı tedavi etme, ölüleri diriltme mucizesi verilmişti. Peygamber efendimiz zamanında ise, edebiyat zirvede idi. Kur'an-ı kerim, mucize olarak indi. Âyetleri dinleyen, okuyan şairler hayret içinde kalıyorlar, bu insan sözü değil, diyorlardı. Kur'an-ı kerim, 23 senede, parça parça indi. Diğer semavi kitapların hepsi, bir anda indi, insan sözüne benziyordu ve lafızları mucize değildi. Onun için çabuk bozuldu, değiştirildi. Kur'an-ı kerimde icaz ve belagat vardır. Yani az söz ile ve pürüzsüz ve kusursuz olarak, çok şey anlatılmaktadır. Harfleri ve kelimeleri, Arap harflerine ve kelimelerine benzediği halde, sözler ve cümleler, onların sözlerine ve şiirlerine ve hutbelerine hiç benzemiyor. Kur'an-ı kerimin yanında, onların sözleri, cam parçalarının elmasa benzemesi gibidir. Dil uzmanları bunu pek iyi görüp, hakkı teslim ediyorlar. Kur'an-ı kerimde, bir vezin ve kalıp vardır. Bazı kelimeler çıksa veya eklense bu ölçü bozulur. Ehli, bunu hemen fark eder. Aruz vezni ile veya hece vezni ile yazılan şiirlerde de, ölçü ve kafiye vardır. Bunlar değişince, şiir değişmiş olur. Hazret-i Mevlana, yazılarının değişmemesi için, eserlerini şiir ile yazmıştır. Kur'an-ı kerimde, bu vezin olduğu için ve ayrıca Allahü teâlânın koruması altında olduğu için, değiştirilmesi mümkün olmaz. Diğer kitaplar için, böyle bir vaat yoktur. Onların, vezinleri de yok idi. İnsan sözü gibi idi. Bu bakımdan kolayca değiştirildi. Şu hatıra gelebilir: Niye Allahü teâlâ, o kitapları öyle indirdi de, Kur'an-ı kerimi farklı indirdi? Mülk Onundur, dilediğini dilediği gibi tasarruf eder, buna hiç kimse karışamaz. Musevilere iç yağını haram edip, Müslümanlara serbest bırakmıştır. Niye bırakmıştır? Hiç kimse, Allahü teâlâya, niye böyle yaptın diye sual soramaz. Hazret-i Âdem zamanında evlilik farklı idi. Niye değiştirdin demeye de hakkımız yoktur. Yaratıcının işine karışamayız. Bir insan, Kur'an-ı kerimi ne kadar çok okursa okusun bıkmıyor, usanmıyor. Arzusu, hevesi, sevgisi ve zevki artıyor. Halbuki, Kur'an tercümelerinin ve başka şekillerde yazmalarının ve diğer bütün kitapların okunmasında, böyle arzu ve lezzet artması olmuyor. Usanç hasıl oluyor. Yorulmak başka, usanmak başkadır. Allahü teâlâ, niye aynı özelliği diğer kitaplara vermemiştir denilemez. Geçmiş insanların hallerinden birçok şey, Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. İleride olacak şeyleri bildirmektedir ki, bunlardan çoğu zamanla meydana çıkmış ve çıkmaktadır. Kimsenin hiçbir zamanda, hiçbir suretle bilemeyeceği ilimlerdir. Bu özellikleri, Allahü teâlâ, diğer kitaplara vermemiştir. Misyonerler, (Madem İncil Allah kelamı ise, niye Allah onun değişmesine izin verdi de Kur'anın değişmesine izin vermiyor) diye soruyorlar. Yukarıda açıklandığı gibi, bu Allah'ın takdirine kalmış bir şey. Kur'an-ı kerime verdiği özellikleri diğer kitaplara vermemiştir. Dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini dalalette bırakır. Kimine oğlan verir kimine kız. Kimine de, hiç vermez. Allahü teâlânın takdirine kimse bir şey söyleyemez. ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye olduğu gibi, sünnette de ve vacibde de, böyle hususlar var mıdır? CEVAP: Önce farzı bildirelim: Farzı ayn: Herkesin bizzat kendisine farz olanlara denir. Ehl-i sünnet itikadını kısa olarak ve günlük işlerindeki, ibadetlerdeki farzları, haramları iyice öğrenmek, mesela namaz kılmak, okunan Kur'an-ı kerimi dinlemek ve içkinin haram olduğunu öğrenmek, farz-ı ayndır. Farz-ı kifaye: Birkaç kişi onu yaparsa, ötekiler bu farz borcundan kurtulur. Cenaze namazı kılmak, fen ve tıp bilgilerini öğrenmek, farz-ı kifayedir. Sünnet-i kifaye: Bir veya birkaç kişi işlese, diğerlerinin işlemesi gerekmeyen sünnetlerdir. Selam vermek, ezan okumak, teravihi cemaatle kılmak, Ramazan-ı şerifte itikaf etmek gibi. Vacib-i ayn: Herkesin bizzat kendisine vacib olanlara denir. Vitir namazı kılmak, zengin olan için Kurban Bayramında kurban kesmek gibi. Vacib-i kifaye: Birkaç kişi onu yaparsa, ötekiler bu vacib borcundan kurtulur. Vacibin kifayesi, çok azdır. Bazı âlimlere göre, bazı işler vacib-i kifayedir. Mesela, bir oturumda Resulullah efendimizin ismi tekrarlansa, her söylenişte, salevat-ı şerife okumak müstehab iken, bazı âlimlere göre vacib-i kifayedir. İçlerinden biri salevat getirse, diğerlerinin getirmesi gerekmez. Vacib de; vacib li-aynihi ve vacib li-gayrihi olabilir. Vacib li-aynihi: Vitir namazı, bayram namazları ve tilavet secdesi gibi. Vacib li-gayrihi: Secde-i sehv yapmak, iki rekat tavaf namazı, bozulan nafileyi kaza etmek gibi. Haram da, haram li-aynihi ve haram li-gayrihi diye ikiye ayrılır. Haram li-aynihi: Alkollü içki içmek, domuz eti, kan ve leş yemek gibi. Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela birisinin parasını çalmak, faiz ve kumar ile para kazanmak gibi. Sünnetleri terk etmek Sual: Namaz içinde terk edilen sünnetlerden dolayı o namazı iade etmek sünnet midir? CEVAP: Namaz içindeki sünnetler, kasten yani özürsüz terk edilirse, iade edilmesi sünnettir. Sehven olursa, iade gerekmez. Abdestsiz namaz Sual: Abdestsiz namaz kılan, kâfir mi olur? CEVAP: Hayır. Bilmeden kılıyorsa, namazı da, sahih olur. Bilerek, namazla alay etmek için kılıyorsa, elbette kâfir olur. Hiçbir Müslüman da, namazla alay için, abdestsiz namaz kılmaz. İslamiyet zahire bakar Sual: 3 yıl imamlık yapan kişi, (Ben Hristiyan idim, arkamda kılınan namazları kaza etmeniz gerekir) dedi. Arkasında kılınan namazları kaza gerekir mi? CEVAP: Hayır, kaza etmek gerekmez. (Tergib-üs-salât) Cemaatle namaz kılmak, İslam'ın şiarıdır. İslamiyet zahire bakar, Müslümanım diyeni, Müslüman kabul eder. Cemaat, imamın kalbindeki imanı bilemez, zaten dinimiz de bunun bilinmesini istememiştir. İmam olan zat, cemaat için hükmen Müslüman kabul edildiği için, imamın daha sonra gayrimüslim olduğu meydana çıksa da, artık, onun arkasında kılınan namazları kaza etmek gerekmez. ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinde zorluk yokken, Peygamber de, (Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin) derken, ne diye, hep zorluk çıkarılıyor ki? Örneğin, güneş doğunca da namaz kılınabildiği halde, ne diye sabahın köründe namaz kılmaya zorlanır? Gündüz iş arasında namaz kılmaya zorlamak doğru mudur? Akşam eve gelince veya işe gitmeden önce, hepsi kılınsa ne zararı olur ki? "96 gramdan fazla altının varsa zekat vermen, her yıl bir ay aç durman, diş dolgun varsa izin veren mezhebi taklit etmen gerekir" gibi sözler, zorluk çıkarmaktan başka nedir ki? Zorla güzellik olur mu? Herkesin kolayına geleni yapması, daha uygun değil mi? CEVAP: (Kolaylaştırın) sözü, dini kurallara aykırı olmadan, ruhsatlardan, izinlerden faydalanın demektir. Yoksa, dini kural tanımayın demek değildir. (Dinde zorluk yok, kolaylık var) gibi sözleri art niyetli kimseler, silah olarak kullanıyorlar. Bu sözün doğrusu, (Allahü teâlânın bütün emirlerini yapmak kolaydır, zor bir şey emretmedi. Dini kuralların dışına çıkmadan, bazı emirlerde ruhsatlardan istifade edilir) demektir. Yoksa, (Kendimize güç gelen şeyleri, Allah affeder. Herkes kolayına geleni yapmalıdır. O, hepsini kabul eder) demek değildir. Sizin dedikleriniz kolaylık değil, bir kısmı dini hükümleri kabul etmemek, bir kısmı da, dini değiştirmek olur. Her ibadetin vaktinde yapılması gerekir. İbadet yani kulluk, emredileni, emredildiği şekilde, emredildiği yer ve zamanda ve emredildiği kadar yapmaktır. Aklımıza uygun geleni veya bize kolay geleni yapmak, yahut emirleri değiştirmek, kulluk değil; sahibine isyan etmek, Onun emirlerini beğenmemek olur. Allahü teâlânın sevdiği ruhsat, kendi emirlerini yaparken, zaruret haline düşenler için, bildirmiş olduğu kolaylıkları yapmaktır. Yoksa, emirleri yapmaktan kurtulmak ve aklına, görüşüne göre, kolaylık aramak caiz değildir. Zekat, oruç da dinin bildirdiği gibi yapılır. Kolaylık olsun diye kaldırılmaz veya değiştirilmez. Euzü ve Besmele Sual: Euzü ve Besmele'nin manası nedir? CEVAP: Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir. Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir. Secde ayeti Sual: Secde âyetinin mealini okuyanın, işitenin tilavet secdesi yapması gerekir mi? CEVAP: Kur'an-ı kerimde 14 yerde bulunan secde âyetinden birini okuyan veya işiten, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir. Meal okumak uygun değil ise de, mealini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, tilavet secdesi yapar. Hoparlörden, kasetten, teypten, TV veya radyodan işitenin ise, secde-i tilavet yapması gerekmez. (M. Erbaa, Elmalı tefsiri) ---------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
31.05.2007
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çocuk olması için, tıbbi bir engelimiz yoktur. Çocuğu olmamak, kader midir? Çocuk olması için ne yapmalıdır? CEVAP: Çocuk olması, takdire bağlıdır. Allahü teâlâ, takdirine göre sebepler yaratmaktadır. Sebeplere yapıştıktan sonra, yani tıbbi bir engel yoksa, eşler dua eder, (Ya Rabbi, çocuk hakkımızda hayırlı ise, bize nasip eyle) derler. Dua kabul olursa, çocuk olur. Çocuk olması için tedbir almak ve sebeplere yapışmak gerekir. Günümüzde, çoluk çocuk sahibi olmamak daha iyidir. Bir hadis-i şerif meali: ([Hicri] 2. asırdan sonra, en iyiniz, hafifülhâz olandır [çoluk çocuğu olmayandır].) [Ebu Ya'la] Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlı olabilir, sevdiğiniz, arzuladığınız bir şey de, hakkınızda şer [kötü] olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.) [Bekara 216] Çocuk sahibi olmak isteyen veya herhangi bir dileği olan, şunları yapmalıdır: 1- İstiğfar okumalı. (Malım çok, ama çocuğum olmuyor. Ne yapayım?) diyen kişiye, bir sahabi, istiğfara devam etmesini söyledi. O da, günde 700 defa istiğfar okurdu. Nihâyet on çocuğu oldu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikâyette bulunuldu. Hepsine de, istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, üç âyet-i kerime okudu. Meali şöyle: (Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12] Çocuklarını idarede sıkıntı çeken bir sahabiye, Resulullah efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. İstiğfar edileceği zaman, yüz defa (Estağfirullah min külli mâ kerihallah, Estağfirullah el azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemeli. Manası şöyledir: (Yâ Rabbi! Razı olmadığın şeylerden yaptıklarımı affet ve yapmadıklarımı yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah'a istiğfar eder ve günahlarıma pişman olup, Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde; Hayy, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan; Kayyum, zatı ile kaim, yarattığı her şeyi, varlıkta durduran demektir.] 2- Dileğine kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını Silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diye dua etmeli. Mesela, (Yâ Rabbi, hayırlı bir çocuk nasip eyle) diye dua edip, (Bu duamı, Silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle) demeli. (Mekatib-i şerife) Sabah ve yatsı namazından sonra, Silsile-i aliyyenin isimlerini okuyup, sonra, Fatiha okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan dua kabul olur. Tecrübe edilmiştir 3- Âyât-ı hırz, usulüne uygun okunur ve yanında taşınırsa, murat hasıl olur. 4- Adakta bulunmalı. Mesela, (Eğer çocuğum olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak nezrim olsun) denince, bu dileğin kabul olduğu tecrübe edilmiştir. 5- Bir dileği olan şu duayı okumalı: Âmâ [kör] bir zat gelip, (Yâ Resulallah! Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın) dedi. Resulullah da, (Kusursuz bir abdest al! Sonra, yâ Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Yâ Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et) diye dua etmesini söyledi. O da, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. (Tirmizi) --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
01.06.2007Bugünkü zahmet yarının rahatıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (1) Dünyada iki şey vardır: Halk birinden kaçar, öbürünü sever. Biri zahmet, diğeri rahatlıktır. Ama ikisi de, insana gereklidir. Çünkü zahmet çeken, rahata erer; rahat yaşayan; zahmet görmedikçe, rahatlığın kıymetini bilemez. Bugünkü zahmet, yarının rahatıdır; yarınki rahatlık da, önceki günün zahmetidir. Unutma ki, külfetsiz nimet, zahmetsiz rahmet olmaz. Ne kazanırsan, yarısını harca, yarısını sakla. Çünkü, (Sakla samanı, gelir zamanı) demişlerdir. Mecbur kalmadıkça, borçlanma, bir şeyini rehine koyma. Buna benzer işlerden dolayı halk içinde, hor ve itibarsız görülürsün. Öyleyse, bu işleri kendine, büyük günah bilmelisin. Bir dostuna ödünç vermişsen, artık ona malımdır deme, o parayı o dosta bağışladın farz et. O paraya ihtiyacın yoksa, dostun kendiliğinden vermedikçe isteme, tâ ki gecikmesi sebebiyle dostluk bozulup kesilmesin. Çünkü borcun gecikmesi, dostu çabuk düşman eder, ama düşmanı dost etmek güçtür. Düşmanı ve dostu bilmemek, çocukların işidir. Dostu düşmandan ayırıp, akıllıca davranmak, gün görmüş zatların işidir. Elinde olandan, ihtiyaç sahiplerine vermekten çekinme. Kimsenin malına da, tamah etme ki, itibarın azalmasın. Herkesin malını, kendisinin bil. Doğru için de olsa, çok yemin etme, çok yemin edici olarak tanınma, tâ ki mecbur kalıp da yemin edersen, yeminine inansınlar. Her ne kadar zengin olsan da, güvenilir, doğru sözlü ve salih bir kimse olarak tanınmazsan, kendini yoksul bil. Çünkü, yalan söyleyenlerin ve kötü bilinen kimsenin sonu, yoksulluktur. Kimseyi aldatma ve aldanma, alışverişte, buna daha çok dikkat et. Çünkü, insan alışverişte çabuk aldanır. Bütün işlerde sabırlı ol, aceleci olma. (Sabretmek, ikinci akıllılıktır) demişler. Yani, bir kişinin ne kadar aklı olursa ve bir işini sabırla işlerse, aklı o kadar çok olur. Her işte, kendi işinden habersiz olma, gafillik ikinci ahmaklıktır. Yani, gafil olan kişi ne kadar akılsızsa, ahmaklığı ve akılsızlığı, bir o kadar daha artar. Sonra her işte, bezgin olma, bezginlik ikinci cahilliktir. Eğer sana iş ve güç kapansa, tezce işini açmaya çalış, işin düzelmeye yüz tutuncaya kadar sabret, çünkü hiçbir iş, aceleyle iyi olmaz. Eğer ev almak istersen, öyle bir yerden satın al ki, o mahallenin halkı iyi kişiler olsun. (Önce komşu, sonra ev) demişlerdir. Evi alınca, komşuna çok hürmet et. Mahalle halkıyla iyi geçin, hastalarını sor, ölüsü olana başsağlığı dile, cenaze merasimine katıl. Komşunun sevinilecek bir işi olursa, sen de birlikte sevin, eğer üzülecek bir işi varsa, sen de birlikte üzül. İmkânın ölçüsünde, komşuna hediye ver. Çünkü sen komşularınla iyi geçinecek olursan, o mahallenin sevip saydığı bir kişi olursun. Komşunun çocuğunu görünce sev, okşa, mahallenin yaşlılarını ağırla ve onlara hürmet et. İkiyüzlülük etme ve ikiyüzlülerden uzak ol. Yedi başlı ejderhadan korkma, ama, hep evet diyen yaltakçılardan kork. Çünkü, onun söz götürüp getirmekle, bir anda yırttığını, sen bir yılda dikemezsin.
Düşmanlarınla dost olan dosttan çekin!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri (2) Dostsuz olma. Kim dostlarının işiyle ilgilenirse, dostları da onun işiyle ilgilenirler. Eğer o ilgilenmezse, dostlar da ilgilenmezler. Öyleyse dostunun işini düşünüp, ilgilenmeyen kişiyle, hiç kimse dost olmaz. Her an bir dost edinmeyi âdet haline getir, tâ ki dostların çok olsun. Çünkü, çok dost arasında kişinin birçok ayıpları örtülür ve çok hüneri açılır. Bundan dolayı, kişinin dostunun çok olması gerekir. Ama, yeni dost tutunca eski dostlarından da yüzünü çevirme. Bir de, rastgele dost seçme, dostların salih ve sana uygun kişiler olsun. Dostlarının dostlarını da düşün, onlar da senin dostlarındır. Düşmanlarınla dost olan dosttan da, çekin. Ayrıca dostuna düşman olan dosttan da, sakın. Önüne kim gelirse, sebepsiz yere seni şikâyet eden dostlardan uzak dur. Böyle kişiden dostluk bekleme ve ayıpsız dost aramaya kalkma. Çünkü, (Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır) demişlerdir. İyilerle kötüleri birbirinden ayırt et. İyilerle gönülden dost ol, kötülerle dil ucuyla dostluğun olsun. Çünkü, kişinin hep iyilere işi düşmez. Eğer, bir kötü kişiye işin düşerse, dostluğun sebebiyle elde edersin. Öyleyse, sevmediğin kötü kimselere de, açıkça düşmanlık etme. Düşman da, kazanma. Ben kime ne yaptım ki, düşmanım olsun deme. Çünkü, (Düşmanım yok sanan kişi, düşmanın eğlencesi olur) demişlerdir. Gizli ve açık, düşmanın işinden habersiz olma. Çünkü, o daima, kötü planlarla seni aldatma hesapları içindedir. Sen de, bir an bile, onun kötü oyunlarından kendini güvende sanmayasın. Düşmanının tasarladığı oyunları, her an soradur, tâ ki düşmanın belâsına uğramayasın. Sonra, fırsat düşmedikçe, düşmanlığını belli etme ve düşmanına karşı, ne kadar büyüklük taslarsan tasla, kendini düşmana büyük göster. Ne kadar düşmüş olsan da, ona durumunu alçak gösterme. Düşmanının güler yüz göstermesine, tatlı sözüne aldanma. Eğer, düşman sana şeker gösterse, sen, onu acı bir şey san. Düşmanın ne kadar küçük olsa da, onu hor görme. Bir düşmanın senden aman dilerse, ne kadar düşmanın olsa da ve sana ne kadar eziyet etmişse de, sen ona aman ver ve düşmanın aman dilemesini çok büyük bir nimet yerine say. Çünkü düşmanın yenilmesi, kaçması ve ölmesi nasılsa, aman dilemesi de öyledir. Düşmanını güçsüz gördüğünde, birden emin olup oturma, onu arada sırada gözetleyedur. Önce işi yapmaya, sonra yaptığını söylemeye gayret et. Bir faydası olmayacaksa, hiç söyleme. Başkasının sana dil uzatmasını istemiyorsan, sen de kimseye dil uzatma. Birisi senin bir ayıbını yakalasa, o ayıbı hemen kendinden uzaklaştır. Çok itibarlı bir yere geçme, tâ ki o yerden aşağı düşmeyesin. Yüksekten düşmenin acısı, fazla olur. Olur olmaz her suç için, kimseyi cezalandırmayı düşünme. Eğer birisi bir suç işlerse, büyüklük göster ve ondan özür dilemesini iste. Çünkü, o suçlu da insandır. Küçük bir suç için kimseyi suçlama, tâ ki seni de başkaları yok yere suçlamasınlar. Yok yere öfkelenme, kızgınlığını yutmayı, alışkanlık haline getir. Birisi senin yanında hata yapsa, sonra da dönüp af dilese, o hatayı bağışlamayı boynunun borcu bil. Çok büyük bir suç olsa da, affetmek güzeldir. Her işlenen hataya ceza verecek olsan, büyüklüğün nerede kalır? Sonra, özür dilememek için, hata yapmamaya çalış. Birisine karşı aniden hata işlersen, özür dilemekten utanma. Senden de suçlular af isterse, sen de bağışla, dileklerini kabul et... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müslüman olmak için Amentü'deki altı esasa inanmak şarttır, ama inanmak ne demektir? CEVAP: İnanmak, görmüş gibi, kabul etmek, tasdik etmek, beğenmek demektir. Bir insanın Müslüman olabilmesi için, iman sahibi olması, yani dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da kâfi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi, hepsinin doğru, faydalı olduğuna inanması da, şarttır. Bu da, bir "bilgi" işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı şeydir. Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgili, kabul etmek ve beğenmek ise, imanla ilgilidir. İmanın altı esası bir bütün olup, çok önemlidir. Ufak bir şüphe götürmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek kâfirliktir. Amentü'nün manası: Amentü'yü bildiren hadis-i şerif şu mealdedir: (Ben Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye iman ettim. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Onun kulu ve resulü olduğuna şahitlik ederim.) [Buhari, Müslim, Nesai] Allah'a inanmak: Allahü teâlânın varlığına, birliğine, Ondan başka ilah, yaratıcı olmadığına, her şeyi yoktan yarattığına, kalben inanmak, kabul etmek demektir. Âlemlere rahmet olarak gönderdiği, son Peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bildirdiği dinin hepsini kabul etmek, beğenmek demektir. Üç âyet-i kerime meali: (Allah'a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158] ([Hayrın, şerrin, imanın, küfrün ve] Her şeyin yaratıcısı Allah'tır.) [Zümer 62, Mümin 62] (De ki: Allah ehaddir [bir tektir, eşi ortağı yoktur], sameddir [Herkes, her şey Ona muhtaç, fakat O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Zeval bulmaz, yok olmaz, ezeli ve ebedidir], doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir.) [İhlas 1-4] Meleklere inanmak: Melekler nurani, akıl ve irade sahibidir. Erkeklik ve dişilikleri yoktur. Hepsinin günahsız, emin olduğunu kabul etmek, tasdik etmek, yaptıkları işleri beğenmek şarttır. Üç âyet-i kerime meali: (Asıl iyilik; Allah'a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) [Bekara 177] (Onlar gayba [Allah'a, meleklere, Cennete, Cehenneme görmeden] inanırlar.) [Bekara 3] (Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.) [Necm 27] (Gayrimüslimler, melekleri dişi yani kadın olarak gösteriyorlar. Böyle inananların ahirete inanmadıkları, inanıyoruz deseler de, inançlarının batıl ve bozuk olduğu bildiriliyor.) Kitaplara inanmak: Zebur, Tevrat, İncil, Kur'an ve diğer kitapların Allahü teâlâ tarafından gönderildiğine, hepsinin hak olduğuna, ancak son kitap Kur'an-ı kerim ile diğerlerinin, [hiçbirisi değişmemiş bile olsa] Allahü teâlâ tarafından nesh edildiğine, yani yürürlükten kaldırıldığına iman etmek, böyle olduğunu kabul etmek demektir. Ayrıca, Kur'an-ı kerimden önceki kitapların insanlar tarafından değiştirildiğini, Allah kelamı olmaktan çıktıklarını bilmek, bunu kabul ve tasdik etmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Onlar, sana indirilene [Kur'ana], senden önceki kitaplara iman ederler.) [Bekara 4] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Dünkü yazımızda Allah'a, meleklere ve kitaplara imanı bildirmiştik. Bugün de Amentü'nün diğer esaslarını bildiriyoruz: Peygamberlere inanmak: Peygamberlerin hepsinin, Allahü teâlâ tarafından seçilmiş olup, sadık, doğru sözlü, günahtan masum olduklarını kabul ve tasdik etmek demektir. Onlardan birini bile kabul etmeyen, beğenmeyen kimse, kâfir olur. Peygamberlerin ilkinin Âdem aleyhisselam ve sonuncusunun Muhammed aleyhisselam olduğuna iman etmek, kabul ve tasdik etmek demektir. Peygamber efendimizin bildirdiği dini hükümlerin hepsini, en güzel şekilde ve eksiksiz tebliğ ettiğine inanmak, bu emir ve yasakların hepsini kabul edip, hepsini beğenmek demektir. Birkaç âyet-i kerime meali: (Resullerden kimisini, kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253] (Nebilerden bazısını, bazısından üstün kıldık.) [İsra 55] (Bütün Peygamberlere iman edip, hiçbirini diğerinden ayırmayanlar [peygamberliklerini inkâr etmeyenler], Allah'ın mükafatına kavuşacaktır.) [Nisa 152] (Peygamber, Rabbinden kendisine ne indirildiyse, ona iman etti. Müminlerin de hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. "Biz Allah'ın peygamberleri arasında, [bazısını inkâr ederek] ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır" dediler.) [Bekara 285] (Gayrimüslimler, Muhammed aleyhisselamın peygamber olduğuna inanmazlar. Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapanlar, elbette Müslüman olamaz.) Kaza ve kadere inanmak: Allahü teâlânın insanlara cüzi irade verdiğini, insanların bu cüzi iradeye göre tercih ettikleri ve yaptıkları her şeyi, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile bildiğine ve yarattığına iman etmek demektir. Hayır ve şer, her şeyi kulların talep ettiklerini, Allah'ın da bunu dilediği takdirde yarattığını bilmek, bunu kabul ile tasdik etmek ve beğenmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ın emri, mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.) [Ahzab 38] Ahirete inanmak: Kıyamet kopunca, insanların dirileceklerine, hesap ve mizandan sonra, Müminlerin Cennete, kâfirlerin Cehenneme gideceklerine ve orada sonsuz kalacaklarına inanmaktır. Bir âyet-i kerime meali: (Onlar [Müslümanlar], ahiret gününe iman ederler.) [Bekara 4] Kelime-i şehadete inanmak şöyle olmalı: Ben şehadet ederim [görmüş gibi bilir ve bildiririm] ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu, resulüdür [ve son Peygamberidir]. Üç âyet-i kerime meali: (De ki, ey insanlar, ben, Allah'ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] (Muhammed [aleyhisselam], Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] (Allah'a ve resulüne inananlara, Rableri katında nurlar ve ecirler vardır.) [Hadid 19]
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çok vesveseliyim, abdestte, gusülde ve namazda, niyet ettiğimi unutuyorum. Bunları niyetsiz yapsam, sahih olur mu? Kuru yer kaldı zannederek, defalarca orayı yıkıyorum. Az bir kuru yer kalsa, abdestim ve guslüm sahih olur mu? Abdestim bozuldu mu acaba diye, çok vesvese ediyorum, abdestsiz namaz sahih olur mu? Elbiseme necaset bulaştı sanıyorum. Necis elbise ile namaz kılınırsa, sahih olur mu? İmamın durumunu bilmiyorum, imam ateist falan ise, kıldığım namaz sahih olur mu? Yiyip içtiğimiz gıdalarda, alkol veya domuz yağı vardır, hayvanlar besmelesiz kesilmiştir diye vesvese ediyorum. Bunun gibi durumlarda ne yapmam gerekiyor? CEVAP: Maddeler halinde bildirilen şu hususlara dikkat edilmelidir: 1- Niyet etmediğini bilmeyen yani, yüzde yüz, (Ben niyet etmedim) diyemeyen kimse, niyet etmiş demektir, namaz sahihtir. Gusülde ve abdestte ise, Hanefi mezhebinde, zaten niyet şart değildir. 2- Abdestte ve gusülde, kuru yer kaldığı bilinmiyorsa, kuru yer kalsa da, abdest ve gusül sahihtir. 3- Abdest aldığını biliyor ama abdestinin bozulduğunu bilmiyorsa, abdesti bozulmuş bile olsa, abdesti var kabul edilir ve namazı sahih olur. 4- Elbisede necaset olduğu bilinmiyorsa, o elbise necis olsa da, namaz sahih olur. 5- İmamın ateist olduğu bilinmiyorsa, namaz sahih olur. Dinimiz, imamın kalbine bakın demiyor. Zahire bakılır. Görünüşte küfrünü gerektiren bir şey yoksa, namaz sahih olur. 6- Yiyip içtiğimiz gıdalarda alkol ve domuz yağı olduğunu bilmiyorsak, temiz kabul edilir. Gıdaların içinde necaset olsa da, bilmediğimiz için günah olmaz. Yediğimiz her gıdayı analiz ettirmek gerekmez. 7- Dinimizin bütün hükümleri böyledir. Mesela, bir kimse, evlendiği eşinin süt kardeşi olduğunu, kendisi ve hiç kimse bilmiyorsa, o süt kardeşi olsa bile, onunla evlenmesi günah olmaz. Vesvese dinin hükmünü bilmemekten kaynaklanır. Yukarıdaki hükümleri bilen kimse, hiçbir konuda vesvese etmez. Müsafeha ederken Sual: Günahların dökülmesi için, nasıl tokalaşmak gerekir? CEVAP: İki Müslüman, muhabbetle müsafeha ederse [tokalaşırsa], günahları dökülür. Müsafeha, sevgi ve dostluk kazandırır. Müsafeha, iki kişinin, sağ elin avuç içlerini birbirine yapıştırıp, iki baş parmağın yanlarını birbirlerine değdirmesidir. İki el yerine, dört el ile birlikte de yapılabilir. (Merakıl-felah) Müsafeha ederken salevat getirmeli ve elleri sallamalıdır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (İki Müslüman karşılaşıp müsafeha ederlerse, Allahü teâlâ, bunların dualarını kabul eder. Ellerini birbirinden çekmeden önce günahlarını affeder.) [Bezzar] (İki Müslüman, selamlaşıp müsafeha ederler, bir de salevat-ı şerife okurlarsa, anadan yeni doğmuş gibi günahları temizlenir.) [R. Nasıhin] (Kim mümin kardeşini ziyaret edip, müsafeha ederek, üç kere elini sallarsa, ellerini ayırmadan, ağaçtan yaprak döküldüğü gibi, her ikisinin günahları dökülür.) [Ey oğul ilmihali] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir müctehid, eski ictihadından vazgeçse, o ictihadı, artık geçersiz olmaz mı? Sonraki ictihadı, ilk ictihadını nesh etmez mi? Bir hadis âlimi bir hadise uydurma dese, bu hadis, bütün hadis âlimlerince uydurma sayılır mı? CEVAP: Müctehidin eski ictihadı, kendisini bağlamaz. Ancak, tercih ehli olan müftüler, ihtiyaç halinde müctehidin bu eski ictihadı ile de fetva verebilirler. Çünkü o ictihad başkaları için yine geçerlidir. Müctehid eski ictihadından vazgeçse de, onu da müctehid iken bildirdiği için, geçersiz bir ictihad durumuna düşmez. Çünkü, ictihad ictihadı nakzetmez. Özellikle İmam-ı Şafii hazretlerinin eski ictihadları meşhurdur. Şafiiler, o eski ictihadlarla da amel ederler. İmam-ı a'zam hazretlerinin talebeleri, (Bizim ictihadlarımızın çoğu, İmam-ı a'zamın eski ictihadlarıdır) demişlerdir. Bir müctehidin ictihadı, diğer müctehidin ictihadını hükümsüz kılamaz. Bu husus, hadis-i şerifler için de geçerlidir. Bir hadis için, hadis ilminde müctehid olan bir âlim, mevdu yani uydurma demişse, sadece uydurma diyene göre, o hadis uydurma olur. Mevdu diyen hadis âlimi, bana göre, benim aradığım şartlara göre sahih değil der. O hadisi bildiren hadis âliminin şartlarına göre ise, o hadis yine sahihtir. Yani bir hadis âlimi, bir hadise uydurma derse, o hadis bütün âlimlerce uydurma olmuş olmaz. Bunu bilmeyen cahiller, (Falanca bu hadise uydurma dedi, artık bu hadis uydurmadır) diye konuşurlar. O hadise uydurma diyen âlim ise, hadisi bildiren de âlimdir. Hatta uydurma diyen âlimin derecesi yüksek bile olsa, yine o hadis uydurma olmaz. Çünkü İmam-ı Ebu Yusuf, hocası İmam-ı a'zam hazretlerinin ictihadlarından farklı ictihad edebiliyordu. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bulunan hiçbir hadis-i şerife uydurma denemez. Zararlı hayvanları öldürmek Sual: Kanuni Süleyman Han, Zenbilli Ali Efendiye zarar veren karıncaları öldürmek caiz mi diye sormuş, o da caiz değil diye fetva vermiş diyorlar. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Olayın aslı şöyledir: Kanuni Sultan Süleyman Han, meyve ağaçlarını karıncaların sarması üzerine, meseleyi Zenbilli Ali Efendiye şöyle bir beyitle sorar: Ağaçları sarsa, eğer karınca, Zarar var mı karıncayı kırınca? Zenbilli Ali Efendinin cevabı şöyledir: Yarın Hakkın divânına varınca, Süleyman'dan alır hakkın karınca. Bu bir fetva değildir. Bir latifedir. Yani, (Sen de bilirsin ki, zararlı hayvanları öldürmek caizdir. Haksız olarak öldürmek, caiz değildir) demek istiyor. Osmanlı Devletinin onuncu sultanı ve İslâm halîfelerinin 75.'si olan Kanuni Sultan Süleyman Han, babası Yavuz Sultan Selim'in vazifelendirdiği devrin büyük âlimlerinden ders alarak yetişmiş, dini bilgileri çok iyi bilen bir padişah idi. Din kitaplarının hepsinde, zararlı hayvanları öldürmenin caiz olduğu bildirilmiştir. Karınca gibi hayvanları, zarar vermezse, öldürmek caiz değil, zarar verirse caizdir. Fare, akrep, yılan gibi zararlıları ise, her zaman öldürmek caizdir. Kuduz hayvanları da, öldürmek gerekir. İnsana ve yemeklere zarar veren karıncaları, eziyet etmeden ve suya atmadan öldürmek caizdir. İçinde karınca bulunan odunu, yere vurup silkeledikten sonra yakmak caizdir. (Berika) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Başı açık Kur'an okumak caiz mi? CEVAP: Erkeğin okuması tenzihen, kadının okuması tahrimen mekruhtur. Kendi avret yeri açık iken ve avret yeri açık olanlar yanında Kur'an-ı kerim okumak, mekruhtur. Mahrem kadınlara bakmak Sual: Anne, hala, teyze, yeğen gibi yakınlarımızın nerelerine bakabiliriz? CEVAP: Erkek, nikahla alması ebedi, sonsuz haram olan [mahrem akraba olan] 18 kadının başına, yüzüne, gerdanına, kollarına, dizden aşağı bacağına, şehvetten emin ise bakabilir. Göğüs, koltuk ve yanlarına [böğürlerine], uyluk ve dizlerine ve sırtına bakamaz. Kadınların buralarına da galiz, yani kaba avret yerleri denir. Her kadının, buralarını namazda, yabancı erkeklerin yanında, şekli belli olmamak üzere geniş olarak örtmeleri lazımdır. (S. Ebediyye) Ön ve arka avret yerleri, dört mezhepte de, kaba avrettir. Dört mezhepte de buraları örtmek farzdır. (İbni Abidin) Avret yerlerini örtmek Sual: Avret yeri nedir? Kadın, evinde yalnız iken, şortla durabilir mi? CEVAP: Müslümanın, namaz kılarken açması, her zaman başkasına göstermesi ve başkasının da, bakması haram olan yerlerine, avret yeri denir. Namaz dışında da, avret yerini, örtmek farzdır. Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vacib, başka yerlerini örtmesi edeptir. Evde yalnız iken, başı açık dolaşabilir. Görünmesi caiz olan 18 erkek yanında, ince baş örtüsü örtmeleri evladır, iyi olur. Yalnız iken avret yeri, ancak özür ile açılabilir. Mesela tuvalette açılır. Yalnız olarak guslederken açmak mekruh olur, caiz veya küçük yerde caiz olur denildi. Namaz dışında, necasetli elbise ile de örtünmek lazım olur. (Redd-ül muhtar) Çocukların avret yerleri Sual: Çocukların kaç yaşından sonra göbek ile diz arasına bakmak caiz olmaz? CEVAP: Erkek çocukların, on yaşına kadar, kızların ise, gösterişli oluncaya kadar galiz yani kaba avret yerlerine, bundan sonra, bütün avret yerlerine bakmak caiz değildir. Avret yeri Sual: Müslüman kadınların, birbirine olan avret yeri ile, kâfir bayanlara olan avret yeri farklı mı? CEVAP: Farklıdır. Müslüman kadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir. Yani diz ile göbek arasıdır. Gayrimüslim kadın, yabancı erkek gibidir. Müslüman kadının, yabancı erkek, kâfir veya fasık kadın yanında da, örtünmesi farzdır. Onların yanında, saçlarını ve kollarını açmak zorunda kalınca, Hanbeli mezhebini taklit etmesi gerekir. Hanbeli mezhebinde, kâfir kadınların karşısında örtünmek gerekmez. Sadece diz ile göbek arasını kapatmaları yeter. Şehvetle bakmak Sual: Yabancı kadına şehvetle bakmak haram, ihtiyaç olmadan şehvetsiz de bakmak mekruh deniyor. Şehvetle bakmak ne demektir? CEVAP: Cinsel istekle, cinsel arzu ile bakmak demektir. Göze çarpmak günah değil, isteyerek bakmak günahtır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
İhtiyacın olursa cömertten iste!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir sultanın oğluna nasihatleri: Eğer birisinden bir şey istemeyi düşünürsen, önce onu dene, gör; o kişi cömert mi, yoksa cimri mi? Cömertse ihtiyacını dile getir, ama isteyeceğin zamanı iyi seç. Yani, o kişinin gönlü dar veya aç olduğu vakit isteme ki, umduğundan mahrum kalmayasın. Sonra, dilersen, mümkün olanı dile, ele geçmesi mümkün olmayan şeyi dileme, tâ ki elde edebilesin. Bir istekte bulunmaya gittiğin vakit, önce iyi sözler tasarla ve hoş bir edep ve usulle ortaya uygun bir söz at, sonra buna uygun bir davranışla, sözü maksadına getir ve hacetini dile. Söylediğin sözlerle, ona lütuf göster, (Hacet vaktinde lütuf göstermek, ikinci aracıdır) demişler. Yani lütuf, sözü geçen kişi gibidir. Lütuf göstermenin, ona en yakınının söylemesi kadar yardımı vardır. Öyleyse bir dilekte bulunduğun kimsenin katında, kendini bir aciz kul yerinde görmelisin. Çünkü insan, iyiliğin kuludur. Bir şey istedin ve isteğin kabul edildi mi, o kişiye teşekkür et, onu hoşnut et. Böylece, dileğin artarak devam eder. Nitekim, Allahü teâlâ, (Şükür, nimetin çoğalmasına sebep olur) buyurur. Hem, önceki istek kabul olunca teşekkür etmek, ikinci isteğin kabul olunmasının da umududur. Birinden bir şey istedin, ama isteğin kabul edilmedi; bunu da, kendi kaderinden bil. Varıp, o kişiyi halka şikâyet etme, işimi görmedi, deme. Çünkü o, halka şikâyete önem verseydi, işini görürdü. Bütün ilimlerin içinde, din ilminden büyük ilim yoktur. Bütün faydalı ilimler, dinin bir koludur. Din, kökü birlik olan bir ağaçtır, dalları dinin hükümleridir ve bunları birbirinden ayıran, dünya menfaatidir. Gücün yettiği kadar din ilmine çalış, din ilmini layıkıyla bilenlerin etrafında dolaş, tâ ki hem dünyayı elde edesin, hem de ahireti ele geçiresin. Allah nasip ederse, önce din ilmine yapış, çünkü o gövdedir, kalanı daldır. Gövdesiz dal istemek, uygun değildir. Eğer bu dediğim işlerden ilmi istersen kanaatkâr ol, yani helâli ve haramı seçici ol, açgözlü olma. Gönlünde ilim sevgisini sağlamlaştır, dünya sevgisini gider. Şöyle ki, ilme dost olmalısın, dünyaya düşman. Cefaya ve zahmete dayanıklı ol. Vaktinde yatmayı ve erken uyanmayı huy edin. İslam âlimlerinin kitaplarını okumaya, dinini doğru öğrenmeye karşı çok hırslı ol. Çok alçakgönüllü ol, burnu büyük olma. Okumaktan üşenme, faydalı ne okursan, daha iyi öğrenmek için tekrarla. Âlimleri sev ve daima ilim ehline yakınlaş, onların katında saygılı ol, edepsiz olma. İlim öğrenmekte hırslı ol, unutkan olma. Ama hocana ve her iyilik gördüğüne karşı haktanır ol. Yanından kitap, kalem eksik olmasın, gönlün bunlardan başka şeylerle dolmasın. Lüzumlu olarak ne işitirsen, aklında tutmaya çalış. Sözü az söyle, ileri görüşlü ve ince fikirli ol. İlim öğrenirsen, ibadette, namaz, oruç ve taat bucağına komşu ol, elbiseni daima temiz tut. Uygunsuz hareketlerin hoşuna gitmesin. Başkasının uygunsuz sözüyle hareket etme. Kendi görüşünü, başkasının görüşünden üstün tutmamaya çalış. Konuşma sırasında kaskatı kesilip durma. Karşına, sağına soluna bakarak konuş ve konuşurken, sözü çevirip gevşek konuşma. Toplulukta, seni dinleyen halkı her an kontrol et. İnce görüşlülükle, iyiden iyiye bak, eğer ağır nükteler hoşlarına gidiyorsa, güzel nükteler yap. Yok, eğer amiyane nükteler istiyorlarsa, sen de amiyane konuş. Her an açık yüzlü ol, asık yüzlü olma. Üstünü başını daima temiz tut, dinimizin yasakladığı her kötülükten kaç, emrettiği her ibadeti de yapmaya çalış. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaş, şiirlerin ölçülü ve kafiyeli olmalarına itiraz ediyor. "Ölçü ve kafiye, maksadı anlatmaya mani oluyor, aruz vezni, hece vezni, bunlar gereksiz, şiir serbest olmalı" diyor. Arkadaşın söylediği doğru mudur? CEVAP: Şiire değil, kötü şiire karşı çıkılmalıdır. Her şiire karşı çıkmak, çok yanlıştır. Her sanatın bir kaidesi olduğu gibi, elbette şiirin de kaideleri vardır. Bu kaidelere uyulursa, ancak bir sanat değeri olur. Mana ve kaideyi birleştirmek ise, ancak şairin derecesine kalmış bir şeydir. Yani bunu başardığı ölçüde toplum ve tarih önünde kabul görür. Dini şiir ve nasihatlerde rabbani tesir olması için, manaya da dikkat etmeli ve yaşayarak, inanarak yazmalı. İnsan kendisi şiir yazamıyorsa, yazanları takdir etmelidir. Atalarımız böyleleri için derler ki: Kişi bilmediğine düşman kesilir. Gafile kelam, nafile kelam. Başıboşluğu, ölçüsüzlüğü, ahenksizliği uygun görmek, bunların aksini yani nizamı, ölçüyü, ahengi kuralı uygunsuz görmek kadar yanlış olmaz. Ölçüsüz şiirler için, (Dam başında saksağan, vur beline kazmayı) demişlerdir. Kur'an-ı kerim, icaz, belagat, ahenk gibi çeşitli ölçülerin bulunmasından dolayı bir benzeri meydana getirilemiyor. Bir âyet-i kerime meali: (Bu Kur'anın bir âyetinin benzerini söylemeniz mümkün değildir.) [Bekara 24] Çok şairler uğraşmışsa da, benzerini söylemeye güçleri yetmemiştir. Allahü teâlâ, diğer ilahi mukaddes kitaplara bu özelliği vermediği için değiştirilmiştir. Güzel şiir, güzelliği ölçüsünde bir şaheserdir. Dört dörtlük şiirler vardır. Peygamber efendimiz, (Şair Hassan'ın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir) buyurduğu gibi, ağzına sağlık anlamında, (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim) Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle: (Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari] (Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud, İ. Ahmed] (Bazı şiirler apaçık bir hikmettir.) [Buhari, Ebu Davud] Hazret-i Mevlana'nın Mesnevisi, Yunus Emre gibi tasavvuf erbabının divanları, kasideleri dillere destandır. Resulullah efendimizin beğendiği, İmam-ı Busayri'nin "Kaside-i bürde"si pek meşhurdur. Mevlid kasidesi, asırlardır okunan bir şaheserdir. Ahengi, ölçülü olmayı, yani güzelliği dinimiz emrediyor. Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâ güzeldir, güzeli sever) buyuruyor. Güzellik, çeşitli bakımdan mükemmellik, uygunluk demektir. Bir insanın bütün organları yerli yerindedir. Kafası çok büyük, ayakları çok kısa olsa, çirkin görünür. Ayakları veya kolları çok olsa, hem çirkin görünür, hem de iş yapması zorlaşır. Görünüş yönüyle de insan, en güzel şekilde yaratılmıştır. Güzelliğe, ölçülü olmaya, tertibe, düzene, ahenge, kurala karşı çıkmak, ne kadar yanlış olur. İnsan kendisi, tertipli düzenli olmasa da, tertipli düzenli olanlara imrenmelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birçok duanın, kırk gün okunması bildiriliyor. Kırk günün önemi nedir? CEVAP: Kırk sayısı, çoğunluğu bildiren işlerde, asgari en büyük sayıdır. Bir duayı çok okumak istenirse, en az kırk kere okumalıdır. Beş vakit namaz, sünnetleri ile beraber, kırk rekattır. Fatiha, beş vakit namazın, her rekatında okunur. Böylece, her gün en az, kırk kere okunur. Tırnak kesmeyi, koltuk, kasık temizlemeyi kırk günden fazla geciktirmek günah olur. Salih akrabayı ziyarette, kırk günü geçirmemeli. (S. Ebediyye) Kırk gün, sabah namazının sünneti ile farzı arasında, kırk bir kere Fatiha okunur. Besmelenin sonundaki Mim harfi, Fatihanın Lam harfi ile birlikte okunursa, yapılan dua kabul olur. Suya üfleyip, hasta veya büyülenmişe içirilirse, şifa bulur ve büyü çözülür. (Tefsir-i Azizi) Kırk sayısı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şu mealdedir: (Her gece kırk âyet okuyan, gafillerden yazılmaz.) [Beyheki] (Kırk kişi, bir cemaattir. Bir ölüye dua ederlerse, Allahü teâlâ, o ölüyü affeder.) [Buhari] (Şirkten uzak kırk mümin, bir Müslümanın cenaze namazını kılarsa, Allahü teâlâ, muhakkak o müminlerin dualarını kabul ederek, o ölüyü affeder.) [Müslim, Ebu Davud] (Kırk gün içinde, bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar. Çünkü ilim kalbe hayat verir. İlimsiz ibadet olmaz. İlimsiz ibadetin, faydası olmaz!) [Hazanet-ür-rivayat, M. Rabbani] (Kırk gün ihlasla İslamiyet'e uyanın kalbini, Allahü teâlâ, hikmetle doldurur.) [Ebu Nuaym] (Kırk gün helal yiyenin kalbini, Allahü teâlâ, nur ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya sevgisini, kalbinden giderir.) [Ebu Nuaym] (Fal baktıran, falcıya inanmasa da, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim] (Haktan batılı veya hidâyetten dalaleti red için, ilimden bir konu öğrenmek niyetiyle, evinden çıkan kimse, bir âbidin kırk yıllık ibadeti gibi ecir alır.) [Deylemi] (Allah için, kırk gün nöbet tutanın, bütün günahları temizlenir.) [Taberani] (Komşuluk, dört taraftan kırk evdir.) [İ. Hibban] (Allahü teâlânın rızası için, helâli ve haramı açıklayan kırk hadisi, ümmetime bildiren, âlim olarak haşrolur.) [Ebu Nuaym] (Alimler bunun için, Kırk hadis adı ile hadis kitapları yazmışlardır.) (Bir âmâyı elinden tutup, kırk adım götürene Cennet vacib olur.) [Taberani] (Bir hasta, kırk defa "La ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn" okursa, şehit olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları af olur.) [Necat-ül-musalli] (Kırk yaşını geçtiği halde, hayırlı işleri [sevapları], kötü işlerinden [günahlarından] ziyade olmayan kişi, Cehenneme hazırlansın.) [İ. Gazali] (Kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.) [İ. Gazali] İmanla ölmek için de, şu duayı günde kırk kere okumalıdır: (Yâ hayyü yâ kayyûm yâ zelcelâli vel ikram, yâ lâ ilâhe illâ ente.) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Bilmeden abdestsiz namaz kılmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye'nin cemaatle namaz bahsinde deniyor ki: (İmam, namazda iken namazı bozan bir şey hasıl olursa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olduklarını hatırladığına, söyleyerek, haber göndererek, yazarak bildirir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavle göre de, imamın cemaate haber vermesi, lazım değildir.) Son kavle göre, imam, abdestsiz namaz kıldırsa, cemaate de haber vermese, cemaatin namazı sahih oluyor, değil mi? Bir kimse unutup abdestsiz namaz kılsa, abdestsiz kıldığını hatırlamasa, namazı sahih olur, değil mi? CEVAP: Evet, her ikisi de sahih oluyor. Şafii mezhebinde de böyledir. Yani imamın, abdestsiz kıldırdığını cemaate haber vermesi gerekmez, cemaatin namazları sahih olur. Fakat kendisi, namazını iade eder. Buna benzer konular çoktur. Din kitaplarında deniyor ki: Bir imam, bayram namazını abdestsiz kıldırır da, sonra cemaat dağılmadan bunu anlarsa, abdest alır ve hep beraber namazı tekrar kılarlar. Cemaat dağılmış olursa, tekrar kılmak gerekmez, namazları sahihtir. (Redd-ül muhtar) Elleri ve ayakları kesik olan bir kimsenin, yüzünde yara da varsa, abdest almadan ve teyemmüm etmeden namazlarını kılar; sonra kaza da etmez. (Redd-ül muhtar) Bir beldeye, bir aylığına imam olan bir kimse, bu müddetin sonunda, (Ben Mecusi idim) dese de, onun arkasında kılınan namazlar, sahihtir. (Hindiye) Günlerce namaz kıldıran imam, kendisinin Mecusi olduğunu söylese, Cemaat namazlarını iade etmez. (Redd-ül muhtar) Yine Seadet-i Ebediyye kitabında, (Abdestli olduğunu zannederek, abdestsiz kılınan namaz sahih olmaz) deniyor. Bu, sonradan abdestsiz kıldığını hatırlayanlar içindir. Eğer abdestsiz kıldığını bilmiyorsa, abdestli kılmış sayılır. Gusleden kimse, kuru yer kaldığını sonradan görse, orasını yıkar. Ama kuru yer kaldığını bilmezse, guslü sahih olur. Bir kimse de, araştırıp kıbleden başka istikamete namaz kılsa, namazı sahihtir, ama araştırmadan, kıbleye isabet etse bile, sahih olmaz. Demek ki, dinin emrine uyulunca, yani gerekli araştırma yaptıktan sonra, kıbleden başka yöne de kılınsa, namaz sahih olur. Bunun gibi, normal yıkandığı halde, kuru yer kalmadığını, çok zannetse, buna rağmen, gusülde ve abdestte kuru yer kalsa da, guslü ve abdesti sahih olur. Allahü teâlâ, niye kuru yer kaldığını bilemedin demez, gücümüzün yetmediğini sormaz. Bir kimse, unutup abdestsiz namaz kılsa, sonra abdestsiz kıldığını hatırlamasa, dinimiz, (Niye abdestsiz namaz kıldın) demez ve o namaz sahih olur. Çünkü, unutmak meşru özür olur. Eğer abdestsiz olduğunu sonra anlarsa, o namazı kaza etmesi gerekir. Netice: Bir Müslüman, namazı ister yalnız kılsın, ister imama uyarak cemaatle kılsın, abdestsiz kıldığını sonradan hatırlarsa, bu namazı kaza eder. Hatırlamazsa, unutması özür olur, abdestsiz kılması affedilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Talak-ı bain ve talak-ı ric'i
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Talak-ı bain ile talak-ı ric'i arasındaki fark nedir? CEVAP: Talak, boşamak demektir. Talak-ı bain, kesin boşama demektir. Talak-ı ric'i, açık boşamadır. Mesela seni boşadım denirse, talakı ric'i olur. Ama istediği zaman, eski nikahına dönebilir. İddet bitene kadar dönmezse, talak-ı ric'i, talak-ı bain halini alır. Üç talak hakkından birini kaybetmiş olur. Talak-ı bainde ise, kinayeli sözlerle kadın boşanır. Mesela boşamak niyetiyle, (babanın evine git) demesi gibi. İddet bitmeden artık o kadınla evlenilemez. Boşama niyeti olmadan söylerse talak olmaz. Talak-ı ric'inin, talak-ı bainden farklı yönleri şunlardır: 1- Talak-ı ric'ide, nikahı yenilemek gerekmez. Eski nikaha döndüm diyerek, hanımının elini tutması yeter. Bainde ise, iddet bitmeden nikah yapılamaz. İddet bitince de, kadın razı olursa ancak nikah yapılabilir. 2- Mehri çoğaltmaya gerek kalmaz. Bainde ise, yeni nikah olacağı için arzu ettiği mehri isteyebilir. 3- Şahitsiz evlenebilir. Bainde ise, iddet bitince iki şahit şarttır. Çünkü bu, yeni bir evliliktir. 4- Kadın razı olmasa da, erkeğin, ben eski nikahıma döndüm demesi yeterlidir. Bainde ise, kadın razı olmadan evlenilemez. 5- İddet müddeti içinde, karı kocadan biri ölürse, biri diğerine mirasçı olur. Bainde mirasçı olamaz. 6- İddet müddeti içinde, erkek ölürse, kadının iddeti, ölüm iddeti olur, yani dört ay on gün bekler. Bainde ise, normal iddeti bitince, başkası ile evlenebilir. 7- Kadın, ric'iden sonra süslenebilir. Ama bainde, iddet müddeti içinde süslenemez. 8- Kadın, kocası ile aynı evde kalabilir. Bainde ise kalamaz. Ancak ayrı odada kalabilir. Yani ona yabancı durumdadır. 9- Talakı ric'i, nikahı kökten söküp atmaz, ona bir gevşeklik meydana getirir. Rici, yaralamaya, bain ise öldürmeye benzer. 10- Îlâ, Zıhar geçerli olur, kazf ederse li'an gerekir. Îlâ: Hanımına, dört ay veya daha çok zaman veya zaman söylemeyerek, (Sana yaklaşmayacağım) diye yemin etmektir. Dört ay içinde yaklaşmazsa, bir talak-ı bain olur. Dört ay içinde, yemini bozarsa, hanımı boş olmaz. Yemin kefareti verir. Zıhar: Erkeğin, hanımını veya yüz, baş, ferc [avret yeri] gibi bir organını, mahreminin bakması haram olan yerine benzetmesidir. (Senin başın anamın sırtı gibidir) demek gibi. Kefaretsiz hanımına sarılması, öpmesi, beraber yatması haram olur. Zıhar kefareti, oruç kefareti gibidir. Li'ân: Hanımına, zaniyesin veya bu çocuk benden değildir dese, karısı hakimden li'an isterse, hakim, li'an yapılmasını emreder. Li'an yapmak için, önce erkek, (Sözüm doğrudur) diye yemin eder. Dört kere tekrar eder. Beşincisinde, (Yalan söylüyorsam, Allah'ın laneti benim üzerime olsun) der. Sonra kadın, dört defa (Allah şahit olsun ki, bu adam bana zaniye demekle, yalan söyledi) diye yemin eder. Beşincisinde, (Doğru söyledi ise, Allah'ın gazabı benim üzerime olsun) der. Sonra hakim, bunları bir talak-ı bain ile ayırır. Kazf: Namuslu bir kadına, zina etti diye iftira etmektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Vahdet-i vücud ve İbni Arabi (1)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vehhabiler, (Vahdet-i vücutçular, La mevcûde illallah yani Allah'tan başka varlık yoktur. Ne varsa Allah'tır, her şey Allah'ın bir parçasıdır diyorlar. İ. Arabî, Füsûsul-Hikem de, bu küfür olan görüşü savunuyor) derken, bazıları da, (İbni Arabi, sonra o itikattan dönmüştür. Fütuhat-ı Mekkiyye kitabında bu itikadından döndüğünü açıkça ifade etmiştir. Ancak, vahdet-i vücud düşmanları bunu gizliyorlar) diyorlar. Vahdet-i vücut nedir? İbni Arabi, nasıl birisidir? CEVAP: Ne varsa Allah'tır, Allah'ın parçasıdır demek yanlıştır. Ancak, La mevcûde illallah, Allah'tan başka varlık yok demektir. Bu ifade Ehl-i sünnete aykırı değildir. İbni Arabi hazretlerini tenkit eden İmam-ı Rabbani hazretleri de, aynısını çeşitli mektuplarında uzun uzun bildiriyor. Yalnız Allah vardır, âlem hayal mertebesinde yaratılmıştır buyuruyor. Şu sual, âlimler tarafından İmam-ı Rabbani hazretlerine soruluyor: (Âlimler diyor ki: Allahü teâlâ, bu âlemin içinde ve dışında değildir. Aleme bitişik de değildir. Ayrı da değildir. Bunun açıklanması nasıl olur?) İmam-ı Rabbani hazretleri, buna şöyle cevap veriyor: İçinde, dışında olmak, bitişik ve ayrı olmak gibi şeyler, var olan iki şey arasında düşünülebilir. Halbuki sualde, iki şey mevcut değildir ki, bunlar düşünülebilsin. Çünkü, Allahü teâlâ vardır. Âlem, yani Ondan başka her şey vehim ve hayaldir. Âlemin var görünmesi, Allahü teâlânın kudreti ile devamlı olup, vehim ve hayalin kalkması ile yok olmuyor. Ahiretteki sonsuz nimetler ve azaplar, bunlara oluyor. Fakat, âlemin varlığı vehim ve hayaldedir. [Yani dışarıda var olmayıp, vehme ve hayale var görünmektedir.] Vehim ve hayalin dışında bir varlık değildir. Allahü teâlânın kudreti, vehim olunan, hayal olan bu görünüşleri devam ettirmektedir. Var gibi göstermektedir. Hayaldeki şey, dışarıda var olan bir şeyle bitişiktir, onun içindedir denemez. Ama var olan, mevcut olan bir şey, hayalde olan şeyin içinde de, dışında da ve ayrı da değildir, bitişik de değildir. (2/98) Önce, Muhyiddin-i Arabi hazretlerini tanıyalım, sonra vahdet-i vücud görüşünü reddetmese de, yine evliya arasında olduğunu vesikalarla bildirelim: Şeyh-i ekber İbni Arabi hazretleri, Endülüs'te doğdu, 1240'ta 78 yaşında Şam'da vefat etti. Zahir ve batın ilimlerinde kâmil idi. Fıkıh ve kelam ilimlerinde müctehid idi. Zekâsı pek çok, hafızası harikulade idi. Sultanlardan, valilerden, çok saygı görür, pek çok hediye gelirdi. Hepsini muhtaçlara dağıtırdı. Beş yüze yakın kitap yazmıştır. Yazılarını anlayabilmek için, âlim olmak lazımdır. Yirmi cilt olan Fütuhat-ı mekkiyye kitabı, dört büyük cilt halinde 1973'te Beyrut'ta basılmıştır. Cahiller, buna zındık dedi. İbni Teymiyye gibiler kâfir dedi. Âlimler, arifler ise, veliy-yi kâmil olduğunu anladı. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Büyüklerimizin beğendiği, büyük bildiği İbni Arabi'nin, birçok sözlerinin Ehl-i sünnete uymaması, şaşılacak şeydir. Hataları keşfinde, kalbde doğan bilgilerde olduğu için, ictihaddaki hatalar gibi bir şey söylenemez. Onu büyük bilir ve severim. Ehl-i sünnete uymayan yazılarını yanlış ve zararlı bilirim. [Bu ifadeler, Füsus-ul Hikem'deki, Ehl-i sünnete aykırı yazıları ve keşifleri içindir. Nasıl müctehid ictihadında hata edince sorumlu olmuyorsa, Evliya da, keşfinde hata edince, sorumlu olmuyor. Ancak bu yanlış keşfe uyanlar sorumlu olur. Hiçbir Müslüman da, yanlış keşfe uymaz.] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Vahdet-i vücud ve İbni Arabi (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Onun hakkında konuşanlardan bir kısmı haddi aşıyor, bir kısmı büsbütün mahrum kalıyor. Evliyanın büyüklerinden olan Muhyiddin-i Arabi hazretleri, keşiflerindeki hatalardan dolayı büsbütün reddedilemez. Onun vahdet-i vücud bilgisi, görünüşte, Ehl-i sünnet itikadına uymuyor gibi görünüyorsa da, aradaki fark, yalnız sözde ve kelimelerdedir. (1/266) Kıyas ve ictihad, dinin 4 temelinden birisidir. Evliyanın ilhamları böyle değildir. Bunlara uymaya emrolunmadık. İlham, yalnız sahibi için delildir, başkaları için senet değildir. Tasavvufçuların, Ehl-i sünnete uygun olmayan sözlerine uyulmaz. Fakat, onlara iyi gözle bakarak dil uzatmamalı, şuursuz sözlerinden saymalıdır! (1/272) Şeyh-i ekberi [İbni Arabi'yi] caiz olmayan bazı bilgileri ile, yine makbuller arasında görüyorum. Evliya arasında bulunuyor. Onu reddeden, beğenmeyen tehlikededir. (3/77) İmam-ı Süyuti hazretleri, Tenbih-ul-gabi kitabında, İbni Arabi hazretlerinin büyüklüğünü vesikalarla ispat etmektedir. Ebüssüud efendi hazretleri de, ona dil uzatılamayacağına dair fetva vermiştir. Abdülgani Nablüsi hazretleri, İbni Arabi gibi büyük bir evliyaya dil uzatanın, cahil ve gafil olduğunu, bunların başında, İbni Teymiye'nin geldiğini bildirmektedir. (Hadika) Ehl-i sünnet âlimleri, Vehhabilerin ortaya çıkacaklarını, keramet olarak, bilmişler, bunlara, yıllarca önce cevaplar yazmışlardır. Bu âlimlerin başında, Muhyiddin-i Arabi, Sadreddin-i Konevi, Celaleddin-i Rumi, Seyyid Ahmed Bedevi ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi veliler bulunmaktadır. Vehhabiler, işte bunun için, bu evliya zatlara dil uzatıyorlar. İmam-ı Rabbani hazretleri, Hazret-i Mehdi gelince, Medine'deki bid'at işlemeye alışmış olan [vehhabi] âlimi öldüreceğini bildiriyor. Vehhabiler, İmam-ı Rabbani hazretlerini bu yüzden tenkit ederler. İbni Arabi hazretleri, Vehhâbîlerin Arabistan'da türeyeceğini ve bozuk yolda olacaklarını haber verdiği için, Vehhâbîler onu asla sevmez, şeyh-i ekber değil, -hâşâ- şeyh-i ekfer [en büyük kâfir] diye hakaret ederler. Ehl-i sünnet Müslümanlar, Vehhabilerin oyunlarına, tuzaklarına düşmemelidir. Bu zatın menkıbeleri çoktur. Biri şöyledir: Şeyh-i ekber hazretleri, Şam'da, kalbi para sevgisiyle dolu bir grup kimseye; (Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır) dedi. Orada bulunanlar bu sözü anlayamadılar. Rabbimize hâşâ hakaret etti sandılar. Epey kimse aleyhinde konuşmaya başladı. Vefat ettiğinde de, Şam halkı, kabrinin üzerine çöp döktüler. Ancak vefatından sonra onun ne mübarek bir zat olduğu meydana çıktı. İbni Arabi hazretleri (Sin, Şın'a gelince, Muhyiddin'in kabri meydana çıkar ve muradı anlaşılır) buyurmuştu. Osmanlı Sultanı Yavuz Selim Han, Şam'a geldiğinde; "Sin, Şın'a gelince, Muhyiddin'in kabri meydana çıkar" sözünün ne demek olduğunu firasetiyle anladı. [Sin'den maksat Selim, Şın'dan maksat Şam'dır.] Kabrini araştırıp buldurdu. Çöpleri temizleterek, kabrin üzerine güzel bir türbe, yanına bir cami ve imaret yaptırdı. Ayrıca Muhyiddin-i Arabi'nin, vefatından önce ayağını yere vurarak, (Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır) buyurduğu yeri tespit ettirip, orayı kazdırdı. Orada, küp içinde altın çıktı. Bundan, (Siz, Allahü teâlâya değil de, paraya tapıyorsunuz) demek istediği anlaşıldı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Yer ve göklerin yaratılışı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Yer ve göğün yaratılması için, bazı âyetlerde 6, bazılarında 8 yazıyor: Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Araf 54) O, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Hud 7) Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Yunus 3) Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratandır. (Furkan 59) Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı. (Secde 4) Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri altı günde yarattık. (Kaf 38) Göklerle yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan Odur. (Hadid 4) Şu âyetlerde de 8 günde yaratıldığı söyleniyor: Siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip Ona ortaklar mı koşuyorsunuz? O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yer küreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı. (41-Fussilet 9,10,11,12) Altı günde mi yaratıldı, yoksa sekiz günde mi? Bu çelişki değil mi? CEVAP: Hesabı yapan, toplamayı bilmiyorsa veya kasıtlı yanlış topluyorsa, kabahat kimin olur? Arapça'daki anlatış şekli bilinmeyince, işte böyle yanlış neticeye varılır. Doğrusu, yerküre ve içindekiler dört günde tamamlandı. Gökler de iki günde, toplam altı gün eder. 7 âyette 6 gün deniyor. Fussilet'te ise detaylı olarak altı gün açıklanıyor. Bunun ikisi yer küre, ikisi içindekiler, iki günde de gökler. Hepsi altı gün oluyor. İşin uzmanı olan, müfessir İmam-ı Kurtubi bu âyet-i kerimeyi şöyle açıklıyor: (Basra'dan Bağdat'a 10 günde, Kufe'ye de 15 günde gittim) denince, Bağdat'la Kufe arasının 15 gün olduğu anlaşılmaz. 15-10=5 gün olduğu anlaşılır. Basra Bağdat arası 10 gün, Bağdat Kufe arası 15 gün denirse, toplam 25 olur ki yanlış olur. Çünkü Basra ile Bağdat arası 10 gün, Bağdat ile Kufe arası ise, 5 gündür. (El-Câmi-u li Ahkâm-il-Kur'ân) Âyet-i kerimede de, aynen böyledir. 2 günde yeri, 2 günde gıdaları ki, toplam 4 gün eder, âyette de bu bildiriliyor. 4 gün bildiriliyor. 2 günde gökler yaratılıyor. Toplam 6 gün. Hani 8 gün nerede? Tefsir uzmanı İmam-ı Beydavi de şöyle açıklıyor: Orada [yeryüzünde her mahlukatın] gıdalarını [iki gün yerin yaratılışı ile beraber toplam] dört günde yarattı. Tefsir uzmanlarının hepsi şöyle diyor: Böyle ifadeler, Arap dilinde de çok kullanılan bir üsluptur, mesela, Kufe'den Medine arası 20 gündür, Mekke ise 30 gündür denince, Kufe Mekke arası 50 gün anlaşılmaz. Medine'den Mekke arası 10 gündür, toplamı 30 gündür. (Taberi, Beydavi, Kurtubi, Nesefi) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: 1 gün dünyanın kendi etrafındaki 24 saatlik bir dönüşünden meydana geldiğine göre, dünya yaratılmadan önce böyle bir dönüş olamayacağından, bu zamanı gün olarak hesaplamak mümkün mü? CEVAP: Dünya günü, ahiret günü farklı olduğu gibi, Allahü teâlânın indinde, gün de farklıdır. Burada bildirilen gün için, işin uzmanı, müfessir İmam-ı Razi hazretleri, (Burada gün demek, devir demektir, hâl demektir) buyuruyor. Allahü teâlâ için zaman mefhumu yoktur. Ol denince her şey olur. Burada, ol ifadesindeki günü, 24 saat olarak algılamak yanlıştır. Birçok âyette de, ol denince her şey olur buyuruluyor. İşte birkaç âyet-i kerime meali: (O [Allahü teâlâ], bir şeyi yaratmak istediği vakit, ona ol der, o da hemen olur.) [Bekara 117] (O, gökleri ve yeri hak ve hikmet ile yaratandır. Ol dediği gün, her şey oluverir.) [Enam73] (Bir şeyin olmasını isteyince, ona sadece ol deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40] (O, bir şey yaratmak isteyince, ol der, hemen oluverir.) [Yasin 82] (Dirilten, öldüren Odur. Bir şeye karar verirse ol der, o da oluverir.) [Mümin 68] (Allah'ın bir evlat edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece ol der ve hemen olur.) [Meryem 35] Hazret-i Meryem, (Ya Rabbi, bana bir erkek eli değmediği halde, nasıl çocuğum olur) dedi. Allahü teâlâ da, (Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece ol der; o da oluverir) buyurdu. (Âl-i İmran 47) (Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi.) [Al-i İmran 59] Bin yıl, 50 bin yıl Sual: Ateist diyor ki: İlk iki âyette, Ahiret yılı, dünya yılına göre, bin yıl denirken, üçüncü âyette 50 bin yıl deniyor. Bu çelişki değil mi? (Resulüm) Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymaz. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac 47) Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde Ona yükselir. (Secde 5) Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar. (Mearic 4) CEVAP: Zerre çelişki yoktur. Anlamaktan aciz olana ne denir ki? Birinci âyette, Allah katında bir gün, size göre bin yıl gibidir deniyor. İkinci âyette de, birinci âyetteki gibi bildiriliyor. Üçüncü âyet, tamamen farklı bir konudan bahsediyor. Cebrail, oraya 50 bin yıllık yolu bir günde alır deniyor. Yani yolun uzunluğu bildiriliyor. İlk iki âyette bahsedilen, yer değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki, cinler kulluk için mi yaratıldı yoksa Cehennem için mi? İşte çelişkili âyetler: Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etmeleri, ibadet etmeleri için yarattım. (Zariyat 56) Biz cin ve insanların çoğunu Cehennem için yarattık. Onların kalpleri var, anlamazlar; gözleri var, görmezler; kulakları var, işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdır. İşte asıl gafil onlardır. (Araf 179) CEVAP: Sadece cinler mi, insanlar da aynı ifadede geçiyor. Cinleri de, insanları da kulluk etmeleri yani ibadet etmeleri için yarattığı bildiriliyor. İkinci âyette ise, Allahü teâlâ, ezeli ve ebedi ilmi ile biliyor ki, cinlerin ve insanların çoğu iman etmeyecekler, Cehenneme gidecekler. Burada cin ve insanların kâfirleri bildiriliyor. Kalbleri olduğu halde anlayamazlar, gözleri olduğu halde göremezler. Neyi göremezler? Ay, yıldız, güneş gezegenler var. Bunlar boşa mı yaratıldı? Bunları kim yarattı? İnsanı yoktan kim yarattı? Öküzün trene baktığı gibi, aya, güneşe bakar da, ibret almazlar deniyor. Gerçekleri işitmezler, okunan ezanları işitmezler. Hayvan gibidirler, hatta daha da aşağıdırlar deniyor. Güneş, şimdiki yerinden çok uzakta olsa idi, soğuktan her yer donardı. Şimdikinden çok yakın olsa idi, bu sefer de her yer yanardı. Hayat olmazdı. Bunları tam yerine kimin koyduğunu düşünmeyenin, hayvandan farkı ne ki? Bu iki âyette özetle deniyor ki: Biz insanları da, cinleri de kulluk etmeleri için yarattık; ancak çoğu kâfir olacağı ve kulluk etmeyeceği için Cehenneme gidecektir. Burada hiçbir çelişki yoktur. Dünya işlerinde de böyle değil mi? Mesela devlet, (Bütün okulları eğitim öğretim için açtık. Ama şu notu alamayanlar sınıfta kalır, şu kadar yıl üst üste sınıf da kalan da okuldan atılır) diyor. Şimdi, hani öğrenciye eğitim verecektin, niye okuldan attın denir mi? Bu iki söz arasında çelişki aranır mı? Arayan olursa, çelişki onun aklında olmaz mı? Müşriklere hakaret! Sual: Ateist, şu iki âyetin birbiri ile çelişkili olduğunu bildiriyor: Müşriklerin taptığı putlara sövmeyin ki; sonra onlar da haddi aşarak Allah'a söverler. (En'am 108) Ey iman edenler, müşrikler pis olduğu için, mescid-i harama [Kâbe'ye] yaklaşmasınlar. (Tevbe 28) CEVAP: Ateist, müşriklere pis demekle onlara sövülmüyor mu, hakaret edilmiyor mu diyor. Müşrik, kâfir demektir. Onlara çeşitli âyetlerde, hepiniz Cehennemliksiniz deniyor. Müşriklerin halleri, kâfirlikleri ve itikat olarak, pis oldukları bildiriliyor. Birinci âyette putlarına sövmeyin deniliyor. Yani müşriklerin putlarına sövmek başka şey, müşriklerin hâlini tarif etmek, akıbetlerini bildirmek başka şey. Hâlleri, müşriklik yani kâfirlik ve pisliktir. Akıbetleri yani gidecekleri yer Cehennemdir. Dünya işinde bile, kendileri de, mesela kötü kadına fahişe diyorlar, geneleve koyuyorlar. Adam öldürene katil diyorlar, cezaevine atıyorlar. Her ne kadar bu tabirler hakaret gibi gözükse de, bunlara hakaret için fahişe, katil demiyorlar, durumlarını bildirip, layık oldukları yere gönderiyorlar. Görüldüğü gibi, burada da, çelişki yoktur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Aşağıdaki birinci âyette, Yahudi ve Hristiyanlar Cennete gidecek denirken, diğer iki âyette, Cehenneme gidecekleri bildiriliyor. Bu açık bir çelişki değil mi? İman edenler, Yahudi, Hristiyan ve Sabiinlerden Allah'a ve ahirete inanıp salih amel işleyenler için elbette Rablerinin katında mükâfatlar vardır. (Bekara 62, Maide 69) İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahirette en büyük zarara uğrayacaklardır. (Al-i İmran 85) Yahudiler, Üzeyir'e, Hristiyanlar da İsa'ya Allah'ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da, [haktan bâtıla] döndürülüyorlar! (Tevbe 30) CEVAP: Yahudi, Hristiyan ve Sabiinlerden, kendi Peygamberleri zamanında inanıp salih amel işleyenler, elbette Cennete gidecektir. Her Peygamberin kavminden, kendi zamanında iman edenler elbette Cennete gider. Çelişki bunun neresindedir? O âyetin meali şöyledir: ([Senden önce Peygamberlerine] iman edenler, Yahudi, Hristiyan ve Sabiinlerden, Allah'a ve ahirete inanıp, salih amel işleyenler için, elbette Rablerinin katında mükâfatlar vardır.) [Bekara 62] Hazret-i Musa zamanında ona inananlar ve Hazret-i İsa zamanında ona inananlar, elbette Cennete gidecektir. Çünkü, bütün Peygamberler gibi, Hazret-i İbrahim gibi, Hazret-i Musa da, Hazret-i İsa da Müslüman idi. Sonra, bunların bildirdikleri dinler tahrif edildi. Kıyametteki üç grup Sual: Ateist diyor ki: Kıyamette insanların üç sınıf olacağı Vakıa suresinde bildirilirken, Beled suresinde iki sınıf olacağı bildiriliyor. Bu çelişki değil mi? Kıyamet koptuğunda, kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı, ortaya çıkacaktır. Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! Sabikun [iyilik işlemekte önde olanlar], karşılıklarını almakta da önde olanlardır. Naim Cennetlerinde, Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. (Vakıa 1-12) İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir. Âyetlerimizi inkâr edenler, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir. Onların cezası üzerlerine kapıları sımsıkı kapatılmış bir ateştir. (Beled 18-20) CEVAP: Vakıa suresinde, sağcılar, solcular ve sabikun diye üç sınıfa ayrılıyor. Sağcıların Cennete, solcuların Cehenneme gideceği bildiriliyor. Sabikun denilen, sağcılardan daha ileride, daha yüksek derecede olanların da, Cennete gideceği bildiriliyor. Beled suresinde ise, sadece sağcılar ve solculardan bahsediliyor. Sabikundan bahsedilmemiştir. Bahsetmemek çelişki olur mu? Eğer, bir âyette sağcılar Cennete denirken, başka bir âyette Cehenneme gidecek dense idi, o zaman çelişki olurdu. Bir şeyden hiç bahsedilmemesi çelişki olamaz. Ne olur? Sadece çamur atmak olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Kur'anda Cennet ve Cennetler diye geçiyor. Bu bir çelişkidir. İşte âyetler: Erkek veya kadın, iman edip yararlı işler işlerse, işte onlar Cennete girer. (Nisa 124) Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük Cennete götürülür. (Zümer 73) Allah'a ve Peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan Cennete girmek için yarışın. (Hadid 21) Aşağıdakiler de çoğuldur: Allah'a ve Peygamberine itaat edeni içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koyacaktır, orada temelli kalırlar, büyük kurtuluş budur. (Nisa 13) Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan Cennetleri müjdeler. (Tevbe 21) İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar için, Allah'ın vaadi gereğince, devamlı kalacakları ve nimetleri bol Cennetler vardır. (Lokman Bu çelişkilere cevap verilebilir mi? CEVAP: Çelişki diye bir şey yok ki, neyine cevap verilsin ki? Cümlenin gelişine ve salih amel işleyenlerin durumuna göre, tekil veya çoğul kullanılmıştır. Türkçe'de de böyle ifadeler vardır. Mesela, (oğlum üniversiteyi kazandı) denir. Halbuki birçok üniversite, yüksek okul vardır. Burada vurgulanan onun üniversiteyi kazanmasıdır. Önemli olan artık onun üniversiteli olmasıdır. Aldığı puana göre, gidebileceği üniversiteyi araştırması, seçmesi, kayıt yaptırması bundan sonra gelir. Yani üniversiteyi kazandı diye, gel istediğine kayıt yaptır denmiyor, puanına göre şunlara gidebilirsin deniyor. (Anarşistler cezaevine atıldı, yakalanan fahişeler geneleve gönderildi) denince, atılan veya gönderilen yerde bir ev değil, birçok ev vardır. Tekil kullanılması çoğul olmasına mani teşkil etmez. (Türkiye'deki cezaevleri, genelevler, ıslah edilmeli) denince de çoğul kullanmak gerekir. Bir de, Anadolu'dan bir kimse, İstanbul'daki Bakırköy'e, Şişli'ye ve Üsküdar'a gelecek olsa, gideceği yerlerin hepsini teker teker saymaz, (Ben İstanbul'a gidiyorum) der. Böyle söylemekle İstanbul'un herhangi bir ilçesine gideceği anlaşılır. Eğer özel bir durum varsa, (Ben Üsküdar'a gidiyorum) da diyebilir. Buradan da, İstanbul'a gitmediği anlamı çıkmaz. Kur'an-ı kerimde de salih kimselerin durumuna göre, Firdevs ve Adn Cennetlerinden de bahsedilir. Arapça'da Cennet, bahçe demektir. İyi kimselerin durumuna, ibadetine ve ihlasına göre, bir değil, birkaç Cennet verilecektir. Peygamber efendimiz âyetleri açıklamış, yedi Cehennem ve sekiz Cennetin bulunduğunu hadis-i şeriflerle bildirmiştir. Cennet kelimesini tekil veya çoğul kullanmanın, çelişki ile ne alakası vardır ki? Çoğul tekil kullanılmış demek, öküz altında buzağı aramak demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Bir âyette, her şeyin Allah'a itaat ettiği bildirilirken, diğer âyetlerde İblis'in itaat etmediği bildiriliyor. Bu bir çelişkidir. İşte âyetler: Göklerde ve yerde olanlar, hep Onundur. Hepsi, Ona boyun eğmiştir. (Rum 26) Önce sizi [ruhlarınızı] yarattık, sonra size şekil verdik [cisimlerinizi yarattık], sonra da meleklere Âdem'e secde edin diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde etmedi. (Araf 11) CEVAP: İtaat etmeyen milyonlarca insan var iken, (Hepsi ona boyun eğmiştir) denir mi? Demek buradaki boyun eğmek insanlarla ilgili değildir. Ay, güneş, yıldızlar, gezegenler boyun eğerek belli yörüngelerde hareket etmektedir. Tabiat kanunu denilen olaylarda mevcut olan her şey, Rabbimize boyun eğer. Burada boyun eğenlerin insan olduğu bildirilmiyor. Nasıl bildirilir ki, sayısız insan dinsizdir. İblis'in secde etmemesi, henüz dünyada tek insan yok iken, insanlığın başlangıcında meydana gelmiştir. Melekler ve İblis imtihana tâbi tutulmuştur. Melekler imtihanı kazanmış, İblis kaybetmiştir. Şimdi artık ne İblis, ne de melekler imtihan içinde değildir. Melekler günah işlemez. Şimdi imtihan içinde olan, insanlar ve cinlerdir. İnsanlar da, cinler de, itaat edip etmeyeceklerine dair imtihan için, serbest bırakılmıştır. Serbest bırakılmazsa imtihanın önemi kalmaz. Yine bir ateist diyor ki: Sual: Allah, insanların ne yapacağını, Cennete veya Cehenneme gideceğini ezeli ilmi ile bilir diyorsunuz. Bildiğine göre, ne diye cin ve insanları imtihan ediyor? Bir öğretmen, öğrencisinin durumunu iyi biliyorsa imtihana ne gerek var? CEVAP: Öğretmen öğrencisini imtihan etmeden sınıfta bıraksa, öğrenci, (Ben çalışmıştım, eğer imtihan etseydin, elbette bilirdim) diyebilir. Böyle söyleyip itiraz etmemesi için, imtihan ediliyor. Bir öğretmen, öğrencisinin sınıfta kalacağını yüzde yüz bilse de, (Sen zaten bilmiyorsun, imtihana girmene gerek yok) demez. Allahü teâlâ da, imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, elbette bilir. Ama, bir kimse, henüz suç işlemeden cezalandırılsa, (Suçum yokken, cezalandırılmam uygun değildir) demez mi? Suç işleyenle işlemeyen belli olsun diye, emir ve yasaklar konmuştur. Ahirette hiç kimse, ben haksızlığa uğratıldım diye herhangi bir bahane ileri süremeyecektir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah isteseydi sizleri, tek bir ümmet [hepsini Müslüman] yapardı. Fakat, imtihan edip itaat edeni isyan edenden ayırmak istedi.) [Maide 48] Demek ki, Allahü teâlâ insanları imtihan etmektedir. Onlara akıl gibi büyük silah verip, en mükemmel bir rehber olan Kur'an-ı kerimi ve en büyük yol gösterici olarak son Peygamberini göndermiş, emir ve yasaklarını bildirmiş, bunlara göre hareket etmeleri için de, insanlara irade ve ihtiyar [seçme hakkı] vermiştir. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (De ki: Ey insanlar, size Rabbinizden hak [Kur'an] gelmiştir. Artık hidâyeti kabul eden, ancak kendi faydası için kabul etmiş, sapıtan da, kendi aleyhine sapıtmış olur.) [Yunus 108] (İsteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. İnkârcılara Cehennem ateşini hazırladık.) [Kehf 29] Görüldüğü gibi, Allahü teâlâya itaat etmeyenler de, bir imtihan içinde bulunuyorlar. Bir âyet meali: (7 kat gök ve yer ve bunların içindeki varlıklar, Allah'ı tesbih eder. Allah'ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Ama siz onların tesbihini anlayamazsınız.) [İsra 44] İnsan da, bir varlık değil mi? Ama ateistler zikretmez. Demek ki, bu âyette de, insandan başka varlıklar kastediliyor. Bu kadar basit bir ifadeyi, ateist anlayamaz. Çünkü Allahü teâlâ, (İnkârcılar Allah'a karşı yalan uydururlar, çoğu da akıl etmez) buyuruyor. (Maide 103) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Allah'ın kanunları değişmez
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Allah'ın kanunları değişmez diye birçok âyet var. Çelişkili olarak, biz hükümleri değiştiririz diye de âyetler var. Madem daha iyisini getirecektir, neden onu baştan getirmemiştir? Ya da, benzerini getirmeye neden gerek görmüştür? İşte âyetler: Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. (Ahzab 62, Fetih 23, Fatır 43) Benim katımda söz değişmez ve ben kullara asla zulmedici değilim. (Kaf 29) Kanunlarının değişeceğini bildirdiği âyetler de şunlar: Herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. (Bekara 106) Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ana kitap Ondadır. (Ra'd 39) CEVAP: Ateist, şapla şekeri karıştırıyor! Kur'ân-ı kerimde Allah'ın kanunu diye sünnetullah tabiri geçer. Bir hükmün yürürlüğe konulması veya yürürlükten kaldırılması ayrı, Allah'ın kanunu ayrıdır. Allah'ın kanunu tabiri, şimdi tabiat kanunu denen şeylerdir. Yer çekimi, dünyanın ve gezegenlerin dönüşü gibi kanunlardır, bir de, imanla ilgili hususlardır. Allahü teâlâ Hazret-i Âdem'den beri gelen bütün Peygamberlere aynı imanı bildirmiştir. Bu bakımdan, her Peygamber Müslüman idi. Hiç değişiklik yoktur. İslamiyet'ten önceki dinlerin, kötü insanlar tarafından bozulması, ayrı şeydir. Bunun üzerine Allahü teâlâ en son ve kıyamete kadar baki olmak üzere, önceki iman esaslarına da imanı içinde bulunduran İslamiyet'i göndermiş ve sadece buna imanı emretmiştir. Ama amele ait hususlarda değişiklik olmuştur. Mesela, iç yağı Yahudilere haram idi, Müslümanlara helal kılındı. İçki daha önce serbest idi, Müslümanlara haram kılındı. Bunlar, amele ait hükümlerdir. (Biz bir âyetin hükmünü kaldırırsak...) âyeti, amele ait hükümler için geçerlidir. Bunlar, değişmeyen kanunlar değildir. (Benim katımda söz değişmez) âyetinde bildirilen, Allah'ın sözünden dönmemesi, bir sefer razı olduğundan rızasını geri almaması, Cennete ve Cehenneme gideceklerin vasfı gibi değişmez şeylerdir. Kâfirler her devirde Cehennemlik idi, iman edenler her devirde Cennetlik idi. Değişmeyen bunlardır. Yahudilere, Cumartesi günü avlanmak haram idi. Müslümanlara, bunu serbest bıraktı. Bunlar imanla ilgili hususlar değildir. Amele ait farklı hükümler bildirilmiştir. Ateist, bunları bilmediği için, üç farklı âyeti, aynı kefeye koymaktadır. (Allah dilediğini siler) âyeti ise, bunlardan tamamen farklıdır. Kaza kader ile ilgilidir. İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuzdadır. Bu kitaptaki bilgilere, kader deniyor. Kader hakkında, birçok âyet-i kerime vardır. Birinin meali şöyledir: (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta yazılıdır.) [Fatır 11] Alın yazısı iki türlüdür: Birisi dua ile, sadaka vermekle, iyilik etmekle değişir. Birisi ise asla değişmez. Kaderin değişeni de, değişmeyeni de olur. Değişmeyen ecele, ecel-i müsemma denir. Bir âyet-i kerime meali: (Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) [Araf 34] (Bu ecele, ecel-i müsemma denir. Dua ile de gecikmez.) İnsanın işine göre, ömrü ve rızkı değişebilir. (Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab Ondadır) mealindeki âyet, değişenleri bildirmektedir. Ecel-i müsemma değişmez. Değişeni de, değişmeyeni de, Allahü teala, yine ezeli ilmi ile bilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: İlk iki âyette canları ölüm meleğinin aldığı bildirilirken, üçüncü âyette, Allah'ın aldığı yazılıdır. Bu çelişki değil mi? Size vekil kılınan [görevlendirilen] ölüm meleği canınızı alacaktır. (Secde 11) Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak? (Muhammed 27) Allah, öleceklerin ölümleri gelince, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında canlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Elbette düşünenler için, bunda alınacak ibretler vardır. (Zümer 42) Canları Allah mı alıyor, yoksa melekler mi? CEVAP: Vekilin asıl gibi olduğunu, ateist de iyi bilir! Burada hiçbir çelişkinin olmadığını bilmesine rağmen, sırf çamur atayım, iz bırakır felsefesi ile bunu yapıyor. Bir mahkeme veya bir kral, bir mahkuma ölüm cezası verse, cezayı bizzat kral infaz etmez, cellat bu işi yapar. Her ne kadar öldüren cellat ise de, emri veren bunun sorumlusudur. Esas öldüren, mahkeme veya kraldır. Demirel, başbakan iken, Erbakan'ı vekil bırakarak yurt dışına çıkmıştı. O da bazı tayinler yapmıştı. Gazeteciler, Demirel'e (Erbakan bilseniz ne tayinler yaptı, şimdi ne yapacaksınız) dediler. Demirel gazetecilerin oyununa gelmemek için, (Vekil asıl gibidir. Ne yaparsa, benim adıma yapmıştır, ben yaptım onları) dedi. Belki de, gizlice, yapılanların hesabını sormuştur, o ayrı. Ne olursa olsun, o tayinler başbakanın emri ile olmuştur. Padişah, savaşa bazen hiç katılmaz. Çadır veya saraydan idare eder, savaş kazanılınca, padişah savaşı kazandı denir. Kaybederse, yine ona mal edilir. Burada çelişki aramak, ne kadar abes olur. Ateiste, âyetlerde çelişki aradığın için, (Allah senin canını alsın) desek, bizzat Allah almaz. Görevlendirdiği meleklerine aldırır. Neticede, canı yine Allah almış oluyor. Her şeyi yapan ve yaratan, Allahü teâlâdır. İnsanların canlarını, melekleri vasıtası ile alıyor. Allah bunun canını aldı denince, elbette ölüm meleğinin aldığını bilmeyen kimse yoktur. Birinci âyette, ölüm meleği tekil olarak kullanılıyor. İkinci âyette, çoğul olarak melekler tabiri geçiyor. Müslümanların ruhunu Azrail aleyhisselam alıyor, kâfirlerin canını ise Azrail aleyhisselamın emrindeki melekler alıyor. Kâfirlerin canı, şiddetli şekilde alınır. Mümininki ise, tereyağından kıl çeker gibi alınır. Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselama, (Dostlarımın canını kolay al, düşmanlarımınkini de güç al) buyurdu. (Miftah-ül cenne) Ateist bu kudsi hadisi duysa, ahmaklığından yine sevinir, gördün mü kâfirlerin canını da Azrail alıyormuş der! Emrindeki meleklere aldırınca, yine kendi almış sayılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Aşağıdaki âyetler çelişkilidir. Aynı surede hem istisna var, hem de yok. Esas çelişki ise, zinanın ispat edilmesi için, 4 şahidin ne şekilde bulunacağıdır. Evet, 4 şahit nasıl bulunacaktır? Namuslu kadınlara zina isnat edip de, sonra [bu durumu ispat için] dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; sonsuz olarak onların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar, fasıkların ta kendileridir. Ama bundan sonra, tövbe edip düzelenler, bundan istisnadır. Çünkü, Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir. (Nur 4, 5) Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetliktir. Onlar için çok büyük bir azap vardır. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahitlik ettikleri gün, onlar büyük azaba uğrayacaklardır. O gün, Allah onlara hak ettikleri cezaları verecek ve onlar Allah'ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır. (Nur 23, 24 ,25) Bu iki âyet birbiri ile çelişkili değil mi? CEVAP: Kesinlikle bu âyetlerde ve başka âyetlerde çelişki yoktur, olması da imkânsızdır. Birinci âyette, (İftira edenlere gerekli cezayı verin, şahitliklerini de kabul etmeyin. Ama tövbe edip düzelenler bundan istisnadır) deniyor. Yani, tövbe ederlerse şahitliklerini kabul edin deniyor Aşağıdaki âyetlerde ise, (İftira edenler lanetliktir, onlar ahirette cezalarını bulacaklardır) deniyor. Bu iki âyetin neresi çelişkilidir? En azılı kâfir bile, tövbe ederse affa uğrar. Ama tövbe etmeyen kâfirler, ebedi Cehennemliktir. Bu günahı işleyen, Müslüman ise, o da ahirette cezasını çekecektir. Burada en ufak bir çelişki yoktur. Güya, asıl çelişki dediği de, dört şahidin nasıl bulunacağı imiş. Kur'an-ı kerimde, (Zekat verin) emri var, ama nasıl verileceği kaçta kaç verileceği bildirilmemiştir. Resulullah efendimiz bunu açıklamıştır. Kur'anda (Namaz kılın) emri vardır. Ancak namazların kaç rekat olacağı, nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler Kur'an-ı kerimde açıkça bildirilmemiştir. Bunları da, Resulullah efendimiz açıklamıştır. Bugün, dünyadaki anayasalarda da, her hüküm detaylı şekilde açıklanmaz. İsmi anayasadır. Yasalarla, tüzüklerle açıklanır. Kur'an-ı kerim de, İslamiyet'in anayasası gibidir, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de, yetkili âlimler açıklamıştır. Anayasalarda, trafik cezaları şudur diye yazmaz. Yasalara havale eder. Anayasa detay kitabı olmadığı gibi, Kur'an-ı kerim de detay kitabı değildir. Detayına inmemiştir diye çelişki var demek, çamur atmaktan başka şey değildir. Dört şahidin nasıl bulunacağının açıklanmamasına çelişki denmez. Belki de ateist, İslamiyet'te şahitlerin vasıfları, kimlerin şahit olacağı detaylı şekilde açıklandığını bildiği için, eksik diyemeyip çelişki demiştir. Ama, bu iddiası da yine, komik olmuştur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor: Bekara suresinde, önce yerin yaratıldığı, Naziat suresinde ise, göklerin önce yaratıldığı bildiriliyor. Bu bir çelişki değil mi? O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi. (Bekara 29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti. Onu yükseltti, düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Yerden suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları, sağlam bir şekilde yerleştirdi. (Naziat 27-32) CEVAP: Bekara suresinde bildirildiği gibi, önce yerküre, sonra gökler yaratıldı. Naziat suresinde de bildirildiği gibi otların, suların, dağların düzenlenmesi, yani yerleşime müsait hale getirilmesi ise göklerden sonra oldu. Yani en ufak bir çelişki yoktur. Her ilmin uzmanı olur. Tefsir ilminin uzmanları da aynı şeyi bildiriyorlar. Bu uzmanlar diyor ki: Yer, göklerden önce yaratıldı. Fakat henüz yerleşime, oturmaya müsait değildi. (İmam-ı Razî, Tefsiri Ebüssüûd ve Medârik) Konu ile, az da olsa irtibatı olan, şu bilgileri de verelim. Meal yazarlarından Hasan Basri Çantay şöyle diyor: (Müfessirler, bu âyetteki dehâ lâfzının "Allah yeri yerleşime uygun hâle getirdi" anlamına geldiğini bildirmişlerdir. Nitekim başta Beydavi olduğu halde müfessirler de, buna ve yerin bu yuvarlaklığına işaret etmişlerdir. Dehâ kelimesi dünyanın oval olduğunu göstermektedir. Dahy ve dahv kelimelerinde, yayıp döşemek anlamı da vardır. Çünkü Arapça sözlüklerde görüyoruz ki, o kelimenin mekân ismi olan medhâ deve kuşunun yumurtladığı yer demektir. Bundan mekanlık alâmetini alınca, aslı olan dahv, dahy kalır ki onun anlamı da, deve kuşu yumurtası olur. Nitekim bazı Arap ülkelerinde, deve kuşu yumurtasına dahiv denir. Ahteri sözlüğünün müellifi Mustafa bin Şemsettin o eserinin 380. sayfasında der ki: Dahy, bir nesneyi yayıp döşemek, Naziat suresinin 30. âyeti olan (Hakkın vel arda ba'de zâlike dehahâ) kavli de bundandır ki, döşeyip yaydı demektir. Deve kuşunun yumurtladığı yer de, Medha-n neâme dir. Bu lügat, dal harfinde olduğu halde, orada Mim harfini ilgilendiren Medhâ'dan, hem o âyeti zikrettikten sonra bahsetmesi, kelimenin o asıldan gelmiş olduğunun açık bir delilidir. Okyanus, Sıhâh-ı cevheri gibi sözlüklerde, Medhâ, yine aynı manâda olmak üzere, zikredilmiştir. 968 Hicri tarihte ölen Afyonlu Mustafa bin Şemsettin, dünyânın bir deve kuşu yumurtası gibi oval olduğunu bildirmiştir. Bunu üç asır önce açıklamıştır. Bu manâya göre âyet-i kerîmenin meali şöyle oluyor: Cenâb-ı Hak, göklerin kuruluşundan ve tanziminden sonra da, yeri bir deve kuşu yumurtası haline yani oval şekle getirdi.) (H.B.Ç.) Bu açıklamadan da anlaşıldığı gibi, yerküre var idi, göklerin tanziminden sonra yer küre oval şekilde tanzim edilmiştir. Hiçbir tenakuz olmadığını, bu da göstermektedir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Kur'andaki çelişkileri örtmek için şu âyet söylenir hemen: Sana Kitabı indiren Odur. Kur'anın bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Müteşabih âyetleri, kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak için, kendilerine göre yorumlamaya çalışırlar. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. Ulema-i rasihin [ilimde yüksek dereceye ulaşan âlimler], ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. Bu inceliği ancak selim akıl sahipleri düşünüp anlar. (Al-i İmran 7) CEVAP: Müteşabih âyetlerin, çelişkilerle ne ilgisi var? Çelişki denilenlerin hepsini, teker teker açıkladık. Müteşabih, sözlükte manası bulunamayan, sezip düşünülemeyen, örneği görülemeyen gerçeklerin teşbih ve temsiller ile anlatıldığı âyet-i kerimelerdir. Mesela Ha mim, Elif lam mim âyetlerinin anlamının ne olduğunu, insanlar bilemez. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'anda yedi şey bildirilir: Yasak, emir, helal, haram, muhkem, müteşabih ve misaller. Helali helal, haramı haram bilin! Emredilenleri yapın, yasak edilenlerden sakının! Misal ve anlatılan olaylardan ibret alın! Muhkem olanlara uyun, müteşabih olanlara inanın!) [Hakim] Birçok kelimenin, bir hakiki manası, bir de, kinaye mecaz manası olur. Kinaye, bir şeyi, açık anlamı başka olan kelimelerle anlatmaktır. Kur'an-ı kerimde mecazi ifadelerden başka, müteşabih âyetler vardır. Bunlara, görünen manayı vermek çok yanlış olur. Özellikle Allahü teâlâ ile ilgili mecazlar, müteşabih olanlar daha önemlidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Leyse kemislihi şeyün [Onun benzeri hiçbir şey yoktur].) [Şura 11] (Sübhanekellahümme [Allah'ım, Seni noksan sıfatlardan tenzih, kemal sıfatlarla tavsif ederim].) [Yunus 10] Allahü teâlâ hiçbir şeye benzemez. Ancak, benzediği sanılan âyetler de vardır. Birkaçı şöyledir: (Kıyamette yeryüzü Allah'ın kabzasında olur, gökler de sağ eliyle dürülür.) [Zümer 67] (Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır, dediler. Hayır, Allah'ın iki eli de açıktır.) [Maide 64] (Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir.) [Fetih 10] (Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır.) [Bekara115] (O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4] (Allah, yerin ve göklerin nurudur.) [Nur 35] Bu âyetlerde bildirilen el, yüz ifadeleri, bir mahlukun eli veya yüzü gibi sanılabilir. Halbuki Allah hiçbir mahluka benzemez. İstiva kelimesi, oturmak sanılırsa Allah mahluklara benzetilmiş olur ve yukarıdaki âyetlere aykırı olur. (Nerede olursanız sizinle beraberdir) ifadesi de, mecazidir. Çünkü O, mekandan münezzehtir. Son âyette, Allah nur sanılır. Halbuki nur da yaratıktır. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Kur'anda tevil gereken kinaye, mecaz ifade eden birçok âyet vardır. Birkaç örnek daha verelim: Cima için, lems [dokunmak] kelimesi kullanılmıştır. (Kadınlara dokununca gusledin, su yoksa teyemmüm edin.) [Maide 6] Kadınlar için, libas [giysi] kelimesi kullanılmıştır. (Kadınlar size, siz de onlara libassınız.) [Bekara 187] (Ellerini boynuna bağlama, büsbütün de açma.) [İsra 29] (Cimrilik için elleri bağlama, israf için de açma kelimesi kullanılmıştır) Resulullaha, (Vahfid cenaheke lil müminin), yani mealen, (Kanadını müminler için indir) buyuruluyor. (Hicr 88) [Resulullahın kanadı mı var? Bu ifade de mecazdır, yani şefkat et, tevazu göster demektir.] (Körle gören [kâfir ile mümin], karanlıkla aydınlık [bâtıl ile hak], gölge ile sıcak [Cennetle Cehennem] bir olmaz. Dirilerle ölüler de, bir olmaz. Elbette Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere [inatçı kâfirlere] işittiremezsin, sen sadece bir uyarıcısın.) [Fatır 19-22] Zalim köylüler için, (zalim köy) denmiştir. (Nisa 75) (Köy halkına sor) yerine, (köye sor) denmiştir. (Yusuf 82) Böyle ifadeler Türkçe'de de vardır. Mesela, (Şu sınıf tembel, şu sınıf çalışkandır) denir. Burada, sınıftan maksat öğrencilerdir. (Soba yanıyor) denince, sobanın kendisi değil içindeki odun, kömür yanıyor demektir. Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler, Kureyş lügatı ve lehçesi iledir. Kelimelere, 1400 yıl önce, Hicaz'da kullanılan mânâları vermek gerekir. Zamanla değişip, bugün kullanılan mânâları vermek, yanlış olur. Zıllullah için, Allah'ın gölgesi diyorlar. Âlimler, zıl [gölge] kelimesine himaye, koruma gibi manalar vermiştir. Mesela, (Ali, Veli'nin gölgesinde geçiniyor) denince, Ali'nin, Veli'nin himayesinde olduğu anlaşılır. Müteşabih olanlara, açık mânâlarını vermek akla ve dine uygun olmazsa, uygun mânâ vermek, yani tevil etmek gerekir. Açık mânâlarını vermek, günah olur. Tevilsiz, yanlış anlaşılacak bazı hadisler: (Allah, gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamette, yedi sınıf insanı kendi gölgesinde gölgelendirir.) [Buhari] (Burada gölge, himaye demektir.) (Allah, gece sabaha doğru yer semasına iner.) [Buhari] (Rahmeti iner.) (Üç sınıf kimseye, Allah güler.) [Taberani] (Gülmek, razı olmaktır.) (Cennet, kılıçların gölgesi altındadır.) [Müslim] (Düşmanla savaşan mümin, Cennete gider.) (Din, kılıçların gölgesi altındadır) hadis-i şerifi ise, (Din, devletin himayesi ile yayılır) demektir. Nasıl ki, Beytullah [Allah'ın evi] kelimesini, hâşâ Allah'ın barındığı ev olarak anlamıyorsak, gölge, el, yüz, istiva gibi kelimeleri de böyle anlamak gerekir. (Cennet anaların ayakları altındadır.) [Müslim] (Cennet, Müslüman ana babanın rızasındadır.) (Namazı kasten terk eden, kâfirdir.) [Taberani] (Namazın farz olduğuna inanıp, tembellikle kılmayana kâfir denmez.) (Mümin, zina ederken, şarap içerken ve hırsızlık ederken mümin değildir.) [Müslim] (Bunlar bu halde iken kâmil mümin değildir.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateistler, kendi aralarında âyetlerde çelişki aramışlar. Bazı âyetlerin çelişkili olduğunu iddia ediyorlar. Ateist diyor ki: İnsanın yaratılışı hakkında Kur'anda, çamurdan, topraktan, sudan vs. denilerek on çeşit farklı ifade vardır. Bunlar çelişki değil mi? İşte âyetler: 1- Döllenmiş yumurta: O, insanı alekadan yarattı. (Alak 2) [Aleka'yı, embriyo, döllenmiş yumurta veya kan pıhtısı olarak tercüme edenler oluyor.] 2- Nutfeden; O insan, akıtılan meninin içinden bir nutfe [sperm] değil miydi? (Kıyamet 37), Rahimlere atılan meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa biz mi? (Vakıa 58-59), O, insanı bir damla nutfeden [spermden] yarattı. (Nahl 4), Biz insanı katışık bir nutfeden [sperm ile ovumun birleşmesinden] yarattık. (İnsan 2) 3- Sudan: Her canlıyı sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? (Enbiya 30), Allah, her dabbeyi [her hayvanı, her canlıyı] sudan yarattı. (Nur 45), Sudan bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyete dönüştüren O'dur. (Furkan 54) 4- Topraktan: Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi. (Al-i İmran 59), Sizi topraktan yaratması, O'nun [varlığının] delillerindendir. (Rum 20), O sizi yerden [topraktan] yarattı. Ve sizi o yerde yaşattı. (Hud 61), Sizi yerden [toprakta] yarattık; yine sizi o yere [toprağa] döndüreceğiz. (Taha 55) 5- Balçıktan: Biz insanı, kuru çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattık. (Hicr 26), O sizi çamurdan yarattı. (Enam 2), Biz insanı süzme çamurdan yarattık. (Müminun 12), O, insanı, pişmiş [tuğla gibi] bir balçıktan yarattı. (Rahman 14) 6- Toprak ve meni: Allah sizi topraktan, sonra meniden yarattı. (Fatır 1), Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan Odur. Sonra onun zürriyetini, değersiz, hakir bir sudan [meniden, spermden] üretti. (Secde 7, 7- Topraktan, nutfeden, alekadan: Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüpheniz varsa, [bilin ki] biz, sizi topraktan, sonra nutfeden [spermden] sonra alekadan [embriyodan] sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yarattık. (Hac 5), Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan [embriyodan] yarattı. (Mümin 67), Allah sizi topraktan, sonra nutfeden [spermden] yarattı. (Fatır 11) 8- Aşamalardan geçerek: Sizi merhalelerden [aşamalardan] geçirerek O yarattı. (Nuh 14) 9- Tek nefisten: O, sizi bir tek nefisten [Âdem'den] yarattı. (Enam 98, Zümer 6), Sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. (Hücurat 13) 10- Yoktan yarattı: İnsan düşünmez mi ki, o hiçbir şey değil iken, biz onu yoktan yarattık. (Meryem 67) CEVAP: Ateist bunları meallere bakarak yazmış. Halbuki bu, ilim işidir. Arapça'nın inceliklerini ve tefsir ilmini bilmek ve Resulullah efendimizin bu âyetleri nasıl açıkladığına vâkıf olmak gerekir. Her zaman yazıyoruz, meallerden din öğrenilmez. Tıp kitabı okumakla, doktor olup ameliyat yapılmaz. Anayasa kitabını okuyan, hukukçu olamaz, anayasayı da anlayamaz. Yüzme bilmeyen birinin eline bir tahta verip, okyanusun ortasına bırakarak, tarif edildiği gibi, sen burada yüzmeyi öğren denmez. Mealden dinin hükümleri öğrenilmez. > DevamI var ---------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Türkçe'de olduğu gibi, her dilde deyimler vardır. Manası ile, söylenen farklı olur. Mesela bir kimseye gözümden düştün veya gözüme girdin denilse, göz ile hiç alakası olmadığını, Türkçe bilen herkes bilir. Birine, gözüme girdin, seni çok sevdim, yanımda çok itibarın var, seni takdir ediyorum dense, bunlar birbirinden farklı şeyler değildir. Farklı kelimeler kullanmakla, başka şeyler söylenmiş olmuyor. Şimdi ateistin, [dünkü yazımızda] bildirdiği âyetleri, maddeler halinde açıklayalım: 1- Bu âyette, insanın alekadan yaratıldığı bildiriliyor. Aleka=Embriyo, erkekten gelen sperm [meni] ve dişiden gelen ovumun [yumurtanın] birleşmesiyle, yani döllenme ile oluşan organize yapıdır. Embriyo, zamanla cenin ve çocuk oluyor. 2- Burada, insanın spermden meydana geldiği söyleniyor. Herkes bilir ki, başlangıç olarak, elbette çocuk spermden meydana geliyor. İnsan suresinin ikinci âyetinde ise, biraz daha açıklamalıdır. Katışık nutfe deniyor. Yani erkekten gelen spermin ve kadından gelen ovumun birleşmesiyle meydana geliyor deniyor. Çelişki bunun neresindedir? 3- Her canlı sudan yaratıldı. Sperm de, içi hücre dolu bir sudur. İnsan da, meniden yaratıldı. 4- Burada, ilk insanı yani Âdem aleyhisselamı topraktan yarattığı bildiriliyor. Sonraki insanların oluşumu ile bunun ne ilgisi vardır ki, çelişki olsun? 5- Bu maddede de, insanın çamurdan yaratıldığı bildiriliyor. Çamur, sulandırılmış toprak demektir. Hadis-i şerifte açıklandığına göre, Allahü teâlâ, dünyanın her yerinden alınan toprağın çamur haline getirilmesini emrediyor, bu çamur iyice yoğruluyor. Bu çamurdan, bir insan heykeli meydana getiriliyor. Güneşte kalarak pişmiş tuğla gibi oluyor. Sonra, Allahü teâlâ bu heykele can veriyor ve Hazret-i Âdem meydana geliyor. İlk insanın topraktan veya çamurdan yaratıldı denmesinde bir çelişki yoktur. 6- Burada ilk insanın topraktan, çamurdan meydana geldiğini, sonrakilerin ise, meni vasıtası ile ürediği bildiriliyor. Diğerleri ile çelişkili bir durum yoktur. 7- Burada ise öteki âyetlerin bir nevi açıklaması yapılıyor. İnsan önce topraktan, meydana geldi. Sonraki insanlar da, sperm vasıtası ile çoğaldı. Sperm de, kadında meni ile aleka halini, sonra cenin halini aldığı bildiriliyor. Yani çocuğun meydana geldiği devreler anlatılıyor. Burada da, hiç çelişki yok. 8- Bu âyette de, yedinci maddedeki durum açıklanıyor. İnsanın belli devreler, aşamalar halinde meydana geldiği açıklanıyor. 9- Burada da, bütün insanların tek kişiden Hazret-i Âdem'den geldiği bildiriliyor. İkinci âyette de, Hazret-i Havva validemizle Hazret-i Âdem'den geldiği bildiriliyor. Bu ikisi, farklı bir şey değildir. 10- Bu son maddede ise, ortada hiçbir şey yokken, ilk insan topraktan, sonrakiler de meni vasıtası ile yaratılmış oluyor. Bu on maddenin hiçbiri, diğeriyle çelişkili değildir. Netice: 1- Allahü teâlâ her şeyi yoktan yarattı. Yani, Onun yaratmasından sonra var oldular. 2- Hazret-i Âdem'i topraktan yarattı. Ondan Havva validemizi yarattı. 3- Bu ikisinden, diğer insanları [sperm, ovum vasıtasıyla] yarattı. 4- Bunları ve yaratmasındaki aşamaları, âyetlerinde bildirdi. Aslında âyetlerde çelişki olmadığını ateist de, pek iyi biliyor. Maksatları, (çamur at, izi kalır) düşüncesiyle, Müslümanların zihinlerini karıştırmaya çalışmaktır. Fen bilgisini iyi bilen Müslüman, bunların tuzağına düşmez. --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Tanrı, inanmıyorsan bir bilene sor der. Bir bilen kim ki? Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor. (Furkan 59) CEVAP: Bir bilene sor diye tercüme edilen kısmın, âyetteki orijinali, (Fes'el bihi habira) ifadesidir. Habir=haberdar olan, bilen veya her şeyi bilen demektir. Bir bilen diye tercüme edilince, yanlış anlaşılabiliyor. Meal yazanların meşhurlarından Elmalılı Hamdi Yazır, şöyle tercüme etmiş: Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden Rahman'dır. Haydi ne dileyeceksen, o her şeyden haberdar olandan [Rahman'dan] dile. (Furkan 59) Eski İstanbul müftüsü, Ali Fikri Yavuz'un tercümesi de şöyledir: O Allah'tır ki, göklerle yeri ve aralarında olanları altı günde yarattı; sonra Arş'ın üzerinde hükümran oldu. O Rahman'dır. Artık bu yaratma işlerini, her şeyi bilenden [Habîr'den] sor. (Furkan 59) Tercümenin birinde, her şeyden haberdar olandan sor, ötekinden ise, her şeyi bilenden sor diye tercüme edilmiş ki, ikisi de aynı anlamdadır. Yani, bu yaratılışları, ancak Allahü teâlâ bilir demektir. Yine, meal yazanların meşhurlarından olan Hasan Basri Çantay'ın meali de, şöyledir: O, gökleri ve yeri, aralarında olan şeyleri altı günde yaratan, sonra [emri] Arş üzerinde hükümran olandır. Rahman'dır [rahmeti umumidir]. Bunu, [Onun sıfatlarından] haberdar olana sor. (Furkan 59) Bu tercüme, ikisinden farklıdır. Parantez içine aldığı, (onun sıfatlarından) ifadesi manayı değiştiriyor. Manasını değiştirse de, yine yukarıdakilere benzemektedir. Allahü teâlânın sıfatlarını iyi bilenler, bunu ancak anlayabilir gibi bir mana çıkıyor. Burada yanlış veya çelişkili bir durum yoktur. Bunun neresi tenkit ediliyor ki? İzinsiz bakmak Sual: İş yerinde bilgi-işlem sorumlusuyum. Başkasının yazısına, bilgisayarına izinsiz bakmak, caiz olmadığına göre, benim bakmam da günah olur mu? CEVAP: Bir ihtiyaç olmadan bakmak, günah olur. İş gereği ihtiyaç varsa, ihtiyaç kadar bakılabilir. Zekat vermek ve almak Sual: Kirada üç evi olan zekat verir mi? Vermezse zekat alabilir mi? CEVAP: Ev, zekat nisabına dahil değilse de, kurban nisabına dahildir. Kurban nisabına malik olanın da, zekat alması haram olur. (Redd-ül-muhtar) Besmeleyi unutmak Sual: Yemeye, içmeye, abdest almaya başlarken, besmeleyi unutan, başladıktan sonra, besmele çekse, sünnet yerine gelir mi? CEVAP: Yemeğe başlarken, besmele çekmeyi unutan, sonra çekse de, baştan çekilmiş sayılır. Ama, abdeste başlarken unutulunca, sonra besmele çekilse de, baştan çekilmiş sayılmaz. (Nimet-i İslam) >>> Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
30.06.2007
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allah ist, gam nist. (Allah var, gam yok.) Allah bes, baki heves (Allah var gerisi boş. Allah bize yetişir, başka şeye ihtiyaç yok.) Gece gökyüzüne bakınca parlayan yıldızları görürsünüz. Gökteki melekler de, dünyaya nazar ediyorlar ve dünyayı karanlık, zulmet içinde görüyorlar. Yalnız, Ehl-i sünnet itikadında olan müminleri, karanlık gecedeki yıldızlar gibi görüyorlar. Müslüman, Müslümanı çok sevmeli, hiç üzmemeli. Din kardeşini, kendisine tercih etmeli. Bunu yapmadan bir yere varılmaz. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama, (Dostlarımı sevmedikçe, düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, benim için bir şey yapmış olmazsın) buyurdu. Bir hadis-i şerifte, (Bir kişi borçlu olsa ve vermek azminde olsa, Allahü teâlânın yardımı onunla beraberdir) buyuruluyor. Borcunu ödeyebilmesi için, melekler, o kimse için dua ederler. Melekler günahsız oldukları için, duaları kabul olur. Büyüklerin yükünü alanın, yükü alınır. Büyüklerin yükü, onları üzmemekle, yük olmamakla, verilen görevi tam yapmakla ve israf etmemekle alınır. Firavun'un çok kötülüğü vardı. Ama Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, onu kötülerken "israf edici" kötü sıfatı ile bildiriyor. İsraf etmemeli. İsraf eden, şeytanın arkadaşı olmuş olur. Gök her yerde mavi, Müslüman da her yerde Müslümandır. İhlaslı da, her yerde ihlaslı olur. İdareci yükünü dağıtmalı, emri altındakilere, durumlarına göre uygun görevler vermeli. Tek kişide bütün yük toplanmaz. Tek kişide bütün iş, yük toplanırsa, altından kalkılamaz, işler tıkanır. Her işi ben yapacağım diyen idareci, kötü bir yöneticidir. Yöneticinin işi olmaz. İşi olmaz demek, iş yapmaz, işleri takip etmez demek değildir. O, teferruatla, ayrıntı ile uğraşmaz, işe yön verir, bu yönde gidilmesini temin eder. Kendisine, dinini imanını öğreten, Ehl-i sünnet itikadı üzere yetiştiren anne babasını üzen, rıza ve dualarını almayan, ölene kadar başını secdeden kaldırmasa bile, Cehennemden kurtulması çok zordur. İslam âlimlerini tanıyan ve yollarında olana, her şey verilmiştir. Ne kadar şükretse, azdır. Allahü teâlâ onu hayvan değil insan, kâfir değil Müslüman olarak yaratmıştır, bid'at ehli değil, Ehl-i sünnet itikadında olmasını ve Ehl-i sünnetin içinde de, büyük zatları tanımak nasip etmiş, verilmedik bir şey bırakmamıştır. Çok şey bilmek insanı kurtarmaz. Şeytan da âlimdi, ilim vardı ama ihlas yoktu. Allahü teâlâ bir kuluna hayır murat ederse, ona sevdiği bir kulunu tanıtır. O büyükleri tanımak, bu ömrün en kıymetli sermayesidir. İnsan güzel bir şeyin tekrarını arzu ederse, salevat-ı şerife okusun. Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğine alamet ikidir: Birincisi, ona tam iman etmiş olmak; İkincisi, onun kullarına hizmet etmek. Büyüklerin bütün kararları, tam isabetlidir. Çünkü onlar dünyaya değil, ahirete bakarak karar verirler. Yani bu karar yüzünden, ahirette o şahsın başına ne gelecek, ona bakarlar. Nimet gelecekse evet derler, sıkıntı gelecekse hayır derler.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, (Sabah akşam okunan Hüvallahüllezi'yi, gece okunan Amenerresülü'yü, imamın okuması yetmez, herkesin kendisi okuması gerekir) diyorlar. Okunan Kur'anı dinlemek, okumaktan daha sevab olmaz mı? CEVAP: Evet, dinlemek daha sevabdır. Okumak sünnet, dinlemek farzdır. Nafileler ve sünnetler, farzın yanında, deniz yanında damla gibi bile değildir. Başkası için namaz kılamayız, oruç tutamayız ama, Kur'an okuyup, sadaka verip sevabını ona bağışlayabiliriz. Bir sevabı kazanmak için, illa onu kendimizin yapması gerekmez, başkası bizim için yaparsa, bize de sevap olur. Bir hadis-i şerif meali: (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme inni eselüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe hazelmeyyit derse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.) [Etfal-ül müslimin] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Ölülere, dua ile, istiğfar etmekle, onun için sadaka vermekle yardım etmek, imdatlarına yetişmek gerekir. (1/104) İbrahim aleyhisselam, (Ey Rabbimiz, [kıyamette] hesap için ayağa kalkıldığı gün, beni, ana-babamı ve bütün müminleri mağfiret eyle) diye dua etmiştir. (İbrahim 4) Bir müminin duası ile diğer müminlerin günahları affediliyor ki, böyle dua edilmesi emredilmiştir. Yine her gün namazda, (İbâdillahissâlihîn), yani (Allah'ın salih kulları) diyerek Müslümanlara dua ediyoruz. Faydası olmasaydı, her tehıyyatta bunun okunması emredilmezdi. Bir müminin cenaze namazı kılınırsa veya onun için dua ve istiğfar edilirse ölünün günahlarının bir kısmı veya tamamı affolur. Birkaç hadis-i şerif meali: (Bir Müslüman ölür de, üç saflık bir cemaat namazını kılarsa, o mevta Cennete girmeye hak kazanır.) [Tirmizi, Ebu Davud] (Ölmüş ana babanız için, dua ve istiğfar edin!) [Hakim] (Sadaka veren kimse, sevabını Müslüman ana-babasına da niyet ederse, verdiği sadakanın sevabı, onlara da gider, kendi sevabından da bir şey eksilmez.) [Taberani] (Bir kimse, başkasının yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz; fakat onun orucu ve namazı için fakiri doyurur.) [Nesai] Tatarhaniyye'de, (Sadaka veren kimse, sevabının bütün müminlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Ehl-i sünnet mezhebi böyledir) buyuruldu. (Redd-ül Muhtar) Demek ki, birisi sadaka verse, sevabını bize bağışlasa, biz de sevab kazanırız. Birisi Kur'an-ı kerim okusa biz de dinlesek, okuma sevabından daha fazla sevab alırız. Hüvallahüllezi'yi ve Amenerresülü'yü de, imam okursa, cemaatin de ayrıca okuması gerekmez. Lafzatullahın yazılışı Sual: Lafzatullahı yani Allah kelimesini, allah diye baş harfini küçük yazmak küfür mü, yoksa haram mı? Çünkü Allah'tan başka büyük yok. CEVAP: Ne küfür, ne haram, ne de mekruhtur. İslam harflerinde zaten büyük harf yok. Fakat, Türkçe'de özel isimlerin büyük harfle yazılması âdet olduğu için, büyük harfle yazıp, yadırganmaya sebep olmamalıdır. ---------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye kitabında, (İmamın birinci rekatta, ikinci rekatta okuduğunun iki misli uzun okuması sünnettir) deniyor. Mesela imam, birinci rekatta 5 âyet olan Fil suresini, ikinci rekatta 4 âyet olan Kureyş suresini okusa mekruh mu olur? Birinci rekatta 3 âyet olan Nasr, ikinci rekatta 4 âyet olan Tebbet'i okusa mekruh mu olur? Mekruh ve sünnet olana birer örnek verir misiniz? CEVAP: Hiçbirisi mekruh olmaz. İkinci rekatta okunan sure, birinci rekatta okunanla aynı âyet miktarı olsa, hatta ondan iki âyet fazla olsa yine mekruh olmaz. Üç âyet fazla olursa mekruh olur. Yani, ikinci rekatta, birinciden üç âyet uzun okumak mekruhtur. Birkaç örnek verelim: Kureyş'ten sonra Maun suresini, Kevser'den sonra Kâfirun'u okumak, mekruh olur. Kevser'den sonra Nas okumak da, mekruh olur. Çünkü ikinci okunanlar, birinci sureden üç âyet fazladır. İhlas'tan sonra Felak suresini okumak veya Felak'tan sonra Nas suresini okumak, mekruh olmaz. Çünkü ikinci okunanlar, birinci okunanlardan sadece bir âyet uzun. Üç âyet uzun olursa, mekruh olur. Bu kaide, kısa sure ve âyetler içindir. Uzun bir âyetten sonra, üç veya daha fazla âyet okumak, mekruh olmaz. Mesela birinci rekatta, Âyet-el kürsi, ikinci rekatta, 6 âyet olan Kâfirun suresi okunursa mekruh olmaz. İmamın, önce Maun sonra Kevser, önce Kâfirun sonra Nasr suresini okuması, sünnet olur. Çünkü birinci rekatta, ikinci rekatta okuyacağının iki misli uzun okumuş oluyor. Bunun gibi önce, Alak suresini, sonra Kadir suresini okuması da sünnet olur. Çünkü Alak suresi, Kadir suresinin iki mislinden daha büyüktür. İmamın sağ tarafa selam verirken, sol tarafa verdiği selamdan daha yüksek sesle söylemesi de, sünnettir. İki tarafa da, aynı tonda selam verirse, mekruh olmaz ise de, sünnete uymamış olur. Gece, mekruh vakit yoktur Sual: Yatsıyı geciktirip, gece yarısından sonra, yani mekruh vakte girince kılarken, mekruh vakitte sünnet kılınmadığı için sünnetlerini kılmamak mı gerekir? CEVAP: Mekruh vakitte sünnet kılınmaz; ancak akşamdan sabaha kadar mekruh vakit yoktur. Nafile veya sünnet kılınır. Mekruh olan, sünnet veya nafile kılmak değil, yatsının farzını gece yarısına kadar tehir etmektir. Yatsıyı geciktirerek farzı mekruh olarak kılınsa da, sünnetler yine terk edilmemeli, ilk sünneti de, son sünneti de kılmalı. Vitir, zaten gece namazıdır, imsak vaktine kadar kılınır. Sabahın sünneti ile ikindinin sünneti, farzdan sonra kılınmaz. Bunları farzdan sonra kılmak mekruhtur. Akşama 40 dakika kalınca, artık mekruh vakit girdiği için, o günün ikindisinin farzı kılınmamışsa, sadece farzı kılınır, sünneti kılınmaz. Zarar veren gıdalar Sual: Zeytinyağı, benim mideme dokunuyor. Ama bazı arkadaşlar, (Zeytinyağında şifa var, yemekte mahzur yoktur) diyorlar. Zeytinyağı yemem uygun olur mu? CEVAP: Hastalığınızın ne olduğunu bilmiyoruz. Bunu doktora sormak gerekir. Gerçekten midenize zarar veriyorsa, yememek gerekir. Zeytinyağı, normal mideler için iyidir. Bal da öyledir. Balın şifa oluşu, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bildiriliyor. Ancak şeker hastasının, zarar verecek kadar çok bal yemesi, haramdır. Zeytinyağı birisine zarar verirse, onun yemesi de, caiz olmaz. Bunun gibi balık, çilek, bazı kimselerde alerji yapar. Alerji yapan gıdaları yemek, bu kimselere caiz olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimselere verdiğiniz cevaplarda, (öyle sual uygun olmaz) diyorsunuz. Nasıl sual sorarsak uygun olur? Birkaç örnek verir misiniz? CEVAP: Sual sorarken, az çok o konuda bilgi sahibi olmak gerekir. Hiç bilmeden, sual olmaz. Mesela (Gazoz ağacı hangi mevsimde budanır, budanan yerlere davul tozu mu ekilir?) diye bir sual sorulmaz. Peygamber efendimiz, (Güzel sual sormak, ilmin yarısıdır) buyurmuştur. Güzel suali, ilim sahibi sorar. Şimdi birkaç yanlış sual ile doğrusunu bildirelim: (Kedi, köpek, ayı, çeşitli haşeratlar neden haramdır? Çinliler yiyor hiç hastalanmıyor) deniyor. Haram olması illa hastalanmayı gerektirmez. Besmelesiz kuzu eti de haramdır. Bir damla idrar, bir yudum şarap da haramdır. Ama içilirse vücuda bir zararı olmaz. Din haram etmişse, niye haram denmez. (Akşam namazı niye üç rekattır? Bazen iki bazen dört kılsak ne sakıncası olur) deniyor. Dört veya iki kılınırsa, hiç kabul olmaz. Dinin emri, değiştirilmiş olur. Herkes, aklına göre, dini değiştiremez, o zaman ortada din kalmaz, şahısların yaptıkları, uyduruk bir şey olmuş olur. Niye üç rekattır, iki olsa ne çıkar denmez. Dinin emrinde hikmet, sebep aranmaz, niye böyle yapılıyor denmez. Allahü teâlâ öyle bildirmiş, öylesi uygundur. (Niye zekatı kırkta bir veriyoruz da otuzda bir vermiyoruz) deniyor. Böyle sormak da yanlış. Zekat, şu mallardan yüzde kaç veriliyor diye sorulur. Bir de yuvarlak soru soruluyor. Sual net anlaşılmalı. Mesela, (Bir kimse bir haram işlese cezası nedir) deniyor. Yüzlerce haram var. Bir de, haramın birbirine göre şiddetlisi var. Mesela yabancı kadına bakmak haram, öpmek haram, zina etmek de haram, ama aralarında çok fark var. Onun için hangi haram ise, şu haramı işlese cezası nedir diye sormak gerekir. (Bir kimse, bir küfür söz söylese nasıl tövbe eder) deniyor. Bir kere, o söz küfür mü, değil mi? Ona göre küfür olabilir, yani o küfür zannedebilir. Onun için, önce o sözü yazmalı; bu söz küfür mü demeli, sonra da, küfürse tövbesi nasıl olur diye sormalı. Bir de yanlış olarak, (Ele kolonya, idrar sürülünce, bunların abdesti bozmadığını ispat eder misiniz) deniyor. Abdesti bozmayan binlerce, milyonlarca iş var. Bozanlar ise yedi tanedir. Bildirilen yedi maddenin dışındakiler, abdesti bozmaz. Yine, (Şu gıdada, domuz yağı olmadığını ispat eder misiniz) deniyor. Bir şeyin yokluğu değil, varlığı ispat edilir. Eğer, içinde domuz yağı olduğuna dair, elimizde bir bilgi yoksa, temiz kabul edilir. Yine aynı mantıkla, (Falan şahıs hırsızdır, hırsız değilse ispat edin) deniyor. Bu da yanlış bir soru. Hırsız olmayan, hırsız olmadığını ispat edemez. Ona hırsızlık isnat edenin, şurada şunu çaldı diye, delil göstererek ispat etmesi gerekir. Aksi takdirde, iftiraya uğrayan kimse, suçsuzluğunu ispat edemez. Bunun gibi, (Sigaranın haram olmadığını ispat edin) denmez. Haram olduğu hangi muteber kitapta yazıyorsa, iddia edenin bunu ispat etmesi gerekir. Mubah diyene, böyle bir şey söylenemez. Bir de, tenkit ederken, (Siz yanlış söylüyorsunuz, herkes başka türlü söylüyor) deniyor. Bu da çok yanlış. (Siz şöyle diyorsunuz, halbuki falanca muteber kitabın falanca sayfasında böyle deniyor) denirse, ancak o zaman ilmî tenkit olur. Sadece, (Sizin bildirdiğiniz yanlış) demek yersizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Mümine mümin, kâfire kâfir demek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Selefiyiz diyen bazı gençler, (Bir kimseye evliya, merhum, rahmetli, rahmetullahi aleyh gibi sözler söylemek şirktir. Çünkü bu gaybdan haber vermektir. Gaybı ise ancak Allah bilir. Bu bakımdan, Abdülkadir-i Geylani, Cafer-i Sadık veya benzeri zatlara evliya diyen, kâfir olur) diyorlar. Asırlardır, Müslümanlar ölülerine merhum diyorlar. Her asırdaki bu insanlar, kâfir mi idi? CEVAP: Bir gayrimüslim, Müslüman olup, Müslümanlığını gizlese, kimseye bir şey söylemediği için herkes onu gâvur zannetse, buna Müslüman denmez. Çünkü dinimiz, zahire göre hüküm verilmesini emreder. Bu kimsenin, imanlı öldüğü bilinmediği için, ona gayrimüslim denir. Aksine Müslüman olarak bilinen biri, imansız ölse, ama imansız öldüğü bilinmese, ona kâfir denmez. Müslüman olarak yaşayıp da, imansız öldüğü bilinmediği için, buna da Müslüman denir. Bu bakımdan mümin olarak yaşayan kimseler, imansız ölse bile, imansız öldüğü bilinmediği için, hepsi iyilikle anılır. Birkaç hadis-i şerif meali: (Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini söylemeyin.) [Tirmizi] (Ölülerinizi iyilikle anın. Eğer Cennetlikse, kötü söylemekle günahkâr olursunuz. Cehennemlik ise, zaten içinde bulunduğu hâl kâfi gelir.) [Nesai] (Ölen bir müminin iyi olduğuna şahitlik edilirse, Allahü teâlâ onun kötü olduğunu bildiği halde, "Müslümanların, bu ölü hakkındaki şahitliklerini kabul ettim. Onun kötülüklerini de affettim" buyurur.) [İ. Ahmed, Bezzar] (Siz kime iyi derseniz, Cennet ona vacib olur, kime de kötü derseniz, ona da Cehennem vacib olur. Siz, yeryüzünde, Allah'ın şahitlerisiniz.) [Buhari] (Hangi Müslümanın iyiliğine, dört kişi şahitlik ederse, Allahü teâlâ onu Cennete koyar. Üç, hatta iki kişi şahitlik ederse, yine böyledir.) [Buhari] Bir Müslüman, kâfir olarak ölebilir. Onun kâfir olarak veya iman ile öleceği bilinmediği halde, ona kâfir denmez. Buna kâfir demek, küfür olur. Bir hadis-i şerif meali: (Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari] Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Bir Müslümanın bir işinde veya sözünde 99 küfür ihtimali olsa, bir iman ihtimali olsa, buna kâfir denmez. Müslümana hüsnü zan edilir, onun hayırlı ve salih olduğuna inanmak, ibadet olur. (Berika) Evliya, şehid, hatta imanlı ölen her günahkâr Müslüman da, sonunda muhakkak Cennete girecektir. Onun için ölen Müslümanlara merhum demek müstehabdır. (Redd-ül Muhtar) Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretlerini ve diğer evliya-yı kiramı binlerce âlim, iyilikle anmış, Cennetlik olduğunu söylemişlerdir. Allahü teâlâ iki Müslümanın şahitliğini kabul eder de, asırlardır gelen milyarlarca Müslümanın, binlerce âlimin, evliyanın ittifakla söylediği sözleri, kabul etmez mi? Dinimiz, görünüşe göre hüküm verir. Bir gayrimüslim de, iman edip Müslüman olarak ölebilir. Hatta Müslüman da olmuş olabilir. Ama çevresinden çekindiği için, Müslümanlığını açıklamamış olabilir. Buna rağmen, Müslüman olduğu bilinmediği için, böyle Müslümana merhum, yani rahmetli denmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de (Hac için ayak bastı parası, vergi, rüşvet vermek caiz) dendiği için dil uzatılıyor. İşin aslı nedir? CEVAP: S. Ebediyye'nin büyük kısmı, Hanefi mezhebindeki en kıymetli fıkıh kitabı olan, İbni Abidin hazretlerinin (Redd-ül muhtar) kitabından alınmıştır. Bu kısım da, o kitaptan alınmıştır. S. Ebediyye'de şöyle deniyor: İbni Abidin hazretleri, 5. cilt, 272. sayfada buyuruyor ki: (Rüşvet olarak istenip alınan mal, insanın mülkü olmaz. Veren, geri isteyebilir. İstemeden verdi ise, geri isteyemez. Fakat, alanın geri vermesi, vacib olur. Bir âlime, kendine şefaat etmesi veya zulümden kurtarması için, önceden verilen şey rüşvet olur. Fakat sonra, verilen hediyesini alması caiz olur. Önceden istemesi, haramdır. Önceden verilen hediyeyi alması, caizdir denildi. Hocanın talebesinden hediye alması da, caiz denildi. Dinine, malına, canına zarar gelmesinden korkan kimsenin, rüşvet vermesi caizdir. Dinini, malını ve canını, zâlimlerin zulmünden korumak için ve hakkını kurtarmak için bir şey vermek, rüşvet olmaz. Alana günah olur.) 4. cilt, 300. sayfada, hakimin rüşvet alması haram olduğunu anlatırken, buyuruluyor ki: Müftü, hakim, vali olmak için, rüşvet vermek ve birinin, haklı dahi olsa, memura, hakime rüşvet vermesi ve bunların almaları, haramdır. Çünkü, zaten vacib olan şeyi yapmak için bir şey almak, caiz değildir. Bu işleri yaptıktan sonra, istemeden verilen hediye, rüşvet olmaz. Memurların zulmünden kurtulmak veya hakkını almak, malını, canını, dinini, ırzını korumak için memura veya aracıya vermek caizdir. Bunların alması, haramdır. Zulüm yapılması için vermek ve almak haramdır. Meryem anayı ziyaret için Kudüs'e gelenlerden ve turistlerden ayakbastı parası veya başka isimlerle bir şey almak caiz olmaz. Müslüman hacıdan ayakbastı parası almak da, haramdır. (Kira ücret bahsi) Bütün İslam âleminden gelen milyonlarca hacının her birinden yüzlerce lira rüşvet almaktan hayâ etmiyorlar. Din kardeşi, yüzlerce lira vermezse, buna hac farizasını yaptırmıyorlar. Halbuki Osmanlıların Redd-ül-muhtar kitabında, Kudüs'ü ziyarete gelen Hıristiyanlardan ayakbastı parası almak haramdır diyor. Osmanlılar, kâfirden bile ayakbastı parası almazdı. Vehhabiler ise, Müslümandan istiyorlar. Vermezse, ibadete mani oluyorlar. (Faideli Bilgiler kitabı) Farzları yapabilmek ve haramlardan kurtulabilmek için verilen mal da, rüşvet olmaz. Bunları almak, günah olur. (Helal haram ve şüpheli şeyler bahsi) Hac için ayakbastı parası, vergi, rüşvet vermek caizdir. Malını, canını, hakkını kurtarmak için rüşvet vermek, her zaman caizdir. Rüşvet istemek, günah olur. (Hac bahsi) Bu ifadelerden açıkça anlaşılabileceği gibi, rüşvetin haramlığı açıkça bildiriliyor. Hac ibadetini kurtarmak için, rüşvet vermenin caiz olduğu açıklanıyor. S. Ebediyye'ye İbni Âbidin'den alınan bilgilerden dolayı dil uzatmak, cahillikten veya art niyetten başka bir şey değildir. Zaten, S. Ebediyye'nin önsözünde, (Bu kitapta, bu fakire ait, hiçbir bilgi ve fikir yoktur. Tercüme ve toplamaktan başka nasibim olmamıştır) denilmektedir. ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye kitabında, (Kur'an okumak ibadet değil) denirken, kitabın başka yerlerinde (ibadettir) diye yazıyormuş. Bu yüzden de, bu kitaba dil uzatıyorlar. İşin aslı nedir? CEVAP: Dünkü yazımızda da bildirdiğimiz gibi, S. Ebediyye kitabının büyük bir kısmı, Hanefi mezhebinin en muteber kitaplarından olan, Redd-ül muhtar kitabından alınmıştır. Tamamı nakle dayanır. İçinde şahsi fikir yoktur. Kur'an okumakla ilgili kısım da, aynen bu kitaptan alınmıştır. Taat, kurbet ve ibadetin ne demek olduğunu bilmeyenler, böyle mesnetsiz konuşuyorlar. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Kurbet, sevab olan bir şeyi bilerek yapmaktır. Velev ki, niyete tevakkuf etmesin. İbadet ise, işlenmesi sevab ve niyete mütevakkıf olan şeydir. Beş vakit namaz, oruç, zekat, hac gibi niyete tevakkuf eden her fiil hem kurbet, hem taat, hem ibadettir. Kur'an okumak, vakıf yapmak, köle azat etmek, sadaka vermek gibi niyete bağlı olmayan fiiller, sadece kurbet ve taattır, ibadet değildir. (Redd-ül muhtar, Abdestin sünnetleri bahsi) S. Ebediyye kitabında şöyle bildiriliyor: (Taatlar, niyetsiz veya Allah için niyet ederek yapılınca, sevab hasıl olur. Taat yaparken, Allahü teâlâ için yaptığını bilse de, bilmese de kabul olur. Yani, sevab hasıl olur. Bir kimse, Allahü teâlâ için yaptığını bilerek taat yaparsa, buna (Kurbet) denir. Kurbet olan işi de yaparken, sevab hasıl olması için, niyet etmek şart değildir. Sevab hasıl olması için, Allah rızası için niyet etmek lazım olan taate, (İbadet etmek) denir. Niyetsiz alınan abdest, ibadet olmaz, kurbet olur. Bununla, hadesden taharet hasıl olup, namaz kılınır. Görülüyor ki, her ibadet, kurbettir ve taattır. Kur'an-ı kerim okumak, vakf, köle azat etmek, sadaka, Hanefi mezhebinde abdest almak ve benzerleri yapılırken sevab hasıl olmak için, niyet lazım olmadığından, kurbettirler ve taattırlar. Fakat, ibadet değildirler. Taat veya kurbet olan bir iş yapılırken, Allah için niyet edilirse, ibadet yapılmış olur.) Demek ki, taat ve kurbet olan bir iş, Allah rızası için niyet edilirse, o zaman ibadet oluyor. Bu bakımdan niyetsiz abdest almak, ibadet olmuyor. Allah rızası için, abdest almaya niyet edilirse o zaman ibadet oluyor. Bir kâfir de, elini yüzünü yıkar, aynen abdest alır gibi yapabilir. Onunki ibadet olmaz. Bir kâfir de, Kur'an okuyabilir, ama Allah rızası için olmayınca, ibadet olmaz. [Zaten Hempher gibi bazı ajanların, imamlık hadiseleri, abdest alıp namaz kılar görünmeleri, cemaate namaz kıldırmaları, Kur'an okumaları meşhurdur. Bunları ya cemaate sonradan söyleyip, namazlarınızı kaza edin diye gülmüşler veya bunları kitaplarında, hatıralarında yazmışlardır.] Bu inceliği bilmeyenler, S. Ebediyye kitabına dil uzatıyorlar. Niyetsiz Kur'an-ı kerim okumanın ibadet olmadığı, İbni Abidin'de namazın sünnetleri kısmının, niyet bahsindedir. Kerahat vaktinde tilavet secdesi Sual: Güneş doğduktan işrak vaktine kadar, tilavet secdesi ve şükür secdesi caiz midir? CEVAP: Tilavet secdesi mekruh, şükür secdesi mekruh değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kendi görüşünü benimsemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: En çok korktuğumuz, ürktüğümüz insan, bunu ancak ben yapabilirim diyendir, kendi görüşünü beğenendir. Bu, insanı şirke kadar götürebilir. Üç halde bulunmamalıdır: 1- Müşrik, 2- Kâfir, 3- Rai. Rai, kendi reyine, kendi aklına göre hareket edendir. Bu üç kimsenin duası kabul olmaz. Hazret-i Ali buyuruyor ki, (İster âlim, ister zalim, ister fasık olsun, başınızda birisi bulunsun; yalnız olmak şeytanla beraber olmaktır.) İki kişi olsa, biri emir tayin edilir. Müslüman, dinine uydukça başarılı olur. Bu başarı onun değil, dinimizin başarısıdır. Sıkıntısının sebebi ise, dinimize uymamaktan, nefsine uymaktan kaynaklanmaktadır. Biz, dinimize ne kadar uyabilirsek, o kadar rahat eder ve başarılı oluruz. Allahü teâlâ, (Allah'a, Peygambere ve sizden olan âmire itaat edin) buyuruyor. Kim kendi aklına göre hareket ederse, helak olur. Dinin emirlerine uymak, başarı için birinci şarttır. Büyük engel ise, insanın kendisidir. Nefsimize uymak, en büyük engeldir. Nefs, hiçbir kâfire benzemez. Çünkü o, doğrudan Allahü teâlâya düşmandır. Kelime-i tevhid, içimizdeki düşmana karşı, tek ilaçtır. Bir içimizde, bir de dışımızda düşmanlar vardır. Dış düşmanlar belli, biz içimizdeki düşmanı halledelim. Tövbe edelim. Kaza bela, ancak dua ile gider. İstiğfar edin, mutlaka Onu affedici bulursunuz. Allahü teâlâ, her ibadetin karşılığını, ne kadar sevab verileceğini bildirmiştir; bire on, bire yetmiş, bire yedi yüz gibi. Ancak, iki şeyin karşılığında hesapsız sevab vereceğini haber vermiştir. Bunlardan birisi yemek yedirmek, diğeri ise oruç tutmaktır. (Bunların karşılığını, ahirette ancak ben vereceğim) buyuruyor. İhlaslı olun, inancınızı kaybetmeyin. Kim Allah içinse, Allahü teâlâ da onun içindir. Nefs, Allahü teâlânın en büyük düşmanıdır. Bunu zayıflatmanın ve yola getirmenin en iyi çaresi, namazdır. İnsan namazını doğru ve güzel kıldıkça, nefs perişan olur. Nefsi ikinci derecede üzen şey de, istişaredir. Çünkü nefs, kendinden başka üstün tanımak istemez. Büyüklerden feyz gelmesinin alameti, kalbden dünya sevgisinin çıkmasıdır. Ne kadar dünyadan uzaklaşırsak, feyz o kadar çok geliyor demektir. "Ben, oldum" diyen olmamıştır. Allahü teâlâ, bu dini, üç şeye karşılık gönderdi: Şeytan, nefs, kötü arkadaş. Üç kişinin borcunu, Allahü teâlâ öder: 1- Dine hizmet için, borç para alan, 2- Ölen bir Müslümanın, kefen ve defin işlemi için, borç para alan, 3- Nefsini günahtan korumak niyetiyle evlenmek için, borç para alan. Din kardeşleriniz arasında cüzdanlarınız aşağıda, ayaklarınızın altında olsun. Yukarı çıkarırsanız, aranızdaki muhabbet ve bağlılık gider. Ehl-i sünnet âlimleri, istirahatlerini zevklerini terk ettiler. Kitaplar yazdılar, nasihat ettiler. İnsanlar, akın akın onlara gelip veya kitaplarını okuyup hidayete kavuştular. İşte gerçek ruh çağırma, buna derler. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Fıkıh kitaplarında, fısk meclislerinde, çalgı çalınan yerlerde, tesbih, zikir çekmek, hatta din kitabı okumanın bid'at ve haram olduğu, çünkü, Peygamber efendimizin böyle okumaları yasak ettiği bildiriliyor. Minibüsler ve diğer araçlarda kadın erkek karışık olduğuna göre fısk meclisi olmuyor mu? Çalgı da çalınıyor. Böyle araçlarda giderken Kur'an okumak, zikir ve tesbih çekmek haram değil mi? CEVAP: Çalgı çalarak zikretmekle, bir yerde çalgı çalınırken zikretmek ayrıdır. Görmekle bakmak ayrı olduğu gibi, dinlemekle duymak da ayrıdır. Öyle araçlarda biz çalgı eşliğinde zikretmiyoruz. Biz istemeden, kulağımıza geliyor. Herkes gaflette iken, zikretmek günah olmaz, aksine çok iyi olur. Böyle bir durum olmadan, çalgı ile zikir çekmek elbette büyük günahtır. Din kitaplarında deniyor ki: Musiki ile, çalgı ile okunan şeyleri dinlememeli. Bazı cahiller, musikiden hasıl olan şehvet lezzetleri için, ibadette lezzet hasıl olduğunu, feyiz geldiğini sanıyorlar. Musiki ile ibadet eden böyle sapıklar, Deccal'ın askeri durumundadır. Kur'an-ı kerimi, zikri ve duayı teganni ile okuyanları dinlememek gerekir. Tatarhaniyye fetva kitabı, bunları teganni ile okumanın haram olduğunda, sözbirliği bulunduğunu yazmaktadır. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi) Kilisede org çalarak, İncillerden parçalar okunduğu gibi, Kur'an-ı kerimi çalgı çalarak okumak küfürdür. (S. Ebediyye) İmama uymak vaciptir Sual: Sübhaneke okumayı yetiştiremezsek, imam açıktan okurken, devam edip bitirmemizde veya imam açıktan okumaya başlayınca, imama yeni uymuşsak, Sübhanekeyi okumakta bir sakınca var mı? CEVAP: İmam sesli okurken, Sübhaneke okunmaz. Yarıda kalmışsak bile kesmemiz gerekir. Sübhaneke okumak sünnet, imamı dinlemek ve imama tâbi olmak vacibdir. İmam, âyet aralarında nefes alırken, Sübhanekeyi parça parça okumakta mahzur yoktur. İmamla yan yana durmak Sual: Cemaatle namaz kılarken, yalnız bir kişi varsa, o bir kişinin imamdan yarım metre geriye durması mı gerekir? CEVAP: Hayır. Yan yana durmaya saf olmak denir. İki kişi yan yana durunca saf olur. Birisi geride, imam ileride durunca saf olmaz. İmamla yan yana aynı hizada durmaları gerekir. İmamın sağ yanında duran kimsenin, secdeye inip kalkarken, imamdan ileri gitmemesi için, topuklarının imamın topuklarından geride durması ihtiyatlı olur. Yani, dört parmak kadar geride durmak yetişir. İmamdan ileri geçmezse, imamla aynı hizada durmasında mahzur olmaz. Bir kadınla kocası veya mahremi bir erkek, cemaatle namaz kılarken, kadın, imamın tam arkasında durur. Gecenin üçte biri Sual: Maliki'de yatsıyı zaruretsiz gecenin üçte birinden sonraya bırakmamak gerektiği bildiriliyor. Gecenin üçte biri nasıl hesaplanır? CEVAP: Dört mezhepte de gece, akşam ile imsak vakti arasıdır. Bu ikisi arasındaki vakit üçe bölünüp, çıkan vakit, akşam namazı vaktine eklenirse, gecenin üçte biri bulunmuş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kur'an okurken Euzü çekmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Nahl suresinin 98. âyetinde, Kur'an okurken Euzü çekmenin farz olduğu bildirildiğine göre, namaz kılarken, Fatihadan önce Euzü besmele okumayı unutana, secde-i sehv gerekir mi? CEVAP: Kur'an-ı kerimde bildirilen her emir, farz değildir. Namaz dışında sure veya âyet okumaya başlarken, Euzü okumak, vacibdir. Yine namaz dışında, Fatiha okumaya başlarken, Besmele okumak da, vacibdir. Diğer surelere başlarken, Besmele okumak sünnettir. Namaz içinde zammı sure okumaya başlarken, Euzü Besmele çekilmez. Bazı âlimlere göre, sadece besmele çekilmesi müstehabdır, iyi olur. Namaz içinde, Sübhaneke okuduktan sonra, Fatihadan önce Euzü Besmele okumak sünnettir. Unutulursa, secde-i sehv gerekmez. Sizin dediğiniz gibi, farz olsa idi, secde-i sehv kurtarmazdı, farz terk edildiğinden, o namazı yeniden kılmak gerekirdi. Abdesti bozan şeyler Sual: Bir yazıda, abdesti 7 şey bozar, bozmayan binlerce şey var deniyordu. Bu 7 şey nelerdir? CEVAP: Hanefi mezhebinde abdesti bozan yedi şey: 1- Önden ve arkadan çıkan şeyler, 2- Ağızdan çıkan necis şeyler [Ağız dolusu kusmak], 3- Deriden çıkan kan ve irin, 4- Uyumak, 5- Bayılmak, sarhoş olmak, 6- Namazda kahkaha ile gülmek, 7- Mübaşeret-i fahişe [çıplak olarak çirkin yerleri birbirine sürtmek]. Mürtede hüsnü zan etmek Sual: Her fırsatta Müslümanlığın aleyhine konuşanlar, ölünce, (Belki tövbe etmiştir, tövbesini gizlemiştir) diyerek, onları rahmetle anmak caiz midir? CEVAP: Asla caiz değildir. Dinimiz, zahire [görünüşe] göre hükmeder. Belki ile olmaz. Açıkça işlenen günahların tövbesi de, açık olmalı. (Ben yıllarca İslamiyet'in aleyhine konuştum, şimdi, tövbe ettim) demesi gerekir. Kalbden tövbe etmese bile, böyle açıktan söylerse, artık ona hüsnü zan edilir. Sünnete önem vermemek Sual: Bir arkadaş, kısa kollu ve takkesiz namaza dururken, dur takke vereyim, şu gömleği de giy dedim. Lüzumu yok diyerek, reddetti. Sünnete veya mekruha önem vermemenin, dindeki yeri nedir? CEVAP: Belki takkenin sünnet olduğunu, kolu açık namaz kılmanın mekruh olduğunu bilmiyordur. Namaz kılan kimse, bilerek böyle yapmaz. Çünkü sünnete ve mekruha önem vermemek küfür olur. Halbuki haramı haram bilerek işlemek küfür olmaz, haram veya mekruh olduğunu bildiği halde, bunlara önem vermemek, küfür olur. Günah işlemeyi istemek Sual: Kalbimden içki içmek, zina etmek gibi düşünceler geçiyor. Ama böyle bir işe teşebbüs etmiyorum. Yine günah oluyor mu? CEVAP: Günah işlemeyi istemek günah olmaz. İşlemeye karar verirse, yalnız karar vermek günahı yazılır, işlemek günahı yazılmaz. (Bezzaziyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Emri yapmamak veya değiştirmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İki kişi var diyelim. Biri dinin emirlerini hiç yapmıyor. Öteki de değiştirip yapıyor. Mesela sabahın farzını üç, akşamın farzını iki rekat olarak kılıyor. Orucu, haccı kendi belirlediği bir mevsimde yapıyor. Sakalı sünnete aykırı olarak, 'kirli sakal' şeklinde bırakıyor. Hiç yapmayana göre eksik veya fazla yapmak daha iyi değil mi? Yahut bunların hangisi iyidir? CEVAP: Bunların ikisi de kötüdür; fakat emirlerde değişiklik yapmak, hiç yapmamaktan daha kötüdür. Çünkü emri hiç yapmamak haramdır; fakat emri beğenmeyerek değiştirmek küfür olur. Niye böyle emrettin ki, şu şekilde emretmen daha uygun olurdu demeye gelir. Kasten, sabahın farzı üç, akşamın farzı iki rekat kılınırsa namaz hiç sahih olmaz. Orucu başka ayda tutmak, haccı başka mevsimde yapmak dini değiştirmek olur ve hiç sahih olmaz. Maksat namaz kılmak diyerek, vakitleri girmeden bütün namazlar kılınsa, sahih olmadığı gibi, büyük günah da olur. Hacca, zamanında değil de, herhangi bir mevsimde gidilse, hac sahih olmaz. Maksat Kâbe'yi ziyaret ise, ziyaret gerçekleşti, ama hac olmadı. Sakal da böyledir. Resulullah efendimizin emrettiği şekilde, bir tutam bırakmayıp kısa bırakmak, sünneti değiştirmek olur. Eğer sünnet beğenilmediğinden böyle yapılıyorsa, küfür olur. Sünnet diye yapılırsa, bid'at olur. Çocuğu eczaneye göndersek, ishal edici bir ilaç al gel desek, o da, ishal önleyici bir ilaç getirse yahut biz ishali önleyici bir ilaç istesek, o da, ishal yapıcı bir ilaç getirse, çocuğa niçin böyle yaptığı sorulunca, (Hiç yapmamaktan iyi değil mi) demesi çok yanlış olmaz mı? Tuvalet kâğıdı yerine zımpara kâğıdı getiren çocuğa kızınca, (O da kâğıt bu da kâğıt, bana niye kızıyorsunuz, hiç getirmemekten iyi değil mi) dese, mazur görülür mü? Emre itaat; emri, bildirilen zamanda ve istenilen miktarda yapmakla olur. Bir emrin, fazlası da, noksanı da, yanlış olabilir. Bazen işin bildirilen zamanda yapılması önemlidir. Daha önce veya daha sonra yapılması, mahzurlu olabilir. Bize göre daha iyi sanılan şekil, emri verene göre yanlış olabilir. Bunu da ancak, emri veren bilir. Bize düşen, emre aynen uymaktır. Daha iyisini yapmak için geciktirmek veya bazı ilaveler yapmak, yanlış olur. Çocuğa, (Benim selamımı söyle, Şifa Eczanesinden bir aspirin al gel) dense, o da, daha yakın olan Hayat Eczanesine gidip, daha iyisi olan İngiliz aspirininden alıp gelse, daha iyi iş yapmış olmaz. Şifa Eczanesinden alıp getirmek, emri verenin isteğidir. Başka eczaneden alıp gelmek çocuğun isteğidir. Çocuk, kendi isteğini yapmış oldu. O eczaneden almakta bilmediğimiz bir sebep, bir hikmet olabilir. Sadece (Aspirin getir) denseydi istediği eczaneden alabilirdi. Ama isim vererek Şifa Eczanesinden al denince, emre itaat için, o eczaneden alıp gelmek gerekirdi. O da eczane, bu da eczane ne fark eder demekle, verilen emir değiştirilmiş oldu. Şifa Eczanesi demesi lüzumsuzdu diyerek, emri vereni, bir nevi cahillikle suçlamış da oluyor. Bütün bunlar gösteriyor ki, dinin bildirdiğine ilave veya çıkarma yapmak, dini değiştirmek olur. Dini değiştiren de, Allahü teâlânın emrine uymamış olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Uyumak mekruh olan vakitler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Sabah uykusu rızka manidir) buyuruluyor. Sabah ne zaman uyumak uygun değildir? Uyumak uygun olmayan başka hangi vakitler vardır? CEVAP: Güneş doğduktan, 50 dakikaya yani işrak vaktine kadar olan vakitte uyumak mekruhtur. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Sabah namazından sonra, güneş doğana kadar uyumayın!) [Beyheki] (Sabahları uyuyan sırt ve bel ağrılarına müptela olur.) [İ. Şarani] (Sabah uykusu, tembellik ve unutkanlığa sebep olur.) [İ. Maverdi] Hazret-i Fatıma anlatır: Sabah namazından sonra yatmıştım. Babam, (Kızım kalk, gafillere benzeme! Allahü teâlâ rızıkları, sabah namazının vaktinde verir) buyurdu. (Beyheki) [Rızıkların dağılması sabah namazından sonra olur. Manevi rızıkların dağılması ise, ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir.] (Kaylule [öğle üzeri uyumak], faydalıdır. Akşam üstü uyumak, ahmaklıktır.) [İ. Maverdi] Resulullah efendimiz, yatsı namazından önce uyumayı uygun görmezdi. Yatsıdan önce uyumak ve yatsıyı kıldıktan sonra [ihtiyaçsız] konuşmak mekruhtur. İhtiyaç olursa, mekruh değildir. Kur'an okumak, zikretmek, evliya menkıbelerini anlatmak, fıkıh okumak ve misafirle konuşmak da, mekruh olmaz. (Redd-ül muhtar) Kâfir ana baba Sual: Ana babası kâfir olan evladın onlara bakmak mecburiyeti var mıdır? CEVAP: Kâfir olan anaya babaya hizmet etmek, nafakalarını vermek, ziyaretlerine gitmek gerekir. Küfre sebep olan şeyleri yaptıracaklarından korkulursa, ziyaretlerine gidilmez. Kâfirlerle birlikte yiyip içmek, bir iki kere caizdir. Her zaman ise, mekruh olur. (Bezzaziyye) "Nasılsın" demek Sual: Alışkanlık halinde "nasılsın" diyoruz. Maksatsız nasılsın demek uygun mudur, riya mıdır? CEVAP: Uygun değildir. Eski âlimler, bir kimsenin derdine deva olamayacaksa, laf olsun diye nasılsın demezlermiş. Nasılsın dediğimiz kimse, (Şu kadar paraya ihtiyacım var, şu derdim var) derse, eğer gücümüz yeterken buna yardım etmezsek, nasılsın demek, anormal bir şey olur. Derdine deva olabileceğimiz kimseye nasılsın demeliyiz. Nasılsın demek, bir ihtiyacın varsa göreyim demektir. İhtiyacını görmeyeceksek, nasılsın demek samimiyetten uzak olur. Hiç değilse, (Elhamdülillah iyiyim, Allah razı olsun) diye dua etmesini sağlamak gayesiyle söylersek, nasılsın demek riya olmaz. Hasta ziyareti Sual: Hasta ziyaretinde nelere dikkat etmek gerekir? CEVAP: Hastanın yanına Euzü besmele ile selam vererek girmeli, mümkünse sağ tarafına oturmalı, dua etmek için hal ve hatırını sormalı, bir ihtiyacı olup olmadığını sormalı, varsa yardımcı olmalı. Ona da duyurmak için, Kelime-i şehadet söylemeli. Yanında fazla oturmamalı. Eğer ısrar ederse, biraz daha oturulabilir. Ayrılırken de, hayırlı âcil şifaya kavuşması için, dua etmelidir.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mehr nedir? Dinimizde mehrin önemi nedir? CEVAP: Mehr, erkeğin, evlenirken, kıza vermesi gereken altın, mal veya bir menfaattir. İstanbul'da genel olarak, 11 Reşat altını, mehr olarak verilir. Mehrin, altın olması şart değildir. Herhangi bir mal [ev, apartman, bağ, araba, fabrika] veya bir menfaat de olabilir. Dul kadınla evlenen de, mehr verir. Mehr söylenmeden yapılan nikah da, sahihtir. Fakat, evlendikten sonra da, erkeğin hanımına mehr-i misil vermesi gerekir. Bir kız veya kadın evlenirken, (Benim nikahım mehrsiz olsun) diyemez. Bir mehrde anlaşılır. Bu mehr, kadının hakkı olduktan sonra, henüz almadan da kocasına bağışlayabilir. Bağışlaması ise, çok sevabdır. Hanım, mehrimi helal ettim dedikten sonra, haram olsun demesi ile haram olmaz, hediyesini geri isteyemez. Düğünden önce, kıza verilen takılar, nikahta mehrden söz edilmemişse, mehr yerine geçer. Erkek, nişan için gönderdiğim şeyler mehr idi dese, kadın ise, hediye idi dese, yenilen şeyler hediye olur. Başka şeyler, mehr olur. Mehr iki kısımdır. Mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel. Her iki mehr, nikahta bildirilmedi ise, mehr-i misl verilmesi gerekir. Kadının, baba tarafından akrabasına verilen kadar verilir. Mehr-i muaccel: Acele verilmesi gereken mehr demektir. Bir bilezik, bir küpe, bir buzdolabı vesaire olabilir. Nikah yapılınca, verilmesi vacib olur. Zifaftan veya halvetten önce verilir. Mehr-i muacceli geciktirmek caiz değildir. Hanım, ayrılmaya sebep olan bir şey yaparsa, mesela mürted olursa, hürmet-i musahereye sebep olursa, mehr-i muaccel verilmez. Erkek boşarsa veya ayrılığa sebep olanı yaparsa, yarısı verilir. Önce kıza takılan takılardan hangisinin mehr-i muaccel olduğu bilinmeli. Nikah kıyılırken o zaman, (malum olan) denilir. Bilinmiyorsa, malum olan demek yanlış olur. En uygunu ise, mehr-i müeccel gibi, muaccel de tespit edilip, şu kadar mehr-i muaccel ve şu kadar mehr-i müeccel ile denmelidir. Taraflar, mehr-i muacceli tespit ettikleri halde, söylemek istemezlerse o zaman, (aralarında malum olan mehri muaccel ile) ifadesi kullanılır. İleride boşanma vaki olunca, takılan takıların hangisi emanet, hangisi hediye, hangisi mehr-i muaccel olduğu bilinmeli, herhangi bir uyuşmazlığa sebep olmamalı. Mehr-i müeccel: Hemen verilmeyip, daha sonra verilmesi gereken mehr demektir. Halvet olmuşsa veya ikisinden biri ölmüşse, mehr-i müeccelin verilmesi vacib olur. Hanımının istediği zamanda verilir. Eğer istemedi ise, ikisinden biri ölünce, verilmesi vacibdir. Hanım ölünce, kocası, hanımının vârislerine verir. Kocası ölünce, mirasından hanımına verilir. Mehrin, başlık parası ile ilgisi yoktur. Başlık parası almak haramdır. Boşanma halinde, zifaf veya halvet olmuşsa, müeccel mehrin tamamı, olmamışsa yarısı verilir. Bir âyet-i kerime meali: (El dokunmadan boşadığınız kadınlara, mehrin yarısını verin!) [Bekara 237] Nikah kıyılırken mehr söylenip de, ne kadarı muaccel olduğu bildirilmedi ise, âdete ve hanımının emsaline göre, söylenilenin bir miktarı muaccel olur. Nikah kıyılırken, mehr-i müeccelin belli bir tarihte ödenmesini şart etmek, caizdir. Boşanma halinde, mehrin ödeme tarihi beklenir. Ödeme tarihi belli değilse, boşarken hemen ödenir. (Fetava-yı Hindiyye) [Devamı var.] -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İslamiyet'te mehr parası, evlenmek için değildir. Evliliğin düzenli, mutlu olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, din cahili, huysuz erkeğin elinde, oyuncak olmaması içindir. Mehr parasını vermek ve çocukların nafaka paralarını her ay ödemek korkusundan, erkek, hanımını boşayamaz. Bu korkunun olmadığı yerlerde, mahkemeler boşanma davaları ile dolup taşar. Bunun için, evlenecek kızın, İslam'ın güzel ahlakını ve kadına verdiği kıymeti bilen ve bunlara önem veren erkekten az miktarda, böyle olmayandan ise, fazla miktarda mehr istemesi efdaldir. Mehr parası, kadın için bir sigorta sayılır. Erkeğin zor ödeyeceği veya hiç veremeyeceği bir mehr ile evlenen kadını, erkek boşayamaz. Boşarsa, maddi hayatı felce uğrar. Mehr vermek korkusu, erkeğin iyi geçinmesine de sebep olur. Şayet erkek, mehr parasını verir de, hanımından ayrılırsa, hanımın kimsesi de yoksa, bu mehr parası ile geçinme imkanı bulabilir. İmkanı olan erkeğin, saliha kız veya kadına çok mehr vermesi iyi olur. Habeş imparatoru Necaşi, Ümm-i Habibe validemiz ile Peygamber efendimizin nikahlarını kıyınca, mehr olarak yaklaşık 2 kilo altın vermişti. (Nesai) Mehr biçilmeden yapılan nikah da, sahihtir. Ama daha sonra mehr-i misil vermek gerekir. Mehrin çoğunun bir sınırı yoktur. Fakat en azı, 5 gram altındır. Boşadığı kadına mehrini ödememek, kul hakkıdır. Ödemezse, ahirette azabı çok şiddetlidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kadınlara mehrlerini gönül rızası ile verin; kendi arzuları ile mehrin bir kısmını size hediye ederlerse, onu da afiyetle yersiniz.) [Nisa 4] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Mehr vermemek niyeti ile evlenen, kıyamette hırsızlarla haşrolur.) [R. Nasıhin] (Hanımını bırakıp, mehrini vermemek, haramdır.) [Hakim] (Mehr olarak, bir yüzük olsa da verin!) [Müslim] (Mehr parası, hayırlı maldır.) [Deylemi] (En iyi mehr, kolay ödenendir. Mehrde kolaylık gösterin. Çok mehr istemek düşmanlığa sebeptir.) [Abdürrezzak] Karı koca arasında olan meşru halvet, yabancı kadın ile olan haram halvet gibi değildir. Yanlarında hissen veya şeran yahut tabiaten cinsi münasebete mani bir sebep bulunursa, meşru halvet olmaz. İkisinden birinin hasta olması, ihramlı olması, farz namazda, Ramazan orucunda olması, kadının hayz veya nifas halinde olması, yanlarında akıllı [7 yaşında] bir çocuk bulunması bu halvete mani olur. Fakat, akıl baliğ olmayan bir çocuk, haram olan halvete mani olamaz. (Mezahib-i erbea) Bir kız ile bir erkek nikahlanıp, sonra boşanırlarsa, böyle meşru bir halvet de olmamışsa, mehrin yarısını verir. Halvet olmuşsa mehrin tamamını verir. Zifafa girmeyen ve halvet de olmayan kız, bir kere boşanınca, bain [kesin boşanmış] olur. Erkeğin buna, hemen yarım mehr vermesi lazım olur ve iddet beklemez. Boşandığı gün bile, başkası ile evlenebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç ayların fazileti nedir? CEVAP: Üç aylar yarın başlamaktadır. Faziletleri özetle şöyledir: Receb ayı Hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan birisidir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır.) [Tevbe 36] Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve (Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir) diye dua ederdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir] (Receb ayında Allah'a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca, Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir.) [Miftah-ül-cennet] (Receb, büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Recebde bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların affoldu" der. Recebde Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirdi ve yanındakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberani] (Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed] Şaban ayı Resulullah efendimiz, Şaban ayına çok değer verirdi. Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok [nafile] oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şabanın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari] Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin, oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai] Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şabanda üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] Ramazan ayı Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir Gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara, kefaret olur.) [Taberani] (Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
Mezhepsizlerin taktikleri
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mezhepsizleri iyi tanıyabilmek için onların taktiklerini bilmek gerekmez mi? Bu taktiklerden önemlileri nelerdir? CEVAP: Doğru bilinirse, yanlış meydana çıkar. Doğru tektir, yanlış çoktur. İlim öğrenmek için yanlışları değil, doğruyu öğrenmek gerekir. İki noktadan, ancak bir doğru geçer. Sayısız eğri çizgiler çizilebilir. Eğriyi öğrenmek lüzumsuzdur. Çünkü doğru bilinince, ondan başka her şeyin yanlış olduğu meydana çıkar. Mesela, imanın şartının altı olduğu öğrenilince, beş veya yedi diyenlerin yanlış olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Ehl-i bid'atin taktiklerinden bazıları şöyledir: 1- Bid'at ehli birini büyük bir zat olarak takdim edebilmek için, büyük zatların arasına sokarlar. Mesela derler ki: (Ebu Hanife, imam ibni Teymiye ve Gazzali gibi büyük zatlara dil uzatılmaz.) [Burada, ibni Teymiye iki büyük zat arasına sokulmuştur.] Bir Maocu da aynı taktikle şöyle demişti: (Fatih ve Mao gibi büyük zatların kıymetini bilmeli.) 2- Hurafeleri sayıp, araya sünnet olanları katarlar. Mesela derler ki: (Yatırlara çaput bağlamak, mum dikmek ve ölü için Kur'an okumak, hurafedir.) Çaput bağlamak, mum dikmek caiz değil, ama ölü için Kur'an okumak sünnettir. Mason Abduh gibi reform istiyorum diyenler de, aynı teraneyi okur: (Bu Kur'an inmemiştir, ne fal bakmak için, ne de kabirde okumak için.) Aynı taktik! Elbette Kur'an fal bakmak için inmedi, ama ölülere okunmasını Resulullah efendimiz bildirdi. Evliyadan yardım istemeye karşı çıkarak, yatırdaki evliya zata leş diyor: (Bu hakkı ne taştan, ne de leşten istemeli.) [Burada da taşın yanı sıra, asıl maksadını bildiriyor.] 3- Rahmet için söylenmiş farklı hadisleri bahane edip diyorlar ki: (Peygamber bir öyle bir böyle söylemez, onun için hadisler bize delil olamaz. Kur'andan başkasına bağlanmamak gerekir.) 4- Mezheplerdeki rahmet olan farklı ictihadı bahane edip, ehl-i bidatin sözlerine de ictihad diyorlar: (İmam ibni Teymiye'nin de, imam Şevkani'nin de farklı ictihadları tenkit edilmemeli.) 5- Hakiki İslam âlimlerini gözden düşürmek için şöyle diyorlar: (Her âlim bir şey söylüyor, hangisinin doğru olduğunu nereden bilelim? Onun için yalnız Kur'ana uymak lazım.) 6- Tesettürün aleyhine konuşurlar. Kapanmayı emreden açık bir âyet yok derler. Mevcut âyetleri de değiştirerek şöyle diyorlar: (Allah başınızı örtün demiyor, yakanızı, göğsünüzü örtün diyor.) 7- Namazdaki tesettürü inkâr edip diyorlar ki: (Allah her şeyi görür. Onun için hiçbir şey perde olmaz. Karanlıkta da görür, elbiseli iken de görür. Onun için, kimse yok iken namazı çıplak kılmanın mahzuru olmaz.) 8- Dini hükümleri bozmaya çalışıp diyorlar ki: (Kur'anda sadece inek ve koyun kurban edilir demiyor, balıktan da olur horozdan da olur, herkes gücünün yettiğini keser.) 9- Ezanı ve namazı bozmak için Türkçe yapılmasını isteyerek diyorlar ki: (Anlamadan yapılan ibadetin faydası olmaz. Ezanda da, namazda da, her millet kendi dilini esas almalıdır.) 10- Dinde reform yapmak, yani dini değiştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Diyorlar ki: (Zaman sana uymazsa sen zamana uy demişler. Luther'i örnek alarak dinin zamana uymayan yönlerini değiştirmek gerekir.) Bunların oyununa gelmemelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Namaz her iyiliğin anahtarıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ben namaz kılmıyorum, ama hiç günah da işlemiyorum. İçki içmem, kumar oynamam, hırsızlık etmem ve başka günahları da işlemem. Üstelik, çok sadaka veririm, yoksulları gözetirim. Bunlar yetmez mi? CEVAP: Namaz kılmamak, çok büyük günahtır. Hırsızlık etmekten, kumar oynamaktan, içki içmekten daha büyük günahtır. Birçok hadis-i şerifte, kasten namaz kılmamanın küfür olduğu bildirildi. Amel imandan parça olmadığı halde, namaz konusunda ittifak hasıl olmadı. Namazın, imandan olduğunu bildiren âlimler de oldu. Bu bakımdan namaz kılmamak, çok büyük tehlikedir. Bir insan her türlü kötülüğü işlese, namaz kılmaya devam etse, namazı doğru olarak kılsa, kötülüklerin çoğunu, hatta tamamını terk eder. Çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, selim akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45] Namaz kılmanın fazileti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Namaz, her hayrın, her iyiliğin anahtarıdır.) [Taberani] (Namaz kılan, kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olacaktır.) [Taberani] Namaz kılmayan, bütün dünyadaki yoksulları doyursa, her köye, her mahalleye cami, çeşme yaptırsa, namaz kılmamanın günahı bunların hepsinden fazla olur. Sadaka vermek, yoksul doyurmak, çeşme yaptırmak, nafile ibadettir. Farz sevabının yanında, denizde damla gibi bile değildir. Milyarlarca nafile, iki rekat farz namazın sevabına ulaşamaz. Allah bin kere razı olsun Sual: (Allah bin kere razı olsun) demek küfür olur mu? Çünkü Eshab-ı kiram kitabında, (Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Bunlardan razı olması değişmez) deniyor. Allah bin kere razı olsun denince, Allah'ın razı olma sıfatının sanki değişeceği anlaşılıyor. Bu ise küfürdür. Şu halde, (Allah bin kere razı olsun) demek caiz mi? CEVAP: Caizdir, mahzuru yoktur. Kimse o manada söylemez, tekit [vurgulamak] için; yani işin önemini bildirmek için söylenir. Bu husus Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde de vardır. Eshab-ı kiram için bir kere Cennetlik dense yetmez miydi? Ama Allahü teâlâ birçok âyette, onların Cennetlik olduğunu bildiriyor. (Hepsine Cenneti söz verdim. Ben onlardan razıyım, onlar da benden razıdır) buyuruyor. (Hadid 10, Fetih 18, 29, Tevbe 100, Maide 119, Mücadele 22, Beyyine Daha başka surelerde de bu husus açıklanıyor. Sonuç olarak Allah bin kere razı olsun demenin mahzuru yoktur. Böyle söyleyenin, bu işe çok sevindiğini gösterir. Hak sahipleri Sual: Müslümanlara karşı hareket tarzımız nasıl olmalı? CEVAP: Her Müslümanı yani din kardeşimizi görünce, (Benim mutlu olmam, Cennete gitmem bunun kalbini kazanmak ve duasını almakla olabilir) demeli ve ona iyilik ederek, duasını almaya çalışmalı. Kendini, üzerinde hakkı olanların esiri, kölesi bilmelidir. Özellikle, anne babanın ve dinimizi doğru olarak öğreten hocanın, üzerimizde hakkı olur. Bu hususa, daha çok dikkat etmek gerekir. -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Başımıza gelen belayı, nasıl karşılamak gerekir? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dostlara, dünya sıkıntılarının ve belaların gelmesi, bunların günahlarının affolması için kefarettir. Yalvararak, ağlayarak ve sığınarak, kırık kalb ile, Allahü teâlâdan af ve afiyet dilemelidir. Duanın kabul olunduğu anlaşılıncaya ve fitneler kalmayıncaya kadar, böyle dua etmelidir. Dostlarınız ve iyiliğinizi isteyen sevenleriniz de, sizin için dua etmekte iseler de, dertlinin kendisinin yalvarması daha yerinde olur. İlaç almak ve perhiz yapmak, hastaya lâzımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır. Sözün doğrusu şudur ki, sevgiliden [Allahü teâlâdan] gelen her şeyi, gülerek, sevinerek karşılamak lazımdır. Ondan gelenlerin hepsi tatlı gelmelidir. Sevgilinin sert davranması, aşağılaması, ikram, ihsan ve yükseltmek gibi olmalıdır. Hatta, kendi nefsinin böyle isteklerinden daha tatlı olmalıdır. Seven böyle olmazsa, sevgisi tam olmaz. Hatta, seviyorum demesi, yalancılık olur. (2/75) Altın zincir takmak Sual: Bir erkek arkadaş, sağlık için mahzuru olmaz diyerek, boynuna taktığı muskaya ip olarak, kadınların kullandığı incileri takıyor. Başka bir genç de, altın zincir kolyeyi muska ipi olarak kullanıyor. Erkeğe inci ve altın kolye takmak haram değil mi? CEVAP: Evet, haramdır. Altın, gümüş, inci mercan gibi şeyler, kadınlara caizdir. Ancak, onlar da bu ziynetleri yabancı erkeklere gösteremezler. Erkeklerin, kolye olarak inci veya altın zincir kullanmaları caiz değildir. Gümüş, bakır veya başka madenden kolye takmaları da, caiz olmaz. Sağlık için bakır kolye, bakır bilezik veya başka maden takmak, caiz olur. Bu ifadeden, boyna takılan muskanın ipinin, inci, altın veya başka madenden olmasının caiz olduğu anlaşılmaz. Saftaki boşluğu doldurmak Sual: Ön safta boşluk varken, arka safta durmak mekruhtur. Aynı safta boşluk varsa ne yapmalı? CEVAP: Aynı safta boşluk varsa o boşluğu doldurmak gerekmez. İki kişi yan yana durmuşlarsa namaz mekruh olmaz. Büyük veya küçük camilerde, müezzinin yanında bir kişi varsa, namazı mekruh olmaz. Tek başına orada durması, mekruh olur. Camilerde sık görülen bir husus, safta boşluk varsa, yan yana sıkışarak o boşluğu doldurmaya çalışıyorlar. Buna hiç lüzum yoktur. Safın ortasında bir iki kişilik boşluk varsa orayı doldurmak gerekmez. Sonra gelen oraya durabilir. Gelmeyen olursa ötekilerin zaten namazları mekruh olmaz. Yüzünde yara olan Sual: Başım ve yüzüm, tamamen yara beredir. Vücudumu yıkarken, yüzüme de su sıçrayabiliyor. Doktor, su değmemesini söyledi. Bu durumda nasıl abdest alırım ve nasıl guslederim? CEVAP: Baştan boynunuza kadar renksiz bir poşet geçirirsiniz. Vücudunuzun diğer yerlerini yıkarsınız. Islak el ile, baş ve yüzünüzü, poşetin üstünden mesh edersiniz. Eğer poşetin üstünden başınızdan aşağı su dökerseniz mesh yerine geçer. Ayrıca mesh etmenin de mahzuru olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Regaib kandili ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Recebin ilk Cuma gecesine, Regaib gecesi denir. Bu gece, regaib gecesidir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece, Peygamber efendimizin babasının evlendiği gece değildir. Böyle söylemek yanlıştır. Resulullahın dokuz aydan önce dünyayı teşrif etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da noksanlık ve kusurdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusursuz olduğu gibi, Âmine validemizi nurlandırdığı zaman da, noksan ve kusurlu değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde kusur sayılmaktadır. Bu geceye mahsus bir namaz yoktur. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Receb ayında Allah'a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ. Asakir] (Recebin ilk Cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Dualarını kabul eder. Yalnız, 7 kimseyi affetmez ve dualarını kabul etmez: Faiz alan veya veren, Müslümanları aşağı gören, ana-babasına eziyet edip karşı gelen çocuk, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, şarkı ve çalgıcılığı sanat edinenler, livata ve zina edenler, beş vakit namazı kılmayanlar.) [S. Ebediyye] (Bunlar, bu günahlardan vazgeçmedikçe, tövbe etmedikçe, duaları kabul olmaz.) Recebde edilen dua kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da, kat kat olur. Hazret-i Hüseyin anlatır: Kâbe'yi tavaf ederken yanık sesle dua eden birinin sesini işittik. Babam bunu çağırdı. Güzel yüzlü, temiz bir gençti. Ancak sağ tarafı felç olmuş, hareketsiz idi. Ona dedim ki: - Sen kimsin, vaziyetin ne böyle? - Menâzil bin Lâhık. Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle her yere ün salmış, Arabistan'ın artisti denilen ünlü bir kimseydim. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allahü teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar, senden şikâyet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, (Bu aylarda oruç tutar, geceleri ibadet ederim. Beytullaha gidip, şerrinden korunmak için Allahü teâlâdan yardım dilerim) dedi. Bir hafta oruç tutup Kâbe'ye giderek, (Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. - Baban bu hâline ne dedi? - Babamdan af ve özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek, beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile Beytullaha gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresiz kaldım. Hazret-i Hüseyin buyurdu ki: "Babam gence dua etti. Recebde yaptığı dua bereketiyle, Allahü teâlâ ona şifa ihsan etti." ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Selim akıl, Peygamberlerde bulunur ve hiç yanılmaz deniyor. İctihadda yanılmak bundan farklı mıdır? CEVAP: İctihadda yanılmak, farklıdır. Eshab-ı kiram, Resulullah efendimizin Kur'an-ı kerim dışındaki mübarek sözlerini anlamak için, (Ya Resulallah, bu vahiy mi, yani Allahü teâlânın kesin emri mi, yoksa kendi ictihadınız mı?) diye sorarlardı. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. Yani Peygamberlerin ictihadları, hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak şey için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Hazret-i Ömer ise, başka türlü ictihad etmişti. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hazret-i Ömer'in ictihadının doğru olduğunu bildirdi. Hayrın şerrin yaratıcısı Allahü teâlâ olduğu gibi, Peygamberlerini yanıltan da Allahü teâlâdır. Resulullah efendimiz bir namaz kılarken yanılıyor. Sonra, (Yanıltıldım, unutturuldum) gibi ifadelerle cevap veriyorlar. Bir dini hükmün ortaya çıkması için, Allahü teâlânın yanılttığı veya unutturduğu meydana çıkıyor. Esirlerin öldürülmesi olayında da, Resulullahın amcası Abbas ve daha bazı esirler daha sonra Müslüman oldular. Sadece Hazret-i Abbas'ın soyundan binlerce âlim, büyük zatlar geldi. Eğer öldürülmüş olsaydı, bu nesil gelmeyecek ve kendisi de Cehennemlik olacaktı. Buradaki yanılmanın ne kadar rahmet olduğu meydana çıkıyor. İstisnalar caizdir Sual: Kazası olan, nafile namaz kılamıyor. Ama istihare namazı, şükür ve hacet namazını da kılamaz mı? Bir de, farz ile sünnet arasında bir şey okunmaz, ancak şifa için, S. Ebediyye kitabında, (40 gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında 41 kere, Besmelenin sonundaki Mim harfini Fatihanın Lam harfi ile birlikte okuduktan sonra yapılan dua kabul olur) deniyor. Bunu da okumak uygun mu? CEVAP: Evet, kazası olan nafile namaz kılamaz ama, böyle nadiren yapılan ibadetler, nafile niyetiyle kılınabilir. Yani kazası olsa da, istihare, şükür ve hacet namazı kılabilir. Farz ile sünnet arasında konuşmak ve herhangi bir dua okumak uygun değil ise de, böyle istisna olarak bildirilenleri okumak, caiz olur. Başka bir mezhebi taklide, ihtiyaç kalmaz. Yanlış plaka Sual: Ankara'dan arabamla İstanbul'a geldim. Şehrin ve yolların acemisi olduğum için, yanlış yola girmişim. Polis ceza kesip, elime bir makbuz verdi. Ankara'ya dönünce baktım ki, polis, dalgınlıkla ve alışkın olduğu için, plakayı 34 diye yazmış. Halbuki benim plakam 06 idi. Bu hata yüzünden numarası tutan İstanbullu vatandaş cezaya çarptırılacaktır. Bu işe sebep olmaktan başka, benim suçum var mı? CEVAP: Hayır. İlla o plakadan İstanbullu vatandaş vardır diye de, zan üzerine hüküm verilemez. Kullanılmayan bir plaka da olabilir. Dine imana sövmek Sual: Bir arkadaş kızınca, hemen hâşâ dine, imana sövüyor. Böyle sövmek, küfür olur mu? CEVAP: Elbette küfür olur. Derhal tecdid-i iman ve tecdid-i nikah yapması gerekir. Açık işlenen günahın, tövbesi de açık olmalı. Yoksa herkes, onun tövbe ettiğini duymadığı için, onu kâfir olarak bilir. --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Bid'at, insan elinin değmesidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir yerde okudum. Bid'at, ilahi hükümler topluluğu olan dinimize insan elinin değmesi diye tarif edilmiş. Peygamberimiz de insan, müctehidler de insandır. Peygamberimiz, farklı hükümler bildirmiştir. Müctehidlerin de, birbirinden farklı hükümleri vardır. Biri bir husus için farz derken, öteki sünnet diyebiliyor. O zaman, bu insan eli değmesini nasıl açıklayabiliriz? CEVAP: Resulullah, Allahü teâlânın elçisi ve vekilidir. Vekil, asıl gibidir. Allahü teâlâ, hüküm koyması için Resulüne yetki vermiştir. Artık, Resulünün koyduğu hükümler, beşerî değil, ilahî hükümler olur. Müctehid âlimler de, Resulullahın vekilleridir. Onlara, ictihad etme yetkisi verilmiştir. Bu farklı ictihadların, rahmet-i ilahi olduğu da açıklanmıştır. Bu bakımdan, Resulullahın hükümleri gibi, müctehidlerin, her biri rahmet olan farklı ictihadları, ilahi hükümlere zıt kabul edilmez. Çünkü ahirette Allahü teâlâ insanları, onların bildirdiği hükümlerle hesaba çekecektir. Şafii mezhebindekine, (Deniz haşeratını niye yedin), Hanefi mezhebindekine de, (Karşı cinse dokunduğun halde niye abdest almadın) diye sormayacaktır. Böyle olunca, onların koyduğu hükümler beşerî olmaktan çıkmakta, Allahü teâlânın emrine uygun gelmektedir. Rahmet melekleri Sual: Rahmet melekleri nerelere girmez? CEVAP: Şu yerlere rahmet melekleri girmez: 1- İçinde canlı resmi veya heykeli bulunan odaya, 2- Alkollü içki bulunan yere, 3- Kumar oynanan veya kumar aleti olan yere, 4- Günah işlenen yere, 5- Köpek olan yere, 6- Cünüp bulunan odaya, 7- Çalgı aletleri bulunan odaya, 8- Misafir gelmeyen eve, 9- Avret yeri açık olan kimselerin olduğu yere, 10- Ana-babaya asi olunan eve. (Nisabül-ahbâr) Pijama ile namaz Sual: Nimet-i İslam kitabında, pijama ve gecelikle namaz kılmak mekruh deniyormuş. Doğru mu? CEVAP: Pijama ile kılmak, mekruh değildir. Fakat yağlı, kirli iş elbisesi ile, büyüklerin yanına çıkamayacak kıyafet ile, pis kokulu elbise ve çorap ile namaz kılmak, mekruhtur. Başka elbisesi yoksa, mekruh olmaz. Nimet-i İslam kitabında, mekruhların 56.'sında, (Kirli iş elbisesi ile kılmak...) dendikten sonra, dipnotunda, (Gecelikler, mutat elbise olmakla, o kılıkta namaz kılmakta kerahet yoktur) denilmektedir. Görüldü gibi, Nimet-i İslam kitabına iftira edilmektedir. Tehditle talak Sual: Hanımına zulmeden, döven, dine uymasını yasaklayan, kocalık vazifesini yapmayan, eve barka girmeyip, nafakasını bile vermeyen, buna rağmen onu boşamayan sadist bir erkeğe, kadının yakınları, (Karını boşa yoksa seni öldürürüz) diye tehdit etseler, o da korkup hanımını boşasa, bu boşama dinen sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. O kadın iddet bittikten sonra başkası ile evlenebilir. Evlendikten sonra da, artık o kadını geri alamaz. Din kitaplarındaki ifade şöyledir: Tehdit edilen kimsenin sözü, mektubu, telefonu, mesajı ile talak, yani boşama Hanefi mezhebinde sahih olur. Diğer üç mezhepte sahih olmaz. Tehdit bittikten sonra, tehdit edilerek karısını boşayan kimsenin, kadın başkası ile evlenmemişse ve eski kocası ile de evlenmek istiyorsa, boşadığı kadını tekrar alması sahih olur. ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kadere inanan kederden kurtulur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mümin, başına hayır ve şer geldiğinde ben bunu bekliyordum diyendir. Allahü teâlânın kaza ve kaderine iman eden, kederden kurtulur. Huzur, mekanda değil kalbdedir. Kalbin huzuru, insanın mutluluğu, parayla değil, Allahü teâlânın zikriyledir. Zikir, birkaç çeşittir. Kur'an-ı kerim okumak zikirdir, doğru yazılmış dini kitap okumak zikirdir. Sohbet zikirdir. Namaz zikirdir. Yani zikir, Allah'ı anma, hatırlamaktır. Şu veya bu şekilde, hatırlamaktır. Rahat, huzur, zikirledir. İslam âliminde iki özellik vardır: Birincisi, tevazu. Allahü teâlâyı tanıyan, bilen başını kaldıramaz. İnsan, ne kadar Allahü teâlâyı tanırsa, o kadar korkar. Gerçek âlimler, Allahü teâlâdan en çok korkan kişilerdir. İkincisi, nakil. Dinimiz nakil dinidir. İhlas olmayan yere, menfaat girer, dünya girer. İhlas demek, ahiret demek, Allah için demek. Rahatsızlıklar, vücudun zekatıdır. Büyükleri devamlı düşünen, devamlı feyz alır. Her kemalin bir zevali vardır. Kırkından sonra zeval gelir. Bu dünya değil, bu dünyayı sevmek kötüdür. Bir kalbde iki korku bulunmaz. Dünyadan korkan, ahiretten korkmaz. Dünya hayatında iki yol var: 1- Havasız uzun bir tünel, 2- Havadar, zevk ve sefalarla dolu bir tünel. Havasız tünelden geçenler, sıkıntılı yolun sonunda rahata ererler, sıkıntılardan kurtulurlar, sonsuz saadete kavuşurlar. Havadar, zevk ve sefa dolu tünelden geçenler ise, cehennem çukuruna düşerler. Ebedi azap çekerler. Ehl-i sünnet itikadına sahipseniz, büyüklerin yolunda iseniz, kırk bin dünya verseler, kavuştuğunuz nimet karşısında çer çöp kalır. Yeis, yani Allahın rahmetinden ümitsiz olmak, haramdır, büyük günahtır. Aklı olan, az zamanda çok iş yapar. Selamet isteyen dünyaya kıymet vermesin, keramet isteyen, sonsuz olanı yüce tutsun. Allahü teâlâya isyan edildiği için, dünya kötüleniyor. Yoksa, taşı toprağı niye kötülensin ki... Ehl-i sünnet itikadında olan Müslüman, seçilmiş insan demektir. Kimde bu nimet varsa, Allahü teâlâ onu, en büyük nimetle şereflendirmiş demektir. Bunun kıymetini bilmeli. Kalbde iman çok önemli. İnsan bir kelimeyle hidayete eriyor, bir kelimeyle, Allah korusun, imandan çıkıyor. İmanı muhafazaya çalışmalı. İnsanın dünya denilen bu mayınlı tarlada, mayınlara basmadan ilerlemesi lazım, bunun için bir rehbere, bir kılavuza ihtiyaç vardır. Rehber, onun mayına basmaması ve etkilenmemesi için uğraşır. Eğer iman giderse, insan parçalanır. Bu tehlikeden kurtulmanın çaresini, İmam-ı Rabbani hazretleri bildiriyor: (Dünyada en mühim iş, yapılacak en hayırlı iş, Allah dostlarıyla beraber olmak.) Önemli olan, kalb beraberliğidir. Kitaplarını okumakla da, bu beraberlik elde edilir. Beden de beraber olursa, daha iyi olur. Vekil asıl gibidir. Vekili üzmek, aslı üzmek gibidir. Vekile itiraz, asla itirazdır. Vermek çok önemli. Her zaman verici olun alıcı olmayın. Çünkü, bu din, vermek dinidir, vermekle büyümüştür. Verince veriyorlar. Vermeden almak olmaz. Kuş yuvası kadar bir mescit yaptırana, Allahü teâlâ büyük bir köşk verecektir. Seçim boyası Sual: Seçim boyası, abdeste ve gusle mani midir? CEVAP: Hayır, mani değildir. -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: 10-15 arkadaş, tasarruf yapmak için, altın günü yaparak, toplanan altınları kur'a çekerek her hafta veya her ay birine vermek caiz midir? Caiz değil ise, çıkar yolu nasıldır? CEVAP: Kitaplarda bunun caiz olmadığı, faiz olduğu bildiriliyor. Yine fıkıh kitaplarında şu örnekler de veriliyor: İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütünü bir gün biri, bir gün öteki alsa faiz olur. Her günkü sütü eşit bölüşmek gerekir. Bunun gibi iki kişinin kirada bir evi olsa, kirasını bir ay biri, bir ay öteki alsa caiz olmaz. Her ay alınan parayı, ikiye taksim etmek gerekir. Altın gününün caiz şekli, şöyle olabilir: Sohbet etmek için, önce hangi evlere gidileceği, kur'a ile veya anlaşarak tespit edilir. Sonra, her gidilen evin sahibine, mesela bir çeyrek altın hediye edilir. Böyle hediyeleşme usulü ile yapılırsa, caiz olur. Denilebilir ki, bizim niyetimiz hediyeleşmek değil, tasarruf etmektir. Evet, niyet tasarruf olsa da, hediyede, alışverişte, nikahta söze itibar edilir, niyet geçersizdir. Niyeti ne olursa olsun, bunu sana hediye ettim der de, öteki kabul ederse, hediye sahih olur. Bıyık kazımak Sual: Meşru bir mazeretle sakal bırakılmazsa, sünnete uygun olan bıyığı, mazeretsiz kazımanın hükmü nedir? CEVAP: Bid'attir. (S. Ebediyye) Agelli başlık Sual: Arap ülkelerinde, erkekler başlarını, agel denilen beyaz tülbent gibi bir başlıkla örtüyorlar. Bununla namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Arap ülkeleri, çok sıcak yerlerdir. Beyaz renk, güneş ışığını yansıtır. Belki de onun için, agelli başlıkları takıyorlardır. Bununla da namaz kılmak caizdir. Allah'ın sıfatlarını bilmek Sual: Allah'ın sıfatlarını teker teker saymasını bilmeyene kâfir denir mi? CEVAP: Sıfatları sayamayan; ama anlamlarını bilene kâfir denmez. Mesela Allahü teâlânın her şeyi yarattığını, her şeyi bildiğini, işittiğini, gördüğünü vs. bilen kimse, Allah'ın sıfatlarını biliyor demektir. Birer birer sayamasa da, mahzuru olmaz. Kâfire dua Sual: Bir kâfire yaptığı iyilik karşısında, "Allah hidayet versin" denir mi? CEVAP: İyilik yapmasa da, o şekilde dua etmekte mahzur yoktur. Haramlarda sebep aramak Sual: Dinin yasakladığı şeylerde zarar olmasa da, yine haram olur mu? CEVAP: Haramlarda zarar veya herhangi bir sebep aranmaz. Bir yudum şarap, bir damla idrar insana hiç zarar vermese de, yine haramdır. Besmelesiz kesilen kuzu etini yemek, haramdır. Besmele ile de kesilse, domuz eti haramdır. Şu veya bu sebep aramamalı. Allahü teâlâ yasakladığı için haramdır. İman yenilemek Sual: Tecdid-i iman, yani iman yenilemek, tam olarak nasıl yapılır? CEVAP: Küfre sebep olan işten pişman olmak ve Kelime-i şehadet getirmekle, iman yenilenmiş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Herkes yaptığının neticesine katlanır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Günümüzde, dünyanın birçok yerinde, dinimiz ile ilgili çeşitli menfi propagandalar yapılıyor. İslam terör dinidir deniyor. Bunlara inanıp da, İslamiyet'i araştırmayan, sorumluluktan kurtulur mu? CEVAP: Mekkeli müşrikler de, Peygamber efendimiz için hâşâ deli dediler, büyücü dediler. Bunlara inanıp da, imandan mahrum kalanlar oldu. Müşriklerin iftiralarına inandıkları için, bunlar sorumluluktan kurtulamaz. Herkes tercihini yapmakta serbesttir, hür iradesi ile kararını verir ve neticesine de katlanır. Cennete veya Cehenneme girmeyecek olanlar, İslamiyet'i hiç duymamış olanlardır. Günümüzde ise, bu imkânsız gibidir. Her dilde, dinimizi doğru olarak anlatan kaynaklar mevcuttur. Hele şimdi, Internet sayesinde bunlara ulaşmak, daha da kolaylaşmıştır. Mesela, www.hakikatkitabevi.com adresinde, 15 dilde kaynak kitaplar mevcuttur. Bunlara rağmen İslamiyet'i araştırmayan, ahirette mazeret beyan edemez ve sorumluluktan kurtulamaz. Hayzlı iken yatmak Sual: Hayzlı iken yatıp, uyanınca temiz olduğunu gören bir kadının, hayzı ne zaman bitmiş olur? CEVAP: Yatarken bitmiş olur. Yatsı namazını kılmadan önce yatıp, sabah namazı vaktinde uyansa, yatarken, hayzı bitmiş sayılacağı için, yatsı namazını kaza etmesi gerekir. Uyanınca hayzını görmek Sual: Bir kadın, gece temiz yatıp, uyanınca, çamaşırında kan görse, hayzı ne zaman başlar? CEVAP: Gördüğü andan itibaren hayzı başlamış sayılır. İsterse hayzı gece başlamış olsun, fark etmez. Mesela, gece yatsıyı kılmadan yatıp, güneş doğduktan sonra uyansa, hayzı gece başlamış olsa bile, o günün yatsı ve sabah namazını, temizlenince kaza etmesi gerekir. Çünkü hayzı güneş doğduktan sonra başlamış sayılıyor. Kefaret orucu tutarken Sual: Bir kadın, 60 günlük kefaret orucunu tutarken, hayzı başlasa ve kefaret orucuna ara verse, sabah kalktığında da, âdet müddeti ile birlikte, hayzı da, bitmiş olsa, fakat imsak vaktinden sonra yiyip içse, kefaretine devam edebilir mi? CEVAP: Hayzı bittiği halde, kefaret orucuna devam etmediği için, kefaret orucuna baştan başlaması gerekir. Hayzın bitme ihtimali olduğu zaman, o gün imsak vaktinden önce niyet etmeli, hayzı bitmişse kefarete devam eder. Hayzı bitmemişse, o günkü orucu bozulmuş olur. Böyle yapmak ihtiyatlı olur. "Âmin" demek Sual: Amenerresulü okunurken, sonundaki dua âyetlerinde, dinleyen, yavaşça amin diyebilir mi? CEVAP: Evet, diyebilir. Bütün günahlara tövbe Sual: Bütün günahlar için, nasıl tövbe edilir? CEVAP: Ya Rabbi, büluğ çağına erdiğim günden beri işlediğim bütün günahlara tövbe ettim, bir daha işlememeye söz verdim denir. Bir daha işlememek niyetiyle, böyle tövbe edilirse, günahlar affolur.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kelime-i tehlil çekerken, 99 defa La ilahe illallah, yüzüncüde ise Muhammedün Resulullah diyoruz. 70 bin kelime-i tevhidin her seferinde, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah desek bid'at olur mu? Bir de, kaza kılarken uzun sure okumakta mahzur var mıdır? CEVAP: Hayır bid'at olmaz, daha iyi olur. Ancak, 70 bin kelime-i tevhid, yani hatm-i tehlil, 20 saatte söylenirse, her seferinde Muhammedün Resulullah denince 40 saatte ancak söylenir. Kırk saatte, 140 bin kelime-i tevhid okumak daha uygun olur. Bu bakımdan, sadece yüzüncüde Muhammedün Resulullah demek, daha uygun olur. Kaza namazı kılarken de, uzun sure okumak iyi olur. Ancak, uzun sure okuyarak günde 3 vakit namaz kılınıyorsa, kısa sure okunarak kılınınca, en az beş vakit kılınır. Maksat borcumuzu en kısa zamanda ödemek olduğuna göre, kısa sureleri tercih etmeli, az zamanda, daha fazla namazı kaza etmeye çalışmalıdır. Sevdiğini söylemek Sual: İnternet sitenizde şu hadisler var: (Sevdiğinize, sevdiğinizi söyleyin.) [Nevafi-ul-atıra] (Din kardeşini seven, ona sevdiğini bildirsin.) [Buhari] (Din kardeşini seven, onun evine gitsin ve seni Allah için seviyorum desin.) [İ. Ahmed] Ben genç bir kızım. Allah için sevdiğim erkekler var. Şimdi ben evlerine gidip, (Seni Allah için seviyorum) demem gerekiyorsa, bu yanlış anlaşılmaya sebep olmaz mı? CEVAP: Bunu erkeğin erkeğe, kadının kadına söylemesi gerekir. Kadının, namahrem erkeğe, erkeğin yabancı kadına öyle demesi uygun olmaz. Fitne de çıkabilir. Bunların istisnaları olabilir, ama istisnalar kaideyi bozmaz. Hristiyan eş Sual: Hristiyan bir kadınla evlendim. Cünüp olunca yıkanmıyor, çok açık saçık geziyor, Kiliseye gidiyor. Bazı hocalar, (O zaten kâfirdir, bunları yapmasının ona zararı olmaz, sen hiçbir şeyine karışma) diyorlar. Bazıları da, (O senin eşin, onun günah işlemesi, ona zarar vermese de, sana zarar verir) diyorlar. Ne yapmalıyım? CEVAP: Birinci görüşte olanlar yanlıştır. Diyelim, Hristiyan eş, zina etse, kocası ses çıkarmayacak mı? Kocası buna göz yumarsa deyyus olmaz mı? Din kitaplarında diyor ki: Bir Müslüman, Hristiyan eşinin evde şarap yapmasını yasaklayabilir. Müslüman kadın gibi giyinmesini sağlamak iyi olur. Cünüp olunca, gusül abdesti almaya zorlayamaz. (Nimet-i İslam) Cemaat Euzü çekmez Sual: Cemaat, imamla namaz kılarken, Sübhaneke okuduktan sonra Besmele veya Euzü Besmele çeker mi? Diğer rekatlarda çeker mi? CEVAP: Hayır, cemaat hiçbir rekatta çekmez. Yalnız kılarlarken Sübhaneke'den sonra Euzü Besmele çekilir. Sübhaneke okunmayan rekatlarda ise, Fatiha'dan önce, sadece Besmele çekilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kitaplarda şöyle bir menkıbe anlatılıyor: (Nemrut, İbrahim aleyhisselamı ateşe attığı zaman, Allahü teâlâ ateşi gülistan eyledi. Bahçeler meydana geldi, ağaçlarda kuşlar ve bülbüller öttü. Havuzlar peyda olup, içlerinde balıklar yüzdü.) Kur'anda ise, sadece ateşin İbrahim aleyhisselamı yakmadığı yazılı. Bu menkıbenin izahı nasıldır? CEVAP: Nemrut'un adamları, İbrahim aleyhisselamı yanmakta olan büyük ateşe attılar. Allahü teâlâ, o anda ateşin yakma özelliğini kaldırdı. İbrahim aleyhisselam ateşin üzerinde yürüyüp gitti, ateş yakmadığı gibi, ısıtmadı bile. Ateş olduğu halde yakmadı. Menkıbede bildirilenlerin hepsi oldu. Şanlıurfa'da İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları mancınık ile, göl ve balıklar hâlâ duruyor. Balıkların zehirli olduğu söylendiği için, kimse göldeki balıkları yemiyor. "Tarlanız" tabiri Sual: Kur'anda (Kadınlar sizin tarlanız) diye bir âyet varmış. Bu ne demektir? CEVAP: Bildirdiğiniz âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Kadınlarınız sizin [evlat yetiştiren ekin] tarlanızdır. O halde [evlat yetiştirmek üzere tohum ekilen tarlanıza], dilediğiniz gibi [arzu ettiğiniz şekilde, gece gündüz] gelin. Kendiniz için önden iyi ameller gönderin [hayırlı evlatlar yetiştirin]. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki, elbette Allah'ın huzuruna varacaksınız. İman edenlere [Cenneti] müjdele.) [Bekara 223] Bu âyette, çocuk yetiştirilmekten bahsediliyor. Bir önceki âyette kadınlarınıza meşru yoldan yaklaşın deniyor. Bu âyette de, tarla deniyor. Ürün yetiştiren demektir. Tarlaya tohum ekilen yer bellidir. Başka yerden tohum ekilse ürün alınmaz. Bu âyetin iniş sebebi tefsirlerde şöyle bildiriliyor: Yahudilerin, (Kadına arka taraftan ön tarafa yaklaşılırsa, çocuk şaşı olur) demeleri üzerine, Allahü teâlâ da, öyle bir şeyin olmadığını bildiriyor. Şehvetle bakmak Sual: Yabancı kadına şehvetle bakmak haram, ihtiyaç olmadan şehvetsiz de bakmak, mekruh deniyor. Şehvetle bakmak ne demektir? CEVAP: Kötü gözle bakmak, cinsel istekle, cinsel arzu ile bakmak demektir. Göze çarpmak günah değil, isteyerek bakmak günahtır. İmanı kurtarmak Sual: (Emirlerin onda birini yapan kurtulur) hadisindeki maksat, on farzdan birini yapan kurtulur demek midir? CEVAP: Maksat, imanı kurtarmaktır. İmanını kurtaran, kurtulmuş olur. İmanı muhafaza etmek için, emir ve yasaklara uymak ve küfre düşmekten çok korkmak lazımdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, (Ebu Hanife, rüyasında Resulullahı görüyor. Resulullah, niye ilk teşehhüdde bana salevat getirene, secde-i sehv gerektiğini söyledin diye İmam-ı a'zamı azarlıyor) diyorlar. Buna rağmen, İmam-ı a'zam nasıl olur da, ilk teşehhüdde salevat getirmek secde-i sehvi gerektirir diye ısrar etmiştir? CEVAP: Bu İbni Sebecilerin bir iftirasıdır. Doğrusu İbni Abidin'de şöyle anlatılıyor: İmam-ı a'zam hazretleri rüyasında, Resulullah efendimizi görüyor. Efendimiz ona; (Sen bana salevat getiren kimseyi nasıl secde-i sehiv vacibdir diyorsun?) buyuruyor. Hazret-i imam da diyor ki, (O kimse, salevat getirdiği için değil, dalgınlıkla yanlışlık yapıp yerinde okumadığı için, o kimseye secde-i sehv gerekir diyorum.) Resulullah efendimiz bu cevabı beğenerek devam etmesini emrediyor. (Secde-i sehv bahsi) Resulullah efendimiz, hâşâ İmam-ı a'zamı azarlamıyor, onun vârisi olduğunu, ümmetinin ışığı olduğunu, onun ictihadlarının doğru olduğunu ve bunlardan razı olduğunu çeşitli hadis-i şeriflerde bildiriyor. Burada da, bütün ümmetinin bilmesi, anlaması için, öyle soruyor. Dürr-ül Muhtar kitabının ön sözündeki, İmam-ı a'zam hazretlerini öven hadis-i şeriflerden bir tanesi şu mealdedir: (Peygamberler benimle iftihar ettikleri gibi, ben de Ebu Hanife ile iftihar ederim. Onu seven, beni sevmiş olur. Onu sevmeyen, beni sevmemiş olur.) Maç tahmini mekruh mudur? Sual: TV'de bazı sporcular, maç tahmini yapıyorlar. Bazı kimseler, bunların tahminine göre kumar oynuyorlar. Bunların tahmini, kumara sebep oluyor. (Harama sebep olan haram işlemiş olur) kaidesine göre bu tahminler haram olmaz mı? Mekruh olduğu da söyleniyor. Doğrusu haram mı, mekruh mu? CEVAP: Bizim kıyas yapmaya yetkimiz yoktur. Din kitaplarında ne diyorsa, o nakledilir. Şeyhlik yapan bir hoca, (Üzümlerden şarap yapıldığı için üzüm yetiştirmek haramdır) diyerek, üzüm bağlarını söktürmüştü. Din kitaplarında, üzümden şarap yapılsa da, üzüm yetiştirmenin hiç mahzuru olmadığı bildiriliyor. Başka bir hoca da, aynı mantıkla, bıçakla kaynanasını kesenler var diye, bıçak imal etmek haramdır demişti. Halbuki, din kitaplarında bıçak imal etmenin mahzurunun olmadığı bildiriliyor. TV'lerde çeşitli tahminler yapılabilir. Şu parti kazanacak, şu parti kaybedecek diye. Yahut dernek seçimlerinde şu aday kazanır, öteki kazanamaz diye tahminler yapılabilir. Bu tahminlere göre kumar oynayanların çıkması, ötekilerinin tahminlerini etkilemez, onlara günah olmaz. Bir zamanlar, Amerika'da kumar yasak edilmişti. Bütün tedbirlere rağmen, bunun önüne geçilemedi. Kahvede veya sokakta, iki kişi birbirine para verip alıyor. Sivil polis bunları gözetledi, kumar oynadıklarını anladı ama, ne ile oynadıklarını tespit edemedi. Sonra öğrenildi ki, yoldan geçen arabaların numarası tek ise, biri diğerine para veriyor; çift ise, ötekinden alıyor. Arabada plaka bulundurmak kumara sebep oluyor diye, plakayı sökmek gerekmez. Bunun için din kitaplarında haram veya mekruh diye bildirilmeyen şey için, kendi aklına göre kıyas yaparak, bu haramdır, bu mekruhtur demek yanlış olur. ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gazetelerde okudum. Etkili ve yetkili bir ilahiyat profesörü diyor ki: (Kadınların camide erkeklerle eşit muamele görmesi, camide kendilerine ferah, aydınlık ve güzel bir yer bulması, kadının öz güveni için önemlidir. Erkekler kadınlara, kadınlar erkeklere vaaz verebilir. Bayanların okuduğu ilahiler, daha duygulu ve etkili olur. Kur'an ve ezan okumasının, bunların erkekler tarafından dinlenmesinin, hiçbir mahzuru yoktur. Arapların ataerkil, kadınları kıskanan, onları toplum hayatının dışına iten anlayışı, Arap örfünün, baskın hale gelmesi sonucudur. O kültürün yansıması sonucunda, ikinci ve üçüncü asırda, fıkıh kitaplarında, kadınlara bazı yasaklar getirilmiştir. Artık dinin, kendi çağımızın beklentilerine, ihtiyaçlarına, duyarlılıklarına bakarak, kendi dindarlık tarzımızı kendimiz kurmamız, gerekli reformu yapmamız gerekir.) Bir ilahiyatçının, dinde reform yapma yetkisi var mıdır? CEVAP: Dini bildiren, Allahü teâlâdır. Dinin sahibi Odur, değiştirme yetkisi Onundur. (Kendi dindarlığımızı kendimiz kurmamız gerekir) demek, yeni bir din kurmak istemek olur. Yeni bir din kurabilirler ama adına Müslümanlık demeleri yanlış olur. İnsanların uydurduğu şeylere de din değil, dinsizlik denir. Tabiin devrindeki büyük âlimlere, mezhep imamlarına, onların yazdığı fıkıh kitaplarına saldırmak, büyük cinayettir. Hiçbir Müslüman bunu yapamaz. Dinimize, Arap örfü demek de, çok yanlıştır. Dinin, örf ile alakası yoktur. Dinimiz, günah olan örf ve âdetleri de yasaklamıştır. İslamiyet'i Allahü teâlâ bildirmiştir. Cariyeler saçlarını, kollarını açabilir, seslerini erkeklere duyurabilir. Cariyeyi, yani köle kadınları örnek gösterip, hür kadınlara da, bunlar mubah demek, Müslümanlığı yıkmaya çalışmak olur. Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki: Kadınların, yabancı erkeklerle lüzumsuz yere konuşmaları, şarkı söyleyerek, hatta Kur'an, mevlit, ezan okuyarak seslerini erkeklere duyurmaları büyük günahtır. Ancak yabancı erkeklerle, alışveriş gibi, ihtiyaç halinde, fitneye sebep olmadan, sert ve ciddi konuşabilirler. (Tergib-üs-salat, Hadika) Bir âyet-i kerime meali: (Ey nebi hanımları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Allah'tan sakının, edalı, yumuşak konuşmayın, kalbi bozuk olan, ümide kapılır; hep ciddi konuşun.) [Ahzab 32] (Peygamber hanımlarının yani annelerimizin yumuşak konuşmaları caiz olmayınca, başka kadınların yumuşak konuşmaları nasıl caiz olabilir.) Bir hadis-i şerif meali: (Ey kadınlar, mahreminizle konuşun, namahremle konuşmayın!) [Ramuz, İbni Said] Genç kadın, yabancı erkeğe selam veremez, aksıran erkeğe bir şey söylemez ve kendine söylenince de cevap vermez. (Hamevi Eşbah şerhi) Hak teâlâ, kadının, namahremle, yumuşak sesle konuşmasını men etti. (Mektubat-ı Rabbani 3/41) Aşağıdaki yazının tamamı İbni Abidin'den alınmıştır: Kadının sesini namahreme duyurması caiz olmadığı için, ezan okuması da caiz değildir. (İmdat) Kadının sesi de avrettir. Nevazil kitabında, (Kadının sesi avrettir. Erkeğin onun sesini işitmesi doğru değildir) deniyor. Kâfi kitabında, (Kadın açıktan telbiye yapamaz. Çünkü sesi avrettir) deniyor. Kadının sesi avrettir. Yabancı erkeklere karşı yüksek sesle ve yumuşak konuşamaz. Kadının ezan okuması da, bundan dolayı caiz değildir. (İmam-ı Ebul- Abbas Kurtubi) Kadının gizli tekbir alması, sesi avret olduğu içindir. Nitekim Kâfi ve Tebyin'de böyle bildirilmiştir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İlk Müslüman olan dört kişi kimlerdir? CEVAP: Sırası ile şunlardır: 1- Hazret-i Hadice validemiz [Resulullah efendimizin hanımı idi.] 2- Hazret-i Ali [Resulullah efendimizin damadı idi.] 3- Hazret-i Zeyd bin Harise [Resulullah efendimizin evlatlığı idi. Bu zat hariç, hiçbir Sahabinin ismi, Kur'an-ı kerimde ismen açıkça bildirilmedi.] 4- Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık [Resulullah efendimizin kayınpederi ve en kıymetli dostu idi. Peygamberler hariç, bütün insanların en üstünü idi.] Sırtüstü yatmak Sual: (Sırtüstü yatmak Peygamberlerin âdeti) deniyor. Biz de öyle yatsak mahzuru olur mu? CEVAP: Sırtüstü yatmak, bizim dinimizde mekruhtur. Yüzüstü yatmak, daha kerihtir. Sağ veya sola yatmalı. Hasta, rahat ettiği gibi yatar. İmanda şüphe Sual: İmanının devam edeceğinden şüphe etmek, küfür olur deniyor. Şüphe etmemek nasıl olur? CEVAP: Ölünceye kadar imanım gitmeyecek diye karar vermektir. Bunda şüphe edilmez. İmansız ölebilirim diye korkmak, şüphe değildir, iman alametidir. Tövbe edince günahlar affolur Sual: Tövbe edilince, içki, zina gibi her günah affedilir mi? CEVAP: Tövbe edilince, her günah affedilir. Affedilmeyen günah yoktur. En büyük günah şirktir, kâfirliktir. Kâfir bile Müslüman olunca, bütün günahları affolur. Belaya sevinmek Sual: Birine bela gelince sevinilirse, aynı belaya maruz kalacağı bildiriliyor. Fasıklara, kâfirlere sevinmek de, buna dahil mi? CEVAP: Dahildir. Zâlimler, dahil değildir. Dinde zorlama yoktur Sual: (Dinde ikrah yoktur) ne demektir? CEVAP: Dinde, zorlama yok demektir. Kâfir esir, Müslüman olmaya zorlanamaz demektir. Kâfir esir, isterse zimmi olabilir. At eti yenir mi? Sual: At eti, Şafii'de helal olduğuna göre, attan kurban kesmek caiz olmaz mı? CEVAP: At etinin helal olması ayrı şey, kurban olması ayrı şeydir. Mesela ceylan, geyik ve zebra gibi hayvanlarla, hindi, ördek, balık gibi hayvanları da, yemek caizdir. Ama, hiçbirisinden kurban olmaz. Kurban sadece, sığır, davar ve deveden olur. (Redd-ül muhtar) Gözlükle namaz kılmak Sual: Gözlükle namaz kılarken, burnum tam secdeye değmediğinden dolayı gözlüğümü çıkarmak zorunda kalıyorum. Abdest alırken de çıkarıyorum. Ama bazen koyduğum yeri unutuyorum, bazen de uygunsuz bir yere koyduğum için basılıp kırılıyor. Gözlüğün nereye konması uygun olur? CEVAP: Gözlüğü, bir sapı dışarıda kalmak üzere göğsünüze gömleğin içine konursa, göğüs yere değmediği için, hiçbir zarar gelmiyor. Yeri de belli olduğu için, aramak gerekmiyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birine beddua için, (Seni Allah'a havale ediyorum) demek, uygun olur mu? CEVAP: Söyleyen şahsa ve niyetine göre değişir. İbni Mesud hazretleri buyurdu ki: Ebu Cehil ve arkadaşları, Resulullah Kâbe'nin yanında namazda secdede iken, üstüne deve işkembesi attılar. Resulullah, namazını tamamlayınca, yüksek sesle, (Allahım, Ebu Cehil'i, Ukbe bin Rebia'yı, Şeybe bin Rebia'yı, Velid bin Utbe'yi, Ümeyye bin Halef'i, Ukbe bin Muayt'ı sana havale ediyorum) buyurdu. Bedir savaşında, Resulullahın ismen zikrettiği bu kimselerin, hepsinin yere serilmiş cesetlerini gördüm. (Buhari, Müslim, Nesai) Allaha havale ediyorum sözü, senin yaptığın bu kötülüğe karşı sabrediyorum, buna karşılık vermiyorum, yaptığının cezası ne ise, Allahü teâlâ versin, anlamında söylenirse, mahzuru olmaz. Fakat, hâşâ Allahü teâlânın haberi yokmuş da, Ona haber veriyorum, gereğini yapsın, mazlumun hakkını zalimde bırakmasın gibi, bir anlamda söylenirse, hiç uygun olmaz. Allahü teâlâ, hiç kimsenin yaptığından gâfil değildir. Kul, yanlış bir şey yapmışsa, elbette onu hesaba çeker ve cezasını verir. Karşı cinsle chat Sual: Dinimizi anlatmak için, karşı cinsten biri ile arkadaşlık kurmak ve onunla chat yapmak caiz midir? CEVAP: Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan önce gelir. Mesela, üstünde namaza mani olacak kadar çok necaset bulunan kimse, avret yerini açmadan veya başka bir sebeple temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa, o haliyle kılar, çıplak kılmaz. Sonra temiz elbise bulsa, artık o namazı iade etmez. Hatta temizleme imkanı olsa; ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar. Çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak, necaseti temizlemek ise, emirdir. Emir ile yasak bir araya gelince, önce yasaktan sakınılır. Yani, avret yeri açılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir terk edilir. Bunun gibi, gayrimüslim bir kadın, (Benimle günah işlersen Müslüman olacağım) dese, onun Müslüman olmasını sağlamak için, bu günahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz. Hacca gitmesi farz olan bir kadın, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak için hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, günah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Niyetinin iyi olması, onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, dini bir kitap hediye etmek yeterli olur. Hayırlı ise ver Sual: Ev alırken, (Ya Rabbi hayırlı ise, bu evi nasip eyle), yahut evlenirken, (Evlenmek hayırlı ise, evlenmemi nasip eyle) diye dua etmemeli, (Hayırlısı ile ver) demeli deniyor. Bunun hangisi uygun ve aradaki fark nedir? CEVAP: Hayırlısı ise ver demekte bir teslimiyet vardır, uygundur. Hayırlısı ile ver demek de, uygunsuz değildir. Fakat, sanki bunda ısrar var, illa o şeyin olması isteniyor. Birinci şekilde söylemek, daha iyi olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam felsefesi, İslam düşüncesi, İslam'da nikah, İslam'da namaz, İslam'da oruç, İslam'da zekat gibi ifadeleri kullanmakta bir mahzur var mıdır? CEVAP: Felsefe, bir konu üzerinde insanların akıl ve mantık yolu ile inceleme ve araştırmalarla elde ettikleri sonuçlardır. Her şeyin aslını arama ve ne için var olduğunun sebebini bulmak için çalışma demektir. Bir insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlış düşünebilir veya yaptığı araştırmalardan yanlış sonuçlar çıkarabilir. İşte bunun içindir ki, felsefe, hiçbir zaman kesin sonuçlar vermez. Bir de, bunu işiten insanın kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirmesi gerekir. Her felsefenin, bir de zıddı vardır. Her iki düşünceyi, karşılaştırmak gerekir. Birçok felsefi düşünceler, zamanla değişebildiği için, hiçbir zaman kesinlik taşımaz. Dinimizdeki nasslar ise, kesindir, tartışılmaz. Bu bakımdan, dinimizde felsefenin yeri yoktur. İslam felsefesi, İslami felsefe ifadeleri de, uygun değildir. İslam düşüncesi, İslami görüş, İslam nazariyesi gibi ifadeler de, hiç uygun değildir. Nazariye, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir. Dinimiz bir görüş, düşünce değildir. Dinimizdeki bütün hükümler nakle dayanır ve kesindir, bunlar üzerinde tartışılmaz, yorum yapılmaz, görüş bildirilmez. İslam peygamberi, İslam'da nikah, İslam'da namaz ve İslam'da oruç gibi ifadeleri ise, dinimize dıştan bakmayı gösterir. Sadece gayrimüslimle konuşurken, o İslam'da nikah şöyle derse, biz ona cevap olarak, hayır İslam'da nikah öyle değildir denebilir. Böyle bir durum olmadan, İslam'da nikah, İslam'da oruç demek uygun olmaz. Sanki kendimiz, Müslüman değilmişiz gibi bir anlam çıkabilir. Sadece oruç, namaz, nikah demelidir. Bir de, mezhepleri kabul etmeme durumu ortaya çıkar. Dört mezhep arasında, özellikle fıkhi konularda farklı hükümler vardır. İslam namazı şöyle kılınır, İslam'da abdesti bozan şeyler şunlardır, İslam zekatı şöyledir demek, hem kendini İslamiyet'ten dışarı göstermek olur, hem de mezhepsizlik olur. Hanefi'de veya Şafii'de abdesti bozanlar şunlardır demelidir. Bir de, dört mezhebde aynı olan hususlar için, İslam'da veya İslamiyet'te ... demenin mahzuru olmaz. Bunlara birkaç örnek verelim: İslam ahlakı, İslam terbiyesi, İslam bilgileri, İslam'da bid'at çıkarmak, İslam'da saç ağartmak, İslam'da çocuk terbiyesi, İslamiyet'te ırkçılık, Müslümanlıkta uğursuzluk yoktur gibi ifadeleri kullanmanın mahzuru olmaz. Dört büyük melek Sual: Cami kelimesi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimli dört büyük meleğin, isimlerinin baş harflerinden mi meydana gelmiştir? CEVAP: Hayır, meleklerin isimleri ile ilgisi yoktur. Cami, Arapça bir kelimedir. Dört değil, üç harflidir. Cim, mim ve ayn harfleri ile yazılır. Ayrıca, meleklerin üstünlük sırası da, bu kelimeye uygun değildir. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki: Meleklerin bazıları, bazılarından üstündür. En üstün dört büyük melek, sırası ile şunlardır: 1- Cebrail 2- İsrafil 3- Mikail 4- Azrail [aleyhimüsselam] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
31.07.2007
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadis-i şerifte, Allahü teâlânın, yaptığımız işi en güzel şekilde yapmamızı emrettiği bildiriliyor. Bir işi en güzel yapmak ne demektir? CEVAP: En güzel demek, ilme yani şartlarına uygun ve ihlasla yapmak demektir. Eğer o iş, ilimsiz ve ihlassız ise, güzel olması imkansızdır. İhlas, yalnız Allah rızası için yapmak demektir. Bir kimsede ilim veya ihlastan birisi yoksa, yapılan iş kıymetsizdir. İlimsiz fakat ihlaslı işe, Hazret-i Mevlana şu örneği verir: Ormanda bir ayının ayağı, kütük arasına sıkışır, kurtaramaz. Birisi bunu görüp, ayının ayağını kütüğün arasından çıkarır. Ayı da, kendisine iyilik eden bu adama, ormandaki arıların yaptığı petekleri alıp getirir. Adam balı yiyince, orada uyumaya başlar. Fakat sinekler, adamın yüzüne konarak rahatsız eder. Ayı ise, adam rahat uyusun diye, sinekleri kovmaya çalışır. Bakar kovmakla gitmiyor, sinekleri öldüreyim bari diye, kocaman bir taş alıp, adamın yüzüne konan sineklere vurur. Adamın başı ezilir. Ayı, ilim sahibi olmadığı için, sineklere vurduğu taşın adama zarar vereceğini düşünemez. Ayının niyeti iyi idi, yani ihlaslı ve samimi idi, ancak ilmi olmadığı için yanlış iş yaptı. Büyüklerimiz, (Amelsiz ilim vebal, ilimsiz amel sapıklıktır) buyurmuştur. İyi iş demek, ilim ve ihlasla yapılan ve ahirette faydası görülen iş demektir. Şu mealdeki âyet-i kerime de, ahirette bize iyi işlerin fayda vereceğini bildiriyor: (İnsana, ancak dünyada çalışıp [ihlasla] yaptığı işler, [ahirette] fayda verir.) [Necm 38, 39] Şu iki hadis-i şerif de ihlaslı amelin önemini vurguluyor: (Allahü teâlâ ancak, ihlasla yapılan ameli kabul eder.) [Dare Kutni] (İhlas ile yapılan az amel, kıyamette sana yetişir.) [Ebu Nuaym] Şu iki hadis-i şerif de ilmin önemini anlatıyor: (İlimle az amel faydalı olur, ilimsiz çok amelin kıymeti olmaz.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, ilimsiz ameli kabul etmez.) [B. Arifin] Demek ki, iyi iş; ilim ve ihlasla yapılan iştir. İhlassız, sadece ilimle yani şartlarına uygun yapılan işin, dünyada faydası görülürse de, ahirette faydası olmaz. Ebedi hayat için faydasız işe de, iyi iş denmez. Yatarken dua Sual: Yatağa girince hangi duaları okumalıdır? CEVAP: S. Ebediyye kitabında şu dualar bildiriliyor: 1 Euzü besmele çekmeli, 1 Âyet-el kürsi, 3 İhlas suresi, 1 Fatiha, 1 Kul euzüler, 1 (Tevekkeltü alellah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah), 1 istiğfar duası (Estagfirullahel azîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh), 1 (Allahümmagfirlî ve li-vâlideyye ve lil mü'minîne vel mü'minât), 1 salevat-ı şerife, 1 (Allahümme rabbenâ âtina fiddünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr bi-rahmetike yâ Erhamerrâhimîn), 3 veya 10 veya 40 yahut 70 kere (Estağfirullah), 1 kelime-i tevhid. İstiğfarı ve duaları, abdestli okumak müstehabdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Melekler Cennete girecekler mi? Hiçbiri yiyip içmediğine ve evlenmediğine göre, Cennete girmeleri abes olmaz mı? Girseler bile, Cennetten ne zevk alacaklardır? CEVAP: Meleklerin hepsi, Cennete girecektir. Melekler de, sayısız nimete kavuşacaklardır. Kulağın zevki ayrı olduğu gibi, gözün zevki, burnun zevki, kalbin zevki de farklıdır. İnsan güzel bir manzara seyretse, yemek yemesinden daha çok zevk alabilir. Çocuk oyundan öyle zevk alır ki, yiyip içmek hatırına bile gelmez. Cennette Resulullah efendimizin, diğer peygamberlerin ve Evliyanın öyle güzel sohbetleri olacak ki, bunlar bir çok nimetten üstün olacaktır. Ahirette Cehennemliklerin en büyük azapları, Cehennem ateşi değildir. Allahü teâlâyı kahır ve celal ile, yani şiddetli azap edici olarak görmeleridir. Bu görme, çok şiddetli ve büyük bir azap olacaktır. Cehennemde çekilen bütün azaplardan, daha büyük bir azap olacaktır. Cehennemdeki çeşitli azaplar, bunun yanında çok hafif kalacaktır. Kâfirler, Allahü teâlâyı o halde görmek yerine, Cehennemi tercih edeceklerdir. Cennettekilere, lütuf ve cemal ile, yani büyük bir nimet, büyük bir zevk olarak görünecektir. Cennetteki bütün büyük nimetler, Allahü teâlâyı görmenin yanında çok hafif kalacaktır. Melekler, Cennette sohbetlere katılacak ve Allahü teâlâyı görerek en büyük nimetlere kavuşacaklardır. En büyük nimetler, yiyip içme nimetiyle kıyas bile edilmez. İlk Cuma namazı Sual: İlk Cuma namazı nerede ve hangi camide kılındı? CEVAP: Resulullah efendimiz, ilk Cuma namazını, Medine ile Kuba arasında, Ranona vadisinde bulunan Mescid-i Cuma isimli camide kılmıştır. Kilise tamiri Sual: Kilise ve içki fabrikasının elektrik, tamir işlerini veya başka tamiratlarını yapmak günah mıdır? CEVAP: Hayır. Bu işlerin kendisi günah olmadığı için, tamiratlarını yapmak caizdir. (Bezzaziyye) Meyhaneye girerken Sual: Bir iş için, mesela birine bakmak için kumarhaneye veya meyhaneye giren kimse, Besmele çekse günah olur mu? CEVAP: Hayır, günah olmaz. Haram işlerken Besmele çekilmez. Yaradan kan çıksa Sual: Namaz kıldıktan sonra yarasından veya çıbanından kan çıktığını gören kimse, kıldığı namazı iade etmesi gerekir mi? CEVAP: Eğer selam verince hemen bakıp, damlamış görür ise, namazını iade eder. Selamdan birkaç dakika sonra bakıp görürse, namazını abdestli kılmış sayılır. Böyle akan yarası olan kimsenin Maliki mezhebini taklit etmesi iyi olur. Çünkü, Maliki'de yarasından kan çıksa da, abdesti bozulmuş olmaz. Kan, namazda iken çamaşırına bulaşsa da, Maliki'de necaset namaza mani olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, (S.Ebediyye'de, insan, cin ve meleklerin hakkı bâtıl ile karıştırabileceği yazıyor. Peygamber de insan olduğuna göre, nasıl hakkı bâtıl ile karıştırabilir? Cinden de evliya olabilir, melekler ise zaten günah işlemez) diyorlar. Bu işin aslı nedir? CEVAP: O yazı, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin (Aklın tefsiri) başlıklı yazısında geçiyor. Yazıdaki o kısım aşağıdadır. Yazının tamamı S.Ebediyye'den okunursa mesele anlaşılır. Yazıda akıl, selim akıl ve sakim akıl diye ikiye ayrılıyor. Selim akıl, Peygamberlerde bulunur ve hiç yanılmaz buyuruluyor. Melekler de, (Âdem'e secde edin) emrinden sonra, günah işlemeyecekleri için, yanılma söz konusu olmaz. Yani Allahü teâlâ, Peygamberlere de, meleklere de, yanılmayacak şekilde akıl vermiştir. Bu akla, selim akıl dendiği, aşağıdaki yazıda bildiriliyor. Yazıda, Peygamber ve melek hakkı bâtıl ile karıştırabilir diye bir ifade geçmiyor. Aklın özelliği anlatılıyor. Akıl, hakkı bâtıl ile karıştırabilir; ama selim olan akıl karıştırmaz buyuruluyor. O halde, Peygamberlerin ve meleklerin hakkı bâtıl ile karıştırdıkları elbette söylenemez. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin yazısının o kısmı şöyledir: (Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Hakkı bâtıldan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırt etmek için yaratılmıştır. Bunun için, hakkı bâtıl ile karıştırabilecek olan insanda, cinde ve meleklerde akıl yaratılmıştır. Allahü teâlânın kendisinde ve Ona ait bilgilerde, hakkın bâtıl ile karıştırılması olamayacağından, o bilgilerde, akıl yalnız başına senet olamaz. Mahluklara ait bilgilerde, hakkı bâtıl ile karıştırmak mümkün olduğundan, bu bilgilerde aklın işe karışması doğru olur. Akıl, başlıca iki kısımdır: Selim akıl, sakim akıl. Bunların her ikisi de akıldır. Tam selim akıl, hiç yanılmaz, hata etmez. Pişman olacak hiçbir harekette bulunmaz. Düşündüğü şeylerde, asla hata etmez. Hep doğru ve sonu iyi olan işlerde bulunur. Doğru düşünür ve doğru yolu bulur. İşleri hep doğrudur. Böyle akıl, ancak Peygamberlerde bulunur. Her başladıkları işte, muvaffak olmuşlardır. Pişman olacak, zarar görecek bir şey yapmamışlardır. Evet, akıl hüccettir, doğru yolu gösterir. Fakat, selim olan akıl gösterir, her akıl değil. Demek oluyor ki, selim olmayan akılların, yanıldıkları için, bir hakikati kabul etmemeleri, uygun bulmamaları, bir kıymet bildirmez. Selim olan akıllar, yani Peygamberlerin akılları, din hükümlerinin hepsinin pek yerinde ve doğru olduklarını açıkça görür.) Saat, bilezik ve yüzük Sual: Kadınların saat, bilezik, yüzük takarak sokağa çıkmasında bir mahzur var mıdır? CEVAP: Evet, mahzurludur. Dışarıda yabancılara görünmeyecek şekilde takılabilir. Kaza kılarken mekruh vakit girse Sual: Bir kimse, ikindiden sonra kaza namazı kılarken, secde-i sehvi gerektiren bir hata yapsa, selam verirken akşama kırk dakikadan az kaldığını anlarsa, secde-i sehvi yine yapması gerekir mi? CEVAP: Bir kimse, ikindiden sonra kaza namazı kılarken selam verir vermez, güneş kızarmışsa [yani akşama kırk dakikadan az kalmışsa] secde-i sehiv sakıt olur, yani yapmaz. ********** Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cin insana zarar verir mi, insan şekline girebilir mi? Zararından korunmak için ne yapmalı? CEVAP: Cinlerin Müslüman olanı ve olmayanı vardır. Müslüman olan cinlerden, insanlara bir zarar gelmez. Bunlar, yalnız ibadet ederler. Ehl-i sünnet âlimleri bunları tanır. Salih insanlar gibi görünür ve sohbet ederler. Kâfir olan cinler, insanlara çeşitli şekilde zarar verirler. İnsandan ayrılmayıp her şekle girebilirler. Mesela mikrop şekline girip insanın damarlarında dolaşırlar. Yalnız müminlerin kalbine giremez ise de, kalbine vesvese verebilir. Keçi, yılan, kedi şekline girdikleri çok görülmüştür. Kâfir cinler, iyi insan şekline de girip, iyi ve faydalı şeyler de yaparlar. Kâfir ve fasıklarla arkadaşlık yapınca, hiç ayrılmayıp onları günaha ve küfre sokarlar. Cinler ve şeytanlar, rüyada da görülebilir. Çok güzel şekle girip, ihtilama sebep olurlar. Melekler, insanları cinlerin zararından korur. Âyet-i kerime ve dua okuyup, Allahü teâlâya sığınanlara da cinler bir şey yapamazlar. İnsanlara, hastalıkların tedavilerini ve gerekli ilaç öğrettikleri, sara hastasının bedenine girip, ona zarar verdikleri, insanlara nazarlarının değdiği, kitaplarda yazılıdır. Cin üç sınıftır: 1- Rüzgar ve hava gibi olanlar. 2- Yerdeki böcek ve hayvancık gibi olanlar. 3- Dinin emir ve yasaklarına uymakla vazifeli olanlar ki, bunlara hesap ve azap vardır. Cin, ateş ve havadan yaratıldığı için çok latiftir, çabuk hareket eder, hafif bir çarpmada hemen ölürler. Ömürleri kısa, din bilgileri azdır ve kibirli olurlar, birbirleri ile hep dövüşür ve savaşırlar. Cinnin ölümü, yerde kaybolmakla olur. İhtiyarları gençleşir, çocukluk haline döner ve ölüp yerde kaybolur. Kâfir cinler, cinci ve büyücülerin bildirdiği insanlara sihir [büyü] yaparlar. Hadika'daki hadis-i şerifte, (Sihir [büyü] yapan, yaptıran ve inanan, bizden değildir) buyuruluyor. Cinciler, falcılar ve yıldız nameye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler, büyücü sınıfına girerler. Bunlara gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah'tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfür olur Geçmiş şeyleri cinden sormak caiz, ileride olacak şeyleri sormak, caiz değildir. Çünkü geleceği ve gaybı, ancak Allahü teâlâ bilir. Kâfir cinler yalancı olduğu için, olmuş şeylere de, görmeden gördük diyebilirler. Cinciye gidip, insanı cinden kurtardığına inanıp, ona ücret vermek caiz değildir. Cinden kurtulmak için en tesirli silah, Kelime-i temcid yani, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm) ve istiğfar duasıdır. Bunları okuyandan, cinler kaçar ve büyü bozulur. Cin mektubu denilen duayı, yanında taşıyana veya evinde bulundurana cin gelmez, dadanmış olan cin de gider. Âyet-el-kürsi, İhlas, Muavvizeteyn ve Fatiha surelerini sık sık okumak da, insanı cinden muhafaza eder. Bu âyet-i kerimeleri okumakla, bu mektubu taşımakla, şifa âyetlerini okumakla ve yazıp suyunu içmekle faydalanmak isteyenlerin, Ehl-i sünnet itikadına uygun olarak, doğru iman sahibi olması gerekir. Bunları yazanın ve kullananın itikadı doğru olmazsa ve haram işlerse, faydaları görülmez. Cin ve şeytan şerrinden kurtulmak için ve sara hastalığına ve sihre, büyüye karşı, koruyucu âyetler denilen (âyât-ı hırz)ı yedi gün okumalı ve bu âyetleri üzerinde taşımalıdır. Evliyanın ruhları, görünmeden de, görünerek de, sevdiklerine fayda verir ve belalardan korur. Onları tanımaya, sevmeye ve sevilmeye uğraşmalıdır. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ülülazm bir peygamberin, (Biz hizmet edilmek için değil, hizmet etmek için geldik) dediği bildiriliyor. Bir peygamberin hizmet etmesi uygun mu? CEVAP: Peygamber efendimiz de, hizmet etmiştir. Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman, biri ben keserim dedi. Biri, ben derisini yüzerim dedi. Diğeri, ben pişiririm dedi. Resulullah da, ben de odun toplarım deyince, (Yâ Resulallah, siz istirahat buyursanız, biz toplarız) dediler. (Evet, sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmam. Allahü teâlâ, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez) buyurdu. Kalkıp, odun toplamaya gitti. Medine valisi olan Ebu Hüreyre hazretleri, odun taşıyordu. Muhammed bin Ziyad, bunu tanıyarak yanındakilere, yol verin, vali geliyor dedi. Gençler hayret ettiler. Evliyanın büyüklerinden olan İbrahim bin Edhem, önce Belh padişahı idi. Saltanatı bırakıp, Mekke'ye geldi. Sırtında odun taşıyarak ekmek parasını kazanırdı. Hizmet etmekle ilgili dört hadis-i şerif meali: (Halkın efendisi, onlara hizmet edendir.) [Ebu Nuaym] (Seferde bir topluluğun efendisi, onlara hizmet edendir. O topluluk, en çok hizmet edeni, şehitlik hariç hiçbir amelle geçemez.) [Hâkim] (Allah yolunda savaşanların en üstünü, savaşanlara hizmet edendir.) [Taberani] (Misafire hizmet ettirmek, akıl noksanlığıdır.) [Deylemi] Günahı sevaba çevrilir Sual: Ne kadar iyilik ederse etsin, kâfirin hiç sevab alamayacağını biliyoruz. Topluma büyük zararları dokunan, her çeşit zulmü ve en büyük günahları işleyen bir ateist tevbe etse, Müslüman olur mu? Yaptığı iyilikler varsa, bunlar boşa mı gider? CEVAP: İmana gelen bir kâfir, imana gelmeden önce yaptığı iyiliklerin karşılığına kavuşur. Hakim bin Hazam, imana gelince, (Önceki iyiliklerim ne oldu?) diye sordu. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Önceki iyi işlerin makbul olmak üzere, Müslüman oldun.) [Buhari] İman eden kâfirin, kâfir iken yaptığı iyilikler boşa gitmediği gibi, yaptığı bütün günahları da affolur, hatta bütün günahları sevaba çevrilir. Bir âyet-i kerime meali: (Allahü teâlâ, kâfir iken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata [günahlarını sevablara] çevirir. Allah, çok affedici ve çok merhamet sahibidir.) [Furkan 70] İman edip salih amel işleyince, günahlarını sevaba tebdil etmektedir. Mülk Onundur, dilediğine, dilediği kadar ihsan eder. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Günahların sevaba çevrilmesi, sadece yeni Müslüman olanlara mahsus değildir. Yaptığı amele göre, Müslümanların günahları da sevaba çevrilir. Allahü teâlânın affı ve mağfireti boldur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Rıza-i ilâhi için Allah'ı ananların, günahları sevaba çevrilir.) [İ. Ahmed] (Recep ayında dokuz gün oruç tutanın, günahları sevaba çevrilir.) [Gunye] **** Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Allah, her dili bilir, namazda Arapça okumak şart değil, Allah'tan hiçbir şey gizli değildir. O her şeyi görür. Onun için, insanlar yokken çıplak namaz kılmanın sakıncası olmaz) diyenler çıkıyor. Bana da mantıklı geldiği için, doğru mu diye sorma gereğini duydum. CEVAP: Mantıkla din olsa, herkes kendine göre bir din meydana çıkarır. İnsan sayısı kadar din olur. Dinde nakil esastır. Nakil de, selim olan akla aykırı değildir. Evet, Allah her dili bilir. Zaten bütün dilleri o yarattı. Fakat ibadet dilini, Arapça olarak bildirdi. Onun emrine uymak şarttır. Kur'an-ı kerimi başka dile tercüme edip, Kur'an yerine bunu okumak haramdır. (Fetava-i fıkhiyye) Bu konuda Diyanet'in bir kararı şöyledir: (Kur'andan kolayınıza geleni okuyun) âyetinde olduğu gibi, Peygamber efendimiz de namaz kılmayı tarif ederken, (Kur'andan hafızandakilerden kolayına geleni oku) buyurmuştur. Bu itibarla namazda Kur'an-ı kerim okumak; kitap, sünnet ve icma ile sabit bir farzdır. Kur'an, sadece mânâ olarak değil, Resulullahın kalbine elfazı [sözleri] ile indirilmiştir. Bu elfazdan başka lafızlarla ifade edilen mana, Kur'an değildir. Çünkü, indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mânâ, Kur'an değildir. Kur'an kavramında sadece mânâ değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Bunun için tercümesine Kur'an denilemeyeceği ve Kur'an hükmünde olmadığı konusunda İslam âlimleri görüş birliği içindedir. (DİB Din işleri Yüksek Kurulu 4.12.1997 gün ve 103 sayılı kararı) Evet, Allah gizli olanları da bilir ve görür. Ama çıplak durmayı, çıplak ibadet etmeyi yasakladı. Namaz kılarken, en güzel elbisemizi giymemizi emretti. Peygamber efendimiz de, yıkanırken bile örtünmemizi bildirerek buyuruyor ki: (Allahü teâlâ hayayı ve örtünmeyi sever. Öyle ise yıkanırken avret yerinizi örtün.) [Ebu Davud] (Avret yerlerinizi örtün! Yalnız iken de Allahü teâlâdan haya edin!) [Tirmizi] Tevbeyi geciktirmek Sual: Bir günah işliyoruz, yine işleriz diye tevbe etmiyoruz. Tevbeyi geciktirmenin mahzuru var mıdır? Tevbe ettim demek yeterli midir? CEVAP: Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat geciktirince, günah iki kat olur. Tevbe ettim demek, tevbe olmaz. Çünkü, tevbenin sahih olması için üç şart lazımdır: 1- Hemen günahı bırakmalıdır. 2- Günah işlediğine, Allahü teâlâdan korktuğu için, utanmak ve pişman olmak lazımdır. 3- Bu günahı bir daha hiç yapmamaya gönülden söz vermektir. Allahü teâlâ şartlarına uygun olan tevbeyi kabul edeceğine söz vermiştir. Müminlerin anneleri Sual: Resulullahın hanımları, müminlerin anneleri olduğuna göre, Hazret-i Ömer'in Resulullah ile evlenen kızı Hafsa validemiz, Hazret-i Ömer'in de annesi mi oluyor? Yoksa bu istisna mıdır? CEVAP: Bizzat annesi olmakla, annesi hükmünde olmak ayrı şeydir. Peygamber efendimizin bütün zevceleri, müminlerin annesi hükmündedir. Mesela anne ile evlenilmediği gibi, Resulullahın dul kalan zevceleri ile de evlenmek, müminlere haramdır. Hazret-i Hafsa validemiz, Hazret-i Ömer'in de annesi hükmündedir. Kızı olduğu halde, Hazret-i Ömer, Ona da, anne gibi saygılı davranmak zorundaydı. ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kan dahil, insanın hiçbir parçası verilmez deniyor. Zaruret olunca da mı verilmez? CEVAP: Muteber din kitaplarındaki ifadeler şöyledir: Zaruret olunca, haramlar mubah hâle gelir. (Redd-ül-muhtar) Zaruretsiz, insanın bir parçasını kullanmak haramdır. Kullanması haram olan şeyi, ilaç olarak yemek ve içmek de, caiz değildir. (Dürr-ül muhtar) Dürr-ül-muhtar kitabını şerh eden İbni Abidin hazretleri burasını şöyle açıklıyor: Haram olan şeyi, tahir [temiz] olsun, necis [pis] olsun, ilaç olarak kullanmak haramdır; ama, hastalığa iyi geleceği bilinirse, ondan başka ilaç da yoksa, kullanmak caizdir. (Redd-ül-muhtar) Müslüman ve uzman doktor, şifa vereceğini ve bu hastalığın başka ilacı olmadığını söyleyince, şarap veya kan içmek, leş yemek caiz olur. (Nihaye, Haniyye, Tehzib) İnsanın her organı gibi, sütünü de içmek haramdır. Müslüman, uzman doktor, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve başka ilacı olmadığını söylerse, [kan nakli yaptırmak] kadın sütü içmek ve satın almak caiz olur. (Fethul-kadir) Cenazenin saçları dökülürse, kefeni içine konur. Çünkü, insanın her parçası muhteremdir. Diri insandan düşen ve kesilen tırnakları, saçları ve dişleri de, defnetmek sünnettir. Ölmeyecek kadar leş veya domuz yenir, kan veya şarap içilir. Yiyip, içmeyip ölen, Cehenneme gider. (Redd-ül-muhtar) İnsanın parçaları muhterem olduğu için, ondan faydalanmak caiz değildir. Domuz ve insan kemiğiyle tedavi olmak mekruhtur; çünkü bundan faydalanmak haramdır. (Fetava-i Hindiyye) [Zaruretsiz böyle yapmak caiz değildir. Ama yukarıda, din kitaplarında da bildirildiği gibi, zaruretle yapılırsa caiz olur.] Bir organı kurtarmak, hayatı kurtarmak gibi zaruridir. Diri insanın organını, etini yemek, bir kadının sütünü içmek, caiz değildir. Kanını nakletmek ise caizdir. (Mecmua-tül muallim) Tıp ilmini öğrenmek ve tedavi yapmak, farz-ı kifayedir. Yeni ölen birinin kalbini ve başka organlarını, diri insana takmak caizdir. Bu iş, ölüye hakaret olmaz. Zaruret olunca, bir çok yasaklar mubah olmaktadır. Ölünün de bir yerini kesmek haramdır. İnsana ölünce de kıymet vermek, saygı göstermek vacibdir. Fakat, zaruret olunca, bu haramlık kalkar. Müslüman uzman doktorlar, bir hastanın ölümden kurtulması için, kan, diriden veya ölüden organ naklinden başka çare olmadığını bildirdikleri zaman, buna uyulur, din ayrılığı gözetilmez. İslam dini, sıhhati korumayı ve bedenin selametini emretmektedir. Hastaya kan vermek, insani vazifedir. Çünkü, hayatı korumak, bazen kan verilmesine bağlı olmaktadır. Kan vermek, süt kardeşliğe sebep olmaz, nikahı da bozmaz. (Hedy-ül-İslami) Ölüm tehlikesi varsa ve başka çare de yoksa, kan vermek caiz olur. (S. Ebediyye) İnsanın parçalarını kullanmak ve satmak, haramdır. Zaruret olunca, caiz olur. (İslam Ahlakı) Hanbeli'de, ihtilaf varsa da, kadın sütünü ve faydalanılan her şeyi satmak caizdir. Şafii'de de böyledir. Kopuk uzvu satmak haramdır; çünkü faydalanılmaz. [Buradan kopuk uzuvdan faydalanılırsa caiz olacağı pek açıktır.] Hanefi ve Maliki'de ise, zaruretsiz kadın sütü de, diğer organlar da satılmaz. Zaruret olunca caiz olur. (El Mugni) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Âyet-el kürsinin fazileti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her zaman okunması tavsiye edilen Âyet-el kürsinin fazileti nedir? CEVAP: Âyet-el kürsinin fazileti çoktur. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Âyet-el kürsi, âyetlerin seyyididir. Bir yerde okununca şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar.) [Hâkim] (Âyet-el kürsi, Kur'an-ı kerimin dörtte biridir.) [Ebuşşeyh] (Evinde, Fatiha ve Âyet-el kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez. Nazar değmez.) [Deylemi] (Yatarken Âyet-el kürsi okuyana, şeytan yaklaşamaz.) [Şevahid-ün-nübüvve] (Her farz namazdan sonra, Âyet-el kürsiyi okuyanın Cennete girmesi için, ölümden başka engel yoktur.) [Nesai] (Evinden çıkarken Âyet-el kürsi okuyana, yetmiş melek, evine dönünceye kadar dua ve istiğfar eder.) [Ey Oğul İlmihâli] (Araçlara binince de, Âyet-el kürsi okumak, kazayı belayı önler.) Âyet-el kürsiyi ihlas ile okuyanın, insan ve hayvan hakları ve farz borçlarından başka bütün günahları af olur. Yani tevbeleri kabul olur. (İslam Ahlakı) Hazret-i Ali, (Kabir azabından kurtulmak için, Âyet-el kürsiyi çok okumalı) buyuruyor. (Zühre-tür-Riyaz) İmamın mihrabda durması Sual: Cemaatin bir saf daha fazla yer kazanabilmesi için imamı mihrabın içine almak istiyoruz. Bir mahzuru olur mu? CEVAP: İmamın mihrab içinde durması mekruhtur. Ayakları, mihrabın dışında olunca, mihrab içine secde etmesi mekruh olmaz. Çünkü insan, ayaklarının bastığı yerde kabul edilir. Papazlar, altar denilen ayrı bir yerde durarak, âyin veya ibadet denilen şeyler yaptırırlar. Onlara benzememelidir. Büyü yapmak Sual: Büyü yapmak küfür müdür? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Büyü, küfre en yakın olan haramdır. Büyük günahtır) buyurdu. İmam-ı Nevevi hazretleri de, (Büyü yaparken, küfre sebep olan kelime ve iş olursa, küfürdür. Böyle bir kelime ve iş olmazsa, büyük günahtır) buyuruyor. Büyü yapmak haramdır. (Büyücü, büyü ile istediğini elbette yapar, büyü muhakkak tesir eder) diye inanmak küfür olur. Allahü teâlâ takdir etmişse, büyü tesir eder demelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Falcıya, büyücüye inanan, Kur'ana inanmamış olur.) [Taberani] (Büyü yapan, yaptıran ve bunlara inanan, bizden değildir.) [Bezzar] (İnsanı helâke sürükleyen şu yedi şeyden sakının: 1- Allah'a şirk koşmak, 2- Sihir yani büyü yapmak, 3- Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı bir insanı öldürmek, 4- Faiz yemek, 5- Yetim malı yemek, 6- Cihatta savaştan kaçmak, 7- Evli ve namuslu bir kadına, zina etti diye iftira etmek.) [Buhari, Müslim] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vehhabiler, (Peygamber ölüdür, işitmez, ona salevat getirmek faydasızdır) diyorlar. Peygamber efendimiz salevatları işitmez mi? CEVAP: Elbette işitir. Resulullah efendimiz, kıyamete kadar dünyadaki her Müslümanın, mescide girişinde, kendisine selam verilmesini istemekte ve ben salevatlarınızı işitirim buyurmaktadır. Birkaç hadis-i şerif meali: (Mescide giren kimse, Peygamberinize, [Esselamü aleyküm yâ Resulallah diyerek] selâm versin!) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] (Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar, bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] (Diri olan işitir. Bir söz, ancak diri olana bildirilir.) (Cuma günü bana çok salevat getirin, çünkü salevatlar bana ulaştırılır ve ben onları işitirim.) [İ. Mace, İ. Şâfiî, Hâkim, Beyheki] Resulullah, (Cuma günü bana çok salevat getirin. Çünkü, salevatınızı işitirim) buyurunca Eshab-ı kiram, Kıyamete kadar gelecek Müslümanlara vesika olması için, (Ya Resulallah, salevatımızı nasıl işitirsin ki, sen artık kabrinde toprak olmaz mısın?) dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Allahü teâlâ, toprağın Peygamberleri çürütmesini haram etti. Onlar öldükten sonra da diridir, rızıklandırılırlar.) [Ebu Davud, Nesai, Beyheki] (Bir kimse bana selam verince, Allahü teâlâ, ruhumu bana geri verir. Onun selamını işitir, cevap veririm.) [Ebu Davud] (Yanında ben anıldığım halde bana salevat getirmeyenin, burnu sürtülsün.) [Tirmizi] (Meclislerinizi bana salât ve selam getirmekle ziynetlendirin. Salevatınız, size kıyamette nur olur.) [Deylemi] (Namazda [son oturuşta ettehıyyatüden sonra], bana salevat getirmeyi ihmal etmeyin. Çünkü bu, namazının zekâtıdır.) [Dare Kutnî] (Nerde olursanız olun, salât ve selamınız bana ulaşır.) [Ebu Davud, Taberani, Dıyâ] Resulullah efendimize her zaman salevat getirmek, selam vermek, rahmetin gelmesine, duanın kabulüne vesiledir. Namazı bitirip sağa sola selam verirken, meleklere ve Resulullaha da niyet etmelidir. Abdestsiz namaz kıldırmak Sual: İmamlık yapıyorum. Geçen gün akşam namazını kıldırdıktan sonra, abdestsiz olduğumu hatırladım. Bunu cemaate söylemem gerekiyor muydu? Ben söylemedim, vebale girdim mi? CEVAP: İmam, namazdan sonra abdestsiz olduğunu anlarsa, abdestsiz kıldırdığını, herkesin iade etmesi gerektiğini cemaate söyler. Cemaat dağılmış ise, herhangi bir vasıta ile [telefon, mail, mesaj vs. ile] haber göndererek bildirir. Haber alan, iade eder, alamayan affolur. Başka bir kavilde ise, imamın cemaate haber vermesi gerekmez. Şafii mezhebinde de gerekmez. (S. Ebediyye) İkinci kavil sizi vebalden kurtarmıştır. ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mirac ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. Mutezile fırkası, Resulullahın bir anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememiş, (Miracı kabul etmek, Allah'a mekân ittihaz etmek olur) diyerek, Miracı inkâr etmiştir. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa ile Tur Dağında konuştu. Tur Dağı, hâşâ Allah'ın mekânı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de, Allah'ı görecektir. Cennet de, Allah'ın mekânı değildir. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki: İsra suresinin ilk âyetinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden, nice acayip işlerden bazılarını göstermek için, Resulullahı, Mekke'den Kudüs'e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır. (Sana [Mirac'da] gösterdiğimiz temaşayı, insanlar için bir fitne kıldık) âyetindeki fitne, imtihan demektir. İmtihan ise uyanıkken olur. Resulullahın anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı. Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere götürüldüğüne inanmayan, sapık olur. (Bahr) Birkaç saniyede Mekke'den Kudüs'e götüren Allah, neden daha uzaklara götüremesin? Allah'ın kudretinden, ancak kâfirler şüphe eder. Peygamber efendimiz miracını özetle şöyle anlatıyor: Verilen Burak'a binip Beyt-ül-Makdis'e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekât namaz kıldım. Sonra çıktım. Hazret-i Cebrail bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi 1. semaya çıkardı. Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Âdem ile karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. 2. semaya çıktık. Yine, orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana merhaba diyerek dua ettiler. 3. semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf'u gördüm. O da dua etti. 4. semaya çıktık. Aynı sualler ve konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris'i gördüm. O da dua etti. 5. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun'u gördüm. O da dua etti. 6. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa'yı gördüm. Merhaba diyerek dua etti. 7. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-Mamura dayamış Hazret-i İbrahim'i gördüm. O da dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm. Sonra hazret-i Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Allah, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hazret-i Musa'nın yanına geldim. Ona elli vakit namaz farz kılındığını bildirdim. Rabbinden azaltmasını iste. Ümmetin buna güç yetiremez, tecrübem var dedi. Birkaç defa Rabbim ile görüştüm. Nihayet Rabbim buyurdu ki: (Yâ habibim, 5 vakit namazı farz kıldım. Her vakit için on sevab vardır. Böylece elli vakit namaz olur.) [Müslim] Mirac gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirmeli. Bir hadis-i şerif meali: (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ. Gazali, Ebu Musa el Medeni] Recebin 27. günü, Cumartesi'ye geliyor. Ya Cuma ile Cumartesi günü oruç tutmalı veya Cumartesi ile Pazar günü oruç tutmalıdır. --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Kuzey ülkelerde namaz ve oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Avrupa'daki bazı Müslümanlar, yatsı ve sabahın vakti girmeyen yerlerde cemaatle nafile namaz kılıyorlar. Bu doğru mudur? CEVAP: Doğru değildir. Ramazanda kılınan teravih hariç, nafile namazlar cemaatle kılınmaz. Kur'an-ı kerimde, beş vakit namazın vakitleri çeşitli âyet-i kerimelerde bildirildiği halde, (beş vakit namaz) tabiri geçmez. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplara yakın yerlerde beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir. Şafiilerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde, bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır. Hanefi âlimlerinin çoğuna göre de, vakit girmediği için bu iki namaz farz olmaz. Nitekim ayakları olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak gerekmez. Zengin, İslam'ın beş şartını da yapmakla mükellef iken, fakire zekât vermek ve şartları yoksa hacca gitmek de farz değildir. Şu halde ifa bakımından, İslam'ın şartı zengine göre beş iken, fakire göre üçtür. Fakire de, (Sen İslam'ın beş şartını yapmaya mecbursun) denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı yoktur. Hayzı on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz. Çünkü, namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı mevcut değildir. Hayzdan kurtulunca, kaza etmesi de emredilmemiştir. Kısa gecelerde, şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez. (Nimet-i İslam) Halebi kitabında buyuruluyor ki: Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme, (Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme Hulvani, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır) diye fetva vermiştir. Ancak bu fetvayı duyan, Harezm'deki Şeyh-i kebir Bakkali, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetva verdi. İmam-ı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir'e, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye sordurunca, Şeyh-i Kebir de, (Dirsekleri ile birlikte, elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra, (İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara, sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında, İmam-ı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından döndü. Hanefi mezhebinde vakit, namazın hem şartı, hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre, bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, (Vaktine yetişip de kılamadığım son yatsı veya sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur. Seferi olanın, dört mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve Ay'a giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Bu bakımdan gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de, bana göre, bize göre demek, nakli esas almadan yazmak, konuşmak caiz değil deniyor. Fakat âlimlerin, bana göre, bize göre, bu fakire göre dedikleri de, naklediliyor. Bu bir çelişki değil mi? CEVAP: Hayır, çelişki değildir. Bana göre demek, kendini müctehid sanmak, yetkili âlim bilmek demektir. Ama bir müctehid ise, yani yetkili âlim ise, elbette bana göre demesi gerekir. Müctehidin bana göre demesi, benim ictihadıma göre demektir. Mesela İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Evliyanın kabirleri üzerine, sanduka, örtü, sarık sarmak, bize göre, ölüye tazime sebep olmak, hakaret edilmemek, gafillerin edepli olmaları içindir, caizdir. (Redd-ül-muhtar) İmam-ı Şafii hazretleri buyuruyor ki: Sahabe, ilim, ictihad, vera ve akıl bakımından bizden üstündür. Onların reylerini çok beğeniriz. Bize göre, bizim reylerimizden evladır. (Risale-i kadime) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Peygamberlerden sonra, insanların en üstünü, Ebu Bekr-i Sıddık'tır. Ondan sonra, Ömer-ül-Faruk'tur. Üstünlük, bu fakire göre fazileti, meziyeti, iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce imana gelmek, din için herkesten çok mal vermek ve canını tehlikelere atmaktır. Yani dinde, sonra gelenlere, üstad olmaktır. Sonra gelenler, her şeyi, öncekilerden öğrenir. Bu üç şartın hepsi, Sıddık'ta toplanmıştır. Herkesten önce imana gelmiş, malını ve canını din için feda etmiştir. Bu nimet, bu ümmette, ondan başkasına nasip olmamıştı. (3/17) Bu fakire göre, yeryüzünün en kıymetli yeri Kabr-i saadettir; sonra Kâbe-i muazzamadır. Bundan sonra, Medine'de Mescid-i nebevi içindeki (Ravda-i mukaddese) denilen meydandır. Daha sonra Mekke şehridir. (1/312) Bu fakire göre, dağda yetişip, hiçbir din duymayıp, puta tapan müşrikler, Cennete ve Cehenneme girmeyecekler, hesap yapılırken, zulümleri kadar azap çekeceklerdir. Sonra hayvanlar gibi, yok edileceklerdir. Küçük iken ölen kâfir çocukları ve Peygamberlerden haberi olmayanlar da böyle olacaklardır. (1/259) Resulullahın en kıymetli zamanları, bu fakire göre, namazdaki zamanıdır. (1/206) Bu fakire göre, her gece yatarken, (Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber) yüz defa okuyan, tesbih, tahmid ve tekbir eylemiş olur. Böylece, muhasebe yapmış olur. Kendini hesaba çekmiş sayılır. (1/309) İki kişiyi barıştırmak için yalan Sual: İki arkadaşın, eften püften şeyler yüzünden araları açıldı, konuşmuyorlardı. Her ikisine de gidip, bu arkadaş senin hakkında şöyle iyi düşünüyor, (Kıymetli arkadaşımı üzdüğüme pişmanım) diyor dedim. Geçen gün baktım, barışmışlar, konuşuyorlar. Demedikleri sözü, ben söylediğim için, yalan günahı oldu mu? CEVAP: İki arkadaşı barıştırmak için yalan söylemek caizdir, günah olmaz. Bir hadis-i şerif meali: (İnsanların arasını düzeltmek için laf taşıyan, yalancı sayılmaz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İcma nedir? İcma'ı inkâr küfür müdür? Birkaç örnek verilebilir mi? CEVAP: Eshab-ı kiramın söz birliğine, icma denir. Tabiinin de icma'ı delildir. Bir âyet-i kerime meali: (Müminlerin yolundan ayrılanı Cehennem'e atarız.) [Nisâ 115] İki hadis-i şerif meali: (Ümmetimin âlimleri, dalalette birleşmez.) [İ. Mace, İ. Ahmed, Taberani] (Allahü teâlânın rızası, icmadadır.) [İbni Asakir] İcma'ın dereceleri vardır: Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icma'ı ile haber verilmiş olan icmaları, âyet-i kerime ve mütevatir olan hadis-i şerif gibi kuvvetlidir, inkâr eden kâfir olur. Eshab-ı kiramdan bazısının icma edip, diğerlerinin sükut ettikleri icma da, kesin delildir, ama inkar eden kâfir olmaz. Eshab-ı kiramın ihtilaf ettikleri bir hükümde, sonra gelenlerde hasıl olan söz birliği icma olup, haberi vahid ile bildirilen hadis-i şerif gibidir. Bununla amel vacib ama, iman vacib değildir. Bir asırdaki müctehidlerin bir kısmının ictihadına, diğerleri işitince susup reddetmezlerse, Hanefi'de icma olur, Şafii'de icma olmaz. İcma delil değildir diyen kâfir olmaz; bid'at sahibi olur. Dinde zaruri olan [cahillerin de bildikleri] icma bilgilerine inanmayan kâfir olur. Bir sözün küfür olduğunda, âlimlerin söz birliği yoksa, o söze küfür denmez. İcma ile bildirilen hükümlerden bazıları şöyledir: 1- Nass veya icma ile bildirilen bir haramı inkâr, küfürdür. 2- Dört mezhebin icma'ına inanmayan, kâfir olur. (Redd-ül-muhtar, Mektubat) 3- İbadetler imandan parça değildir. Namazı terk etmekte, icma hasıl olmadı. 4- Kütüb-i sittedeki hadis-i şeriflerin hepsi sahihtir. 5- Kâinattaki her şey, sonradan yaratıldı, bunu inkâr eden kâfirdir. 6- Kerametin hak olduğu, icma-i ümmet ile sabittir. 7- Cemaat ile yirmi rekat teravih kılmak sünnettir. 8- Yayılan bid'atin kötülüğünü Müslümanlara duyurmak farzdır. 9- Müta nikahı haram olduğunda icma hasıl oldu. 10- İlk iki büyük halifenin halifeliklerine sahih değil demek küfür olur. Dört büyük halifenin üstünlükleri halifelik sırasına göredir. 11- Kabr-i şerifte, Resulullahtan yardım istemeyi inkâr, sahabenin icma'ını inkâr olur. 12- Kur'an-ı kerimin bir harfini bile değiştirmek veya musiki aletleri ile okumak haram olduğu gibi, bugün mevcut olan Mushaf'tan başkasını okumak da haramdır. 13- Namazda ayakta, âyetleri Arapça'dan başka dil ile okumak caiz değildir. 14- Cemaatle namazı terk etmeyi âdet edinmek günahtır 15- Kadınların başlarını açmaları haramdır, inkâr eden kâfirdir. 16- Dört mezhepten birine uymak vacibdir. Bu konuda icma hasıl oldu. Dördü birleştirilip bir mezhep haline getirilemez. (Tahrir, Mugîs-ül-Hak fî İhtiyâri Ehak) Dört mezhepten birine uymayan, bid'at ehli olup Cehenneme gider. (Tahtavi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Eleştirilerin bir ölçüsü var mı? CEVAP: Tenkitler ilmî olmalı, yani muteber bir esere dayanarak yazılmalı. Hakaret maksadı ile olmamalıdır. Çeyrek asırdan fazla oldu, hep yazıyoruz. Şimdiye kadar ciddi, ilmi bir tenkide rastlamadık. Kimi hakaret ediyor, kimi de hiçbir mesnede [delile] dayanmadan "yanlış yazıyorsunuz" diyor. Din kitaplarını değil de, aklını ölçü alıyor. Oruç kefaretini tarif ederken, (Kefaret, oruç tutmamanın değil, geceden niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır) demiştik. Bir genç, telefon edip, "Ben mazeretsiz, Ramazanda bir gün oruç tutmazsam, cezası ne?" dedi. Ben de, "Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak haramdır. Ama bir gün oruç tutmazsan o bir günü kaza etmen gerekir" dedim. Genç, "Ben kasten tutmadım, niye 60 gün kefaret değil de, bir gün kaza tutmam gerekiyor?" diye sordu. Ben de, fıkıh kitapları öyle yazıyor dedim. Genç, ben ilahiyatçıyım, kitaba ne gerek var, akıl var, mantık var, kasten oruç tutmuyorsun ve kaza gerekir diyorsun, olmaz böyle şey" dedi. Tekrar, senin dediğin hangi kitapta yazıyor dedim, o da, "Kitaba gerek yok, akıl mantık var ya" dedi. "Akıl mantık yeni çıkmadı o eskiden beri var. Ama eskiden beri akla mantığa değil, kitaba bakılır, kitap ne yazarsa ona göre hareket edilir" dedim. Ama genç ikna olmadı. Bir genç de, "Halebi imiş, Redd-ül-muhtar imiş, Hindiye imiş, bunlar senet olmaz, bana Kur'andan delil göster. Çünkü bir Müslüman için dini konularda temel başvuru kitabı Kur'andır" dedi. Bunu kim söylüyor dedim. "Falan profesörün falan kitabına bakabilirsin" dedi. "Sen Halebi'ye, İbni Âbidin'e inanmıyorsun da o kitaba nasıl inanıyorsun?" dedim. "Ama o Kur'ana göre yazıyor" dedi. "Peki Halebi'nin, İbni Âbidin'in Kur'ana göre yazmadığını nereden biliyorsun?" dedim. Öteki kitap, şu âyette diye delil gösteriyor, ama Halebi'de, İbni Âbidin'de âyetlerden bahsetmiyor" dedi. Halbuki dinimizde delil dörttür. Her şey Kur'an-ı kerimde açıkça bulunmaz. Namazın nasıl kılınacağı, namazı bozanlar, namazın farz, vacib, sünnet ve mekruhlarını Kur'anda bulamayız. Orucun farzları, sünnetleri de öyledir. Birçok cahil kimse, "Şuna haram diyorsunuz, ama hangi âyette haram olduğu yazılı" diyor. Bazısı da, âyet yoksa, hadis var mı diyor. Hangi fıkıh kitabında yazıyor diyen yok. Yine bir genç aradı, isim vererek, "Şu iki zatı niye kötülüyorsunuz, onlar âlimdir, ömürlerini cihad ile geçirmişlerdir" dedi. İsim verdiği için, o iki zatın yanlışlarını biliyorduk. Birer tanesini söyleyecektik. Ona dedim ki, Mirac hak mıdır? Elbette haktır dedi. Peygamber efendimiz mübarek bedeniyle mi gitti yoksa rüya gibi bir şey mi? Elbette bedeniyle gitti dedi. Bunun hakkında âyet de, hadis de var dedi. İyi ama senin övdüğün o zat, Mirac ruh ile olmuştur diye inanmıyor, bedeniyle gitmedi diyor dedim. Sonra dedim ki, Hazret-i Osman'ı nasıl bilirsin? Dedi ki: "Aşere-i mübeşşereden [Cennetle müjdelenmiş on sahabiden] biridir. Resulullahın damadıdır, her sahabi gibi Cennetliktir. Bunlar âyet ve hadisle sabittir." Evet doğrusu öyle. Ama senin övdüğün ikinci zat, Hazret-i Osman için, "Yaşlı idi, bunak idi, Müslümanların başına geçmesi talihsizlik idi" diyor dedim. Genç, "Onlar da insan, bu kadar hatası yüzünden tenkide değer mi, bu bakımdan âlimler tenkit edilmemeli" dedi. Dedim ki: "İyi ama onlar Hazret-i Osman'ı tenkit ediyor, Hazret-i Osman âlim değil mi idi? Üstünlüğü âyet ve hadisle de sabit dedin, âyet ve hadise niye inanılmaz ki? Kimin karşısında kimi savunduğunun farkında mısın?" Ama yine ikna olmadı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Allah bize niye yardım etmiyor?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Doğru din bizimki ise, neden Allah bize kâfirlere karşı güç vermiyor? CEVAP: Doğru din, elbette İslamiyet'tir, önce bunu anlatalım. Sonra da Allahü teâlâ niye bize yardım etmiyor, onu bildirelim. Allahü teâlânın gönderdiği her din, kendisinden önce gelen dini nesh etmiş, yani değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştiren ve dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hiç değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dinidir. Bugün, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği din de, İslam dinidir. Beş âyet-i kerime meali şöyledir: (Sizin için, din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (Allah indinde hak din, ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (İslam'dan başka din arayanın bulacağı din, asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] (Allah; resulünü, hidayet ve hak din İslamiyet ile gönderdi. İslam'ı, diğer dinlere üstün kıldı.) [Feth 28] (Müşrikler istemese de, İslam dinini diğer bütün dinlerden üstün kılmak için, resulünü Kur'an ve İslam dini ile birlikte gönderen Allahü teâlâdır.) [Saf 9] Bela ve nimetin gelişi Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten, her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Cenab-ı Hak, hiç kimseye sebepsiz bela göndermez. Bir âyet-i kerime meali: (Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.) [Rad 11] Dinimiz, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, başarmak için her türlü meşru çareye başvurmayı emretmektedir. Hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden, yan gelip yatarak beklemek büyük günahtır. Bir âyet-i kerime meali: (İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir.) [Necm 39] Dinimiz, çalışarak kazanmayı emretmektedir. Din büyükleri buyuruyor ki: Çalışın, kazanın! Çalışmadan rızk beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz. (Hazret-i Ömer) Çalış, kazan! Çalışmayıp muhtaç olanın, dini ve aklı noksandır. (Hazret-i Lokman Hakim) Her gün sabahtan akşama kadar camide ibadet edip, Allahü teâlâ benim rızkımı nereden olsa gönderir diyen kimse, cahildir. İslamiyet'ten haberi yoktur. (Ahmed bin Hanbel) Dinimiz, dünya işlerinde, fen bilgilerinde, her değişikliği yapmayı, bütün yeni keşifleri öğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir. Osmanlı Devletini ele geçiren sözde aydınlar, dinimizin bu emrinin tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak din bilgilerini değiştirmeye, dinin esaslarını yıkmaya çalıştılar. Avrupa'nın fende ilerlemesine, yeni keşiflere gözlerini kapadılar. Hatta fen bilgilerine, modern tekniğe uymak isteyen büyük Türk sultanlarını şehid ettiler. Masonların elinde maşa olarak, ilerlemeyi, teknikte değil de, dinde reform yapmakta, bölücülükte aradılar. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Allah bize niye yardım etmiyor? (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İngilizler, asırlardır İslam ülkelerini kana boyamakla kalmamış, İskoç masonları, binlerce Müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmış, "insanlığa yardım, kardeşlik" gibi laflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz olmalarına sebep olmuşlardır. İslamiyet'i büsbütün yok etmek için, bu masonları maşa olarak kullanmışlardır. Böylece, Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa ve Talat Paşa gibi masonlar, Osmanlı Devletini yıkmakla görevli, paşa unvanlı maşalardır. Efgani ve Abduh gibi masonlar ve çömezleri de, İslam bilgilerini bozmaya, içten yıkmaya alet olmuşlardır. İslami ilimler iki kısımdır: Din ve fen bilgileri. Din bilgilerini öğrenip yapmak, her Müslümana farz-ı ayndır. Fen bilgilerinden gerekenleri, yalnız bu işle meşgul olanların öğrenip yapmaları, farz-ı kifayedir. Bu iki farzı yerine getiren millet, muhakkak ilerler, medeni olur. Bir âyet-i kerime meali: (Ahiret nimetlerini isteyene ahiret nimetlerini, dünya nimetlerini isteyene de dünya nimetlerini veririz.) [Şura 20] İstemek, laf ile olmaz. Sebebe yapışmak, yani çalışmak gerekir. Allahü teâlâ, Müslüman olsun olmasın, beğendiği gibi çalışan herkese, vereceğini bildiriyor. Avrupa, Amerika, Japonya böyle çalıştıkları için dünya nimetlerine kavuşuyorlar. Orta Çağdaki Müslümanlar, böyle çalıştıkları için, medeniyet rehberi olmuşlardır. Abbasilerin ve Osmanlıların son zamanlarında, iç ve dış düşmanların tesirleriyle, fen bilgilerini öğrenmekten ve öğretmekten, fen ve sanat üzerinde çalışmaktan mahrum edildiler. Bu sebeple muazzam devletleri çöktü. İslamiyet'in hükümleri, şifası kesin ilaç gibidir. Kim içerse, yani tatbik ederse faydasını görür. İnanarak içenler, ahirette de faydasını görürler. İnanmadan içerse, sadece dünyada görür. Allah indinde hak din, ancak İslam'dır. Ancak, dinimiz hak diye, Allahü teâlânın çalışmayana yardım etmesi gerekmez. Âdet-i ilahi, böyle değildir. Onun âdeti, her şeyi sebep ile yaratmaktır. İnsanların iradelerini de, bunların iyi ve kötü işlerini yaratmaya sebep kılmıştır. Buna rağmen Allahü teâlâ, imanın, Müslümanın, Müslümanlığın kıymetini sebepsiz gösterseydi, yani her insan açıkça görseydi, o zaman imtihanın önemi kalmazdı. İnananları hiç sıkıntıya sokmasaydı; imanlarının nurları belli olsaydı, o vakit bütün insanlar inanır, imtihana gerek kalmazdı. Böyle bir iman ise, Allahü teâlânın katında makbul değildir. Zira, bu insanlar gayba değil, gördüklerine ve kendi menfaatlerine iman etmiş olurlardı. Pis kokulu şey Sual: Pis kokan çorap giyen veya ağzı ve vücudu kokan kimse, camiye veya iş yerine giderse, kul hakkı olur mu? CEVAP: Herhangi bir şekilde birini rahatsız etmek, kul hakkına girer. Ağız ve ter kokusunu gidermeden topluma girmemeli. Pis kokularla halkı rahatsız etmek, haramdır. İki hadis-i şerif meali: (Sarımsak, soğan, pırasa ve turp gibi kötü kokan bir şey yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın.) [Taberani] (İnsanı rahatsız eden pis kokulu şeylerden, melekler de rahatsız olur.) [Taberani] Yağlı, kirli ve pis kokan iş elbisesiyle halkı rahatsız etmemelidir! Bazıları sigara kokusundan da rahatsız olur. Onun için ağzında ve elbisesinde sigara kokanlar da temizleyip, kokuyu giderdikten sonra toplum içine gelmelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Ticarette ırk, din farkı olmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ticaretle uğraşıyor, ithalat ve ihracat yapıyorum. Müşteriler içerisinde her milletten insan var. İngilizlerle Yahudilerle ticaret yapılması uygun değil deniyor. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Öyle bir şey yok. Dinimizde, ticarette, ırk ve din ayrımı yoktur. Her milletten, her dinden insanlarla alış veriş yapmakta, hatta onların işinde çalışmakta mahzur yoktur. Tarih boyunca Müslüman ülkelerdeki gayrimüslimler, İslam devletinin himayesinde gayet rahat idiler. Onların ne dinine karışılıyor, ne de ibadet etmelerine mani olunuyordu. İstedikleri sanat ve ticaret ile serbestçe uğraşıyorlardı. Dinimiz, ilmi, sanatı, ticareti, ziraatı emretmiştir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah, alışverişi helal, faizi haram kıldı.) [Bekara 275] Dâr-ül-harbde, bir Müslümanın, %100 kazanmak şartı ile, kumar, faiz ve sigorta yolu ile para kazanmasının caiz olduğu, Kuduri, Cevhere, Vikâye, Hindiyye, Mebsut, Dürr-ül-muhtâr, Redd-ül-muhtâr gibi muteber eserlerde yazılıdır. Aynı husus Mecma'ul-enhür ve Dürer'de de, (Lâ ribâ beynel müslimi vel harbiyyi fi daril harbi=Dâr-ül-harbde [Gayrimüslim ülkesinde] Müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifi ile bildirilmektedir. Çünkü, onların malını rızaları ile almak mubahtır. Ama mallarına saldırmak, zorla almak, caiz değildir. Kilise tamirinde çalışmak da mekruh değildir. Zira, bu işin kendisi günah değildir. (Bezzaziyye) İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Ücretle kâfirin şarabını taşımak, domuz çobanlığı yapmak, kilise tamir etmek ve Hristiyan'a zünnar [papaz kuşağı] gibi küfür alametlerini satmak, İmam-ı a'zama göre caizdir. (Redd-ül-muhtar) Eski hak dinlerde de, kâfir ülkesinde çalışmak ve kâfire hizmet, yasak değil idi. Dinimizde de yasak değildir. Şimdiki Müslümanların, Avrupa'ya çalışmaya gitmesi gibi, Mekke Müslümanları da, Habeşistan'a hicret etmişler, orada gayrimüslimlerin işlerinde çalışmışlardı. Yusuf aleyhisselam, Peygamber olduğu halde, kulların sıkıntıda olduğunu görüp, hükümet reisi kâfir iken, ona giderek vazife istedi. Böylece, insanlara hizmet etti. O halde, kullara hizmet edeceğini bilen ve bunu kendinden başka yapacak kimsenin bulunmadığını gören, bu vazifeye bir zâlimin geçmesini önlemek ve Müslümanlara hizmet etmek için, kâfir olan âmirden bile vazife istemelidir. Peygamber efendimiz vefat ettiği zaman, bir demir zırh ceketi, otuz kilo arpa için, bir Yahudi'de rehin bırakılmış bulundu. Hazret-i Ali de vefat ederken, dünya malı olarak, geride Düldül adındaki, Resulullah efendimizden kalan katırı ile, Zülfikar adındaki kılıcı ve mübarek gömleği kalmıştı. Bunlar da, bir Yahudi'de rehin, yani ipotek idi. Kâfirlerin yaptığı malları, ürettiği gıdaları, elbiseleri kullanmakta veya onlarla ticaret yapmakta bir sakınca yoktur. Başta Peygamber efendimiz olmak üzere, Eshab-ı kiram ve 14 asır boyunca, âlimiyle evliyasıyla bütün Müslümanlar, kâfirlerle ticaret yapmışlardır. ---------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Zekat-ı şer'i ne demektir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de (Zekat-ı şer'i, ihtiyari ve zaruri olmak üzere ikiye ayrılır) deniyor. Burada zekat, ne anlama geliyor? İhtiyari ve zarurisi nasıl oluyor? CEVAP: Zekat kelime olarak, bereket, artış, temizlik, taharet gibi anlamlara gelir. Bildiğimiz zekat da, malı kirden temizlemek oluyor. Zekat kelimesinin buradaki manası, evcil veya yabani hayvanları dine uygun şekilde öldürerek temiz hâle [yenilecek veya başka şekilde istifade edilecek hâle] getirmek demektir. Mesela, boğarak, şişleyerek, elektrik verilerek öldürülen kuzunun eti yenmez, leş olur. İhtiyari zekat, deveyi ve diğer evcil hayvanları dine uygun şekilde kesmek demektir. Yani kendi ihtiyarımızla [isteğimizle] hayvanı yatırıp dine uygun şekilde kesiyoruz. Zaruri zekat, av hayvanlarını dine uygun şekilde yaralayarak öldürmek demektir. Av hayvanlarını, mesela bir aslanı kulağından tutarak yere yatırıp kesemeyiz. Onu ancak silahla öldürebiliriz. Onun için buna, zaruri zekat deniyor. Zekat-ı şer'i ile [dine uygun şekilde] öldürülen hayvan temiz olur. Yani evcil hayvan, besmele çekerek kesilmişse, av hayvanına mermi besmele ile atılmışsa, av köpeği, tazı, ava besmele ile gönderilmişse, öldürülen hayvanı yemek helal olur. Zekatı şer'i ile öldürülen hayvan, yenilmesi helal olan geyik, tavşan, keklik gibi hayvanlardan ise yenir, yenmesi helal olmayan, tilki, sansar, aslan gibi hayvanlardan ise, başka suretle istifade edilir. Nefsin hoşuna gidenler Sual: Nefsimizin hoşuna giden şeylerin hapsi haram mıdır? CEVAP: Nefsimiz kâfirdir. Haramlar ve mekruhlar onun hoşuna gider. Farzlar ve sünnetler hoşuna gitmez. Namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ibadetleri yapmak istemez. Gıdası haramlardır. Haramları sever hep. Riyazet ve mücahede yapan, nefsiyle savaşmış olur. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Bir hadis-i şerif meali: (Cennet, dünyada nefsin sevmediği şeylerle, Cehennem de, nefsin arzu ettikleriyle bezenip süslenmiştir.) [Buhari, Müslim] İki dargın kimse Sual: Bir tartışma sonucunda arkadaşım darıldı, benimle konuşmuyor. Özür diliyorum, hiç duymuyor. Selam veriyorum, almıyor. Benim yapacak şeyim kaldı mı? CEVAP: Siz gerekeni yapmışsınız. Bundan sonraki vebal, arkadaşınıza ait olur. İki hadis-i şerif meali: (Barışa yanaşmayan, inatçı, dargın kimseyi, Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari] (Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, bu selamı melekler alır. Selam almayana da şeytan, sevinerek iltifatta bulunur.) [İbni Ebi Şeybe] Ölü tavuğun yumurtası Sual: Ölmüş tavuktan çıkan yumurta yenir mi? Ölmüş koyunun sütü içilir mi? CEVAP: Ölü tavuktan çıkan yumurta temizdir, yenir. Şafii'de, kabuğu sertleşmemiş ise, necistir, yenmez. Ölü koyundan gelen süt temizdir, içilir. Şafii'de necistir. Ölü koyundan çıkan ölü kuzu, necistir. Cenaze namazında gülmek Sual: Cenaze namazında ve tilavet secdesi yaparken, kahkaha ile gülmek, abdesti bozar mı? CEVAP: Hayır, bozmaz. Diğer namazlarda bozar. (Redd-ül-muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
İnsanlık öldü denmesin diye...
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İki genç, birini tutup, Hazret-i Ömer'in huzuruna getirirler: - Bu delikanlı babamızı öldürdü. Davacıyız. Hazret-i Ömer suçlanan gence sorar: - Söyledikleri doğru mu? - Evet doğru. - Peki, niye öldürdün? - Ben hali vakti yerinde olan bir insanım, gezmeye çıkmıştım. Çok sevdiğim güzel bir atıma ne yaptıysam, bu arkadaşların bahçesinden meyve yemesine engel olamadım, bu iki kardeşin babası içeriden hışımla çıkıp, atımın başına bir taş attı, beyni sarsılan atım oracıkta öldü. Çok üzüldüm, âdeta kendimi kaybettim, o şuursuzlukla bir taş alıp, babalarına attım. Taş babalarının başına geldi ve oracıkta hemen öldü. Arkadaşlar beni yakalayıp size getirdi, durum bundan ibaret. Hazret-i Ömer der ki: - Suçunu kabul ettiğine göre, cezana da razı olman gerekir. Öldürülmen gerekir. Genç, bir maruzatta bulunur: - Ben zengin biriyim, ayrıca, babam vefatından önce, bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için bunları saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı hemen infaz ederseniz yetimin hakkı zayi olacağı için Allah indinde sorumlu olurum. Bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim. - Peki, senin kaçmayıp tekrar geleceğini nereden bilelim? Yerine birine bir kefil bulursan git. Genç, oradakilere bir bakar ve der ki: - Bu zat benim için kefil olabilir. O dediği zat, Amr bin As hazretleri idi. Hazret-i Ömer ona der ki: - Yâ Amr, kefil misin? O yüce sahabi tereddütsüz şöyle der: - Evet, ben kefilim. Genç serbest bırakılınca, memleketine gider. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzeredir ama gençten hiçbir ses seda yok. Medine'nin ileri gelenleri Hazret-i Ömer'e, gencin gelmeyeceğinin anlaşıldığını, dolayısıyla Amr ibni As'a, yapılacak kısas yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler. Fakat gençler razı olmayıp, "Babamızın kanının yerde kalmasını istemiyoruz" derler. Adaleti dillere destan olan şanlı Ömer: - Merak etmeyin, kefil babam da, oğlum da olsa fark etmez, cezayı infaz ederim. Amr İbni As hazretleri der ki: - Ben de sözümün arkasındayım, infaza hazırım. Talimat üzerine idam için sehpa sandalye hazırlanmaya başlanır. Bu sırada, uzaklardan bir atlının geldiği görülür. Oradakiler az duralım belki genç geliyordur derler. Az sonra gerçekten genç, kan ter içinde kalmış, atı ile çıkagelir. Hazret-i Ömer gence der ki: - Evladım neden geldin, nasıl olsa kefilin vardı? Genç der ki: - Ahde vefasızlık etti, sözünde durmadı denmesin diye geldim. Hazret-i Ömer sorar: - Yâ Amr, sen bu genci tanıyor musun? Niye kefil oldun? - Yâ Ömer, nereden tanıyayım, genç, o kadar kimse içinde hüsnüzan edip, beni seçti. Ben de, insanlık ölmüş denmesin diye kabul ettim. Davalı gençler söze karıştılar: - Biz bu davadan vazgeçtik. Hazret-i Ömer onlara sorar: - Ne oldu, az önce, "Babamızın kanı yerde kalmasın" diyordunuz, niye vazgeçtiniz? Gençler şöyle der: - Dünyada merhametli kimse kalmamış denmesin diye... > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Abdest sıkıştırırken namaz kılmak mekruh deniyor. Bunun ölçüsü nedir? CEVAP: Büyük abdest, küçük abdest veya yel sıkıştırması olsun, hepsinde ölçü aynıdır. Namazda huşua mani olurlarsa, namaz mekruh olur. Yani namaz kılarken, mesela idrar sıkıştırsa, şu namazı kılsam da hemen tuvalete gitsem diye düşünülürse, zihin bununla meşgul ise, namaz mekruh olur. Namazda böyle bir sıkışıklık hiç hatıra gelmezse, namaz mekruh olmaz. Secde-i sehvde Şafii ne yapar? Sual: Şafii ve Malikide selam verilince namazdan çıkılıyor. O halde, Hanefi bir imam sehiv secdesi yaparsa, Şafii veya Maliki biri ne yapmalıdır? CEVAP: Onlar da selam verir. Çünkü secde-i sehv olduğunu biliyorlar. Namazdan çıkmaya niyet etmek farzdır. Burada secde-i sehv için selam verilince, namazdan çıkmış olmuyorlar. Başka mezhebi gözetmek Sual: Kendi mezhebinde caiz, fakat başka mezhepte haram olan bir şeyi yememek evla değil midir? Mesela, tilki eti Şafiide helal, Hanefi'de haramdır. Şafiilerin de yememesi uygun olmaz mı? CEVAP: Elbette diğer mezhepleri de gözetmek müstehab olur, iyi olur. Mesela Şafiiler deniz haşeratı yemese iyi olur. Şafiide kadına dokunmak abdesti bozar. Hanefiler de kadına dokununca abdest almaları müstehab olur, iyi olur. Almasalar da caiz ama, öteki hak mezheplere de uymak müstehab olur. Çekirge yemek Sual: Çekirge yemek caiz midir? CEVAP: Evet, dört mezhepte de caizdir. Yemekte niyet Sual: Helal ve mubah olan şeyleri yemek sevabdır, denir mi? Mesela elma ve simit yemek sevabdır denir mi? CEVAP: Mubahlar niyete bağlıdır. Dine hizmet etmek, ibadetlerini kolay yapabilmek niyetiyle yenirse, sevab olur. Günah işlemeye güç kazanmak için yenirse, günah olur. Müftabih kavil Sual: Bir konuda bir mezhepte birkaç tane kavil olsa, müftabih kavil budur deniyor. Müftabih kavil nedir? Niye ona uyulur? Ötekiler de yanlış olmadığına göre, niye buna uymak zorundayız? CEVAP: Müftabih, hakkında fetva verilmiş olan, kendisiyle amel olunması gereken hüküm demektir. Tercih erbabı müctehid, bir mezhepteki farklı kaviller arasından bununla amel edilmesi gerekir derse, avamın artık o kavil ile amel etmesi gerekir. Mesela Ramazanda oruçlu olan kimsenin, Hanefi mezhebinde misvak yaş da olsa, öğleden önce de, sonra da kullanması mekruh değildir, müftabih olan budur. Kameri ay esastır Sual: Namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetler, mübarek günler kameri aya göre mi, yoksa miladi aya göre midir? CEVAP: Hepsi hicri yani kameri aya, hicri seneye göredir. Baldızla evlenmek Sual: Bir kimsenin hanımı ölse veya boşansa, baldız ile evlenebilir mi? CEVAP: Evet, evlenebilir, toplumda evlenenler de vardır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Türkçe Kur'an yazılamaz mı?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İnciller, bütün dillere çevrilirken niçin Kur'an Arapça öğretilir ve ibadetlerde Arapça okunur? Her Türk'ün okuyabileceği Türkçe bir Kur'an yazmak günah mıdır? CEVAP: Kur'an-ı kerimi, dili Arapça olanlar bile tam anlayamaz. Hatta ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an, Allah'ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) [İbni Mace] Yusuf suresinin, (Biz Kur'anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor: Biz Kur'anı herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en âhenkli olan Arap dili ile indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, etkili sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görürsünüz. Ey Araplar, Kur'an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemediğini, insan sözü olmadığını, ilahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız. Demek ki âyetteki 'anlamak' bunun 'ilahi kelam olduğunu anlamak'tır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur'anı insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44) Bugüne kadar gelen bütün edebiyatçılar, Kur'an-ı kerimin nazmına ve manasına, aciz ve hayran kaldılar. Bir âyetin benzerini söyleyemediler. İcazı ve belagatı, insan sözüne benzemiyor. Bir kelime çıkarılsa veya eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur'anda bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali: (De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydavi] Kur'an-ı kerim çok vecizdir. Çok kısa bir cümle içinde, bir başka dile tek cümle ile aktarılamayacak kadar çok manalar bulunması özelliğinden dolayı, asırlardır yüzlerce meal ve tefsir yazılmış, hâlâ yazılmaya devam edilmektedir. Bugün Türkçe yazılmış yetmişe yakın meal vardır. Bunların hiçbirinin, Kur'anın orijinal metninin taşıdığı ilahi, mucizevi, edebi niteliği taşıması, mümkün değildir. Kur'an âyetlerindeki cümle ve kelimelerin birden çok manaya gelmesinden dolayı, mealler birbirini tutmuyor. Bunun için bazı müellifler, parantez içinde açıklama getirmektedir. Ama yine de tatminkâr olmaktan uzaktır. Kur'anın diğer kitaplardan önemli bir farkı da, onun bir edebiyat mucizesi olmasıdır. Hatta, şiirde ve edebiyatta zirveye çıkan Mekkeli müşrikler, bu yüzden Kur'ana nazım dediler. Bu vasıftaki Kur'anın edebi kıymeti kaybolmadan hiçbir dile tercümesi mümkün değildir. Bunun için bizzat Kur'an-ı kerim meydan okuyor: (Kulumuza [Resule] indirdiğimizden [Allah'tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğru iseniz, Allah'tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sure meydana getirin! Bunu yapamazsınız, asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23, 24] (De ki: Bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] Müşrikler, mucize isteyince de buyuruldu ki: (Kur'an gibi [eşsiz] bir kitabı sana indirmemiz, [mucize olarak] yetmez mi?) [Ankebut 51] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekat vermek için bir arkadaşa gittim. 100 lira zekat verecektim. O arkadaşa, Elindeki bir altını bana 100 liraya satarsan, bu altını zekat olarak vereceğim dedim. O da, Tam İlmihal'de okudum, ucuza satmak gaben-i fahişe girer, 120 liradan aşağı satılması caiz olmaz dedi. 100 liraya satsa idi bir mahzuru olur muydu? CEVAP: Hiç mahzuru olmazdı. İnsan malını istediği fiyata satabilir. 50 liraya, hatta 1000 liraya da satabilir. Hatta bedava bile verir. Bunun dinen bir mahzuru yoktur. Eğer siz altınlar 100 liraya düştü bu altını bana 100 liraya sat deseydiniz, o da bilmediği için satsaydı, çok aldanma olduğu için alış verişi bozma hakkına sahip olurdu. Ama bozmasa da bir şey gerekmezdi. Zekat için gelen parayı geri çevirmesi yanlış olmuştur. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye'de diyor ki: Sarraflıkta piyasadaki fiyatların en yükseğinden, % 2.5 ve daha fazlası kadar yüksek fiyatla satın alarak aldanmaya gaben-i fahiş=çok aldanmak denir. Bu miktar, hayvandan başka menkul mallar için % 5, hayvan için % 10, bina için % 20 dir. Bu miktarlardan az olan aldanmaya, gaben-i yesir=az aldanmak denir. Satıcı, bu mala, şu kadar lira veren oldu diyerek satsa, piyasadaki en yüksek değerinden çok aldanma kadar fazla olduğu ve başkasının, o kadar lira vermediği anlaşılsa, müşteri alışverişi bozabilir. [Dikkat edilirse bozabilir deniyor, bozması gerekir denmiyor. Üstelik, kendi rızası ile çok ucuza satmanın hiçbir mahzuru yoktur.] Satıcı yalan söylemeden, fahiş fiyatla satsa, aldanan müşteri alışverişi bozamaz. Çünkü herkes malını, dilediği fiyatla satabilir. İslamiyet'te kâr haddi diye bir şey yoktur. Yalan söylenerek, az aldatılan kimse, alışverişi bozamaz. İslam Ahlakı kitabında da, (Bir kimseye bir şeyi kaça aldın deseler, beş liraya dese, halbuki on liraya almış olsa, yalan söylemiş olmaz) deniyor. Buradaki hususiyet, o kimseye ucuz satmak için böyle söylemesi caiz olan yalana girmektedir. Mesela 20 liraya aldığı bir malı, 4 liraya aldım, 1 lira kâr ile sana 5 liraya satarım dese caiz olan yalana girer. Çünkü adamı aldatma yoktur. Belki o fakirdir, onu sevindirmek için böyle yapmıştır. Herkes malını çok ucuza satabilir. Sıkışık durumda olanlara, yiyecek içecek, giyecek ve barınacak şeyler için fahiş fiyatla mal satmak haramdır. Nafakasını temin etmek için, herhangi bir şeyini satmak zorunda kalan fakirin sattığını, gaben-i fahişle ucuz almak da haramdır. (Bey ve şira risalesi) Namazda yer değiştirmek Sual: Sünneti ayrı yerde, farzı ayrı yerde ve son sünneti ayrı yerde kılmak, daha fazla sevab mı olur? CEVAP: Evet, farklı yerlerde kılmak müstehabdır. Namaz kılınan yer, şahitlik edecektir. Bunun için, değişik yerlerde namaz kılmak, daha sevabdır. Farz kıldığı yerden biraz solda veya arkada kılmak daha iyidir. (Şir'a) İmamın, farz kıldığı yerde, son sünneti kılması mekruhtur. Cemaatin kılması mekruh değil ise de, başka yerde kılmaları müstehabdır. Son sünneti başka yerde, hatta yolda kimseyle konuşmayacaksa, evde kılmak daha iyidir. (İmdad-ül fettah) Cami kalabalık olunca, farzdan sonra aynı yerde son sünneti kılmak zorunda kalan, müstehab işlemek için yanındakini rahatsız ederek onu kendi yerine çekip, kendisi onun yerine geçmemelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinimizde, kâr haddi var mıdır? CEVAP: Dinimizde, kâr haddi [sınırı] yoktur. Fakat, ihtikâr ve fahiş fiyat yasaklanmıştır. Medine'de pahalılık oldu. Fiyatlar yükseldiği için, kâr haddi koyması istenildiğinde, Peygamber efendimiz, (Fiyatları koyan Allahü teâlâdır. Rızkı genişleten, daraltan, gönderen yalnız Odur. Ben Allahü teâlâdan bereket isterim) buyurdu. Başka bir hadis-i şerifte ise, (Kâr haddi koymayın, fiyat koyan Allahü teâlâdır) buyuruldu. Karaborsacılar, fırsatçılar tarafından [mallar saklanarak] fiyatlar yükseltilip millete zarar ve zulüm haline gelirse, ilgililerle istişare edilerek uygun bir narh, kâr haddi konması caiz olur. (Redd-ül-Muhtar) Peygamber efendimiz, (Müslümanların, şehre mal getiren köylüleri karşılayıp, piyasaya fiyatını gizleyerek, ucuz satın almalarını) yasakladı. Köylü, böyle bir satıştan vazgeçebilir. Piyasayı bilmeyenlere yüksek fiyatla mal satmak da, haramdır. Hatta, acemi olup, ucuz satan veya pahalı alan ile alışveriş etmemelidir. Bunlarla alışveriş yaparken, piyasadaki fiyatı gizlemek günahtır. Satılan şeyin aybını, kusurunu gizleyerek aldatmak haram olduğu gibi, alınan malın kıymetini gizleyerek aldatmak da, faiz olur. Mesela, bir kimse, sattığı malın kıymetini bilmiyor. On liralık malı, beş liraya satıyor. Ona, (Bu mal, her yerde 4 lira eder) diyerek kandırmak haramdır. İnsanlar, Müslüman ahlakına uyarsa, ne kandıran, ne kandırılan olur. Mallara narh koymaya lüzum kalmaz. Arz ve talebe göre, mallar kıymetlenir veya ucuzlar. Basra'da büyük bir tüccar vardı. İran'da bulunan adamlarından biri, buna mektup yazarak, bu sene şeker kamışının verimli olmadığını, kimse duymadan, çok şeker almasını bildirdi. Tüccar da, çok şeker satın alıp, şeker piyasadan çekilince, pahalı satarak, otuz bin dirhem kâr etti. Sonra, düşünüp (Şeker kamışlarına afet geldiğini Müslümanlardan saklamakla, onlara hıyanet ettim, bu nasıl Müslümanlıktır?) diye, otuz bin dirhemi, şekerlerini almış olduğu kimselere götürdü. Yaptığı yanlış işi anlattı. Hatasına pişman olup dürüstlük göstermesinden dolayı, hiçbiri verdiği parayı almayıp, sana helal olsun dediler. Akşam evinde düşündü ki, belki utanarak almamışlardır. Din kardeşlerime hıyanet ettim diyerek, ertesi gün tekrar götürdü. Her birine yalvararak otuz bin dirhem gümüşü taksim etti. Müşteriye doğru söylemeli, hile etmemelidir. Malda bir arıza oldu ise, haber vermelidir. Ucuz aldığı bir malın fiyatı yükselip, pahalı satıyor ise, aldığı fiyatı söyleyecekse doğru söylemelidir. Aldatarak satmak, hıyanet ve dolandırıcılık olur. Böyle hıyaneti bilmeyerek yapanlar olur. Hıyanet yapmaktan kurtulmak için, herkes, kendine yapılmasını istemediği şeyleri, başkalarına yapmamalıdır. Bir malı peşin ucuz, veresiye veya taksitle pahalı satmak caizdir. Vade farkı istemek ise caiz değildir. Vadeli satışla, vade farkı ayrı şeylerdir. (Redd-ül-Muhtar) Bir örnek verelim: 50 bin liralık malı, birkaç yıl vade ile 100 bin liraya satmak caizdir. Vadesi gelince, alıcı parayı vermese, aradan birkaç ay geçse, 105 bin lira istemek, vade farkı olur, istemek caiz olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Rızk nedir? İnsanın yediği şeyler mi, yemedikleri de dahil midir? İnsanın rızkı zamanla artıp çoğalır mı? Çalışmadan da rızk gelir mi? CEVAP: Rızkın birkaç anlamı var: 1- Rızk denince, yiyecek içecek şey anlaşılır. Çoğulu da erzaktır, rızklar demektir. İnsanlar, rızk denince bunu anlarlar. 2- Rızk, sadece yiyip içilen ve kullanılanlardır. Yiyip içilmeyen ve kullanmayan, rızk sayılmaz. Fazla kazanç, malı arttırır, ama rızkı arttırmaz. Rızk, mukadderdir. İki hadis-i şerif meali: (Hiç kimse rızkını bitirmeden ölmez.) [Hâkim] (Hiç kimse, nasibinden fazla rızka kavuşamaz. Rızkına kavuşup yemedikçe de ölmez. İstemese de, rızkı kendisine verilir.) [Hakim] 3- İnsana faydası olan maddi ve manevi her şey, rızktır. Bir âyet-i kerime meali: (Dünya hayatında onların geçimliklerini [maddi, manevi bütün rızklarını] aralarında biz taksim ettik.) [Zuhruf 32] İnsanlar, İslamiyet'i terk ettikleri için, yani Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymadıkları için ve İslam dininin gösterdiği rahat ve huzur yolundan ayrıldıkları için, dünyada bereket kalmadığı gibi, maddi ve manevi rızklar da azaldı. Bir âyet-i kerime meali: (Beni unutursanız [maddi ve manevi] rızklarınızı kısarım.) [Taha 124] Bunun için, iman rızkı, ilim rızkı, kalbin rızkı, mal rızkı, rütbe rızkı, evlat rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık ve merhamet rızkı ve daha nice rızklar azaldı. Bu rızkların hepsi, dünya yaratılmadan önce, ezelde taksim edilmiştir. Kalbin rızkı, dini ilimdir. Namaz, manevi bir rızktır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve ruhunun rızkları da bellidir. Rızk, hiç değişmez, azalıp çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yemeden, bitirmeden ölmez. Rızk, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Ama yine rızk için çalışmak, dinimizin emridir. İnsanlar beşe ayrılır İnsanlar rızkı kazanmada inanç yönünden beşe ayrılır: 1- Rızkın yalnız çalışmaktan geldiğine inanır. (Ateistler) 2- Rızkın hem Allah'tan, hem de çalışmaktan geldiğini sanır. (Müşrikler) 3- Rızkın Allah'tan geldiğini bilir ama rızkı verir mi, vermez mi, endişe içindedir. (Münafıklar) 4- Rızkın Allahü teâlâdan geldiğine inanır ama çalışırken Allah'a asi olur. (Fasıklar) 5- Rızkın Allah'tan geldiğine ve çalışmanın, sebebe yapışmak olduğuna inanır. Çalışırken, Allahü teâlâya asi olmaz, haram işlemez. (Salih müminler) Hak teâlâ buyurdu ki: (Ya Musa, bir kimse kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerimin şükrünü eda etmiş olur. Eğer rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ. Gazali] -------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekatın önemi nedir? CEVAP: Bir günlük yiyeceği olanın, zekat veya sadaka istemesi haramdır. Fakat istemeden verilen sadakayı, zekatı alması caizdir. Muhtaç olmayan fakirin, verilen zekat veya sadakayı almaması iyi olur. Birisi zekat toplamak için vazife isteyince, Resulullah, (Seni, insanların yıkayıp attıkları kirleri toplamaya memur etmek istemem) buyurdu. (İ. Huzeyme) Zekat olarak verilen bir deveyi isteyen bir zata, (Şişman birinin, sıcakta terleyip vücudunu yıkadığı kirli su içilir mi? Zekat böyle kir gibidir) buyurdu. (İ. Malik) [Zekat istemek caiz değil ama fakirin, verilen zekatı almasında mahzur olmaz.] Zekatı muhtaçlara vermeli. Kur'an-ı kerimde, çok yerde, namaz ile zekat beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekatı verin) buyuruluyor. Hadis-i şeriflerde de, buyuruldu ki: (Allah'a ve Resulüne inanan, zekat versin!) [Taberani] (En faziletli ibadet namaz, sonra zekattır.) [Taberani] (Hastayı sadaka ile, malı zekat ile koruyun!) [Deylemi] (Malın temizlenmesi için, zekat farz kılındı.) [Hakim] (Zekat vermeyen, kıtlıklara maruz kalır.) [Taberani] (Zekat vermeyene, Allah lanet eder.) [Nesai] (Zekat vermeyen, temiz malını kirletir.) [Taberani] (Zekat vermeyen, kıyamette ateştedir.) [Taberani] (Zekat vermeyen toplum, rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Zekatı verilmeyen mal, kara veya denizde telef olur.) [Taberani] (Zekatını veren, o malın şerrinden korunur.) [Beyheki] (Zenginlerin zekatı, fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin, zekat istemesi haramdır. İstemediği halde, kendisine zekat verilirse, alması günah olmaz. Zekat, çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri de milletin içinde kırkta bir yaratmıştır.) İmam-ı Ahmed, (Zekat, karıştığı malı ifsat eder) mealindeki hadis-i şerifi, (İhtiyacı olmadığı halde, zekat olarak alınan mal, diğer malları helak eder) diye açıklamıştır. (Tergib) Resulullah efendimiz, (Zekatı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurduktan sonra şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: (Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekatını vermeyenler; iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Halbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar, o mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Al-i İmran 180] Bu acı azaplardan kurtulmak için malların zekatını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Kur'an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekatını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekatı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34,35) Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar çok olmamalı. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekat vermek, mekruhtur. On gram altın kadar borcu varsa, yüz gram altını alması mekruh olmaz. Altın ve gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyası kabul edilir. Nisap miktarı ise zekatı verilir. (Ev, araba almak için biriktirilen paranın, bana göre zekatı olmaz) diyenlere itibar edilmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekat nisabı ve zekatla ilgili konular hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Zekat nisabı, 20 miskal, yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekat nisabına malik olan kimseye, zengin denir. Zekata tabi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra, elde kalan mal, nisabı buluyorsa, kırkta biri zekat olarak fakirlere verilir. Nisaptan aşağı ise verilmez. Zekat; kârdan değil, ticaret malının veya paranın tamamından verilir. Alacaklar, nisap hesabına dahil edilir. Alacaklar tahsil edildikten sonra, zekatları verilir. Almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekatı verilir. Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar, zekat nisabına dahil edilmez. Ticaret için alınıp ticaret için saklanan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekatı verilir. Evin, arabanın, zekatı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekatını verir. Çünkü bunlar, ticaret malı olmuştur. Bir zenginin bir fakirden alacağı olsa, fakire borç senedini verip, "Sana alacağım kadar zekat vermeye niyet ettim. Sen de borcuna karşılık kabul et, böylece ödeşmiş olalım" dese, fakir de kabul etse, zengin zekatını vermiş olmaz. Çünkü zekat, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle olur. Bu zenginin zekatını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir. Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona bağışlasa, bu para zekat yerine geçmez sadaka olur. (Redd-ül-muhtar) Zekat verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altını ile Aziz lira 7.2 gr olarak kabul edilir. Yani, 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekat olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olan, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise, mekruhtur. Zekata tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir. Kadınların, altın ve gümüşten başka, diğer süs [ziynet] eşyaları zekata tabi değildir. Pırlanta, elmas gibi ziynet eşyalarının zekatı verilmez. Şafii'de, kadınların taktıkları altınların zekatı verilmez. Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekatını kendi verir. Veya, (Zekatımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parası ile zekatı verebilir. Borçlu ve fakire, hanımı zekat verebilir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekat vermesi gerekir. Borçsuz fakire, nisap miktarı veya daha çok zekat vermek mekruhtur. Zekat verirken, zekat demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekat, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir. Zekat, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kamerî aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Recep'te zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recep ayının 3'ü gelince, yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekatını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekat vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur. Hatta, gelecek birkaç yılın zekatını, önceden vermek de caizdir. Bir kimse, zekatını yanlış hesap edip, bir altın zekat vermesi gerekirken iki altın hesap etse, fakire verdikten sonra tekrar hesap etse, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekata, bu bir altını mahsup eder. Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekat verilmez. Fakir olmak şartı ile kardeşe, geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekat verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekat vermek, daha çok sevab olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Berat gecesi ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Yani, 14 Şaban'ın bittiği günün gecesi ki, bu yıl, pazartesiyi salıya bağlayan gece, yani bu gecedir. Berat gecesinin günü, 28 Ağustos'tur. Oruç tutmak isteyen, salı günü tutmalıdır. Bünyesi zayıf olanın, Şaban'ın 15'inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir. Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban'ın tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari] Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman, Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de, amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai] Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban'da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ. Asakir] (Şaban'ın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: "Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa istesin, vereyim." Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] (Cebrail aleyhisselam gelip, "Kalk namaz kıl ve dua et! Bu gece Şaban'ın 15. gecesidir" dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.) [Taberani] (Müşahin, bid'at ehli demektir.) (Salih akrabayı terk eden, ana babaya asi olan da, bu gece affa kavuşamaz.) [Beyheki] İçki içmek, cimrilik, kin gütmek, ana babaya isyan gibi günahları işleyen, kâfir olmaz. İmanı düzgün ise, günahlarının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Sevabları günahlarından daha çok ise Cehenneme girmeden de Cennete gider. Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir. Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakıyyen) duasını çok okurdu. Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye] Tefsirlerde, Kur'an-ı kerimin, Levh-il-mahfuza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali: (Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu [Kur'anı] mübarek bir gecede indirdik.) [Duhan 2] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, Kur'an-ı kerimdeki fi-sebilillah kelimesini, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dahil diyerek, dernekten partiye kadar her kuruluşa zekat verileceğini söylüyorlar. Bu doğru mudur? CEVAP: Kur'an-ı kerimde zekat verileceği bildirilen 8 sınıftan birisi de fi-sebilillah, yani "Allah yolundakiler"dir. Bu sınıfa girenler: 1- Fi-sebilillahtan murad, fakir askerlerdir. (Nur-ül izah) 2- Fi-sebilillahtan murad, cihad ve hac yolundaki muhtaçlardır. (Redd-ül-muhtar) 3- İmam-ı Ebu Yusuf'a göre, savaşa gidemeyen fakirler, imam-ı Muhammed'e göre de hac yolundaki fakirlerdir. (Dürer) 4- Gaza veya hac için çıkıp da, nafakası tükenenlerdir. (Tahtavi) 5- Üç mezhebe göre, gazi ve askerlerdir. Hanbeli'ye göre, hac yolundakiler de dahildir. (Mizan) 6- Gaziler olduğunda dört mezhepte ittifak vardır. (M. Erbea) 7- Zahid-ül Kevseri hazretleri, Makalat kitabında, (Hayır kurumlarına zekat verilmesi caiz değildir. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlara zekat verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hasıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmayı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki, bugün bir din adamı çıksa, kurumlara zekat verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için, fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez.] İbni Abidin hazretleri, Bedayi'de, fi-sebilillah kelimesinin bütün kurbetler, yani Allah için olan bütün işler olarak açıklandığını bildirmekte ve Nehr kitabından alarak, (Âlimler, zekat toplayanlardan başka, bütün sınıflara fakirlik şartı ile zekat verileceğinde ittifak etmişlerdir) buyurmakta, ayrıca, (Mescit, köprü, yol yaptırmak, hac ve cihad etmek gibi temlik sayılmayan yerlere zekat verilmez) hükmünü Zeylai'den naklen bildirmektedir. [Temlik, zekatı fakirin eline vermektir.] Bedayi'de, fi-sebilillah kelimesi ile, Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Mesela zengin de olsa, din ilmi talebesine zekat verilir. Dürr-ül muhtar'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekat alabilirler. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın, 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekat vermek caizdir) buyuruldu. Durum böyle iken, çeşitli kurumlar, zekat fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar, yahut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki vesikalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekat yerine geçmez. Dinden haberi olmayan bazı kimseler de, kitaptan değil de, kendi aklını ölçü alarak, (Zekattan gaye, fakirin istifadesidir. Her ne şekilde olursa olsun fakire yardım edilirse, zekat yerine geçer) diyorlar. Bu çok yanlıştır. Zekat fonundan fakire yardım etmekle, fona yatan para zekat yerine geçmez. Mesela, (Oruç tutmaktan maksat, aç kalmaktır. Ha Ramazan ayında aç kalınmış, ha Recebde aç kalınmış fark etmez) denilemez. (Kurbandan maksat, bir hayvan boğazlamaktır) denilerek bu hayvanı istenildiği zaman kesmek, kurban olmaz. Kurban vasfı olan bir hayvanı, Kurban Bayramında kesmek gerekir. Zekatı da, dinimizin emrettiği şekilde vermek gerekir. Ülkemizde, dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur'an kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Buraları desteklemek gerekir. Bunun için bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekalet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekalet verirken, (Benim adıma zekat almaya ve aldığın zekatı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece, (Seni umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. Vekil de, aldığı zekatı, talebelerin ihtiyaçlarına, kurumun başka ihtiyaçlarına sarf edebilir. Böylece hem dine uygun zekat verilmiş, hem de istenilen hayır kurumuna yardım edilmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, para paradır, kâğıt para ile niye zekat verilmez ki diyorlar. Dinimizin bu husustaki hükmü nedir? CEVAP: Günümüzde herkes, dinden bahseder, aklına göre fetvalar verir. Niye böyle olmasın ki, bence bal gibi olur diyorlar. Allah ne emrediyor, Peygamberimiz ne buyuruyor, din kitaplarımız ne yazıyor demiyorlar. Akla göre ölçü olsa, akıl sayısı kadar din olur. Onun için, dinde nakil esastır. Şimdi bu konudaki muteber din kitaplarındaki ifadelere bakalım: Zekat olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır, başka mal, çek, senet veya paralar anlaşılmaz. Çünkü, eşyanın kıymeti altın ve gümüş ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer) Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca, zekat olarak, bu fülusun değerlerinin kırkta birini, gümüş olarak vermek gerekir. (Miftah-üs-seade) Bakır paranın zekatı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri buyurdu ki: Toprak sahiplerinden uşur ve zekat olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [kâğıt para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı para ise de, altın değil, bakır paradır. (Redd-ül-muhtar) Altın ve gümüş olmayan, tedavüldeki para ile zekat verilmez. Zekat, ya altın veya gümüş, yahut ticareti yapılan maldan verilir. İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki: Bir zengin, yemek satın alıp fakire yedirse, zekat vermiş olmaz. (Zahire) Zekat olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz [ticaret malı] vermek sahihtir. Elbise tüccarı, ya ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi) Zekat olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekatı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa, değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye) Niye dişi deve verilmesi gerektiğini bilemeyiz. Deveye binilir, eti yenir, yük taşır. Dişi devenin erkek deveden farkı var, süt verir, yavru doğurur. Fakat dişi deve, erkek deve olmadan yavru doğuramaz. Buna rağmen, dinimiz erkek deveyi zekat olarak vermeyi caiz görmemektedir. Bir bakkal, dükkanında sattığı mallardan zekat verebilir, konfeksiyon malından zekat veremez. Bir konfeksiyoncu da, ceket pantolon gibi sattığı mallardan zekat verebilir, pirinç, yağ gibi, bakkalın sattığı mallardan zekat veremez. Bir eczacı ancak, sattığı ilaçları zekat olarak verebilir. Yahut altın olarak verir. Konfeksiyon veya bakkal malzemeleri veremez. Halıcı veya mobilyacı, ancak ticaretini yaptığı, sattığı malları zekat olarak verebilir. Halıcı mobilya, mobilyacı halı veremez. Bazıları, (Fakire ne versen alır, yeter ki ver, fakir razı olur) diyorlar. Evet fakir razı olur. Fakat fakirin rızası önemli değildir, önemli olan Allah'ın rızasıdır. Kumarda da, faizde de, zinada da tarafların rızası vardır. Ama Allah'ın rızası yoktur. Önemli olan Allah'ın emridir. Niye, niçin demeden, kitaplarda ne yazıyorsa ona uymak gerekir. Aklını kullanarak, niye altın veya ticareti yapılan maldan zekat veriliyor da, başka maldan ve kağıt paradan zekat verilmiyor demeye kimsenin hakkı yoktur. ..... NOT: www.mehmetalidemirbas.com sitesindeki bütün yazıları, sesli dinleme imkânı da olacaktır. Çalışmalar aralıksız devam etmekte ve seslendirilmesi biten dosyalar siteye eklenmektedir. Eklenmiş olanlar dinlenebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Ticaret malının zekatı verilir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bakkallık yapıyorum, aynı zamanda zeytin bahçemiz de var. Zeytinlerin uşrunu dün verdim. Kalan zeytini satıp parası ile bakkaliye malzemesi alıp satıyorum. Yarın zekat günümdür. Dükkandaki malların zekatını yarın vereceğim. Uşrunu verdiğim zeytinlerden elde ettiğim paranın da uşrunu verecek miyim? Kitaplarda, uşru verilen mal satılıp paraya çevrilince veya ticaret malı olunca zekatı verilir deniyor. Zeytinlerin uşrunu dün verdim. Şimdi bir de yarın zekatını vermek yanlış değil mi? Uşru verilen bir ürün, senelerce elde kalsa zekatı verilir mi? Bu ürünü satıp paraya çevirince para nisaba dahil edilir mi? CEVAP: Ticaret bir iştir, yalnız niyet ile olmaz. Başlamak da lazımdır. Ticareti terk etmek ise, yalnız niyet ile olur. Altın ve gümüş eşya ve kağıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekat malı olurlar. (Tam İlmihal) Siz o parayı ticarette kullanıyorsunuz, zekatını da vermeniz gerekir. Zaten paraya çevrilince ticaret malı oluyor. Nisabı bulmuşsa zekatını vermek gerekiyor. Uşru verilen mal, satılıp paraya dönünce, zekat malı yani ticaret malı oluyor. Malın vasfı değişiyor. Vasfı değişmeseydi, yıllarca kalsa zeytinin tekrar uşru verilmezdi. Ticaret malı olmadığı için zekatı da olmazdı. Ama şimdi vasfı değişti, zekata tâbi oldu. Kâfire namaz, zekat, oruç gibi hiçbir ibadet farz değildir. Kâfir Müslüman olunca iş değişir, namaz, oruç farz olur. Nisabı buluyorsa, zekat vermek de farz olur. Çünkü, kâfirin inancı değişti. Tersi de olabilir. Müslüman, herhangi bir sebeple kâfir olabilir. Artık, ona hiçbir ibadet farz olmaz. Çünkü eski özelliğini kaybetti. Yabancı bir kız, yabancı erkeğe haramdır. Nikâh yapılınca helali olur. Çünkü konumu değişti. Tersi de olur. Yani, karı koca nikâhlı iken, boşandıkları an, yabancı olurlar. Yine konumu değişmiş oldu. İmam Fatiha okuyunca cemaatin âmin demesi sünnettir. İmamın sesi mikrofona verilince sesin özelliği değişiyor, hoparlörden gelen sese âmin diyenlerin namazı bozuluyor. Mikrofon, ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüyor, Hoparlör de, elektrik enerjisini ses enerjisine dönüştürüyor. Mikrofona, mikrofondan da, hoparlöre verilen ses, tıpatıp sahibine benzese de, farklı bir sestir. Meydana gelen yeni ses, konuşanın kendi sesi değildir. Elektrik tesiri ile hasıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği, demir levhanın husule getirdiği başka bir sestir. İşte, başka bir sese âmin diyen cemaatin namazı bozulmuş oluyor. Şarap haramdır, sirke haline dönüşürse helal olur. Çünkü vasfı değişip başka bir madde halini almıştır. Domuz yağı sabun olursa, temiz olur, kullanılması caiz olur, çünkü vasıf değişerek ayrı bir madde haline geldi. Netice: Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, tekrar uşru da, zekatı da verilmez. Ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya çevrilirse, zekat malı olur. Bir gün sonra da, zekat günü gelse, zekatını vermek gerekir. Zekatın affolması Sual: Zekat verme günü gelip de zekatını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimsenin zekat vermesi affolur mu? CEVAP: Malı kendi telef ederse, zekat borcu affolmaz, para kendiliğinden telef olursa zekat affolur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekat af olmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekat affolmaz, zekatını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekat vermek gerekmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hayat sigortası yaptırdım. Her yıl belli miktar parayı yatırıyorum. 20 yıl sonra toplu olarak ödeme yapacaklar veya toplu ödeme istemezsem aylık olarak maaş gibi ödeyecekler. Burada biriken para, toplu olarak alınınca, geçen 20 yılın tek tek zekatı hesaplanarak mı verilecek, yoksa 20 yıl sonra ele geçen paranın o zamanki zekatı mı verilecek? Eşim ve çocuklar için de hayat sigortası yaptırdım. Onların durumu nasıl? ?CEVAP: Sigorta paraları ve tasarruf bonoları, zekat hesabına katılmaz. Senelerce sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o yılın zekat hesabına katılır. Satış karşılığı alınan bonolar, hisse ve tahvil senetleri, her yıl zekat hesabına katılır. (S. Ebediyye) Eş ve çocuklarınızın durumu da aynıdır. Ancak, hanım ve çocuklar için yatırdığınız para onların ise, yani onların parasından vermişseniz veya onlara hediye etmiş iseniz, zekatlarını onlar verecek, sizin ise siz vereceksiniz. Sigortanın onların adına olmasının önemi yoktur. Nisabın helak olması Sual: Nisabın helak olması ne demektir? CEVAP: Sıfırlanması demektir. Sıfır veya sıfırın altına düşerse helak olmuş olur. Sıfırlanma demek ise, mevcut parası altını vs. hiç olmamak veya borçlu duruma düşmek demektir. Nisabın sıfırlanması Sual: Nisaba malik olma tarihini kaydettik, mesela miktar 250 gr altın ve tarih 1 Ramazan 1425. Bir yıl içerisinde bu nisap 50'ye düştü, sıfırlandı, 500'e çıktı, 1 Ramazan 1426 olunca elimizdeki 100 gr altının zekatını verecek miyiz? Elimizde 50 gr altın kalsa ne yaparız? CEVAP: Nisap sene içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün, yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra nisaba malikse zekat verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan 50 gr varsa, sene sonu diğer paraları ile birlikte nisaba malikse zekatını verir, yani sene içindeki, sıfırlanma hariç, diğer dalgalanmalara itibar edilmez. Zekat verirken Sual: 70 lira zekat vermem gerekiyordu. Bir fakire 140 lira değerinde bir altın verdim. Sonra bu altını bana 70 liraya satar mısın dedim, sattı. Zekatım sahih oldu mu? CEVAP: Altını fakire vermekle zekatınız sahih oldu. Ama 140 lira değerindeki altını, ondan 70 liraya satın almak mekruh olur. Fakir, bana zekat verdi diye utancından ucuza satmıştır. Böyle yapmak yanlış olur. Durumu olduğu gibi fakire bildirip, mekruh işlemekten kurtulmak gerekirdi. Yani, benim 70 lira zekat vermem gerekiyor. Ancak elimde 70 lira değerinde altın yok. 140 lira değerinde var. Size bu altının yarısını zekat olarak verdim demek gerekirdi. Sonra o altının yarısını bana 70 liraya satar mısın denirdi. Satarsa altının yarısı zaten sizindi, diğer yarısını da rayiç fiyattan almış olurdunuz. Zenginin ailesine zekat Sual: Bir kimse, zengin birisinin fakir çocuğuna veya fakir hanımına yahut zenginin fakir babasına zekat verebilir mi? CEVAP: Bir kimse, zekatını zenginin küçük oğluna veremez, ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına, fakir iseler zekat verebilir. (S. Ebediyye) Burada büyük demek, akıl baliğ olmuş demektir. Küçük ise, henüz akıl baliğ olmamış demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
31.08.2007
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zengin de olsa, her çeşit öğrenciye zekât verilebileceği söyleniyor. Zekât, fakirin hakkı değil mi? Zengine nasıl verilir? Öğrenci olmanın ayrıcalığı nedir? CEVAP: Her çeşit öğrenciye zekât verilmez. Müslüman ve fakir olma şartı aranır. Fakir olmayan öğrencilerden sadece biri istisnadır. O da, din ilmini öğrenen ve öğretenlerdir. Din kitaplarında şöyle bildiriliyor: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. (Dürr-ül-muhtar) İbni Abidin hazretleri, Dürr-ül-muhtarın bu ifadesini açıklarken buyuruyor ki: Cami-ul-fetava'da bildirilen hadisi şerifte, (İlim öğrenmekte olanın kırk yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte de, şu zenginlerin de zekât alabileceği bildirilmiştir: Allah yolunda cihad eden, borçlu ve borcunu ödeyemeyen zengin, kendi memleketinde zengin olduğu halde, bulunduğu yerde parasız kalan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan Müslümanlar. (Ebu Davud) Araştırarak zekât verince Sual: Bazı kimselere, (Zekât vereceğim, tanıdığınız fakir kimse var mı?) diye sordum. Onlar da, (Şurada bir fakir var, ona verebilirsin) dediler. Zekâtımı verdim. Daha sonra, zekât verdiğim kişinin Müslüman olmadığını öğrendim. Zekâtım sahih oldu mu? Yeniden mi vermem gerekir? CEVAP: Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi soruşturup araştırarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa, zararı olmaz. Yani, zekâtınız sahihtir. Araştırarak verdiğiniz için, yeniden vermek gerekmez. Uşrun zekâtı da olur mu? Sual: Uşru verilen mahsul, birkaç yıl saklansa günah olur mu? Satılsa parasının zekâtı verilir mi? CEVAP: Uşru verilen mahsul birkaç yıl saklansa da günah olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Zekâtı verilen mal kenz değildir.) [Ebu Davud, Taberani, Hâkim, Hatib, Münavi] Kenz; biriktirilmiş, istif edilmiş, stok edilen mal demektir. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Ticaret malının zekâtı verilir. Uşur verilmesi gereken topraklardan hâsıl olan ve miras olarak ele geçen veya hediye gibi kabul edince mülk olan şeylerde, ticarete niyet edilse de, bunlar ticaret malı olmaz. Çünkü ticaret niyeti, alışverişte olur. Mesela, uşrunu veren veya mirastan eline uruz [herhangi bir mal] geçen kimse, satmak niyeti ile saklasa, nisap miktarından fazla olsa ve bir yıldan fazla kalsa, zekâtlarını vermek gerekmez. (Redd-ül Muhtar) Bunları satınca veya kiraya verince, ele geçen mal ticaret malı olur. Zekât gününde nisaba dâhil edilir. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar. Fakir akrabayı tercih Sual: Akrabaya sadaka, zekât vermek çok sevab deniyor. Ama benim akrabalarım fasık, verdiğim para ile gidip içki içecektir. Buna da, zekât ve sadaka vermem gerekir mi? Yoksa salihleri mi tercih etmeliyim? CEVAP: Salih akrabaları tercih etmek gerekir. Çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya, vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani, zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. Salih akraba yok ise, fasık akrabayı değil, başka salihleri tercih etmeli. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
01.09.2007Salebe'nin zekâtı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şevahid-ün nübüvve kitabından okudum. Şöyle deniyor: Allahü teâlâ Salebe hakkında, (Onlardan kimi de, "Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekâtını vereceğiz, gerçekten salihlerden olacağız" diyerek Allah'a kesin söz vermişti. Ne zaman ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı) buyurdu. Salebe'nin kabilesi bunu işitince, Salebe'ye haber verip, (Helak oldun. Allahü teâlâ senin hakkında âyet gönderdi) dediler. Salebe, Resulullahın huzuruna gelip, (İşte malımın zekâtı kabul eyle) dedi. Resulullah, (Allahü teâlâ senin zekâtını kabul etmekten beni men etti) buyurdu. Salebe ağladı ve saçını başını yoldu. Resulullah, (Sen kendi kendine ettin! Sana söyledim, sözümü dinlemedin) buyurdu ve onun zekâtını almadı. Resulullah vefat ettikten sonra, Salebe zekâtını hazret-i Ebu Bekir'e getirdi. Ya Emir-el müminin, zekâtımı kabul eyle, dedi. Hazret-i Ebu Bekir, (Ben Resulullahın kabul etmediğini nasıl kabul edebilirim) buyurdu. Daha sonra Hazret-i Ömer'in halifeliği zamanında zekâtını ona da getirdi. O da kabul etmedi. Fakat Hazret-i Osman'ın halifeliği sırasında o kabul etti. Burada iki sualim var: 1- Salebe sahabeden değil miydi? Normal bir Müslüman bile zekât verdiği halde, sahabeden olan zat nasıl zekât vermez ki? Sonra tevbe ediyor, Allah zekâtını niye kabul etmiyor? 2- Hazret-i Osman, Resulullahın almadığı zekâtı niye kabul etti? CEVAP: 1- Salebe sahabeden değil, münafık idi. Allahü teâlâ onun münafık olduğunu, tevbe de etmeyeceğini bildiği için zekâtını kabul etmedi. Halk arasında ayıplanmamak için, münafıklığının meydana çıkmaması için, zekâtını vermek istedi. Allahü teâlâ da, Müslümanların bu oyuna gelmemesi için zekâtını kabul etmedi. Tevbe suresinin 76. âyetinin sonunda, (hüm mu'ridûn) buyuruluyor. Tefsirlerde, onlar yan çizenlerdendi, sağa sola yalpalayanlardandı, döneklerdendi, sözünde durmayanlardandı, itiraz edenlerdendi gibi manalar verilmiştir. Bundan sonraki iki âyetin meali: (Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu, kıyamete kadar kalblerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi.) [Tevbe 77] (Hâlâ, o münafıklar bilmez mi ki, Allah, onların gizledikleri sırları da bilir, fısıltılarını da.) [Tevbe 78] 2- Müslümanlara önemli bir örnek olması için, Resulullahın kabul etmediğini Hazret-i Ebu Bekir de kabul etmedi. Hazret-i Ömer ise, her hususta kayıtsız şartsız hazret-i Ebu Bekir'e tâbi olduğu için, o da onun zekâtını kabul etmedi. Böylece münafıkların zekâtlarının kabul edilmeyeceği iyice sabit oldu. Hazret-i Osman'ın zekâtı alıp almaması, artık fark etmiyordu. Bir kâfirin verdiğini almanın dinen bir mahzuru olmadığı için, zekât olarak değil, bir bağış olarak kabul etti. Bu da, kâfirlerin verdiği hediyeleri kabul etmenin mahzurlu olmadığını göstermektedir. Borçlunun hayrı Sual: Zekâtını vermeyen ve imkânı var iken borçlarını ödemeyenin, yaptığı hayır hasenata sevab verilir mi? Duası kabul olur mu? CEVAP: Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasp etmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun bütün hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
02.09.2007Ramazan ayı çok şereflidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayı yaklaşmaktadır. Bu ayın önemi nedir? CEVAP: Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlara verilen sevab gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin, günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin, bütün senesi günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur'an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi. İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de, zaten bu demektir. Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir. Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman, affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda, Onun şanına yakışacak kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai] (Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari] (Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi] (Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Ramazan ayında, ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevabdır.) [İbni Ebiddünya] (Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi] (Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, "Ben oruçluyum" deyin!) [Buhari] Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak, büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
03.09.2007"İstihsanen caiz"
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Fıkıh kitaplarında, istihsanen caiz ifadesi geçiyor. Bu ne demektir? CEVAP: İstihsan, bir şeyi güzel görmek demektir. Istılahta, açık olan hükmü değil de, tesir bakımından daha kuvvetli olan, insanların işine yarayacak faydalı yönünü bulup çıkarmayı esas alan ictihad şeklidir. Birkaç örnek verelim: 1- Bir kimse, başkasının fitresini veremez. Herkes, fitresini kendisi verir. Kaide budur. Ama bir kimse, karısı ile büyük çocuğunun izinleri olmadan fitrelerini verirse, bu istihsanen caizdir. Hatta karısı ve çocuğu diye kayıtlamadan, aile efradı arasında bulunanların emri olmadan fitrelerini verse, istihsanen caizdir. Çünkü zaten onların nafakalarını veriyor, fitrelerini de vermesi yadırganmaz. (Redd-ül-muhtar) 2- Nafile namazlarda, her iki rekatta bir oturulur. Fakat, yanılarak ilk oturuşu terk ederse, secde-i sehiv yaparak namazına devam etmesi istihsanen caiz görülmüştür. (Hulasa) 3- Cenazeyi yıkamak farzdır. Yıkanmadan cenaze namazı kılınmaz. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır. Eğer cenaze defnedildikten sonra, haber verseler, artık cenaze kabirden çıkarılmaz. Kabir üzerine namaz kılmak, artık istihsanen caizdir. Yıkama imkanı kalmamıştır. Yıkama farzı sakıt olmuştur. (Cevhere) 4- Düşmanı güçlendirici bir şey satmak, caiz değildir. Mesela, top tüfek gibi savaş aletlerini satmak haramdır. Ama gıda maddelerini ve elbise satmak, istihsanen caizdir. (Dürr-ül muhtar) 5- Bir kimse borçlusundaki alacağını alarak, o miktarı sadaka olarak vermesi için birisini vekil etse, o da borçludan almak üzere kendi malından o kadar lira tasadduk etse, istihsanen caizdir. (Münteka) Prostat ameliyatı Sual: Prostat ameliyatı oldum. Sperm torbacıklarımı aldıkları için testislerde sperm birikemiyor. Eşimle beraber olduğum zaman sperm gelmiyor. Rüyada ihtilam oluyorum, ama dışarı bir akıntı çıkmıyor. Bazen herhangi bir sebep olmadan idrarda koyu bir akıntı görüyorum, acaba sperm mi diye merak ediyorum. Cünüp oluyor muyum, gusletmem gerekiyor mu? CEVAP: Cima edince, sperm gelmese de, yine gusül gerekir. Rüyada ihtilam olunca dışarı bir akıntı çıkmamışsa, gusül gerekmez. Gusül için, meninin şehvetle dışarı çıkması gerekir. Meni, herhangi bir sebeple şehvetsiz çıksa Hanefi'de gusül gerekmez. İdrarda görülen prostat sıvısı olabilir. Tahlil ettirmek iyi olur. Meni bile olsa, şehvetsiz gelince guslü gerektirmez. Eğer şehvetle yerinden kopup, daha sonra şehvetsiz olarak çıksa, gusül gerekir. Cumartesi günü oruç tutmak Sual: Ramazan haricinde, tek başına cumartesi günü, kaza, adak ve nafile gibi her çeşit oruç tutmak mekruh mudur? CEVAP: Evet. Cuma günü oruç tutmak Sual: Yalnız cuma günü oruç tutmak, İmam-ı a'zama göre müstehab, İmam-ı Ebu Yusuf'a göre mekruhtur. Bu durumda ne yapmak gerekir? CEVAP: Cuma günü, mecbur kalmadıkça tutmamak gerekir. Çünkü, bazı âlimlerce sünnet, bazı âlimlerce mekruh denilen bir işi, yapmamak lazımdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
04.09.2007Ramazan ayının üstünlüğü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayının fazileti nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Ramazan ayı gelince, "Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek" denir.) [Nesai] (Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani] (Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi] (Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani] (Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym] (Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur] (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya] (İslam, Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim] (Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani] Resulullah Efendimizin Rüyası Peygamber efendimiz anlatır: Rüyamda acayip şeyler gördüm. Ümmetimden birini azap melekleri yakalamıştı. Aldığı abdestler gelip, onu içindeki zor durumdan kurtardı. Birini gördüm, kabri onu sıkıyordu. Kıldığı namazlar gelip, onu kabir azabından kurtardı. Birine şeytanlar musallat olmuştu. Ettiği zikirler gelip, şeytandan onu kurtardı.Birinin de susuzluktan dili çıkmıştı. Tuttuğu Ramazan orucu gelip, susuzluğunu giderdi. Birini zulmet sarmıştı. Yaptığı hac gelip karanlıktan çıkardı. Birine ölüm meleği gelmişti. Ana babasına yaptığı iyilikler gelip, ölümüne engel oldu, geciktirdi. Birini Müslümanlarla konuşturmuyorlardı. Sıla-i rahim gelip, ona şefaat etti, onlarla konuştu. Peygamberinin yanına gitmek isteyene engel oluyorlardı. Aldığı gusül, onu alıp yanıma getirdi. Ateşten korunmak isteyen birisine, sadakası gelip ateşe perde oldu. Birini zebaniler alıp Cehenneme götürürken, yaptığı emr-i maruf ve nehy-i münker gelip kurtardı. Biri Cehennem ateşine atılmıştı. [Allah korkusu ile döktüğü] gözyaşları gelip oradan kurtardı. Birine amel defteri solundan verilirken, Allah korkusu gelip, defterini sağa aldı. Sevabları hafif gelen birine, kendinden önce ölen çocukları gelip, sevabını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında korkudan titreyen birine, Allah'a olan hüsnü zannı gelince, titremesi durdu. Sırattan zorla geçen biri, Cennete geldi. Fakat kapılar kapalıydı. Kelime-i şehadeti gelip, onu Cennete koydu. (Hakim-i Tirmizi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
05.09.2007Oruç tutmaktan maksat
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, aç ve susuz durmanın ne faydası olur ki diyorlar. Oruç tutmaktan maksat nedir? CEVAP: Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Bir hayvanı veya inanmayan bir kimseyi bir odaya hapsedip aç, susuz bırakmakla oruç tutturulmuş olmaz. Orucun, sabır, şükür, nefis terbiyesi gibi diğer ibadetlerle irtibatı vardır. Onun için hadis-i şerifte, (Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetlerin kapısı ise oruçtur) buyuruldu. (İ. Mübarek) Sinir sistemimizin vücuttaki yeri çok mühimdir. Dil sinirleri felç olan, konuşamaz. Bacaktaki sinirler felç olursa, insan yürüyemez. Sinirimizin bozulması nispetinde hayatımız, az veya çok tehlike içindedir. Siniri bozuk kimse, huzursuz olur, sabredemez. Cemiyetteki kavgaların, cinayetlerin çoğu sinirli olmaktan, sabredememekten ileri gelmektedir. (Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır) hadis-i şerifi, oruç tutanın sabırlı olduğunu bildirmektedir. (Ebu Nuaym) Böylece, orucun imandan da olduğu görülmektedir. İmanlı olan da, imanının kuvvetine göre suç ve günah işlemez. Sinirine hâkim olur. Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtı ise, açlıktır. Oruç tutarak aç kalanın arzuları kırıldığı için, sabretmesi kolay olur. Oruç tutan, aç durur. Aç durmak iyidir. Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şerifte, (Aç duranın idraki artar, zekâsı açılır) ve (Tefekkür, ibadetin yarısı; az yemek ise, tamamıdır) buyurulmuştur. (İ. Gazali) Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçmiş olur. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimağı yorgunlaşır. Zekâsı, zihni körelir. Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar.) ve (Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemi) Açlıkta arzular kırılır, nefsimiz uysallaşır, serkeşliği kalkar. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zaptetmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle azan nefsi zaptetmek de, zordur. Açlıkla terbiyesi kolaylaşır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsan kalbi tarladaki ekin, yemek ise yağmur gibidir. Fazla su ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda da kalbi öldürür.) [İ. Gazali] Her zaman tok olan, şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın halini bilmez. Çok yiyen sert ve katı kalbli olur. Hadis-i şerifte, (Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) buyuruldu. (İ. Gazali) Açlık, günah işleme arzusunu kırar, kötülük etmeye mani olur. Hadis-i şerifte, (Açlık ve susuzlukla, nefisle cihad etmek, Allah yolunda cihad gibidir) buyuruldu. (İ. Gazali) Çok yiyen, çok su içer. Çok su içen, çok uyur. Çok uyuyanın, ömrü uyku ile geçtiği için, dünya ve ahiret kazancına mani olur. Demek ki açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Fazla tokluk ahmaklığa yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hatırında tutması zor olur. Hadis-i şerifte, (Her gün bir defa yemek yenmesi itidaldir) buyuruldu. (Beyheki) İki günde üç defa yemek yemenin, normal olduğu bildirilmiştir. Hastalıkların çoğu çok yemekten ileri gelir. Hadis-i şerifte, (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır) buyuruldu. (Dare Kutni) Az yiyenin vücudu, sıhhatli olur. Hadis-i şerifte, (Oruç tutan sağlıklı olur) buyuruldu. (Taberani) Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzuları artar, harama dalar. Gayri meşru arzuları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Açlık şeytanın yolunu tıkar. Hadis-i şerifte, (Şeytan, damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın) buyuruldu. (İhya) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
06.09.2007Oruç tutmak faydalıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak vücuda zararlı diyorlar. Doğru mudur? CEVAP: Yanlıştır. Allahü teâlâ, zararlı olan bir şeyi emretmez. Tıp uzmanları diyor ki: Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları, kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir. Oruç tutan bünye, âdeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalb ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemeti artar. Karaciğer, oruçlu iken, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalb rahatlar. Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan, bazı hastalıklara, oruç tutmak iyi gelmektedir. Oruçlu iken, vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak, vücudun sıhhati için önemlidir. Zekât, malın kiridir. Zekât veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekâtını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtı ise oruçtur) buyurmuştur. (İbni Mace) Orucun faydaları çoktur. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Oruç, iç organları inceltir. Eti eritir ve Cehennem ateşinden uzaklaştırır. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hatırına, hayaline gelmeyen Allah'ın nimetleri, ancak oruç tutana nasip olur.) [Taberani] Orucun sevabı, diğer ibadetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, (Her iyiliğe, 10 mislinden 700 misline kadar sevab verilir. Fakat, oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm. Çünkü kulum, benim için şehvetini ve yeme içmesini bırakmıştır) buyuruldu. (Buhari) Her iyiliğin sevabını Allahü teâlâ verdiği halde, orucun sevabı için, (Ben veririm) buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu halde, Kâbe'ye (Beytullah) yani (Allah'ın evi) denmesi, ona şeref vermek içindir. (Oruç bana mahsustur) demekle de, ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevab verilecektir. Başkaları oruç yerken oruç tutmak, daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyince, melekler, oruçluya dua eder) buyuruldu. (Tirmizi) Herhangi bir sebeple nafile oruç tutamayan, şükretmeli; misafirlere, fakirlere yemek yedirmelidir. Hadis-i şerifte, (Şükredip yemek yediren, sabredip oruç tutan gibidir) buyuruldu. (Tirmizi) Şükredenlere çok mükâfat verilecektir. Şükür, İslamiyet'e uymak demektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Ramazanda nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlara verilen sevab gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu aya saygısızlık edenin, bu ayda günah işleyenin, bütün senesi günah işlemekle geçer) buyurmaktadır. O halde, bilhassa Ramazan ayında, günah işlemekten daha çok sakınmak gerekir. Cuma günü yapılan ibadetlere de, kat kat sevab verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır. Kıymetli günlerin değerini bilmeye çalışmalıdır.
07.09.2007Günah işleyenin orucu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Namaz kılmayan, içki içen, açık gezen veya başka günah işleyen bir kimse, boşuna oruç tutmamalı) diyorlar. Bu söz doğru mudur? CEVAP: Hayır, dine aykırıdır. Birkaç günah işleyenin, diğer günahları da yapması gerekmez. Hem oruç tutup, hem de günah işleyen kimse, oruç tutmakla hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. Fakat ahirette niçin oruç tutmadın diye hesaba çekilmez. Oruç borcunu ödemiş olur. Hatta orucun bereketiyle diğer günahlardan da kaçma imkânı olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara tevbe edip, hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle, belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de elden kaçırmamalı.) Namazın dinimizdeki yeri, oruca göre daha önemli ise de, bir kimseye namaz kılmadığı için, (oruç da tutma) denmez. Aksine, (Namaz kılamıyorsan, orucu bari terk etme) denir. Namaz kılmamakla büyük bir günaha giren kimse, oruç tutmazsa, günah miktarı daha da çok artar. Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre, bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa, o kadar iyi olur. Allah'tan korkup bir günahtan vazgeçmek, iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allah'ı anan veya Ondan korkan Müslüman, Cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi) Günah işleyen, oruç tutuyor veya zekât veriyorsa, (Aman bunları bari bırakma) demelidir. Bu ibadetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Allah'ın rahmetinden ümit kestirip, dinden nefret ettirenlere lanet olsun! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) buyurdu. (Buhari) Bir genç, Peygamber efendimize, (Şu üç günahı bırakamıyorum) dedi. O üç günah, yalan, zina ve içki idi. Resulullah efendimiz, (Bu üç günahtan yalanı, benim için bırak) buyurdu. O genç, kabul edip gitti. Daha sonra, diğer iki günahı işlemek isteyince, (Bu günahları işleyip Resulullahın karşısına çıkınca, "Ben işlemedim" desem yalan söylemiş olurum. Eğer işlediğimi söylersem, beni cezalandırır) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçip, salihlerden oldu. İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de, hayâdandır. Hayâ da, imandandır. Günah gizlenmezse, fasıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?) diyebilirler. Falancalar şunu bunu yapıyor, onlara günah değil de, bize mi günah diyebilirler. Buna sebep olmamalı. Her ne kadar bazı kimseler, (Günah işleyen, mesela namaz kılmayan kâfir olur) diyorlarsa da, günah işleyen, Müslümanlıktan çıkmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam, "Ümmetine müjde ver ki, müşrik olarak ölmeyen Cennete girer" dedi. Ben, "Zina ve hırsızlık eden de mi Cennete girer" diye üç defa sordum. Evet, zina ve hırsızlık eden de Cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de, yine sonunda Cennete girer" dedi.) [Buhari] (Ancak affa veya şefaate kavuşmazsa, bu günahların cezaları çekildikten sonra Cennete girilir.) Bu, Ehl-i sünnet itikadıdır. Günahları hafif görmek değildir. Bu inanış, insanı günaha sevk etmemeli. Her günah, kalbi karartır ve insanı küfre sürükleyip ebedi Cehennemde kalmaya sebep olabilir. Her günahtan kaçınmalı, çünkü Allah'ın gazabı, günahlar içinde saklıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlim iken, bir günah yüzünden kâfir oldu. Günah işleyen, hemen tevbe etmelidir! > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
08.09.2007Ramazanda sağlıklı beslenmek için
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanda sağlık açısından, yiyip içerken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? CEVAP: Bir doktor arkadaşımızın verdiği cevap şöyledir: Ramazan ayında, dengesiz beslenen kişilerde halsizlik, depresyon, mide ağrısı, hazımsızlık, tansiyon düşmesi gibi birçok sağlık problemi görülebiliyor. Sahura kalkmamak veya sahurda fazla miktarda yağlı besinler almak, iftarda ise, çok miktarda ve çok çeşitli yemekler, kan şekerini hızla yükselten gıdaları almak, hızlı yemek yemek ve yeteri kadar su içmemek, yanlıştır. İftar ve sahurda, ağır ve yağlı gıdalar yerine, hafif, posalı ve sebze ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Bazı tavsiyelerimiz şöyledir: 1- Besin yönünden dengeli bir iftar sofrası hazırlamaya dikkat etmeli. 2- İftarda, ilk önce hafif, az yağlı gıdalar yenmeli. Çok yemek, boş olan mideye yüklenilmesine sebep olur. Bu durumda sindirim zorlaşır, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sağlık problemleri yaşanır. Bunun için ilk oruç açıldığında hurma, peynir, domates, zeytin, kepek ekmeği gibi kahvaltılıklar veya çorba, etli sebze yemeği gibi hafif yemeklerle iftara başlanmalı, sindirime zaman tanıyarak 15-20 dakika sonra az yağlı ızgara, et yemeği, kuru baklagiller, sebze yemeği, salata, ayran, cacık gibi yemeklerle devam edilmeli. 3- Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı, glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmeli. 4- Yemekler yavaş yavaş, iyi çiğnenerek yenmeli. 5- İftarda kızartma ve yağlı gıdalar yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi usullerle pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmeli. 6- Tatlı yerine hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli. 7- İftar ile sahur arasında, 2-2.5 litre su veya sulu içecekler içilmeli. 8- Ara öğün yenecekse, meyve yemeli. 9- Çay ve kahve, demirin emilimini azalttığı için, yemekten 1-2 saat sonra içilmeli. 10- İftarda, henüz karın doymadan sigara içilmemeli. En az 20 dakika sonra içilmeli. Vücutta hücreler gıda beklerken, birden nikotin başta olmak üzere, zehir yoğunluğu ile karşı karşıya kalır. Bu durumda, kan pıhtılaşır ve kalp krizi riski artar. Oksijen taşıması gereken hücreler, bir anda zehir taşımaya başladığından, beyin hücreleri başta olmak üzere, çok sayıda hücre ölür. Vücutta ciddi anlamda zarar meydana gelir. 11- Akşamki yemekle iktifa edilmemeli, sahura mutlaka kalkılmalı, az da olsa sahurda yemek yenmeli ve hafif besinler tercih edilmeli. Çok uzun açlıklarda kan şekeri ve tansiyon düşer, boş midede asit salgısı artar. Ertesi gün ise, aç kalma süresinin uzamasıyla, metabolik hız düşer, halsizlik, baş ağrısı görülür. Bunun için geceyi ve ertesi günü aç geçirmemek için, mutlaka sahura kalkılmalı. 12- Sahurda yenilen besinlerin miktarı ve çeşidi, çok önemlidir. Sahurda yağlı ve ağır besinler, metabolizma hızı yavaş olduğundan, vücuda alınan besinlerin yağa dönüşümü daha fazla olur. Ayrıca bu tür yağlı ve ağır besinler yenip ardından yatıldığında, ciddi mide rahatsızlıkları görülebilir. Sahurda bunların yerine, daha hafif, yağ oranı düşük, günlük alınması gereken protein ihtiyacının karşılanması bakımından protein içeriği yüksek, kan şekerini hızla yükseltmeyen, karmaşık şekerlerden oluşan bir öğün tercih edilmeli. Süt, peynir, zeytin, kepekli ekmek, çorba, domates, salatalık, biber, reçel gibi kahvaltılık besinler veya süt, yulaf gevreği, meyve gibi besinlerden oluşan hafif bir öğün, en uygunudur. Günlük su ihtiyacı 2-2.5 litredir ve bütün gün su içilemeyeceğinden dolayı, sahurda bol sıvı alınmalı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
09.09.2007Hilal görülünce ramazan başlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin doğmasına, görülmesine mi itibar edilir? CEVAP: Hesaba, takvime göre hareket edilmez. Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün, doğru olarak hesapla tespit edilir. Fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayram etmeyi, hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür, hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz. Çünkü, Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneş'in ve Ay'ın hangi saatte doğup, batacaklarını, çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için, hilali aramak ve görmek gerekir. Görülünce, 29 da olabilir. Eğer görülemezse, şaban ayını 30'a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması mümkün değildir. Bir de, cahiller, ramazanın her zaman 30 gün çektiğini sanıyorlar. Hâlbuki kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün çeker. Hep 30 çekse, hicri yıl 360 gün olur. Her yıl, 10-11 gün erken gelmesinin sebebi, kameri ayların bazen 29 çekmesinden dolayıdır. Teknoloji asrındayız Sual: Teknoloji asrındayız. Güneş'in ne zaman doğup ne zaman batacağı bilindiği gibi, hilalin de, ne zaman görüleceği saniyesi saniyesine tespit edilemiyor mu? Niye her yıl bu kargaşa oluyor? CEVAP: Güneş'in ve Ay'ın, hangi saatte doğup batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten, bir dakika, bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle, bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ay'ı görmek, eğer görülemezse, şaban ayını 30'a tamamlamak gerekir. Kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, Medine'de görülmüş diyerek bir gün önce oruca başlanmasıdır. Hiçbir zaman hesaptan sonra olmuyor da, hesaptan önce görülüyor. Hâlbuki hava bulutlu idi, biz göremedik deseler, söyleyecek bir şeyimiz kalmaz. Vaktinden önce hilal görüldü demeleri çok yanlıştır, apaçık bir yalandır. Hilali gözetlemek Sual: Hilal gözetlemede dinin hükmü nasıldır? CEVAP: Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki: Şaban ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, ramazanın girişini tespit için hilal gözetlense, hilal doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, şaban otuz gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, ramazan ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için ramazanın 29'unda hilal görülmese, ramazanı otuza tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. (Meseleler) * * * NOT: www.dinimizislam.com isimli sitemizin tamamı, PDF formatında hazırlandı. Bilgisayarınıza indirip, okuyabilirsiniz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
10.09.2007Utarit hilal zannedilmiş!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Körfez ülkelerinde, niye her yıl ramazan ayına bir gün önce başlanıyor? Bugün teknik ilerlediğine göre, ramazan hilalinin görüleceği gün önceden tespit edilemiyor mu? CEVAP: Allahü teâlânın koyduğu nizamda, eksiklikler, yanlışlıklar olmaz. Güneşin ve Ayın, hangi saat ve dakikada doğup batacaklarını, çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten bir dakika, bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, saniye şaşmaz. Bu kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, falanca ülkede görülmüş diyerek, bir gün önce oruca başlanmasıdır. Hiçbir zaman, hesaptan sonra değil de, hep hesaptan önce görüldüğünü söylemek, tekniğe çok zıt olduğu gibi, dine de zıttır. Hâlbuki, hava bulutlu idi, biz göremedik deseler ve bir gün sonra bayram yapsalar, kimse bir şey diyemez. Vaktinden önce hilalin görüldüğünü söylemek, çok yanlıştır. Bir öğretim üyesi, ramazana erken başlanmasının bilgisizlikten kaynaklandığını, Utarit yıldızının hilal sanıldığını bildirmektedir. 16 Ekim 2006 tarihli gazetelerde çıkan habere göre, Birleşik Arap Emirliklerinden El-Ayn Üniversitesi öğretim üyesi Muhammed Şevket, şunları söyledi: "Suudların ilanına göre oruç tutan ülkeler, 23 Eylül Cumartesi günü oruca başladı. Oysa Cuma günü hilalin görülmesi, Ay'ın o gün Güneş'ten önce batması, imkânsızdı. O gün Mekke'de Ay, Güneş'in batmasından iki dakika önce battı. Ayın vaktinden önce görülmesi imkânsızdır." Bid'at ehline inanılmaz Sual: Suudilerin, hilali gördük demelerine inanmakta mahzur olur mu? CEVAP: Birincisi, hesaptan önce görülemeyeceği için, onlara inanmak, ilmi, tekniği yani gerçekleri inkâr olur. İkincisi, Vehhabiler Ehl-i sünnet olmadıkları için, sözlerine itibar etmek, caiz olmaz. İslam âlimleri buyuruyor ki: Bid'at sahibi, yani itikatta Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın hepsi, her ibadeti yaptıkları halde, âdil değildirler. Çünkü, ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. (Hadika) Müslümanı seb etmek, kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahitliği kabul olmaz. (D. Muhtar) Vehhabilerin Bâtınilik yolunda oldukları, Nimet-i İslam kitabının nikah bahsinde yazılıdır. Bunun için, ramazan, bayram ve hac zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, Vehhabilerin, mezhepsizlerin sözlerine uymak caiz değildir. Şabanın son günü oruç Sual: Şaban ayının son günü oruç tutmak, uygun mudur? CEVAP: Şaban ayının son gününe, yevm-i şek denir; şüpheli gün demektir. Bu günde oruç tutmanın, mekruh, caiz ve caiz olmayan durumları vardır. Bugün tutulan oruç, üç türlü olur: 1- Ramazan orucuna veya (ramazan ise ramazan orucuna, ramazan değilse, nafileye) diye niyet ederek tutulan oruçtur. Bu niyetle oruç tutmak, mekruhtur. 2- Nafile oruca veya kaza orucuna niyet ederek oruç tutmak caizdir, mekruh değildir. 3- (Ramazansa, ramazan orucuna; değilse, niyet etmiyorum) diye tutulan oruç, hiç caiz değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, orucunu nasıl tutar? Tutamazsa, kime ne kadar para verir? CEVAP: Çok yaşlanıp, ölünceye kadar ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz. Ama yine herkesin gözü önünde yiyip içmemeli, gizli yiyip içmeli. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesai] Yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için, bir fitre miktarı un verilir. Bir fitre miktarı un, 1750 gramdır. 1750 gram un ise, en fazla 2 YTL eder. 30 gün oruç için 53 kg un vermek kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar [mesela 50 YTL tutarında] altın, tutulamayan 30 gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen hasta, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık) Bu yıl için, bir çeyrek altın, fidye olarak kâfi gelir. İki çeyrek, yani yarım altın verilirse daha iyi olur. Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı, Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun tutamadığı her oruç için, fakire bir fitre veya değeri kadar altın verir. Hastaların oruç tutması Sual: Rahatsızlığım var, oruç tutmasam günah olur mu? CEVAP: Orucun, birçok hastalığa faydalı olduğu, tıp uzmanları tarafından açıklanmıştır. Hadis-i şerifte, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur) buyuruldu. (Beyheki) Zekât veren, malını kirden temizleyip, tehlikelerden koruduğu gibi, oruç tutan da, vücudunu hastalıklardan korur. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sağlığa kavuşmak için oruç tutun!) [Taberani] Midesinden veya başka bir yerinden rahatsızlığı olan bazı kimseler, hastayız diyerek oruç tutmuyorlar. Oruç tutmanın kendisine zararı olup olmayacağını bilemeyen hasta, salih ve uzman bir doktora sorar. Böyle bir doktor, (Oruç tutmak sana zarar verir) derse, orucunu kazaya bırakır. Salih olmayan doktorun sözü ile hareket edilmez. İlaç kullanan hastalar da, doktorun tavsiyesine uygun olarak, ilaçların dozunu, sahur ve iftara göre ayarlayarak oruçlarını tutabilirler. Oruç tutmaya mani olan hastalık, çok azdır. Bu bakımdan, salih bir doktora sormadan, orucu kazaya bırakmamalı! *** Sual: Şeker hastası oruç tutabilir mi? Hamile ve emzikli kadın oruç tutmayabilir mi? CEVAP: Şeker hastalığı çeşitlidir. Salih bir doktor, oruç tutamaz demişse, tutmaz, fidye verir. Hamile veya emzikli kadın, zayıf olursa, oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder. Bir kimse, oruç tutunca, sağlığına zarar verip vermeyeceğini bilmeyebilir. Çünkü oruç tutabilirim der, oruç tutar ve hastalığı artabilir. Tersine ben oruç tutamam der, hâlbuki oruç tutması ona iyi gelebilir. Bunun için hasta olan kimsenin, oruç tutacaksa da, tutmayacaksa da, salih bir doktora sorup, onun tavsiyesine göre hareket etmesi gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
12.09.2007Orucun farzları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucun farzı kaçtır? CEVAP: Orucun farzı üçtür: 1- Niyet etmek. 2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak. 3- İmsak vaktinden, güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan her şeyden sakınmaktır. Oruca niyetin vakti Sual: Oruca niyetin vakti, ne zaman başlar? CEVAP: Ramazanda ve nafile oruçlarda, niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vakti ise, ertesi gün öğleye bir saat kalıncaya kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarında ise, akşamdan imsak vaktine kadardır. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar, (Yarın oruç tutmaya), imsaktan sonra ise (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için, mahzuru olmaz. Ramazanda, bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı ayrı niyet etmek farzdır. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek, iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyet ile oruç tutmak, sahih olmaz. İmsak vaktinden sonra niyet Sual: Bozulursa kefaret olmasın diye, ramazan orucuna imsak vaktinden sonra niyet etmek caiz mi? CEVAP: Caizdir, fakat böyle bir şeye lüzum yoktur. Meşru bir mazeretle bozulursa, zaten kefaret gerekmez. Niyeti unutan Sual: Ramazanda, gece niyet etmeyi unutan ne yapmalı? CEVAP: Öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edilir. Sahura kalkmak niyettir, oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur. İmsak ne demek Sual: Takvimlerde yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır mı? CEVAP: İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlaması demektir. 'Türkiye Takvimi'nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir. Bundan 15 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir. Beyaz iplik siyah iplik Sual: Babam oruç tutarken, takvime göre değil, Kur'ana göre hareket ediyor. Siyah iplikle beyaz iplik birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip içiyor. Ortalık ağardığı için şüpheleniyorum. Doğru mu? CEVAP: Bekara suresindeki, (Beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyip için) mealindeki 187. âyetindeki iplikler, gündüzün beyazlığı ile gecenin siyahlığıdır. Âyet-i kerimenin anlamı, (Gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı, iplik gibi birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip için) demektir. Bu âyet-i kerimeyi duyan bir zat, (Ya Resulallah, ben gündüzün geceden ayrıldığını öğrenmek için yastığımın altına bir beyaz iplik ile bir siyah iplik koydum. Fakat gecenin bitişini yine de tespit edemedim) dedi. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, (O iplikler, gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığıdır) buyurdu. Eğer Peygamber efendimiz açıklamasa idi, beyaz ipliğin aydınlık, siyah ipliğin karanlık olduğunu nereden bilecektik? Kur'an-ı kerimden anladığımıza uyarak, gencin babası gibi, bilhassa bulutlu havalarda, daha ortalık karanlık diye, güneş doğana kadar yiyip içerdik! > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
13.09.2007Özürsüz oruç tutmamak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler nelerdir? CEVAP: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler şunlardır: 1- Hastalık: Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hasta hükmündedir. Hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir. 2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferi olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Seferde, sıkıntı içinde oruç tutmak iyilik sayılmaz) buyuruldu. (Buhari) 3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, gebe ile emzikli kadına, oruç tutmaması için ruhsat verdi, orucunu tehir etti) buyuruluyor. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) Emzikli kadın, ister kendi çocuğunu emzirsin, isterse başkasının çocuğunu emzirsin hüküm aynıdır. 4- Açlık ve susuzluk: Kendisine, şiddetli açlık ve susuzluk meydana gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa, orucunu bozabilir. 5- İhtiyarlık: Çok yaşlı kimse, oruç tutamayacak halde ise, oruç tutmaz, iyileşme ihtimali de yoksa tutamadığı günler için fidye verir. 30 günün fidyesi 53 kg undur. 6- İkrah: Oruç tutan, (Orucunu bozmazsan seni öldürürüm veya bir uzvunu keserim) diye tehdit edilmişse, dediğini yapmaya gücü yetiyor ve blöf yapmıyorsa, oruçlunun orucunu bozması mubah olur. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak, çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak, büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Ama dinî bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz. İftarı geciktirmek caiz mi? Sual: Bir iş sebebiyle iftarı ne kadar geciktirmek caiz olur? CEVAP: Akşam vaktinin girdiği kesin olarak biliniyorsa, önce hurma, su gibi bir şey ile oruç açılır sonra namaz kılınır. Yemeği tezce yiyip, sonra namaz kılmak da caizdir. Ancak iftar sofrasında çeşitli yemekler olduğu için, akşam namazı gecikebilir. Namaz, mekruh vakte kalabilir. Bu bakımdan, önce namazı kılmak ve sonra yavaş yavaş yemeği yemek, daha uygun olur. Hadis-i şerifte, (İftarı acele edin) buyuruldu. Acelenin son vaktinin, muteber kitaplarda, yıldızlar görününceye kadar olduğu bildiriliyor. Bu da takriben akşam vakti girdikten yarım saat sonradır. Hadis-i şerifte, (Yıldızlar görünmeden iftar eden, sünnetimle amel etmiş olur) buyuruldu. (İbni Hibban) Güneşin battığı iyi anlaşılınca, önce Euzü ve Besmele okuyup, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-mü'minine vel mü'minât yevme yekûmülhisâb) denir. Bir iki lokma iftarlık yiyip, (Zehebezzama' vebtelletil-uruk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. İftar duasının manası, (Açlık zamanı bitti. Damarlarımızın suya kavuşması vakti geldi. İnşâallah sevab hâsıl oldu) demektir. Ramazanda şöyle dua da edilir: Ya Rabbi, ramazan-ı şerifin şefaatine nail eyle! Ramazan-ı şerifte af ve mağfiret eylediğin ve Cehennemden azat eylediğin kulların arasına bizleri de dâhil eyle! ------ Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
14.09.2007İmsakiyelerin farklı olması
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Takvimler ve ramazan imsakiyeleri neden farklıdır, niye hepsi aynı değil? CEVAP: Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz elli senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir. 1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı tamiminde şöyle deniliyor: (1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.) Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet'in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan ramazan imsakiyeleri yanlış değil, sadece temkinlidir. Yani Türkiye Takvimi'nin yanlış olmadığını Diyanet de bildirmiştir. Çünkü ecdadımız takvimin başlangıcından beri, bu vakitleri esas almış, Diyanet de daha önce, uzun yıllar, Türkiye Takvimi'ndeki vakitleri uygulamıştır. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim: Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışına taşmış olabilir. Bilindiği gibi, namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek caizdir. Nur-ül izâh şerhinde, (Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur) buyuruluyor. Yeni takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. İmsak vaktinde, eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek gerekir. İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir. Türkiye Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hususta takvimimizde her ay, (Mühim Tenbih) başlığı altında ikaz yapılmaktadır. Mevcut takvimler içinde, Türkiye Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan ramazan imsakiyeleri temkinli olup, en uygun olanıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
15.09.2007Anlamadan Kur'an okumak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Mukabele okumak ve dinlemek uygun değildir. Kur'anı okuyanın ve dinleyenin, anlaması şarttır. Papağan gibi okumak, fayda yerine zarar verir) diyenler oluyor. Kur'anı herkesin anlaması mümkün olmadığına göre, her milletten Müslüman olanlar var. Arapça bilmeyenlerin Kur'an okuması günah mıdır? CEVAP: Kur'an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz. Hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sual ederlerdi. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an-ı kerim Allahü teâlânın metin [sağlam] ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace] Kur'an-ı kerimin, çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. Mealen buyuruluyor ki: (De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren, hayrete düşüren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109 - Beydavi] Demek ki, her Arapça bilen, Kur'an-ı kerimi anlayamaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Cenab-ı Hakkın, (Anlayarak da, anlamayarak da, Kur'an-ı kerim okuyan, benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirmektedir. (İhya) İslam âlimlerinin en büyüklerinden, Hanbeli mezhebinin reisi İmam-ı Ahmed hazretleri böyle buyururken, hâlâ herkesin Kur'an-ı kerimi anlayarak okuması gerektiğini söylemek, ne büyük gaflettir. Günahtan sakınmalı Sual: Oruçlu iken günah işlemek, gıybet etmek, orucu bozar mı? CEVAP: Oruçlu iken günahtan sakınmalıdır. Hadis-i şerifte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, namahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. (Deylemi) İmam-ı a'zam hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklıyor ve (Bu günahlar orucun sevabını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekruh olur) buyuruyor. Yani bu günahları işleyen, oruç borcundan kurtulur ise de, oruca mahsus olan büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i şerifte, (Nice oruç tutan vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmez) buyuruldu. (İbni Mace) Oruç, müminler için bir nimet ve emanettir. Emanete riayet etmek gerekir. Onun zayi olmaması için, şartlarını gözetmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Harama bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Allah korkusu ile bunu terk edene, Allahü teâlâ öyle bir iman verir ki, tatlılığını kalbinde bulur.) [Hâkim] (Oruç, ateşe kalkandır. Gıybet ile parçalanmadıkça korur. Oruçlu, cahillik edip de kötü söz söylemesin! Birisi kendine sataşmak isterse, "Ben oruçluyum" desin!) [Buhari] Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır. Oruç tutup, azaları ile günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir, sevabları yok eder. Bir günah işledikten sonra pişman olmak, iyilik ve ibadet etmeye devam etmek gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
16.09.2007Fitre vermenin önemi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimlerin fitre vermesi gerekir? CEVAP: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse, fitre vermesi vacib olmaz. Fakat, vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs] (Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki] (Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.) Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fitre vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud) Dinen zengin olmayan herkes, fitre, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fitre vermesi vacib olur. Fitre, zekât alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez. Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmayan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise, dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekât vermesi gerekir ve zekât alması caiz olmaz. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.] Sadaka-i fıtr, ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de, bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii'de ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zengin ise fitre vermesi gerekir. Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartı ile geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa, kardeşe fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyne göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat) Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fitre olarak yarım sa' buğday veya un yahut bir sa' arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa' ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa' ise 3500 gramdır. Bu miktarlar, kıyamete kadar hiç değişmez. Fitre olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir. Fitre miktarları ve bugünkü değerleri yaklaşık olarak şöyledir: > Fitrenin cinsi Miktarı (gr) Değeri (YTL) Buğday 1750 1,- Un 1750 1,5 Un (İyi) 1750 2,- Arpa 3500 1,5 Kuru üzüm 3500 10,- K. üzüm (İyi) 3500 15,- Hurma 3500 10,- Hurma (İyi) 3500 100,- > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
17.09.2007İlk gün oruç tutmamak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları diyor ki; Ramazanda orucun ilk gününü tutmazsak diğerlerini de, tuttuğumuz zaman gerekirse bozabilirmişiz. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Öyle bir şey yok. Ramazanda her gün oruç tutmak farzdır. Böyle hurafelere inanmamalı. İnsan sağlık durumuna göre, ilk günler tutamaz da, sonraki günler tutabilir veya ilk günler tutar da, hastalanınca diğer günler tutamaz. Haşere ilacını teneffüs Sual: Evi haşere için ilaçladım. Bu ilacı teneffüs, orucu bozar mı? CEVAP: Az olursa bozmaz. Çünkü sakınmak zordur. Ağız salgısını yutmak Sual: Karşı tarafın ağız salgısını yutmak orucu bozuyor mu? CEVAP: Karşı tarafın tükürüğünü, salgısını yutunca oruç bozulur. Eğer bu sevdiğimiz bir kimse ise, sadece kaza değil, kefaret de gerekir. Ruju yalamak Sual: Oruçlu iken alışkanlıktan dolayı rujumu yalıyorum, oruç bozuluyor mu? CEVAP: Ruj sürmek orucu bozmaz. Fakat yenirse oruç bozulur. Kaza gerekir.İçeriye su kaçsa Sual: Oruçlu olduğunu unutup taharette mübalağa ederek içeriye su kaçsa, oruca zarar verir mi? CEVAP: Unutulunca mahzuru olmaz. Unutarak yiyip içmek de, orucu bozmaz. Oruçlu olduğunu bilerek, taharette mübalağa eder ve içeri su kaçarsa oruç bozulur ve kaza gerekir. Ağza su kaçması Sual: Balıkların suyunu temizlerken ağzıma ister istemez su kaçtı orucum bozuldu mu? CEVAP: Ağza kaçtı ise bozulmaz, boğazdan içeri girmişse oruç bozulur, kaza gerekir. Oruçlu iken misvak Sual: Oruçlu iken misvak kullanmak, mekruh mudur? CEVAP: Mekruh değildir. Şafii'de, öğleden sonra kullanmamak iyi olur, çünkü ağızdaki kokuyu giderdiği için, öğleden sonra misvak kullanmayı mekruh sayarlar. (Oruçlunun ağız kokusu, Allah için kıymetlidir. Öyle ise Allah'a sevimli gelen bir şeyi, biz niye yok edelim) derler. Yaradan çıkanlar Sual: Ayak tırnağımda yara var ve bu yaradan gün içerisinde sarı su, irin ve bazen de kan geliyor ve tırnak arasında birikiyor, bunlar tekrar içeri girip orucu bozar mı? CEVAP: Orucu bozmaz. Yağmur suyu Sual: İstemeyerek yağmur suyu ağzımıza kaçsa orucu bozar mı? CEVAP: Boğaza kaçarsa bozar. Gündüz ihtilam olunca Sual: Gündüz uyurken ihtilam olunca oruç bozulur mu? CEVAP: Hayır bozulmaz. Uyanınca ilk fırsatta gusledilir. Hadis-i şerifte, (İhtilam olmak orucu bozmaz) buyuruldu. (Beyheki) Gusletmekle de oruç bozulmaz. Su içine oturmamalı. Vücudun içine su girerse oruç bozulur. Hayzlı oruç tutamaz Sual: Hayzlının, Ramazanda oruç tutması caiz mi? CEVAP: Hayır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İftar vermenin sevabı nedir? CEVAP: Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de, iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben buyurdu ki: (Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir.) [Beyheki] Yine bir hadis-i şerifte, (Ramazanda bir misafire oruç açtırana, Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır) buyuruldu. (V. Necat) Yemek yedirmek, çok sevabtır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevabtır. Oruç tutanın sevabı kadar sevab alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz. Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani] (Allah, yemek yediren cömertle, meleklerine övünür.) [İ. Gazali] (Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine dua eder.) [Taberani] (Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.) [Tirmizi] (Arkadaşına, sevdiği yemeği verenin günahları affolur.) [Bezzar] Dost ve arkadaşlara yemek yedirmek, sadaka vermekten efdaldir. Hazret-i Ali buyurdu ki, (Dostlara yedirdiğim bir ekmek, fakirlere verdiğim beş ekmekten daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azat etmekten daha makbuldür.) (O beni yemeğe çağırmıyor. Onu niye çağırayım) dememeli. Yemeğe çağırırken de, yemeğe giderken de, yalnız Allah rızasını düşünmelidir! Yemekte günah işlenen davetlere gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de, zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de, tevazu alametidir. Önemli olan iftar açtırmak Sual: Almanya'da şöyle söylentiler var: (Burada herkes zengin, istediği her şeyi alıp yiyor. Hiç kimseyi davet etmek gerekmez. Asıl sevab kazanmak için, bir fakiri davet edeceksin ki, sevab kazanasın. Burada fakir olmadığına göre, iftara davet etmek gerekmez) diyorlar. Doğru mu? CEVAP: Yanlış. Akıl ile din olmaz. Din kitapları ne yazıyorsa, ona bakılır. Bazı kimseler de, (Mahallende fakir varken, hacca gitmek gerekmez. Fakiri sevindirmek hacdan önemlidir) diyorlar. Ama dinimiz öyle demiyor. Müslüman olanın, dinimizin bildirdiklerine inanması gerekir. Bütün dünyanın fakirlerini doyursanız, hepsini zengin etseniz, hac yerine geçmez. Fakire yemek yedirmenin sevabı ayrı, iftar açtırmanın sevabı ayrıdır. Peygamber efendimiz, (Ramazan ayında bir oruçluyu, su ile iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Su az ve kıymetli iken mi?) diye sual etti. Onlara cevaben (Hayır, ırmak kenarında olsa da, ırmaktan bir bardak su alıp verilse de aynı sevaba kavuşur) buyurdu. (V. Necat) Görüldüğü gibi ırmaktan su almak bedavadır. Burada önemli olan, oruçluya iftar açtırmaktır. Bu su ile de olur, hurma ile de olur, zeytin ile de olur. Yemek yedirilirse, daha çok sevab kazanılır. * * * NOT: www.mehmetalidemirbas.com sitesindeki bütün yazılar seslendirilmektedir. Seslendirilmesi bitenler dinlenebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
19.09.2007Teravih namazı kılmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Teravih kaç rekâttır ve cemaatle kılmak sünnet midir, nasıl kılınır? CEVAP: Peygamber efendimiz, 3-4 gün teravihi cemaatle kıldırdı, daha sonra evden çıkmadı. Sebebi sorulunca, (Teravih namazının, size farz olacağından korktuğum için, evden çıkmadım) buyurdu. (Buhari) Teravihin 20 rekât oluşu ve cemaatle kılınması, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Sünnet olduğu, icma ile sabittir. Peygamber efendimiz, teravihi, 8, 12 ve 20 rekât olarak da kılmıştır. İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki, Resulullah, yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda 20 rekât teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe) Teravihin yirmi rekât olduğuna inanmayanın, bid'at ehli olduğu, (Nur-ül-izah) şerhinde de yazılıdır. İmam-ı a'zam hazretleri, (Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hazret-i Ömer, teravihin 20 rekât olarak cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmadı. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullahın sünnetine dayanarak emretti) buyuruyor. (El-İhtiyar) Resulullah teravihi hiç kılmasa bile, Hulefa-i raşidinin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, (Sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın) buyuruldu. (Buhari) Teravihin cemaatle kılınması, sünnet-i kifayedir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa, sünnet ifa edilmiş olur. Erkeklerin, camide cemaatle namaz kılmalarının, evde kıldıkları namazdan 27 derece daha fazla sevab olduğu, kadınların ise, evde namaz kılmalarının, camide namaz kılmalarından daha çok sevab olduğu, hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Kadınlar, zaruretsiz camiye gidemez. Çünkü Redd-ül-muhtar'da buyuruluyor ki, (Genç ve yaşlı kadınların 5 vakit namaza, Cuma ve bayram namazları için, vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız çok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmiş idi ise de, şimdi bunların da gitmesi, caiz değildir.) Teravih namazı iki veya dört rekâtta bir selam vererek kılınır. Fakat iki rekâtta bir selam vermek daha iyidir. Teravih namazını, on rekâtta bir selam vererek, iki selamla bitirmek caiz, fakat mekruhtur. Şafii'de ise, hiç sahih olmaz. Teravih, vitirden önce kılınır. Vitirden sonra da, kılmak caizdir. Kılınamayan teravih namazının, kazası gerekmez. Yatsıyı cemaatle kılan, teravihi yalnız, vitri de cemaatle kılsa mahzuru olmaz. Hatta teravihi kılmasa da, farzı kılmış olduğu imama uyarak, vitri kılabilir. İmamla birlikte yatsının farzı kılınsa, sonra imam gitse, cemaatten biri imam olup, teravihi ve vitri kıldırsa sahih olur. Birkaç kişi camiye girince, yatsının farzının kılınmış olduğunu görseler, biri imam olup yatsının farzını kıldırsa ve teravih kıldıran imama uysalar, vitri de bu imamla kılsalar, sahih olur. Bir özrü sebebiyle camiye gidemeyen, teravihi evde yalnız başına kılabilir. Hanımı, anası ve kızı ile de cemaat yapıp kılabilir. Fakat imam, sünnete uygun kıldırıyorsa, erkekler camiye gitmelidir. Bazı imamlar tadil-i erkâna riayet etmeyerek teravihi hızlı kıldırıyor. Hâlbuki Hanefi'de, tadil-i erkân vacibdir. Vaciblerinden biri kasten terk edilerek kılınan namazı, tekrar kılmak vacibdir. Unutularak vacib terk edilirse, secde-i sehv gerekir. Tadil-i erkân, Şafii'de ise farzdır. Farz terk edilince, namaz sahih olmaz. Teravih de olsa, sahih olmayacak kadar hızlı kılmak, caiz olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
20.09.2007Seher vakti ve sahur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seher vaktinin önemi nedir ve nasıl hesaplanır? CEVAP: Seher vakti, gecenin son altıda biridir. Yani, güneşin batışından, imsak vaktine kadar olan zamanın, son altıda biridir. Mesela, akşam 17.30'da, imsak da 5.30'da oluyorsa, gecenin tamamı 12 saat demektir. Bunun altıda biri, 2 saat eder. 5.30'dan çıkarılınca, 3.30 kalır. Saat 3.30'dan saat 5.30'a kadar, seher vakti demektir. Yaz ve kış, bu vakit azalıp çoğalır. Teheccüd namazını ve vitri, seher vaktinde kılmak iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan, gecenin evvelinde vitri eda etsin. Sonra yatsın. Gece sonunda uyanacağını ümit eden, vitri o zaman kılsın. Çünkü, gecenin sonundaki kalkmakta, rahmet melekleri hazır olur.) [Müslim] (Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua, kabul olur.) [Tirmizi] (Seher vakti, Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim.) [Müslim] Seher vakti, dua ve istiğfarların kabul olduğu zamandır. Ramazan ayında, sahur için kalkınca, seher vaktinde kalkılmış olur. Bu vakitte dua etmeyi, ganimet bilmelidir. Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar seher vaktinde istiğfar eder) buyuruyor. (Zariyat 18) Hazret-i Yakub, oğullarına, (Sizin için yakında [seher vakti] Rabbime istiğfar edeceğim) dedi. (Yusuf 98) Al-i İmran suresinin 17. âyetinde, sabredenler, sadıklar, namaz kılanlar, zekât verenler ve seher vakitlerinde istiğfar edenler övülmektedir. Hepsinden sonra, istiğfar edenlerin bildirilmesi, insanın her ibadetini kusurlu görüp, daima istiğfar etmesi içindir. Fırsat ganimettir. Ömrü faydasız işlerle geçirmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun şeylere sarf etmeli! Beş vakit namazı, tadil-i erkân ile ve cemaat ile eda etmeli. Teheccüd namazı kılmalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü ve ahireti düşünmeli, haram olan dünya işlerinden yüz çevirip, ahiret işlerine yönelmeli. Dünya kazancı için zaruret miktarı çalışmalı, diğer vakitlerde, ahireti kazanmak için meşgul olmalıdır. (Mektubat-ı Masumiyye) Sahura kalkmadan, oruç tutmakta mahzur yoktur. Yani, günah değildir. Ancak, sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Sahura kalkın, sahurda bereket vardır.) [Buhari] (Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun.) [Beyheki] (Sahur yemeğine kalkmak, Allah'ın size bağışladığı berekettir, bunu kaçırmayın.) [Nesai] (Yedikleri helal olmak şartı ile, hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesai] (Bir lokma olsa da, sahur yemeği yiyin! Çünkü onda bereket vardır.) [Deylemi] (Müminin sahurunun, hurma ile olması, ne güzeldir.) [Ebu Davud] (Allahü teâlâ, sahura kalkanlara rahmet eder.) [Taberani] (Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı, berekettir. Bir yudum su için de olsa, sahura kalkın. Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ. Ahmed] (Yani Allahü teâlâ, sahura kalkanları mağfiret eder, melekler de onlar için dua eder.) * * * Sahur yemeklerinin fazileti çoktur, Sahur yemeği için sual ve hesap yoktur. --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Göze konan ilaç, boğaza kadar indiği halde orucu bozmuyor da, ne diye kulağa veya burna konan ilaç orucu bozuyor? CEVAP: Fıkıhta bir kural var: Tabii menfezlerden [yaradılışta bulunan deliklerden] giren şeyler orucu bozar. Bunun için, tabii delik olan kulağa ilaç veya yağ konunca oruç bozuluyor. Burun da, tabii deliktir. Sıvı ilaç, burna püskürtülürse orucu bozar. Tabii menfez olan makattan içeri giren şeyler de, orucu bozar. Göz, tabii delik değildir. Bunun için göze damlatılan ilaç, orucu bozmuyor. Bazı kimseler, yukarıdaki kuralı iyi bilmedikleri için, iğne olmak orucu bozmaz sanıyorlar. İğne tabii delikten içeri girmiyor ki diyorlar. Sağlam derinin üstünden emilen ilaçlar orucu bozmaz, ama yaralı deriden içeri girip, sindirim yoluna ulaşan ilaçlar bozuyor. Yapılan iğne ve serumlar, sindirim yoluna ulaştığı için dört mezhebe göre de oruç bozuluyor. Ağızdaki kanı yutmak Sual: Ağızdaki kanı yutmak abdesti ve orucu bozar mı? CEVAP: Ağzın içi, abdestin bozulmasında, iç organ sayılır. Orucun bozulmasında, bedenin dışı sayılır. Bunun için, dişten ve ağızdaki yaradan çıkıp, ağızdan dışarı çıkmayan kan abdesti bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükürükten çoksa bozar. (Halebî) Ağız, bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin, mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz. Bu kanı tükürünce veya yutunca, tükürük kandan çok ise, yani sarı ise, yine bozulmaz. Mideden gelen başka şeyler, ağza geldiği zaman da böyle olup, abdest ve oruç bozulmaz. Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur. Ağzın içi, bazen de, bedenin dışı gibi olur. Ağza su alınca, oruç bozulmaz. (Bahr-ür-râık, Cevhere) Demek ki, ağızdaki kanı tükürünce orucu bozulmaz, yutunca da abdest bozulmaz. Kan yutulursa oruç bozulur, tükürülünce de abdest bozulur. Günahı gizlemeli Sual: Bazı kimseler, (Allah'ın bildiği kuldan saklanmaz) diyerek, oruç tutan Müslümanlara saygısızlık yapıyorlar, açıktan oruç yiyorlar. Açıktan oruç yemek, günah değil mi? CEVAP: Evet, günahtır. Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemeli! Günahı gizlemek faydalıdır. Cenab-ı Hak, (Günahı gizleyin) buyuruyor. Peygamber efendimiz de, (İnsan günahını dünyada gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyamette, bu günahı kullarından saklar) buyurdu. (Müslim) Allahü teâlâ, açıktan, çekinmeden günah işleyenlere, daha çok buğz eder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadis-i şerifte, (Bir günaha düşen, günahını gizlesin! Allahü teâlânın örtüsünü onun üzerinde bulundursun!) buyuruldu. (Müslim) Günah işlerken halktan olsun utanmalı. Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günahı gizlemeli. Çünkü, (Hayâ imandandır) buyuruluyor. (Buhari) Kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için de, günahı gizlemeli. Ancak, gizli de olsa günah işlemekten sakınmalıdır. Oruç iken ölmek Sual: Abdestli iken ölen şehit oluyor. Oruçlu iken ölene de, bir ecir var mıdır? CEVAP: Evet, ecri büyüktür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlu iken ölen Cennete girer.) [Bezzar] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seferde oruç tutmak gerekmediği halde, Ramazan orucunu tutan nafile sevabı mı alır? CEVAP: Seferi olan, Ramazan orucunu tutarsa, farz sevabı alır. Seferiye de farz Sual: Seferde olana da, Ramazan orucu farz mı? CEVAP: Evet. Ama kazaya bırakması caizdir. Özürsüz oruç yememeli Sual: Devamlı şehirlerarasında şoförlük yapanın, oruç tutmaması günah olur mu? CEVAP: İşi aksatacak zorluk yoksa, Ramazan-ı şerifte oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak, büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şer'i mazeretsiz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Şu halde, bir özür olmadan oruç yememeli. Dini bir özrü olanın, orucunu kazaya bırakması caiz olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Yolculukta [sıkıntı içinde] oruç tutmak, takva değildir) buyuruldu. (Buhari) [Yolculuk, sefer demek, 104 km'den uzak yere gitmek üzere yola çıkmaktır. Bunlardan daha kısa yola giden seferi olmaz. Burada takva, daha çok sevab kazanmak manasındadır.] Niyetli orucunu bozsa Sual: İmsak vaktinden sonra, seferden memleketine dönse, oruca niyet etse ve bu niyetli orucunu kasten bozsa, kefaret gerekir mi? CEVAP: Kefaret gerekmez, kaza gerekir. İmsak vaktinden sonra niyet Sual: Güneş doğduktan sonra niyet eden kimse, bu orucunu öğleden önce veya sonra bozduğunda, kaza mı, kefaret mi gerekir? CEVAP: Niyet imsak vaktinden sonra olduğu için, her iki halde de kaza gerekir. Yolculuk başlamadan Sual: Yolculukta oruç tutmamaya izin var diye, oruca niyetlenmedim. Saat 11.00'de uçağa bineceğim için, sabah kahvaltımı yapıp yola çıktım. Gittiğim yerdeki arkadaş, yanlış yaptığımı, günah işlediğimi söyledi. Seferde oruç tutmamak caiz değil mi? CEVAP: İmsak vaktinden önce sefere çıksaydınız, oruca niyet etmeyip sefere çıkınca yiyip içebilirdiniz. Hâlbuki kahvaltı yaptığınız zaman, mukimsiniz ve niyet etmiyorsunuz, yiyip içiyorsunuz, bu yüzden günah oluyor. Niyet edip oruçlu yola çıkacaktınız ve o gün o orucu bozmayacaktınız, yani o gün orucu tutmanız gerekirdi. Niyet etmeden yiyip içtiğiniz için, sadece kaza gerekir. Seferde iken uzun yol Sual: İmsak vaktinden sonra sefere çıktığımız için, mecburen oruca niyet ediyoruz. Yani, o gün seferde de olsak oruç tutmamız lazım. Ancak, mesela sabah 11.00'de ABD'ye gitmek üzere uçağa biniyoruz. Devamlı Batı'ya gittiğimiz için gün, New York'a giderken 7 saat, Los Angeles'e giderken de 10 saat uzuyor. Bu durumda ne yapmak lazım? CEVAP: Oruç tutabilirse sevab kazanır, açlık ve susuzluğa dayanamayıp bozarsa, günah olmaz. Seferde iken, orucu özürsüz bozana da, kefaret gerekmez. * * * Oruç sabrın yarısı, ateşe perde olur. Mükâfatı büyüktür, oruçlu felah bulur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Astım spreyi, kulak ve burun damlası ile dil altı hapı kullanmak, makata veya hazneye sokulan ultrason orucu bozar mı? CEVAP: Bunların hepsi orucu bozar ve kaza gerekir. Astım spreyi, oksijen değildir. İçinde ilaç vardır. Orucu bozar. İlacın orucu, bozduğu bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Kulağa yağ ve ilaç damlatılmasının da orucu bozduğu, bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Buruna sıvı ilaç damlatılması da, orucu bozar. Katı merhem sürülürse bozmaz. Dilaltı hapı ise ilaçtır, mukoza denilen yumuşak dokudan emildiği için, deri altına iğne ile ilaç zerki gibidir. Orucu bozar. Ültrasona merhem gibi kaygan bir madde sürülüyor. Vücudun içine bu kaygan madde girince, oruç bozulmuş olur. Eldivenle muayene yapılsa da, eldivene bir ilaç sürülüyorsa, eldivenle muayene de orucu bozar. Teknik gelişti, mükemmel cihazlar yapıldı, tedavi şekilleri geliştirildi, ancak insan vücudu değişmedi, ona eklenen çıkan olmadı. Oruç bir ibadettir. Bu ibadetin fazileti ve şartları din kitaplarımızda bildirildi. Bunlar, kıyamete kadar geçerlidir. Eskiden bilinmiyordu, şöyleydi böyleydi demek cahilliktir. O zamanlar, vücuda girenler çıkanlar yok muydu, yani vücuda hiçbir şey girmiyor çıkmıyor muydu? İbadetleri zamanla değiştirmek, dini değiştirmek olur. Mecburiyet halinde Sual: Astım hastası, mecburiyet halinde ilaç kullanınca oruç bozulur mu? CEVAP: Evet, bozulur. Sadece kaza gerekir. Astım ilaçları Sual: Ventolin, Salbutol gibi ağıza püskürtülen astım ilaçları orucu bozar mı? CEVAP: Evet, bozar. Çünkü içinde ilaç vardır. Ama oksijen gazı bozmaz. Astım tableti Sual: Astım tabletinin gazını teneffüs etmek, orucu bozar mı? CEVAP: Sigara dumanı gibi orucu bozar. Hamilenin orucu Sual: Hamile oruç tutabilir mi? CEVAP: Hasta, hastalığı artacak ise; hamile veya süt veren kadın, zayıf olursa, oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Hasta, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadın, oruca gücü yetmeyen ihtiyar, oruç tutarsa öleceğinden korkan çok zayıf kimse, oruç tutmaz.) [Deylemi] (Gebe ve emzikli kadın, kendisinin veya çocuğun sağlığına zarar gelecekse, oruç tutmaz.) [Buhari, Ebu Davud] (Allahü teâlâ, gebe ve emzikli kadına oruç tutmamak için ruhsat verdi.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] İhya etmek Sual: Ramazanın gecelerini ihya etmeli deniyor. İhya etmek ne demektir? CEVAP: Burada ihya, ibadetle geçirmek demektir. Yani, gündüz farz olan oruç tutulur, beş vakit namaz kılınır, gece de sünnet olan teravih namazı kılınır ve ilimle meşgul olunur, doğru ilmihal bilgileri okunursa, Ramazan-ı şerifin hem gündüzü, hem gecesi ihya edilmiş olur. Gecenin çok az bir kısmını ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İşyerinde iş gereği toz oluyor, ayrıca sigara içen de oluyor. Bunlar orucuma zarar verir mi? CEVAP: Tozlu, dumanlı şey koklamak, başkasının içtiği sigara dumanı yahut tütsülerin dumanını çekmek orucu bozar. Fakat ağzından veya burnundan boğazına toz, duman kaçsa, oksijen gazı tüpü ile suni hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, oruç bozulmuş olmaz. Unlu işlerde çalışanın sakındığı halde, ağzına burnuna giren un tozları, orucu bozmaz. Kömür işinde çalışan kimsenin, ağzına, burnuna kömür tozu girse, orucu bozulmuş olmaz. Çünkü bundan sakınma imkânı yoktur. İğne yapılınca Sual: Bir hastalık sebebiyle, iğne [enjeksiyon] yapılınca oruç bozulur mu? CEVAP: Evet bozulur, kaza gerekir. Böyle bozulan oruçtan sonra, yiyip içmekle kefaret gerekmez. İlaçla orucu bozsa Sual: Bir hasta, ilaç alarak orucunu bozsa, kefaret gerekir mi? CEVAP: Gerekmez. Çünkü dinimizin bildirdiği bir özürle, yani zaruretle oruç bozulunca, yalnız kaza gerekir. Fakat basit bir şey için oruç bozulursa, kefaret de gerekir. İlaçla gargara Sual: Ağızdaki yara için, oruçlu iken ilaçla gargara uygun mu? CEVAP: Ağızdaki yara, namazda okumaya mani değilse, ilaçla gargara mekruh olur. Okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır. Midesi alınanın orucu Sual: Midesi tamamen alınan kimse, oruç tutabilir mi? CEVAP: Evet, tutabilir. Hayz olunca ve bitince Sual: Bir kadın Ramazanda hayz olursa, yiyip içebilir mi? Hayzı sona erince, yiyip içebilir mi? CEVAP: Ramazan-ı şerifte, gündüz hayzı sona eren kadın, bir şey yiyip içmeden oruçlu gibi durur. Fakat oruçlu iken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. Ancak oruçluların gözü önünde yememelidir. Maliki'yi taklit eden Sual: Maliki'yi taklit eden bir kadının hayzı, 7 gün iken 13 veya 15 gün devam etse, 10 günden sonra, namazını kılması gerekir mi? Oruç işini nasıl yapar? CEVAP: Maliki'de, kan geldiği günler namaz kılmaz. 15 güne kadar böyledir. 15 günden sonra kan gelse de, yine namazını kılar. Hanefi'de, hayzı 7 gün olduğu için, yedi günden sonra kılamadığı namazları kaza eder. Dört mezhepte de, hayz sebebiyle tutulamayan oruçlar kaza edilir. Oruçta Maliki'yi taklit etmediğimiz için, Hanefi mezhebine göre hareket edilir. Depresyon halinde Sual: Depresyon halinde, şuursuz olarak oruç bozunca, kefaret gerekir mi? CEVAP: İmsak vaktinden sonra, ezan okunurken, ne yaptığınızı bilmeden orucu bozmuşsanız, kaza gerekir. Eğer orucu bozduğunu biliyorsanız, kefaret gerekir. Anlattığınız depresyon halinden, sanki şuursuz olarak bozduğunuz anlaşılmaktadır. Şuursuz bozulunca da, kaza gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kaza namazı borcumuz yok. Buna rağmen, sünnetleri kılarken kaza namazına da niyet ediyoruz. Olur ya, kazaya kalmış bir namazımız varsa, onun yerine geçer. Yoksa zaten, farz yanında bir namaz kılmakla sünneti işlemiş oluyoruz. Ayrıca sünnet kılmaya dediğimiz için, sünnet sevabı da alıyoruz. Evde iken, yatsı namazından sonra bir günlük kaza namazı kılıyorum, vaktin sünnetlerinde olduğu gibi, kılarken de teravihe niyet ediyorum. Bir arkadaş, yaptığın yanlış, kaza namazı olmayan, akşamın ve vitrin kazasını kılarken teravihe niyet edemez, ederse nafile olur, tek rekâtlı nafile de olmadığı için, kıldığın namaz boşa gider dedi. Doğrusu nedir? CEVAP: Doğrusu, sizin yaptığınızdır. Bütün sünnet namazlar, nafiledir. Kaza namazı borcumuz olmasa bile, farzın yanında bir namaz kılmakla, sünneti otomatikman işlemiş oluyoruz. Burada rekât sayısı önemli değil, farzın yanında bir namaz kılmamız önemlidir. Beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat da, o vakit içinde, farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Niyetini de, duruma ve ihtiyaca göre yapabiliriz. Kazayla beraber, teravihe de niyet edebiliriz. Kazası olmayan kimse, vaktin sünnetlerinde olduğu gibi, akşam ve vitrin kazasını kılarken teravihe de niyet ederse, rekâtın tek olmasının önemi yoktur, yine teravih namazı da kılmış olur. Kaza namazı borcu olmayan kimseler, iki kişi bile olsalar muhakkak cemaatle teravih kılmalıdır. Herhangi bir sebeple Camiye gidemeyen ve cemaat de bulamayan, o zaman kaza kılarken teravihe niyet edebilir. Bir günlük kaza kılan, o günkü teravihi de kılmış olur. Kaza kılarken, Ramazanda yatsıdan sonra namaz kıldığı için, teravihe de niyet etse de, etmese de yine teravih namazı kılmış olur. Niyet ederse, ayrıca niyet sevabı da alır. Niyetsiz oruç olmaz Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye, akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP: Evet, kaza etmek gerekir. Çünkü niyet farzdır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta, zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından İmam-ı Züfer'e göre, orucunuz sahihtir, kaza etmek gerekmez. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Yukarıdaki gibi zaruri durumlarda, İmam-ı Züfer'in kavli ile amel etmek caiz olur. Sefere çıkarken Sual: Sefere çıkacağım diye oruca niyet etmedim. Güneş doğduktan sonra yiyip içtim. Kaza mı kefaret mi gerekir? CEVAP: Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır. Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır ama kefareti gerektirmez. İmameyne [imam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed'e] göre ise, öğleden bir saat önceye kadar niyet etme imkânı varken kasten yiyip içene kefaret gerekir. Ama öğleden sonra yiyip içene, niyet etme imkânını kaçırdığı için, imameyne göre de kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Fetva imameyne göre değil, İmam-ı a'zama göredir. Niyetsiz oruç ne zaman açılırsa açılsın kaza gerekir, kefaret gerekmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
Oruç tutmak için kolaylıklar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak için, aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir? 1- Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk su ile yıkanmak. 2- Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak. 3- Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek. Kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı koymak. 4- Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak. Bu hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor. 5- Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak. CEVAP: Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, İmam-ı a'zam hazretlerine göre tenzihen mekruhtur. Çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. Ama İmam-ı Ebu Yusuf hazretlerine göre, bunun mahzuru olmaz. Çünkü böyle yapmakla, ibadete yardım edilerek, sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf'un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir. Unutarak yiyip içen Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefaret gerekir mi? CEVAP: Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kaza lazım olur, kefaret lazım olmaz. Eğer unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği halde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kaza, hem de kefaret lazım olur. Büyük günah Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefaret gerekir mi? CEVAP: Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak, büyük günahtır. Önce, tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün, yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün, kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza gerekir, kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezasıdır. Açıktan oruç yemek Sual: S.Ebediyye kitabında şöyle deniyor: (Ramazan-ı şerifte umumi yerlerde, Müslümanların karşısında, oruç yiyenlerin ve oruç tutanları aldatarak, oruç tutturmayanların imanı gider.) Oruç yiyen günah işlemiş olur. Niye imanı gidiyor ki? CEVAP: Büyük günah işleyene kâfir denmez. Burada, oruç emrini hafife almanın, farz olduğunu inkâr etmenin küfür olduğu bildiriliyor. Her farz ve haram böyledir. Mesela, içki içen bir kimse, içmenin günah olduğunu biliyorsa, günah işlediği için üzülüyorsa, buna kâfir denmez. İçkinin günah olduğuna inanmıyorsa veya inansa da, içtiği için hiç üzülmüyorsa, haramı hafife aldığı için, elbette tehlikeli olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç sorum var: 1- Hanefi'yim, abdest alırken dikkat etmeme rağmen boğazıma su kaçabiliyor. Orucum bozuluyor. Şafii'de bozulmuyormuş. Şafii mezhebini taklit etsem orucum bozulmuş olmaz mı? 2- Şafii olan bir erkek arkadaşım var. İdrar yoluna pamuk konunca orucun bozulduğunu bilmiyormuş. 16 gün pamuk koymuş. Acaba Hanefi mezhebini taklit ederek oruçlarını kurtaramaz mı? 3- Annemin dişi hep kanıyor, ağzı kan içinde kalıyor, uyurken de ağzına kan gitmiş olabilir. Kan yutmak orucu bozduğuna göre, sabah imsakten sonra uyuyor, annem oruç tutmasın mı? CEVAP: Dinimizde dört hak mezhep vardır. Bunlar hâşâ sözde değil, fiiliyatta da haktır. Bir mezhepte yapılması zor olan bir şeyi, diğer mezheplerden birini taklit ederek yapmak, bütün İslam âlimlerine göre caiz, hatta lazım olur. Maalesef, mezhep taklidi açısından üç grup insan var: Birincisi: Hem mezhepleri kabul etmezler, hem de hangi mezhebin hükmü kolay ise, ona göre hareket ederler. Mesela derisinden kan çıkınca Şafii'de bozmaz diyerek o hükümle amel eder, kadına dokununca Şafii'de bozsa da Hanefi'de bozmaz diyerek, bir mezhebe göre hareket etmez. Buna telfîk denir, caiz değildir, haramdır. Bu yol ifrattır. İkincisi: Din cahili kimselerdir, üstelik dindar ve mezhepleri kabul eder görünürler. İslam âlimlerinin aksine, hak mezheplerin fiiliyatta hak olduklarını ve ihtiyaç veya zaruret olunca başka bir hak mezhebi taklit etmenin, dinde bir rahmet olduğunu kabul edemezler. Bu yol tefrittir. Üçüncüsü: İfrat ve tefritten uzak, orta yolu tutan kimselerdir. İhtiyaç halinde, İslam âlimlerinin bildirdiği şekilde, kendi mezhebinde yapması zor olan işlerde, hak olan diğer mezhepten birini taklit ederler. Doğru yolda olanlar bunlardır. Şimdi, suallere kısaca cevap verelim: 1- Bir mezhep ihtiyaç halinde taklit edilince, o hususta o mezhebin mümkün olan bütün şartlarına uymak gerekir. Şafii mezhebini oruçta taklit eden, Şafii'deki orucun farzlarına ve orucu bozanlarına da dikkat etmesi gerekir. Bu takdirde, taklidi sahih olur. Şafii mezhebi taklit edilirse, abdest alırken dikkat etmesine rağmen elde olmadan boğaza su kaçarsa, orucu bozulmuş olmaz. 2- Şafii'de, idrar yoluna pamuk koymanın, orucunu bozduğunu bilmeyen bir Şafii, o halde oruçlarını tutsa, sonradan orucu bozduğunu öğrense, (Bu oruçlarımı Hanefi mezhebine göre tuttum) diye niyet ederse, oruçları sahih olur. Oruçları, Hanefi mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, Hanefi mezhebine uygun tutmuş sayılır. Bunun gibi, diş dolgusunun Hanefi mezhebinde gusle mani olduğunu bilmeden yıllarca namaz kılsa, sonra durumu öğrense, (Bu namazlarımı Maliki mezhebine göre kıldım) dese, namazları sahih olur. Kıldığı namazlar Maliki mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, namazlarını Maliki mezhebine uygun kılmış sayılır. 3- Her mezhepte, elde olmadan yapılan şeylerin orucu bozması farklıdır. Mesela Şafii'de abdest alırken boğaza su kaçması orucu bozmaz. Hanefi'de ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek kaçsa, başkalarının içtiği sigaranın dumanı gelerek, ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, orucu bozmaz. Hanbeli mezhebinde, istemeden kan yutmak, abdestte boğazına su kaçmak gibi elde olmayan hususlar orucu bozmaz. Bu durumda olan kimse, Hanbeli mezhebini taklit ederse oruçları sahih olur. ------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hastayım, oruç tutabiliyorum. Ancak şiddetli kabızlık çekiyorum. Gündüz oruçlu iken, lavman yapılarak dışarı çıkabiliyorum. Lavman orucu bozuyor. Kaza mı, kefaret mi gerekir? CEVAP: Sadece kaza gerekir. Lavman işini, akşamla sabah arası yapmalıdır. Buna da imkân yok ise, böyle ihtiyaç hallerinde sıkıntıdan kurtulup, ibadetleri aksatmamak için dört hak mezhepten hangisi caiz görüyorsa, bozmaz diyorsa, o mezhep taklit edilmelidir. Mesela, Maliki'de lavman yapmak orucu bozmaz. Hasta, Maliki'yi taklit ederek lavman yaptırır, oruca devam eder. Niyeti unutan Şafii Sual: Şafiiyim. Akşam niyet etmeden yattım. Uyanınca güneş doğmuştu. Şafii'de imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Bu durumda Hanefi'yi taklit edip oruca devam edebilir miyim? CEVAP: Elbette taklit etmek gerekir. Sadece o gün, Hanefi'ye uygun oruç tutulur. Bugünkü orucumu Hanefi mezhebine uyarak tutuyorum denir. Orucu kurtarmak için mezhep taklidi yapılır. Geçmiş yılların orucu Sual: Diş dolgusu sebebiyle gusülsüz oruç tuttum. (Oruç tuttuğum yıllardaki gusülleri, Maliki'ye göre aldım) demek gerekir mi? CEVAP: Evet, hem tevbe gerekir, hem de böyle niyet etmeli. Kadın ve oruç Sual: Bir ihtiyaç halinde, oruçlu bir kadın, parmağını ön ve arkaya sokarsa orucu bozulur mu? CEVAP: Hanefi mezhebinde parmak kuru ise orucu bozmaz, yaş ise bozar. Şafii'de kuru da olsa bozar. Hanbeli'de, yaş da olsa bozmaz. Böyle yapmaya mecbur kalınan durumlarda, Hanbeli mezhebi taklit edilerek oruca devam edilir. Guslederken içeri su kaçsa Sual: Cünüplükten guslederken, içeri su kaçsa oruç bozulur mu? CEVAP: Su kaçarsa bozulur. Hanbeli'de ise, gusül için denize bile girse, ağzından burnundan veya alttan içeri su girse, yine oruç bozulmuş olmaz. Elde olmayan böyle durumlarda, oruçlarımızı kurtarmak için, Hanbeli mezhebini taklit edersek, oruçlarımız bozulmuş olmaz. Bir aylık oruca bir niyet Sual: Ramazanın başında, ramazanın sonuna kadar oruç tutacağıma niyet ettim. Ondan sonra niyet etmeden oruçlarımı tuttum. Sonradan, her gün için ayrı niyet edilmesi gerektiğini öğrendim. Bu oruçlarımı kaza etmem mi gerekir? CEVAP: Her gün ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Fakat, illa dil ile söylemek gerekmez. Mesela, sahura kalkmak niyettir. Yarın oruç tutacağım diye düşünmek niyettir. Sahura kalkıp, oruç tutmak niyetiyle yatan kimse, sahura kalkamasa bile, ertesi günü oruç tutmaya niyet ettiği için yine oruç için niyet etmiş olur. Buna benzer niyet olabilecek hiçbir şey yok ise, ya İmam-ı Züfer'in kavline uyulur veya Maliki mezhebi taklit edilir. Maliki mezhebinde, ramazanın başında bir kere niyet etmek yetişir. (O oruçları, Maliki mezhebine göre tuttum) denirse, kaza etmek gerekmez. Hanefi imamlarından imam-ı Züfer'e göre de, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa, oruç tutulmuş olur. * * * NOT: www.mehmetalidemirbas.com sitesindeki bütün yazılar seslendirilmektedir. Seslendirilmesi bitenler dinlenebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İtikâf nedir, kadınlar nasıl yapar?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yaşlı ve dul bir kadınım. Evde gelinim de var. İtikâfın çok sevab olduğunu duydum. Kadınlar evde itikâfa girebiliyorlarmış. Evde itikâfa nasıl girilir? En az, en çok, ne kadar durmak gerekir? İtikâfta oruçlu olmak şart mı? CEVAP: Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikâf denir. Ramazan-ı şerifte itikâf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikâf, sünnet-i kifaye olduğu için, bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan, imkânı olanlar itikâfa girmelidir İtikâf eden kimse, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace] (Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir] (Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyheki] (Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberani, Hâkim] Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaat ile namaz kılmak, sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye) Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Mirac gecesi, beşinci göğe geldiğimde, Osman'ın suretini gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin dedim. Mescitte itikâf etmekle dedi.) [Menakıb-ı Cihar Yâri Güzin] İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur. Çünkü, başlı başına bir ibadettir. Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim denmez. Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim demek, adak olur. (S. Ebediyye) İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer) Kadınlar, camide itikâf yapmaz. Evde ise, şarta bağlıdır. Eğer mescit olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikâfa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiçbiri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın, mahzuru olmaz. Ramazanın son on gününde olanı, sünnet-i kifayedir. Bir gün veya birkaç saat gibi, az itikâf da yapılabilir. Her zaman, camiye, mescide girerken de, itikâfa niyet etmek, iyi olur. İtikâfa girenin, oruçlu olması şarttır. Sadece Şafii mezhebinde oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte, oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların, evde itikâfa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur. Âdet olmasa idi Sual: Kadın, geceden niyet ettiği orucu, öğleyin bozsa, öğleden sonra da âdet görse, kaza mı gerekir? CEVAP: Âdet olmasa idi, kefaret gerekirdi. Âdet olduğu için kaza gerekir. Bir kimse de, orucunu bozsa, sonra oruç tutamayacak kadar hastalansa, yine kaza gerekir. Kan şekerini ölçmek Sual: Ben diyabet hastasıyım. Kan alıp, ölçü aletine koyup, şekerimi ölçmem orucu bozar mı? CEVAP: Kan aldırmak, orucu bozmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.09.2007.
Orucu bozulan yiyip içebilir mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanda, herhangi bir şekilde orucu bozulan kimse, yiyip içebilir mi? CEVAP: Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple, oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar, oruçlu gibi sakınmaları gerekir. Yiyip içmeleri mekruh olur. Yemek artığı ve pirinç tanesi Sual: İlmihallerde, diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın, orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç tanesini, bir buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor? CEVAP: Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçlu iken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse, kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse, kaza gerekiyor. Ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa, namaz da bozulmuyor. Ama dışarıdan bir pirinç tanesini alıp yutsa, namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır. Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak, bir hastalıktır. Bundan, çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi. Ultrasonla muayene Sual: Oruçlu iken, rahimden ultrasonla muayene olmak, orucu bozar mı? CEVAP: Alete jel gibi bir şey sürüyorlar, rahme yağ veya jel gibi bir şey girince oruç bozulmuş olur. Eldivenle muayene etse de, eldivene bir şey sürülmüş ise yine oruç bozulur. Yani içeriye az da olsa jel, yağ veya başka bir madde girerse, orucu bozar. Fitil ve oruç Sual: Tam İlmihal'de, (Bir şeyin hepsi girip çıkarsa, abdesti de, orucu da bozar) deniyor. Erkeğin arkadan, kadının ön veya arkadan kullandığı fitil, abdesti ve orucu bozar mı? Bir de çubuklu bir aletle hap konuyor, bu farklı mı? CEVAP: Gündüz oruç iken, içeri tamamen giren şey, orucu bozar. Fitil de bozar. Yarısı dışarıda kalırsa orucu bozmaz. Fitil içeri girdikten sonra, dışarı çıkarsa abdesti de bozar. Fitil içeri girip çıkmazsa, abdesti bozmaz. Çubukla konan farklıdır. Çünkü içeri girince, çubuğa az da olsa içeriden bir yaşlık bulaşır. Yaşlık, çubukla dışarı çıkınca abdest bozulur. Oruca mani özür Sual: Kasten orucunu bozan kimse, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, yine de kefaret gerekir mi? CEVAP: Öyle bir durum vaki olursa, kefaret gerekmez. Mesela kadının hayzı başlasa, yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa, yalnız kaza gerekir. Fakat sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir. "Şeker Bayramı" demek Sual: Fıtır Bayramına, "şeker bayramı" denir mi? CEVAP: Bayramdan önce, hurma, şeker gibi bir tatlı yemek müstehab olduğu için, şeker bayramı denirse mahzuru olmaz. Ramazan Bayramı dememek için, bayramı hafife almak kastıyla, şeker bayramı demek, doğru olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.10.2007Oruçla ilgili meseleler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Burnu kanayan, genzine giden kanı yutarsa, orucu bozar mı? CEVAP: Burundan genze giden kanı veya dişi kanayan, ağzındaki kanı yutunca, yani kan mideye gidince oruç bozulur. Sadece kaza gerekir. Antiseptikli su Sual: Kulağı antiseptikli su ile yıkatmak, orucu bozar mı? CEVAP: Bozar. İlaçsız su ile yıkamak bozmaz. Arı soksa Sual: Arı soksa oruç bozulur mu? CEVAP: Bozulmaz. Ağrıyan yere ilaç konsa Sual: Ağrıyan dişe, göze ve kulağa ilaç konsa, oruç bozulur mu? CEVAP: Kulağa damlatılan ilaç, orucu bozar. Göze damlatılan ilaç, bozmaz. Dişe konulan ilaç, yutulmazsa orucu bozmaz. Hatta ilacın tadı boğazda hissedilse de, bozmaz. Yaraya konan ilaç Sual: Yaraya konan ilaç orucu bozar mı? CEVAP: Yaraya sürülen merhemin, sindirim yoluna gittiği bilinmezse oruç bozulmaz. Esans koklamak Sual: Oruçlu iken esans koklamak orucu bozar mı? CEVAP: Çiçek, esans koklamakla oruç bozulmaz, mekruh da değildir. Ağızdaki az kanı yutmak Sual: Namaz kılarken, ağızdaki az bir kanı yutanın, namazı ve orucu bozulur mu? CEVAP: Az olduğu için namazı da, orucu da bozulmuş olmaz. Gusletmek ve epilasyon Sual: Gusletmek ve epilasyon orucu bozar mı? CEVAP: Gusletmekle oruç bozulmaz. Ancak ağızdan, burundan içeri su kaçarsa veya su içine oturulunca veya taharetlenirken içeri su kaçarsa oruç bozulur. Epilasyon orucu bozmaz.Dudaktaki yaşlık Sual: Dudaktaki yaşlığı yutmak, orucu bozar mı? CEVAP: Bozmaz. İmsak vaktinden önce konan ilaç Sual: İmsak vakti sona ererken yaraya konan sıvı ilaç, gündüz emilmeye başlasa oruç bozulur mu? CEVAP: İmsak vaktinden önce konulduğu için, bozulmaz. Sağlam deriye sürülen ilaç Sual: Kalb hastasıyım. Bazen, çok ağrıyınca hap alıyorum. Ramazanda oruçlu iken ağrı tuttuğunda ilaç alırsam, kefaret gerekir mi? Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç, orucu bozar mı? CEVAP: Zaruret olduğu için, yalnız kaza gerekir. Sağlam deriye sürülen ilaç, içeriye gitse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilen, bozar.
02.10.2007İstemeyerek kusmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İstemeyerek, ağız dolusu kusmak orucu bozar mı? CEVAP: Bozmaz. İsteyerek, zorlayarak az bir kusma da orucu bozmaz ise de, ağız dolusu kusmak bozar. Hadis-i şerifte, (Kendiliğinden ağız dolusu kusanın orucu bozulmaz. İsteyerek ağız dolusu kusanın orucu bozulur, kazası gerekir) buyuruldu. (Nesai) Morfinle diş çektirmek Sual: Morfin yapılarak diş çektirdikten sonra, orucu bozulan kimsenin, yiyip içmesi kefareti gerektirir mi? CEVAP: Kefaret gerekmez, kaza gerekir. Bir hastalık sebebiyle de iğne yapılınca oruç bozulur ve kaza lazım gelir. Oruç bozulduktan sonra yiyip içmek, kefaret gerektirmez. Basuru yıkamak Sual: Gündüz taharette, basuru yıkayıp içeri sokmak, orucu bozar mı? CEVAP: Dışarıdan içeri su veya herhangi bir şey girerse, oruç bozulur. Eğer taharetlendikten sonra, bir havlu ile kurulanırsa, basurun [hemoroitin] içeri girmesi orucu bozmaz. İğne kırığı Sual: Ele iğne batıp, kırığı içinde kalsa orucu bozar mı? CEVAP: Mideye kadar ilerleyip gitmediği için, orucu bozmaz. Kalbi ağrıyınca Sual: Oruçlu iken kalbi ağrıyınca, krizi önlemek için ilaç alana kefaret gerekir mi? CEVAP: Kefaret gerekmez, kaza gerekir. Sağlam deriye sürülen ilaç Sual: Sağlam deriye sürülen herhangi bir merhem orucu bozar mı? CEVAP: Sağlam deriye sürülen ilaç, içeriye gitse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilen, bozar. Burna tuzlu su çekmek Sual: Burna tuzlu su çekmek, ilaç gibi orucu bozar mı? CEVAP: Evet. Beyne veya boğaza kaçarsa bozar. Açlık ve susuzluğa dayanamayan Sual: Açlık veya susuzluğa dayanamayıp orucunu bozana, kaza mı gerekir? CEVAP: Gerçekten dayanamamışsa, kaza gerekir. Ağza sık sık su almak Sual: Hasta, ağzına sık sık su alsa, orucu bozulur mu? CEVAP: Yutmadıkça bozulmaz. Ama böyle yapmamalı. Kulağa giren sabunlu su Sual: Kulağa giren sabunlu su, orucu bozar mı? CEVAP: Bozmaz. Şeytani rüya Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü? CEVAP: Görülmez. Nefsani rüya görülür. Şeytanlar bağlanır Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır? CEVAP: Hayır, hepsi bağlanır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda, esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.10.2007Göz damlası orucu bozmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Göz damlası orucu bozar mı? Lens ıslakken göze takılırsa, oruç bozulur mu? CEVAP: İkisi de bozmaz. Sahurda dişleri fırçalamak Sual: Ramazanda, sahurda yatmadan önce, dişlerimizi fırçalıyoruz. Ağzımızı yıkamamıza rağmen, tadı ağzımızda hissediliyor, bu durum orucu bozar mı? CEVAP: Hayır bozmaz. Tükürükteki kan Sual: Tükürünce, tükürükte az kan olursa, abdest bozulur mu, yutunca oruç bozulur mu? CEVAP: Kan tükürükten az ise, dışarı çıkmakla abdest bozulmaz, yutulunca da oruç bozulmaz. Sigara yakıları Sual: Sigara tiryakisiyim, sigara içmezsem oruç tutmam çok zor. Sigara yakıları var. Bunları koluma koysam, deri nikotini emiyormuş. Oruç bozulur mu? CEVAP: Sağlam deriye konan hiçbir yakı, ilaç, krem orucu bozmaz. Emilmesinin önemi yok. Pamuklu çubuk Sual: Oruçlu iken kulak temizleme çubuğu ile kulağı karıştırmak orucu bozar mı? CEVAP: Şafii'de bozar, Hanefi'de bozmaz.Oksijen gazı Sual: Oksijen tüpü ile suni hava verilince, oruç bozulur mu? CEVAP: Teneffüs ettiğimiz hava, orucu bozmaz. Tüple verilen oksijen de, temiz hava demektir, oksijeni bol hava demektir. İçinde ilaç olursa bozar. Eşini öpmek Sual: Hanımını öpenin orucu bozulur mu? CEVAP: Öpmekle orucu bozulmaz. Öperken cünüp olursa bozulur. Cünüp olma ihtimali varsa, öpmek mekruh olur. Orucu bozacak derece çok öpen, haram işlemiş olur. Çünkü orucu mazeretsiz bozmak haramdır. Denize girmek Sual: Denize girmek orucu bozar mı? CEVAP: Denize girdiği için değil, su girecek deliklerden içine su kaçtığı için, oruç bozulur. Eğer su girmezse oruç bozulmaz. İftara davet etmek Sual: Oruçlu olmayanı, iftara davet etmek caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Fakat iftara davet ederken, oruç tutanları tercih etmeli. Bir mazereti sebebiyle, oruç tutamıyorsa, mesela yolcu ise, hasta ise yahut muayyen halde ise, onlar da, davet edilebilir. Uykulu hâl Sual: İmsak vakti çıkmadı diye, bilmeden imsak vaktinden on dakika sonraya kadar yiyip içene kaza mı, kefaret mi gerekir? CEVAP: Bilmeden yiyip içildiği için, sadece kaza gerekir. Burna gelen akıntı Sual: Başımızdan burnumuza gelen herhangi bir akıntıyı yutmak, orucu bozar mı? CEVAP: Bozmaz.
04.10.2007Dil altı hapı ve oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ağzın içindeki çürük dişe konan ilaç, orucu bozmuyor da, dil altına konan hap, niçin orucu bozuyor? Vücuttaki sağlam deriye konan ilaç, emilse bile orucu bozmuyor da, ağızdaki sağlam deriye konan ilaç, emildiği için niye orucu bozuyor? CEVAP: Dil altındaki deri, vücudun dışındaki deri değildir. Yumuşak, kaygan bir dokudur. Tıpta buna mukoza deniyor. Çok farklı özelliğe sahiptir. Birbiri ile asla mukayese edilmez. Dişin yapısı da, mukozanın yapısından farklıdır. Bu hususta uzman doktorumuz diyor ki: Dil altına ilaç konunca, sinir sisteminin uyarısı ile beyne çok acil haber gider. Beyin, dil altındaki refleksleri otomatik olarak harekete geçirir. Sonra, tükürük salgı sistemi çalışıp, tükürük üretir, sulandırır. Sulandıktan sonra, reflekslerin uyarmasıyla, kılcal damarlar harekete geçer ve emilerek en kısa zamanda kana karışır. Tükürük salgısı olmazsa, ilaç sadece kılcal damarlar vasıtasıyla kana karışamaz. Çünkü ilacın sulanarak kılcal damarlara gitmesi lazımdır. Vücut derisi, mukoza gibi ince olsa bile, tükürük salgısı olmadığı için, dil altındaki gibi emilmez. Tükürük salgısı otomobil, ilaç şoför gibi, mukoza altındaki kılcal damarlar da yollar gibidir. Vücutta, otomobil ve yollar var, şoför yok. Şoför de gelirse otomobil hareket eder. Tıbbi olarak, diş de, diş eti de, mukoza değildir, diş ile dil altı farklı özelliklere sahip iki ayrı organ gibidir. Bota, çizmeye ve meste mesh etmek caizdir. Ancak mestten çok daha ince olan çoraba mesh caiz değildir. İkisi de ayağa giyiliyor ama vasıfları farklıdır. İşte bunun gibi, dil altındaki mukoza denilen yumuşak doku, vücuttaki deriden çok farklıdır. Dil altına ilaç, hap koyarak yukarıda izah edildiği gibi, kılcal damarlarca emilmesini sağlamak, deriye ilaç enjekte edip kılcal damarlara ulaştırmaya benzer, bu yüzden orucu bozar. Oruç tutmayı ganimet bilmeli Sual: Derslerimi daha iyi anlamak için, bazı günler oruç tutmasam, bayramdan sonra kaza etsem sakıncası var mı? CEVAP: Oruç tutmak, derslere engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa, insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, işin tıbbi yönüdür. Allahü teâlânın rahmeti, ihsanı ise ayrıdır. Onu akıl almaz. Ders için oruç tutmamak, haram olur. Ramazan günü oruç tutmak, büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı. Oruç tutmayı ganimet bilmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa, Ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle, Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace] Abdestte boğaza su kaçması Sual: Abdest alırken boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir? CEVAP: Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir. O anda Şafii'yi taklit ederse, orucu bozulmamış olur. --------- Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.10.2007Davete gitmek...
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Düğün yemeklerine veya iftarlara davet ediliyoruz. Bazı davetlerde, zenginler, müdürler ve rütbeli kimseler bulunuyor. Hiç gariban kimse bulunmuyor. Kimi külfete giriyor, çok pahalı şeyler hazırlıyor, kimi de çok cimri davranıyor. Bir de, oruç tutmayanlar da, bizi iftara davet ediyor. Böyle davetlere gitmek uygun oluyor mu? CEVAP: Haram ve mekruh işlenmeyen davetlere gitmek, sünnettir. Bir hadis-i şerif meali: (Davet edilen yere gitmemek günahtır. Davetsiz yere gitmek, hırsızlık olur.) [Beyheki] Yemeğe davet ederken, Allahü teâlânın rızası gözetilmelidir. Başka maksatlar gözetilmemeli. Yemeğe giden de, sünnet olduğu için, mümin kardeşini sevindirmeye niyet ederek gitmeli. (Allah rızası için niyet etmeden, yemeğe davet edene, bir günah yazılır. Niyet etmeden gidene, iki günah yazılır) buyurulmuştur. Mekruh işleniyorsa, mekruhtan kurtulmak için davete gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de, zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de, gitmemelidir! Davet umuma şamil olmamalı, yani iyi kötü herkes geliyorsa, o davete gitmemeli. Bidat sahibinin, fasığın, kötü kimselerin ve öğünmek için çok para harcamış olanın davetine gidilmez. (İhya) Sadece zenginlerin, müdürlerin bulunduğu davete gidilmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Zenginlerin davet edilip, fakirlerin davet edilmediği ziyafet, en kötü yemektir.) [Buhari] Oruç ve misyonerler Sual: Mevlevi'yim diyen biri, (Biz beden orucu tutmayız ama gönül orucu tutarız. Bu herkese farz olan oruçtur) diyor. Bu ne demektir? CEVAP: O, Mevlevi'yim diyerek yalan söylüyor. Mevlevilik dinsizlik değildir. Öyle demek, ben dinimizin bildirdiği ibadetleri beğenmiyorum, aklıma göre yeni bir din çıkarıyorum demektir. Misyonerler de, (Oruç tutmak gibi ağır bir yük altına girmek yerine, kötü niyetlerden ve batıl düşüncelerden kendini uzaklaştırmak gerekir) diyorlar. Açıktan oruç yemek Sual: Hastanede hasta olarak yatıyorum. Oruç tutacak durumum yok. Hastanede gizli yiyip içme imkânım da yok, açıktan oruç yemek günah olur mu? CEVAP: Hasta olduğunuz belli, yani insanlar bunu biliyor ve görüyor. Gizleme imkânı da yoksa açıktan yiyip içmek caiz olur. Cünüp iken oruca başlamak Sual: Gece ihtilam olup, sahur için uyandığımızda imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yesek, imsak çıktıktan sonra gusletsek, yani oruca cünüp iken başlasak oruç sahih olur mu? CEVAP: Sahih olur. Cünüp iken oruca başlamak, daha sonra gusletmek caizdir. Kan taşı sürmek Sual: Tıraş olurken kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek orucu bozar mı? CEVAP: Hayır, bozmaz. İlaçla hayzı geciktirmek Sual: Orucun aksamaması için, hayzı ilaçla geciktirmek caiz mi? CEVAP: Caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.10.2007Seyahatte iken oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruçlu iken seyahat ediyoruz. Doğudan batıya gidince mesela Erzurum'dan İstanbul'a gelince, akşam, bir saatten fazla geç oluyor. Tersine İstanbul'dan Erzurum'a gidince, bir saatten fazla erken oluyor. Orucu niyetlendiğimiz şehre göre mi, yoksa bulunduğumuz şehre göre mi açacağız? CEVAP: Oruç açılan yerin zamanı esas alınır. Güneş batmadan oruç açılmaz. Saate göre hareket edilmez, güneşin batması esas alınır. Dünyanın hangi şehri olursa olsun, oruçta ve namazda, vardığı şehrin vaktine göre hareket edilir. Oruçlunun günah işlemesi Sual: İster istemez günah işliyoruz. Bazıları, (Oruç tutarken günah işlenmez. Günah işleyen kimse oruç tutmamalı, orucu boşa gider) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Böyle bir şey yoktur. Oruç tutarken elbette her türlü günahtan, kötü düşüncelerden sakınmak gerekir. İşlenen günahlar orucun sevabını azaltır. Fakat bu, günah işleyen oruç tutmasın demek değildir. Böyle söylemek, dinsizlik olur. Günah işleyenin de, oruç tutması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Oruç tutamayanın namazı Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz, teravihe gidemez mi? CEVAP: Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değildir. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur'an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını ve teravihini de kılar. Seferde oruç bozmak Sual: Seferde iken, kasten orucunu bozana kefaret gerekir mi? CEVAP: Kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak, farz değildir. Fecr-i sadık nedir? Sual: Oruca başlama zamanı olan fecr-i sadık, hangi vakittir? CEVAP: Türkiye Takvimi'ndeki imsak vaktidir. Sabah namazı, bundan 15 dakika sonra kılınabilir. Ezan okunurken oruç açmak Sual: Ezan okunurken, hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır? CEVAP: Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile, orucu açmak caizdir. Vakit girmemişse, ezan okunsa da, orucu açmak caiz olmaz. İmsak vakti yiyip içmek de, böyledir. Yani ezana değil, vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti çıkmışsa, daha ezan okunmasa bile, imsak vakti girince artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Namaz kılmak da, böyledir. Ezana değil, vakte itibar edilir. İftar için para vermek Sual: Birisine iftar için para vermek, iftar vermek gibi sevab mıdır? CEVAP: Evet. Su buharını teneffüs Sual: Banyo yapınca, banyoda oluşan su buharı orucu bozar mı? CEVAP: Bozmaz. Fakat astım hastalarına, özel olarak su buharı teneffüs ettirilirse, bu buhar ciğerlere gidince oruç bozulur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.10.2007Kadir Gecesinin önemi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadir gecesinin önemi nedir? CEVAP: Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, Muhammed aleyhisselamın ümmetine mahsus bir gecedir. Başka peygamberlere, böyle bir gece verilmemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Kadir Gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi] Peygamber efendimiz, daha önceki ümmetlerden, bin sene cihad eden insanları düşünüp, benim ümmetimin ömrü kısadır, az ibadet ederler diye üzülünce, Allahü teâlâ, (Kadir Gecesi, senin ve ümmetinindir) buyurup, Habibinin kalbini ferahlandırdı. Hem Kadir Gecesi, her ramazan ayında gelir. Resulullah efendimize, kendisinden önceki insanların ömürleri bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesini ihsan etti. (İ. Malik) Resulullah efendimiz, (Benî İsrail peygamberlerinden, 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelip, (Ya Resulallah, senin ümmetin bu peygamberlerin, 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana, ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsir-i Mugni) Kadir Gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dört gecenin, gündüzü de, gecesi gibi faziletlidir. Allah, o günlerde, dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar, Kadir Gecesi, Arefe Gecesi, Berat Gecesi, Cuma Gecesi ve günleri.) [Deylemi] (Sevabını Allah'tan umarak, Kadir Gecesini ihya edenin, geçmiş günahları affolur.) [Buhari] (Kadir Gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur'an-ı kerimi hatim etmekten daha sevabdır. Kadir Gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tekbir (Allahü ekber) söylemek, yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tekbirden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay, bütün geceleri, sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni] (Kadir Gecesi üç defa "La ilahe illallah" söyleyen Müslümanın, birincisinde bütün günahları bağışlanır, ikincisinde Cehennemden kurtulur, üçüncüsünde Cennete girer.) [Tefsir-i Mugni] Kadir Gecesi, ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir Gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar. O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli. Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli. Orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı. Evliyası halk arasında gizli olduğu için, herkese iyi muamele etmeli. Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bilmelidir. Resulullah, Kadir Gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerîmun tühıbbül afve fa'fü annî) duasını okurdu. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir. * * * Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce, Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece! > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
08.10.2007İğne yapmak orucu bozar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İğne yaptırmak, orucu bozar mı? CEVAP: İğne olmak [enjeksiyon], orucu bozar ve kaza gerekir. Diş etlerinin kanaması Sual: Abdest alırken, diş etlerinden kan gelirse, abdest ve oruç bozulur mu? CEVAP: Kan ağızdan dışarı çıkarsa, abdest bozulur. Yutulursa abdest bozulmaz, fakat bu sefer de oruç bozulur. Tükürükten az ise, oruç da abdest de bozulmaz. Müstehcen film Sual: Porno, müstehcen film seyrederken, kendiliğinden cünüp olanın orucu bozulur mu? CEVAP: Sadece bakarak cünüp olunca, oruç bozulmaz. El ile veya başka bir şeyle cünüp olmaya yardım edilince, oruç bozulur ve kaza gerekir, kefaret gerekmez. Fakat aynı ramazanda, aynı şey tekrar yapılırsa, bu sefer kefaret de gerekir. Porno film seyretmek haramdır. Haram işleyenin ibadetleri sahih olur, farz borcundan kurtulur ise de, kazandığı günahlardan dolayı, kavuşacağı büyük sevablardan mahrum kalır. Özellikle oruçlunun, böyle günah işlemesi, çok çirkindir. Nezle yüzünden gelen akıntı Sual: Nezle olduğu için, burnun içine gelen akıntıyı, geri çekip yutanın, orucu bozulur mu? CEVAP: Bozulmaz. Balgamı yutmak Sual: Ağza gelen balgamı yutmak, orucu bozar mı? CEVAP: Balgamı yutmakla oruç bozulmaz. Ağza gelen yemekSual: İmsak çıktıktan sonra, sahurda yenilen yemek ağza gelip yutulsa, oruç bozulur mu? CEVAP: Bozulmaz. Hatta ağza gelen kusmuğun geri gitmesi de orucu bozmaz. Burna çekilen su Sual: Oruçlu iken burna çekilen su, ağzımızdan çıksa oruç bozulur mu? CEVAP: Bozulur. Burna ilaç çekmek gibi, su da çekip genze ulaşırsa oruç bozulur, kaza gerekir. Abdestten sonraki ağızdaki yaşlık Sual: Abdest alınca veya ağzımızı yıkayınca kalan yaşlığı yutmak, orucu bozar mı? CEVAP: Ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı, tükürük ile yutmak orucu bozmaz. İdrar yoluna pamuk Sual: Erkeklerin idrar damlası gelmesin diye idrar yoluna koydukları pamuk orucu bozar mı? CEVAP: Orucu bozmaz. Maliki'de de pamuk koymak bozmaz. Şafii'de pamuk koymak orucu bozar; ama gusül, abdest ve namazda Şafii'yi taklit eden Hanefi'nin orucu, yine bozulmuş olmaz. Uyanamayıp guslü geciktirmek Sual: Ramazanda, bir insan yatsıdan sonra hanımıyla beraber olsa, daha sonra geç vakitte uyuyup, biraz sonra guslederiz deseler, uyandıklarında da güneş doğmuş olsa kefaret mi gerekir? CEVAP: Kaza da gerekmez. Yani oruçları bozulmuş olmaz. İhtilam olanın da orucu bozulmuş olmaz. Fakat namaz kılmak için, ilk fırsatta yıkanmak gerekir. [Daha önceden tedbir alıp cünüp olarak sabahlamamalı.] Diş çektirmek Sual: Diş çektirmek orucu bozar mı? CEVAP: Diş çektirmek orucu bozmaz. Eğer diş çektirilirken iğne vurulursa, oruç bozulur. Dişten çıkan kan, tükürüğünden çoksa, yutmakla da oruç bozulur. Ramazan orucunu tutarken iğne vurduranın veya dişinden çıkan kanı yutanın orucu bozulur ve gününe gün kaza gerekir, kefaret gerekmez.
09.10.2007Kefaret 60 gündür
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de, (Oruç kefareti için, peş peşe 60 gün oruç tutmak gerekir) deniyor. Peş peşe iki kameri ay oruç tutulsa, ayın birisi 29 çekse toplam 59 gün tutulsa, kefaret yerini bulmaz mı? Bir de, oruç kefareti hakkında hadis var mıdır? CEVAP: Tam İlmihal'de, ihtiyatlı olan bildirilmektedir. Ayın birinde, hilali gözetleyerek iki hicri ay oruç tutmakla kefaret yerine gelmiş olur. İsterse 59 gün olsun. Hilal gözetlenmeden takvime bakarak iki ay oruç tutulursa, iki ayın toplamı 59 gün olursa, kefaret sahih olmaz. Hilal gözetlenerek tutulursa iki ay oruç tutmak yeterlidir. Hatta ayın 15'inde oruca başlayıp, ondan sonra gelen ayı tam tuttuktan sonra, 15 gün daha tutarsa yine iki ay oruç tutmuş olur. İmam-ı a'zam hazretleri ise, (60 gün oruç tutmak gerekir) buyuruyor. Günümüzde hilali gözetlemek ve birinci günü görmek kolay değildir. Bunun için, 60 gün peş peşe oruç tutmak gerekir. Hem de bu, ihtiyatlı olur. (Mebsut, Redd-ül-muhtar) Oruç kefareti hakkındaki hadis-i şerif, şu mealdedir: Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır: Bir kimse gelip, şöyle dedi: -Helak oldum, ya Resulallah! -Seni helak eden nedir? -Ramazanda ailemle beraber oldum, orucum bozuldu. -Bir köle azat etmen gerekir. -Kölem yok. -Kölen yoksa aralıksız iki ay oruç tutman gerekir. -İki ay oruç da tutamam. -Altmış fakire birer fitre vermen gerekir. (Un olarak 53 kg ediyor) -Bunu da bulamam. Bu arada Resulullaha bir sepet kuru hurma getirmişlerdi. Adama buyurdu ki: -Al şunları fakirlere sadaka olarak dağıt! -Kime vereyim ya Resulallah? Vallahi bu şehirde bizden daha fakiri yoktur. İzin verirseniz, bunları aileme götüreyim. Resulullah efendimiz, mübarek dişleri görünecek kadar güldü. Sonra buyurdu ki: -Götür onlara yedir. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Mace) Oruç ve kefaret Sual: Ramazan günü ağız dolusu kusan veya ihtilam olan kimse, orucum bozuldu sanarak yiyip içerse, kefaret gerekir mi? CEVAP: Bunların orucu bozmadığını bilmiyorsa kefaret gerekmez. Fakat bu hallerin orucu bozmayacağını öğrenmiş ise, buna rağmen yiyip içmişse kefaret gerekir. Gıybet, kadınlara bakmak, sürme çekmek ve kan aldırmak gibi, orucu bozmadığı iyi bilinen şeyden sonra, oruç bozuldu sanarak, yiyip içilirse kefaret gerekir. Önceden, bunların orucu bozmadığını bilip bilmemesi fark etmez. Her tarafa yayılan şeyi bilmemek, özür olmaz, kefaret gerekir. (Redd-ül muhtar) Önce kefaret Sual: Kefareti olan bir kimse, önce kefareti tutup, sonra kazasını mı tutmalıdır? CEVAP: Evet. Kefaretten önce kazası yapılmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
10.10.2007Bütün yıl oruç tutmuş olmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: En az bire on sevab verildiği için, ramazanda bir ay oruç tutan, 300 gün, şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı söyleniyor. Farz olan ramazan orucu ile nafile olan şevval orucu aynı kefeye konabilir mi? Farzın yanında nafile, denizde damla değildir. Yukarıdaki ifadede bir yanlışlık yok mu? CEVAP: Her ay, üç gün oruç tutanın, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da, kitaplarda bildiriliyor. Burada, farz olan ramazan orucu ile nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Mazeretsiz ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa kabul olmaz. Hatta ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, ramazan-ı şerifte tutmanın sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Kan aldırmak Sual: Kan aldırmak ve iğne vurdurmak, yani enjeksiyonla deriye ilaç zerk ettirmek orucu ve abdesti bozar mı? CEVAP: Genel kaide: Vücuda giren şeyler orucu bozar, vücuttan çıkan şeyler de abdesti bozar. Bu kaidenin, istisnaları da vardır. Kan aldırmak, abdesti bozar, orucu bozmaz. Vücuda enjeksiyonla ilaç girince, abdesti bozmaz ama orucu bozar. Abdest için istisnalar: Vücuttan çıktığı halde ter, sümük ve balgam gibi şeyler abdesti bozmaz. Oruç için istisnalar: Vücuttan çıkan şeyler orucu bozmadığı halde, isteyerek ağız dolusu kusmak orucu bozar. Vücuda giren şeyler orucu bozduğu halde, balgam yutmak orucu bozmaz. Oksijen gazı almak, esans koklamak orucu bozmaz. Burna gelen akıntıyı yutmak orucu bozmaz. Sağlam deriden vücuda girdiği halde, göğse konan kalb ilacı ve kola sarılan yakı orucu bozmaz. Göze konan ilaç orucu bozmaz ama kulağa konan bozar. İftar dualarının manası Sual: Aşağıdaki iftar dualarının anlamı nedir? CEVAP: (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-mü'minine vel mü'minât yevme yekûmülhisâb.) Manası: (Ey mağfireti bol olan Allah'ım, kıyamette hesap görülürken, beni, ana babamı, hocalarımı ve kadın-erkek bütün müminleri affeyle.) (Zehebezzama' vebtelletil-urûk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ.) Manası: (Açlık bitti. Damarlarımız suya kavuştu. İnşâallahü teâlâ, sevab da hâsıl oldu.) *** Çok şükür Rabbimize orucu ettik eda. Bugün ayrıldık senden, yâ ramazan elvedâ. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda ne yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtır, yani Ramazan Bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek yemek, her işte teke riayet etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ meleklere, "İşini tamamlayanın karşılığı nedir?" diye sorar. Melekler de, "Ücretini almaktır" derler. Allahü teâlâ da, "Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak, kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için, istediklerinizi veririm" buyurur.) [Beyheki] Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü, Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir Gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki) Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ali, (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (Allahü teâlâ, ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana-babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. (Gunye) [Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder.] Kimseye dargın durmamalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Din kardeşiyle 3 günden çok dargın olmak caiz değildir. 3 gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalı. O kişi, selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud] (Hak teâlâ şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten, birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, "Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin" buyurur.) [İ.Malik] Ramazanın önemi bilinseydi, her günün ramazan olması istenirdi. Bir hadis-i şerif meali: (Ramazandaki büyük sevablar bilinseydi, bütün yılın ramazan olması istenirdi.) [Ebu Nasr] Ne mutlu, günahlardan sakınarak oruç tutanlara... Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır! *** Ramazan-ı şerifi memnun ederek salan, Bugün artık sevinsin, orucu kabul olan. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.10.2007 Şevval ayında [bu ayda] oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şevval ayında oruç tutmak sevab mıdır? CEVAP: Her zaman, oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari) Şevval ayında tutulan orucun, çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazandan sonra, Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani] (Ramazan orucu ile Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace] (Ramazan ayı orucu on aya, ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme] Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Bu oruçları, aralıklı tutmak da caizdir. Şevval ayında tutulan nafile veya kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin, oruçlu iken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi] (Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için, oruç tutuyorum.) [Müslim] (Cennetin kapıları, pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim] İki gün kaza orucu Sual: Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor? CEVAP: Fıkıh kitaplarında buyuruluyor ki: Ramazan ayının, hilali görerek değil de, takvimlere göre başlatıldığı yerde, bir kimse bir ay oruç tutsa, şu üç günden birinde oruca başlamış olur: 1- Ramazandan bir gün önce başlamıştır, 30 gün olması için ramazanın son günü bayram yapmıştır. Bu kimse, 30 gün oruç tutmuş ise de, ilk günü ramazan orucu değildir. Son gün de bayram ettiği için, iki gün oruç tutmamış olur. 2- Ramazanın ikinci günü başlamıştır. 30 gün olması için, son günü diye bayramda oruç tutmuştur. İlk günü oruç tutmamıştır. Bayram günü tuttuğu oruç da, bayram olduğu için sahih olmamış, bu kimse yine 28 gün oruç tutmuş olur. 3- Ramazanı başından sonuna kadar normal gününde tutmuştur. Bir ayın ilk ve son günleri, ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, şüpheli olur. Hilali görerek değil de, takvimlere göre başlatıldığı yerde, ramazanın başlaması kesin değil, şüpheli olur. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç, sahih olmadığı için, yine iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İki maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İki şeyin korkusu Ümmetim için, şu iki şeyden korkuyorum: 1- Bolluk ve rahat içinde iken, şehvetlerine uymalarından, 2- Namazı ve Kur'anı terk etmelerinden. (Taberani) Beladan kurtulanlar Ahir zamanda, şiddetli belaya maruz kalınır. Ancak şu iki sınıf kurtulur: 1- Allah'ın dini için, dili ile ve kalbi ile mücadele eden, 2- Dinini anlayıp tasdik eden. (Ebu Nuaym) İki şeyi koruyanŞu iki şeyini koruyan mümin, Cennete girer: 1- İki çene arasını, 2- İki bacak arasını. (İ. Ahmed) Şefaat etmem! Şu iki sınıfa şefaat etmem: 1- Zalim sultana, 2- Dinde ifrata kaçanlara, aşırı gidenlere. (Taberani) İki sınıf salih olursa Şu iki sınıf sâlih olursa, ümmetim sâlih olur: 1- İdareciler, 2- Âlimler. (Ebu Nuaym) İslamiyet'ten nasipsiz Şu iki sınıfın, İslamiyet'ten nasibi yoktur: 1- Mürciye [Cebriye de denilir. Günahı da Allah işletir diyenler], 2- Kaderiye [kaderi inkâr edenler]. (Beyheki) İki şeye uyun Bıraktığım iki şeye uyan, hidayete erer, uymayan sapıtır: 1- Kitabullah, 2- Ehl-i beytim. (İ. Hibban)İhtiyar Yaşlının gönlü şu iki şeye gençtir: 1- Uzun yaşama isteği, 2- Mal sevgisi. (A. bin Sa'd) Gıpta edilir Şu iki kişiye gıpta edilir: 1- İlmi ile amel edene, 2- Malını, Allah yolunda harcayana. (Buhari) En iyi iki şey Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: 1- Allah'a iman, 2- Onun kullarına iyilik etmek. (İ. Askalani) En kötü iki şey Şu iki şeyden de, daha kötüsü yoktur: 1- Şirk, 2- İnsanlara kötülük etmek. (İ. Askalani) Reddedilmeyen iki dua Şu iki vakitte edilen dua, reddedilmez: 1- Ezan okunurken, 2- Savaş kızışınca. (Ebu Davud) Dünyada korkmayan Hak teâlâ, buyurur: İki korku ile iki güvenmek bir araya gelmez: 1- Dünyada benden korkmayan, kıyamette korkar, 2- Dünyada benden korkan, kıyamette, korkulardan emin olur. (İ. Ahmed) Oruçlunun iki sevinci Oruçlu için iki sevinç vardır: 1- İftar edince, 2- Ahirette, Allah mükâfatını verince. (Buhari) İki damla ile iki adım Şu iki damladan ve iki adımdan daha sevimli hiçbir şey yoktur: 1- İki damla, Allah korkusundan akıtılan gözyaşı ile Allah yolunda akıtılan kan, 2- İki adım, cihad [dini yaymak] için atılan adım ile bir farzı yerine getirmek için atılan adım. (Tirmizi)
İki maddeli hadis-i şerifler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sevilen iki haslet Allah'ın sevdiği iki haslet: 1- Cömertlik, 2- Maddi ve manevi fedakârlık. (Beyheki) Nefret edilen haslet Allah'ın nefret ettiği iki haslet: 1- Cimrilik, 2- Kötü ahlak. (Beyheki) Allah yardım eder Hak teâlâ, iki kişiye yardım eder: 1- Cihad edene, 2- Namusunu korumak için evlenene. (Nesai) Duanın kabulü için Duanın kabul olması için iki şey gerekir: 1- İhlâs, 2- Helal lokma. (Tergib-üs-salât) Cennetlik ve cehennemlik kimse Şu iki şeyin biri cennete, öteki cehenneme girmeyi gerektirir: 1- Şirk üzere ölmeyen [Müslüman olarak ölen] Cennete girer, 2- Şirk üzere [kâfir olarak] ölen Cehenneme girer. (Müslim) Allah'tan uzak olan Şu iki kimse, Allah'tan çok uzakta olur: 1- İdarecilerle düşüp kalkar, onların zulme ait sözlerini tasdik eder, 2- Çocuklarını eşit tutmaz, yetimin hakkı konusunda, Allah'tan korkmaz. (İ. Asakir) İki zayıf Şu iki zayıf hakkında Allah'tan korkun: 1- Dul kadın, 2- Yetim. (Beyheki) Dininizi süsleyin Dininizi şu iki hasletle süsleyin: 1- Cömertlik, 2- Güzel ahlak. (Taberani) Akrabaya sadaka Akrabaya sadaka vermenin iki sevabı vardır: 1- Sadaka sevabı, 2- Sıla-i rahim sevabı. (Tirmizi) Âlimler Âlim iki türlüdür: 1- İlmi ile Allah'ın rızasını arayan, ilmi paraya değişmeyen, 2- İlmi ile dünyalık arayan. Böyle âlime, kıyamette ateşten gömlek giydirilir. (Deylemi) İki berat Kırk gün yatsı ve sabah namazını, cemaatle kılana, iki berat verilir: 1- Cehennemden kurtuluş beratı, 2- Münafıklıktan kurtuluş beratı. (Hatib) Yükselmenin yolu Allah katında yükselmek için, şu iki şeyi yap: 1- Sana karşı cahillik yapana, hilm [yumuşaklık] ile karşılık ver, 2- Sana vermeyene, ihsanda bulun. (İ. Adiy) İki meyte İki meyte ile iki kan helâldir: 1- İki meyte, balık ve çekirgedir. 2- İki kan, ciğer ve dalaktır. (Hâkim) [Meyte, boğazlanmadan leş olarak ölen hayvandır. Böyle ölen hayvan yenmez. Balıkla çekirge bundan müstesnadır. Dinimizde kan da yenmez. Ancak dalak ve ciğer hariçtir.] Borçlanmak Borç iki kısımdır: 1- Ödemek niyeti ile borçlanıp da, ödeyemeden ölenin kefiliyim, 2- Ödememek niyeti ile borçlanıp da, borcunu ödemeden ölenin, sevabları alınıp, alacaklısına verilir. (Taberani) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Üç sınıf ümmet Ümmetim üç sınıftır: 1- Sorgusuz sualsiz Cennete girenler, 2- Hafif hesaba çekilerek girenler, 3- Günahlardan temizlenerek girenler. (Taberani) Dost ve düşman Allahü teâlâ buyurur ki: Şu üç şeye devam eden, gerçek dostumdur; bunları terk eden de, gerçek düşmanımdır: 1- Namaz, 2- Oruç, 3- Cünüplükten gusül. (Beyheki, Taberani) Üç türlü komşu Üç türlü komşu vardır: 1- Bir hakkı olan komşu. Akraba olmayan gayrimüslim komşudur. 2- İki hakkı olan komşu. Müslüman komşu ki, hem Müslümanlık, hem de komşuluk hakkı vardır. 3- Üç hakkı olan komşu. Akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem Müslümanlık, hem akrabalık, hem de komşuluk hakkı vardır. (Ebu Nuaym) Günah yazılmaz Şu üç kişiye günah yazılmaz: 1- Uyanana kadar uyuyana, 2- İyi olana kadar deliye, 3- Büluğa erene kadar çocuğa. (Buhari) Âlimler Âlimler üç türlüdür: 1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan, 2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan, 3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan. (Deylemi) Sorguya çekilmeyenler Şu yemeklerden sorguya çekilmeyen üç kimse: 1- İftar yemeğinden, 2- Sahur yemeğinden, 3- Misafirle yediğinden. (Deylemi) Doğru olanlar İslam'dan nasibi olmak, şu üç şey ile olur: 1- Namaz, 2- Oruç, 3- Zekât. (İ. Ahmed) Üç kimse kınanmaz Şu üç kimsenin uygun görülmeyen işleri, durumları göz önüne alınarak hoş görülmelidir: 1- İyileşene kadar hasta, 2- İftar edene kadar oruçlu, 3- Âdil hükümdar. (Deylemi) Üç zümre Kendilerine yemin teklif edilmeyen üç kimse: 1- Evladın babasına yemini, 2- Kadının kocasına yemini, 3- Kölenin efendisine yemini. (İ. Asakir) Lanetlenenler Lanetlenen üç zümre şunlardır: 1- Ana babaya lanet eden, 2- Allah'tan başkası için kurban kesen, 3- Arazinin sınırını geçen, (İ. Asakir) Ziyaret edilmeyen hasta Şu üç hastayı ziyaret gerekmez: 1- Gözü ağrıyan, 2- Dişi ağrıyan, 3- Çıbanı olan. (Taberani) Dünya ve ahiret Dünyayı ahirete tercih eden, şu üç şeye maruz kalır: 1- Sıkıntısı hiç eksilmez, 2- Yokluktan kurtulmaz, 3- Öyle bir hırsa kapılır ki, hiçbir zaman boş vakit bulamaz. (Taberani) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Emredilenler Size şu üç şeyi emrediyorum: 1- Allahü teâlâya kulluk edip, Ona hiçbir şeyi ortak koşmamayı, 2- Toplu olarak Allah'ın ipine [dinine] tutunup birbirinizden ayrılmamayı, 3- Allah'ın size veli kıldığı kimselere itaat edip, onları dinlemeyi. (İbni Mace) Hoşlanılmayan üç şey Hak teâlâ üç şeyi sevmez: 1- Çok konuşmak, 2- Çok sual sormak, 3- Malı telef etmek. (Müslim) Orucu bozmayan üç şey Şu üç şey, orucu bozmaz: 1- Hacamat, 2- İstemeden kusmak, 3- İhtilam. (Tirmizi) Şakası da sahihtir Üç şeyin şakası da, ciddisi de sahihtir: 1- Nikâh, 2- Talak, 3- Talaktan dönmek. (Hâkim) Helak edenler Helak edici üç şey: 1- Aşırı cimrilik, 2- Nefse uymak, 3- Kendini beğenmek. (Hatib) Kurtarıcı işler Kurtarıcı üç şey: 1- Gizli ve açık Allah'tan korkmak, 2- Fakirlik ve zenginlikte itidal üzere bulunmak, 3- Gazapta ve rızada, adalet üzere olmak. (Hatib) Derecesini yükselten şeyler Derece yükselten üç şey: 1- Yemek yedirmek, 2- Selamlaşmayı yaymak, 3- Herkes uyurken, gece namazı kılmak. (Hatib) Günahlara kefaret Günahlara kefaret olan üç şey: 1- Mescide gitmek, 2- Namazı kılıp, diğer namazı beklemek, 3- Çok soğukta uygun abdest almak. (Hatib) İmanı fayda vermez Şu üç şey ortaya çıktıktan sonra, iman etmek fayda vermez: 1- Güneş, batıdan doğunca, 2- Deccal çıkınca, 3- Dabbet-ül-arz çıkınca. (Müslim, Tirmizi) Üç ikram Şu üç ikram geri çevrilmez: 1- Yer vermek, 2- Güzel koku, 3- Süt. (Tirmizi) Farz olan ibadetler Şu üç şey bana farzdır: 1- Vitir namazı, 2- Kurban kesmek, 3- Kuşluk namazı. (İ. Ahmed) [Hanefi'de, ilk ikisi vacib, üçüncüsü sünnettir. Diğer üç mezhepte, üçü de, sünnettir.] Fitneye düşürenler Şu üç şey fitneye düşürür: 1- Güzel saç, 2- Güzel ses, 3- Güzel yüz. (Deylemi) Oruçlu iken Oruçlu iken, şu üç şeyden sakınmalı: 1- Hamama girmemeli, 2- Hacamat olmamalı, 3- Kadınlara bakmamalı. (Deylemi) Şefaat edenler Şu üç sınıf şefaat eder: 1- Enbiya [nebiler], 2- Ulema [âlimler], 3- Şüheda [şehitler]. (İbni Mace) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Üç felaketten korudu Allahü teâlâ, şu üç felaketten korudu: 1- Peygamberiniz, size beddua edip, topyekûn helak olmaktan, 2- Ehl-i bâtılın, ehl-i hakka galip gelmesinden, 3- Sapıklık üzere ittifaktan. (Ebu Davud) İmandan olan şeyler Üç şey imandandır: 1- Hayâ, 2- Haramdan sakınmak, 3- Haklı olsa da ısrar etmemek. (C. sagir) Münafıklık alameti Üç şey münafıklık alametidir: 1- Müstehcen konuşmak, 2- Hayâsızlık, 3- Cimrilik. (C. sagir) Geciktirilmeyenler Üç şey geciktirilmez: 1- Vakti girince namazı kılmak, 2- Hazır olunca cenazeyi defnetmek, 3- Dengini bulunca, kız veya dulu evlendirmek. (Tirmizi) Ortak olan ve olmayan Hak teâlâ buyurdu ki: Ey insanoğlu, şu üç şeyin, biri senin, biri benim, biri aramızda ortaktır: 1- Kulluk edip, bana hiçbir şeyi ortak koşmamak sana mahsustur. 2- İşlediğin amelin karşılığını vermek bana mahsustur. 3- Aramızda ortak olan, senin dua etmen, benim de, kabul etmemdir. (Taberani) Yola çıkılan üç mescit Yalnız üç mescit için yola çıkılır: 1- Mescid-i Nebi, 2- Mescid-i Haram, 3- Mescid-i Aksa. (Buhari) Bu ümmetin üstünlüğü Allahü teâlâ başka ümmetlere vermediği üç şeyle bizi üstün kıldı: 1- Saflarımızı meleklerin safları gibi kıldı. 2- Yeryüzünün her tarafı bize mescit kılındı. 3- Su bulunmayınca, toprağı [teyemmüm için] bize temizleyici kıldı. (Nesai) Uygunsuz hareketler Şu üç şey, uygun değildir: 1- İmamın, sadece kendisine dua etmesi, 2- İzinsiz başkasının evinin içine bakmak, 3- Abdesti sıkışık iken namaz kılmak. (Tirmizi) Zararı sahibine döner Üç şeyin zararı sahibine döner: 1- Zalimin zulmü, 2- Düzenbazın hilesi, 3- Sözünde durmayanın vefasızlığı. (Hatib) Büyük bela Şu üç kişi başa beladır: 1- İyilikten anlamayan, kötülüğü affetmeyen âmir, 2- Hayrı görmeyip, kusuru yayan zâlim, 3- Yanındayken, eziyet eden, yokluğunda hıyanet eden kadın. (Taberani) Üç büyük günah Şu üç şeyi yapan, büyük günah işlemiş olur: 1- Haksız yere açılmış bir bayrak etrafında toplanan, 2- Ana babaya isyan eden, 3- Zalime yardım eden. (Taberani) Üç şeyden korkarım Şu üç şeyden korkarım: 1- Hakkı tanıdıktan sonra dalalete düşmek, 2- Dalalete sürükleyen fitneler, 3- Boğazına ve cinsi şehvete düşkün olmak. (Deylemi) Kalbe sıkıntı verir Üç şey kalbe sıkıntı verir: 1- Yemeği sevmek, 2- Uykuyu sevmek, 3- Rahatı sevmek. (Deylemi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Acıklı azap Şu üç kişiye acıklı azap vardır: 1- Eteklerini yerde sürüyerek yürüyen kibirli, 2- Verdiğini başa kakan, 3- Malını yalan yere yeminle satan. (Müslim) Elim azap Şu üç kişiye kıyamette elim bir azap vardır: 1- Yetimi okuturken ezen hoca, 2- İhtiyacı yok iken dilencilik yapan, 3- Sultana dalkavukluk yapan. (İ. Rafii) Helak olan üç kişi Şu üç kişi helak oldu: 1- Çok kibirli, 2- Allah'tan şüphe eden, 3- Onun rahmetinden ümit kesen. (Buhari) Cennet haramdır Cennet haram olan üç kişi: 1- İçki müptelası, 2- Ana babaya âsi, 3-Deyyus. (İ. Ahmed) Cennete girer Şu üç şeyden uzak olan, sorgusuz Cennete girer: 1- Kibir, 2- Kul borcu, 3- Hıyanet. (Nesai) İmanın tadını bulur Şu üç kişi, imanın tadını alır: 1- Allah ve Resulünü her şeyden çok seven, 2- Sevdiğini, yalnız Allah için seven, 3- İmana kavuştuktan sonra, küfre düşmeyi, ateşe düşmekten tehlikeli bilen. (Buhari) Ayıp olarak yeter Şu üç huy, kişiye ayıp olarak yeter: 1- Kendi kusurunu görmeyip, başkalarındaki aynı kusuru görmesi, 2- Kendi utanç verici halini görmeyip, başkalarının aynı durumundan utanç duyması, 3- Oturup kalktığı kimselere sıkıntı vermesi. (Taberani) Helak olan üç kişi Şu üç kişide ihlâs yoksa helak olur: 1- Cömert, 2- Cesur, 3- Âlim. (Hâkim) İnsanların kötüsü İnsanların en kötüsü şu üç kimsedir: 1- Ana babaya karşı kibirli olup, onlara hakaret eden, 2- Fitne, fesat çıkaran, 3- Karı kocanın arasını açıp sonra, o kimsenin karısına sahip olan. (Ebu Nuaym) Rahmetle nazar etmez Allahü teâlâ, Kıyamette şu üç kişiye rahmetle nazar etmez: 1- Alışverişinde yalan söyleyerek fahiş fiyatla mal satana, 2- Gelişigüzel her şeye yemin edene, 3- Kendisinde su olduğu halde, başkasına vermeyene. (Ey Oğul İlmihali) Şiddetli azap Şu üç kişinin azabı şiddetlidir: 1- Zina eden ihtiyar, 2- Yalancı idareci, 3- Kibirli fakir. (Müslim) Ahir zamanda Ahir zamanda eşcinseller üç sınıf olur: 1- Konuşarak, yüzüne bakarak yetinenler, 2- Tokalaşıp, kucaklaşarak yetinenler, 3- Bu işi bizzat yapanlar. (Deylemi) Allah'ın düşmanları Allahü teâlâ buyuruyor ki: Kıyamet günü şu üç kişinin hasmıyım: 1- Benim adımı anarak söz verip, sözünden dönen, 2- Hür insanı köle diye satan, 3- İşçinin ücretini vermeyen. (Buhari) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler -5-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Gıybeti haram olmayanlar Şu üç kişinin gıybeti caizdir: 1- Fasık, 2- Zâlim idareci, 3- Bid'at ehli. (İ. Ebiddünya) Bakmak ibadettir Şu üç şeye bakmak ibadettir: 1- Ana babanın yüzüne, 2- Mushaf'a, 3- Denize. (Ebu Nuaym) Dua eden Dua eden, şu üç şeyden birine kavuşur: 1- Günahı affedilir, 2- İyilikleri artar, 3- Kabul edilmiş ibadet sevabı alır. (Deylemi) Reddedilmeyen dua Üç dua ret olmaz: 1- Ana babanın evladına duası, 2- Oruçlunun duası, 3- Yolcunun duası. (Beyheki) Nimetlere kavuşur Şu üç şeyi yapan, dünya ve ahirette bol nimetlere kavuşur: 1- Belaya karşı sabreden, 2- Kadere razı olan, 3- Refah ve bollukta dua eden. (Deylemi) Üç hürmeti gözeten Şu üç hürmeti gözetenin, dini ve dünyası muhafaza edilir: 1- İslamiyet'e hürmet, 2- Resulullaha hürmet, 3- Resulullahın nesline [seyyidlere ve şeriflere] hürmet. (Taberani) İyilik hazinesi Şu üç şeyi gizlemek, iyilik hazinesidir: 1- Hastalığı, 2- Musibeti, 3- Sadakayı. (Taberani) Sevilmek için Şu üç şey, seni arkadaşına sevdirir: 1- Karşılaştığında selam vermek, 2- Bir toplulukta otururken, gelince ona yer vermek, 3- Onu sevdiği ismiyle çağırmak. (Taberani) İmandandır Şu üç şey imandandır: 1- Az olandan da vermek, 2- Tanıdığı, tanımadığı, her Müslümana selam vermek, 3- Kendi aleyhine de olsa, âdil davranmak. (Bezzar) İmanın tadını duyar Şu üç şeyi yapan, imanın tadını alır: 1- İhlâsla (La ilahe illallah) diyen, 2- Severek zekâtını veren, 3- Nefsini tezkiye eden, yani nerede olursa olsun, Allah'ın kendisi ile beraber olduğunu bilen. (Hâkim) Güzel huylar Üç şey Allah katında güzel huylardandır: 1- Zulmedeni affetmek, 2- Vermeyene vermek, 3- İrtibatını kesenle, iyi ilişkiler kurmak. (Taberani) Allah'ın himayesinde Şu üç haslete sahip olan, Allahü teâlânın himayesinde olur: 1- Bir şey verene teşekkür eden, 2- Güçlü iken affeden, 3- Öfkesine hâkim olan. (Beyheki) Cennete girer Şu üç haslet sahibi Cennete girer: 1- Zayıflara, güçsüzlere merhamet eden, 2- Ana babaya şefkat gösteren, 3- Emri altındakilere iyilik eden. (Tirmizi) Dünya nimetleri Şu üç şey dünya nimetidir: 1- Uygun binek [vasıta], 2- Saliha eş, 3- Rahat ev. (İ. Ebi Şeybe) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler -6-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Üç nimet Şu üç nimet sahibi, Davud aleyhisselamın ailesine verilen nimetlere kavuşmuş sayılır: 1- Kızdığına da, sevdiğine de adaletli davranan, 2- Fakirken de, zenginken de iktisatlı davranan, 3- Gizlide de, açıkta da Allah'tan korkan. (Hâkim) Sabır Sabır üç çeşittir: 1- Musibette, 2- İbadetlerde, 3- Haramlardan sakınmakta. (Ebu-ş-şeyh) Ebdalden sayılır Şu üç haslet sahibi ebdal denilen evliyadan sayılır: 1- Kazaya rıza gösteren, 2- Haram işlememekte sabreden, 3- Allah rızası için öfkelenen. (Deylemi) Allah'a tazim Şu üç şeye ikram eden, Allahü teâlâya tazim etmiş olur: 1- Müslüman olarak ihtiyarlayana, 2- Kur'an-ı kerimi ezberleyene, 3- İlim sahibine. (Ramuz) Devam eden üç amel Şu üç şey hariç, ölenin ameli kesilir: 1- Sadaka-i cariye, 2- Faydalı ilim, 3- Salih evlat. (Buhari) Cennet ehli Şu üç şeyi Cennet ehli yapar: 1- İlim öğrenir, 2- Ölülere acır, 3- Fakirleri sever. (Deylemi) Üç hak Müslümanın Müslüman üzerindeki üç hakkı şudur: 1- Hasta ise, ziyaret etmek, 2- Cenazesine katılmak, 3- Aksırıp Elhamdülillah derse, Yerhamükellah demek. (Buhari) Cimri sayılmaz Şu üç şeyi yapan cimri sayılmaz: 1- Zekâtını veren, 2- Misafire ikram eden, 3- Darda kalana yardım eden. (Taberani) Himayeye girenler Şu üç kişi kıyamette Allah'ın himayesine girer: 1- Allah yolunda kınanmaktan korkmayan, 2- Helal olmayana el uzatmayan, 3- Harama bakmayan. (İsfehani) Kâmil iman Şu üç haslet sahibinin imanı kâmildir: 1- Allah yolunda kınanmaktan korkmayan, 2- İbadetine riya karıştırmayan, 3- İki işten, ahiret için olanı, dünya için olana tercih eden. (Deylemi) Cennete girer Şu üç sözü, ihlâsla söyleyen Cennete girer: 1- Rabbimin Allahü teâlâ olduğuna razıyım. 2- Dinimin Müslümanlık olduğuna razıyım. 3- Peygamberimin Muhammed aleyhisselam olduğuna razıyım. (İ. Ahmed) Ateş görmeyen gözler Şu üç göz, Kıyamette Cehennem ateşini görmez: 1- Allah korkusundan ağlayan göz, 2- Allah yolunda nöbette gözcülük eden göz, 3- Haramlara bakmaktan sakınan göz. (Taberani) Sevabı en çok olan amel Sevabı en çok olan üç amel şunlardır: 1- Her durumda Allah'ı zikretmek, 2- Herkese karşı insaflı davranmak, 3- Din kardeşinin maddi sıkıntısını gidermek. (İ. Mübarek) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç maddeli hadis-i şerifler -7-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
En değerli üç şey Öyle bir zaman gelecek ki, şu üç şeyden değerli bir şey olmayacak: 1- Helal para, 2- İhlâslı bir din kardeşi, 3- Sünnete uymak. (Taberani) İlim İlim üç türlüdür: 1- Açıklayıcı kitap, 2- Dine uygun âdet, 3- Bilmiyorum demek. (Deylemi) Göze cila verenler Şu üç şeye bakmak göze cila verir: 1- Yeşilliğe, 2- Akarsuya, 3- Güzel yüze. (Berika) [Buradaki güzel yüz, bakması helal olan kimselerin yüzüdür. Yabancı kadınlara, kızlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır.] Bedeni besler Şu üç şey, bedeni besler: 1- Güzel koku, 2- Yumuşak güzel elbise, 3- Bal yemek. (S. Ebediyye) Kıymetli müminler Kıymetli müminler üç sınıftır: 1- Allah'a ve Resulullaha inanıp, malı ve canı ile Allah yolunda mücahede edenler, 2- Kendisinden insanların, malı ve canı hususunda emin olduğu kimseler, 3- Nefsinin tamah ettiği şeyi, Allah için terk edenler. (İ. Ahmed) Allah'ın himayesinde Şu üç kişi, Allah'ın himayesindedir: 1- Camiye gitmek için yola çıkan, 2- Allah yolunda savaşa çıkan, 3- Hac için yola çıkan. (Ebu Nuaym) Yüz çevir! Şu üç kimseden yüz çevirmek gerekir: 1- Açıktan günah işleyenden, 2- Zâlim idareciden, 3- Bid'at ehlinden. (İ. Ebiddünya) Cehennem yakmaz Şu üç kişiyi Cehennem ateşi yakmaz: 1- Kocasına itaat eden kadın, 2- Ana babasına itaat eden evlat, 3- Kocasını kıskanıp sabreden kadın. (Ebu-ş-şeyh) Ancak münafık küçümser Şu üç kimsenin hakkını, ancak münafık olan küçümser: 1- Saçını Müslüman olarak ağartanı, 2- İlim sahibi olanı, 3- Adil idareciyi. (Taberani) Üç kişiye yer verilir Şu üç kişiye yer verilir: 1- Yaşından dolayı ihtiyara, 2- İlminden dolayı âlime, 3- Sultanlığından dolayı âdil hükümdara. (Deylemi) Rahmete kavuşanlar Allahın rahmeti, şu üç kişiye yağar da yağar: 1- Namaz için saf tutana, 2- Gece yarısı namaz kılana, 3- Yalın kılıç, Allah yolunda savaşana. (İbni Mace) Arş'ın gölgesinde Şu üç kimse, Kıyamette Arş'ın gölgesinde gölgelenir 1- Emin tüccar, 2- Adil idareci, 3- Hep namaz vakitlerini gözleyen. (Hâkim, Deylemi) Melekler istiğfar eder Üç kişi için melekler istiğfar eder: 1- İlmi öğreten, 2- İlim öğrenen, 3- Cömert olan. (Ebu-ş-şeyh) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dört maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Saadet olan dört şey: Şu dört şey saadettir: 1- Saliha kadın, 2- Rahat ev, 3- İyi komşu, 4- İyi binek. (Hâkim) Cennete girer: Şu dört şeyden sakınan Müslüman Cennete girer: 1- Cana kıymak, 2- Haram yemek, 3- Zina etmek, 4- İçki içmek. (Bezzar) İmanı giderir: Dört şey imanın gitmesine sebep olur: 1- Bildiği ile amel etmemek, 2- Bilmediği ile amel etmek, 3- Bilmediğini öğrenmekten çekinmek, 4- Öğreneni de, bundan yasaklamak. (İslam Ahlakı) Dünyaya insen: Allahü teâlâ, (Dünyaya insen, ne iş yapardın?) diye sorduğunda, Cebrail aleyhisselam, şu dört şeyi yapacağını bildirdi: 1- Susamış kimselere su verirdim, 2- Çoluk çocuğu fazla olana yardım ederdim, 3- İki dargının arasını bulurdum, 4- Müslümanların ayıplarını kapatırdım. (İslam Ahlakı) Allah yardım eder: Şu dört kimseye Allahü teâlâ, yardım eder: 1- Gaziye, 2- Evlenene, 3- Kölelikten kurtulmak isteyene, 4- Hacıya. (İ. Ahmed) Cuma namazı: Şu dört kişi hariç, Cuma, her Müslüman'a farzdır: 1- Köle, 2- Kadın, 3- Çocuk, 4- Hasta. (Hâkim) Cennette köşk: Şu dört haslet sahibi, Cennette köşklere kavuşur: 1- Tevhid ehli olmak, 2- Günahını müteakip istiğfar etmek, 3- İyilik edince, elhamdülillah demek, 4- Musibet gelince, (İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) demek. (Deylemi) Seni üzmesin: Şu dört haslet bulunan, başka şeye üzülmesin: 1- Doğru konuşmak, 2- Emanete riayet, 3- Güzel ahlaklı olmak, 4- Yiyip içmekte iffetli olmak [Haramdan sakınmak]. (Taberani) Münafıklık alameti: Şu dört şey, münafıklık alametidir: 1- Yalan söyler, 2- Verdiği sözde durmaz, 3- Ahdine bağlı kalmaz, ihanet eder, 4- Tartışmada haktan ayrılır. (Tirmizi) Dünya ve ahiret hayrı: Şu dört nimete sahip olan, dünya ve ahiret hayrına kavuşur: 1- Zikreden dile, 2- Şükreden kalbe, 3- Belaya sabırlı bedene, 4- Hıyanet etmeyen kadına. (Taberani) Cennete giremeyenler: Şu dört kişi, [affa veya şefaate uğramadan yahut cezasını çekmeden] Cennete girmez: 1- Devamlı içki içen, 2- Faizcilik yapan, 3- Haksız yere yetim malı yiyen, 4- Ana babasına âsi olan. (Hâkim) Duası kabul olanlar: Şu dört dua, kabule şayandır: 1- Âdil hükümdarın duası, 2- Din kardeşine gıyaben edilen dua, 3- Mazlumun zâlime ettiği beddua, 4- Ana baba duası. (Ebu Nuaym) Peygamberlerin sünneti: Şu dört haslet, enbiyanın sünnetidir: 1- Hayâ, 2- Güzel koku, 3- Evlenmek, 4- Misvak. (Tirmizi) Rahmetten uzak olanlar: Allahü teâlâ, kıyamette şu dört kişiye rahmetle nazar etmez: 1- Ana babasına âsi olan, 2- Yaptığı iyiliği başa kakan, 3- Devamlı içki içen, 4- Kaderi inkâr eden. (İ. Adiy) Allah buğz eder: Şu dört kişiye, Allah buğz eder: 1- Çok yemin eden satıcı, 2- Kibirli fakir, 3- Zina eden ihtiyar, 4- Zâlim hükümdar. (Nesai) Cennet hazinesi: Şu dört şey Cennet hazinesidir: 1- Sadakayı gizli vermek, 2- Musibetini gizlemek, 3- Salih akrabayı ziyaret, 4- Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh demek. (Hatib) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dört maddeli hadis-i şerifler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hesaptan kurtulamaz: Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: 1- Ömrünü nerede, nasıl geçirdi? 2- İlmi ile nasıl amel etti? 3- Malı nerede nasıl kazandı, nerelere, nasıl harcadı? 4- Bedenini nerede yordu, hırpaladı? (Taberani) Sual sorulunca: İlim hazinedir, anahtarı sual sormaktır. Bir sual sorulunca, şu dört kişi sevaba kavuşur: 1- Suali soran, 2- Suale cevap veren, 3- Bunları dinleyenler, 4- Ne güzel sual soruluyor ve cevap veriliyor diye bunları sevenler. (Ebu Nuaym) Vakti değerlendirmek: Akıllı kimse, vaktini dört kısma ayırır: 1- İbadet için, 2- Kendini muhasebe için, 3- Emr-i maruf için, 4- Helâl kazanç için. (Deylemi) Mutlu olmak için: Kadınla dört hasleti için evlenilir: 1- Malı, 2- Asaleti, 3- Güzelliği, 4- Dini. Sen dindar olanını tercih et ki, mutlu olasın. (Buhari) Faziletli dört gece: Şu dört gece, gündüzü gibi faziletlidir: 1- Kadir gecesi, 2- Arefe gecesi, 3- Berat gecesi, 4- Cuma gecesi. (Deylemi) Dört haslet: Allahü teâlâ buyurdu ki: Kullarıma dört haslet verdim: 1- Zahireye güve musallat ettim, yoksa zenginler bunu altın gümüş gibi saklarlardı. 2- Cesede kokmayı musallat ettim, yoksa dost dostu hiç gömmezdi. 3- Üzüntü için teselli verdim, yoksa nesil kesilirdi. 4- Ecel verip, emeli uzattım. Yoksa [ölüm var diye] kimse geçim derdine düşmez, dünya bakımsızlıktan harap olurdu. (Hatib) Dört grup: İnsanlar, mal ve ilim yönünden dört gruba ayrılır: 1- Allahü teâlânın mal ve ilim verdiği kimse. O kimse, Rabbinden korkar Allah'ın bunda bir hakkı olduğunu bilerek, akrabalarına iyilik yapar. Bu kimse, en üstün derecededir. 2- Allahü teâlânın mal vermediği; fakat ilim verdiği iyi niyetli kimse. (Eğer malım olsaydı, malımı Allah yolunda harcardım) diye düşünür. Bu kimse iyi niyetinden dolayı, birinci gruptaki insan gibi mükâfat alır. 3- Allahü teâlânın mal verdiği; fakat ilim vermediği kimse. Bu kimse malını bilgisizce harcar, Allah'tan korkmaz. Allah'ın onda bir hakkı olduğunu bilmediği için, akrabalık haklarını yerine getirmez. İşte bu kişi, en kötü derecededir. 4- Allahü teâlânın, ne mal, ne de ilim verdiği kimse. Bu da, (Eğer malım olsaydı, üçüncü gruptaki kişi gibi davranırdım) diye düşünür. Bu da niyetine göre, üçüncü gruptaki gibi günaha girer. (Tirmizi) Şehitlerin dereceleri: Şehitler dört derecedir: 1- İmanı sağlam olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah'a verdiği söze sadık kalarak, ölünceye kadar savaşır. İşte bu kimse, Kıyamette herkesin imrenerek baktığı şehittir. 2- İmanı sağlam, korkak mümin. Düşmanla karşılaşır, çok korkar. Nerden geldiği belli olmayan bir şey ölümüne sebep olur. Bu, ikinci derecededir. 3- İyi ve kötü ameli olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah'a verdiği söze sadık kalarak öldürülünceye kadar çarpışır. Bu üçüncü derecedir. 4- Günahkâr mümin. Düşmanla karşılaşır. Allah'a verdiği sözde sadık kalarak öldürülünceye kadar savaşır. Bu da, dördüncü derecedir. (Buhari) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Beş maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İslam'ın beş şartı: Müslümanlık beş şey üzerine kurulmuştur: 1- Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselamın, Onun Peygamberi olduğuna inanmak, 2- Her gün beş vakit namaz kılmak, 3- Zekât vermek, 4- Ramazan ayında bir ay oruç tutmak, 5- Mekke'ye giderek, ömründe bir kere hac etmek. (Buhari) Müslüman'ın beş hakkı: Bir Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: 1- Karşılaşınca, selam vermek, 2- Davet edince, davetine gitmek, 3- Nasihat isterse, yardımcı olmak, 4- Aksırıp Elhamdülillah derse, Yerhamükellah demek, 5- Hastalanırsa ziyaretine, ölürse cenazesine gitmek. (Buhari) Helak eden beş şey: Ümmetim şu beş şeyi helal saydığı zaman helak olur: 1- Birbirini lanetlemeyi, 2- İpekli giymeyi, 3- Çalgı çalmayı, 4- İçki içmeyi, 5- Erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesini. (Hâkim, Beyheki) Cuma günü: Cuma gününde beş haslet vardır: 1- Allah, o günde Âdem'i yarattı. 2- O, Cennetten yeryüzüne o gün indirildi. 3- Cuma günü vefat etti. 4- Kıyamet, Cuma günü kopacaktır. 5- Cuma günü, duaların kabul olduğu bir saat vardır. (Buhari) Resulullahın üstünlüğü: Diğer peygamberlere beş şeyle üstün kılındım: 1- Bütün insanlara peygamber oldum. 2- Şefaatimi, ümmetime ahirette imdat olarak sakladım. 3- Bir aylık mesafeden, düşmanlarıma korku saldım. 4- Yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. 5- Ganimetler bana helal kılındı. (Buhari) Cennetten men olunmaz: Şu beş şey için nasihat edeni Cennetten çevirmezler: 1- Allah için, 2- Dini için, 3- Kitabı için, 4- Resulü için, 5- Bütün Müslümanlar için. (İ. Neccar) Beş şeyin karşılığı: Beş şey, beş şeyin karşılığıdır: 1- Bir topluluk verdiği sözden dönerse, düşmanları başlarına musallat olur. 2- Dinin emrine uyulmazsa, fakirlik yaygınlaşır. 3- Fuhuş yaygınlaşırsa, ölümler çoğalır. 4- Ölçü ve tartıda hile yapılırsa, bereketsizlik olur. 5- Zekât verilmezse, yağmurlar kesilir. (Taberani) Kâmil iman: Şu beş şey imandandır: 1- Allah'ın emrine teslim olmak, 2- Allah'ın takdirine rıza göstermek, 3- İşinin sonunu Allah'a havale etmek, 4- Allah'a güvenmek, 5- Musibete sabır göstermek. (Bezzar) Peygamberlerin sünneti: Şu beş şey peygamberlerin sünnetlerindendir: 1- Hayâ, 2- Hilm [yumuşaklık, vakar], 3- Hacamat, 4- Misvak kullanma, 5- Güzel koku sürünme. (Taberani) Fakire yemek yedirmek: Fakire verilen lokma, beş müjde verir: 1- Bir tane idim, beni çoğalttın, 2- Ben küçük iken, beni büyüttün, 3- Düşman iken, beni dost eyledin, 4- Fani, yok olmak üzere iken, beni baki, sonsuz kalıcı eyledin, 5- Şimdiye kadar sen beni muhafaza ederdin. Artık ben seni muhafaza ederim. (İslam Ahlakı)
Beş maddeli hadis-i şerifler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Ramazanda ihsan edilenler: Allahü teâlâ, diğer ümmetlere vermediği beş şeyi, ramazanda ümmetime verir: 1- Ramazanın ilk gecesi, müminlere rahmet eder. Rahmet ettiği kula hiç azap etmez. 2- Oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir. 3- Melekler, ramazanda her gece ve gündüz, oruç tutanların affolması için dua eder. 4- Allahü teâlâ, ramazan-ı şerifte oruç tutanlara, Cennette yer tayin eder. 5- Ramazan-ı şerifin son günü de, oruç tutan müminlerin hepsini affeder. (Beyheki) Acele etmek: Beş şey hariç, acele etmek, şeytandandır: 1- Kızını evlendirmek, 2- Borcunu ödemek, 3- Cenaze hizmetlerini tez yapmak, 4- Misafiri doyurmak, 5- Günah işleyince hemen tevbe etmek. (İslam Ahlakı) Gönlü öldürür: Beş şey gönlü öldürür: 1- Çok yiyip içmek, 2- Çok uyumak, 3- Çok konuşmak, 4- Çok gülmek, 5- Rızk için çok endişe etmek. (M. Ç. Yar-i Güzin) Kalbi parlatır: Beş şey kalbi parlatır: 1- İhlâs suresini çok okumak, 2- Az yemek, 3- İlim meclisinde bulunmak, 4- Az pişmiş ekmek yemek, 5- Gece namazı kılmak. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Gönlü aydınlatır: Beş şey gönlü aydınlatır: 1- İlim meclisinde oturmak, 2- Yetimin başını okşamak, 3- Seherde çok istiğfar etmek, 4- Çok yiyip içmemek, 5- Çok oruç tutmak. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Gözün nurunu artırır: Beş şeye bakmak göze cila verir: 1- Kâbe'ye bakmak, 2- Mushaf'a bakmak, 3- Ana babanın yüzüne bakmak, 4- Âlimin yüzüne bakmak, 5- Akarsuya bakmak. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Kişiyi ihtiyarlatır: Beş şey, kişiyi ihtiyarlatıp çöktürür: 1- Borcu çok olmak, 2- Gamı, kederi çok olmak, 3- Kadının nefesi erkeğe erişmek, 4- Çok koku sürünmek, 5- Çok balgam gelmek. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Beş şeyin kıymeti: Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! 1- İhtiyarlıktan önce gençliğin, 2- Hastalıktan önce sağlığın, 3- Meşguliyetten önce boş vaktin, 4- Fakirlikten önce zenginliğin, 5- Ölmeden önce hayatın kıymetini bil! (Ebu Nuaym) İbadette hayır bırakmaz: Şu beş şey, oruç ve abdestte hayır bırakmaz: 1- Yalan, 2- Gıybet, 3- Söz taşımak, 4- Harama bakmak, 5- Yalan yere yemin. (Deylemi) İbadet olan beş şey: Beş şey ibadettendir: 1- Az yemek, 2- Camide oturmak, 3- Kâbe'ye bakmak, 4- Mushaf'a bakmak, 5- Âlimin yüzüne bakmak. (Deylemi) Cezası dünyada verilir: Şu beş şeyin cezası, hemen dünyada verilir: 1- Zulmün, 2- Hainliğin, 3- Anne babaya eziyetin, 4- Salih akrabalarla ilişkiyi kesmenin, 5- Yapılan iyiliğe nankörlüğün. (İ. Lal)
Altı maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Garip olanlar Altı şey, altı halde gariptir: 1- İçinde namaz kılınmayan mescit, 2- Okunmayan Kur'an-ı kerim, 3- Fâsıklar yanında Kur'an-ı kerim, 4- Kötü huylu, zalim kocanın yanında saliha kadın, 5- Kötü huylu kadının elindeki salih koca, 6- Sözünü dinlemeyen kavmin arasındaki âlim. (M. Ç. Yar-i Güzin) Cenneti söz vereyim Şu altı şeyi koruyacağınıza söz verin; ben de Cennete girmenize kefil olayım: 1- Namazı, 2- Zekâtı, 3- Emaneti, 4- Namusu, 5- Mideyi, 6- Dili. (Taberani) Amelleri yok edenler Şu altı şey amelleri mahveder: 1- Halkın ayıbı ile meşgul olmak, 2- Kalb katılığı, 3- Dünya sevgisi, 4- Hayâ azlığı, 5- Uzun emel, 6- Zulme devam etmek. (Deylemi) Allah kefildir Şu altı yerin birinde bulunan mümine, Allahü teâlâ kefildir: 1- Mescitte, 2- Cemaatte, 3- Hasta ziyaretinde, 4- Cenazede, 5- Kendi evinde, 6- Âdil hükümdarın yanında. (Taberani) Cehenneme girenler Şu altı kişi, [affa veya şefaate uğramazsa] sorgusuz sualsiz Cehenneme girer: 1- Zulmü yüzünden âmir, 2- Irkçılık yüzünden Arap, 3- Kibri yüzünden köy muhtarı, 4- Yalanı yüzünden tüccar, 5- Hasedi yüzünden âlim, 6- Hasisliği yüzünden zengin. (Ebu Ya'la) Altı şey güzeldir Altı şey güzeldir, ama şu altı sınıf insanda olursa, daha güzeldir: 1- Adalet güzeldir, âmirde olursa, daha güzeldir. 2- Cömertlik güzeldir, zenginde olursa, daha güzeldir. 3- Vera güzeldir, âlimde olursa, daha güzeldir. 4- Sabır güzeldir, fakirde olursa, daha güzeldir. 5- Tevbe güzeldir, gençte olursa, daha güzeldir. 6- Hayâ güzeldir, kadında olursa, daha güzeldir. (Deylemi) Altı haslet Şu altı haslet hayırdandır: 1- Allah'ın düşmanlarıyla cihat etmek, 2- Yaz günü oruç tutmak, 3- Musibete sabr-ı cemil göstermek, 4- Haklı olduğu halde, tartışmayı bırakmak, 5- Bulutlu günde namazı erken kılmak, 6- Kış günleri, abdesti güzel almak. (Beyheki) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Yedi maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Emredilenler Size şu yedi şeyi emrediyorum: 1- Cenazeye iştiraki, 2- Hastayı ziyareti, 3- Davete icabeti, 4- Zulme uğrayana yardımı, 5- Yemini yerine getirmeyi, 6- Selamlaşmayı, 7- Aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah demeyi. (Buhari) Yedi yerde Şu yedi yerde namaz kılmamalıdır: 1- Beytullahın üstünde, 2- Kabristanda, 3- Mezbelede, 4- Mezbahada, 5- Hamamda, 6- Deve yatan yerde, 7- Cadde ortasında. (İbni Mace) Himaye edilenler Kıyamette, Allahü teâlâ, şu yedi kişiyi himaye eder: 1- Âdil idareciyi, 2- Allah'a ibadetle yetişen genci, 3- Namaz için gönlü camiye bağlı olanı, 4- Allah için birbirini seven, Allah için buluşup, Allah için ayrılanları, 5- Güzel, zengin ve mevki sahibi bir kadın, günaha davet edince, Allah'tan korkup onu reddedeni, 6- Sadakayı gizli vereni, 7- Yalnızken Allah'ı anıp ağlayanı. (Buhari) Yedi kişiye lanet eder Bütün peygamberler, şu yedi kişiye lanet eder: 1- Allah'ın kitabına ilave yapmaya çalışana, 2- Kaderi inkâr edene, 3- Haramı helal görene, 4- Evlenmesi haram olan ile evlenmeyi helal görene, 5- Sünnetimi [dinimi] terk edene, 6- Ganimet mallarını dağıtmayana, 7- Allah'ın zelil kıldığını yükseltmek, aziz kıldığını alçaltmak için güç kullanan zalime. (Taberani) Kullanması caiz olmayanlar Şu yedi şeyi kullanmak caiz değildir: 1- Gümüş kap, 2- Altın yüzük, 3- İpek, 4- Atlas, 5- İbrişimli elbise, 6- Kalın atlas, 7- Eyer üzerine konulan ipekli şilte. (Buhari) [Kadın için altın yüzük ve ipekli elbise caizdir.] Cehenneme gidecekler Şu yedi kimse, tevbe etmezse, Cehenneme girer: 1- İstimna eden, 2- Livata yapan, 3- Livata yaptıran, 4- İçki içen, 5- Ana babasını döven, 6- Komşusuna sıkıntı veren, 7- Komşusu ile zina eden. (Beyheki) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sekiz maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Allah'ın buğz ettiği kimseler: Allahü teâlâ, Kıyamette şu sekiz insana, çok buğzeder: 1- Yalancıya, 2- Kibirliye, 3- Müslümanın yüzüne gülüp, içinden kin besleyene, 4- Allah ve Resulünün emrine yavaş, şeytanın isteklerine hızla koşana, 5- Hakkı olmadığı halde, en ufak bir dünyalığa, yeminle sahip çıkana, 6- Söz götürüp getirene, 7- Dostların arasını açana, 8- Suçsuzun ayağını kaydırmak isteyene. (Ebu-ş-şeyh) Doymayan sekiz şey: Sekiz şey, sekiz şeye doymaz: 1- Göz bakmaya, 2- Yer yağmura, 3- Kadın kocasına, 4- Âlim ilme, 5- Talip sual sormaya, 6- Haris mal yığmaya, 7- Deniz suya, 8- Ateş oduna. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Aşağıdaki sözler kelâm-ı kibardır Sekiz süs: Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık buyurdu ki: Sekiz şey, sekiz şeyin ziyneti, süsüdür: 1- İffet, fakirin süsüdür, 2- Şükür, zenginliğin süsüdür, 3- Sabır, belanın süsüdür, 4- Tevazu, asaletin süsüdür, 5- Hilm, ilmin süsüdür, 6- Çok ağlamak, Allah korkusunun süsüdür, 7- Başa kakmamak, ihsanın süsüdür, 8- Huşu, namazın süsüdür. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Sekiz bağış: Hazret-i Ömer buyurdu ki: Sekiz şeyi yapan, sekiz şeye kavuşur: 1- Lüzumsuz konuşmayı terk eden, hikmete kavuşur. 2- Lüzumsuz bakmayı terk eden, huşua kavuşur. 3- Lüzumsuz yiyip içmeyi bırakan, ibadetin lezzetini duyar. 4- Gülmeyi terk eden, heybet kazanır. 5- Mizahı terk eden, güzellik ve tatlılık kazanır. 6- Dünya sevgisini terk eden, ahiret sevgisini kazanır. 7- Başkalarının ayıbı ile meşgul olmayı terk eden, nefsinin ayıplarını düzeltir. 8- Allahü teâlânın zatını düşünmeyi bırakan, nifaktan korunur. (M. Ç. Yâr-i Güzin) Dokuz maddeli hadis-i şerifler Dokuz büyük günah: Şu dokuz şey, büyük günahtır: 1- Şirk koşmak, 2- Katillik, 3- Hırsızlık, 4- Ana-babaya isyan, 5- Yetim malı yemek, 6- Zina, 7- Faiz, 8- İffetli kadına zina isnat etmek, 9- Savaştan kaçmak. (Nesai) Emredilen dokuz şey: Rabbim dokuz şey emretti: 1- Gizli ve açık Allah'tan korkmayı, 2- Öfkeli iken de, adaletli söz söylemeyi, 3- Fakirlik ve zenginlikte de, iktisada riayet etmeyi, 4- İrtibatını kesene, sıla-ı rahm yapmayı, 5- Vermeyip mahrum edene de, vermeyi, 6- Zulmedeni affetmeyi, 7- Susmanın tefekkür olmasını, 8- Konuşmanın zikir ve bakışın ibret olmasını, 9- Marufu emretmeyi. (Rezin) Hataların başı: Hataların başı üçtür. Üçünden altı hata daha doğdu. Hepsi birlikte dokuz oluyor: 1- Kibir, 2- Hırs [tamah, açgözlülük], 3- Haset, 4- Tokluk, 5- Uyku, 6- Rahatlık, 7- Mala muhabbet, 8- Övünmek, 9- Baş olma sevdası. (M.Ç. Yâr-i Güzin) Kabir suali olmayanlar: Şu dokuz mümine kabir suali olmaz: 1- Şehit, 2- Düşman karşısında nöbette iken ölen, 3- Veba, kolera gibi bulaşıcı hastalıktan ölen, 4- Bulaşıcı hastalıklar yayılınca, kaçmayıp, sabrederek başka sebeple ölen, 5- Sıddıklar, 6- Baliğ olmayan çocuklar, 7- Cuma günü veya gecesi ölenler, 8- Her gece Tebareke suresini okuyanlar, 9- Ölüm hastalığında İhlâs suresi okuyanlar. (Cami-üs-sagir şerhi) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
On maddeli hadis-i şerifler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İslamiyet on kısımdır: İslamiyet on kısımdır, biri noksan olan, zarardadır: 1- Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah demek, 2- Namaz kılmak, 3- Zekât vermek, 4- Oruç tutmak, 5- Haccetmek, 6- Cihad etmek, 7- Emr-i maruf, 8- Nehy-i anil münker, 9- Cemaatten ayrılmamak, 10- Taat. (Taberani) On şey sünnettir: Şu on şey sünnettir: 1- Bıyığı kısaltmak, 2- Sakalı uzatmak, 3- Misvak kullanmak, 4- Abdestte mazmaza [Ağza su vermek], 5- Abdestte istinşak [Burna su vermek], 6- Tırnak kesmek, 7- Ayak parmaklarını yıkamak, 8- Koltuk altını temizlemek, 9- Kasıkları temizlemek, 10- Su ile istinca. (Müslim) Misvak kullanmak: Misvakta on haslet vardır: 1- Ağız kokusunu giderir, 2- Diş etlerini kuvvetlendirir, çürümeyi önler, 3- Balgamı keser, safrayı temizler, 4- Mideye sıhhat verir, 5- Göze cila verir, 6- Allahü teâlâyı razı eder, 7- Şeytanı gazaba getirir, 8- Hafaza meleklerini sevindirir, 9- Sevabı artırır, 10- Sünnete uymuş olur. (E. Nuaym) Cennetlik on kişi: On kişi cennettedir: 1- Ebu Bekir, 2- Ömer, 3- Osman, 4- Ali, 5- Talha, 6- Zübeyr, 7- Abdurrahman bin Avf, 8- Sad bin Ebi Vakkas, 9- Ebu Ubeyde bin Cerrah, 10- Said bin Zeyd. (Tirmizi, İbni Mace) Yasin-i şerifteki on bereket: Yasin-i şerif okuyun. Onda, on bereket vardır: 1- Aç okursa, doyar. 2- Çıplak okursa, giyinir. 3- Bekâr okursa, evlenir. 4- Korkan okursa, emin olur. 5- Mahzun okursa, ferahlar. 6- Misafir okursa, seferde yardım görür. 7- Kayıp olan bulunur. 8- Hasta okursa, şifa bulur. 9- Ölü için okunursa, azabı hafifler, 10- Susayan okursa, suya kavuşur. (Deylemi) Âyetlerin tasnifi: Kur'an-ı kerimdeki âyetler on kısımdır: 1- İkaz edici, 2- Müjdeleyici, 3- Nâsih [Hükümsüz bırakan âyetler], 4- Mensuh [Hükmü kalkan âyetler], 5- Nasihat [Öğüt verenler], 6- Temsil [Örnekli olanlar], 7- Muhkem [Hükmü kesin olanlar], 8- Müteşabih [Tevili gerektirenler], 9- Helâli bildirenler, 10- Haramı bildirenler. (Ebu Nasr) Kâfirlere benzemek: Şu on şeyi yapan, kâfirlere benzemiş olur: 1- Müslümanların ortak malını zimmetine geçiren, 2- Büyücü, 3- Deyyus, 4- Hanımına arkadan yaklaşan, 5- İçki içen, 6- Zekâtını vermeyen, 7- Hacca gitmeden ölen, 8- Fitne çıkaran, 9- Müslümanlarla savaşan düşmana, silah satan, 10- Mahrem akrabası ile evlenen. (İ.Asakir) Kavun ve karpuzdaki özellikler: Kavun ve karpuzda şu on özellik vardır: 1- Yemek, 2- İçmek, 3- Koku, 4- Meyve, 5- Çöven [kir temizleyen bir bitki], 6- Mesaneyi temizler, 7- Mideyi temizler, 8- İç hastalıklarına iyi gelir, 9- Cinsi kudreti artırır, 10- Cildi temizler. (Deylemi) On büyük alamet: On alâmet çıkmadan kıyamet kopmaz: 1- Deccal, 2- Hazreti İsa'nın inmesi 3- Güneşin batıdan doğması, 4- Dabbet-ül-arz, 5- Yecüc ve Mecüc, 6- Duman, 7- Doğuda, batıda ve Arabistan'da yere batışlar, 8- Yemenden bir ateşin çıkması, (Müslim) 9- Kâbe'nin yıkılması, (Buhari) 10- Hazreti Mehdi'nin gelmesi, (Tirmizi, İbni Mace, İ. Ahmed) Lanetlenen on kişi: Şarap ile ilgili şu on kişi lanetlenmiştir: 1- Şarap için üzüm sıkan, 2- Sıktıran, 3- İçen, 4- Taşıyan, 5- Kendisine taşınan, 6- Dağıtan, 7- Satan, 8- Parasını yiyen, 9- Satın alan, 10- Kendisi için satın alınan. (Tirmizi) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mezheplere inanmayan birisi, (Cehenneme girecekler, orada temelli kalır. Fakat günahkâr Müslümanların Cehennemde cezasını çektikten sonra Cennete gideceğine dair bir âyet ve hadis yoktur. İnananlar, Cehennemde ceza çekeceksiniz diye niçin korkutuluyor ki?) diyor. Bu konuda ayet ve hadis yok mu? CEVAP: Evet, vardır. Cehennemde temelli kalan, kâfirlerdir. Günahı çok Müslümanlar, affa ve şefaate kavuşamazsa, cezası kadar Cehennemde kalacaktır. Herkes Cehenneme girecek, kimisi çok az, kimisi daha çok, kimisi de sonsuz olarak kalacaktır. İşte bir âyet-i kerime meali: (İçinizden Cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin hükmüdür. Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri [kâfirleri] de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.) [Meryem 71,72] Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ iman sahiplerine, Cehennemde, günahları kadar azap eder. Sonra imanları sebebiyle ebedi olarak Cennete sevk eder.) [Ebu Nuaym] (Cehennem ehlinin bir kısmı ne ölür, ne azaptan kurtulur, ne de hayata kavuşur. Bir kısmı da, ölür kömür halini alır. O zaman şefaat izni çıkar. Onlar Cennet kıyılarına kadar getirilir, Cennet ehline "Bunları hayat ırmaklarında yıkayın" denir. Yıkandıktan sonra yeni bitmiş taze ot gibi hayat bulurlar.) [Müslim, İbni Mace, Darimi] (Lâ ilâhe illallah ehlinden bazıları, günahları sebebiyle Cehenneme girdiklerinde, Lât ve Uzza ehlinin [puta tapanların] onlara, "Allah'a inanmanız size yarar sağlamadı" demeleri üzerine, Allahü teâlâ gazap eder. İman ehlini Cehennemden çıkarıp hayat ırmağında yıkatır. Onlar, günahlarından temizlenmiş olarak Cennete girerler.) [Ebu Nuaym] (İyi olsun, kötü olsun, Cehenneme girmeyen kalmaz. Yalnız mümine, serin ve selamet olur, İbrahim aleyhisselama ateşin serin olduğu gibi. Bundan sonra Allah takva ehlini kurtarır, zâlimleri ise orada yüzüstü bırakır.) [İbni Mace] (Şefaat etmeye devam ederim ve şefaatim de kabul olunur. Ya Rabbi, "Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah" diyen herkese, şefaatimi kabul et derim. Böylece, zerre imanı olan hiç kimse Cehennemde kalmaz.) [Deylemi] (Sayısız insan Cehenneme girer. Bana da şefaat izni verilir. Secdeye kapanıp şefaat isterim. O zaman, "Kaldır başını, şefaatin kabul olundu" buyurulur.) [Taberani] (Vallahi, Cehenneme giren mümin, orada seksen yıl kalmayınca çıkamaz.) [Deylemi] İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: İman ehli, günahları dolayısıyla Cehenneme girince yüzleri siyah yapılmaz ve zincire vurulmaz. Günahları kadar azap görüp, sonunda Cehennemden çıkarılırlar. (2/67) Hatim yaparken Sual: Hatimde bazıları İnşirah suresinden itibaren, bazıları da Duha suresinden itibaren Besmeleden önce Allahü ekber diyerek tekbir okuyorlar. Bunlar caiz mi, bid'at mi? CEVAP: Caizdir, bid'at değildir. Hatta tekbir ile birlikte tehlil ve tahmid, yani Allahü ekber, La ilahe illallah vel hamdülillah demek de caizdir. (Sarih-in Nas) * * * NOT: Sitelerdeki yenilikler, sorulara verilen cevaplar, mail grubu üyelerine de gönderiliyor. Herkes, www.dinimizislam.com sitesindeki Mail Grubu sayfasına girip kolayca üye olabilir. Yahut bize bildirilirse, biz üye yaparız. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, (Namaz kıldıktan sonra, abdestli iken, yeni namaz için bir daha abdest almak müstehabdır) denirken, bir başka yerde, (Abdesti kullanmadan yeni bir abdest almak mekruhtur) deniyor. Aradaki fark nedir? CEVAP: Abdest aldıktan sonra, onu kullanmadan, mesela Mushaf'a dokunmadan veya namaz kılmadan, tekrar abdest almak mekruh olur. Kullandıktan sonra, tekrar abdest almak ise müstehab olur. Üç hadis-i şerif meali: (Eğer ümmetime meşakkat vereceğimi bilmeseydim, onlara her namaz kılacakları vakit [abdestli olsalar da], abdest almalarını emrederdim.) [İ. Ahmed] (Abdestli iken abdest alana, on hasene [on sevab] yazılır.) [Tirmizi] (Abdest üstüne abdest almak, nur üstüne nurdur.) [İhya, Dürr-ül muhtar] Emrivaki ile el öpmek Sual: El öptürmek istemiyorum, ama bazı kimseler, emrivaki yaparak aniden elimi tutup öpüyorlar. Namahrem bir kimse, yine emrivaki ile tokalaşmak için elini uzatıyor veya bayram diye sarılıp öpüyor. Böyle emrivaki yapmak uygun mu? CEVAP: Emrivaki, oldubittiye getirmektir. Zorlama ile bir işi yapmaya mecbur bırakmaktır. Bir kimse, elini veya yanağını öptürmek istemiyorsa, onu öpmeye çalışmak en azından edepsizlik olur, saygısızlık olur. Namahremle tokalaşmaya zorlamak da, böyledir. Gencin biri, ihtiyar bir amcanın elini öpmeye zorluyordu. Genç olduğu için, elini büküp zorla öptü. Gence, (Niye zorla elimi öptün?) dedi. Genç, (Yaşlısın, saygıdan dolayı, mübarek bir amcanın elini öpmüş olmak için öptüm) dedi. İhtiyar amca, (Beni zorlamak saygısızlıktır. Üstelik beni cahil yerine koymak demektir. "Amca sen eli öpülecek adamsın ama değerini bilmiyorsun, onun için zorla öpüyorum" demektir bu. Beni cahil yerine koymak, istemediğim halde, isteğime zıt iş yapmak saygı mıdır, saygısızlık mıdır?) dedi. Bu olay, bir menkıbeyi hatırlattı: Bir mürşid-i kâmilin talebelerinden biri, arkadaşları ile mürşidinin evine, sohbete katılır. Hocasının kimseye el öptürmediğini bilir. Bu genç, elini çekmesine fırsat vermeden, ani bir hareketle hocasının elini öper. Hocası bu emrivakiye üzülür. Oradaki iki talebeye emir verir; (Bunu iki kişi tutup kapının dışına bıraksın) buyurur. Emrivaki yapmanın saygısızlık olduğunu bildirir. Bu menkıbe de gösteriyor ki, elini öptürmeyen kimselerin elini öpmeye çalışmamalı, tokalaşmak istemeyene el uzatmamalıdır. Kazaya kalan oruçlar Sual: Ramazan ayında tutamadığımız oruçları, istediğimiz zaman kaza edebilir miyiz? CEVAP: Evet, her zaman kaza edilebilir ise de, fırsat buldukça bir an önce kaza etmek iyi olur. Şafii'de ise, gelecek Ramazana kadar kaza edilmezse, hem oruç tutmak, hem de fidye vermek gerekir. Şafii imama uyanlar Sual: Şafii imam sabah namazında, rükûdan kalkınca, ellerini kaldırıp Kunut duası okuyor. Şafii imama uyan Hanefiler ne yapar? CEVAP: Şafii imama uyan Hanefi, bir şey yapmaz, ellerini kaldırmaz, dua da okumaz. Bekler.
Rahmet olan farklı hükümler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kitaplarda, imam-ı Ebu Yusuf'a, Cuma'yı kıldıktan sonra, guslettiği kuyuda fare ölüsü görüldüğü söylenince, (Şafii kardeşlerimize göre guslümüz sahihtir) buyurarak, tekrar gusletmediği bildiriliyor. Hâlbuki İmam-ı Ebu Yusuf müctehid idi. Müctehid, müctehidi taklit edemez. Bu sözünün açıklaması nedir? CEVAP: Şafiileri taklit etmiyor. O anda, Şafiiler gibi ictihadda bulunuyor. Şafiilere uygun ictihad ettim demek istiyor. Kol alçılı iken Sual: Trafik kazası geçirdim. Birkaç haftadır, alçılı koluma mesh ederek abdest alıyorum. Bir hoca, (Sen özürlüsün, vaktin sonuna kadar bekleyerek her namaz vaktinde abdest alman gerekir) dedi. Doğru mudur? CEVAP: Çok yanlıştır. Bir kere, kolu sargılı olan özürlü olmaz, bir akıntısı olan özür sahibi olabilir. Sabah aldığı abdestle, abdesti bozan bir şey olmadıkça, yatsıyı da aynı abdestle kılabilir. İkincisi, özürlü olan da yine vaktin sonunu beklemez. Özür sahibi olmayıp da, akıntısı ilk defa olan kimse, vaktin sonuna kadar bekler. Bunun, alçılı kol ile alakası yoktur. Tesbih namazını cemaatle kılmak Sual: Nafile namazları cemaatle kılmak caiz olmadığı gibi, tesbih namazını da cemaatle kılmak caiz değildir. Ama İbni Abidin'de (Tesbih namazı cemaatle kılındığı zaman, imâm açıktan okur ve tesbihleri de açıktan tekrar eder) deniyor. Bu ne demektir? CEVAP: Teravih namazı hariç, nafile namazları cemaatle kılmak caiz değildir. Ancak çağrılmadan gelen bir veya iki kişi, bir kişiye uyarsa, mekruh olmaz. Üç kişide ihtilaf vardır. Dört kişi olursa, ittifakla mekruh olur. Teheccüd namazı Sual: Hangi nafile namaz diğerlerinden üstündür? CEVAP: Teheccüd namazı, diğer nafilelerden daha üstündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece kılınan teheccüd namazıdır.) [Müslim] Kazaya da niyet edilirse, hem kaza borcu ödenmiş, hem de teheccüd sevabına kavuşulmuş olur. Âdetlere ait sünnetler Sual: Erkeklerin saçlarını kazımaları veya uzatmaları sünnet midir? CEVAP: Kılık kıyafet, saç sakal gibi şeylere sünnet-i zevaid, yani âdete bağlı sünnet denir. Bunlar gibi âdete bağlı işlerde, yaşanılan yerdeki âdetlere uymalı. Âdete uymamak, uygun olmaz, fitneye sebep olursa haram olur. Budist papazlarına benzemek niyetiyle başı dazlak yapmak ve kadınlar gibi saçları uzatmak caiz olmaz. Bir ihtiyaçtan dolayı olursa mahzuru olmaz. Namazda gözleri yummak Sual: Namazda, mazeretsiz gözleri yummak caiz midir? CEVAP: Tenzihen mekruhtur. Zihni dağılmasın diye yummak mekruh olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bid'at yolda olan arkadaşıma, yanlış yolda olduğunu anlatmak gerekir mi? CEVAP: Ona, senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, düşmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, mesela Faideli Bilgiler kitabı verilebilir. Günümüzde emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap vermektir. Nasibi var ise, okur öğrenir. Nasibi yoksa biz yine kitap verdiğimiz için sevab kazanırız. İki günde üç öğün Sual: Kefaretlere bakınca, hep fakirin sabah ve akşam doyurulmasından bahsediyor. Acaba, sağlık açısından daha iyi olan, iki öğün yemek midir yoksa iki günde üç öğün yemek midir? CEVAP: Günde iki öğün yemek caizdir. Daha iyi olanı ise, iki günde üç öğün yemektir. Ancak, ihtiyaca ve çalışma şartlarına göre yemek de caizdir. Sarkan dallardaki meyveler Sual: Komşu evin bahçesindeki ağacın dalları, bizim bahçeye sarkmış, dallardaki ve yere düşen meyvelerden yememiz caiz olur mu? CEVAP: Dallardaki meyveleri de, yere düşen meyveleri de izinsiz yemek caiz olmaz. İzin alınırsa veya izin verdiği biliniyorsa yenebilir. Mushafı kârsız satmalı Sual: Kur'an yazılı CD'leri, Kur'an öğrenmek için hazırlanan CD'leri veya Mushafları, kâr kazanmak için satmak caiz mi? CEVAP: Bunları satmak, Kur'an-ı kerim öğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyeti ile olursa, caiz ve sevab olur, fakat böyle niyetin alameti, bunları, maliyetine yakın, çok az bir kârla satmaktır. Başka geliri de varsa, Mushafı kârsız satmalıdır. Kâğıt, işçilik ücreti ve masraflarını almak caizdir. (S. Ebediyye) Kira gelirinin zekâtı Sual: Kiradaki evlerimizin kira gelirlerinin zekâtını nasıl vereceğiz? CEVAP: Kira gelirinin diğer gelirlerden bir farkı yoktur. Mesela, bir yıllık kira gelirleri toplanarak hesap edilmez. Zekât verilmesi gereken gün, eldeki paraya bakılır, nisabı buluyorsa onun zekâtı verilir. Kredi ile ev, araba almak Sual: Banka kredisi ile ev ve araba almak caiz midir? CEVAP: Ev nafakadan olduğu için, evi olmayanın kredi ile ev alması caiz olur. Zaruretsiz, araba veya ticaret için, faiz ile kredi çekmek caiz olmaz. Abdestte vesvese Sual: Bazen abdest alırken, bir yeri, üç kere mi, iki kere mi yıkadım diye şüphe ediyorum. Üçten eksik veya fazla yıkamak mekruh olduğuna göre, ne yapmam gerekir? CEVAP: Her zaman böyle oluyorsa vesvesedir, bir şey yapmak gerekmez. Çok nadir oluyorsa, bir kere daha yıkanır, böyle olunca dört kere yıkanmış olsa bile mekruh olmaz. Çünkü kasıtlı olarak dört defa yıkanmış olmuyor. Kasıtlı olarak, yani bilerek, bir uzvu üç defadan az veya çok yıkamak mekruhtur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kürtajın, tıptaki ve dindeki yeri nedir? CEVAP: Tıp yetkilileri diyor ki: "Kürtajın riskleri, gebelik büyüdükçe artar. Özellikle büyük gebeliklerde kürtaj esnasında çok kanama olabilir. Kanama durdurulamaz ise, tehlike arz edebilir. Onun için, kürtaj ilk aylarda yapılmalıdır. Kürtajın yasal sınırı, 10 hafta, yani 2.5 aydır. Bundan sonra kürtaj olmak, illegaldir. O halde kürtaj için gecikmemeli, 2.5 ayı aşmamaya gayret etmelidir. Kürtaj imkânına ulaşmamış binlerce bayanın, gayri sıhhi metotlarla gebeliğini kendi kendine sonlandırmasında meydana gelen ağır hastalıkla hayatını kaybettiği, acı bir gerçektir. O halde kürtaj, meşru yollarla yapılmalıdır. Yasalara göre, 18 yaşından büyük ve evli olan kadınlar, hem kendi, hem de eşlerinin rızası ile kürtaj olabilir. Resmen evli görülmeyen kadınlarda, eş rızası aranmaz. 18 yaşından küçükler ise, ancak veli veya vasilerinin onayı ile kürtaj olabilirler." Dinimizde ise, özürsüz çocuk aldırmak haramdır, yasaktır. Hele fakirlikten korkarak, rahmindeki çocuğu öldürmek, haksız yere cana kıymak, yani cinayet olduğu gibi, evlat hakkını da tanımamaktır, büyük günahtır. Ananın veya süt emen diğer çocuğun ölümüne sebep olan bir özür varsa, uzuvları teşekkül etmeden çocuk aldırmak caiz olur. Kütüb-i sittedeki, (İnsan, anne karnında nutfe [sperma] olarak 40, aleka [embriyo] olarak 40, et parçası olarak da 40 gün kalır. Bundan sonra ruh verilir) mealindeki hadis-i şerifini de esas alan âlimler, bir özürden dolayı, 1 aydan 4 aya kadar kürtaja izin vermişlerdir. (Redd-ül Muhtar) Başka sebep olmasa da, İslam terbiyesi ile yetiştirememek korkusu özür olur. Yani İslam terbiyesi verememek niyetiyle dört aydan önce çocuk aldırmak caiz olur. (S. Ebediyye) Misafir mukime uyar Sual: Bir arkadaş (S. Ebediyye kitabında, misafir olan mukim imama ikinci rekâttan sonra uyamaz yazıyor) diyerek cemaate uymadı. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Böyle bir şey yok. Misafir olan her rekâtta mukim imama uyabilir. S. Ebediyye'de şöyle diyor: Misafir, dört rekâtlı olan farzları eda ederken, mukime uyabilir. Yetişemediği rekât olursa, imam selam verdikten sonra, dörde tamamlar. Çünkü mukim imama, vakit içinde uyan misafirin namazı değişerek, imamın namazı gibi dört rekât olur. Devir iskatta yaş Sual: Devir iskatta, kadın ve erkek için, yükümlülük yaşı farklı mıdır? Bir de, yaşta hicri yıl mı, yoksa miladi yıl mı esas alınır? CEVAP: Hicri yıl esas alınır. Akıl baliğ olduktan sonra, mükellef [yükümlü] olur. Akıl baliğ yaşı bilinmiyorsa, kadın için 9, erkek için 12 yaş esas alınır. Diyelim bir kimse, miladi olarak 69 [hicri 71] yaşında ölmüş ise, kadın ise 71-9=62, erkek ise 71-12=59 yaş esas alınarak, devir iskat hesabı yapılır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir yere telefon edince veya bir yere girince, karşımızdakine selam vermek gerekir mi? (Selam ver önce) deniyor. Dinimizde bunun önemi nedir? CEVAP: Bir odaya giren veya telefon edenin, önce selam vermesi, söze selamdan başlaması gerekir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir: (Selam, kelamdan öncedir.) [Tirmizi] (Selam vermeden söze başlamayın. Selam vermeden konuşana cevap vermeyin.) [Hakim] (Selam, sualden öncedir. Selam vermeden sual sorana, cevap vermeyin.) [İ. Neccar] (Mümin, önce selam vermek için atılır; münafık ise önce kendisine selam verilmesini bekler.) [Dare Kutni] (Önce selam veren, Allah'a ve Resulüne daha yakındır.) [Ebu Davud] (Allahü teâlânın rahmet ve affına en layık olan, önce selam verendir.) [Ebu Davud] (Önce selam veren, kibirden uzak olur.) [Beyheki, Hatib] Selamlaşmayı yaymak çok sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali: (Selamlaşmayı yayarsanız, Cennete girersiniz.) [Taberani] (Selamlaşmayı yaygınlaştırın, yemek yedirin, [salih] akrabayı ziyaret edin, gece herkes uykuda iken namaz kılın, sonra selametle Cennete girin.) [Darimi] (Yemin ederim ki, iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Birbirinizi sevebilmenin yolu, aranızda selamlaşmayı yaymaktır.) [Tirmizi, İ. Ahmed] (Amellerin en iyisi, selamlaşmayı yaymaktır.) [Eşiat-ül-lemeat] (Yalnız tanıdıklara selam vermek, kıyamet alametidir.) [Taberani] (Karşılaştığınız arkadaşa selam verin. Eğer aranıza ağaç, duvar yahut taş gibi bir engel girip de, sonra karşılaşırsanız, tekrar selam verin.) [Ebu Davud, İ. Mace] (Gece gündüz şeytandan uzak kalmak isteyen, evine girerken selam versin.) [Taberani] (Evine girerken selam veren, Allah'ın himayesinin garantisi altındadır.) [Ebu Davud] (Bir eve girince, ev halkına selam verin. Çıkarken de selam verin.) [Beyheki] (Bir yere giren oradakilere selam versin. Oradan kalkıp giderken yine selam versin.) [Tirmizi] Selamda sünnet olan Sual: Selamda sünnet olan öncelik sırası nasıldır? CEVAP: Selamda sünnet şöyledir: Rütbe ve nimeti çok olan önce selam verir. Büyük küçüğe, bir araç üstündeki yerdekine, yürüyen durana, ayakta olan oturana, az olan çok olana, âmir memura, hoca talebesine, baba oğluna, ana kızına önce selam verir. Bir odaya girildiğinde ise, rütbe, büyüklük küçüklük düşünülmez. Odaya giren, odadakine selam verir. Yani, küçük büyüğe, memur âmire, talebe hocasına, oğlu babasına selam verir. Telefonda ise, telefon eden selam verir. Mektupta da mektubu yazan selam verir. Aynı anda selam vermek Sual: İki kişi karşılaşınca, ikisi aynı anda selam verse, birbirlerinin selamlarını almaları gerekir mi? CEVAP: Evet. İki Müslüman, birbirine aynı anda selam verirse, her ikisinin de, birbirine cevap vermesi farz olur. Biri diğerinden sonra selam verirse, ikincinin verdiği selam, cevap yerine geçer. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sıkıntıdan kurtulmak için
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı sıkıntılarım var. Ne tavsiye edersiniz? CEVAP: Her sıkıntının ilacı, beş vakit namazı doğru kılmaktır. Sıkıntıyı gideren diğer sebeplere de yapışmalı, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm"i çok söylemelidir. İki hadis-i şerif meali: (Lâ havle... okumak, 99 derde devadır. En hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Hâkim, Ebu Nuaym] (Rızka kavuşan, çok Elhamdülillah desin. Rızkı azalan, çok istiğfar etsin. Üzülüp sıkılan, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh desin.) [Beyheki, Hatib] Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikâyette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyet-i kerimeleri okudu: (Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İstiğfara devam edeni, Allahü teâlâ, her sıkıntıdan, üzüntüden, dertten, geçim darlığından kurtarır, ferahlığa çıkarır ve ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai, Ebu Davud, İbni Mace] Sadaka vermek de iyidir. Bir hadis-i şerif meali: (Sıkıntıları sadaka ile önleyin.) [Deylemi] Tesbih çekerken Sual: Peygamberimiz diri olduğuna, işittiğine ve verilen selamı aldığına göre ya Muhammed, ya Muhammed diyerek tesbih çekmek caiz midir? CEVAP: İşitmek ve selamı almak ayrı şey, ya Muhammed diye tesbih çekmek ayrı şeydir. Esselamü aleyke ya Resulallah denir, şefaat ya Resulallah denir; ama dediğiniz gibi tesbih çekmek caiz olmaz. (M. Nasihat) Kirli iş elbisesi Sual: (Yağlı, kirli boyacı elbisesi ile namaz kılmak caizdir. Çünkü ruhsatlardan istifade etmek gerekir) deniyor. Yanımızda temiz elbise varken de böyle ruhsatlardan faydalanmak caiz mi? CEVAP: Yağlı kirli iş elbisesi ile namaz kılmak mekruh olur. Burada, ruhsatlık bir iş yoktur. Değiştirmek için elbisesi yoksa veya uzakta olan elbisesini giymek için gidince, namaz vakti çıkma tehlikesi varsa, kirli elbise ile namaz kılmak caiz olur. Yanında temiz elbisesi olanın, kirli elbise ile namaz kılması, mekruh olur. Guslederken Sual: Kadınlar guslederken, ön ve arkaya parmak sokarak temizlemeleri gerekir mi? CEVAP: Hayır, öyle bir şey gerekmez. Vücudun içinde, zaten necaset vardır. Görünmeyen yerler değil, sadece görünen kısımlar yıkanır. Suyu israf etmek Sual: Abdestte ve gusülde, çok su kullanmak israf mıdır? CEVAP: Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israf olup, haramdır. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üniversitede okuyoruz. Ben de, erkek arkadaşım da namaz kılıyoruz. İkimiz de haramdan kaçıyoruz. İkimizin de kötü niyeti yok. Beraber aynı evde, ayrı odalarda kalıyoruz. Bir arkadaş, erkekle kadının aynı odada kalması halvet olur, haram olur dedi. Biz gündüz beraberiz ama gece ayrıyız. Gündüz aynı odada kalmak gerçekten haram olur mu? CEVAP: Bahsettiğiniz olay, dinimize aykırı olduğu gibi, eşyanın tabiatına da aykırıdır. Siz ne kadar namuslu olursanız olun, yabancı bir kadınla bir erkek, aynı odada halvet edemez, yalnız kalamaz. Yalnız kalmaları haramdır. Şeytan bunları rahat bırakmaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, aralarına şeytan girer.) [Taberani] (Bir erkekle bir kadın halvet ederse [yalnız kalırlarsa], üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizi] Kadınla erkek, iki zıt varlıktır. Ateşle barut gibidir. Ne kadar masum olurlarsa olsunlar, barut ateşe yaklaşırsa yanar. Ateşle suya da benzer. Ateş suyun içine girerse söner. Aç kurtla kınalı kuzuya da benzer. Ormanda taze otlar var diye kuzuyu götürür. Sonra kuzunun canına okur. Ateistler, feministler, (aynı odada kalsalar ne olur) diyebilirler, yani onlar için bu normaldir ama Müslüman bir kızla Müslüman bir erkek için normal değildir, yani dinimize aykırıdır. Dinimize aykırı bir husus için de, niyetimiz iyi demek doğru değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen, zina eden veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet, insanı kurtarmaz. Hadis-i şerifte, (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyuruluyor. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor. İyi ve halis niyete bir örnek verelim: Odunların arasına ayağı sıkışan bir ayıyı adamın biri kurtarır. Ayı da, adam uyurken, benim de ona bir iyiliğim dokunsun diye, yüzüne konan sinekleri öldürmek ister. Kocaman taşı, adamın yüzündeki sineklere vurur. Evet, ayı iyi niyetiyle sinekleri öldürmüşse de, adamın başını da ezmiş oldu. Görüldüğü gibi tek başına iyi niyet insanı kurtarmıyor, ilim de şarttır. Ayının ilmi olsaydı, sineğe vurduğu taşın adamı öldüreceğini bilirdi. Bir kadınla bir erkek halvet edince, halvetin günahı ve zararı bilinirse, elbette halvetten, nikâhsız görüşmekten uzak durulur. Gusül abdesti ile namaz kılmak Sual: Maliki'yi taklit ediyorum. Namaz abdesti almadan, avret yerimi yıkayıp Maliki'ye uygun gusletsem, sahih olur mu ve o gusül ile namaz kılabilir miyim? CEVAP: Evet, namaz kılabilirsiniz. Önce avret yerini yıkamak, gusle de, namaz abdestine de mani değildir. Avret yeri yıkandıktan sonra vücut yıkandığı için, o gusül ile namaz kılınır. Maliki taklit edildiğine göre, vücut delk edilerek zaten yıkanıyor. Namaz abdestinde de zaten öyle yıkanıyor. Farklı bir şey yok. Sünnete uygun abdest alınmamış ise de, o gusül ile namaz kılınır. Yellendikten sonra taharetlenmek Sual: Yellendikten sonra taharetlenmek gerekir mi? Çamaşır yaş ise yıkamak gerekir mi? CEVAP: Su ile taharetlendikten sonra oturak yeri henüz yaş iken yellenince yeniden taharetlenmek mendubdur, yani iyidir. Fakat oturak yeri kuru iken, yellenince, yıkamak bid'attir. Yellenmekle, yaş çamaşır necis olmaz, yıkamak gerekmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Maliki'de yatsı namazını gecenin üçte birinden sonra kılmak, mekruh mu yoksa günah mı? CEVAP: Mezahib-i Erbaa'da diyor ki: Maliki mezhebinde yatsının iki vakti vardır: 1- İhtiyari vakti, 2- Zaruri vakti. İhtiyari vakit, akşamdan gecenin üçte birine kadar olan vakittir. Ondan sonra vakit biter. Zaruri vakit ise, akşamdan imsak vaktine kadar olan zamandır. Zaruretsiz, yatsıyı gecenin üçte birinden sonraya bırakan günahkâr olur. Bir özürle geciktirirse, günah olmaz. S. Ebediyye'de ise, (Maliki'de şer'i gecenin sonuna kadar kılmak sahih ise de, üçte birinden sonra kılmak günahtır) deniyor. Mekruh denmiyor, günah deniyor. Mezahib-i Erbaa ile aynıdır. Her iki kitapta da, yatsıyı gecenin üçte birinden sonraya tehir etmek, mekruh değil, günah oluyor. Yine S. Ebediyye'de diyor ki: Başka bir mezhebi taklit etmek, kendi mezhebinden ayrılmak değildir. O mezhebin, farzlarına ve müfsitlerine uymak demektir. Vaciblerde, mekruhlarda ve sünnetlerde kendi mezhebine uyar. Maliki'de, yatsıyı zaruri vaktine yani gecenin üçte birinden sonraya tehir etmek günah deniyor, mekruh denmiyor. O halde, günah dendiği için, Maliki'yi taklit eden Hanefi'lerin de, zaruretsiz, yatsıyı gecenin üçte birinden sonraya tehir etmeleri günah olur. Günah da olsa kılmalı, temelli terk ederek daha büyük günaha girmemelidir. Camilerin süslü halıları Sual: S. Ebediyye'de, (Zihni meşgul eden nakışlar bulunan seccadeleri kullanmak caiz değil) deniyor. Bugün camilerde çok süslü halılar var. Bu süslü halılarda namaz kılmak mekruh değil midir? CEVAP: Halılardaki süsler, nakışlı seccadelerdeki gibi zihni meşgul ediyorsa, namaz mekruh olur. Aynaya karşı veya şeklimiz görülen pencere camlarına karşı namaz kılmak da zihni meşgul ettiği için mekruh olur. Camlarda şeklimiz hiç görülmese veya hiç oraya bakmasak namaz mekruh olmaz. Ölçü insanı meşgul etmesidir. Peygamber efendimiz, üzerinde şekiller bulunan elbise ile namaz kıldı. Sonra bu şekillerin kendisini meşgul ettiğini gördü. Elbiseyi çıkarıp başkasına verdi. Bu bakımdan, yazılı veya resimli elbiselerle namaz kılmamalıdır. Kadınların ipek eşarp giymeleri Sual: F. Bilgiler kitabında, (Renkli ve ipek kumaş örtünmüş olan kadınlara Allahü teâlâ azap edecektir) deniyor. İpek kumaş erkeklere haramdır, kadınlara caiz değil mi? CEVAP: Evet, ipek elbise, erkeklere haram, kadınlara caizdir. Kadınlara her türlü ziynet de caizdir. Ancak bu ziynetlerini takmaları değil, yabancılara göstermeleri haramdır. Renkli ve ipekli kumaşlar, ziynettir. Ziynetlerini giymek değil, yabancılara göstermek caiz değildir. Rengârenk ipekli eşarplar, dikkati çok çekmektedir. İpekli elbiselerin, sade olanları ve dikkati çekmeyenleri tercih edilmelidir. Hürmet-i musahere yaşı Sual: Hürmet-i musahere olması için, iki tarafın baliğ olması şart mı? Beş yaşındaki çocuğumla hürmeti musahere olur mu? CEVAP: Akıl baliğ olmak şart değildir. Ancak gösterişli olması bulûğ hükmündedir. Beş yaşındaki çocuk, gösterişli olamaz.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tez sinirleniyorum, büyük küçük dinlemeyip, karşımdakileri kırıp döküyorum. Sinirime hâkim olabilmek için ne yapmalıyım? CEVAP: Dinin emrine uymalı, bunun günah olduğunu bilmeli. İnsan bile bile kızıp öfkelenmez. Kızsa da, sinirine hâkim olur. Zaten dinimiz kızmamayı değil; sinirine hâkim olmayı emrediyor. Her insan kızabilir ama kızınca dinin dışına çıkmamalı, zararlı iş yapmamalı! Hiddetlenince, Euzü besmele ve iki kul euzüyü okumalı. Kızıp öfkelenenin aklı örtülür. İslamiyet'in dışına çıkar. Birkaç hadis-i şerif meali: (Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.) [İbni Ebid-dünya] (Öfke, şeytanın vesvesesinden hâsıl olur. Şeytan, ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. Sinirlenince, abdest alın.) [Ebu Davud] (Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse, yan yatsın.) [Ebu Davud] Ayakta olanın intikam alması kolaydır. Oturunca azalır. Yatınca daha azalır. Sinirlenmek kibirden doğar. Yatmak, kibrin azalmasına sebep olur. Kızınca, (Allahümmagfir li-zenbî ve ezhib gayza kalbî ve ecirnî mineşşeytân) okumak, hadis-i şerifte bildirildi. (İbni Sünni) Manası, (Ya Rabbi, günahımı affeyle. Beni, kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar) demektir. Öfkeye sebep olan kimseye yumuşak davranamayan, onun yanından ayrılmalı, ondan uzak durmaya çalışmalı. Pahalı maden Sual: Kol saatlerinin camlarını çizilmeye karşı dayanıklı olması için safirden, kasasını da dayanıklı olması için titanyumdan yapıyorlar. Bu iki metal de, altın kadar pahalıdır. Bu saatleri kullanmak haram değil midir? CEVAP: Hiç mahzuru yoktur. Platin de pahalıdır. Altının haram olması, pahalı olduğu için değildir. Gümüş çok ucuz olmasına rağmen, gümüş kaşık, gümüş bıçak da caiz değildir. Demir çok ucuzdur, demirden yüzük caiz değildir. Bir şeyin haram veya helal olması, dinimizin bildirmesi ile anlaşılır. Kendi kendimize mukayese ederek, o haram ise, bunda da aynı durum var, öyleyse bu da haram dememiz, asla caiz olmaz. Vatan-i asli neresidir? Sual: Ankara'da doğdum, Eskişehir'de nikâhım kıyıldı. Bursa'da düğünüm oldu. İstanbul'da ikamet ediyorum. Ancak ileride Bursa'ya gitmeyi düşünüyorum. Benim vatan-i aslim neresidir? CEVAP: Bir kimsenin vatan-i aslisi doğduğu yerdir. Evlenince, doğduğu yer vatani asli olmaktan çıkar. Evlenmekten kasıt da, nikâh veya düğün olunan yer değil, zifaf olunan yerdir. Zifaf nerede olmuşsa, orası vatan-i asli olur. Eğer İstanbul'a temelli yerleşseydiniz, evlendiğiniz yer de vatan-i asli olmaktan çıkardı. Ancak İstanbul'da temelli kalmayı düşünmediğinize göre vatan-i asliniz, evlendiğiniz yani zifaf olan yerdir.
Vaktine yetişip de kılamadığım..."
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazen vaktine yetişip de kılamadığım ilk (.....) namazının farzını kılmaya, bazen de son (.....) deniyor. İlk veya son denilse değişen ne olur? Bir de, ne diye vaktine yetişip de kılamadığım (.....) namazının farzı deniyor? Cuma günü zuhr-i ahir kılarken de, niye böyle deniyor? Vakit girince namazın edası farz olmuyor mu? CEVAP: Bir namazın vakti girince, hemen edası farz olmaz, o vakit çıkarken, o namazı kılacak kadar bir zaman kalınca edası farz olur. Vakit girince edası hemen farz olmuyor. Öyle olsa, on dakika, yarım saat, bir saat sonra kılmak haram olur. Elbette hemen kılınırsa iyi olur ama edası ancak vaktin sonunda farz oluyor. Bir insan vakit girdikten sonra, namaz kılmadan ölse, o vakti kılmadığı için sorumlu olmaz, çünkü o vakti kılacak kadar zaman kalınca edası farz olur. Ancak bir namazın vakti gelince, bu namazı edaya [kılmaya] başlandığı vakit, kılmak farz olur. Kılınca da farz eda edilmiş olur. Bunun için Cuma günü zuhr-i ahir kılarken, (Üzerime edası farz olan) demeyip, (Vaktine yetişip de kılmadığım son öğle namazının farzını kılmaya) diye niyet etmelidir. Veya (Üzerime son farz olan kılmadığım öğle namazını kılmaya) diye niyet etmelidir. İkisi de aynı anlamdadır. Eğer Cuma namazı sahih olmuş ise, en son kazaya kalan öğle namazı kaza edilmiş olur. Cuma sahih olmamışsa, bugünkü öğle namazı kılınmış olur. Burada üzerime son farz olan değil de, ilk farz olan diye niyet edilirse, ilk kazaya kalan bir namaz kaza edilmiş olur, öğle namazı kılınmamış olur. İlk ve son diye niyet etmenin önemi buradadır. Kaza namazlarında ise, ilk kazaya diye niyet ederek başlamak iyidir. Müslüman olmayan ülkelerde, cemaatle kılınan bir namazda, imamın itikadından şüphe edilmişse, cemaatle kıldıktan sonra tekrar kılarken, yine aynı şekilde, (Vaktine yetişip de kılamadığım son (.....) namazının farzını kılmaya) diye niyet edilir. Eğer gerçekten imamın itikadı bozuk ise, bu kılınan namaz, eda olur. İmamın itikadı düzgün ise, o vaktin son kazaya kalan namazı kaza edilmiş olur. Neden, kılmadığım değil de, kılamadığım demek daha uygun oluyor denirse, kılmamakta sanki bir kusur görünüyor. Kılamamakta ise bir mazeret olabileceği anlaşılıyor. Bir nevi özür dileme vardır. Buna rağmen, kılmadığım demekte de mahzur yoktur. Kutuplarda sabah ve yatsı namazının vaktinin girmediği zamanlarda da böyle niyet edilebilir. Vakit girmeyince, vaktinde kılıyorum denmez, yatsıyı kılıyorum denir ve böylece farz diyen âlimlere uyulmuş olur. Ancak diğer âlimlere göre, vakit girmediği için sahih olmazsa, vaktine yetişip de kılamadığım son yatsı namazının farzına denmesi daha uygun olur. Böyle niyet edilerek yatsı veya sabah kılınırsa, her iki kavle de uyulmuş olur. Birkaç özrü olan Sual: Basurdan dolayı Maliki'yi taklit ediyorum. Bu arada, idrar tutamamak, yaradan irin akması, burun kanaması, elde olmadan yel kaçırmak gibi başka özürler de çıksa, her yeni özür için Maliki'yi ayrı ayrı taklit etmem gerekiyor mu? CEVAP: Her özür için ayrı niyet gerekmez. Özürlerin hepsini hatırlayıp, (Bunlar Maliki'de abdesti bozmaz) diye düşünerek hepsi için bir niyet yeter. Niyeti unutursa sonradan, yani ne zaman hatırlarsa o zaman niyet etse de olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evimize veya camiye girdiğimiz zaman içeride kimse yoksa, nasıl selam vermeliyiz? CEVAP: Kimse yoksa, (Esselamü aleynâ ve alâ ibâdillahissâlihîn) diye selam verilir. Çünkü evimizde ve camide melekler vardır. Kendi üzerimizde de, melekler vardır. Hepsine selam vermiş oluruz. Göz zinası Sual: Bir kız ile konuşuyor ve el ele tutuşup geziyoruz. Konuşmamız ve el ele tutuşmamız zina mıdır? CEVAP: Tek başına zina denilince, cinsel ilişki anlaşılır. Kıza bakmanız, göz zinasıdır. Konuşmanız, dil zinasıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud] Başkasına gelen belaya sevinmek Sual: Arkadaşlarımın başına üzücü bir olay gelse, üzülemiyorum. Hatta seviniyorum. (Oh oldu) diyorum. Başkasına gelen belaya sevinmenin dindeki yeri nedir? CEVAP: Bu çok kötü bir huydur. Tevbe istiğfar etmeli. Onların iyiliği için hep dua etmelidir. Çünkü, aynı şeyler sizin de başınıza gelebilir. Bir hadis-i şerif meali: (Müslüman kardeşinin uğradığı felâkete sevinme. Allahü teâlâ, rahmet eder, onu, o felâketten kurtarır da, seni derde uğratabilir.) [Tirmizi] Eden bulur Sual: Bir tanıdık, bir arkadaşının eşini kaçırıp evlendi. Dinen bu uygun mu? CEVAP: Üç yönden uygunsuzdur: 1- Başkasının eşini ayartmak çok günahtır. Bir hadis-i şerif meali: (Birinin karısını ayartıp aldatan bizden değildir.) [Ebu Davud] 2- Kocası, o kadını boşamadan hiç kimse onunla evlenemez. Yaptıkları zina olur. 3- Kocası, eşinin kaçtığını duyunca hemen boşasa bile, iddet müddeti bitmeden kesinlikle evlenemezler. Evlenirlerse zina olur. Biri, birinin eşini ayartırsa, başkası da onun eşini ayartabilir. (Eden bulur) demişlerdir. Bir hadis-i şerif meali: (Siz namuslu olursanız, kadınlarınız da namuslu olur.) [Hâkim] Kocasına ihanet edip başkasına kaçan kadın, kaçtığı erkeğe de ihanet edebilir. O erkeğe niçin kaçtı? Ya malı için veya yakışıklı gördüğü için yahut genç gördüğü için kaçtı. Hangi sebep olursa olsun, ondan daha zengini, ondan daha güzeli, ondan gencini bulunca ona da kaçmayacağını kim garanti edebilir? Allah korkusu olmayan, her şeyi yapabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her yıl şeytan taşlanırken, izdiham oluyor, insanlar ölüyor. Buna çare olarak şeytan gece taşlanamaz mı? Başka bir yol bulunamaz mı, bir tedbir alınamaz mı? CEVAP: Her türlü tedbir alınabilir. Gece de taş atılabilir. Ancak organize edecek bir güvenliğe ihtiyaç vardır. Sadece bir taraftan girip öte taraftan çıkılsa yine gerekli tedbir alınmış olur. Gelenlerle gidenler aynı yolu paylaşınca, izdihama sebep oluyor. Tavafta da tedbir alınmıyor. Kadın erkek, hasta sağlam karışık oluyor. Hâlbuki belli saatlerde kadınlar, yine belli saatlerde erkekler ziyaret etse rahat olur. İstanbul'da Hırka-i şerifte kadınların saati ayrı, erkeklerin saati ayrıdır. Tavafta da böyle yapabilirler. Şeytana taş atarken yürüyen merdivenler gibi şeritler yapılabilir, metro, tren, tramvay yapılabilir. Bir taraftan girip öteki taraftan çıkarlar. Hiç izdiham olmaz. Çözüm istense çare çoktur. Gece de taş atmak caizdir. Dinimizin hükmü aşağıda bildirilmiştir: Mina'da, bayram günleri üç gün şeytan taşlanır. Bayramın birinci günü Mina'da, Cemre-i Akabe [Büyük Şeytan] denilen yerde iki buçuk metreden veya daha uzaktan Cemre [Büyük Şeytan] yerini gösteren duvarın dibine nohut kadar yedi taş atılır. Ertesi sabaha kadar caiz ise de, o gün öğleden önce atmak sünnettir. Bayramın ikinci günü, öğle namazından sonra üç ayrı yerde, yedişer taş atılır. Mescid-i Hıf'e yakın olandan başlanır. Önce küçük şeytan, sonra orta şeytan ve büyük şeytana yedi taş atılır, toplam 21 taş eder. Bayramın üçüncü günü de böyle yedişer taş atılır ki, hepsi 49 taş olur. [Aynen ikinci günkü gibi.] Bu taşları öğleden önce atmak mekruhtur. [Birinci gün öğleden önce atılır, ikinci ve üçüncü gün öğleden sonra atılır.] Üçüncü günü güneş batmadan önce, Mina'dan ayrılınır. Dördüncü gün de Mina'da kalıp, sabahtan güneşin batışına kadar dilediği zaman 21 taş daha atmak müstehabdır. [Küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atılır.] Dördüncü günü sabaha kadar Mina'da kalıp da taş atmadan ayrılırsa, ceza olarak koyun kesmek gerekir. (S. Ebediyye) İmanı düzeltmenin önemi Sual: Cehennemde azap, sadece küfrün cezası mıdır, yoksa günahkârlar da ceza çekecek midir? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri, Cehennemdeki azabın, küfür pislikleri ve imandaki bozukluklar için olduğunu bildiriyor. Bunu duyan kimse, (O halde ben hiç ibadet etmem, her türlü günahı da işlerim nasıl olsa itikadım düzgün) dememeli. Çünkü namaz kılmamak, oruç tutmamak, içki içmek ve zina etmek gibi günahları işleyenler, zamanla küfre düşebilirler, sonsuz Cehennemde kalırlar. Onun için her günahı öldürücü zehir bilmelidir. Demek ki, imanı düzeltip, haramlardan kaçan ve ibadetleri aksatmayan Cennete gider. Bir hadis-i şerif meali: (Cehennemde [Müslüman] günahkârlar, imanlarının bozukluğu kadar, azap çekerler.) [Hâkim] Bu hadis-i şerif de bid'at fırkalarının Cehennemde mutlaka azap çekeceklerini bildirmektedir. Günahlar, şefaatle veya başka sebeplerle affedilebilir, ama bozuk imanın cezasını ateş temizler. Doğru iman, ehl-i sünnet itikadıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacca gitmenin önemi nedir? CEVAP: Gücü yetenin, ömründe bir kere, Kâbe'ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması farzdır. Daha sonra yapılan haclar, nafile olur. Nüsük, ibadet demektir. Farz olan hacca gitmeye çalışmalı! Bir kere farz olan haccı yapmak, 20 kere Allah yolunda savaşmaktan daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder) buyuruldu. (Taberani) Kabul olan hac, namaz, oruç ve zekât borçlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları verilmedikçe veya helalleşilmedikçe ödenmiş olmaz. Kul ve hak borçlarından başka günahlar affedilir. Haccın sahih olması için, vaktinde hac yapılması lazımdır. Kabul olması için de, haccın sahih olması, o kimsenin itikadının düzgün olması, bid'at ehli olmaması gibi şartları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid'at işleyenin, orucu, haccı, cihadı kabul olmaz.) [Deylemi] Haccın kabul olması için, haccın farz, vacib ve sünnetlerini eksiksiz yapmaya çalışmalı, niyeti düzeltmeli, riya karıştırmamalı ve helal para ile gitmeli! Dünyalık işleri hac işine karıştırmamalı. Borçları varsa ödemeli, hak sahipleri ile helalleşmeli, günahlarına tevbe etmeli. Bunlara riayet edilerek yapılan hac, makbul olur. Hacca giden, başkalarına sıkıntı vermemeli, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmalı, yumuşak davranmalı. Hadis-i şerifte, (Sertlikten ve çirkin şeyden sakının. Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir) buyuruldu. (Müslim) Üç türlü hac vardır: 1- İfrad hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke'de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur. 2- Kıran hac: Bu haccı yapana karin hacı denir. Hac ile umreye birlikte niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve say edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac için, tekrar tavaf ve say yapar. 3- Temettü hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında [yani Şevval, Zilkade ile, Zilhiccenin ilk on gününde] umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve say yapıp ve tıraş olup, ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapar. Yalnız, tavaf-ı ziyaretten sonra da say yapar. Karin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vacibdir. Temettü veya kıran haccı yapanlardan, kurbanlık hayvan bulunmaması veya alınamaması sebebiyle, kurban kesme imkânı olmayanlar, üç gün hac esnasında, yedi gün hacdan sonra olmak üzere, on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, ihrama girdikten sonra hac ayları içinde ve kurban bayramının ilk gününden önce Mekke'de tutulmuş olması zorunludur. Kurban kesme imkânı elde edilebileceği ümidiyle, bu üç günlük orucun son vaktine kadar geciktirilmesi, yani Arefe günü tamamlanmak üzere 7, 8 ve 9 Zilhicce günlerinde tutulması efdaldir. Temettü haccında, bu oruç henüz hac için ihrama girmeden, umre ihramından sonra da tutulabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Haccın şartları iki kısımdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın şartları nelerdir? CEVAP: Haccın vücub ve eda şartları vardır. Vücub şartları şunlardır: 1- Müslüman olmak. 2- Kâfir ülkesinde olanın, haccın farz olduğunu işitmesi. 3- Akıl baliğ olmak. 4- Hür olmak. 5- Nafakadan fazla olarak hacca götürüp getirecek ve evindekilere yetecek kadar, parası olmak. 6- Hac vakti gelmiş olmak. [Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, 5 gündür.] 7- Hacca gidemeyecek kadar, kör, hasta, ihtiyar ve sakat olmamak. Eda şartları da şunlardır: 1- Hapsedilmiş veya yasaklı olmamak. 2- Hac için gideceği yolda ve hac yerinde selamet ve emniyet olmak. 3- Kadın, kocasının veya ebedi mahrem akrabasından fasık ve mürted olmayan akıl baliğ veya mürâhık bir erkekle beraber gitmesi lazımdır. Bunun yol parasını verecek kadar, kadının zengin olması da lazımdır. Hadis-i şerifte, (Kadın, yanında bir mahremi olmadan hacca gidemez!) buyuruldu. (Bezzar) [Şafii'de, mahremsiz olarak, kadınlar, farz olan hacca gidebilir. Kadının mahreminin hac yolunda ölmesi, Şafii'yi taklit etmesi için özür olur. Hacca gitmek için ise özür olmaz.] Erkeksiz kadın hacca gidemez. Giderse, haccı sahih olur ise de, haramdır. Erkeği ile gidince de, otelde, tavafta, say'da ve taş atarken, erkekler arasına karışması haccın sevabını giderdiği gibi, büyük günaha da girer. 4- Kadın, iddet halinde olmamak. [Vücub şartları bulunmakla beraber, eda şartları da kendisinde bulunanın, o yıl hacca gitmesi farz olur. O yıl, hac yolunda ölürse hac sâkıt olur. Vekil gönderilmesi için vasiyet etmesi gerekmez. O yıl gitmez ise, günah olur. Sonraki yıllarda, hac yolunda veya evinde hasta, hapis veya sakat olursa, yerine başkasını, bedel [vekil] göndermesi veya bunun için vasiyet etmesi gerekir. Vekil gönderdikten sonra iyi olursa, kendinin gitmesi de lazım olur.] Vekilin, ihrama girerken, emreden kimse için, kalb ile niyet etmesi şarttır. Hac borcu olanın, öldükten sonra kendi için hac yapacak vekilin adını bildirerek, vasi olana emir vermesi gerekir. Ölü veya ölünün vasi yaptığı yabancı kimse, vârislerden birini, diğer vârisler izin vermedikçe, vekil yapamaz. Bir kimse izin vermeden, başkasını bunun yerine hacca gönderemez. Yalnız vâris, ölen akrabası, vasiyet etmemiş, yani hac parası ayırmamış ise, kendine miras kalan para ile, onun yerine hacca gidebilir veya başkasını gönderebilir. Böylece ana babasını hac borcundan kurtarmış olur. İstanbul'daki bir kimsenin babası Erzurum'da sakin iken ölse, babası, vasiyet etmediyse, babası için birini vekil gönderirse, Erzurum'dan göndermesi farzdır. Başka yerden gönderemez. Şafii'de Mikât dışındaki her yerden gönderebilir; hatta hacca giden birine para vererek, Mekke'de bir vekil bulup, babası için, buna Mikât'tan hac yaptırtabilir. Parası az olan Hanefi, Şafii'yi taklit edip, vasiyet etmemiş ana baba ve yakınları için, Mekke'de vekil tutabilirler. Parayı verirken, Şafii'yi taklit etmek gerekir. Mahrem erkeği bulunmayan kadın, ihtiyarlayınca, iyi olmayacak bir hastalığa yakalanınca, yerine vekil gönderir. Daha önce göndermez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İhram ve hükümleri nelerdir? CEVAP: İhram, iki parçalı bez olup iple bağlanmaz, düğümlenmez. Hac, umre, ticaret veya herhangi bir şey için uzaktan gelenlerin, mikât denilen yerleri, ihramsız geçerek, Mekke-i mükerreme Haremi'ne girmeleri haramdır. Geçenin, geri Mikâta gelip ihrama girmesi gerekir. İhrama girmezse, kurban kesmek gerekir. Mikât denilen yerler ile Harem-i Mekke arasına Hil denir. Mikâttan geçerken, bir iş için Hil'de kalmaya niyet edenlerin ve Hil'de oturanların, hacdan başka niyet ile ihramsız Harem'e girmeleri caizdir. Mikât yerlerini geçerken, niyet ederek ve telbiye yaparak, usulü ile ihrama girilir. Mikât yerinden önce, hatta kendi memleketinde de giymek, caiz ve daha iyidir. İhramlıya yasak olanlar: 1- Karadaki av hayvanlarını öldürmek. 2- Dikilmiş elbise giymek. 3- Bir yerini tıraş etmek. 4- Cima etmek. 5- Kavga ve münakaşa etmek. 6- Koku sürünmek. 7- Tırnak kesmek. 8- Mest, ayakkabı giymek ve başını örtmek [Erkek için]. 9- Eldiven, çorap giymek. 10- Kendiliğinden çıkan ot ve ağaçları koparmak. Bunları bilerek veya bilmeyerek, unutarak yapanlara, kurban, sadaka cezaları lazım olur. Ceza olarak kesilen kurban etinden sahibi yiyemez. İfrad hacda, bir kurban icap ettiren suçu, karin hacı işlerse, biri umre için, iki tane kesmesi lazımdır. İhramlıya yasak olmayanlar: 1- Pire, sinek, fare, yılan, akrep, kurt, çaylak gibi zararlı hayvanlar ile başkasının üzerinde bulunan biti öldürmek. 2- Başını kokusuz sabun ile yıkamak. 3- Terlik gibi üstü açık ayakkabı giymek. 4- Diş çektirmek. 5- Renkli ihram giymek. 6- Gusletmek. 7- Başına dokundurmamak şartı ile tavan, çadır, şemsiye altında gölgelenmek. 8- Başı âdet olmayan şey ile [tas, tepsi] örtmek, paket gibi şeyler koymak. 9- Beline kuşak, kemer, para kesesi, silah bağlamak. 10- Yüzük takmak. 11- İnsanların dikip yetiştirdiği sebze ve ağaçları koparmak. 12- Düşman ile dövüşmek. 13- Kadınların, deriye değmemek üzere yüzlerini örtmeleri ve dikilmiş elbise, mest, çorap giymeleri, örtü altına ziynet eşyası takmaları caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın vacibleri nelerdir? CEVAP: Haccın vacibleri şunlardır: 1- Tavaf-ı kudum'dan sonra Safâ ile Merve tepeleri arasında 7 kere say etmek. Tavafsız say, sahih olmaz. 2- Arafat'tan dönüşte Müzdelife'de vakfeye durmak. 3- Mina'da 3 gün şeytan taşlamak. 4- İhram'dan çıkmadan önce, erkek, başın en az dörtte birini ustura ile tıraş ettirmek veya en az 3 cm kırkmak. Berber veya ustura bulamamak özür sayılmaz. Saçsız olan veya başı yara olan da, usturayı, değmeden baştan geçirir. Kadın saçını tıraş etmez, makasla biraz keser. 5- Âfâki yani Mikât denilen yerlerden daha uzak memleketlerin hacıları, Mekke'den son ayrılacağı gün Tavaf-ı veda yapmak. Hayzlı kadına, bu tavaf vacib değildir. 6- Arafat'ta güneş battıktan sonra da biraz kalmak. Güneş batmadan önce Arafat meydanından dışarı çıkanın kurban kesmesi gerekir. 7- Tavaf-ı ziyarette Kâbe etrafında dörtten sonra üç kere daha dönmek. 8- Tavafta abdestsiz ve cünüp olmamak. 9- Üzerindeki elbise temiz olmak. 10- Tavaf yaparken, Hatim denilen yerin dışından dolaşmak. 11- Tavafta Kâbe-i muazzama, sol tarafta kalmak. 12- Tavaf-ı ziyareti, bayramın üçüncü gününün güneşi batıncaya kadar yapmak. 13- Tavaf ederken, avret yeri kapalı olmak. 14- Safâ tepesi ile Merve tepesi arasında say ederken, Safâ'dan başlamak. (Safâ tepesine çıkınca, Kâbe'ye dönüp, tekbir, tehlil ve salevat getirmek ve dua etmek. Sonra Merve'ye doğru yürümek. Safâ'dan Merve'ye dört, Merve'den Safâ'ya üç kere gidilir.) 15- Her tavaftan sonra, Mescid-i haram içinde iki rekât namaz kılmak. 16- Şeytan taşlamayı bayram günlerinde yapmak. 17- Tıraşı, bayramın birinci günü ve Harem hududu içinde yapmak. 18- Say'ı yürüyerek yapmak. 19- Kıran ve temettü hac yapan, şükür kurbanı kesmek. 20- Kurbanı, bayramın ilk günü kesmek. 21- Arafat'ta durmadan önce cima yapılırsa, haccı bozar. Cimadan başkalarını, ihramdan çıkıncaya, cimayı, tavaf-ı ziyareti yapana kadar terk etmek vacibdir. Vacibleri hastalık, ihtiyarlık veya kalabalık gibi bir özürle terk edene bir şey lazım olmaz, bir vekile yaptırmak da gerekmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın sünnetleri nelerdir? CEVAP: Haccın sünnetleri şunlardır: 1- Âfâki olanların, hemen Mescid-i harama girerek Tavaf-ı kudüm yapmaları. 2- Tavafa Hacerül-esved'den başlamak ve burada bitirmek. 3- İmamın üç yerde hutbe okuması. Zilhiccenin 7. günü Mekke'de; 9. günü, öğle namazı olunca, öğle ve ikindi namazlarından önce, Arafat'ta; 11. günü, Mina'da okunur. Arafat'ta, hutbe bitince öğle ve hemen sonra ikindi namazı, cemaat ile kılınır. İmama yetişemeyen, ikindi namazını, ikindi vaktinde kılar. Namazdan sonra, Mescid-i Nemre'den, Mevkıf'e gelip, kıbleye karşı, ayakta veya oturarak vakfeye durulur. Cebel-i rahme kayaları üstüne çıkmak ve vakfe için niyet gerekmez. 4- Arafat'a gitmek için, Mekke'den, Terviye [Zilhiccenin 8.] günü, sabah namazından sonra çıkmak. 5- Arefeden önceki ve bayramın 1., 2. ve 3. günlerinin geceleri, Mina'da yatmak. 6- Arafat'a gitmek için, Mina'dan, güneş doğduktan sonra yola çıkmak. 7- Arefe gecesi Müzdelife'de yatmak. 8- Müzdelife'de, vakfeye, fecir ağardıktan sonra durmak. 9- Arafat'ta, vakfeden önce gusletmek. 10- Mina'dan Mekke'ye son dönüşte, önce Ebtah denilen vadiye gelip, burada bir miktar durmak. 11- Hacca giderken, muhtaç olmayan ana babadan, izin almak sünnettir. Ana baba muhtaç ise, izinsiz gitmek haramdır. Nafaka bırakmadı ise, hanımından izinsiz gitmesi de haram olur. Haccın sünnetlerini yapmayan kimseye ceza lazım gelmez. Mekruh olur. Sevabı azalır. Haccın farzları Sual: Haccın farzları kaçtır? CEVAP: Haccın farzları üçtür: 1- Haccı, ihramlı yapmak. 2- Vakfeye durmak. (Arefe günü Arafat'ın, Vâdi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde, öğle ve ikindi namazlarından sonra vakfeye durulur.) 3- Kâbe-i muazzamayı Tavaf-ı ziyaret etmektir. Zemzem içmek Sual: Zemzem içilmese mahzuru olur mu? CEVAP: Zemzem içmeyi bir nimet bilmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Zemzemi, belalardan korunmak niyeti ile içeni Allah korur.) [Hâkim] İbni Abbas hazretleri de zemzem içerken, (Ya Rabbi, senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa istiyorum) derdi. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Mikâttan önce şunlar yapılır: 1- Tırnaklar kesilir. 2- Koltuk altı ve kasık temizlenir. 3- Gusledilir, olmazsa abdest alınır. 4- Erkek, ihram giyer, baş açık ve ayaklar çıplak olur. Mikât sınırında: İhramın sünneti olarak, iki rekât nafile namaz kılınır. Birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekâtta İhlas suresini okumak iyidir. Sadece umre için niyet ve telbiye yapılır. İhramdan çıkana kadar, ihramlıya yasak olan işlerden sakınılır. Tekbir, tehlil, salevat ve telbiye söyleyerek yola devam edilir. Mekke-i mükerremede: 1- Gusledip veya abdest alıp Harem-i şerife giderek "Umre tavafı" yapılır. 2- Tavaftan sonra, "Tavaf namazı" kılınır. Birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekâtta İhlas suresini okumak iyidir. 3- Zemzem içilir. 4- Safâ ile Merve arasında "Umrenin say'ı" yapılır. Sonra, saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece umre bitmiş, ihramdan çıkılmış olur. 5- İhramsız olarak Mekke'de kalınır. İstenildiği kadar nafile tavaf yapılabilir. Terviye günü (8 Zilhicce): Terviye günü, hac için niyet ve telbiye yaparak yeniden ihrama girilir. Sabah namazı, mümkün olursa Mekke'de kılınıp Mina'ya çıkılır. Arefe günü, sabah namazını müteakip Arafat'a hareket edilir. Arefe günü (9 Zilhicce): 1- Her fırsatta telbiye, tesbih, tekbir, tehlil ve salevat okunur. Kendine, ana baba ve bütün müminlere dua edilir. 2- Öğle ve ikindi namazları, öğle vaktinde cem edilerek kılınır. 3- Öğleden sonra vakfe yapılır. 4- Güneş batmadan Arafat'tan ayrılmamalı. Güneş battıktan sonra, akşam namazı kılınmadan Müzdelife'ye hareket edilir. 5- Akşam ve yatsı namazları Müzdelife'de yatsı vaktinde cem-i tehir ile kılınır. Gece Müzdelife'de kalınır. Şeytan taşlamalarında kullanılacak taşlar toplanır. Bayramın birinci günü (10 Zilhicce): 1- Sabah namazı kılınınca, Müzdelife'de Meş'aril harama gidilip, orada vakfe yapılır. 2- Ortalık ağarıp güneş doğmadan, Mina'ya hareket edilir. Mina'da (Çadıra yerleştikten sonra): 1- Akabe cemresine 7 taş atılır. 2- Vacib olan şükür kurbanı kesilir. 3- Saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece, ihramdan çıkılmış olur. Bayramın 2, 3 ve 4. günleri: 1- Bayramın ilk günü yapılmamışsa, ziyaret tavafı yapılır. Daha önce yapılmamışsa, haccın say'ı yapılır. Bunlar üçüncü günü güneş batıncaya kadar yapılmalıdır. Yapılmamışsa vacibi zamanında yapmadığı için ceza gerekir. 2- Küçük, Orta ve Akabe Cemrelerine her gün 7'şer taş atılır. Mina'dan dönünce: "Veda tavafı" yapılır. Beytullah'a karşı durup kana kana zemzem içilir. Baş ve yüz yıkanır. Sonra imkan bulunursa Kâbe-i şerifin yüksek eşiği öpülür. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hacda ceza gerektiren şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacda ceza gerektiren şeyler nelerdir? CEVAP: Bunlar dörde ayrılır: 1- Bedene [deve veya sığır] gerektirenler. 2- Dem [koyun veya keçi] gerektirenler. 3- Sadaka gerektirenler. 4- Bedelini ödemeyi gerektirenler. Bedene kesmeyi gerektirenler: 1- Arafat vakfesinden sonra ve ziyaret tavafından önce cimada bulunmak. [Arafat'ta durmadan önce olursa, haccı bozar.] 2- Ziyaret tavafını cünüp olarak yapmak. Dem kesmeyi gerektirenler: 1- Kudüm ve veda tavafını cünüp yapmak. 2- Bir uzvun tamamına koku sürmek. 3- Saçına yağ sürmek, kına yakmak. 4- Dikişli elbiseyi tam bir gün giymek. 5- Başını bir şeyle örtmek. 6- Tıraş olmak. 7- Koltuk veya yüz kıllarını veyahut boyun kıllarını koparmak. 8- Tırnakları kesmek. 9- Haccın vaciblerinden birini terk etmek veya zamanında yapmamak. Bir fıtra sadaka gerektirenler: 1- Bir uzuvdan az bir yere koku sürmek. 2- Bir günden az dikişli elbise giyinmek. 3- Başın veya sakalın dörtte birinden daha azını tıraş etmek. 4- Bir tırnak kesmek. 5- Veda tavafını abdestsiz yapmak. 6- Veda tavafından bir şavtı terk etmek. 7- Cemrelerde eksik taş atmak. 8- Başkalarını tıraş etmek, tırnaklarını kesmek. Fıtradan az sadaka gerektirenler: Çekirge öldürmek. Bedel ödemeyi gerektirenler: Av hayvanını öldürmek. Ayrıca Harem'in, kesilmesi haram olan bitkilerini kesmek. Arafat'ta durmak Sual: Arafat'ta durmak gerekir mi? CEVAP: Bir hacı, Arefe günü, öğle ezanından bayramın birinci günü, sabah namazı vaktine kadar olan zaman içinde, Arafat'ta biraz dursa veya ihramlı olarak Arafat'tan geçse veya ihramlandıktan sonra hasta olup, uykuda iken, baygın iken sedye içinde veya başka bir şeyle taşınarak nüsükler yaptırılırsa veyahut ihrama girmeden önce, hasta olan, bayılan yerine başkası ihrama girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o, bunun yerine de nüsükleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafat'ta dursa, haccı sahih ve Tavaf-ı kudüm sâkıt olur. O yerin Arafat olduğunu bilmek ve niyet etmek lazım değildir. O gün veya gece, Arafat'ta bulunmayan veya Arafat'tan geçmeyen hacı olmaz.
Hacda ceza gerektiren şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacda ceza gerektiren şeyler nelerdir? CEVAP: Bunlar dörde ayrılır: 1- Bedene [deve veya sığır] gerektirenler. 2- Dem [koyun veya keçi] gerektirenler. 3- Sadaka gerektirenler. 4- Bedelini ödemeyi gerektirenler. Bedene kesmeyi gerektirenler: 1- Arafat vakfesinden sonra ve ziyaret tavafından önce cimada bulunmak. [Arafat'ta durmadan önce olursa, haccı bozar.] 2- Ziyaret tavafını cünüp olarak yapmak. Dem kesmeyi gerektirenler: 1- Kudüm ve veda tavafını cünüp yapmak. 2- Bir uzvun tamamına koku sürmek. 3- Saçına yağ sürmek, kına yakmak. 4- Dikişli elbiseyi tam bir gün giymek. 5- Başını bir şeyle örtmek. 6- Tıraş olmak. 7- Koltuk veya yüz kıllarını veyahut boyun kıllarını koparmak. 8- Tırnakları kesmek. 9- Haccın vaciblerinden birini terk etmek veya zamanında yapmamak. Bir fıtra sadaka gerektirenler: 1- Bir uzuvdan az bir yere koku sürmek. 2- Bir günden az dikişli elbise giyinmek. 3- Başın veya sakalın dörtte birinden daha azını tıraş etmek. 4- Bir tırnak kesmek. 5- Veda tavafını abdestsiz yapmak. 6- Veda tavafından bir şavtı terk etmek. 7- Cemrelerde eksik taş atmak. 8- Başkalarını tıraş etmek, tırnaklarını kesmek. Fıtradan az sadaka gerektirenler: Çekirge öldürmek. Bedel ödemeyi gerektirenler: Av hayvanını öldürmek. Ayrıca Harem'in, kesilmesi haram olan bitkilerini kesmek. Arafat'ta durmak Sual: Arafat'ta durmak gerekir mi? CEVAP: Bir hacı, Arefe günü, öğle ezanından bayramın birinci günü, sabah namazı vaktine kadar olan zaman içinde, Arafat'ta biraz dursa veya ihramlı olarak Arafat'tan geçse veya ihramlandıktan sonra hasta olup, uykuda iken, baygın iken sedye içinde veya başka bir şeyle taşınarak nüsükler yaptırılırsa veyahut ihrama girmeden önce, hasta olan, bayılan yerine başkası ihrama girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o, bunun yerine de nüsükleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafat'ta dursa, haccı sahih ve Tavaf-ı kudüm sâkıt olur. O yerin Arafat olduğunu bilmek ve niyet etmek lazım değildir. O gün veya gece, Arafat'ta bulunmayan veya Arafat'tan geçmeyen hacı olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hacdan sonra Medine'ye gitmelidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacdan sonra Medine'ye gitmek gerekir mi? CEVAP: Medine-i münevvere şehri çok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Medine, kötüleri çıkarır, körüğün, demirin pasını çıkarıp attığı gibi.) [Buhari] (Medine'de ölebilen, orada ölsün. Ben, orada ölenlere şefaat ederim.) [Tirmizi] (Medine, kılıçla değil, Kur'an-ı kerimle fetholundu.) [İbni Neccar] (Haremeynden [Mekke ve Medine'den] birinde ölen, korkulardan emin olarak dirilir.) [Beyheki] (Medine, İslam'ın kubbesi, hicretin toprağı, helal ve haramın meskenidir.) [Taberani] (Medine'nin açlık ve şiddetine sabreden her mümine, kıyamette şefaat ederim.) [Müslim] İmam-ı Malik hazretleri, Medine içinde hayvana binmekten kaçınır, (Bir yer ki; Resulullah yaya gezip mübarek ayağı dokunmuştur, ben orada hayvana binmekten hayâ ederim) buyururdu. Üç mescidi ziyaret Fahr-i âlem efendimizin ziyaretine gitmeye niyet eden, Onun Mescid-i şerifini ziyarete, orada namaz kılmaya da niyet etmeli! Çünkü Onun mescidi, ziyaret için yolculuk yapılan üç mescitten biridir. Bu üç mescit şunlardır: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi. Namazları, Ravda-i mutahharada kılmaya gayret etmeli. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Mescid-i haram hariç, mescidimde kılınan bir namaz, başka mescidde kılınan bin namazdan daha sevabdır.) [Buhari] (Mescidimde, kırk vakit namaz kılan için, Cehennemden kurtuluş beratı yazılır.) [Tirmizi] Kuba Mescidi de önemlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kuba Mescidinde namaz kılmak umre yapmak gibidir.) [Tirmizi] Eshab-ı kiramın bulunduğu Baki Kabristanını da ziyaret etmeli! Peygamber efendimiz, Baki'ye çıkar, (Esselamü aleyküm ey müminler topluluğunun yurdu) diye selam verirdi. (Müslim) Diğer kabirleri de ziyaret etmelidir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (İki kabristan, güneş ve ayın yer halkına ışık vermesi gibi gök halkına ışık verir. Birisi Medine kabristanı, diğeri de Askalân kabristanıdır.) [İbni Neccar] Kabr-i şerifi ziyaret Peygamber efendimizin mübarek kabr-i şerifini ziyaret ederek büyük nimetlere kavuşmaya çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacib olur.) [Beyheki] (Medine'ye gelip kabrimi ziyaret eden, Kıyamette komşum olur, ona şefaat ederim.) [Şir'a] (Hac edip kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur.) [Taberani] (Sırf beni ziyaret etmek için gelen, kıyamette şefaatimi hak etmiş olur.) [Taberani] (Hac edip de, beni ziyaret etmeyen, beni incitmiş olur.) [Dare Kutni] (Kabrimi ziyaret edene şefaatim helal oldu.) [Bezzar] (Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Borçlu hacca gidebilir mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Biz borçlu bir aileyiz. Borçlarımızı ödemeden umreye veya hacca gitmek doğru mu? CEVAP: Borçlar ödenmeden hacca, umreye ve başka yerlere gitmek doğru olmaz. Buna rağmen giden, istifade edeceğim derken zarar görür, yani kaş yapayım derken göz çıkarır da farkında olmaz. Çünkü dinimizin bildirdiğinin değil, kendi arzusunun peşindedir, nefsin ve şeytanın gizli hilesine düşmüştür. Kul hakkı, Allah hakkından önce gelir. Allahü teâlâ böyle takdir etmiştir. Kul haklarını, kul borçlarını sahibine ödemedikçe, Cennete girilemez. Sırat köprüsündeki yedinci ve son soru, kul hakkıdır. Bütün Peygamberler, hepsi masum günahsız oldukları halde burada korkacaklardır. Peygamberlerin masum oldukları halde korktukları bir hususta, bizim cesaretimizin sebebi ne? Onun için, hac vs. için biriktirilen, temin edilen para, önce borçları ödemekte kullanılmalıdır. Rahmete, feyze kavuşmak isteyen, istifade etmek isteyen, dinin emrine uymalıdır. Hadis-i şerifte, (En iyiniz, borcunu bir an önce ödeyeninizdir) buyuruldu. Bir kimse, malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zalim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an, lanet altında bulunur. Borç ödememek öyle bir günahtır ki, uykuda bile durmadan yazılır. Malı olmak, parası olmak demek değildir. Satabileceği bir şeyi olup da, satmazsa, günah işlemiş olur. Âlimler de, (Borcu olan, borcunu ödemedikçe yağlı ve sirkeli yemek yememeli) buyuruyor. Yani borcun vebali sıkıntısı yüzünden ağzının tadını bile düşünmemeli, yiyip içmekte bile tasarruf edip bir an evvel borcunu ödemeli, nerde kaldı ki, sağa sola parasını savursun. (S. Ebediyye) Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Bir kimse, imkânı olduğu halde, borcunu vermeyip geciktirirse, [borcunu verinceye kadar] her gün amel defterine zulmetme günahı yazılır.) [Taberani] (Zenginin [ödeme imkânı varken] borcunu ödemeyip, oyalaması zulümdür.) [Buhari] (Borcu var iken verilen sadaka kabul olmaz.) [Buhari] Borçluya yardım Borçlu olana yardım etmek de çok sevabdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Darda olanı feraha kavuşturan veya böyle bir kimsenin borcunu ödeyeni, Allahü teâlâ kıyamet gününün dehşet, korku ve sıkıntılarından kurtarır.) [Müslim] (Allah indinde, en kıymetli amel, müminin sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani, Beyheki] Farza mani olmak Sual: Kadın, kocasından izinsiz farz olan hacca gidebilir mi? Kocası izin vermezse hac kendisinden düşer mi? CEVAP: Farz olan hacca bir mahremi ile gidebilir. Farzlar için izin almak gerekmez. Zaruretsiz farza mani olunmaz. Farz olan namaza, farz olan oruca mani olamaz, tesettürüne de mani olamaz; mani olursa bunlar farz olmaktan çıkmaz, yani yine farzdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mekke'de mukim olunmaz mı?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihâl'de (Mekke, Minâ ve Arafât gibi başka başka yerlerde toplam 15 gün kalmaya niyet eden de, mukim olmaz) deniyor. Bir kimse Mekke'de bir ay kalsa, mukim olmaz mı? CEVAP: Mukim olur. Bir yerde 15 günden fazla kalınınca mukim olur. Mesela, bir kimse 13 gün Mekke'de kalmaya, sonra bir gün Arafat veya Mina'da kalmaya, sonra 13 gün yine Mekke'de kalmaya niyet edip sonra, Medine'ye gitmeye niyet etse, bir yerde 15 günden fazla kalmaya niyet etmediği için Mekke'de toplam 26 gün kalmasına rağmen seferi olur. Namazlarını kısaltarak kılar. Seferi olanın da bayram kurbanını kesmesi vacib olmaz. Fakat şükür kurbanını kesmesi vacib olur. Ama kişi, ramazanda gidip Mekke'de 15 günden fazla kalmaya mesela bir ay kalmaya niyet etmişse, artık Mekke'de mukimdir. Arafat'ta da, Mina'da da, Müzdelife'de de seferi olamaz, mukimdir. Namazlarını kısaltamaz ve bayram kurbanını da kesmesi vacib olur. Bütün fıkıh kitapları hep aynı şeyi yazmaktadır. Farklı bir kavil yoktur. Fakat anlatılışları farklıdır. Birkaç örnek verelim: Misafir olan yolcu, Mekke ve Mina'da 15 gün ikamet etmeye niyet etse namazları dört kılmaz, çünkü iki yerde kalmayı niyet etmek çok yerde kalmayı gerektirir, bu ise mukim olmaya manidir. Ancak yolcu geceyi birinde kalmayı niyet ederse oraya girmesiyle mukim olur, çünkü kişinin ikameti gece kaldığı yere izafe olunur. (Hidaye) Mekke ve Mina'da 15 gün kalmaya niyet eden namazları dört kılmaz; çünkü ikamet iki yerde kalmaya niyet etmekle mukim olunmaz. Yolcunun ikametleri toplansa 15 günü geçse de seferidir. Ancak geceyi birinde ikamet etmeye niyet ederse o zaman oraya girmesiyle mukim olur, çünkü kişinin ikameti kaldığı, yattığı yere izafe olunur. Hac farzını yerine getirmek için hac ayının on günü içinde Mekke'ye girse ve 15 gün ikamete niyet etse, mukim olmaz, çünkü Arafat'a çıkmak zorundadır. Bir yerde 15 günden çok kalmadıkça mukim olamaz. (Bahr-ür Raik) Bir kimse Kufe'den, Mekke ve Mina'da 15 gün ikamet etmek üzere yola çıksa, Mekke'ye girdiğinde namazı dört kılamaz, çünkü sadece Mekke'de 15 gün kalmayacaktır. (Mebsut-Şeybani) Yolcu bir yerde 15 gün kalmaya niyet ederse mukim olur. Ama iki yerde 15 gün kalmayı niyet eder ise, bu iki yerin her biri kendi başına bir şehirdir. Dolayısıyla biri diğerine tâbi değildir. Mekke ve Mina'da toplam 20 gün kalmaya niyet eden mukim olmaz. Ancak bu iki yerden birinde 15 gün kalmaya niyet eden mukim olur. (Tuhfetül Fukaha) İki yerde, mesela Mekke ve Mina'da, yahut Kufe ve Hira'da kalmayı niyet eden şayet geceyi bunlardan birinde ikamet etmeye azmetse ve gündüzleri oradan diğerlerine gitmeyi planlasa, gece kalmayı azmettiği yere gündüz girse mukim olmaz. Ama gece ikamet etmeyi azmettiği yere geceleri girse mukim olur, sonra diğer yerlere oradan yola çıksa misafir olmaz. Çünkü kişinin ikamet yeri kaldığı yerdir. Başkasının yerine hac yapan arkadaşları gittikten sonra Mekke'de 15 gün veya daha çok kalmayı niyet eden Mekke'de mukim olur. (Mebsut-Serahsi) Diğer üç mezhepte seferilik farklıdır. Giriş çıkış günleri hariç, bir yerde dört gün kalmaya niyet eden mukim olur. Bir ihtiyaçtan dolayı bu mezheplerden birisini taklit eden Hanefi de, taklit ettiği mezhebin şart ve müfsitlerine riayet eder. Yani dört gün kalınca mukim olur ve namazlarını kısaltamaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hacla ilgili bazı kelimelerin anlamı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Afaki: Mikât sınırlarının dışından gelen hacılar. Cem-i takdim: Vakti girmemiş bir namazı, vakti giren bir namazla beraber kılmaktır. Hanefi'de yalnız hac mevsiminde Arefe günü Arafât'ta, öğle ve ikindi, öğle vaktinde kılınır. Cem-i tehir: Vakti çıkan namazı, vakti giren namazla birlikte kılmaktır. Hanefi'de yalnız hac mevsiminde Arefe günü Müzdelife'de akşam, yatsı ile yatsı vaktinde kılınır. Cemreler: Minâ'da birbirine birer ok uzaklıkta bulunan üç taş kümesidir. Bunlardan birincisine Cemre-i Ula, ikincisine Cemre-i Vusta, üçüncüsüne Cemre-i Akâ'be denir. Eyyam-ı Teşrik: Zilhiccenin 11, 12 ve 13. günleridir. Kurban Bayramının arefesinin sabah namazından, dördüncü günün ikindi namazına kadar, 23 farz namazın akabinde, tekbir-i teşrik okunur. Yani teşrik tekbiri getirilen günler, Arefe, bayram ve eyyam-ı teşrik denilen üç gündür, hepsi beş gün ediyor. İlk güne Arefe, ikinci güne bayram, diğer üç güne de, eyyam-ı teşrik deniyor. Hervele: Safâ ve Merve arasında sa'y yapılırken yeşil direkler arasında süratli, çalımlı yürümek. İstilam: Hac ve Umrede Kâbe'yi tavâfa başlarken veya tavâf sırasında Hacer-ül esved önüne gelindiğinde, elleri namaza durur gibi kaldırıp tekbir, tehlil getirerek (Allahü ekber, la ilahe illallahü vallahü ekber) diyerek onu selamlamak. El sürülemiyorsa uzaktan elleri kaldırıp, işaret yapmak... İzar: İhrâmlının belden aşağıya doladığı örtü. Belden üst kısmını örtene de rida denir. İztiba: Ridanın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak. Böylece sağ omuz ve kolu ihramın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şaftlarında iztiba sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür. Tavaf namazı omuz örtülü olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman iztiba yapılmaz. Remel: Erkeklerin tavafın ilk üç şaftında kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve süratli yürümeleri. Devamında say yapılacak tavaflarda Remel yapılması sünnettir. Sonunda say yapılmayacak tavaflarda Remel yapılmaz. Mikât: Afakilerin ihrâma girdikleri yerler ki Mekke'ye en uzağı, Zülhuleyf'e en yakın yerlerdir. Sa'y: Safâdan başlayarak Merveye, Merveden Safâya dört gidiş, üç geliş. Şavt: Tavâfta Hacer-ül esvedden başlayıp Kâbe'nin etrafında dönüp tekrar aynı hizâya gelmek. Sa'yda Safâ'dan Merve'ye, Merve'den Safâ'ya bir kere gitmek. Her sa'y ve tavafta 7'şer şavt vardır. Tavâf: Kâbe'nin etrafında, Hacer-ül esvedden başlayıp Kâbe sola alınarak yedi kere dönmektir. Tavâf-ı Kudum: Mekke'ye varınca, yapılan ilk tavâf, Afakiler için sünnettir. Tavâf-ı Sadr: Hac esnasında cemrelerin taşlanması bittikten sonra Minâ'dan Mekke'ye gelindiğinde yapılan tavâf. Tavâf-ı Veda da denir. Hac vazifeleri bununla sona erer. Tehlil: La ilahe illahü vahdehü la şerike leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir Tekbir: Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallahu vallahü ekber. Allahü ekber ve lillahil hamd. Telbiye: Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnnelhamde venni'mete leke vel-mülke lâ şerîke lek. Terviye günü: Zilhiccenin 8. günü. Bugün Minâ'ya çıkmak ve geceyi orada geçirmek sünnettir. Vakfe: Durma. Arefe günü Arafâtın Vadi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde, öğle ve ikindi namazlarından sonra bir miktar durmak. Bu farzdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban için zenginlik ölçüsü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbanlıkta zenginlik ölçüsü nedir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Fıtra ve kurban nisabına malik olana, zengin denir. Bunun fıtra vermesi vacib olur. Mükellef ise, yani akıl, baliğ ve mukim ise, yalnız kendisi için kurban kesmek de vacib olur. Bunun zekât alması haram olur. 2- Miras ve mehir malları, nisap hesabına katılır. Nisap miktarı malı teslim aldıktan bir yıl sonra yalnız o yılın zekâtı verilir. 3- İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı veya parası bulunan Müslümanın, kurban kesmesi vacibdir. Kurban nisabı ve eşyanın kıymeti, altın ve gümüş ile tespit edilir. 4- Kurban nisabı hesabına katılacak malın, ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da lazım değildir. Borçlar, alacaklardan ve mevcut maldan çıkarılır. Kalan alacaklar, zekâtta olduğu gibi, kurban nisabına dâhil edilir. 5- İhtiyaç eşyaları kurban nisabına dâhil edilmez. İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl 3 kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve aletler, hizmetçiler, binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bu eşyanın mevcut olması şart değildir. Eğer mevcut iseler, zekât, fıtra ve kurban için nisap hesabına katılmazlar. 6- Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evindeki süs eşyası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret aletleri, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz. Yani, bunlar, kurban nisabına dâhil edilir. Hepsi hesaplanınca 96 gr altın değerinde olursa, böyle kimsenin kurban kesmesi vacib olur. 7- Kadınların incisi ve her çeşit süs, ziynet eşyası kurban nisabına katılır. 8- Evde kullanılan tabanca, teypler, kasetler, kıymetli dini levhalar, avizeler kurban nisabına dâhil edilmez. Bunlar kullanılan eşyadır. Nisap değerinde Mushafı, hadis, fıkıh ve diğer ilim kitapları bulunan kişi, bunları okuyorsa, nisaba dâhil etmez. Okumuyorsa, okumayı bilmiyorsa, dâhil eder. 9- Biri yazlık, diğeri kışlık iki evi olanın, kurban kesmesi gerekir. 10- Evde kullanılmayan eşyalar, nisabın üzerinde olursa, kurban kesmek vacib olur. Mesela çeyiz olarak alınan eşyalar, kimin ise, o kurban keser. Baba, çeyiz olarak aldığı halde, kızına hediye etmemişse, çeyiz hâlâ babanın malıdır. Babanın kurban kesmesi gerekir. 11- Her yıl, evdeki 3 kat elbise, ihtiyaç eşyasıdır. Fazlası eski de olsa nisaba dâhil edilir. Kullanılmayan eski ev eşyaları, kap kacak da, kurban nisabına dâhil edilir. [Üç kat elbise demek, üç ceket, üç pantolon, bir palto, üç gömlek, üç atlet, üç don ve bir kazak demektir. Bundan fazla olanlar kurban nisabına katılır.] 12- Kurban kesmenin vacib olmasında, bayramın üçüncü gününe itibar olunur. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin-fakir, mukim-misafir, akıllı-deli, baygın-ayık olmaya bakılmaz. Bayramın üçüncü günü yukarıdaki şartlar mevcutsa, kurban kesmek vacib olur. 13- Zengin kimse, elinde parası olmasa da, ödünç alarak veya herhangi bir malını satarak kurban kesip büyük sevaba kavuşmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ölü için kesilecek kurbanda aranan şartlar nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Sevabını ölüye göndermek için kesilecek kurban da, her kurban gibi, yalnız Allah rızası için kesilir. Kesilen kurbanın sevabı, ölüye ve ölülere gönderilebilir. Farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabı, ölü, diri herkese hediye edilebilir. Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur'an-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban, zikir gibi ibadetlerin sevabları başkasına hediye edilebilir. Hediye edenin kendi sevabından hiç azalma olmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Yani sevab, hediye edilen kimselere, taksim edilmeden, her birine bütünü kadar erişir. 2- Bir kurban kesip, sevabını ölü diri bütün Müslümanlara göndersek, hiç eksilmeden herkese birer kurban sevabı gider. Bu Allahü teâlânın bizlere bir lütfudur. Onun için, kazandığımız sevabları ölü diri bütün Müslümanlara bağışlamalıyız. 3- Resulullah efendimiz için de kurban kesmek, müstehabdır ve çok sevabdır. Resulullah efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti için idi. Kestiği iki kurban için, (Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, Veda Haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63'ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali'ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. Peygamber efendimiz için kurban keserken, (Allah rızası için kurban kesmeye ve sevabını Resulullah efendimize hediye etmeye) diye niyet edilir. 4- Bir kimse, biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için kurban kesmek istese, bir inek alıp kesebilir. 5- Kurban kesemeyen Müslüman, ölürken, bıraktığı maldan kendi için kurban kesilmesini vârisine vasiyet ederse, vasiyet edilen kurban, bayram günleri kesilir. Bunun etinden, kesen kimse, fakir olsa da yiyemez. Etinin hepsini fakirlere vermesi gerekir. 6- Vasiyet etmemiş ölü için, vârisi veya başkaları, her zaman kendi malından hayvan kesip sevabını ölüye hediye edebilir. Sevabı, kesenin olur. Bunların etinden, kesen de yiyebilir. 7- Sevabı ölüye gönderilecek olan hayvan, her zaman kesilir. Kurban demek, bayramın ilk üç gününde zengin için vacib, fakir için ise nafile olarak kesilen koyun, keçi, sığır veya deve demektir. Kurban adayan kimse, bayramın ilk üç günü içinde keser. Bundan sonraya kalırsa, mevcut ise, diri olarak sadaka verir. Adak kurbanı, bayramın ilk üç gününde kesilmesi lazımdır. Bu günler gelmeden önce kesilirse, kurban olmaz ve adak yerine getirilmiş olmaz. Adak kurbanı, belli üç günde kesilemedi ise, altın, gümüş olarak değeri veya diri olarak kendisi fakirlere verilir. Belli üç günden sonra kesilip de, eti fakirlere dağıtılırsa, etin değeri, diri kurban değerinden az olmamalıdır. Az olursa, aradaki fark kadar para da dağıtılır. Kurban denmeden adanırsa, mesela bir koyun keseceğim denirse, gün ve yer belli etse de, kurban bayramı günleri dâhil, istediği zaman ve istediği yerde kesebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban alırken nelere dikkat etmelidir? CEVAP: Şunlara dikkat etmelidir: 1- Kurban satın alınırken, (Bayram günü kesmesi vacib olan kurbanı almaya) diye niyet etmelidir. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir. Bu aldığı hayvanı kurban etmesi de şart değildir, fakat keseceğinin kıymeti bundan az olmamalıdır. Satın alırken, hiç niyet etmese de olur; fakat satın alırken niyet etmezse, bunu keserken veya kesecek olanı vekil ederken niyet etmelidir. 2- Bazı yerlerde kurbanlık hayvan alırken, satıcı, (Hayvanı kesip et haline getirdikten sonra kilosunu şu fiyattan veriyorum. Sen hayvanı seç, bayramda gelirsin, eti kaç kilo gelirse, parasını verirsin) diyor. Canlı olarak tartıp satanlar da vardır. Bu şekilde kurbanlık almak sahih olmaz. Canlı olarak tartıp, (Bu hayvana şu kadar para vereceksin) denirse, sahih olur. 3- Üç ortak, farklı para verip, 980 liraya bir inek alsa, ortağın ikisi 420'şer lira, üçüncü ortak da 140 lira verse, üçüncüye düşen para, yedide birden az olmadığı için caiz olur. 4- Eşit para verip, 3 kişi, 3 koyun alsa, kesmeden önce, (Şu senin, şu onun, şu da benim) diye paylaşmak caizdir. 5- Necaset yiyen hayvanın etinin temiz olması için, deve 40, sığır 20, davar 10, tavuk 3, serçe 1 gün hapsedilir. Bir başka kavilde ise, deve ile sığır 10, davar 4, tavuk 3 gün hapsedilir. 6- İki kişinin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği, kendi kurbanı olur. Yedikten sonra helalleşirse, yine sahih olur. 7- Emanet olarak bulunan hayvanı kurban etmek, caiz değildir. 8- Başkasının koyununu gasbeden, çalan, kıymetini sonradan öderse, kurban etmesi caiz olur, çünkü kıymeti ödenince, gasbettiği zaman mülkü olur. Gasp günahına ayrıca tövbe gerekir. 9- Borcu olmayan fakir, kurban keserse, çok sevab olur. Borcu varsa, önce borcunu vermelidir; çünkü borç ödemek farzdır. Kurban nisabına malik olmayan fakir, kendi malı olan hayvanını kurban etmeyi niyet ederse veya kurban niyeti olmayarak, hayvanı bayramda satın alıp, sonra kurban etmeyi niyet ederse yahut kurban niyeti ile bayramdan önce satın alırsa, bunları kesmesi vacib olmaz. Keserse, nafile olur ve etinden yiyebilir ve fakirlere verdiği et, sadaka olur. 10- Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek caizdir. Başkasının hayvanını, ondan izinsiz, kendi için kurban eden, sonra kıymetini öderse, caiz olur. Sahibi kıymetini kabul etmeyip, kesilmiş hayvanı alırsa, sahibi için kurban edilmiş olur. 11- Allah rızası için niyet ettikten sonra, ayrıca çoluk çocuk çok et yesin diye semiz koyun almayı niyetine karıştırmamalı, semiz alırken sadece sevabını düşünmeli. 12- İki kurbanlıktan biri diğerini öldürmüşse, sahibine ödetilemez. 13- Kurban alan, niyetini değiştirip, akika veya adak olarak kesebilir. 14- Kurban rayiçten çok pahalı satılıyorsa, kurban almak gerekmez. 15- Fakirin kurbanı bayramdan önce doğurursa, bir kavle göre, bayramda yavrusunu da anasıyla beraber kesmek gerekir. Zenginin kurbanı bayramdan önce doğurursa, yavrusunu kesmesi gerekmez. 16- Kurbanı veresiye veya kredi kartı ile almakta bir mahzur yoktur. 17- Herkes, beslediği kendi hayvanlarından birini kurban edebilir. Nisaba malik olan birisine bir koyun hediye edilse, o da bunu kurban olarak kesse, vacib kurban yerine gelmiş olur. Kurbanı para ile alma şartı yoktur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nedir ve kimler keser? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban, davar [koyun, keçi], sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi, Kurban Bayramının ilk üç gününde, kurban niyeti ile kesmek demektir. Kurban, vacib vazifesini yerine getirerek sevaba kavuşmak için kesilir. Mukim olan, akıllı, büluğa ermiş, hür ve Müslüman erkeğin ve kadının, ihtiyaç eşyasından fazla, nisap miktarı malı veya parası varsa, Kurban Bayramı için niyet ederek, belli günlerde, kurban kesmeleri vacib olur. 2- Kurban kesmenin vacib olmasında, bayramın üçüncü gününe itibar olunur. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin-fakir, mukim-misafir, akıllı-deli olmaya bakılmaz. Bayramın üçüncü günü nisaba malikse, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. Zengin olan, birinci ve ikinci günü keserse vacib sevabı alır. Namaz da böyledir. Namaz, vaktin sonunda kılınması farz olur ise de, vakti girince kılmaya başlayınca, farz yerine gelmiş olur. Kurbanın vakti de, ilk üç gündür. Bugünlerin birinde kesilince vacib yerine gelmiş olur. Aşağıdaki maddelerde de açıklama vardır. 3- Bir çocuk, bayramın 3. günü büluğa erse, diğer şartlar da varsa, ona kurban kesmek vacib olur. 4- Baygın iken, bayramın üçüncü günü ayılanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacib olur. Bayramın ikinci günü bayılıp, üçüncü günü güneş battıktan sonra ayılan zenginin, kurban kesmesi vacib olmaz. Yahut bayramın birinci ve ikinci günü ölen zengin, kurban borcu ile ölmüş olmaz. Kestikten sonra ölmüş ise, vacib sevabı almış olur. 5- Fakir iken, bayramın üçüncü günü zengin olanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacib olur. Fakir bir kimse, bayramın birinci veya ikinci günü, bir kurban kesse, bayramın üçüncü günü zengin olsa, bir kurban daha kesmesi lazımdır. Çünkü üstüne vacib olmadan kesmiştir. Ancak, Bezzaziyye gibi muteber eserlerde, sonradan gelen âlimler, (Fakir, bayramın birinci günü kurban kesse, üçüncü günü zengin olsa, tekrar kurban kesmesi gerekmez) demişlerdir. 6- Seferi iken, bayramın üçüncü günü mukim olanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacib olur. Mukim iken, bayramın birinci ve ikinci günü sefere çıkanın, kurban kesmesi vacib olmaz. Daha önce kesmişse, vacib sevabı alır. Kesmemişse, sefere çıktığı için borç üzerinden düşer. 7- Mukim bir zengin, seferdeki bir vekile kurban kestirse, vacib sevabı alır. 8- Esir iken, üçüncü günü hür olanın, diğer şartlar da varsa, kurban kesmesi vacib olur. Hür iken, bayramın üçüncü günü esir olup, güneş batana kadar esir kalanın kurban kesmesi vacib olmaz. 9- Tarlasından aldığı mahsul veya tarlanın, evin, dükkânın [atölyenin, kamyonun] bir senelik kirası, ne kadar çok olursa olsun, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş ve ücret, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamayan kimse, imam-ı Muhammed'e göre fakirdir. Fetva da böyledir. Şeyhayn'e göre zengin sayılır. Mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş malların değeri, ihtiyacını karşılar ve nisabı da bulursa, bunun kirayı her alışta, bir miktar ayırıp, biriktirerek fıtra vermesi ve kurban keserek büyük sevaba kavuşması gerekir. Böyle bir kimse, fıtra vermez ve kurban kesmezse, imam-ı Muhammed'e göre, günahtan kurtulur. Tarlasından hiç mahsul almayan, kiraya da veremeyen kimse ve ihtiyacından fazla malı olup da, parası bulunmayan kimse, imam-ı Muhammed'e uyarak, fıtra vermez ve kurban kesmez. Verir ve keserse, ikinci ictihada göre, fıtra ve kurban sevabına kavuşur. 10- Aldığı kira ile güç geçinen kişi, nisaba malik ise, para biriktirip, fıtra vermeli ve kurban kesmelidir. Etin hepsini kavurma yapıp, birkaç ay et parasından biriktirip gelecek yılın fıtra ve kurban parası olarak saklamalıdır. Böylece, fıtra ve kurban sevabından mahrum kalmamalıdır. Aile efradı çok olup güç geçinenin, kurbanın etini evinde bırakması müstehabdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbana ortak olacaklarda aranan şartlar nelerdir? CEVAP: Bazıları şöyledir: 1- Ortakların Müslüman olmaları, kurban ve ibadete niyet etmeleri ve hisselerinin yedide birden az olmaması şarttır. 2- Sırf eti için ortak olan varsa ve biliniyorsa, hiçbirinin kurbanı sahih olmaz. 3- Ortakların bir kısmı ölmüş olsa yahut bunak olsa, zararı olmaz. 4- Ortaklardan biri, mutlak nezir için giremez. Yani şu koyunu keseceğim diye adayan, bunun yerine başkasını kesemez. 5- Ortaklardan biri geçen sene kesmediği kurbanı niyet etse, caiz olmaz. 6- Bir sığırı veya deveyi, yedi kişiye kadar Müslüman, bâliğ kimse, ortak olarak da satın alıp kesebilirler. Bunlara adak veya akika kurbanı da ortak edilebilir. 7- Zenginin satın aldığı sığıra, sonradan ortak olmak caiz ise de mekruhtur. Fakir, bir sığırı kurban etmek için satın alsa, sonra başkalarını ortak edemez. 8- Bir sığırı mesela bir ineği, en çok 7 kişi kesebilir. Yediden fazla kişi, bir veya birden fazla, ineğe ortak olamaz. Mesela, 8 kişinin 7 sığırı ortak satın almaları caiz olmaz, çünkü her birinin her hayvanda hissesi vardır. Hiçbirinin hissesi yedide birden az olamaz. Bunun gibi, 10 kişinin 15 ineği, kurban etmek için, ortak satın almaları da caiz olmaz. Çünkü 10 kişi, 15 ineğin her birine onda bir oranında ortak olmuş olur. Onda bir, yedide birden azdır. Bunun gibi, 3 kişinin 9 koyunu ortak satın almaları da caiz olmaz. Çünkü 3 kişi, 9 koyunun her birine üçte bir nispetinde ortaktır. Bir koyunu ise, ancak bir kişi kesebilir. Birden fazla kişinin, bir koyunu ortak alıp, kurban olarak kesmeleri caiz olmaz. 9- Bir sığıra 3, 5, 7 gibi tek ortak şartı yoktur. 2, 4, 6 gibi çift de olur. Fakat her işte 'tek'e riayet iyidir. Sünnet-i zevaiddir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah tektir, teke riayet edeni sever. Ey Kur'an ehli, teke riayet edin!) [Tirmizi] 10- Eti tartarak, eşit olarak paylaşmak gerekir. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz, faiz olur. Altı kişiden dördüne et ile birlikte bir bacak, beşinciye et ile birlikte derisi, altıncıya et ile birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. Yağ, sakatat ve yenilen her şey paylaşılır. 11- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur'a çekmek iyidir. Bir malı, ortaklar arasında taksim etmek için, kur'a çekmek caiz ve sünnettir. 12- Taksim etmeden pişirip, ortaklar müşterek yeseler caizdir. 13- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi harcamaya, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden etin tamamını da kendisi alabilir veya herhangi bir kimseye verebilir. 14- Ortaklardan birisi kurban kesmeden ölse, hissesi mirasçılarına verilir. 15- Mutfakları bir olan karı koca veya baba oğul da, kestikleri kurbanı, tartıp paylaşırlar. Paylaştıktan sonra, biri diğerine isterse etin tamamını hediye edebilir. Paylaşmadan hediye edemez. Yahut yukarıda bildirildiği gibi, her birine, et ile birlikte bacak veya derisi veya başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban için vekâlet nasıl verilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban kesmesini bilmeyenin, başkasına kestirirken, (Allah rızası için bayram kurbanımı kesmeye seni vekil ettim) demesi ve kalben de niyet etmesi gerekir. Eğer kurbanı da başkasına aldıracaksa, kurbanı alacak kimse de, kesmeyi bilmediği için başkasına kestirecekse, (Allah rızası için bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve kestirmeye seni umumi vekil ettim) der. 2- Bir kimse, kendisine kurban kesmesi vacib olmasa da, vekil vacib diye kesse, kurban yine sahih olur. Adak hayvanı, akika veya nafile kurban, yanlışlıkla vacib diye kesilse mahzuru olmaz. 3- Bir kimsenin kendi hayvanını başkası adına kesmesinin caiz olması için, bu kimsenin, kendi hayvanını başkasına veya onun vekiline hediye etmesi, onların da teslim alması, sonra bunu vekil ederek geri verip kestirmeleri gerekir. 4- Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek caizdir. 5- Kurban kesmeye vekil olan, zekât hariç, sahibinden ayrıca izin almadıkça veya (İstediğini yap) diyerek umumi vekil edilmedikçe, başkasını kendine vekil yapamaz. Umumi vekil ise, başkasını, o da bir başkasını vekil yapabilir. 6- Bir kimse birine, kurban işimi hallet dese, ona para bile vermese, vekâlet vermiş olur. O kişi de bir hayvan alıp kesebilir. 7- Vekâleten kurban kesene, kimi çok, kimi az para verebilir. Kimi de hiç para vermeden, (Bana da bir hisse verin) diyebilir. Vekil asıl gibidir. Vekil, vekâlet aldığı kimseler adına kurban keser veya kestirebilir. Daha sonra vekil, ondan para ister veya istemez. İki kurbana yetecek para veren için de iki kurban alır veya ona iki hisse verir. Yahut iyisinden bir kurban alır. Çünkü umumi vekil, tam yetkilidir. 8- Birden çok kişiye vekâlet vermek sahihtir. Bir işe vekil olan iki kişiden biri, tek başına yetkili olamaz. Ancak emaneti vermede, borcu ödemede, kurban kesme gibi işlerde birisi, tek başına yetkili olabilir. Çünkü bu işlerde vekillerden birisinin, diğerinin görüşünü sormaya ihtiyacı yoktur. Bir kimse, kurbanını kesmek üzere dört kişiye vekâlet verse, bu vekillerden biri kesince, ötekilerin görüşünü almaya ihtiyaç yoktur. Kurban, dinimize uygun kesilmiş olur. 9- Üzerinde birçok kimsenin vekâleti bulunan kimse, herhangi bir mazeretle bayramın üçüncü günü de kesememişse, Şafii'yi taklit edip dördüncü günü de kesebilir. 10- Kurbanda kanın akması yeter, etin dağıtılması şart değildir. Kan akıtılmakla vacib olan kurban kesilmiş olur. Eğer eti de uygun yerlere verilirse daha çok sevab olur. Etin üçte birini evde bırakmak, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehabdır. Hepsini fakirlere vermek veya hepsini evde bırakmak da caizdir. 11- Derisi namaz kılan fakire verilir. Ne olduğu bilinmeyen kimselere verilmez. Veya evde kullanılır. Yahut devamlı kullanılacak bir şey karşılığı verilir. Tükenen bir şey veya para karşılığı satılmaz. Derisi, eti satılırsa, parası fakire sadaka verilir.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Emekliyim, üç ayda bir nisabın üstünde maaş alıyorum. Maaşı alınca zengin oluyorum. Ancak ay sonuna kadar parayı zor yetiriyorum. Kurban kesmem gerekir mi? CEVAP: Nisabın üstünde para alınca, dinen zengin oluyorsunuz. Kurban kesmeniz gerekir. Kesersiniz, etini kavurma yaparsınız. Böylece kurban sevabından mahrum kalmaz ve kurban kesme borcundan da kurtulmuş olursunuz. Aldığı kira [maaş] ile güç geçinen kimse, nisaba mâlikse, para biriktirip, fitre vermeli ve kurban kesmelidir. Etin hepsini kavurma yapıp, birkaç ay et parasından bir miktar biriktirerek gelecek yılın fitre ve kurban parası olarak saklamalı; böylece, fitre ve kurban sevabından mahrum kalmamalıdır. Kurban kesen, kendini Cehennemden azat etmiş olur. Bir hadis-i şerifte, (Cimrilerin en kötüsü, [kesmesi gerekirken] kurban kesmeyendir) buyuruldu. (S. Ebediyye) Altınım var, param yok Sual: 120 gr altınım var, borcum yok, gelirim yok. Kurbanı ne yapmam lazım? CEVAP: Zengin kimse, elinde parası olmasa da, ödünç alarak veya altınlarını yahut herhangi bir malını satarak, kurban kesip büyük sevaba kavuşmalıdır. Altınları bozdurup kurban kesmek gerekir. Kurbana farklı ortak olmak Sual: Üç ortak, farklı para verseler kurbanları sahih olur mu? Mesela 2800 liraya bir inek alınsa, ortağın birisi 800 lira, biri de 1600 lira, üçüncü ortak da 400 lira verse, eti de verdikleri para oranında paylaşsalar caiz olur mu? CEVAP: Bir sığırı mesela bir ineği, en çok 7 kişi kesebilir. Bir ortağın verdiği para yedide bir hisseden az olursa, caiz olmaz. Her ortak, kaç hisseye girmek istiyorsa, o kadar para verir. Etin paylaşılması da, bu hisseye göre yapılır. En az veren üçüncü ortağın parası, yedide birden az olmadığı için caizdir. Eti paylaşırken üçüncü ortak bir hisse alır, ikinci ortak dört hisse, birinci ortak ise iki hisse alır. Hepsi yedi hisse olur. Birisi yedide bir hisseden yani 400 liradan az para verseydi, caiz olmazdı. Kurbana parasız ortak olmak Sual: Kurbanlık ineğe yedi kişi ortak girse, ortaklardan birisinin parası olmasa, diğer ortaklardan birisi ben senin yerine veririm dese, herkes kendi parasını verse, biri de kendi parasıyla birlikte param yok diyeninkini verse, kurban sahih olur mu? Yani, kurban için para vermeden kurban sevabı alır mı ve kurban borcundan kurtulur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Kurbanlık ineği, birisi yedi kişiye hediye etseydi, hiç birisi para vermeden kesseydi, hepsinin de kurbanı sahih olurdu. Kurban için, mutlaka para vermek gerekmez. Başkasının hediye ettiği hayvan da, kurban edilir. Vacib sevabı alınır ve kurban borcundan kurtulmuş olunur. Vekil ve kurban Sual: Eşimden vekâlet almadan, onun adına vacib kurban kesmesi için, bir arkadaşa vekâlet verdim. Sonra hanımdan vekâlet aldım. Böyle yapmam sahih oldu mu? CEVAP: Sonra, eşiniz bunu kabul etmişse sahih olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Akika, adak, kurban, sadaka
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çocuk için akika kesmek gerekir mi? CEVAP: Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika, çocukları bela ve hastalıklardan korur. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibidir. Şefaat etsin diye, ölmüş çocuk, torun için de kesilebilir. Hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşriyle meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, dine uygun olarak, zekât, fitre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardımlar, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. Malı olup da, zekât, sadaka vermeyen, sıkıntı içinde yaşar. Peygamber efendimiz, (Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Sadaka, her hastalığı defeder, bela sadakayı geçemez, onun için sadaka vermekte acele edin) buyuruyor. (Taberani, Beyheki) İhlâs Vakfı, öğrenci yurtlarında, binlerce üniversiteli fakir öğrenciyi ve bilhassa Türk dünyasından gelen muhtaç öğrencileri barındırmaktadır. Onların birçok ihtiyacı, hayırseverlerin yardımlarıyla sağlanmaktadır. İhlâs Vakfı senelerdir, hayırsever vatandaşlarımızın yaptıkları yardımları, en iyi şekilde değerlendirmektedir. Türk Dünyası'ndan gelen fakir öğrencilere her türlü yardımı yapmaktadır. Azerbaycan, Türkmenistan, Çeçenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Kırım, Doğu Türkistan ve diğer Türk topluluklarından gelen öğrencilere, Türkiye'nin büyük şehirlerinde açtığı öğrenci yurtlarında her türlü maddi ve manevi yardımı yapmaktadır. Yurtlarda üç öğün yemek çıkmakta, İhlâs Vakfı, öğrencilere sevgi ve şefkat kucağını açmaktadır. Bu öğrenci yurtlarının bir yıllık et ihtiyacı, hayırseverlerin verdikleri kurban vekaletleriyle karşılanmaktadır. Vakfa verilen kurban vekâletleriyle hayırseverler adına, kurbanlıklar satın alınmakta ve dinimize uygun olarak kesilen kurbanlar, soğuk hava depolarında muhafaza edilmektedir. Bir yıl boyunca da, bu etler yurtların yemek ve et ihtiyacında kullanılmaktadır. Yıllardır ülkemizin ve Türk dünyasının binlerce gencine, öğrenci yurtlarında bir aile ortamı sıcaklığında sevgi ve şefkatle muamele eden İhlâs Vakfı'na kurban vekâleti vererek yardım etmek, destek vermek gerekir. Çünkü hadis-i şerifte, (Hayra vesile olan, hayır yapan gibidir) buyuruluyor. 70 yıllık komünizm zulmünden kurtularak ülkemize gelen misafir öğrencilere en iyi ev sahipliği yapan İhlâs Vakfı, ülkemizin yüz akıdır. Eğitime ve devletimize verdiği hizmet ve destekle en iyi şekilde kamu hizmeti yapmaktadır. Dünya tarihinde vakıf medeniyetini kuran dedelerimizin torunu olarak vakıfları, hayır kurumlarını ve ilim yuvalarını kurban vekâleti vererek veya başka şekilde desteklemek, bilgili, kültürlü öğrencilerin yetişmesine katkıda bulunmak, millî ve dinî bir vazifedir. İhlâs Vakfı'na kurban vekâleti veren, İhlâs Vakfı'nın hizmetlerine iştirak etmiş olur. Kurban vekâleti vermek isteyen, herhangi bir İhlâs Vakfı öğrenci yurduna veya Türkiye Gazetesi bürosuna giderek veya telefon ederek, kurban vekâleti verebilir. Kurban bedelleri ve her türlü yardım için gerekli banka hesap numaraları, (0 212) 513 99 00 numaralı telefondan öğrenilebilir. www.ihlasvakfi.com adresinde de gerekli bilgiler mevcuttur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanla ilgili çeşitli meseleler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimlerin kurban kesmesi vacib olur ve kurban ne zamana kadar kesilebilir? CEVAP: Mukim, akıl baliğ Müslümanın, ihtiyacından fazla nisap miktarı malı veya parası varsa, kurban kesmesi vacib olur. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin fakir, mukim misafir, akıllı deli, baygın ayık olmaya bakılmaz. Bayramın ilk günü dinen zengin olan, kurban keser ve vacib sevabı alır. Bayramın ilk günü komada iken 3. günü ayılana, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. Bayramın ilk günü fakirken 3. günü zengin olana, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. Bayramın ilk günü seferi, 3. günü mukim olana, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. Bayramın ilk günü, esir iken, 3. günü hür olana, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. Bir zengin, bayramın birinci ve ikinci günü kurban kesmeden ölse, kurban borcuyla ölmüş olmaz. Kesip ölürse, vacib sevabı alarak ölmüş olur. Kurban ne zamana kadar kesilebilir? 1- Kurban, bayramın üçüncü günü, güneş batıncaya kadar kesilebilir. 2- Cuma kılınmayan mezra denilen küçük köylerde, fecirden sonra, bayram namazından önce de kesilebilir. Gece kurban kesmek, caiz ise de, mekruhtur. 3- Şafii'de, bayramın 4. günü de, kesilebilir. Birçok kimsenin vekili olan kimse, bir mazeretle, bayramın 3. günü de kurbanları kesememişse, Şafii'yi taklid edip, 4. günü de kesebilir. 4- Nafile, akika ve adak hayvanı, her zaman kesilebilir; fakat bayramda kesilmesi iyi olur. 5- Bayram Cumaya rastlasa da, yine kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir. 6- Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilene, ilk günü kurban kesmek vacib olmaz. Keserse vacib olarak eda etmiş olur. 7- Fakir, bayramın ilk günü bir koç alıp kestikten sonra, 3. günü zengin olsa, iade gerekmez. Vacib yerine gelmiş olur. 3. günü zengin olacağını bilenin de, ilk günü kurban kesmesinde mahzur yoktur. Hayvan kesilirken mekruh olan şeyler 1- Kurbanı, kesilecek yere sürükleyerek çekmek, sebepsiz incitmek mekruhtur. 2- Bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. 3- Soğumaya başlamadan, yani çırpınması durmadan ensesini de kesmek mekruhtur. 4- Hayvan tamamen ölüp çırpınması durmadan, omuriliğini keserek başını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak mekruhtur. 5- Kamış, taş gibi keskin şeylerle kesmek, kör bıçakla kesmeye çalışmak mekruhtur. 6- Doğurması yakın olan hayvanı kesmek, mekruhtur. 7- Gasp edilmiş bıçakla kesmek, mekruhtur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban eti hakkında yapılacak işler nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Eti tartıp eşit olarak paylaşmak gerekir. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz. Altı kişiden dördüne etle birlikte bir bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. 2- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur'a çekmek iyidir. Bir malı, ortaklar arasında taksim etmek için, kur'a çekmek sünnettir. 3- Taksim etmeden pişirip, ortaklar müşterek yeseler caizdir. 4- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden etin tamamını da kendisi alabilir veya herhangi bir kimseye verebilir. 5- Mutfakları bir olan baba oğul, kestikleri kurbanı, tartıp paylaşmaları gerekir. Yahut yukarıda bildirilen metotla taksim edilir. 6- Hayvanın boğazında yemek borusu, hava borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda besmeleyle kesilmelidir. 7- Karnı yarılıp, yavrusu çıkarıldıktan sonra, o yara sebebiyle ölürken kesilen koyun yenmez. 8- Müslüman bir kimsenin kesip, gayrimüslimin yüzdüğü kurbanın etini yemekte mahzur yoktur. 9- Kurbanın ve her hayvanın şu 7 yeri yenmez: Akan kanı, zekeri, husyeleri [koç yumurtası denilen yerleri], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve idrar kesesi [mesanesi]. 10- Canlı hayvanın her parçası haramdır. Kesildikten sonra, kendine zarar vermeyen kimsenin pişirmeden yemesi caizdir. [Mesela çiğ köfte, sucuk ve pastırma yemekte mahzur yoktur.] 11- Ölü mü, diri mi olduğu bilinmeyen hayvan, kesilince kan çıkar ve hareket ederse, eti yenir. 12- Makam sahibine saygı için kesilen hayvan leş olur. Sırf ona saygı için hayvan kesmek caiz değildir. (Eğer falanca zat gelirse, Allah için bir hayvan keseceğim) derse, o zat gelince kesilir. O hayvan adak olduğu için, etinden kesen ve zenginler yiyemez; fakirlere verir. Yolcuya, misafire veya bir makam sahibine, saygı için değil, yedirmek için hayvan kesmek caizdir. 13- Kurban etini, kesen de yiyebilir. Fakir olsun, zengin olsun, herkese de verebilir. Etin üçte birini evde bırakmak, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehabdır. Hepsini evde bırakabilir veya hepsini fakirlere de verebilir. 14- Kurban etini, evinde 3 günden fazla bırakabilir. Kurban sahibi zengin değilse, çoluk çocuğunun et ihtiyacını karşılamak için hepsini evinde bırakabilir. 15- Hayvan kesildikten sonra eti telef olsa [mesela yansa, köpekler yese] vacib sakıt olur. Tekrar kesmek gerekmez. Kan akıtmakla vacib yerine gelmiştir. 16- Kurbanın hiçbir yeri satılmaz. Eğer bir kısmı satılırsa, satılan kadarının bedelini tasadduk etmek gerekir. Fakat kurbanın etiyle yenecek bir şey alınıp yense, o miktarı tasadduk gerekmez. 17- Ortaklardan birisi kurban kesmeden ölse, hissesi mirasçılarına verilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nasıl kesilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra (Bismillahi Allahü ekber) diyerek, deveden başka hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. (Bismillahi) derken, (h)yi belli etmek gerekir. Belli edince, Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. (h)yi açıkça belli etmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek gerekir. Bunu da düşünmezse, hayvan leş olur, yenmez. 2- Sadece Bismillahi veya Bismillahirrahmanirrahim yahut Lâ ilâhe illallahü demek de caizdir. Fakat evlâ olanı, (Bismillahi Allahü ekber) demektir. 3- Besmele çekilince, hemen kesmek şarttır. Besmele çektikten sonra bıçağı bilerse, Besmeleyi tekrar etmesi gerekir. Besmele çektikten sonra hayvan yerinden kalkarsa, yatırdığı zaman tekrar Besmele çekmesi gerekir. Fakat, bir kelime söylemek, bir lokma yemek ve bir yudum su içmek gibi az bir ara vermenin zararı yoktur. 4- Besmele çektikten sonra, elindeki bıçağı bırakıp, başka bir bıçak alsa, Besmeleyi tekrar çekmesi gerekmez. 5- Bir hayvan için Besmele çekildikten sonra, onu bırakıp başka bir hayvan kesilecek olsa, Besmeleyi tekrar çekmek gerekir. 6- Arka arkaya birkaç hayvanı boğazlayacak kişinin, hepsi için ayrı ayrı Besmele çekmesi gerekir. Fakat, hayvanları üst üste yatırıp kesecek olsa, bir Besmele kâfidir. Bir hayvanı iki kişi kesse, ikisinin de Besmele çekmesi gerekir. 7- Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır. 8- Hayvanın boğazında yemek, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört damardan üçü bir anda kesilmelidir. 9- Şafii'de ise yemek borusu ile nefes borusu kesilirse kâfidir. Ancak gırtlak düğümü baş tarafında kalmalıdır. Gırtlak düğümünün tamamı vücut tarafında kalırsa, kesilen hayvan yenmez. 10- Kurban kesenin, kıbleye karşı dönmesi sünnettir. 11- Erkek ve kadın Müslümanın, sarhoşun, cünübün, delinin, bunağın, çocuğun ve sarhoşun Besmeleyle kestiği hayvan yenir. Ehl-i kitabın [Hıristiyan veya Yahudi'nin] kestiği de yenir. Fakat ehl-i kitaba kurban kestirmek mekruhtur. Dilsiz ve sünnetsizin hayvan kesmesi mekruhtur. 12- Solak bir kimsenin, sol eliyle kurban kesmesinde mahzur yoktur. Temiz işleri yaparken, sağdan başlamak sünnet-i zevaiddir, yani müstehabdır. Bir özürle soldan başlamak mekruh olmaz. Yani sol elle kesilen hayvan ve kurban yenir. 13- Kurbanı bayıltıp kesmek caizdir. Başını bir kerede koparıp kesilen de yenir; fakat öyle kesmek günah olur. Hayvanı ensesinden kesmek haramdır; ama eti yenir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Seferi olanın kurban kesmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evli olup ailesiyle beraber gurbette bulunduğu şehirde uzun yıllar bulunsa fakat ömür boyu yerleşmeyi düşünmese, buradan doğup evlendiği yere bayramlarda 15 günden az süreyle gidip orada kurban kesse kesilen kurbanlar vacib kurban olur mu? CEVAP: Bir günlüğüne de gitse vatan-ı aslisinde mukim olur, kestiği kurban vacib olur. Memleketinde kurban kesmek Sual: Birçok insan Kurban bayramlarında memleketine gidip kurban kesiyor. Bunlar bilerek veya bilmeyerek yaşadıkları şehre yerleşmeye niyet etmişse ve bayram vesilesiyle gittikleri memleketlerinde kurban kesseler vacib olan kurban borcundan kurtulmuş olurlar mı? CEVAP: Sefere gidene zaten kurban vacib olmuyor, kesmesi iyi olur. Kesmese de günah olmaz. Başka şehirdekine kurban kestirmek Sual: Vatan-ı aslimiz İstanbul'dur. Hanımım nisap miktarı mala sahip olduğu için, kurban kesmesi vacib. Bayramda Tekirdağ'a gidiyoruz. Tekirdağ'da birisine kurban için vekâlet verdik; fakat Tekirdağ'da seferi oluyoruz. Vacib sevabı almak için ne yapmak gerekir? CEVAP: Tekirdağ'da kurban kesilirken İstanbul'da bulunursanız, yani mukim olursanız, kurban vacib olur. Telefonla öğrenirsiniz. Kestik derlerse, buradan hareket edersiniz. Vatan-ı asliden geçmek Sual: Seferde olan zengin, kurban bayramının üçüncü günü vatan-ı aslisinin içinden transit geçse kurban kesmesi vacib olur mu? CEVAP: Şehir küçük ise, içinden geçiyorsa vacib olur. Büyük şehir ise, evleriyle çevre yolu arasında mezarlık, fabrika, kışla, ırmak, deniz, harman yeri, futbol sahası gibi yerler varsa, o zaman vatan-ı aslisine girmemiş olur, vacib olmaz. Hac ve şükür kurbanı Sual: Hacda kesilmesi gereken kurban, Türkiye'de kesilebilir mi? CEVAP: Hacda 15 günden fazla kalan kimse, mukim olduğu için kendisine kurban kesmesi vacib olur. Mukim olan kimse, bayram kurbanını, kestirmek üzere telefonla Türkiye'deki bir yakınına vekâlet verip kestirebilir. Fakat, şükür kurbanının Harem'de kesilmesi gerekir, vekâletle Türkiye'de kestirilemez. Vatan-ı aslide seferi olunmaz Sual: Vatan-ı aslim İstanbul'dur; fakat bir seneyi aşkın bir zamandır yurt dışında yaşıyorum. Birkaç yıl daha kalacağım. Kurban Bayramı için İstanbul'a gideceğim. 10 gün kalmayı planlıyorum. Bu durumda İstanbul'da seferi miyim, kurban kesmem vacib mi? CEVAP: Vatan-ı aslide bir saat bile kalan seferi olmaz. Kurban kesmek vacib olur. Mukim iken kurban kesmek Sual: Kurban kesmeden sefere çıkan ve bayramın üçüncü günü memleketine gelen zengin kurban keser mi? CEVAP: Kurban kesmeden sefere çıkan zenginin, seferde iken kurban kesmiş olsa bile, üçüncü günü mukim olunca tekrar kesmesi vacibdir. Seferde kestiği nafile olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir zengin, bayramın ilk günü kurban kesmeden sefere çıksa günaha girer mi? CEVAP: Hayır. Kurbanı kesip sefere çıkmak Sual: Bir zengin, bayramın birinci veya ikinci yahut üçüncü günü kurban kesip, sefere çıksa vacibi yerine getirmiş olur mu? CEVAP: Evet, vacibi yerine getirmiş olur. Nafile de olsa kurban kesmeli Sual: Bir zengin, kurban kesmek niyetiyle bir koyun satın aldıktan sonra, sefere çıksa ve bayramın üçüncü günü de seferde olsa, vekâlet verip o koyunu kestirmesi gerekir mi? CEVAP: Kestirmesi gerekmez, yani seferde olduğu için kurban kesmesi vacib olmaz ama alınmış bir kurbanı kesmek, nafile de olsa çok sevabdır, Sırattan geçirir. Bu bakımdan zengin olanın, sevabdan mahrum kalmamak için seferde de kurban kesmesi iyi olur. Kendi kesemezse, kesen birine vekâlet verip kestirebilir. Üçüncü günü sefere çıkmak Sual: Zengin, bayramın üçüncü günü, kurban kesmeden sefere çıkarsa, günaha girer mi? CEVAP: Üçüncü günü kesmeden çıkarsa, üzerine vacib olduktan sonra çıktığı için günaha girer. Birinci veya ikinci günü çıksa idi, kendisine vacib olmadan çıktığı için günah olmazdı. Seferde mukim olunca Sual: Zengin, sefere çıkarken kurbanını kesmek için birini vekil etse, gittiği yerde mukim olsa, vekilin, kestiği hayvan vacib kurban olur mu? CEVAP: Evet, vacib olur; çünkü zengin mukim olmuştur. Misafir olana bile kestirebilir. Seferde kurban kesmek Sual: İstanbul'a temelli yerleştik. Bayramda memleketime (Anadolu'ya) gidip orada kurban kesmemde mahzur var mıdır? CEVAP: Hiç mahzuru yoktur. İstanbul'a temelli yerleşmekle memleket, vatan-ı asli olmaktan çıkar. 15 günden az kalmak üzere memleketine gidince orada seferi olursunuz. Seferde kurban kesmek gerekmez. Kesilirse sevab olur. Kurbanı kesip sefere çıkmak Sual: Bayramın birinci veya ikinci günü kurbanını kesip sefere çıkan, vacib sevabı alır mı? Üçüncü günü seferden dönenin, tekrar kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Bayramın birinci veya ikinci günü kurbanını kesip sefere çıkarsa, vacib sevabı alır. Üçüncü günü seferden dönene, artık tekrar kurban kesmek gerekmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hali vakti yerinde olan bir ailenin, kaç kurban kesmesi gerekir? CEVAP: Herkesin zekât ve kurban hesabı ayrıdır. Evde kurban nisabına malik olan herkes keser. Borçsuz fakir Sual: Borçsuz fakir, kurban keserse nafile mi olur? CEVAP: Evet, nafile olur ve çok sevabdır. Şuursuz hasta Sual: Annem zengin ama şuursuzdur. Kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Şuuru yerinde iken kes derse, kesersiniz. Bilmiyorsa kesilmez. Çalışan bayan ve erkek Sual: Çalışan bayan ve erkeğin kurban kestirmesi mecbur mu? CEVAP: Kurban nisabına malik olanın kurban kesmesi gerekir, çalışmakla alakası yoktur. Fakir bir kapıcının hanımında 100 gram bilezik olup borcu da yoksa, kadının kurban kesmesi vacib olur, arabası ve evi olanın parası nisabı bulmuyorsa, kesmesi vacib olmaz. Faturalar ve nisap Sual: Kurban Bayramına tekabül eden ama bayram tatil olduğu için bayramdan sonra ödenmesi gereken elektrik, telefon, su vb... paraların tutarı cebimizde iken, bunları da kurban nisabına dâhil edecek miyiz? CEVAP: O paraları hesaba katmazsınız. Çünkü o paraları bayramdan sonra vereceksiniz. Yani o para sizde emanet gibi durmaktadır. Dinen zengin olan keser Sual: Bir evde kadın, kocası, oğlu ve kızı var. 4 tane kurban kestirmek istiyorlar. Bu dört kişinin adına, evin erkeğinin nasıl vekâlet vermesi lazım? CEVAP: Hepsi zenginse, hepsinin kurban kesmesi gerekir. Hepsi fakirse, hiçbirisinin kesmesi gerekmez. Kimi fakir kimi zenginse, zengin olanlar keser. Fakirler de kesse, zararı olmaz. Hepsi, birisine vekâlet verebilir. O da yabancıya vekâlet verebilir. Kesmek iyi olur Sual: Babam 25 senedir kendisine vacib olsun olmasın, çocuklarım çalışıyor diyerek kendine kurban kesmiş. (Annenize hiç kesmedim bu sefer ona keselim) diyor. Olur mu? Hâlbuki ikisine de vacib değildir. CEVAP: Kendisine vacib değilse, anneniz için kesebilir. Mahzuru olmaz, iyi olur. Önce borcunu öder Sual: Benim borcum var. Ancak borcumun karşılığı elimde para da var. Bu miktar nisap miktarını aşıyor. Borcu düşersem nisap miktarını bulmuyor. Kurban kesecek miyim? CEVAP: Borcu olan önce borcunu öder, kalan miktar nisap miktarını bulmuyorsa kurban kesmesi vacib olmaz. Ev, araba nisaba katılmaz Sual: İçinde oturduğum bir evim, bir binek otomobilim, borsada hisse senetlerim var. Borçlarım da var. Bu durumda kurban kesmem vacib oluyor mu? CEVAP: Bir ev ve araba, nisaba dâhil edilmez. Borçlarınız mevcut paranızdan ve hisse senetlerinizden çıkarılır, geriye nisap kadar paranız kalırsa, kurban kesmeniz gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanla ilgili sual ve cevaplar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şu anda nisap miktarı malı olmayan ancak Kurban Bayramından hemen sonra eline nisap miktarından çok fazla para geçecek kimsenin kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Gerekmez. Vacib olması için, bayramın üçüncü günü eline geçmesi gerekir. Arsa ve kurban Sual: Kıymeti nisabın üstünde olan bir arsam var. Kurban kesmem gerekir mi? CEVAP: Kurban kesmek gerekmez. Kurban borcu Sual: Bir kadın, kesmediği yıllara ait kurban borçlarının değerini altın olarak fakir kocasına verebilir mi? CEVAP: Bir kavle göre, verebilir. Zenginin fakir oğlu Sual: Zengin ailenin fakir oğlunun da kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Hayır, zengin olan keser. Ana babanın zenginliği, oğlunun kurban kesmesini gerektirmez. Alacak ve zekât Sual: Nisabı aşan alacağım var ama alamadım. Başka da param yok. Kurban kesmem vacib mi? CEVAP: Alacaklar zekâtta olduğu gibi nisaba dâhil edilir; ama elinde parası olmayanın kesmesi gerekmez. Zengin olan kurban keser Sual: Geliri iyi olan bayanın kurban kesmesi gerekir mi? Yoksa eşi keserse, ona gerekmez mi? CEVAP: Nisaba malik olanın kesmesi gerekir. Karı koca zengin ise, ikisinin de kesmesi gerekir. İkisi de fakirse, ikisinin de kesmesi gerekmez. Yani zengin olan keser, fakir olanın kesmesi gerekmez. Keserse mahzuru olmaz, sevab olur. Şafii'de kurban kesmek Sual: Şafiîler ekseriya kurban kesmiyorlar. Sebebi nedir? CEVAP: Şafii'de kurban kesmek sünnet-i müekkededir, yani kuvvetli sünnettir. Hanefi'de farzdan sonra vacib gelir, Şafii'de ise sünnet gelir. Farzdan sonra gelen bir emri, gücü yeterken yapmamak doğru olmaz. Peygamber efendimiz, (Kurban kesmeyen mescidimize gelmesin) ve (Cimrilerin en kötüsü kurban kesmeyendir) buyuruyor. Bunları, kurban kesmeye gücü yeten bütün Müslümanlar için söylüyor. Gücü yeten Şafiiler, bu sünneti ihmal etmemelidir. Hisse senetleri ve kurban Sual: Borsada hisse senetlerim var. Kooperatife ödemem gereken borcum var. 30 ay ödemem gereken araba taksiti var. Kirada oturuyorum. Bu durumda kurban kesmem gerekir mi? CEVAP: Bütün borçlarınızı, mevcut paranızdan ve hisse senetlerinin rayiç değerinden çıkarırsınız, geriye nisap miktarı paranız kalırsa, kurban kesmeniz gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir? CEVAP: Kurban Bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya; bir gecesini ihya etmek de, Kadir Gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace] (Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevab verilir.) [Beyheki] (Terviye günü [Arefeden bir önceki gün] oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz] (Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe'ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin] (Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] gününü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin] (Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat] (Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) [Beyheki] (Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani] (Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber demektir.) Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olan kimsenin cihadı, daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki: Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizanda sevabı ağır gelir ve Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir'a) Her hafta saç, sakal, tırnak kesmek sünnettir. İbni Âbidin hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemeli. (Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını ve tırnağını kesmesin) hadis-i şerifi, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek müstehabdır) buyurmaktadır. Kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının ilk gününden, kurban kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehabdır. Fakat vacib değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz. Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde, Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanla ilgili meseleler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekât nisabına ulaşmış altınları olan çocukların, kurbanlarını babaları mı keser? CEVAP Büluğa ermemiş olan çocuğa, zengin de olsa, kurban kesmek vacib olmaz. Babasının da, zengin çocuğu için kesmesi gerekmez. Nisap önemlidir Sual: Aylığımız az ise, karı-koca olarak kurban kesmemiz gerekir mi? CEVAP Aylığın az veya çok olmasının hiç önemi yoktur. Kişi nisabın üstünde maaş alsa; fakat harcayıp elinde para kalmazsa, zekât da vermez, kurban da kesmez. Nisabın altında maaş alan birinin elinde 96 gram altın değerinde para veya bileziği varsa, borcu da yoksa, zengin olduğu için hem zekât verir, hem de kurban keser. İkinci bir husus, kadın erkek dinen birbirinden ayrıdır, herkesin kazancı kendinedir. Diyelim ki, hanımın yüz gram altını varsa, borcu yoksa dinen zengindir, zekât verir ve kurban keser. Bayram günü borçlar mevcut paradan çıkarılır, geriye elinde nisap kadar para kalan zengin demektir, kurban keser. Para vermeden kurban kestirmek Sual: Alacağım var ama elimde para yok. Alacağım olan kimseye desem ki, bir hayvan 500 lira ise, benim için iki tane kurban kes, bin lirayı da hesabımdan düş. Bu caiz olur mu? CEVAP Evet, caiz olur. Hatta hiç alacağınız olmasa, benim için bir kurban kes deseniz, o da kesse vacib sevabına kavuşursunuz. Zekât verirken de böyledir. Birini vekil etseniz, benim için şu kadar zekât ver deseniz o da verse, zekâtınız verilmiş olur. Para vermekle ilgisi yoktur. Yani vekil kendi parasından verebilir. Vekil kendi parasıyla kurban kesebilir. Daha sonra sizden para isteyebilir veya hediye de edebilir. Borcu olan zengin Sual: 96 gr altını olanın, borcu varsa, vacib olan kurbanı kesmesi gerekir mi? CEVAP Borcu olan, borcunu çıkardıktan sonra nisabı bulmazsa, kurban kesmesi gerekmez. İsterse, nafile kurban veya akika kesebilir. Çeyiz eşyası ve nisap Sual: Çeyiz eşyalarım var. Beyaz eşya, mobilya, süs eşyaları, halı, mutfak malzemeleri, bunlar kullanılmadığı için tamamı mı nisaba dâhil olur, yoksa sadece beyaz eşyalar mı? CEVAP Kullanılmayan her eşya dâhil edilir. Keçiden kurban Sual: Keçi kurban etmekte mahzur var mı? CEVAP Hiç mahzuru yoktur, koyun gibidir.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbanını, hayır kurumuna hediye etmek isteyen kimse nasıl vekâlet verir? CEVAP: Kurbanını, bir hayır kurumuna hediye etmek isteyen kimse, kurban parasını, bu işle vazifeli kimseye teslim ederken, (Allah rızası için bayram kurbanımı almaya aldırmaya, kesmeye ve dilediğine kestirmeye, etini ve derisini dilediğine vermeye seni umumi vekil ettim) demelidir. Vekâlet, mektupla, faksla, telefonla veya e-mail ile de verilir. Kurban parası, önceden verilebildiği gibi, daha sonra da gönderilebilir. Vazifeli kimse, satın aldığı kurbana bir numara bağlar. Bu numarayı ve kurban sahibinin ismini deftere yazar. Kesilirken sahiplerinin ismini söyleyerek, kasapları vekil eder. Ancak böyle kesilen kurbanlar, sahih olur. Kurban ve zekât nisabı Sual: Kurban nisabının zekât nisabından farkı nedir? CEVAP: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan her hür Müslümanın kurban bayramında kurban kesmesi vacib olur. Kurban nisabı hesabına katılacak malın, zekâtta olduğu gibi ticaret için olması ve elinde bir yıl kalmış olması şartı yoktur. İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve aletler, binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bu eşyanın mevcut olması gerekmez. Eğer mevcutsa nisap hesabına katılmaz. Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evindeki süs eşyası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret aletleri, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz. Bunlar kurban için, nisap hesabına katılır. Kurbanın kazası Sual: Bu yılki vacib kurbanı kesemeyen, gelecek yıl kesse caiz olur mu? CEVAP: Gelecek yıl kesilmez. Kurbanı, bayramın üçüncü günü akşamına kadar kesemeyen, kurbanı satın almışsa, canlı olarak bunu, satın almamışsa, orta derecede bir kurban değerini altın olarak bir fakire verir. Böylece cezadan kurtulursa da, kurban sevabına kavuşamaz. Kurbanın paylaştırılması Sual: 7 kişi ortak kurban keseceğiz. Paylaştırmayı tam bilmiyoruz. Bunun kolay bir yolu var mı? CEVAP: Kolay yolu var. Ortaklar, ilk size vekâlet verirken, (Bayram kurbanımı kesmeye, kestirmeye ve etini ve derisini istediğin gibi kullanmaya seni umumi vekil ettim) derlerse, artık et de sizin olur, istediğinize istediği kadar verebilir veya vermeyebilirsiniz. Et sizin demektir. Hiç ayırmadan öylece fakirlere de verebilirsiniz. Yedi ortağa göz kararıyla da verebilirsiniz. Zengin ve fakir ortaklığı Sual: Üzerine kurban kesmek vacib olan üç zenginle, üzerine kurban kesmek vacib olmayan bir fakir, birlikte bir sığırı ortak olarak kurban kesebilir mi? CEVAP: Evet, kesebilirler. Adak ve akika Sual: Biri adak, biri akika, biri de bayram kurbanı kesmem için vekâlet aldım. Alacağım ineğe bunları da ortak etmem caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhiccenin ilk on gününün faziletinden, oruç tutulmasının öneminden bahsediliyor. Fakat neden onuncu günün faziletinden hiç bahsedilmiyor? CEVAP: Onuncu günü bayramdır. Bayram günü oruç tutulmayacağı için, oruçtan elbette bahsedilmez. Bayramın faziletinden zaten bahsediliyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan ve Kurban Bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İbni Mace, Taberani] (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan Bayramının ve Kurban Bayramının birinci geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.) [İsfehani] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib Gecesi, Berat Gecesi, cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı gecesi.) [İbni Asakir] Şüpheli alacaklar Sual: Ne zaman verileceğini bilmediğim, beş on bin lira alacağım var. Borcum yok. Bu alacağımı nisap hesabıma katacak mıyım, zekâtını verecek miyim, kurban kesecek miyim? CEVAP: Senetli veya inkâr edilmeyen alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir. Eğer kurban kesecek kadar paranız varsa, kurban kesersiniz. Maliki'yi taklit eden Sual: Namazda Maliki'yi taklit eden bir zengin, 10 gün kaldığı yerde kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Kurban için taklit etmiyorsunuz. 10 gün kalan Hanefi'de seferi olur, kurban kesmesi gerekmez. Seferi olan vekil Sual: Seferi olan vekil, vekâleten kurban kesebilir mi? CEVAP: Vekilin seferi olmasının önemi yoktur. Vekil asıl gibidir Sual: Bayramda annem, babam, eşim ve ben, birisi evli, ikisi üniversitede okuyan oğullarım için (toplam 7 kişi oluyor) dana kurban kesmek istiyorum. Kurbanın parasını ben vereceğim. Bu kurbanın bedeli olan parayı onlara tek tek verip, onların kurban alınması için bana vekâlet vermesi mi gerek yoksa ben onlara birer haklarını hediye kurban mı edeyim? CEVAP: Sizin onlara, onların size, para hediye etmesi gerekmez. Sadece her biri, (Benim için bir kurban kesmeye veya dilediğine kestirmeye seni umumi vekil ettim) demeleri yeter. Vekil asıl gibidir, kendi parasıyla da keser. Sonradan ortak olmak Sual: Dört kişi ortak kurban almaya niyet edip, bir dana aldık, sonradan birkaç kişi daha bu kurbana katılabilir mi? CEVAP: Eğer dört kişi alırken yedi kişiye kadar ortak oluruz diye düşünülmüşse, ortak olmak caizdir, düşünülmemişse mekruh olur. Mekruhtan kurtulmak için onu bir başkasına satarsınız veya içinizden biri de satın alabilir. Sonra o kimse bunu alırken yedi kişiye kadar ortak ederim diye alırsa, yeniden ortak olabilirler. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban etini taksim ederken
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir evde, bütün aile bireyleri için kurban kesiliyor. Kurban kesilip eve geldikten sonra, taksim edilmeden, annemize herkes kurbanını hediye etse taksim işinden kurtulur muyuz? Taksimde göz kararı kâfi midir? CEVAP: Faiz olur, haram olur. Her parçanın yanına ayak, baş ve deri konursa tartmadan taksim yapılması caiz olur. Mesela 7 ortak varsa, dört kişinin hissesine birer ayak konur, birinin yanına baş konur, birininkine deri konur, biri de ötekilerden farklı olur yani boş olur. Eğer ortak dört kişiyse, birer ayak koymak da yeterlidir, beş kişiyse birine de baş veya deri konur. Veyahut ortakların her biri diğerine, mendil, defter, kalem gibi bir şey verirlerse yine paylaşma sahih olur. Eğer alırken, (Allah rızası için bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye, kestirmeye ve etini dilediğin şekilde sarf etmeye seni umumi vekil ettim) diyerek birisine umumi vekâlet verilseydi, hiç dağıtmadan da o vekil etin hepsini eve bırakabilirdi. Adak, kurbana dâhil edilir Sual: Biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için kurban kesmek istese, bir inek kesebilirler mi? CEVAP: Evet kesebilirler. Yedi kişiye kadar ortak olmak caizdir. Kurbanda ortak sayısı Sual: Kurbanlık ineğe en az ve en çok kaç kişi ortak girebilir. CEVAP: Bir ineğe yedi hisseye kadar girilir. Yani 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 kişi girebilir. 3 kişi girerse inek üç hisseye bölünür. 4 kişi girerse dörde bölünür. Akika da kurbana dâhil edilir Sual: Aldığımız büyükbaş kurbanlığa, akika da dahil edilebilir mi? CEVAP: Evet. Kasaba para vermek Sual: Kurbanı kesen kasaba bir para veriliyor. Bu parayı bir kişinin ödemesinde ve sonra herkesin payını ödemesinde ya da bu parayı veren kişinin eksik ya da fazla, önce ya da sonra bu paraları kurban sahiplerinden almasında veya almamasında bir mahzur olur mu? CEVAP: Hepsi caizdir. Bir kişi öder, diğerlerinden alabilir, isterse almayabilir. Dilenciye et vermek Sual: Ortak kurbanın başını veya ciğerini, ortaklar dilenciye verse, kalanını taksim caiz mi? CEVAP: Evet. Ortaklıkta farklı para Sual: Üç ortak, farklı para verip kurban alsalar caiz olur mu? CEVAP: Birine düşen para, 1/7'den az olmazsa, caiz olur.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kurban kesmek bir hayvan katliamıdır, hayvancıklara ölüm acısı çektirilmektedir. Allah, kurbana ve kana bu kadar aç olamaz) deniyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir? CEVAP: Elbette, âyet ve hadisle sabit meşru bir ibadettir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Elde olmayan sebeplerle] Alıkonursanız, kolayınıza gelen [deve, sığır veya davardan] bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür, oruç tutmak gerekir.) [Bekara 196] (Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [kurban olabilecek, deve, sığır ve davar cinsinden] hayvanlar üzerine belirli günlerde [kurban kesme günlerinde] Allah'ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine, Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34] (Kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac 36] (Ey iman edenler, Allah'ın hac âdetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, [onlardaki] gerdanlıklara, Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram'ı kastedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin.) [Maide 2] (Allah, hürmetli ev Kâbe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları, insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide 97] ([Kesmek istediği oğlu için] ona büyük bir kurbanlık [koç] fidye verdik.) [Saffat 107] (O kâfirler, Mescid-i haramı ziyarete ve kurbanların yerlerine ulaşmasına mani oldular.) [Fetih 25] (Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.) [Kevser 2] Kurban kesmek hâşâ katliam olsa idi, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Bu konudaki üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim'in sünnetidir.) [Hâkim] (Kurbanların en iyisi boynuzlu koçtur.) [İbni Mace] (Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm bundan müstesnadır.) [Taberani] Her gün dünyanın her yerinde kasaplarda kesilen yüz binlerce havyan görülmeyip de, özellikle Kurban bahane edilerek, Allah'ın emrinin "hayvan katliamı" olarak gösterilmesi, açıkça bir art niyettir! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Adak denilince her zaman kesilebiliyor da, kurban denilince niye bayramdan başka günde kesilmiyor? Bu koyunu Şaban ayında keseceğim diyenin, Şaban ayında mı kesmesi gerekir? CEVAP: Hayır Şaban'da kesmesi gerekmez; ama kurban denilirse Kurban Bayramında kesmesi gerekir. Çünkü İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Kurban, dinimizin bildirdiği özel bir vakitte kesilen hayvanın adıdır, onda vakti kaldırmak söz konusu olmaz. O halde, (Şu hayvanı kurban edeceğim) diye adadığı takdirde, onu o vakitte, yani bayram günü kesmesi gerekir. Yoksa adağını yerine getirmiş olmaz. Çünkü kurban kesim günleri geçtikten sonra, artık ona kurban denilemez. Kurban vakti çıktıktan sonra, onu canlı olarak bir fakire tasadduk eder. Ama bunun aksine, falan vakitte [mesela Şaban ayının onunda] bir koyun kesilmesini adasa, vakti zikretmesi geçersizdir. Bundan dolayı Hanefi âlimleri adakta yer ve zamanın tayinini geçersiz saymışlardır. Mesela Cuma günü Sultanahmet'teki bir fakire 1 altın sadaka vereceğim dese, başka gün başka yerdeki fakire 1 altın verebilir. Ama kurban bunun aksinedir. Çünkü vakit, kurbanın mefhumundan bir parçadır. O zaman, kurbanda vakte itibar etmek gerekir. Yani kurban denilmişse kurban bayramında kesmesi gerekir. Birisi bir hedy kurbanı adasa, durum farklı olur. Hedy, Harem-i şerifte kesilmek üzere gönderilen kurbanın ismidir. Kurban ise, bayram günlerinde kesilen hayvanın ismidir. Eğer hedy, Harem-i şerifte kesilmezse hedy ismi; kurban, bayram günlerinde kesilmezse kurban ismi bulunmamış olur. Çünkü fakihler demiştir ki, bu kimsenin bu adaktan kurtulması için onu ancak haremde kesmesi ve tasadduk etmesi gerekir. Eğer bir kimse Mekke'nin fakirlerine verilmek üzere bir miktar para adamış olsa, o kimse Mekke fakirlerinden başkasına da onu tasadduk edebilir. Hedy kurbanı, Mekke'ye hediye edilen, orada kesilip tasadduk edilen hayvana denilir. O zaman yer, bunun mefhumunun bir parçası olmuştur. Zamanın kurbanın bir parçası olması gibi... Hedy olarak adadığı bir hayvanı Mekke dışında kesip tasadduk etse, adadığını yerine getirmiş olmaz. Ama Mekke'de para sadaka vermeyi adamak bunun aksinedir. Çünkü yer, para mefhumunun bir parçası değildir. İster Mekke'de tasadduk etsin, ister başka yerde. Hedy bunun aksinedir. Harem-i şerifte kesilmesi gerekir, kurban denilince de, hayvanı bayramda kesmek gerekir. (Redd-ül muhtar) Geçen yılın kurbanı Sual: Bir ineğe ortak olan yedi kişinin bir kısmı, o yılın kurbanına, bir kısmı da, geçen yılın kesmediği kurbanına niyet etse, kestikleri kurban sahih olur mu? Bir kısmının geçen yıla ait kestikleri bilinmezse ne olur, bilinirse ne olur? Adak hayvanı yedi kişilik kurbana dâhil edilebilir mi? CEVAP: İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Birisi aynı yılın kurbanını, diğerleri ise, geçmiş yılların kurbanını murat etseler, aynı yılın kurbanını irade edenin kurbanı caiz, diğerlerininki bâtıldır. Çünkü diğer ortaklarınki nafile olur ve bu kurbanın etinin tamamını tasadduk etmeleri gerekir; çünkü onun hissesi de hayvanın etine dâhildir. Haniye'de de böyle bildirildi. (Redd-ül muhtar) Yukarıdaki durum, geçmiş yılların kurbanı olduğunu bilindiğine göre böyledir. Bilinmezse, geçen yılın kurbanına niyet edenler, öğrendikleri zaman tövbe ederler. Geçmiş yıllarda kesmedikleri kurbanlarının bedelini bir veya birkaç fakire verirler. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban kesmenin önemi nedir? CEVAP: Kurban nisabına mâlik olan kimsenin kurban kesmesi vacibdir. Zaruretsiz kurban kesmemek günah olur. Kurban kesmesi vacib iken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sahibine beddua edip, (Kurban kesmediğin gibi, Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!) der. O ev, o yıl belalara maruz kalır. Kurban kesenin evi ise memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmelidir! Kurban kesen Müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Cimrilerin en kötüsü [vacib iken] kurban kesmeyendir.) [S. Ebediyye] (Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hâkim] (Kurbanın postunun her kılına ve her parçasına bir sevap vardır.) [Hâkim] (Kurbanlarınız, semiz olsun. Onlar, Sırat'ta bineklerinizdir.) [Zâd-ül mukvin] (Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca, size sevap vardır. Kanının her damlası kadar mükâfat vardır. O, sizin mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!) [İbni Mace] (Kurbanlarınızı gönül hoşluğuyla kesin! Çünkü hiçbir Müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi, kıyamette kendi mizânına konan sevabı olmasın!) [Deylemi] (Sevab umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberani] (Kurban bayramında yapılan amellerden, Allahü teâlâ katında, kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden, Allahü teâlâ onu muhafaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizi] (Kurbanların en hayırlısı, boynuzlu koçtur.) [İbni Mace] (Ya Fatıma, kurbanının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan damlasıyla, geçmiş günahların affedilir.) [İbni Hibban] (Kurban kesilirken yanında bulunmak müstehabdır.) (Kesilen kurban Kıyamette, etiyle, kanıyla, 70 kat büyüyerek mizana konur.) [İsfehani] Kurban kime vacibdir? Sual: Kurban kesmek kime vacibdir? CEVAP: Mukim olan, akıl-baliğ, hür ve Müslüman, erkek ve kadının ihtiyaç eşyasından fazla, nisap miktarı malı veya parası varsa, Kurban Bayramı için niyet ederek, belli günlerde, belli bir hayvanı kesmeleri vacib olur. Karı kocadan hangisi dinen zengin ise, kurbanı o keser, ikisi zengin ise ikisi de keser, ikisi de fakirse ikisi de kesmez. Fakirin kurban kesmesi gerekmez ama keserse çok sevab olur. Kurban, davar [koyun, keçi] sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi, Kurban Bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Kurban, dünyada vacib vazifesini yerine getirmiş olmak ve ahiretteki sevabına nail olmak için kesilir. Babanın çocuğu için, çocuğun malından da kurban kesmesi gerekmez. Deli ile bunak, çocuk hükmündedir. Büyük çocuk ve hanımdan izinsiz, onlar adına kurban kesilmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan bayramı gibi, kurban bayramının hilali de, dünyanın bir yerinden görülünce, her yerde görülmüş sayılmıyor mu? Bir de, hilal görülmeden bir gün önce bayram edilse, kesilen kurbanlar sahih olmaz mı? CEVAP: İslam Ahlakı kitabında bildiriliyor ki: İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Sübki hazretleri, (Şaban ayının otuzuncu gecesi hilali gördüğünü bildiren olsa, hesapla da, hilalin bir gece sonra doğacağı tespit edilse, burada hesaba inanılır. Çünkü, hesapla anlaşılan kesindir. Doğmadan bir gece önce görülmesi imkânsızdır) buyurdu. Şems-ül-eimme Halvani hazretleri de buyuruyor ki: Ramazan ayının başlaması, hilalin görülmesiyle olur. Hilalin doğmasıyla başlamaz. Hesabın önemi, hilalin doğduğu geceyi tespit içindir. Ramazan-ı şerif ayının başlaması hesapla, yani bu tespitle anlaşılamaz. İki âdil Müslümanın, (hilali gördük) demeleriyle veya Kadı'nın hükmetmesiyle bir yerde Ramazan başlayınca, dünyanın her yerinde oruca başlamak lazım olur. Hac, kurban ve namaz vakitleri böyle değildir. Bunlar, vakitlerinin bir yerde malum olmasıyla, başka yerlerde de böyle olmaları lazım gelmez. (Redd-ül-muhtar) Hesaplar doğru yapılırsa hilalin doğuşunu tespit etmek güç değildir. Çünkü Allahü teâlânın nizamında zerre kadar yanlışlık olmaz. Hilal, hesabın bildirdiği saatte doğar, saniye şaşmaz. Hesaptan bir gün önce bayram etmek ilme aykırıdır, yanlıştır; çünkü hesaptan önce hilalin görülmesi imkânsızdır. Güneşin doğuşu da aynen ayın doğuşu gibidir. Bir kimsenin güneş doğmadan ben güneşi gördüm demesi elbette yanlıştır. Güneş ancak takvimlerde bildirilen saatte doğar. Daha önce doğması imkânsızdır. Ama güneş doğduğu halde, hava bulanık olduğu için görülmeyebilir. Ayların başlamasını gösteren hilal de böyledir. Hilal hesapla bulunan gün ve saatte doğar. Ancak o gün o saatte görülmeyebilir. Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla veya ayları tespit usulleriyle bulunan günde bayram yapılmaz. Ramazan hilali dünyanın herhangi bir yerinde görülünce, orucun başlaması ve Ramazan Bayramı her yerde aynı gün olur. Dürer'deki hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Sizin orucunuz, herkesin oruç tuttuğu gündedir. İftarınız da herkesin iftar ettiği gündedir.) [Tirmizi, Ebu Davud] Bu hadis-i şerif, normal Türkçe ile şöyle söylenir: (Herkes oruca başlayınca, siz de başlayın. Herkes bayram edince, siz de bayram edin.) Fakat Kurban Bayramı böyle değildir. Amerika'da Zilhicce hilali görülse, Türkiye'de görülmese, Türkiye'de de görüldü kabul edilmez. Kurban Bayramının birinci günü de, Zilhicce ayının hilalini görmekle anlaşılır. Zilhicce ayının dokuzuncu Arefe günü, hesapla, takvimle anlaşılan gün veya bundan bir gün sonra olur. (S. Ebediyye) Kurban Bayramının hesapla tespit edildiği yerlerde, şer'an sabit olan bayramı bilmedikleri için, Müslümanların, bayram zannederek Arefe günü kestikleri kurbanlar sahih olur ise de, ihtiyatlı hareket etmiş olmak için, her zaman kurbanları, hesapla bulunan bayramın ikinci günü kesmek uygun olur. NOT: Yarın, yani Arefe günü, sabah namazından itibaren, teşrik tekbirlerini getirmek gerekir.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Arefe günü neler yapmak gerekir? CEVAP: Kıymetli geceye kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Fakat Arefe ve Kurban bayramının üç gecesi böyle değildir. Bu dört gece, bugünleri takip eden gecelerdir. Arefe, yalnız Zilhiccenin 9. günüdür; yani kurban bayramından bir önceki gündür. Ramazan Bayramından önceki güne veya başka güne, Arefe denmez. Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır: 1- Arefe günü sabah namazından, Kurban Bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah, Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillâhil-hamd) demelidir. Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebi) 2- Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmak sevabdır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur'a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevab yazılır.) [R. Nasıhin] (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani] (Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilin] (Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh] (Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim] (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] (Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik] (Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.) [Gunye] (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Fıtr ve Kurban Bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi.) [İsfehani] (Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye] İbadet olarak, ilim öğrenmek en faziletlisidir. Doğru yazılmış bir ilmihal kitabı okumakla, en uygun ilmi öğrenmiş oluruz. 3- Bugünü fırsat bilip dua etmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki] 4- Arefe gününü ibadetle, zikirle, tefekkürle geçirmeli ve insanlara iyilik etmeye çalışmalı! Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah'ın kıymet verdiği bir gündür.) [Deylemi] (Hürmet etmek, günah işlememekle olur.) (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmak ise, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden, Arefe gününü değerlendirmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda neler yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek sünnettir. Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Bayram gecelerini ihya edenin, büyük saadete kavuşacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberani] Dargın olanların, bayramı beklemeyip hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusurundan dolayı kimseye darılmamak gerekir. Küs durulmamalı Dargınlık olsa bile, üç günden fazla sürmemelidir. Şayet bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Birbirinizle münasebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allah'ın kulları kardeş olun! Bir Müslümanın diğer kardeşine darılarak, üç günden çok uzaklaşması helal değildir.) [Buhari] (Müslümana üç günden fazla dargın duran, Cehenneme gider.) [Nesai] (Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, bu selamı melekler alır. Selam almayan kimseye de şeytan, sevinerek iltifatta bulunur.) [İbni Ebi Şeybe] (Müminin, kardeşine üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün sonra, ona selam verip hatırını sormalıdır. Onun selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de, küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud] (İki kişi, birbirine dargın olarak ölürse, Cehennemi görmeden Cennete giremez. Cennete girseler de birbiriyle karşılaşamazlar.) [İbni Hibban] (Din kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günaha girer.) [Beyheki] (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan iki kişi istifade edemez. Hak teâlâ, "O iki kişi barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin" buyurur.) [İ. Malik] El öpmek Sual: Bayramda herkesin eli öpülür mü, yani kimlerin eli öpülür, kimlerin eli öpülmez? CEVAP: Herkesin eli öpülmez. Ana-babanın, bir de âdet olduğu için, yaşlı akrabaların elini öpmek caizdir. Arkadaşın elini öpmek haramdır. Kadın kocasının elini öpebilir, fakat kendine namahrem yani yabancı erkeğin, erkek de yabancı kadının, zaruret olmadıkça, elini öpemez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse Ehl-i sünnet değildir, ancak küfre düşürücü bid'ati de yoktur. Böyle bir bid'at ehlinin yaptığı ibadetler sahih midir? CEVAP: Ehl-i sünnet itikadında olmayana, bid'at ehli denir. Bid'at ehlinin yaptığı ibadetler, sahih olduğu takdirde, borçtan ve azaptan kurtulursa da, vaat edilen sevablarına kavuşamaz. Ahirette, dünyada yapmış olduğu iyiliklerinin, hayrat ve hasenatının karşılığına kavuşamaz. Bunlara kavuşmak için, tevbe ederek imanını düzeltmesi gerekir. Ehl-i sünnet olmayanın imanı düzgün olmaz. İmanı bozuk olan kimse, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşamaz. Onun rahmetinden, yardımından mahrum kalır. Rahatı, huzuru bulamaz. Bir hadis-i şerif meali: (Bir bid'at ehlinin namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tevbesi, farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz, hamurdan [yağdan] kıl çıkar gibi, dinden çıkması kolay olur.) [İbni Mace] Hadika ve Berika'da, (Bid'at ehlinin hiçbir ibadeti kabul olmaz) hadis-i şerifi açıklanırken, (İbadetleri sahih olur, fakat sevab verilmez) deniyor. Tevbesi kabul olmaz demek de, amelini makbul bilip tevbe etmeyeceği içindir. Fâsıkların ve bid'at ehlinin ibadetleri, sahih olsa da kabul olmaz. Kabul olmaz demek, sahih olmaz demek değildir. Sahih olur, fakat sevabı olmaz demektir. (Redd-ül-muhtar) Evliyayı sevmek Sual: Şah-ul-kermani isimli bir zat, (Evliyayı sevmekten daha kıymetli ibadet olmaz) diyor. Bu söz yanlış değil mi? Bir kimseyi sevmek, niye ibadet olsun ki? CEVAP: Dinimizde hubb-i fillahın yani Allah için Allah'ın sevdiklerini sevmenin önemi çok büyüktür. Hubb-i fillah imanın esasıdır, şartıdır. Hubb-i fillahsız iman olmaz. Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa'ya da vahyetti ki: (Eğer yer ve göklerde bulunan bütün mahlûkatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K. Saadet] Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi senin için en kıymetli amel nedir?) diye sordu. Allahü teâlâ, (Benim için evliyamı, dostlarımı sevmek ve düşmanlarıma düşmanlık göstermektir) buyurdu. (Mektubat-ı Masumiyye) Fıkıh âlimi Muhammed bin Hüseyin Becli, Resulullahı rüyada gördü. En iyi amel ne diye sordu. (Evliyanın yanında bulunmaktır) buyurdu. Yaşayan veli bulamazsak deyince, (Diri iken de, ölü iken de onu sevmek, en kıymetli ameldir) buyurdu. (Sefinetül-ırakıyye) Evliya, evliyaullah demektir. Yani Allah dostları demektir. Türkçede sadece evliya deniyor. Evliyayı sevmek, Allahü teâlâyı sevmektir. Bir kimse bir zatı sevse, ona hiçbir iyilik ve hizmet edemese, ancak onun ana babasına veya çocuklarına çeşitli iyilik ve ihsanda bulunsa, o zat, bu yapılanlardan memnun olmaz mı? Onu sevmez mi? İşte, Allah dostlarının da, Allahü teâlânın ıyali [yakınları] mertebesinde olduğu hadis-i şerifle bildiriliyor. Allah'ın yakınlarını sevmek, onlara hizmet etmek ne büyük nimettir. İtikadı düzgün olmayan, ne evliya olur, ne de ameli makbul olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir doktor, (Dalak kandır, kanın ise Kur'anda haram olduğu bildiriliyor. O halde, dalak haramdır) diyor. Yalnız Kur'an diyen biri de, (Maide suresinin üçüncü ayetinde (Meyte [boğazlanmadan kendiliğinden ölen hayvan] ve kan size haram kılındı) dendiği için balık ve dalak yemek haramdır) diyor. Mezheplere inanmayan biri de, (Ben kalbimin onaylamadığına itibar etmem. (Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış) mealindeki hadise dayanarak, birçok sahih hadisin kalbime yatmadığını görüyor ve hadis kitaplarındaki yüzlerce uydurma hadisleri tespit edebiliyorum. Diyanetin fetvalarını da inceledim. Kalbime yatmayanların hepsini çıkardım) diyor. Şunu sormak istiyorum. Herkes Kur'anı tam doğru anlayabilir mi? Herkes kalbine danışarak, hadislerin uydurma olduğunu ve fetvaların yanlışlığını tespit edebilir mi? CEVAP: Namazın nasıl kılınacağını, zekâtın nasıl verileceğini, hangi mallardan ne kadar verileceğini Kur'andan anlamak imkânsızdır. Resulullah efendimiz, meyte ve kanı şöyle açıklıyor: (İki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirge, iki kan, karaciğerle dalaktır.) [İbni Mace, Ebu Davud] Demek ki, dalak ve ciğer, âyet-i kerimede bildirilen kandan istisnadır. Meyte, yani dine uygun boğazlanmadan öldürülen hayvanlar haramdır ama balık bundan müstesnadır. Kalble ilgili sualin cevabı da şöyledir: Dinimizde, herkesin kalbi ölçü olsa idi, Kur'an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. (Herhangi bir konuda (Kur'ana, sünnete ve icmaya falan bakmayın, kalbinize danışın, kalbiniz onaylarsa o işi yapın) denirdi. Bid'at fırkalarından mutezile de, (Akıl, iyi ile kötüyü, hak ile batılı birbirinden ayırır) diyerek aklı ölçü kabul ediyor. Bugün mutezile zihniyetinde olanlar, dindeki dört delile göre değil, aklına göre konuşuyorlar. Dinimizde akıl da, kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz. Kesin ölçü olsa idi, o zaman peygamberlere ihtiyaç olmazdı. Hâşâ, Allah lüzumsuz olarak göndermiş olurdu. (Kalbinize danışın) hadisi şerifinin de uygulandığı yerler var. İki hadis-i şerif meali: (Helal haram bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. İnsanların çoğu bunları bilmez. Şüphelilerden sakınan şerefini ve dinini korumuş olur. Şüphelilere giren harama düşer. Bu, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir. Her an o koruya dalabilir. Her sultanın bir koruluğu vardır. Allah'ın yeryüzündeki koruluğu da haram kıldığı şeylerdir.) [Kütüb-i sitte] (Helal haram bellidir. Öyleyse şüphelilerden sakının, şüpheli olmayanları yapın.) [Taberani] Bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, şüphe edilen ve kalbi sıkan şeyi yapmamalı. Şüphe edilmeyeni yapmak caiz oluyor. Şüphelilerden sakınmayan, harama düşer. Şüpheliler de, üç kısımdır: 1- Sakınması vacibdir. Her sanatın bir ilmi vardır. Herkese, sanatının ilmini öğrenmesi vacibdir. Bunu öğrenmezse harama düşebilir. Haramlardan sakınmak vacib yani farzdır. 2- Sakınması müstehabdır. Mesela vakit girdikten sonra, namaz kılmadan uyumak özür olmaz. Bunun, vakit çıkmadan uyanması için tedbir alması farz, vakit girmeden uyuyanın alması müstehabdır. Demek ki vakit girmeden uyuyanın, uyuyakalırım diye sakınıp, tedbir alması, müstehab oluyor. 3- Sakınması vesvese, kuruntu ve faydasızdır. Mesela, belki birinin mülküdür diye av eti yememek [belki Besmelesiz veya ateist tarafından kesilmiştir diyerek, kasaptan et almamak] ve belki sahibi ölüp vâris eline geçmiştir diye, kiraladığı evden çıkmak vesvesedir, kuruntudur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinimi doğru olarak öğrendikten sonra, elimden geldiğince uygulamaya başladım. Beni tanıyan ateist birisi bunu duymuş. (Senin aşırı dinci olduğunu duydum. Namaz kılıyor, oruç tutuyormuşsun. Bir de tesettüre riayet ediyormuşsun. Böyle yapmakla daha iyi Müslüman mı olduğunu sanıyorsun? Kafanın ve kalbin temiz olması yeter. Kalbin temiz olunca namaz kılmamışsın, içki içmişsin, çıplak gezmişsin, bunun önemi olmaz) diye bana bir mail göndermiş. Ne yazmamı tavsiye edersiniz? CEVAP: Hiç cevap vermemenizi tavsiye ederiz. Çünkü, (Ahmağa verilecek en güzel cevap susmaktır) buyuruluyor. Her eserin bir sahibi vardır. Ayın, güneşin, yıldızların, gezegenlerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların kendi kendine tesadüfen olduğunu söylemek kadar büyük ahmaklık olur mu? Doğruyu, iyiyi, güzeli, ateiste söylesek, faydası olur mu? Kesinlikle olmaz. Çünkü Kur'an-ı kerimde, onların hakkı işitemeyecekleri, doğruyu göremeyecekleri, gerçekleri söyleyemeyecekleri açıkça bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali: (Kâfirler sağır, dilsiz ve kör oldukları için, akıl edemezler.) [Bakara 171] Yani hakkı işitmedikleri için sağır, doğruyu söylemedikleri için dilsiz, gerçeği görmedikleri için kördürler. (Beydavi) Dinci, din ticareti yapan, din alıp din satan kimseye denir. Dinin emrine uyana ise, Müslüman denir. Namaz kılan, kapanan kimse Müslüman'dır, dinci değildir. Ateistler, Müslümanlara Müslüman diye değil, dinci yaftası takarak hakaret ederler. Onlara dinci ne diye sorulsa, Müslümanı tarif ederler. Yani namaz kılar, oruç tutar, içki içmez derler. Dinci Müslüman olduğuna göre, ateist, niye açıkça, Müslümanlık kötüdür demiyor da, dincilik kötü diye saldırıyor? Eğer ona göre dinci, dinin emirlerine uyup yasaklarından kaçan kimse ise, aşırı dinci diye niye hücum ediyor? Aşırı dinci, dinin emrine daha iyi sarılan kimse olur. Din iyi ise dincilik iyidir, aşırısı daha iyidir. Din kötü ise, dincilik de kötüdür, aşırısı daha kötü olur. Demek ki Müslümanlığı kötülemek için, aşırı dinci tabiri kullanılıyor. Onların kafasındaki Müslüman, dinin hiçbir emrine uymayan, yasak ettiği hiçbir şeyden kaçmayan kimsedir. Kalbin nasıl temiz olacağını her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ ve onun Resulü [elçisi] bildiriyor. Onların bildirdiklerine uygun yaşayanın kalbi temiz, onların emirlerine uymayanın kalbi pistir. Günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Namaz kılmamak veya açık gezmek gibi günah işleyenlerin, (Sen, kalbe bak, kalbim temizdir) demeleri çok yanlıştır. Allahü teâlânın Resulü buyuruyor ki: (Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür kalbi kaplar, kalb, kapkara [kirli, pis] olur.) [Haraiti] (Günaha devam edenin kalbi mühürlenir. O, artık sevab işleyemez olur.) [Bezzar] (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyheki] Burada bildirilen kalb, Müslüman olduğu halde, günahlardan kaçmayan kimsenin kalbidir. Bir hadis-i şerif meali: (Müminin kalbi temiz, kâfirin kalbi simsiyahtır.) [Taberani] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hanımla iyi geçinmek gerekir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ev işlerinde çok gevşek olan, saliha bir hanımım var. Ütüyü geç yapar, çamaşırları geç yıkar. Yemekleri tatsız tuzsuzdur. Bunu bırakıp da, dört dörtlük birisiyle evlenmem uygun mudur? CEVAP: Din kitaplarında yazıyor ki, kadın çamaşır yıkamaya, yemek pişirmeye ve hatta çocuğuna bakmaya mecbur değildir. Mecbur olmadığı işlerde onu, çamaşırcı, aşçı, hizmetçi gibi kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Yeryüzünde dört dörtlük kadın olmaz. Hepsinin iyi yönü olduğu gibi, kötü yönü de olabilir. Bir atasözü var. (Elin karısı ele kız, elin tavuğu ele kaz görünür) derler. Kadından çok şey beklemek, dini bilmemenin alametidir. Bir hadis-i şerif meali: (Kadın doğrultmaya çalışılırken, kırılabilir. Kırılması boşanması demektir.) [Buhari] Kur'an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildiriliyor. Fudayl bin İyad hazretleri, (Eşim huysuzluk yapınca, dine aykırı bir iş yaptığımı anlardım. Hemen o şeye tevbe edince, eşimin huysuzluğu da giderdi. Böylece, tevbemin kabul edildiğini de anlardım) buyurdu. O halde Müslüman erkek, eşiyle iyi geçinir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Allah'ın emanetine yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim] Şu halde kimin emaneti olduğunu düşünmeli, Allah'ın emanetine hıyanet etmemeli. Erkek hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmeli. Eşinin iyiliğini, iffetini, Allahü teâlânın büyük nimeti bilmeli. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua etmeli ve Allahü teâlâya şükretmeli. Çünkü uygun bir kadın, büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değil, onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir. Yani bir erkek, ben iyi bir kocayım diyorsa, hanımından gelen sıkıntılara katlanması gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükâfatlara kavuşur) [İ. Gazali] İyi Müslüman olmak için hanımla iyi geçinmek şarttır. Çünkü Allahü teâlâ, (Onlarla iyi, güzel geçinin) buyuruyor. (Al-i imran19) Mürşid-i kâmil olan büyük zatlar, talebelerine, (Hanımını üzeni sevmeyiz. Allahü teâlâ evin içini hanıma verdi. Bir erkek evin içine ne kadar çok karışırsa, dünya ve ahirette çok sıkıntı çeker) buyururdu. Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (İman yönünden en üstün mümin, hanımına, en iyi davranandır.) [Tirmizi] (Eşine güler yüzle bakanın defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R. Nasıhin] (Eşinin haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Erkeğin, eşinin yemek, temizlik, ütü gibi işlerine müdahale etmesi uygun mudur? CEVAP: Kesinlikle karışmamalıdır. Kadının dünyası evidir. Yemek yapmamışsa, olsun peynir ekmek yeriz, demesi gerekir. Tuzlu tuzsuz yapmışsa ses çıkarmaz. Yemek yanmışsa hiç görmemesi gerekir. Eğer erkek bunları yaparsa, kadın kocasına hayran olur, kendisi utanır, düzeltmeye çalışır. Aksine niye böyle yapıyorsun denirse, iş çığırından çıkar. Kadın zayıftır, tez üzülür, tez sevinir, çok şeyi bir anda silip atar. Bütün iyiliklerini unutur. Erkekten daha dirayetli kadın olmaz mı; olur ama istisnalar kaideyi bozmaz. Evliya zatlar buyuruyor ki: (Hanım, evde hizmetçi değil, sultandır. Hanımını üzmek akıllı insanın yapacağı iş değildir. Bir Müslüman hanımını nasıl üzer, akıl almıyor. Aklı olan karı koca, birbirini üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir. Zalim, huysuz kimsenin eşi, devamlı üzülerek sinirleri bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hâsıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, mutluluğu sona ermiş demektir. Eşinin hizmet ve yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara, kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Dizlerini dövse de, ne yazık ki bu pişmanlığının faydası olmaz. O halde, eşine yapılacak huysuzluğun zararı kendine olur. Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışmalı! Bunu yapabilen, rahat ve huzur içinde yaşar, Allahü teâlânın rızasını da kazanır!) Bir kadına çirkinsin demek, öldürmekten beterdir. Bir arkadaşımız anlattı: Yakın akrabamız bir bayan, (Kocam bana esmersin, pasaklısın dedi, hiçbir zaman "Güzelsin, seni seviyorum" demedi, hep kötü yönlerimi söyledi. Elin adamlarından güzel söz duyunca, ister istemez gönlüm o adamlara düştü, kocamdan soğudum) dedi. Bu durumu iyi bilen bir arkadaş, oğlunu evlendirirken, (Aman oğlum, eşinle kavga etsen, kötü söz söylesen bile, ona sen çirkinsin deme, her zaman güzel olduğunu söyle) derdi. Kızımla annesi tartışınca, kız bana, (Baba bu köylüyü nereden buldun da aldın) der. Ben de, (Ama annen güzeldi onun için) derim. Kavga biter hemen. Bir de, hanım sorsa bile, varsa ölmüş eşinden kesinlikle bahsetmemelidir. Eski eşin adını evde anmamalı, bundan çok sakınmalıdır. Bir gün Peygamber efendimiz, vefat eden Hazret-i Hatice validemizden bahsedince, kadınların en üstünü olan Âişe validemiz bile üzüldü. O üzülünce, kim üzülmez ki? Hanımı üzmek için evlenilmez ki... Eski eş, ne kadar iyi olursa olsun, evde onun iyiliğinden bahsetmemelidir. Kadın erkek, iyi geçinmek için yalan söyleyebilir. Bir hadis-i şerif meali: (Erkek hanımını, hanımı da beyini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim] İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer'e, (Eşim, bana sevmediğini söyledi. Beni sevmeyen bir kadınla birlikte yaşayamam, ayrılmak istiyorum) dedi. Hazret-i Ömer, kadına, (Kocana, seni sevmiyorum dedin mi?) der. O da, (Evet, dedim. Bana sordu. Ben de yalan söyleyemedim. Yoksa burada yalana izin var mıdır?) diye cevap verir. Hazret-i Ömer de, (Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz) buyurur. Hanımı idare etmek, onu haramdan korumak, neşelendirmek birinci vazife olmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aile arasında ölümü unutmak uygun mudur? CEVAP: Her sıkıntı, ölümü unutmak, hak ve hukuka riayet etmemekten ileri gelir. Bir zat anlatır: (Bir gün bana bir arkadaş geldi. Hanımıyla hiç geçinemiyormuş. Evde her gün basit şeyler yüzünden tartışma oluyormuş. Bıkmış bu tartışmalardan, artık ondan ayrılmaya karar vermiş. İş iyice çığırından çıkıp, hanımı bunun tarafına, bu da hanımının tarafına düşman kesilince, bunların münakaşaları yüzünden iki taraf aileleri de birbirine girmiş. Kanlı bıçaklı deniyor ya, aynen öyle olmuşlar. Yine bir gün perişan bir vaziyette geldi, hiçbir nasihat dinleyecek halde değildi. Ya Rabbi, ben buna ne diyeyim diye düşündüm. Sonra ona, (Ayrılsan da fark eden bir şey olmayacak, bir ay kadar ömrün kaldı, ne istiyorsan git yap) dedim. Bu sözü duyan arkadaş şok oldu, rengi attı, yine perişan bir durumda çıkıp gitti. Sonra arkadaşlardan ve kendisinden dinlediğim için ne yaptığını anlatayım. Kapıdan çıkar çıkmaz bütün arkadaşlarla helalleşmeye başlamış. Rastladığı herkesle helalleşiyormuş. Eve gidince kavgalı hanımına, (Hatun gel demiş, bunca zamandır seni üzdüm, sana iyi kocalık yapamadım, istediğini alamadım, hakkına riayet edemedim, ne olur beni affet, bana hakkını helal et) demiş. Tabii bunu ağlamaklı diyor, gerçekten diyor. Hanımı bakmış, Allah Allah, bu adama ne oldu da böyle şeyler yapıyor, acımış ona, bey, sen hakkını helal et, ben hep edepsizlik yaptım, seni çok üzdüm demiş. Başlamışlar ağlamaya, sarılıp ağlaşmışlar. Sonra adam, kavgalı olduğu kayınpederlerine gitmiş. Aynı şekilde onlardan ağlamaklı olarak özür dilemiş, size iyi evlatlık yapamadım, hizmet edemedim, ne olur beni affedin, hakkınızı helal edin demiş. Onlar da şaşırmışlar, yavrum demişler, sen hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi hoş göremedik, sizin aranızı çok zaman biz bozduk. Sen bizi affet, hakkını helal et diye ağlaşmışlar. Sonra hanımı da, bunun kavgalı olduğu annesine babasına gitmiş. Aynı şekilde o da onlardan özür dilemiş, size iyi gelinlik yapamadım, çok edepsizlik ettim, sizi çok üzdüm demiş, helallik istemiş. Onlar da aynı şekilde mahcup olup, asıl sen bizi affet hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi çok üzdük demişler, sarılıp ağlaşmışlar. Evde ise, her gün sanki Cennet hayatı yaşıyorlar. Karı koca birbirlerine terlik, su vesaire getiriyor hizmet ediyorlarmış. Bir dedikleri iki olmuyormuş. Ama arkadaş, benim sözümü hiç söylememiş. Bir ayın dolması için günleri sayıyormuş. Günler yaklaştıkça bunun iyiliği artıyormuş, geceleri ibadeti artıyormuş. Bunun iyiliği artınca, hanımının da ve ailelerin de iyiliği artıyormuş. Derken bir ay dolmuş. Ha bugün öleceğim ha yarın derken, nedense ölmemiş. Kesin bir ay denmedi, bir ay kadar dendi, belki birkaç gün daha var diye düşünmüş. Birkaç gün daha beklemiş, yine ölmemiş. Sonra yanıma geldi, odadan içeri girince, (Efendim, ben ölmedim) dedi. Ne ölmesi dedim. Efendim, siz bana demiştiniz ki, bir ay kadar ömrün kaldı, o bir ay doldu ama ben ölmedim. Kardeşim, ben senin ne zaman öleceğini bilemem ama şunu biliyorum, ölüm var, bir gün elbette öleceksin. Ölecek adam kavga, niza ile hayatını zehir etmez. Şu andaki hayatından memnun musun dedim. Evet, hiç tartışmamız olmuyor dedi. Haydi, böyle devam edin dedim. İki çocukları oldu, gül gibi geçinip gidiyorlar. Bütün mesele ölümü unutmamak! Ölümü unutunca ne oluyor, unutmayınca ne oluyor; bu açık bir örnek...) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadınların haklarından bahsettiniz. Erkeklerin hakkı yok mu? CEVAP: Erkeğin hanımı üzerinde hakkı daha çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kadının cihadı, kocasıyla iyi geçinmektir.) [Taberani] (Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi] (Kocasının yatağından kaçan kadına, melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari] (Kadının üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin de anasıdır.) [Hâkim] (Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allahü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.) [Taberani] Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peygamber efendimiz, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki: (Hanımına selam söyle, yarı şehid sevabına kavuştuğunu haber ver!) [Şir'a] Günümüzün çalışma şartları ağır, para kazanma çok zordur. İş ahlakı, güzel ahlak, yok gibidir. Erkek çoğu zaman bu şartlar karşısında bunalır, çok sıkıntı çeker. Evine, pestil olmuş şekilde gelir. Yorgundur, sinir sistemi bozuktur. Bunu düzeltmek, sıkıntılarını unutturmak, onu neşelendirmek, ona destek olmak, yardımcı olmak kadına düşer. Bu halde eve gelen koca, haklı olarak hanımından en azından tatlı dil, güler yüz ve ilgi bekler. Bunu da göremezse dengesi iyice bozulur. Sözleri ve hareketleri normal olmaz. Hanıma düşen vazife, bu sayılanları yapamıyorsa hiç olmazsa susup, onu daha fazla üzmemelidir. (Evinde huzuru olmayan, zindandadır) buyuruluyor. Bu kadar sıkıntıda olandan her türlü dengesizlik beklenir. Kadın, bardağı taşıran son damla olmamalı. Aksine, hemen devreye girmeli, onu hoş görmeli, idare etmeli, teselli etmeli. Onun evde olduğu zamanlar ev işiyle meşgul olmayıp, onu neşelendirmeli. O olmadığı zamanlar işini gücünü yapmalı. Kadınlara tavsiyemiz hep şu oluyor: Dışarısı ateş, ahlak namus yok gibidir, kocanıza sahip çıkın, güzel ahlakla, tatlı dille, güzel yemeklerle, evinizin temizliği intizamıyla veya hoşlandığı neyse, o usulle kocanızı evinize bağlayın. O, eve adımını atmak için can atsın. (Yuvayı dişi kuş yapar) derler. (Şeytanlar kâfirlerle değil, Müslümanlarla uğraşıyor) buyuruluyor. Nefsimiz keza, kuduruyor. Neye kuduruyor, tesettüre, namaza niyaza, doğru itikada kudurup duruyor. Şeytan adamlarını sabah salarmış, gece rapor alırmış. Birisi, namazını bozdurdum dermiş, birisi orucunu bozdurdum dermiş, diğeri haram yedirdim dermiş, hepsine tamam dermiş. Bir başkası da, karı ile kocanın arasını bozdum dermiş. Şeytan çok sevinir, aferin der, onu alnından öpermiş, en büyük işi başardın, bu olunca hepsi zamanla bozulur dermiş. Onun için hep tetikte olmalı, şeytana nefse bu fırsatı vermemelidir. İslamiyet, sadece kadına veya erkeğe gelmedi. Sadece anneye, babaya, evlada da gelmedi, herkese geldi. Herkes uymak zorundadır. Kim uyarsa dünyada ve ahirette rahat eder, faydasını görür. Nasıl ki, arabanın bir lastiği patlayınca araba gitmiyorsa, nasıl ki saatin dişlilerinden biri kırılırsa saat çalışmıyorsa, aileden birisinin de yanlışı, eksiği, bütün ailenin huzurunu, düzenini bozabilir. Buna göre herkes dikkat etmeli, haddini ve vazifesini bilmeli, kusurları için özür dileyip, yeni bir sayfa açıp, yeni bir başlangıçla hayata neşeyle devam etmeli. Dinimizde üzmek yasak olduğu gibi, üzülmek de yasaktır. Müslümanı hep hoş görmeli, kusurunu örtmeli, görmezden gelmeli. Bilmediğim bir mazereti vardır diyerek, onu affetmeli. Affeden affedilir, seven sevilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, sünnet namazlar hakkında, özellikle yatsının ilk sünneti hakkında hadis olmadığı için bid'at diyorlar. Doğrusu nedir? CEVAP: Bütün sünnetler hakkında hadis-i şerif vardır. Yatsının ilk sünneti Hanefi'de ve Maliki'de gayri müekked sünnettir. Nimet-i İslam kitabında deniyor ki: Sünnetlere (Nafile) denilmesi, nafile deyiminin daha kapsamlı olmasındandır. Çünkü her sünnet nafiledir. Her nafile, sünnet değildir. Nafileler revatib ve regaib diye ikiye ayrılır. Revatib: Farzlardan önce veya sonra kılınan müekked ve gayr-ı müekked sünnetlerdir. Regaib: Kuşluk ve teheccüd gibi diğer nafile sünnetlerdir. Müekked sünnetler bir kısmı iki, bir kısmı dört rekâttır. İki rekâtlılar: Sabah namazından önce, öğle, akşam ve yatsı namazından sonra kılınan iki rekât sünnetlerdir. Dört rekâtlılar: Öğle ve Cuma namazından önce ve Cuma namazından sonra kılınan dört rekât sünnetlerdir. Gayr-i müekked sünnetler: İkindi ve yatsıdan önce kılınan 4 rekâtlı sünnetlerdir. Öğlenin ve yatsının ikişer rekâttan ibaret olan son sünnetlerini onlara ikişer rekât daha ekleyerek dörder kılmak da mendub sünnetlerdendir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Öğlenin farzından önce ve sonra devamlı olarak dört rekât [nafile] kılana cehennem haram olur.) [Tirmizi, Ebu Davud] Akşam namazının müekked sünneti olan iki rekâttan sonra altı rekât namaz kılmak da mendub sünnettir. Bu mendub sünnete Evvabin denir. Bir hadis-i şerif meali: (Akşam namazından sonra konuşmadan altı rekât daha kılanın elli yıllık [küçük] günahları affolunur.) [Feyz-ül Kadir] İkindinin ilk sünneti, yatsının ilk sünnetinden daha faziletlidir. Hazret-i Aişe validemiz, (Resulullah, yatsının farzından önce dört, farzından sonra da dört rekât kılıp yatarlardı) buyurdu. (Dipnot) Hazret-i İbni Ömer'in, (Resulullah ile beraber, yatsı namazından sonra iki rekât namaz kıldık) diye bildirdiği hadis-i şerifi, yatsının son sünnetini, Hazret-i Abdullah ibni Mugaffelin rivayet ettiği, (Her ezan ve ikamet arasında namaz vardır) hadis-i şerifi de, yatsının ilk sünnetini göstermektedir. (Buhari) Mezahib-i erbaa'da nafile namazlar mezheplere göre şöyle bildiriliyor: Hanefi'de: Farz namaza tabi olan nafileler, ikiye ayrılır: Mesnun ve mendub. Mesnun olanlar: Sabah namazından önce iki, Öğle namazından önce dört, sonra iki, Cuma namazından önce ve sonra dört, Akşam namazından sonra iki, Yatsı namazından sonra iki. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Mendub namazlar: Akşam namazından sonra altı, Yatsı namazından önce dört rekât. Hazret-i Aişe validemiz, (Resulullah, yatsının farzından önce dört, farzından sonra da dört rekât kılıp yatarlardı) buyurdu. Hanbeli'de: Farz namazlara tâbi olan nafileler ikiye ayrılır: Ratibe ve gayr-i ratibe. Ratibeler: Öğlenin farzından önce iki, öğlenin farzından sonra da iki, Akşam namazından sonra iki, Yatsı namazından sonra iki ve sabah namazından önce de iki rekat, Revatibin gayrı ise yirmi tanedir: Öğle namazından önce dört ve sonra dört, İkindi namazından önce dört, Akşam namazından sonra dört, Yatsı namazından sonra da dört rekât. Akşam namazından önce iki rekât kılmak da mubahtır. Şafii'de: Farzlara tabi olan nafile namazları ikiye ayrılır: Müekked, gayri müekked. Müekkedler (Revatib olanlar): Sabah namazının iki rekâtı, Öğle ve Cuma namazından önce iki, Cumadan sonra iki, Akşam namazından sonra iki, Yatsı namazından sonra da iki rekât, bir de vitirdir. Sünnet-i gayri müekkedeler: Öğleden önce ve öğleden sonra iki rekât. Cuma da öğle gibidir. İkindiden önce dört, Akşamdan önce iki rekât. Bu iki rekât, (Her iki ezan arasında bir namaz vardır) hadisinden dolayı kılınır. İki ezandan murat ezan ve ikamettir. Yatsı namazından sonra iki rekât... Maliki'de: Farzlara tabi olan nafileler ikiye ayrılır: Revatib ve diğerleri. Revatib olanlar: Bunların belli bir rekât sayısı yok ise de evla olanı şöyledir: Öğle namazından önce ve sonra dört, İkindi namazından önce dört, Akşam namazından sonra altı rekât... (İki ezan arasında bir namaz vardır) hadis-i şerifine istinaden yatsı namazından önce nafile kılmak müstehabdır. Revatib olmayan nafileler: Sabah namazı iki rekât... Maliki'de yatsı namazından sonra ve vitir namazından önce kılınan bir nafile namaz var. Vitir sünnet-i müekkededir. İki rekât tavaf namazından sonra sünnetlerin en kuvvetlisidir. Görüldüğü gibi, her mezhepte sünnet namazlar vardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Unutulan sünnetler ve farzlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadiste, (Terk edilip, unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana, yüz şehid sevabı verilecektir) buyuruluyor. Günümüzde terk edilen sünnetler hangileridir? Bilirsek başkaları yapmasa da biz yapıp şehid sevabına kavuşuruz. CEVAP: Terk edilen çok sünnet vardır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ümmetim bozulduğu zaman sünnetime sarılana bir şehid sevabı vardır.) [Taberani, Hâkim] Özellikle şu sünnetler daha çok terk ediliyor: Müsafeha etmek, yani sünnete uygun tokalaşmak unutulmuştur. Sakal, sünnet üzere bırakılmıyor. Namazlarda başı örtmeye önem verilmiyor. Abdestte eller ve ayaklar üç defa yıkanmıyor. Parmak araları üç defa hilallenmiyor. Aksıran (Elhamdülillah) demiyor. Başkası, dinde öyle bir şey olmadığı halde, "çok yaşa" diyor. Hâlbuki elhamdülillah demesi sünnet, bunu duyan Müslümanın da (yerhamükellah) demesi farzdır. Yalnız tanıdıklara selam vermek, kıyamet alametidir. Selam sünnete uygun verilmiyor. Bir odada oturulurken, bir kimse o odaya on kere girip, on kere çıksa, her giriş ve çıkışta selam vermesi sünnettir. Bu sünnet de unutulmuştur. Camiye giren, Kur'an okunmuyorsa oradakilere selam vermiyor. Camide selam verilmez sanılıyor. Abdestte kaplama, yani başın tamamı mesh edilmiyor. Maliki ve Hanbeli'de kaplama mesh farz olduğu halde, bu sünnet genelde yapılmıyor. Sadece farzla iktifa ediliyor. Duada eller sünnet üzere açılmıyor. Cenaze namazı olduğu zaman sünnet olan tesbihler terk ediliyor ve âyet-el kürsi okunmuyor. Bir sünneti ihya edene yüz şehid sevabı verildiğine göre, bir farzı ihya edene ne kadar çok sevab verileceği düşünülmeli, bilhassa farzlar hiç ihmal edilmemelidir. Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir: Farzları ve haramları öğrenmek, [Bilmeyen hep günah işler.] Doğru itikada sahip olmak, [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek] Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek, Namaz kılmak ve uşur vermek, Tesettüre riayet etmek, Selam verenin selamını almak, Aksırıp (Elhamdülillah) diyene (Yerhamükellah) demek, Helal kazanıp helalden yiyip içmek, Rızka Allah'ın kefil olduğuna inanmak, Tevekkül ve kanaat etmek, Allahü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak, Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek, Günahlara tevbe etmek, Ana babaya iyilik etmek, Emri maruf yapmak, [Farz-ı kifayedir] Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak, Âleme ibret nazarıyla bakmak, Dilini müstehcen sözlerden korumak, Hiç kimseyi, alaya almamak, Harama bakmamak, Kulağı çalgılardan korumak. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kâinatta tesadüfe yer yoktur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çok kimse, Tanrıdan, Cennetten, Cehennemden bahsediyor. Bugün bilim bunların hurafe olduğunu, bir yaratıcı olmadığını, her şeyin tesadüfen meydana geldiğini, ölünce herkesin toprak olacağını, kimsenin artık dirilemeyeceğini bildiriyor. Zamanla herkes ateist olacak, Tanrıya inanan kalmayacak. Niçin boşuna uğraşılır ki? CEVAP: Her şeyin tesadüfen meydana geldiğini bilim değil, ateist söylüyor. Bilim ise aksini söylüyor. Bir ateist, bırakın bir karınca yaratmayı, bir buğday tanesi, bir arpa tanesi yapamadığı halde, muazzam bir varlık olan insanın kendiliğinden tesadüfen yaratıldığını söylemesi mi hurafe, yoksa gerçek olan mı hurafe? Güneş, ay, yıldızlar, kâinattaki varlıklar kendiliğinden mi oldu? Milyonlarca mahlûk incelenirse, hiçbirinde tesadüfen olması mümkün olmayan, ne harikalar mevcuttur. Mesela, Güneş dünyamıza şimdiki yerinden daha yakın olsa idi, her şey yanar, hayat olmazdı. Tersi olup daha uzak olsaydı bu sefer de soğuktan hayat olmazdı. Bu konuda, www.dinimizislam.com isimli sitemizde detaylı bilgi vardır. Ebedi Cehennem azabına müstahak olmayı düşünmek, ne kadar ahmaklık olur. Peygamber efendimiz diyor ki: (Ahir zamanda herkes dinsiz birer kâfir olacak, bir tek Müslüman kalmayacak. Ondan sonra kıyamet kâfirler üzerine kopacak. Kâfirler Cehennemde sonsuz azap çekecek, Müslümanlar da ebedi olarak Cennette yaşayacak.) Hazret-i Ali, dirilmeye inanmayan bir ateiste diyor ki: (Biz inanıyoruz. Diyelim ki, senin dediğin gibi tekrar dirilmek olmasaydı, inanıp ibadet etmekle bizim hiç zararımız olmazdı. Bizim inancımız doğru olduğu için, sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın.) Ateist ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İslamiyet'e göre ise, o Cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan da, sonsuz nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden elbette, ikincisini seçer. Sonsuz azapta kalmak, bir ihtimal bile olsa, bunu hangi akıl kabul eder? Hâlbuki ahiret hayatı, bir ihtimal değil, apaçık bir gerçektir. Hangi şey tesadüfen yaratılmıştır ki? Kendiliğinden meydana gelmiş bir eser var mıdır? O halde aklı, ilmi olanın, Allah'a ve ahirete inanması gerekir. Yılbaşı ve Noel Sual: Yılbaşı ve Noeli kutlamak caiz midir? CEVAP: Yılbaşı ile Noel farklıdır. Noel, Hıristiyanların dinî bayramıdır. Bunu kutlamak zaruretsiz caiz olmaz. Yeni yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek veya (Yeni yılın kutlu olsun) diyene (seninki de kutlu olsun) demek ise, caizdir. Fakat, bu geceye farklı muamele etmemeli, her gece ne yapılıyorsa onları yapmalı. Mesela bu gece, evi çamla süslememeli, hindi kesip yememelidir. Hele mübarek bir geceymiş gibi mevlid okutmak, sohbetler düzenlemek hiç uygun olmaz. Edebi gözetmek Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah'a kavuşamaz) buyuruyor. Burada Allah'a kavuşmak nedir? CEVAP: Evliya olamaz demektir. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikirden, fikirden [tefekkürden] üstündür. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.12.2007
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
.
Sual: Asr suresinde, (Asra yemin olsun, insan muhakkak zarardadır. Ancak iman edip salih amel işleyenler, bir de hakkı ve sabrı tavsiye edenler zararda değildir) deniyor. Buradaki hak ve sabırdan kasıt nedir? CEVAP: Önce şunu bildirelim. İmam-ı Şafii hazretleri buyuruyor ki: Kur'anda başka hiçbir sure nazil olmasaydı, kısa olan şu Asr suresi bile, insanların dünya ve ahiret saadetlerini temine yeterdi. Çünkü bu sure Kur'an-ı kerimin bütün ilimlerini içine alıyor. Ebu Huzeyfe hazretleri, (Eshab-ı kiram birbirleriyle karşılaşınca Asr suresini okumadan ve selam vermeden ayrılmazlardı) buyuruyor. (Taberani, Beyheki) Bu surede, insanların mutlaka hüsrana [zarara] uğrayacakları bildiriliyor; sonra da, iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler istisna ediliyor. Yani, önce imanın önemi bildiriliyor. Doğru imana sahip olmayan kurtulamaz. Doğru iman, ehl-i sünnet itikadıdır. Sonra da, salih amel işleyenler buyuruluyor. Salih amel, ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği şekilde ibadet etmektir. Dört hak mezhepten birine uymaktır. Hak; dinimizin bildirdiği hakikatler, yani İslamiyet'in tamamıdır. Sabır; ibadet etmekte ve günahtan kaçınmakta sebat sahibi olmaktır. Yani, Allahü teâlânın emirlerini yapmakta ve yasaklarından kaçmakta sabırlı olmaktır. Hakkı ve sabrı tavsiye; emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunmak, bunları yaparken gelecek sıkıntılara, fakirliğe, hastalığa ve her çeşit musibete sabretmektir. Evlilikte yaş farkı Sual: İslam Ahlakı'nda, (Genç kızları, koca kimselere vermemeli. Fesada sebep olur) deniyor. Kızların kendilerinden yaşça büyük olan erkeklerle evlendirilmemesi mi kast ediliyor? CEVAP: Hayır. Bu ifade, genç kızlar ihtiyar erkeklerle evlendirilmemeli, mesela 15-20 yaşındaki genç bir kızla, 60-70 yaşındaki ihtiyar evlendirilirse, fitneye sebep olur demektir. Yoksa, erkeğin kızdan büyük olmasının mahzuru olmaz, hatta iyi olur. Erkeğin olgun ve oturaklı olması tercih edilir. Orta namaz Sual: Kur'anda, (Namazları ve orta namazını kılın) deniyor. Namazları kılın denince bütün namazlar anlaşılmaz mı? Niye orta namaz denmiştir? CEVAP: Orta namaz, ikindi namazıdır. Genelde bu vakitte insanlar gâfil olurlar. Bundan dolayı, geciktirip de, mekruh vakte bırakılmamasına dikkat edilmesi için ikaz ediliyor. Baldız ve yenge Sual: Sadece baldızım ve yengemle beraber cemaatle namaz kılabilir miyim? CEVAP: Baldız ve yenge, dinen yabancı kadındır. Yabancı kadınla halvet haramdır. Yani bir odada yalnız kalınamaz. Onun için onlarla beraber namaz kılmak da caiz olmaz. Ancak cami gibi, mescit gibi herkese açık yerlerde kapısını kilitlemeden, cemaatle namaz kılmak caiz olur. Çünkü böyle yerlerde halvet olmaz.
Sual: Herkese Lazım Olan İman kitabında, (Müctehid olmayan bir Müslüman, bir sahih hadis öğrenip, mezhep imamının buna uymayan hükmünü yapmak kendine ağır [güç] gelirse, bu Müslümanın, dört mezhep arasında, bu hadise uygun ictihad etmiş olan müctehidi arayıp bulması ve bu işini onun mezhebine göre yapması lazımdır) deniyor. Biz hadislere göre amel edebilir miyiz? CEVAP: Bu ifade, hadis-i şerifle amel etmeyi değil, ihtiyaç halinde başka mezhebi taklit etmeyi bildiriyor. Mesela, aç kalıp midyeden başka yiyecek bir şey bulamayan kimse, (Denizden çıkan her hayvan yenir) hadis-i şerifine göre, ictihad eden mezheplerden birini taklit ederek, deniz haşeratını yemesi caiz olur anlamındadır. Yoksa sahih hadis var diye, kendi mezhebine aykırı hareket edemez. Çünkü Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Dört mezhepten birinde olanlar için delil, senet, bulunduğu mezhebin hükmüdür. Çünkü, onlar, Nasstan yani âyet ve hadisten hüküm çıkaramaz. Bunun için, bir mezhebin bir hükmü, Nassa uymuyor gibi görünse de, yine o mezhebe uymak gerekir. Çünkü Nass, ictihad isteyebilir, tevili gerekebilir, nesh edilmiş olabilir. Bunu da ancak müctehid anlar. (Berika) Niyet kalble olur Sual: Niyet sadece kalble mi olur? Dil ile de söylemenin mahzuru olur mu? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Niyet kalble olur. Ağızla niyet etmek bid'attir. Buna, bid'at-i hasene diyenler olmuşsa da, bu bid'at, yalnız sünneti yok etmekle kalmıyor; farzı da yok ediyor. Çünkü, çok kimse, yalnız ağızla niyet ederek, kalble niyet etmiyor. Böylece, namazın farzlarından biri olan kalble niyet yapılmıyor. Niyetsiz namaz kabul olmaz. Hiçbir bid'atte güzellik görmüyorum. İbni Abidin hazretleri de buyuruyor ki: Namaza başlarken niyet etmek farzdır. Niyet yalnız kalble olur. Yalnız ağızla söylemek bid'attir. Kalble niyet edenin, şüpheden, vesveseden kurtulmak için, söz ile de niyet etmesi caiz olur. Ağız ile de niyet etmeye sünnet, müstehab veya bid'at diyen âlimler olmuştur. Sünnet veya bid'at denilen bir şeyi yapmamak gerekir. (Berika, Hadika, İbni Abidin) Ağızla niyet etmek, Şafii'de sünnettir. Beyin ölümü gerçekleşen hasta Sual: Bir kimseye karaciğer, böbrek veya başka organ nakli yapabilmek, yani bir başka hastayı kurtarabilmek için, beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın, makineye bağlı fişini çekip kalbini durdurmak caiz midir? CEVAP: Böyle bir zaruret varsa, beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın fişini çekmek caiz olur; ama sebepsiz yere veya daha fazla acı çekmesin diye, beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın fişini çekmek caiz olmaz. "Helal olsun" demek Sual: Hakkını helal et diyene, "helal olsun" demekle, hakkımız helal edilmiş olmaz mı? CEVAP: Helal olsun demek de olur, mutlaka helal ettim demek gerekmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Evliya menkıbelerini okuduktan sonra, bende bir tasavvuf sevgisi başladı. Ben de bu yolda bir sofi olmak istiyorum. Ne yapmam gerekir? CEVAP: Tasavvuf, İslamiyet'ten ayrı bir yol değildir. İslamiyet'e tam uyan sofi olur. İslamiyet'e uyabilmek için de, ehl-i sünnet itikadını, fıkıh bilgilerini iyi öğrenmek lazımdır. Bu zamanda, gerçek tasavvuf ehli bulmak zordur; ama sahteleri çoktur. Sahtelerine aldanmayıp, hakiki olanların kitaplarını okuyarak, onlardan istifade etmeye çalışmalı. Tasavvufta ince ve nazik edepler vardır. Herkes, bu edebe riayet edemez. Onun için de gerçek derviş azdır. Büyük zatlar buyuruyor ki: Tasavvuf, sıkıntı çekmektir, rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Yani, âşıkın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkasıyla rahat etmemesi gerekir. Maşuk, sevilen demektir, yani Allahü teâlâdır. Derviş, Allahü teâlânın sevgisiyle ve Onun sevgisine kavuşmak arzusuyla yanar. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykuları kaçar, gözyaşları dinmez. Geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah'tan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabreder ve affeder, her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendinde görür. Her nefeste Allah'ı düşünür, gafletle yaşamaz. Kimseyle tartışmaz. Tartışmanın, dostların dostluğunu azaltacağını, düşmanların da düşmanlığını artıracağını bilir. Bir kalbi incitmekten korkar, kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. Derviş olmak isteyen, canını, malını, mülkünü düşünmemeli; her işte Allahü teâlânın rızasını aramalıdır. Dervişe ne iş verilirse, kibirlenmeden, arlanmadan yapar. Tuvalet temizle deseler, ömür boyu temizler. Onda âr, yani utanma olmaz. Yunus Emre bu konuda diyor ki: Ben dervişim diyene, Bu yolda âr hiç olmaz. Derviş olanın gönlü, Çok geniştir, dar olmaz. Derviş gönülsüz olur, Sövene dilsiz olur, Dövene elsiz olur, Kimseden bizar olmaz. Derviş ise bir kişi, Bulunmaz onun eşi, Herkesle dostluk işi, Arada ağyar olmaz. Dervişin yok kimsesi, Yoksulluk sermayesi, Miskinlikten gayrisi, Ona asla yâr olmaz. Er elini almışsa, Ona gönül vermişse, İkrar ile gelmişse, Gayri hiç inkâr olmaz. Yunus gördün sen eri, Bırak başka her piri, Bozma girdiğin yeri, Bunda tarumar olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Kocam, içkili iken namaz kılıyor. Namazı kabul olur mu? Oruç da tutuyor. İçkiyle orucunu açtığı da oluyor. Namazı da, orucu da boşa mı gidiyor? CEVAP: Günah ayrı, ibadet ayrıdır. Yani günah işleyen kimsenin de, ibadetleri sahih olur. Namaz borcundan, oruç borcundan kurtulur. Ahirette niçin namaz kılmadın, oruç tutmadın diye sorguya çekilmez. Niye içki içtin diye sorguya çekilir. İçki içenin kıldığı namazlar sahih olur, fakat kabul olmaz. Kabul olmaz demek, sahih olmaz demek değildir. Sahih ve ihlâslı olan her ibadetin sevabı olur. Namaz borcundan kurtulur; fakat namazdan hâsıl olan büyük sevabların hepsine kavuşamaz demektir. Açık gezen kadının namazı da böyledir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla hâsıl olacak büyük sevabların hepsine kavuşamaz, yani sevabı az olur. Bu sadece içki içen, açık gezen için değil, her çeşit günahı işleyen için de böyledir. Yalan söyleyen, gıybet eden, laf taşıyan kimsenin de namazlarının sevabları azalır. Sahih olmakla kabul olmak ayrı şeydir Sual: Sahih olmakla kabul olmak, aynı mıdır? CEVAP: Sahih olan bir ibadet, kabul olmayabilir. Mesela çaldığı ceketle namaz kılan kimsenin namazı sahihtir, namaz borcundan kurtulur. Fakat sevabı noksan olur. Diğer bütün günahlar da böyledir. Mesela, oruç tutan kimse akşam orucunu içkiyle açsa, orucu yine sahihtir, ama oruçtan hâsıl olan büyük sevabların hepsine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram elbise giyinenin ibadetleri kabul olmaz.) [Bezzar] (Haram cilbab [gömlek] ile kılınan namaz kabul olmaz.) [Bezzar] (Bir lokma haram yiyenin kırk günlük güzel ameli kabul olmaz.) [Deylemi] (Şarap içenin kırk gün namazı kabul olmaz.) [Hakim, İ. Neccar] (Bir bid'at çıkaranın namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tevbesi, farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [İbni Mace] (Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Farz namaz borcu olanın, nafile namazı kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire] (Aile haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa] Buradaki kabul olmaz ifadeleri, sahih olmaz, boşa gider anlamında değildir. Günahlar bu sevabları azaltır, günahın çokluğuna göre, hepsini de yok edebilir. Aklın ermediği şeyler Sual: (İslamiyet'te aklın ermediği şeyler çoktur; ama akla uymayan bir şey yoktur) deniyor. Bir şeye akıl ermezken, nasıl akla uygun olur? CEVAP: Ahiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip beğenmediği şeyler ve Ona ibadet şekilleri, eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akıl ile doğru olarak, bilinebilselerdi, binlerce Peygamberin gönderilmesine gerek kalmazdı. Demek ki insan, doğruyu bulmak için, Peygamberlerin yol göstermesine muhtaçtır. Ahiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğendiği şeyler, akıl ile bilinemez; ama Peygamberler bildirince, bunların selim akla aykırı olmadığı görülür. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Japonya, Kore, Amerika gibi ülkelerde, cuma namazı kılmanın şartları yoksa, cuma namazına gitmek yine şart mıdır? İmam fasık ise yine gitmek gerekir mi? CEVAP: Mazeretsiz üç cumaya gitmemek, münafıklık alametidir. Bir ülkede cuma kılmanın şartları yoksa, yine de cuma günü, cemaate gitmek lazımdır. Sâlih imamın bulunduğu camiye cuma kılmak için mazeretsiz gitmemek, münafıklık alametidir, bir çeşit bölücülük olur. Eskiden cumaları vali kıldırırdı. Vali fasık da olsa, birlik ve beraberliğin bozulmaması için cumaya gitmek gerekirdi. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İmam salih veya facir olsa da, büyük günah işlese de arkasında namaz kılın.) [Ebu Davud] (Ebussuud Efendi hazretleri, bu hadis-i şerifin cuma kıldıran valiler için olduğunu bildirmektedir.) (Büyük günah işleyen imamın arkasında namaz kılın) hadis-i şerifi, fitne çıkmaması için ve emir olan zata itaat içindir. Yoksa büyük günah işleyen, yani içki içen, zina eden, kumar oynayan fasık imamın arkasında namaz kılmak Hanefi'de tahrimen mekruh, Maliki'de sahih değildir. (Halebî) Fasık olan imamların arkasında namaz kılmamalı, başka camiye gitmeli. (Tahtavi, Hindiyye) Fasık, âlim olsa da, imam yapılması tahrimen mekruh olur; çünkü İslamiyet'e uymakta gevşek davranır. Böyle kimseye fasıklığından dolayı, kıymet vermemek vacibdir. İmam yapmak ise, ona saygı göstermek olur. İmam olmasına mani olunamazsa, her namazı başka camide kılmalı. (Merak-ıl-felah) İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Fasık imam arkasında namaz kılınmaz. Cuma namazında fasık imama da uyulur. Ancak bir şehirde birkaç camide cuma namazı kılınıyorsa, cuma namazını da, fasık imam arkasında kılmak mekruh olur. Feth-ul-kadir'de de böyle yazılıdır. (Redd-ül-muhtar) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Vera sahibi [salih] imamla kılınan iki rekât namaz, fasıkla kılınan bin rekâttan daha faziletlidir.) [Ebu Nuaym] Evde kılınan namaz Sual: Kadınların camide mi, yoksa evde mi kıldıkları namaz daha sevabdır? CEVAP: Kadınların evde kıldıkları namaz daha sevabdır. İki hadis-i şerif meali: (Kadınların en hayırlı namazı, evlerinin en dip köşesinde kıldıkları namazdır.) [Taberani] (Kadınların, evinin en mahrem yerinde kıldığı namaz, salonda kıldığı namazdan efdaldir. Salonda kıldığı namaz ise, camide kıldığından efdaldir.) [Ebu Davud, İ. Ahmed] Seferilikte mesafe Sual: Seferilikte üç günlük yol esastır. Bu da 104 km civarındadır. Bu yol, çok engebeli olsa, bu yüzden, 4-5 günde gidilebiliyorsa; fakat yol 104 km'nin altında ise seferi olur mu? CEVAP: Hayır seferi olmaz; çünkü mesafe esastır. Tersine uçakla bir saatte gidilerek, zaman kısalsa da, yine mesafe esas alınır. Hangi araçla ve kaç günde gidilirse gidilsin, 104 km'den az mesafeye giden seferi olamaz. 104 kilometreden uzağa bir saniyede bile gidilse seferi olunur. İdrar kaçırmak Sual: Prostat hastasıyım. İdrar kaçırıyorum. Bu halde iken namaz kılabilir miyim? CEVAP: Evet, özürlü olarak kılınır. Maliki mezhebi taklit edilirse, elde olmadan idrar kaçırmak abdesti bozmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kul hakkı Cennete girmeye manidir
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir kimse Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat üzerinde bir kuruş kul hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. Kul hakkı çok mühimdir. Allahü teâlâ her türlü günahı affedebilir; ama kul hakkıyla gelmeyin buyuruyor. Kul hakkıyla gidenin, işi adalete bırakılır. Adaletin ne şekilde hüküm vereceği belli olmaz. Allah korusun, çok kimse ümitle gider de, hâli perişan olur. Size haksızlık eden, zulmeden, malınızı mülkünüzü gasp eden aslında size iyilik etmiştir. Eyvah onların haline! Sen mazlum, onlar zalim. Alan düşünsün! Ahirette zalim ağlayacak, mazlum gülecek. Zalim verecek, mazlum alacak. Günahı çok olan, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını dağıtsın. Kendisine himmet gelen kimse, yerinde duramaz. Fakirlere verilen sadaka, namazdaki kusurları giderir. Cenab-ı Hak, Ramazan orucunun karşılığı ile iftiraya uğrayan kullarının ecirlerini hesapsız vereceğini vaat ediyor. Merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlânın kereminin sonsuzluğuna bakın ki; mümin kullarının hesaplarını sevab günah tartısıyla ölçmenin yanında; kulun lehine olarak iki kapıyı ardına kadar açık bırakıyor. Hâlbuki sevablarla günahların yazılışlarında bile kulun lehinde hareket edilir. Bunları tespitle görevli melekler, kulun hayırlı bir iş murat edip de, yapamaması halinde bile, sevab yazarken; kötü bir düşünceyi ise, ancak fiile döktükten sonra kayda geçirirler. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri anlatır: Bir defa cihanın süsü ve kâinatın efendisi olan Peygamber efendimizi rüyada görmekle şereflendim. Yan yana uzanmış yatıyorduk. O kadar yakındık ki, mübarek nefesi yüzüme geliyordu. Bu esnada susadım. İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğulları, orada idiler. Resulullah, onlardan su getirmesini emretti. (Yâ Resulallah, onlar benim pîrimin oğullarıdır) diye arz ettim. (Onlar söz dinler) buyurdu. Onlardan biri, kalkıp su getirdi. Kana kana içtim. Sonra, (Yâ Resulallah, İmam-ı Rabbani müceddid-i elf-i sani hakkında ne buyurursunuz?) diye arz ettim. (Ümmetimde onun bir benzeri yoktur) buyurdu. (Yâ Resulallah! Mektubat'ı, mübarek nazarlarınızdan geçti mi?) dedim. (Eğer ondan hatırladığın bir yer varsa oku) buyurdu. Ben de, Allahü teâlâ için, (O, verâ-ül-verâ sonra yine verâ-ül-verâ'dır, yani Allahü teâlâ ötelerin ötesidir. Akıl neyi düşünür ve neyi tasavvur ederse O değildir) yazdığını söyledim. Resulullah efendimiz bunu çok beğendi, (Tekrar oku!) buyurunca, tekrar okudum. Bu ifadeleri çok güzel buldu. Bu hâl epey bir müddet devam etti. Sabah olunca, büyüklerden bir zat erkenden gelip bana, (Ben bu gece rüyamda sizin bir rüya gördüğünüzü gördüm. O rüyayı bana anlatır mısınız?) dedi. Ben de, anlattım. Çok beğenip, hayret etti. Ben gördüğüm bu rüyada, Resulullah efendimizin mübarek nefesinin ve sohbetinin bereketiyle, kendimi tamamen nur ve huzur içinde buldum. Uyanık iken ele geçen şeylerden daha çok bereketli olan bu rüyanın bereketiyle, günlerce acıkmadım ve susamadım. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zayıfım, kilo almak istiyorum. İştah açan, vücuda kuvvet veren gıdalar hangileridir? CEVAP: Bazıları şunlardır: Kavun, karpuz: Baş ağrısını giderir, gözlere kuvvet verir, iştah açar. Greyfurt: Kansere karşı koruyucudur, C vitamini deposudur, iştah açar. Çörekotu: Vücuda kuvvet ve dinçlik verir, iştah açar. Defne: İdrar ve âdet söktürür, iştah açar. Havuç: Görmeyi kuvvetlendirir, kansızlığı giderir, yüz kırışıklıklarını giderir. Tere: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İncir: Enerji verir, kilo almaya çok faydalıdır. Karanfil: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Hazmı kolaylaştırır. İştah açar. Kırmızıbiber: C vitamini çoktur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. İştah açar, sindirimi kolaylaştırır, sinir hastalıklarını yatıştırır, kolesterolü önler. Nohut: Vücudu kuvvetlendirir. Kuru fasulye ve pirinç de, faydalıdır. Soğan, sarımsak: İştah açar. Tarçın: Ruhi sıkıntıları giderir. Kalbi kuvvetlendirir. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Yoğurt: Sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Zencefil, tuz ve baharatlar: İştah açar. Zeytinyağı: En fazla kalori zeytinyağındadır. Hurma: Kansızlığa iyi gelir. Unlu, şekerli ve yağlı gıdalar tercih edilmelidir. Çikolatalı puding: Kilo almaya yarar. Kuru yemişler: Kalori çoktur. "Kâfir olayım" demek Sual: İnandırmak için (Kâfir olayım veya şerefsizim ki, Ali Beyin arabası yok) deniyor. Bu yemin olur mu? CEVAP: Bu hususta iki kavil var: 1- (Ali Beyin arabası yoktur, varsa kâfir olayım) dense, Ali Beyin arabası olsa da, olmasa da, öyle diyen kimse, kâfir olur. Niyetine bakılmaz, yani niyeti geçersizdir. 2- Küfre sebep olan şeyleri, yemin niyetiyle söylerse, kâfir olmaz, yemin etmiş olur. Ama böyle yemin, Müslümanların yemini değildir. Şerefsizim veya şerefsiz olayım demek de çok çirkindir. Müslüman kendine veya başka Müslümana böyle dememelidir. Şerefsiz demek; ahlaksız, namussuz ve haysiyetsiz demektir. Hâlbuki Müslüman, Allah indinde muhterem, aziz, mübarek, kıymetli insan demektir. Kâfiri gıybet etmek Sual: Kâfiri gıybet etmek de haram mıdır? CEVAP: Zimmî kâfiri gıybet etmek haramdır, harbî kâfiri gıybet etmek caizdir. Şimdi dünyada zimmî kâfir yoktur. Bir ihtiyaç olmadıkça, kâfir de olsa gıybet etmemeli, kendini gıybet etmeye alıştırmamalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Camide konuşmak, şakalaşıp, gülüşmek caiz midir? CEVAP: İhtiyaç olmadıkça konuşmamalı ve gülmemelidir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Camide gülmek, kabirde karanlığa maruz kalmaya sebeptir.) [Deylemi] (Ahir zamanda, camide dünya kelamı konuşanlarla beraber olmayın! Allahü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban] (Hayvanların otu yediği gibi, camide konuşmak da sevabları yer, yok eder.) [İ. Gazali] (Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, "Ya Rabbi, bu koku bizi rahatsız ediyor" derler. Hak teâlâ da buyurur ki: "İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.") [Ey Oğul İlmihali] Camiye girince, önce iki rekât tehıyyat-ül-mescid namazı kıldıktan, başka ibadet yaptıktan veya itikâfa niyet ettikten sonra, yavaşça konuşmak caizdir. Farz ile sünnet ve sünnet ile farz arasında da konuşmak, sünnetin sevabını yok eder. Kabir ziyaretinde Sual: Evliya kabrini ziyaret edenler arasında, laubali hareket edenler, orada gülenler, konuşanlar oluyor. Bunlar uygun mu? Geçen gün bir İslam âliminin kabrine gittim. 3-5 kişi oturmuş, güle oynaya sohbet ediyorlardı. Orada sohbet edilmesi uygun mudur? CEVAP: Zaruretsiz konuşmamalı. Oradaki zatın bizi gördüğünü bilmeli. Sağlığında yanındaymışız gibi edebi muhafaza etmeli. Orası sohbet edilecek yer değildir. Edeple dua edip çıkılmalı. Normal kabirlerde bile gülmek uygun değildir. Kabirde gülmek, hadis-i şerifle yasaklanmıştır. Klozeti kullanmak Sual: Klozeti kullanmam rahat oluyor. Normal tuvalet yerine klozeti kullanmak uygun mudur? CEVAP: Rahat taharet alınabiliyorsa, üstümüze necaset sıçratılmıyorsa mahzuru olmaz. Ancak, alaturka denilen normal tuvaleti kullanmak, tıbbi yönden de çok faydalıdır. Necaset kolay temizlenir, üste pislik sıçrama durumu daha azdır. Necaset tam boşaldığı için, idrar kesesi ve bağırsaklar rahat eder, necaset geçtiği yollarda kalmaz, dışarı çıkar. İdrar yolları, kalın bağırsak gibi organlardaki hastalıkların Müslümanlarda neden çok az olduğunu araştıran yabancı tıp adamları, sebebinin klozet kullanmadıklarından dolayı olduğunu tespit etmişlerdir. Özellikle prostat, idrar yolları hastalıkları, erkekler için çok sıkıntı verici, aile saadetini etkileyen hastalıklardır. Ayakta da idrar yapmamalı ve sağlığa en uygun olan yolu seçmeli. "Kirli sakal" Sual: Sünnete uygun sakal bıraksam, fitneye sebep olur. Kirli sakal bıraksam o da bid'at oluyor. Ama ben kirli sakalı çok seviyorum, bana da yakışıyor. Sünnet niyetiyle değil de âdet olduğu için kirli sakal bırakmamın sakıncası olur mu? CEVAP: Âdet olduğu için de olsa, "top sakal", "keçisakalı" ve "kirli sakal" tabir edilen sakal biçimleri mekruhtur. Hele sünnet diye bırakılırsa, bid'at ve haram olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hicri Yılbaşı ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz, miladi 571'de 20 Nisan'a rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke'de doğdu. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine'nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih, Müslümanların Şemsi Yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Hicri [kameri] Yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi, yani bu gece, Müslümanların yılbaşı gecesidir. Yılbaşı gecemiz mübarek olsun! Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruçlu geçirmiş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.) [Müslim] İslamiyet'ten önce Araplar, Muharrem'de harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece haram ay, Muharrem'den bir sonraki ay olurdu. (Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah'ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah'ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti. Kur'an-ı kerimde bildirilen ve dinde kullanılan Arabî ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Bir yıl sonraki hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur; çünkü mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir. İslamiyet'te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela Ocak'ta yapmak, orucu Ramazanda değil de, Şubat'ta tutmak, dini değiştirmek olur. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri de başka günlere almak, dini değiştirmek olur. Allahü teâlâ, (Bu gecelerde yapılan dua ve tevbeleri kabul ederim) buyuruyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört ay, Muharrem, Zilkade, Zilhicce ve Recebdir.) [Tevbe 36] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cumadır.) [Deylemi] (Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Büyü yapmak küfür müdür? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Büyü, küfre en yakın olan haramdır. Büyük günahtır) buyuruyor. İmam-ı Nevevi hazretleri de, (Büyü yaparken, küfre sebep olan kelime ve iş olursa, küfürdür. Böyle bir kelime ve iş olmazsa, büyük günahtır) buyuruyor. Büyü yapmak haramdır. (Büyücü, büyü ile istediğini elbette yapar, büyü muhakkak tesir eder) diye inanmak küfür olur. Allahü teâlâ takdir etmişse, büyü tesir eder, demelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Falcıya, büyücüye inanan Kur'ana inanmamış olur.) [Taberani] (İnsanı helâke sürükleyen şu yedi şeyden sakının: 1- Allah'a şirk koşmak, 2- Sihir yani büyü yapmak, 3- Katillik, 4- Faiz yemek, 5- Yetim malı yemek, 6- Cihadda savaştan kaçmak, 7- Evli ve namuslu bir kadına, zina etti diye iftira etmek.) [Buhari, Müslim] (Büyü yapan, yaptıran ve bunlara inanan, bizden değildir.) [Bezzar] Bir uzvun dörtte biri açılırsa Sual: Namaz kılarken, erkeklerin kolları, dirsekten bilek arasına kadar olan kısmın yarısı açık olsa, namaz mekruh olur mu? CEVAP: Bir uzvun dörtte biri, tamamı hükmündedir. Kol gibi avret olmayan bir uzvun dörtte biri açık olunca namaz mekruh olur. Kadınların kolları da avret olduğu için, bir kolunun dörtte biri açık olursa namazları bozulmuş olur. Abdestte de, başı mesh etmek farzdır. Dörtte biri mesh edilince bu farz yerine gelmiş oluyor. Tamamını mesh etmek ise, sünnet-i müekkededir. Maliki'de yatsı vakti Sual: Maliki'de yatsı namazının son vakti ne zamandır? CEVAP: Maliki'de yatsı namazını şer'i gecenin sonuna [imsak vaktine] kadar kılmak sahih ise de, üçte birinden sonra kılmak günahtır. (S. Ebediyye) Demek ki, zaruretsiz yatsıyı gecenin üçte birinden sonraya bırakmak günahtır. Bir zaruret varsa günah olmaz, imsak vaktine kadar kılınabilir. Gece, akşam ile imsak vakti arasındaki zamandır. Namazda gülmek Sual: Namazda gülmek abdesti bozar mı? CEVAP: Namazda, kendi işitecek kadar gülmek sadece namazı bozar, abdesti bozmaz. Gülümsemek namazı da, abdesti de bozmaz. Kahkahayla gülmek ise, namazı da abdesti de bozar. Şafii mezhebinde ise, kahkahayla gülmek, sadece namazı bozar, abdesti bozmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Guslettikten sonra, menisi gelen erkeğin, tekrar gusletmesi gerekir mi? CEVAP: Dört mezhebe göre de bildirelim: Hanefi'de ve Hanbeli'de; şehvetle yerinden ayrılan meni, herhangi bir sebeple şehvetsiz de çıksa, yine gusletmek gerekir. Bunun için gusletmeden önce, idrar yaparak, meni kalmışsa, çıkarmak gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı, İmam-ı a'zam ile İmam-ı Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fetva da böyledir. İmam-ı Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez. Bir zaruret veya bir ihtiyaç halinde, İmam-ı Ebu Yusuf'un kavli ile amel etmek caiz olur. Mesela, misafirlikte veya soğukta gusletmesi zor olan kimse, rüyada ihtilam olurken uyanıp, hemen tenasül uzvunu tutarak meninin çıkmasını önlese, şehveti geçtikten sonra, meni dışarı çıksa gusül gerekmez. Şafii'de; idrar edilmiş olsa bile, meni gelince tekrar gusletmek gerekir. Çünkü Şafii'de, meni şehvetsiz de çıksa yine gusül gerekir. Maliki'de; idrar etmese bile, gusülden sonra meni gelirse, tekrar gusletmek gerekmez. Çünkü meni şehvetsiz çıkınca, Maliki'de gusül gerekmez. Fakat Maliki'yi taklit eden Hanefi cünüp olunca, kendi mezhebinden çıkmamış olduğu için, gusletmeden önce idrar yolunda kalan meniyi çıkarması gerekir. Elin içiyle dokunmak Sual: Maliki'de, erkeğin elinin neresi nereye değerse abdesti bozar? CEVAP: Kendi ön edep yerine, elinin içiyle veya parmak uçlarıyla çıplak olarak dokunan erkeğin abdesti bozulur. Elinin içi denilince parmak araları anlaşılmaz. Avuç içiyle veya parmakların aralarıyla değil, parmakların iç kısmıyla dokununca bozulur. Elin dışı veya parmak aralarıyla dokunmak bozmaz. Emaneti izinsiz kullanmak Sual: Ev sahibinin, kiracıdan aldığı depozitoyu kullanmasında mahzur var mıdır? CEVAP: Depozito, emanet demektir. Emaneti de izinsiz kullanmak caiz olmaz. Bunun gibi, filancaya götürmek üzere emanet bir kilo elma alan kimsenin, verenin rızası olmadıkça, onları yiyip de, daha kalitelisinden alarak, başka elmaları götürmesi caiz olmaz. Emanete hıyanet etmiş olur. Artığı yiyip içmek Sual: Karşı cinsin artığını yiyip içmek caiz midir? CEVAP: S. Ebediyye'de, (Kadının artığını, yabancı erkeğin içmesi ve erkeğin artığını yabancı kadının içmesi, lezzet alacağı için mekruhtur) deniyor. Mesela, bir bardakla su içip yarısını bırakır, diğer yarısını aynı ortamdaki karşı cinsten biri içerse, lezzet alabileceği için mekruh olur. Bir elmayı ısırıp yiyen kimse, yarısını da o ortamda bulunan karşı cinsten birine verirse, lezzet alma ihtimali olduğu için mekruh olur. Hiç lezzet almasa da yine mekruh olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Tasavvuf ehli müctehid idi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tasavvuf büyüklerinin bir mezhebe bağlanmadıkları, mutlak müctehid oldukları söyleniyor. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Tasavvuf büyüklerinin hiçbiri, dört mezhepten ayrılmamıştır. Dört mezhepten ayrılmak, İslamiyet'ten ayrılmak olur. Tasavvuf büyüklerinin hepsi kemâle gelmeden önce bir fıkıh âliminin mezhebinde idi. Mesela Cüneydi Bağdadi, Süfyan-ı Sevri'nin mezhebinde idi. Abdülkadir-i Geylani, Hanbeli; Ebu Bekri Şibli, Maliki; İmam-ı Rabbani, Hanefi ve Harisi Muhasibi Şafii idi. Zamanla mutlak müctehid olanlar oldu. Mutlak müctehid olanlar, dört mezhebin kurucuları gibi müstakil müctehid değillerdir. Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyastan hüküm çıkaran müctehide müstakil müctehid denir. Müstakil olmayıp, mutlak müctehid olan âlimler, hüküm çıkarmakta, mezhebinin imamını taklit etmezler. Bunlara, müctehid-i müntesib denir, imamının yolunda oldukları için onun mezhebinde olduğu söylenir. Bunlar, mutlak müctehiddir. (El-İntibah) Tasavvuf büyüklerinin çoğu müctehid idi. Gazali, Sevri ve İbrahim bin Edhem böyle idi. (Berika) İmam-ı Gazali ve İmam-ı Rabbani gibi büyük âlimler, mutlak müctehid idi. Mutlak müctehid, mezhep kurucusu gibi müstakil müctehid değildir. Ancak, mezhep imamlarından farklı ictihadları vardır. Tasavvuf ehlinin mezhebi yoktur demek, mezheplerin hepsini bilir, hepsini gözetir, evla olanı, ihtiyatlı olanı yapar demektir. Bilmeden günah işlemek Sual: Bir günahı bilerek işlemek mi, yoksa bilmeden işlemek mi daha günahtır? CEVAP: Öğrenmesi farz olan bir şeyi, bilmemek özür olmaz, günah olur. Bir hadis-i şerif meali: (Aynı günahı işleyen âlime bir, cahile iki günah yazılır. Âlim, yalnız günahın cezasını; cahil ise, hem günahın, hem de o meseleyi öğrenmemenin cezasını çeker.) [Deylemi] Bir de şu durum var. Cahil bir günahı gafletle işler. Âlim ise kasten işleyebilir. Kasten işlemek daha büyük günahtır. Mesela cahil, kendi bahçesine uzanan komşunun meyvesini yese, buna başkasının meyvesini yemek günahı ile birlikte bu meseleyi öğrenmemek günahı yazılır. Fakat âlim bunu yaparsa, kasten haram işlemiş olur. Bunun cezası, cahilin iki günahından daha ağır olur. Bilerek, kasten günah işlemek, günaha önem vermemek anlamı da taşıyabilir. İki hadis-i şerif meali: (Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani] (İlmiyle amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba maruz kalır.) [Beyheki] Demek ki, hem bize lazım olan bilgileri öğrenmemiz, hem de bunlarla amel etmemiz gerekir. Eshabın hepsi evliya idi Sual: Eshabın hepsi evliya ve müctehid mi idi? CEVAP: Evet, Eshab-ı kiramın hepsi derin birer müctehid idi. Tasavvuf marifetlerinde de birer derya idiler. Yani hepsi büyük evliya idi. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullahın mübarek cemalini görmekle ve kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Bu, Peygamber efendimizin mucizelerindendir. Yabancı ülkeye gönderdiği elçiye, bir teveccüh etmekle, o sahabi, o ülkenin lisanını hemen öğrenirdi. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiram için, (Seçilmiş ümmet) tabirini kullandı. Hepsinden razı olduğunu bildirdi. Hepsini Cennete koyacağına söz verdi. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Her kap içindekini sızdırır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnanmak, basit bir olay değildir. Hele, inandıktan sonra imanını devam ettirmek ve imanlı olduğu için uğradığı belalara sabredebilmek çok zordur. Bu, niçin böyledir? Tarih boyunca, insanların çoğu inanmamış; bunlar inanmamakla kalmamış, her türlü imkân ve vasıtalarla inananlara zulmetmeyi kendilerine görev bilmişlerdir. İmam-ı Gazali hazretleri bütün insanları dört gruba ayırıyor: Birincisi, parayı ilah edinenler. Bunların para ve menfaat için yapmayacakları kötülük yoktur. Para için ölür ve öldürürler. İkinci gruptakiler, zalimlerdir, zulmetmekten zevk alırlar. Can yakmak, onların gıdası ve şiarıdır. Üçüncü gruptakiler, bozgunculardır. İnsanların arasını açmak, aralarında laf taşımak, onların arasına fitne sokmak için ömür tüketirler. Dördüncü gruptakiler ise, bu üç gruptan olmayan; bu çirkin ve zemmedilen ahlâkları taşımayan temiz Müslümanlardır. İşte dünya, bütün insanlık tarihi boyunca, insanların büyük çoğunluğunu teşkil eden bu üç grup kötü ahlâklıyla, bir avuç iyinin kavgasına sahne olmaktadır. Bu durum, kıyamete kadar böyle devam edecektir. Allahü teâlânın âdet-i ilahisi budur, böyle yapmakla imanın ve inananların şerefini artırmıştır. İnananları hiç zulme uğratmasa, tam tersine Cennet misali bir hayatla yaşatsaydı, imanlarının nurları zahir olsaydı, o vakit bütün insanlar inanacaktı! Böyle bir iman, ind-i ilahide makbul değildir; zira bu insanlar gayba değil, gördüklerine ve kendi menfaatlerine iman etmiş oluyorlar. Menfaatlerini ilah ediniyorlar. Onun içindir ki, dünyada iyilerle kötüler karıştırılmış; bir arada yaşamaları ve her kap içindekini sızdırarak, bu mücadeleyi vermeleri murat edilmiştir. Bundan dolayıdır ki, Müslümanlık sıkıntı yoludur. En büyük sıkıntıyı, Peygamberler ve Allahü teâlânın sevgili kulları çekmiştir. Mümine iki şey verilmiştir ki; bu yüzden her hâl ve şartta, hiçbir şeye şikâyete hakları yoktur. Birincisi, ehl-i sünnet vel-cemaat itikadı, İkincisi, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu tanıması ve onu sevmesidir. Kim olduğunuza değil, kiminle olduğunuza bakılacaktır. Kişi sevdiğiyle beraberdir. Dünyada en zor iş karar vermektir. Evet denilecek yerde hayır denirse veya hayır denilecek yerde evet denirse, sonu felaket olur. (La ilâhe illallah Muhammedün Resulullah) kelimesinin söylenmesi çok kolay, ecri çok büyüktür. Asırlardır, insanların bir kısmı bu kelimeyi söyletmemek, bir kısmı da, söyleterek onları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmak için öldüler. Söyletmek için ölenler Cennete, söyletmemek için ölenler Cehenneme gittiler. Kalb kırmayın, insanları incitmeyin! Değil müminin, kâfirin bile kalbini incitmeye hakkımız yok. Kalb Allahü teâlânın komşusudur, ev sahibine eziyet edince komşusu da incinir. Kimseyle tartışmayın. Münakaşa dostun dostluğunu giderir, düşmanın düşmanlığını artırır. Müminler dua ederler. Fasıklar ve münafıklar dedikodu ederler. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimi okumak mı, yoksa dinlemek mi daha çok sevabdır? CEVAP: Kur'an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek ise farz-ı kifayedir. Sünnetin sevabı, farzın yanında denizde damla bile değildir. Din kitaplarında bildiriliyor ki: 1- Kur'an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifayedir. İş gören, uyuyan ve camide namaz kılan veya vaaz veren yanında, yüksek sesle, Kur'an-ı kerim okumaya başlamak günahtır. (Redd-ül-muhtar) 2- Camiye girince tehıyyet-ül-mescid olarak, iki rekât namaz kılmak, sünnettir. Kur'an-ı kerim okunuyorsa, sünnet olan bu namaz kılınmaz. Çünkü Kur'an-ı kerimi dinlemek farzdır. Farz-ı kifaye için dahi, sünneti terk etmek evladır. (Eşbah şerhi) 3- Kitap okuyan veya iş yapan yanında Kur'an-ı kerim okumaya başlamak, onlar dinlemezse günah olur. Birinin okuyup, başkalarının sessizce dinlemeleri gerekir. İşi olanların dinlemeden işlerine gitmeleri günah olmaz. Kur'an-ı kerimi dinlemek, farz-ı kifayedir. (Halebî-yi kebir) Farz-ı kifaye, bir kişi onu yapınca, diğerlerinden bu mesuliyet kalkar demektir. Yani bir kişi okunan Kur'an-ı kerimi dinlerse, başkaları dinlemeyip işlerine gidebilir, onlara günah olmaz. Ama orada dururlarsa dinlemeleri gerekir. Kur'an-ı kerim okuyanı dinleyenler varsa, onların farz işlemelerine sebep olduğu için, Kur'an okuyan ayrıca sevaba kavuşur. Fatiha okumak Sual: S. Ebediyye'de, (Farzların 3. ve 4. rekâtlarında Fatiha okumak sünnettir. Vacib diyenler de olmuştur) deniyor. Yani üçüncü veya dördüncü rekâtlarda hiçbir şey okumadan, biraz bekleyip rükû'a eğilsek namaz sahih olur mu? CEVAP: Sünnet dendiğine göre sünneti terk etmek mekruh olur. Vacib diyen âlimlere göre ise, Fatiha okumadan kılınan namazın iadesi vacib olur. İftitah tekbiri Sual: Bir hadis-i şerifte, (Yedi kat yer ve yedi kat gök kâğıt olsa, deryalar mürekkep olsa, bütün ağaçlar kalem olsa, bütün melekler kâtip olsa ve kıyamete kadar yazsalar, yine imam ile alınan iftitah tekbirinin sevabını yazamazlar) buyuruluyor. İftitah tekbirine yetişmek için, imama en son ne zaman uymamız gerekir? CEVAP: İmam Fatiha'yı bitirmeden yetişen, İftitah tekbirine yetişmiş sayılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslamiyet'in emretmediği bir şeyi ibadet olarak, sevab kazanmak niyetiyle yapmak bid'at olduğuna göre, mevlid okumak bid'at değil midir? CEVAP: Hadis-i şerifte, (Beni övmek ibadettir) buyuruluyor. Resulullahı övmek, bid'at değil ibadettir. Mevlid kandilinde, Peygamber efendimizin doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevabdır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da bir yere toplanıp, birbirlerine anlatırlardı. Mevlid okunurken bid'atler işlenmesi, mevlidi ibadet olmaktan çıkarmaz. Bugünkü şekliyle yapılan mevlid cemiyetlerinin çoğu bid'attir. Kadın erkek karışık oluyor, hatta teganni yapılıyor. Mevlide Kur'an-ı kerimden daha çok öncelik tanınabiliyor. Çalgı eşliğinde okuyanlar da var. Bunları ibadet olarak görmek yanlıştır. Bu yanlışlara bid'at denecek yerde, mevlidin aslına bid'at demek yanlış olur. Nitekim devir iskat işine de bid'at diyenler oluyor. Bugünkü yapılış şekli bid'at diye, devir iskat yapmak bid'attir demek uygun olmaz. Mevlide bid'at diyenler, (Bugünkü mevlidlere çok bid'at karıştırılıyor) deseler doğru olur; ama Vehhabiler işin aslını inkâr ediyorlar. Peygamber efendimizin övülmesine tahammül edemiyorlar. "Arap olayım" demek Sual: (Anladıysam Arap olayım) demek küfür olur mu? CEVAP: Bu sözü din düşmanları çıkarmıştır. Arap, güzel demektir; siyah, zenci demek değildir. Bugün Arap denilen kimseler Arap değil, çoğu fellah, kimileri de zencidir. Zengibar'dan, Habeşistan'dan gelenlere de, kasıtlı olarak Arap demişlerdir. Peygamber efendimiz Arap idi. Araplar beyaz, buğday benizli olur. Bilhassa Peygamberimizin sülalesi beyaz ve çok güzel idi. Günümüzde de bu mübarek soydan gelen seyyidler var, hiçbiri zenci değildir. Peygamberimizin vefatında, Eshab-ı kiramın hepsi, sonra da evlatları, İslamiyet'i dünyaya yaymak için, Arabistan'dan çıktı. Asya'nın ötelerine, Afrika'ya, Kıbrıs'a, İstanbul'a, her yere dağıldı. Allah'ın dinini, Onun kullarına tanıtmak için canlarını feda ettiler. Bu geniş topraklar, o mübarek şehitlerle doludur. Sultan II. Abdülhamid Han'ın amirallerinden Eyüp Sabri Paşa, Mirat-ül-haremeyn kitabında, Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur. Bugün, kendilerine Arap denilen kimselerin yanlışlıkları ve sapıklıkları yüzünden Arap kelimesine hakaret etmek yanlış olur. Seyyidler Arap'tır. Genelde, İslamiyet'i kötülemek için Arap kötülenmektedir. İslamiyet'i kötülemek için, dinin emirlerine gericilik denmesi gibidir. Bu oyuna gelmemelidir. Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Ama bazı milletler, diğerlerinden daha faziletli olabilir. Bunun için Peygamber efendimiz, (Müslüman Arab'ı sevmek imandandır) buyuruyor. (İ. Neccar) Ebu Cehil gibi dinsiz Arab'ı sevmemek de, imandandır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadınların örgülü saçlarını abdestte ve gusülde çözmeleri gerekir mi? Maliki'yi veya Şafii'yi taklit edenlerin durumu farklı mıdır? CEVAP: Hanefi mezhebinde şöyledir: Abdestte; örgülerini çözmeden saçlarını mesh edebilir. Sarkan saçlar mesh edilmez. Gusülde; saçları örgülü kadının, yalnız saç diplerini ıslatması farzdır. Örgülü saçın dipleri ıslatılabilirse, örgüyü yıkamak gerekmez. Saç dipleri ıslanmazsa, örgüyü açmak gerektir. Örülmemiş saçların ise, her tarafını da yıkamak farzdır. (Redd-ül muhtar) Maliki mezhebinde şöyledir: Abdestte; örülü saç çözülmez. Sarkan saçlar da mesh edilir. Gusülde; saç dipleri ıslanmazsa, örgüyü açmak gerekir. Örülmemiş saçların her tarafını da yıkamak farzdır. Eğer sık örülü saçın diplerine su gitmezse, çözülüp her tarafını hilallemek farzdır. (El-mukaddemet-ül-izziyye) Şafii mezhebinde şöyledir: Abdestte; örgüyü çözmeden mesheder. Gusülde; örgülü saçı çözüp, arasını ıslatması farzdır. (İslam Ahlakı) Hanbeli mezhebinde şöyledir: Abdestte; örgüyü çözmek gerekmez. Gusülde; saç örgülerini çözmek, cünüplük için sünnet, hayız için farzdır. (Mezahib-i erbea) Zina ve nikâh Sual: Zina edenin nikâhına zararı olur mu? CEVAP: Nikâhına zararı olmaz. Fakat zina en büyük günahlardandır. Bir âyet-i kerime meali: (Zinaya yaklaşmayın! O; hayâsızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur.) [İsra 32] Buradaki yaklaşmayın demek, zinaya götürecek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, namahremleri düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın demektir. Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah indinde, zinadan büyük günah yoktur.) [R. Nasıhin] (Kötülükten korunmak için, nikâhlı yaşayın ve iffetli olun!) [İbni Asakir] (Başkasının karısını kızını ayartan bizden değildir.) [Hâkim, İ. Ahmed] Zina eden namussuzun yakınları da, namussuzluğa düşebilir. İki hadis-i şerif meali: (Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.) [Hâkim, Taberani] (Zina eden, aynı şeye maruz kalır.) [İ. Neccar] (Yakınları da zinaya bulaşır.) "Bayramın mübarek olsun" Sual: Bayramlar, kandil geceleri, cuma günleri zaten mübarek değil mi, niye (Mübarek olsun) deniyor? CEVAP: Evet, mübarektir. Bayramın, kandilin veya cuman mübarek olsun demek, bu günler senin için hayırlara vesile olsun, yaptığın ibadetler makbul olsun, günahların affolsun anlamında çok güzel bir duadır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hazret-i Osman'a niçin zinnureyn deniyor? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Hazret-i Osman, vilayet ve nübüvvet yüklerini taşıdığı için, kendisine zinnureyn [iki nur sahibi] denir. [Resulullahın iki kızıyla evlenmek şerefine kavuştuğu için de, zinnureyn denir.] Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ömer nübüvvet, Hazret-i Ali vilayet yükünü taşımaktadır. (1/251) Bir bakımdan üstünlük Sual: Hazret-i Osman'ın iki nur sahibi olması, ilk iki halifeden üstün olduğunu göstermez mi? CEVAP: Hayır, üstün olduğunu göstermez. İmam-ı Rabbani hazretleri (Bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstünlük değildir) buyurmuştur. Birkaç örnek verelim: Hazret-i Ali'nin, Resulullaha akraba olmak şerefi, büyük bir üstünlüktür. Fakat bu şeref, (Fadl-i külli) yani her bakımdan üstün olmayı göstermez. Bunun gibi, Hazret-i Ali için, (Sen bendensin, ben de sendenim) gibi hadis-i şerifler, akrabalık şerefini göstermektedir. Çünkü Hazret-i Abbas için ve Ebu Leheb'in kızı Dürre için de böyle buyrulmuştur. Böyle sözler, (Fadl-ı cüz'i)yi, yani her bakımdan değil, bir bakımdan üstünlüğü gösterir. (Hamamda bir aslan gördüm) demek gibidir. Hamamda aslan gibi kuvvetli bir insan görmüş olduğunu bildirmektedir. Yoksa dişleri, pençesi ve yelesi aslanınkiler gibi demek değildir. (Kurret-ül ayneyn) Hazret-i Ali, her ne kadar, Hazret-i Ebu Bekir'den başka, herkesten önce Müslüman oldu ise de, o zaman, çocuk olduğu, malsız olduğu için, Resulullahın evinde ve hizmetinde olduğu için, onun önce iman etmesi, başkalarının iman etmesine, ibret almalarına ve kâfirlerin bozguna uğramasına sebep olmadı. Hâlbuki diğer üç halifenin imana gelmeleri, İslam'ı kuvvetlendirdi. İmam-ı Ali ve çocukları, Resulullahın en yakın akrabası ve Resulullahın mübarek kanından oldukları için, Sıddık-i ekberden ve Faruk-ı azamdan daha üstün denilebilir ise de, bu üstünlükleri, her bakımdan üstünlük demek değildir. Her bakımdan, o büyüklerin önünde olmalarını sağlamaz. Hızır aleyhisselamın, Musa aleyhisselama birkaç şey öğretmesine benzer. [Kan bakımından daha yakın olan, daha üstün olsaydı, Hazret-i Abbas, Hazret-i Ali'den daha üstün olurdu. Kan bakımından çok yakın olan Ebu Leheb'de ise, hiçbir şeref ve hiçbir üstünlük yoktur.] Kan bakımından yakın olduğu için, Hazret-i Fatıma, Hazret-i Hatice ile Hazret-i Aişe'den daha üstündür; fakat bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstün olmasını göstermez. Hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre, bu üçü ile birlikte, Hazret-i Meryem ve Hazret-i Asiye, dünya kadınlarının en üstünüdür. (Fatıma, Cennet hatunlarının üstünüdür. Hasan ve Hüseyin de, Cennet gençlerinin yüksekleridir) hadis-i şerifi, bir bakımdan üstünlüğü gösterir. (H.L.O.İman) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İman ile İslam, Mümin ile Müslüman aynı mıdır, ayrı mıdır? CEVAP: İman, sözlükte, bir kimseyi tam doğru sözlü bilmek, ona inanmak, korkusuz olmak demektir. İslam ise, teslim olmak ve kurtulmak demektir. İman, Amentü'de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek, beğenmek ve inandığını dil ile de söylemek demektir. Dinimizdeki hükümlerin tamamına İman ve İslam denir. Hepsi kısaltılarak, Amentü'de altı madde haline getirilmiştir. Amentü'de bildirilenlere inanana Mümin veya Müslüman denir. İman ve İslam birdir. İman sadece inanmak, İslam da uygulamak olsa idi, İslam'ın şartı beş değil dört olurdu. Birinci şart Kelime-i şehadet getirmek yani inanmak, ötekiler ise ameldir. Hepsine birden İslam'ın şartı deniyor. İman edip de diğer dört şartı da yapana, Müslüman deniyor. Amel edilecek, yani kalb ile ve beden ile yapılacak ve sakınılacak şeylere, İslamiyet denir. İman, kalb ile olur. İslam, kalb ve lisan ile birlikte olur. İman kalbe mahsustur. İslam ise, kalbin, lisanın ve bedenin umumuna şamildir. Kalbdeki iman ile kalbdeki İslam birbirlerinin aynıdır. İman muma benzer, dinin emir ve yasakları mum etrafındaki fener gibidir. Mumla birlikte fener de, İslamiyet'tir. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca, iman da yoktur. İman eden, Allahü teâlânın emirlerine teslim olur, yani Müslüman olur. Kısacası, her mümin Müslümandır; her Müslüman, mümindir. İman ve amel bilgilerine İslamiyet denir. Mealden din öğrenmeye kalkan bazı din cahilleri, Hücurat suresinin 14. âyetini yanlış anladıkları için, iman ayrı, İslam ayrı diyorlar. Bu âyet-i kerimede; ganimet hevesiyle Müslüman görünen bazı Bedeviler, sadaka almak için, (Biz iman ettik) dedikleri zaman, onlara, (Hayır siz iman etmediniz, kalben tasdik etmediniz, kılıç korkusundan ve İslam nimetinden faydalanmak için Müslüman göründünüz. İman ettik demeyin, size teslim olduk, boyun eğdik deyin) buyurulduğu bildirilmektedir. Meallerde ise şöyle bildiriliyor: (Bedevîler inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama İslâm olduk deyin.) Bu meal açıklanmazsa iman ile İslam'ın ayrı olduğu zannedilir. İslam olmak, kelime anlamı itibariyle, teslim olmak, boyun eğmek, anlaşmayı kabul etmek demektir. Sadece İslam kelimesinin anlamı bilinse, bu yanlışlığa düşülmez. Nabekâr Sual: Dedem bana nabekâr diye takılıyor. Bu ne demektir? CEVAP: Faydasız, işe yaramaz, serseri, haylaz, avare, işsiz güçsüz gibi anlamları vardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşure Günü ve Gecesinin önemi nedir? CEVAP: Muharrem ayının onuncu günü, yani bugün Aşure Günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure Günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure Günü oldu. Aşure Günü yapılması iyi olan işler: 1- Bugün oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure Günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi] (Aşure Günü oruç tutan o yıl tutamadığı [nafile] oruçlarının sevabına kavuşur.) [Deylemi] (Aşure Günü orucunu, önceki veya sonraki günle birlikte tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ. Ahmed] (Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmalı!) 2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa'nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) 3- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap, [mesela İslam Ahlakı veya Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye] okumalıdır. Ayrıca Kur'an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir'a) 4- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) Bugün, aşure pişirmeyi ibadet sanarak aşure pişirmek, günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevab olur. Bu inceliği iyi anlamalı. 5- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) 6- Çoluk çocuğunu sevindirmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki) 7- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure Günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir'a) [Bu sevablar, itikadı düzgün olan, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir.] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Zulmeti temizlemenin yolu...
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âhir zamanda bütün dünyayı küfrün zulmeti kaplar. Herkes bu havayı teneffüs etmeye mecbur olur. Bu pisliği çıkarmanın, bundan kurtulmanın yolu, birkaç arkadaş bir araya gelince, dinden, imandan, Allahü teâlânın sevgili kullarından bahsetmektir. Böyle yapınca bu pislik çıkar, insan temizlenir, rahatlar. Peygamber efendimiz dört büyük halifeyle mahşerde beraberken, bir grup günahkâr Müslüman karşılarında bulunurlar. Hazret-i Ebu Bekir, (Yâ Rabbi bu günahkâr kulların içinde doğru sözlü olanlar varsa bunları affet) der ve doğru sözlü olan günahkârlar affolur. Sonra Hazret-i Ömer, (Yâ Rabbi bu günahkâr kulların içinde adaletli olanlar varsa bunları affet) der ve adaletli olan günahkârlar affolur. Sonra Hazret-i Osman, (Yâ Rabbi bu günahkâr kulların içinde hayâ sahibi olanlar varsa bunları affet) der ve hayâ sahibi olan günahkârlar affolur. Sonra Hazret-i Ali, (Yâ Rabbi bu günahkâr kulların içinde mert olanlar varsa bunları affet) der ve mert olan günahkârlar affolur. Sonra Peygamber efendimiz, (Yâ Rabbi fakir olan kullarını affet) der ve fakirler dâhil hepsi affolur. Rabia-i Adviyye hazretleri, çok çile çekti. Ama o çileden sonra da evliya oldu. İnsanlar çileyi, üzüntüyü sevmiyor. Hâlbuki ilaç orada! İlacı kimse sevmez. Ama ilaç acı da gelse, kurtulmak için şarttır. Allahü teâlânın en razı olduğu kul, kullarını üzmeyendir. Onlara yük olmayandır. İnsan faziletler sahibi olup, faziletler dilinden dökülüyorsa, hâli bu söylediklerine uymuyorsa, o tehlikelidir. Hem kendi için, hem başkası için! İnsanlar, örnek insan ararlar. Ona kendini benzetmek, onun gibi olmak, onu örnek kabul etmek, ona saygı duymak... Bu, insanın tabiatında vardır. Örnek insan, fedaidir. Feda etmiştir kendisini, insanlar için, dinimiz için... Her bakımdan kendisini feda etmiştir. Artık o, kendisi için yoktur. İnsanlara hizmet için vardır. İşte böyle mübarek insanlar, cünun [delilik] derecesinde kendilerini vakfettiler, hiçbir şey düşünmediler. Yalnız Allahü teâlâyı ve Onun dinini düşündüler. Onun kullarına bu nimeti ulaştırmayı düşündüler. Ancak bu şekilde, İslamiyet bize kadar sağlam olarak geldi. İslamiyet fedakârlık ister, vefakârlık ister, çile ister. Kelime-i tevhid bütündür. Herkes Allah diyor. Kâfirler de, zorda kalınca Allah diyor. Ama Muhammed (aleyhisselam) demiyor. O zaman da iman olmuyor! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Başka bir mezhep hangi hallerde taklit edilir ve telfik nedir? CEVAP: Zaruret olmasa da, bir ihtiyaç olunca, başka bir mezhebi taklit caiz olur. Kendi mezhebine göre yapılamayan bir işi, başka bir mezhep taklit edilerek yapılırken, o mezhebin o konudaki şartlarını da yapabildiği kadarıyla yerine getirmek, yani farz ve müfsitlerine riayet etmek şarttır. Harac [güçlük] olmadan ve şartlarını gözetmeden taklit ederse, buna telfik denir ki, caiz değildir. (Tahtavi) Hanefiler için birkaç örnek: 1- İhtiyaç halinde her konuda taklit caiz olur. Hanefi mezhebinde olanların, harac [güçlük] olunca, mesela doktor ameliyatta, öğrenci imtihanda, güvenlik görevlisi nöbetteyse, kadın emzikli veya istihazalıysa, abdesti bozan özürlerde, hastalıkta yahut abdest ve teyemmüm için zorluk çekenlerin, âmânın, yer altında çalışırken, namaz vaktini anlamakta aciz olanın, canından, malından veya namusundan korkanın, maişetine zarar gelecek olanın, mukimken de, Hanbeli mezhebini taklit edip, iki namazı cem ederek kılmaları caiz olur. 2- Evli karı kocanın, bir kere süt emerek, sütkardeş oldukları meydana çıkınca, diğer 3 mezhepten birini taklit edip, evliliğe devam edebilirler. Diğer 3 mezhepte, 5 kere doya doya emmek gerekir. 3- Annesiyle, kızıyla, kayınvalidesiyle hürmet-i müsahere olunca, Şafii veya Maliki mezhebi taklit edilerek nikâhları yapılır ve evliliklerine devam ederler. 4- Seferde, ihtiyaç olunca, diğer üç mezhepten biri taklit edilerek iki namaz cem edilebilir. 5- Semavi özür halinde, mesela ishalini tutamayan, çıbanından veya yarasından kan akan, ağrıyla gözünden yaş gelen, burnu kanayan, kulağından irin akan, makatından solucan çıkan, idrarını tutamayan, basurundan kan, fistülünden, göbeğinden akıntı çıkan, elde olmadan gaz kaçıran, ağız dolusu kusan kimsenin, abdestinin bozulmaması için Maliki'yi taklit etmesi sahih olur. Şafiiler için birkaç örnek: 1- Hacda, karşı cinse dokununca abdestin bozulmaması için Hanefi'yi taklit caiz olur. 2- Sekiz veya üç sınıf bulunmayınca, Hanefi'yi taklit ederek zekât vermek sahihtir. 3- Bir genç, bir kızı kaçırsa, nikâh için kızın babasının veya velisinin izin vermesi şarttır. Bu mümkün olmayınca, nikâh yapabilmeleri için Hanefi'yi taklit etmeleri caiz olur. 4- Bir doktor, kadın hastaları muayene ederken abdestinin bozulmaması için, muayene esnasında Hanefi veya Maliki mezhebini taklit etmesi caizdir. 5- Kalabalık insanların bulunduğu çarşıda, pazarda, otobüslerde, karşı cinse dokununca abdestin bozulmaması için Hanefi veya Maliki taklit edilebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Musa Carullah, (Fıkıh kitapları yazılırken, ibadetlerde azabı ve sevabı esas tutarak İslamiyet'i sosyal bir din olmaktan mahrum bırakmışlar. Şu çok günah diyecek yerde, ibadetlerin faydalarını, hikmetlerini anlatsalardı, sevab ve azap yerine akıl ve zekâyı koysalardı, İslamiyet sosyal bir din olmaktan mahrum olmazdı) diyor. Bu sözde doğruluk payı yok mu? CEVAP: Musa Carullah reformcudur, dini değiştirmek istiyor. Onun sözünün hiç önemi olmaz. İbadetlerin dünyevi faydalarını, hikmetlerini, Allahü teâlâ kasten bildirmedi. O zaman faydasını anlayıp emri yapınca, Allah'ın emri için değil, o ibadetin faydası için yapılmış olur. Bu da ibadet olmaz. İslamiyet'e uymaya, ibadet etmek denir. Müslümanlar, Allahü teâlâ emrettiği için, vazifeleri olduğu için ibadet eder. İslamiyet'in emirlerinde ve yasaklarında, kulların dünyaları ve ahiretleri için nice faydalar bulunmakla beraber, ibadet ederken Allahü teâlânın emri olduğunu, kulluk vazifesi olduğunu niyet etmek, düşünmek lazımdır. Böyle düşünmeden yapılan iş, ibadet olmaz. Din ile ilişiği olmayan basit bir iş olur. Mesela namaz kılan kimse, Allahü teâlânın emrini yerine getirmeyi ve kulluk vazifesini yapmayı niyet etmeyip, namazın bir jimnastik, beden terbiyesi olduğunu düşünerek kılarsa namazı sahih olmaz. İbadet yapmış olmaz. Spor yapmış olur. Oruç tutanın da, yalnız mideyi dinlendirmeyi, perhiz yapmayı düşünmesi, orucun sahih ve makbul olmamasına sebep olur. İbadetleri âdetten ayırmak için, dünya menfaatlerini yani ibadetlerin ne gibi bize dünya faydası getireceğini düşünmemek şarttır. Allah için ve ahiret menfaati için yapılan şeyler, ibadet olur. Dünya menfaati için yapılan şeyler, âdet sayılır. İbadet etmek, dünya menfaatleri üzerine kurulmaz. Üç âyet-i kerime meali: (Ahiret için çalışanların kazançlarını artırırız. Dünya menfaati için çalışanlara da, [sağlık, para, şöhret gibi] dünya nimetlerini veririz; fakat ahirette bunların eline bir şey geçmez.) [Şura 20] (Menfaatleri ve lezzetleri çabuk geçen, tükenen dünyayı isteyenlerden, dilediğimize, istediğimizi veririz. Ahiret menfaatleri için çalışan müminlerin mükâfatları boldur.) [İsra 18,19] (Yalnız dünya için yaşamak, eğlenmek isteyenlerin çalışmalarının karşılığını, hiçbir şey esirgemeden [sağlık, para, makam, şöhret gibi] bol bol veririz. Bunlara ahirette yalnız Cehennem ateşi vardır. Emekleri hep boşa gider. Yalnız dünya için yaptıkları işlerine, ahirette bir karşılık verilmez.) [Hud15, 16] Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Her iyilik, niyetine göre değerlendirilir.) [Buhari] (Allah'tan başkası için, kim ne işlediyse, karşılığını git ondan iste denilecektir.) [İbni Mace] (Allahü teâlâ, ahiret için yapılan iyiliklere dünyada da mükâfat verir; fakat yalnız dünya için yapılan işlere, ahirette hiç mükâfat vermez.) [F. Bilgiler] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İbadetlerin hikmetleri -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Dinin emir ve yasaklarının ahiretteki faydalarıyla birlikte dünyadaki faydalarını, sosyal iyiliklerini de düşünmek yasak değildir. Hatta bu faydaları, zamanın yeni bilgileriyle açıklayarak anlatmak, din adamlarının vazifesidir. Fakat bu işin yeri, fıkıh kitapları değildir. Çünkü fıkıh ilmi, Müslümanlara dinî vazifelerini öğretir. Usul-i fıkıh da, bu vazifelerin dört ana kaynaktan nasıl çıkarıldığını gösterir. İslamiyet üzerine yürütülecek sosyal düşüncelerin ise Müslümanlardan ziyade, din düşmanlarına karşı bir savunma silahı ve yarış aracı olarak hazırlanması gerekir. İslamiyet'in emir ve yasaklarının, dünyada olan faydalarını ve iyiliklerini Müslümanların da bilmesi elbette faydalıdır. Ancak, Müslümanların yalnız bilmekle kalması lazım olup, ibadetleri dünya faydaları üzerine bina etmek derecesine gelmemelidir. Böyle olursa, ibadetler bozulur. İslamiyet'in istediği vazifelerde, dünya için ne kadar fayda bulunursa bulunsun, bunları yalnız Allahü teâlânın emri olduğu için ve ahirette, azaptan kurtulmak için yapmak lazımdır. Böyle niyet olunca, dünya faydalarının ayrıca düşünülmesi de, zarar vermez. Dinin emir ve yasaklarının dünyadaki faydaları, iyilikleri pek açık olmasına rağmen, Cennet ve Cehenneme inanan, dünya menfaatlerini hatırına bile getirmez. Ahiretteki sonsuz saadetler ve sonsuz felaketler karşısında dünyanın gelip geçici zevk ve acılarının zaten hiç değeri yoktur. İnsanların, sağlam ve rahat, neşeli yaşamaları ve ahirette sonsuz mutluluğa kavuşmaları için Allahü teâlâ, insanlara gerekli bütün nimetleri yarattı. Bunlardan nasıl yararlanacağımızı, nasıl kullanacağımızı, Peygamberleri aracılığıyla gönderdiği kitaplarında bildirdi. Bu bilgilere, din denir. İslamiyet'in koyduğu kurallar, sadece ahirette değil, dünyada da rahat içinde yaşamaya sebep olur. Bir ateist bile, İslam ahlakına uygun yaşarsa, dünyada rahat ve huzur içinde olur. Mesela, bir eczanede yüzlerce ilaç vardır. Her ilacın kutusunda tarifesi vardır. İlacı, tarifeye uygun kullanan, yararını, tarifeye uymayan zararını görür. Yeni bir makine, cihaz imal edilince, içine prospektüsü [tanıtım yazısı, tarifesi] konur. O cihazı yapan, aletin sağlıklı çalışabilmesi için nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilir. İnsanları yoktan yaratan da, onun sağlıklı çalışabilmesi için ne yapması gerektiğini elbette bilir. Kur'an-ı kerimde, (Yaratan hiç bilmez mi?) buyuruluyor. (Mülk 14) İşte, İslam ahlakına uygun yaşayan insan, inanmasa bile Allah'ın yarattığı nimetlerden fayda görür. Branşında uzman olan bilim adamı, incelediği zaman İslamiyet'in o hususta bildirdiği kuralın faydalarını bulur. Yabancı bir bilim adamı diyor ki: (Namazdaki hareketler beden için çok faydalı jimnastik hareketleridir. Gün gelecek, doktorlar bunu reçetelerine yazacaklardır.) İbadet, kul için dünyada ve ahirette fayda, haram da, zarar demektir. Buna rağmen emir ve yasakları fayda ve zarar üzerine bina etmeye çalışmak, Allah'a ve Resulüne yani dine inanmamak hastalığından ileri gelmektedir. Zaten imtihan buradadır. Kim Allah için yapacak, kim nefsi için? Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İtikatta ve amelde mezhep
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İtikatta ve amelde kaç hak mezhep vardır? CEVAP: İtikatta hak fırka tektir. O da, ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Bu fırka, amelde dört hak mezhebe ayrılmıştır. Bunlar, Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli'dir. Her mezhebin içinde müctehidler vardır. Mesela Hanefi'de, İmam-ı azam, İmam-ı Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed gibi. Bunlar Hanefi mezhebinin usul ve kaidelerine aykırı olmadan, farklı ictihadlarda bulunduğu için, Hanefi'den farklı bir mezhep sayılmamıştır. Ehl-i sünnetin iki itikad imamı olan İmam-ı Matüridi ve İmam-ı Eş'ari de, Ehl-i sünnete aykırı olmayan farklı bazı ictihadlarda bulunmuşlardır. Farklı ictihadları, Ehl-i sünnet itikadını zedelemez. Mezhepsizler itikatta mezhebi üçe ayırıp bir de selefiye diye bir şey çıkarmışlardır. Bu selefiyenin, adından başka, selef-i salihin ile hiçbir ilgisi yoktur. Şahsi mülkiyet hakkı Sual: S. Ebediyye'de (Hükümet, millete hizmet için yapacağı bütün masrafları, beyt-ül-mâldan karşılar. Beyt-ül-mâlın gelirleri yoksa veya az olup ihtiyacı karşılayamıyorsa, hükümet yapacağı hizmetlerin karşılığını milletten vergi olarak ister. Milletin bu vergi borçlarını devlete tam vaktinde ödemesi gerekir) deniyor. Mısırlı bir yazar da, (Devlet şahsi mülkiyete el koyabilir. Fazlasını alıp fakirlere taksim edebilir) diyor. İkisi aynı şey değil midir? CEVAP: İkisi farklı şeylerdir. Devletin, yapacağı hizmetler için, milletten vergi alması ayrı, zenginlerin malına el koyup, fakirlere dağıtması ayrı şeylerdir. Mısırlı sosyalist, şahsi mülkiyet hakkını kabul etmiyor, herkes eşit olsun, hiç zengin kalmasın diyor, yani sosyalizmi savunuyor. Hikmet ne demektir? Sual: Hikmet kâfirlerde de bulunsa almalı deniyor. Müslümanlarda olmayan hikmet olur mu hiç? CEVAP: Hikmet, burada fen ve sanat anlamındadır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!) [İbni Asakir, Askeri] (İlim, Çin'de de olsa alın!) [Beyheki] Demek ki, dünyanın en uzak yerinde, hatta kâfirlerde bile olsa, fen ilmini öğrenmek gerekiyor. Kâfire "hacı" demek Sual: Bir Yahudi'ye veya Hristiyan'a hacı demek caiz midir? Bir de, Müslümanlığı kötülemeyen bir Hristiyan'a, İsevi Müslüman denir mi? CEVAP: Hacı, İslam'ın hac şartını eda eden Müslümana denir, gayrimüslime hacı denmez. Müslümana kâfir demek küfür olduğu gibi, gayrimüslime de Müslüman demek küfür olur. Bir insan ya Müslümandır veya kâfirdir. Hem kâfir, hem Müslüman olmaz. Müslüman Hristiyan veya Hristiyan Müslüman olmaz. Hristiyanlar için de, İsevi demek yanlıştır. Şimdi İsevi ve Musevi yoktur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dedem, (İlaçlar bana zarar veriyor) diyerek ilaç kullanmıyor, ölürse ilaç kullanmadığı için günaha girer mi? CEVAP: Yemeyip, içmeyip, açlıktan, susuzluktan ölen, günaha girer. Hâlbuki etkisinin kesin olduğu bilinmediği için, ilaç almayıp ölen, günaha girmez. Etkisi kesin olan ilaç, gıda gibidir. Faydası kesin olan şeyleri kullanmamak günahtır. Ölüm hastası Sual: Ölmek üzere olan hastayı yatağına nasıl yatırmak gerekir? Ölünce yıkanırken nasıl yatırılır? CEVAP: Ölüm hastası, sağ yanı üzere yatırılıp, yüzü kıbleye çevrilir. Böyle yatırmak sünnettir. Ayakları kıbleye doğru, sırt üstü yatırmak da caizdir; fakat başının altına bir şey koymalı. Böylece yüzü kıbleye karşı olur. Bunlar güç olursa, kolayına gelecek şekilde yatırmak da caiz olur. Cenaze, sırtüstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Kıbleye karşı yatırmak sünnettir. Sevab bağışlamak Sual: Bir kimse, bize dua etse, hakkını ve sevablarını bağışlasa, daha sonra da mürted olarak ölse, onun bize bağışladığı sevabları bizden geri alınır mı? CEVAP: Hayır, geri alınmaz. Nafile ibadetlerin tehiri Sual: Gece okuduğum bazı duaları okuyamadığım, teheccüt namazını kılamadığım geceler oluyor. Duaları ertesi günü okusam ve teheccüt namazını da kuşluk vakti kılsam, aynı sevabı alabilir miyim? CEVAP: Tembellik, ihmallik ve başka bir mazeretle vaktinde yapılmayan bu nafile ibadetleri ertesi sabah, öğleye kadar yapan aynı sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir kimse, her gece okuduğu dua ve zikirleri ihmal edip okumadan yatarsa, ertesi günü öğleye kadar okursa, vaktinde okumuş gibi aynı ecir ve sevaba kavuşur.) [Müslim] Erkek doktora gitmek Sual: Bayan doktor varken, kadınların diş, göz, kulak burun boğaz, nisaiye gibi bölümlerde erkek doktora muayene olmaları caiz olur mu? Bir de, nisaiye uzmanı Hristiyan kadın doktor varken, salih bir erkek doktora muayene olmak caiz midir? CEVAP: S. Ebediyye'de (Kadınları, kadın doktora göstermeli. Kadın doktor bulunmazsa ve hastalık tehlikeli veya çok ağrılıysa, nisaiye [kadın hastalıkları] uzmanı olan erkeğe de göstermelidir) deniyor. Nisaiyede, erkek doktoru değil, gayrimüslim de olsa, kadın doktoru tercih etmelidir. Diğer hastalıklarda da, mecbur kalmadıkça erkek doktora gitmemelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birçok muteber kitap var. Bunların hepsini okumak gerekir mi? CEVAP: Çok kitap okumak yerine, doğru olan kitapları çok okumak gerekir. Tercüme kitapların hemen hepsinde yanlışlıklar, şahsi düşünceler bulunmaktadır. Özellikle o dildeki deyimlerin Türkçe'deki karşılıkları bilinmediği için kelime kelime aynen tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor. Mesela, İbni Teymiye çok âlim idi. Fakat ilim ehlince, (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep kıldığı kimse) diye anıldı. Demek ki, sadece ilim yetmiyor. Bir rehberi olmadan ilim öğrenmek, doğru yolu buldurmuyor. Bir başka husus da, 14 asırdır gelen binlerce İslam âliminin on binlerce kitabı var. O zamanların şartlarına ve insanların hallerine göre yazılmıştı. O kitaplarda binlerce kavil var. Hangisine göre amel edecek? Ama müftabih olan kavilleri bildiren kitabı okumak yeter. İlim ehli bir zat, (Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihal'i bin kere okusaydım) demişti. Bu kıymetli kitapta bir Müslüman için lazım olan her bilgi mevcuttur. Emr-i maruf farzdır Sual: İmam-ı Rabbani, (Emr-i maruf ve nehy-i münker Peygamber efendimizin sünnetinden, belki İslamiyet'in vaciblerinden ve farzlarındandır) diyor. Emr-i maruf sünnet mi, vacib mi, farz mı? CEVAP: Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker farzdır. Farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Âl-i İmran 104] Maruf, dinimizin emrettiği, münker ise, yasakladığı yani Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir. Belki kelimesi, her zaman ihtimal anlamında değildir. Bazen, elbette öyle demektir, kesinlik ifade eder. Vacib de, yalnız kullanıldığı zaman genelde farz anlamındadır. Ama mesela, namazın farzları ve vacibleri var denince burada vacib, herkesin bildiği vacibdir. Yukarıda vaciblerinden ve farzlarından deniyor. Bu, şartlarından ve farzlarından demek oluyor. Birbirini kuvvetlendirmek için söylenmiştir. Sünnet de, tek başına kullanılınca İslamiyet anlamına gelir. Mesela, (Sünnetimi terk edene şefaat etmem) demek, Müslüman olmayana şefaat etmem demektir. Yoksa büyük günah işleyenlere de şefaat vardır. Yukarıda emr-i maruf farzı için, Peygamber efendimizin sünnetinden demek, peygamber efendimizin yaptığı farzlardan biridir demektir. Kelimenin tek manasıyla hareket edilirse, yanlış neticeye varılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allahü teâlâ seni biliyor mu?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Veysel Karani hazretlerine, uzak yoldan bir kimse gelip nasihat ister. O da, (Allahü teâlâyı bilir misin?) der. Elbette bilirim diye cevap verir. (Başka bir şeyi bilmene gerek yok) der. Yolcu, uzaktan geldiğini söyleyip, yine nasihat ister, o da (Allahü teâlâ seni biliyor mu?) der. Elbette biliyor diye cevap verir. Veysel Karani hazretleri de, (Başkasının bilmesine gerek yok o zaman) der ve gider. Ruhun dışında, insan ve hayvanın arasındaki fark, Allah sevgisidir. Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, İslam âlimlerini, Evliya-yı kiramı ve bunların kitaplarını tanıdıktan sonra, ihtiyaçtan fazla dünyalıklarla uğraşmak, zenginin, çöplükte uğraşması gibidir Göz başkalarını görür; ama kendini göremez. İnsan büyüklerin kitaplarını okursa, kendini görür ve tanır. O zaman aynanın karşısına geçer ve kendi haline tükürür. Tevbe üç şekilde olur; dil ile, kalb ile ve hâl ile (azalar ile). Kusursuz insan olmaz; onun için, kusurunu bilmek tevbedir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri, yazdığı o kadar kitabın özetini de parmağındaki yüzüğe yazmış: (Kendi aklına uyan pişman olur.) Hazret-i Ömer'in yüzüğünde, (Vaiz olarak ölüm sana yetişir) yazılı idi. Hazret-i Ali de yüzüğüne, (El mülki lillah-Mülk Allah'ındır) yazdırdı. Beden, mal bizim değil, emanettir. Onu hayırlı yerlerde kullanmalı. Allahü teâlâ her şeyin şifasını yaratmıştır. Kalb hastalığının şifası da zikrullahtır. Nefsin tezkiyesi ve iman için kelime-i tevhid yani (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) demek, kalbin temizlenip, günahların affı için, tevbe istiğfar etmek, (Estağfirullah) demek gerekir. Müminin kelamı, taamı ve siması şifadır. Müminin yüzüne muhabbetle bakmak, kalbe şifa verir. Mümin, Allahü teâlânın veli kuludur. Onun sevdiği kuludur. Ona muhabbetle bakmak, ona muhabbetle dua etmek, ona muhabbetle yardım etmek, Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazandırır. Hepimiz bu dünyada bir gaye için yaratıldık. O da Allahü teâlânın rızasını kazanmak. Onun rızasını kazanmak da, onun kullarına iyilik etmekten geçer. Onun kullarına vermekten geçer. Onun kullarının duasını almaktan geçer. Onun kullarını razı eden, Cenab-ı Hakk'ı razı etmiş olur. Allahü teâlânın razı olması için, önce kulların razı olması gerekir. Mesela anne baba, hoca, arkadaş... Yani kimin hakkı varsa, öncelikle onların razı olması lazımdır. Büyüklere zerre kadar benzemek, bütün dünya nimetlerinden, lezzetlerinden daha kıymetlidir. Hediye vermek de sünnettir, almak da sünnettir. Kendi otururken, karşısındakileri ayakta bekleteni Allahü teâlâ sevmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Farz, sünnet ve kaza namazı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de, (Farz namaz ile sünnet namaz birbirinden başka oldukları için, farzı kılarken, sünnete de niyet etmek caiz olmuyor. Yani sünnet sahih olmuyor. Kaza namazı ile sünnet namaz birbirlerinden başka olmadıkları için, kaza kılarken sünnete de niyet etmek sahih oluyor) deniyor. Kaza namazı ile sünnet namaz ne bakımdan aynıdır, farz kılarken niye sünnete de niyet edilmez? CEVAP: Resulullah efendimiz, farzlardan önce veya sonra, bazılarında hem önce hem sonra, nafile namaz kılmıştır. Farzın yanında bir namaz daha kıldığı için, bize de sünnet olmuştur. Yani sünnet olan, farzdan başka ayrıca namaz kılmaktır. Hem farza hem sünnete birlikte niyet edilemez. İkisi farklı namazlardır. Ayrı ayrı kılınır. Nafile namazları için de, kaza namazları için de, belli bir vakit yoktur. Bundan dolayı, nafile olsun kaza olsun, bir vakitte, farz namazdan başka herhangi bir namaz kılınınca, sünnet de yerine gelmiş olur. Ağlamak abdesti ve namazı bozar mı? Sual: Ağlamak abdesti ve namazı bozar mı? CEVAP: Ağlamak abdesti bozmaz. Ancak gözdeki bir ağrı, hastalık sebebiyle gelen gözyaşı abdesti bozar. Ağrı veya üzüntü sebebiyle sesli ağlamak, namazı bozar; fakat sessiz gözyaşıyla ağlamak veya Cenneti, Cehennemi hatırlayarak sesli ağlamak namazı bozmaz. Sünnet için mekruh işlemek Sual: Cemaatle namaz kılmanın yalnız kılmaktan 27 derece daha sevab olduğunu düşünerek, sünneti kılarken cemaate yetişemeyeceğimizi anlarsak, sünnet namazlardaki sünnetleri mesela, Sübhaneke'yi, salli barikleri okumasak, tekbirleri üç yerine bir kere söylesek mahzuru olur mu? CEVAP: Evet, sünnetleri terk etmek mekruh olur. Sünnet sevabı kazanmak için, mekruh işlemek caiz olmaz. Bir işi yaparken sünnet ile mekruh çatışınca, mekruh işlememek için sünnet terk edilir. Cemaatle kılmak sünneti için, Sübhaneke'yi, salli barikleri terk etmek mekruh olur. Bunun gibi cemaate yetişmek için koşmak da mekruhtur. Cemaati kaçırsak bile, koşarak camiye gitmemelidir. Cami içinde de koşmamalıdır. Zammı sureyi unutan Sual: Zammı sureyi okumadığını rükûda veya rükûdan kalkınca hatırlayan ne yapar? CEVAP: Rükûda hatırlayan hemen kalkar, zammı sureyi okuyup tekrar rükûya gider. Secde-i sehv yapması gerekmez. Rükûdan kalkınca veya daha sonra hatırlarsa geri dönmez. Sonunda secde-i sehv yapar. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Deli, ahirette nereye gider? Doğuştan deliyse veya sonradan delirmişse ne olur? CEVAP: Allahü teâlâ, iman ve ibadette kullarından gücü yetmediği şeyleri istememiştir. Bunun için, Müslüman iken deli olan, uykuda iken ölen kimse, bu halinde imanlı olduğunu tasdik etmiyorsa da, Müslümanlığı devam etmektedir. Kâfir iken deliren de, küfrünü ilan etmiyorsa da, önceki küfür hâli devam etmektedir. Doğuştan deli olan Müslüman evladı Cennete gider. Kâfir çocukları için yedi kavil vardır. O kavillerden biri, onlar da Cennete gidecektir. Bir başka kavle göre de, hesaptan sonra toprak olacaktır. Ambalajlı mal Sual: Bazı ürünler, poşet veya paket içinde 1 lira diye satılıyor. Bir lira verip almakta mahzur var mıdır? Yoksa ambalajlı olduğu için, bu alışveriş fasit mi oluyor? CEVAP: Hayır, fasit olmuyor. Poşetiyle, ambalajıyla bir liraya alınıyor. Bunun hiç mahzuru olmaz. Komşunun sarkan meyveleri Sual: Komşunun bahçesindeki ağacın, bizim bahçeye sarkan dallarındaki meyvelerden ve yere düşenlerden yemek caiz olur mu? CEVAP: Caiz olmaz. Ağaçtan herkesin geçtiği sokağa düşmüşse, ceviz gibi çürümeyenleri, sahibinin izin verdiği biliniyorsa, yemek caiz olur. Kiraz gibi çürüyecek meyve ise, sahibinin yasak ettiği bilinmedikçe alıp yenilebilir. Alıp, evine götürmek caiz değildir. Küvette Kur'an okumak Sual: Kaplıcanın su dolu küvetinde, dizle göbek arası örtülü iken, tesbih çekmek ve ezberden Kur'an okumak caiz midir? CEVAP: Erkeğin, o şekilde tesbih çekmesi caiz, Kur'an-ı kerim okuması tenzihen mekruh, kadının o vaziyette Kur'an okuması tahrimen mekruh olur. Cami resmine hakaret Sual: Tam İlmihal'de (Secde edilmeyen yerlerinde canlı resmi bulunan seccade üzerinde namaz kılmak mekruh değildir. Çünkü yere sermek hakarettir) deniyor. Buna göre, Kâbe veya cami resmi olan seccadede namaz kılmak caiz olur mu? CEVAP: Bir resmi yere sermek, ona hakaret olur. Kâbe ve cami resmi olan seccadeyi yere sermek bunlara hakaret olduğu için, üzerlerinde namaz kılmak caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evimde gümüş şekerlik, gümüş ibrik, gümüş tabak gibi 12 kiloyu bulan gümüş kap var. 12 kg gümüş için ne kadar zekât vermek gerekir? CEVAP: İşlenmemiş 12 kilo gümüş için, 300 gram gümüş veya bu değerde altın verilir. İşlenmişse, sanat ve işçilik değeriyle kaç liraysa, o değer üzerinden verilir. Mesela, 12 kg gümüşün, bugün kilosu 500 liradan 6 bin lira ediyorsa, işlenmiş olarak 10 bin liraysa, 6 bin üzerinden değil, 10 bin üzerinden zekâtı verilir. Gümüşün değeri Sual: Altınımız ve paramız yok. Sadece yarım kilo gümüş eşyamız var. Ama piyasa değeri çok pahalı olup, nisabın üzerine çıkıyor. Zekâtını vermemiz gerekir mi? CEVAP: Gümüşün nisabı 672 gramdır. Değeri çok olsa da, ağırlık olarak nisabı bulmadığı için zekâtı verilmez; çünkü gümüş ve altının zekâtı ağırlık olarak ölçülür. Satılıp parası elde olsa idi, nisabı geçtiği için zekât vermek gerekirdi. Hoparlörle namaz Sual: Hoparlörle namaz kıldıran imama uymak caiz mi? CEVAP: Eğer hoparlörden çıkan sese değil de, imama uyulursa mahzuru olmaz. Yani imamı görüyorsa veya göreni görüyorsa yine mahzuru olmaz. İmamı görmüyor, göreni de görmüyorsa, o zaman hoparlörün sesiyle namaz kılınmaz. Bazı kimseler camiden evine hoparlör bağlatmış, evinden imama uyuyor. Bunların namazı hiç sahih olmaz. İkinci bir husus da, imam bid'at ehliyse, zaten ona uymak uygun olmaz. Farz, sünnet ve kaza namazı [28 Ocak tarihli yazımızdaki ilk suali ve cevabını, açıklamalı olarak tekrar yayınlıyoruz.] Sual: Tam İlmihal'de, (Farz namaz ile sünnet namaz birbirinden başka oldukları için, farzı kılarken, sünnete de niyet etmek caiz olmuyor. Yani sünnet sahih olmuyor. Kaza namazı ile sünnet namaz birbirlerinden başka olmadıkları için, kaza kılarken sünnete de niyet etmek sahih oluyor) deniyor. Kaza namazı ile sünnet namaz ne bakımdan aynıdır, vaktin farzını kılarken niye vaktin sünnetine de niyet edilmez? CEVAP: Resulullah efendimiz, farzlardan önce veya sonra, bazılarında hem önce hem sonra, nafile namaz kılmıştır. Farzın yanında bir namaz daha kıldığı için, bize de sünnet olmuştur. Yani sünnet olan, farzdan başka ayrıca namaz kılmaktır. Hem vaktin farzına, hem vaktin sünnetine birlikte niyet edilemez. İkisi farklı namazlardır. Ayrı ayrı kılınır. Nafile namazları için de, kaza namazları için de, belli bir vakit yoktur. Bundan dolayı, nafile olsun kaza olsun, bir vakitte farz namazdan başka, herhangi bir namaz kılınınca, mesela sünnetleri kılarken, kazaya da niyet edilirse, sünnet de yerine gelmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dini tabirleri yerinde kullanmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler Hazret-i Ali için, Ali aleyhisselam diyorlar. Böyle söylemek uygun mudur? CEVAP: Aleyhisselam, ona selam olsun demektir; ama bu tabir Peygamberler için söylenir. Sahabi, âlim ve veli için söylenmez. Söylenirse kavram karışıklığına sebep olur. Hazret-i Ali'ye peygamber diyenler de, Ali aleyhisselam diyorlar. Bunun için Peygamber olmayana aleyhisselam dememelidir. Asırlardır, din kitaplarında böyle bildirilmiştir. Yeni bir şey çıkarmak da uygun olmaz. Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramdandır. Bir erkek sahabi için, radıyallahü anh denir. Bir âlim için, rahmetullahi aleyh denir. Bir veli için, kuddise sirruh denir. Ölmüş bir mümin için de, merhum veya rahmetli denir. Gayrimüslim ölü için bu ifadeleri kullanmak caiz olmaz. Toprağı bol olsun denebilir. Bu deyimleri değiştirmek yanlış olur. Cinsel sapıklıklar Sual: Ateistler, (Müslüman ülkelerde cinsel ilişkiler [zina] günah sayılarak, cinsel duygular baskı altında tutulduğu için, homoseksüellik gibi sapıklıklar ortaya çıkıyor) diyorlar. Gayrimeşru ilişkiler günah olmasaydı acaba bu kadar yaygınlaşma olmaz mıydı? CEVAP: Tam tersine daha da çok olurdu. Allah'tan korkmayanlar bile, toplumdan çekindiği için gayrimeşru ilişkilerden ister istemez uzak kalıyorlar. Batı ülkelerinde cinsel özgürlük vardır. Hiçbir baskı da yoktur. Hatta bazılarında eşcinsel evliliklere dahi kanunla izin veriliyor. Buna rağmen Avrupa, özellikle İngiltere cinsi sapıklarla doludur. Ateistlerin maksadı, cinsel sapıklıklardan rahatsız olduklarını ifade etmek değildir. İslamiyet'e olan düşmanlıklarından dolayı, böyle iddialar ortaya atıyorlar. Hayızlı iken kabir ziyareti Sual: Kadınların, hayızlı iken kabir veya türbe ziyaret etmelerinde bir mahzur var mıdır? CEVAP: Kabir ziyaretini abdestli yapmak müstehab ise de, hayızlı iken ziyaret etmek de caizdir. Büyük zatların, hele kendi hocasının kabrini hayızlı iken ziyaret etmek, edebe aykırı olur. Ziyarete giderken abdestli olmalı, hatta guslederek gitmek çok iyi olur. Kadınlar her gün kabir ziyareti mi yapıyor da, hayızlı iken kabir ziyaretine ihtiyaç duyulsun. Ama bir ihtiyaç olunca, hayızlı iken de ziyaret edilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.01.2008
Allah sevgisi ve Allah korkusu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah sevgisiyle Allah korkusu nasıl olmalıdır? CEVAP: Allah sevgisi, diğer sevgilerden farklı olduğu gibi, Allah korkusu da diğer korkulardan, mesela düşman korkusundan çok farklıdır. Allahü teâlâ bizi yoktan var etmiş, bize sayılamayacak kadar çok nimet vermiştir. Bunların en kıymetlisi olarak da bize hidâyet vermiştir. Dostlarına büyük nimetler verdiği gibi, düşmanlarından da intikam alır ve hiç kimseden de çekinmez. Bu yüzden, Allahü teâlâyı hem sevmek, hem de Ondan korkmak gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Eğer kul, Allahü teâlânın ne kadar affedici olduğunu bilseydi, haram işlemekten çekinmezdi. Azabının da ne kadar şiddetli olduğunu bilseydi, hep ibadet eder, hiç günah işlemezdi.) [Nesefi] Allahü teâlânın istediği gibi Allah'tan korkmaya, takva denir. Takva, Allah'a iman edip, Onu sevmek, Ona kulluk etmek, yani Onun emir ve yasaklarına riâyet etmektir. Düşmandan korkmak, takva olmaz. Düşmana iman edilmez. Düşmanın Cennete ve Cehenneme koyma yetkisi de yoktur. Düşmanın, sadece zarar vermesinden korkulur. Şu halde, iki korku arasında çok fark vardır. Bir âyet-i kerime meali: (Eğer iman etmişseniz, onlardan [düşmanlardan] değil, benden korkun.) [Âl-i İmran 175] Hiçbir ibadet, Allah korkusundan daha tesirli değildir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah korkusu, her hikmetin başıdır.) [Taberani] Allah'tan korkmak, bir zalimden korkmak gibi değildir. Bu korku, saygı ve sevgiyle karışık olan bir korkudur. Âşıkların, mâşuklarına [sevdiklerine] karşı yazdıkları şiirlerde, böyle korku içinde olduklarını bildiren şiirleri az değildir. Mâşukunu [sevgilisini] kendinden pek yüksek bilen bir âşık, kendini o sevgiye layık görmeyerek, hislerini böyle korkuyla anlatmaktadır. Kişi, bilmediği şeyi, gereği gibi sevemez ve ondan gereği gibi korkmaz. Mesela bir bebek parayı, kıymetini bilmediği için yırtabilir. Yılanı da, oyuncak zannedip eline alabilir. Allah'ı iyi tanıyan da, hem Onu çok sever, hem de Ondan çok korkar. Allah'ı en iyi tanıyan Resulullah efendimiz olduğuna göre, en çok korkan da elbette Odur. Bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: (İçinizde, Allah'tan en çok korkan benim.) [Buhari] Resulullahtan sonra Allah'tan en çok korkan, Onun vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleridir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'tan, kulları içinde, ancak âlimler [gereği gibi] korkar.) [Fatır 28] Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları saadete kavuşturan iki kanat gibidir. Allahü teâlâdan korkan mümin, onu çok sever. Bir âyet-i kerime meali: (İman edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır.) [Bekara 165] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hazret-i İbrahim, ateşe atılırken, (Hasbiyallahü ve ni'mel vekil) demiş. Bu ne demektir? CEVAP: (Allah bana yetişir. O, güvenilip dayanılan ne güzel vekil) demektir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Sana hile yapmak isterlerse, Allah sana kâfidir.) [Enfal 62] ([Ey resulüm, senden] yüz çevirirlerse, de ki: "Hasbiyallahü lâ ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabb-ül arşil azîm"=Allah bana kâfidir, Ondan başka ilah yoktur, ben sadece Ona güvenir, Ona dayanırım. O büyük Arş'ın sahibidir.) [Tevbe 129] (Tevekkül edene Allah kâfidir.) [Talak 3] (Allah kuluna kâfi değil mi?) [Zümer 36] (De ki: Hasbiyallahü aleyhi yetevekkel-ül-mütevekkilün=Bana Allah yeter, güvenip dayanacaklar, ancak Ona güvenip dayanırlar.) [Zümer 38] (Allah'a dayan; vekil olarak Allah sana yeter.) [Nisa 81] (Allahü teâlâ, tevekkül edenleri elbette sever.) [Al-i İmran 159] (Müminlere, "Düşmanlarınız, size karşı asker topladı; onlardan sakının" denildiğinde bu, onların imanlarını artırdı ve "Hasbünallahü ve ni'mel vekil" dediler.) [Al-i İmran 173] Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Hasbiyallahü ve ni'mel vekil sözü, her korku için bir emniyettir.) [Deylemi] (Sabah akşam 7 kere, "Hasbiyallahü lâ ilahe illahü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabb-ül arşil azîm" okuyan, dünya ve ahiret sıkıntısından kurtulur.) [İbni Sünni] (Sıkıntılı iken "Hasbünallahü ve ni'mel-vekîl" deyin!) [İbni Mürdeveyh] (Tedbir al, buna rağmen bir işe gücün yetmezse, "Hasbiyallahü ve ni'mel vekîl" de!) [Buhari] (Hasbiyallah, "Allah bana yeter"; hasbünallah ise, "Allah bize yeter, bize kâfidir" demektir.) (Her namazdan sonra, [dua ederken] şu on cümleyi söyleyenin duaları kabul olur: 1- Dinim için Allah bana kâfidir. 2- Dünyam için Allah bana kâfidir. 3- [İki cihan] endişelerim için Allah bana kâfidir. 4- Haset eden için Allah bana kâfidir. 5- Bana haksızlık eden için Allah bana kâfidir. 6- Kötülük etmek isteyen için Allah bana kâfidir. 7- Ölüm anında Allah bana kâfidir. 8- Kabirde Allah bana kâfidir. 9- Mizanda Allah bana kâfidir. 10- Sıratta Allah bana kâfidir. Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah bana kâfidir. Ona tevekkül eder, Ona yalvarırım.) [Nevadir-il Usul, Hâkim-i Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
.Nefsin kadar zararlı olamaz!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir iş yapacağın zaman mutlaka ehline danış. Sakın kendi başına yapma. Kendi başına yaparsan nefsine sormuş olursun, nefs ise kâfirdir. Sorduğun din kardeşin, ne kadar yanlış cevap verirse versin, nefsin kadar yanlış karar veremez, nefsin kadar zararlı olamaz. Nimet ne kadar çok olursa, düşmanı da o kadar çok olur, dolayısıyla Müslümanın düşmanı çoktur. Çünkü elimizdeki nimet çok büyük. Şeytan, içimizde, damarlarımızda dolaşıyor. Kâfir nefs, bir an yalnız bırakmıyor. İşte bu düşmanlar, işe tenkitle başlar. Önce arayı açmaya çalışır, arayı bir açarlarsa araya mesafe koyarlar, bu mesafeyi kapatamazsınız. Sakın bir Müslümanı tenkit etmeyiniz, çünkü başlangıç noktası burasıdır. Her şey yazılmış, anlatılmış. Kitaplarda hepsi var. Hastaya teşhis konmuşsa, bu hasta reçeteyi ve ilaçları almış demektir. Kullanmıyorsa bu ilaçların ona faydası olmaz. İçmek şarttır, ondan sonra şifayı Allahü teâlâdan beklemeli. İşte kitaplarda da her şey yazılıdır. Okunmazsa, uygulanmazsa yarın ahirette kime ne bahane bulunabilir? Ruhun tedavisi için, Allah adamı gereklidir. Vücudun tedavisi için de, doktora gitmek lazımdır. Evde, rastgele kitaplar değil, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin kitapları, nakli esas alan kitaplar bulunmalı. O kitaplarda, yüzlerce Allah adamının sözleri var. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde çok yerde, namazla zekâtı beraber buyuruyor. Zekât mutlaka verilecektir. Verilmezse, ya hırsız alır götürür, ya da bir şekilde elinden çıkar gider. İnsan isyan eder, ama mal isyan etmez. Cami duvarını kirleten, camiye bir şey yapamaz. Ne etmişse kendine eder. Cüzdanlar cepten çıktığı zaman, aşk, muhabbet zirveye çıkar. Cüzdanlar cebe girdiği zaman aşk, muhabbet gizlenir, kenara çekilir. Büyükler bir defa söyler, o söz kıyamete kadar değişmez. İmam-ı Gazali hazretleri, dünya ve ahiret adamını tarif ediyor, buyuruyor ki: Bir memlekette çok meşhur bir saat tamircisi olsa, bu bir başka memlekete gitse, ben çok meşhur bir saat tamircisiyim demez, dese bile kim inanır? Orada kim tanır, tanımayınca da geri memleketine döner. Yine bir memlekette çok meşhur bir saat tamircisi olsa, başka bir memlekete gitse, süslü elbiseler giyip yanına beş on kişi alsa, halk sorar, bu kim? Filan yerdeki çok meşhur saat tamircisiymiş dense, herkes bunu tanır. İşte bu dünya adamıdır, öteki de ahiret adamıdır. Ahiret adamı kendini unutturmaya, dünya adamı kendini tanıtmaya uğraşır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tepsi, şekerlik ve ibrik gibi gümüş eşyalarının toplamı, 1 kg tutan kimse, bunların zekâtını nasıl verir? CEVAP: S. Ebediyye'de deniyor ki: (200 dirhem ağırlığında olan bir gümüş ibrik, sanat, işçilik bakımından 300 dirhem kıymetinde olsa, bunun zekâtı 5 dirhem gümüş verilir. 5 dirhem gümüş kıymetinde altın verilemez. 7.5 dirhem gümüş kıymetinde, altın vermek lazımdır.) Gümüşün nisabı 200 dirhemdir. Bu da 672 gram eder. Eğer gümüş olarak verilecekse, 1 kg gümüş için, 25 gram gümüş verilir. Gümüş verilmeyecekse, 25 gram gümüşün değeri verilmez, 1 kg gümüşün değeri ne kadar tutuyorsa, bunun kırkta biri kadar altın verilir. Mesela bugün, 1 kg gümüş, 600 lira ediyorsa, kırkta biri 15 lira eder; ama zekât olarak, 15 liralık altın verilmez. Bir gümüş eşya; işçilik, sanat ve antika değeriyle birlikte, 6 bin lira ediyorsa, bunun kırkta biri olan 150 lira değerinde altın vermek gerekir. Gümüş olarak verilse idi, 25 gram gümüş vermek gerekirdi. Bu da 15 lira ederdi. Demek ki, gümüş olarak verilince 15 lira eden 25 gram gümüş veriliyor, değeri altın olarak verilince 150 liralık altın vermek gerekiyor. Bir de şu husus var. Bir kimsenin sadece 500 gram gümüşü olsa zekât vermez. Eğer, başka parası veya altını da varsa, hepsi birlikte nisaba katılır. Mesela, 3.000 lira ile 500 gram da gümüşü varsa, gümüşün değeri, hurda gümüş olarak 300 lira olsa da, işçilik ve sanat değeri yönünden 5.000 lira ediyorsa, bu kimsenin 3.000+5.000=8.000 liranın zekâtını vermesi gerekir. "Allah razı olsun" demek Sual: Din kitaplarında, (Haramdan kazanılan bir mal sadaka olarak verilse, bunu bilerek alan, Allah kabul etsin derse kâfir olur; fakat Allah razı olsun denirse küfür olmaz) deniyor. Niye biri küfür de, öteki değil? CEVAP: Haram maldan sevab beklenmez. Yani dinimizde haram malın sevabı olmayacağı bildirilirken, Allah kabul etsin diyerek, dinin emri kabul edilmemiş oluyor. Allah razı olsun demek ise, bu halinden, haram işlediğinden dolayı Allah razı olsun demek değildir. O manada söylenirse, elbette o da küfür olur. Allah seni razı olacağı hale getirsin anlamında bir duadır. Gerektiğinde kâfire böyle dua edilebilir. Yani onun hidâyeti için dua ediliyor. Bu caiz olur. Fakat kâfire, Allah sana rahmet etsin diye dua etmek caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinde kolaylık var, zorluk yok dendiği halde, Peygamberimiz, (Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin) dediği halde, aşağıda birçok zorluklar bildirilmiştir. Bu dinden soğutma ve bir çelişki değil mi? CEVAP: Kolaylık var, zorluk yok demek, (Dinimizin verdiği ruhsatlardan, kolaylıklardan faydalanın) demektir. Yoksa, (Herkes hoşuna giden şeyleri yapsın, hoşlanmadığı şeyleri yapmasın, size güç gelen ibadetleri yapmayın, onları istediğiniz gibi değiştirin) demek değildir. O zaman ortada din kalmaz. Dinde ufak bir değişiklik yapmak dinsizlik olur. Şimdi bahsettiğiniz örnekleri inceleyelim: 1- Meste mesh edilir diye tırnaklardaki ojeye mesh etmek kolaylıktır. İnce naylon çoraplara mesh de kolaylıktır. Ama bunların hiçbirisi caiz değildir. 2- Hanefi'de gusülde ağzın içini yıkamak farzdır. Kolaylık olsun diye ağzın içini yıkamamak kolaylıktır. Ancak gusül sahih olmaz. 3- Abdest almayıp teyemmüm etmek kolaylıktır. Ancak su varken veya su bulma imkânı varken teyemmüm caiz olmaz. 4- Beş vakit namazın hepsini sabahleyin kılmak veya gündüz hiç kılmayıp gece yatarken kılmak, hatta hiç kılmamak daha kolaydır. Ama bu kolaylıklar din değil, dinsizlik olur. 5- Oruçları hep kısa günde tutmak kolay olur. Bir ay Ramazan orucu çok diye, üç gün oruç tutmak da kolaydır. Bir gün oruç tutmak ise daha kolaydır. En kolayı da, hiç oruç tutmamaktır. Ama bunlar dini yıkmak olur. 6- Hacca gitmek zordur. Kâbe Allahın evi olduğu gibi, cami de Allahın evidir diyerek herhangi bir caminin etrafında dönmek daha kolaydır. Ama böyle yapmak dinsizlik olur. 7- Zekâtı kırkta bir değil de, yüzde bir veya binde bir vermek daha kolaydır. En kolayı da hiç vermemektir. Bunlar din değil, dinsizlik olur. 8- Her gün Kur'an okumak zor olur. Kur'an okumak yerine, teybe alıp bunu dinlemek, mezarlığa götürüp teybi açarak ölülere teypten okunan Kur'anı dinletmek kolaylıktır. Ama bunların hiçbiri caiz değildir. 9- Yabancı şehirlere gidince kıbleyi bulmak zordur. Herhangi bir istikamete doğru kılmak kolaydır. Araştırma yapmadan rastgele durmak kolaylık ise de, dine aykırıdır. 10- Her camide cemaatle namaz kılmak zordur. Herkes evine bir kablo çekerek evinden imama uyması kolaylıktır. Hatta Türkiye'de bir yerde namaz kılınıp, radyoyla her evden dinleyerek imama uymak, daha kolaydır. Ama bu kolaylıklar dini kökten yıkmak olur. Şu halde ölçü, keyfimize göre kolaylık değil, dinin emrine uyarak, dinin izin verdiği ölçüde kolaylıklardan faydalanmaktır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.02.2008Darasını almak gerekir mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tuz, hurma kiloyla alınmaz, ölçekle alınması gerekir diyorlar. Bir de, baklava alırken, bana bir kilo baklava ver diyoruz. O da kartonuyla tartıp veriyor. Diyelim, baklavanın kilosu 10 liraysa, 10 lirayı veriyoruz. Yahut 20 lira veriyoruz o bize 10 lira veriyor. Poşetle, kese kâğıdıyla da tartılan gıdalar oluyor. Bazıları, (Böyle alışveriş fasit olur, darasını ayrıca alması gerekir) diyor. Böyle bir şey var mı? Yaptığımız alışveriş sahih olmuyor mu? CEVAP: Böyle alışverişler sahihtir, fasit değildir. Hatta biz bir kilo ver dedik, o da 950 gram verse, yine sahih olur. Çünkü 900 gram veya 1100 gram gıdayla poşeti veya kartonu, 10 liraya almış oluyoruz. Bu, "götürü alışveriş"e giriyor. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Bu iddialar, fıkıh kitaplarını yanlış anlamanın neticesidir. Tuzu, hurmayı da aynı şekilde almanın hiç mahzuru olmaz. Yani bir kilo hurma ver deriz, bu ne kadar deriz, fiyatı neyse onu alır. Bunun hiç mahzuru olmaz. Bir kilo hurmayı "götürü usulü"yle almış oluyoruz. Bir kilo hurma ver desek de, tart desek de fark etmez. Satıcı bir kilodan az veya çok tartsa da, yine fark etmez. Çünkü biz o miktarı satın alıyoruz. Buna ne kadar vereceğiz demeye de, bunu sattın mı demeye de gerek yok. Satıcı şu kadar vereceksin derse veya verdiğimiz paradan belli bir miktar alsa, biz de razı olsak, hiç konuşmasak da alışveriş sahih olmuştur. İhtiyarlık nimeti Sual: Yaşlanan Müslümanlara ahirette sual sorulmayacağı söyleniyor. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Evet, Allahü teâlânın, yaşlı olan salih Müslümanlara ikramı çoktur. 40 yaşına geleni, bazı hastalıklardan emin kılar. 50 yaşına gelenin hesabını hafifletir. 60 yaşına ulaşanı keremiyle rızıklandırır. Hesabı hafif geçer ve şehit olarak ölür. [Eğer bu yaşa kadar hâlâ namaz kılmaz ve günahlar içinde yüzerse, bir mazereti kalmamış demektir. Çok yaşaması onun lehine değil, aleyhine olur.] 70 yaşına geleni, kendisi sever ve meleklerine de sevdirir. Hesabı çok hafif görülür. 80 yaşına gelenin iyiliklerine sevab verir, kötülüklerini affeder, sorguya çekilmeden Cennetine koyar, Cehennemi ona haram eder. 90 yaşına varınca, bütün günahlarını affeder ve kendisini aile halkına şefaatçi kılar. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İleride iyi birisi olur ümidiyle, açıktan günah işleyen biriyle evlenmek uygun mudur? CEVAP: Hayır, evlenmek uygun değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Kızını fasıkla evlendirenin duası ve ibadetleri kabul olmaz), (Fasık erkekle evlenmeye razı olanın, kabrinden kalkarken, alnında, "Allah'ın rahmetinden ümidini kesmiş" yazısı bulunur), (Şefaatime kavuşmak isteyen, kızını fasıkla evlendirmesin!) [Şir'a şerhi] (Fasık, açıktan günah işleyene denir. Mesela namaz kılmayan, tesettüre riayet etmeyen fasıktır. Fasıkla, hele inancı bozuk birisiyle evlenmek hiç doğru değildir.) Bir hadis-i şerif meali: (Bir kızın küfvünü [dengini] bulunca, hemen evlendirin!) [Tirmizi] Kadın, kız küfvüyle, yani dengiyle evlenmelidir. Küfüv, erkeğin soyda, malda, din işlerinde ve şerefte kadına uygun olması demektir; zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Küfüv olmak, erkeğin salih olması, namaz kılması, içki içmemesi, yani İslamiyet'e uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olması demektir. Erkeğin, yalnız zengin veya yalnız tahsilli olmasını isteyenler kızlarını felakete sürüklemiş, Cehenneme atmış olurlar. Evlenmek isteyen, büyüklerle istişare etmeli, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalı, nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunmak için, yalvarmalı. Evlenmeyenin, gözünü haramlardan koruması zor olabilir. Bir hadis-i şerif meali: (Ahiret hususunda size yardımcı olacak, saliha bir eşe sahip olmaya çalışın!) [Tirmizi] Hazret-i Ömer, (İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur) buyurdu. Kötü kadınlar arasına düşerek, nefsine aldanıp haram işlemekten korkan gencin, afif, temiz Müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genç, ilim ve ahlâk edinmek için çalışıp kadınlara ait hayız ve nifas bilgilerini öğrendikten sonra evlenmelidir. Çoluk çocuğuna helalden nafaka kazanmaktan aciz olanın evlenmesi doğru olmaz. Güzel ahlâka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, eşini üzmeyecek olan, evlenmesi ibadetine mani olmayan kimse, evlenirse mahzuru olmaz. İslamiyet'e uyan, dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla evlenmeli. İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalı! İlla da (Malı çok, güzel bir kız olsun) dememeli, mal için, güzellik için iffeti elden kaçırmamalı! Bir hadis-i şerif meali: (Kadın, ya malı için veya güzelliği için yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alın! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim] Nikâhtan önce kızı görmek sünnettir. (Görmeden olan evliliğin sonu, üzüntü ve pişmanlıktır) hadis-i şerifi, nikâhtan önce kızı görmenin önemini bildirmektedir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Niye faydalı olan bid'atlere itiraz edilir ki? CEVAP: Faydalı bid'at olmaz. Hâşâ o zaman, Allahü teâlâ dini eksik göndermiş olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Okul, kitap gibi dinin izin verdiği faydalı şeylere bid'at dememeli, Sünnet-i hasene, yani iyi iş demeli. Bid'atler, faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak gerekir. Hiçbir bid'atte fayda yoktur. Bugün kalbler karardığından, bazı bid'atler güzel görünse de, kıyamette hepsinin zararlı olduğu anlaşılacaktır. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Din adına uydurulan her şey bid'attir, her bid'at sapıklıktır; her sapıklık da Cehenneme götürür.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai] Kur'an-ı kerimde mealen, (Bazı şeyleri faydalı sanıp seversiniz, hâlbuki o şeyler sizin için zararlıdır) buyuruldu. (Bekara 216) Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve şimdiye kadar gelen İslam âlimleri, namazı nasıl kılmışlar, ibadetleri nasıl yapmışlarsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve çıkarmak, dini değiştirmek olur. İbadetlere bid'at sokmakla daha güzel ibadet edilmiş olmaz. (İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir) hadis-i şerifini düşünerek, ibadetlere ilave ve çıkarma yaparak dini değiştirmekten çok sakınmalıdır! Öğleyle ikindiyi cem etmek Sual: Bazen zaruret olunca öğleyi kılamıyorum, ikindi vakti girince ikindiyle birleştiriyorum. İkindiyle birleştirebilmek için nasıl niyet etmem gerekiyor? CEVAP: İkindiyle öğleyi birleştirebilmek için önce, öğleyi vaktinde kılamazsam, asrı evvelde kılarım, asrı evvelde de kılamazsam, asrı sanide ikindiyle cem ederim diye düşünmek gerekir. Sonra da öğleyi meşru bir sebeple öğle vaktinde kılamayınca, İmam-ı a'zam hazretlerinin kavline uyarak asrı evvelde kılmaya çalışmalı, asrı evvelde de kılma imkânı yoksa, o zaman asrı sanide, Hanbeli mezhebi taklit edilerek ikindiyle cem ederek kılınır. Bugünkü öğle namazını cem ederek ikindi namazıyla kılıyorum diye niyet edilir. Akşamı vaktinde kılamayan da, yatsıyla cem edebilmesi için böyle niyet eder. İkindide olduğu gibi yatsıda da iki vakit vardır. Buna İşa-i evvel ve İşa-i sani denir. [İşa, yatsı demektir.] İşa-i sani, işa-i evvelden, Eylülden Mart ayına kadar 10-12 dakika sonradır. Nisanda 12-14, Mayısta 14-18, Haziranda 18-19, Temmuzda 15-19, Ağustosta ise 12-15 dakika sonradır. Hem İmam-ı a'zam hazretlerinin, hem de İmameyn'in kavline uyabilmek için ikindiyi asr-ı sanide, yatsıyı da işa-i sani'de kılmak iyi olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Biri 5, diğeri 8 yaşında iki çocuğum var. Bazen bunlar gidip fırından ekmek alıyorlar. Bunların alışverişi sahih midir? CEVAP: Baliğ olmayan akıllı çocuğun alışverişi, velisinin izin vermesiyle ancak sahih olur. Eğer çocuk akıllı olmamışsa, velisinin izni olsa da, alışveriş etmesi sahih olmaz. (S. Ebediyye) 7 yaşından büyük çocuğa akıllı çocuk denir. Demek ki, 8 yaşındaki çocuğunuz sizin izin vermenizle alışveriş yapabilir. 5 yaşındaki yapamaz. Ancak, diyelim 5 yaşındaki çocuğunuz fırından ekmek alıp getirmişse, siz de razı olmuşsanız o zaman sahih olur. Sual: Bir hayvanın besmeleyle kesilip kesilmediğini bir çocuğa veya içki içen birisine sorsak, o da besmeleyle kesildi dese, o hayvan yenir mi? CEVAP: Evet, yenir. Alışverişte bir fasıkın hatta kâfirin sözü de kabul edilir. Akıllı olan çocuk da, erkek gibidir. Bunlardan biri, bu eti kitaplı kâfir kesti derse, yenmesi helal olur. (Dürr-ül muhtar) Sual: İnançsız bir dayım var. Yanımda da 8 yaşında bir oğlum ve 10 yaşında da bir kızım var. Oğlumla beraber veya oğlum, kızım ve dayımla birlikte İstanbul'dan Trabzon'a gidebilir miyiz? Yahut kızımı dayımla gönderebilir miyim? CEVAP: Kendiniz oğlunuzla veya dayınızla gidemediğiniz gibi, kızınız da dayınızla gidemez. Müslüman bir kadın, dinsiz veya emin olmayan mahremiyle ve baliğ olmamış çocuk, mahremiyle sefere çıkamaz. Baliğa olmamış, gösterişli kız da, kadın gibidir. Yani mahremsiz sefere çıkamaz. (Hadika) Bazı hikmetler Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir: (En sağlam kulp, kelime-i şehadettir. En değerli söz, Allah'ı zikretmektir. En iyi ilim, faydalanılan ilimdir. En iyi zenginlik, gönül zenginliğidir. En iyi azık, takvadır. En iyi iş, farz olan amelleri yapmaktır. En şerefli ölüm şehid olarak ölmektir. En kötü şey, bid'attir. En kötü mazeret, ölüm anındaki mazerettir. En kötü pişmanlık, kıyametteki pişmanlıktır. En kötü kazanç, faizden gelendir. En büyük hata, yalan söylemektir. Kötü şiirler, şeytanın nağmeleridir. Gençlik, bir çeşit deliliktir. Başkalarından ibret almak, saadettir. Allahü teâlâ, affedeni affeder. Öfkesine hâkim olanın mükâfatını verir. Musibete sabredene kaybettiklerini verir. Sabredenin sevabını kat kat fazla verir. Başkasını alaya alanı rezil eder. Her iş neticesiyle değerlendirilir. Gelmesi kesin olan şey [ölüm] yakındır.) [Beyheki, İbni Asakir] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
En kıymetli ve en kötü iki şey
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: En kıymetli iki şey vardır. Bu iki şeyden daha kıymetlisi yoktur. Bunlardan birincisi, Allahü teâlâya iman, diğeri de Onun kullarına faydalı olmak, insanları sevindirmektir. En kötü, yani ondan daha aşağısı olmayan iki şey vardır: Birincisi, Allahü teâlâya şirk koşmak, diğeri de Onun kullarının kalbini kırmaktır. Kâbe'yi yıkmak ne kadar kötü bir şeydir. Bir müminin kalbini kırmak ise, yetmiş kere Kâbe'yi yıkmak gibi günahtır. Kalb kırmanın ne kadar kötü olduğunu buradan anlamalıdır. Mümin müminin kardeşidir. Kim bir mümin kardeşine yardım ederse, Cenab-ı Hak da ona yardım eder. Kim bir mümin kardeşinin ayıbını örterse, Cenab-ı Hak da ahirette onun ayıbını örter. Kim bir mümin kardeşini sevindirirse, Allahü teâlâ da ahirette onu sevindirir. Kim bir müminin hacetini giderirse, Allahü teâlâ da onun ihtiyacını giderir. Büyüklerin yolunun esası, vefalı olmaktır. Herkesin iyi tarafını görüp sevmektir. Birbirimizi sevmemiz, nefsimizi sevmememize bağlıdır. Nefsini seven, arkadaşını, büyükleri ve Allahü teâlâyı sevemez. Çünkü bir kalbde iki sevgi bulunmaz. Müslümanın gözünün nuru, gönlünün süruru namazdır. Dertlerine şifa, sıkıntılarına ferahlık namazdır. Hayatın gayesi, namazdır. Allahü teâlânın huzuruna çıkma vakti [randevu], namazdır. Namaz kılmayan, bu randevuyu bırakıp, kimlerin randevusuna gidiyor! Elhamdülillah, Allahü teâlâya hamd olsun demektir. Namaz kılan günde 40 defa hamd ediyor, zira namazda Fatiha'yı okuyor. Allahü teâlâ namaz kılanı, onca kusuruna, günahına rağmen huzuruna kabul ediyor. Artık o, huzura kabul edilenlerden oluyor. Çok kimseler var ki, onları huzuruna kabul etmiyor. Namaz kılan, ayrıca bunun için çok şükretmelidir. Namaz kılmayan da, bunun için çok düşünmelidir. Sahabe-i kiramdan bir zat, Resulullah efendimize gelerek, (Kazancım bol olmasına rağmen geçim sıkıntısı çekiyorum) diye arz eder. Peygamber efendimiz, (Evinizde namaz kılmayan var mı?) diye sorar. O zat, (Hayır, evde hepimiz namazımızı kılıyoruz. Namaz kılmayan yok) cevabını alınca, Peygamber efendimiz, (Komşularınızda hatta mahallenizde namaz kılmayan var mı?) diye sorar. O zat, (Komşularımızda ve mahallemizde namaz kılmayan yok) der. Peygamber efendimiz, (Bir araştırın, mahallenizden namaz kılmayan birisi geçmiş mi?) buyurunca o kimse, (Araştırdık, mahallemizden namaz kılmayan hiç kimse geçmemiş) der. Peygamber efendimiz, (Bu bereketsizlik namaz kılmamaktandır) buyurunca o zat tekrar araştırır ve (Ya Resulallah, namaz kılmayan birinin cenazesi geçerken, tabutu bizim evin duvarını çizmiş) der, bunun üzerine Peygamber efendimiz, (İşte evinizdeki bereketsizlik bundandır. O duvarı hemen yıkın, yeniden yapın!) buyurur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Niye bazı iyi kimseler dünyada çok sıkıntı çekmiştir? CEVAP: İslam âlimleri buyuruyor ki: Dünya, zevk, lezzet yeri değildir. Esas zevk yeri ahirettir. Dünya ile ahiret, birbirinin tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetler, lezzetler içinde yüzenler, bu nimetlerin şükrünü yapmazlarsa, ahirette çok acı çekerler. Bunun gibi, dünyada tehlikelerden sakındığı, çalıştığı halde, çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşur. Dünyanın ömrü, ahiretin uzunluğu yanında, deniz yanında bir damla kadar bile değildir; hatta sonu olan, sonsuzla mukayese edilemez. Bunun için dostlarına merhamet ederek, sonsuz nimetlere kavuşmaları için, dünyada birkaç gün sıkıntı çektiriyor. Bu sıkıntıları nimet bilmelidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Kimin bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir, o da güzelce sabrederse, kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hâkim] (Allahü teâlâ, bir kulunu severse [daha büyük nimetlere kavuşması için] bardaktan boşanırcasına, üstüne musibet, bela yağdırır.) [İ. Süyuti] Eğer bu kul, gelen belaya sabrederse mükâfatı hesap edilemeyecek kadar çok olur. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Sabredenlerin mükâfatını, yaptıklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96] (Andolsun, sizi biraz korku, biraz açlık, mal, can ve mahsulün eksilmesiyle imtihan edeceğiz. Ey Habibim, sabredenlere [lütfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155] Sıkıntının lezzeti Sual: Sıkıntılardan zevk alan olur mu? CEVAP: İslam âlimleri buyuruyor ki: Belalar, sıkıntılar, cahil için sıkıntı ise de, evliyaya, sevdiklerinden gelen her şey tatlı gelir. Nimetlerden lezzet aldıkları gibi, belalardan da lezzet duyarlar. Hatta bela, sadece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı için daha tatlı gelir. Nimetlerde bu lezzet bulunamaz; çünkü nimetlerde, nefislerinin istekleri de vardır. Bela gelince, nefisleri ağlamakta, inlemektedir. Bu büyükler, belayı nimetten daha çok sever. Bela bunlara, nimetten daha tatlı gelir. Bunların dünyadan aldıkları lezzet, belalardan, musibetlerden gelmektedir. Dünyada dert ve bela olmasaydı, bunların gözünde, dünyanın hiç değeri olmazdı. Dünyanın acı olayları olmasaydı, onu boş, abes görürlerdi. Belaya sabrettikleri için de, büyük nimetlere kavuşacaklardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İhtilafta rahmet olur mu?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) hadisi sahih olamaz; sahih olursa, o zaman ittifak, birlik, gazab-ı ilahiye sebep olmaz mı? CEVAP: Bu hadis-i şerifi İmam-ı Beyheki, İmam-ı Münavi, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemi gibi, sözleri dinde senet olan hadis imamları bildirmişlerdir. Allahü teâlâ, Müslümanların imanda, doğru itikatta birleşmelerini emrediyor. Bu hadis-i şerifte bildirilen ihtilaf, cahillerin, sapıkların değil, sözleri dinde senet olan salih âlimlerin ictihadlarındaki ayrılık demektir. Yani, (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) demek, (Müctehidlerin farklı ictihadları rahmettir) demektir. İmandaki ayrılık gazaba sebep olduğu gibi, ictihadlardaki ayrılıklar da Müslümanlar için birer rahmettir. Müctehid ictihadında hata ederse de, sevab alır. Sevab verilen şey, gazab-ı ilahiye sebep olmaz, rahmete sebep olur. Bir hadis-i şerif meali: (Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse, iki sevab alır.) [Buhari] Başka bir okuyucu da, şöyle diyor: (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) hadisini (Mezhepler rahmettir) diye söylemek uygun olur mu? CEVAP: Oradaki ümmet, müctehid âlimlerdir. İhtilaftan kasdın da, farklı ictihad olduğunu yukarıda bildirdik. Yani o hadis-i şerif, (Müctehidlerin farklı ictihadları rahmet) anlamındadır. Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. İctihad rahmet olunca, onun ictihadların toplamı olan mezhebi de rahmettir. O halde, (Mezhepler rahmettir) demek, gayet uygundur. Sapık olanların yani doğru itikattan ayrılanların, ictihadları da, mezhepleri de bozuktur. Kitap, sünnet ve icma Sual: Din kitaplarında bir hüküm bildirilirken, (Kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir) deniyor. Kitap ve sünnet, başlı başına bir delil değil mi, ne diye üçü birden söyleniyor? CEVAP: Elbette, Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler başlı başına delildir. Ancak farklı teviller yapılmışsa, o âyet-i kerimeyi Resulullah efendimiz nasıl uygulamıştır, müctehidler ona bakar. Mesela namazın beş vakit olduğu kesindir. Ama üç vakit diyenler var. O zaman Resulullah efendimizin uygulamasına bakılır. İcma hangi yönde, ona bakılır. Kur'an-ı kerimde namaz yerine kullanılan salât kelimesi için bazı sapıklar, (Salât, dua demektir. İslamiyet'te, şimdi yapıldığı şekilde bir ibadet yoktur. Allah'ı anan, dua eden, namaz kılmış sayılır) diyorlar. Salât'ın bunların dedikleri gibi olmadığı, günde beş vakit kılınan namaz olduğu sünnetle açıklanmış ve icmayla da uygulandığı gösterilmiştir. Demek ki, Kur'an-ı kerimde bildirilen bir hüküm, Sünnetle ve İcma ile de uygulanarak, farz olduğu inkâr edilemez hale geliyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Maliki'yi taklit daha kolaydır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Diş dolgusu olanın Şafii'yi mi yoksa Maliki'yi mi taklit etmesi daha uygun olur? CEVAP: Maliki mezhebini taklit etmesi daha uygun olur; çünkü daha kolaydır. Şafii'de çok az necaset namaza manidir ve hanımının veya yabancı kadının cildine, şehvetsiz de olsa dokununca, abdest bozulur. Bunlara her zaman riayet etmek zor olur. Maliki'de ise, necaseti temizlemek sünnettir, namaza mani değildir. Bir de, hanımının veya yabancı kadının cildine şehvetsiz dokunsa abdest bozulmaz. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Hanefi mezhebinde olanın, Maliki mezhebini taklit etmesi evladır; çünkü İmam-ı Malik, İmam-ı a'zamın talebesi gibidir. Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki'ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi'de bildirilmemişse, Maliki taklit olunur. Ruhsatlardan faydalanmak Sual: Bir özrü sebebiyle, Şafii mezhebini taklit etmekte iken, daha kolay diye Maliki'yi taklit etmek telfîk yani haram olur diyenler var. Niye haram oluyor ki? CEVAP: Şafii mezhebini taklit etmekte iken, daha kolay diye, Şafii mezhebini taklit etmeyi bırakıp, Maliki mezhebini taklit etmeye başlamak bir ruhsattır, çok iyi olur. O kimselerin, bu ruhsata haram demeleri, ilmî değildir, indîdir ve tamamen taassuba dayanmaktadır; çünkü ruhsata karşı çıkmak günahtır. Üç hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, emrettiği şeyleri yapmanızı sevdiği gibi, ruhsat, izin verdiği şeyleri yapmanızı da sever.) [Beyheki] (Allahü teâlânın size verdiği kolaylık ve ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari] (Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat Dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani] Telfik; kendi mezhebinde caiz değilken, bir ihtiyaç, bir harac [güçlük] olmadan ve şartlarına riayet etmeden, başka mezhepte caiz olan hükümlerle amel etmek demektir. Telfik haramdır, söz birliğiyle batıldır. Demek ki telfik, bir ihtiyaç yok iken, başka bir mezhebin, o konudaki şartlarını gözetmeden, o mezhepteki kolay hükümlerle amel etmesi demektir. Şafii mezhebini taklit ederken, Maliki'yi taklide başlayan, Maliki'nin bildirdiği bütün şartlara uymakta ve bir ihtiyaç için o mezhebi taklit etmektedir. Bunun telfikle zerre kadar ilgisi yoktur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i İsa niçin gelecek?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kıyamete yakın Hazret-i İsa gökten niye inecek? CEVAP: 124 binden fazla Peygamberin en büyükleri Muhammed aleyhisselama tâbi olmayı istemiştir. Hakiki İncil'de Muhammed aleyhisselamın üstünlüklerini gören Hazret-i İsa, onun ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve duası kabul edildi. Allahü teâlâ, Onu diri olarak, göğe yükseltti. Kıyamete yakın, Muhammed aleyhisselamın ümmeti olmak için yeryüzüne inecek, onun dinine uyacak ve onu yayacak, bozuk olan Hıristiyanlığı ve Yahudiliği kaldıracaktır. (H.L.O. İman) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ruhum yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem'in oğlu İsa, adil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz eti yemeyi yasaklayacak], İslam'dan başka bir dini kabul etmeyecektir.) [Buhari] Kitab-ül-vefa fi-fedail-il-Mustafa kitabında da şöyle yazıyor: Bir gün Ka'bül-Ahbar, bir Yahudi âliminin ağladığını gördü. (Niçin ağlıyorsun?) diye sordu. Yahudi âlim söylemedi. Ka'b, (İstersen seni ağlatan şeyleri sana söyleyeyim) dedi. Yahudi âliminin, (söyle) demesi üzerine, şöyle dedi: (Musa aleyhisselam Tevrat'tan okuyarak; "Yâ Rabbi! Ben bir ümmet gördüm ki, onlar ümmetlerin hayırlısıdır. İman etmeleri için insanlara emr-i maruf ve nehy-i münker yaparlar. İlk ve son kitaba inanırlar. Deccal ile savaşırlar. Bunları bana ümmet eyle" dedi. Allahü teâlâ, "Yâ Musa, Onlar Ahmed'in ümmetidir" buyurdu.) Bunları dinleyen Yahudi âlimi, (Doğru söyledin yâ Ka'b) diyerek, onu tasdik etti. Ka'b dedi ki: (Musa aleyhisselam, "Yâ Rabbi, o ümmet, çok hamd eder. Bir iş yapmak isteyince inşallah derler. Onları bana ümmet eyle" dedi. Allahü teâlâ, "Yâ Musa, Onlar Ahmed'in ümmetidir" buyurdu.) Yahudi âlimi, (Doğru söyledin ya Ka'b) dedi. Yine Ka'b şöyle devam etti: (Musa aleyhisselam Tevrat'a bakıp, "Yâ Rabbi, ben bir ümmet görüyorum ki, onlar yükseğe çıksa tekbir getirirler, alçak yere inseler hamd ederler. Onlar için yeryüzünün toprağı temiz kılındı. O toprakla necasetten ve hadesten, cünüplükten, suyla temizlendikleri gibi temizlenirler. Yeryüzü onların mescitleridir. Yani, nerede dilerlerse, orada ibadet ederler. Onları bana ümmet eyle" dedi. Allahü teâlâ, "Yâ Musa, Onlar Ahmed'in ümmetidir" buyurdu.) Yahudi âlimi, (Doğru söylüyorsun ey Ka'b) dedi. Yine şöyle anlattı: (Musa aleyhisselam, Tevrat'ta görerek, "Yâ Rabbi, bir ümmet ki, onların Mushafları kalblerindedir. Namaz kılarken melekler gibi saf tutarlar. Mescitlerinde bal arısı gibi sesleri işitilir. Onlardan pek azı Cehenneme gider. Onları bana ümmet eyle" diye arz edince, Allahü teâlâ, "Yâ Musa, Onlar Ahmed'in ümmetidir" buyurdu.) Yahudi âlimi, (Doğru söyledin yâ Ka'b) dedi. Musa aleyhisselam, Muhammed aleyhisselamın ümmetine verilen hayırları görünce, Onun ümmetinden olmak istedi. Allahü teâlâ onu teselli etti. (Şevahid-ün-nübüvve) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müslüman Allah'ın sevgili kulu olduğuna göre, niye Allah sevdiği kuluna dert bela veriyor? CEVAP: Bu sualin birkaç cevabı vardır, birisi şöyledir: Bu dünya, imtihan yeridir. Burada hak ile batıl, haklı ile haksız karışıktır. Sıkıntılar belalar, Müslümanlara değil de, yalnız gayrimüslimlere verilseydi, hak ile batıl ayrılır, belli olurdu. İmtihanın anlamı kalmazdı. Hâlbuki gayba iman etmek gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dünyanın ve ahiretin bütün saadetleri, görmeden inanmaya bağlıdır. Dostlarını mihnet ve bela içinde göstererek, düşmanlarının gözünden sakladı. Allahü teâlâ her şeye kadirdir. Dostlarına hem dünyada, hem de ahirette rahatlık verebilir; fakat âdeti böyle değildir. Kudretini, hikmeti ve âdeti altına gizlemeyi sever. İşlerini, yaratmasını, sebepler altında gizlemiştir. O halde, dünya ahiretin aksi olduğundan, dostların, ahiret nimetlerine kavuşmak için, dünyada sıkıntı çekmeleri gerekir. Müslümanlar dünyada birkaç gün dert, bela çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlayamaz ve ebedi nimetlerin kıymetini bilemezlerdi. Acıkmayan, yemeğin lezzetini anlayamaz. Acı çekmeyen, rahatlığın kıymetini bilemez. Dünyada bunlara elem vermek, sanki daimi nimetleri artırmak içindir. Yabancılara sıkıntı şeklinde gösterilenler, dostlar için nimettir. (2/99) Sıkıntılar, günahların affına sebep olur Sual: Bir insana gelen çok bela, onun çok günahkâr olduğunu mu gösterir? CEVAP: Dertlerin, belaların gelmesine sebep olan şeylerden birisi de, günah işlemektir. Bela gelince üzülmemek gerekir; çünkü belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur. Dostlara gelen dertlerin, belaların ve musibetlerin çok olması, günahların çok affedildiğini veya derecesinin çok yükseltildiğini gösterir. Günahların çok olduğunu göstermez. Dostlarına çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler; günahı olmayanların da, makamlarını yükseltir. Böylece bunlar, ahiret sıkıntılarından korunur, Cennet nimetlerine kavuşur. Allahü teâlâ, sevdiklerinin günahlarını affetmek için, onlara dert, bela gönderiyor. Tövbe, istiğfar edince de, günahlar affolur. O halde, dert ve beladan kurtulmak için, çok istiğfar okumalıdır. Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalı. (İyilerin, iyilik olarak bildikleri şeyleri, dostlar, günah bilirler) buyuruldu. Bunlardan günah ve kusur sadır olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an Allah kelamı olduğu için değişmedi de, İncil ve diğer kitaplar niye değişti? CEVAP: Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimi koruyacağına söz verdi. Diğer kitaplar için böyle bir sözü yoktur. Peygamber efendimizi düşmanları öldüremedi; fakat Hazret-i Zekeriya ile Hazret-i Yahya'yı ve daha başka peygamberleri düşmanları öldürdü. Yahudiler bin kadar peygamberi şehid etti. Bunlar da Allah'ın peygamberi idi. Niye bunları muhafaza etmedi denemez. Allahü teâlâ, işlerinde layüseldir. Yani kimseye hesap vermez, sorguya çekilemez. Kur'an-ı kerimin muhafaza edilmesinin, diğer kitaplar gibi bozulmamasının sebeplerinden biri de, Resulullah efendimiz son peygamber, İslamiyet de son din olduğu içindir. Korumazsa ortada hak din kalmayacaktır. İslamiyet'in hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Eski kitaplar korunmadığı gibi, onlardaki bazı hükümler de değiştirildi. Birkaç örnek verelim: 1- Eski kavimlerde uğursuzluk vardı. Müslümanlıkta bu kaldırıldı. Bir hadis-i şerif meali: (Müslümanlıkta uğursuzluk [bir şeyi kötüye yorumlamak] yoktur.) [Hadika] (Allah diğer dinlerde uğursuzluğu koyduğu halde, niye İslamiyet'ten kaldırdı) denemez. 2- Diğer ümmetler, kalblerinden geçen düşüncelerden de sorumlu idi. Bir günahı yapmaya karar verene, o günahı işlemese de, günah yazılırdı. İslamiyet'te böyle değildir. Hadis-i şerifte, (Kalbe gelen kötü şey, söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affedilir) buyuruldu. (Berika) (Diğer ümmetlerde kalbe gelenler günah da, İslamiyet'te niye günah değil) denemez. 3- Daha önceki dinlerde insan resmi ve heykeli yapmak günah değildi. Bunun için, İdris aleyhisselam semaya çıkarıldıktan sonra, sevenleri onun resimlerini, heykellerini yapıp, yükseklere koydular. Karşılarında eğildiler, secde ettiler. İslamiyet, heykel yapmayı yasak etti. (Niye İslamiyet yasakladı?) denebilir mi? 4- Hazret-i Âdem'in çocukları, biri oğlan biri kızı olmak üzere hep ikiz olurdu. İkizler evlenemezdi. Ötekilerle evlenebiliyordu. Daha sonra kız kardeşle evlenmek yasak edildi. (Sonrakilere niye yasak edildi?) demeye hiç kimsenin hakkı yoktur. 5- Diğer dinler, belli bir bölgeye, belli bir kavme gönderilmişken, İslamiyet bütün dünyaya gönderildi. Diğer dinleri yürürlükten kaldırdı. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İslam'dan başka din arayan bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Hâşâ, hiç kimse, niçin İslamiyet'ten başka dini kabul etmiyorsun diye, Allahü teâlâya bir şey soramaz. Kıyamete kadar başka din göndermeyecektir. Böyle cihanşümul [evrensel] bir dinin kitabı, elbette değişmez. İşte bunun gibi sebeplerle, Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimi muhafaza etti. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: En hassas olacağımız nokta, ölümle sonrası içindir. Çünkü orada üçüncü bir yer yok. Ya Cennet ya Cehennem... Ortası yok! (Peki) demenin tasavvuftaki tarifi, teneşir tahtasındaki ölü gibi olmaktır. Çevrilince döner, bırakılınca durur. Hiçbir itiraz ve müdahalesi yoktur. Tam teslim olmuştur. Yeryüzünde, tam manasıyla, gerçek anlamda peki diyen, Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık'tır. Miraca inanmayan Mekkeli müşrikler, O akıllı adamdır diye gidip, kapısını çalarak, (Senin efendin, bir gecede Kudüs'e gidip geldiğini söylüyor) dedikleri zaman, (O söylediyse doğrudur) diyerek, kapıyı kapatıyor. Hiç aklına, ilme danışmıyor, bir an tereddüt etmeden peki diyor. İşte gerçek (Peki) budur. Bu teslimiyetiyle sıddıklık makamına yükselmiştir. Onun için, peki derken gerçek anlamını düşünmelidir. Peki kelimesinin değeri, söyleyenin ihlâsı kadardır. Büyükler, siparişle konuşmaz. Oradakilerin neye ihtiyacı varsa, Allahü teâlâ ona onu söyletir. Kendisi de bilemez ve farkına varamaz. Sadece kimin ne kısmeti varsa, Allahü teâlâ onu söyletir. Herkes rızkını böylece alır. Büyüklerin kalbini kıran, mahvolmuştur. Hocasının kalbini kırmanın felaketi o kadar büyüktür ki, yedi kat göklerden düşse, bu kadar kötü olamaz. Ahir zamanın cihadı, fitne çıkarmamaktır. Hanım, köle değil, sultandır Nikâhtan sonra bir hak teşekkül eder, bu hukuka riayet edemeyeceklerin evlenmemesi lazımdır. Din kitaplarımızda, kadın hakkı geniş olarak yazılı. Onları herkesin okuması, evlenecek gençlerin çok dikkat etmesi gerekir. Hanım evde köle, hizmetçi değil, sultandır. Hanımını üzenin, mahşerde davacısı Peygamber efendimizdir. Bir gün Eshab-ı kiramdan biri geldi, (Ya Resulallah en efdal ibadet nedir?) diye sordu. (Güzel ahlaklı olmaktır) buyurdu. Gelen şahıs aynı mecliste aralıklarla dört beş sefer aynı suali sordu. Peygamber efendimiz her seferinde aynı cevabı verdi, sonuncusunda ilaveten buyurdu ki: (Güzel ahlaklı olmak, kızmamaktır.) Bir mümine bir bardak su verenin, kul hakkı hariç bütün günahları affolur. Bir kimse evliya olsa, bozuk biriyle arkadaşlık yaparsa, kendisi de bozulur. İslamiyet, iyi arkadaş seçmek dinidir. Hatta iyi iş, iyi eş seçme dinidir. Kişi, ahirette sevdiğiyle beraber olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kolaların sırrı açıklanmış!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Alkollü gazoz furyasından sonra, şimdi de kolaların sırrının açıklandığı ve Cochineal diye bir böcekten, kimyasal filtreleme yoluyla elde edilen, karmin isimli maddeden, boya maddesi olarak, her marka kolanın içine konduğu ve bu durumda kola içmenin haram olduğu söyleniyor. Kola içmek haram mıdır? CEVAP: Hayır, kola içmekte hiç mahzur yoktur. İslam âlimleri buyuruyor ki: Resulullah efendimiz, bir Yahudi'nin ekmeğini ve tereyağlı yemeğini temiz mi diye sormadan, araştırmadan yedi. Bu domuz yağı mı, koyun yağı mı, ekmeğin hamuru suyla mı, yoksa şarapla mı yoğruldu diye sorup araştırmadı. Müşrik kadının su kabından abdest aldı. Bunlar, yenilen gıdaların içinde ne var diye araştırmanın gerekmediğine birer delildir. (Berika) Kâfirler, gıdalara necaset de, zehir de katabilirler. Nitekim Yahudi yemeğe zehir katmıştır. Peygamber efendimiz de, araştırmadan o yemeği yemiştir; çünkü necis olduğu bilinmeyen şeyleri yememek takva değil, vesvese olur. Dinimiz de, vesveseden kaçmayı emreder. (Hadika) Gıdalarda ihtiyat Sual: Her gün bir iddia ortaya atılıyor. Bazı firmaların gelirleri Yahudilere gidiyor, bunların ürünlerini kullanmak haram olur dendiği gibi, kolalarda fare ölüsü kullanılıyor da denmişti. Daha sonra, böcekten elde edilen maddenin kullanıldığı söylendi. Şimdi de, ekmeklerde domuz yağından elde edilen bir madde olduğu söyleniyor. Bunları yiyip içmek gerçekten haram mıdır? CEVAP: Dinimizde, gayrimüslimlerle alışveriş yapmak yasak değildir. Peygamber efendimiz de yapmıştır. Kâfirler, Müslümanlardan elde ettiği kârla, Müslümanların zararına olan işler yapabilir. İslamiyete aykırı karikatürler yapabilirler, hatta Müslümanları öldürebilirler. Bunlara bakarak, onların ürünlerini kullanmaya haram denmez. Bugün neredeyse yediğimiz veya kullandığımız her ürünün, gayrimüslim şirketleriyle ilgisi vardır. Ham maddesi veya bir parçası onlardandır yahut orada üretilmiştir. Bunlara itibar edilirse, neredeyse her şeye haram denmiş olur. Böyle şayialara itibar etmemelidir. İslam âlimleri, Müslümanları sıkıntıya sokmayı da fitneye dâhil etmişlerdir. Yani Müslümanları şüpheye, sıkıntıya sokmak, huzursuz etmek de, fitne olur. Dinimiz, gıdaların temiz mi, necis mi olduğunu araştırmak gerekmediğini bildirmektedir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kâfirlerin yiyecek ve içeceklerinden sakınmak ihtiyat değildir; bu halden kurtulmak ihtiyattır. (3/22) Temizlikte fazla titiz davranmak bile yasaklanmıştır. % 99 bile olsa, % 100 kesin bilmeden, yiyeceklerimizde necaset var demek, çok yanlıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir zaman gelecek, insanlar temizlikte fazla titiz hareket edecek, [vesveseye düşerek] dinde haddi aşacaklardır.) [Ebu Davud] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Türkçe Kur'an yazılamaz mı?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İnciller bütün dillere çevrilirken, niçin Kur'an Arapça öğretilir ve ibadetlerde Arapça okunur? Her Türk'ün okuyabileceği, Türkçe bir Kur'an yazmak günah mıdır? CEVAP: Kur'an-ı kerimi, dili Arapça olanlar bile tam anlayamaz. Hatta âlimlerin en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an, Allah'ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) [İbni Mace] Yusuf suresinin, (Biz Kur'anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor: Biz Kur'anı herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en âhenkli olan Arap diliyle indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, etkili sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görürsünüz. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemediğini, insan sözü olmadığını, ilahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız. Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkâmını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur'anı insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44) Bugüne kadar gelen bütün edebiyatçılar, Kur'an-ı kerimin nazmına ve manasına, aciz ve hayran kaldılar. Bir âyetin benzerini söyleyemediler. İcazı ve belagati, insan sözüne benzemiyor. Bir kelime çıkarılsa veya eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Nazmı, Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur'anda bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali: (De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109 - Beydavi] Kur'an-ı kerim çok vecizdir. Kur'anın diğer kitaplardan önemli bir farkı da, onun bir edebiyat mucizesi olmasıdır. Şiirde ve edebiyatta zirveye çıkan Mekkeli müşrikler, bu yüzden Kur'ana, bir nazım dediler. Bu vasıftaki Kur'anın edebi kıymeti kaybolmadan, hiçbir dile tercümesi mümkün değildir. Bunun için, bizzat Kur'an meydan okuyor: (De ki: Bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak üzere, insanlar ve cinler toplanıp birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] Müşrikler mucize isteyince de, buyuruldu ki: (Kur'an gibi [eşsiz] bir kitabı sana indirmemiz, [mucize olarak] yetmez mi?) [Ankebut 51] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Âl-i İmran suresinin 67. âyetinde, (İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan'dı; o, Allah'ı bir tanıyan doğru bir Müslümandı; müşriklerden de değildi) deniyor. Bütün peygamberler Müslüman olduğuna göre, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa'nın dini de İslam mıydı? CEVAP: Bütün Peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Fakat dinleri, yani kalble, bedenle yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri başka başka olduğundan, İslamlıkları, Müslümanlıkları da ayrıdır. (S. Ebediyye) Eski dinlerde, dinin adı, gönderilen peygamberin adıyla söylenirdi. Mesela, Hazret-i Musa'nın dinine Musevilik, Hazret-i İsa'nın dinine İsevilik denirdi. Her peygamber, bir bölgeye, bir kavme gelirdi. O bölgenin, o kavmin peygamberi olurdu. İslamiyet ise, cihanşümul [evrensel] olarak geldi. Bir bölgeye, bir ırka değil, bütün insanlığa, bütün dünyaya geldi. İslam kelimesinin anlamı Allah'a teslim olmak, boyun eğmek demektir. Müslüman da, kelime anlamı itibariyle, Allahü teâlâya kayıtsız şartsız teslim olan kimse demektir. Bundan dolayı bütün hak dinler, asılları itibarıyla İslam'dır ve Hazret-i Âdem'den kıyamete kadar gelip geçmiş bütün müminler de Müslüman'dır. Hak din İslam'dır Sual: Musa peygambere inanana Musevi, İsa peygambere inanana İsevi deniyor da, niçin Muhammed peygambere inanana Muhammedi denmiyor da, Müslüman deniyor? CEVAP: Diğer dinler, belli bir kavme, belli bir bölgeye gönderilmiştir ve belli bir zaman yürürlükte kalmıştır. İslamiyet ise, cihanşümul [evrensel] bir din olup, bütün insanlığa gönderildiği ve hükümleri de kıyamete kadar geçerli olduğu için, gönderilen peygamberin ismiyle bildirilmemiştir. Muhammed aleyhisselamın getirdiği dine İslamiyet dendi. Önceki dinlerin hiç biri bozulmamış olsaydı bile, nesh edildiği, yani yürürlükten kaldırıldığı için, artık o dinlerin hiçbirisiyle amel etmek caiz olmaz. İki âyet-i kerime meali: (Allah indinde hak din yalnız İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Kim İslam'dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Usul ve füru Sual: Usul ve füru nedir? Farzlar ve haramlar için, füruat denir mi? CEVAP: Hanefi mezhebinin âlimleri, itikatta İmam-ı Mâtüridi'ye tabi olmuşlardır; çünkü İmam-ı Mâtüridi, usul ve füruda, İmam-ı a'zamın mezhebindedir. Usul, itikat demektir. Füru, ahkâm-ı islamiyye demektir. (Milel ve Nihal) Açıkça bildirilen farzlara ve haramlara inanmak, mesela içkinin, kumarın, domuz etinin haram olduğuna, beş vakit namazın, orucun, zekâtın, tesettürün farz olduğuna inanmak da usuldendir, füruat değildir. Bunların farz veya haram olduklarını inkâr etmek, küfür olur. İmam-ı Şafii hazretleri, (Usul bilgileri; kitap, sünnet ve icma-i ümmettir. Bunlara inanmak şarttır) buyurdu. (Mizan-ül-kübra) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kâfirler Cehenneme girmeyecek mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Milletine hizmet eden ateistler ve diğer kâfirler Cehenneme girmeyecek mi? CEVAP: Müslüman olmayanların yani bütün kâfirlerin Cehenneme gireceğini Allahü teâlâ bildiriyor. Bunu günlük işlerdeki örneklerle açıklayalım: Mesela, Türkistanlı bir Türk profesör Türkiye'ye gelse, Türk vatandaşlığına kabul edilmediği sürece, ilim adamı olsun, Edison gibi bilim adamı olsun, Türk vatandaşına tanınan haklardan faydalanamaz. Mesela oy kullanamaz, milletvekili olamaz; çünkü T.C. vatandaşı değildir. Vatandaş olmayan, bu haklara sahip olamaz. Allahü teâlâ da Cennete girmek için, Müslüman olma şartını koymuştur. Hacca veya başka ülkelere giderken pasaport istenir, pasaportu olmayan o ülkeye sokulmaz. İman pasaportu yani Müslüman olmayan da, ister Nobel ödülü alsın, ister elektrik ampulünü bulsun, ister her yere yol, çeşme, cami yaptırsın, onun hiçbir iyiliğine sevab verilmez ve Cennete giremez. Cennetin sahibi Allahü teâlâ, Cennete girmek için, faydalı iş yapmayı değil, iman şartını koymuştur. Müslüman değilse, iyi işleri faydasızdır. Ama Müslüman çok günahkâr olsa, hatta günah işlerken, zulmen öldürülse şehid olur. (Fetava-i Hayriyye, Redd-ül Muhtar) Kâfirin hiçbir iyiliğine sevab verilmez. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Ahirette Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama uyanlara mahsustur. Dünyada yapılan bütün iyilikler ve keşifler, Onun yolunda bulunmak şartıyla ahirette işe yarar. Ona uymayanın yaptığı her iyilik dünyada kalır, ahiretinin yıkılmasına sebep olur. (1/184) İyi işlere, ibadetlere sevab verilebilmesi için, düzgün iman sahibi olmak gerekir. Bid'at ehli bile, Müslüman olduğu halde, ibadetlerine sevab alamaz. Nerede kaldı ki, gayrimüslimler, iyiliklerine sevab alıp da Cennete girsin. Bir profesör, insanlığa faydalı çok eserler yapsa; fakat çeşitli insanları suçsuz yere öldürse, hırsızlık etse, yaptığı iyiliklere bakılmadan, bulunduğu devletin kanunlarına göre cezası neyse verilir. Hak teâlâ da, imansızlıktan, yani küfürden başka günahları, dilerse affedeceğini; fakat gayrimüslim olmayı asla affetmeyeceğini bildirmektedir. Müslüman olmayan herkes gayrimüslimdir; gayrimüslimin de yaptığı hiçbir iyiliğin, Allah katında kıymeti yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, şirki [her çeşit kâfirliği] affetmez.) [Nisa 48] (Kâfir olarak ölenlerin işleri, dünyada da, ahirette de boşa gider.) [Bekara 217] (Kâfirlere ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri boşa gider.) [Hud 16] Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhari] (İmanı olmayan Cennete girmez.) [Tirmizi] (Bana inanmayan Yahudi ve Hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hâkim] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Türban sonradan meydana çıkmadı mı? Sahabe türban mı taktı? Kur'anın emri olmadığına göre, türban bir töre, bir gelenek değil mi? CEVAP: Saçların örtülmesi Kur'an-ı kerimde açıkça bildirilmektedir. Türban kelimesi Fransızcadan dilimize girmiştir. Başörtüsü demektir. Bu türban kelimesini de, yine türbana karşı olanlar çıkarmışlardır. Biz başörtüsüne değil, türbana karşıyız diyerek, güya maksatlarını gizlemeye çalışmışlardır. Biz giydiğimiz başörtüsüne yemeni, tülbent, çember gibi başka bir isim versek, bunlar yine karşı çıkacaklardır. Onlar, türbana, eşarba değil, Allah'ın (Başınızı örtün) emrine karşı çıkıyorlar. Türban kelimesi üzerinde durmaları aldatmacadan başka şey değildir. Kur'an-ı kerimde, (Hımar) kelimesi geçmektedir. Hımarın Türkçesi, başörtüsüdür. Fransızcası da, (Echarpe) yani eşarptır. Fransızlar eşarba, (Turban) yani türban da diyorlar. Türkler, Fransızca'dan gelen eşarp kelimesini kullandığı gibi, Farsçadan gelen tülbent kelimesini de kullanıyorlar. Yine Arapça'dan gelen yemeni kelimesini de kullanılmaktadır. Bunlar, edebiyatımıza da geçmiştir. Halkımıza mal olmuştur. Bir mani: Başında al yemeni Öldürme zalim beni Eller ne derse desin Alacağım ben seni Başörtüsüne çember de denmektedir. Çember de manilerde yer almıştır: Çemberimde gül oya Gülmedim doya doya Dertlere karıyorum Günleri saya saya Halkımız, başörtüsüne yazma da diyor: Oyalı yazma başında Oyaları kaşında Yeter beklettiklerin Çeşmelerin başında Yaşmak kelimesi de Anadolu'da hâlâ kullanılmaktadır; hatta bazı Türk siyaset adamları, halkın gözüne girmek için Bosna'da beyaz yaşmak dağıtmışlardır. Bir mani daha: Ay doğar anasından Bulutun arasından Kız saçın görünüyor Yaşmağın arasından Çok yerde başörtüsü için bürgü de denmektedir. Her bölgede bir şey söyleyebilirler. Bazı yörelerde kaşbastı da deniyormuş. Başörtünün adı önemli değildir. Önemli olan saçların ve boyun bölgesinin örtülmesidir. Tesettür ayeti gelmeden önce, cahil Araplar açık saçık giyinirlerdi; hatta Kâbe-yi şerifi bile çırılçıplak tavaf ederlerdi. Tesettür ayet-i kerimesi indikten sonra, yeni bir medeniyet başlamış, bütün Müslüman hanımlar örtünmüşlerdi. Tesettür ayetinden önceki durumu anlatıp, sahabe hanımları açık gezerdi demek, kasıtlı değilse, çok cahilce bir sözdür. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] Peygamber efendimiz, Kur'an-ı kerimi açıklayarak buyuruyor ki: (Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni] Hazret-i Âişe validemiz de buyuruyor ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler.) [Buhari, Nesai] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadınların örtünmesi, açık gezen kadınlar için baskıya sebep olmaz mı? Örtünen kadınların iyi Müslüman bilinmesine, açık saçık gezenlere kötü gözle bakılmasına sebep olmaz mı? CEVAP: Bunlara evet denirse, o zaman bunun tersi de düşünülebilir. Açık gezenler, kapalı gezenlere baskı yapmış olmaz mı? Açık gezenlerin modern, kültürlü, bilgili olmasına, kapalı kadınlara gerici, yobaz, cahil gözü ile bakılmasına sebep olmaz mı da denebilir. Müslüman kadınlar böyle bir şey düşünmediğine göre, açık saçık gezenler niye baskıya maruz kaldıklarını düşünsün ki? Açılma özgürlüğüne evet demek, kapanma hürriyetine hayır demek, hangi demokrasi ile bağdaşır? Bir toplumda her çeşit insan bulunur, sağcısı da, solcusu da olur. (Solcu yaşasın, sağcı ölsün) demek, faşist bir baskı olmaz mı? Müslüman, içki içeni veya başka günah işleyeni görünce, kendi günahını hatırlar. Kendi günahları affedilmezse, başına neler gelecek, ne azaplar çekecek diye düşünür. Başkalarını ayıplamanın, kötülemenin, gıybet etmenin haram olduğunu bilir. Onların günahlarından daha büyük günah işlemekten elbette çekinir. Onun için Müslüman'dan korkmamak lazımdır. Kimseye baskı yapmaz, kendi kusurları ile uğraşır. Müslüman, Allahü teâlânın, iyilik edenleri, insanlara hizmet edenleri, tatlı dilli, güler yüzlü olanları, iyi işler yapanlara yardım edenleri sevdiğini bilir ve öyle olmaya çalışır. Günah işleyenlere kötü gözle bakmaz. Müslüman diliyle, eliyle kimseyi incitmez. Başkasını incitmek günahtır ve fitne çıkmasına sebep olur. Müslüman ideal insandır Müslüman, günah işlemekten sakındığı gibi, kanunlara karşı gelmekten, suç işlemekten de sakınır. Herkesin sevgisini, saygısını kazanan şerefli bir insan olmak için çalışır. Kimseye zararı dokunmadığı için, her rejim, her ülke için, Müslüman ideal insandır. "İslamcıyım" diyerek toplumda fitne çıkarmaya çalışan bazı kimselere bakıp da, Müslümanlığın zararlı olduğunu sanmak, çok yanlış olur. Bazı doktorların hatasını tıbba bulmak yanlış olduğu gibi, bazı Müslümanların hatalarını da, Müslümanlığa bulmak asla doğru olmaz. Müslüman kimseye zarar vermez. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanların en iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir.) [R. Nasıhin] (En kötü insan, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayan kişidir.) [Buhari] (Hep iyilik eden, kötülük yapmaktan uzak duran kimseye müjdeler olsun!) [Buhari] (Huyu güzel olan, herkese karşı yumuşak davranan ve kimseye kötülük etmeyen iyi bir insandır.) [Berika] (İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır.) [Kudai] (Halkın efendisi onlara hizmet edendir.) [Ebu Nuaym] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İkisi emanet, birisi onun
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanda yaratılan şu üç şeyden ikisi emanettir, birisi onundur: Birincisi: Ruhtur. İnsan anne karnında, 120 günlük iken ruh cesede gelir ve anne karnında hareket başlar. Sonra ölünce, ruh bedenden çıkar ve geldiği yere gider. Bunlara onun hiçbir müdahalesi yoktur. Demek ki, bu ruh onun değil. İkincisi: Bedendir. Doğar, yaşar, büyür ve ölür. Ölünce toprak altındaki böcekler, bakteriler tarafından yenilir. Beden de ortadan kaybolur. Buna da onun bir müdahalesi olamaz, demek ki bu beden de onun değil. Bu da Cenab-ı Hakkın ondaki bir emanetidir. Üçüncüsü: İnsanın bu dünyada yaptığı iyi ve kötü işlerdir. Onlar yok olmazlar; onunla beraber mizanın başına gelirler. Demek ki, sadece dünyada yaptıkları onundur. İnsandaki kabiliyet önemli, ancak nerede ve niçin kullandığı önemli! Bu kabiliyet ona nimet vesilesi mi yoksa azap vesilesi mi olacak, ona göre düşünüp hareket etmeli. Hattaboğlu Ömer de Müslüman olmadan önce çok kabiliyetli idi. Müslüman oldu, Hazret-i Ömer oldu. Hizmetleri malum. Peygamberlerden sonra, insanların üstünlükte ikincisi oldu. Ebu Cehil de öyle kabiliyetli idi, Müslüman olsaydı Hazret-i Ömer gibi biri olurdu. Ancak o kabiliyetini şer işte kullandı, Cehennemin dibini boyladı. Hayat, sahrada esen bir yel gibi gelip geçer. Bu kısacık hayatta, zalimin zulmü de bir yel gibi gelip geçer. Fakat mazlumun âhı geçmez, onlar kalır. Kıyamete kadar da kalacak. O yüzden, bu dünyadayken helalleşmeli, ben senden hakkımı öbür dünyada alırım dememeli. Orada hesaplar bir ters döner, şaşırırsınız! Hanımınıza çok iyi davranmalısınız, çünkü onun hakkı çok geçer. Onunla devamlı helalleşmek gerekir. Dine uygun yaşamak ve dine hizmet etmek için dünyalık istemeli. Dünyalık, başka bir şey için istenmez. Bir kimse, kerimlerin kapısını ihlâsla, ısrarla çalarsa kapı açılır. Allah Resulünde fani olmak, onu çok sevmek lazım olduğu gibi Onun vârislerinde de fani olmak lazım. Vârislerine yapılan şey Resulullaha gider. Bu yüzden dikkat etmek ve korkmak lazım! Cenab-ı Hak, beş vakit namazın her bir vakti kılındığında, bir önceki vakitten itibaren işlenen küçük günahları siler. Her cuma, bir önceki cumadan itibaren işlenen günahlara kefaret olur ve her ramazan da bir önceki ramazandan itibaren işlenen günahları yok eder. Çünkü Allahü teâlâ, affetmeyi çok seviyor. Büyük zatların kelamı şifadır... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamberimiz, (Sünnetimi terk edene şefaatim haramdır) buyurduğuna göre, sünnetler yerine kaza kılmak haram olmuyor mu? CEVAP: Hayır, kaza kılınca, sünnete de uyulmuş olur. Bunu birkaç yönden açıklayalım: 1- Sünnetler yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmaz. Çünkü Peygamber efendimiz, farzın yanında nafile namaz da kılardı. Kıldıkları bize sünnet olmuştur. Beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat, o vakit içinde, farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Farzın yanında kaza kılınca yine sünnet kılınmış oluyor. Sadece farz kılıp yanında hiçbir şey kılmayan, ancak o zaman sünneti terk etmiş olur. (Nevadir-i Fıkhiye) 2- Kaza borcu olanın sünnet ve nafile kılması, ahmaklıktır. Dört mezhepte de kaza kılması gerekir. Din kitaplarında diyor ki: Kaza namazı borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şira risalesi) Hazret-i Ali'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurmak üzere olan hamileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.) [Zahire-i Fıkh, Fütuh-ul-gayb m.48] (Bu hadis-i şerifi açıklayan Hanefi âlimlerinden Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, farz borcu olanın, sünnetleri de kabul olmaz. Çünkü sünnetler de nafiledir.) Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyurdu ki: (Farz namaz borcu olanın nafilesi kabul olmaz) hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafile ile meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafileler ise kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz. (Fütuh-ul-gayb m.48) Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer'e yaptığı vasiyette buyurdu ki: Üzerinde farz borcu olanın nafile ibadetlerini, Allahü teala kabul etmez. (Kitab-ül Harac) 3- (Sünnetimi terk edene şefaat etmem) hadis-i şerifindeki sünnet, namazın sünnetleri değildir, diğer sünnetler de değildir. İslamiyet demektir. Burada sünnet, yol demektir. Benim sünnetim demek, benim yolum demektir. Şeyh-ul-islam İbni Kemal Paşazade hazretleri, (Şerh-ı hadis-i erbain) kitabında, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini açıklarken buyuruyor ki: Bu hadis-i şerifteki sünnet, İslamiyet demektir; çünkü mümin, büyük günah işlese de şefaatten mahrum kalmaz. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetimden, büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Ebu Davud] Gerek namazın sünnetlerini ve gerekse diğer sünnetleri terk etmek, büyük günah değildir. Büyük günahlara şefaat edilince, sünneti terk edene elbette şefaat edilir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
[Dünkü yazımızda, sünnet olan işleri yapmayanlara da şefaat edileceği, sadece İslamiyet'i terk edenlere yani Müslüman olmayanlara şefaat edilmeyeceği vesikalarla bildirilmişti.] (Sünnet yerine kaza kılma, şefaatten mahrum kalırsın) diyenlerin, aşağıdaki sünnetlerin çoğunu yapmadıkları görülür: 1- İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak. 2- Namazları sarık veya takke ile kılmak. 3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak. 4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak. [Maliki ve Hanbeli'de farzdır]. 5- Misvak kullanmak. 6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüt Tehıyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak. 7- İstişare ve istihare yapmak. 8- Aksırınca Elhamdülillah demek. 9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. [Vacib diyen âlimler de vardır.] 10- Sünnete uygun selam vermek. 11- Cuma günü gusletmek. 12- Duada elleri sünnete uygun açmak. 13- Faydalı işe başlarken, Besmele çekmek. 14- Yatağa abdestli girmek. 15- Biri ölünce veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve inna ileyhi raciun) demek sünnettir. Genelde terk edilen diğer sünnetlerden bazıları da şunlardır: 1- Sakalı bir tutam yapmak. 2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak. 3- Yemeğe tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek. 4- Sofrada sirke bulundurmak. 5- Gece ibadet edenler için Kaylule yapmak. [Öğleden önce biraz uyumak]. 6- Yaptığı işlerde teke riayet etmek. [1, 3, 5, 7 gibi]. 7- Müslümanın evine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak. [Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.] 8- Kesilen tırnaklarla saçları ve çekilen dişleri gömmek. 9- Cuma günleri ziynetli elbise giymek. 10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. [Yemekten önce yıkanan elleri, kurulamamak da sünnettir.] Bu sünnetlere uymak elbette büyük nimet ve saadettir ama bunlardan bir kısmını yapmayan Müslümana, (Sen şefaatten mahrum kalırsın) demek çok yanlış olur; çünkü Peygamber efendimiz, büyük günah işleyenlere bile şefaat edecektir. (Ebu Davud) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Çarşamba uğursuz değildir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı günlerde uğursuzluk var deniyor. Mesela Eyüp aleyhisselama bela geldiği gün çarşamba olduğu için, o gün kan alınmasının, hasta ziyaret etmenin ve tırnak kesmenin yasak olduğu söyleniyor. Çarşamba günü uğursuz mudur? CEVAP: Bir şeyin, bir günün veya bir yerin uğursuz sanılması, Yahudilikte vardır. Hıristiyanlıkta da, uğursuzluklar vardır. Mesela Hıristiyanlar, 13 rakamının uğursuzluk getirdiğine inanırlar. Dinimizde uğursuz gün olmadığı gibi, uğursuzluk diye bir şey yoktur. İmam-ı Gazali hazretleri, (Uğursuzluğa inanmak şeytandandır) buyuruyor. Hazret-i İkrime buyurdu ki: Resulullah, gördüğü şeyleri hayra yorar, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı. (İ. Ahmed) İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Günlerin uğursuzluğu, âlemlere rahmet olan Muhammed aleyhisselamın gelmesiyle bitmiştir. Uğursuz günler, eski ümmetlerde vardı. Hiçbir gün, başka günlerden üstün değildir. Cuma, ramazan ve diğer mübarek günler ise, İslamiyet üstün tuttuğu için üstündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Müslümanlıkta uğursuzluk yoktur.) [Mektubat-ı Rabbani 3/41] Dinimizde uğursuz gün yok ama uğurlu sayılan mübarek gün ve geceler vardır. Bunlar mübarek diye, ötekilere uğursuz demek yanlış olur. Çarşamba ve cumartesi hacamat yaptırmak mekruhtur. Bir rivayette, cuma günü de hacamat mekruhtur. Mekruh olması, bu günlerin uğursuz gün olduğunu göstermez. Cumartesi günü oruç tutmak mekruh, bir rivayette de, cuma günü de oruç tutmanın mekruh olduğu bildirilmiştir. Cuma ve cumartesi günü oruç tutmak, mekruh olduğu için, bugünlere uğursuz denmez. Bayram günleri de oruç tutmak haram olduğu için, uğursuz denmez. Allahü teâlâ uğursuz gün ve uğursuz ay yaratmamıştır. Yarattığı hiçbir şey de lüzumsuz değildir. İbni Abidin hazretleri, kendi zamanında pazartesi, çarşamba ve cumartesi günleri hasta ziyareti yapılmaması şeklinde bir âdet olduğunu, bu âdete uymanın mahzuru olmadığını bildiriyor. Bu ifade, bu günleri hasta ziyaret etmenin uğursuz olduğunu göstermez. Halkın âdet ettiği şeylerin aksini yaparak, tepkiye sebep olmamalı deniyor. Bu her zaman böyledir. Mesela saksağan, kumru, bülbül gibi kuşların eti helaldir. Ancak bunların etlerini yiyenlerin bir belaya tutulacakları bazı bölgelerde halk arasında söylenti haline geldiği için; yenmemeleri iyi görülmüştür. Bunun gibi Şanlıurfa'daki balıklı gölün balıklarını yiyen ölür deniyor. Böyle şeyleri yememek iyi olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsan, şu üç şeyden kurtulamaz: Uğursuzluk, su-i zan ve haset. Su-i zan edince, buna uygun hareket etmeyin. Uğursuz sandığınız şeyi, Allaha tevekkül ederek yapın. Haset ettiğiniz kimseyi hiç incitmeyin!) [Beyheki] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber için niye kâinatın efendisi deniyor? Kâinatın efendisi ve tek hâkimi, onu yaratan Allah değil midir? Peygamber de olsa, bir insanı bu kadar yüceltmek uygun mu? CEVAP: Kâinatın efendisi demek, yaratılmışların en üstünü demektir. Peygamber efendimizi öven, yücelten bizzat Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali şöyledir: (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin.) [Kalem 2-4] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28] Hiçbir Müslüman, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizin övülmesinden rahatsız olmaz. Rahatsız olmak Müslüman olmamanın alametidir. Resule uymak gerekmez mi? Sual: Bazı kimseler, (Biz sadece Allah'a uyarız, Resulüne uymak zorunda değiliz) diyorlar. Bu doğru bir hareket midir? CEVAP: Resulüne uymayan, Allahü teâlâya uymuş sayılmaz. Yalnız Kur'an diyenler, kesinlikle samimi değildir. Çünkü Kur'anda Resulüne uyulması emredilen çok âyet-i kerime vardır Birkaçının meali şöyledir: (Allah'a ve Resulüne itaat edin!) [Al-i İmran 32] (Resulüme uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158] (Resule itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Allah'a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36] (Allah ile Resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150, 151] Sahihayn diye meşhur ve din-i İslam'ın iki temel hadis kitabı olan Buhari ve Müslim'deki bir hadis-i şerif de şöyledir: (Bana uyan, Allah'a uymuş, bana asi olan da, Allah'a asi olmuş olur.) [Buhari, Müslim] Görüldüğü gibi, yalnız Kur'an diyerek Resule uymayanların sahtekâr olduklarını, Allah ve Resulü bildirmektedir. Sana âşık olmuşam Sual: Mevlid kitabında, (Habibim sana âşık olmuşam) ifadesini, bazı kimseler uygun bulmuyor, hatta, Hıristiyanları seven bazı kimseler, o kısmı değiştirip okuyorlar. Bunun dinen mahzuru var mıdır? CEVAP: Sevginin kuvvetli olmasına aşk denir. Aşk denilince illa şehevî aşk anlaşılmamalıdır. Kitap okuma aşkı olur, parayı sevme aşkı olur. Allah aşkı olur, hocayı sevme aşkı olur, dine hizmet etme aşkı olur. Ana babaya yardım etme aşkı olur. Olur da olur... Mevlidde bildirilen aşk, Allahü teâlânın habibini [sevgilisi olan Muhammed aleyhisselamı] sevdiğini bildiriyor. Elbette Allahü teâlâ habibini her şeyden, herkesten çok seviyor. Allah için niye seviyor ki denmez. Yani mevliddeki ifade çok yerindedir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bekara suresinin fazileti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bekara suresini okumanın fazileti nedir? CEVAP: Bekara suresini okumak çok faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Her şeyin zirvesi vardır. Kur'anın zirvesi ise Bekara suresidir. Gece okunursa, üç gece, gündüz okunursa, üç gün o eve şeytan gelemez.) [Ebu Ya'la, Taberani] (Bekara suresinin her âyetiyle seksen melek inmiştir.) [İ. Ahmed] (Kur'an surelerinin efdali Bekara suresi, Bekara suresinin âyetlerinin en büyüğü de Âyetel-kürsi'dir. Şeytan, Bekara suresi okunduğunu duyduğu evden çıkar gider.) [Ramuz] (Kelamların seyyidi Kur'andır, Kur'anın seyyidi de Bekara suresidir, Bekara'nın seyyidi de Âyet-el-kürsi'dir.) [Deylemi] (Cinnilerin azılılarına Bekara suresindeki [163 ve 164.] âyetlerden daha şiddetli gelen bir şey yoktur.) [Deylemi] (Evinizi kabre çevirmeyin, namaz kılın. Şeytan, Bekara suresi okunan evden kaçar.) [Müslim] (Kur'anı okuyun. Çünkü Kur'ân Kıyamette okuyanlarına şefaat etmek için gelir. İki nurlu sûre olan Bekara ve Âl-i İmran'ı okuyun. Çünkü bu iki sure, Kıyamette iki parça bulut, iki gölgelik veya saf bağlamış iki grup kuş gibi, okuyanlarını ve hükümleriyle amel edenleri savunmak için gelir. Bekara Suresini okumaya devam etmek bereket, terk etmek ise hasrettir. Tembel olan, bunu devamlı okumaya güç yetiremez.) [Müslim] (Bekara Suresini okuyan kimseye, Cennette bir taç giydirilir.) [Beyheki] Allah lafzındaki elifi çekmek Sual: Allah lafzını, (Aaallah) diye okumak manayı değiştireceği için uygun olmuyor. Fakat niye Yunus suresi 59. âyetindeki Allah lafzının başındaki elifi çekmek gerekiyor? CEVAP: Allah derken veya Allahü ekber derken baştaki elif uzatılmaz. Uzatılırsa soru anlamına gelir. (Aaallahü ekber), Allah büyük mü anlamına gelir. Yunus suresinde soru soruluyor. Aaallahü ezine leküm deniyor. Allah size izin mi verdi demektir. Bu cümleyi kurabilmek için Allah lafzının başındaki elifi çekmek gerekiyor. Çekilmezse, Allah izin verdi demek olur. Âyet-i kerimenin tamamını yazarsak, mesele daha iyi anlaşılır: (Allah'ın sizin için indirdiği rızkların bir kısmını haram, bir kısmını helâl yaptınız. De ki: "Size Allah mı izin verdi [de bunları haram helal yapıyorsunuz], yoksa [kendiniz uydurup] Allah'a iftira mı ediyorsunuz?) [Yunus 59] Eğer Allah lafzının başındaki elif çekilmezse, soru cümlesi olmaz. O zaman, haram helal kılmaya Allah'ın izin verdiği anlaşılır ki, çok yanlış olur. Âyet-i kerime yazılı tabak Sual: İçinde âyet yazılı olan tabağı kullanmak ve abdestsiz olarak tutmak caiz midir? CEVAP: Abdestsiz olarak dışından tutulabilir; fakat abdestsiz âyet-i kerimeye el sürülemez. Bu tabakla bir şey yemek de uygun olmaz, süs olarak kullanılabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
29.02.2008
.Âmenerresülü'nün fazîleti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yatsı namazından sonra okunan Âmenerresülü'nün fazileti nedir? CEVAP: Âmenerresülü'nün fazileti çoktur. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Gece Bekara suresinin son iki ayetini [Âmenerresülü'yü] okuyana, bu iki âyet, her şey için kâfidir.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mâce] (Gece Âmenerresülü'yü okuyana, bu âyetler her şey için yeterlidir. Bu iki âyeti yatsıdan sonra okuyana, geceyi ibâdetle geçirmiş sevabı verilir.) [Şir'a] (Bana Arş'ın altındaki hazineden, benden önce hiçbir peygambere verilmeyen Bekara sûresinin son âyetleri [Âmenerresülü] verildi.) [İ. Ahmed] (Bir rahmet, Kur'an ve duâ olan Bekara sûresinin son iki ayetini öğrenin, çoluk çocuğunuza da öğretin.) [Hâkim] (Vefat eden Müslümanı fazla bekletmeyin, kabrine götürmekte acele edin. Kabrinde onun başucunda Fatiha, ayak ucunda ise Bekara suresinin sonunu okuyun.) [Taberani] İslam büyükleri de buyuruyor ki: Akıllı insan, Âmenerresülü'yü okumadan yatmaz. (Ömer bin Hattab) Bekara suresinin sonundan üç âyeti okumadan yatana akıllı denmez. (Ali bin Ebu Talib) Resulullah efendimize Mirac'da verilen üç özel şey: 1- Beş vakit namaz. 2- Âmenerresülü, 3- Şirk üzere ölmeyenlerin günahlarına şefaat etme yetkisi. (Abdullah ibni Mes'ûd) Âmenerresülü'yü okumak, geceyi ihyâ ve kötülüklerden korunmaya kâfidir. (İmâm-ı Nevevî) Cenazeyi defnettikten sonra, etrafında oturup veya çömelip, sessizce Bekara sûresinin başını ve sonunu okumak, ölü için duâ ve istiğfâr etmek müstehabdır. (İbni Âbidîn) Âmenerresülü'yü okumak, gece ibadet, vird ve zikir yerine geçer. Sevab ve fazilet olarak yeter. O gece gelebilecek âfetlerden, şeytanın, insanların ve cinlerin şerrinden korur. (Bedreddin Aynî) Bir şeyin gölgesi Sual: Dünyada gördüğümüz güzel manzaralar, güzel yiyecekler ve içecekler, diğer güzellikler Cennette de olacak mı? CEVAP: Bu dünyadaki güzelliklerin hepsi, bir gölgeden, görüntüden ibarettir. Bunlar Cennet nimetleri yanında, bir şeyin gölgesi gibidir. Bir elma düşünün, bir de gölgesini veya resmini düşünün. Gölgesi veya resmi, elma yerine geçer mi? İşte dünya meyveleri, dünya nimetleri de, birer gölge gibidir. Müminler için bunlar, Cennetteki asıllarının müjdecisidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kendi eliyle ateşini götürmemeli
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Namazları doğru kılmalı. Günahlardan vazgeçmeli. Günahın kelime anlamı ateştir, Cehennem ateşi... Kendi eliyle ateşini götürmemeli. Bize dinimizi imanımızı öğreten, ehl-i sünnet itikadı üzere yetiştiren ana babamızın rızasını, duasını mutlaka alalım. Böyle ana babanın rızasını almadan hiçbir şeye kavuşmayacağımızı bilelim. Cenab-ı Hak hiçbir şeyi abes yaratmamıştır. Her şeyin bir hikmeti vardır. Her mahlûkun bir yaratılış hikmeti vardır. İnsanlar çeşitli vasıtalara binip gidiyorlar. Müslüman ne kadar bahtiyardır ki, mescitten geçen, camiden geçen vasıtaya biniyor. Tabii ki vasıta, menziline giderken, hepsini birden götürür. Sen ehilsin, sen na-ehilsin, sen asisin, sen evliyasın, sen fasıksın demezler, mademki vasıtanın içindeler, hep beraber Cennete doğru giderler. Yeter ki, iman doğru olsun. İş, o doğru vasıtayı bulup, o vasıtaya binebilmek! Kul hakkından çok korkmalı. Müflis, üzerinde kul hakkıyla ahirete gidip, amelleri bir bir hak sahiplerine verilen ve bir de üstüne, onların günahlarını alandır, yani iflas edendir. Bir mürşid-i kâmili gördükten veya kitaplarını okuduktan sonra, aynaya bakıp da kendisinden, nefsinden, kötülük ve bozukluklarından tiksinmeyen, kendini beğenen, bedbahtın tekidir. Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Allahü teâlâ, bunların hepsini bütün insanlara vermiş. İnsanlar bunların şükrünü yapmazsa, nankörlük yapmış olur. İnsan bu nimetlere küfran ederse, sonsuz Cehennemde kalmak hakkıdır. Bu hakkı, kendisi talep etmiştir. Akıl başka, zekâ başkadır. Bir insan çok zeki olabilir, ancak Kelime-i şehadeti söylemiyorsa ona akıllı denemez; çünkü akıllı, ahirette işe yarayacak iş yapana denir. İmanı anlamaktan maksat, imanı içine, iliklerine sindirmektir. Tahkir edilecek şeye hürmet etmek, hürmet edilecek şeyi ise tahkir etmek, insanı imandan çıkarır. Büyük emanet!.. Ehl-i sünnet itikadı, asırlardan beri emin ellerden emin ellere geldi. Bu, büyük bir emanettir, miras falan değildir. Büyükler bu emanetin büyüklüğünü bildikleri ve gördükleri için, sıhhatleri pahasına, insanlara bu emaneti ulaştırmak için, gece gündüz çalıştılar; çünkü emanet çok büyük! Büyük emanetin büyük hesabı vardır. Allah göstermesin, bırakın bir insanı, bir kediyi ateşe atsalar, karşısında nasıl durup da eğlenebilir, nasıl gülebilir insan? İşte büyüklerin ıstırabı bu, onlar için dünya artık yoktur. Onların bir düşüncesi vardır; bir Allah'ın kulu daha, yanmaktan nasıl kurtulur? Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İslamiyet'ten haberi olmayanlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslamiyet'ten haberi olmayan, kendi aklı ile Allah'ın varlığını bulsa, Cennete girmez mi? CEVAP: Hayır girmez. Buhara âlimleri, İmam-ı Eşari'nin bildirdiği gibi, (Peygamber gönderilmeden, tebliğ yapılmadan önce teklif yapılmaz) dediler. Tercih edilen kavil de budur. Bu âlimler, (Yerleri, gökleri ve kendini gören, aklı başında bir kimsenin Allahü teâlânın varlığını anlamaması özür olmaz) sözünden maksat, (Peygamberlerin sözlerini işittikten sonra, anlamaması özür olmaz demektir) dediler. (Redd-ül-muhtar) Dağda, ormanda, mağarada veya çölde yaşayıp da, dinden haberi olmayanlar, imanlı olmadıkları için Cennete girmezler. Allah'ı, Cenneti, Cehennemi duymadığı ve inkâr etmediği için, Cehenneme de girmezler. Dirildikten sonra, hesaba çekilip, zulümleri ve kabahatleri kadar mahşer yerinde azap çekerler. Herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da yok edilir, bir yerde sonsuz kalmazlar. (Mektubat-ı Rabbanî, Feraid-ül fevaid, Tac) Dağda, çölde yaşayıp da Peygamberleri işitmemiş olana Şahik-ul-cebel denir. Bunlar mazurdur. Peygamber gelmemiş hükmündedir. Bunların, peygamberlere inanmaları, emredilmedi. Bunlar için İsra suresinin 15. âyetinde, (Peygamber göndermeden önce, azap yapmayız) buyuruldu. (İsbat-ün-nübüvve) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Akıl ile Allahü teâlânın varlığını, birliğini bilmek gerektiğini söyleyen âlimler olmuştur. Allahü teâlâ, aklı, hakkı bâtıldan ayırmak için yaratmışsa da, hak yol bildirilmedikçe akıl, bunu yalnız başına bulamaz. Peygamberleri duymamış kimse, ahirette kabahati kadar mahşer yerinde azap görür, herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi yok edilir. (1/259) SEN YARGILAYAMAZSIN Sual: (İçki içmek günahtır) veya (İslamiyet'e inanmayan Cehenneme gider) dediğimiz zaman, (Sen kimseyi yargılayamazsın, onun kalbi belki temizdir, sen kalbe bak. Herkesi ancak Tanrı yargılar) diyorlar. Biz öyle söylemekle, onları yargılamış mı oluyoruz? CEVAP: Hayır. Dinin emrini, Allahü teâlânın emrini bildiriyorsunuz. Kimlerin Cehenneme gideceğini, içki içmenin günah olduğunu Allahü teâlâ bildiriyor. Ayıplanmamak ve kusurlarını örtmek için, din cahilleri her zaman buna benzer şeyler söylerler. Kalbin temiz olmasının ölçüsünü dinimiz bildirmiştir. Şarapla, günahla kirlenen kalb temiz olmaz. Sözümüzü kabul etmeyeceklerle tartışmaktan kaçınmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İlim öğrenmenin zararı olmaz!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İslam büyüklerinin güzel ahlâklarından biri de, kendilerinden ilim ve marifet öğrenenlerin ihlâslı olmalarını arzu etmeleriydi. Öğrendiklerini sadece Allah rızası için öğrenmelerini isterlerdi. Birtakım alâmet ve emârelerle ihlâssız olduğunu anladıkları bir talebeyi, okutmaya yine devam ederlerdi. Fakat, onun niyetini düzeltmesi için Allah'a duâ ve niyazda bulunurlardı. Bu suretle hem kendileri sevab kazanır, hem de hakkında duacı oldukları öğrenci. Dine hizmet olsun diye, ona ilim öğretmeyi bırakmazlardı. Çünkü ilmin iki şey için öğrenildiğini yani, onunla amel etmek ve de dine hizmet için olduğunu bilirlerdi. İlim tahsil eden kişi bunların her ikisini de tahakkuk ettirirse sevabı tam olur. Yalnız birini tahakkuk ettirirse noksan olur. Fakat her iki halde de ecir ve sevab kazanır. Aliyyül-Havvâs buyurdu ki: "Hiçbir ilim sahibi yoktur ki onunla amel etmemiş olsun. İsterse onun ameli sadece kendisi için olsun. İlim sahibi bir günah işlediği zaman muhakkak nâdim ve tövbekâr olur. Eğer o, bunun bir günah olduğunu bilmemiş olsaydı, nâdim ve tövbekâr olmayacaktı; belki günahı ile iftihar edecekti. Demek ki hidayet bulması ilmi sebebiyle olmuştur. Bu itibarla o, bilgisiyle amel etmiş olur. Her ne kadar o, 'İlmi ile âmil' teriminin kullanışı bakımından 'İlmi ile âmil' sayılmasa da. Öyleyse ilim, herhalde faydalıdır. Ve her asırda, her insanın bilgisi, amelini artırmasına vesile olacaktır." Tabii ki, ilmi ile âmil olmanın fazileti, üstünlüğü başkadır. Bunun için emr-i maruf ve nehy-i münker yapan, tavsiye ettiği iyi şeyleri kendi yapmalı, kötü olarak bildirdiği şeyleri kendisi işlememelidir! İşlerse sözü tesirli olmaz. O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile âmil olmalıdır. Hadis-i şerifte, "İsrâ gecesinde, (Miraca çıktığım gece) ateşten makaslarla, dudakları kesilen insanlar gördüm. Kim olduklarını sordum. Onlar da, "İyiliği emreder, kendimiz yapmazdık. Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık" diye cevap verdiler" buyuruldu. Tel: 0 212 - 454 38 21 www.mehmetoruc.com e-mail: mehmet.oruc@tg.com.tr
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sayısız iyilikleri, cami yaptırmak gibi ibadetleri ve insanlığa büyük hizmetleri olan çok cömert bir kâfir, zulüm ve işkence görüp, mazlum olarak öldürülse, Cennete gitmez mi? CEVAP: Cennete girmenin şartlarının ne olduğunu, Allahü teâlâ açıkça bildirdi. Cennete gitmenin şartı imanlı, yani Müslüman olmaktır. İmanlı olmayan, yani kâfir olan Cennete giremez. Kâfirlerin gideceği ve sonsuz kalacağı yer Cehennemdir. Sayısız âyet-i kerimeden birkaçının meali şöyledir: (Kâfirlerin cami yapmaları ve diğer bütün [iyi] işleri boşa gidecek, Cehennemde sonsuz kalacaklar.) [Tevbe 17] (İmansızın ameli boşa gider.) [Maide 5] (Ehl-i kitap [Yahudi ve Hıristiyan] olsun, müşrik olsun, bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar.) [Beyyine 6] Üç hadis-i şerif meali de şöyle: (Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhari] (İmanı olmayan Cennete girmez.) [Tirmizi] (Bana inanmayan Yahudi ve Hıristiyan, mutlaka Cehenneme girer.) [Hâkim] Şu halde, bir kâfir haksız olarak, işkenceyle, zulümle öldürülse, bütün dünyaya hizmet etse, Cennete giremez. Bazıları da, (Çok temiz olan, yalan dolan bilmeyen, hırsızlık etmeyen, yol köprü, çeşme gibi insanlığa hizmet eden kâfirler de var. Bunlar da mı Cennete girmeyecek?) diyorlar. Cennete girmenin çaresini, yolunu, Cennetin, Cehennemin ve kâinatın sahibi olan Allahü teâlâ bildirdi. Bizim istememizle kimse Cennete veya Cehenneme girmez. Zengin fakir, zenci beyaz, köylü şehirli, kadın erkek, temiz kirli, tembel çalışkan, cimri cömert, cahil bilgin, zalim mazlum benzeri hiçbir ayrım yapılmaz. Sadece imanlı ve imansız ayrımı yapılır. Yani Müslüman olan Cennete girer, ebedi nimetlere kavuşur. İmansız olan da, Cehenneme gider, ebedi azaba maruz kalır. KİLİSE ALLAH'IN EVİ DEĞİL Sual: Cami de, kilise ve havra da Allah'ın evidir denebilir mi? CEVAP: Kiliseler ve havralar Allah'ın değil, şeytanın evidir. Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere, Allah'ın evi denir. Mesela Kâbe'ye Beytullah, yani Allah'ın evi denir. Hadis-i şerifte, (Camiler, Allah'ın evidir) buyuruldu. (Hâkim) Kilisede namaz kılınmaz ve Kur'an-ı kerim okunmaz; çünkü kilisede şeytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse, namaz kılmak mekruh olmaz. (Redd-ül Muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seferi olmak için, niyet şart mı? CEVAP: Evet, niyet şarttır. Mesela bir kimse, Pendik'ten 50-60 km uzaktaki İzmit'e gitmek üzere otobüse binse, otobüste uyuyup kalsa, Düzce'ye gelince uyansa, Düzce Pendik arası, seferilik mesafesinde olduğu halde, Düzce'ye niyet ederek gelmediği için seferi olamaz. Bir kimse de, Pendik'ten Düzce'ye gitmek üzere otobüse binse; fakat ben sefere niyet etmiyorum dese de, seferi uzaklığa gitmeye karar verdiği için seferi olur. Bu kararı niyet sayılır. Yani gideceği yer seferilik mesafesinden fazla ise, niyet etmese de seferi olur; seferilik mesafesinden az ise, seferiliğe niyet etse de seferi olmaz. Demek ki, seferiliğin gerçekleşmesi için, hem seferi uzaklık şart, hem de niyet şarttır. SEFERİLİKTE NİYET Sual: Bir kimse, 80 km uzaktaki A şehrine gitse, sonra bir işi çıkıp A şehrine 85 km uzaktaki B şehrine gidip tekrar A şehrine dönse, B şehrinde seferi olur mu? CEVAP: Seferi olmaz. Eğer A şehrine giderken, B şehrine de uğrayacağını biliyorsa, o zaman hem A şehrinde, hem de B şehrinde seferi olur. SEFERİLİK Sual: Bir kimse, sefer uzaklığındaki A şehrine toplam 30 gün kalmak üzere gitse, gittiğinde orada 10 gün kaldıktan sonra, 10 km uzaktaki B şehrine gidip, orada 10 gün kaldıktan sonra, 10 km uzaktaki D şehrine gitse, orada da 10 gün kaldıktan sonra tekrar A şehrine gelse, 30 gün hep seferi mi olur? CEVAP: Hayır, seferi olmaz, mukim olur. Mukim olduktan sonra, seferi uzaklığa gidilmedikçe hep mukim olunur. Eğer çıkarken, B ve D şehrinde 10'ar gün kalacağını bilseydi, 30 gün hep seferi olurdu. Aynı durumda, Maliki'yi taklit eden ise, hep mukim olurdu. SEFERİLİKTE MESAFE Sual: İstanbul'dan İzmit'e giden seferi olur mu? CEVAP: Seferi olmak için, Hanefi'de 104 km uzaklığa gitmek üzere yola çıkmak gerekir. İstanbul'un neresinden yola çıkıldığına göre ve gidilen yola göre değişir. Mesela: İzmit-Bostancı köprüsü: E-5'ten 90 km, E-6'dan 102 km. İzmit-Boğaz köprüsü: 103 km. İzmit-Fatih köprüsü: 122 km. İzmit-Yenibosna: E-5'ten 145 km, E-6'dan 160 km. Demek ki, bir kimse, Boğaz köprülerinin Avrupa yakasındaki herhangi bir yerinden İzmit'e giderse seferi oluyor.
Allahü teâlânın sıfatları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah'ın zati ve sübuti sıfatları arasındaki fark nedir? CEVAP: Zati sıfatları, Allahü teâlânın zatına mahsus olan sıfatlardır. Bu sıfatlar, mahlûkların hiçbirinde yoktur. Bunların mahlûklara, hiçbir şekilde bağlantıları da yoktur. Bu altı sıfattan Vücud, kendiliğinden var olmak; Kıdem, varlığının öncesi, başlangıcı olmaması; Beka, varlığının sonsuz olması, hiç yok olmamak; Vahdaniyet, hiçbir bakımdan ortağı, benzeri olmaması; Muhalefet-ün lil-havadis, hiçbir şeyinde, hiçbir mahlûka, hiçbir bakımdan benzememek; Kıyam bi-nefsihi de, varlığının kendinden olması, var olması için hiçbir şeye muhtaç olmaması demektir. Sübuti sıfatları ise, mahlûklarla bağlantılı olan sıfatlardır. Bunlardan, yaratmak sıfatı hariç, diğerlerinden kullarına da sınırlı olarak ihsan etmiştir. Bu sıfatlarında da, hiç değişiklik olmaz. Bunlar da, zati sıfatlar gibi kadim yani ezelidirler. Mahlûklar sonradan yaratıldığı için, mahlûklara olan bağlantıları ise hâdistir, yani ezeli değildir. Sübuti sıfatlar şunlardır: Hayat [diri olmak], İlim [bilici olmak], Semi [işitmek], Basar [görmek], Kudret [güçlü olmak], İrade [dilemek], Kelam [söylemek], Tekvin [yaratmak]. Onun diri olması, bilmesi, işitmesi, görmesi, kudreti, dilemesi ve söylemesi kullarınkine hiç benzemez, bunların sadece isimleri benzer. Onun zatını ve sıfatlarının hakikatini anlamak, mümkün değildir. Hiçbir mahlûk, asla yaratıcısını anlayamaz, kavrayamaz. Peygamber efendimiz, (Allahü teâlânın yarattıklarını düşününüz, Onun zatını düşünmeyiniz. Çünkü siz Onun kadrini takdir edemez, Onu anlamaya güç yetiremezsiniz) buyuruyor. Bir başka hadis-i şerifte de buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, hatıra gelen her şeyden uzaktır.) [C. Veremedi] AYNI DA, GAYRI DA DEĞİLDİR Sual: (Sıfatları, Allah'ın aynı da, gayrı da değildir) ne demektir? CEVAP: Allahü teâlânın sıfatları, kendisi gibi ezeli ve ebedidir, yani zatından ayrılmazlar. Eğer sıfatlar, Allahü teâlânın gayrıdır, yani kendisinden ayrıdır, başkadır denirse; sonradan oldukları söylenmiş yani ezeli oldukları inkâr edilmiş olur. Allahü teâlânın aynıdır, yani kendisidir denirse de, sıfatların varlığı inkâr edilmiş olur. *** NOT: Peygamber efendimizin, diğer Peygamberlerin ve Eshab-ı kiramdan 133'ünün hayatları, www.dinimizislam.com adresinde Rehber İnsanların Hayatları bölümüne konmuştur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İlmihal bilgilerine zıt çıkışlarıyla tanınan ilahiyatçı bir hoca, yellenmenin abdesti bozmayacağını köşesinde yazdı. Bu konuda hadis yok mu? Mezheplerin kavli nedir? CEVAP: Dört mezhepte de yellenmek abdesti bozar. (Mezahib-i Erbea) Bu konuda hadis-i şerifler de vardır. Birkaçı şöyledir: (Namaz kılarken yellenen namazdan çıkıp abdest alsın, namazı da iade etsin.) [Tirmizi, Nesai, Ebu Davud, İ.Ahmed, Beyheki, Taberani] (Yellenenin abdesti bozulur.) [Ebu Davud, İ. Ahmed] (Şeytan namaz kılanın makadına hafifçe dokunur. O kimse bunu yel zanneder. Böyle durumda, koku veya ses duymadıkça namazınızı bozmayın.) [İ. Ahmed] (Abdesti olmayanın namazı kabul olmaz. Makattan sesli veya sessiz yel çıkınca hades vaki olur, yani abdest bozulmuş olur.) [Buhari] (Makatında bir kıpırtı hisseden, ses ve koku duymadıkça, mescitten çıkmasın [namazına devam etsin].) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] AKILLA ALLAH'I BULMAK Sual: Peygamberi hiç işitmemiş bir kimse, akılla Allah'ın varlığını bulursa Cennete girer mi? CEVAP Din kitaplarında özetle deniyor ki: Akılla, Allah'ın varlığını birliğini anlayıp iman eden kimse, Peygamberleri işitmemişse Cennete gider. Peygamberi işitmeyen kimse, Allahü teâlânın var ve bir olduğunu düşünmeyip iman etmezse, Cennete girmez. Peygamberi inkâr etmediği için, Cehenneme de girmez. Hesaptan sonra hayvanlar gibi toprak olur. Cehennemde sonsuz yanmak, Peygamberi işitip de, inkâr etmenin cezasıdır. (Allahü teâlânın varlığını düşünmeyip iman etmeyen, Cehenneme girecektir) diyen âlimler varsa da, bu, Peygamberi işittikten sonra düşünmeyen demektir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Biz, bir resul göndermeden [iman esaslarını, helal ve haramları bildirip duyurmadan] önce azap etmeyiz.) [İsra 15] İZİNSİZ HACCA GİTMEK Sual: Kadın, kocasının izni olmadan, hacca gidemez mi? CEVAP: Kadın, kocasının izni olmadan nafile hacca gidemez; fakat kocası, hanımının mahremiyle, farz olan hacca gitmesine mani olamaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namaz kılmayan bazı kimseler, (Namaz, salât yani duadır. Tanrı'yı içten anıp selamlamaktır. Bunun da bir şekli, belli bir saati, zaman dilimi, yeri, kuralı yoktur. İnsan, istediği vakit, istediği dilde, istediği şekilde, istediği yerde dua edebilir. Şimdi kılınan beş vakit namaz, gerçeklere aykırıdır) diyorlar. Peygamber efendimiz, beş vakit namaz kılmadı mı, namaz kılınmasını emretmedi mi? CEVAP: Bu tür iddialar, Peygamber efendimize inanmayanların, dinimizi yıkmak isteyenlerin, çeşitli maskeler altında asıl kimliklerini gizleyerek gündeme getirdikleri iddialardır. Hiçbir ilmi değeri yoktur. Peygamber efendimiz, namaz farz olduktan sonra, beş vakit namaz kılıp, farz olduğunu bildirdi. Eshab-ı kiram ve ondan sonra gelenler hep beş vakit namaz kılmışlardır. Resulullah, hâşâ Kur'an-ı kerimi anlayamadı mı? Salât kelimesini anlayamadı mı? Hâşâ, beş vakit namaz kılması yanlış olsaydı, Allahü teâlâ vahiy gönderip düzeltmez miydi? Cebrail aleyhisselam, gelip, beş vakit namazın vakitlerini, kılınış şeklini ve diğer bütün hususları bizzat tatbiki olarak öğretti. Peygamber efendimiz de, (Namazı benim kıldığım gibi kılın) buyurdu. (Buhari) Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103] Demek ki, namaz kılmanın belli vakitleri vardır. Asr-ı saadetten bugüne kadar, camiler, mescitler namaz kılmak için yapılmıştır. Diğer namazlar evde de kılınabilir; ama cuma namazının, camide cemaatle kılınması gerekir. Beş vakit namazın da, geçerli bir mazeret olmadıkça, camide cemaatle kılınması emredilmiştir. Camilerin, mescitlerin, namaz kılınması için yapılmasını, Allahü teâlâ emretmiştir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.) [Tevbe 1] Kur'an-ı kerimde geçen salât kelimesi, namaz değil de dua demek olsaydı, belli zamanı ve yeri olmasaydı, Allahü teâlâ mescit yapılmasını Kur'an-ı kerimde bildirir miydi? Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir büyük zata talebesi sorar: - Efendim, Allahü teâlâ bir âyet-i kerimede mealen, (Ey iman edenler, iman edin) buyuruyor. Bunların hem iman ettiklerini bildiriyor, hem de iman edin buyuruyor. Burada (İman edin) ne demektir? Cevaben buyuruyor ki: - Beni tanıyın demektir. - Efendim, herkes Allah diyor, tanıyor. Peki, tanıyın ne demektir? - Habibimin getirdiklerine inanın, emir ve yasaklara uyun demektir. Tanımak, sevmek ve itaat etmek demektir. Allahü teâlâyı tanıyan onu sever. Onu seven de, emir ve yasaklara uyar yani farzları yapar, haramlardan kaçınır. Allahü teâlâ, ibadet yapılarak sevilir, tanınır. Mezhep imamlarına, ehl-i sünnet âlimlerine, imam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklere tâbi olanlarla olmayanların farkı şudur: Tâbi olmadan hizmet etmeye kalkışanlar, akşam olunca çalışırlar. Yani karanlıkta ne yaptıklarını görmeden yaparlar. Yıkarlar, kırarlar, dökerler. Tâbi olanlar ise, sabahleyin ışığın altında çalışırlar. Ne yaptıklarını görerek yaparlar, yıkmazlar, kırmazlar, dökmezler. Bize dinimizi imanımızı öğreten, ehl-i sünnet üzere yetiştiren annemizin, babamızın çok duasını alalım. Onların hakkı ödenmez. Onlarla münakaşa etmeyelim. Münakaşa edersek ipler kopar. Peygamber efendimize birisi geldi, dua istedi, (Annenden iste) buyurdu. Annem öldü deyince, (Babandan iste) buyurdu. Babam da öldü deyince, (Teyzenden iste) buyurdu. İşte, onların hakkı bu kadar önemli! Asıl bayram, son nefeste imanla ve şehit olarak çene kapatmaktır. Son nefeste Allah demektir. Son nefeste Allah demek için, onu çok söylemek lazım. Kim neyi çok söylerse, son nefeste de onu söylemesi kolay olur. Müslümanın siması, kelamı, taamı hep şifadır. Yani yüzü de, sözü de, ikramı da hep şifadır. Allahü teâlâ bir kulunu korursa, kimse ona bir şey yapamaz. Yapmaya çalışan da, kendine yapar. İlim cahilliği götürür; fakat ahmaklığı götürmez. Geleceğiniz bakımından iki büyük tehlike var: Biri israf, diğeri kibir. İnsan, gece gündüz tam bin sene tesbih çekse, bunun hepsi, yarım sayfa, dinini imanını doğru öğreneceği kitabı okumak yerine geçmez; çünkü tesbih çekmek nafile ibadettir. Nafile, farzın yanında denizde damla değildir. Akşam, yatmadan yarım saat kitap okuyup bütün gece yatsa, daha kârlı olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir gençle yapılan diyalog
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Genç: Hocamız, sigaraya haram dediği için, hiçbir delil olmasa da biz sigaraya haram deriz. Üstelik sigaranın haram olduğuna dair delilimiz de çoktur. CEVAP: Kendiniz haram deseniz de, bunu bütün Müslümanlara şamil edemezsiniz. Delilsiz konuşmanın vebali büyüktür. Çok delil nedir? Genç: Sigara israf ve zararlı olduğu için haramdır. (İsraf haramdır) ve (Kendinizi tehlikeye atmayın) âyetleri bunun delilidir. Akıl ve mantık ilmi de, bunun haram olduğunu gösteriyor. Mesela İsaguci mantığından örnek vereyim: Zarar yönünden bakalım: Dava: Sigara haramdır. Süğra: Her vücuda zarar veren haramdır. Kübra: Sigara zararlıdır Netice: O halde sigara haramdır. İsraf yönünden bakalım: Dava: Sigara haramdır. Süğra: İsraf haramdır. Kübra: Sigara içmek israftır. Netice: O halde sigara içmek haramdır. CEVAP: Bu kıyası hangi İslam âlimi yaptı ki? Âyetlere böyle mana vermek, mantıkla açıklamak, hangi mezhepte vardır? Herkes haddini bilmelidir. Yanlış kıyas yaparak, mubaha haram diyerek küfre düşmekten çok korkmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Kur'an-ı kerimin tefsiri, Resulullahtan işitildiği gibi yapılabilir. (Kur'an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur) hadis-i şerifi, bunu bildirmektedir. (1/234) Başka bir hadis-i şerifte de, (Kur'an-ı kerimi, kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruluyor. (Nesai) Kur'an-ı kerimi kendi kafasına göre tefsir edip sigaraya israf ve haram diyen kimse, iki hadis-i şerife göre hata etmiştir. Her iki kıyasta, dava da, kübra da yanlıştır. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir gençle yapılan diyalog -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Aynı bozuk mantıkla şu kıyaslar yapılabilir: Dava: Sigara mubahtır. Süğra: Mubah haram değildir. Kübra: Sigara mubahtır. Netice: O halde sigara haram değil, mubahtır. Burada dava yanlıştır. Sigara mubah diye dava olmaz. Dava, sigara haram mı, değil mi diye olur. İsraf yönünden bakalım: Dava: Çikolata haramdır. Süğra: İsraf haramdır. Kübra: Çikolata israftır. Netice: O halde çikolata haramdır. Yukarıda davalar yanlış olduğu gibi; (Kübra) denilen önermeler de yanlış olduğu için, (Netice) yanlış oldu. Şimdi sigara yerine çikolata koyalım, neticeye bakalım: Dava: Sigara haramdır=Çikolata haramdır Süğra: İsraf haramdır=İsraf haramdır. Kübra: Sigara israftır=Çikolata israftır. Netice: Sigara haramdır=Çikolata haramdır. Kübra yanlış olduğu için, netice yanlış çıktı. Sigara veya çikolatanın israf ve haram olduğunu kim söyledi? Burada mantık ilminin suçu yok. Suç mantık ilmini kullanamayandadır. Bir kıyas daha: Dava: Memeli hayvanlar uçar mı? Süğra: Yarasa memeli hayvandır. Kübra: Memeli hayvanlar uçmaz. Netice: O halde yarasa uçmaz. Burada Kübra yanlış olduğu için, netice yanlış çıktı. O halde Kübraların doğru olması şarttır. Kübra denilen önermeye, sigara israftır diye yanlış koyunca netice yanlış olur. Genç: Sigara israf olduğu gibi, zararlı olduğu için de haramdır. CEVAP: Bu kendi kıyasınızdır. Hiçbir âlimin böyle kıyası yoktur. İslamiyet, böyle indî kıyasları reddeder. Kıyası ancak müctehid yapar. Bu iş size, bize düşmez. Bir insan, çok iyi otomobil kullansa; fakat ehliyeti yoksa kaza yapmasa bile cezalanır. Sizin kıyasınız, tamamen indîdir. Buna rağmen doğru olsa bile, müctehid olmadığınız için, İslam âlimlerinden nakil yapmanız gerekir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir gençle yapılan diyalog -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İslamiyet mücerret [yalnız] akıl dini değil, selim akla uygun nakil dinidir. Akıl Şiilikte hüccettir. Kıyasınız tamamen akla, mantığa dayanıyor. İlmî hiçbir kıymeti yoktur. İlmî kıymetinin olması için, naklen bildirmek gerekir. Mesela (İbni Abidin, Mevlana Halid-i Bağdadi sigaraya haram dedi) demek gerekir. Böyle diyen hiçbir âlim olmadığına göre sözünüzün hiç değeri olmaz. Bir de, mubahlarda delil aranmaz, haramlarda aranır. Mesela çayın, kahvenin, mubahlığı için delil aranmaz. Biz yine, delil gösterelim. S. Ebediyye'de deniyor ki: (Şeyhul İslam Ebülbeka, Ahmed bin Ali Hariri, İsmail Meraşi, kadı Abdürrahim, Ganim bin Muhammed Bağdadi, Şeyhul İslam Behai, Muhammed Tarsusi, Muhammed Kehvaki, Mısır âlimlerinden Yusuf Decvi ve Muhammed bin Abdülbaki Zerkani, allâme Abdülgani Nablusi, Abdurrahman bin Muhammed İmadi, allâme Ali Echüri, Mahmud-i Samini, Osman Bedreddin, Seyyid Abdülhakim Efendi ve büyük âlim, veliyyi kâmil Mevlana Halidi Bağdadi'nin buyurdukları gibi, zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne, haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri günahkâr bilmemelidir.) Bu âlimlerin hocanız kadar ilimleri yok mu idi? Hocanız kadar takva ehli değil miydi? Genç: Bugün çok kimse, sigaranın zararlı ve israf olduğu için haram olduğunu söylüyor. Çoğunluğun yanılması mümkün müdür? CEVAP: Çoğunluğun içinde İslam âlimi yoksa kıymeti olmaz. İnsanların çoğuna uyan zarardadır; çünkü Kur'an-ı kerimde mealen, (Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar) buyuruluyor. (Enam 116) Genç: Sigara israfın tarifine uyduğu için, sigaraya haram diyoruz. CEVAP: Sigaranın israfın tarifine uyduğunu nasıl biliyorsunuz ki? Sigara israf olduğu için haram diyen bir tek İslam âlimi var mı? İslam âlimi israfı bilemezse başka kim bilir ki? Dini bize onlar bildirdi. Siz diyorsunuz ki: İsraf haramdır. Sigara israftır. Öyleyse sigara haramdır. Bu ayetle sabittir. Bu mantığı hiçbir İslam âlimi bilemedi de, onun için mi sigaraya haram değil dediler? Siz israf âyetinden, sigaranın israf olduğunu söylediniz. O âyet yeni mi indi? İslam âlimleri niye bilmiyordu? Genç: Haramın azına helal denmez. Mesela şarabın azı helal olamaz. Sigara da böyledir. CEVAP: Maazallah. Sigara şarapla mukayese edilemez. Şarabın damlası haramdır; ama ömründe bir tek sigara içene haram işledin demek koyu cehaletin veya taassubun bir alametidir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir gençle yapılan diyalog -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Genç: Sigara tedrici olarak ölüme götürdüğünden açıkça intihardır. CEVAP: Hangi İslam âlimi böyle benzetmeler yaptı ki? Şarapla mukayese etmek, intihar demek hangi din kitabında yazıyor ki? İndî görüşlerin dinde yeri olur mu hiç? Genç: Sigaranın zararlarını inkâr mı ediyorsunuz? CEVAP: Sigaranın zararı inkâr edilir mi hiç? Bunu sormak bile gereksiz. S. Ebediyye'de sigaranın zararları yeteri kadar bildiriliyor. Kahvedeki kafein, çaydaki tein çok alınırsa insanı öldürür; ama az kahve veya çay içmeye, şaraptan kötü denmez. Genç: Her zehrin faydası da olur; ama faydasız olarak yaratılan tek bitki tütündür. CEVAP: Nikotinin öldürücü zararları yanında, güldürücü faydaları da vardır. Bugün fen, nikotinin hafızayı kuvvetlendirdiğini keşfetmiştir. Hafızanın yeniden kazanılması için başarılı araştırmalardan biri de Harvard Üniversitesi'nde yapıldı. Nikotinin beyni nasıl etkilediğini araştıran bilim adamları, nikotinin hafıza merkezindeki beyin hücrelerini uyardığını keşfetti. Bu beyin hücreleri aynı zamanda hafıza kaybını da engelleyen proteini üreten beyin hücreleriydi. Nikotinin uyardığı hücreleri ayıran bilim adamları, aynı uyarılmayla hafıza kaybını önlediğini keşfetti. (Newsweek) Yaprağından hazırlanan infüzyonlar, vücut parazitlerine karşı kullanılır. Nikotinin sülfat tuzları tarımda böcek öldürücü olarak kullanılır. Ayrıca tütün yaprağı fermente edilerek kokulandırılıp, enfiye adı verilen keyif verici ve aksırtıcı bir ürün elde edilir. Tütün tohumları yağ bakımından da zengindir. Tütün yağı boya ve sabun sanayiinde kullanılır. (Wikipedia) Allahü teâlâ faydasız hiçbir şey yaratmamıştır. Ayrıca, sigaranın zararları eski âlimlerce bilinmiyordu da, hocanız, nereden bildi de haram dedi? Genç: Hocamız, sadece fetvaya değil, takvaya uyar, ince eler sık dokurdu. Tasavvuf ehli, şüpheli şeylere, haram muamelesi yapar. Onun için hocamız, sigaraya haram demiştir. CEVAP: Eğer sigaraya bu sebepten haram denirse cahillik olur. Şüphelilerden kaçmak ayrı, şüpheliye haram demek ayrıdır. Hazret-i Ömer, (Harama ve şüpheliye düşerim korkusuyla yetmiş helalden el çektim) buyuruyor. Helalden el çekmek ayrı, helale haram demek ayrıdır. El çekmede takva olur; helale haram demek ise küfür olur. Her tasavvuf ehli, el çektiği şeylere, mekruh veya haram derse, ortada din mi kalır? (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir gençle yapılan diyalog -5-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sigaraya mubah diyen tasavvuf ehli âlimler, hocanız kadar takva ehli değil miydi? Onlar şüpheli şeylerden mekruhlardan israftan kaçmazlar mıydı? Niye sigaraya haram demediler? Demek ki, hocanızın sigaraya haram demesi, tarikatçı ve takva ehli olduğu için değil, (Sigara israftır, israf haramdır, o halde sigara haramdır) fasit mantığıyla hareket ettiği içindir. Genç: Sigaranın zararı 20 yıldır biliniyor. Onun için eski âlimler sigaraya haram dememiştir. CEVAP: Peki, Bursalı İsmail Hakkı efendi, 300 yıl önce tütünün zararını nasıl bildi de haram dedi? Genç: O, tasavvuf ehli büyük bir evliya olduğu için haram demiştir. CEVAP: Sigaranın zararı, diğer âlimlerce ve diğer mutasavvıflarca bilinmediği halde, bu âlim nasıl olmuş da bilmiş ki? Bütün ulema ve evliya zatlar zararını niye bilememiş de haram değil demişler? İşin doğrusu S. Ebediyye kitabında şöyle bildiriliyor: (İsmail Hakkı hazretleri, önce tütünün haram olduğunu yazmıştı; çünkü Sultan Murad, tütünü yasak etmişti. İçenler cezalandırılıyordu. Bu âlim, tütünü değil, tütün içmek suç olduğu için, suç işlemeye haram demişti. Hükümet, tütün yasağını kaldırdıktan sonra, yazdığı kitabında, tütünün haram olmadığını bildirmiştir. Mütercim fakir, Bursa'da Orhan Kütüphanesinde tütüne mubah dediğini bildiren bu kitabını gördüm.) Genç: Namaz kılmasa da, sigara içmeyen kıymetlidir, içen ise, namaz kılsa da kıymetsizdir. CEVAP: Böyle söylemek Allah saklasın namazı önemsememek anlamına gelir. Taassup, sizi böyle tehlikeli sözlere sürüklüyor. Sarı Lütfi denilen Tokatlı Molla Lütfi, (Namazı doğru kılmıyoruz. Kıldığımız namazlar, yatıp kalkmaktan ibarettir) demiş ve bu sözü namazı önemsiz görmek kabul edilerek, 1495'te idam edilmişti. Sizin sözünüz ise Molla Lütfi'ninkinden çok daha kötüdür. Bu kör taassubu bırakmak gerekir. Genç: Sigaraya mubah diyen âlimlerden hangisi kimyager, hangisi tabip, hangisi eczacı veya araştırmacıdır? İçlerinde bir tek fen adamı var mıdır? CEVAP: Elbette vardır. S. Ebediyye'nin yazarı, icazetli, yetkili bir din adamı olduğu gibi aynı zamanda, Arapça, Farsça yanında, Fransızca ve Almanca da bilen, yüksek kimya mühendisi, eczacı, araştırmacı ve öğretmen olan bir fen adamıydı. Çeşitli araştırmalar yaparak, (Fenil-siyan-nitrometan) cisminin sentezini yapmış ve formülünü bulmuştur. Binlerce kitaptan araştırarak hazırladığı S. Ebediyye'deki bilgiler ve kaynakları da, yetkili bir din ve fen adamı olduğunun canlı ispatıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ahirete yatırım için, hangi cins hayır hasenata ağırlık vermeli? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla kadar bile değildir. Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. Nafilelere yol gösteriyor. Zekât yerine nafile sadakaları güzel gösteriyor. Hâlbuki zekât niyetiyle fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevaptır; çünkü zekât vermek, farzı yapmaktır. Zekât niyeti olmadan verilenler ise, nafile ibadettir. (1/29) Farzın önemi, hiçbir sünnetle, nafile ibadetle asla mukayese kabul etmez; çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Dikkat edin, farz orucu kaza ediyor, oruç borcundan kurtuluyor ama farzı zamanında yapma sevabına kavuşamıyor. Hatta ömür boyu nafile oruç tutsa da, bir farzı zamanında yapma sevabına kavuşamıyor. Farzın ne kadar önemli olduğunu bu hadis-i şerif açıkça bildiriyor. O halde nafile değil de, farz olan bir ibadeti tercih etmek gerekir. Mesela, dinin doğru olarak öğrenilmesine vesile olmak, önemli bir farzı yerine getirmek olur. Bunun en kolay yolu da, sevdiklerimize, yakınlarımıza, www.hakikatkitabevi.com adresindeki, nakli esas alan, doğru kitaplardan hediye etmektir. MARİFETULLAH Sual: Marifetullah ne demektir? CEVAP: Marifetullah, Allahü teâlânın zatını ve sıfatlarını tanımak demektir. Zatını tanımak, anlaşılamayacağını anlamaktır. Sıfatlarını tanımak ise, mahlûkların sıfatlarına benzemediklerini anlamaktır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Onun benzeri olan hiçbir şey yoktur, O hiçbir şeye benzemez.) [Şura 11] EZEL VE EBED "BİR AN"DIR Sual: Ramazan-ı şerif ayında bir oruçluya iftar veren Cehennemden azad oluyormuş. Herkes Cennete veya Cehenneme, kıyamet koptuktan sonra gitmeyecek mi? CEVAP: Evet, Cennete veya Cehenneme kıyamet koptuktan sonra girilecektir; fakat zaman mahlûktur. Yani sonradan yaratılmıştır. Geçmiş ve gelecek, önce ve sonra, bizim için yani mahlûklar için vardır. Allahü teâlâ indinde, ezel ve ebed "bir an"dır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Resulullah, Mirac gecesinde zaman ve mekân dairesinden çıktı. 'Ezel'i ve 'ebed'i, "bir an" olarak buldu. Başlangıcı ve sonu bir noktada birleşmiş gördü. Cennete gidecekleri Cennette gördü. (1/283) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir insan bir mümine çatık kaşla baksa bile kul hakkı olur. Gıybet etse, kalbini kırsa falan değil, çatık kaşla baksa. O yüzden Müslüman olarak birbirimizi sevmek mecburiyetindeyiz. Hepimiz büyük nimet içerisindeyiz. Hepimiz seçilmişiz. Allahü teâlâ, malı, rütbeyi isteyene verir, fakat imanı, ehl-i sünnet itikadını istediğine verir. İman nimetinin şükrünü eda edebilmek için, birbirimizi sevmemiz şarttır. Ehl-i sünnet âlimleri, (Allahü teâlâya şükretmek için birbirinizi sevin) buyuruyorlar. Eğer birbirimizi çok seversek, çok faydaları var. Birincisi, Allahü teâlâya şükretmiş oluyoruz; çünkü Allahü teâlâ verdiği nimetinin şükrünü istiyor. Onun şükrü de müminlerin birbirini sevmesidir. İkinci faydası, dünyada kim kimi severse, ahirette beraber olacaktır. Üçüncüsü, birbirini Allah için sevenler, ahirette herkesin gıpta ettiği büyük nimetlere kavuşacak, cenab-ı Hakkın razı olduğu, sevdiği yerde buluşacaklardır. İmanı muhafaza edip, imanla ölmek için, görmemeli, işitmemeli, dili tutmalıdır. Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, kendi hata ve kusurlarımızı düzeltmeye, eksiklerimizi tamamlamaya çalışmalıdır. Dünya hayatında bir yolcuyuz. Bavulumuzu ahirette açacağız. Ona ne doldurduğumuza dikkat etmeliyiz. Lüzumlu ve kıymetli şeyleri, gittiğimiz yerde geçerli şeyleri seçmeliyiz. Onun bunun eşyasını da, kendi bavulumuza koymayalım. Dünyada insanlar karışıktır. Müslümanlarla kâfirler karışıktır. Allahü teâlâ Müslümanlara, imanlarının karşılığı olarak, bu dünyada hemen nimetler vermiyor. Öyle olsaydı, kâfirler, demek ki Müslüman olmak iyi bir şey deyip hemen iman ederlerdi; fakat gördüklerine iman etmiş olurlardı. Hâlbuki iman, gayba olmalıdır. Muhammed aleyhisselamın bildirdiklerine iman etmek lazımdır. İman çok mühim ve hassastır, ya vardır, ya da yoktur, ortası olmaz. Bir kimse Peygamber efendimizin getirdiği her şeye inansa, bir mevzuda, acaba öyle mi böyle mi dese, tereddüt etse veya bir meseleyi beğenmese, Allah korusun küfre girer. Büyüklerin yolunun esası edeptir. Yaptıklarımız çok iyi şeyler, faydalı ve iyi işler olabilir; fakat bunlar edeple birleşmeyince bir işe yaramaz. Kim Allah içinse, Allahü teâlâ da onun içindir. Bundan uzaklaşan sıkıntıya düşer. İstiğfar edin, mutlaka Onu affedici bulursunuz. Dua, kazayı ve belayı def eder. Sıkıntıyı kendine anlatan, yani şükretmeyip, sabretmeyip oflayıp puflayıp duran, Allahü teâlâyı nefsine şikâyet etmiş olur. Başkasına anlatan, bu sefer anlattığına şikâyet etmiş olur. Makbul insan üzüntülü, sıkıntılı olur. Bu üzüntüler, sıkıntılar onu makbul eder. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İman etmenin, örtünmenin, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin Allah'a ne faydası var da emretti? İçki, kumar, faiz, zina, yalan, hırsızlık gibi günahların, Allah'a ne zararı var da yasakladı? CEVAP: Kendisine fayda ve zararı olduğu için değil, bize fayda ve zararı olduğu için emir ve yasaklar koydu. Emir ve yasaklar koymakla kullarını şereflendirdi. (Mektubat-ı Rabbani) Hadis-i kudside buyuruluyor ki: (Öncekileriniz, sonrakileriniz; küçükleriniz, büyükleriniz; dirileriniz, ölüleriniz; insan ve cinleriniz; en mütteki, itaatli birer kulum olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağılayan birer düşmanım olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganidir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız ve varlıkta kalabilmeniz için her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.) [Müslim] Birkaç âyet-i kerime meali: (Salih amelin, ibadetin faydası, bunu yapanadır.) [Fussilet 46] (Kim, [ibadet edip günahlardan] temizlenirse, faydası kendinedir.) [Fatır 18] (Herkes, kendisi için cihad eder, faydası kendinedir.) [Ankebut 6] (Rabbiniz size idrak kabiliyeti verdi. Hakkı görenin faydası kendine, kör olanın zararı kendinedir.) [Enam 104] (Burada kör olmak, İslamiyet'in bildirdiği gerçekleri görmeyip kâfir olmak demektir.) (Zerre kadar iyilik ve kötülük eden karşılığını görecektir.) [Zilzal 7, 8] (Kimse kimsenin günahının cezasını çekmez.) [İsra 15] (Allah'ın benim ibadetime ihtiyacı yoktur, benim işlediğim günahlar da Ona zarar vermez) diyen kimse, ilaç kullanmayan hastaya benzer. Doktor ona, perhiz ve ilaç tavsiye ediyor, zehirli gıdayı yasak ediyor. Hasta ise, (Perhiz yapmazsam, zehirli gıdayı yersem veya ilaç kullanmazsam, doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmasa, zehirli gıdayı yese veya ilaç kullanmasa, bunların doktora zararı olmaz; ama kendine zararı olur. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için bunları tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulabilir, uymazsa ölüp gidebilir. İşte, (Allah'ın benim ibadetime ihtiyacı yoktur, benim işlediğim günahlar ona zarar vermez) diyerek, iman etmeyen, ibadetlerden kaçan, günahlara dalan kimse de, Cehenneme gider. İmanlı ölen günahkârlar, er geç Cennete girer. Ancak ibadet etmeyen, günaha devam edenlerin, imanlı ölmeleri çok zordur. İbadetler imanı muhafaza eder. Günahlar imanın sönmesine yol açabilir. Bunun için, günahlardan sakınmalı ve ibadetleri bırakmamalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Resulullahı övmek ibadettir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid okumaya bazıları bid'at diyor doğru mu? CEVAP: Mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid'at diyorlar. Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak Allah'ı sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Biz seni, âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni, bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4] (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Allah ve melekleri, Resule salât ediyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] Erkek kadın karışık olmadan, çalgı, müzikli ilahi ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni'met-ül kübrâ, Hadika, M.Nasihat) MEVLİD OKUMAK SEVABDIR Sual: (İmam-ı Şarani, mevlid cemiyetlerine büyük bid'at, İbni Abidin de, ölünün arkasından 7, 40 ve 52. geceler tertip etmek bid'attir diyor. Bu gecelerde mevlit okutmak ölüye işkence olur) deniyor. Mevlid okumak niye bid'at oluyor ki? CEVAP: Ne İmam-ı Şarani hazretlerinin kitaplarında, ne de İbni Abidin hazretlerinin kitaplarında böyle bir ifadeye rastlamadık. Böyle ifadeler olsa bile, bunlar Mevlidi şerifin bid'at olduğunu göstermez. O geceleri tayin ederek, ölü için Kur'an okumak da günahtır. Dinimizde 7., 40. ve 52. gece diye bir şey yoktur. Bayram günleri oruç tutmak da günahtır. Suç oruçta değil, orucu, oruç tutulması haram olan bir günde tutmaktır. Kabahat mevlidde veya Kur'an okumakta değil, bunları yanlış yerde okumaktadır. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Minarede yakılmak için yağ adamak batıldır. Seyyid Abdülkadir'e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde mevlid okutmayı nezrederler. Hâlbuki bu mevlide çalgı katıyorlar, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar) O günkü mevlidlerde de, bugünkü bazı mevlidlerde olduğu gibi teganni ve uygunsuz şeyler varmış. Onun için bu iki büyük âlime isnat edilen yazılarda, mevlid kötülenmiyor, haram işlenen mevlid cemiyetleri kötüleniyor. Bugün bile mevlidlere bid'at karıştırılıyor. Kadın erkek beraber oturup dinliyorlar. Böyle mevlid okumak uygun değil demek, Mevlidin kendisi kötü anlamına gelmez. Mevlid, Resulullah efendimizi övmektir ve ibadettir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mevlid, Müslümanların bayramıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid ne demektir? CEVAP: Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid Gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Resulullahın doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah'ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb'in, her mevlid gecesinde azabı biraz hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevab kazanır. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere verip, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ da onu Cennete koyar. (M. Nasihat) Peygamber efendimizin doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevabdır. Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halife iken, Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin doğumundaki olağanüstü halleri konuşurlardı. Bugün veya ertesi gün oruç tutmak iyi olur, sevab olur. Peygamber efendimiz de, dünyaya gelmesine şükretmek için oruç tutardı. (H. S. Vesikaları) İslam âlimleri Mevlid Gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesinden sonra en kıymetli gecedir; hatta Mevlid Gecesi, Kadir Gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır. El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında, (Mevlid Gecesi Kadir Gecesinden kıymetlidir) diyor. (Ed-dürer-ül-mesun) (Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullahı öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye'de her zaman okunan Mevlid Kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid'at olmasını gerektirmez; çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid'at değil, sevab olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Üç hadis-i şerif meali: (Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Peygamberleri anmak ibadettir.) [Deylemi] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İnsan başıboş yaratılmamıştır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaş, (Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağı için Allah'a inanıyorum, ama dinlere, peygamberlere, kitaplara, ahirete inanmıyorum) diyor. Böyle düşünen Allah'a inanmış sayılır mı? CEVAP: O, kesinlikle Allah'a inanmıyor. Nasreddin Hocanın, (Doğduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun) dediği gibi, (Ben öğrenciyim; ama öğretmene, derse, imtihana inanmam) denir mi? Öğrenci ise, öğretmene, derse inanması gerekir. Samimi olarak Allahü tealaya inanıyorsa, elbette onun emir ve yasaklarına da inanması gerekir. İstisnalar hariç, bütün fen adamları, bu kâinatın kendiliğinden var olmadığını, bir yaratıcısının bulunduğunu ittifakla bildirmişlerdir. Fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar, bir karıncayı, bir kuşu, bir arpa tanesini yaratamaz. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar. Bir insan bir alet, bir makine yapınca bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir prospektüsünü [tarifesini] de yanına koyar. Her şeyin yaratıcısı olan cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmamıştır. Bir âyet-i kerime meali: (Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) [Müminun 115] İnsan denilen makinenin de, bir kullanma tarifesi vardır. Bu da Allahü tealanın, peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği kitaplardır. Kur'an-ı kerim çok veciz olduğu için, Peygamber efendimiz bunu hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. (Allaha inanıyorum) diyenin, onun gönderdiği kitaplara, peygamberlere de inanması gerekir. Ortada bir eser varsa, bu eseri elbette meydana getiren biri vardır. Bu eserin nasıl kullanılacağını elbette bildirmiştir. Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyene, kendisini ebedi tehlikeye atana akıllı denebilir mi? Kur'an-ı kerimin çok yerinde, (Düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilmektedir. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Aklı olmayanın dini de yoktur.) [Tirmizi] (Akıllı, Allah'a ve Peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır.) [İ. Muhber] (Aklı olan iman eder.) [Beyheki] Şu halde ben Allah'a inanıyorum diyen akıllı kimsenin, kitaplara ve peygamberlere de iman etmesi ve ibadetlerini yapması, haramlardan kaçması gerekir. İmanın altı şartından birine bile inanmayan iman sahibi olamaz. Ben sadece Allah'a inanıyorum demesi kendini aldatmaktan başka şey değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İsra suresinin 88. âyetinde, (De ki, insanlar ve cinler birbirlerine yardımcı olarak, bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, yemin olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar) deniyor. Amerika'da, Gerçek Furkan adında bir kitap yayınlandığına göre, Kur'andaki ifadenin yanlışlığı meydana çıkmadı mı? CEVAP: Herhangi bir kitap yazılabilir; ama benzeri yapılamaz. Benzeri demek, (Onun yerini tutabilecek, aynı vasıflara haiz bir eser) demektir. Bir örnek verelim: Yumurta ikizleri olan ikiz kardeş, birbirinin benzeridir. Birini diğerinden ayırmak zor olur. İkiz kardeşe benzeyen bir robot yapılsa, bu, insan gibi iş yapsa, yürüse, konuşsa, gülüp ağlasa, canı ve diğer özellikleri olmadığı için, ikiz kardeşe benzerliği olmaz. Gözü olsa da, insan gibi göremez; kulağı olsa da, insan gibi işitemez. Yapma olduğu her bakımdan sırıtır; hatta böyle bir robot, sıradan bir insana bile benzemez. Buna rağmen, sırf kuru inadından dolayı, biz tam insanın benzerini yaptık demek, ilme ve akla zıt olur. Bu iddiasına, kendi bile inanmaz. Bunun gibi, Arapça cümleleri kafiyeli ve vezinli olarak yazmakla da, Kur'an-ı kerimin benzeri yapılmış olmaz. Benzeri sayılabilmesi için, aynı icaz ve belagatın bulunması lazımdır. Ancak bu özelliklere sahip bir kitaba, benzeri denebilir. Bugüne kadar, böyle benzeri bir kitap yazılmamıştır, yazılması da mümkün değildir. İslam âlimleri de buyuruyor ki: Kur'an-ı kerim, Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğüdür ve insan sözüne benzemez. 1400 yıldan beri, dünyanın her tarafında bütün İslam düşmanları el ele vererek, mallar, servetler dökerek uğraştıkları halde, Kur'an-ı kerimin bir âyeti gibi söyleyemediler. Şimdi de, bütün güçleri ile çalıştıkları halde söyleyemiyorlar. Hele o zaman Araplarda, şiir, edebiyat, fesahat ve belagat, her şeyden ileri gidip, en güvendikleri başarıları olduğu halde, Kur'an-ı kerim karşısında, bir şey söyleyemediler. Kur'an-ı kerime böyle galebe çalamayınca, çokları insafa gelip Müslüman oldu. SİGARAYI SAVUNMAK! Sual: Bütün dünya sigaraya savaş ilan ederken, sigara nasıl savunulabilir? CEVAP: Sigarayı kimse savunmaz. Normal insan, sigaranın zararlarını inkâr edemez. Biz, sigara zararsızdır demiyoruz. Bizim endişemiz, mubaha haram denme korkusudur. Harama helal demek gibi, bu da tehlikelidir. Bütün fıkıh kitaplarında, (Zarar vermeyen miktarı mubahtır) deniyor. Salih bir doktor bir kimseye, bir tanesi de sana zarar verir derse, ona haram olur; ama bu umuma şamil edilemez. Demek ki ölçü, zarar verip vermemesidir. Bir tek sigara içen bir kimseye, haram işledin demek, çok veballi bir iştir. Şahsen, sigaradan nefret ederim. Ömrümde hiç sigara içmedim; fakat kendimiz sevmiyoruz diye, mubaha haram demekten Allahü teâlâya sığınırız! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İmanın şartları ve tesettür
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (İmanın şartları arasında kadınların örtünmesi yok, ayrıca büyük günahlar arasında da bildirilmiyor. Teferruat değil mi bu, niye bu kadar bunun üzerinde durulur ki?) deniyor. Nasıl bir cevap verilebilir? CEVAP: Örtünmenin üzerine bu kadar duranlar, örtünenler değil, dinin bu emrine karşı çıkanlardır. İmanın şartları arasında örtünmek de, bütün farzlar ve haramlar da mevcuttur. İmanın bir şartını kabul etmeyen, mümin olamaz. İmanın altı şartı: 1- Allah'a, 2- Meleklere, 3- Kitaplara, 4- Peygamberlere, 5- Ahiret gününe, 6- Kadere inanmaktır. Şimdi bunların açılımına bakalım: 1- Allah'a iman: Sadece Allah vardır demekle, iman olmaz. Onun bildirdiği farzlara ve haramlara da inanmak şarttır. Bunların birisine bile inanmayan, Allah'a inanmamış olur. Mesela kumar, içki helaldir diyen Allah'a inanmamış olur. Tesettür de Allah'ın emirleri arasındadır. Tesettüre inanıp da, riayet etmeyen günah işlemiş olur; ama inanmayan Allah'a inanmamış olur. Allah'a inanmayan da Müslüman olamaz. 2- Meleklere iman: Melekler var demekle, meleklere iman olmaz. Melekleri Hıristiyanlar gibi kız bilmek, meleklerin günah işlediğini sanmak, meleklere doğru iman olmaz. 3- Kitaplara iman: Allah kitaplar gönderdi demekle, kitaplara iman edilmiş olmaz. O kitaplarda bildirilen haramlara, farzlara inanmak şarttır. Birine bile inanmayan, Müslüman olamaz. Kur'an-ı kerimde, tesettür bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] Bunu inkâr eden nasıl Müslüman olabilir? 4- Peygamberlere iman: Peygamberler vardır demekle iman olmaz. Peygamberlerin bildirdiklerinin hepsinin doğru olduğuna inanmak şarttır. Peygamber efendimiz tesettürü, birçok hadis-i şerifle bildirmiştir. Bir tanesinin meali şöyledir: (Bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud] Peygamberin sözünü kabul etmeyen, nasıl Müslüman olur ki? 5- Ahiret gününe iman: Bir kimse ahiret vardır demekle, ahirete inanmış sayılmaz. Müslümanların Cennete, kâfirlerin Cehenneme gideceğine de inanmak şarttır. Buna inanmayan da Müslüman olamaz. 6- Kadere iman: Sadece kader Allah'tandır demekle kadere inanılmış olmaz. Kaderimi ben kendim çizerim, ülkeyi kaderine terk ettirmeyiz diyen, kaderin ne olduğunu bilmiyor demektir. Demek ki, tesettür iman esasları arasındadır, teferruat değildir. Tesettürün farz olduğunu inkâr eden imanını kaybeder. Tesettüre inanıp da riayet etmeyen yine Müslümandır; fakat günahkâr olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç şeyde yanılan iflah olmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Eş, iş, arkadaş... Bu üçünde yanılan iflah olmaz. Ben onu düzeltirim der; ama düzeltemez. Kendisi onun gibi bozulur. Bir sepet sağlam incirin içine, bir tane çürük incir koysanız hepsini bozar. Bir sepet sağlam incir o bir çürüğü sağlam yapamaz. Dünyada aziz olmak isteyen, diline sahip olsun. Kötü insanlarla arkadaşlık yapan, iyi kimselere suizan eder. İnsanların bilgilisi, insanların bilgisinden yararlanıp kendi bilgisini artırandır. Dört yerde dört şeyi korumak, iki şeyi unutmamak, iki şeyi de unutmak gerekir. Korunacak şeyler: Namazda gönül, halk içinde dil, yemekte boğaz, el evinde göz. Unutulmayacak şeyler: Allah'ın büyüklüğü ve ölüm. Unutulması gerekenler: Birine ettiğin iyilik ve sana yapılan kötülüktür. Cemaatte rahmet vardır. Bir cemaatte bir kişi, Allahü teâlânın sevgili kuluysa, duası makbul ise, onun hürmetine Allahü teâlâ hepsini affeder. İmanın temeli, hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır yani sevmesi de, sevmemesi de, Allah için olmaktır. Müslüman, Allahü teâlânın seçtiği sevdiği insandır. Onun seçtiğini ben seçmiyorum, Onun sevdiğini ben sevmiyorum denir mi, hiç böyle şey olur mu? Kur'an-ı kerimin asıl tefsiri fıkıhtır. Ne yapılacak, nasıl yapılacak, nasıl korunacak, bunlar fıkıh ilmiyle mümkün olur. Dini bilmeden imanı korumak zordur. Hadis-i şerifte, (En hayırlınız, Kur'anı öğrenen ve öğretendir) buyuruluyor. Bunun bir manası da, Kur'an-ı kerim İslamiyet demektir. İslamiyet'i öğrenen ve öğreten en hayırlınızdır demektir. Burada öğreten kelimesi önemli, yani doğru öğrendiğini doğru öğreten demektir. Kafasından konuşan değil! Nasıl ki, bedenin rızkı varsa, ruhun da rızkı vardır. Nasıl ki, bedenin rızkı verilmezse hastalanır, sonunda ölürse, ruhun rızkı da verilmezse hastalanır ve zamanla ölür. Ölmesi, Allah korusun, kâfir olması demektir. Namaz ve diğer ibadetler ruhun rızkıdır. Büyüklerin sözleri, kitapları da ruhun rızkıdır. İki şeyden kaçınmalıdır: Çok yemekten ve çok konuşmaktan. Sabır, Allahü teâlâyı kullara şikâyet etmemektir. Gömleğin ilk düğmesi yanlış bağlanınca, diğerleri de yanlış gider. Neticeyi değiştiremezsiniz; ama başlangıcı değiştirmeniz mümkündür. Tedbir almamak kibirdendir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mahmasani isimli yabancı bir yazar, Türkçe'ye çevrilen bir kitabında, Buhari'deki Acve hurması ile ilgili bir hadis için, (Buhari'deki bu hadis, ilme ve realiteye aykırıdır. İhmal, uydurma ve iftira yolu ile sünnete katılan binlerce benzerinden bu bir örnektir) diyor. Mezhepler üstü hareket eden zatlar, (Hadis uydurmak veya uydurma bir hadisi kitabına almak, ihmallik, gafillik, cahillik veya hainlikten ileri gelir) diyorlar. Şevkani, Sehavi, Aliyyülkari, Acluni, Kardavi, Elbani, Ebu Gudde gibi zatlar, kütüb-i sittedeki veya diğer hadis, tefsir ve fıkıh kitaplarında, birçok uydurma hadis tespit etmişlerdir. Bu hadisleri kitaplarına alan kimseler, muhaddis, müfessir yani İslam âlimi olduğuna göre ve (Hadis uyduran Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadisini kitaplarına geçirdikleri halde, nasıl olur da, ihmallik, gaflet, cehalet veya ihanet sergileyebilirler? CEVAP: Evet, hadis uydurmak veya uydurma bir hadisi kitabına almak, ihmallik, gafillik, cahillik veya hainlikten ileri gelir. Bu çok doğru bir tespittir. Fakat, uydurma bir söze, hadis demek ne kadar yanlış ve tehlikeli ise, hadis kitaplarındaki veya İslam âlimlerinin kitaplarındaki hadis-i şerifleri de inkâr etmek, o kadar yanlış ve tehlikelidir. Kıyamet alametlerini bildiren, her biri bir mucize olan hadis-i şeriflerden üçü şöyledir: (Kur'andan başka, delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Davud] (Hadisi bırak, Kur'ana bak diyerek beni yalanlayanlar çıkacak.) [Ebu Ya'la] (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [İ.Asakir] Bazı kimseler, (Şevkani, Sehavi, Aliyyülkari, Acluni, Kardavi, Elbani gibi kimseler, gafil, cahil veya hain olmadıkları için, kitaplarına uydurma hadis almamışlardır. Bu hadis tenkitçilerinin kitabında bir tek uydurma hadis bulamazsınız) diyorlar. Peki hadis tenkitçileri dediğiniz kimseler, bu hadis-i şerifleri nereden aldılar? Hangi ravi ile konuşup yazdılar? Elbette Buhari, Müslim gibi hadis imamlarının kitaplarından aldılar. Buhari'de, Kütüb-i sittede, diğer hadis, tefsir ve fıkıh kitaplarında uydurma hadis var denirse, bu büyük zatlar, ihmallik, gafillik, cahillik veya hainlikle suçlanmış olur. O mübarek zatlara bunlar nasıl yakıştırılabilir? Şevkani, Sehavi, Aliyyülkari, Acluni, Kardavi, Elbani gibi kimseler, uydurma hadisi kitaplarına almazsa, bunlardan çok daha büyük âlimler, nasıl kitaplarına uydurma hadis alabilirler? (Hadis uyduran, Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadis-i şerifini kitaplarına geçirdikleri halde, nasıl olur da, bu cinayeti işleyebilirler? (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Uydurma hadis meselesi -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Muhaddislerin, müfessirlerin ve diğer İslam âlimlerinin, Şevkani, Kardavi, Elbani ve benzerleri kadar Allah korkuları yok muydu? Cahil, gafil veya hain mi idiler? İslam âlimi cahil olursa, kim âlim olur ki? Gafillik de öyledir. Onlar gafil ise biz nasıl müteyakkız [uyanık] oluruz? Bu büyük zatlar, nasıl töhmet altında bulundurulabilir? Sıradan bir Müslüman bile, Allah'tan korkar, uydurma bir söze hadis diyemez. Peki Resulullahın vekilleri olan, (Ümmetimin âlimleri, benî İsrail peygamberleri gibidir) diye övülen kimseler, nasıl olur da, böyle bir cinayet işleyebilirler? Nasıl olur da, böyle âlimler için, Allahü teâlâ, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyurur? Âlim, sadece mezhepsiz Şevkani, Kardavi ve Elbani gibi kimseler midir? Kütüb-i sitte sahipleri, âlim değil midir? Diğer muhaddisler, müfessirler ve fukaha âlim değil midir? Onlara bu büyük suç, nasıl isnat edilebilir? Hadis kitaplarında uydurma hadis olmadığı gibi, İslam âlimlerinin tefsir, fıkıh ve tasavvuf kitaplarında da uydurma hadis yoktur. Müfessir, fakih, mutasavvıf demek, hâşâ hadis ilminde cahil demek değildir! Sadece aralarında iş bölümü yapmışlardır. Mezhepsizler, mevdu hadisleri tanımak için bazı yollar belirlemişler, kendi akıllarına uymayan ve o kriterlere uyduramadıkları hadis-i şeriflere uydurma diyorlar. Bunlara verdikleri örnekler de, bid'at ehlinin uydurduğu, Ehl-i sünnet kaynaklarında bulunmayan, hadis âlimlerinin kitaplarına almadıkları sözler veya manasını anlayamadıkları sahih hadis-i şeriflerdir. Şimdi biri çıkıyor, (Bu hadisin ravilerinden biri fasık veya yalancıdır, onun için hadis uydurmadır) diyor. İslam âlimleri, bunu bilmiyorlar mıydı? O ravinin fâsık olduğunu bilmiyorlar denirse, onların bilmediğini, kendileri nereden öğrenmişler? Kendilerinden birkaç asır önce yaşamış bu âlimler, ravileri tanımıyorsa, ondan sonra gelenler, o ravileri nasıl tanıyor? Hadisler yeni mi çıktı? Raviler yeni mi çıktı? Naklettiği hadislerin ravileri arasında fâsıklar ve yalancılar olduğunu bilemiyordu diyerek cahillikle suçluyorlar. Hadis-i şerifte, mucize olarak bildirildiği gibi, sonra gelenler yani kendisini âlim zanneden cahiller, önceki âlimleri suçluyorlar. Biz, İmam-ı Gazali hazretlerinin kitabından bir hadis-i şerif alıyoruz. Mezhepsizler, (Bunun Kur'ana uygun olup olmadığına bak) diyorlar. İmam-ı Gazali hazretleri, bir hadisin Kur'an-ı kerime aykırı olduğunu bilemiyorsa, hâşâ o kadar cahil ise, biz nasıl bilelim? Yahut O, (Bu hadis Kur'an-ı kerime uygundur) diyorsa, biz nasıl o hadisin zıt olabileceğini düşünelim? Bir kimse, bir söz uydurup hadis dese veya sonradan uydurduğunu itiraf etse, yani bu söz hadis olma şartlarını taşımıyorsa, İslam âlimleri, zaten bunu kitaplarına almazlar. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Uydurma hadis meselesi -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir hadis-i şerifin lafzında, manasında, bozukluk olup olmadığını, Kur'an ve sünnete, akla aykırı olup olmadığını anlamak, bizim değil, muhaddislerin, hadis ilminde müctehid olanların işidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hadisimi Kur'anla karşılaştırın. Kur'ana uyarsa o söz benim, uymazsa benim değildir.) [Taberani] Sapık veya cahil birisi bir söz uydurur, buna hadis der. Ehli olan hadis âlimi de, hadis ilminin şartlarının yanı sıra onu Kur'ana arz eder. Bu işi cahiller yapamaz elbette. Bu, hadis âlimlerinin, müctehitlerin, ehl-i sünnet âlimlerinin işidir. Şimdi bir hadisin uydurma olup olmadığını anlamak için, Şevkani, Kardavi, Elbani gibi mezhepsizlerin kitaplarına değil, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bulunup bulunmamasına bakılır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında varsa o hadis sahihtir. Şevkani, Sehavi, Acluni gibi kimselerin, fıkıh, tefsir ve hadis kitaplarındaki hadislere mevdu [uydurma] demesiyle, o hadisler uydurma olmaz. Hafız Iraki de, İhya'daki hadisleri incelemiş, bazılarına kaynak bulamamış, (Kaynağını bulamadım) demiş, mezhepsizler de, hemen yaygara kopararak (Bak kaynağı yok, bu uydurma hadis) diyorlar. İmam-ı Gazali hazretleri, uydurma olsa, kitabına alır mı hiç? Muhaddisler, bir sözün hadis olması için, birçok şartlar koymuşlardır. Bu şartlara uymayanları kitaplarına almazlar. Ayrıca, her muhaddisin koyduğu şartlar, farklı olabilir. Bu bir ictihad meselesidir. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: Usûl-i hadis ilminde müctehid olan bir âlim, bir hadisin mevdu olduğunu ispat edince, bu ilmin bütün âlimlerinin de, mevdu demesi lazım gelmez. Çünkü, mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için, lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadis için, benim mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur der. Yoksa, (Peygamber efendimizin sözü değildir) demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu sözün hadis olması, bence anlaşılmamıştır demektir. Bu âlime göre, hadis olmaması, hakikatte hadis olmadığını göstermez. Hadis usulü ilminin başka bir müctehidi de, hadisin doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. O halde, Şevkani'nin, (Bazı tefsirlerin hadisleri mevdudur) demesi ile mevdu olmaz. Mesela Şevkani'yi, hadis usulü ilminde müctehid tanısak bile, onun kaidelerince, hadis olduğu meydana çıkmamış olur ise de, mevdu hadis olduğunu hangi cesaretle söyleyebilir. Din büyüklerine karşı, böyle sözlerde bulunmanın çirkinliği meydandadır. Dört mezhep arasında ayrılık bulunması, sözlerinin yanlış olacağını göstermediği gibi, hadisler için de, böyledir. Böyle şeyler, ictihad işi olduğundan, bir müctehidin mevdu demesi ile, hakikatte mevdu olması lazım gelmez. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Uydurma hadis meselesi -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Demek ki, ictihad ictihadla nakzedilemediği gibi, hadis-i şerif de başka hadis-i şerif ile nakzedilemez. Bir müctehid, İmam-ı Şafii'nin veya İmam-ı a'zamın ictihadı yanlıştır, zayıftır gibi bir şey söylemez. Söylese de, geçerli olmaz. Hadisler için de, durum aynıdır. Mesela imam-ı Nesai, Taberani'deki bir hadise uydurma diyemediği gibi, imam-ı Taberani de, Nesai'deki bir hadise mevdu demez. Mevdu dese de, ona göre mevdu olur. Mevdu halk arasında uydurma anlamında kullanılıyorsa da, hadis ilminde müctehid olan bir âlimin, bir hadise mevdu demesi, onun ictihadına göre, hadis olma şartlarını taşımıyor demektir. Diğer bir muhaddise göre de, mevdu olması gerekmez. Mezhepsizler, bir hadise uydurma deyince, onların sözleri delil oluyor da, mezhep imamlarının, İmam-ı Gazali hazretlerinin, İmam-ı Rabbani hazretlerinin, Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin sözü, neden delil olmuyor? Mezhepsizlerin anladığı din oluyor da, bu büyüklerin anladığı neden din olmuyor? Mezhep imamlarımızdan, hadis âlimlerinden ve diğer İslam âlimlerinden öğrendiğimiz bilgilerle, onları sorgu suale nasıl çekeriz? Din cahilleri, (Bir hadise, bir âlim uydurma demişse, o hadise bin âlim sahih dese de, o hadis artık, damgayı yemiştir, onunla amel etmeyi içime sindiremem) diyorlar. Bunlara soruyoruz: Siz namaz kılıyorsanız, imam arkasında Fatiha okuyor musunuz? Şafiilerin okuması farzdır, Hanefilerin de, okumaması vacibdir, okurlarsa tahrimen mekruh işlemiş olurlar. Mezhepsizler okuyoruz derlerse, Hanefi âlimlerine muhalefet etmiş olurlar, okumuyoruz diyorlarsa, o zaman Şafii âlimlerine muhalefet olur. Böyle namazı içlerine nasıl sindirebiliyorlar ki? Yahut bir kâfir, bir casus Müslüman görünüp, (Kur'anı değiştirdiler, çok âyeti çıkardılar veya eklediler) dese, şimdi bunlar, bu haine inanıp, Kur'an-ı kerimi de, içlerine sindiremeyecekler mi? Ona da mı, damgayı yemiş diyecekler? Acaba bunlar, casuslarının, yabancıların, misyonerlerin kurduğu sapık fırkaları içlerine nasıl sindiriyorlar? BÜTÜN GÜNAHLARI AFFOLUR Sual: Hadis-i şeriflerde, bazı duaları okuyanın ve bazı ibadetleri yapanın bütün günahlarının affedileceği bildirilmiş. Bunlara büyük günahlar da, dâhil midir? CEVAP: Genelde, bütün günahlardan kasıt, küçük günahlardır. Büyük günahların affedilmesi için ayrıca tövbe etmek, kul hakkı varsa, hak sahipleri ile helalleşmek gerekir. Namaz, oruç gibi, farz ibadetler terk edilmiş ise, hem tövbe istiğfar etmek, hem de, bunları kaza etmek gerekir. Kadir gecesini ihya edenin, ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, günahları affedilirse de, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, borçtan kurtulması gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Nafile namaz nedir? Beş vakit namazın sünnetleri de nafile namaz mıdır? CEVAP: Nafile namaz, farz ve vacibden başka namazlar demektir. Beş vakit namazın sünnetleri ve diğer vacib olmayan namazlar, nafiledir. Müekked olan ve olmayan, bütün sünnetler nafiledir. Önce birkaç hadis-i şerif bildirelim: (Öğlenin farzından önce 4, sonra 2, akşam ve yatsının farzından sonra 2, sabahın farzından önce 2 rekât olmak üzere günde 12 rekât nafile kılan Cennete girer.) [Nesai] (Öğlenin farzından önce ve sonra 4 rekât nafile kılmaya devam edene Cehennem haram olur.) [Tirmizi] Âişe validemiz, (Resulullah, sabah namazının iki rekât nafilesi hariç, diğerlerini devamlı kılmazdı) buyurdu. (Buhari) Bütün fıkıh kitapları, sünnetlerin de nafile olduğunu bildirmektedir. Birkaç örnek verelim: 1- Nafile, farz ve vacib olmayan ibadetlerdir. Bütün sünnetlere nafile denir. (Tahtavi) 2- Nafileler, revatib ve regaib olarak ikiye ayrılır. Revatib, müekked ve gayrı müekked olarak farzlardan önce veya sonra kılınan sünnetlerdir. Regaib ise, Duha, Evvabin ve Teheccüd gibi diğer nafilelerdir. Sünnetlere nafile denmesi, nafile tabirinin daha şümullü olmasındandır. Her sünnet nafiledir, ama her nafile sünnet değildir. (Nimet-i İslam) 3- Nafileleri ve Revatib sünnetleri, yalnız namaz kılmaya veya sünnetten başka bir namaza niyet ederek kılınca, sahih olur. (Eşbah) Görülüyor ki, namaz vakti içinde, o vaktin farzından başka kılınan her namaz, mesela kaza namazı, o vaktin sünneti de olur. Sünnet yerine, kazaya da niyet edince sünnet terk edilmiş olmuyor. 4- Yalnız namaza niyet edilerek kılınan sünnet sahih olur; çünkü beş vakit namazın sünneti demek, Resulullahın kıldığı namaz demektir. Bu namazlara sünnet ismi sonradan verilmiştir. Resulullah, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız (Allah rızası için namaz kılmaya) derdi. (Sünnet kılmaya) diye niyet etmezdi. Her vakit içinde böyle kılınan her namaz, sünnet ismi verilen namaz olur. (Redd-ül muhtar, Uyun-ül besair, Halebî) 5- (Tecnis) kitabında bildirildiği gibi, beş vakit namazın sünnetleri nafile namazdır. Nafile niyeti ile de kılınır. (Redd-ül-muhtar) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sünnetler de nafiledir -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Beş vakit namazın sünnetlerinin de nafile olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Bunlara örnek vermeye, bugün de devam ediyoruz: 6- Beş vakit namazın sünnetleri ve teravih namazı, nafile namazdır. Bunları kılarken, yalnız namaza diye niyet yetişir. (Dürr-ül-muhtar, Dürer) 7- Beş vakit namazın sünnetleri ve diğer vacib olmayan namazlar, nafiledir. Müekked olan ve olmayan, bütün sünnetler nafiledir. (Dürr-ül-muhtâr, Redd-ül-muhtar, Halebî) 8- Her sünnet nafiledir; fakat her nafile sünnet değildir. (Redd-ül-muhtar, Nimet-i İslam) 9- Beş vakit namazın sünnetlerini özürsüz oturarak kılmak caizdir. Çünkü bu sünnetler, nafile namazdırlar. (Cevhere, Hidaye) 10- Nafile namaz denince, sünnetler de anlaşılır. Kadı İmam-ı Ebu Zeyd, (Nafile kılmak, farzdaki kusurları tamamlamak için emrolundu. Bir kimse, farzı kusursuz kılabilirse, sünnetleri kılmadığı için buna bir şey denemez) buyurdu. (Dürer) 11- Farz borcu olanın nafile namazları kabul olmaz. Sünnetler de nafiledir. (N. Fıkhıyye) 12- Sünnetler yerine kaza kılınca, sünnet sevabı da hâsıl olur. (Mektubat-ı Masumiyye 2/63) 13- Diğer 3 mezhepte de aynen Hanefi'deki gibi sünnetler nafiledir. (Mezahib-i erbea) 14- Nafilenin kıymeti, farzın yanında hiç gibidir. Okyanus yanında, bir damla kadar bile değildir. Sünnet de, farzın yanında, okyanus yanındaki bir damla gibidir. (Mek. Rabbani 1/260) 15- Regaib ve revatib namazlar sevabda ve üstünlükte farza ulaşamaz. Hiçbir nafile ile farz borcu ödenmez. Avamın iddia ettiği gibi farzı bırakıp nafileyle uğraşmanın, mesela, Evvabinin farz kazaların yerine geçeceğini iddia etmenin dinde yeri yoktur. (Ruh-ul-beyân 3/127) 16- Hazret-i Ali'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farz namaz borcu olanın nafile kılması, hamileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.) [Zahire-i Fıkh, Fütuh-ul-gayb m.48] Bu hadisi açıklayan Hanefi âlimlerinden Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: (Bu hadis-i şerif, farz borcu olanın, sünnetlerinin kabul olmayacağını gösteriyor; çünkü sünnetler de nafiledir.) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Elbette, müminin en büyük bayramı, günahlarının affolunduğu, son nefeste imanla öldüğü, hesapta mizanda sevablarının çok, günahlarının yok olduğu, sırat köprüsünden geçtiği gündür. Hakiki bayram, Cennette Peygamber efendimizi görmek ve ondan sonra rüyet-i ilahiyeye mazhar olmaktır. Kaç tane bayram var! Müslüman olmak bir bayram. Ehl-i sünnet olmak bir bayram. Büyükleri tanımak bir bayram. Hayırlı işte istihdam edilmek bir bayram. Dostlarla beraber olmak bir bayram. Müslümanların yüzüne bakmak bir bayram. Cenab-ı Hak bir mümini, bir müminin yüzüne muhabbetle bakarsa affeder. Bir Müslüman bir Müslümanı sevindirirse Allahü teâlâ ona nafile hac ve umre sevabı veriyor. Yani Allahü teâlâ kullarına çok kazansınlar, çok kâr etsinler, çok kârlı çıksınlar diye, ufak bahaneler yaratıyor. Allah'ın dergâhında ehil ve nâehil beraberdir. Bir tanesi Cenab-ı Hak tarafından kabul edilse, Cenab-ı Hak o kulların içerisinden, bir tanesini sevse, onunla beraber olanların hepsi Cennete girer. Çünkü orada tasnif yok. Sen cahilsin, çık dışarı denmez. Allahü teâlânın varlığına, birliğine, Peygamber efendimizin Onun Resulü ve kulu olduğuna görür gibi inanmak lazımdır. Zaten Kelime-i şehadette bu bildiriliyor, görmüş gibi şehadet ederim deniliyor. Bu iman elde edildi mi, diğer tarafların hepsi kolay hallolur. İmanın elde edilmesi için, elhamdülillah imkân var. Peki, onun güçlendirilmesi, onun kuvvetlendirilmesi, onun sağlamlaştırılması nasıl olur? Onun da kolayı var: Peygamber efendimiz, (Dinül mer-i dinül ahihi) buyuruyor. Yani, insanın dini arkadaşının dini gibidir. İmanını güçlendirmek isteyen, imanı güçlü olanlarla beraber olmalı. Çok ibadet yapmak isteyen, en güzel ibadet yapanla, en güzel şekilde ve ihlâsla çalışanla beraber olmalı. Bu sefer o da, onun gibi olur. Gerek imanın güçlenmesi, gerek ihlâsın artması, gerek ibadetlerin artması veyahut felaketlerin artması, günahların artması, küfre varması hep insanın vereceği kararına bağlıdır. Tercih meselesidir. Ne olmak istiyorsa, o taraftaki insanları bulacak, onlarla arkadaşlık kuracak. İyi olmak istiyorsa iyilerle beraber, kötü olmak istiyorsa kötülerle beraber olacak. Gayet tabii bir şey bu! Dünya ve ahiret saadeti için, iyilerle beraber olmayı tercih etmeli. Allahü teâlâ, insanlara iki tane bardak ihsan etti! Bu iki bardaktan biri som altın, diğeri çömlek! Altın olan, yere düşse de kırılmaz. Diğeri elden bir düşse paramparça olur. Birinin üzerinde ahiret, diğerinde dünya yazıyor. Ahiret yazana dünyalık da girse, ahiretlik oluyor. Dünya yazana ahiretlik de girse, dünyalık oluyor. Bu bardaklara koyduklarına dikkat etmeli. Hangi bardağı tercih ettiğine dikkat etmeli. Ahiret bardağı kabirde, sıratta, her yerde geçiyor. Cennetten gelmiş, sahibini de Cennete götürüyor. Bir gün birini, bir gün öbürünü öne alıp durmamalı. Ahiret bardağını sıkıca tutup bırakmamalı... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mübarek geceler uydurma değildir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mübarek gün ve gecelerin aslı yoktur, bunlar sonradan çıkmıştır deniyor, bu doğru mu? CEVAP: Hayır, kesinlikle doğru değildir. Hepsini Peygamber efendimiz bildirmiştir. Mübarek geceler, İslam dininin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapması, dua ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır. (S. Ebediyye) İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Ahiret yolcusunun, ibadetle ihya edilmesi kuvvetle müstehab olan mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir; çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübarek geceleri gafletle geçiren ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz. (İhya) MEVLİD GECESİ Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiulevvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimiz nübüvvetten sonra, her yıl, bu geceye önem verirdi. Her Peygamberin ümmeti, kendi Peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştı. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. (Mevâhib-i ledünniyye) İslamiyet'te doğum gününü kutlamak, Allahü teâlâya şükretmek vardır. Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (H. S. Vesikaları) Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül-kübra, Hadika, M. Nasihat) Bu gece, O doğduğu için sevinenler affedilir. Bu gecede, Resulullah doğduğu zaman görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevabdır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da, bir yere toplanıp anlatırlardı. (S. Ebediyye) Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir; hatta Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır. El-mukni, El-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun) Birkaç hadis-i şerif meali: (Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.) (Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Mevlid okumak da, Resulullahı hatırlamaktır. Muteber kitaplarda, Peygamberimizin de önem verdiği açıkça yazılı olan bu mübarek gecede, Peygamber efendimizi anmaya, nasıl uydurma denebilir?) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.03.2008
Mübarek geceler uydurma değildir -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
BERAT GECESİ Şaban ayının 15. gecesidir. Tefsirlerde Kur'an-ı kerimin, Levh-il-mahfuza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu [Kur'anı] mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.) [Duhan 2, 3] Her yıl Berat gecesinde, o yılda olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm sebepleri, yükselmeler, alçalmalar, yani her şey Levh-i mahfuzda yazılır. Resulullah efendimiz, bu gece çok ibadet ve dua ederdi. Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman da buyurdu ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai] Birkaç hadis-i şerif meali daha: (Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: "Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim" Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] (Allahü teâlâ, Şaban'ın 15. gecesinde müşrik ve müşahin hariç herkesi affeder.) [İbni Mace] (Müşahin, bid'at ehli demektir.) (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Ramazan ve Kurban Bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi.) [İsfehani] (Allahü teâlâ, Şaban'ın yarısının [Berat] gecesinde, dünya semasına tecelli eder. Benîkelb kabilesinin koyunlarının kıllarından daha çok kimsenin günahlarını affeder.) [İbni Mace, Tirmizi] (Allahü teâlâ, Şaban ayının 15. gecesinde rahmetiyle tecelli ederek kendisine şirk koşan ve Müslüman kardeşine kin güdenler hariç herkesi affeder.) [İbni Mace] Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, cevaben buyurdu ki: (Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.04.2008Mübarek geceler uydurma değildir -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
KADİR GECESİ Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan, en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Mevlid gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi] (İnanarak ve sevabını Allahü teâlâdan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari, Müslim] (Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın.) [Müslim] (Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.) [Müslim] AŞURE GÜNÜ Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Hadis-i şerifte buyurulu ki: (Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi Dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiçbir şey yememişti. Allahü teâlâ denizi, benî İsrail için, Aşure günü yardı. Yine Aşure günü Allahü teâlâ Âdem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani] Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki: (Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud] Birkaç hadis-i şerif meali daha: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani] (Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir'a] (Aşure günü, ilim öğrenilen veya zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer.) [Şir'a] (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur.) [Şir'a] (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur.) [Beyheki] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.04.2008Mübarek geceler uydurma değildir -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
MİRAC GECESİ Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Mirac bildirilmektedir. Mirac gecesini ibadetle gündüzünü de oruçla geçirmelidir. İki hadis-i şerif meali: (Bu gece, iyi amel eden için yüz yıllık mükâfat vardır.) [İ. Gazali, Ebu Musa el-Medeni] (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ. Gazali, Ebu Musa el-Medeni] TERVİYE VE AREFE GÜNÜ Arefe günü, Kurban Bayramından önceki gündür. Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir. Birkaç hadis-i şerif meali: (Terviye günü oruç tutan ve günahtan sakınan Müslüman Cennete girer.) [Ramuz] (Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim] (Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebuşşeyh] (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] (Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik] (Arefe ne güzel gündür. O gün rahmet kapıları açılır.) [Deylemi] (Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür). [Deylemi] MUHARREM AYI VE HİCRİ YILBAŞI Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36) Müslümanlar, kendi yılbaşı gecelerinde ve günlerinde müsafeha ederek, mektuplaşarak tebrikleşir. Birbirlerini ziyaret eder, hediye verirler. Yılbaşını mecmua ve gazetelerle kutlarlar. Yeni senenin, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri evinde ziyaret edip dualarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler. (S. Ebediyye) Muharrem ayı ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma'dır.) [Deylemi] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Nesai] (Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut; çünkü o, Allah'ın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.04.2008Mübarek geceler uydurma değildir -5-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
REGAİB GECESİ Receb-i şerifin ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Her cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, mümin kullarına, ragibetler, yani ihsanlar, ikramlar yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua red olmaz ve namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevabdır. Perşembeyle birlikte, cuma günü de oruç tutmakta mahzur yoktur. (Gunye) İki hadis-i şerif meali: (Receb'in ilk cuma gecesini [Regaib gecesini] ihya edene, kabir azabı yapılmaz. Duaları kabul edilir.) [S. Ebediyye] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ. Asakir] CUMA GÜNÜ VE GECESİ Cuma, müminlerin bayramıdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Cumadan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekât namaz, cuma günü dışındaki bin rekâttan efdaldir.) [Deylemi] (Allahü teâlânın indinde günlerin seyyidi Cuma'dır, Kurban ve Ramazan Bayramı gününden de kıymetlidir. Cuma gününün beş hasletinden biri; Allah, Âdem'i Cuma günü yarattı. Dünyaya o gün indirildi, o gün vefat etti.) [Buhari, İ. Ahmed] (Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi! Bana cumartesi gününü verdin, Muhammed aleyhisselamın ümmetine hangi günü vereceksin? Onlara cuma gününü vereceğim, buyuruldu. İlahi! Cuma gününün kıymeti ve sevabı ne kadardır diye sordu. Ey Musa! Cuma günü yapılan bir ibadete, cumartesi günü yapılan yüz bin ibadet sevabı vardır, buyuruldu. Bunun üzerine Musa aleyhisselam, ya Rabbi! Beni Muhammed aleyhisselamın ümmetinden eyle diye dua eyledi.) [Ey Oğul İlmihali] (Cumartesi günü Musa aleyhisselamın ümmetine, Pazar günü İsa aleyhisselamın ümmetine verildiği gibi, Cuma günü de, Müslümanlara verildi. Bugün Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır.) [R. Nasıhin] NETİCE: Görüldüğü gibi, bütün mübarek gün ve geceler, hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Bu gün ve gecelere uydurma diyenlerin, bu sözlerinin uydurma olduğu meydandadır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.04.2008Sevgi ve düşmanlık
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimi, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını severek okurken, kimi de, bunlara hakaret ediyor. Herkes niye aynı faydayı sağlayamıyor? CEVAP: Baklava, iyi bir gıdadır; ama şeker hastasına zararlıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları da bid'at ehline kötü görünür. Onların hâli, maymunun aynaya bakıp da, çirkinliğini görünce, aynayı kırmasına benzer. Yahut güneşten aynı enerjiyi alan elmanın kızarıp tatlılaşması, biberin ise, kızarıp acılaşması gibi bir şeydir. Bunlar güneşten oluyorsa da, acılaşıp tatlılaşmaları kendilerindendir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları yani iyilikleri, her an insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, hidayet, irşat, selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeden göndermektedir; fakat insanların bir kısmı kabul ediyor, bir kısmı kabul etmiyor. Mesela güneş de, hem çamaşır yıkayana, hem de çamaşırlara aynı şekilde parlarken, çamaşırcının yüzünü yakıp karartır, çamaşırları ise beyazlatır. (1/164) İNTERNET SİTELERİMİZ www.dinimizislam.com adresinde, her dini konuda bilgi vardır. Peygamberlerin ve İslam âlimlerinin hayatları, hikmetli sözler, menkıbeler, şiirler, ilahiler, Osmanlı tarihi ve idarecilik bilgileri gibi bölümler de, sitemizde mevcuttur. Aradığı sorunun cevabını bulamayanlara da, cevap verilmektedir. Dinimiz İslam mail grubuna üye olanlara, kısa soru cevaplar gönderilmekte, ayrıca sitedeki güncellenen yazılardan, üyelerimiz haberdar edilmektedir. Üye olmak isteyenler, bize bildirebilir. Abdullatif.uyan@tg.com.tr ve www.huzurpinari.com mail gruplarından da üyelerine, muteber kitaplardan yazı ve menkıbeler gönderiliyor. Adreslerinden bilgi alınabilir. Dinimiz İslam e-kart sayfasında, şu anda 45 kategori altında 1900'den fazla kart bulunuyor, buradan herkes tanıdıklarına istediği kartları gönderebiliyor. www.dinimizislam.com sitesinin toplam ziyaret sayısı 22 milyonu geçmiş olup, her gün ortalama 40 bin defadan fazla, ziyaret edilmektedir. Bu ziyaretçilerin % 75'i arama motorlarıyla sitemize ulaşmaktadır. İslam kelimesi veya herhangi dini bir konu Google'da arandığında, arama sonuçlarında sitemiz, birinci veya ilk sıralarda çıkmaktadır. (Ziyaretçi sayıları, Google Analytics'ten alınmıştır.) www.mehmetalidemirbas.com sitesindeki yazılar seslendirilmektedir, bitenler dinlenebilir. www.osman-unlu.com sitesinde, Osman Ünlü hocanın yazdığı yazılar ve bütün programlarının ses kayıtları, www.cocukpinari.com sitesinde çocuklar için eğlenceli bilgiler, www.ailevekadin.com ve www.evlilikrehberi.net sitelerinde de, evlilik ve aile bilgileri mevcuttur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.04.2008Ahiret sultanı olmaya bakmalı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya sultanı değil, ahiret sultanı olmaya bakmalı. Ahirette dünya sultanlığı işe yaramayacak. O kadar salih, iyi bir sultan olmasına rağmen, dünya sultanı olduğu için, Yıldırım Han'ın türbesine giden yok; fakat ahiret sultanı olduğu için, herkes damadı Emir Sultan'ın türbesine gidiyor. Dünyalık olan şeylerin Allah indinde sivrisinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirlere bir yudum su vermezdi. Kâfirlere, dünyalığı çok veriyor, onlar da buna aldanarak felakete sürükleniyorlar. Müminin Allah indinde kıymeti, topladığı dünyalık kadar azalır. Dünya sevgisi arttıkça, ahirete olan zararı da artar. Ahiret sevgisi arttıkça, dünyanın ona zararı azalır. Dünya ile ahiret, doğu ile batı gibidir. Birine yaklaşan, diğerinden uzaklaşır. Dünyalık peşinde koşmak, su üzerinde yürümeye benzer. Bunun ayaklarının ıslanmaması mümkün değildir. İslamiyet'e uymaya mani olan şeylere dünya denir. Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu dünyada zahid ve ahirette ragıb yapar. Ayıplarını ona bildirir. Dünyada zâhid olanı, Allah sever. İnsanlarda bulunanlarda zahid olanı, insanlar sever. Dünyalık arayanın buna kavuşması güçtür. Ahireti arayanın buna kavuşması kolaydır. Dünyalığa düşkün olmak, hataların başıdır. Yani her türlü hataya, günaha sebep olur. Dünya peşinde koşan kimse, şüpheli şeylere, sonra mekruhlara, sonra haramlara, hatta küfre dalar. Geçmiş ümmetlerin, Peygamberlerine inanmamalarına sebep, dünyaya düşkün olmalarıydı. Dünya muhabbeti, sarhoş eden şaraba benzer. Bundan içen, ancak ölüm zamanında ayılır. Musa aleyhisselam, Tûr Dağına giderken, birinin çok ağladığını gördü. Ya Rabbi! Kulun, senin korkundan ağlıyor dedi. (Kan ağlasa dahi, onu affetmem; çünkü o, dünyaya düşkündür) buyurdu. Hadis-i şerifte, (Dünyayı helalden kazanana, ahirette hesabı vardır. Haramdan kazanana, azabı vardır) buyuruldu. Kâbe-i şerif ilk görüldüğünde edilen dua red olunmaz. Kâbe-i şerif ilk görüldüğünde yapıldığı gibi, bir mümin bir müminle karşılaştığında, yüzüne bakıp hiçbir şey düşünmeden dua ederse duası kabul olur. En güzel dua, selamün aleyküm demektir. Selama da, fazlasıyla cevap vermek iyi olur. Mesela, (ve aleyküm selam ve rahmetullah) demelidir. Selamın manası, sana dünya ve ahiret selameti diliyorum demektir. Zaten, bütün mesele de bu değil mi? Fakat selam verirken, düşünmeden rastgele vermemelidir. Şuurlu olarak manasını ve sünnet olduğunu düşünerek selam vermelidir! Yüz bin şeytan, kötü bir din adamının yaptığını yapamaz. Şeytanı otururken görmüşler, neden böyle boş oturup duruyorsun, insanları aldatmaya çalışmıyorsun demişler. O da, benim işimi kötü din adamları yapıyor, bana iş kalmıyor demiş... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.04.2008Doğru yolda olmanın şartları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çeşitli cemaatler, birbirlerinden farklı şeyler söylüyorlar, birinin helal dediğine diğeri haram diyor, birinin sünnet dediğine diğeri bid'at diyor. Hangi cemaat daha uygundur? CEVAP: Hadis-i şeriflerde, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadında olmak ve salihleri sevip onlarla beraber olmaya çalışmak emrediliyor. Doğru yolda olmanın şartları vardır. Birkaçı şöyledir: 1-Tek hak din İslamiyet'tir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] Bir hadis-i şerif meali: (Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim] 2- Hubb-i fillah ve buğd-i fillah üzere olmalı. Üç hadis-i şerif meali: (İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır.) [Buhari] (İmanın temeli, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.) [Ebu Davud] (Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!) [Ey Oğul İlmihali] 3- Ehl-i sünnet vel cemaate uygun itikad etmeli. Bir hadis-i şerif meali: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın gittiği yolda gidenlerdir.) [Tirmizi, İbni Mace] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İtikad edilecek [inanılacak] şeylerde, bir sarsıntı olursa, kıyamette Cehennemden kurtulmak hiç mümkün olmaz. İtikad doğru olup da amelde [ibadetleri yapmakta, haramlardan kaçmakta] gevşeklik olursa, tevbeyle ve belki tevbesiz de affedilebilir. Cehenneme girse de, sonunda yine kurtulur. İşin aslı, temeli, itikadı düzeltmektir. (1/193) 4- Sünnetlere uyup, bid'atlerden uzak durmalı. Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bazıları, yapacakları değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannediyorlar. Ortaya bid'atler çıkarıyorlar. Bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki, din noksan değildir. Bir âyet-i kerime meali: (Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, size din olarak İslamiyet'i vermekle razı oldum.) [Maide 3] Dini noksan sanıp, tamamlamaya çalışmak, bu âyete inanmamak olur. (1/260) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.04.2008Doğru yolda olmanın şartları -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Doğru yolda olmanın şartlarını bildirmeye, bugün de devam ediyoruz: 5- Dört hak mezhepten birisinde bulunmalı. Bugün her Müslümanın, dört mezhepten birinde bulunması şarttır. Dört mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır. (Tahtavi) Edille-i şeriyyenin dört olması, müctehidler içindir. Mukallidler, yani dört mezhepten birinde olanlar için delil, senet, bulunduğu mezhebin hükmüdür. (Berika) 6- Dinde nakli esas almalı. İslam âlimleri buyuruyor ki: Fıkıh kitaplarına uymayan bilgiler yanlıştır. Bunlara bağlanmak caiz değildir. İslam bilgilerini öğrenmeden, bilmeden, âyet-i kerime veya hadis-i şerif okuyup da, bunlara kendi kafasına, kendi görüşüne göre mana verenlere, İslam âlimi denmez. Ne kadar yaldızlı, parlak söyleseler ve yazsalar da, hiç kıymeti yoktur. Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıklarına ve bunların yazdığı fıkıh kitaplarına uymayan sözleri ve yazıları, Allahü teâlâ beğenmez. İlham ve şahsi görüş, kesinlikle delil olmaz. Dinde nakil esastır. Hazret-i Ali buyuruyor ki: (Din, akıl ve görüş ile olsaydı, mestin üstünü değil, altını meshederdim.) [Ebu Davud] NETİCE: Şahıslar, kitaplar, cemaatler, gruplar için, bizim iyi veya kötü dememiz ölçü olmaz. Yani biz iyi deyince iyi olmazlar, biz kötü deyince de kötü olmazlar. Şahıs ismi, kitap ismi, grup ismi önemli değil. Binlerce âlim ve kitap var. Elimizde ölçü olursa rahat ederiz. Ölçüyü İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle bildiriyor: Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana kıymetsizdir, yanlıştır. Her sapık, Kur'an ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa görüşüyle, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır. (1/286) Yine Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, İslamiyet'i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. Bunun için, (Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni yanlış yollara gitmekten koru! Kimler doğru yolda ise, senin rızan kimlerleyse, bana onları sevmeyi, onlarla beraber olmayı nasip eyle!) diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
08.04.2008Din adına dinsizlikler!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gerçek Furkan isimli kitaptan sonra, Sahih Bilgi isimli bir kitap çıktı. Bu kitapta deniyor ki: (Yazdırılan kitap evrensel bir anayasadır. İçindeki bilgiler direkt Rab kanalından yansıtılır. Kitabın içine birtakım çelişkiler, düşünce gücünüzü artırmak için özellikle konulmuştur. Din ötesi alacağınız mesajlar, sizlerin tekâmül anahtarlarınızdır. Cennet, Cehennem, Şeytan gibi mekân ve kavramlar gerçekte mevcut değildir. Bu kitap tüm kutsal kitapları içerir. Tanrı'nın en muteber kulu, din tefriki yapmayandır.) Bu kitap neyin nesidir? CEVAP: Böyle kitapların hepsi, hangi isim altında olursa olsun, Dinimiz İslam'a, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama, Kitabımız Kur'an-ı kerime inanmayanların, dinimizi yıkmak, Müslümanları dinden, imandan çıkarmak için hazırladıkları birer tuzaktır. Gün geçmiyor ki, bir fitne ortaya çıkmasın! Benzerleri gibi, bu kitap da bir kıyamet alametidir. Bir hadis-i şerif meali: (Allah'ın elçisiyim diyen yalancılar çıkmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari] Bahsedilen kitap, güya vahiy ürünü, kutsal bir kitapmış. Yazdırılan sözüne göre, güya yazan da peygambermiş, uydurulan bu din ise evrenselmiş! İslam âlimleri buyuruyor ki: Din, Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu eğri yollara din denmez, dinsizlik ve kâfirlik denir. Kur'an-ı kerim son kitaptır, Peygamber efendimizden başka peygamber ve İslamiyet'ten başka din gelmeyecektir. Bir âyet-i kerime meali: (O, Allah'ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] Bir hadis-i şerif meali: (Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] Zerre kadar ilmi olan, Cennet, Cehennem, Şeytan için yok diyemez. Böyle büyük bir yanlışı, papazların yazdığı İnciller ve hahamların bozduğu Tevrat bile kabul etmez. Din adına dinsizlik, ancak bu kadar olur! Kur'an-ı kerimde Cennetin, Cehennemin varlığını bildiren sayısız âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir: (İnsanların bir takımı Cennete, bir takımı da çılgın alevli Cehenneme girer.) [Şura 7] (Cehennemliklerle Cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa erenler Cennetliktir.) [Haşr 20] (İyiler Cennette, kötüler Cehennemdedir.) [İnfitar 13,14] (Âyetlerimizi yalanlayan kâfirler, Cehennemliktir; orada ebedi kalırlar.) [Bekara 39] (İman edip iyi iş yapanlar, Cennetliktir; orada ebedi kalırlar.) [Bekara 82] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
09.04.2008Din adına dinsizlikler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
The True Furqan [Gerçek Kur'an] ismiyle yayınlanan kitapta da, Kur'an-ı kerimden alınan bazı âyetler ile tahrif edilmiş yani papazların yazdığı İncillerden ve hahamların bozduğu Tevrat'tan alınan yazılar vardı ve bunun da kutsal bir kitap olduğu söyleniyordu. Allahü teâlânın kıyamete kadar geçerli olan son kitabı Kur'an-ı kerim ve son peygamberi Muhammed aleyhisselamdır. Başka peygamber gelmeyeceği ve başka kitap gönderilmeyeceği gibi, Kur'an-ı kerimin benzeri başka bir kitabın yazılması da mümkün değildir. Bir âyet-i kerime meali: (De ki, insanlar ve cinler birbirlerine yardımcı olarak, bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, yemin olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] Allahü teâlâ tarafından indirilen bir kitapta, çelişki olmaz. Bir âyet-i kerime meali: (Eğer Kur'an, Allah'tan başkasından gelmiş olsaydı, içinde pek çok tutarsızlık [tenakuz, çelişki] bulunurdu. Bunu düşünemiyor musunuz?) [Nisa 82] (Din ötesi alacağınız mesajlar, sizlerin tekâmül anahtarlarınızdır) deniyor. Bu söz, ateistlerin (Dini hükümler gelişmeye, ilerlemeye mani olur) safsatasının farklı bir ifadesidir. İki hadis-i şerif meali: (İki günü aynı olan, [her gün ilerlemeyen, yeni bir şey öğrenmeyen] ziyan etti.) [Beyheki] (İki günü eşit olan aldanmış; bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.) [Beyheki] (Tanrı'nın en muteber kulu, din tefriki yapmayandır) sözü ile de, dinler arasında ayırım yapmayın, kimseye karışmayın, putlara tapsalar da, diğer dinler de haktır denilmek isteniyor. Tek hak dinin İslamiyet olduğu inkâr ediliyor. Üç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (İslam'dan başka din arayanın bulacağı din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennete ancak Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim] (Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hâkim] (Ancak rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a, resul olarak Muhammed aleyhisselama inanıp razı olan, beğenen kimse Cenneti hak eder.) [Müslim, Nesai] Müslümanlar bu oyunlara gelmemeli, dinlerini imanlarını kaptırmamak için çok uyanık olmalı, ecdadımızın asırlardır yaptığı gibi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dört elle sarılmalıdır! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
10.04.2008Kutlu doğum haftası
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kutlu doğumu, miladi yıla göre kutlamak caiz midir? CEVAP: Dinimizde mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela hep ocakta yapmak, orucu, ramazanda değil de, hep şubatta tutmak, dini değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de, kameri aylara göre tespit edilir. Kadir Gecesini ramazanda değil de, şubat ayında aramak, Berat Gecesini şaban ayında değil de, temmuz ayında kutlamak, Aşure Gecesini muharrem ayında değil de, eylül ayında kutlamak dini bozmak olur. Her Müslüman bilir ki, İslamiyet'te güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Kutlu doğum, 12 Rebiul-evvelde olmuştur. Miladi her sene, başka tarihe denk gelir. Bunu 20 Nisana almak caiz olmaz. Dinimize aykırı bir husus için, (Niyetimiz iyi) demek veya (Herkes kutlu doğumdan bahsederken, susmak uygun olmaz) demek de, geçerli bir mazeret değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen de, zina eden de veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet insanı kurtarmaz. (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyurulmuştur. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor. DOĞUM GÜNÜ KUTLAMAK Sual: İnsan olarak doğduğumuz için, şükretmek niyetiyle doğum günümüzü kutlamak caiz midir? CEVAP: Evet, İslamiyet'te doğum gününü kutlamak vardır. Bu, Allahü teâlâya şükretmek demektir. Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Hak Sözün Vesikaları) DOĞUM GÜNÜ KUTLARKEN Sual: (Doğum günü ve mübarek geceler, hicri sene ile kutlanır) deniyor. Biz mübarek geceleri, hicri seneye göre kutluyorsak da, doğum günlerini miladi yıla göre kutluyoruz. Bunun mahzuru var mıdır? CEVAP: Doğum günü kutlamak, ibadet değil, âdettir. Ayrıca, herkes miladi yıla göre kutlarken, hicri seneye göre kutlamak, fitneye de sebep olabileceği için miladi yıla göre kutlamakta mahzur yoktur. Mübarek gecelerin durumu farklıdır, bunlar ibadet olduğu için hicri yıla göre kutlanır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
11.04.2008Mektuptaki selamı almak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kuruluşa veya bir şahsa gelen mektubu, maili, sesli okuyup, selam alındıktan sonra, bir başkası da, o mektubu, mesajı veya o maili okuyunca, onun da, selamı alması farz olur mu? CEVAP: Hayır, selamı bir kere almak farzdır. Kim alırsa alsın, birisi alınca artık o selamı almak farz olmaz. Alınırsa da mahzuru olmaz. SELAMI SESSİZ OKUMAK Sual: Mektuptaki, maildeki selamı sessiz, gözle okuyunca (ve aleyküm selam) demek farz mı? CEVAP: Sessiz okuyunca selamı almak farz olmaz; sesli okuyunca farz olur. MÜSTEHABI TERK ETMEK Sual: Namazın bir müstehabı terk edilince mekruh olur mu? CEVAP: Müstehab terk edilince, namaz mekruh olmaz, yani namazın sevabı azalmaz; fakat müstehabın sevabından mahrum kalınmış olur. MÜSTEHAB SEVABI Sual: Müstehaba da riayet etmek, sevab olur mu? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Müstehabları hafif görmemeli. Bunlar, Allahü teâlânın sevdiği şeylerdir. Eğer, bütün dünyayı vermekle, beğendiği bir işin yapılabileceği bilinmiş olsa ve dünyayı verip o iş yapılabilse, çok kâr edilmiş olur ve birkaç saksı parçası verip kıymetli bir elması ele geçirmek gibi veya çakıl parçası verip, ölmüş bir sevdiğimizi diriltmek gibidir. (1/266) NAMAZIN İADESİ Sual: Mekruh olarak kılınan namazın iadesi vacib midir? CEVAP: Namazın vaciblerinden birini terk etmek, tahrimen mekruh olur. Namaz sahih olursa da, vacib terk edildiği için günah olur. Bu namazı iade etmek, yani tekrar kılmak vacibdir. Namazın müekked sünnetlerinden birini terk etmek de, tahrimen mekruhtur. Böyle mekruh kılınan namazı iade etmekse, vacib değil sünnettir. MALİKİ'DE NİYET Sual: Maliki'de abdeste ne zaman niyet edilir? CEVAP: Maliki'de abdeste başlarken, yani elleri yıkarken niyet edilir. Ağzı, burnu veya yüzü yıkarken de niyet edilebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.04.2008İki şey varsa korkmayın
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her kitap okunmaz. Bir kitap doğru bile olsa, yazan Allah için yazmamışsa, okuyan zarar görür; çünkü yazanın habis ruhu, zulmeti etki yapar. Yazan ihlâsla bile yazsa, basanlar para için basmışsa, yine feyzi, bereketi olmaz. Büyüklerin kitaplarını okuyanlar ise, büyüklerin ruhaniyetinden, feyzinden istifade eder. Sadece ilim yetmez, ihlâs da lazımdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İki şey varsa korkmayın: 1- Bu dinin sahibine uymak, 2- Allahü teâlânın sevgili kullarını tanımak. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olan Hazret-i Ebu Bekir'den bir kimse dua istiyor. Ellerini açıp şöyle dua ediyor: Ya Rabbi bir günahkâr kul, bir günahkâr kulundan dua istiyor. İkisinin de günahlarını af eyle. Kalbi çok hasta olan kimse, eşine dostuna dini nasihat yapamaz. Din kitabı okuyamaz. Bir Müslüman arkadaşının yanına gidip, sohbet edemez; ama kalbinde biraz kırıntı varsa kitap okur. Ölüme hazır olan, hep güler; çünkü o vuslatı bekliyor. Rabbine kavuşmayı bekliyor. Müslüman, gülmesin de ne yapsın! İnsanların fitnesinden kurtulmak istiyorsak, çarşı ve pazarlarda sık sık bulunmamalı. Ticaret erbabının dükkânlarında uzun müddet oturmamalı. Hiçbir günahı küçümsememeli, çok çalışmalı. Boş gezenler, zengin bile olsa, arkadaşları şeytan, kalbleri şeytanın konağı olur. Dünya gamından, nefsin sıkıştırmasından kurtulmak için, kabirleri sık sık ziyaret etmelidir. Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın, sırlarını ifşa etmemeli; çünkü gördüğünüz bu sırlar, size emanettir. Emanete hıyanet ise, çirkin bir harekettir. Haram giren, haram çıkan ağızla yapılan duayı, Allahü teâlâ kabul etmez. Duanın kabul olması için, ağza da, mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek lazım. Küfre, bid'ate ve günahlara karşı emr-i maruf yapılırsa, Allahü teâlâ o beldenin hak ettiği azabı tehir eder. Emr-i maruf yapılmazsa azabı ilahi gelir. Bir yumruk gibi olmalı. El açık olursa parmaklar zarar görür. İnsanların dünyada işlediği suçlardan dolayı, Allahü teâlâ iki şekilde cezalandırır. Ya cezayı ahirete bırakır, kâfirlerinki böyledir. Yahut dünyada sıkıntı verir. Ahirete bir şey kalmaz. Bunun için sıkıntı Müslüman için bir nimettir. Bunun ahiretteki karşılığını bilseler, sıkıntı gelsin diye dua ederler... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
13.04.2008Kalıtsal hastalıklar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı hastalıklar kalıtsaldır. Neden günahsız bir çocuk, babasının cezasını çekiyor? CEVAP: İrsî [kalıtsal] olan hastalıkların bulaşacağı, yüzde yüz kesin değildir. Bir babanın üç çocuğu olur, birine geçer, ötekine geçmeyebilir. Adamın birisi, komşusunun devesinden kendi devesine hastalık geçti diye şikâyette bulunur. Peygamber efendimiz, (Komşunun devesine hastalık kimden bulaştı?) diye sorar. Yani, hastalık muhakkak bulaşacak diye bir şey yoktur, komşu deveden geçebileceği gibi, kendiliğinden veya başka sebeple de hasta olmuş olabilir. Mutlaka, çocuğa hastalık babasından geçiyor denirse, peki babaya bu hastalık nereden geldi? Ona da babasından, ona da onun babasından denirse, bu Hazret-i Âdem'e kadar gider. Bu da ilmi olmaz. Herkes Hazret-i Âdem'den geldiğine göre, hastalığı olmayan veya farklı hastalıkları olanlar da vardır. İkinci ve en önemli husus da, Peygamber efendimiz, (Her hastalığın bir ilacı mutlaka vardır. Allahü teâlâ devasız dert yaratmadı) buyuruyor; ama tıp bunun devasını bulamadıysa, suçu babamıza veya başkalarına yüklemeye hakkımız olamaz. Allahü teâlânın, bildirdiği kurallara uyan, kolay kolay hasta olmaz. Hasta olursa, onun da çaresini yaratmıştır. Ana babanın günahını da, çocuğu çekmez. Bir âyet-i kerime meali: (Kimse kimsenin günahının cezasını çekmez.) [İsra 15] Her şeyi sebeplerle yaratmak Allahü teâlânın âdetidir. Hastalık, kimine bir başkasından, kimine de kalıtım yoluyla geçer. Kimi kendi ihmalinden dolayı hasta olur, kimi anadan sakat olarak doğar, bir başkası da deprem veya trafik kazası sonucu sakat kalabilir. Bunların hepsi birer sebeptir. Böyle olmasında birçok hikmetler vardır. Birkaçı şöyledir: 1- Birinin hastalıklı doğması, belki onun hakkında daha iyidir. Bir âyet-i kerime meali: (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] Kudsi hadiste buyuruldu ki: (Kiminin imanı ancak zenginlikle salah bulur [doğru, iyi yolda olur] Eğer o fakir olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur, eğer zengin olsaydı, küfre düşerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olmasıyla tamam olur. Eğer hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imanı hastalıkla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.) [Hatib] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
14.04.2008Kalıtsal hastalıklar -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
2- Bela ve sıkıntılar, günahların affına sebep olur. Bir hadis-i şerif meali: (Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken bile, günahlarına kefaret olur.) [Buhari] 3- Günahlarımızın cezasını bu dünyada çekmek, büyük nimettir. Dünya azapları, ahiret azapları yanında hiç kalır. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, bir kuluna hayır murat edince, günahlarının cezasını dünyada verir. Şer murat edince, günahlarının cezasını kıyamete bırakır.) [Tirmizi] (Şer murat etmesine de, kul sebep olur.) 4- Dünyada çekilen sıkıntılar, ahirette büyük ve sonsuz nimetler verilmesine sebep olur. Hazret-i Ömer buyurdu ki: (Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim: Birincisi, belayı Allahü teâlâ göndermiştir. Sevgilinin gönderdiği her şey tatlı olur. İkincisi, Allahü teâlâya, bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim. Üçüncüsü, Allahü teâlâ, insanlara boş yere, faydasız bir şey göndermez. Belaya karşılık, ahirette nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri sonsuz olduğu için, gelen belalara sevinirim.) Sonsuz Cennet nimetleri yanında, bu dünyada birkaç yıllık sıkıntının hiç lafı olmaz. Bin yıl da olsa, sonsuz yanında, denizde damla değildir. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün dünya, gökyüzü dâhil, buğday tanesi dolu olsa, bir serçeye deseler ki, her yıl bir tane yiyeceksin, o buğdaylar biter, sonsuzun yanında hesabı bile olmaz) buyuruyor. 5- Bu dünya imtihan yeridir. Allahü teâlâ, çeşitli nimetler vererek kullarını imtihan ettiği gibi, bela ve musibetlerle de imtihan eder. Bir âyet-i kerime meali: (And olsun, sizi biraz korku, biraz açlık, mal, can ve mahsulün eksilmesiyle imtihan edeceğiz. Ey Habibim, sabredenlere [ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155] 6- Bu dünyada sıkıntı çekmeyen, Cennet nimetlerinin kıymetini bilemez. Dünyada, birkaç gün dert, bela çekilmeseydi, Cennetin lezzetlerinin kıymeti anlaşılmazdı. 7- Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz. Kulluk böyle olur. Böyle olmamak, kulluğu kabul etmemek ve sahibine karşı gelmek olur. Hadis-i kudside buyuruluyor ki: (Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!) [Mektubat-ı Rabbani 3/59]2- Bela ve sıkıntılar, günahların affına sebep olur. Bir hadis-i şerif meali: (Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken bile, günahlarına kefaret olur.) [Buhari] 3- Günahlarımızın cezasını bu dünyada çekmek, büyük nimettir. Dünya azapları, ahiret azapları yanında hiç kalır. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, bir kuluna hayır murat edince, günahlarının cezasını dünyada verir. Şer murat edince, günahlarının cezasını kıyamete bırakır.) [Tirmizi] (Şer murat etmesine de, kul sebep olur.) 4- Dünyada çekilen sıkıntılar, ahirette büyük ve sonsuz nimetler verilmesine sebep olur. Hazret-i Ömer buyurdu ki: (Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim: Birincisi, belayı Allahü teâlâ göndermiştir. Sevgilinin gönderdiği her şey tatlı olur. İkincisi, Allahü teâlâya, bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim. Üçüncüsü, Allahü teâlâ, insanlara boş yere, faydasız bir şey göndermez. Belaya karşılık, ahirette nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri sonsuz olduğu için, gelen belalara sevinirim.) Sonsuz Cennet nimetleri yanında, bu dünyada birkaç yıllık sıkıntının hiç lafı olmaz. Bin yıl da olsa, sonsuz yanında, denizde damla değildir. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün dünya, gökyüzü dâhil, buğday tanesi dolu olsa, bir serçeye deseler ki, her yıl bir tane yiyeceksin, o buğdaylar biter, sonsuzun yanında hesabı bile olmaz) buyuruyor. 5- Bu dünya imtihan yeridir. Allahü teâlâ, çeşitli nimetler vererek kullarını imtihan ettiği gibi, bela ve musibetlerle de imtihan eder. Bir âyet-i kerime meali: (And olsun, sizi biraz korku, biraz açlık, mal, can ve mahsulün eksilmesiyle imtihan edeceğiz. Ey Habibim, sabredenlere [ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155] 6- Bu dünyada sıkıntı çekmeyen, Cennet nimetlerinin kıymetini bilemez. Dünyada, birkaç gün dert, bela çekilmeseydi, Cennetin lezzetlerinin kıymeti anlaşılmazdı. 7- Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz. Kulluk böyle olur. Böyle olmamak, kulluğu kabul etmemek ve sahibine karşı gelmek olur. Hadis-i kudside buyuruluyor ki: (Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!) [Mektubat-ı Rabbani 3/59] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
15.04.2008İmtihan için geldik
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Bizler bu dünyaya imtihan edilmek için gönderilmişiz. Bu imtihanı bozacak derecede açık deliller gelemez. Mesela güneş batıdan doğmaz. Bunu, İslamiyet'in batıdan yayılacağı diye tevil gerekir. Dabbet-ül-arz ise, hadislerde bildirildiği gibi insanların alnına mühür vuran bir hayvan değildir, bunu da AIDS hastalığının virüsü olarak tevil gerekir. Mehdi'nin geldiğini herkes bilemez. Davul zurna ile gelecek değil. İsa'nın ve Mehdi'nin gelmesi gibi, kıyamet alametleriyle ilgili bütün hadislerin senetleri sahih olsa da, Kur'anın ruhuna aykırıdır. Bütün hadisleri, Kur'anın ruhuna uydurarak tevil etmek gerekir) diyorlar. Hem hadislerin senetleri sahih olsa da itibar edilmez derken, bir yandan da onları tevil etmek gerekir deniyor. Bu bir çelişki değil mi? CEVAP: (Senedi sahih olsa da itibar edilmez) demek, bu sözü Allah Resulü söylemiştir; ama yanlış söylemiştir demektir. Senedi sahih olan meşhur hadis-i şeriflere inanmamak, küfre kadar götürür. İkincisi, hadis âlimleri hadislerin hâşâ Kur'ana aykırı olduğunu, imtihan için gönderildiğimizi bilememişler de, şimdiki türediler mi biliyor? Dini yıkmak için, âyetleri ve hadisleri yalan yanlış tevil etmeye çalışıyorlar. Hadis-i şeriflerle bildirilen kıyamet alametleri niye imtihanı bozsun ki? Bir harikulade olay olunca veya bir keramet görülünce yahut mucizeler meydana çıkınca imtihan bozulur mu? Din kitaplarında bildiriliyor ki, Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür. Buna rağmen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve birçok müşrik iman etmemiştir. Demek ki, mucize ve keramet gibi olaylar imtihanı bozmuyor. Üstelik bunlar olunca iman edin denmiyor ki, aksine imtihan müddetinin bittiğini, bundan sonra imanın kabul edilmeyeceği bildiriliyor. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158] Bir hadis-i şerifte, âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçü şöyle açıklanmaktadır: (Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi] (Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbet-ül-arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden'den bir ateş çıkar.) [Müslim] (Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de, fayda vermez.) [Buhari, Müslim] (Devamı var.) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
16.04.2008İmtihan için geldik -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Kıyamet alametlerinden, güneşin batıdan doğmasını, Avrupa'nın Müslüman olması diye tevil etmeli diyorlar. Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi? Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan'da söylemiştir. Arabistan'a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika'dır. Afrika Müslüman olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye'ye göre Avrupa Batı'dadır. Asya'ya göre de Türkiye Batı'dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı'nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız ve saçma olduğu meydandadır. Hadis-i şerifte, (Güneş Batı'dan doğunca tevbe kapısı kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) buyuruluyor. Şimdi, saçma tevile göre, Afrika, Avrupa veya bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak? Öyle ya, ötekine tevil bulan buna da bir kulp takabilir. Peygamber efendimizin hadisleri, bulmaca bilmece gibi değildir. Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem, sen muz anla, ben koca karı dersem sen kız anla) cinsinden değildir. Hâşâ Resulullah efendimiz, bilmece gibi mi söz söylüyor? Bunun gibi, (Salât, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. Tevil ederek dini yıkmaya çalışıyorlar. AIDS hastalığının da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır. Hazret-i Mehdi davul zurna ile gelmeyecek; ama gökten bir melek bunu haber verecek ve bütün dünya duyacaktır. İki hadis-i şerif meali: (Mehdi'nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, "Bu Mehdidir, sözünü dinleyin" diyecektir.) [Ebu Nuaym] (Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle doluyken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi 7 yıl sürer.) [Müslim] (Mehdi olduğu söylenenlerin, hangisi dünyayı adaletle doldurdu?) İmam-ı a'zam hazretleri buyuruyor ki: Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal'ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkhı ekber) Kıyamet alametlerini tevil etmek, İmam-ı a'zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi kıyamet alametlerini tevil etmemiştir. Buna rağmen tevil etmeye çalışmak, biz bunlara inanmıyoruz; ama bunu da açıkça diyemiyoruz, demenin başka şekli mi? Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
17.04.2008İman ve nikâh tazelemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinimizde iman ve nikâh tazelemek diye bir şey var mı? İman ve nikâh, ya var ya yok. Varsa, tazelenmesine ne gerek var? Bir de, bir kelimeyle Müslüman hemen kâfir mi olur? CEVAP: Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin olduğu gibi, bir mümin de bir söz söylemekle kâfir olur. Bu, Müslüman olmanın ve Müslümanlıktan çıkmanın ana kaidesidir. Müslüman olmak için, yalnız Kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir. Küfre sebep olan o şeyden de tevbe etmek gerekir. Yani İslâmiyet'ten hangi kapıdan çıkmışsa, o kapıdan girmesi lâzımdır. İnsan küfre düşerek mürted olunca, nikâhı fesholup gider ki, bu talâk [boşamak] demek değildir. Bunun için, üçten fazla imanı ve nikâhı tazelemek, hüllesiz caiz olur. (Birgivî şerhi) Küfre düşmek de, küfürden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese de, her gün bir kere, (Ya Rabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre sebep olan bir söz söyledim veya bir iş yaptım ise, pişman oldum. Beni affet) diyerek tevbe eden, Cehenneme gitmekten kurtulur. Küfre düşürücü söz söyleyenin imanı gidince nikâhı da gider. İman gidince tecdid-i iman, nikâh gidince de tecdid-i nikâh gerekir. Küfre sebep olan sözü hata ederek, yanılarak veya tevilli olarak söyleyenin, imanı ve nikâhı bozulmaz. Yalnız tevbe ve istiğfar etmesi, imanını tazelemesi ihtiyatlı olur. Nikâhını tazelemek gerekmez. (Berika, Hadika, Mecmâul-enhür) (La ilahe illallah diyerek imanınızı yenileyin) hadis-i şerifine uyarak, imanını tazelemek iyi olur. İman gidince nikâh da gideceği için, küfür söz söylendiği bilinmese de nikâhı da tazelemek iyi olur. Nikâh tazelemek demek, yeniden nikâh kıymak demektir; fakat hoca nezaretinde yapmak gerekmez. Karı kocanın, iki şahit yanında nikâhı tazelemeleri gerekir. Erkek, hanımından vekâlet almalıdır. Kadının vekâlet için kocasına, (Nikâhımızı tazelemek üzere seni vekil ettim) demesi yetişir. Erkek, iki erkek şahit yanında, (Öteden beri, nikâhlım olan hanımımı, onun tarafından vekâleten ve tarafımdan asaleten kendime nikâh ettim) derse nikâh tazelenmiş olur. Yahut bazı camilerde, (Allahümme innî ürîdü en üceddidel îmâne vennikâha tecdîden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah) okunup tevbe, tecdid-i iman ve nikâh yapılıyor. Hanımından vekâlet alan erkekler, birbirlerine şahit oldukları için, nikâhları tazelenmiş olur. (İbni Abidin, S. Ebediyye) Nikâh tazelemenin, talak [boşama] hükümleriyle alakası yoktur. Talakta üç hak olduğu halde, nikâh tazelemede sayı sınırı yoktur, defalarca yapılabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
18.04.2008Görmeden inanmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Görerek mi, yoksa görmeden inanmak mı daha önemli? CEVAP: Elbette, görmeden inanmak daha önemlidir. Bekara suresinin başında iyiler övülürken, (Onlar gayba inanırlar) buyuruluyor. Bazı büyükler bunu ilginç olaylarla anlatmaya çalışmışlardır. Behlül Dânâ hazretleri bir gün kumlarla, çer çöple ev-köşk yapıyormuş, gören oyun oynuyor zannedermiş. Harun Reşid yanından geçerken soruyor: - Ya Behlül ne yapıyorsun? - Cennette evler-köşkler yapıyor satıyorum. - Peki, kaça satıyorsun? - Bir altına. Harun Reşid, bizim kardeşe yine bir şeyler oluyor, diyerek gitmiş. Ertesi günü Harun Reşid'in hanımı da görmüş, o da sormuş: - Behlül ne yapıyorsun? - Cennet için ev yapıp satıyorum. - Peki, kaça satıyorsun? - Bir altına. - Peki, al bir altını. Akşam Harun Reşid rüyasında Cennette bir köşk görmüş, güzel mi güzel, çok beğenmiş, demiş ki bu köşk kimin? (Hanımınızın) demişler. Ertesi gün gördüğü rüyanın tesiriyle Behlül Dânâ hazretlerini aramış. Bakmış aynı yerinde yine kumlardan, çer çöpten evler-köşkler yapıyor. Harun Reşid soruyor: - Ne yapıyorsun? - Cennette ev-köşk yapıyorum. - Peki, kaç para? - Bin altın. - Dün bir altın diyordun bugün bin altına çıkarmışsın. Bunun sebebi ne? - Hanımınız dün görmeden bir altına aldı; ama sen gördükten sonra istiyorsun. Onun için bin altın bile az! HERKESTEN DUA İSTEMELİ Sual: Herkesten dua istemek uygun mudur? CEVAP: Her Müslümandan dua istemek çok iyidir. Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, büyük bir zat yapan bol dua almaktır. Bir gün alışveriş yaparken alışveriş yaptığı kişiden dua almadan köye döndü. Sonra tekrar o kişinin yanına gitti. Eskiden de köy öyle yakın bir yer değildi, ulaşım da ayrıca bir dertti. Köye geldiğinde adamı buldu. Adam, hayrola bir şey mi oldu, neden geri döndün dedi. Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri, benim bir âdetim vardır, her iş yaptığım kişiden dua alırım, eve gidince senden dua almadığımı hatırladım, dua almak için geldim deyince adam ellerini açarak, Ya Rabbi aç bunun kalb gözünü diyerek dua etti. İşte bu zatı, Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri yapan dua budur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
19.04.2008Dünya ve ahiret saadetinin anahtarı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: 6 cilt Mektubat'ın yani Mektubat-ı Rabbani ve Mektubat-ı Masumiyyenin özeti bir cümledir: (Bu yolun büyüklerini tanımak ve sevmek dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır.) Bir büyük zat bir talebesine, âmirlik vazifesi verirken, (Beynime mi girmek istersin, kalbime mi girmek istersin?) diye sorar. Efendim, farkı ne diye sorunca, kalbime girersen ahirete kadar benimlesin. Beynime girersen yarın unutabilirim buyurur. Talebe bu sefer, efendim kalbe girmenin şartı nedir diye sorar. Şartı ikidir: Kimseyi bana şikâyet etmeyeceksin ve kimse de seni bana şikâyet etmeyecek. Çünkü orada sen beni temsil ediyorsun, yolumuz almak değil vermek yoludur, yük olmak değil, yük almak yoludur. Sıkıntı vermek değil, sıkıntı çekmek yoludur. Hep sen sineye çek, kimseyi şikâyet etme. Öyle yaşa, öyle hareket et ki, kimse de seni şikâyet etmesin. Allahü teâlâ insanı kendisi meşhur yapar, insanlara tanıtırsa onu muhafaza eder; ama insanın kendisi meşhur olmak isterse afettir, felakettir. İmam-ı Rabbani, Abdülkadir-i Geylani gibi mürşid-i kâmiller, bu yolun büyükleri, kendilerine tâbi olanlardan gafil değildir. Büyüklerin talebeleri üç sınıftır: 1- Hane halkı gibi, 2- Akraba gibi, 3- Komşular gibi. Aynanın karşısına mum koysanız, aynada mum gözükür, o da ışık verir. O aynanın karşısına başka bir ayna koysanız, o ayna da ışık verir. Dilediğiniz kadar ayna koyun, mum yine orada ışık vermeye devam eder. Asıl mum [kaynak], Peygamber efendimizdir. Büyükler Onu yansıtırlar. İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında müdara yapamazlar, insanları idare edemezler. Böyle zamanlarda herkes içindekini ve gerçek yüzünü dışa vurur. Yani, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hain hainliğini gösterir. Bu problemli zamanlar, birer imtihandır. Ve dünyada hiçbir imtihanda, girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan başarılı çıkar, bazıları ise kalır. Hep gülmek iyi değil. Gün tevbe ve istiğfar zamanıdır. Yarına çıkacağımız belli değil. Mümin müminin kıymetini bilmezse, Allahü teâlânın kıymetini hiç bilmez. Müslüman, dinini, malını, namusunu, şerefini korumak için zengin olmak zorundadır. İsraf zaten haram, israftan kaçınmak zorundadır. Tasarruf etmek zorundadır. Peygamber efendimiz, "Ey Eshabım, fakirlik sizin için saadettir, ahir zamanda, ümmetim için zenginlik saadet olacaktır" buyurdu. Başka bir hadis-i şerifte de, "Ahir zamanda iki sarısı olmayan, kullanılmış, horlanmış mendil gibi atılacaktır" buyuruldu. İki sarı, altın ve gümüştür. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
20.04.2008Hazret-i İsa niçin gelecek?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İsa, kıyamete yakın tekrar gelecek demek, (Peygamberimiz görevini yapamadı, İsa tamamlayacaktır) anlamına gelmez mi? CEVAP: Böyle bir iddia çok çirkindir. Her peygamber görevini yapmıştır. Musa aleyhisselam, dinini yayarken, kardeşi Harun aleyhisselamın yardımcı olmasını istemişti. Allahü teâlâ da, ona yardımcı olarak, kardeşi Harun aleyhisselamı peygamber olarak göndermişti. Eshab-ı kiram, dinimizin yayılmasına hizmet ettiği gibi, kıyamete kadar gelecek bütün âlimler de, dinimize hizmet etmeye devam edecektir. Bu hizmet, dinimizin emridir. Hâşâ bu, Peygamber efendimizin, görevini yapamadığını göstermez. Her Müslümanın elinden geldiği kadar bunun için çalışması, birinci vazifesidir. Bu hizmete Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı Kehf de katılacaktır. Hazret-i İsa da, Allahü teâlâdan Peygamber efendimize ümmet olmayı istemiş ve isteği kabul edilmiştir. Kıyamete yakın, peygamberlik vazifesiyle değil, bu ümmetin bir ferdi olarak gelecek ve İslamiyet'in yayılması için çalışacak. Hıristiyanlık dâhil, diğer bütün bâtıl dinleri kaldıracaktır. Bir âyet-i kerime meali: (Elbette o [İsa aleyhisselamın Kıyamete yakın gökten inmesi], Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyin! Bana tâbi olun; tek doğru yol budur.) [Zuhruf 61, Beydavi] Resulullah efendimiz bu âyet-i kerimeyi açıklayarak buyuruyor ki: (Allah'a yemin ederim ki, Meryem'in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Ebi Şeybe] (İsa, âdil bir hakem olarak indiği zaman, kin, nefret ve haset kalkacaktır.) [Müslim] (Nasıl helak olur bu ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi vardır.) [Hâkim, İ. Asakir] (İsa, Mehdi'nin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i Mekki] (Benim dinim üzere İsa gelir, Deccal'ı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ. Ahmed] (İsa, inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükûn, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki, aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa, ölünce, cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud] Hazret-i İsa da, (Deccal'ın çıkması Kıyamet alametidir. Gökten inince onu öldüreceğim) buyurdu. (Müslim, İ. Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani, İ. Süyuti, İ. Münavi, İ. Nevevi, K. Ummal) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
21.04.2008Kazası olmayanın kaza kılması
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kaza namazı olmayanın, sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmesi caiz midir? CEVAP: Beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat, farzdan başka namaz kılmaktır. Peygamber efendimiz, farzlardan önce veya sonra bir namaz kılardı, o kıldığı için bize sünnet olmuştur. Bu hususta din kitaplarındaki ifadeler şöyledir: 1- Farzların yanında sünnetleri kılarken, farzdan başka herhangi bir namaz kılmakla, sünnet de yerine gelmiş olur, sünnet diye ayrıca niyet etmek gerekmez. Gece kalkıp iki rekât teheccüd namazı kılan kimse, sonra baksa ki, sabah namazının vakti girmiş, artık sünnet kılamaz, kıldığı iki rekat nafile, sünnet yerine geçer. (Eşbah) 2- Farzın yanında, adak namazı kılmakla da, sünnet yerine gelmiş olur. Dürr-ül-muhtar'ın, (Nafile kılmak isteyen, önce namaz kılmayı adamalı, sonra nafile yerine, bu adak namazı kılmalı. Sünnet namazları nezrettikten sonra kılan, bu sünnetleri kılmış olur) ifadesini, İbni Âbidin hazretleri şöyle açıklıyor: Nezredilen namazı kılmak vacib olduğu için, vacib sevabı hâsıl olur. Sünnet yerine nezredilen namaz kılınınca, sünnet de kılınmış olur. (Redd-ül-muhtar) 3- Farzların yanında sünnetleri kılarken, kaza, adak namazı veya herhangi bir nafile namaz kılmakla da, sünnet yerine gelmiş olur. Çünkü sünnetleri kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. (Nevâdir-i fıkhiyye) Muhammed Masum hazretleri de buyuruyor ki: Kaza namazı kılanın, kazaları bittikten sonra kıldığı kaza namazları, nafile olur. Bunlarla, nafilelerin sevabları hâsıl olur; çünkü belli vakitlerde kılınan [beş vaktin sünnetleri, kuşluk, evvabin, teheccüd gibi] nafilelere belli niyet şart değildir. Kaza namazları, o vaktin nafileleri olur. (2/63) Görüldüğü gibi, kaza namazı kılmakla, sünnet yerine gelmiş oluyor. Kaza borcu olmayanın da, sünnetleri kılarken kazaya da niyet ederek kılmasında, hiç mahzur yoktur. Sual: Kazası olmayanın, kıldığı kaza namazları nafile oluyor. Akşam namazını kaza edince, kazamız yoksa nafile olur. Üç rekâtlık nafile olmayacağı için, akşam namazının sünnetini kılarken, kazaya da niyet etmeden kılmak gerekmez mi? CEVAP: Yukarıda da açıklandığı gibi, farzın yanında, kaza, adak veya herhangi bir nafile kılınınca, vaktin sünneti de kılınmış oluyor. Peygamber efendimizin akşam namazından sonra altı rekât namaz kıldığı da olmuştur. Öğlenin son sünnetini dört rekât olarak da kılmıştır. Yatsının farzından sonra çok namaz kıldığı da olmuştur. Burada rekât sayısı önemli değildir. Yani kazası olmayan, akşam namazının sünnetini veya yatsı namazının son sünnetini kılarken, kazaya da niyet ederek, üç rekât kaza kılarsa, sünnet de kılınmış oluyor, yani sünnet sevabına da kavuşuyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
22.04.2008Sünnet, fitne ve müdara
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Fitneci biri, (Fitne zamanında sünnetimi terk edebilirsiniz diye bir hadis yoktur; aksine fitne zamanında sünnete sarılana yüz şehit sevabı var diye hadis var. Sünnete uymak hiç fitne olur mu? Asıl, sünneti terk etmek fitnedir. Mesela sarıkla, çarşafla, şalvarla gezmek gerekir) diyor. Sünnete uymak mı, yoksa uymamak mı fitne olur? CEVAP: Sünnet ikiye ayrılır: 1- Sünnet-i hüda: İslam dininin şiarıdır, başka dinlerde yoktur. (Redd-ül-muhtar) 2- Sünnet-i zevaid: Peygamber efendimizin, ibadet olarak değil de, âdet olarak devamlı yaptığı şeylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh değildir. Peygamber efendimizin giyiniş şekli, sarık sarması, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması gibi şeyleri, sünnet-i zevaiddir. (Redd-ül Muhtar) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Farza bağlı olan ve olmayan sünnet vardır. Farzdaki sünnetin aslı Allah'ın kitabındadır. Bu sünneti, [sünnet-i hüda'yı] almak hidayet, terki ise dalalettir. Diğer sünneti [sünnet-i zaide'yi] almak fazilet, terki ise günah değildir.) [Taberani] Terki günah olmayan sünnet-i zevaidler, sarık sarmak ve erkeklerin entari giymesidir. Çarşaf ve şalvar sünnet-i zevaid de değildir, bid'attir; fakat âdette bid'at olduğu için giymek caizdir. II. Abdülhamid Han, çarşafın yurdumuza girmesini yasaklamışsa da, moda olarak girmiş, mani olunamamıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak bid'at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dini hükümler değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır; hatta bir ülkenin âdeti zamanla değişir. (2/55) Deveye binmek, erkeklerin entari giymesi sünnet-i zevaiddir. Ünlü fitneci, deveye değil otomobile bindiğine ve entari de giymediğine göre, fitne mi çıkarmış oluyor? Evet ise, niye fitne çıkarıyor ki? Peygamber efendimiz, âdete bağlı olarak, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar ve pantolon giymek âdette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak, günah değildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin pantolon ve şalvar giymeleri günah olmaz. Peygamber efendimiz, bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi. Tirmizi'nin bildirdiği hadis-i şerife göre, kolları dar, Rum cübbesi giyerdi. (Mevâhib-i ledünniyye) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
23.04.2008Sünnet, fitne ve müdara -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bugün Arap denilen insanların çoğu entari giymektedir. Türkiye'de ise âdet olmadığı için erkekler entari giymiyorlar. Sünnet-i zaide olduğu için, entari giymemek günah ve mekruh değildir. Sarıkla gezmek de âdet idi. O zaman, kâfirler de sarıklı idi. Hadis-i şerifte, (Sarık Arapların tacıdır) buyuruldu. (Beyheki) Erkeklerin entari giymesi gibi memleketin âdeti olmayan elbiseler giymekte ısrar etmek, dinimizin örtünme emriyle alay edilmesine, hatta bunların yasaklanmasına sebep olur ve bunun vebali de büyüktür. Fitneci, müdarayı bilmemektedir. Müdara, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmek, İslamiyet'in dışına çıkmadan, güler yüz göstermek, gönlünü almaktır. Bazı toplumlarda, dinimize zarar gelmemesi için müdara gerekir. Müdara, inancını ve bazı konulardaki görüşünü saklamak demektir. Sırrını açıklayan kimse, çok defa söylediğine pişman olur. İnsan, söylemediği sözüne hâkimdir, söylediğinin ise mahkûmudur. Onun için, (Zehebini, zihâbını ve mezhebini gizli tut!) denmiştir. Burada, zeheb=para; zihâb=inanç; mezhep=gidilen yol demektir. Bu, birkaç çeşittir: 1- Kâfirler arasında kalıp, malından, canından korkanın, onlara kalben değil de, dilden sevgi göstermesi caizdir. Nitekim müşrikler, Hazret-i Ammar'a, babası Hazret-i Yasir ve annesi Sümeyye Hatuna işkence edip, (Lat ve Uzza putu, Muhammed'in dininden iyidir de) diye zorlarlar, demeyince de işkenceyi artırırlardı. Nihayet, ana babası şiddetli işkence ile şehit edildiler. Hazret-i Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine onların istediği küfür sözleri diliyle söyledi. (Ammar, dinini bırakıp kâfir oldu) dediler. Resulullah efendimizin onun hakkında bildirdiği hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Ammar kâfir olmadı, o baştan ayağa imanla doludur. O, iki durumda karşılaştığında en doğru olanını tercih eder.) [İbni Mace, Ebu Nuaym] (Allahü teâlâ imanı Ammar'ın tepeden tırnağa bütün vücuduna sindirtmiştir. İman, onun et ve kanına karışmıştır. Hak neredeyse, o orada yer alır.) [İbni Asakir] Hazret-i Ammar serbest bırakılınca, Resulullah, mübarek eliyle gözünün yaşını silip teselli etti. Bu olay üzerine, Nahl suresinin, (Allah'a küfredenlere şiddetli azap vardır. Ancak kalbine iman yerleşmiş olduğu halde [küfre] zorlanıp, sadece diliyle söyleyenler müstesnadır) mealindeki 106. âyeti indi. Resulullah, Hazret-i Ammar'a, (Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söyle) buyurdu. (İ.Mace) Demek ki, küfür olan bir sözü, böyle durumda dille söylemek caizdir. Böyle durumlarda küfür söz bile caiz olunca, yalan veya başka haramlar elbette caiz olur. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
24.04.2008Sünnet, fitne ve müdara -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
"Ümmetimin arasında, fitne yayıldığı zaman sünnetime sarılana, yüz şehit sevabı vardır" hadis-i şerifindeki sünnet, İslamiyet demektir. Benim sünnetim demek, benim yolum, yani İslamiyet demektir. İmam-ı Nâsırüddin Seyyid Ebül-Kâsım Semerkandi hazretleri buyuruyor ki: Bu hadis-i şerif, ümmetim arasında fesat çıktığı zaman, Ehl-i sünnet ve cemaat itikadında olup, beş vakit namazı cemaatle kılana yüz şehit sevabı verilir demektir. (Rıyad-un-nasıhin) Bidatlere ve kendi aklına uyulup İslamiyet'in dışına çıkıldığı zaman, sünnete yani İslamiyet'e uyana, yüz şehit sevabı verilir; zira fitne zamanında İslamiyet'e uymak, kâfirlerle savaşmak gibi güç olur. (Hadika) Bu hadis-i şerif, Selef-i salihin zamanındaki iman ve ahkâm-ı İslamiye'ye uyana yüz şehit sevabı verileceğini bildirmektedir. (S. Ebediyye) (Sünnetimi terk edene şefaat etmem) hadis-i şerifindeki sünnet de, İslamiyet demektir. Namazın sünnetleri veya sarık, entari, sakal sünneti değildir. Şeyh-ul-islam İbni Kemal Paşa, (Şerh-ı hadis-i erbain) kitabında, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini açıklarken buyuruyor ki: Bu hadis-i şerifteki sünnet, İslamiyet demektir; çünkü büyük günah işleyen mümin şefaate kavuşur. Demek ki, fitne zamanında, zevaid sünnet olan sarık sarıp, cübbe giyene değil, itikadını düzeltip haramlardan kaçarak farzları yapana yüz şehit sevabı verileceği, bu vesikalardan da anlaşılmaktadır. 2- Küfrün galip olduğu yerde, gerçeği söylememek caizdir. Şafii'de, zalim Müslümanlar arasında da caizdir. Müslümanlar garip ve zayıf olduğu müddetçe, her yerde caizdir. (Mektubat-ı Masumiyye 3/55) Müslümanın böyle durumlarda, namaz kıldığını, oruç tuttuğunu gizlemesi gerekir; çünkü işinden, aşından olacağı gibi, din aleyhine kanunların çıkmasına, fitneye de sebep olur. Bu vebalden kurtulması için ibadetlerini gizlemesi gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir zaman gelir ki, şimdi aranızda münafıkların küfürlerini gizlediği [ibadet yapar göründüğü] gibi, o zaman da müminler gizlenir. [İbadetleri gizli yapar.]) [İbni Sünni] 3- Malını korumak için de, yalan söylemek caizdir; çünkü bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Malını ve canını korurken öldürülen, şehit olur.) [Buhari, Müslim] 4- Müdara ibadet değil, zor durumdan zarardan korunma ruhsatıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, farzları emrettiği gibi, müdara etmeyi de emretti.) [Hâkim] (Müdara edenler, şehit olarak ölür.) [Deylemi] (Şerefinizi parayla, dininizi de dilinizle [müdara ederek] koruyun!) [İ. Asakir] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
25.04.2008Sünnet, fitne ve müdara -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
5- Teke riayet etmek, sağdan başlamak sünnettir. İngiltere'de yaşayan bir Müslüman, ben sünnete uyacağım diye, yolun solundan gitme zorunluluğu varken, sünnet diye otomobiliyle yolun sağından giderse, trafik kazasına sebep olur, insanların ölümüne veya yaralanmasına sebep olarak günaha girer. Kaza yapmasa bile, suç işlediği için cezalanır. Cezalanması fitnedir. Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak demektir. (Hadika, Tarikat-ı Muhammediyye, Berika) Bu tarife göre, bir Müslüman zevaid sünnet olan sarığı giyip cezalansa yahut Müslümanların aleyhine kanun çıkmasına sebep olsa, zarara soktuğu için fitne olur. Yahut askerlikte, illa ben sakal bırakacağım diye diretse, sonra da emre uymadığı için cezalansa, fitne olur. Sünnete uymak, böyle fitne olur. Fitneyi bilememek de, kıyamet alametidir. Kur'an-ı kerimde, fitnenin adam öldürmekten kötü olduğu bildirildi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Sabah evinden mümin çıkan, akşam evine kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece imanları gider, kâfir olarak sabaha çıkarlar. Böyle zamanlarda kenarda kalan ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen de koşandan hayırlı olduğu için, evinizde oturun, fitneye karışmayın! Oklarınızı kırın, silâhlarınızı, kılıçlarınızı bırakın! Herkesi tatlı dille, güler yüzle karşılayın! Evinizden çıkmayın.) [Ebu Davud] (Fitne zamanı, saldırganlar evinize girince, [Maide suresinin 28. âyetinde bildirildiği gibi] "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam" diyen Âdem aleyhisselamın oğlu Habil gibi ol!) [Ebu Davud, Tirmizi] (Allahü teâlâ da, Resulü de, kâfir olan Kabil'e (Ben sana el uzatmam) dediği için, Habil'i övüyor.) (Fitneden sakının! Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir.) [İ. Mace] (Ahir zamanda, âlim [geçinen]ler fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır; ama içlerinde [hakiki] âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym] (Maalesef, fitneciler de kendilerini âlim sanıyorlar) Bir Müslüman sünnet-i zevaid işleyerek fitneye sebep olursa haram işlemiş olur; hatta farzı işlemek bile fitneye sebep olacaksa, farzı tehir veya terk etmek gerektiği din kitaplarında yazılıdır. Fitneden uzak durmak gerekirken, Habil gibi olmak emredilirken, yangına körükle gitmek, Kabil'e özenircesine fitne çıkarmak, fitneci lakabını almak yani kâzib şöhrete kavuşmak, ne kadar yanlıştır! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
26.04.2008 Gideceğiniz nehri iyi seçin
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya, ahiretin ufacık bir misalidir. Burada mescitlere, camilere gidenler, orada hakikisine gidecekler. Burada kötü yerlere gidenler, orada kötü yerlere gidecekler. Bu, dünyadan ahirete akan iki nehir gibidir. Bir tanesi Cennete gidiyor, bir tanesi Cehenneme gidiyor. Herkes, bu nehrin birinde mutlaka gider. Ama yavaş gider, ama çabuk gider! Fakat kendisinin bulunduğu nehir onu bir yere götürür. İnsanın kendisi gidemez tabii; ama bir yere de gitmesi lazım. Bu yüzden, gideceğimiz nehri iyi seçmeli. Mühim olan sonsuz beraber olmaktır. Bu dünyada ne kadar uzun yaşarsan yaşa, yine ayrılık var; ama ahirette sonsuz beraberlik var. Büyükleri seven, orada onlarla beraber olacaktır. Dünya iş yeridir. Ahiret ücret yeridir. Bu dünyada, ölmeden olmak yoktur. Zahmetsiz, çalışmadan bir şeye kavuşacağını zanneden ahmaktır. Hazret-i Ali buyurdu ki: "Dünya nimetlerini inceledim, en iyisinin sağlık, en büyük sıkıntının da borçlu olmak olduğunu anladım." Büyüklerden, evliyalardan yardım her zaman değil, her çare bitip tükendiğinde istenir. Abdullah ibni Mübarek hazretleri, 4000 hadis-i şeriften 4 düstur seçmiş: 1- Devamlı bir günah işleyen bir kadına güvenme yani dikkatli ol, 2- Mala aldanma, 3- Karnını tok tutma, 4- Amel edeceğin kadar ilim öğren yani lüzumsuz bilgi peşinde koşma. Büyüklerin kitaplarını okumak çok önemlidir, bir saat kitap okumak, onlarla yarım saat sohbet etmek gibidir. Hayırlı insan hayra vesile olur. Bir insanın hayırlı mı olduğu, şerli mi olduğu, icraatından belli olur. Ne zaman bir Müslüman kardeşimizi görsek, belki de benim kurtuluşum bu kardeşimin duasındadır, diye ondan dua istemeli. Evladına haram işletmek, haram işlemesine sebep olmak, kendi eliyle onu ateşe atmak demektir. Kurda kuşa bile faydalı olmalı; hiç kızmamalı. Peygamber efendimiz İslamiyet'i ilk yaymaya başladığı zaman hiç kimse Müslüman değildi. Sonra yavaş yavaş Hazret-i Ebu Bekir meydana geldi. Hazret-i Ömer meydana geldi. Herkes Allah'ın kuludur. Herkesin iyiliğe ihtiyacı var. Herkesin güzel söze ihtiyacı var. Herkesin nasihate ihtiyacı var... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Emr-i maruf, cihad demek midir? Cihadsa şartları nelerdir? CEVAP: Evet, cihaddır. İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: Bu cihad ikiye ayrılır: 1- Kâfirlere İslamiyet'i tanıtmak, onları küfür felaketinden kurtarmak, 2- Müslümanlara dinlerini, ilmihallerini öğretmek, onların haram işlemelerine mani olmak. Bunların her ikisi de, üç türlü yapılır: Birincisi: Bedenle yapılır. Bunu yalnız devlet yapar. Devletin izni olmadan şahısların saldırması caiz değildir, eşkıyalık olur. İkincisi: Her türlü yayın organlarıyla İslamiyet'i yaymak, duyurmaktır. Bu cihadı, ancak İslam âlimleri yapar veya bunların kitaplarını yaymak suretiyle yapılır. Asrımızda İslamiyet'e karşı olanlar, misyonerler, masonlar, komünistler ve mezhepsizler, her türlü yayınlarla İslamiyet'e saldırıyorlar. Yalanlarla, iftiralarla insanları aldatarak, İslam dinini yok etmeye çalışıyorlar. Bunlar, milyonlar sarf ederek, basın yoluyla, kitaplar, dergiler çıkarıyor, internet siteleri kuruyor, radyo ve televizyonlarla bozuk inanışlarını yayıyorlar. İslamiyet'i dünyaya yanlış olarak tanıttıkları gibi, bir yandan da Ehl-i sünnet olan hakiki Müslümanları aldatarak İslamiyet'i içeriden yıkmaya çalışıyorlar. Müslüman olmak isteyen yabancılar, bu propagandalar karşısında ne yapacaklarını şaşırıp, ya Müslüman olmaktan vazgeçiyor yahut yanlış, bozuk bir yola girerek, Müslüman olduklarını sanıyorlar. İslam'ın iç ve dış düşmanlarının yıkıcı, aldatıcı propagandalarına karşı Ehl-i sünnet âlimlerinin yolu olan hakiki Müslümanlığı, yani Muhammed aleyhisselamın ve Eshab-ı kiramın yolunu, medya yoluyla bütün dünyaya yaymak, günümüzün en kıymetli cihadıdır. Üçüncüsü: Dua yoluyla yapılan cihaddır. Bütün Müslümanların bu cihadı yapmaları farz-ı ayndır. Bunu yapmamak, büyük günah olur. Bu cihad, cihadın birinci ve ikinci kısımlarını yapanlara dua etmekle olur. Bu üç türlü cihadı, Allahü teâlânın yardımına güvenerek ve dinine uyarak yapanlara, Allahü teâlâ muhakkak yardım eder. Bunun için çalışmadan, birbirimizi sevmeden, oturduğumuz yerde yapılan duaları Allahü teâlâ kabul etmez. Duanın kabul olması için, önce sebeplerine yapışmak gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını yayan vakıflara, kuruluşlara yardım etmek, malla cihad olur. Bedenle ve parayla cihad edenlere, Allahü teâlâ Cenneti söz vermiştir. (Müftiy-yi mücahid) İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: İslamiyet'in emirlerini bildirip yaymak için, keramet sahibi olmak gerekmez. Herkesin bilgisi ve gücü nispetinde çalışması şarttır. İmkânım yoktu diyerek bahane ileri sürmek, kıyamette insanı azaptan kurtarmaz. (Mektubat-ı Rabbani) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Hazret-i İsa gelince, hakiki Hıristiyanlıkla hükmedecek, İslamiyet'le omuz omuza gelecektir) diyor. Böyle söylemek küfür değil midir? Böyle söylemekle, hem bu konudaki hadis-i şerifler inkâr edilmiş oluyor, hem de Hazret-i İsa, ilga edilen [yürürlükten kaldırılan] bir dini tavsiye etmiş oluyor ki, bu da Hazret-i İsa'ya iftira olmuyor mu? Hazret-i İsa ilk geldiğinde, ne diye kendisinden önce olan Museviliği yaymadı? Çünkü o ilga edilmişti. Peygamberimiz, neden hakiki İseviliği değil de İslamiyeti yaydı? Çünkü İsevilik ilga edilmişti. İslamiyet'ten başka hak din olmayacağına göre, bunların Hıristiyanlık propagandası yapması, İslamiyet'le omuz omuza gelecek demesi küfür olmuyor mu? CEVAP: Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe] (İsa benim dinim üzere gelir, Deccal'ı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ. Ahmed] (İsa inince, İslamiyet'le hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.) [Ebu Davud] Bu hadis-i şerifleri Müslüman bir kimse inkâr edemez. İslamiyet'ten başka hak din de arayamaz; çünkü Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Allah indinde hak din, ancak İslâm'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.) [Maide 3] (İslâm'dan başka din arayanın bulacağı din, asla kabul edilmeyecektir.) [Al-i İmran 85] Bu âyet-i kerimeleri ve yukarıdaki hadis-i şerifleri hiçbir Müslüman inkâr edemez. KABUK VE ÖZ Sual: Kur'anın bir zahir, bir de batın manası vardır demek; dinin emir ve yasakları kabuk, tasavvuf ise özdür demek doğru olur mu? CEVAP: Bâtıni denen kimseler, (Kur'anın zahir ve batın manası vardır. Batın [iç, öz] manası gerekir, cevizin kabuğu değil, içi, özü işe yarar. Emir ve yasaklara uymak gerekmez) derler. Böyle söylemek dine aykırıdır. Tasavvuf ehli, İslamiyet'i cevize benzetir. (Kabuk olmadan öz olmaz, yani dinimizin emir ve yasaklarına uymadan hakikate, marifete kavuşulamaz. Meyveden, cevizden maksat da içidir) derler. Bunların benzetmesi dine uygundur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sünnetleri özürsüz terk etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sünnet kılarken kazaya da niyet edince, sünnet de kılınmış oluyor. Hiç sünnet kılmamak günah olmaz mı? CEVAP: Bu hususta din kitaplarımızda bildiriliyor ki: 1- İbni Hümam buyuruyor ki: Sünnetleri kılmamak, sevablarına ve yüksek derecelere kavuşmamaya sebep olur. (Cevhere, Dürr-ül-münteka, Redd-ül muhtar, Tahtavi) 2- Müekked ve gayri müekked sünnetleri terk etmek günah olmaz. Bunları terk eden, yalnız sevablarına ve yüksek derecelere kavuşamaz ve azarlanır. (Halebî-yi sagir) 3- Sabahın sünneti çok faziletli olmasına rağmen, kılmayan için, bir ceza bildirilmedi. (Tahavi) 4- Sünnetleri özürsüz terk eden, günaha girmezse de, sorguya çekilip, azarlanır. (S. Ebediyye) Birkaç hadis-i şerif meali: (En faziletli cihad farzları ifadır.) [İ.Ahmed] (Herkes nafileyle meşgul iken, farzları yapmaya çalışın!) [Miftah-ün-necat] (Allah'a farzla yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz.) [Beyheki] (Kaza namaz borcu olanın nafile namazı kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire] Saçları dağınık biri gelip, sordu: Ya Resulallah, İslam nedir? Resulullah efendimiz, (Günde beş vakit namaz kılmaktır) buyurdu. Tekrar sordu: Beşten fazla değil mi? (Hayır, nafile kılmak isteyen kılabilir. Bir de yılda bir ay ramazan orucu vardır.) Bundan başka, oruç yok mu? (Nafile olarak tutmak isteyen tutabilir. Bir de zengin için malının zekâtı vardır.) Bundan fazlası var mıdır? (İsteyen nafile sadaka verebilir.) Vallahi bundan ne fazla, ne de noksan yaparım. (Bunları yapan mümin, kurtuluşa erer) buyurdu. (Buhari, Müslim) [Bazı âlimler, bu hadis-i şerife istinaden, nafileler yapılmasa da, sünnetler kılınmasa da, günah olmayacağını bildirmişlerdir.] Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki: Farz borcu olanın, nafile ibadeti kabul olmaz. (Kitab-ül Harac) İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Nafilenin farz yanındaki değeri, okyanus yanında bir damla değildir. (1/260) Nafile ibadet, bir farzı terk etmeye sebep olursa ibadet olmaz, zararlı olur. (1/123) Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyurdu ki: (Farz namaz borcu olanın nafilesi kabul olmaz) hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafileyle meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, borçlunun alacaklıya hediye götürmesine benzer ki, kabul olmaz. Mümin, bir tüccara benzer. Farzlar sermayesi, nafileler kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz. (Fütuh-ul-gayb m.48) Farzı geciktirmek de büyük günahtır. Sünnet veya nafile kılarak farzı geciktirmemeli. Sünnetleri kılarken kazaya da niyet ederek, kaza borcunu da ödemeye çalışmalıdır. (Nevadir-i fıkhıyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.04.2008
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen, kutuplara yakın yerlerde, bu namazlar nasıl kılınır? CEVAP: Hanefi'de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakti girmediği için de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez; fakat bazı âlimlere göre, bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, (Vaktine yetişip de kılamadığım son yatsı ve son sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur. Yani, bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce vakitlerinin girmiş olduğu en son günün vakitlerini esas alarak kılınır. Bir ihtiyaç varsa, Hanbeli mezhebi taklit edilerek, akşamla yatsı, akşam vaktinde cem edilebilir. Sabah namazı, başka namazla cem edilmez. YATSI VAKTİ GEÇ GİRERSE Sual: Kuzey Avrupa ülkelerinde, genelde akşamla yatsı arası çok uzun olduğu için, yatsıyı kılamayıp kazaya bıraktığımız zamanlar da oluyor. Bu sebepten, Hanbeli'yi taklit ederek, akşamla yatsıyı cem edip, akşam vaktinde kılabilir miyiz? CEVAP: Evet, kazaya bırakmamak için caiz olur. VİTİR CEM EDİLMEZ Sual: Yolculukta veya mukimken, bir ihtiyaçtan dolayı akşam vaktinde, akşamla yatsı cem edilince, vitri de cem etmek caiz midir? Bir de, İslam Ahlakı kitabında, (Malikiyi taklit edenin, harac olunca, vitir namazını terk etmesi caiz olur) deniyor. Harac, zaruret demek midir? CEVAP: Harac, zaruret demek değildir. Bir sıkıntı, bir güçlük olması demektir. Bir harac olmadan, iki namaz cem edilemez. Zorluk varsa, seferde, diğer üç mezhepten birini taklit ederek, akşamla yatsı cem edilebildiği gibi, mukimken de, Hanbeli taklit edilerek cem edilebilir. Fakat vitir cem edilmez, imsak vaktine kadar kılınır. Eğer bu vakte kadar da kılma imkânı olmazsa, bir özürle kazaya kaldığı için günah olmaz. İmameyn'e göre ve diğer üç mezhepte, vitir sünnettir. Harac olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilirse, vitri kazaya bırakmak, hatta terk etmek de caiz olur. Yolculukta veya mukimken harac olunca, İmameyn'in kavline de uyularak, vitir kazaya bırakılabilir veya terk edilebilir. Ancak bunlar, harac olmadan yapılmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir ateist, (Kur'anda Peygambere, "Mekke halkını Müslümanlığa davet et" deniyor. Ben Mekkeli olmadığıma göre, Müslümanlık beni bağlamaz) diyor. İslamiyet evrensel bir din değil mi? Sadece Mekke halkına mı geldi? CEVAP: İslamiyet evrensel olup kıyamete kadar geçerli tek dindir. Bu konuda birçok âyet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Her Peygamber, yalnız kendi kavmine geldi, bense bütün insanlara gönderildim.) [Buhari] Birkaç âyet-i kerime meali de şöyledir: (De ki: Ey insanlar, ben, Allah'ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] (Yukarıdaki hadis-i şerif gibi, bu âyet-i kerime de, Peygamber efendimizin bütün insanlara geldiğini açıkça göstermiyor mu?) (Biz seni ancak bütün insanlara [müminlere, Cenneti] müjdeleyici ve [kâfirlere, azabı haber verici] uyarıcı [bir resul] olarak gönderdik; ama insanların çoğu [bu gerçeği] bilmez.) [Sebe 23] (Âlemlere [bütün insanlara ve cinlere ilahi azapla] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur'anı] kuluna [Resulüne] indiren [Allah'ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1] (Biz seni âlemlere [insan, cin ve diğer mahlûkata] rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (İslam'dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Âl-i İmran 85] Ateistin konu edindiği iki âyet-i kerime, şu mealdedir: (Bu Kur'an, kendinden önce [gönderilen ilahi] kitapları tasdik eden, şehirlerin anası [merkezi olan Mekke] halkını ve çevresindekileri [dünyadaki insanları] uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler, bu Kitaba da, inanıp namazlarını devamlı kılarlar.) [Enam 92] (Mekke şehri, İslam dünyasının merkezidir. Onun çevresi, bütün dünyadır. Dünyadaki Müslümanlar, her yıl bir sefer Mekke'de bulunan Kâbe'de toplanırlar.) (Şehirlerin anası [olan Mekke] halkını ve çevresindekileri [dünyadaki insanları] uyarman ve varlığında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutman için sana, Arapça bir Kur'an indirdik. İnsanların bir kısmı [müminler] Cennete, bir kısmı da [kâfirler] Cehenneme gidecektir.) [Şura 7] Demek sadece Mekkelilerin değil, insanların bir kısmı, inanmadıkları için Cehenneme, bir kısmı da inandıkları için Cennete gidecektir. Cenneti değil de, Cehennemi tercih etmek, ne kadar ahmakça bir iş olur! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (İman edenin, neyi yok; imandan mahrum olanın neyi var ki?) sözü, ne demektir? CEVAP: Hüküm, neticeye göre verilir. Ebedi kâr ve zarara bakılır. Ebedi nimetlere kavuşmanın veya ebedi azaplara düşmenin sebebi, insanda bir hazinenin varlığına veya yokluğuna bağlıdır. Bu hazine imandır, Müslüman olmaktır. Bu hazineye malik olanın her şeyi var demektir. Bu hazineden mahrum kalanın da, hiçbir şeyi yok demektir. Mesela dünyanın en fakir insanı, salih bir Müslüman olsun. Bu çok fakir Müslümana, (Dünyanın bütün servetini, her şeyin tapusunu sana vereceğiz, dünyanın lideri de sen olacaksın; ama imanını bırak) deseler, o çok fakir olan Müslüman bunu asla kabul etmez. Demek ki, iman sahibi dünyadaki bütün servetin satın alamayacağı bir hazineye ve erişilemeyecek bir makama sahiptir. Netice olarak, Allahü teâlâya iman eden kimse o haliyle de ölürse, ebedi Cennetliktir. Başka hiçbir şeyi olmasa da, ne önemi var? İmandan mahrum olanın akıbetiyse, ebedi Cehennemdir. Bütün dünya onun olsa da, neye faydası olur? Onun için, bir iş yaparken, bu işten Allahü teâlâ razı mı, değil mi, ona bakmak gerekir. O razıysa, başka hiç kimse razı olmasa da önemi yoktur. O razı değilse, herkes razı olsa da, beğense de hiç kıymeti olmaz. O halde, her işte ölçümüz Allahü teâlânın rızası olmalıdır! DİLENCİNİN SELAMI Sual: Dilencinin selamı alınır mı? CEVAP: Verilen selamı almak farzdır; fakat dilencinin, dilenirken verdiği selamı almak farz değildir. Alınmasa da günah olmaz; çünkü dilenmek için selam veriyor. Selamı dilenmeye alet ediyor. Bir dilenci, dilenmeden gezerken selam verirse, selamını almak gerektiği halde, dilenirken verdiği selamı almak gerekmez. Selam alıp verirken, fakir zengin ayrımı gözetilmez; ancak zengine, zengin olduğu için selam vermek caiz olmaz. (Hindiyye) FON MÜZİĞİ Sual: Bazı belgesel programlarında, dinî filmlerde ve dinî şiirlerde, fon müziği kullanılabiliyor. Bunları izlemek, dinlemek günah olmaz mı? CEVAP: Faydalı belgesel veya uygun dinî film izlerken, uygun olan dinî şiir dinlerken, fon müziği elde olmadan kulağa gelebiliyor. Elde olmadan kulağa gelen şeyler, duyan için günah olmaz; fakat piyasada, fon müziği olmaktan çıkıp, müzik sesinin ön planda olduğu programlar da mevcuttur. Böyle yayınları izlemek, müzik dinlemek olup, günah olur. Bir başka husus da, bunlar dinlemek içindir; zaruretsiz fon müziği çalmak caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Emire itaat etmeli, karışmamalı, iki üç başlılık olmaz. Çatal kazık yere batmaz. Ne kadar çok çatal olursa, batması o kadar zor olur. Müslümanlar bir vücut gibidir. Bu vücudun da bir başı var. İki başlı olsa olmaz. Zaten iki başlı bir yaratık görünce, herkes korkar bir tarafa kaçar. Büyüklerin talebeleri çok kabiliyetlidir. Eğer büyükleri tanımasalardı, başka yerlerde de başarılı olurlar ve helak olurlardı; çünkü kabiliyetli insanlar, bozuk yolda da hızlı yol alırlar. Fazilet yani üstünlük, görmekte, konuşmakta değil, inanmaktadır. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin yolunda olanlar, doğru öğrenirler, doğru anlarlar, doğru yaparlar, doğru öğretirler. Öğrenmekle anlamak farklı şeylerdir. 72 dalalet fırkasının başındakilerin hepsi öğrenmişti, hepsi de âlimdi. Fakat yanlış anlamışlardı. İlmi, dini, kendi kendine kitaptan öğrenenler çok yanılır, yanlışı, doğrusundan çok olur. Takdire razı olmalı, haddimizi bilmeli, çok konuşmamalı ki, rahat edelim. Allahü teâlânın rızası yolunda ilim kâfi değildir, ilmiyle amil olanlar kurtulacaklardır. İlmiyle amil olmak da kâfi değildir, sadece ihlâsla yapanlar kurtulacaklardır. Tekrar tekrar hep aynı şeyler anlatılıyor. Bilinmediği için değil. Kitaplarda yazıldığı şekilde yapılmadığı için. İnsanın 3 babası vardır. Dünyaya getiren baba, kızını veren baba, dinini öğreten baba. Bunların üçüne de aynı saygıyı göstermeli. Almanın olur; ama vermenin pişmanlığı olmaz. Niye verdim demezsiniz. Allah için verilince o iş bitmiş olur, o kıymetini bilmese bile, bizi ilgilendirmez. Ahir zamanda küfre düşmek çok kolay olur. Onun için her sabah ve akşam muhakkak iman duasını, tecdid-i iman ve nikâh duasını okumalı. Sabah ve akşam okunan iman duası: (Allahümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene a'lemü ve estağfirü-ke li-mâ lâ-a'lemü inneke ente allâmül-guyûb.) Tecdid-i iman ve nikâh duası: (Allahümme innî ürîdü en üceddidel-îmâne ven-nikâha tecdîden bikavli la ilahe illallah Muhammedün Resulullah.) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaşa, (Niye kiliseye gidiyorsun?) dedim. (Ben Müslüman Hıristiyanlarla görüşüyorum. Ehl-i kitabın yani Yahudi ve Hıristiyanların içinde hak yolda olanların da bulunduğunu Kur'an haber veriyor) dedi. İşte o âyet: (Ehl-i Kitabın hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet vardır ki, gecenin saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.) [Al-i İmran 113] "Müslüman kitap ehli" veya "Müslüman Hıristiyanlar" diye bir şey var mı? CEVAP: Elbette, öyle bir şey olamaz. Bir insan, Müslümandır veya gayrimüslimdir. Müslüman Yahudiler veya Müslüman Hıristiyanlar, Müslüman Protestanlar olmaz. Tersi de olmaz. Yani Protestan Müslümanlar, Hıristiyan Müslümanlar da olmaz. Başka bir ifadeyle iki zıt şey bir arada olmaz, imanla küfür zıttır, bir arada olmaz. (Müslüman Hıristiyan) tabiri dinimize zıttır; çünkü İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İslam'la küfür birbirinin zıttı, tersidir. Birinin bulunduğu yerde, öteki bulunamaz, gider. Bu iki zıt şey bir arada bulunamaz. Birisine kıymet vermek, ötekini aşağılamak olur. (1/163) Allahü teâlâ, birçok âyette, hatta bu âyetten üç âyet önce, ehli kitabın kâfir olduğunu bildiriyor. Bu âyette de onların doğruluk üzere bulunduklarını bildirir mi hiç? Hâşâ, böyle çelişkili olur mu? O arkadaş, ne diye 110, 111, 112. âyeti almıyor da sadece 113. âyeti alıyor? Âyetin dördü birlikte alınınca mesele ortaya çıkıyor. Kurtubi, Beydavi ve diğer tefsirlerde bildirilen olay şudur: Orada bahsedilen ehl-i kitaptan kasıt Hıristiyanlar değil, Yahudilerdir. Hak yolda olup namaz kılanlar da, Yahudilerden Müslüman olanlarıdır; yoksa Hıristiyan veya Yahudi secdeye kapanıp namaz kılar mı? Kılsa da, iman etmedikçe faydası olmaz. Âyet-i kerimenin sebeb-i nüzulünde buyuruyorlar ki: Yahudi hahamları, Müslüman olan Yahudiler için, (Bizim ırkımızdan olduğu halde, Muhammed'e iman edenlerde hayır yoktur, eğer hayır olsaydı ecdatları olan benî İsrail'in dinini bırakıp da Müslüman olmazlardı) dediler. Bunun üzerine bu âyetler indi. O âyetlerin mealleri: (Siz [Müslümanlar], insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i kitap da [Yahudiler de] inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. İçlerinde iman edenler, [Müslümanlığı kabul edenler] varsa da, çoğu yoldan çıkmıştır. Onlar [Yahudiler] size, incitmekten başka zarar veremezler. Sizinle savaşacak olsalar, arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.) [Al-i İmran 110, 111] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Küfürle iman birleşmez -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Diğer âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki: (Onlar [Yahudiler], nerede bulunurlarsa bulunsunlar [öldürülmek, esir edilmek, malları elinden alınmak, cizye vermek, her yerde, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında hakir olmak gibi] üzerlerine zillet [damgası] vurulmuştur [kurtulamazlar]. Meğer ki Allah'ın ipine [dinine] ve [inanan] insanların ahdine [sığınmış] olsunlar. Onlar döne dolaşa, Allah'ın hışmına uğradılar. Üzerlerine de bir miskinlik vuruldu. Bunun sebebi, onlar Allah'ın âyetlerini inkâr etmişler, Peygamberleri haksız yere öldürmüşler, isyan etmişler ve aşırı gitmişlerdi. Ehl-i kitabın [Yahudilerin] hepsi bir değildir, onlardan [Müslüman olanlar] dimdik ayakta [iman edip İslam'ın emirlerini yerine getiren] bir ümmet [hak yolda olan bir topluluk] vardır ki, geceleyin secde ederler [namaz kılıp, namazda] Allah'ın âyetlerini okurlar.) [Al-i İmran 112, 113] Beydavi tefsirinde diyor ki: Ehl-i kitaptan olup da, iman eden Müslümanlar, diğer Müslümanlar gibi gece vaktinde Kur'an-ı kerimi yatsı namazlarında okurlardı. Resulullah efendimiz, bir gün yatsı namazına, her günkünün aksine geç geldi, cemaatin beklediğini görünce yukarıdaki âyetleri okuyarak buyurdu ki: (Bu vakitte, siz Müslümanlardan başka Allah'ı zikreden [namaz kılan] hiçbir din ehli yoktur.) Müslüman olmayanların içinde, hak yolda olan olur mu hiç? Yani Cennetlik Yahudi, Cennetlik Hıristiyan olmaz. Allah indinde hak din yalnız İslam'dır. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (İslam'dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim] (Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan elbette Cehenneme girecektir.) [Müslim] Çünkü gayrimüslimler, imansızdır. Peygamber efendimiz imanı şöyle tarif etmiştir: (İman; Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe [yani Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye inanmak ve Muhammed aleyhisselamın, Allahın kulu ve Resulü olduğuna şehadet getirmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] Amentü'deki altı esastan birini inkâr eden kâfir olur. Sadece Allah'a inandım demek kâfi değildir. Hıristiyan ve Yahudiler, bizim peygamberimiz dâhil bütün Peygamberlere inanmadıkça kâfirlikten kurtulamazlar. Yahudiler, Hazret-i İsa'ya, Hıristiyanlar da, Muhammed aleyhisselama inanmadıkları için kâfir oldular. Amentü'de bildirilen altı husustan birini, mesela kaderi inkâr eden, kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. (Redd-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mısırlı sosyalist felsefe profesörü gibi, (Bir Müslüman, Peygambere nasıl bir araba alması gerektiğini sorarsa, ona pahalı, lüks, şatafatlı bir araba almaması gerektiğini, bunların insana değer kazandırmayacağını söyler) demek caiz midir? CEVAP: Söylenilen tamamen doğru olsa da, Peygamber efendimiz adına böyle söylemek asla caiz olmaz. Üstelik bu söz yanlıştır. Zenginliği kötülemek caiz değildir. Allahü teâlâ, (Verdiğim nimetleri kullananları severim) buyuruyor. Nimeti gizlemeyi sevmez. Şükür için, nimetini gösteren zenginleri sever. Zengin olduğu için, kendini beğeneni, kendini başkalarından üstün göreni sevmez. Ulema ve Resulullah, malın değer kazandırdığını bildiriyor. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Nimeti göstermek için, iyi ve kıymetli giyinmek müstehabdır. Öğünmek için, gösteriş için giyinmek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar) Lüks yaşamak değil, kendini üstün göstermek için lükse kaçmak haramdır. İkisi çok farklı şeylerdir. Müslüman bir zengin, dinine hizmet için lüks araba almışsa, (Sen bunu gösteriş için aldın) demek, ona suizan olur. Genelde her devirde, (Ye kürküm ye) sözü geçerlidir. İnsanların çoğu görünüşe değer verdiği için, dine hizmet gayesiyle, nimeti göstermek müstehab olur. Bu konuda, önce hadis-i şeriflere, sonra da İslam âlimlerinin açıklamalarına bakalım! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah'ın verdiği nimetin alameti, senin üzerinde görünsün; çünkü Allah, verdiği nimetin eserini, kulunun üzerinde görmek ister.) [Beyheki, Hâkim] (Şerefinizi mallarınızla, dininizi de dilinizle [müdarayla] koruyun!) [İ. Asakir] (Ahir zamanda insanların paraya ihtiyacı daha çok olur; çünkü insan, o zaman din ve dünyasını ancak parayla korur.) [Taberani] (Ahir zamanda, müminler için zenginlik saadettir.) [İ. Rafii] (İnsana, malı şeref kazandırır.) [İ. Ahmed] (Mal, salih kimse için ne güzeldir.) [Taberani] İmam-ı a'zam hazretleri, talebelerine, güzel giyinmelerini emrederdi. Kendisi de, her derse başka yeni elbise giyerek gelirdi. Bir cüppesi 400 altın kıymetindeydi. İmam-ı Muhammed, kıymetli kıyafetler giyerdi. Resulullah efendimiz de, bin dirhem gümüş kıymetinde Yemen kumaşından cübbe giyerdi. (Dürr-ül-muhtar, Tahtavi) Süfyan-ı Sevri hazretleri, (Bu zamanda mal, insanın silâhıdır. Yani insan, canını, sağlığını, dinini ve şerefini mallarıyla korur) buyuruyor. (T. Muhammediye) İslam'ın vakarını, şerefini korumak için şık giyinmek sevabdır. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Küçük çocuklara, dinimizi nasıl sevdirebilir, nasıl terbiye edebiliriz? CEVAP: Bunu yap, şunu yapma demek yerine, örnek olmak gerekir. Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha etkili olur. Kendimiz, hal ve hareketlerimizle güzel örnek olursak, yarı yarıya bu işi başarmış sayılırız. Daha sonra, Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramın, din büyüklerinin, evliyânın sevgisini aşılamalıdır. Bu sevgi verilirse, onların ismini söyleyerek Allahü teâlâyı anlatmak, dinimizin emir ve yasaklarına alıştırmak kolay olur. İnsan, sevdiğine benzemek ister, sevdiğinin sözlerine uyar. Büyükler, talebelerine, önce namazdan, oruçtan, haramlardan bahsetmezlerdi. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerini, kendi hocalarını anlatırlar, bu büyükleri sevdirirlerdi. Ondan sonra, bunlar; karada, denizde, havada yani her yerde namazı, dinimizin emir ve yasaklarını düşünürlerdi. Büyüklerin sevgisi, her derde ilaç gibidir. Onların sevgisi ve bereketiyle dinimize uymak çok kolay olur. İYİ İNSAN Sual: İyi huylu veya işinde başarılı olan, kâfir ve fâsık bir kimse için, iyi insan demek caiz midir? CEVAP: İyi insan, sâlih insan demektir. Müslüman olmayan, itikadı bozuk olan veya çekinmeden açıkça günah işleyen fâsık, sâlih olamaz. Kâfir veya fâsık, iyi huyluysa veya işini iyi yapıyorsa, o huyu söylenebilir veya işi için iyi denebilir. Mesela, (Çok cömerttir, yardımseverdir, işinin ehlidir. İyi bir avukattır, iyi bir doktordur) denebilir. Bu, işini iyi yapıyor demektir. Kötü kimseye, iyi insan denmez. EHL-İ KİTAP VE MÜŞRİKLİK Sual: Hıristiyanlar, eskiden beri üç ilaha inandıkları halde, niye önceden kitaplı kâfirdi de, şimdi müşrik oluyor? Eski Hıristiyanların kestikleri yeniyor da, şimdikilerin kestikleri niçin yenmiyor? CEVAP: Eskiden resimlere, heykellere secde ediyorlardı. Ellerindeki bozuk İncillere, Tanrı'nın İsa'ya gönderdiği kitaptır diyorlardı. İsa, Tanrı'nın elçisidir, onu çok seviyor, her istediğini yaratıyor. Babanın oğlunu çok sevdiği gibi, Tanrı'ya baba, İsa'ya oğul diyorlardı. Kendilerine şefaat etmesi için, İsa'ya yalvarıyorlardı. Bunlar ehl-i kitap yani kitaplı kâfirse de, müşrik değildi. Şimdiyse çoğu, (İsa'da ilahlık sıfatları var. Babası gibi, her dilediğini yaratır. Ebedi, ezeli olarak diridir) diyorlar. Bunun için, böyle bilenler müşrik olmaktadır. Böyle inanmaya, şirk denir. Böyle ibadet edilen resimler, heykeller, haçlar, put olur. Bu inançtaki Hıristiyanların kestiği hayvanlar yenmez. Ancak, kitap ehli Hıristiyan'ın mı, yoksa müşrik olanların mı kestiği bilinmeyince ve araştırmak da gerekmediği için, Hıristiyan ülkelerinde kesilen hayvanların etlerini yemek caiz olur.
Müslümanlıkla Hıristiyanlığın mukayesesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hıristiyanlık Müslümanlıkla mukayese edilirse, birinin diğerinden üstün yönü nelerdir? CEVAP: Hıristiyanlık o kadar çok değişti ki, dinin hiçbir hükmü kalmadı. Bozdular ve ortadan kaldırdılar. Hiç bozulmayıp orijinali bile olsaydı, Allahü teâlâ tarafından yürürlükten kaldırılmıştı, dolayısıyla İslamiyet'le Hıristiyanlık hiçbir yönden mukayese kabul etmez. Birkaçını bildirelim: 1- Hıristiyanlıkla en küçük bir dernek idare edilemez. 2- İslamiyet baştan başa bir kurallar sistemidir. 1960 yılına kadar, İsrail bile, Mecelle'yi tatbik etmiştir. Her olayın hükmü bildirilmiştir. Hırsızlık edenin, içki içenin, zina edenin, gasbın, adam öldürmenin, insanları yaralamanın cezaları, hatıra ne geliyorsa hepsinin cezası bildirilmiştir. Hıristiyanlıkta bunların hiçbirisi yoktur. 3- Her şey, inceden inceye detayına kadar bildirilmiştir. Nikâh ve boşanma şekilleri, alışveriş bilgileri, kâr oranları, müşteriyi kandırmanın cezası, işçi ve işveren hakları, ana baba evlat hakkı, karı koca ve arkadaş hakkı, komşu hakkı, gayrimüslimlerin hatta hayvanların hakları hep bildirilmiştir. 4- Dinin, imanın şartları bildirilmiştir. Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, namazı neler bozar, orucu neler bozar, hac nasıl yapılır, zekât nasıl ve kimlere verilir. Hepsi detaylı olarak bildirilmiştir. 5- Hıristiyanlığın sadece adı kalmıştır, hiçbir kaidesi yoktur. Hıristiyanlığı bozuk bir din olarak kabul etmek bile yanlıştır. Yanlış da olsa, ortada hiçbir kural kalmamıştır. Papazlar tarafından yazılan İncillerde yani Hıristiyanlık konseyinin yüzlerce İncil arasından seçtiği dört İncil'de, birbirini tutmayan yanlış, çelişki bir tarafa, böyle şeylerden hiç bahsedilmez. Baba tanrı böyle dedi, oğul tanrı şuraya gitti, tanrı kuzusunu kurban etti, şaraplı ekmek yedi, falanca falancayı öldürdü, falanca zina etti, hepsi böyle şeylerdir, üstelik bunlar da birbirini tutmaz. Bütün kaideleri bile olsa, yürürlükten kaldırılmıştır. Gayrimüslimlerden, İslamiyet'i inceleyip Müslüman olanlar şöyle diyorlar: 1- İslam'da tek ilah vardır. Hıristiyanlıktaki üç tanrı inancı, ilim sahiplerince saçma görülmüştür. 2- İslam, yalnız ahiret saadetini değil, dünyada da mutluluğun yollarını bildiren bir hayat nizamıdır. 3- İslam'da, her çocuk günahsız doğar. Hıristiyanlıktaysa, günahkâr doğar. 4- Müslümanların geri kalmalarının sebebi, dinlerinin icaplarına uymamalarındandır. Hıristiyanların maddi refaha kavuşmalarıysa, dinlerinden uzak kalmalarındandır. Müslümanlıkta, cahil olan dinden çıkar, Hıristiyanlıktaysa, âlim olan Hıristiyanlığı bırakır. 5- İslam, din, ırk farkı gözetmeksizin mutlak adaleti emreder. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yunus Emre bir şiirinde diyor ki: Hararet nardadır, sacda değildir, Keramet hırkada, taçta değildir, Her neyi ararsan kendinde ara, Kudüs'te, Mekke'de, hacda değildir. Bu sözler, hacca gitmek yerine kalbi temizlemenin yeterli olduğunu göstermiyor mu? CEVAP: Kesinlikle göstermez. Taç giymeyin, Mekke'ye, hacca gitmeyin, ibadet etmeyin denmiyor. İnsan, hacca ibadet maksadıyla gidebileceği gibi, riya için de gidebilir. Hacıların paralarını çalmak için gidebilir. Ticaret için de gidebilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, sizin şeklinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalblerinize ve amellerinize [o işi ne niyetle yaptığınıza] bakar.) [Müslim] Yani Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine değil, bunları ne niyetle yaptığına bakarak, sevab verir veya azap eder. Hacca gitme niyeti hırsızlıksa, Allahü teâlâ kalblerdeki niyeti bildiği için, o kişiye sevab vermez, azap eder. Yani ibadetinize değil, ibadeti ne niyetle yaptığınıza, Mekke'ye, hacca ne niyetle gittiğine bakar. Niyetine göre de, karşılığını verir. Evliyanın hırkası, tacı olur; ama bunlar kerameti göstermez. Görünüş değil, niyet önemlidir. (Hararet nardadır, sacda değil) deniyor. Sacı kızdıran ateştir. Onun için, (Cehennemde ateş yoktur, herkes ateşini oraya, yaptığı kötü amelleriyle kendi götürür) denmiştir. Cehennem, imanı doğru olan mümini yakamaz. Bazı felsefecilerin, (Hacca gitmek, ibadet etmek gerekmez, sevgi ve kalb temizliği yeter) demeleri yanlıştır. Şiirde, bir ibadet yapılırken niyetin önemi, vurgulanıyor. Yine Yunus, (Bir kez gönül yıktınsa, kıldığın namaz değil) diyor. Namaz kılmayın demiyor. (Kalb kırmadan namaz kılın. Kalb kırınca, kıldığınız namazın sevabı yok olur) demek istiyor. Bütün günahlar da böyledir. ZAMM-I SURE OLARAK BESMELE Sual: Namazda zamm-ı sure olarak, Besmele okumak yeter mi? CEVAP: Sadece Besmele okumak, mekruh olur. (Fetava-i Hindiyye) TAŞIYICI ANNELİK Sual: Taşıyıcı annelik yapmak, yani başkasına ait embriyoyu taşımak caiz olur mu? CEVAP: Hayır, caiz olmaz. Sadece, nikâhlı kocasından olanı taşıması caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (Ameller niyete göredir) hadis-i şerifi çok önemlidir. Allahü teâlâ, bu kulum bunu niye yapıyor diye kalbe bakar, niyete bakar. İnsanlar zahirlerini mamur etmekle meşgul, hâlbuki Allahü teâlânın baktığı yerleri yani kalbleri berbat. Allah için yapılanlar, hatalı kusurlu olsa da, Allahü teâlâ kabul ediyor, (O benim için yapıyordu, benim yolumda, benim rızam için yapıyordu) diyerek kabul ediyor. Yapılanlar Allah için olmazsa, hiçbir işe yaramaz, atılır. (Kimin için yaptınsa git ondan al) denir. Yapılanlar Allah için yapılmazsa, ne kadar ihtişamlı olursa olsun, içi boş çekirdeğe benzer. Herkes ahirette, (Niçin yaptın?) sorusuna cevap verecektir. Eğer (Allah için) diye cevap verilirse tamam, yoksa felaket! Hatamız yok mu, elbette var. Ancak niyet düzgün olursa yani Allah için olursa, kurtulmak mümkün olur. Bir gün mübarek bir zata bir talebesi, (Efendim, namazlarımız ibadetlerimiz hep kusurlu, ahirette n'olacak bizim halimiz?) diye sorar. O mübarek zat, kendisinden bir bardak su ister. O da hemen kalkıp getirir. Kendisine 2-3 metre kala, orada dur buyurarak durdurur. Talebe, elinde bir bardak suyla bekler. Yavrum der, şimdi sen bu suyu getirirken ayağın takılsa, düşüp dökseydin, bardak da kırılsaydı, ben sana bir şey der miydim? Hayır efendim, demezdiniz. İşte aynı bunun gibi evladım, ibadetlerimiz hatalı, kusurlu; ama biz emre itaat ediyoruz. Yapın buyuruyor Rabbimiz, biz de yapmaya çalışıyoruz; ama yaparken eksiğimiz, hatamız oluyor. Ona itaat edip yapmaya çalıştığımız için, Onun yolunda olduğumuz için, Allahü teâlâ bizi affedecek, buyurur. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan bazı büyüklerle birlikte sohbet ederlerken, yanlarına bir adam geliyor, başlıyor Peygamber efendimize kötü sözler söylemeye, (Senin kadar kötü, senin kadar çirkin birini daha görmedim) diyor, benzeri hakaretler yapıyor. Eshab-ı kiram Peygamber efendimize bakıyorlar, bir işaret etse yetecek. Peygamber efendimiz, adamın her söylediğine doğru söylüyorsun, buyuruyor. Sonra bu adam gidiyor, yanlarına Hazret-i Ebu Bekir geliyor. (Ya Resulallah ömrümde senin kadar güzel birini şimdiye kadar hiç görmedim. Senin kadar iyi birine hiç rastlamadım) gibi güzel sözler söylüyor. Ona da Peygamber efendimiz, doğru söylüyorsun ya Eba Bekir, buyuruyor. Eshab-ı kiram şaşırıyorlar, Peygamberler, şaka da olsa hiç yalan söylemezler. Peygamber efendimize, (Ya Resulallah, o adama da doğru söylüyorsun buyurdunuz, Ebu Bekir'e de. Bunun hikmeti nedir?) diyorlar. Peygamber efendimiz, (Ben bir aynayım, bana bakan kendini görür. O adam bana baktı, kendini gördü, kendi özelliklerini söyledi. Ebu Bekir de baktı, kendini gördü ve kendi özelliklerini söyledi) buyuruyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mesnevi'de, (Dinle neyden...) deniyor. Buradaki "ney"den maksat çalgı mıdır, yoksa bir benzetme mi yapılmıştır? CEVAP: Ney çalgıdır; fakat buradaki ney, çalgı değildir. Ney dâhil, hiçbir çalgıyı dinlemek caiz olmaz. Mevlana Cami hazretleri buyuruyor ki: Mesnevinin birinci beytinde, (Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor) deniyor. Burada neyden maksat, İslam dininde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuştur. Zihinleri her an, Allahü teâlânın rızasını aramaktadır. Ney, Farsça'da yok demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hâsıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp kendilerinden, Allahü teâlânın ahlakı, sıfatları ve kemalatı zahir olmaktadır. Neyin üçüncü manası, kamış, kalem demektir ki, bundan da insan-ı kâmil kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep Allahü teâlânın ilhamıyladır. (Mesnevi şerhi) AYAKTA BEKLETMEK Sual: Suyu getiren kimse ayakta iken, içmekte bir mahzur var mı? CEVAP: Ayakta bekletmemeli, o oturunca içmelidir. TIRNAKLARI GÖMMEK Sual: Kesilen tırnakları ne yapmalıdır? CEVAP: Toprağa gömmek sünnettir. Basılmayan bir yere, kabir üzerine veya denize de atılabilir. Biriktirilip herhangi bir yere gömülebilir. CENAZEYİ DUYURMAK Sual: Cenaze olduğunu bildirmek için gazeteye ilan vermek ve belediyeden anons ettirmek caiz midir? CEVAP: Caizdir; fakat cenaze olduğunu bildirmek için, minarelerde salât okunması bid'at olur. BAYILANIN NAMAZI Sual: Trafik kazası geçiren kimse üç gün komada kalsa, kendine gelince namazlarını kaza etmesi gerekir mi? CEVAP: Gerekmez. Deliren veya bayılan kimse, 24 saatte ayılmazsa, iyi olunca namazlarını kaza etmez. Yani hastalık, bayılmak gibi elinde olmayan bir sebeple, beş vakitten fazla namazını kılamazsa, hiçbirini kaza etmez. Beşten az olursa kaza eder. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kaza namazı ve nafile, her zaman kılınabilir mi? CEVAP: Mekruh vakitler hariç, her zaman kaza namazı kılınır. Namaz kılması tahrimen mekruh olan üç vakit şunlardır: 1- Güneş doğduktan işrak vaktine kadar. Bu süre 50 dakika kadardır. 2- Öğle namazına 20 dakika kalınca başlar, öğle vaktine kadar devam eder. 3- Akşam ezanına 40 dakika kalınca başlar, akşam ezanına kadar devam eder. Bu vakitte, kaza kılınmaz; ama o günkü ikindi namazının farzı kılınır. Akşama bir dakika kalsa da, yine farzı kılınır. Geçerli bir mazeret olmadan, ikindiyi bu vakte bırakmak günah olur. Bu üç vaktin haricinde, her zaman kaza namazı kılınır. Nafile namazlarsa, yukarıda bildirilen üç mekruh vakitte kılınamadığı gibi, ikindi namazı kılındıktan ve imsak vakti girdikten sonra da kılınmaz. İmsak vaktinden güneş doğana kadar, sadece sabahın sünneti kılınabilir. Başka nafile kılınmaz. VAKTİN GİRDİĞİNİ BİLMEK Sual: Namaz vaktinin girdiğinden emin olmayan, vakit girmiş diyerek namazı kılsa, sonradan vakit girmediğini veya girdiğini anlasa, namazı sahih olur mu? CEVAP: İki durumda da, namazı sahih olmaz. Sahih olması için, vaktinde kılmak lazım olduğu gibi, vaktinde kıldığını bilmek, şüphe etmemek de farzdır. Vaktin girdiğini çok zannedince kılmalıdır. Çok zannetmek, iyi bilmek, emin olmak demektir. Bir namaz, vakti gelmeden önce kılınırsa, sahih olmaz. Kasten vakit girmeden önce kılınırsa, büyük günah olur. Tevbe etmesi ve tekrar kılması gerekir. EVDEN ÇIKARKEN NİYET Sual: Cemaatle namaz kılmak niyetiyle evden çıkan, yeni bir niyet etmeden imama uyabilir mi? CEVAP: Uyabilir; fakat yolda namazı bozacak bir şey yapmamak gerekir. Yürümek ve abdest almak zarar vermez. (S. Ebediyye) ÇOCUK DOĞUNCA Sual: Çocuk doğunca neler yapmak gerekir? CEVAP: Yedinci günü isim koymak ve başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, altın veya gümüş sadaka vermek ve akika hayvanı kesmek, müstehabdır. (S. Ebediyye) TENİN BİRBİRİNE DEĞMESİ Sual: Namazda, bacakların çıplak olarak, birbirine değmemesi için, eteğin altına mutlaka iç çamaşırı giymek gerekir mi? CEVAP: Hayır, gerekmez. Değmesinin mahzuru olmaz.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bekara suresinin, (Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dedi. Melekler, "Biz, seni hamdle tesbih ederken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek insanı mı halife yapacaksın?" diye sordular. Allah da onlara, "Elbette ben, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi) mealindeki 30. âyet-i kerimesi, insandan önce de, kan döken, fesat çıkaran canlıların olduğunu, meleklerin de, bunu bildikleri için bu şekilde sorduklarını göstermiyor mu? CEVAP: Âdem aleyhisselamdan önce, melek, cin ve hayvan vardı; ama insan yoktu. Tefsirlerdeki bilgiler şöyledir: Ahmed bin Yahya hazretleri buyuruyor ki: Melekler, halife ifadesini işitince, Âdemoğulları arasında fesat çıkaracak kimselerin de, bulunacağını anlamışlardır; çünkü halife kelimesinden kastedilen anlam, kötülüğü ıslah etmek ve fesadı terk etmektir. Melekler, daha önce cinlerin fesat çıkarmalarını ve kan dökmelerini görmüşlerdi. Yeryüzünde Hazret-i Âdem'in yaratılışından önce cinler vardı. Onlar orada fesat çıkarmış ve kan dökmüşlerdi. Allah, onlara meleklerden bir ordu göndermişti. İşte melekler, (Orada fesat çıkaracak, kan dökecek kimse mi yaratacaksın?) sorusunu, sadece durumu anlamak için sormuşlardı. Yani, acaba bu halife [insan], bundan önce gördüğümüz cin gibi mi olacak, yoksa başka biri mi olacak demek istemişlerdi. İbni Zeyd hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ meleklere, insanlar arasında yeryüzünde fesat çıkartacak, kan dökecek kimselerin bulunacağını bildirmişti. İşte bundan dolayı melekler de, böyle demişlerdir. Bu sözleriyle onlar, Allah'ın yerküresinde halife tayin ettiği ve böylelikle kendisine nimet verdiği kimsenin buna rağmen isyan etmesini hayretle karşıladıklarından dolayı böyle sual sordular. Katade hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ meleklere, yeryüzünde birtakım kimseler yaratırsam, bunlar fesat çıkartıp kan dökecekler diye bildirmişti. Allahü teâlâ, (Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım) diye buyurunca melekler, acaba bu, Allah'ın kendilerine yaratacağını bildirdiği insan mı, yoksa başkası mı, olduğunu öğrenmek üzere, bu soruyu sormuşlardı. (Cami-ul-ahkâm) SADAKALLAHÜLAZİM DEMEK Sual: Zamm-ı sureden sonra yanılarak sadakallahülazim demek, secde-i sehvi gerektirir mi? CEVAP: Hayır, gerektirmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bulduğumuz şey, bizim olur mu? CEVAP: Bulunan şeylerle, sokağa atılan şeylerin hükmü farklıdır. Bulunan şeyler, genel olarak kıymetli şeylerdir. Sahibi onu atmamış, kaybetmiştir. Bulunan ve sahibi bilinmeyen mala lukata denir. Orada kalınca, mala zarar gelecekse, helak olacaksa alması farz olur. Varsa, iki şahit yanında, (Arayan olursa bana gönderin) der. Kalabalık bir yerde, malın cinsini söyleyerek sahibini arar. Sahibi çıkıncaya veya durmakla bozuluncaya kadar saklarken helak olursa, ödemez. Sahibi çıkmayacağını veya bozulacağını anlarsa, artık sahibini aramaz. Bulan zenginse, bu malı bir fakire sadaka olarak verir. Sahibi sonradan çıkarsa, bunları kendi öder veya alan fakire ödettirir. ECELİ GELEN ÖLÜR Sual: Bir kimse, başka birini öldürdüğünde, öldürmeseydi o hâlâ hayatta olurdu veya başka bir sebeple ölürdü diye düşünmek doğru olur mu? CEVAP: İkisi de yanlıştır. Katilin, kendi arzusuyla, o kimseyi ne maksatla ve nasıl öldüreceğini Allahü teâlâ ezeli ilmiyle bildiği için, kaderini o şekilde yaratmıştır. Bu, değişikliğe uğramaz. Bir de, Allah öyle yazdığı için öldürdü demek de yanlış olur. Allahü teâlâ, bildiği için, olacak şeyi kaderine yazmıştır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmiyle bilmesidir. Zorla yaptırması demek değildir) buyuruyor. ELDEN ELE VERMEK Sual: Bıçağı ve makası elden ele vermek, uğursuzluğa sebep olur mu? CEVAP: Elden ele vermenin bir mahzuru olmaz. Dinimizde uğursuzluk yoktur. Bıçak, alanın elini kesmesin diye, yere veya masaya konabilir. Başka bir hikmeti yoktur. ALKOLLE YIKANAN TÜTÜNLER Sual: İthal tütünler alkolle yıkanıyormuş. Böyle sigarayı içmek caiz midir? CEVAP: Kesin bilinmedikçe, zanla hareket edilmez, yani alkollü denmez. Eğer alkolle yıkandığı kesin biliniyorsa, o zaman içmek caiz olmaz. KAPALI RESİM BULUNDURMAK Sual: Bir menkıbede anlatılıyor. Rahmet melekleri, evliya bir zata, (Halının altında resimler varken, biz vefat edenin yanına girmeyiz) demişler. Resimleri, kapalı olarak saklamak da caiz değil midir? CEVAP: Menkıbelerden hüküm çıkarmak, yanlışlığa sebep olur. Resimleri, kapalı yerde, örtülü olarak bulundurmak caizdir. Namazı da mekruh etmez. (Hadika) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kitaplarda, (Üzerinde kul hakkı olanın veya günah işleyenlerin ibadetleri, sahih olsa da, kabul olmaz) deniyor. Kul hakkı olmayan veya günah işlemeyen insan yok gibidir. Birisine sert bakılsa, kul hakkı geçer. Kabul olmuyorsa, ne diye ibadet ederek boşa kürek çekiyoruz? CEVAP: Haram işleyenin veya kul hakkı olanın ibadeti kabul olmaz demek, o ibadet için bildirilen büyük sevablara kavuşamaz yani hepsini muhafaza edemez; çünkü günahlar bu sevabları azaltır demektir. Yoksa hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır; ama işlenen haramlar, sevabları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevab veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, oruç tutan 70 sevab kazanırken, içki içince 70 günah yüklenir ve sevabsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Başka günahlar da, işlemişse sevabları eksilere iner. Onun için, günahlardan ne kadar çok kaçılırsa, sevabımız da o kadar çoğalır. GECİKME CEZASI Sual: Bir malı vadeli satarken, gecikme cezası da koymak caiz olur mu? CEVAP: Caiz olmaz, faiz olur; fakat borcun satış zamanındaki altın üzerinden değeri belirlenip de, (Vadesinde ödenmezse, alacağımızı altın üzerinden isteriz) denirse, o miktarı istemek caiz olur. HABERİ OLMADAN BOŞAMAK Sual: Bir kimse, hanımının bulunmadığı bir ortamda, hanımı boşadım dese, daha sonra oradaki birisi, bunu hanıma söylese, hanım boş olur mu? CEVAP: Evet, hanım duyunca dinen boş olur. GÜNAHA GİRMEMEK İÇİN Sual: Radyo dinlemenin, TV seyretmek veya sinemaya gitmenin bir mahzuru var mı? CEVAP: Radyo, sinema ve TV; kitap, gazete, dergi gibi birer yayın vasıtasıdır. Bunlar, tabanca gibi, bir alettir. Tabancayı, suçsuz bir kimseye karşı kullanmak günahtır. Savaşta düşmana karşı kullanmaksa, günah olmaz. Şu halde, tabanca kullanmak, hep günahtır demek veya her zaman sevabdır demek doğru değildir. Radyo, TV ve filmler; iyi insanlar tarafından hazırlanır, Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri bildirir, İslamiyet'in faydalarını, ahlak, ticaret, sanat, fabrikaların çalışması, tarihî olayları, askerlik gibi din ve dünya bilgileri verirse, bunları seyretmek ve dinlemek günah olmaz. Faydalı kitap ve dergi okumak gibi, her Müslüman'a lazım olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allahü teâlâ tevbe edince bütün günahları affediyor da, kul hakkını niye affetmiyor? CEVAP: Kul hakkı olmayan günahlarda, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet edilmemiş olur. Şartlarına uygun tevbe edilince, muhakkak affedilir. Kul hakkı olan günahlardaysa, hem Allahü teâlânın emrine isyan vardır, hem de o kimsenin hakkı geçmiş olur. Tevbe edilirse, Allahü teâlâ yine günahı yani kendi hakkını affeder; fakat kul hakkı için, maddi bir haksa sahibine geri vermek, diğer haklar içinse hak sahibiyle helalleşmek gerekir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin; çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar kendi sevaplarından alınır, sevabları olmazsa hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari] (Müflis şu kimsedir ki, kıyamette amel defterinde, pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur; fakat bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce, sevabları biterse, hak sahiplerinin günahları bunun üzerine yükletilip, Cehenneme atılır.) [Müslim] (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesai] Kul hakkının önemi böyle büyüktür; ama Allahü teâlâ isterse, kul haklarını da affedebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Denizde şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.) [İbni Mace] Peki, karada ölen şehitlerin veya salihlerin kul haklarını affetmez mi? Elbette affedebilir. Allahü teâlâ, hak sahibine, (Bu şehitte, bu gazide, bu salih kimsede, ne kadar alacağın var?) diye sorar. Alacak sahibinin, o alacak kadar günahını affeder, günahı yoksa o kadar sevab verebilir; ama bu dereceye yükselmek de zordur. Onun için, kul hakkıyla ölmemeye gayret etmelidir! NAMAZDA YÜRÜMEK Sual: Son safta yer olmadığı ve en arkada tek başına durmak da mekruh olduğu için, ön saftan birine hafifçe dokunarak çağırsak, o da yanımıza gelse, namazı bozulmuş olur mu? CEVAP: Sizin emrinize uyarak, hemen geri giderse namazı bozulur; fakat yalnız kalmasın diye, kendi iradesiyle geriye giderse namazı bozulmuş olmaz. CEBE HAŞERAT KOYMAK Sual: Yenmeyen midye, istiridye, karides gibi haşerat cebimizde iken, namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Necis olmadıkları için, namaza mani olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Cennet davetiyesinin imzası
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Besmeleyle yenen lokmalar vücuda şifadır, besmelesiz yenen lokmalarsa, vücutta maraz yapar. Lokmaları, Besmele söyleyerek yiyen kimsenin vücuduna şeytan giremez, besmelesiz yenen lokmalarla beraber, şeytan da vücuda girer. Büyük zatlar, her lokmada Besmele çekerlerdi. Besmele 19 harftir, Cehennemde azap yapan melek sayısı 19'dur. Cehennemde azap yapan 19 azap meleğinden kurtulmak isteyen, çok Besmele okusun. Besmelenin her bir harfi, bir azap meleğini uzaklaştırır. Besmeleyi çok söyleyen, Sırat köprüsünü yıldırım gibi geçer. Allahü teâlâ mümini Cennetine koyacak ve mümine davetiye verilecek, Cennet davetiyesinin altında imza olarak Besmele yazılı olacak. Namaz kılarken, her rekâtta Elhamdülillahi rabbil âlemin diyoruz, ya Rabbi bana namaz kılmayı ihsan ettiğin, nasip ettiğin ve beni huzuruna kabul ettiğin için sana hamd ederim demektir. İnsan nefsine ne söylese azdır. Onun kötülüğünü anlatmak mümkün değildir. Her isteği kendi aleyhinedir. Gıdası da haramlardır. Bu ahmak mahlûka uyup da, insanları incitmeyelim. Kalb, Allahü tealâya çok yakındır, Allahü teâlânın komşusudur. Onu rahatsız eden, Allahü teâlâyı rahatsız eder. Her kalb, yaratılışta İslamiyet'e elverişlidir. Onu sonra düşmanlar bozmuş, hasta etmiştir. Dâhili düşman nefs, harici düşman şeytan ve kötü insandır. Hasta kalbe, doğruları kabul ettiremezsiniz. Tek ilacı; bu üç düşmandan korunmaktır. Bunu insanın kendisi yapamaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları severek çok okunursa, o büyüklerin hatırına, hürmetine şifa gelir, hastalıklardan korunmuş olur. Ölümden kaçmanın faydası olmaz; zira ondan kurtuluş yoktur. Nereye gidersek gidelim, gittiğimiz yerde ölmeyecek miyiz, elbette orada da öleceğiz. Kaçmayı bırakıp da, hazırlık yapalım! İlim çok kıymetlidir, ancak malla desteklenirse daha güzel olur; çünkü ilim malla yayılır. Âlimin mürekkebi kıyamette şehidin kanıyla tartılacak, âlimin mürekkebi ağır gelecektir. Yani hangi mürekkeple kitap yazılmış, basılmış, dağıtılmış ve okunmuşsa, bu mürekkep ağır gelecektir. En makbul sadaka ilim öğretmektir, ondan sonra ilim öğrenmesine vesile olmaktır. İtikadı ehl-i sünnet olanlar, Cehenneme girmez. Allahü teâlâ, kulum benden ne isterse ona o kapıları açarım, ona o yolu açarım buyuruyor. Kalbimizdeki istikametin çok önemi var. Nereye yöneldik, neye niyet ettik, ona bakalım... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Elini veren kolunu alamaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazen nefsimize uyarak, sünnetleri terk etsek, mekruh işlesek, zararı ne olur? CEVAP: Bir ihtiyaç veya zaruret olmadıkça, sünnetler terk edilmez, mekruh işlenmez. Zaruret varsa, (Zaruretler yasak olan şeyleri mubah kılar) hükmüne göre sünnet terk edilebilir, mekruh işlenebilir. Yani, başka hiçbir çare yoksa haram olan bir şeyi zaruret miktarı işlemek ve farzı, zaruret ortadan kalkana kadar terk veya tehir etmek caiz olur. Fakat geçerli bir mazeret yokken, sırf nefsimize ağır geliyor diyerek, sünnetleri terk edip, mekruh işlememelidir. Nefse mağlup olmayıp, bilakis üstüne gitmelidir. Küçük tavizler, sonra daha büyük felaketlere sebep olabilir. Elini veren, kolunu alamaz. Abdullah ibni Mübarek hazretleri buyuruyor ki: Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, marifete yani Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz. (F. Bilgiler) Mekruh işlemek de böyledir. Genelde, mekruh tek başına söylenince, tahrimen mekruh anlaşılır. Buysa, harama çok yakındır. Nasıl farzı terk etmek haramsa, vacibi terk etmek de tahrimen mekruh olur. Bir ihtiyaç olmadıkça, tenzihi de olsa, mekruhtan sakınmaya çalışmalı. Mekruh, kerih olan yani çirkin, beğenilmeyen şey demektir. Mekruh işlemeye alışan kimseye, zamanla haram işlemek de normal gelmeye başlar. (Alışmış, kudurmuştan beterdir) denmiştir. Ayrıca, küçük günaha devam etmek, büyük günah olur. Büyük günaha devam etmekse, insanı küfre kadar götürür. Birkaç hadis-i şerif meali: (Günahların küçük görüneninden sakının! Bunlar toplanınca sahibini helak eder. Bu şuna benzer ki, bir kavim bir vadiye iner, çerçöp, odun, ne bulurlarsa toplayıp getirirler. Böylece koca bir yığın olur. Bunu yakıp ateşinde yemek pişirirler. İşte, küçük görünen günahlardan hesaba çekilen de, helak olur.) [Taberani] (Uçurumun kenarında dolaşan, her an uçuruma yuvarlanabilir.) [Buhari] (Mümin, günahını dağ gibi görüp, üstüne düşeceğinden korkar. Münafık da, burnunun üstüne konan ve hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari] KUNUTU YETİŞTİREMEYEN Sual: Ramazan ayında, bir kimse, imamla beraber vitir kılarken, henüz kunutu bitirmeden, imam rükûa varmış olsa, o kimse ne yapar? CEVAP: Kunut okumayı bırakıp imama tabi olur. Onunla rükûa eğilir. (F. Hindiyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Duanın kabul olması için, evliyayı vesile etmek gerekir mi? CEVAP: Duanın kabulü için, Ehl-i sünnet itikadında olmak, haram işlemekten, özellikle haram yemekten, içmekten sakınmak, farzları yapmak, Allahü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu aramak gerekir. Ağızdan girene ve çıkana dikkat etmeli yani haram yememeli, haram söz söylememeli, söz taşımamalı, gıybet etmemeli, fuhuş sözleri ağza almamalıdır. Herkesin, bu şartların hepsini yerine getirmesiyse zor olur. Evliyayı vesile edince, Allahü teâlâ duamızı onlara duyurur ve onlar da bizim için dua ederler. Allahü teâlâ da, onların duasını kabul eder. Ebu Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkışınca benden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Allahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, (Ya Ebel Hasan, imdat!) der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah'tan yardım istediğimiz halde soyulduk; fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ, günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız benden yardım isteyince, Allahü teâlâ onun duasını bana duyurdu. Ben de, "Ya Rabbi bu talebemi kurtar" dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verir. (Tezkiret-ül-evliya) İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için istiyorum.) [İ. Mace] (Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah'ın kulları bana yardım edin!" desin; çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani] KÜFRE RIZA Sual: Küfre rıza, küfür olur deniyor. Bu ne demektir? CEVAP: Küfre rıza, bir Müslüman'ın, kâfir olmasını veya kâfir olarak ölmesini istemek yahut kâfirin küfrünü beğenmek demektir. Bunları istemek küfür olur. Kâfirin, küfür üzere kalmasını istemek küfre rıza değildir. (Fetavel-haremeyn) "RUHUMUZDAN ÜFLEDİK" Sual: Kur'anda, (Meryem'e ruhumuzdan üfledik) ifadeleri geçiyor. Ruhumuzdan üfledik ne demektir? CEVAP: Ruhumuzdan demek, yarattığımız ruhtan demektir. (H. L. O. İman) Allahü teâlânın emriyle, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam], Hazret-i Meryem'e üflemiş ve Meryem validemiz, o anda İsa aleyhisselama hamile kalmıştır. (Tefsir-i Kurtubi)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yolculuk rahat olsa da, seferi olanın, dört rekâtlı farzları iki rekât mı kılması gerekir? CEVAP: Yolculuk genelde sıkıntılı olduğu için, dinimiz dört rekât olan farzların iki rekat kılınmasını bildirmiştir. Hiçbir sıkıntı olmasa da, iki rekât kılınır. Şimdi yolculuklar rahattır, seferiliğe ihtiyaç yoktur denmez. Tersine, mukimken hiç rahat olmasak, çok zor şartlarda bile, dört rekatlık farzları iki rekat olarak kılamayız. Seferde insan garip olur, yardımcı bulması zor olur. Yollarda, eşkıyaya rastlaması da, mümkündür. Onun için tek başına yolculuk yapmak mekruhtur. Kadınlarınsa, yanlarında mahrem erkekleri bulunmadan, sefere çıkması caiz değildir. Yol çok emin olsa da, hiç eşkıya tehlikesi bulunmasa da, uçakla kısa zamanda gitme imkânı olsa da, yine kadınların mahremsiz 104 kilometreden uzağa gitmeleri caiz değildir. Şimdi yolculuklar emindir, bir kadın istediği yere gidebilir demek yanlış olur. Dinî hükümler zamanla değişmez. Ancak âdete ait olanlar, zamanla değişebilir. ÜÇ ÇEŞİT EL Sual: Arapça'da beyaz el, siyah el, yeşil el deniyormuş. Bunlar ne demektir? CEVAP: Bu tabirler bizde kullanılmadığı için bilmek gerekmez. Böyle deyimleri bilmek; ancak tercüme yapacaklara lazım olur. Şu adam beyaz ellidir veya eli beyazdır demek; karşılıksız iyilik ve ihsan eder demektir. Şu adam yeşil ellidir veya eli yeşildir demek; yapılan iyiliğe mükâfat verir demektir. Şu adam siyah ellidir veya eli karadır demek; yaptığı iyiliği başa kakar, minnet ettirir demektir. Bunları Türkçe'ye çevirirken beyaz el, kara el diye tercüme edilirse yanlış olur. HAYZ BİTİNCE Sual: Hayz bitince, gusletmeden önce cima caiz midir? CEVAP: Hanefi'de caiz, diğer üç mezhepte caiz değildir. CÜNÜBÜN ADET GÖRMESİ Sual: Cünüp kadın, hayz olursa yıkanması gerekir mi? CEVAP: Yıkanması şart değildir. Cünüpken tırnak ve saç kesmesi mekruh, hayzlıyken mekruh değildir. Bunun için, yıkanması iyidir. "PAPAZ OLMAK" Sual: Biriyle tartışınca veya kavga edince, papaz olduk deniyor. Böyle söylemek küfür mü? CEVAP: Kavga ettik, birbirimizi kırdık anlamında söylemek küfür değilse de, uygun olmaz; çünkü şakadan bile, ben papazım demek caiz değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allah'a kavuşturan yollar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kitaplarda, Nakşi veya Kadiri yoluyla Allah'a kavuşanların olduğu yazılı. Allah'a kavuşturan yol çok mudur? CEVAP: Necmeddin-i Kübra hazretleri, (İnsanları Allahü teâlâya kavuşturan yollar, insan sayısı kadar çoktur) buyurdu. Bu söz, talipleri yetiştirmek yolunu bildiriyor; yoksa itikatlarında hiçbir ayrılık yoktur. Bütün evliyanın itikatları, imanları birdir. Hepsi, Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadındadır. Sanat sahiplerinin çeşitli iş kollarına ayrılmaları da, öyle rahmettir; fakat itikatta ayrılmak, parçalanmak, böyle değildir. Resulullah efendimiz, (Cemaat rahmettir. Ayrılık azaptır) buyurdu. (M. Nasihat) Her şeyden, her mahlûktan Allahü teâlâya giden bir yol vardır; çünkü her mahlûkun kendisi ve sıfatları Onun kudretinin eseridir. Bu eserlerin sahibini bulan zeki bir kimse, o yolu ve o manevi bağı görür, anlar. Allahü teâlânın rızasına, marifetine götüren yollar, mahlûkların nefesleri kadardır, sözü de doğrudur. Bu yolların hepsinden vasıl olmak, ahkâm-ı İslamiye'yi yapmaya bağlıdır. Bütün yolların başlangıcı İslamiyet'tir. Yani İslamiyet, bir ağacın gövdesine benzer. Bütün tasavvuf yolları, bu ağacın dalları, damarları, filizleri, yaprakları ve çiçekleri gibidir. (Mektubat-ı Masumiyye) Bu büyüklerin kitaplarını okumak, sohbetin yarısıdır. Yani büyük bir zatın kitabını severek okuyan kimse, sohbetinde bulunmuş gibi ondan faydalanır. SAFER AYI VE UĞURSUZLUK Sual: Safer ayının uğursuz olduğu, bu ayda bela ve musibetlerin geldiği doğru mudur? Başka hangi ay ve hangi gün uğursuzdur? CEVAP: Safer ayıyla diğer ay ve günlerin uğursuz olduğu doğru değildir. Dinimizde, uğursuz gün veya ay yoktur. Mektubat-ı Rabbani'de bildiriliyor ki: Günlerin uğursuzluğu, âlemlere rahmet olan Muhammed aleyhisselâmın gelmesiyle bitmiştir. Uğursuz günler, eski ümmetlerde vardı. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Günler, Allah'ın günleridir, kullar da, Allah'ın kullarıdır.) [1/256] Yani Allahü teâlâ, kulları da, günleri de, ayları da uğursuz olarak yaratmadı. Kul, dinimizin emrine uymayıp uğursuz şeyler yaparsa, uğursuz kimse olur. Bazı günlerde kötü şeyler yaparsa, o günler ona uğursuz gelmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda ana rahmindeki çocuğun cinsiyetinin ve yağmurun ne zaman yağacağının yani gaybın bilinemeyeceği açıklanıyor. Hâlbuki Günümüzdeki teknoloji sayesinde ultrasonla çocuğun cinsiyeti tespit edilebiliyor. Meteoroloji sayesinde hava durumu tahmin ediliyor. Bunu açıklamak mümkün müdür? CEVAP: O âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir. [Nereye, ne zaman ve ne miktarda] yağmur yağdıracağını ve rahimlerde olanı da O bilir. Hiç kimse, yarın [hayır ve şerden] ne kazanacağını ve nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.) [Lokman 34] Mensur, rüyasında ölüm meleğini görüp, ne kadar yaşayacağını sorar. O da, beş parmağını gösterir. Tabircilerden kimi beş yıl, kimi beş ay, kimi beş gün yaşayacaksın derler. İmam-ı a'zam Ebu Hanife hazretleri, (Ölüm meleği, "Ben bunu bilmem, bu, Lokman suresindeki bilinmeyen beş gaybdan biridir" demek istemiştir) buyurur. (Medarik) Gayb nedir? Bu bilinince, bu sualin cevabı gayet kolay anlaşılır. His organlarıyla, teknik bilgiyle, yani tecrübe ve hesapla anlaşılamayan şeylere gayb denir. Mesela Cennetin, Cehennemin ve meleklerin varlığı böyledir. Bir çocuğun büyüyünce, iyi mi, kötü mü, âlim mi, zalim mi olacağı gibi şeyler akılla, teknikle bilinmez. Bugün ultrasonla veya başka yolla çocuğun cinsiyeti bilindiğine göre, bu gayb değildir. Bilinen bir şeydir. (Ana rahmindekini ancak Allah bilir) ifadesi, sadece cinsiyetle ilgili değildir, (Çocuğun sağ salim doğup doğmayacağını, said mi şaki mi, yani Cennetlik mi Cehennemlik mi olacağını, ne işler yapacağı gibi hususları ancak Allah bilir) demektir. Bugün bile, cinsiyeti, belli bir aylıktan sonra ancak biliniyor. Üç aylıktan küçük çocuğun cinsiyeti bilinemiyor. Uzuvları teşekkül ettikten sonra bilinmesi normaldir. Bu aletle görünüyor, gayb değildir. Yahut anne karnı ameliyatla açılıp bakıldığında, çocuk erkek mi, dişi mi diye görünce, gayb bilinmiş olmaz. Karnını yarmayıp da, bir aletle veya ultrasonla bilinirse, bu da gaybı bilmek olmaz. Aletlerle yağmurun gelişini görüp, yarın yağmur yağacak diye tahminde bulunmak da, gaybı bilmek değildir. Sokakta, eve doğru gelen adamı pencereden görüp, (Birisi geliyor) demek, gaybı bilmek olmaz. Görmeden bilmek, gaybı bilmek olur. Allahü teala dilediklerine, mucize ve kerametle gaybı bildirebilir. Bunların bilmesi de, (Ancak Allah bilir) ayet-i kerimesine zıt olmaz. (Ancak Allah bilir) demek, (O bildirmedikçe kimse bilemez) demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evlenirken kız ve oğlan tarafı, neyi düşünmelidir? CEVAP: Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (İki aile de, karşı tarafın hatırına, evladım elimden gitti diye bir düşünce getirmeyecek şekilde davranmalıdır.) Hangi taraf, evladım elden gitti diye düşünürse, gençlerin yuvasını da, karşı aileyi de, sıkıntıya sokar. Bu düşüncenin kuvvetine göre, sıkıntının şiddeti artar. Bu geçimsizlikleri, elden çıkan evladını kurtarmak için yapar, hatta yuvayı da yıkar. Güya evladını kurtardığı için zerre kadar üzülmez, savaş kazanmış kumandan edasına bürünür; ama yuva yıkılmıştır. Her iki taraf, çocuklarının aile düzenine karışmamalıdır. Her iki taraf da, kendilerinin bir zamanlar yaptığı gibi çocuklarının da, artık yeni bir aile olduklarını kabul etmeleri, onları salih bir komşu, salih bir arkadaş gibi görmeleri, evladım evladım diye yanıp tutuşmadan, gerçeği kabul etmeleri gerekir. İnsanın salih arkadaşı, eşiyle mutluysa, onun ailesiyle iyi geçiniyorsa, nasıl memnun oluyorsa, evladının da, eşiyle ve onun ailesiyle iyi geçinmesine, böyle çok sevinmelidir. Evladım elimden gitti diye düşünmemelidir. Bilmeli ki, onlar da artık yeni bir ailedir, onların da kendi hayalleri, kendi prensipleri, kendi zevkleri vardır. Nasihati gerektirecek durumlarda, tatlılıkla nasihat etmeli, maddi yardımı gerektirecek durumlarda yardım etmelidir. Evladım diye yanan, evladını da yakar, yuvasını da yıkar; ama bunun sıkıntısını hem dünyada, hem de ahirette fazlasıyla çeker. Herkes nefsine hâkim olmalı, hayatın gerçeklerini kabul etmelidir! HAZRET-İ HAVVA Sual: Bazı Hıristiyanlar, Hazret-i Âdem'in, Hazret-i Havva'dan önce başka bir eşi daha olduğunu söylüyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? CEVAP: Bu, evrimci Hıristiyanların uydurmasıdır. Tahrif edilmiş olan İncillerde bile, böyle uydurma şey yazılı değildir. Bazı evrimciler de, hiçbir vesikaya dayanmadan, maymun veya ayıdan türediklerini söylüyorlar. Hâlbuki Allahü teâlâ, bütün insanları Hazret-i Âdem'le eşi Hazret-i Havva'dan meydana getirdi. Kur'an-ı kerimde, bu husus açıkça bildirildi. Üç âyet-i kerime meali: (Sizi bir tek candan yaratan, ondan da eşini var eden, ikisinden de, birçok erkek ve kadın yaratan Rabbinizden korkun.) [Nisa 1] (Sizi bir tek candan [Âdem'den], ondan da eşini [Havva'yı] yaratan Allah'tır.) [Araf 189] (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık.) [Hucurat 13] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Şikâyet etmeyin, sabredin
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyüklerin yolu sıkıntılıdır. Fakirlik olur, hastalık olur, zillet olur. İnsanlardan hakaret, hatta zulüm olur. Bu bir sünnettir, büyüklerin yoludur. Bu yoldan geçmişlerdir. Bir gün, Eshab-ı kiramdan bazıları üzüntülerini bildirmek için Peygamber efendimize geldiler. Kâfirlerin kendilerine işkencelerini artırdığını arz ettiler. Peygamberimiz de, (Şikâyetçi olmayın. Sizden öncekilere de işkence ediliyordu, onlar şikâyetçi olmadılar. Siz de şikâyet etmeyin, sabredin) buyurdu. Önceki Peygamberlerin ümmetlerinin, günah işleyeni az idi; çünkü günah işleyenler helak ediliyordu. Peygamber efendimiz hürmetine, bu ümmet helak edilmiyor, günahkârları çok. Günahlardan kurtulmak için bu ümmete iki nimet verildi: 1- Kelime-i tevhid nimetidir. 99 rahmetin anahtarı kelime-i tevhiddir. Bütün dünya terazinin bir tarafına konsa, kelime-i tevhid diğer tarafına konsa, kelime-i tevhid ağır gelir. Kelime-i tevhidin yanında dünyanın ağırlığı, okyanusta bir damla gibi kalır. Allahü teâlânın gadabını söndüren, kelime-i tevhiddir. 2- Diğer nimet, Peygamber efendimizin şefaatidir. Dört şeyi küçük olsa da küçük görmemeli: 1- Hastalık, 2- Yangın, 3- Düşman, 4- Zarar. Dünyaya mal biriktirmek, sahiplenmek için gelmedik. Biz yolcuyuz. Dünya da bir vasıtadır, ahirete giden vasıtanın adıdır. Kaldığı otelin odasına sahip çıkana, bindiği vasıtanın koltuğuna sahip çıkana gülerler. Dünyaya sahip çıkan da, aynı durumdadır. İnsan, kendisi için başkasına kızarsa, bu nefisten kaynaklanır, bunun faydası değil zararı olur. Başkası için kızarsa, din gayretinden olur. Bu sözlerin faydası olur. Bir kimse beyninden söylüyorsa sıkıntı verir, kalbinden söylüyorsa, sevse de hoş, dövse de hoş... Nefis için olursa öfke, karşısındakine yardım için olursa, buna gayret denir. Gayretten korkmamalıdır. Bir cemiyette, herkes üzerine düşen vazifeyi yapmalıdır. Bir vücudun işe yaraması, organların sıhhatli çalışmasına bağlıdır. Saatin dişlilerinden birinde arıza varsa saat çalışmaz, doğru göstermez. Baş olmak, ahirette pişmanlıktır. İdarede olanlar, önde olanlar, ahirette elleri bağlı olarak milletin önünde hesaba çekileceklerdir. Akla uymak hiç doğru değildir, insanı yanıltır. Hep danışmak lazım! Büyükler, işin önemini anlatabilmek için, danışacak birini bulamazsan, bir ağaca sarık sar, ona danış ve kalbine geleni yap buyurmuşlar. Kaza ve kader değişmez, ancak kabul olan dua, bela gelirken önler, onun için dua almaya bakmalıdır! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Damat veya gelin seçilirken, adayın mı; yoksa ailesinin mi özelliklerine bakmalı? CEVAP: İkisine de bakmalıdır. Mesela itikadı düzgün olmalı, namaz kılmalı, dinimize uygun giyinmeli. Kötü huylardan uzak olmalı. Bundan sonra en önemli husus, ailenin özellikleri gelir. Günümüzde, bu çok önemli hâle geldi. Günümüzde, gençlerin yuvalarını şimdi ailelerin kaprisleri yıkmaktadır. Nişan, düğün aşamasındaki, ev kurmadaki lüzumsuz, kötü âdetleriyse ayrı bir konudur. (Asıl azmaz, bal kokmaz) diye bir atasözümüz var. İyi bir aileden gelen kimse, ne kadar tahrik edilirse edilsin, ailesinden aldığı terbiyeyi bozmaz demektir. Yani asil aileden, kolay kolay problem çıkmaz. Çıkan problemleri de, adil ve ağırbaşlılıkla çözerler. Yıkıcı değil, yapıcı olurlar. Yaşlılarımızdan duyardık; ama manasını tam anlayamazdık. (Kız soydan alınıp, soya verilmeli) derlerdi. Şimdi aile büyüklerinin yaptıklarını, yeni evlenen gençlere hayatı zehir ettiklerini görünce, bu atasözlerinin kıymetini daha iyi anlamaya başladık. Bu hususta atasözlerinden bazıları şöyledir: - Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al. - Asıl zadeyle evlenmek zorsa da, geçinmesi kolaydır. - At alırsan taydan, kız alırsan soydan al. - Atı yazın al, deveyi güzün, kızı da gezin [araştırarak] al. - Bezi Musul'dan, kızı asıldan al. - Alma soysuzun kızını, sürer gider anasının izini. Bir arkadaş şunu anlattı: Sonradan görme bir komşumuz var. Çok kibirli birisi, hanımı da aynı... Oğlu, saliha bir kızla evlendi. Kaynana olan bu hanım, eve gelir, mobilyaların konuş şeklini, evin tanzimini beğenmez. Her seferinde değişiklik yapar. Evin yerleşme düzenine dahi, itiraz eder. Gelin sonra beğendiği gibi yapınca, (Bizim sözümüz niye dinlenmiyor) diyerek gelini her seferinde paylar. Tabii onlar gidince, evde gençler birbirine girerler. Neticede birkaç ay sonra genç çift ayrıldılar. Dikkat edilirse, sadece ev tanzimine karışmaktan ileri gelen olay neticesi yuva yıkıldı. Bu olay da, gösteriyor ki, sadece damada ve geline değil, ana babasına, yani soyuna da bakmak gerekiyor. ÂYAT-I HIRZI TAŞIMAK Sual: Âyat-ı hırz, flash bellek denen disklere yüklense ve bu diski üstümüzde taşısak, muska taşımış gibi faydasını görür müyüz? Yani diskteki yazı, muska hükmünde olur mu? CEVAP: Hayır. Bu cihazların hafızasındaki bilgiler, 0-1 şeklinde kodlarla ifade edildiği, yazı halinde olmadığı için, muska hükmünde olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah, herhangi bir yardıma ihtiyacı olmadığı halde, melekleri niye yarattı? Kendisi bir ol demekle yaratabileceği şeyleri, niye meleklere yaptırıyor? CEVAP: Evet, Allahü teâlânın hiç kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığı gibi, her şeyi yoktan bir ol demekle yaratabilir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah bir şeyi yaratmak isteyince, ol der, o da hemen oluverir.) [Bekara 117] Ancak, âdet-i ilahi şöyledir ki, Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeple yaratır. Mesela Cebrail aleyhisselamı Peygamberlere vahiy göndermekle, Azrail aleyhisselamı insanların ruhunu almakla görevlendirmiştir. Dilerse, Cebrail aleyhisselam olmadan da, Peygamberlerine vahiy gönderebilirdi, nitekim onların mübarek kalbine ilham ederek gönderdiği de, vaki olmuştur. Azrail aleyhisselam olmadan da, canımızı alabilir. Bulutsuz da yağmur yağdırır. Çocuğun olması için, ana babayı sebep yaratmıştır. Her ne kadar, âdeti sebeplerle yaratmaksa da, dilerse sebepsiz de yaratır. Nitekim Hazret-i İsa'yı babasız, Hazret-i Âdem'i de, hem anasız, hem de babasız yaratmıştır. Hastaya verilen ilaca etki kuvvetini de, Allahü teâlâ yaratır. İlaçsız da şifa verirdi. Ancak ilaç kullanılması âdetidir. Nitekim Musa aleyhisselam hastalanmıştı. Bu hastalığa iyi gelen ilacı söylediler. (İlaç istemem, Allahü teâlâ şifasını verir) dedi. Hastalık uzadı ve ağırlaştı. Tekrar, (Bu hastalığın ilacı meşhurdur ve tecrübe edilmiştir, az zamanda iyi olursunuz) dediler. (Hayır, ilaç istemem) dedi ve hastalık arttı. O zaman vahiy gelip, (İlaç kullanmazsan, şifa ihsan etmem) buyurulunca, ilacı alıp iyi oldu; ama sebebini merak etti. Bunun üzerine vahiy gelip, Allahü teâlâ, (Sen tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek istiyorsun. İlaçlara, faydalı tesirleri kim verdi? Elbette ben yaratıyorum) buyurdu. Allahü teâlâ, ekmeği doyurmaya sebep yaptığı gibi, ilaçları da, hastalıkları gidermeye sebep yapmıştır. Bütün sebepleri yaratan, bunlara tesir kuvveti veren, Allahü teâlâdır. Musa aleyhisselam, şöyle bir sual sordu: - Ya Rabbi, hastalığı yapan kimdir, hastalığı iyi eden kimdir? Cenab-ı Hak buyurdu ki: - Her ikisini de yapan benim. - O halde, doktora ne lüzum var? - Doktorlar, şifa için yarattığım sebepleri bilir ve kullarıma verir. Ben de onlara, bu yoldan rızk ve sevab veririm. (Kimya-i saadet) Şu halde, melekler niye yaratıldı demek, Allah ilaçlara niye faydalı tesir kuvveti verdi demeye benziyor. Onun için atalarımız, (Hikmetinden sual olunmaz) demişlerdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Misyoner: İsa, babasız doğdu. Tanrının biricik oğlu ve kuzusu idi. Bu yüzden ona tapıyoruz. Tanrı, Tevrat'tan sonra, İsa Mesih vasfına büründü. Baba tanrıdan, oğul tanrı oldu. Sonra da, İsa Mesih oldu yani şimdi, İsa Mesih'ten başka tanrı yoktur. CEVAP: Babasız olmak, tanrı olmayı mı gerektirir? Âdem aleyhisselam da, Havva validemiz de hem anasız, hem babasız dünyaya gelmiştir. Onlara niye tanrı demiyorsunuz? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Allah indinde, İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra da "ol" dedi ve oluverdi.) [Al-i İmran 59] Misyoner: Tanrı, İsa'yı niye babasız yarattı? CEVAP: Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı ve Havva validemizi anasız babasız yarattığı gibi, İsa aleyhisselamı da öyle dilemiş, öyle yaratmış, hikmetini açıkça bildirmemiştir. Belki de, her şeye gücü yettiğini, kudretinin sonsuzluğunu göstermek için böyle yarattı. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Meryem oğlunu ve annesini de [kudretimize] bir alamet kıldık.) [Müminun 50] (Irzını iffetle koruyan Meryem ve oğlunu, herkes için bir ibret kıldık.) [Enbiya 91] İnsanları imtihan etmek için olabilir. Bir yetimi, ahir zaman Peygamberi yapmıştır. Yetim olduğu için de, inanmayan olmuştur. Bu bir imtihandı. Hazret-i İsa da, babasız doğunca iftira edip inanmayanlar, imtihanı kaybettiler. Babasız olduğu için, siz de, (Çocuk babasız olmaz, babası tanrıdır) diyorsunuz, yani siz de bu imtihanı kaybettiniz. Babasız doğmak, kişiyi insanlıktan çıkarıp ilah yapsaydı, hem anasız hem de babasız yaratılan Âdem aleyhisselamla Havva validemizi de, ilah bilip bunlara daha çok tapmanız gerekmez miydi? Misyoner: Biz Kur'ana inanmayız ama Kur'anda diyor ki: (Ve "Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri yüzünden [onları lânetledik.] Hâlbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat [öldürdükleri] onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir [sağlam] bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilâkis Allah onu [İsa'yı] kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.) [Nisa 157-158] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir misyonerle diyalog -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Misyoner: Yani siz, İsa ölmedi, öldürülmedi diyorsunuz. CEVAP: Evet, Allahü teâlâ öyle bildiriyor. Buna itirazınız mı var yoksa? Misyoner: Elbette var. Tanrı, kuzusu İsa'yı çarmıhta öldürttü, kurban etti. Onun kanı bizlerin günahlarını bağışladı; çünkü kutsal kitapta, kan dökülmeden bağışlama olmaz diye yazılıdır. İsa Mesih bütün günahkâr insanlar için kurban oldu. CEVAP: Sizin tanrınız ne gaddar öyle? Suçsuz insanı niye öldürür ki? Hem de suçsuz biricik oğlunu? Bu kadar zalimlik olmaz. Misyoner: Başkalarının günahlarının affı için öldürdü. CEVAP: Papazlarınız bir sözle günahlarınızı affediyor da, tanrınız bunu yapamıyor mu? Papazlarınız kadar gücü kuvveti yetkisi yok mu? Bütün günahkârları affettim dese tanrınıza karşı çıkacak biri mi vardı? Neden kendi oğlunu öldürmek zorunda kaldı? Bir şeyi yapmak zorunda kalan nasıl tanrı olur ki? Misyoner: Tanrının bir planı vardı ve bunun olması gerekliydi; çünkü kutsal kitapta kan dökülmeden bağışlama olmaz diye yazılıdır. Musa zamanında İsrail halkı günahları için kurban keserler ve günahları bağışlanırdı; ama İsa'da böyle olmadı; çünkü o tanrının kuzusu idi. (Yuhanna incili 1/29) İsa Mesih bütün günahkâr insanlar için ve son kurban oldu. Onun kanı bizlerin günahlarını bağışladı ve artık başka bir kurbana ihtiyaç yok. CEVAP: Artık o zaman bütün dünya günahsızdır. Ne diye Müslümanları gayrimüslim yapmaya çalışıyorsunuz ki? Eğer Müslümanlar günahkârsa, hâşâ bir oğul daha doğursun ve onu kurban etsin Müslümanlar da günahtan kurtulsun. Bir de kutsal kitapta öyle yazıyor diyorsunuz? Hangi kutsal kitapta? Yüzlerce kutsal denilen İnciller arasından seçilen dört kitapta mı? Misyoner: Bunu siz anlamazsınız. CEVAP: Siz anlıyor musunuz ki? Hem madem dünya günahsızdır, sizin çocuklar niye günahkâr olarak dünyaya geliyor? Yeni doğan çocuk ne günahı işledi? Niye vaftiz yapılıyor? Niye papazlarınız günah çıkartıyor? Hıristiyanların tanrıları insanların günahlarını bilmiyorlar mı da, günah itiraf etme mecburiyeti getiriyorlar? Bu itiraf mecburiyeti İncillerin hangisinde yazıyor? Madem günahkâr doğuyor, gider papaza, (Papaz efendi benim ve çocuğumun günahını çıkar) denir, o da şaraplı suyla vaftiz edince günahsız olur! Ne diye Hazret-i İsa'yı öldürüyorlar? Kur'an-ı kerimde (Kimse kimsenin günahını çekmez) buyuruluyor. (Enam 164) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir misyonerle diyalog -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Misyoner: Eğer Kur'ana göre, İsa'nın suretinde başka birisi çarmıha gerilip İsa göklere alındıysa oldukça tartışmalı bir durum ortaya çıkar. İsa'nın yerine çarmıha gerilen kişinin tanrı tarafından İsa'nın benzerliğine dönüştürülmesi, İsa inanırlarını yanıltmak adına garip bir durum değil midir? Zira bu görüntüyle, güya Allah, çarmıha gerilen bir İsa figürü sunmakla o dönemin İsa'nın takipçilerine yanlış bir Hıristiyan inancı başlatmış sayılmaz mı? Öyle ki, İsa'yı izleyenler onun çarmıha gerilip bütün insanlar adına günah sunusu olarak çarmıhta öldüğünü görerek iman etmişlerdir. CEVAP: Bunları siz uyduruyorsunuz. Daha doğrusu Yahudiler uydurdu, siz de saf saf inandınız. Ölünün neyine iman ediliyor ki? Suçsuz bir oğlunu, başkalarının suçu için öldürmek, bir tanrı için, yüz karalığı ve âcizlik değil mi? Misyoner: Ve aynı inanç bu haliyle günümüze dek taşınarak bizleri de etkilemiş, imanlısı yapmıştır. İsa'nın çarmıha gerilmediğinin 600 yıl sonrasında Muhammed'le açıklanması gecikmiş bir haber olması açısından ne derece güvenilir? CEVAP: Yahya aleyhisselam, İsa aleyhisselamla aynı senede doğmuştur. Hazret-i İsa'ya İncil inince, Hazret-i Yahya da Ona tâbi olup İncil'in hükümlerini bildirmiştir. Hazret-i İsa'dan sonra da Peygamberler geldi. Bunlardan üçünün hayatı, Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi'nin 5. cildinde bildiriliyor. Bunlar, Şemun, Circis ve Halid bin Sinan'dır. (Aleyhimüsselam) Bu peygamberlerden hiç birisi, İsa öldürüldü dememiştir. Misyoner: Söylendiği gibiyse, Muhammed dönemine kadar böyle bir yanlış İsa inancının sorumlusu size göre kimdir? CEVAP: Yanlış İsa inancı, Bolüs'ün [Pavlos'un] uydurup sizi kandırdığı inançtır. Hazret-i İsa, doğru inancı yani önceki kitapların ve Kur'anın bildirdiği doğru inancı bildirdi. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Meryem oğlu İsa, "Ben Allah'ın resulüyüm. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı, benden sonra gelecek Ahmed isimli Peygamberi müjdeleyici olarak geldim" dedi.) [Saf 6] (İsa'ya, Allah diyenler kâfir oldu. Hâlbuki Mesih, "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin!" dedi. "Allah üçün üçüncüsü" diyenler de kâfirdir.) [Maide 72, 73] (Allah, "Ey İsa, insanlara, 'Beni ve anamı Allah'tan başka iki ilah bilin' diye sen mi söyledin?" dedi. O da, 'Hâşâ, seni tenzih ederim. Bu söz bana yakışmaz' dedi.) [Maide 116] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yapılan bir ibadet sahih olmadığı halde, sonradan sahih olduğu veya sahih hale getirilebildiği durumlar olur mu? CEVAP: Evet, bazı durumlarda olur. Birkaç örnek verelim: 1- Yaptığı bir ibadetin, kendi mezhebine göre sahih olmadığını anlayan bir kimse, dört mezhepten birine göre şartlarını yerine getirdiğini anlarsa, ibadeti yaptıktan sonra da olsa, o mezhebi taklit ederse, yani bu ibadetimi şu mezhebe göre yaptım derse, geriye dönük olarak ibadeti sahih olur. Tekrar yapması gerekmez. Bu, Müslümanlar için bir rahmettir. 2- Başkasının hayvanını çalan veya gasp eden kimse, bunu kurban edemez; fakat gasbettikten sonra da olsa, kıymetini öderse, yine geriye dönük olarak, kurban etmesi caiz olur. 3- Şarta bağlı bir adak adarken, o adağı yerine getirecek imkânı yoksa adak sahih olmaz; fakat şart yerine geldikten sonra imkânı olursa, geriye dönük olarak adak sahih olup, adağını yerine getirir. CÜNÜPKEN DİŞ DOLDURTMAK Sual: Cünüpken diş dolgusu yaptırmakla, abdestli olarak diş dolgusu veya kaplama yaptırmak arasında fark var mıdır? CEVAP: Hayır, ikisi arasında gusül yönüyle fark yoktur. Hanefi'de, gusülde ağzın içini yıkamak farz olduğu için, gusül sahih olmaz. Maliki Mezhebinde ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, diş dolgusu olan, Maliki mezhebini taklit ederse guslü sahih olur. VATAN-I ASLÎ Sual: Bir kimse, İstanbul'da otururken, Ankara'da temelli kalmaya niyet etse; fakat İstanbul'da oturmaya devam etse, niyet ettiği için Ankara vatan-ı aslîsi olur mu? CEVAP: Sadece niyetle olmaz. Yerleşmek de şarttır. Seferî olmakta da sadece niyet geçerli değildir. Hem niyet, hem de bizzat gitmek şarttır. Vatan-ı ikamet için de aynıdır. Hem gitmek, hem de gittiği yerde 15 günden fazla kalmaya niyet etmek gerekir. Vatan-ı aslî için de, hem yerleşmek, hem de temelli kalmaya niyet etmek gerekir. ŞAFİİ'DE TERTİP Sual: Şafii'de, abdest alırken tertip farzdır. Cünüp bir Şafii, gusle niyet ederek denize girip çıksa, bu haliyle namaz kılabilir mi? CEVAP: Kılabilir; çünkü gusülde vücut tek organ sayılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.05.2008
.Eden kendine eder
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Eden kendine eder. Hata kusur görmemeli, olmuşu da affetmeli. Hazret-i Muaviye'ye dediler ki: Efendim siz valilikte çok kaldınız, hiçbir halife sizi değiştirmedi bunun hikmeti nedir? Buyurdu ki: Resulullah efendimizin bir hadis-i şerifine sarıldım, çok rahat ettim, herkes benden memnun kaldı. Cenab-ı Peygamberden işittim, buyurdu ki: (Ya Muaviye, iyilik edene iyilik et, kötülük edeni affet.) Peygamber efendimiz yine buyuruyor ki: (Bir odada bir iplik haramdan olsa, bu odada kılınan namaz kabul olmaz.) Bir dank, yani bir kuruş, üzerinde kul hakkı olan Cennete giremez. İnsanın giydiği elbisenin tamamı helal olsa, bir düğmesi, bir ipliği haram olsa, bu elbiseyle kılınan namaz kabul olmaz, yani namaz borcu ödenmiş olursa da, sevab verilmez. Ahirette sırat köprüsünde her Müslümana yedi sual sorulacaktır: Birincisi imandan, İkincisi namazdan, Üçüncüsü oruçtan, Dördüncüsü hacdan, Beşincisi zekâttan, Altıncısı gusül abdestinden sorulacaktır. Yedincisi kul hakkıdır. Orada bu sualden Peygamberler bile korkmuştur. İşte, kul hakkının da hesabı verildikten sonra karşı tarafa geçiliyor, Cennete girebiliyor. Kul haklarından bir tanesi, gıybet ve dedikodudur. Kalbi kırılacak bir lafı, bir kimsenin arkasından konuşmak gıybettir. Gıybet, zinadan bile günahtır, kul hakkına girer, kalb kırmaya girer. O halde kesinlikle, hiçbir Müslümanın, gıybetini yapmamalı. Onun hesabını Cenab-ı Hak görecektir. Gıybetin yol açtığı en büyük günahlardan biri de, kalb kırmaktır. Küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır. Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günahtır. Kalbi kırılan bir müminden, onun bedduasından çok korkmalıdır. Kalb, nazargâh-ı ilahidir. Cenab-ı Hak insan vücudunda, en yakın, kendine komşu olarak kalbi yaratmıştır. Eğer kalb incitilirse, yanındaki de incitilir. O halde Müslüman olsun, kâfir olsun, hiç kimsenin kalbini kırmamalı. Aksine, iyilik yapmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vahiy kâtipleri arasında Reccal isminde biri var mı, varsa sonradan mürted mi oldu? CEVAP: Eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğu ve Allahü teâlânın hepsinden razı olduğu, Kur'an-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. (Tevbe 100, Hadid 10) Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan hiçbiri mürted olamaz; çünkü Allahü teâlânın razı olması da, ebediyen değişmez. Reccal, münafıktı. Peygamber efendimiz de bunu bildirmiş, yerinin Cehennem olduğunu haber vermiştir. Münafıklardan birkaçının imansızlıklarının sonradan ortaya çıkması, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Mesela Salebe, zekât vermeyince, münafık olduğu meydana çıkmıştı. Eshab-ı kiramdan Rafi bin Hudeyc hazretleri buyuruyor ki: Bir gün, Reccal'le birkaç kişi beraber otururken, Resulullah yanımıza gelip, (Şu topluluktan birinin yeri Cehennemdir) buyurdu. Bunun üzerine ben, oradakilerin kim olduğuna dikkat ettim. Ebu Erva, Tufeyl bin Amr ve Reccal bin Anfüve vardı. Hepsine dikkatle baktım. Hayretler içinde kaldım ve kendi kendime, (Acaba bu şaki kim ki?) demekten kendimi alamadım. Resulullah efendimizin vefatından sonra, Hanife oğullarına döndüm. Orada Reccal'in ne yaptığını sordum. Resulullahın aleyhine ve peygamber olduğunu söyleyen yalancı Müseyleme'nin lehine şahitlikte bulunduğunu, o yalancıya inandığını söylediler. Yine kendi kendime dedim ki: (Elbette, Resulullahın sözü haktır!) [Taberani] BEDEN BİLGİSİ VE DİN BİLGİSİ Sual: Tam İlmihal'de, beden bilgisinin, din bilgisinden önce geldiği bildiriliyor. Buna göre, tıp bilgilerini, din bilgilerinden önce mi öğrenmek gerekir? CEVAP: Dinin emirleri, bedenin sağlam olmasıyla yapılabilir. Beden sağlam olmazsa cihad yapılamaz, oruç tutulamaz, düşmana karşı vatan savunulamaz. Hastalanmamak için, gerekli tedbirleri almak ve hastalanınca da tedaviye başvurmak gerekir. Temizliğe ve yeme içme adabına riayet eden, kolay kolay hastalanmaz. Tam İlmihal'de, dinimizin tıp ilmine verdiği önem anlatılıyor; yoksa lüzumlu olan din bilgilerini bırakıp da, tıp kitapları okumak gerekmez. Her okuyan da, anlayamaz. Kitap okumakla, tıp, beden bilgisi öğrenilmez. Tıp ilmini öğrenmek farz-ı kifayedir. Yani herkese farz değildir. O mesleği yapacaklara farzdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yılan, akrep, kene veya başka zehirli hayvan sokmaları için, ilaç tedavisinden başka, okunacak dua da var mıdır? Böyle hayvan sokmasından ölen şehit olur mu? CEVAP: Evet, akrep ve yılan gibi zehirli hayvan sokmasından ölen şehittir. (Redd-ül-muhtar) Bu konuda okunacak duaların birkaçı şöyledir: 1- Bir kimseye, Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlâs, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunursa, büyü, nazar, zehirli hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur. (Fevaid-i Osmaniyye) 2- Euzü Besmele ve Kul euzü surelerini okuyup, sonra (Euzü bi-kelimâtillâhittâmmâti min şerri külli şeytânın ve hâmmatin ve min şerri külli aynin lâmmetin) okumalı, okurken manalarını düşünmeli. Duanın manası: Şeytanların, haşeratın ve kem gözlerin şerrinden Allah'ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine] sığınırım. Bu dua her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya hastanın üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytanların ve hayvanların zararından korur. (Mevahib) 3- Sabah akşam, bu duayı okuyan, sihirden, büyüden, nazardan, zalimlerin şerrinden ve her çeşit beladan emin olur. Dua şudur: (Bismillahillezî lâ-yedurru ma' asmihî şey'ün fil-erdı velâ fissemâi ve hüves-semî'ul'alîm) [İbni Mace] 4- Âyat-ı hırzı okumak ve üstünde taşımak da her çeşit beladan korur. (İslam Ahlakı) SÜNNETLE FARZ ARASINDA Sual: Sünnetle farz arasında dua da okumak caiz değildir. (Allahümme entesselam ve minkesselam tebarekte ya zel-celali vel-ikram) demek de buna dâhil midir? CEVAP: Hayır, dâhil değildir. Farz olsun, nafile olsun, her namazdan sonra, (Esselamü aleyküm ve rahmetullah) diye selam verdikten sonra, (Allahümme entesselam ve minkesselam tebarekte ya zel-celali vel-ikram) denir. (Redd-ül-muhtar) GEÇMİŞİNE SÖVMEK Sual: (Domuz oğlu domuz, eşek oğlu eşek demek veya bir kimsenin geçmiş sülalesine sövmek, Hazret-i Âdem'e kadar gideceği için, küfür olur) diyorlar. Böyle sövmek küfür müdür? CEVAP: Hazret-i Âdem'e kadar gitmez, yani böyle söylemek küfür olmaz; fakat böyle çirkin şekilde sövmek, asla caiz değildir. KASKO YAPTIRMAK Sual: Sigorta yaptırmak caiz olduğu gibi, otomobil için kasko sigortası yaptırmak da caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaş, Nehc-ül-belaga şerhinden bir kaynak gösterip, Ebu Hüreyre'ye güvenilmeyeceğini söyledi. Ebu Hüreyre, Sahabi değil mi? CEVAP: Nehc-ül-belaga kitabını Bir Yahudi dönmesi olan Ali Mürteda'nın kardeşi, Radi isminde bir Şii'nin yazmış olduğunu, İslam âlimleri ittifakla bildirdiler. Zaten Şiiler bile, bunu inkâr etmiyorlar. Zahiri ilimlerdeki ve tasavvuf bilgilerindeki yüksek derecesiyle tanınmış olan büyük veli, seyyid Abdullah-i Dehlevi hazretleri, Mektubat kitabında, Nehc-ül-belaga kitabının muteber olmadığını bildirmektedir. (m.61) Nehc-ül-belaga kitabını Şiiler ve Mutezile olanlar şerh etmiştir. Mesela şerh edenlerden biri İbni Ebilhadid Mutezilidir. Bu kitabı, mason Abduh da şerh etmiştir; fakat hiçbir Ehl-i sünnet âlimi muteber kabul etmemiştir. Nasıl ki, Ehl-i sünnetin nakilleri, Şii, Mutezile gibi bid'at fırkalarınca muteber sayılmazsa, onların nakilleri de, elbette Ehl-i sünnete göre muteber sayılmaz. O kitaptaki yazıların, Ehl-i sünnete göre hiçbir ilmî değeri yoktur. Hazret-i Ebu Hüreyre (radıyallahü anh), Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Eshab-ı kiramın, derece olarak büyüğünün de, küçüğünün de Cennetlik olduğu, hadis-i şeriflerle ve âyet-i kerimelerle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Mekke'nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber, Allah hepsine de, en güzel olanı [Cenneti] söz verdi.) [Hadid 10] Allahü teâlâ, (Ve küllen vaadallahü hüsna) yani (Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz verdim) buyuruyor. Hepsi Cennetlik olan insanlar için, nasıl muteber değildir denebilir ki? Bu, âyet-i kerimeyi inkâr olmaz mı? Böyle açık bir âyet-i kerime varken, tarih kitaplarına nasıl güvenilir ki? Ehli bilir ki, hadis ravilerinde, adalet şartı aranır; ama ravi Eshab-ı kiram ise, onda böyle bir şart aranmaz; çünkü hepsinin âdil olduğunda icma hâsıl olmuştur. Eshab-ı kiramdan herhangi birine adil değil diyen, icmaya karşı gelmiş olur. İcma'ya karşı gelmek de, küfürdür. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hazret-i Ebu Hüreyre, Müslüman olduktan sonra, annesinin de Müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu; fakat bir türlü Müslüman olmuyordu. Bunu şöyle anlatır: Resulullaha, annemin hidayete kavuşması için dua buyurun dedim. Resulullah, (Allah'ım, Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet ver) diye dua buyurdu. Eve varınca annem, ya Eba Hüreyre, ben Müslüman oldum dedi ve kelime-i şehadeti söyledi. Ben sevincimden ağlayarak annemin Müslüman olduğunu müjdeledim. Dedim ki, ya Resulallah, annemi ve beni müminlerin sevmesi için, bizim de, müminleri sevmemiz için dua edin. Resulullah, (Allah'ım, şu kulunu ve annesini mümin kullarına, müminleri de onlara sevdir) buyurarak dua etti. Artık beni bilen ve gören her mümin sevdi. [Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, Ebu Hüreyre hazretlerini ancak mümin sever, ona ancak İbni Sebeci buğzeder.] Hazret-i Ebu Hüreyre, Eshab-ı kiramın en fakiri olduğu için, Eshab-ı Suffa arasına katıldı. Eshab-ı Suffa, Mescid-i Nebi'de kalır, hep ilimle meşgul olurdu. Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda bulunduğu için, pek çok hadis-i şerif işitip rivayet etmiştir. Eshab-ı kiram arasında Abdullah bin Ömer'den sonra, en çok hadis bilen budur. Resulullahın söz ve hâllerini en iyi bilenin kim olduğu Âişe validemize sorulduğunda, buyurdu ki: (Resulullahın hâl ve sözlerini en iyi bilen, Ebu Hüreyre'dir. Yemin ederim ki, Ebu Hüreyre, bütün vaktini Resulullahın huzurunda geçirmiştir.) Hazret-i Ebu Hüreyre, yıllarca, gece gündüz Resulullahın huzurundan ayrılmamış, bütün işini gücünü bırakmış, hep Peygamber efendimizin buyurduklarını dinleyip, ezberlemiştir. Hatta günlerce aç kaldığı halde, dini öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır. Bu sahabinin rivayet ettiği hadis-i şeriflere, istisnasız bütün hadis kitapları yer vermiştir. Hep abdestli bulunur, Resulullahın, (Abdestli olan organa Cehennem ateşi dokunmaz) buyurduğunu bildirirdi. Bu büyük hadis âlimi, asla kötülenemez. Dini hükümleri bildiren üç bin hadis-i şerif vardır. Yani dinimizin üç bin hükmü, sünnetle belli olmuştur. Bu üç bin hükmün yarısını haber veren Hazret-i Ebu Hüreyre'dir. Onu kötülemek, dinin yarısını kötülemek olur. Savaşta ve barışta, Resulullah efendimizin yanından ayrılmazdı. Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı kiram ve Tabiin'den 800'den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiği, Buhari'de yazılıdır. (Bilerek bana yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadisinin ravisidir. Hadis rivayet etmek istediğinde, bu hadisi zikrederdi. Sahabiler onun hadis rivayetindeki üstünlüğünü kabul edip, ondan hadis naklettiler. (Hâkim Nişaburi III, 513) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Ebu Hüreyre, sahabe ve muhaddislerce, son derece güvenilir, yüce bir zattır. (Buhari) O, benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir. (Abdullah ibni Ömer) O, bizim işitmediğimiz birçok hadisi işitmiştir. (Hazret-i Talha) [Hâkim Nişaburi, III, 511] İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler, (Ebu Hüreyre, kendi dönemindeki hadis ravileri içinde, hafızası en sağlam olanıdır) buyurdu. (İbni Hacer, el-İsabe fi Temyiz-is-Sahabe, IV, 205) Çok hadis rivayet etmesinin sebeplerinden bazıları: 1- Peygamber efendimizle gece gündüz beraber olmuştur. (Çok hadis rivayet etmemin sebebi, başka kimseler kendi işleriyle meşgulken, ben Resulullahın meclislerindeydim) demiştir. (Buhari, Müslim) 2- İlme çok tutkundu. Resulullah efendimiz, (İçinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere yayar? Bazı şeyler söyleyeceğim. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurunca, paltosunu çıkarıp yaydı. Resulullah dua etti. Kendisi, (Paltomu giydikten sonra, işittiğim hiçbir şeyi unutmadım) dedi. (Buhari) Muhaddis Hâkim Nişaburi, şunu haber vermektedir: Bir zat, Zeyd bin Sabit'e bir mesele sordu. O da Ebu Hüreyre'ye gitmesini söyledi ve dedi ki: Bir gün ben, Ebu Hüreyre ve bir arkadaşla mescidde oturuyorduk. O sırada Resulullah geldi, yanımıza oturup, (Hepiniz Allah'tan bir dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkadaşım, Ebu Hüreyre'den önce dua ettik, Resulullah da, bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebu Hüreyre'ye gelince, (Ya Rabbi, senden iki arkadaşımın isteğiyle unutulmayan bir ilim dilerim) dedi. Resulullah efendimiz, bu duaya da âmin dedi. Biz de, (Ya Resulallah, biz de, Allah'tan, unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebu Hüreyre] sizden önce davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508; Nesai III, 440) Kendisi anlatır: (Ya Resulallah, kıyamette senin şefaatine nail olacak en mesut kişi kim?) diye sordum. Bana buyurdu ki: (Ya Eba Hüreyre, senin hadislerime olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu, senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamette şefaatime nail olacak en mesut kişi, La ilahe illallah diyen Müslümandır.) [Buhari] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
3- Hazret-i Ebu Hüreyre'nin çok hadis rivayet etme sebeplerinden birisi de, Resulullah efendimizden naklettiği hadisleri halka öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahından kurtulmak için, bunu kendine vazife kabul ediyordu. (Buhari) Sahabe içinde hadisi en iyi bilen, hadis alma ve rivayet etmede diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmişti. İbni Ömer, onun cenaze namazında, (Resulullahın hadisini muhafaza eden) diyerek onu övmüştür. Ayrıca, (Ebu Hüreyre, Resulullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun hadislerini en iyi ezberleyen zattır) derdi. (Tirmizi) Yine kendisi anlatır: Bekara 159, Al-i İmran 187. âyetleri olmasa idi, hiç hadis rivayet etmezdim. (Buhari) Bu iki âyet-i kerimenin mealleri şöyledir: (İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159] (Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlarsa, bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alışveriş ne kadar kötü!) [Al-i İmran 187] Üç hadis-i şerif meali: (İlmini gizleyen, hazineyi gömüp, kimseye yardım etmeyene benzer.) [Taberani] (İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.) [Darimi] (İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.) [İbni Mace, Taberani] İşte bu sebeplerden dolayı, Hazret-i Ebu Hüreyre, ilmini gizlemeyip yaymıştır. > İFTİTAH TEKBİRİNİ AYAKTA ALMAK Sual: İmama rükûda yetişmek için, acele tekbir alıp, rükûa gidince tekbiri bitiren, o rekâta yetişmiş olur mu? CEVAP: İftitah tekbirini ayakta almak şarttır. Eğilirken alınırsa imama uyulmuş olmaz. O namaz sahih olmaz. İftitah tekbirini ayakta alıp, sonra imamla rükûda bir an beraber kalınca, hem namaz sahih olmuş olur, hem de o rekâta yetişmiş olunur. Rekâta yetişeceğim diye eğilirken tekbir alınmamalı. Rekâta yetişemese de, imama uyması sahih olmalı. İmama uymak sahih olmazsa, namaz da sahih olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Öyle yaşayalım, öyle konuşalım ki, bizim yüzümüzden kimse Cehenneme gitmesin. Sorulan dini suallere verilen cevaplara dikkat etmeli, cevap vermek kolay değildir. Cevap verenler de ahirette hesaba çekileceklerdir. Cevap verirken, muteber kitaplardan nakli esas almak şarttır. Mümin, mümine Allah için sevgiyle baksa, Cenab-ı Hak bütün günahlarını affeder. Rabbine güvenen kula, Allahü teâlâ yardım eder. Paraya, mala mülke, şuna buna güveneni, güvendiğiyle baş başa bırakır. Allah için olan işte sevgi vardır. Dünya için olan işte sevgi yoktur. Dünyanın tabiatında sevgi yoktur. Allahü teâlâ dünyayı yarattığından beri, bir defa olsun rahmet nazarıyla bakmamıştır. Dünya, nefs ve şeytanın azmasına yardımcı olmaktadır. İnsanın dünyalığı arttıkça nefsi azar, gurur, kibir artar, kontrolden çıkar. Ahireti bırakıp, hep dünyalığı artırmak için gece gündüz çalışmak, ızdırabı, sıkıntıyı, sevgisizliği artırmak, ahmaklık alametidir. Bir kalbde iki sevgi olamaz. Bir kalbde dünya sevgisi varsa, o insanda Allah sevgisi olamaz. Olamayınca da her yerde, ailesinde, işinde sevgisizdir. Bazıları çok sevilir, bazılarından kaçmaya bakılır. Araştırılırsa, muhakkak onun dibinde başka sevgi olduğu görülür. Allah sevgisi olan kalbde ihlâs olur. İhlâs olan kalbde Allah sevgisi olur. İhlâsla dünya zıttır. Dünya, nefsin ve şeytanın tuzağıdır. Varlıkta imtihan, darlıktan daha zordur; çünkü darlıkta hep Allah deniyor, varlıkta akla gelince söyleniyor. Bu çok tehlikelidir. Ehl-i sünnet itikadında olmak, büyükleri yani Evliya zatları tanımak büyük nimettir. Tanıdıktan sonra ayrılmak da, büyük felakettir. Ayrılanlarla beraber olmak da, büyük felakettir. Ayrılanlarla beraber olmak, engerek yılanıyla beraber olmaktan daha tehlikelidir. İman, Allahü teâlânın bizzat ihsanıdır; çünkü bir kimseye bir şeyler anlatılır; ama imanı Allah'tan başkası veremez. Allahü teâlâ bir kuluna iman vermişse, ihsanlardan en büyüğünü vermiş demektir. Artık o kulun kalkıp bir kuruşun hesabını yapması, mümin kardeşinin gıybetini, dedikodusunu yapması çok çirkindir. Fasık bile olsa, ehl-i sünnet itikadında olan bir müminin kalbindeki nuru dünyaya çıkarsalar, imanının nuru güneşin ziyasını kapatır. Mümin o kadar kıymetlidir. Birbirimizi sevelim. Kendimizi bir şey zannetmeyelim. Hiçbir Müslümanı hakir görmeyelim. Çok sarhoşlar imanlı gitmiştir. Nice âlim veya şeyh geçinenler de imansız gitmiştir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Birine rastladım, tesadüfen Ali'yle karşılaştım demek şirktir; çünkü günlük işleri de yaratan Allah'tır. Öldüren Allah olduğu gibi, karşılaştıran da Allah'tır. Tesadüfen karşılaştım denince, Allah'ın yaratması inkâr edilmiş olur) deniyor. Buna göre, Ali'ye rastladım demek, kaderi inkâr mıdır, şirk midir? CEVAP: Akılla din olmaz. Dinimizde, İslam âlimlerinin sözleri geçerlidir. Ali'ye rastladım veya tesadüfen karşılaştım demenin şirkle hiçbir ilgisi yoktur. Aksini bildiren hiçbir İslam âlimi yoktur. Bu, bid'at fırkalarından cebriye ve selefiyecilerin bâtıl görüşüdür. Mesela, (Falanca anarşist, falancayı öldürmüş) denildiği zaman, selefiler ve cebriyeciler, (Tevbe et müşrik oldun) diyorlar. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyet-i kerimeleri söylüyorlar: (Dirilten ve öldüren, yalnız Odur.) [Yunus 56] (Allah, öleceklerin ölümleri gelince, ölmeyeceklerin de, uykuları esnasında canlarını alır. Ölmelerini dilediği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Elbette düşünenler için, bunda alınacak ibretler vardır.) [Zümer 42] Kur'an-ı kerimde çelişki olmadığına göre, aşağıdaki âyet-i kerimelere ne diyecekler? (Öldürmek için vekil yapılmış olan melek, sizi öldürüyor.) [Secde 11] (Melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak, canlarını alırken durumları nasıl olacak?) [Muhammed 27] (Davud, Calut'u öldürdü.) [Bekara 251] Görüldüğü gibi, canları alan, öldüren Allah olduğu halde, Ali, Veli'yi öldürdü deniyor. Bunu bizzat Allahü teâlâ söylüyor. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamın oğlunun [Kabil'in], kardeşini [Habil'i] öldürdüğünü de bildiriyor. (Maide 30) (Sizi de işlerinizi de yaratan Allah'tır) mealindeki âyet-i kerimeye göre, (Anarşist, suçsuz bir çocuğu öldürdü) diye söyleten de Allah'tır. Eğer öyle söylemek şirkse, hâşâ şirki de, Allah işletmiş olur. Bunun da, ne kadar saçma olduğu meydandadır. Bilmeden, Müslüman'a müşrik damgasını basmamalıdır. Resulullah efendimiz, Bedir Savaşında, yerden bir avuç toprak, kum alıp müşrik askerlerinin üzerine doğru attı. Kum tanelerinin her biri, düşman askerlerinin gözüne bir bela ve hezimet şimşeği gibi geldi. Müşrikler derhal perişan oldu. Bu mucize hakkında inen âyet-i kerime meali şöyledir: (Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. Attığın zaman da, sen değil, Allah attı.) (Enfal 17) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Rastlamak, tesadüf etmek -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Mücahitler, müşrikleri öldürüyor. Allah, ben öldürdüm diyor, Resulullah, toprak atıyor, ok atıyor. Sen atmadın, ben attım buyuruyor. Bu âyet-i kerimeyi, yanlış anlayarak, insanın yaptığı şeyleri, insan yapmıyor demek yanlıştır. Böyle olsaydı, ağaç meyve verdi, yemek beni doyurdu, ilaç ağrıyı durdurdu, taş camı kırdı gibi sözler, yanlış ve günah olurdu. Hâlbuki böyle sözleri selefiler ve cebriyeciler de söylemektedir. Bu sözler, (Bu şey, bu işin yapılmasına sebep oldu, vasıta oldu) demektir. Mesela, taş camı kırmaya sebep oldu demektir. Allahü teâlâ, çok şeyleri yaratmasına, insanları ve diğer mahlûkları sebep kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Tesadüfen buluşmak, rastlamak ifadesi de, bunun gibidir. Tesadüf=rast gelmek, birisiyle karşılaşmak demektir. Yani insanın planlamadığı, beklemediği, ummadığı bir şeyle karşılaşması demektir. Ayrıca, tesadüf etmek, rastlamak, karşılaşmak yeni bir kelime de değildir. Asırlardır İslam âlimlerince kullanılmaktadır. Hiçbir İslam âliminin kitabında, rastlamak, tesadüfen karşılaşmak, kaderi inkâr olur diye bir ifade yoktur. Bu, selefiyecilerin, önüne gelene şirk damgası basmasından ileri gelen yanlış bir düşüncedir. Hadis-i şeriflerde de, tesadüf, rastlamak ve karşılaşmak tabirleri geçer. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Din kardeşine rastladığınız zaman, ona selâm verin.) [İ. Mâce] (Bir din kardeşine rastlayan, "Esselâmü aleyküm..." desin.) [İ.Sünnî] (Ramazandan bir gün önce oruç tutmayın. Ancak bir kimsenin oruç tutmayı âdet edindiği gün, o güne tesadüf ederse, o oruç tutsun.) [Buhari, Müslim] (Resulullah, Eshabından birine rastlayınca önce selam verir, sonra müsafeha ederdi.) [Taberani] (Üveys'e [Veysel Karani'ye] rastlarsanız, sizin için istiğfar etmesini isteyin.) [Müslim] (Resulullah, kabir başında ağlayan bir kadına rastlayınca, ona sabret dedi.) [Buhari, Müslim] (Kendinize, çoluk çocuğunuza veya malınıza beddua etmeyin. Duaların kabul olduğu saate rastlar da, Allah tarafından kabul olunur.) [Ebu Davud, İ. Kurtubi] (Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, bir Müslümanın duası o vakte tesadüf ederse, o duayı Allahü teâlâ kabul eder.) [Tirmizi] Elfe=bulmak demektir. Yusuf suresinin 25. âyet-i kerimesinde, (Yusuf aleyhisselamla Züleyha, kapıya çıkınca, Züleyha'nın efendisini buldular) ifadesi, Kurtubi'de ve diğer tefsirlerde, rastladılar, tesadüf ettiler diye geçiyor. Vehhabi mealinde bile, rastladılar deniyor. Diğer meallerde de böyledir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Namaz kılarken küfür işlemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye kitabında, (Rükû tesbihindeki azim kelimesi, Zı ile söylenince Rabbim büyük demektir. Eğer ince Ze ile söylenirse, Rabbim benim düşmanım demek olur) deniyor. Böyle bilmeden, namazda yanlış okuyan, küfre düşmüş, kâfir olmuş mu oluyor? CEVAP: Hayır. Bu kasten yapılmıyor. Allahü teâlânın rızası için namaz kılana, kâfir denir mi hiç? Üstünde, su ve erzak yüklü devesini çölde kaybeden bir kimse, açlıktan ve susuzluktan öleceğini anlayınca, bir ağacın dibinde uyuyakalır. Uyanınca, devesinin geldiğini görür. Sevinç ve şaşkınlık içinde, dili sürçerek, (Ya Rabbi, sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim, sana hamdolsun ki devem geldi) der. Peygamber efendimiz bunu, gülümseyerek anlatır. Böyle hatalar küfür olmaz. Bir âlim şöyle anlatır: (Bana, su getiren bir talebemin, ayağı kayıp düşse, bardak da kırılsa, ben ona kızar mıyım, yoksa acır mıyım? Hizmet edilirken, yapılan hatalar hoş görülür. İşte bunun gibi, Allahü teâlâya ibadet ederken, yapılan hatalar da affedilir.) Demek ki, ibadette, bilmeden yapılan yanlış küfür olmuyor. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an için vekil edilen bir melek, Arap olmadığı için, doğru okuyamayan kimsenin hatasını düzeltir ve doğru olarak bildirir.) [Şirazi] ÇOK KAZANMAK İÇİN ÇOK ÇALIŞMAK Sual: (Çok kazanmak için, çok çalışmak gerekir) ne demektir? CEVAP: Aynen yazıldığı gibidir. Kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Çalışıp kazanmak farzdır.) [Taberani] Gösteriş için, övünmek için kazanmak, tahrimen mekruhtur. Çalışmak, rızkı artırmaz. Çalışmak, takdir edilen rızka kavuşturmaya vesiledir. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. (El-İhtiyar) Çok sevab kazanmak için, çok mala ihtiyaç vardır. Çok mal kazanmak için de çok çalışmak gerekir. İslamiyet'e uygun yapılan her kazanç, ahireti kazanmak için olur, dünyaya sarılmak olmaz. HAMURU ÇİĞNEMEK Sual: Ekmek hamurunu kıvama getirmek için, hamurun üzerine bez koyarak üzerine çıkıp çiğneniyor. Böyle çiğnemek caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber efendimiz zamanında, ipe takılı 99'luk tesbihler olmadığına göre, tesbih çekmek bid'at değil midir? Hele şimdi, mekanik ve elektronik tesbihler çıktı. Bunlar zaten bid'at değil mi? CEVAP: İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Namazdan sonra, tesbih çekmek, icmayla da sabit olmuş, müekked bir sünnettir. Tesbihleri, parmakla saymak ve tesbih kullanmak caizdir. Resulullah efendimiz, bir kadının, tesbihleri çekirdeklerle saydığını gördüğü halde yasaklamamıştır. Tesbihleri taşla, çekirdekle ve tesbih denen aletle çekmek caizdir. (Redd-ül-muhtar) Tesbih çekmek, ibadettir. Sayı saymak ibadet değil, âdettir. Bir kimse, ne kadar zekât vereceğini elektronik hesap makinesiyle yapsa, bid'at işlemiş olmaz. Zekât vermek ayrı, zekâtın miktarını hesaplamak ayrıdır. Bunun gibi, tesbih çekmek ayrı, tesbihin miktarını bilmek ayrı şeydir. Deveye binmek zevaid [âdete bağlı] sünnettir, ibadet değildir. Otomobile, uçağa binmek âdettir, sünnete aykırı değildir. Bunun gibi, çakıl taşıyla, nohutla, boncuklarla, mekanik veya elektronik aletlerle, tesbih çekmek bid'at değildir. Ancak tesbihi ve tesbih çekilen sayaçları, insanların içinde kullanmak, dikkati çeker. Fitneye sebep olabilir, gösterişe kaçabilir. Bu bakımdan bunları, dikkat çekmeyecek şekilde kullanmalıdır. EZANLA İKAMET ARASINDA DUA Sual: Ezanla ikamet arasında edilen dua, makbul oluyor. Ezanla ikamet arasında, sünnet de kılınıyor. Sünnetle farz, farzla sünnet arasında, konuşmak gibi, dua etmek de sünnetin sevabını yok ettiğine göre, ezanla ikamet arasında ne zaman dua edeceğiz? CEVAP: Ezanla ikamet arasında, sünnet kılıyoruz. Sünnet kılarken Fatiha ve başka dualar okuyoruz. Bu dualar, ezanla ikamet arasında yapılmış oluyor. Yani ezanla ikamet arasında yapılması gereken duadan mahrum kalmıyoruz. Bir de, akşam namazında, ezandan sonra ve kametten önce, sünnet olmadığı için, dua edilebilir. Diğer dört vakitteyse, sünnetten sonra, ikamet okunduğu için, sünnetle farz arasında dua edilmez. ALIŞVERİŞ Sual: Ezan okunurken ve cuma vaktinde alışveriş yapmak mekruh mudur? CEVAP: Evet, mekruhtur. Alış verişin kendisi helaldir. Yani alınan mal mekruh değil, helaldir; fakat cuma vakti ve ezan okunurken alışveriş yapan, mekruh işlemiş olur. (Dürer) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cuma günü, ezandan önce, cenaze olduğunu bildirmek için, minareden selâ okumak, caiz midir? CEVAP: Melik Nasır bin Mensur, hicri 700 yılında, Cuma ezanından önce, minarelerde salât-ü selam okuttu. (Mirat-ül-haremeyn) Bu tarihten sonra gelen âlimler, buna bir şey demedikleri için, Cuma günü salât okumaya bid'at denmez. Cenaze olduğunu bildirmek için salât okumaksa, bid'attir. (S. Ebediyye) CENAZE NAMAZINDA Sual: Maliki'yi taklit ediyorum. Cenaze namazına durunca, Hanefi'ye göre bozmayan, Maliki'ye göre abdesti bozan bir hal oldu. Namaza devam etmek caiz olur mu? CEVAP: Cenaze namazını sonradan kılma imkânı olmadığı için, Hanefi mezhebine uyarak namaza devam edilir. Beş vakit namazdan biri olsaydı, sonra kılma imkânı olduğu için, o abdestle kılınamazdı. KUMAR VE ABDEST Sual: Kumar oynamakla abdest bozulur mu? CEVAP: Kumar oynamak büyük günahsa da, kumar oynamakla abdest bozulmaz; fakat tekrar abdest almak müstehabdır. (Ebussuud Efendi Fetvaları) RÜKÛDAN DOĞRULURKEN Sual: Rükûdan doğrulurken, (Semiallahü limen hamideh) yerine yanılıp (Allahü ekber) dense, secde-i sehv gerekir mi? CEVAP: Hayır, secde-i sehv gerekmez. NAMAZDA SALEVAT GETİRMEK Sual: Namaz kılarken, Peygamber efendimizin ismi geçince salevat okunur mu, bunun gibi Allahü teâlânın ismi geçince celle celalüh denir mi? CEVAP: Namazda bunlar söylenmez, söylenirse namaz bozulur. (S. Ebediyye) ŞAFİİ'Yİ TAKLİT Sual: Diş dolgusu sebebiyle Maliki mezhebini taklit ediyorum, abdestte başın tamamını mesh edince, rahatsızlığımdan dolayı hastalığım artıyor, ağrıya da sebep oluyor, bunun bir çaresi yok mu? CEVAP: Şafii mezhebi taklit edilirse, Maliki'de olduğu gibi, başın tamamını mesh etmek gerekmez. Bir parmakla dokunmak mesh için yeterlidir; fakat Hanefi'den çıkılmadığı için, dörtte birini mesh etmelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Vefat eden velinin tasarrufu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vefatlarından sonra da, tasarrufu devam eden evliya var mıdır? CEVAP: Her velinin tasarrufu görülebilir. Ebu Abdullah el-Kureşi hazretleri buyuruyor ki: (Vefatlarından sonra kabirde, kerametleri ve tasarrufları devam eden evliyadan, dördünü gördüm. Bunlar, Maruf-i Kerhi, Abdülkadir-i Geylani, Ukayl-i Münbeci ve Hayat bin Kays el-Harrani hazretleridir.) Bazı velilerin bazı özellikleri ön plana çıkar, mesela filan zat, çok cömertti denir. Bu, diğerleri cömert değil anlamına gelmez. Bu da onun gibidir. Öldükten sonra kerametleri, tasarrufu çok görüldüğü ve çok meşhur olduğu için, bu dördü söylenmiştir. Yoksa bu söz, diğer evliyanın vefatından sonra tasarruf ve keramet sahibi olmadıklarını göstermez. Din kitaplarında buyuruluyor ki: Veli, dünyadayken, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce, kınından çıkan kılıç gibi olup, tasarrufu, tesiri kuvvetlenir. (Berika) İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Velilerin ruhları, diriyken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebede olur. Allahü teâlâya manevi olarak yakındır. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan ruhlardır. Ruhlarsa, insanın ölmesiyle ölmez. Kerameti yapan, yaratan, Allahü teâlâdır. Her şey, Onun kudretiyle olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diriyken de, ölüyken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın dostlarından biri vasıtasıyla, bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri olanlar vasıtasıyla çok şey yaratıp verdiğini, herkes her zaman görmektedir. İnsan diriyken de, ölüyken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olmaktadır. (Mişkat) KANI TEMİZLEMEK Sual: Su olmadığı için, elime bulaşan kanı, birkaç defa emip tükürdüm. Temiz oldu mu? CEVAP: Evet, emip tükürmekle temiz olur. (El-İhtiyar) İLACIN GERİ ÇIKMASI Sual: Deri altına, enjektörle verilen ilâç, dışarı çıkınca, abdest bozulur mu? CEVAP: Bozulmaz. İlâçla birlikte, kan da çıkarsa bozulur. ELDEKİ ZAMKI ÇIKARMAK Sual: Elime zamk bulaşmıştı. Unutup guslettim. Daha sonra, elimdeki zamkı gördüm. Sadece zamkı kazıyıp altını yıkadım. Yeniden gusle gerek var mıdır? CEVAP: Sadece zamkı çıktığı kadar temizleyip, altını yıkamak kâfidir. Gusle gerek yoktur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İnsanların kalbini yapmaya çalışın
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir gün zamanın sultanı Mevlana Halid-i Bağdad-i hazretlerinden dua istiyor. Buyuruyor ki: (Elbette sultanlara, valilere, idarecilere dua ediyoruz; fakat tebaanız arasında zulüm görmüş biri varsa, benim duam kabul olmaz. Çünkü kâfir olsun, mümin olsun, mazlumun duası ve bedduası makbuldür ve bizim duamızın önüne geçer. Onun için siz insanların kalbini yapmaya çalışın.) Kul hakkı çok önemlidir. İnsan şehid olsa, Cennetin kapısına kadar gider. Kul hakkı ödenmedikçe Cennete giremez. İhsan-ı ilahi, Allahü teâlâ şehitlerin kul haklarını helalleştirecektir. Muhyiddin-i Arabî hazretlerini rüyada görmüşler. Etrafı çok kalabalık, derecesi çok yüksek, büyük nimetlerin içindeymiş. Demişler, efendim siz nasıl bu kadar büyük nimetlere kavuştunuz? Buyurmuş ki: (Dünyada beni gıybet edenler, bana iftira yapan düşmanlar çok fazla. Onların bu yaptıkları sayesinde burada derecem durmadan yükseliyor.) Az tamah çok zarar getirir. İslamiyet'in yayılmasına mani olmayan, sevilir. Başı çürük olanın, sonu da çürüktür. İlim emanettir, mülk değil! İki şey, göz kan ağlasa, geri gelmez: Gençlik ve sohbet-i salihin yani salihlerle beraber olmak. En makbul amel, en gizli olanıdır. Kalbimizin ilacı, (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) demek, bedenimizin ilacı istiğfardır. Yalancıyla arkadaşlık etmemelidir. Dostlarımızı uzaklaştırır, düşmanlarımızı dost gösterir. İki rekât namaz, bir dua, az bir sadaka, kaza kaderi değiştirerek belayı önler. Allahü teâlâ, ne yaptığınızı görüyorum, biliyorum diyor. Onun gördüğü bilindiği halde ikiyüzlü olmaya lüzum yok. İhlâs, içini de, dışını da temizlemek demektir. Evliyanın ruhaniyetlerinden istifade için, inanmak şart, görmek şart değil. Onları görmek bazen tehlikeli olur. Allah korusun, kendini bir şey zanneder, mahvolur. Ne zaman insanlar, her günahı sıkılmadan işleyip, Allah affeder derse, bu, o zamanın ve o insanların çok bozuk olduğuna alamettir. Ölmeden evvel ölelim. Bu nasıl olur? Öyle bir şekilde inanacağız ki ölmüşüz, fakat acımışlar birkaç dakika müsaade etmişler bize. Böyle düşünüp, ona göre yaşayacağız. Ahir zamanda, fitne fesat çok olur. Dili tutup, bir şeye karışmamalı. Herkesin arasında olursunuz; ama ha var ha yok. Var mı yok mu belli değil. Böyle olmalıdır... > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir evliyanın kabrini ziyaret ederken nelere dikkat etmelidir? CEVAP: Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri buyuruyor ki: Büyük bir zatın kabrini ziyaret eden kimse, ona rabıta ederse, yani dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbir şey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organlarıyla anlaşılamayan bir nur farz ederek, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhtan, kendi kalbine bir şeyler akmaya başlar. Çünkü evliyanın ruhları, feyzlerin kaynağıdır. Kaynağı kalbine koyan, bunun feyzine, nimetine, bilinmeyen ihsanlarına elbette kavuşur. Ruhu kuvvetlenir, olgunlaşır. Kabir yanına gelince, önce selam verilir. Kabrin sağ yanına yani kıble tarafına, ayak ucuna yakın durur. Tanıdığı gibi, şeklini, suretini hatırına getirir. Euzü ve besmeleyle bir Fatiha ve 11 İhlâs okur. Sevabını, Resulullah efendimizin, bütün Peygamberlerin, Eshab-ı kiramın ve Evliya-i izamın ruhlarına ve bu zatın ruhuna hediye eder. Onun ruhunu, gönlünde bulundurur. Kalbinde bir şey hâsıl oluncaya kadar durur. Gelen kimse almasını bilirse, o zat da, vermeye ehil, olgun bir veliyse ve şartları gözeterek beklerse, elbette bir şey ele geçer. Bu şartlar, o zatın kendisini tanıdığına, selamını işitip cevap verdiğine, ruhunun, kâmil, olgun olduğuna, ruhunun bir zamana ve yere bağlı olmadığına, nerede hatırlarsa, oradaymış gibi feyz vereceğine, Allahü teâlânın, feyzini, ruhun gıdasını, onun ruhuyla gönderdiğine inanmaktır. Üzüm isteyen, bağa gidip asmadan koparır. Erik ağacına gitmez. Su isteyen, kaynağa, pınara, çeşmeye gider. Ağaca, sobaya gitmez. Buğday isteyen, tarlasını sürer, eker, biçer. Çocuk isteyen, evlenir. İlaç isteyen bir hasta, doktora ve eczaneye gider. Bakkala, avukata gitmez. Kalbin gıdasını, ruhun temizliğini isteyen de, evliyanın kalbine, ruhuna başvurur. Allahü teâlâ, bu nimetlerini, Evliyanın kalbinden göndermektedir. Her şeyi yaratan, gönderen, yalnız Allahü teâlâdır; fakat her şeyi belli bir sebeple göndermek, Onun âdetidir. Onun nimetine kavuşmak isteyenin, Onun âdetine uyması, sebebi arayıp, bulup, öğrenip, Onun sebebine yapışması lazımdır. Sebepleri aramamak ve öğrenmek istememek, Allahü teâlânın âdetini bozmak olur. Bir kabirden feyz almak için, o zata karşı, diriymiş gibi, edep ve saygı göstermek gerekir. (R. Şerife) VÂRİSİ OLMAYANIN VASİYETİ Sual: Hiç vârisim yok. Malımın kaçta kaçını vasiyet edebilirim? CEVAP: Vârisi olmayan, malının hepsini de vasiyet edebilir. Vârisi olansa, üçte birinden fazlasını vasiyet edemez. Vasiyet etse de, üçte birinden fazlası yerine getirilmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda, (Zina etmeyin) denmeyip de, niye, (Zinaya yaklaşmayın) deniyor? CEVAP: Evet, Kur'an-ı kerimde, (Zinaya yaklaşmayın) buyuruluyor. (İsra 32) Yine, Kur'an-ı kerimde, (Ana ve babanı dövme) denmez; ama (Ana babana öf deme) buyurulur. (İsra 23) Bu âyet-i kerimede "öf deme" ifadesinden maksat, onlara üzücü bir şey söyleme demektir. (Beydavi) Burada, en hafifi söylenerek, bundan bile sakınılması, böylece daha kötü olan işe yaklaşılmaması emredilmektedir. (Zinaya yaklaşmayın) ifadesi de, zinaya götürecek sebeplerden, hallerden, hareketlerden ve işlerden sakının demektir. Yani erkekler için, yabancı kadınları düşünmeyin, onlara gülümsemeyin, onlara selam vermeyin, ihtiyaç olmadıkça onlarla konuşmayın, hal hatır sormayın, yüzlerine karşı dua etmeyin, onlara mektup, mesaj yazmayın, mailleşmeyin, chat yapmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın, yalnız bir odada kalmayın, dans etmeyin vesaire demektir. Kadınlar için de, dikkati çekici elbise giyinmeyin, kocanızdan başkasına makyaj yapmayın, ziynetlerinizi göstermeyin, koku sürünerek sokağa çıkmayın, onların görebileceği yerlerde durmayın, onlarla selamlaşmayın, tebrikleşmeyin, yüzlerine karşı dua etmeyin, tokalaşmayın vesaire demektir. İLAÇ KULLANMAMAK Sual: Bir kadın, günah olur diye, erkek doktora gitmese, hastalıktan ölse, günaha girmiş olur mu? CEVAP: Bu hususta kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir: İlaç kullanmayıp ölen, günaha girmez; çünkü ilacın faydası kesin değildir. (Redd-ül-muhtar) Yemeyip, içmeyip, açlıktan, susuzluktan ölen, günaha girer. Halbuki ilaç almayıp ölen, günaha girmez; fakat faydası kesin olan ilaçları kullanmak farzdır. (S. Ebediyye) Etkisi kesin olan sebeplere yapışmak lazımdır; bu sebeplere yapışmayıp zarar görmek günah olur. (Hadika) Kadın doktor bulunmazsa, hastalık tehlikeli veya çok ağrılıysa, (Zaruretler haramları mubah kılar) hükmüne uyularak erkek jinekoloğa da gidilebilir. İZİNSİZ ÇOCUK ALDIRMAK Sual: Kadın, kocasından izinsiz, çocuk aldırabilir mi? CEVAP: Aldıramaz.
Allah'tan başka ilah yoktur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir felsefeci, (İlah diye bir şey yoktur. La ilahe illallah, "İlah yoktur, Allah vardır" demektir) diyor. Böyle söylemek uygun mu? CEVAP: Uygun değildir; çünkü Allahü teâlâ, ilahtır. İlah, her şeyi yoktan var eden ve her an varlıkta durduran demektir. (Ş. Nübüvve) La ilahe illallah demek, ilah yok demek değil, Allah'tan başka ilah yoktur demektir. La ilahe=ilah yoktur, illallah=ancak Allah vardır diye cümle bölünürse, yukarıdaki gibi yanlış anlaşılır. Kelime kelime değil, cümle olarak ele almak gerekir. İlah elbette vardır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Yahudiler Allah'ı bırakıp hahamlarını, Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu İsa'yı Rab edindiler. Hâlbuki onlara ancak, tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. Ondan başka ilah yoktur.) [Tevbe 31] (Allah'la birlikte, bir ilah daha tanıma.) [İsra 22] (De ki: Bana, ilahınızın sadece Allah olduğu vahyedildi.) [Enbiya 108] Bu âyet-i kerimelerde de, Allahü teâlânın tek ilah olduğu bildirilmektedir. Ayrıca, her namazda okuduğumuz Sübhaneke'nin sonunda, (ve la ilahe gayrüke) deniyor. Buradaki gayrüke, "senden gayrı" demektir. (La ilahe gayrüke) ifadesiyse, (Senden başka ilah yoktur) demektir. Yani, ilah sadece sensin demektir. İlah yok demek, yaratıcı yoktur, Allah yoktur demek olur. TAPMAK NE DEMEK? Sual: Tapmak, tapınmak ne demektir? Allah'a tapmak ifadesi yanlış mıdır? CEVAP: Yanlış değildir. Tapmak, tapınmak; ibadet etmek demektir. Tapmak ifadesi, Allah'a da, putlara da, ibadet etmek anlamında da kullanılır. Mesela, (Kimi puta tapar, kimi Allah'a) dendiği gibi, (Kimi Allah'a ibadet eder kimi de puta) denebilir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İster elimizle yapmış olalım, ister aklımız ve hayalimizle meydana getirelim, yaptığımız şeylerin hepsi, yaratıktır, yani Allahü teâlânın mahlûklarıdır. Hiçbirinin tapınmak için değerleri yoktur. Tapılmaya hakkı olan, yalnız Allahü teâlâdır. (2/9) Üçüncü cild, 44. mektuptaki beyitse şöyledir: Allah'a kulluk ederim, taptığım dergâh bir, Bir lahza ayrılmadım tevhidden, Allah bir! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kitaplarda, (Bir harama, hatta bir mekruha önem vermeyip işlemek veya bir sünneti önem vermeyip, terk etmek küfür olur) deniyor. Biz gıybet ediyoruz, falanca senin hakkında böyle söyledi diye laf taşıyoruz. Harama bakıyoruz, çalgı dinliyoruz. Yalan söylüyoruz. Açık geziyoruz. Sünnet-i gayri müekkede diye, ikindinin ve yatsının sünnetini kılmadığımız zamanlar oluyor. Hatta diğer sünnetleri de, kılmadığımız zamanlar oluyor. Cemaat sünnetini, terk ettiğimiz oluyor. Cuma günü gusletmeyerek, sünneti terk etmiş oluyoruz. Bunları bilerek yapıyoruz. Bunlar günaha, mekruha veya sünnete önem vermemek mi oluyor? Küfre giriyor muyuz? CEVAP: Günaha önem vermemek, zerre kadar da olsa, üzülmemek demektir. Bu çok ince bir meseledir. Haram olduğunu bilip, nefse uyarak, haram işlemek küfür olmaz. Tembellikle veya başka bir özürle, bir sünneti terk etmek küfür olmaz. Bir kimse, işlediği haramın haram; mekruhun mekruh olduğunu biliyorsa, yapılmaması gerektiğine inanıyorsa, yapmasam iyi olur diyorsa, yani yaptığına üzülüyorsa, nefsine, kötü arkadaşa uyarak yapıyorsa, harama veya mekruha önem vermemiş sayılmaz, yani ona kâfir denmez. Günahı, gayet tabii olarak görüyor, işlerken zerre kadar üzülmüyorsa, (Günah işliyorum; ama kalbim temiz, sen kalbe bak, günahın bana zararı olmaz) diyorsa, yani günah işlemek doğal geliyor ve işlediği için hiç üzülmüyorsa, o zaman günaha önem vermemiş olur, küfre girer. Açık gezen bir kadın, kapanmanın Allah'ın emri olduğunu biliyor, inanıyor ve beğeniyorsa; fakat çevrenin baskısı, ayıplanma korkusu, rızık meselesi gibi herhangi bir sebeple kapanamıyorsa, buna kâfir denmez. Kapanmayı Allah'ın emri kabul etmiyorsa veya kabul edip beğenmiyorsa, açık gezdiği için hiç üzülmüyorsa, küfür olur. ÇIPLAK YIKANMAK Sual: Erkeklerin yalnızken çıplak veya şortla yıkanması günah mıdır? CEVAP: Bu konuda üç kavil vardır: 1- Mekruhtur. 2- Küçük yerde caizdir. 3- Caizdir. (Redd-ül muhtar) İhtiyatlı olmalı, peştamal gibi bir şeyle göbekten dizlere kadar örtmelidir. Peştamal bulunmazsa, şort varsa, Hanbeli mezhebi taklit edilirse, mekruh olmaz. Şort da yoksa, küçük yerde gusletmeye çalışmalıdır. Küçük yer de bulunmazsa, caiz olan kaville amel edilebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Peşin ucuz, veresiye pahalı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de (Veresiye pahalı, peşin ucuz demek, yani mesela peşin 10 liraya, veresiye 15 liraya vermek şeklinde iki şartlı satışın fasit olduğu, Mevkufat, Cevhere ve Tuhfet-ül-fukaha'da yazılıdır; çünkü semen meçhuldür) deniyor. Buna göre, peşin 10 liraya satılan malı, veresiye 15 liraya satmak fasit midir? CEVAP: Hayır, hiçbir mahzuru yoktur. Satıcı yalan söylemeden, fahiş fiyatla da satabilir; çünkü herkes malını, dilediği fiyatla satabilir. İslamiyet'te kâr haddi [kâr limiti] diye bir şey yoktur. Bu inceliği bilmeyenler, veresiye pahalı satılamaz zannediyorlar. İfadenin son cümlesinde, (Çünkü semen meçhuldür) deniyor. Semen, satışta belirlenen fiyatı demektir. Satıcı, peşin olursa 10 lira, taksitle 15 lira derse, müşteri de, bu iki fiyattan birisini, yani ya peşin 10 liraya veya veresiye 15 liraya olan satış fiyatını kabul ederse, alışveriş sahih olarak gerçekleşmiş olur. Peşin veya veresiye belirtilmeden, müşteri, zamanı ve fiyatı belirlemeden, kabul ettim derse, bu satış fasit olur. Çünkü, semen ve zaman belli değil. 10 liraya mı aldı, yoksa 15 liraya mı? Müşteri hangisini kabul ettiğini söylememiştir. Zaman ve fiyat belirlenmediği için satış fasittir. Müşteri, peşin 10 liraya aldım derse yahut veresiye 15 liraya aldım derse, satış sahihtir. Dinimizde kâr koymada, sınır yoktur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Enes bin Malik bildirdi ki: Medine'de, pahalılık oldu. (Ya Resulallah, fiyatlar yükseliyor. Bir kâr haddi koyun) denildiğinde, (Fiyatları koyan Allahü teâlâdır. Rızkı genişleten, daraltan, gönderen yalnız Odur. Ben, Allahü teâlâdan bereket isterim) buyurdu. (Tirmizi, İbni Hibban) Fiyatlar, fahiş olarak [mal oluş fiyatının iki misline] artıp, millete zarar ve zulüm hâline gelince, hükümetin, tüccarlara danışarak, uygun bir narh, kâr haddi koyması caiz olur. (Redd-ül-muhtar) HAZRET-İ İSA HANGİ VASIFLA GELECEK? Sual: Hazret-i İsa, kıyamete yakın peygamberlik vazifesiyle gelmeyeceğine göre, peygamberlikten azledilmiş mi olacak? CEVAP: Hayır. Peygamberler peygamberlikten azledilmiş olmaz. İsa aleyhisselam, peygamberlik vazifesiyle değil, bu ümmetin bir ferdi olarak gelecek ve İslamiyet'e hizmet edecektir. YATAKTA DUA Sual: Kış günü soğuk olunca, namazı kılıp tesbih ve duaları yatakta okumak caiz mi? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah'ın mucizesi demek caiz midir? CEVAP: Caizse de, Allah'ın kudreti demelidir. Her kelimeyi yerli yerinde kullanmalıdır. Mucize sadece peygamberlere mahsustur. Sihir, istidrac, keramet, mucize gibi harikaların hepsini yaratan Allahü teâlâdır. Peygamber, Allah'ın kudretiyle birçok harikaların meydana gelmesine sebep olur. Peygamberlerin elinde meydana gelen mucizelerin yaratıcısı da Allahü teâlâdır. Nitekim Allahü teâlâ, peygamberlerine verdiği mucizeleri bildirdikten sonra, (Bunları yapan biziz) buyuruyor. (Enbiya 79) Allahü teâlâ, sevdiği insanlara, iyilik etmek ve azılı düşmanlarını da aldatmak için, bunlara, âdetini bozarak, sebepsiz harika şeyler yaratıyor. 1- Peygamberlerden, meydana gelen harikalara, (Mucize) denir. 2- Evliyadan meydana gelen harikalara, (Keramet) denir. 3- Evliya olmayan müminlerden meydana gelen harikalara, (Firaset) denir 4- Fasıklardan, günahı çok olanlardan, zuhur edenlere, (İstidraç) denir. Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibettir. Bu, onun Cehenneme gitmesine sebep olur. 5- Kâfirlerden zuhur edenlereyse, (Sihir) yani büyü denir. FEYİZ ALMAK Sual: Hayattaki evliyadan mı, yoksa vefat etmiş olandan mı, daha çok feyiz alınır? CEVAP: İslam âlimleri buyuruyor ki: Büyük âlim vefat edince, feyiz vermesi kesilmez; hatta artar. Fakat kalb hastalıklarına şifa olan bakışları ve sözleri devam etmediği için, bir insanın meyyitle olan bağlılığı, diriyle olan gibi olamaz. Bunun için, vefat etmiş olan evliyadan feyiz almak az olur. Fena ve bekaya yükselen dirilerin, meyyitle irtibatları, diriyken olduğu kadar değilse de, çok olur ve bunlar meyyitten çok feyiz alırlar. Fakat diriyken daha fazla alırlar. Çünkü diriler, yanındakilerin İslamiyet'e uymasını sağlarlar. Bütün halleri ve sözleriyle kalblerine tesir ederek, muhabbetin artmasına, böylece daha çok feyiz almalarına sebep olurlar. (İrşad-üt-talibin) Vefat etmiş olan velinin tasarrufu, feyiz vermesi, daha fazla olduğu halde, ondan feyiz almak daha zordur. Kabirdeki veliden feyiz almak da böyledir. Hayatta olan evliyanın yanında edebe riayet etmek daha kolaydır. Fakat kabirde olunca, buna riayet etmek zor olur. Hayattaymış gibi edepli olursa, yine çok feyiz alır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dünyanın kokusu olsaydı...
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir şeyi tanımak için, ilmin ve görmenin dışında, tatmak, koklamak ya da dokunmak lazım. Eğer dünyanın kokusu olsaydı, koklayan âşıkları ancak ölüm zamanında ayılırdı. Ramazan-ı şerifte bir sayfa Kur'an-ı kerim okuyana, 100 nafile hac sevabı vardır. Son nefeste, "Allah" yerine "kurtar doktor" demek, iflas ettiğine alamettir. İnsan ya aklına, ya nefsine, ya şeytana ya da İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe teslim olur. Büyüklere teslim olup, kurtulmalı. Teslim olundu mu, akla uymak olmaz. Ya gemiye binmemeli, ya da binince kaptana teslim olmalı! Bu dünyada aldanan olalım, aldatan değil. Ben haklıyım demeyelim, ben haksızım diyelim. Ben haklıyım diye ahirete bırakırsak, haksız çıkabiliriz. Bu dünyada herkesle helalleşelim. Sen haklısın diyerek rahat edelim. Sakın işimizi ahirete bırakmayalım. Bir kimse Peygamberlerin ibadetini yapsa, helalleşmek veya ödemek suretiyle kul hakkından kurtulmadıkça, Cennete giremez. Dinli dinsiz herkese, hep iyilik edelim. Hiç iyilik edemezsek, güler yüzlü, tatlı sözlü olalım. Tatlı dil, güler yüz; hem bizi koruyan, hem de düşmanımıza dahi zarar vermeyen, aksine onu ferahlandıran çok güzel bir huydur. Bir yerde olan, hakiki bir âlime uyan, her yere kavuşur. Her yerde olan, hepsinden faydalanayım diyense dağılır, kaybolur gider. Şu üç özellik büyükler tarafından çok beğenilir: 1- Namazı aksatmamak, 2- Anne duası almak, 3- Merhametli ve cömert olmak. Merhamet cömertlikten, cömertlik de doğuştan gelir. Bir kimsenin gelip bir arkadaşını şikâyet etmesi, büyüklerin en sevmediği şeylerden birisidir. Peygamber efendimiz Miracda ümmetim dediği için, küfre düşmemiş olan bid'at ehli de Cehenneme girip daha sonra Cennete girecekler. Bu dünya ahiretin tarlasıdır. Bir şey ekmeli ki, öbür tarafta biçilebilsin. Eğer bu tarlaya verilen tohum ekilmezse, tohum yenir veya zayi edilirse, ahirette bir şey elde edilemez, bir şey biçilemez, bir şey toplanamaz. Bu dünya tarladır. Tohum nedir? Allahü teâlânın verdiği ilim, mal, kuvvet, sıhhat, iman, ihlâstır. Boşa harcamayıp bunları bu tarlaya eken, ahirette bire bin, yüz bin, beş yüz bin, artık ne kadar lütuf verilirse, o oranda biçecektir... Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Açıkta canlı resmi, cünüp, içki, çalgı aleti, tv ve köpek bulunan odaya rahmet melekleri girmiyor. Peki, rahmet melekleri girmezse, bir zararımız olur mu? CEVAP: Bunları zaten evde bulundurmak caiz değildir. Ayrıca, melek girmeyen yere, şeytan girer. Melekler masum oldukları için, duaları kabul olur. Rahmet melekleri girmezse, onların edecekleri dualardan mahrum kalmış oluruz. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Sirke yiyen kimselere, iki melek, yemek bitinceye kadar dua eder.) [İbni Asakir] (Melekler, insanlara iyilik öğreten kimselere dua ederler.) [Tirmizi] (Din kardeşinin bir işini yapana binlerce melek dua eder.) [İbni Mace] (Yatağa abdestli yatan kimse için, o gece bir melek sabaha kadar, "Ya Rabbi, bunu affet" diye dua eder.) [Hâkim] (Misafir, sofradayken, melekler ev sahibine dua eder.) [Taberani] (Melekler, sahura kalkan kimselere dua eder.) [İmam-ı Ahmed] Rahmet meleklerinin yapacağı bu dualardan mahrum kalmamak için de, meleklerin girmesine mani olan şeylerden uzak durmaya çalışılmalı; çünkü melekler masumdur ve duaları kabul olur. BETERİN BETERİ VAR Sual: Bir mihnete katlanmak için beterin beterini görmek şart mıdır? CEVAP: Şart değilse de, çok lüzumlu bir şeydir. Suda yaşayan balık suyun kıymetini bilmez, sudan çıkarılınca suya kavuşmak için çırpınıp durur. İnsanlar da böyledir. Mevcut nimetlerin şükrünü hakkıyla bilemez, beterin beterini yaşamadıkça pek anlamaz. Padişah bir kölesiyle gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı, müsaade buyurursanız ben onu sustururum dedi. Padişah da lütfetmiş olursunuz dedi. Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene sıkıca sarıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı. Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü. (Bu işteki hikmet nedir?) diye sordu. Yaşlı adam cevap verdi: (Köle önce suya batmanın, boğulma tehlikesi geçirmenin acısını tatmamıştı. Gemideki selametin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felaket görmeyen kimse, huzurun kıymetini bilemez.) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İşe giderken, nasıl niyet etmek gerekir? CEVAP: İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Her sabah şöyle niyet etmelidir: (Kendimin ve ailemin rızkını kazanmak, onları kimseye muhtaç bırakmamak, Allahü teâlâya rahat ve temiz ibadet edebilmek, ahiret yolunda yürüyebilmek için işime gidiyorum.) O gün, Müslümanlara iyilik, yardım ve nasihat, emr-i maruf, nehy-i münker yapmayı kalbinden geçirmelidir. Namazda kusur edenlere, günah işleyenlere, emr-i maruf yapmalıdır. Böyle niyet eden bir kimse, işini yaptığı müddetçe, hep sevab kazanır. Onun her işi, ibadet olur. (K. Saadet) Sözümüzü kabul etmeyecekse, tartışmaya sebep olacaksa kimseye karışmamalı. Emr-i maruf için uygun kimselere doğru bir din kitabı, mesela bir İslam Ahlakı hediye etmelidir. Bir öğrenci de, (Faydalı bir meslek sahibi olmak yani Müslümanlara ve dinimize hizmet etmek için okuyorum) diye niyet ederse, okulunu bitirene kadar, devamlı sevab kazanır. Namazını terk etmedikçe, derslerine çalışması da, ibadet olur. Bir kimse, her işinde niyetini düzeltirse, görünüşte dünyalık olan işleri bile ahiret işi olur, sevab kazanır; fakat niyeti bozuk olursa, mesela gösteriş olsun diye ibadet ederse, ahiret için olan işleri de dünyalık olur, sevab kazanmak yerine günaha girer. DELİLLE İSPAT ETMEK Sual: Öğrendiklerimizi, bir kimseye anlatacak olsak, o da, kabul etmezse, ispat için delillerini teker teker göstermek gerekmez mi? CEVAP: Delille bir kimseyi ikna etmek imkânsız gibidir. Tartışmak da kesinlikle caiz değildir. Tartışma dostluğu giderir, düşmanlığı arttırır. Dinimizin bildirdiği güzel ahlakla süslenmeli, hâl ve hareketlerimizle örnek olmaya çalışmalıyız. (Lisan-i hâl, lisan-ı kalden entaktır) sözü meşhurdur. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Müslümanların güzel hâllerine bakıp, doğru yolu bulanlar olmuştur. Bir kişiyi hidayete kavuşturmak, hiç kimsenin elinde değildir. Hidayeti veren yalnız Allahü teâlâdır. İnsanlarsa, sadece hidayete sebep olurlar. Kendi sözümüz yerine, büyüklerin sözünü tercih etmeliyiz. Yani İslam âlimlerinin yazdığı kitapları tavsiye etmeliyiz. Faydalanacağını tahmin ettiğimiz kimselere, uygun bir kitap, mesela İslam Ahlakı veya Herkese Lazım Olan İman kitabını hediye etmek, bu sebebe yapışmak olur ve çok sevab olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de, Tahtavi'den naklen, (Çok faziletli olan sabah namazının sünnetini bile kılmayan için, hiç cezadan bahsedilmezken, sabah farzını cemaatle kılmayanın Cehenneme gideceği bildirildi) deniyor. Burada cemaatin önemi mi, yoksa sabah namazını cemaatle kılmanın önemi mi anlatılmak isteniyor? CEVAP: Burada, hem cemaatin, hem de sabahı cemaatle kılmanın önemi bildiriliyor. O cümlenin devamında cemaatin önemi vurgulanıyor. Cemaatle kılmak vacibdir diyen âlimler çoktur. (Vacibi, özürsüz bir kere bile, terk etmek günah olur) diyen âlimler vardır. Terk etmeyi âdet ederse, söz birliğiyle günah olur. Sünneti terkse, günah olmaz. (Redd-ül-muhtar) Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Cemaati terk edip evde namaz kılan, sünneti terk etmiş ve sapıtmış olur.) [Müslim] (Ezanı duyup da cemaate gitmemek, asilik ve bedbahtlıktır.) [Taberani] (Geceleri ibadet eden, gündüzleri oruç tutan, cemaate gelmezse Cehenneme gider.) [Tirmizi] (Sabahı cemaatle kılmak, yatsıdan iki misli daha faziletlidir.) [İbni Huzeyme] (Emekleyerek de olsa, yatsı ve sabahı cemaatle kılmaya gidin!) [Taberani] (Sabah namazını cemaatle kılan, Allahü teâlânın himayesindedir.) [İbni Mace] (Hastalar, çocuklar ve kadınlar olmasaydı, sabah namazı için, mazeretsiz cemaate gelmeyenlerin evlerini yakardım.) [İ. Ahmed, İbni Mace] (Bu hadis-i şerif, sabah namazı için camiye gelmenin önemini bildiriyor. Ev yakmak tabiri bir deyimdir, işin önemini gösterir. Yoksa evin yakılması gerektiğini göstermez.) Bir mazereti olmayan, beş vakti cemaatle kılmaya çalışmalı. Evde de cemaatle kılınabilir. YAKUPLU'DA NAMAZ VAKİTLERİ Sual: İstanbul'un Yakuplu beldesinde oturuyorum. Namaz vakitleri, İstanbul'a göre fark ediyor mu? CEVAP: Evet, namaz vaktine göre bir iki dakika kadar fark ediyor. www.namazvakti.com sitesinden Yakuplu diye arayarak öğrenmek mümkündür. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
"Hakikat marifet andan içeru..."
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yunus Emre'nin, (Şeriat, tarikat yoldur varana. Hakikat, marifet andan içeru) sözünü ileri süren felsefeci tarikatçılar, (Biz batın bilgilerini biliyoruz. Birçok haramlar bize helaldir. Siz kitaptan öğreniyorsunuz. Bizse, Peygambere sorup anlıyoruz. Hatta Allah'tan sorup öğreniyoruz. Şeyhimizin himmeti bizi marifetullaha kavuşturuyor. Kitaptan, üstaddan bir şey öğrenmeye ihtiyacımız yoktur. Din bilgilerine kavuşmak için, fıkıh bilmeye ihtiyaç yoktur. Bizim yolumuz sevgi yoludur. Eğer bu yol bozuk olsaydı, nurlar, Peygamberler, ruhlar, bize görünmezlerdi. Biz yanılırsak, haram işlersek, rüyada bize bildirilir, doğruları öğretilir. Fukahanın kötü gördükleri şeyler, bize rüyada kötülenmedi, iyi bildiğimiz için yapıyoruz. Bunun için şeriat yani dinin emir ve yasakları önemli değil, önemli olan marifete kavuşmaktır) diyorlar. Dinin emir ve yasaklarına uymak önemli değil mi? CEVAP: Cahiller, tasavvuf ehli zatların sözlerini anlamadıkları için, böyle yanlış yorumluyorlar. Yunus Emre, bu sözüyle, (Dinin emri bir yoldur, bu yolda yürüyen, hedefine varır, rıza-i ilahiye kavuşur, Cennete gider. Bir de, hakikat var, marifet var, bunlar daha kıymetlidir, daha kıymetliye kavuşmak için, önce emir ve yasaklara uymak gerekir) demek istiyor. Marifet, marifetullah nedir, bunu bilirsek mesele kalmaz. Marifet sahibi olmak, marifetullaha kavuşmak evliya olmak demektir. Tasavvufun gayesi, insanı marifetullaha kavuşturmaktır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Marifetullah, Allahü teâlânın zatını ve sıfatlarını tanımak demektir. Zatını tanımak, anlaşılamayacağını anlamaktır. Sıfatlarını tanımak, mahlûkların sıfatlarına benzemediklerini anlamaktır. Marifetullahın meydana gelmesi mâsivanın tamamına muhabbetten kalbin kesilmesine, kurtulmasına bağlıdır. Bir kalbde, iki zıt şeyin sevgisi bir arada olmaz. (3/36) Devamlı üstünlük, Allahü teâlânın marifetinden dolayıdır. Hazret-i Ebu Bekir, marifetullah cihetiyle hepsinden üstündür. Eğer başka bir sahabi, marifetullahta Ebu Bekr-i Sıddık'tan daha üstün olsa idi, üstünlük onun hakkı olurdu. Bir hadis-i şerif meali: (Ebu Bekr'in, sizden üstün olması, namaz ve orucunun çokluğuyla değildir. Onun kalbinde dolu olan şeyledir.) [Şevahid-ün-nübüvve] SUYA ABDEST BOZMAMALI Sual: Hiçbir suya abdest bozmamalı deniyor, klozet içindeki sular da, buna dâhil midir? CEVAP: Hayır, klozetteki su, buna dâhil değildir. Orası zaten abdest bozma yeridir. Abdest bozulması uygun olmayan sular; insan veya hayvanların içtiği yahut insanların kullandığı sulardır. Bunlar da, ırmak, çay, göl, gölet, havuz ve su birikintileridir Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dua ederken, hamd ve salevat gerekir mi? CEVAP: Peygamber efendimize salevat getirmek duanın kabulüne vesiledir. Hamd duanın başı, salevat getirmekse kanatları gibidir. Duaya hamd ve Resulullah efendimize, Onun âline ve eshabına salevatla başlamalı, yani (Elhamdülillahi rabbil âlemîn, essalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn) demeli, sonunda da yine salevat okumalı, (Allahümme salli alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammed) demelidir. Resulullah efendimize okunan dua, yani salevat kabul olacağı için, kabul olmuş iki dua arasında edilen dualar da, kabul olur. Sual: Salevat olarak ne okumalıdır? CEVAP: Salevatın kısası, (Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed) demektir. Peygamber efendimiz buyurdu ki: Bir gün dört büyük melek geldi. Cebrail aleyhisselam dedi ki: (Ya Resulallah, sana her gün on salevat getirenin elinden tutar, sıratı kuş gibi geçiririm.) Mikail aleyhisselam dedi ki: (Ben de, ona, Kevser havuzundan kana kana içiririm.) İsrafil aleyhisselam dedi ki: (Ben de, onun affı için başımı secdeye koyarım. Allahü teâlâ onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.) Azrail aleyhisselam da dedi ki: (Ben de, onun ruhunu, Peygamberler gibi kabzederim.) Peygamber efendimiz, (Bu ne büyük lütuf ve ne büyük bir ihsandır ya Rabbi) buyurdu. Birkaç hadis-i şerif meali daha şöyledir: (Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizi] (Sabah akşam on salevat getiren, kıyamette şefaatime kavuşur.) [Taberani] (Abdestten sonra, on defa salevat getirenin gamı gider, duası kabul olur.) [Ey Oğul İlmihali] (Kıyamette bana en yakın olan, en çok salevat getirendir.) [Tirmizi] (Her gün yüz defa salevat getiren, münafıklıktan ve Cehennem ateşinden uzaklaşır ve kıyamette şehitlerle beraber olur.) [Taberani] (Bir kimse, bana salevat getirdiği sürece, melekler de, onun için istiğfar eder. Artık isteyen az, isteyen çok salevat getirsin.) [İ. Ahmed] (Cebrail gelip, şu müjdeyi verdi: Ya Resulallah! Rabbin, "Sana bir defa salevat okuyana, ben on salât okurum. On defa rahmette bulunur, on günahını affeder, on derece yükseltirim. Sana bir defa selam veren herkesin selamına da, ben on defa selamla karşılık veririm. Bu sana ikram olarak yetmez mi, razı olmaz mısın?" dedi. Ben de, razı olurum dedim.) [Nesai] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İki mezhebi birden taklit
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mukimken, iki namazı cem etmek gerektiği zaman, Maliki mezhebini taklit eden kimse, Hanbeli'ye göre, nasıl niyet eder? CEVAP: Her iki mezhebe uyduğuna niyet eder. Mesela, öğleyle ikindiyi, öğle vaktinde cem ederken, öğleyi kılarken (Öğleyi, ikindiyle öğle vaktinde cem etmeye, Hanbeli ve Maliki mezhebine uymaya) diye niyet edilir. İkindiyi kılarken de, (İkindiyi, öğleyle, öğle vaktinde cem etmeye, Hanbeli ve Maliki mezhebine uymaya) diye niyet edilir. İkindi vaktinde öğleyi kılarken, (Öğleyi, ikindiyle ikindi vaktinde cem etmeye, Hanbeli ve Maliki mezhebine uymaya) diye niyet edilir. İkindiyi, ikindi vaktinde kılarken de, (İkindiyi, öğleyle ikindi vaktinde cem etmeye, Hanbeli ve Maliki mezhebine uymaya) diye niyet edilir. Akşamla yatsı cem edilirken de, aynı şekilde akşam ve yatsı denilerek niyet edilir. HANBELİ'Yİ TAKLİT Sual: Mukimken, bir ihtiyaç sebebiyle iki namazı cem etmek, sadece Hanbeli mezhebinde vardır. Hanbeli'de dolgu dişi olanın guslü sahih olmuyor. Bu durumda, Maliki'yi, diş dolgusu sebebiyle taklit eden, Hanbeli mezhebine göre iki namazı cem edebilir mi? CEVAP: Başka çare olmadığı için, Hanbeli'yi de taklit etmekte mahzur yoktur, yani telfik olmaz. MİSVAK YOKSA Sual: Abdest alırken, misvak yoksa ne yapmak gerekir? CEVAP: Dişleri, yemekten sonra ve abdest alırken temizlemek sünnettir. Bu sünneti, misvakla yapmak ayrıca müstehabdır. Misvak bulunmazsa, fırçayla, fırça da bulunmazsa parmaklarla temizlemelidir. Sağ elin başparmağı, sağ yandaki dişler üzerine; ikinci küçük parmağı, yani işaret parmağı da, sol dişler üzerine üç defa sürerek temizlenir. (Halebi) HAYZLININ KUR'AN ÖĞRETMESİ Sual: Hayzlı kadın, Kur'an öğretirken, âyete dokunabilir mi ve okuyabilir mi? CEVAP: Hayzlı kadın, âyet-i kerimelere eliyle dokunamaz ve okuyamaz. Sadece öğrenciye doğru okuması için, âyet-i kerimelerdeki, yanlış okunan kelimeleri, öyle değil, şöyle diyerek, bir kelime okuyabilir. Mesela; zâlike, ülâike, müflihun gibi. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyada en faydalı ilaç, maddi ve manevi bakımdan eşi bulunmayan tek ilaç, Kur'an-ı kerimdir. Bilinen bilinmeyen, görünen görünmeyen, maddi manevi her hastalığın, her derdin devası, şifası Kur'an-ı kerimdir. Kur'an-ı kerimin her bir harfi, yüz bin derde, yüz bin şifadır. Müslümana niye bela geliyor? Bunun çeşitli cevabı var. İkisi şöyle: 1- Günahkâr Müslümanların günahlarına karşılık olarak bela verir. Bir Müslümana ne kadar çok bela geliyorsa, ne kadar çok sıkıntı geliyorsa, bu demektir ki, ahirette ona dokunulmayacak, ona hesap sorulmayacak. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Ümmetimin cezası dünyada verilir.) 2- Enbiyaya, evliyaya da çok bela gelir. Bunlara niye gelir? Allahü teâlâ bunlara bir derece, bir makam vereceği zaman bela verir. Mesela, Yusuf aleyhisselam kuyuya atılmasaydı, o yüksek dereceye ulaşamazdı. Onun için Allahü teâlânın gönderdiklerine razı olmak lazım. Çok insanın Allah demesi, Allahü teâlâ için değildir. Onlar kafasındaki şeye Allah diyor. Hayallerindeki tanrı adına ahkâm kesiyorlar. Allah'ın değil, kendi isteklerinin peşindeler. Allahü teâlâ, Habibini tanımadan kendisine yapılan ameli de, imanı da kabul etmez. Allahü teâlâ, Habibimi geçerek, arada o olmadan bana gelmeyin, onsuz olan hiçbir şeyi kabul etmem buyuruyor. Allahü teâlâ kendisine kavuşturacak her kapıyı kapatmış, tek kapıyı açık bırakmıştır. Bu tek kapı, Peygamber efendimizin mübarek kalbidir. Peygamberler dâhil herkes bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz. Evliyanın zahiri [dış görünüşü] cahilin zehiridir. Cahil, bâtından haberi olmadığı için zahire bakar. Evliyaya, akılla, gözle kulakla giden helak olur. Müşrikler de böyle yapmışlardı. Ebu Cehil, Muhammed aleyhisselama Abdullah'ın yetimi gözüyle baktı. Ebu Bekr-i Sıddîk, âlemlerin Rabbinin Habibi gözüyle baktı. Ona her şeyini feda etti, her sözüne, (O söylüyorsa doğrudur) diyerek tam inandı, sıddîk oldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Onun için birisi Ebu Cehil oldu, diğeri Ebu Bekr-i Sıddîk oldu. Bu, nasip meselesidir. Mıknatıs molozu çekmez, içinde cevher olanı çeker. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları, mıknatıs gibidir. Kalbinde cevher olanı çeker. Kalbinde saman çöpü olanı çekmez. Büyükleri de, molozlar sevmez. İçinde cevher olanlar sever. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evvabin namazı nedir, nasıl kılınır? CEVAP: Akşam namazından sonra kılınan nafile namaza, (Evvabin namazı) denir, bu namazı kılmak müstehabdır. Altı rekât olarak kılınır. Hepsi bir selamla veya iki rekâtta birer selamla kılınabilir. Her iki şekilde de, ilk iki rekâtları, akşam namazının sünneti yerine sayılır. Bu namazı, sünnetten sonra, ayrıca kılmak da olur. İki hadis-i şerif meali: (Akşam namazından sonra, altı rekât kılanın günahları, denizköpüğü kadar da olsa, affolur.) [Taberani] (Akşam namazından sonra, arada kötü bir şey konuşmadan, altı rekât nafile namaz kılmak, on senelik ibadete denk olur.) [Tirmizi] Evvabin namazı kılarken, kazaya niyet edilirse, hem bu büyük sevablara kavuşulmuş, hem de kaza borcu ödenmiş olur. Kaza borcu olan, kazaya niyet etmeden, nafile olan evvabin namazını kılarsa, bu sevablara kavuşamaz; çünkü Hazret-i Ali'nin naklettiği bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Farz namaz borcu olan kimsenin, nafile namaz kılması, doğurmak üzere olan hamile kadına benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Kaza borcu olan kimse de, böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nafile namazlarını kabul etmez.) [Fütuh-ul-gayb m.48] MALİKİ'DE SECDE-İ SEHV Sual: Maliki'de, namazdan çıkmak için, selam vermek farz olduğuna göre, secde-i sehv yapmak gerekince, selam vermeden mi, secde-i sehv yapmak gerekiyor? CEVAP: Secde-i sehv yaparken, selamdaki niyetimiz namazdan çıkmak olmadığı için, bir veya iki tarafa selam vererek, secde-i sehv yapmanın mahzuru olmaz. CÜNÜPKEN GİYİLEN ELBİSE Sual: Cünüp veya hayzlıyken giyilen elbiseyle, namaz kılmakta bir mahzur var mıdır? CEVAP: Hayır, hiçbir mahzur yoktur. İPEK ELBİSEYLE NAMAZ Sual: İpek elbiseyle namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Erkekler için, ipek elbiseyle namaz kılmak tahrimen mekruhtur; ancak başka elbise yoksa ipek elbiseyle namaz kılmak lazım olur. (Redd-ül-muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.06.2008
.Halı üstünde namaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Halı üzerinde namaz kılmak, mekruh mudur? CEVAP: Hayır. Secdenin toprak üzerine yapılması evlâdır. Ancak, soğuktan ve sıcaktan korunmak yahut elbiseyi tozdan korumak maksadıyla, herhangi bir sergi serilmesinde mahzur yoktur. Sırf toprağa secde etmemek için, sergi sermek mekruh olur. İslâm âlimlerinin çoğuna göre, halı, pösteki gibi bir şey üzerine secde etmekte mahzur yoktur. İmam-ı Malik hazretlerine göre, halı, pösteki gibi yer cinsinden olmayan bir şey üzerine secde edilmesi mekruhtur. İmam-ı a'zam ve diğer imamlara göre mekruh değildir. Hanefi olup, Maliki'yi taklit eden için de, mekruh olmaz. Keten, kenevir ve pamuk gibi yer cinsinden olan sergiler üzerinde, namaz kılmakta mahzur yoktur. HAŞERENİN KAN EMMESİ Sual: Sülük, tahtakurusu, sivrisinek gibi haşereler kan emse, abdest bozulur mu? CEVAP: Sülüğün emdiği kan, etrafa yayılırsa abdesti bozar. Diğerleri bozmaz. YOLDA RASTLANAN SU Sual: Yolda rastlanan ve temiz olduğu zannedilen suyla abdest alınır mı? CEVAP: Evet, bu suyla abdest alınır. Su az olup, içine necaset karıştığı iyi bilinmedikçe bununla da, abdest alınır. Yani, temiz kabul edilir. İbadetler, fazla zan edilmekle, temiz ve doğru olur; fakat itikat çok zanla doğru olamaz. İyi bilinmekle doğru olur. SOĞAN DOĞRARKEN Sual: Soğan doğrarken gözden çıkan yaş, abdesti bozar mı? CEVAP: Hayır, bozmaz. GAZ VE BENZİN Sual: Abdest suyunun içine, gazyağı veya benzin damlasa, suyun üç vasfından, renk, koku ve tadından biri değiştiğine göre, bu suyla abdest almak caiz midir? CEVAP: Caizdir. Gazyağı ve benzin necis değildir. Necaset karışıp da üç vasıftan birisi değişirse, bu suyla abdest alınmaz. (Cevhere) SU BULAMAMAK Sual: Sabah uyandığımda, suların gece yarısı kesilmiş olduğunu görsem, dışarısı da karanlık ve soğuksa, teyemmüm edebilir miyim? CEVAP: Hayır. Önceden böyle durumlar için tedbir alınmalıdır. Şehirde su bulamamak, özür olmaz. Komşudan da olsa, bir kova su alınabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: 4 Temmuzda başlayacak olan üç ayların fazileti nedir? CEVAP: Üç ayın faziletini, ayrı ayrı bildirelim: RECEB AYI: Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır) [Tevbe 36] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir] (Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevab verilir.) [Miftah-ül-cenne] (Allahü teâlâ Receb ayında hasenatı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu" der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberani] (Recebde, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed] ŞABAN AYI: Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban ayında üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari] RAMAZAN AYI: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir Gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Regaib kandili ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Bu gece, Regaib gecesidir. Recebin ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Her cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Receb ayında Allah'a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, şaban ayının 15. gecesi, cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ. Asakir] Receb ayında edilen dua kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hazret-i Hüseyin anlatır: Kâbe'yi tavaf ederken yanık sesle dua eden birini babam çağırdı. Güzel yüzlü temiz bir gençti. Ancak sağ tarafı felç olmuş, hareketsizdi. Ona dedim ki: - Sen kimsin, vaziyetin ne böyle? - Menâzil bin Lâhık... Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle her yere ün salmış, Arabistan'ın artisti denilen ünlü bir kimseydim. Recep ve şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Salih olan babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allahü teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, (Bu aylarda oruç tutar, geceleri ibadet ederim. Beytullaha gidip şerrinden korunmak için Allahü teâlâdan yardım dilerim) dedi. Bir hafta oruç tutup Kâbe'ye giderek, (Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. - Baban bu hâline ne dedi? - Babamdan af ve özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deveyle Beytullaha gelirken, devenin ürkmesiyle babam düşüp öldü. Şimdi çaresiz kaldım. Hazret-i Hüseyin dedi ki: Babam gence dua etti. Receb ayında yaptığı dua bereketiyle Allahü teâlâ ona şifa ihsan etti. (Gunye) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Huşuyla namaz kılmak için, ne yapmalıdır? CEVAP: Namazda manasını biliyorsak, okuduğumuzu düşünmek iyi olur. Kendini Rabbinin huzurunda düşünmek ve o huzurda nasıl olması gerekiyorsa, öyle bulunmak çok iyidir. Kendinin son namazı olduğunu, son amelinin bu olduğunu yahut kendini sırat üzerinde düşünüp kendini toparlamak, kibriya, azamet ve celâli huzurunda, kendini kartal pençesindeki serçe veya efendisinden kaçmış, yakalanıp tekrar efendisinin huzuruna götürülmüş köle gibi bilmek yahut her an nimetler içinde bulunduğu, her an kendisine muhtaç olduğu hakiki nimet sahibinin huzurunda nasıl durulursa, öyle durmak, hiç olmazsa general karşısına çıkan bir er gibi bulunmak, namazda kalbi toparlamaya yardım eder. Dünyaya önem vermemek, işlerini mesele ve düşünce vesilesi yapmamak, geldiği gibi gider, ne olduysa öyle olur gibi, dünya hakkında hoşgörülü olup, namazda hep Rabbiyle olmak mühimdir gibi düşünceye sahip olmak faydalı olur. TAKUNYAYI YIKAMAK GEREKMEZ Sual: Takunyadaki abdest suyu, müstamel [kullanılmış] su hükmünde midir? Yani bir başkası, takunyayı yıkamadan onunla abdest alabilir mi? CEVAP: Takunyadaki abdest suyu, müstamel değildir. Yıkamak gerekmez. HAYZ MI, AKINTI MI? Sual: Hayzı kesilince, bunun hayz mı, yoksa sarı akıntı mı olduğunu bilemeyen, hayz sanarak namaz kılmasa veya hayz olduğu halde akıntı sanarak, namaz kılsa, günah olur mu? CEVAP: Kasıtlı olmadığı için, günah olmaz. HAMİLEDEN GELEN KAN Sual: Hamileden gelen kan, hayz mıdır? CEVAP: Hanefi mezhebinde istihaza, yani özürdür. Namazını kılar, orucunu tutar. Maliki'deyse, hamileden gelen kanla, doğumdan önce gelen kan, hayzdır. Maliki'yi taklit eden kadın, bu kanlı günlerde, orucunu tutar; fakat namaz kılmaz. Namazını daha sonra kaza eder. SİGARANIN BIRAKTIĞI TABAKA Sual: Sigaranın, dişlerde bıraktığı katran, gusle mâni midir? CEVAP: Sigaranın, diş diplerinde meydana getirdiği katran, sıvı yağlara dâhildir. Gusle mâni değildir. Yıkanınca boyası kalırsa, kına gibidir, yine gusle mâni değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İhtiyaç halinde, diğer üç mezhepten birisini taklit etmek caiz midir? CEVAP: Elbette caizdir, hatta bazen gerekebilir. Fıkıh kitaplarında bildiriliyor ki: Kendi mezhebine göre yapılamayan veya güçlükle yapılan bir işin, başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak, bu işi o mezhebe göre yapmak caizdir. (Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika) Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklit etmek için, o mezhebin şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak lazımdır. O konudaki şartlarına sebepsiz uymazsa, taklit caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf'a, Cumayı kıldıktan sonra, guslettiği kuyuda fare ölüsü görüldüğünü bildirdiler, yani abdest aldığı suyun necis olduğunu söylediler. O da, (Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir) buyurdu. (Hadika) [Müctehid, müctehidi taklit edemez; ama İmam-ı Ebu Yusuf, o an için, öyle ictihad etmiştir.] Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. (Redd-ül-muhtar) Bir Hanefi'nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, yapabilmesi için Şafii'yi taklitte bir beis yoktur. (Bahr-ür-raık, Nehrül-faik) Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç şeylerin Hanefi'ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani) Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklit caizdir. (Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat) Tâbi olduğu mezhebe uyarak, bir işi yaparken, harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklit ederek yapılır. (İbni Emir Hac) İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklidi caizdir. (İ. Hümam) İhtiyaç halinde, bir işi, bir mezhebe, başka işi, başka mezhebe göre yapmak caizdir. Ancak, o işi, o mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapmak gerekir. (Redd-ül-muhtar) Başka bir mezhebi taklit etmek, mezhepten çıkmak veya mezhep değiştirmek demek değildir. İhtiyaç halinde, o mezhebin o konudaki şartlarına uyularak amel edilir. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Arayan belasını da, Mevlasını da bulur) sözündeki aramak nedir? CEVAP: Aramak, ihlâsla istemek, buna kavuşmak için azimle çalışmak demektir. Bir şeyi iyi yapmak, onu çok ve devamlı yapmakla mümkündür. İnsan zamanla, o işin ustası olur. Allah yolunda azimle çalışan da, Allahü teâlânın rızasına kavuşur. İnsan sevdiğini çok anar. Çok anınca ikisi arasında bilmediğimiz bir şekilde muhabbet hâsıl olur. Onun için neyi aradığımıza, neyi çok andığımıza dikkat etmelidir. Delikanlının biri, ilk görüşte bir kıza âşık olmuş, kızın haberi yok. Kızın evini öğrenir, gider babasına, kızıyla evlenmek istediğini söyler. Bunu ne kız tanır, ne annesi tanır ne de babası. Dolayısıyla adam kovar bunu. Delikanlı da o bölgede olan evliya bir zata gider, durumu anlatır: - Ben o kıza ilk görüşte âşık oldum, gittim istedim, beni kovdular. Ne olur bu işe bir çare bulun, beni o kızla evlendirin. - Dediklerimi yaparsan, bu çok kolay... - Efendim ne isterseniz yaparım, yeter ki o kızla evleneyim. - Kızın adı ne? - Leyla. Bunun üzerine, o mübarek zat, genci bir odaya kapatır. Ona der ki: - Burada, Leyla, Leyla diye bağır. Namaz, abdest, yemek haricinde bu odadan çıkma ve devamlı Leyla, Leyla diye bağır; sevgi ve talebinde samimiysen merak etme, Leyla'ya kavuşursun. Âşık genç, inanamaz; ama başka çare olmadığı için bağırmaya devam eder. Üçüncü gün, genç bir kız dergâha gelir. Hoca efendiyle görüşmek istediğini söyler ve der ki: - Efendim, üç gün önce bize bir genç geldi, beni çok sevmiş, evlenmek istiyordu. Bunu hiç tanımıyorduk, ben de dâhil olmak üzere ailece onu kovduk gitti. Sonra ne olduysa yavaş yavaş o gence kalbim meyletmeye başladı, derken ben de ona âşık oldum. Ben de şimdi onunla evlenmek istiyorum; ama kimdir, nerdedir, hiç tanımıyoruz. Onu bulmanız için, yardım etmeniz için geldim. Bunun üzerine mübarek zat, gencin bulunduğu odanın kapısını açar, (Al sana Leyla!) der. Delikanlı, bakar ki, gerçekten Leyla gelmiş. Demek ki, başka şey isteseydim ona da kavuşacaktım diyerek, Leyla'dan vazgeçip, hocanın talebesi, Allahü teâlânın da sevgili kulu olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimde, kâfirlerin Cehennemde, müminlerin Cennette ebedi kalacağı bildiriliyor. Böyle olunca, Allahü teâlâdan başka şeyler için de ebedilik sıfatı kullanılmış olmaz mı? CEVAP: Bunların var olmaları, varlıkta durmaları, kendilerinden olmadığı gibi, ebedi olmaları da, kendilerinden değildir. Bunları ebedi yapan Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, "Ol!" derse var olur, "Yok ol!" derse yok olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi imanın şartıdır. (Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır) ifadesi, bunlar yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş olduğu şeylerden, dilediklerini tekrar yok edecek, dilediklerini de, yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek, bunlar ebedi, yani sonsuz var olacaklardır demektir. Allahü teâlâ, dilediğini yapar ve istediğini emreder. Demek ki, âlem yani her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve kudretiyle vardır. Var olmaları için ve varlıkta kalmaları için, Allahü teâlâya muhtaçtır; çünkü baki olmak demek, varlığın her an devam etmesi demektir. Başka bir şey olmak demek değildir. Hem var olmak, hem de varlıkta kalabilmek, Allahü teâlânın iradesi, dilemesiyle olur. (3/57) VÜCUDA GETİRMEK Sual: İnsanlar için, vücuda getirmek ifadesini kullanmak caiz midir? CEVAP: İnsanlar için, yoktan var etmek, yaratmak anlamında kullanmak caiz olmaz. Yalnız Allahü teâlâ için kullanılır. Mesela, bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücuda getirdi.) [Tirmizi] Meydana getirmek, yapmak, oluşturmak anlamında kullanılabilir. İNGİLİZCE'DE YARATMAK KELİMESİ Sual: İngilizce'de yaratmak anlamındaki create kelimesini, insanlar için kullanmak caiz midir? CEVAP: Yaratmak, yoktan var etmek demektir. Türkçe'de bu kelime, insanlar için, başka manada da olsa, kullanılmamalıdır. Bu kelimenin, diğer dillerdeki karşılıkları, mesela, İngilizce'de create kelimesi de, oluşturmak, meydana getirmek, yapmak gibi anlamlarda da, kullanılıyor. İngilizce olarak, bu manada kullanmak, ihtiyaçtan dolayı caiz olur. Mesela, bilgisayarda, (dosya oluşturmak) ifadesi için, (create a file) denebilir. Bir program yazarken, create yazılmazsa, o program çalışmıyorsa, create diye yazmanın mahzuru olmaz. Böyle durumlarda kullanılabilir. Marka, şirket, program ve buna benzer başka bir şeyin isminde creative geçerse, yine bunları söylemek caiz olur. İnsanlar için, yoktan var etmek anlamında kullanılmamalıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kamet okumakla ilgili hadis yok mudur? CEVAP: Elbette vardır. Birkaçı şöyledir: (Namaz için kamet getirildiğinde, sema kapıları açılır ve dualar kabul olunur.) [Taberani] (Şeytan, ezanı duyunca hızlıca kaçar. Sonra tekrar gelir, vesvese verir. Kamette kaçar ve tekrar gelir. Gene vesvese verir.) [Müslim] (12 yıl ezan okuyana Cennet vacib olur. Ezan okuması sebebiyle, her gün kendisine 50 hayır ve kameti sebebiyle de 30 hayır yazılır.) [Hâkim] (Kamet getirildiği zaman, namaza koşarak gelmeyin, yürüyerek gelin ve sükûnete riayet edin, yetiştiğinizi [cemaatle] kılın, yetişemediğinizi tamamlayın.) [Tirmizi] (Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden süratle çıkar, müezzin susunca, geri döner. Kamet okununca, şeytan hızlıca yine mescidden çıkar, susunca tekrar dönüp namazdaki Müslümanla nefsi arasına girer. Böylece o şahıs namazını fazla mı, yoksa noksan mı kıldım diye şaşırır. Böyle yanılmalarda, namazın sonunda sehv secdesi yapın.) [Beyheki] (Ezanla kamet arasındaki duâ kabul edilir.) [Ebu Davud, Tirmizi] (Ey Bilâl, ezanı ağır ve yavaş oku; kamette de acele et.) [Tirmizi] (Kamet okununca, farzdan başka namaz yoktur.) [Müslim] (Farzı cemaatle kılmak için kamet okununca, sünnete başlanmaz.) (Kamet okunurken, farzdan başka namaz yoktur.) "Ya Resulallah, sabahın iki rekât sünneti de mi yok" denince, (Evet, sabahın iki rekâtı da yoktur) buyurdu. [İbni Adiy] (Girişte veya direk arkasında kılma imkânı da yoksa, o zaman sabah namazının sünnetini de kılmayıp cemaate uyar, namazdan sonra da, artık sabah namazının sünneti kılınmaz.) (Sıkışıkken namaz için kamet getirilmiş olsa bile, önce helâya gidin.) [Ebu Davud] (Namaz için kamet okunurken, benim kalktığımı görmedikçe, kalkmayın.) [Müslim] BİLGİSAYARDAN KUR'AN OKUMAK Sual: Bilgisayardan Kur'an-ı kerim okurken, abdestli olmak gerekir mi? CEVAP: Âyetlere hiç dokunulmadıkça, nereden olursa olsun, Kur'an-ı kerim okurken abdestli olmak gerekmez; fakat abdestli okumak iyi olur. KUR'AN OKURKEN KALDIĞIMIZ SAYFA Sual: Kur'an okurken, kaldığımız sayfaya takvim yaprağı koyabilir miyiz? CEVAP: Yazısız, sade kâğıt koymalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda, (Hac bilinen aylardadır) buyuruluyor. Bilinen aylar hangileridir ve hac bu aylarda olmuyor da, niye 5 güne sıkıştırılıyor? CEVAP: "Hac vakti" ile "hac ayları" farklıdır. Hac ibadeti, hac vaktinde yapılır. Hac vakti, Arefe ve Kurban Bayram günleridir. Hac ayları ise, Şevval ve Zilkade aylarıyla Zilhiccenin ilk on günüdür. Tavaf, vakfe gibi ibadetler, Şevval ve Zilkade aylarında değil, sadece, Arefe ve Kurban Bayramı günleri yapılır. Hac ayları, hacla ilgili diğer fiillerin yapılması gereken aylardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hac için, hac aylarında ihrama girmek sünnettir.) [Buhari] Fıkıh kitaplarında da deniyor ki: Hac fiilleri, hac aylarının dışında yapılmaz. Hac için, bu aylardan önce ihrama girmek tahrimen mekruhtur. (Dürr-ül muhtar) İhramı, hac aylarından önce giymek de caizse de, mekruhtur. (S. Ebediyye) Haccın vaciblerinden birisi de, hac ayları içinde olmak şartıyla, Safa ile Merve tepeleri arasında, say etmek yani yedi kere usulüyle yürümektir. (S. Ebediyye) CENAZE İŞLERİ Sual: Cenaze işlerini ücretle yapmak caiz midir? CEVAP: Ölüyü yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve gömmek farz-ı kifayedir. Bu farzları, ücretsiz olarak Allah rızası için yapmak lazımdır. Cenazeyi parasız yıkamak çok sevabdır. Ücret istemek de caizdir. Ancak, parasız yıkayan yoksa para istemek caiz olmaz. Cenaze taşımak, kabir kazmak ücreti de böyledir. KEFEN PARASI Sual: Ölünün kefen parasını, başka birisi kendi parasından verse uygun olur mu? CEVAP: Kefenin, ölünün kendi helal malından olması ve önceden yıkanmış olarak hazır bulundurulması iyidir. Kefen, ölünün malından alınır. Borcundan, vasiyetinden ve mirasından önce, kefen parası ayrılır. Kadın zengin olsa da, kefenini kocası verir. KEFENİN PARÇALARI Sual: Ölünün kefeni kaç parça olmalıdır? CEVAP: Erkeğin kefeninin üç parça, kadının kefeninin, beş parça olması sünnettir. Daha fazla olması bid'attır. Kefenin yeni, temiz, kıymetli ve beyaz pamuklu [patiska] olması sünnettir. Erkeğe, ipek kefen haramdır. Tabutunu da, ipekle örtmek haramdır. Kadınlara ipek caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda, İblise değil, meleklere secde emri verildiği bildiriliyor. Şeytana, böyle bir emir verilmediği halde, neden şeytan cezalandırılıp lanetlendi? CEVAP: Hâşâ, Allahü teâlânın yanlış, lüzumsuz bir şey yapması, haber vermeden, suçsuz bir mahlûkunu cezalandırması yani zulmetmesi, elbette mümkün değildir! İblis, meleklerle beraberdi, onların hocasıydı. Allahü teâlâ, içinde İblis'in de bulunduğu melekler topluluğuna emir verdi. O toplulukta, İblis olmasaydı, verilen emirden sorumlu olmazdı. Âyet-i kerimelerde, (Fakat İblis secde etmedi) buyurulduğuna göre, İblis de secde emri verilenlerdendi. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik. İblis hariç, hepsi secde etmişti. O, cinlerdendi. Rabbinin emrinin dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da, İblis'i ve onun avanelerini mi, dost ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar, sizin düşmanınızdır. [Şeytanın yolundan gidenleri dost edinerek, Cenneti verip, Cehennemi almak] zalimler için, ne kötü bir değiş tokuştur.) [Kehf 50] Şeytanın, secdeyle emrolunduğunu bildiren, iki hadis-i şerif meali şöyledir: (Âdemoğlu, secde âyetini okuyup da, secde edince, şeytan ağlayarak uzaklaşır. Sonra şöyle der: "Yazık bana, Âdemoğlu, secdeyle emrolundu ve secde ettiği için, Cennete kavuştu. Ben de, secdeyle emrolundum; ama isyan ettiğim için Cehenneme müstahak oldum.") [Müslim] (Kibirden sakının. Kibir, şeytanı secde etmemeye sevk etti.) [İ. Asakir] OYUNLA VAKİT GEÇİRMEK Sual: Futbol veya başka oyunları, spor gayesiyle oynamak günah mıdır? CEVAP: Avret yeri açık olursa veya namaza mani olursa, her oyun haram olur. Oyunla vakit geçirmek, tavla, 14 taş ve benzeri oyunlar tahrimen mekruhtur. Bunlar, parayla, malla yapılırsa kumar olur, haram olur. (Redd-ül-muhtar) Demek ki, ne çeşit oyun olursa olsun, çayına bile olsa, parayla oynanınca haram, parasız oynanırsa tahrimen mekruhtur. Başka faydalı işler, mesela spor olarak, yürümek, koşmak, denizde yüzmek, evde çeşitli jimnastik aletleriyle spor yapmak tercih edilebilir. Çeşitli oyunlara bağlanıp, kitap okumaktan mahrum kalanlar, hatta yemek yemeyi bile unutanlar oluyor. Okuldaki derslerine bile çalışamıyorlar. SUDA BOĞULAN KİMSE Sual: Denizde veya gölde boğularak ölen kimsenin cenazesini yıkamak gerekir mi? CEVAP: Evet, üç kere yıkanır veya yıkamak niyetiyle suda üç kere hareket ettirilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimsenin öldüğü nasıl anlaşılır? Ölünce, ne yapmak gerekir? CEVAP: Sertleşme, soğuma ve kokma, ölüm alametidir. Soluğun kesilmesi, ağzına tutulan aynanın buğulanmamasıyla; kalbin durduğu, nabızla anlaşılır. Ölüm anlaşılınca, gözlerini kapamak ve çenesini bağlamak sünnettir. Çenesi, geniş bezle başı üstüne bağlanır. Gözlerini kaparken, (Bismillah ve alâ milleti Resulullah. Allahümme yessir aleyhi emrehü ve sehhel aleyhi mâ ba'dehu ve üs'ıd'hü bilikâike, Vec'al mâ harece'yhi hayran mimmâ harece anh) duasını okumak sünnettir. Manası, (Allah'ın adıyla ve Resulullahın dini üzere, yâ Rabbi bunun işini kolaylaştır! Sonunu âsan eyle! Sana kavuşmakla kendisini bahtiyar kıl! Varacağı yeri, çıktığı yerden daha hayırlı eyle) demektir. Soğumadan önce, el parmaklarını, dirseklerini, dizlerini açıp kapayıp, kollarını ve bacaklarını düz bırakmak sünnettir. Böylece, yıkaması ve kefene sarması kolay olur. Soğumadan önce, elbisesi çıkarılıp, geniş, hafif bir çarşafla örtülür. Çarşafın bir ucu başının altına, diğer ucu ayakları altına sokulur. Karnı üzerine, çarşafın üstüne veya altına, bir bıçak, demir gibi bir ağırlık konup, şişmesi önlenir. ÖLÜRKEN TEVBE Sual: Öleceğini anlayan hasta, (Bütün günahlarıma tevbe ettim) dese, tevbesi kabul olur mu? CEVAP: Ölüm alametleri başladığı, hayattan ümit kesildiği zaman bile, Müslümanın tevbesi kabul olur; fakat kâfirin imana gelmesi kabul olmaz. ÖLÜRKEN Sual: Ölmek üzereyken, (Cennet, Cehennem yok) gibi, küfre sebep olan bir şey söyleyen kimse, kâfir olarak mı ölmüş olur? CEVAP: Ölüm halindeyken, küfre sebep olan şey söyleyen Müslüman, mümin kabul edilir; çünkü o anda aklı başında değildir. Müslümana hüsnü zan edilip, ölüm sarhoşluğuyla söylediği kabul edilir. ZEMZEMLE YIKANAN KEFEN Sual: Kefeni zemzemle yıkamak uygun olur mu? CEVAP: Zemzemle yıkanmış kefen, Hanefi'de caiz, Şafii'de haramdır. Hanefi'de, kuruyunca zemzemin hepsi gider. Şafii'deyse, eseri kalıp, meyyitin kanıyla ve iriniyle kirletmeye sebep olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cenaze, nasıl yıkanır? CEVAP: Teneşir etrafında, önce buhur otu yakılıp üç veya beş defa dolaştırılır. Cenaze, örtülü olarak, tütsülenmiş teneşir üzerine, sırtüstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Göbekle diz arası örtülü olarak yıkanır; çünkü kadının kadınlar için avret yeri, erkeğin erkekler için olan avret yeri gibidir. Teneşire, kıbleye karşı yatırmak sünnettir. Teneşir, göbeğe kadar yüksek ve az eğik olmalıdır. Su, pek sıcak olmamalı, tuzlu olmalıdır. Serin ve tuzlu su, çürümeyi geciktirir. Ölü, çocuk da olsa, önce abdest aldırılır; fakat ağzına, burnuna su verilmeyip, bezle temizlenir. Önce yüzü yıkanır. Sonra, kolları yıkanıp, başı, kulakları ve ensesi mesh edilir ve ayakları yıkanır. Kâfurlu suyla, bu yoksa yalnız su dökerek, başı ve sakalı, sabunla yıkanır. Sonra sol yanına çevrilip, sağ yanına su dökülür. Su, teneşir tahtasına değen yerlerine kadar akıtılmalı, sonra, sağ yanına yatırılıp, sol tarafına, omuzdan ayağa kadar su dökülür. Sonra oturtulup, karnı hafifçe bastırılır. Bir şey çıkarsa yıkanır, yani su döküp giderilir. Sonra sol yanına yatırıp, sağ yanı tekrar yıkanır, yani omuzdan ayağa kadar su dökülür. Böylece sünnete uygun, yani üç kere yıkanmış olur. İki yanı yıkanırken de, üç defa su dökülür. Hasta, cünüp olarak vefat etmiş olsa da, bir defa yıkanır. Yıkandıktan sonra, abdesti bozan şeyler çıkarsa, tekrar yıkanmaz ve abdest aldırılmaz. Yalnız çıkan şeyler, su dökerek giderilir. Ölüyü yıkarken, niyet etmek sünnettir. Niyetsiz temiz olursa da, farz sakıt olmaz. Yıkama yerine, yıkayıcılardan başkası girmez. Velisi girebilir. Zaruret yoksa kokmaması için morga koymak yerine çabuk gömmeli, yolcu gelecek diye bekletmemelidir. Canlıya eziyet veren şey, ölüye de verir. Bunun için, çok soğuk ve çok sıcak suyla yıkanmaz. Zemzemle yıkamak caiz değildir. Saçları dökülürse, kefeni içine konur; çünkü insanın her parçası muhteremdir, gömülür. Yıkandıktan sonra, teneşir üzerinde bezle kurulanır. Ölünün saçlarını taramak, saç, sakal, bıyık ve tırnaklarını kesmek, Hanefi'de caiz değildir. Ağız, burun ve kulak deliğine, gözlere pamuk koymak caizdir. Su bulunmadığı zaman, teyemmüm yaptırılıp, namazı kılınır. Sonra su bulunursa, yıkanır; fakat namazı tekrar kılınmaz. Ölü yıkayacak kimsenin, önce gusletmesi müstehabdır. Cünübün ve özürlü kadının yıkaması mekruhtur. Cenaze yıkanmış su, müstamel su olur. Necis olur. Bunun için, yıkayanların üstüne sıçramaması, peştamal sarınmaları gerekir. Cenaze, yıkandıktan sonra temiz olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimi okurken, Peygamber efendimizin ismi geçince, hemen o mübarek ismi sevgiyle, saygıyla öpmeli. Çok nimete kavuşulur. Musa aleyhisselam zamanında hiç kimsenin sevmediği, günahkâr bir kimse vardı. Bu öldü. Bu da adam mı diye çöplüğe attılar. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama emretti, benim, falanca çöplükte bir evliya kulum var, onu oradan çıkar, temizle, namazını kıl ve defnet. Musa aleyhisselam adamı çöplükten çıkardı, güzelce yıkadı, kefenledi, namazını kıldı, bu arada ahali şaşırdı, Allah'ın Resulü bunların çöpe attığı adamı temizliyor, kefenliyor, namazını kılıyor. Definden sonra Musa aleyhisselam adamın evine geldi; - Ey hatun, bu adam ne yaptı, hangi hayırlı ameli yaptı? Kadın dedi ki: - Ya Resulallah, bunu hiç kimse sevmezdi, herkes kendinden kaçardı, iyi bir ameli de yoktu. - İyi düşün, bunun hayırlı bir ameli, iyi bir işi var. Kadın yine; - Hiç bir iyiliği yoktu, hep günah işlerdi dedi. Üçüncü defa sordu: - Bunun mutlaka bir şeyi var ki, Allahü teâlâ bana bunu defnetmemi söyledi. Kadın dedi ki: - Bir gün Tevrat okuyordu, okurken Muhammed (aleyhisselam) diye bir isim geçti. Bu ne güzel isim dedi, tekrar okudu, yine bu ne güzel isim dedi. Sonra, ya Rabbi, ismi böyle güzel olanın kim bilir kendisi ne kadar güzeldir, ben ona âşık oldum dedi ve ismini öptü. Musa aleyhisselam da, tamam, anlaşıldı buyurdu. Böyle bir Peygambere ümmet olmak, en büyük nimettir. Bir kimse inanarak Muhammed aleyhisselamı bir defa görse, gözleri görmüyorsa bir kere sesini işitse, bütün ilimler [fen ve din bilgileri ve bütün yükseklikler] ona verilir. Bu, boyaya batırılan kumaşın boyayı emmesi gibidir. Bütün üstünlükler ve ilimler, böyle ona geçer. Bu yüzden Eshab-ı kiramın hepsi müctehiddi, onların derecesine hiç kimse ulaşamaz, bu üstünlük onlara mahsustur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kendine güvenmek uygun mudur?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kişisel gelişimle ilgili yazılarda, kitaplarda, (Kendinize güvenin) deniyor. Kendine güvenmek, uygun mu? CEVAP: Müslüman, nefsine [kendine] değil, Allahü teâlâya güvenmelidir. Yani her konuda, elinden geldiği kadar çalışmalı, sebeplere yapışmalı; fakat sebeplerin tesirini Allahü teâlâdan beklemelidir. Tevekkül de, bu demektir. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, yalnız Rabbine güvenenin her dilediğini verir ve bütün insanları buna yardımcı yapar.) [F. Bilgiler] Ebu Muhammed Abdullah Raşi, buyuruyor ki: Allahü teâlâ ile insan arasında olan en büyük perde, kendine veya kendisi gibi aciz olan bir kula güvenmesidir. (Mektubat-ı Masumiyye) İslamiyet, tevekkülü emreder, tembelliği men eder. Bir hadis-i şerif meali: (Deveni bağla ve sonra Allahü teâlâya tevekkül et!) [İbni Asakir] Bu hadis-i şerif, hem tevekkül etmek, hem de çalışmak lazım olduğunu açıkça bildiriyor. Tevekkül, Allah'tan yardım bekleyerek, güçlükleri yenmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Bir işe başladığın zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!) [Âl-i İmran 159] Bu âyet-i kerime, tevekkülle beraber, yalnız çalışmak değil, çalışmanın üstünde olan, azmin de gerekli olduğunu gösteriyor. Demek ki, her Müslüman çalışacak, azmedecek, sonra da, Allahü teâlâya güvenecektir. Tevekküle inanmayanlar, tevekkülden alınan kuvvet ve cesaretin yerini boş bırakmamak için, "kendine güvenmek" ifadesiyle, bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyorlar. Bu da gösteriyor ki, tevekkül edilecek, güvenilecek bir yer lazımdır. O da, sadece Allahü teâlâdır. Bir âyet-i kerime meali: (De ki: Allah dilemedikçe, kendime hiçbir fayda ve zarar getirmeye, kâdir değilim.) [Araf 188] Bu âyet-i kerime ve daha nice benzerleri varken, tevekkülü kaldırarak, kendine güvenmek diye bir şey aramak yanlıştır. Kendine güvenmek, tevekkülün tersi ve tevekkülü bozan bir şeydir. Bundan başka egoistliğe, kendini beğenmeye yol açar. Tevekkülde, başkasının yardımına güvenmeyip, yalnız Allah'a sığınarak çalışmak inancı bulunduğundan, kendine güvenmekten beklenilen kuvvetten kat kat fazla kuvvet hâsıl olmaktadır. Kendine güvenen, kimsesizdir. Tevekkül eden Müslümanın, kendi çalışmasından başka, Allah'ı vardır. Bu tükenmez kaynaktan kuvvet almaktadır. Tevekkül eden Müslüman, hem bütün kuvvetiyle çalışmakta; hem de, kazancını kendinden bilmek gibi egoistliğe düşmemektedir. (F. Bilgiler) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İblis, meleklerin hocasıydı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İblis, lanetlenmeden önce meleklerin hocası mıydı? CEVAP: Evet, meleklerin hocası ve reisiydi. İslam âlimleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emriyle, bütün melekler Âdem aleyhisselama doğru secde etti. Meleklerin hocası olan İblis, emri dinlemedi, secde etmedi. İmam-ı Salebi hazretlerinin, İbni Abbas hazretlerinden rivayet ettiğine göre; İblis, meleklerle beraberdi. Ateşten yaratılan cinler taifesindendi. Meleklerse, nurdan yaratıldı. İblis'in önceki adı Azazil'di. Cennetin bekçilerindendi. Dünya seması meleklerinin reisiydi. Dünya semasının ve yerin sultanıydı. Meleklerden ilimde üstündü. Gökle yeryüzü arasını idare ediyordu, bunun için kendini büyük gördü. Bu hâli onu Allah'a isyana sürükledi. Allahü teâlâ da onu, rahmetinden uzaklaştırdı. (Cami'ul Ahkâm) İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki: (İblis, Cennet bekçilerindendi, dünya semasının işlerini idare ediyordu.) [Beyheki] Said bin Müseyyib buyuruyor ki: (İblis, Meleklerin reisi, hocasıydı.) [İbni Cerir, İ. Süyuti] MELEKLER GÜNAH İŞLEMEZ Sual: Bir tefsirde, Hârut ve Mârut isimli iki meleğin, günah işlediği yazılı. Başka bir kitaptaysa, meleklerin günah işlemediği yazılı. Hangisi doğrudur? CEVAP: Kur'an-ı kerimde iki melek denmesi, cinlerin, meleklerin içinde olmasından dolayıydı. Hârut ile Mârût cin taifesindendi. Melekler günah işlemez. (Tefsir-i Şeyhzâde, T. Kurtubi) İCTİHAD KAPISI KAPALI MI? Sual: İctihad kapısının kapandığı ve dört mezhepten başka bir mezhep kurulamayacağı söyleniyor. İctihad kapısı niye kapanıyor ki? CEVAP: Hicri 4. asırdan sonra, mutlak müctehid yetişmediği için, ictihad yapılmamış ve ictihad kapısı kendiliğinden kapanmıştır. Dört mezhepten başka bir mezhebe ihtiyaç da kalmadığı gibi, hicri dördüncü asırdan sonra müctehide de ihtiyaç kalmadı; çünkü Allahü teâlâ ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar hayat şekillerinde ve fende yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsini kapsayan hükümleri bildirdiler. Müctehitler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler de, bu hükümlerin yeni olaylara nasıl uygulanacağını, tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirirler. Kıyamete yakın, İsa aleyhisselam gökten inince ve Hazret-i Mehdi çıkınca, ictihad yapacaklardır. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Namaz borcu ve kul hakkı olan
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de, (Tevbenin kabul olması için, namaz borcu ve kul hakkı olmamak lazımdır. Bir namaz borcu olan, bunu kaza etmedikçe, tevbesi kabul olmaz) deniyor. Mesela içkiye tevbe eden kimse, namaz borcu veya kul hakkını ödemedikçe, tevbesi kabul olmaz mı? CEVAP: Tevbesi kabul olmaz demek, mesela namaz borcu olan bir kimse, (Yâ Rabbi, kılmadığım namazlar için tevbe ettim, bunları affet) derse, kaza etmedikçe affedilmez, yani bu tevbesi kabul olmaz demektir. Bunun gibi, üzerinde kul hakkı olan bir kimse, (Yâ Rabbi, kul haklarımı affet) derse, hak sahiplerinin hakkını ödemedikçe, helalleşmedikçe, kul hakları affedilmez, yani bu tevbesi kabul olmaz. Burada affedilmez, demek (Hiç affa uğramaz, doğruca Cehenneme gider) demek de değildir. Ahirette de, helalleşme olacaktır. Hak sahibi, ahirette hakkını helal ederse, mesele kalmaz. Helal etmezse, hakkı kadar sevablar alınıp, hak sahibine verilir. Böylece, kul borcu olanın, sevabları azalmış olur. Sevabları yoksa hak sahibinin günahlarını yüklenmek zorunda kalır. Namaz borcu olan da, affa veya şefaate kavuşarak Cennete gider. Affa veya şefaate kavuşmazsa, kabirde, mahşerde çektiği sıkıntılar günahlarına kefaret olur. VAKİT ÇIKINCA KILINAN NAMAZ Sual: Vaktinin çıktığını bilmeden, mesela, (Öğle namazını kılmaya) diye niyet edilse, kıldığı namaz sahih olur mu? CEVAP: Eğer, (Bugünkü öğle namazına) diye niyet ettiyse, o günkü öğle namazını kaza etmiş olur. Öğlenin vakti içinde olduğunu bilerek, (vaktin farzı) diyerek, başladığı namazı kılarken, vakit çıksa ve çıktığını bilmese, kıldığı namaz sahih olmaz. Vaktin çıktığını bilse, namazı sahih olur. Niyet ederken, (Bugünkü öğle namazının farzı) deseydi, vakit çıksa da, namaz sahih olup, kaza etmiş olurdu. Vakti girmeden kılınan farz, nafile olur. Vakti çıktıktan sonra kılınmışsa, kaza olur. Bunun gibi, öğle vakti çıktı sanarak, (Bugünkü öğleyi kaza etmeye) diye niyet edince, sonra vakit çıkmadığı anlaşılmışsa, öğleyi eda etmiş olur. KADINA İMAM OLMAK Sual: İmamın, kadınlara imam olmaya da niyet etmesi gerekiyormuş. Uzun zamandır, hanımımla beraber, cemaatle namaz kılıyoruz; fakat kadınlara da imam olmak için niyet gerektiğini bilmiyordum. Şimdi hanımın namazları sahih olmadı mı? CEVAP: Sahih oldu. Hanımın size uyduğunu bildiğinize göre, kadınlara da imam olmaya niyet etmiş sayılırsınız. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Resulullahın ve evliyanın kabirlerini ziyaret ederken kabrin neresinde durmalı? Kıbleye mi, kabre mi dönmeli, oturmalı mı, ayakta mı durmalı? CEVAP: Bu konuda din kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir: İmam-ı a'zam hazretleri buyuruyor ki: Abdullah ibni Ömer hazretlerinin bildirdiğine göre, Kabr-i saadeti ziyaret eden, Kıbleye arkasını, yüzünü kabre döner. Sonra, (Esselamü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh) der. Kabr-i şerife dönmek ve kıbleyi arkaya almak sünnettir. (Müsned) Ziyarette, namazda olduğu gibi, sağ el sol elin üstüne konur. (R. Ebu Bekr Muhammed Kirmani) Resulullah, mübarek kabrinde diridir. Ziyaret edenleri tanır. Hayattayken yanına gelen, mübarek yüzüne karşı dururdu. Kıble, arkasında kalırdı. Kabr-i şerifini ziyaret ederken de, elbet böyle olacaktır. Bir kimse, Mescid-i haramda kıbleye karşı duran hocasının veya babasının yanına gelip bir şey söylese, elbet buna karşı durarak söyler. Kâbe, arkasında kalır. Resulullahın mübarek yüzüne karşı durmak, babaya, hocaya karşı durmaktan elbet daha gereklidir. Dört mezhebin âlimleri, ziyaret ederken Kabr-i şerife dönmek gerektiğini söz birliğiyle bildirdiler. (İmam-ı Sübki-Şifa-üs-sikam) Mescid-i şerife girdiğinde, kıbleyi arkaya almalı, yüzünü Hücre-i saadete karşı dönmelidir. Edep ve saygıyla selam verip, salevat-ı şerife okumalıdır. (İmam-ı Malik) Ziyaret eden, Resulullahın mübarek başı bulunan köşeyi sol tarafına ve kıbleyi sağ tarafına alıp, köşeden iki metre kadar uzakta durmalıdır. Sonra kıble duvarını yavaş yavaş arkaya almalı, tam Kabr-i saadete dönünce, selam vermelidir. (İbni Cemaa-Menasik) Kabir ziyaretinde, kabre karşı durularak kıble arkada bırakılır. Her kabir ziyaretinde böyle yapılır. (Merakıl-felah) Kabir ziyaret ederken, kıbleyi arkada bırakıp, ölünün yüzüne karşı oturup selam vermek müstehabdır. Kabre el, yüz sürülmez, öpülmez. (İhya) Kıbleyi arkada bırakıp, ayak tarafında ayakta durmak efdaldir. (Redd-ül-muhtar) Resulullah, Baki Kabristanını ziyaret eder, mezar yanında ayakta dua ederdi. (M. Nasihat) Ayakta ziyaret etmek, oturarak ziyaretten efdaldir. (İbni Hacer-i Mekki) Kabrin ayakucunda durmak iyidir. Baş tarafında durmak da caizdir. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ufak olaylardan çok etkileniyorum. Çabuk kızıyor, annemi, babamı ve çevremi üzüyorum. Yanlışlarına tahammül edemiyor, hemen eleştiriyorum. Sonra da pişman oluyorum. Bu kötü huyumu frenleyebilmek için ne yapmam gerekir? CEVAP: İslam âlimleri, öfkenin, sinirlenmenin, kibirden, kendini beğenmekten ileri geldiğini bildiriyor. Tenkit etmek [eleştirmek], genelde, (Ben bunu biliyorum, sen bilmiyorsun, seni uyarıyorum, bu yanlış yoldan dön) demektir. Bu, hiç kimseye söylenmez, hele ana baba gibi büyüklere asla söylenmez. Bilgi, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. Bilgisiyle kibirlenmek, büyük felakettir. Hadis-i şerifte, (İlim sahibinin felaketi, kendini büyük görmesidir) buyuruldu. O halde, aklı olan kimse, ben daha iyi biliyorum diyerek kendisini felakete atmaz. Kibir kötü huydur, haramdır. Allahü teâlâyı unutmanın alametidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyiliğe engeldir. Kibirli değilim diyen kibirlidir. Yanına başkasının oturmasını istememek, hastalarla birlikte oturmamak, evine lazım olan eşyaları alıp evine getirmemek ve eski elbisesini tekrar giymekten hoşlanmamak, iş başında iş elbisesi giymek istememek kibirdendir. Fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, doğru sözü, haklı tenkitleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin ayağa kalkmalarının hoşuna gitmesi gibi şeyler de kibir alametidir. Başkasının tenkidinden hoşlanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun ağzından duymak zor geliyorsa, bunun da kibirden olduğunu anlamalıdır. Kibir, insanı Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefete sevk eder; çünkü kibirli insan, başka birinden hak ve hakikati duysa da onu kabul etmek istemez, hemen karşı çıkar. Dini konularda bile münazara edilse, inkâra kalkışır. Hatta hakkı, karşıdaki kişinin ağzından duysa, doğru olduğunu bile bile, onu çeşitli yollardan çürütmeye çalışır. Kötülükler, her zaman öfkeden doğar. Bir insanda kibir varsa, bunun alameti öfkesidir. Kibirden, öfke doğar. Bir kimse asık suratlı ve öfkeliyse, iyiye alamet değildir. Öfke, insanın aklını örter. O zaman şeytanın avucuna düşer. Şeytan da onu istediği yere sürükler. Öfkelenmek, insanın dinini imanını götürebilir, bundan çok korkmalıdır! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadiste, (Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış) deniyor. Buna göre, bir şeyin helal olup olmadığını anlamak için, aklımıza, kalbimize mi bakmak gerekir? CEVAP: Dinimizde dört delil vardır. Kalbe danışmak delil değildir. Eğer dindeki dört delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine göre sayısız din meydana çıkar. Ölçüyü iyi bilmek gerekir. Dinimizde, herkesin aklı ve kalbi ölçü olsaydı, Kur'an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. Dinimizde akıl da, kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz. Mesela bazı kimseler, (Ben Ankara'dan, oğlumun bulunduğu İstanbul'a, uçakla kısa bir zamanda geldim. Bir gün kalıp gideceğim. Ben günlerce yol gitmedim ki, hem gittiğim yer, kendi evim sayılır, kendi evimden daha çok rahat ediyorum. Niye İstanbul'da seferî olacakmışım ki? Üstelik Peygamberimiz, (Aklı olmayanın dini yoktur, müftüler fetva verseler de sen kalbine danış) demiyor mu? Öyleyse ben de, aklıma ve kalbime danıştım, Ankara'dan İstanbul'a gelmekle seferi olmam) diyor. Halbuki, bir kimse, Ankara'dan bir saatte İstanbul'a gelse, seferi olur da, Pendik'ten Fatih'e iki saatte gelse, yine seferi olmaz. Bir kimse, bir memura verilen hediyeyi müftüye sorsa, o da, (Bir çıkarı olmadan, iş bittikten sonra, kendi rızasıyla vermişse, bu hediye helaldir) diye fetva verse, ama o kimse, (Ben, bunu memur işimi yapsın diye, rüşvet olarak veriyorum, kalbim bunu hoş görmüyor) diyorsa, burada kalbin rolü vardır. Müftü, anlatılışa yani görünüşe göre o hediyedir diye fetva verse de, şüpheli şeylere bulaşmamalıdır. KOMŞUNUN SARKAN MEYVELERİ Sual: Komşunun bahçesindeki ağacın, bizim bahçeye sarkan dallarındaki meyvelerden ve yere düşenlerden yemek caiz olur mu? CEVAP: Caiz olmaz. Ağaçtan, herkesin geçtiği sokağa düşmüşse, ceviz gibi çürümeyenleri, sahibinin izin verdiği biliniyorsa yemek caiz olur. Kiraz gibi çürüyecek meyveyse, sahibinin yasak ettiği bilinmedikçe, alıp yenilebilir. Alıp, evine götürmek caiz değildir. VATY VE CİMA Sual: Din kitaplarında vaty ve cima kelimeleri geçiyor. Bunlar aynı şeyler midir? CEVAP: Vaty, cinsel ilişkinin genel adıdır. Nikâhlı olan ilişkiye cima, nikâhsız olana da, zina denir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, tövbe istiğfar edeni muhakkak affeder. Kim istiğfar ederse, muhakkak kabul olur. Nasr suresinde mealen, (Rabbine istiğfar et, o muhakkak tövbeleri çok kabul edendir) buyuruyor. Hud suresinde de mealen, (İstiğfar okuyun, imdadınıza yetişirim) buyuruyor. Tövbe edelim. Allahü teâlâ, tövbe edenin tövbesini kabul eder. Peygamber efendimize birisi gelip dedi ki, ben bir günah işledim, tövbe ettim, Allahü teâlâ tövbemi kabul etti mi? Peygamberimiz, etti buyurdu. Adamcağız, peki tekrar günah işledim, tekrar tövbe ettim yine kabul etti mi dedi. Peygamberimiz tekrar, etti buyurdu. O zat tekrar sorunca, Peygamber efendimiz; (Boşuna nefesini tüketme, kıyamete kadar da bu sürse, sen tövbe ettikçe Allahü teâlâ seni affeder) buyurdu Her namazdan sonra on bir İhlâs okumayı ihmal etmemeli. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Üç şey kendisinde bulunan kimse, Cennete dilediği kapıdan girecektir: Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra on bir defa İhlâs suresini okuyan, katilini affederek ölen.) İman varsa, her şey var demektir; iman yoksa hiçbir şey yoktur. İman hayattır, candır. Beden topraktan var oldu, tekrar toprak olacaktır. Bedene can veren imandır. Büyük zatlar, imansız bedeni seyyar kabre benzetmişlerdir. Ehl-i sünnet itikadını yaymak kimlere nasip olmuşsa, çok şükretsinler, hâllerini bozmasınlar. Allahü teâlâ elimizden alır, başka diyarlara, başka kullarına verir diye çok korksunlar. Bu bir rahmet bulutudur. Gezer, kim ve neresi layıksa oraya rahmetini bırakır. İtaatsiz hizmet olursa, fitne olur. Hizmetin itaate uygun olmasının bereketi vardır. Edepli insanın ömrü artar. Müminin neşesi yüzündedir. Asık suratlı olmak ona yakışmaz. Müslüman, almak için değil vermek için uğraşır; çünkü Müslüman için dünya, alma değil, verme yeridir. Almak ahirettedir. Namaz, Müslümanın sermayesidir. Bunun hesabı verildi mi, gerisi kolay olur. Sadaka verip, çok iyilik yapmalı. Sadaka ömrü uzatır, kazayı, belayı, hastalığı savar. İnsanlar üç kısımdır: 1- Gıda gibi olanlar, her zaman gerekir. 2- İlaç gibi olanlar, bazen gerekir. 3- Hastalık gibi olanlar. Bunlar gerekmezse de, gelip musallat olur. Bunlardan kurtulmak için, müdara etmek gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zariyat suresi, 50. âyetinde, (Allah'a koşun [küfrü bırakıp iman edin]. Sizi, Ondan [Allah'ın azabından] korkutup uyarıyorum) deniyor. Burada, Peygamber efendimize hitaben, (De ki) ifadesi olması gerekmez miydi? CEVAP: Kur'an-ı kerim Peygamber efendimize indi. Yani muhatabı Resulullah efendimizdir. "De ki" denmese de, ona inince, otomatikman, "böyle söyle" anlamı çıkar. İmam-ı Kurtubi hazretleri buyurdu ki: Bu âyet-i kerimede, Allahü teâlâ, Resulullaha insanlara böyle demesini emretti. (Camiu li-Ahkâm) Mealden din öğrenmeye kalkan, Kur'an-ı kerimde hata var zanneder. Bunun için İslam âlimleri buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimin hakiki manasını anlamak, öğrenmek isteyen, din âlimlerinin, kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarından hazırladığı bir ilmihal okumalıdır. Böyle bir ilmihal, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmış demektir. Kur'an tercümesi diye yazılan kitaplar, doğru mana veremez. Okuyanları, bunları yazanların düşüncelerine ve maksatlarına esir edip, dinden ayrılmalarına sebep olur. KADININ CENAZESİ Sual: İhtiyaç halinde, kadının cenazesini, erkek yıkayabilir mi? CEVAP: Hayır, yıkayamaz. Yıkayacak kadın bulunamazsa, cenaze baştan ayağa örtülü olarak, akrabası, eline bez sararak, elini örtü altına sokup, teyemmüm yaptırır; çünkü ölünün avreti, dirinin avreti gibidir. Bakması haram olan yere, dokunmak da, haramdır. Bir çocuğa da, öğretilip, yıkatılabilir. YIKAMADAN ÖNCE Sual: Cenazeyi yıkamadan önce, yanında Kur'an-ı kerim okunabilir mi? CEVAP: Üzeri örtülüyse ve yatağına bitişik değilse, yanında, sessiz olarak okunabilir. CENAZEYİ GECE DEFNETMEK Sual: Cenazeyi, gece gömmek caiz midir? CEVAP: Gündüz defnetmek müstehabsa da, gerektiğinde gece de gömmek caizdir. (S. Ebediyye) ÖLEN HANIMINA BAKMAK Sual: Kadın ölünce, kocası hanımının yüzüne de mi bakamaz? CEVAP: Yüzüne bakabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kalbimize gelen düşüncelerin, melekten mi yoksa şeytandan mı olduğu nasıl anlaşılır? CEVAP: Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Kalbe gelen düşüncenin, kimden geldiğini anlamak için, İslamiyet'e uygun olup olmadığına bakılır. Kalbe gelen düşünce nefse acı gelirse, bunun hayır olduğu; tatlı gelir, hemen yapmak isterse, şer olduğu anlaşılır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Melekten gelen ilham, İslamiyet'e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet'ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi] Allahü teâlâ, herkesin kalbine bir melek vazifelendirmiştir. İnsanın kalbine bu melekten gelen iyi düşüncelere ilham; şeytandan gelen kötü düşüncelere, vesvese; nefsten gelen kötü düşüncelere de, heva denir. İlham ve vesvese devamlı olmaz. Nefsin hevası, devamlıdır ve gittikçe artar. Vesvese, dua ederek, zikrederek azalır ve yok olur. Bir hadis-i şerifte, (Şeytan, kalbe vesvese verir. Allah'ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse vesveselerine devam eder.) buyuruluyor. (Ebu Ya'la) Vesveseden kurtulmak için çalışmalıdır. Nefse uyan kimse, vesveselere esir olur. Nefsine uymayanınsa, ilhama uyması kolay olur. (Berika) VEDA HUTBESİ VE VEHHABİLER Sual: Veda hutbesinde, (Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümit kesti) deniyor. Burada, mübarek beldelerde, kâfirler hâkimiyet kurmaz mı denmek isteniyor? CEVAP: Bu hadis-i şerifin şerhlerinde, Mekke ve civarında, artık puta tapma şeklinde küfre dönülmeyeceği, yani orada, eskiden tapılan putlara, geri dönüş olmayacağı, şeklinde açıklanmıştır. O hadis-i şerifin tamamı şöyledir: (Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümit kesti; ama sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde, ona uyulacak, bu da onu memnun edecektir.) [Müslim] Burada, (Şeytana itaat edenler olacak, bu da onu memnun edecek) deniyor. Bir de, (önemsiz şeylerde) denmiyor, (sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde) deniyor. Bu da, şeytana itaat edilecek hususların önemli olduğunu gösterir. Yani şeytana itaat edenler, onun hilesine düşüp, kendilerini Müslüman zannedecekler, ibadet yapacaklar; ama itikatlarının bozukluğu yüzünden helak olacaklardır. Vehhabiler, Vehhabi olmayan Müslümanlara, müşrik yani kâfir diyerek, şeytanı memnun etmeye devam edeceklerdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kabir ziyareti için uzağa gitmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evliya kabrini ziyaret için, uzak bir yere gitmek caiz midir? CEVAP: Bu hususta, din kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir: Resulullah, Uhud şehitlerini ziyaret için, Medine'den Uhud'a gelmiştir. Bundan dolayı, Kabr-i saadeti ziyaret için Medine'ye gitmek de, elbette ibadet olur. (M. Nasihat) Uzak kabirleri ziyaret, mendubdur. Seyyid Ahmed-i Bedevi gibi evliya zatlar, bunun için ziyaret edilmektedir. İmam-ı Gazali hazretleri, (Evliyanın Allahü teâlâya yakınlıkları aynı değildir. Ziyaret eden, her birinden farklı faydalara kavuşur) buyurdu. (Redd-ül Muhtar) Uzak olan kabirleri de ziyaret etmek için gitmek caizdir. Hele salihleri, velileri ziyaret için uzak yere gitmek sünnettir. (Mezahib-i Erbea) Diriyken ziyaret edilen âlimleri, vefatından sonra ziyaret etmek için, uzak memleketlere gitmek caizdir. (Hazanet-ür-rivayat, Hindiyye, Hazanet-ül-müftîn) (Büyük zatların kabrini ziyaret için uzak ülkelere gitmemek, başka bir işi için gidilince, ziyaret etmek iyi olur) da, denildi. (Cennet Yolu İlmihali) HAYZLI HÂLDE KABİR ZİYARETİ Sual: Hayzlı kadın kabir ziyareti yapabilir mi? CEVAP: Hayızlı veya cünübün, kabir ziyaret etmesinde bir sakınca yoktur. (Hindiye) Hayzlıyken, kabrin başında, dua niyetiyle, Fatiha okunup, ölüye bağışlanabilir. Ancak, her duayı abdestli okumak daha iyidir. EŞARBI MANTO İÇİNE KOYMAK Sual: Bir âyette, (Başörtülerini yakalarına örtsünler) denildiğine göre, eşarbı mantonun içine koymanın, bu âyete aykırı olduğu söyleniyor. Baş örtüsünün mutlaka göğsü ve omuzları kapatacak şekilde olması şart mı? Mantonun içine konsa mahzuru olur mu? CEVAP: Şart olan saçları örtmektir. O âyet-i kerimenin meali şöyledir: ([Kadınlar, yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç, kulak, boyun, gerdan gibi ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] Demek ki, başı örtmekten maksat, saçları, kulakları ve gerdanı örtmektir. Önemli olan, bu örtünmenin şekli değil, örtülmüş olmasıdır. Örtü, dikkati çekecek renk ve şekillerden de uzak olmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Doğru olan, sadece Ehl-i sünnet vel cemaat fırkası mıdır? CEVAP: Evet, sadece Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72'si, Cehenneme gidecek, yalnız bir fırka kurtulacaktır. Cehennemden kurtulacak olan tek fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizi, İbni Mace] Ehl-i sünnet vel cemaat, sünnet ve cemaat ehli demektir. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin "cemaati"dir. "Sünnet" de, Peygamber efendimizin yolu demektir. Demek ki, (Ben, sadece Kur'ana ve sünnete yapışırım) demek yetmiyor. Eshab-ı kiramı sevmek ve onların yolunda olmak da şarttır. Peygamber efendimiz, (Sadece benim yolumdan gidenler Cennetliktir) demedi. (Benim ve Eshabımın yolunda gidenler) buyurdu. Bu çok önemli bir inceliktir. Eshab-ı kiramın tamamını sevmek, sadece Ehl-i sünnet fırkasına nasip olmuştur. Şu halde, doğru yolda olmanın ölçüsü, Resulullahın ve Eshabının yolunda olmaktır. Her grup, ben Ehl-i sünnetim diyebilir. Bunu öğrenmenin yolu da vardır. Allahü teâlâ, İslamiyet'i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. İki âyet-i kerime meali: (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69] (Allah, kendisine yöneleni doğru yola iletir.) [Şûra 13] O halde, Allahü teâlânın sözüne güvenmeli, (Biz kesin doğru yoldayız) desek de yine, (Ya Rabbi, kimler doğru yoldaysa, senin rızan kimlerleyse, bana onları sevmeyi, onlarla beraber olmayı nasip eyle) diye dua etmelidir. Eğer doğru yoldaysak, duanın bir zararı olmaz. Yanlış yoldaysak, ihlâsla yaptığımız dua sebebiyle doğruya kavuşmuş oluruz. Herkes, samimiyetle böyle dua etmelidir. Hâşâ, (Allahü teâlâ, beni yanlış yola sokar) sanmamalıdır. ANA BABANIN MEZHEBİ Sual: Herkesin mutlaka anne ve babasının mezhebinde mi olması gerekir? CEVAP: Hayır. Herkese, anasından, babasından işittiğini, gördüğünü öğrenmek kolay geleceği için, Müslümanlar, genelde anasının, babasının mezhebinde olmaktadır. Yoksa mutlaka anne veya babasının mezhebinde olacak diye bir şart yoktur. Mezheplerin dördü de haktır. Herkes, yaşadığı yerde hangi mezhebin kitapları yaygınsa, hangi mezhepte sorup öğreneceği kimseler varsa, o mezhebi seçmelidir. Kendi mezhebinde kaynak kitap veya soracak kimse bulamayan, dört mezhepten herhangi birine geçmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Salih bir Müslümana, dinen fakir olup olmadığını sordum, hesapladı. Nisaba ulaşmadığını, fakir olduğunu söyledi. Ben de zekâtımı ona verdim. Aradan bir müddet geçtikten sonra, o kimse, ben yanlış hesaplamışım, dinen zenginmişim, verdiğin parayı da harcadım. Sen zekâtını bir fakire ver dedi. Zekâtımı tekrar bir fakire vermem gerekir mi? CEVAP: Fakir mi, zengin mi diye gerekli araştırmayı yaptığınız için tekrar vermek gerekmez. Zekât verilebileceğini, soruşturup anlayarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin olduğu anlaşılsa, zararı olmaz; yani zekât kabul olur. Fıkıh kitaplarında deniyor ki: Zekât verilecek olan kimse, fakir olduğunu, zekât alabileceğini söylemişse, bu kimsenin, zekât almaya hakkı olup olmadığını araştırmak gerekmez. Buna zekât verince, soruşturarak, araştırarak vermiş sayılır. (Nehr-ül-faik) İZİN VERİLEN TALEBE Sual: Eskiden, İslamiyet'i yaymak için izin verilen talebenin, evliya olması gerekir miydi? CEVAP: Hayır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Sevdiklerimizden birine, talebeyi yetiştirmek için, izin vermekten maksat, imanın gevşediği, çok kimselerin yoldan çıktığı, din bilgilerinin unutulduğu bu fırtınalı zamanda, Müslüman evlatlarına Allah yolunu göstermesi, kendisinin de talebesiyle uğraşırken, onlarla birlikte ilerlemesi içindir. Bu inceliği iyi anlamalı ve ömürde geri kalan birkaç günlük fırsatta çalışarak, talebeyle birlikte nimete kavuşmalı. Yoksa bu izni büyüklük ve olgunluk alameti sanıp, maksattan mahrum kalmamalıdır. (1/217) KREDİ KARTIYLA ALIŞVERİŞ Sual: Her türlü alışverişte, kredi kartı kullanmak caiz midir? CEVAP: Kredi kartı kullanmak caizdir. Kredi kartıyla, bir malı taksitle daha pahalı almak da, caizdir. Zaruretsiz kredi kartından nakit çekip faiz ödemek caiz değildir. Bir de, zaruret olmadıkça, kredi kartı borcunu geciktirip, cezalı ödemek caiz olmaz. Bunun gibi elektrik, su faturalarını da geciktirip ceza vermek caiz değildir. Para bulamamış veya unutarak geciktirmişse günah olmaz. "ŞEYTAN DOLDURUR!" Sual: Boş silahı temizlerken "şeytan doldurur" deniyor. Şeytan boş silahı doldurur mu? CEVAP: Hayır. Bu söz, (Silahı boş zannettiğimiz halde, boş olmayabilir, şeytan unutturabilir veya başkası doldurmuş olabilir. Dikkatli olmalı) anlamında söyleniyor.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir iş, ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur. Peygamber efendimiz, en çok sıkıntıyı ben çektim buyuruyor. O halde, hak olan dini de, kıyamete kadar sürecektir. Âdem aleyhisselam, kupkuru bir dünyaya geldi, yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra Peygamber efendimizin yüzü suyu hürmetine dua etti. (Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ) duasını devamlı okurdu. Sonra, iki evladından biri, diğerini öldürdü. Bir baba için ne zordur! Nuh aleyhisselam 950 yıl uğraştı. İnanmadılar, dövdüler, çok eziyet ettiler. Her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir, yaralarını sarardı. Tekrar tebliğe başlardı. Sonra Allahü teâlâ Ona gemi verdi. İbrahim aleyhisselamı ateşe attılar. Oğlunu kesme emri verildi ki, bu Allahü teâlânın halili ve peygamberiydi. Musa aleyhisselam da çok çekti, doğduğu sene Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile, zifiri karanlık, çaresiz... Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teâlâ Onunla konuştu. Bu mirac değildi, mirac yalnız Peygamber efendimize verildi. Eyyüb aleyhisselamın kurtlanmadık yeri kalmamıştı. Yakup aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti. Yusuf aleyhisselam kuyuya atıldı. Bunlar kolay mı? Zekeriya aleyhisselam, ağacın içinde ağaçla birlikte testereyle kesildi. İsa aleyhisselam, 30 kadar kişiyi ikna edecek diye neler çekti! Öldürmeye çalıştılar. Bunların hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için... Peygamber efendimiz, (Benim çektiğimi, hiçbir Peygamber çekmedi) buyuruyor. Hazret-i Ebu Bekir de, neler çekti, kaç kere dövdüler! Hazret-i Ebu Bekir, herkesten önce iman etti, malını ve canını feda etti. Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin sevabları, katlanarak Hazret-i Ebu Bekir'e, sonra da bir daha katlanarak, Peygamber efendimize verilmektedir. Hem kâinat Resulullahın hatırına yaratılmış, hem de, herkesin sevabları da, Ona verilmektedir. Hazret-i Ömer, namaz kılarken şehit edildi. Hazret-i Osman, Kur'an-ı kerim okurken şehit edildi. Hazret-i Ali'nin çektikleri, hele Hazret-i Hüseyin'in başına gelenler... Peygamber efendimizin vârisleri de, çok çektiler. Ne için? La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah dedikleri için. Dolayısıyla iman, inanmak çok zor, inandırmak daha zordur. İman, Allahü teâlânın, kullarına ihsan ettiği, özel nimetidir. İmanı olanlar, sevinçten oynasa yeridir! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mirac imanın başladığı yerdir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, Ümmihani'ye miracı söyleyince, aman kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer dedi. Peygamber efendimiz de, (O halde anlatacağım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer. Çürük taşlar üzerine bina olmaz. Ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın) buyurdu. Akıl durdu, zaman durdu, her şey durdu, iman başladı. Peygamber efendimizin hiç yalan söylemediğini, müşrikler de biliyordu. (Cenneti, Cehennemi gidip gören mi var?) diyenler oluyor. Evet, var. Kim var? Hayatında hiç yalan söylememiş olan, Muhammed aleyhisselam var. Her mübarek gece kıymetlidir; fakat mirac gecesinin ayrı bir özelliği vardır. Istırap ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Peygamber efendimiz, bir ay Taif'te İslamiyet'i anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar. Üzüntülü bir şekilde dönerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat etti. Addas adındaki, bağın bekçisi üzüm getirdi. Peygamber efendimiz, Bismillahirrahmanirrahim deyince, Addas şaşırdı, bu sözü buralarda hiç duymadım dedi. Peygamber efendimiz, sen nerelisin diye sorunca Nineveliyim dedi. Kardeşim Yunus'un ülkesindensin, o da benim gibi peygamberdi buyurdu. Addas, Yunus'u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz dedi ve iman etti. Ben de sizinle gelmek istiyorum dedi. Peygamber efendimiz, şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti. Gece, Ümmihani'nin evine geldi, amcan oğlu Muhammed'im buyurunca Ümmihani, haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok dedi. Peygamber efendimiz, yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter buyurdu. Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, Habibim bu halde gene bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git Habibimi bana getir buyurdu. Önce, Mescid-i Aksa'ya geldi, bütün peygamberlere imam oldu. Peygamber efendimiz gitti, Allahü teâlâyı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde, zamansız ve mekânsız olarak gördü. Yâ Rabbi, ümmetim için de bunu isterim dedi. İşte, beş vakit namaz, bize mirac olarak verildi. Miracda ne hikmetler vardır! Namaz kılmayan, miracdan mahrumdur. 1400 senedir devam eden, başka bir olay yoktur. İşte mirac, 1400 senedir devam ediyor. Mirac, aklın bittiği, imanın başladığı yerdir. Mirac namazdır. Allahü teâlâ, namaz gibi bir nimeti insanlara ihsan etti. Namaz, Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne de sebeptir. Namaz varsa, hayat vardır. Namaz yoksa, hayat yoktur. Beş vakit namaz kılmaktan mahrum olan, her şeyden mahrumdur! > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mirac ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere götürüldüğüne inanmayan sapık olur. (Bahr) Peygamber efendimiz miracını özetle şöyle anlatıyor: Verilen Burak'a binip Beyt-ül-Makdis'e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra mescide girip orada iki rekât namaz kıldım. Sonra çıktım. Hazret-i Cebrail bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi 1. semaya çıkardı. Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Âdem'le karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. 2. semaya çıktık. Yine orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana merhaba diyerek dua ettiler. 3. semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf'u gördüm. O da dua etti. 4. semaya çıktık. Aynı sualler ve konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris'i gördüm. O da dua etti. 5. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun'u gördüm. O da dua etti. 6. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa'yı gördüm. Merhaba diyerek dua etti. 7. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hazret-i İbrahim'i gördüm. O da dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm. Sonra Hazret-i Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Allah, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hazret-i Musa'nın yanına geldim. Ona, elli vakit namaz farz kılındığını bildirdim. Rabbinden azaltmasını iste. Tecrübem var, ümmetin buna güç yetiremez dedi. Birkaç defa Rabbimle görüştüm. Nihayet Rabbim buyurdu ki: (Farz namaz beş vakittir, her vakte on sevab vardır; böylece elli vakit namaz olur.) [Müslim] Mirac gecesini ibadetle gündüzünü de oruçla geçirmelidir. Bu konudaki iki hadis-i şerif meali şöyledir: (Bu gece iyi amel eden için yüz yıllık mükâfat vardır.), (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ. Gazali, Ebu Musa el-Medeni] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İş yerinde, namaz kılma imkânı olmayan kimse, namazı kazaya mı bırakmalı, yoksa öğle ve ikindiyi cem mi etmeli? CEVAP: Namazı kazaya bırakmak, büyük günahtır. Önce kendi mezhebimize göre vaktinde kılmak için, bütün imkânlar araştırılır; hatta tuvalette kılınır. Bu da mümkün olmazsa, Hanbeli mezhebinde, böyle durumlarda, mukimken de, öğleyle ikindiyi veya akşamla yatsıyı cem etmek caizdir. Öğleyle ikindi, öğle veya ikindi vaktinde cem edilerek yani birleştirilerek kılınabilir. Cem edilince, iki namazın farzı peş peşe kılınır. Arada sünnet veya kaza namazı kılınmaz. Öğle vaktinde kılınacaksa, öğlenin farzından sonra, (Niyet ettim Hanbeli mezhebine uyarak, ikindiyi takdim ederek, öğle vaktinde kılmaya) diye niyet ederek, ikindi namazının farzı kılınır. Öğleyi, öğle vaktinde kılma imkânı yoksa, (ikindi vakti, ikindiyle cem ederim) diye düşünmeli. İkindi vaktinde kılınırken, (Niyet ettim Hanbeli mezhebine uyarak, öğleyi tehir ederek, ikindi vaktinde kılmaya) diye niyet ederek, öğle namazı kılınır. Sonra, ikindi namazının farzı kılınır. SESSİZ OKUMAK Sual: Namazdan sonra ve başka zamanlarda yapılan duaları, çektiğimiz tesbihleri, kalbden mi yapmak uygundur, yoksa kendimiz işitecek kadar bir sesle mi okumalıdır? CEVAP: Duaları, kendimiz işitecek kadar okumak gerekir. Tesbih çekerken de, kendimiz işitecek kadar bir sesle okumalıdır. Dudakları kıpırdatmadan, tesbihleri sessiz çekmek, duaları sessiz yapmak uygun olmadığı gibi, yüksek sesle de, söylemek uygun değildir. Namazda, kendisi işitecek kadar okumazsa, namaz sahih olmaz. KURULANMADAN NAMAZA DURMAK Sual: Aceleyle abdest alıp, kurulanmadan namaza durmak caiz midir? CEVAP: Kurulamadan namaza durmak caizdir. Şafii'de, kurulanmamak daha iyidir. PİRİNÇ ÇUVALI ÜSTÜNDE NAMAZ Sual: Pirinç veya buğday çuvalları üzerine namaz kılmak mekruh mudur? CEVAP: Hayır; çünkü serttir. MERHEM ABDESTE MANİ Mİ? Sual: Yaraya, yağlı merhem sürüp, iyice ovulsa, ovulmuş hâli abdeste ve gusle mani midir? CEVAP: Hayır, gusle mani olmaz. Eğer yoğurt gibi durursa, altına su geçmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yabancı dil öğrenmek iyi olur mu? CEVAP: Elbette, iyi olur. Öncelikli olarak Arapça ve İngilizce öğrenmelidir. Bir hadis-i şerif meali: (Bir kavmin dilini öğrenen, onların zararlarından korunmuş olur.) [F. Bilgiler] Eshab-ı kiramdan Zeyd bin Sabit hazretleri buyuruyor ki: (Resulullah bana Yahudi dilini öğrenmeyi emretti, ben de öğrendim. Yahudilere gönderilen mektupların çoğunu bana yazdırırdı. Onlardan gelen mektupları bana okuturdu.) [Tirmizi] Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de buyuruyor ki: İslam dininin üstünlüklerini, rahat ve huzur kaynağı olduğunu ve medeniyete, fende ve ahlakta ilerlemeye ışık tuttuğunu dünyaya bildirmek için, kısacası, İslamiyet'e ve bütün insanlara hizmet etmek için, yabancı dil öğrenmek muhakkak lazımdır. EHL-İ KİTAPLA NİKÂH Sual: Müslüman erkekle Ehl-i kitabın nikâhlarının kıyılmasında bir fark var mı? CEVAP: Nikâhın kıyılmasında bir fark yoktur. Sadece, zimmî olan Hıristiyan veya Yahudi, yani ehl-i kitap kadınla nikâh kıyılırken, iki şahidin de zimmî olması caiz olur. Zimmî, İslam devleti idaresinde yaşayan, kitap ehli gayrimüslim demektir. ÖLÜNCE NİKÂH DEVAM EDER Mİ? Sual: Karı kocadan biri ölünce, yaşayan, ölenin cenazesine bakabilir mi? CEVAP: Kadın, ölen kocasına bakabilir; çünkü kocanın ölümünden sonra, nikâh, iddet bitinceye kadar [dört ay] devam eder. Hanefi mezhebinde kadın ölünce, kocası buna bakamaz; çünkü ölünce nikâh bozulur; fakat diğer üç mezhepte bakması caizdir. (Redd-ül-muhtar) HÜRMET-İ MUSAHERE Sual: Bir erkekle bir kadın arasında, hürmet-i musahere olunca, bunlar birbiriyle evlenemez mi? CEVAP: Evlenebilirler. Sadece o erkek, o kadının kızı veya annesiyle evlenemez. EVLİYANIN ELBİSESİNDEN Sual: Evliya bir zatın elbisesinden bir parça, kefen içine konulması iyi olur mu? CEVAP: Evet, çok iyi olur. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Salihlerin, velilerin elbisesinden kefen yapmak veya kefen içine, yüzüne, göğsüne koymak faydalıdır. (1/3) Âyet-i kerîmeleri, duaları, muhterem isimleri kefene yazmak veya kabre koymak caiz değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekâtın önemi nedir? CEVAP: Kur'an-ı kerimde çok yerde, namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyen, kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Allahü teâlâ zekat vermeyene lanet eder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah'a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani] (En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani] (Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi] (Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz sahih olup, borcu ödenirse de; namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.) (Zenginlerin zekâtı, fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde, kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp, çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri de milletin içinde kırkta bir yaratmıştır.) Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurduktan sonra şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: (Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler; iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar, o mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Al-i İmran 180] Bu acı azaplardan kurtulmak için malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur'an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35) Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Nisap miktarıysa zekâtı verilir. Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.07.2008
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekât nisabı ve zekâtla ilgili konular hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Zekât nisabı, 20 miskal, yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olan kimseye, zengin denir. Zekâta tâbi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı buluyorsa, kırkta biri zekât olarak fakirlere verilir. Nisabdan aşağı ise verilmez. Zekât, kârdan değil, ticaret malının veya paranın tamamından verilir. Alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacaklar tahsil edildikten sonra zekâtları verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir. Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına dâhil edilmez. Ticaret için alınıp ticaret için saklanan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir; çünkü bunlar ticaret malı olmuştur. Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7.2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olan, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise, mekruhtur. Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir. Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir. Borçlu ve fakire, hanımı zekât verebilir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek mekruhtur. Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekât, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir. Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb'de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb'in 3'ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur; hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir. Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.08.2008Kurumlara zekât vermek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimdeki fi-sebilillah kelimesine, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dâhil diyerek, dernekten partiye kadar her kuruluşa zekât verileceği söyleniyor. Bu doğru mudur? CEVAP: Kur'an-ı kerimde zekât verileceği bildirilen 8 sınıftan birisi de fi-sebilillah yani Allah yolundakilerdir. Bu sınıfa girenler: 1- Fi-sebilillahtan murad, fakir askerlerdir. (Nur-ül-izah) 2- Fi-sebilillahtan murad, cihad ve hac yolundaki muhtaçlardır. (Redd-ül-muhtar) 3- İmam-ı Ebu Yusuf'a göre, savaşa gidemeyen fakirler, İmam-ı Muhammed'e göre de hac yolundaki fakirlerdir. (Dürer) 4- Gaza veya hac için çıkıp da nafakası tükenenlerdir. (Tahtavi) 5- Üç mezhebe göre, gazi ve askerlerdir. Hanbeli'ye göre hac yolundakiler de dâhildir. (Mizan) 6- Gaziler olduğunda, dört mezhepte ittifak vardır. (M. Erbea) 7- Zahid-ül Kevseri hazretleri, Makalat kitabında, (Hayır kurumlarına zekât verilmesi caiz değildir. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlarına zekât verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmayı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez.] Bedayi'de, fi-sebilillah kelimesiyle Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Mesela zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir. Dürr-ül-muhtar'da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki vesikalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez. Ülkemizde, dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur'an kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekalet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekalet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. Vekil de, aldığı zekâtı, talebelerin ihtiyaçlarına, kurumun başka ihtiyaçlarına sarf edebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, para paradır, kâğıt parayla niye zekât verilmez ki diyorlar. Dinimizin bu husustaki hükmü nedir? CEVAP: Günümüzde herkes, dinden bahsediyor, aklına göre konuşuyor. Niye böyle olmasın ki, bence bal gibi olur diyorlar. Allah ne emrediyor, Peygamberimiz ne buyuruyor, din kitaplarımız ne yazıyor demiyorlar. Akla göre ölçü olsa, akıl sayısı kadar din olur. Onun için dinde nakil esastır. Zekât olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır. Başka mal, çek, senet veya paralar anlaşılmaz; çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüşle anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer) Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca zekât olarak, bu fülusun değerlerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (Miftah-üs-seade) Bakır paranın zekâtı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri buyurdu ki: Toprak sahiplerinden uşur ve zekât olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [kâğıt para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı paraysa da, altın değil, bakır paradır. (Redd-ül-muhtar) Zekât olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz [ticaret malı] vermek sahihtir. Elbise tüccarı, ya ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi) Zekât olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekâtı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye) Niye dişi deve verilmesi gerektiğini bilemeyiz. Deveye binilir, eti yenir, yük taşır. Dişi devenin erkek deveden farkı var, süt verir, yavru doğurur; fakat dişi deve, erkek deve olmadan yavru doğuramaz. Buna rağmen dinimiz erkek deveyi zekât olarak vermeyi caiz görmüyor. Bir bakkal, dükkanında sattığı mallardan zekât verebilir, konfeksiyon malından zekât veremez. Bir konfeksiyoncu da, ceket pantolon gibi sattığı mallardan zekât verebilir, pirinç, yağ gibi bakkalın sattığı mallardan zekât veremez. Bir eczacı ancak, sattığı ilaçları zekât olarak verebilir. Yahut altın olarak verir. Konfeksiyon veya bakkal malzemeleri veremez. Halıcı veya mobilyacı ancak ticaretini yaptığı, sattığı malları zekât olarak verebilir. Halıcı mobilya, mobilyacı halı veremez. Bazıları, (Fakire ne versen alır, yeter ki ver, fakir razı olur) diyorlar. Evet, fakir razı olur; fakat fakirin rızası önemli değildir, önemli olan Allah'ın rızasıdır. Kumarda da, faizde de, zinada da tarafların rızası vardır; ama Allah'ın rızası yoktur. Önemli olan Allah'ın emridir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ticaret malının zekâtı verilir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bakkallık yapıyorum, aynı zamanda zeytin bahçemiz de var. Zeytinlerin uşrunu dün verdim. Kalan zeytini satıp parasıyla bakkaliye malzemesi alıp satıyorum. Yarın zekât günümdür. Dükkândaki malların zekâtını yarın vereceğim. Uşrunu verdiğim zeytinlerden elde ettiğim paranın yine uşrunu veya zekâtını verecek miyim? Kitaplarda, uşru verilen mal satılıp paraya çevrilince veya ticaret malı olunca zekâtı verilir deniyor. Zeytinlerin uşrunu dün verdim. Şimdi, bir de yarın zekâtını vermek yanlış değil mi? Uşru verilen bir ürün, yıllarca elde kalsa zekâtı verilir mi? Bu ürünü satıp paraya çevirince para nisaba dâhil edilir mi? CEVAP: Ticaret bir iştir, yalnız niyetle olmaz. Başlamak da lazımdır. Ticareti terk etmekse, yalnız niyetle olur. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar. (Tam İlmihal) Siz o parayı ticarette kullanıyorsunuz, zekâtını da vermeniz gerekir. Zaten paraya çevrilince ticaret malı oluyor. Nisabı bulmuşsa zekâtını vermek gerekiyor. Uşru verilen mal, satılıp paraya dönünce zekât malı yani ticaret malı oluyor. Malın vasfı değişiyor. Vasfı değişmeseydi, yıllarca kalsa, zeytinin tekrar uşru verilmezdi. Ticaret malı olmadığı için zekâtı da olmazdı; ama şimdi vasfı değişti, zekâta tâbi oldu. Kâfire namaz, zekât, oruç gibi hiçbir ibadet farz değildir. Kâfir Müslüman olunca iş değişir, namaz, oruç farz olur. Çünkü kâfir değişti, Müslüman oldu. Bunun gibi, nisabı buluyorsa zekât vermek de farz olur. Tersi de olabilir. Müslüman, kâfir olursa, artık ona hiçbir ibadet farz olmaz; çünkü eski özelliğini kaybetti. Yabancı bir kız, yabancı erkeğe haramdır. Nikâh yapılınca helali olur; çünkü konumu değişti. Tersi de olur. Yani karı koca nikâhlıyken, boşandıkları an yabancı olurlar. Yine konumu değişmiş oldu. İmam Fatiha okuyunca cemaatin âmin demesi sünnettir. İmamın sesi mikrofona verilince sesin özelliği değişiyor, âmin diyenlerin namazı bozuluyor. Mikrofon, ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüyor. Hoparlör de, elektrik enerjisini ses enerjisine dönüştürüyor. Mikrofona, mikrofondan hoparlöre verilen ses, tıpatıp sahibine benzese de farklı bir sestir. Meydana gelen yeni ses, konuşanın kendi sesi değildir. Elektrik tesiriyle hâsıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği demir levhanın, husule getirdiği başka bir sestir. İşte başka bir sese âmin diyen cemaatin namazı bozulmuş oluyor. Netice: Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, uşru da zekâtı da verilmez; ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya çevrilirse zekât malı olur. Bir gün sonra da zekât günü gelse zekâtını vermek gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hayat sigortası yaptırdım. Her yıl belli miktar parayı yatırıyorum. 20 yıl sonra toplu olarak ödeme yapacaklar veya toplu ödeme istemezsem aylık olarak ödeyecekler (aylık maaş gibi). Burada biriken para toplu olarak alınınca, geçen 20 yılın zekâtı tek tek hesaplanarak mı verilecek, yoksa 20 yıl sonra ele geçen paranın o zamanki zekâtı mı verilecek? Eşim ve çocuklar için de hayat sigortası yaptırdım. Onların durumu nasıl? CEVAP: Sigorta paraları ve tasarruf bonoları zekât hesabına katılmaz. Senelerce sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır. Satış karşılığı alınan bonolar, böyle değildir. Bunlar, hisse ve tahvil senetleri, her sene zekât hesabına katılır. (S. Ebediyye) Eş ve çocuklarınızın durumu da aynı. Ancak, hanım ve çocuklar için yatırdığınız para onlarınsa, yani onların parasından vermişseniz veya onlara hediye etmişseniz zekâtlarını onlar verecek, sizinse siz vereceksiniz. Sigortanın onların adına olmasının önemi yok. NİSABIN SIFIRLANMASI Sual: Nisaba malik olunan tarihi kaydettik, mesela miktar 250 gr altın ve tarih 1 Ramazan 1425. Bir sene içerisinde bu nisap 50'ye düştü, sıfırladı, 500'e çıktı, 1 Ramazan 1426 olunca elimizdeki 100 gr altının zekâtını verecek miyiz? Elimizde 50 gr altın kalsa ne yaparız? CEVAP: Nisap sene içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan 50 gram varsa, sene sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani sene içindeki, sıfırlanma hariç, diğer dalgalanmalara itibar edilmez. NİSABIN HELAK OLMASI Sual: Nisabın helak olması ne demektir? CEVAP: Sıfırlanması demektir. Sıfır veya sıfırın altına düşerse helak olmuş olur. Sıfırlanma demekse, mevcut parası, altını vs. hiç olmamak veya borçlu duruma düşmek demektir. ZENGİNİN AİLESİNE ZEKÂT Sual: Bir kimse, zengin birisinin fakir çocuğuna veya fakir hanımına yahut zenginin fakir babasına zekât verebilir mi? CEVAP: Bir kimse, zekâtını zenginin küçük oğluna veremez; ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına, fakirseler verebilir. (S. Ebediyye) Burada büyük demek, akıl baliğ olmuş demektir. Küçükse, henüz akıl baliğ olmamış demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hoca, zengin de olsa her çeşit öğrenciye zekât verilebileceğini söyledi. Zekât fakirin hakkı değil mi? Zengine nasıl verilir? Öğrenci olmanın ayrıcalığı nedir? CEVAP: Her çeşit öğrenciye zekât verilmez. Müslüman ve fakir olma şartı aranır. Fakir olmayan öğrencilerden biri istisnadır. O da, din ilmini öğrenen ve öğretenlerdir. Din kitaplarında şöyle bildiriliyor: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. (Dürr-ül-muhtar) İbni Abidin hazretleri Dürr-ül-muhtarın bu ifadesini açıklarken buyuruyor ki: Cami-ul-fetava'da bildirilen hadisi şerifte, (İlim öğrenmekte olanın kırk yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, şu zenginlerin de zekât alabileceği bildirilmiştir: Allah yolunda cihad eden, borçlu ve borcunu ödeyemeyen zengin, kendi memleketinde zengin olduğu halde, bulunduğu yerde parasız kalan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan Müslümanlar. (Ebu Davud) ARAŞTIRARAK ZEKÂT VERİNCE Sual: Bazı kimselere, (Zekât vereceğim, tanıdığınız fakir kimse var mı?) diye sordum. Onlar da, (Şurada bir fakir var, ona verebilirsin) dediler. Zekâtımı verdim. Daha sonra, zekât verdiğim kişinin Müslüman olmadığını öğrendim. Zekâtım sahih oldu mu? Yeniden mi vermem gerekir? CEVAP: Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir; ancak zekât verecek kimseyi soruşturup araştırarak zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa, zararı olmaz. Yani zekâtınız sahihtir. Rastgele değil, araştırarak verdiğiniz için yeniden vermek gerekmez. BORÇLUNUN HAYRI Sual: Zekâtını vermeyen ve imkânı varken borçlarını ödemeyen kimsenin yaptığı hayır hasenata sevab verilir mi? Duası kabul olur mu? CEVAP: Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun bütün hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şevahid-ün Nübüvve kitabında deniyor ki: (Allahü teâlâ Salebe hakkında, (Onlardan kimi de, "Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekâtını vereceğiz, gerçekten salihlerden olacağız" diyerek Allah'a kesin söz vermişti. Ne zaman ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zaten yan çizip duruyorlardı) buyurdu. Salebe'nin kabilesi bunu işitince Salebe'ye, (Helak oldun. Allahü teâlâ senin hakkında âyet gönderdi) dediler. Salebe, Resulullaha gelip, (İşte malımın zekâtı, kabul eyle) dedi. Resulullah, (Allahü teâlâ senin zekâtını kabul etmekten beni men etti) ve (Sen kendi kendine ettin! Sana söyledim, sözümü dinlemedin) buyurdu ve onun zekâtını almadı. Resulullah vefat ettikten sonra Salebe, zekâtını Hazret-i Ebu Bekir'e getirdi. Hazret-i Ebu Bekir de, (Resulullahın kabul etmediğini ben nasıl kabul edebilirim) buyurdu. Hazret-i Ömer'in halifeliği zamanında zekâtını ona da getirdi. O da kabul etmedi; fakat Hazret-i Osman halifeliği sırasında kabul etti.) Burada iki sualim var: 1- Salebe sahabeden değil miydi? Normal bir Müslüman bile zekât verdiği halde, bir sahabi nasıl zekât vermez? Tevbe ettiği halde, zekâtı niye kabul edilmiyor? 2- Hazret-i Osman niye kabul etti? CEVAP: 1- Salebe münafıktı. Allahü teâlâ onun münafık olduğunu, tevbe de etmeyeceğini bildiği için zekâtını kabul etmedi. Halk arasında ayıplanmamak için, münafıklığı meydana çıkmaması için zekât vermek istedi. Allahü teâlâ da, Müslümanların bu oyuna gelmemesi için zekâtını kabul etmedi. Tevbe suresinin 76. âyetinin sonunda, (hüm mu'ridun) buyuruluyor. Tefsirlerde, (Onlar yan çizenlerdendi, sağa sola yalpalayanlardandı, döneklerdendi, sözünde durmayanlardandı, itiraz edenlerdendi) gibi manalar verilmiştir. Bundan sonraki iki âyetin meali: (Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamete kadar kalblerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi.) [Tevbe 77] (O münafıklar bilmez mi ki, Allah, onların gizlediklerini de bilir, fısıltılarını da.) [Tevbe 78] 2- Resulullahın kabul etmediğini Hazret-i Ebu Bekir de, bir örnek olsun diye kabul etmedi. Hazret-i Ömer ise, her bakımdan Hazret-i Ebu Bekir'e tâbi olduğu için o da, kabul etmedi. Böylece münafıkların zekâtlarının kabul edilmeyeceği kesinleşti. Hazret-i Osman'ın zekâtı alıp almaması, artık fark etmiyordu. Kâfirin verdiği şeyi almanın bir mahzuru olmadığı için, zekât olarak değil, bir bağış olarak kabul etti. Bu da kâfirlerin hediyelerini kabul etmenin caiz olduğunu göstermektedir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Uşru verilen mahsul birkaç yıl saklansa günah olur mu? Satılsa parasının zekâtı verilir mi? CEVAP: Uşru verilen mahsul, birkaç yıl saklansa da günah olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Zekâtı verilen mal kenz değildir.) [Ebu Davud, Taberani, Hâkim, Hatib, Münavi] Kenz; biriktirilmiş, istif edilmiş, stok edilen mal demektir. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Ticaret malının zekâtı verilir. Uşur vermesi gereken topraklardan hâsıl olan ve miras olarak ele geçen veya hediye gibi kabul edince mülk olan şeylerde, ticarete niyet edilse de, bunlar ticaret malı olmaz; çünkü ticaret niyeti, alışverişte olur. Mesela, uşrunu veren veya mirastan eline uruz [herhangi bir mal] geçen kimse, satmak niyetiyle saklasa, nisab miktarından fazla olsa ve bir yıldan fazla kalsa, zekâtlarını vermek gerekmez. (Redd-ül-muhtar) Bunları satınca veya kiraya verince, ele geçen mal ticaret malı olur. Zekât gününde nisaba dâhil edilir. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar. ZEKÂT VERİRKEN Sual: 70 lira zekât vermem gerekiyordu. Bir fakire 140 lira değerinde bir altın verdim. Sonra bu altını bana 70 liraya satar mısın dedim, sattı. Zekâtım sahih oldu mu? CEVAP: Altını fakire vermekle zekâtınız sahih oldu; ama 140 lira değerindeki altını ondan 70 liraya satın almak mekruh olur. Fakir, bana zekât verdi diye utancından ucuza satmıştır. Böyle yapmak yanlıştır. Durumu olduğu gibi fakire bildirip, mekruh işlemekten kurtulmak gerekirdi. Yani benim 70 lira zekât vermem gerekiyor. Ancak elimde 70 lira değerinde altın yok. 140 lira değerinde var. Size bu altının yarısını zekât olarak verdim demek gerekirdi. Sonra o altının yarısını bana 70 liraya satar mısın denirdi. Satarsa altının yarısı zaten sizindi, diğer yarısını da rayiç fiyattan almış olurdunuz. DİN İLMİ TALEBESİ Sual: Din ilmi öğrenen öğrenciye, zengin de olsa zekât verilir deniyor. Ben her gün dini kitap okuyup, dinimi öğrenmeye çalışıyorum. Zengin de olsam, zekât alabilir miyim? CEVAP: Dinini öğrenmek, her Müslümanın vazifesidir. Din ilmi tahsil eden öğrenci farklıdır. GAYRİMÜSLİME SADAKA Sual: Gayrimüslime, sadaka veya zekât verilebilir mi? CEVAP: Zimmi varken, zimmiye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi. Bugün dünyada zimmî yoktur. Yani, şimdi gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmî, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bu sene hacca gidecek bir zengin, hac için ayırdığı paranın da zekâtını verecek midir? CEVAP: Herkesin zekât zamanı aynı değildir. Zekât zamanı, hac zamanından önce olan, mesela ramazanda olan kimse, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı, hac zamanından sonra olan, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir. ÇOCUĞA VE FAKİRE ZEKÂT Sual: Çocuğa ve deliye zekât verilir mi? CEVAP: Babası zenginse, çocuğa zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan çocuğa zekât verilir. Deliye de, fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zenginin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez; ama büluğa ermiş oğlu fakirse verilir. (S. Ebediyye) ZEKÂTIN AFFOLMASI Sual: Zekât verme günü gelip de zekâtını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimsenin zekât borcu affolur mu? CEVAP: Malı kendi telef ederse, zekât borcu affolmaz, para kendiliğinden telef olursa zekât affolur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekât af olmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekât af olmaz, zekâtını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekât vermek gerekmez. FAKİR AKRABAYI TERCİH Sual: Akrabaya sadaka, zekât vermek çok sevab deniyor; ama benim akrabalarım fasıktır. O parayla, içki içerler. Bunlara vermeyip, salihleri mi tercih etmeliyim? CEVAP: Evet, salihleri tercih etmek gerekir. Salih akrabaları tercih etmekse, daha çok sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani, zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. KİRAYI BAĞIŞLAMAK Sual: Kirasını ödeyemeyen kiracıma, kirayı almadan bağışlasam, bu para zekât yerine geçer mi? CEVAP: Geçmez, sadaka olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allahü teâlâ seni biliyor mu?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Veysel Karani hazretlerine, uzak yoldan bir kimse gelip nasihat ister. O da, (Allahü teâlâyı bilir misin?) der. Elbette bilirim diye cevap verir. (Başka bir şeyi bilmene gerek yok) der. Yolcu, uzaktan geldiğini söyleyip, yine nasihat ister, o da (Allahü teâlâ seni biliyor mu?) der. Elbette biliyor diye cevap verir. Veysel Karani hazretleri de, (Başkasının bilmesine gerek yok o zaman) der ve gider. Ruhun dışında, insan ve hayvanın arasındaki fark, Allah sevgisidir. Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, İslam âlimlerini, Evliya-yı kiramı ve bunların kitaplarını tanıdıktan sonra, ihtiyaçtan fazla dünyalıklarla uğraşmak, zenginin çöplükte uğraşması gibidir Göz başkalarını görür; ama kendini göremez. İnsan büyüklerin kitaplarını okursa, kendini görür ve tanır. O zaman aynanın karşısına geçer ve kendi haline tükürür. Tevbe üç şekilde olur; dille, kalble ve halle (azalarla). Kusursuz insan olmaz; onun için, kusurunu bilmek tevbedir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri, yazdığı o kadar kitabın özetini de parmağındaki yüzüğe yazmış: (Kendi aklına uyan pişman olur.) Hazret-i Ömer'in yüzüğünde, (Vaiz olarak ölüm sana yetişir) yazılıdı. Hazret-i Ali de yüzüğüne, (El mülki lillah-Mülk Allah'ındır) yazdırdı. Beden, mal bizim değil, emanettir. Onu hayırlı yerlerde kullanmalıdır. Allahü teâlâ her şeyin şifasını yaratmıştır. Kalb hastalığının şifası da zikrullahtır. Nefsin tezkiyesi ve iman için kelime-i tevhid, yani (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) demek; kalbin temizlenip, günahların affı için, tevbe istiğfar etmek, (Estağfirullah) demek gerekir. Müminin kelamı, taamı ve siması şifadır. Müminin yüzüne muhabbetle bakmak, kalbe şifa verir. Mümin, Allahü teâlânın veli kuludur. Onun sevdiği kuludur. Ona muhabbetle bakmak, ona muhabbetle dua etmek, ona muhabbetle yardım etmek, Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazandırır. Hepimiz bu dünyada bir gaye için yaratıldık. O da Allahü teâlânın rızasını kazanmak. Onun rızasını kazanmak da, onun kullarına iyilik etmekten geçer. Onun kullarına vermekten geçer. Onun kullarının duasını almaktan geçer. Onun kullarını razı eden, Cenab-ı Hakk'ı razı etmiş olur. Allahü teâlânın razı olması için, önce kulların razı olması gerekir. Mesela anne baba, hoca, arkadaş... Yani kimin hakkı varsa, öncelikle onların razı olması lazımdır. Büyük zatlara zerre kadar benzemek, bütün dünya nimetlerinden, lezzetlerinden daha kıymetlidir. Hediye vermek de sünnettir, almak da sünnettir. Kendi otururken, karşısındakileri ayakta bekleteni, Allahü teâlâ sevmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, (Şu iş söyle olursa, kellemi keseceğim veya oğlumu kurban edeceğim) diye adakta bulunsa, dört mezhebe göre ne yapması gerekir? CEVAP: İmam-ı a'zama, İmam-ı Malik'e ve İmam-ı Ahmed'e göre bir koyun kesmesi gerekir. İmam-ı Şafii'ye göre bir şey gerekmez. Hanefi'deyse, İmam-ı a'zamın kavli değil, diğer imamların kavli tercih edilmiştir. Tercih edilen kavle göre, yemin kefareti vermek gerekir; çünkü çocuğunu veya kendini öldürmek haramdır. Haram bir şeyi adamak yemin olur. S. Ebediyye kitabında, (Filanı öldürmek, Allah için nezrim olsun diyen öldürmez, yemin kefareti verir) deniyor. Bunun gibi, (Şu işim olursa, vallahi bir şişe şarap içeceğim) diyen de, işi olunca şarap içmez, yemin kefareti verir. DİN KİTABINA HÜRMET Sual: İçinde âyet-i kerime meali bulunan dini kitapların üstünde bir şeyler yazmak, üzerine elini kolunu koymak caiz midir? CEVAP: Uygun değildir. Dini yazılara hürmet etmelidir. CAN SIKINTISI Sual: Canım sıkılıyor demek caiz midir? CEVAP: Caizdir. Canı sıkılanın kelime-i temcid söylemesi iyi olur. Bir hadis-i şerif meali: ("Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Ebu Nuaym] KARATE VE TEKVANDO Sual: Karate ve tekvando gibi sporlardan para kazanmak caiz midir? CEVAP: Namaza mani olmazsa, avret yeri de açık olmazsa, caizdir. BOŞAMAK NİYETİYLE Sual: Bir kimse, hanımını boşamak niyetiyle (Babanın evine git!) gibi kinayeli bir söz söylese, hanımı da, (Boşamak niyetiyle mi söyledin?) dese, o da, inkâr edip, (Hayır, gezmek için git demek istedim) dese hanımını boşamış olur mu? CEVAP: Evet, boşamış olur; çünkü burada niyet geçerlidir. TASAVVUF YOLU Sual: Tasavvuf yolunun esası nedir? CEVAP: Peygamber efendimize kadar hocaları, silsilesi belli, mürşid-i kâmil olan bir zatın büyüklüğüne inanmak, onu sevmek ve ona itaat etmektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cenaze namazı kılınırken, ayakkabıları çıkarmak gerekir mi? CEVAP: Altı necis olan ayakkabıyla veya necis yere basarak, cenaze namazı kılınamaz, bu ayakkabıyı çıkarıp, temiz olan üst tarafına basarak kılınırsa sahih olur. (S. Ebediyye) Böyle açıkça necaset görünmedikçe, ayakkabıyı çıkarmak gerekmez. EBU TURAB Sual: Hazret-i Ali'ye niye "Ebu Turab" deniyor? Turab nedir? CEVAP: Turab toprak demektir. Hazret-i Ali, mescidde kuru yerde yatarken Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali'nin yüzünün toz toprak içinde olduğunu gördü. Bizzat mübarek elleriyle toprağı yüzünden silkip, (Kalk yâ Eba Turab) buyurdu. Hazret-i Ali, (Benim için Ebu Turab lakabı bu bakımdan çok kıymetlidir) buyururdu. Ebu Turab, "toprak babası" demek değildir. Toprağı seven, toprakla haşır neşir olan, tevazu ehli demektir. KAÇIN KUR'ASI Sual: Bir kimse için, (Kaçın kur'ası) demek caiz midir? CEVAP: Kur'a, çekiliş demektir. Eskiden askerde, devreler kur'ayla belirlenirdi. Eskiler, daha tecrübeli olduğu için, onu kandırmak zor anlamında, kaçın kur'ası denirdi. Yani böyle söylemekte mahzur yoktur. RÜKÛ VE SECDE FARZDIR Sual: Rükûda ve secdede ne kadar durmak farzdır? CEVAP: Rükû için belini eğmek, secde için başını yere koymak farzdır. Buralarda bir veya üç kere (Sübhanallah) diyecek kadar durmak vacibdir. İLERLEME ALAMETİ Sual: Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, İslam âlimlerinin kitaplarını okumaya ve Silsile-i aliyye büyüklerini sevmeye başladığımda, bende bazı haller hâsıl oluyordu. Şimdi de, bunlara devam ettiğim halde, böyle haller hâsıl olmuyor. Bu neye alamettir? CEVAP: İyiye, ilerlemeye alamettir. MÜBAREK İSİMLERE HÜRMET Sual: (Koyun olmayan yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler) demek caiz midir? CEVAP: Hayır, caiz değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Okunan Kur'an-ı kerimi kimlere bağışlamak uygun olur? CEVAP: Başta Peygamber efendimize, diğer peygamberlere, Ehl-i beyte, Eshab-ı kirama, Tâbiine, mezhep imamlarımıza, Silsile-i aliyyeye, meşâyıh-ı izâma ve bütün müminlere hediye etmek iyi olur. SEFERİLİKTE NİYET Sual: Seferilik mesafesinde bir yere giden kimse, seferi olmaya niyet etmese yine seferi olur mu? Yahut seferi olmamak için, yolun yarısında niyet etse, mukim mi olur? Mesela bir kadın, seferilik mesafesine mahremsiz gidemeyeceği için, yolun yarısında seferiliğe böyle niyet ederek, mahremsiz gidebilir mi? CEVAP: Seferi olmamak için, niyet etmiyorum demek geçersizdir. Amerika'ya gitmek için karar verip bileti almak ve uçağa binip gitmek, niyettir. Amerika'ya gitmeye karar verse, biletini de alsa, ben sefere niyet ettim dese; fakat gitmese seferi olmaz. Demek ki seferi olmak için hem niyet, hem de gitmek gerekiyor. DAMATTAN PARA ALMAK Sual: Düğünlerde, âdete uyarak, gelin arabasının önünü kesip, para alıyorlar. Gelinin akrabaları kapıyı kapatıp, para almadan açmıyorlar. Böyle alınan paralar helal olur mu? CEVAP: Rızalarıyla veriyorlarsa helal olur. Mecbur bırakılarak, gasbediliyorsa helal olmaz. UÇAKLA BATIYA GİDEN Sual: Ankara'da akşam namazını kılıp, uçakla İzmir'e gelen, henüz güneşin batmadığını görse, güneş batınca akşam namazını tekrar mı kılması gerekir? CEVAP: Evet, akşamı tekrar kılması gerekir; çünkü vakit namazın şartıdır. Vakit girince o vaktin namazını kılmak gerekir; ama bugünkü uçaklarla, akşamı Ankara'da kılıp, İzmir'de güneşin batmadığını görmek mümkün değildir. DENİZİN ALTINDA ATEŞ Sual: Bir hadiste, hac veya cihad dışında, deniz vasıtalarına binilmeyeceği; çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da deniz olduğu söyleniyor. Bu iki iş dışında, mesela seyahat için gemiye binmek, caiz değil mi? CEVAP: Gemiye binmekte hiçbir mahzur yoktur. Müteşabih hadis-i şerifleri, âlimlerin açıklaması olmadan yazmak uygun olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İstemeden görmek ve işitmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sokakta açık bayanlar oluyor, bunlara istemeden bakmanın ve yine sokakta, istemeden gelen müzik seslerini dinlemenin hükmü nedir? CEVAP: Bakmakla görmek, işitmekle dinlemek farklıdır. Açık kadın, göze çarparsa günah olmaz. Gelen müzik sesi, sadece duyulursa; fakat isteyerek dinlenmiyorsa veya dolmuş, alışveriş merkezi gibi yerlerde, istenmeden dinlemek zorunda kalınmışsa günah olmaz. TERZİDE ARTAN KUMAŞ Sual: Bir terzide, müşteriden büyük küçük kumaş artıkları kalıyor. Bunları terzinin kullanması caiz olur mu? CEVAP: Evet, caizdir. Böyle şeyler âdete bağlıdır. Kumaş olarak işe yaramıyorsa kullanabilir. İşe yarıyorsa müşteriye verilir. İHLÂS NE DEMEKTİR? Sual: İslam Ahlakı kitabında, (İhlâs, ibadetleri, Allah emrettiği için yapmaktır) deniyor. Zaten herkes, Allah emrettiği için yapmıyor mu? CEVAP: O cümlenin devamında açıklanıyor. İhlâs, ibadetleri, sırf Allah rızası için, başka hiçbir menfaat düşünmeden, onun emri olduğu için yapmaktır. Başka bir menfaat düşünülünce ihlâsı zedeler. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibadete riya karışmış olur. Böyle ibadete sevab verilmez. Günah olur, azap yapılır. Demek oluyor ki: 1- İbadetler, Allahü teâlâ emrettiği için yapılmalı, 2- Onun rızasından başka, maddi, manevi hiçbir menfaat gözetilmemeli, 3- Her ibadet severek, beğenerek yapılmalıdır. REKLÂM KÂĞITLARINI BASMAK Sual: Matbaamızda, içki ve kumar aletleri gibi, haram olan şeylerin reklâm kâğıtlarını basmak haram mıdır? CEVAP: Haram değilse de, haramın reklâmını yapmamaya, dolaylı da olsa, haram işlere sebep olmamaya çalışmalıdır. DİN NASİHATTİR Sual: Bir hadiste, (Din nasihattir) deniyor. Din, ilahi emir ve yasakların toplamı değil midir? CEVAP: Bu hadis-i şerif, dini tarif etmiyor, nasihatin önemini belirtiyor. Din, nasihatle, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmakla ayakta kalır, yani din, nasihatle devam eder demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tevessül ne demektir? CEVAP: Resulullah veya evliya zatlarla, Allahü teâlâya tevessül etmek, yani bunların hürmeti için, dilekte bulunmak caizdir. Tevessül etmek, şefaatini istemek demektir. Ehl-i sünnet âlimleri, bunun caiz olduğunu bildirdi. Tevessül edenin duasının kabul olması, tevessül olunanın kerameti olur. Yani, öldükten sonra keramet göstermesi olur. (Hadika) İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Diriyken tevessül olunan, feyz alınan zata, öldükten sonra da tevessül edilerek, bundan feyz alınır. (Mişkat) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Resulullah, muhacirlerin [hicret eden Eshab-ı kiramın] fakirleriyle tevessül edip, fetih ve yardım talep etti. (3/93) Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Peygamberler ve evliya zatlar öldükten sonra da, bunlar vasıtasıyla Allahü teâlâya yalvararak dua etmeye, tevessül ve istigase etmek denir; çünkü bunlar ölünce, mucizeleri ve kerametleri devam eder. (Berika) Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki: Enbiya ölünce mucizeleri, evliya ölünce de kerametleri kesilmez. Enbiyanın mezarda diri olduklarını, namaz kıldıklarını, haccettikleri, hadis-i şerifler açıkça bildirdi. Şehitlerin de diri oldukları, kâfirlerle savaşırken, yardım ettikleri bildirildi. (Şevâhid-ül-hak) Seyyid Davud bin Süleyman buyuruyor ki: Tevessül demek, bizim için dua etmelerini dilemektir; çünkü onlar, Allahü teâlânın dünyada da, ahirette de sevgili kullarıdır. Onların istediklerine kavuşacaklarını, her dilediklerinin verileceğini, Kur'ân-ı kerim bildirmektedir. (Minhat-ül-vehbiyye) Sebeplerden değil, yalnız Allahü teâlânın yaratacağına inanarak dileği yalnız Allah'tan beklemek dinimize uygun tevessül olur. (Kıyamet ve Ahiret) İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Resulullah ile her zaman tevessül etmek çok iyidir. Yaratılmadan önce ve yaratıldıktan sonra, dünyada da, ahirette de, Onunla tevessül olunur. Yaratılmadan önce Onunla tevessül olunacağını gösteren vesikalardan biri, Peygamberlerin ve ümmetlerindeki velilerin Onunla tevessül etmiş olduklarıdır. (Cevher-ül-munzam) Yusuf Nebhani hazretleri buyuruyor ki: Hazret-i Ömer zamanında kıtlık oldu. Bir sahabi, Resulullahın kabrine gelip, (ya Resulallah, ümmetin helâk olmak üzeredir, yağmur yağması için dua eyle!) dedi. Resulullah buna rüyada görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu. Burada, Eshab-ı kiramın, Resulullahın kabrine gelerek tevessül etmiş olduğu bildiriliyor. (Şevâhid-ül-hak) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Berat gecesi ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Berat gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir. Yani 14 Şaban'ın bittiği günün gecesi ki, bu yıl Cumartesiyi Pazara bağlayan gece yani bu gecedir. Berat gecesinin günü, 17 Ağustos'tur. Oruç tutmak isteyen Pazar günü yani yarın tutmalıdır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de, amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban ayında üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey Oğul İlmihali] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir] (Şaban ayının 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: "Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim." Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] (Cebrail aleyhisselam gelip, "Kalk namaz kıl ve dua et! Bu gece Şaban ayının 15. gecesidir" dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.) [Taberani] (Müşahin, bid'at ehli demektir.) İçki içmek, cimrilik, kin gütmek gibi günahları işleyen kâfir olmaz. İmanı düzgünse, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer. Sevabları günahlarından daha çok gelirse Cehenneme girmeden de Cennete gider. Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari] Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe ve istiğfar etmeli, kaza namazları kılmalı, Kur'an-ı kerim ve ilmihal okumalı, Bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir. Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen) duasını çok okurdu. Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye] > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kalb katılaştığı zaman...
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Şu beş şey, katılaşan kalbe ilaç olur: 1- Salihlerle beraber olmak. 2- Kur'an-ı kerim okumak. 3- Helalden az yemekle yetinmek; çünkü helal yemek, kalbi aydınlatır. 4- Kâfirler ve günahkârlar için hazırlanan acı azabı düşünmek. 5- Kendisini Allahü teâlâya kulluk vazifesini yapmakta aciz ve noksan görmek; bununla beraber, Allahü teâlânın lütuf ve ihsanını düşünmektir. Bu, tefekkür olup bundan hayâ meydana gelir. Şu üç şeyi düşünmek de, tefekkür olur: 1- Allahü teâlânın, senin içini dışını bildiğini, her an seni gördüğünü düşünmek. 2- Dünya hayatını, dünya hayatının meşguliyetlerinin çokluğunu, dünya hayatının çok çabuk geçtiğini, ahiretin ve nimetlerinin devamlı olduğunu hatırdan çıkarmamak. İşte tefekkür, dünyaya düşkün olmayıp, ahirete rağbet etmek gibi meyveler verir. 3- Ölümü düşünmek ve fırsatı kaçırdıktan sonra pişmanlığın fayda vermeyeceğini bilmek. Böyle tefekkürün meyvesi; uzun emel sahibi olmamak, amellerini düzeltmek, ahirete hazırlık yapmaktır. Dille yalan söylememeli, gözle harama bakmamalı, kalble Müslüman kardeşimize haset etmemeli, kin tutmamalı ve iyi şeyler arzu etmelidir. Böyle yapmayan, sonunda bedbaht olur. İyilik edene kötülük edilir mi hiç? Bu, bizi yaratan ve sonsuz ihsanlarda bulunan Allahü teâlâya, nankörlük etmek olur. İyilik edene kötülük eden, kötülük edene nasıl iyilik edebilir ki? Tamahkâr, açgözlü insan, tamah zincirine bağlanmış ölüye benzer. Kalbdeki tamah, kalbi mühürler, mühürlü kalb de ölüdür. Mümin tamahkâr olmaz; nefsinin şehvet ve arzularına uymaz. En faydalı korku, günah işlemeye engel olan, elden kaçırdığı fırsatlar için çok üzülmeye sebep olan ve geriye kalan ömür için de, devamlı olarak düşündüren korkudur. En faydalı ümit de, amel etmeyi kolaylaştırandır. Ümit üçe ayrılır: 1- İyi amel yapıp kabul edilmesini bekleyenin ümidi. 2- Kötü iş yaptıktan sonra tevbe ederek affedilmesini bekleyenin ümidi. 3- Devamlı günah işleyip de, kendisini Allahü teâlânın affedeceğini zannedenin ümidi. Bu ümit, makbul değildir. Amelde ihlâs, amelin kendisinden daha zordur. Kul kendisiyle Allahü teâlâ arasındaki hususlarda, tam olarak sıdk, doğruluk üzere bulununca, Allahü teâlâ onu gayb hazinelerine vâkıf kılar. Allahü teâlâ kalbleri kendini anmak için yarattığı halde, insanlar onları şehvet, istek ve arzuyla doldurmuştur. Kalblerden şehvetin izini silecek şey, yalnız Allahü teâlânın korku ve sevgisidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Artık, işimiz Allah'a kaldı) demek küfür müdür? CEVAP: Bütün işler, hayır ve şer, Allah tarafındandır. (Önce işleri biz yapıyorduk, şimdi yapamadıklarımız ona kaldı) anlamında söylenirse, küfür olur. Hakikatte, her işi yapan Odur. İnsanlar ve diğer sebepler, sadece vesiledir. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Her şeyin yaratıcısı Allah'tır.) [Zümer 62] (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah'tır.) [Saffat 96] KUR'AN OKURKEN Sual: Al-i İmran 144, Ahzab 40, Muhammed 2 ve Fetih 29 olmak üzere, bu dört surede Peygamber efendimizin ism-i şerifleri geçiyor. Kur'an-ı kerim okuyan kimsenin, bu âyetleri okurken, Peygamber efendimize salevat getirmesi gerekir mi? CEVAP: Okurken getirmesi gerekmez. Okuması bitince söylemesi, iyi olur. (Redd-ül-muhtar) CAMİNİN BAHÇESİ Sual: Hayızlı olan kadın, caminin bahçesine de giremez mi? CEVAP: Bahçesine girebilir. Bahçesi, cami hükmünde değildir. ORUÇLUYA HATIRLATMAK Sual: Unutup yiyip içene, oruçlu olduğunu hatırlatmak gerekir mi? CEVAP: Eğer oruç yiyen kuvvetliyse söylemek gerekir, söylememek mekruh olur. Zayıfsa, söylememek gerekir. Allahü teâlâ ona unutturup, oruç yedirmiş olabilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlu bir kimse unutarak yiyip içerse, bu, Allahü teâlânın ona gönderdiği bir rızıktır, bu orucu kaza etmek gerekmez.) [Dare Kutni] TEŞBİHTE HATA OLMASIN Sual: (Teşbihte hata olmaz) atasözünü dine aykırı örneklerde de söylemek uygun mudur? CEVAP: Dine aykırı olursa caiz olmaz. Bu söz genelde, (Teşbihte hata olmasın) şeklinde söylenir. Bu şekilde olunca, benzetme yaparken, hata etmekten korkmayı ifade eder. Benzetmek uygun değilse de, daha iyi anlaşılması için söylüyorum demektir. Yine de, teşbih diye uygunsuz bir şey söylemek, uygun olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Küfür ehli ebedi cehennemde kalacaktır; fakat küfür bulaşığı olan kimse, Cehennemde cezasını çektikten sonra Cennete gidecektir) buyuruyor. Küfürle, küfür bulaşığı arasındaki fark nedir? CEVAP: Amentüdeki altı esasın birine inanmamak, küfrün kendisidir. Mesela bütün peygamberlere inanıp, son peygamber Muhammed aleyhisselama inanmamak küfürdür. Hıristiyanlığa hak din demek, papazlar da Cennete gidecek demek, üç din birleşmeli demek gibi şeylerin hepsi küfürdür. Bu inanışa sahip olan kimse, ebedi cehennemliktir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: 72 bid'at fırkasından olanların hepsi, itikadları bozuk olduğu için, Cehenneme girecekler ve itikadlarının bozukluğu kadar yanacaklardır. Bunların hepsi Cehenneme girecektir; fakat hiçbiri Cehennemde sonsuz kalmayacaktır. Cehennem ateşinde sonsuz azapta kalmak, imanı olmayanlar içindir. Bu 72 bid'at fırkasında olanlar, ehl-i kıble olduğu için kâfir olmuyorsa da, dinde inanması zaruri lazım olan şeylere inanmayanları ve (Ahkâm-ı islamiyye)den her Müslümanın işittiği, bildiği şeyleri tevilini bilmeden reddedenleri kâfir olur. (3/38) Bir kimse de, Ehl-i sünnettir, itikadında noksanlık yoktur; fakat Hıristiyanların Noel'ini kutlamıştır, zünnar kuşanmıştır, haç işaretli kolye takmıştır, benzeri bir küfür iş yapmıştır yahut haram olduğuna inandığı halde, bir günahı önem vermeden işlemiştir. Bu küfürlere küfür bulaşığı, küfür pisliği de denmektedir. Bu küfürleri işleyenler de Cehenneme gider; fakat ebedi kalmaz. 72 bid'at fırkasının küfür pislikleri de böyledir. Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kelime-i tevhidi söyleyip, bunun manasını kabul eden Müslüman, Muhammed aleyhisselam Allahü teâlânın Peygamberidir, her sözü doğrudur, ona uygun olmayanlar yanlıştır, kötüdür diye inanırsa ve bu imanla giderse, küfür pisliklerinin cezasını çektikten sonra Cennete gider. Kâfirlere mahsus olan ve küfür alameti olan âdetlerini yapar ve dini bayramlarına katılır, kâfirlerin mukaddes bildikleri günlerinde ve gecelerinde, onların yaptıklarını yaparsa veya bir günahı hafif görerek, önem vermeyerek işlerse, muhakkak Cehenneme girer; ama kalbinde zerre kadar imanı olduğu için, Cehennemde sonsuz kalmaz. Küfür pislikleri temizleninceye kadar azap çekip, sonunda Cehennemden çıkar. (1/266) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şeytanın çeşitleri var mıdır, zararları nelerdir? CEVAP: Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylere, şeytan denir. Şeytan üç çeşittir: İblis, nefs ve kötü arkadaş. 1- İblis ve avaneleri: Bu şeytanlar, cin sınıfından ve İblis'in soyundandır. İblis çok âlim idi. Âdem aleyhisselama karşı secde etmesi emredilince, kibirlenip secde etmedi. Daha önce meleklerin hocasıyken, sonra ebedi olarak lanetlendi ve şeytanların reisi oldu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten yaratıldı. Ateş suyla söner. Öfkelenen abdest alsın!) [Nesai] (Öfkelenen otursun, otururken öfkelenen de yatsın.) [Ebu-ş-şeyh] (Aksırmak Rahmandan, esnemek şeytandandır.) [Tirmizi] (Kuvvetli aksırmak da şeytandandır.) [İbni Sünni] (Namazda esnemek şeytandandır.) [Buhari] (Acele şeytandan, teenni Rahmandandır.) [Tirmizi] (Teenni, temkinli, ihtiyatlı olmaktır.) (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) [Beyheki] (Şu beş şey hariç, acele şeytandandır. Kızını evlendirmek, borcunu ödemek, cenaze işlerini çabuk yapmak, misafiri doyurmak, günaha hemen tevbe etmek.) [İ. Ahlakı] (Feryat etmeden ağlayın; çünkü göz ve kalbden gelen şey Allah'tandır, elden ve dilden gelen şey şeytandandır.) [Buhari] (Ağlamak merhamettendir. Bağırıp çağırmak şeytandandır.) [İbni Sa'd] (Gece merkep anırırsa ve köpek havlarsa şeytandan Allah'a sığının; çünkü hayvanlar sizin görmediklerinizi görürler.) [İ. Sünni] (Vesvese şeytandandır. Necaset temizlerken, vesveseden sakının!) [Tirmizi] (Namazda hayz görmek ve uyuklamak şeytandandır.) [İ. Mace] (Namazda esnemek, kusmak ve burun kanaması şeytandandır.) [Tirmizi] (Bu ve benzerlerinin istisnası vardır. Mesela Ramazan ayında esnemek şeytandan değildir, sinirseldir. Kusmak, burun kanaması, uyuklamak gibi şeylerin şeytandan olmayanları da vardır.) (Cumada uyuklamak şeytandandır. Uyuklayınca yerinizi değiştirin.) [İ. Ebi Şeybe] (Güzel rüya Allah'tan, kötü rüya şeytandandır. Kötü rüya gören, kimseye anlatmasın, sol tarafına tükürsün [tü, tü diyerek tükürür gibi yapsın] ve şeytandan Allahü teâlâya sığınsın. Böyle yapınca, o rüyanın zararı olmaz. Güzel rüya gören de, sevdiklerine anlatsın.) [Buhari] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Fakirlikten korkmak, uğursuzluğa inanmak da, şeytandandır. Bir âyet-i kerime meali: (Şeytan fakirlikle korkutup, size cimriliği emreder.) [Bekara 268] Şeytan musallat olup da, günaha teşvik edince, hemen Allah'ı zikretmeli yani kelime-i tevhid okuyarak, estağfirullah diyerek Allahü teâlâyı anmalıdır. Bir âyet-i kerime meali: (Rahman olan Allah'ı zikretmekten gafil olana, yanından ayrılmayan bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Şeytan, zikredilince kaçar, zikredilmezse vesveseye devam eder.) [Ebu Ya'la] Celaleddin-i Suyuti hazretleri buyuruyor ki: Şeytanın vesvesesinden, sıkıntıdan kurtulmak için, her gün bu duayı okumalıdır: (Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül'azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!) [Kitab-ür-rahme fit-tıbb-i vel-hikme] 2- İnsanın nefsi: İçimizde bulunur, hep kötülük isteyen bir kuvvettir. Bu, şeytana göre daha zararlıdır; çünkü içtedir. İçteki yara gibi tedavisi zordur. Şeytan, bir konuda bir kere vesvese verip gider. Nefis çok inatçıdır, aldatıncaya kadar uğraşır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Şeytandan gelen hastalıklar, küçük bir ilaçla kolayca giderilebilir. Nefsimiz, her zaman yanımızda bulunan, azılı can düşmanıdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımıyla bize saldırır. Onun yardımıyla bizi yaralar. Nefsin her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uyar.) 3- Kötü arkadaş: Üç düşmanın en tehlikelisi budur. Dünyada rezil eder, ahirette Cehenneme götürür. Kitap, gazete, dergi, radyo, TV, internet siteleri de, birer arkadaştır. Bunlar kötü olursa, felaket olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kişinin dini arkadaşının dini gibidir. Kiminle dostluk ettiğine dikkat et!) [Hâkim] Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama da şöyle vahyetti: (Beni sevmeyenlerle arkadaşlık etme! Bunlar senin düşmanındır. Kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırır.) [İ. Gazali] Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yazarın birisi, (Mukabele okumak ve dinlemek uygun değildir. Kur'anı okuyanın ve dinleyenin anlaması şarttır. Papağan gibi okumak, fayda yerine zarar verir) diyor. Her milletten Müslüman olanlar var. Kur'anı herkesin anlaması mümkün olmadığına göre, Arapça bilmeyenlerin Kur'an okuması günah mıdır? CEVAP: Kur'an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz; hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sual ederdi. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an-ı kerim Allahü teâlânın metin [sağlam] ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace] Kur'an-ı kerimin, çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren, hayrete düşüren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 10] Demek ki, her Arapça bilen, Kur'an-ı kerimi anlayamaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Cenab-ı Hakkın, (Anlayarak da anlamayarak da Kur'an-ı kerim okuyan, benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirmektedir. (İhya) İslam âlimlerinin en büyüklerinden, Hanbeli mezhebinin reisi İmam-ı Ahmed hazretleri böyle buyururken, hâlâ herkesin Kur'an-ı kerimi anlayarak okuması gerektiğini söylemek ne büyük gaflettir! BERAT GECESİNDE Sual: Berat gecesinde kaderimiz tekrar mı yazılıyor? CEVAP: Hayır. Kader, ezelde Levh-i mahfuzda yazılmıştır. Sonradan bir şey yazılmaz. Yani, Levh-i mahfuzda olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır. Allahü teâlânın ezeldeki ilmi nasılsa, Levh-i mahfuzdaki değişiklikler, ona uygun olur. (Tefsir-i Hazin) Allahü teâlâ, ezelde, hiçbir şey yaratmadan önce, her şeyi takdir etti, diledi. Bunlardan, bir yıl içinde olacak her şeyi, Berat gecesinde meleklere bildirir. (S. Ebediyye) ZEKÂTI FAZLA VERMEK Sual: Bir kimse, zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın verse, fakire verdikten sonra tekrar hesaplasa, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekâta bu bir altını mahsup edebilir mi? CEVAP: Evet, edebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ramazan ayı çok şereflidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayı yaklaşmaktadır. Bu ayın önemi nedir? CEVAP: Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz. Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai] (Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari] (Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi] (Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi] (Oruçlu çirkin konuşmasın! Birisi sataşırsa, "Ben oruçluyum" desin!) [Buhari] Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Dinî bir mazeret varsa, oruç tutmamak günah olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kendi için bir hizmetçi istemediği müddetçe kul, kuldur. Kendisi için bir hizmetçi istedi mi, yüksek derecesinden düşmüş ve kulluğun edeplerini terk edip sınırlarını aşmış olur; çünkü başkasının kendisine hizmet etmesini isteyecek kadar, nefsini büyük görmüştür. Sahip olduğumuz zamanların en üstünü, nefsimizin istek ve arzularından kurtulduğumuz ve halk için kötü düşünmediğimiz vakittir. İşlediğimiz faziletli amele güvenerek, azap olunmaktan korkmazsak helak oluruz. Kim, Allahü teâlânın rızası için nefsini ayıplarsa, Allahü teâlâ onu gazabından korur. Kötü ve yanlış sözleri çok dinlemek, taatın, ibadetin tadını kalbden siler. Yarın bize zarar verecek şeyler için, keder ve gam içinde bulunalım. Ahiret saadetini harap eden şeyler için üzülelim. Yarın bize fayda vermeyecek şey için sevinmeyelim! En faydalı korku, insanı günahlardan ve kötülüklerden alıkoyanıdır. İnsana, boşuna geçen ömrü için üzülmek yaraşır. Kalan ömrünü de iyi kıymetlendirmesi lazımdır. Kişinin malayaniyi (boş ve faydasız şeyleri) terk etmesi, onun Müslümanlığının güzelliğindendir. İyi insanların güzel âdetlerinden birisi, Allahü teâlâyı gece gündüz anmalarıdır. Onu anmak, zikir, kalb ve dille olur. Ancak kalbin zikri daha üstündür. Kalblerimizi, Allahü teâlâyı anmakla diriltelim. Onun korkusuyla dolduralım. Onun sevgisiyle nurlandıralım. Ona kavuşma arzusuyla sevinçlendirelim ve bilelim ki; Ona olan sevgimiz derecesinde yükselir, niyetlerimizin doğruluğuyla, nefsimizi kahreder, şehvetleri yenip amellerimizi temiz kılabiliriz. Sözlerin büyüğü, büyüklerin sözüdür. O büyüklerin sözünde, Rabbani tesir vardır. Gücümüzün yettiği ve elimizden geldiği kadar, dünyalık bir şey sebebiyle kızmamaya gayret etmelidir. İnsanlar edebe, ilimden çok daha fazla muhtaçtır. Devamlı utanmaktan ve sıkılmaktan bahseden, fakat Allahü teâlâdan sıkılmayan kimseye, ne kadar şaşılır! İhtiyacı olmayan bir şeye muhtaç gözüken, muhtaç olduğu bir şeyi kaybeder. Allahü teâlâ çeşitli ibadetleri bildirdi. Sabrı, sıdkı, namazı, orucu ve seher vakitleri istiğfar, tevbe etmeyi buyurdu. İstiğfarı en sonra söyledi. Böylece kula, bütün ibadetlerini, iyiliklerini kusurlu görüp, hepsine af ve mağfiret dilemesi lazım oldu. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Avrupa'daki bazı Müslümanlar, yatsı ve sabahın vakti girmeyen yerlerde, cemaatle nafile namaz kılıyorlar. Bu doğru mudur? CEVAP: Doğru değildir. Ramazanda kılınan teravih hariç, nafile namazlar cemaatle kılınmaz. Kur'an-ı kerimde, beş vakit namazın vakitleri çeşitli âyet-i kerimelerde bildirildiği halde, (Beş vakit namaz) tabiri geçmez. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplara yakın yerlerde beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir. Şafii âlimlerinin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır. Hanefi âlimlerinin çoğuna göre de, vakit girmediği için bu iki namaz farz olmaz. Nitekim ayakları olmayan kimse için, abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine, vücudun başka yerini yıkamak gerekmez. Zengin, İslam'ın beş şartını da yapmakla mükellefken, fakire zekât vermek ve şartları yoksa hacca gitmek de farz değildir. Şu halde ifa bakımından, İslam'ın şartı zengine göre beşken, fakire göre üçtür. Fakire de, (Sen İslam'ın beş şartını yapmaya mecbursun) denilemez; çünkü onda zenginlik şartı yoktur. Hayzı 10 gün devam eden bir kadın, her ay 10 gün namaz kılmaz; çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı mevcut değildir. Hayzdan kurtulunca kaza da etmez. Kısa gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez. (Nimet-i İslam) Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Sadrüddin Bürhan-ül eimme, (Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. (Halebi) Hanefi'de vakit, namazın hem şartı, hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez; fakat bazı âlimlere göre, bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, (Vaktine yetişip de kılmadığım son yatsı veya sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur. Seferi olanın, dört mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve Ay'a giden Müslüman, seferiyse oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Bu bakımdan gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saatle başlanır ve saatle bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer) > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, orucunu nasıl tutar? Tutamazsa kime ne kadar para verir? CEVAP: Çok yaşlanıp, ölünceye kadar ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta oruç tutmaz; ama yine herkesin gözü önünde yiyip içmemeli, gizli yiyip içmeli. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, fidye verir.) [Nesai] Yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zenginse, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un verilir. Bir fıtra miktarı un, 1750 gramdır. 1750 gram un ise, en fazla 2 YTL eder. 30 gün oruç için 53 kg un vermek kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar [mesela 50 YTL tutarında] altın, tutulamayan 30 gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen hasta, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık) Bu yıl için bir çeyrek altın fidye olarak kâfi gelir. İki çeyrek, yani yarım altın verilirse daha iyi olur. Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değeri kadar altın verir. HASTALARIN ORUÇ TUTMASI Sual: Rahatsızlığım var, oruç tutmasam günah olur mu? CEVAP: Orucun, birçok hastalığa faydalı olduğu, tıp uzmanları tarafından açıklanmıştır. Hadis-i şerifte, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur) buyuruldu. (Beyheki) Zekât veren, malını kirden temizleyip, tehlikelerden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudunu hastalıklardan korur. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sağlığa kavuşmak için oruç tutun!) [Taberani] Midesinden veya başka bir yerinden rahatsızlığı olan bazı kimseler, hastayız diyerek oruç tutmuyorlar. Oruç tutmanın kendisine zararı olup olmayacağını bilemeyen hasta, salih ve uzman bir doktora sorar. Böyle bir doktor, (Oruç tutmak sana zarar verir) derse, orucunu kazaya bırakır. Salih olmayan doktorun sözüyle hareket edilmez. İlaç kullanan hastalar da, doktorun tavsiyesine uygun olarak ilaçların dozunu sahur ve iftara göre ayarlayarak oruçlarını tutabilirler. Oruç tutmaya mani olan hastalık çok azdır. Bu bakımdan salih bir doktora sormadan, orucu kazaya bırakmamalı! > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İmsakiyelerin farklı olması
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Takvimler ve Ramazan imsakiyeleri neden farklıdır, niye hepsi aynı değil? CEVAP: Bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz elli senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hâsıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, imsak vaktini uzatan takvimlerdir. 1983 yılından önce bütün takvimler aynıydı; fakat 1983'ten itibaren, Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir: (1983 öncesi takvimle yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.) Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet'in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimlerle bu takvimlere dayanılarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri yanlış değil, sadece temkinlidir. Yani Türkiye Takvimi'nin yanlış olmadığını Diyanet de bildirmiştir; çünkü ecdadımız takvimin başlangıcından beri, bu vakitleri esas almış, Diyanet de daha önce uzun yıllar, Türkiye Takvimi'ndeki vakitleri uygulamıştır. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim: Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Türkiye Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hususta takvimimizde her ay, (Mühim Tenbih) başlığı altında ikaz yapılmaktadır. Mevcut takvimler içinde, Türkiye Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri temkinli olup, en uygun olanıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hilal görülünce ramazan başlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin doğmasına, görülmesine mi itibar edilir? CEVAP: Hesaba, takvime göre hareket edilmez. Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün doğru olarak hesapla tespit edilir; fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayram etmeyi, hilalin doğmasına değil, görülmesine bağlamıştır. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür, hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz; çünkü Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneşin ve ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için, hilali aramak ve görmek gerekir. Görülünce 29 da olabilir. Eğer görülemezse, şaban ayını 30'a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir; fakat bir gün önce olamaz, çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması mümkün değildir. Ramazanın her zaman 30 gün çektiğini sananlar da var. Hâlbuki kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün çeker. Hep 30 çekse, hicri yıl 360 gün olur. Her yıl, 10-11 gün erken gelmesinin sebebi, kameri ayların bazen 29 çekmesinden dolayıdır. TEKNOLOJİ ASRINDAYIZ Sual: Teknoloji asrındayız. Güneşin ne zaman doğup ne zaman batacağı bilindiği gibi, hilalin de, ne zaman görüleceği saniyesi saniyesine tespit edilemiyor mu? Niye her yıl bu kargaşa oluyor? CEVAP: Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık olmaz. Güneş'in ve Ay'ın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten bir dakika bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar; fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ay'ı görmek, eğer görülemezse, şaban ayını 30'a tamamlamak gerekir. Kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, "Medine'de görülmüş" diyerek, bir gün önce oruca başlanmasıdır. Neden hiçbir zaman hesaptan sonra gördük demiyorlar da, hep hesaptan önce gördük diyorlar? Hâlbuki "hava bulutluydu, biz göremedik" deseler, söyleyecek bir şey kalmaz. Vaktinden önce hilal görüldü demeleri çok yanlıştır, apaçık bir yalandır! Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Utarit hilal zannedilmiş!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Körfez ülkelerinde, niye her yıl ramazan ayına bir gün önce başlanıyor? Bugün teknik ilerlediğine göre, ramazan hilalinin görüleceği gün önceden tespit edilemiyor mu? CEVAP: Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklikler, yanlışlıklar olmaz. Güneş'in ve Ay'ın hangi saat ve dakikada doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten bir dakika, bir saniye önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, saniye şaşmaz. Bu kargaşanın sebebi, hilal görülmediği halde, falanca ülkede görülmüş diyerek, bir gün önce oruca başlanmasıdır. Hiçbir zaman hesaptan sonra değil de, hep hesaptan önce görüldüğünü söylemek, tekniğe çok zıt olduğu gibi, dine de zıttır. Hâlbuki hava bulutlu idi biz göremedik deseler ve bir gün sonra bayram yapsalar kimse bir şey diyemez. Vaktinden önce hilal görüldüğünü söylemek çok yanlıştır. Bir öğretim üyesi, ramazana erken başlanmasının bilgisizlikten kaynaklandığını, Utarit yıldızının hilal sanıldığını bildirmektedir. 16 Ekim 2006 tarihli gazetelerde çıkan habere göre, Birleşik Arap Emirliklerinden El-Ayn Üniversitesi öğretim üyesi Muhammed Şevket, şunları söyledi: "Suudların ilanına göre oruç tutan ülkeler, 23 Eylül Cumartesi günü oruca başladı. Oysa Cuma günü hilalin görülmesi, Ay'ın o gün Güneş'ten önce batması, imkânsızdı. O gün Mekke'de Ay, Güneş'in batmasından iki dakika önce battı. Ay'ın vaktinden önce görülmesi imkânsızdır." BİD'AT EHLİNE İNANILMAZ Sual: Suudilerin hilali gördük demelerine inanmakta mahzur olur mu? CEVAP: Birincisi, hesaptan önce görülemeyeceği için, onlara inanmak ilmi, tekniği yani gerçekleri inkâr olur. İkincisi, Vehhabiler Ehl-i sünnet olmadıkları için sözlerine itibar etmek caiz olmaz. Vehhabilerin Bâtınilik yolunda oldukları, Nimet-i İslam kitabının nikâh bahsinde yazılıdır. Bunun için, ramazan, bayram ve hac zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, Vehhabilerin, mezhepsizlerin sözlerine uymak caiz değildir. ŞABAN'IN SON GÜNÜ ORUÇ Sual: Şaban ayının son günü oruç tutmak, uygun mudur? CEVAP: Şaban ayının son gününe yevm-i şek denir; bu, şüpheli gün demektir. Bu günde oruç tutmanın, mekruh, caiz ve caiz olmayan durumları vardır. Bugün tutulan oruç, üç türlü olur: 1- (Ramazansa Ramazan orucuna; değilse niyet etmiyorum) diye tutulan oruç, hiç caiz değildir. 2- Ramazan orucuna veya (Ramazansa Ramazan orucuna, Ramazan değilse nafileye) diye niyet ederek tutulan oruçtur. Bu niyetle oruç tutmak mekruhtur. 3- Nafile oruca veya kaza orucuna niyet ederek oruç tutmaksa caizdir, mekruh değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler nelerdir? CEVAP: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler şunlardır: 1- Hastalık: Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hasta hükmündedir. Hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir. 2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferi olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Seferde, sıkıntı içinde oruç tutmak iyilik sayılmaz) buyuruldu. (Buhari) 3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, gebeyle emzikli kadına, oruç tutmaması için ruhsat verdi, orucunu tehir etti) buyuruluyor. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) Emzikli kadın, kendi çocuğunu veya başkasının çocuğunu emzirse de hüküm aynıdır. 4- Açlık ve susuzluk: Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk meydana gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa, orucunu bozabilir. 5- İhtiyarlık: Çok yaşlı kimse, oruç tutamayacak haldeyse oruç tutmaz, iyileşme ihtimali de yoksa, tutamadığı günler için fidye verir. 30 günün fidyesi 53 kg undur. 6- İkrah: Oruç tutan, (Orucunu bozmazsan seni öldürürüm veya bir uzvunu keserim) diye tehdit edilmişse, dediğini yapmaya gücü yetiyor ve blöf yapmıyorsa, oruçlunun orucunu bozması mubah olur. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) Dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz. ORUÇLU OLDUĞUNU SÖYLEMEK Sual: Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğumuzu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider deniyor. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Hayır, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı; ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Riya kalbde olur. Yani insanlara gösteriş için ibadeti yapmak demektir. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kalbin hasta olduğuna alamet
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kalbin, Allahü teâlâdan ve Onun dostlarından başkasına meyletmesi, o kalbin hasta olduğuna işarettir. Kendisinden ilim öğrendiği zatta ayıp ve kusur arayan, onun ilminden, feyz ve bereketinden faydalanamaz. Tasavvuf, güzel ahlaktır. Bu da üç kısımdır: 1- Hakla beraber olmak, yani Allahü teâlânın emirlerine uymak ve bu hususta gösterişten uzak durmaktır. 2- Halkla beraber olmak. Bu da büyüklere karşı saygı ve edep, küçüklere karşı şefkat, emsallere ise insaflı ve adil davranmakla olur. 3- Nefse sahip olmak. Bu ise, nefsin boş isteklerine, heva ve hevese, şeytana uymamakla olur. Bu üç hususu nefsinde doğru bir şekilde tatbik eden güzel huylu olur. Tasavvuf tamamen ciddiyettir. Şaka cinsinden olan herhangi bir şey, ona karıştırılmaz. Çalışıp da tevekkül etmek, bir yere çekilip ibadet etmekten hayırlıdır. Tevekkül sahibi, her şeyden yüz çevirip Allahü teâlâya dönen kimsedir. Sebeplere yapışmalı; fakat bu durum, o sebeplerin ve her şeyin yaratıcısı olan Allahü teâlâya itimat ve tevekkül etmeye mani olmamalıdır. Farzlardan birini eda etmeyen, sünneti yapmama tehlikesine düşebilir. Sünneti terk edenin de, bid'ate, hurafeye düşmesi muhakkaktır. Eğer bir kul, ömrü boyunca, bir an riya ve nifaksız kalırsa, o bir anın bereketini ömrünün sonuna kadar duyar. Arif, gafletten uzak olup, hiçbir zaman kendini beğenmez, ucba kapılıp kibirlenmez. İnsanın nefsi, haksızlık yapmaya, haddi aşmaya âşıktır. Yani hep kendini bedbaht edecek şeyleri yapmak ister. Her istediği de kendi zararınadır. Ölüme hazır olmalıdır, çünkü ölümden kurtulmanın çaresi yoktur. Ölmeden de, sonsuz nimetlere kavuşmaya imkân yoktur. Kul, Allahü teâlânın sevgisini, onun sevdiklerini sevmek ve onun sevmediklerine düşman olmakla kazanır. Onun sevmedikleri şeyler, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran her şeydir. Bütün işlerin neticesinin sıhhatli ve faydalı olabilmesi için iki şart vardır: Sabır ve ihlâs. İrade, nefsin arzularına muhalefet edip, onu Allahü teâlânın emirlerine yöneltmek ve kendisi için Allahü teâlânın takdir ettiğine razı olmaktır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.08.2008
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucun farzları ve oruca niyetin vakti nedir? CEVAP: Orucun farzı üçtür: 1- Niyet etmek. 2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak. 3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmaktır. Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin ilk vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü öğleye bir saat kalıncaya kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarındaysa, akşamdan imsak vaktine kadardır. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Ramazanda bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı ayrı niyet etmek farzdır. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edilir. Sahura kalkmak niyettir, oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur. İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlamasıdır. Türkiye Takvimi'nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Bundan 15 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir! Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam edenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz! İFTARI GECİKTİRMEK CAİZ Mİ? Sual: Bir iş sebebiyle iftarı ne kadar geciktirmek caiz olur? CEVAP: Akşam vaktinin girdiği kesin olarak biliniyorsa, önce hurma, su gibi bir şeyle oruç açılır sonra namaz kılınır. Yemeği tezce yiyip sonra namaz kılmak da caizdir. Ancak iftar sofrasında çeşitli yemekler olduğu için, akşam namazı gecikebilir. Namaz mekruh vakte kalabilir. Bu bakımdan önce namazı kılmak ve sonra yavaş yavaş yemeği yemek daha uygun olur. Vaktin girdiği kesin belli değilse, önce namazı kılmak gerekir. Daha sonra vaktin girmediği anlaşılırsa, namazı iade etmek mümkündür; fakat vakit girmeden oruç açılırsa, oruç bozulmuş olur. Telafisi de mümkün olmaz. Vaktin girdiği kesin biliniyorsa, önce orucu açıp, namaz kıldıktan sonra yemeği yemelidir. Hadis-i şerifte, (İftarda acele edin) buyuruldu. Acelenin son vaktinin, muteber kitaplarda, yıldızlar görününceye kadar olduğu bildiriliyor. Bu da takriben akşam vakti girdikten yarım saat sonradır. Hadis-i şerifte, (Yıldızlar görünmeden iftar eden, sünnetimle amel etmiş olur) buyuruldu. (İbni Hibban) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.09.2008Orucu bozan şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan orucunu bozan şeyler nelerdir? CEVAP: Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler şunlardır: 1- Boğaza kar ve yağmur kaçması, 2- Astım spreyi kullanmak, 3- Zorla bozdurulmak, 4- Burna sıvı ilâç koymak, 5- Burna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.] 6- Mukimken başladığı orucu, seferde bozmak, 7- Ud ağacını, amberle tütsülenip dumanını çekmek, 8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek, 9- Kulağın içine ilâç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak, 10- Derideki yaraya konan ilâcın sindirim yoluna girmesi, 11- Vücuda ilaç şırınga etmek, 12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak, 13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması, 14- İmsak vakti bittiğini bilmeden yiyip içmek, 15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak, 16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak, 17- Burna çekilen suyun ağızdan çıkması, 18- Abdest alırken boğaza su kaçması, 19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak, 20- Makattan fitil kullanmak, 21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek, 22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu bozması, 23- Denize girince veya guslederken vücudun içine su girmesi, [Hanbeli'de bozmaz.] 24- Dil altına konan ilacı emmek, 25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi, 26- Basur memesinin, taharetlendikten sonra, ıslak olarak içeriye girmesi, 27- Mastürbasyon yapmak, 28- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması, 29- Lavman yaptırmak, [Maliki'de bozmaz.] 30- Özel olarak su buharı teneffüs etmek, 31- Yaş parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Hanbeli'de bozmaz.] 32- Burundan genze giden kanı yutmak, 33- Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak orucu bozmak. 34- Oruçluyken taharette mübalağa edip içeriye suyun kaçması. 35- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak. 36- Seferde iken kasten orucunu bozana kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir. 37- Kasten orucunu bozan, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, mesela kadının hayzı başlasa yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat orucunu bozup sefere çıksa, kefaret gerekir. Çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.09.2008Orucu bozmayan şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucu bozmayan şeyler nelerdir? CEVAP: Bazıları şunlardır: 1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek, 2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi, 3- Açık olan yaraya, çatlak dudağa veya eldeki yarığa merhem, krem, tentürdiyot, kolonya veya oksijenli su sürmek.4- Oksijen tüpüyle suni hava vermek, 5- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak, 6- İstemeyerek ağız dolusu kusmak, 7- Boğaza toz, duman vs. kaçması, 8- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak, 9- Göze ilaç damlatmak, ıslak lens takmak, 10- Gıybet etmek, 11- Rüyada ihtilâm olmak, 12- Diş çukuruna ilâç koymak, 13- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak, deodorant kullanmak, 14- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek, 15- Yutmadan yemeğin tadına bakmak, 16- Başkasının içtiği sigara dumanı veya yerdeki tozun, sakındığı hâlde ağza, burna girmesi, 17- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak, 18- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak, 19- Dişleri arasında kalan nohuttan küçük olan şeyi yutmak, 20- Hacamat olmak, kan aldırmak, 21- Kulağına su kaçması, 22- Uyanıkken, sadece bakarak cünüp olmak, 23- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak, 24- Gusletmek, banyo yapmak, 25- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şafii'de bozar.] 26- Sağlam deriye ilaç, krem, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak, 27- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi, 28- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi, 29- Arı sokması, 30- Dudaktaki yaşlığı yutmak, 31- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek, 32- Kuru parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Şafii'de bozar.] 33- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması, 34- Evi haşere için ilaçlayan, ister istemez ilacı teneffüs etse, orucu bozulmuş olmaz; çünkü sakınmak zordur, 35- Kulağa sabunlu su kaçırması, 36- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şafii'de bozar.] 37- Kulağa damlatılan yağın burundan çıkması, [Ağızdan çıkarsa bozar.] 38- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek, 39- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan burna gelen akıntıyı yutmak, 40- Ağza su alıp çalkalamak veya ağzı yıkadıktan sonra ağızda kalan yaşlığı tükürükle yutmak, 41- Hanımını öpenin orucu bozulmaz. Öperken şehvetlenip cünüp olursa bozulur. KEFARET GEREKTİRENLER Sual: Orucu bozup kefaret gerektirenler nelerdir? CEVAP: Şunlardır: 1- Oruçlu olduğunu bilerek yiyip içmek, 2- Cinsel ilişkiye girmek, 3- Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan, bu ramazanın başka gününde de bu şeyi, nasıl olsa kefaret gerektirmiyor diyerek, kasıtla yine yapmak, 4- Sigara içmek, 5- Gıybet, sürme çekmek ve kan aldırmak gibi, orucu bozmadığı iyi bilinen şeyden sonra, oruç bozuldu sanarak, yiyip içmek. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.09.2008Oruçluya mekruh olanlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruçluya mekruh olan ve olmayan şeyler nelerdir? CEVAP: Mekruh olanlar şunlardır: 1- Dişleri diş macunuyla fırçalamak. 2- Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir; yiyip içmeleri mekruh olur. 3- İlaçla gargara mekruhtur. Eğer namazda okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır. 4- Cünüp olma ihtimali varken, hanımını öpmek mekruh olur. Orucu bozacak derece çok öperse haram işlemiş olur. Çünkü orucu mazeretsiz bozmak haramdır. Oruçluya mekruh olmayanlar: 1- Gece ihtilam olup, sahura kalkınca, imsak vaktine az kalmışsa, önce ağız yıkanarak yemek yense, imsak çıktıktan sonra gusledilse, yani oruca cünüpken başlansa sahih olur. Daha sonra gusletmek caizdir. 2- Bozulursa kefaret olmasın diye, ramazan orucuna imsak vaktinden sonra niyet etmek caizdir. 3- Ramazanda yatsıdan sonra hanımıyla beraber olunsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz dense, uyandıklarında da güneş doğmuş olsa, oruçlarına zarar gelmez. Fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir. 4- Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caizdir. 5- Oruçluyken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. İFTAR DUALARI Sual: Ramazan-ı Şerifte iftar açarken okunacak dualar hangileridir? CEVAP: Güneşin battığı iyi anlaşılınca, E'uzü ve Besmele çekilip, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirli ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminine vel müminât yevme yekumülhisâb) denir. Manası şöyledir: (Ey mağfireti çok geniş olan Allahım! Kıyamet günü hesaba çekilirken, beni, ana babamı, hocamı, erkek ve kadın, bütün müminleri affet!) demektir. Bir iki lokma iftarlık yiyip, (Zehebezzama' vebtelletil-uruk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. Bu iftar duasının manası ise şöyledir: (Açlık bitti. Damarlarımızın suya kavuşma vakti geldi. İnşallah sevab hâsıl oldu.) Ramazanda şöyle de dua edilir: (Ya Rabbi, Ramazan-ı şerifin şefaatine nail eyle! Ramazan-ı şerifte af ve mağfiret eylediğin ve Cehennemden azat eylediğin kulların arasına bizleri de dâhil eyle!) Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.09.2008Oruç tutmayı ganimet bilmeli!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Derslerimi daha iyi anlamak için bazı günler oruç tutmasam, bayramdan sonra kaza etsem sakıncası var mı? CEVAP: Oruç tutmak, derslere engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Bu, sadece işin tıbbi yönüdür. Allahü teâlânın rahmeti ihsanıysa ayrıdır. Onu akıl almaz! Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Başka zaman ömür boyu oruç tutulsa ramazanda tutulan bir orucun sevabına kavuşulmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace] BEYAZ İPLİK, SİYAH İPLİK Sual: Babam oruç tutarken, takvime göre değil, Kur'ana göre hareket ediyor. Siyah iplikle beyaz iplik birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip içiyor. Ortalık ağardığı için şüpheleniyorum. Doğru mu? CEVAP: Bekara suresindeki, (Beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyip için) mealindeki 187. âyetindeki iplikler, gündüzün beyazlığıyla gecenin siyahlığıdır. Âyet-i kerimenin anlamı, (Gündüzün aydınlığıyla gecenin karanlığı, iplik gibi birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip için) demektir. Bu âyet-i kerimeyi duyan bir zat, (Ya Resulallah, ben gündüzün geceden ayrıldığını öğrenmek için yastığımın altına bir beyaz iplikle bir siyah iplik koydum. Fakat gecenin bitişini yine de tespit edemedim) dedi. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, (O iplikler, gündüzün aydınlığıyla gecenin karanlığıdır) buyurdu. Eğer Peygamber efendimiz açıklamasa idi, beyaz ipliğin aydınlık, siyah ipliğin karanlık olduğunu nereden bilecektik? Kur'an-ı kerimden anladığımıza uyarak, bilhassa bulutlu havalarda, daha ortalık karanlık diye, güneş doğana kadar yiyip içerdik. AÇIKTAN ORUÇ YEMEK Sual: Hastanede hasta olarak yatıyorum. Oruç tutacak durumum yok. Hastanede gizli yiyip içme imkânım da yok, açıktan oruç yemek günah olur mu? CEVAP: Hasta olduğunuz belli, yani insanlar bunu biliyor ve görüyor, gizleme imkânı da yoksa açıktan yiyip içmek caiz olur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.09.2008Özürsüz oruç yememeli
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Devamlı şehirler arasında şoförlük yapanın, oruç tutmaması günah olur mu? CEVAP: İşi aksatacak zorluk yoksa Ramazan-ı şerifte oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ramazanda mazeretsiz bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Şu halde bir özür olmadan oruç yememeli. Dini bir özrü olanın, orucunu kazaya bırakması caiz olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Yolculukta [sıkıntı içinde] oruç tutmak takva değildir) buyuruldu. (Buhari) [Burada takva, daha çok sevab kazanmak manasındadır.] SEFERİ İKEN ORUÇ Sual: İmsak vaktinden sonra sefere çıktığımız için mecburen oruca niyet ediyoruz. Yani o gün seferde de olsak oruç tutmamız lazım. Ancak, mesela sabah 11'de ABD'ye gitmek üzere uçağa biniyoruz. Devamlı Batı'ya gittiğimiz için gün, New York'a giderken 7 saat, Los Angeles' a giderken de 10 saat uzuyor. Bu durumda ne yapmak lazım? CEVAP: Oruç tutabilirse sevab kazanır, açlık ve susuzluğa dayanamayıp bozarsa günah olmaz. Seferdeyken, orucu özürsüz bozana da kefaret gerekmez. Sual: Yolculukta oruç tutmamaya izin var diye oruca niyetlenmedim. Saat 11'de uçağa bineceğim için sabah kahvaltımı yapıp yola çıktım. Seferde oruç tutmamak caiz değil mi? CEVAP: İmsak vaktinden önce sefere çıksaydınız, oruca niyet etmeyip sefere çıkınca yiyip içebilirdiniz. Hâlbuki kahvaltı yaptığınız zaman, mukimsiniz ve niyet etmiyorsunuz, yiyip içiyorsunuz, bu yüzden günah oluyor. Niyet edip oruçlu yola çıkacaktınız ve o gün o orucu bozmayacaktınız, yani o gün orucu tutmanız gerekirdi. Niyet etmeden yiyip içtiğiniz için sadece kaza gerekir. Sual: Oruçluyken seyahat ediyoruz. Doğudan batıya gidince mesela Erzurum'dan İstanbul'a gelince, akşam bir saatten fazla geç oluyor. Tersine İstanbul'dan Erzurum'a gidince, bir saatten fazla erken oluyor. Orucu niyetlendiğimiz şehre göre mi, yoksa bulunduğumuz şehre göre mi açacağız? CEVAP: Oruç açılan yerin zamanı esas alınır. Güneş batmadan oruç açılmaz. Saate göre hareket edilmez, güneşin batması esas alınır. Dünyanın hangi şehri olursa olsun, oruçta ve namazda, vardığı şehrin vaktine göre hareket eder. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.09.2008İnsanların en kötüsü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanların en kötüsü, din kisvesi altında dünya menfaati sağlayandır. Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünya sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır. İlmiyle amel etmeyene âlim denmez. Kul, muhabbet makamına, Allahü teâlânın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmakla kavuşur. Amellerin en üstünü; doğru amel işlemek, sünnet üzere hizmete devam etmektir. Kalbin Allahü teâlâdan başkasına meyletmesi, Allahü teâlânın azabını çabuklaştırır. Yaptığı amellerin, kendisini Cehennem azabından kurtarıp, Allahü teâlânın rızasına kavuşturacağını zanneden kimse, büyük hata etmiştir. Allahü teâlânın fadlı ve ihsanıyla kurtulabileceğini düşünen kimseyi, Allahü teâlâ rıza makamlarının en sonuna ulaştırır. TEVHİDİN ESASI Tevhidin esası üç şeydir: 1- Allahü teâlâyı Rab olarak tanımak, 2- Onu bir olarak ikrar etmek, 3- Ona hiçbir şeyi ortak koşmamak. İtikadı doğru olup da, Allahü teâlânın, rızka kefil olduğuna itimat eden ve emrettiği ibadetleri ihlâsla ve doğru olarak yapan, evliya olur. Allahü teâlânın yardımıyla nefsinin arzularına uymayan kimse, havada uçandan ve su üzerinde yürüyenden daha üstündür. Gününü Allahü teâlâyı hatırlayarak, yani dine uyarak geçiren kimse, bütün gün zikretmişlerden sayılır. EDEP NEDİR? Çok ilimden ziyade, az da olsa, edebe muhtaç olduğunu bilmek, pek kıymetlidir. Edep, insanın nefsini bilmesi, tanımasıdır. Âlimleri hafife alanın ahireti, âmirleri hafife alanın dünyası, dostlarını hafife alanın mürüvveti yıkılır. Müstehabları yapmakta gevşek davranmak, sünnetleri yapmakta gevşekliğe sebep olur. Sünnetleri yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da marifete, Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz. Farzları terk edenin de, küfre düşmesinden korkulur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.09.2008Fitre vermenin önemi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimlerin fıtra vermesi gerekir? CEVAP: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fıtra vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fıtra vermesi vacib olmaz; fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs] (Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki] (Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.) Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud) Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fıtra vermesi vacib olur. Fıtra, zekât alması, haram olur. Fıtra nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caizse de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii'de ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zenginse fıtra vermesi gerekir. Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyn'e göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat) Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fıtra miktarları ve YTL olarak bugünkü değerleri yaklaşık olarak aşağıda bildirilmiştir. Ya bu ürünlerin kendisini veya tutarları kadar altın vermek gerekir. Fıtranın cinsi Miktarı (gr) Değeri (YTL)Buğday 1750 1,20 Un 1750 2,30 Un (iyi) 3500 3,30 Arpa 3500 2,- Kuru üzüm 3500 15,- K. üzüm (iyi) 3500 35,- Hurma 3500 10,- Hurma (iyi) 3500 70,- > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
08.09.2008Başkasının fitresini vermek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, yanında kalan ana babasının ve âkil bâliğ olan oğlunun fitresini, onlardan habersiz verse, caiz olur mu? CEVAP: Sonradan bildirmek şartıyla caiz olur. DELİNİN FİTRESİ Sual: Delinin, fitre vermesi gerekir mi? CEVAP: Evet, malı varsa, fitresi kendi malından verilir. Velisi vermezse, deli iyileşirse, eski fitrelerini de kendisi verir. İyileşmezse, zaten sorumlu olmaz. (Dürr-ül-muhtar) YOLCU FİTRE VERİR Mİ? Sual: Seferi yani yolcu olan kimse, nisaba malikse, fitre vermesi gerekir mi? CEVAP: Gerekir. HASTA OLANIN FİDYE VERMESİ Sual: Bir kimse, rahatsızlığından dolayı ramazan ayında oruç tutamasa, iyileşince kaza edecek olsa, yine de, ramazan ayında tutamadığı oruçların fidyesini vermesi gerekir mi? CEVAP: Hayır, kaza edecek gücü olan, fidye vermez. Fidye verse bile, iyileşince kaza etmesi gerekir. ALDIĞI FİDYEYİ BAŞKASINI VERMEK Sual: Bir fakir, aldığı oruç fitrelerini başka fakire verebilir mi? CEVAP: Evet, verebilir. İFTAR YEMEĞİ PARASI VERMEK Sual: Birisine iftar yemeği parası vermek, iftar vermek gibi sevab mıdır? CEVAP: Evet. ŞEYTANİ RÜYA Sual: Ramazanda şeytani rüya görülür mü? CEVAP: Görülmez. Nefsanî rüya görülür. ORUÇLUYKEN ÖLMEK Sual: Abdestliyken ölen şehit oluyor. Oruçluyken ölene de bir ecir var mıdır? CEVAP: Evet, ecri büyüktür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçluyken ölen Cennete girer.) [Bezzar] ..... Not: Dünkü yazımızdaki fitre tablosunda, iyi un miktarı, 1750 gram yerine sehven 3500 gram yazılmıştır. Düzeltir, özür dileriz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
09.09.2008Oruçta mezhep taklidi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç sorum var: 1- Hanefi'yim, abdest alırken dikkat etmeme rağmen boğazıma su kaçabiliyor. Orucum bozuluyor. Şafii'de bozulmuyormuş. Şafii mezhebini taklit etsem orucum bozulmuş olmaz mı? 2- Şafii olan bir erkek arkadaşım var. İdrar yoluna pamuk konunca orucun bozulduğunu bilmiyormuş. 6 gün pamuk koymuş. Acaba Hanefi mezhebini taklit ederek oruçlarını kurtaramaz mı? 3- Annemin dişi hep kanıyor, ağzı kan içinde kalıyor, uyurken de ağzına kan gitmiş olabilir. Kan yutmak orucu bozduğuna göre, sabah imsak vaktinden sonra uyuyor, annem nasıl oruç tutacak? CEVAP: Dinimizde dört hak mezhep vardır. Bunlar hâşâ sözde değil, fiiliyatta da haktır. Bir mezhepte yapılması zor olan bir şeyi, diğer mezheplerden birini taklit ederek yapmak bütün İslam âlimlerine göre caiz, hatta lazım olur. Şimdi suallere kısaca cevap verelim: 1- Bir mezhep ihtiyaç halinde taklit edilince, o hususta o mezhebin mümkün olan bütün şartlarına uymak gerekir. Şafii mezhebini oruçta taklit eden, Şafii'nin orucun farzlarına ve orucu bozanlarına da dikkat etmesi gerekir. Bu takdirde taklidi sahih olur. Şafii mezhebi taklit edilirse, abdest alırken dikkat etmesine rağmen elde olmadan boğaza su kaçarsa, orucu bozulmuş olmaz. 2- Şafii'de, idrar yoluna pamuk koymanın orucunu bozduğunu bilmeyen bir Şafii, o halde oruçlarını tutsa, sonradan orucu bozduğunu öğrense, (Bu oruçlarımı Hanefi mezhebine uygun olarak tuttum) diye niyet ederse, oruçları sahih olur. Oruçları Hanefi mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, Hanefi mezhebine uygun tutmuş sayılır. Bunun gibi, diş dolgusunun Hanefi mezhebinde gusle mani olduğunu bilmeden yıllarca namaz kılsa, sonra durumu öğrense, (Bu namazlarımı Maliki mezhebine göre kıldım) dese, namazları sahih olur. Kıldığı namazlar Maliki mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, namazlarını Maliki mezhebine uygun kılmış sayılır. 3- Her mezhepte elde olmadan yapılan şeylerin orucu bozması farklıdır. Mesela Şafii'de abdest alırken boğaza su kaçması orucu bozmaz. Hanefi'de ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek kaçsa, başkalarının içtiği sigaranın dumanı gelerek, ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa orucu bozmaz. Hanbeli mezhebinde, istemeden kan yutmak gibi elde olmayan hususlar orucu bozmaz. Bu durumda olan kimse, Hanbeli mezhebini taklit ederse oruçları sahih olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
10.09.2008Niyetsiz oruç olmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP: Evet, kaza etmek gerekir; çünkü niyet farzdır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından İmam-ı Züfer'e göre, orucunuz sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer'in kavliyle amel etmek caiz olur. BİR AYLIK ORUCA NİYET Sual: Ramazanın başında, ramazanın sonuna kadar oruç tutacağıma niyet ettim. Ondan sonra niyet etmeden oruçlarımı tuttum. Sonradan her gün için ayrı niyet edilmesi gerektiğini öğrendim. Bu oruçlarımı kaza etmem mi gerekir? CEVAP: Her gün ayrı ayrı niyet etmek gerekir; fakat illa dille söylemek gerekmez. Mesela, sahura kalkmak niyettir. Yarın oruç tutacağım diye düşünmek niyettir. Sahura kalkıp oruç tutmak niyetiyle yatan kimse, sahura kalkamasa bile, ertesi gün oruç tutmaya niyet ederek yattığı için yine oruç için niyet etmiş olur. Buna benzer niyet olabilecek hiçbir şey yoksa Maliki mezhebi taklit edilir. Maliki mezhebinde, ramazanın başında bir kere niyet etmek yetişir. (O oruçları, Maliki mezhebine göre tuttum) denirse, kaza etmek gerekmez. NİYETİ UNUTAN ŞAFİİ Sual: Şafii mezhebindeyim. Akşam niyet etmeden yattım. Uyanınca güneşin doğduğunu gördüm. Şafii'de imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Bu durumda Hanefi'yi taklit edip oruca devam edebilir miyim? CEVAP: Elbette taklit etmek gerekir. Sadece o gün Hanefi'ye uygun oruç tutulur. Bugünkü orucumu Hanefi mezhebine uyarak tutuyorum denir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Düğün yemeklerine veya iftarlara davet ediliyoruz. Bazı davetlerde, zenginler, müdürler ve rütbeli kimseler bulunuyor. Hiç gariban kimse bulunmuyor. Kimi külfete giriyor, çok pahalı şeyler hazırlıyor, kimi de çok cimri davranıyor. Bir de, oruç tutmayanlar da davet ediyor. Böyle davetlere gitmek uygun oluyor mu? CEVAP: Haram ve mekruh işlenmeyen davetlere gitmek sünnettir. Bir hadis-i şerif meali: (Davet edilen yere gitmemek günahtır. Davetsiz yere gitmek hırsızlık olur.) [Beyheki] Yemeğe davet ederken, Allahü teâlânın rızası gözetilmelidir. Başka maksatlar gözetilmemeli. Yemeğe giden de, sünnet olduğuna, mümin kardeşini sevindirmeye niyet ederek gitmeli. (Allah rızası için niyet etmeden yemeğe davet edene bir günah yazılır. Niyet etmeden gidene, iki günah yazılır) buyurulmuştur. Mekruh işleniyorsa, mekruhtan kurtulmak için davete gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir! Davet umuma şamil olmamalı, yani iyi kötü herkes geliyorsa o davete gitmemeli. Bidat sahibinin, fasıkın ve kötü kimselerin ve öğünmek için çok para harcamış olanın davetine gidilmez. (İhya) Sadece zenginlerin ve müdürlerin bulunduğu davete gidilmemeli. Bir hadis-i şerif meali: (En kötü yemek, zenginlerin çağırılıp, fakirlerin çağırılmadığı ziyafetteki yemektir.) [Buhari] EZAN OKUNURKEN Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır? CEVAP: Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile orucu açmak caizdir. Vakit girmemişse, ezan okunsa da orucu açmak caiz olmaz. İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti çıkmışsa, daha ezan okunmasa bile, imsak vakti girince artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Namaz kılmak da böyledir. Ezana değil vakte itibar edilir. GÜNAH İŞLEYENİN ORUCU Sual: İster istemez günah işliyoruz. Bazıları, (Oruç tutarken günah işlenmez. Günah işleyen kimse oruç tutmamalı, orucu boşa gider) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Böyle bir şey yoktur. Oruç tutarken elbette her türlü günahtan, kötü düşüncelerden sakınmak gerekir. İşlenen günahlar orucun sevabını azaltır; fakat bu, günah işleyen oruç tutmasın demek değildir. Böyle söylemek dinsizlik olur. Günah işleyenin de oruç tutması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.09.2008Oruç tutmak için kolaylıklar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak için aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir? 1- Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk suyla yıkanmak. 2- Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak. 3- Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek. Kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı kullanmak. 4- Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak veya açlık bandı kullanmak. Bunlar hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor. 5- Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak. CEVAP: Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, İmam-ı a'zam hazretlerine göre tenzihen mekruhtur; çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretlerine göreyse, bunun mahzuru olmaz; çünkü böyle yapmakla ibadete yardım edilerek sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf'un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir. TERAVİHİ YALNIZ KILMAK Sual: Yatsıyı cemaatle kılan, teravihi yalnız, vitri de cemaatle kılabilir mi? CEVAP: Kılabilir; hatta teravihi kılmasa da, farzı kılmış olduğu imama uyarak vitri kılabilir. İmamla birlikte yatsının farzı kılınsa, sonra imam gitse, cemaatten biri imam olup teravihi ve vitri kıldırsa sahih olur. Birkaç kişi camiye girince, yatsının farzının kılınmış olduğunu görseler, biri imam olup yatsının farzını kıldırsa ve teravih kıldıran imama uysalar, vitri de bu imamla kılsalar sahih olur. Bir özrü sebebiyle camiye gidemeyen, teravihi evde yalnız başına kılabilir. Hanımı, anası ve kızıyla da cemaat yapıp kılabilir; fakat imam düzgün birisiyse ve sünnete de uygun kıldırıyorsa, erkekler camiye gitmelidir. MİDESİ ALINANIN ORUCU Sual: Midesi tamamen alınan kimse, oruç tutabilir mi? CEVAP: Doktorlar, oruç tutmasının sakıncası olmadığını söylüyorlar. ORUÇ BORCU OLAN Sual: (Oruç veya namaz borcu olan kız, borçlarını ödemeden evlenemez) deniyor. Bu doğru mu? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Evlenince kocasından izinsiz nafile oruç tutmak uygun olmadığı için, belki oruç borcuyla kocasının evine gitmemeli denmiş olabilir. Namaz borcu bitmeden de evlenebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
13.09.2008Nefsini bilen Rabbini bilir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (Nefsini bilen Rabbini bilir) hadis-i şerifinin sırrına eren, nefsini, sokakta gördüğü köpekten aşağı bilir. Nefsinin ayıplarını, kusurlarını görmeyen kimse, doğru yoldan ayrılır. İstikamet yani doğruluk üzere olmalıdır; çünkü en büyük keramet, istikamet üzere olmaktır. Nice küçük amel, niyetle büyük amel olur, nice büyük amel de, niyetle küçülür. İlmin öncesi niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktır. Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan kaçar. Kaçan da kıyamette hesaptan kurtulur. Din kardeşinin bir ihtiyacını görmek, bir sene nafile ibadet etmekten daha önemlidir. İlimde cimrilik yapan kişiye, Allahü teâlâ üç beladan birini verir: 1- Ölür, ilmi gider. 2- Unutarak ilmi gider. 3- Kendine ilmi unutturacak kimseyle dostluk kurar, öylece ilmi gider. İnsandaki en üstün haslet, kâmil akıldır. Eğer o yoksa, güzel edebdir. O da yoksa, kendisiyle istişare edilecek şefkatli bir kardeştir. O da yoksa, devamlı sükûttur. O da bulunmazsa, ölmektir. Bir âlimin sakınması gereken en önemli husus, Allahü teâlânın haram kıldığı şeylerden uzak durması ve dünyaya gönül bağlamamasıdır. Dünya sevgisi ve günahların istila ettikleri kalbden, hayır beklenmez. Bir kimse, Allahü teâlâya isyan ederken, Onu sevdiğini açıklar. Buysa, kıyasta acayiptir. Eğer sevgisi doğru olsaydı Ona itaat ederdi; çünkü seven sevdiğine itaat eder. Güzel ahlakın, bir kelimeyle özü, kızmamaktır. Ölümden sonrası için ölmeden önce hazırlık yapmalıdır. Kişi için en güzel süs; sükût, doğruluk ve vakardır. Allahü teâlâdan korkanlarla beraber olmalı. Bid'at sahipleriyle oturmaktan sakınmalıdır. Çoluk çocuklu bir kimse, onların ihtiyacı için çalışsa, geceleri kalkıp, üzeri açık olarak gördüğü evladının üzerini bir şeyle örtse veya benzeri bir yardımda bulunsa, gaza ve cihaddan daha üstündür. Kişinin kendi beğendiği şeyi başkası için de beğenmesi güzel olur. Kendine layık gördüğünü başkasına da layık görmeli, kendine layık görmediğini başkasına da layık görmemeli. Kendisine faydası olmayanın, başkasına faydası olmaz. Ölüleri, iyi veya kötü halde görmek, cenâb-ı Hakkın bazı kullarına ihsan ettiği bir keşif ve keramettir. Dirilere müjde vermek, onlara doğru yolu göstermek veya ölüler için hayırlı bir iş yapılmasına, borçlarının ödenmesine yaraması içindir. Ölüleri görmek, daha çok rüyada olmaktadır. Uyanıkken görenler de vardır. Evliya ve hâl sahipleri için, bu bir keramettir... > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
14.09.2008 Teravih namazı kılmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Teravih kaç rekâttır ve cemaatle kılmak sünnet midir, nasıl kılınır? CEVAP: Peygamber efendimiz, 3-4 gün teravihi cemaatle kıldırdı, daha sonra evden çıkmadı. Sebebi sorulunca, (Teravih namazının size farz olacağından korktuğum için, evden çıkmadım) buyurdu. (Buhari) Teravihin 20 rekât oluşu ve cemaatle kılınması hadis-i şerifle bildirilmiştir. Sünnet olduğu icma ile sabittir. Peygamber efendimiz teravihi, 8, 12 ve 20 rekât olarak da kılmıştır. İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki, Resulullah yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda 20 rekât teravih namazı kılanın, 20 bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe) Teravihin 20 rekât olduğuna inanmayanın bid'at ehli olduğu, (Nur-ül-izah) şerhinde de yazılıdır İmam-ı a'zam hazretleri, (Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hazret-i Ömer, teravihin 20 rekât olarak cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmadı. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullahın sünnetine dayanarak emretti) buyuruyor. (El-İhtiyar) Resulullah teravihi hiç kılmasa bile, hulefa-i raşidinin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, (Sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın) buyuruldu. (Buhari) Teravihin cemaatle kılınması, (sünnet-i kifaye)dir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa da, sünnet ifa edilmiş olur. Erkeklerin camide cemaatle namaz kılmalarının, evde kıldıkları namazdan 27 derece daha fazla sevab olduğu, kadınlarınsa evde namaz kılmalarının, camide namaz kılmalarından daha çok sevab olduğu hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Kadınlar, zaruretsiz camiye gidemez; çünkü Redd-ül-muhtar'da buyuruluyor ki: (Genç ve yaşlı kadınların 5 vakit namaz için, Cuma, teravih ve bayram namazları için, vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız çok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmişse de, şimdi bunların da gitmesi caiz değildir.) Teravih namazı iki veya dört rekâtta bir selam vererek kılınır; fakat iki rekâtta bir selam vermek daha iyidir. Teravih namazını on rekâtta bir selam vererek iki selamla bitirmek, caiz fakat mekruhtur. Şafii'deyse hiç sahih olmaz. Teravih, vitirden önce kılınır. Vitirden sonra da kılmak caizdir. Kılınamayan teravih namazının kazası gerekmez Bazı imamlar tadil-i erkâna riayet etmeyerek teravihi hızlı kıldırıyor. Hâlbuki Hanefi'de tadil-i erkân vacibdir. Vaciblerinden biri kasten terk edilerek kılınan namazı tekrar kılmak vacibdir. Unutularak vacib terk edilirse, secde-i sehv gerekir. Tadil-i erkân, Şafii'deyse farzdır. Farz terk edilince namaz sahih olmaz. Teravih de olsa, sahih olmayacak kadar hızlı kılmak caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İftar vermenin sevabı nedir? CEVAP İftar vermek, çok sevabdır. Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de, iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben buyurdu ki: (Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir.) [Beyheki] Yine bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ramazanda bir misafire oruç açtırana, Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır) [V. Necat] Yemek yedirmek çok sevabdır. Hele oruçluya yedirmek, daha çok sevabdır. Oruç tutanın sevabı kadar sevab alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz. Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani] (Allah, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.) [İ. Gazali] (Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine dua eder.) [Taberani] (Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.) [Tirmizi] (Arkadaşına sevdiği yemeği verenin günahları affolur.) [Bezzar] DOSTLARLA YEMEK Dost ve arkadaşlara yemek yedirmek, sadaka vermekten efdaldir. Hazret-i Ali buyurdu ki: (Dostlara yedirdiğim bir ekmek, fakirlere verdiğim beş ekmekten daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azat etmekten daha makbuldür.) (O beni yemeğe çağırmıyor. Onu niye çağırayım) dememeli! Yemeğe çağırırken de, yemeğe giderken de yalnız Allah rızasını düşünmelidir! Yemekte günah işlenen davetlere, zaruretsiz gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de, zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seher vaktinin önemi nedir ve nasıl hesaplanır? CEVAP: Seher vakti gecenin son altıda biridir. Yani güneşin batışından imsak vaktine kadar olan zamanın son altıda biridir. Mesela, akşam 17.30'da, imsak da 5.30'da oluyorsa, gecenin tamamı 12 saat demektir. Bunun altıda biri 2 saat eder. 5.30'dan çıkarılınca 3.30 kalır. Saat 3.30'dan saat 5.30'a kadar seher vakti demektir. Yaz ve kış günlerinde, bu vakit azalıp çoğalır. Teheccüd namazını ve vitri, seher vaktinde kılmak iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan, gecenin evvelinde vitri eda etsin. Sonra yatsın. Gece sonunda uyanacağını ümit eden, vitri o zaman kılsın. Çünkü gecenin sonundaki kalkmakta rahmet melekleri hazır olur.) [Müslim] (Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Tirmizi] (Seher vakti Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim.) [Müslim] Seher vakti, dua ve istiğfarların kabul olduğu zamandır. Ramazan ayında sahur için kalkınca seher vaktinde kalkılmış olur. Bu vakitte dua etmeyi ganimet bilmelidir! Allahü teâlâ iyileri överken, (Onlar, seher vaktinde istiğfar eder) buyuruyor. (Zariyat 18) Al-i İmran suresinin 17. âyetinde, sabredenler, sadıklar, namaz kılanlar, zekât verenler ve seher vakitlerinde istiğfar edenler övülmektedir. Hepsinden sonra, istiğfar edenlerin bildirilmesi, insanın her ibadetini kusurlu görüp, daima istiğfar etmesi içindir. Sahura kalkmadan oruç tutmak günah değildir. Ancak sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Sahura kalkın, sahurda bereket vardır.) [Buhari] (Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyheki] (Sahur yemeğine kalkmak, Allah'ın size bağışladığı berekettir, bunu kaçırmayın!) [Nesai] (Yedikleri helal olmak şartıyla, hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesai] (Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin; çünkü onda bereket vardır.) [Deylemi] (Müminin sahurunun hurmayla olması ne güzeldir.) [Ebu Davud] (Allahü teâlâ, sahura kalkanlara rahmet eder.) [Taberani] (Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa, sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ. Ahmed] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İtikâf nedir? Kadınlar evde itikâfa nasıl girer? CEVAP: Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikâf denir. Ramazan-ı şerifte itikâf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikâf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkânı olanlar itikâfa girmelidir! İtikâf eden, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace] (Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir] (Ramazanda on gün itikâf eden, 2 defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyheki] (Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberani, Hakim] Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye) Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Mirac gecesi, beşinci göğe geldiğimde, Osman'ın suretini gördüm. Bu mertebeye neyle eriştin dedim. Mescidde itikâf etmekle dedi.) [Menakıb-ı Cihar Yâri Güzin] İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur; çünkü başlı başına bir ibadettir. Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim denmez. Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim demek adak olur. (S. Ebediyye) İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer) Kadınlar camide itikâf yapmaz. Evdeyse şarta bağlıdır. Eğer mescid olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikâfa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiç biri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz. Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifayedir. Az itikâf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi... İtikâfa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şafii mezhebinde oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların evde itikâfa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak vücuda zarar verir mi? CEVAP: Hayır; çünkü Allahü teâlâ, zararlı olan bir şeyi emretmez. Tıp uzmanları diyor ki: Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece, bu hormonlar kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir. Oruç tutan bünye adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır. Mide, böbrek, şeker, kalb ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemeti artar. Karaciğer, oruçluyken 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalb rahatlar. Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan, bazı hastalıklara oruç tutmak iyi gelmektedir. Oruçluyken vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak vücudun sıhhati için önemlidir. Zekât, malın kiridir. Zekât veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekâtını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtıysa oruçtur) buyurmuştur. (İbni Mace) Orucun faydaları çoktur. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Oruç eti eritir ve Cehennem ateşinden uzaklaştırır. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen nimetler ancak oruç tutana nasip olur.) [Taberani] Orucun sevabı diğer ibadetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, (Her iyiliğe, on mislinden 700 misline kadar sevab verilir; fakat oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm. Çünkü kulum, benim için şehvetini ve yeme içmesini bırakmıştır) buyuruldu. (Buhari) Her iyiliğin sevabını Allahü teâlâ verdiği halde, orucun sevabı için, (Ben veririm) buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu halde, Kâbe'ye (Beytullah) yani (Allah'ın evi) denmesi, ona şeref vermek içindir. (Oruç bana mahsustur) demekle de ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevab verilecektir. Başkaları oruç yerken oruç tutmak daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyince, melekler oruçluya dua eder) buyuruldu. (Tirmizi) > Tel: 0 212 - 454 38 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Namaz kılmayan, içki içen, açık gezen veya başka bir günah işleyen bir kimse, boşuna oruç tutmamalı) diyorlar. Bu söz doğru mudur? CEVAP: Hayır, dine aykırıdır. Birkaç günah işleyenin, diğer günahları da yapması gerekmez. Hem oruç tutup hem de günah işleyen kimse, oruç tutmakla hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz; fakat ahirette, niçin oruç tutmadın diye hesaba çekilmez. Oruç borcunu ödemiş olur; hatta orucun bereketiyle diğer günahlardan da kaçma imkânı olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı.) Namazın dinimizdeki yeri, oruca göre daha önemliyse de, bir kimseye namaz kılmadığı için, (oruç da tutma) denmez. Aksine, (Namaz kılamıyorsan, orucu bari terk etme) denir. Namaz kılmamakla büyük bir günaha giren kimse, oruç tutmazsa günah miktarı daha da çok artar. Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa, o kadar iyi olur. Allah'tan korkup bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allah'ı anan veya Ondan korkan Müslüman, Cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi) Günah işleyen, oruç tutuyor veya zekât veriyorsa, (Aman bunları bari bırakma) demelidir! Bu ibadetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Allah'ın rahmetinden ümit kestirip, dinden nefret ettirenlere lanet olsun! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) buyurdu. (Buhari) Günah işleyen, Müslümanlıktan çıkmaz. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam, "Ümmetine müjde ver ki, müşrik olarak ölmeyen Cennete girer" dedi. Ben, "Zina ve hırsızlık eden de mi Cennete girer" diye üç defa sordum. "Evet, zina ve hırsızlık eden de Cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de, yine sonunda Cennete girer" dedi.) [Buhari] (Eğer şefaate uğramamışsa veya günahı sevabından fazlaysa, cezasını çektikten sonra Cennete girer.) Bu, Ehl-i sünnet itikadıdır; günahları hafif görmek değildir. Bu inanış, insanı günaha sevk etmemeli! Her günah, kalbi karartır, insanı küfre sürükleyip Cehennemde ebedi kalmaya sebep olabilir. Her günahtan kaçınmalı, çünkü Allah'ın gazabı günahlar içinde saklıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlimken, bir günah yüzünden imansız öldü. Günah işleyen hemen tevbe etmelidir! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Elden çıkmadıkça faydasızdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Para tuhaf şeydir, insanın elinden çıkmadıkça, ona bir faydası dokunmaz. Dünyalık ele geçirdiğinde, kalbinde bir genişlik duyan kimse, tehlikededir. Bir kimse, altınla toprağı eşit görmedikçe iyi bir kul olamaz. Kıyamet günü, insanlar üç şekilde hesaba çağrılacak: 1- (Niçin namaz kılmadın, niçin içki içtin, neden oruç tutmadın?) gibi, işlenen günahlar, isimleriyle beraber sıralanıp söylenirse, bu kimsenin hali çok kötüdür. En sonunda, bunu Cehenneme atın denilir. 2- (Ey kulum, sana bu kadar rızık verdim, hiç utanmadın mı?) diyerek işlediği günahları isim söylenmeden bildirilirse, bunun hali birincilere göre iyidir. Sonunda, bunu Cennete koyun denilir. 3- (Ey kulum, bana çok güzel ibadet ettin. Senden razı oldum. Sana istediğin her şeyi vereceğim) denirse, bu kimse yaşadı. İşte böyle olmak lazımdır. Ahirette Müslümana şefaat, ihsan, rahmet vardır. Allahü teâlâ sevdiği, Cennetine koyacağı kuluna ihsan eder. Şayet başkalarının o kimse üzerinde hakları varsa, (Hakkınızı mı istersiniz, yoksa Cenneti mi istersiniz?) denecek. Cenneti isteriz diyecekler ve hepsi Cennete gidecektir. Bir mümin, yüz bin hac yapsa, yüz bin altın sadaka dağıtsa, yüz bin fakir yedirse, eğer namaz kılmamışsa hiçbir kıymeti olmaz. Büyük zatlar, yatsı namazını kılmadan önce yatmayı, kıldıktan sonra da konuşmayı sevmezlerdi. Münafıklar, işi bozdukları zaman, fitne fesat çıkardıkları zaman, onları dinlemeyin, beraber olmayın ve onlara mani olun. Böylelikle hem onları kurtarmış olur, hem de kendinize ve hizmetlerinize zarar verilmesini önlemiş olursunuz. Emr-i marufta çok çile vardır, hakaret vardır. Allahü teâlânın dinini yayanlar, sabretmelidir. Eğer sabretmezlerse, Cenab-ı Hak etraflarını dağıtır; çünkü Allahü teâlâ, Peygamber efendimize hitaben; (Ey Habibim! Sen sabırlı olmasaydın, yumuşak olmasaydın, hak hukuk üzere olmasaydın, etrafında kimse kalmazdı) buyurmuştur. Dinimizin kötülediği dünya, haram ve mekruhlardır. Büyük zatları çok sevenler, onların yolunda olanlar, (İnsan nasıl dünyayı sever? İnsan nasıl parayı sever? İnsan nasıl Allahü teâlâdan başka şeye gönül bağlar?) diye çok taaccüp ederler, akılları bu işe ermez. Bir de diğer insanlara sorun. Bunları söylemek, bunlara inanmak bile çok zor. Onlar, otuz yıl riyazet ve mücahedeyle uğraşsalar, bu söylenilenlere kavuşamazlar; çünkü insanın gıdası dünyadır. Her şeyi dünyada görüyoruz. Bunun için dünyaya bağlanmak çok tabiidir. Dünyadan soğumak, çok zordur! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayının fazileti nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani] (Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur] (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya] SİTEMİZDEN HABERLER 1- www.dinimizislam.com sitemizde, Ramazan ayı, oruç, zekât, fitre ve diğer bütün dini konularda yeterli bilgi mevcuttur. Her gün yeni soru ve cevaplar da ilave ediliyor. Yeni eklenen soru ve cevaplar, mail grubumuzun üyelerine de gönderiliyor. Üye olmak isteyenler, bize bildirebilir. 2- Sitemizdeki yazılar, İngilizceye de tercüme ediliyor ve tercümesi bitenler siteye koyuluyor. Hepsi bittiğinde, ayrı bir site olarak da inşallah yayınlanacaktır. 3- Şafii mezhebi hakkında temel bilgiler kondu. 4- Yazılarda geçen duaların orijinal metinleri ilave edildi. Yazılardaki duaların üstüne tıklanarak, orijinallerine kolaylıkla ulaşılabiliyor. 5- Sitemizdeki yazıların tamamı pdf formatına çevrilerek, her ay son güncellenmiş şekli yayınlanıyor. Her zaman internete girme imkânı olmayanlar, bunu bilgisayarlarına indirip okuyabilirler. 6- Kur'an-ı kerimin tamamı, hem yazılı olarak, hem de, dinleyerek hatalarını düzeltmek isteyenler için, sesli olarak ilave edildi. Kur'an-ı kerim okumayı öğrenmek isteyenler için de, sesli elifba dersleri kondu. 7- Evliya-yı kiramın hayatlarını anlatan filmler ile Eshab-ı kiram, Tarih ve Çocuk serisi kasetleri ilave edildi. 8- Namazın önemini ve namazın nasıl kılınacağını anlatan, yaklaşık bir saatlik bir video kondu. 9- www.mehmetalidemirbas.com sitemize de, bütün konuların alfabetik listesi ilave edildi. 10- Yine bu sitedeki yazıların seslendirilmesine ve seslendirilen yazıların siteye konmasına devam ediliyor. Sitelerimizi ve mail grubumuzu, sevdiklerine, tanıdıklarına tavsiye eden okuyucularımız, yapılan hizmetlere ortak olmuş olurlar. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bu ümmete mahsus beş özellik
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanda yalnız bu ümmete verilen nimetler nelerdir? CEVAP: Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Allahü teâlâ benim ümmetime Ramazan-ı şerifte beş şey ihsan eder ki, bunları hiçbir Peygamberin ümmetine vermemiştir: 1- Ramazanın birinci gecesinde oruca kalkana, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Rahmetle nazar ettiği kul artık rahmete kavuşmuştur, hiçbir korku yoktur. 2- İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir. 3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için dua eder. Melekler günahsız olduğu için duaları kabul olur. 4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara mahsus olarak, Cennette bir köşk ihsan eder. 5- Ramazan-ı şerifin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.) [Beyheki] İki arkadaştan biri şehit düşmüş, diğeri birkaç sene sonra vefat etmişti. Birkaç sene sonra vefat eden, şehitten daha yüksek derecede olur. Hikmeti merak edilir, (Ya Rabbi, bu şehit, bu da normal vefat etti; ama birkaç yıl sonra?) diye sorulunca, (Onun üzerinden üç Ramazan geçti) cevabı verilir. Ramazan çok kıymetli bir aydır. Diğer faziletlerinin yanı sıra, o ayın içinde olan Kadir gecesi, bin aya bedeldir. Bir ömür boyu ibadet sevabı var. Hem de, günahsız olarak! Bu ayda oruç tutmayı Allahü teâlâ emretti, teravih kılmak sünnet oldu. Ramazan yanmak demektir. O ay oruç tutanların, tevbe edenlerin günahlarını yakıyor. Bu ayda her tarafta hayır, hasenat, bolluk bereket olur. Bu ay, sabır ayıdır. Kim sabrederse Allahü teâlâ Cennet nasip edecek. Eğer o ay yetkililer, işverenler, oruç tutanlara kolaylık gösterirse, onları azaptan korur. Bu ay, dargınlar barışmalı, herkes birbirini ziyaret etmeli. Bu ayda çok az bir iyilik yapan, başka aylarda farz yapmış gibi ecir alır. Bir farz yapan yetmiş farz sevabı alır, dolayısıyla bu ay bir fırsat ayıdır, her gecesi ve saniyesi çok kıymetlidir. Oruç, Allah'ın emridir, farzdır, ben bunun sevabına kavuşmak istiyorum denilirse sevab alınır, yoksa perhiz yapmak için, mide, karaciğer dinlensin diye, yani dünyevi bir maksatla oruç tutulursa, vaad edilen ecirlere, sevablara kavuşulamaz. Allahü teâlâ, bu ayda bir oruçluya iftar verenin ahiretini muhafaza ediyor. Bir de, oruçlu ne kadar sevab kazandıysa, o kadar da, iftar verene sevab veriyor. Eshab-ı kiram dediler ki, ya Resulallah, her birimiz, herkese iftar verecek kadar zengin değiliz, paramız pulumuz yok o kadar. Peygamber efendimiz buyurdu ki, bir bardak su verin, bir hurma verin, yarım bardak süt verin, bu sevaba yine kavuşun. Bu ayda, oruçluya su veren, kıyamette hiç susuzluk çekmeyecektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, aç ve susuz durmanın ne faydası olur ki diyorlar. Oruç tutmaktan maksat nedir? CEVAP: Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. İnanmayan bir kimseyi bir odaya hapsedip, aç, susuz bırakmakla oruç tutturulmuş olmaz. Orucun, sabır, şükür, nefis terbiyesi gibi, diğer ibadetlerle irtibatı vardır. Onun için hadis-i şerifte, (Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetlerin kapısıysa oruçtur) buyuruldu. (İ. Mübarek) Sinir sistemimizin vücuttaki yeri çok mühimdir. Dil sinirleri felç olan, konuşamaz. Bacaktaki sinirler felç olursa, insan yürüyemez. Sinirimizin bozulması nispetinde, hayatımız, az veya çok tehlike içindedir. Siniri bozuk kimse, huzursuz olur, sabredemez. Cemiyetteki kavgaların, cinayetlerin çoğu sinirli olmaktan, sabredememekten ileri gelmektedir. (Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır) hadis-i şerifi oruç tutanın sabırlı olduğunu bildirmektedir. (Ebu Nuaym) Böylece, orucun imandan da olduğu görülmektedir. İmanlı olan da, imanının kuvvetine göre, suç ve günah işlemez. Sinirine hâkim olur. Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtıysa açlıktır. Oruç tutarak aç kalanın arzuları kırıldığı için, sabretmesi kolay olur. Oruç tutan aç durur. Aç durmak iyidir. Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şeriflerde, (Aç duranın idraki artar, zekâsı açılır) ve (Tefekkür ibadetin yarısı, az yemekse tamamıdır) buyurulmuştur. (İ. Gazali) Her zaman tok olan, şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın halini bilmez. Çok yiyen, sert ve katı kalbli olur. Hadis-i şerifte, (Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) buyuruldu. (İ. Gazali) Açlık, günah işleme arzusunu kırar, kötülük etmeye mani olur. Hadis-i şerifte, (Açlık ve susuzluk yoluyla nefisle cihad etmek, Allah yolunda cihad gibidir) buyuruldu. (İ. Gazali) Çok yiyen, çok su içer. Çok su içen, çok uyur. Çok uyuyanın ömrü uykuyla geçtiği için, dünya ve ahiret kazancına mani olur. Demek ki açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Fazla tokluk, ahmaklığa yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hatırında tutması zor olur. Hadis-i şerifte, (Her gün bir defa yemek yenmesi itidaldir) buyuruldu. (Beyheki) Hastalıkların çoğu, çok yemekten ileri gelir. Hadis-i şerifte, (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır) buyuruldu. (Dare Kutni) Az yiyenin vücudu sıhhatli olur. Hadis-i şerifte, (Oruç tutan sağlıklı olur) buyuruldu. (Taberani) Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzuları artar, harama dalar. Gayri meşru arzuları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Açlık, şeytanın yolunu tıkar. Hadis-i şerifte, (Şeytan, damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, açlıkla yolunu daraltın) buyuruldu. (İhya) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayının son Cuma namazından sonra, kefaret-i namaz denilen dört rekâtlık namaz kılınınca, bütün kaza borçlarının affedileceği doğru mu? Doğruysa, bu namaz nasıl kılınır? CEVAP: Kefaret-i namaz doğruysa da, bu namazı kılmakla, kaza borçları affedilmez. Sadece, namazları vaktinde kılmama günahı için yapılan tevbenin kabulüne vesile olur. Her rekâtında, bir Fatiha, bir Âyet-el kürsi ve 10 Kevser suresi okuyarak, dört rekât olarak kılınır. (Namaz kefareti için, dört rekât namaz kılmaya) diye niyet edilebilir. Kefaret-i namaz ve mübarek zamanlarda yapılan diğer ibadetler, kaza edilmiş olan farz namazların tehir etme günahlarının affı için yapılan tevbenin kabul olması içindir. Yoksa kılınmamış namazlar, kaza edilmedikçe, hiçbir suretle affolmazlar. Nitekim oruç kefareti de, oruç borcunu ödemiyor. Gün sayısınca orucun ayrıca kaza edilmesi de lazım oluyor. ŞEYTANLAR BAĞLANIR Sual: Ramazanda şeytanların azgınları mı bağlanır? CEVAP: Hayır, hepsi bağlanır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda, esnemeler de şeytandan değildir. Asabi esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde meydana gelir. ŞEKER HASTASI VE EMZİKLİ KADIN Sual: Şeker hastası oruç tutabilir mi? Hamile ve emzikli kadın oruç tutmayabilir mi? CEVAP: Şeker hastalığı çeşitlidir. Salih bir doktor, oruç tutamaz demişse, tutmaz, fidye verir. Hamile veya emzikli kadın, zayıf olursa, oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder. Bir kimse, oruç tutunca sağlığına zarar verip vermeyeceğini bilmeyebilir; çünkü oruç tutabilirim der, oruç tutar ve hastalığı artabilir. Tersine ben oruç tutamam der, hâlbuki oruç tutması ona iyi gelebilir. Bunun için hasta olan kimsenin, oruç tutacaksa da, tutmayacaksa da, salih bir doktora sorup onun tavsiyesine göre hareket etmesi gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Hasta, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadın, oruca gücü yetmeyen ihtiyar, oruç tutarsa öleceğinden korkan çok zayıf kimse oruç tutmaz.) [Deylemi] (Gebe ve emzikli kadın, kendisinin veya çocuğun sıhhatine zarar gelecekse, oruç tutmaz.) [Buhari, Ebu Davud] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadir gecesinin önemi nedir? CEVAP: Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, bu ümmete mahsus bir gecedir. Başka peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi] Resulullaha, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona, bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti. Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup Habibinin kalbini ferahlandırdı. (İ. Malik) Resulullah efendimiz, (Benî İsrail peygamberlerinden 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelip; (Ya Resulallah, senin ümmetin bu peygamberlerin, 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsir-i Mugni) İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Sevabını Allah'tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari] (Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur'an-ı kerimi hatim etmekten daha sevabdır. Kadir gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tekbir (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tekbirden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni] Kadir gecesi Ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar. O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli! Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli! Orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı! Evliya halk arasında gizli olduğu için, herkese iyi muamele etmeli. Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa'fü anni) duasını okurdu. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Yemek artığı ve pirinç tanesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İlmihallerde, diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç tanesini, bir buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor? CEVAP: Diş arasında kalan yemek artığı dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor. Ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor. Ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır. Kıt aklımızla dini hükümleri incelemek, mukayese etmek, hikmetini anlamaya çalışmak, bir hastalıktır. Bundan çok sakınmalı. Akılla mantıkla din olsaydı, Peygamberler gönderilmez, dini hükümler bildirilmezdi. ÇİĞ PİRİNÇ YEMEK Sual: Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek tanesi yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor? CEVAP: Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez. Toprak yemek kefareti gerektirmezken, kilermeni denilen toprağı yemek kefaret gerektirir. Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez; ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak gerektirir. Pişmemiş pirinç gibi, bunlar da, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır. Kilermeni de topraktır; ama ilaç olarak yendiği için kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir. ORUÇ TUTAMAYAN NAMAZ KILAR Sual: Bir mazeretle oruç tutamayan kimse, mukabele okuyamaz teravihe gidemez mi? CEVAP: Oruç, namaz ve mukabele birbirine bağlı ibadetler değil. Bir mazeretle oruç tutamayan Kur'an-ı kerim de okur, mukabele de dinler, namazını, teravihini de kılar. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mümin, insanlara karşı merhametlidir. Onlara karşı yüzünden güler yüz ve sevinç eksik olmaz; fakat kendinden nefret eder, bunun için hep mahzundur. Peygamber efendimiz; (Müminin sevinci yüzündedir; hâlbuki kalbi mahzundur) buyurmaktadır. Müminin tefekkürü, düşünmesi, ağlaması çok; fakat gülmesi azdır. Tebessümüyle kalbindeki hüznü gizler. Dışarıda geçimini temin etmekle uğraşır; ama kalbi Rabbini anmakla meşguldür. Çoluk çocuğuyla uğraşır; ama kalbi Rabbiyledir. Allah adamlarından, Allah dostlarından istifade etmenin tek yolu vardır. O da kendini acındırmaktır. O büyükler, ancak acıdıklarına verirler, isteyene değil. Herkeste kusur arayanın dostu olmaz. Kusuru kendinde arayanın dostu çoğalır. Herkes bir sefere giderken, kendisine yolda ve gittiği yerde lazım olan eşyalarını alır, gerisini almaz. Hepimiz ahiret yolcusuyuz. O halde bu dünyada, yolda ve gittiğimiz yerde lazım olanları tedarik etmek zorundayız. Bunun dışında, yola ve gittiğimiz yere faydası olmayan işlerle iştigal etmek, ahmaklıktır. Peki, ev var, araba var, bunları ne yapacağız? Bunlar ahiret niyetiyle olursa, hepsi sefere aittir. Nefs için olursa, on para etmez. Yüce dinimizde, ehemmi mühime tercih kaidesi vardır. Yani daha önemli olan, önemli olana tercih edilir. Bu da, ihlâs ve kabiliyet işidir. Fıkıh ilmiyle yani ilmihal bilgileriyle meşgul olmalıdır. Sıkıntısı olan kurtulur. Kalbin şifası fıkıhtır. Kur'an-ı kerimin tefsiri, fıkıhtır. Bunlar ahiret nimetidir. Bunlar arttıkça, dünya ve dünya lezzetleri küçülür. Eğer dünya artarsa, o zaman maneviyat küçülür. İnsanlara rehberlik eden, yol gösteren kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik edemez. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip kötülüklerden men edici olması, misafirperver ve geceleri insanlar uyurken ibadet edici olması, âlim ve cesur olması gerekir. Yakınında güler yüzlü ve tatlı sözlü komşuları olan bir evin, kıymet ve fiyatı fazla olur. Altın, para sevgisi, dünyaya düşkünlerin gıdasıdır. Onunla helâke doğru sürüklenirler. İslamiyet'te çeşitli kazanç yolları vardır: Ticaret, sanat, ziraat, hizmet gibi... Bunları yapamazsa, o zaman dilencilik yapması caizdir. Bunu da yapamazsa, yazmış olduğu din kitabından cüz'i kâr alması caizdir. Ölmeyecek kadar bir para... Böyle olmaksızın, sırf para için bu işi yapıyorsa, ahirete dünyayı tercih etmiş sayılır. Allah lafzında, ona mahsus bir nur, bir tesir, bir hassa vardır. Hindu dahi söylerse faydalanır, tesir eder, kalbi yumuşar, bir dokunsan hemen iman eder. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hilali gözetlemekle ilgili 20 yıllık birikimim olduğu için iyi bilirim. Suudiler, hilalin görülmesini esas alıp, hesapla hareket ediyorlar. Türkiye ise hesaba dayanıyor; ama rüyetle hareket ediyor. Her ikisi de yanlıştır. Cumartesi günü kavuşum olacağına göre, Ramazan Pazar günü başlar) deniyor. Doğru mu? CEVAP: 70 yaşındayım. Benim de 40 yıllık birikimim var. Buna rağmen, (Bu konuyu en iyi ben bilirim) demem yanlış olur. Bir konuda çok çalışmak, yaşlı olmak, muhakkak doğruyu bilmek anlamına gelmez. Vehhabiler, kavuşumu esas alıp Pazar günü oruca başladılar. Diyanetinki doğru mudur? Hesap olarak doğru ise de, önceden ilan etmeleri yanlış olur. Şöyle derlerse doğru olur: (Hesaba göre, kavuşum şu gün şu saat olacak, ertesi günü hilal şu ülkenin şu şehrinden veya şu şehirlerden görünecektir. Dinimize göre hilalin doğması değil, görünmesi şarttır. Eğer dünyanın herhangi bir yerinden hilal görülmezse, Ramazan o gün değil, bir sonraki gün başlar.) Genelde dünyanın herhangi bir yerinden görülebildiği için hesaplar doğru çıkmaktadır. 70 yıllık birikimi olan merhum hocamız, bu konuda aşağıdaki hususları bildiriyor: "(Merakıl-felah)daki hadis-i şerifte, (Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce, orucu bırakınız!) buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilalin [yeni ayın] görülmesiyle başlar. Hilali görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlamanın caiz olmadığını, (İbni Abidin), (Eşiat-ül-lemeat) ve (Nimet-i islam) sahipleri bildirmişlerdir. Takıyyuddin Muhammed ibni Dakik diyor ki: (İctima-ı neyyireyn)den 1-2 gün geçmeden, hilal hiç görülemez. Şaban'ın 29. günü, güneş battıktan sonra hilali aramak gerekir, görülmezse Şaban ayını 30'a tamamlamak lazımdır. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslümanın gördüm demesiyle, açık havadaysa çok kimsenin söylemesiyle, kadı Ramazan olduğunu ilan eder. Kadı bulunmayan yerlerde, bir âdil Müslümanın hilali gördüm demesiyle Ramazan, iki âdil kişinin gördüm demeleriyle bayram olur. Ramazana ve bayrama takvimle, hesapla başlamanın caiz olmadığı, (Hindiyye)de de yazılıdır. Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Bu hesaplar, kameri ayın başladığı vakti bulmak için değildir. Hilalin görülebileceği geceyi anlamak içindir. İmam-ı Sübki de böyle buyurdu. İmamın sözünü tersine çevirenlere aldanmamalı. (Tahtavi ve Şernblali) İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: (Ramazanın birinci gününü anlamakta takvimlere güvenilmemeli; çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamber efendimiz, (Hilali görünce oruca başlayınız!) buyurdu. Hâlbuki hilalin doğması, görmekle değil, hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar. Fakat o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. Çünkü İslamiyet böyle emretmiştir." (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda ne yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr yani Ramazan Bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, "İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?" diye sorar. Melekler de, "Ücretini almaktır" derler. Allahü teâlâ da, "Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak, kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm" buyurur.) [Beyheki] Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki) Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin def çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir'e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ali, (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. (Gunye) Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevablar bilinseydi, her günün Ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, (Ramazandaki özel sevablar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazan olması istenirdi) buyuruldu. (Ebu Nasr) Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara! Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.09.2008
Şevval ayında [bu ayda] oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şevval ayında oruç tutmak sevab mıdır? CEVAP: Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari) Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani] (Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace] (Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme] Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Aralıklı tutmak da caizdir. Bu ayda ve başka zaman tutulan nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi] (Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim] BÜTÜN YIL ORUÇ TUTMUŞ OLMAK Sual: En az bire on sevab verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı kitaplarda yazıyor. Farz olan Ramazan orucuyla nafile olan Şevval orucu aynı kefeye konabilir mi? CEVAP: Her ay üç gün oruç tutanın da, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da kitaplarda bildiriliyor. Burada farz olan Ramazan orucuyla, nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu gibi sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa, Ramazandaki bir günün sevabına kavuşamaz. Hatta Ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor? CEVAP: Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, Ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek Ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, Ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç, sahih olmadığı için, iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır. YARATIK YARATICI OLAMAZ Sual: (Allah'ı kim yarattı) diyenler oluyor. Yaratıcı yaratık olur mu hiç? CEVAP: Elbette yaratan yaratılmış olmaz; çünkü yaratıcı, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, var olmak ve varlıkta durmak için kimseye muhtaç olmayan demektir. Onu kim yarattı diye sorulursa, bunun sonu gelmez, sonsuza kadar gider. Bu da mümkün olmaz. Hâşâ, Allah'ı birisi yarattı denirse, Allah yaratıcı değil, yaratık yani yaratılmış olur. Yaratık yani yaratılmış olansa, yaratıcı olmaz. Bunun için, varlığı kendiliğinden olan ve varlığının başlangıcı olmayan tek bir yaratıcı bulunması gerekir, o da Allahü teâlâdır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Şeytan, "seni kim yarattı" diye vesvese verince, "Allah yarattı" denirse, bu sefer, "Onu kim yarattı" diye vesvese verir. Kendisine böyle vesvese gelen kimse, "Ben Allah ve Resulüne iman ettim" desin.) [Buhari] (Allah'ın yarattığı şeyleri tefekkür edin, ama zâtını tefekkür etmeyin.) [Ebu-ş-şeyh] KADINLARIN AYAKLARI AVRET Mİ? Sual: Dine uygun giyinen bir kadın, ayakları çıplak olarak sokağa çıkabilir mi? CEVAP: Çıkmamalıdır; çünkü kitaplarda deniyor ki: Kadınların ayakları avrettir ve avret değildir diyen âlimler olmuştur. Nur suresindeki, (Kadınlar ayaklarını yere vurarak yürümesinler ki, ayaklarındaki örtülü ziynetlerin sesleri işitilmesin) mealindeki âyet-i kerime ayakların avret olduğunu göstermektedir. (Halebi-yi kebir) HAMİLE, LOHUSA VE ŞEHİTLİK Sual: Müslüman bir kadın, hamileyken veya doğum yaparken yahut lohusayken ölürse şehid olur mu? CEVAP: Evet, şehid olarak ölür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hamileyken, doğumda veya lohusayken ölen kadın şehiddir.) [Ebu Davud] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal'de, (Oruç kefareti için, peş peşe 60 gün oruç tutmak gerekir) deniyor. Peş peşe iki kameri ay oruç tutulsa, ayın birisi 29 çekse, toplam 59 gün tutulsa, kefaret yerini bulmaz mı? CEVAP: Bu devirde hilali gözetleyen dini bir kurum yoktur. Gözetlenmeden takvime bakarak iki hicri ay oruç tutulursa, iki ayın toplamı 59 gün olursa, kefaret sahih olmaz. İmam-ı a'zam hazretleri, (60 gün oruç tutmak gerekir) buyuruyor. Günümüzde hilali gözetleme işi, sağlıklı bir şekilde yapılmadığı için, 60 gün peş peşe oruç tutmak gerekir. İhtiyatlı olan da budur. (Mebsut, Redd-ül-muhtar) ORUÇ KEFARETİ VARDIR Sual: Oruç kefareti hakkında hadis var mıdır? CEVAP: Oruç kefareti hakkındaki hadis-i şerif şu mealdedir: Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır: Bir kimse gelip, şöyle dedi: - Helak oldum, ya Resulallah! - Seni helak eden nedir? - Ramazanda ailemle beraber oldum, orucum bozuldu. - Bir köle azat etmen gerekir. - Kölem yok. - Kölen yoksa aralıksız iki ay oruç tutman gerekir. - İki ay oruç da tutamam. - 60 fakire birer fıtra vermen gerekir. - Bunu da bulamam. Bu arada Resulullaha bir sepet kuru hurma getirmişlerdi. Adama buyurdu ki: - Al şunları fakirlere sadaka olarak dağıt! - Kime vereyim ya Resulallah? Vallahi bu şehirde bizden daha fakiri yoktur. İzin verirseniz bunları aileme götüreyim. Resulullah mübarek dişleri görünecek kadar güldü. Sonra buyurdu ki: - Götür onlara yedir. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Mace) Kütüb-i sittedeki bu sahih hadis-i şerifi ilmen inkâr etmek mümkün değildir. ÖNCE KEFARET Sual: Kefareti olan bir kimse önce kefareti tutup sonra kazasını mı tutmalıdır? CEVAP: Evet. Kefaretten önce kazası yapılmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Irkçılığın dinimizdeki yeri
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Irkçılık nedir, ırkçılığın dinimizdeki yeri nedir? CEVAP: İslamiyet, hangi ırk, dil ve ülkeden olursa olsun, bütün Müslümanların birbirinin kardeşi olduğunu bildirir. Allah indinde herkes, insan olarak, bir tarağın dişleri gibi birbirine eşittir. Namaz kılarken, en büyük rütbeli bir Müslümanla en küçük rütbeli, en zenginle en fakir, bir beyazla bir zenci Müslüman yan yana durur ve Allahü teâlâya birlikte secde ederler. Dinimizde ırk ve millet üstünlüğü yoktur. Müslüman zenci bir hizmetçi, kâfir bir beyaz kraldan üstündür. Kâfir kral ebedi Cehennemde, Müslüman zenci hizmetçiyse ebedi Cennette kalacaktır. İnsanın siyah olması imanın şerefini azaltmaz. Resulullahın çok sevdiği Bilal-i Habeşi hazretleriyle Üsame bin Zeyd hazretleri siyahtı. Hazret-i Bilal'a müezzinlik görevini vermişti, Hazret-i Üsame'yi de, daha 18 yaşındayken, birlik komutanı yapmıştı. Bazıları, (Asiler Medine'ye gelip halifeyi öldürebilirler. Çok genç olan Üsame'yi değiştirseniz nasıl olur?) dediklerinde Hazret-i Ebu Bekir, (Resulullahın beğendiği komutanı değiştiremem) dedi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyazdı. Allah indinde ve Müslümanların gözünde çok aşağıydılar. Allahü teâlâ insanın rengine değil, imanına ve takvasına kıymet vermektedir. Hiç kimse ana babasını seçemediği için, ırkını, milliyetini de seçemez. Ancak, ceddinin dine hizmetlerinden dolayı ırkını sevmesi suç olmaz. Mesela, Osmanlı Türklerini sevmek kınanmaz. Hatta hizmetlerinden dolayı her zaman dua etmek gerekir. Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslam dini, ırk, renk, milliyet, siyasi inanç, lisan ve tahsil seviyesi ayırt etmeksizin, her insanın şeref ve itibarına hürmet eder. Kendi ırkını dinimizin üstünde tutmak veya kendi milletinden olan gayrimüslimi başka milletten olan Müslüman'dan üstün tutmak, ırkçılık olur. Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler, ırkçılığı, ırk üstünlüğünü kesin olarak reddetmektedir. Bir âyet-i kerime meali: (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat 13] Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar] (Müslümanlar kardeştir. Takva hali hariç, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.) [Taberani] (Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i Ebu Bekir'in üç vasfı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hazret-i Ebu Bekir hangi vasfıyla Peygamberlerden sonra bütün insanların en üstünü oldu? Bir gün Peygamber efendimiz, (Ya Cebrail Ömer'in faziletlerinden anlat) buyurdu. O da dedi ki: (Nuh aleyhisselamın peygamberlik süresi kadar yani 950 yıl Ömer'in faziletlerinden bahsetsem bitiremem; fakat onun bütün iyilikleri, Ebu Bekrin bir iyiliği etmez.) Bir kimsenin yaptığı iyiliğin sevabı öğretene iki misliyle, ona öğretene de, onun iki misliyle verilir. Sevabların katlanması, geometrik dizi gibi artar. Nihayet bütün ümmetin, bütün iyiliklerinin sevabları en sonunda Ebu Bekr-i Sıddık radıyallahü anh'ta toplanır. Ondan da katlayarak Muhammed aleyhisselama gider. Hazret-i Ebu Bekir'i bu üstün dereceye getiren üç vasfı şunlardır: 1- Allah yolunda malının hepsini verdi. Kendi çok zengindi, sonunda üstünde sadece gömlek kaldı, hepsini verdi. Peygamber efendimiz (Hiç kimsenin malı, Ebu Bekir'inki gibi faydalı olmadı) buyurdu. 2- Canını feda etti. Bir gün müşrikler Peygamber efendimize saldırdılar. O da kurtarmak için araya girdi. Öyle bir dövdüler ki, kemikleri kırıldı, öldü diye bıraktılar. Sonra da cesedini bir çuvala koyup evine götürdüler. Üç gün kendine gelemedi. Üçüncü günün sonunda gözlerine açtı, annesi hemen yavrum diye koştu. Ağzına bir yudum su vermek istedi. O zaman, (Muhammed aleyhisselam nerede, onun durumu nasıl, ben onun iyilik haberini almadıkça ağzıma hiçbir şey sürmem) dedi. 3- Trilyonda, katrilyonda bir, kalbinde küçücük bir (Acaba?) yoktu. Tam iman, tam tasdik! Mesela Mirac olayı... Müşrikler bu iş bitti diye sevinerek geldiklerinde, senin efendin bir anda Kudüs'e, oradan göklere gitmiş dediler. (O söylüyorsa doğrudur, inandım) diyerek müşrikleri şaşkına çevirdi ve Müslümanların imanlarında sebat etmelerine vesile oldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmak şerefine kavuştu. NEYİ BEKLİYORSUNUZ? Ölen bir Müslüman, dünyaya gelse ne yapacağını hiç düşündük mü? Mübarek bir zat, bir Müslümana ait kabrin önünde durup, talebelerine sorar: - Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce neyle uğraşır, ne yapar? Talebenin birisi der ki: - Elbette sürekli namaz kılar. Diğer bir talebe de der ki: - Devamlı oruç tutar. Bir diğeri de der ki: - Cihat eder, emri maruf yapar. Her talebe faydalı bütün işleri sayar. O zat buyurur ki: - Bu mezarda yatan kişinin dünyaya tekrar gelip gelemeyeceği şüphelidir; ama sizin oraya gideceğiniz kesindir; yani siz de onun gibi öleceksiniz. O halde neden şimdi bu söylediklerinizi yapmıyorsunuz? Neyi bekliyorsunuz? Onun kaybettiği fırsatı, siz bir ganimet bilmelisiniz, yarına bırakmadan bu faydalı işlerle uğraşmalısınız. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir ilahiyatçı, (Son devir İslam âlimlerinden Abduh ve talebesi Reşit Rıza'nın, "Son peygamberden sonra yaşayan ve Müslüman olmayanlardan, Allah'a, ahiret gününe iman eden ve salih amel işleyen kimseler de kurtuluşa erecekler" sözü savunulabilir) diyor. İmanın şartı altı değil mi? Sadece Allah var, ahiret var demekle iman olur mu? Bir de, salih amel deniyor. Amel imandan parça mı da, böyle söyleniyor? CEVAP: Sicilli mason Abduh'la çömezi mezhepsiz Reşit Rıza, İslam âlimi değil, birer İslam düşmanıdır. Kahire mason locası reisi olan Cemaleddin Efgani'nin İslam'ı içeriden yıkma propagandalarına aldanan mason Abduh hakkında önce kısaca bilgi verelim: Beyrut mason locası başkanı, (Mısır'da Efgani'den sonra mason locası başkanı olan imam Abduh, masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti) diyor. (Daire-tül-mearif-ül-masoniyye s. 197) Efgani'den sonra, Abduh da, masonluğa çok yardım etti. (Les franco-maçons s. 127) (Salih amel işleyen kâfir de olsa, Cennete girer) diyor. Hayranı Seyyit Kutup bile, (Üstad Abduh, düşünüşünü nakzeden âyetleri hatırlamıyor) diyerek tenkit ediyor. [Nisa 124. âyetinin tefsirinde] Fil suresindeki kuşlara sivrisinek, attıkları taşlara da mikrop diyor. Elmalılı Hamdi, tefsirinde buna gerekli cevabı vermiştir. (s. 84, 87) (İslamiyet ve nasraniyet) kitabında, (Bütün dinler birdir. Dış görünüşleri değişiktir) diyor. Londra'daki papaza yazdığı mektupta, (İslamiyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dinin el ele vererek kucaklaşmasını beklerim) diyor. (F. Bilgiler) [Hıristiyanlığa büyük din diyor.] Mehmet Sofuoğlu, (Abduh faize helal der, Kur'anı mahlûk kabul eder) diyor. (Tefsir kitabı s.41) Yüksek İslam enstitüsü eski müdürü Ahmed Davudoğlu, Din Tahripçileri kitabında diyor ki: 1- Şeyh-ül-islam Mustafa Sabri efendinin (Mevkıful akl) kitabında dediği gibi, Abduh, Efgani vasıtasıyla Ezhere masonluğu sokup kadınların açılmasını destekledi. (s. 81) 2- Ezher Mecellesinde, (Mısır'da ilk mason locasını kuran Abduh'tur) diyor. (s. 81) 3- Şeytan, cin gibi şeyleri kabul etmez. Mucizeler, ona göre İslam için birer kara lekedir. Mesela Hazret-i Musa'nın denizi yarma mucizesine, med-cezir olayı der. (s. 82, 83) 4- Kur'anda bulunan her şeye doğru demek gerekmediğini söyler. (s. 82) 5- Teselsülün batıllığına inanmaz. (s. 82) [Sırf bu bile, Abduh'un küfrünü gösteren bir delildir.] Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (Abduh, İslam âlimlerinin büyüklüğünü anlayamamış, İslam düşmanlarına satılmış, sonunda mason olarak İslamiyet'i içeriden yıkan azılı mülhidlerden olmuştur.) [Yarın: Reşid Rıza kimdir?] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mason Abduh taraftarı -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Mezhepsiz Reşit Rıza, hocası mason Abduh'un dinde reformcu fikirlerini yaymak için Mısır'da El-Menar dergisini çıkardı. (Eldavetü vel-irşad) medresesinde hocalık yaptı. El-Muhaverat kitabında, Ehl-i sünnet mezhebine ve fıkıh kitaplarına saldırdı. Mezhepsizler kitabında Dr. Hasib Es-Samirai [Ali Nar tercümesinde] diyor ki: Reşit Rıza ne aldıysa, M. Abduh'tan aldı. O da bütün sermayesini, şarkın filozofu denilen Efgani'den devşirdi. Yani bu iki zatın, özü ve fikrî hüviyeti üstadlarına bağlıdır. (s. 45) Reşit Rıza, Efgani'nin fikir mirasçısı ve çömezi Abduh'la beraber olmuştur. (s. 80) El-Menar dergisinde Vehhabiler hakkında çeşitli makaleler yayımlayan Reşid Rıza, Vehhabi hareketini yerinde ve lüzumlu görmüştür. [Prof. Yusuf Ziya Yörükan, "Vahhabilik", A.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 6] Eserleri incelendiğinde bozuk mutezile fırkasının fikirlerinin hâkim olduğu görülür. Yaymaya çalıştığı düşüncelerinden bir kısmı şunlardır: 1- Mucizeleri kendi düşüncesine göre tevil etmekte ve birçoğunu inkâr etmektedir. 2- Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa'nın peygamberliklerine dil uzatmaktadır. İsa aleyhisselamın diri olarak göğe kaldırıldığı Kur'an-ı kerimde bildirildiği ve Ehl-i sünnet âlimleri bunu açıklayıp izah ettikleri halde o, (İsa aleyhisselam öldü) demektedir. 3- Cinlerin varlığını kabul etmeyip, onlara zararlı mikroplar der. (Tefsir-i Menar 3/s.95,96) Hâlbuki cinlerin varlığı, yaratıldığı Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmektedir. 4- Ehl-i sünnetin dört hak mezhebini kabul etmiyor, mezhepler birleştirilmeli diyor. Bu konuda yazdığı (Muhaverat) veya (Telfık-ı mezahib) kitabının propagandası, yandaşları tarafından yapılmaktadır. Bu kitabında, üstadı Abduh gibi dört mezhebi tenkit etmiş, mezhepleri şahsi tartışmalar şeklinde göstererek, (İslam birliğini bozmuşlardır) diyecek kadar ileri gitmiştir. Bin yıldan beri dört mezhepten birine uyan halis Müslümanlarla alay etmiştir. Muhaverat kitabında, dört mezhebe çatılmakta, İslam bilgilerinin dört kaynağından biri olan (icma-ı ümmet) inkâr edilmekte, herkes kitaptan, sünnetten kendi anladığına göre amel etmeli denilmektedir. Böylece, İslam bilgilerini ve İslam birliğini kökünden yıkmak istemektedir. Maalesef yandaşları bu kitabı Türkçe'ye tercüme ederek bozuk fikirlerini her tarafa yaymaya çalışıyorlar. [Yarın: Bir şiir] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mason Abduh taraftarı -3- Mezhepsiz Reşit Rıza
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Reşid Rıza'nın resmi, geçtiği an elime, Neler geçti içimden, neler geldi dilime. Sakalını kısaltmış, sünnete hiç uymamış, Kulakları tıkanmış, hak sözleri duymamış. Doğru yola girmedi, dolaştı hep kenarda, Ne zehirler kusmuştu, Mecelle-i Menarda. (Muhaverat) adıyla, düzdü sayısız yalan, Okuyan afyonlandı, sapıttı nice insan. Hocası Abduh gibi, ne naneler yemişti, İslamı kendisine uydurmak istemişti. Sayısız hurafeler soktu din-i İslama, Haince saldırmıştı mübarek dört imama. Büyük bir insan diye Firavun'u övmüştü, Hazret-i Musa için, (O bir kâhin) demişti. Lakin peygamber dedi, kral Hammurabi'ye, Reformu örnek oldu bugünkü Vehhabiye. Ölçü aldı kendine, mezhepsiz Şevkani'yi, Büyük bir üstad bildi, farmason Efgani'yi. Ne kadar sapık varsa, hepsine kucak açtı, Dört mezhebin üstüne, telfik zehiri saçtı. Dil uzattı selefe, büyük küçük bilmedi, Mezhebi bid'at saydı, taklide haram dedi. Şer'i delil dört iken, ikisini kaldırdı, İcma ile kıyasa, pek sinsice saldırdı. Mucizelerin hepsi, görünmüşken aşikâr, Kimini tevil etti, kimini ise inkâr. İnanmadı hadise, mütevatir habere, Şüphe gözüyle baktı, meşhur Şakk-ul kamere. Sözde din adamıydı, düşmanlık etti dine, İctihadlar yapmıştı, hiç bakmadan haddine. Âlimlere küfretti, gayet edepsiz idi, Ehl-i sünnet düşmanı, koyu mezhepsiz idi. Sakın aldanmayalım, Mısırlı bu fellaha! Küfre varan sözünden, sığınalım Allah'a! (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mason Abduh taraftarı -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bugün de, Reşit Rıza'nın, (Son peygamberden sonra yaşayan gayrimüslimlerden, Allah'a, ahiret gününe iman eden ve salih amel işleyenleri de kurtuluşa ereceklerdir) sözüne cevap veriyoruz: Amentü'de bildirilen imanın şartı altıdır. Bunlardan birini bile kabul etmeyen nasıl kurtuluşa erer ki? Peygamber efendimiz, Buhari ve Müslim gibi en sahih iki hadis kitabında, (Cennete sadece Müslüman olan girer) buyuruyor. Reşit Rıza, Müslüman olması şart değil diyerek, Resulullah efendimizi yalanlıyor. Peygamberlere inanma, melekleri inkâr et, kitapları kabul etme, imanın diğer şartlarını hiçe say ve kurtuluşa er! Bu kadar saçmalık olur mu? Reşit Rıza'nın amentüsünde, salih amel de geçiyor. Kime göre salih amel? Kur'an-ı kerimi iman esasları arasından çıkarınca, dört hak mezhepten birine uymayınca, neye göre salih amel işleyeceksin? Dört mezhepten birine uymadıkça dine uygun sahih namaz kılınamaz. Sonra, imanı olmayanın amelini, Allahü teâlâ kabul eder mi? Mezhepsiz Reşit Rıza'nın böyle saçma inançlarını gündeme getirip savunmak kadar büyük tehlike var mıdır? Amentü'deki altı esasa inanmayan, mümin olamaz. İslamiyet'ten başka hak din yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Âl-i İmran 19] (Kim İslam'dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Âl-i İmran 85] (Kimi, ona [Muhammed aleyhisselama] iman etti, kimi ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr edip kâfir olanları elbet ateşe atacağız.) [Nisa 55, 56] (Yahudiler Üzeyr'e, Hıristiyanlar da İsa'ya Allah'ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30] (Ehl-i kitap, diğer kâfirleri taklit ettikleri için kötülenmektedir.) (Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, [İslam düşmanlığında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] (Ehl-i kitap, kâfir olduğu için dost olmaz.) (Sen, onların dinine uymadıkça, Hıristiyanlar ve Yahudiler senden hoşnut olmaz. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın [bildirdiği İslamiyet] yoludur.) [Bekara 120] (Yani, Ehl-i kitap, doğru yolda, [Allah'ın yolunda] değildir. Ehl-i kitabın bozuk dinine girmedikçe, Resulullahtan hoşnut olmazlar.) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Beni duyup da, bana inanmayan Yahudi ve Hıristiyanlar, elbet Cehenneme girecektir.) [Müslim] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir iş için iki veya daha çok niyet etmek uygun mudur? CEVAP: Ne kadar çok niyet etme imkânı varsa o kadar iyi olur. Din kitaplarında deniyor ki: Camide oturmak taattır. Caminin Allahü teâlânın evi olduğunu düşünerek giren, onu ziyarete de niyet ederse ayrı sevab alır. Namaz kılmayı beklemek için, camide itikâf edip ahireti düşünmek için, vaaz dinlemek için de niyet ederse, her niyeti için ayrı sevaba kavuşur. Bunun gibi, bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, temiz giyinirse, camiye saygı için, Müslümanları incitmemek için, temiz ve sıhhatli olmak için, İslam'ın vakarını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevab kazanır. Bunlar gibi, yeni abdest alıp sefere çıkarken, camiye kuşluk namazı kılmak için giren kimse, hem kuşluk namazına, hem sübha namazına, hem tehıyyet-ül mescide, hem tehıyyet-ül menzile, hem de kazaya Yani beş ayrı namaza niyet edebilir. Sünnetler de nafiledir. Camiye girince, iki rekât tehıyyat-ül-mescid kılmak sünnettir. Farz veya başka namaz kılmak bunun yerine geçer. Başka namaz kılarken tehıyyat-ül-mescid için de ayrıca niyet gerekmezse de, niyet edilirse iyi olur. (Redd-ül-muhtar s.710) Sünnet kılarken kazaya da niyet edince, kaza da kılınmış olur. (Necat-ül-müminin) Sünnet kılarken, kazaya da niyet edilir. (Ramiz-ül-mülk Trablus Fetva emini) Tatarhaniyye'de, (Sünnet kılarken kazaya da niyet edilir) deniyor. (Uyun-ül-besair) Resulullah, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız, (Allah rızası için namaza) der, sünnet demezdi. Farzdan başka namaz kılınca, sünnet de kılınmış olur. (Halebi-yi kebir) Öğlenin farzına dururken, hem vaktin farzına, hem de vaktin sünnetine niyet edilirse, iki imama göre, yalnız farz kılınmış olur. İmam-ı Muhammed'e göreyse, o namaz sahih olmaz; çünkü vaktin farzıyla vaktin sünneti ayrı cinsten iki namazdır. İki imama göre, sadece farzı kılınmış olur. Hâlbuki camiye girince kılınan bir namaz, tehıyyat-ül-mescid yerine de geçer. Farz kılarken tehıyyat-ül-mescide de niyet etmek caiz olur. Yalnız farza niyet edince de, iki namaz da kılınmış olur. (İ. Âbidin) Vaktin farzını kılarken, vaktin sünnetine de niyet edilirse, sünnet sahih olmaz; fakat sünnet kılarken kazaya da niyet sahih olur. (Eşbah) Çok kimse bunu karıştırıyor. Buradaki inceliği iyi anlamak gerekiyor. Öğlenin farzı ile öğlenin sünnetine birlikte niyet edilmez; fakat öğlenin sünneti ile geçmiş bir kazaya niyet edilebilir. Başka nafileye de niyet edilebilir. Bunu karıştırmamak lazımdır. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir iş için birden çok niyet edilebileceğini vesikalarla bildirmeye bugün de devam ediyoruz: Sünnet, farzdan başka kılınan namaz olduğu için, sünnetin kazaya benzerliği tehıyyat-ül-mescid namazının farza benzerliği gibidir. Yani, sünnet kılarken vaktin farzına niyet edilmez; ama kaza namazına veya başka bir nafileye de niyet edilebilir. (İ. Ahlakı, Tahtavi) Nafile kılmak isteyen, önce namaz kılmayı adamalı, sonra, nafile yerine, bu adak namazı kılmalı. Sünnet namazları adadıktan sonra kılan, bu sünnetleri kılmış olur. (Dürr-ül Muhtar) Nezr edilen namazı kılmak vacib olduğu için, vacib sevabı hâsıl olur. Sünnet yerine, nezr edilen namaz kılınınca, sünnet de kılınmış olur. (Redd-ül-muhtar) Sünnetleri nezr edip de, nezir olarak kılmak daha iyidir. (Halebî, Merakıl felah) Öğle sünnetini kılmadan önce (4 rekât namaz kılmak nezrim olsun) dense, sonra nezir olarak kılınsa, hem vacib sevabı kazanır, hem de öğle namazının sünneti kılınmış olur. Kulun, kendine vacib ettiği namazı kılmasıyla, sünnet terk edilmiş olmayınca, sünneti kılarken, kazaya kalmış bir farza da niyet etmekle, sünnet terk edilmiş olmaz. Hem kaza, hem de sünnet kılınmış olur. (S. Ebediyye) BU AYDA ORUÇ TUTMAK Sual: Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Bu ayda altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi? CEVAP: Evet, öyle niyet edilir. Bu ayda kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur. Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (İçki içmek büyük günahtır, içki içen namaz kılmamalı) deniyor. Bu yanlıştır. Namaz ayrı içki ayrıdır. Çok büyük günahlar işlense de, namazı asla ihmal etmemelidir. Âlimlerimiz, (Namazın bereketiyle, diğer günahların bırakılması kolay olur) buyuruyorlar. Salih bir zatın pazarcılık yapan komşusu, işten eve gelince çilingir sofrasını kurarak her gece gürültü yapar. Salih zat, komşusunun gürültüsünden rahatsız olduğu için, başka bir eve taşınır, birkaç gün sonra da bu komşunun vefat etmesi üzerine tekrar eski evine taşınır. Bir gün kapı çalınır, kapıyı açıp bakar ki boyu, gökyüzüne kadar uzanan bir adam. Ne istediğini sorunca, adam der ki: - Kazmayı al benimle gel! - Sen kimsin, beni nereye götüreceksin, bana ne yapacaksın? - Sus, kazmayı al benimle gel! Kazmayı alır beraber giderler, mezarlığa gelirler. Bir mezarı göstererek, burayı kaz der. Mübarek zat gösterilen mezarı kazar, dur der, bir tuğla çıkarmasını söyler ve bir tuğla çıkartır, tuğlayı çıkardığın delikten mezarın içine bak der, bakar ki, komşusu Cennette ve üstelik tahtta oturuyor, tahtı da var. Mübarek zat şaşırır, bu benim vefat eden komşum der. Bu nasıl olur? Peki, ben nerede hata yaptım? der. O zat da der ki: - Vefat eden komşun her günahı işlerdi; fakat namazını hiç bırakmazdı ve namazın arkasından da şöyle dua ederdi: Ya Rabbi biliyorum günahım çok; fakat Peygamber efendimizi, Ehl-i beytini, aralarındaki savaşlar ne sebeple olursa olsun, Eshab-ı Kiramı ve onların yolunda olanları seviyorum, onların hatırına günahlarımı affet, bana Cennetini ihsan et diye dua ederdi. Namazlarını ve bu duayı hiç bırakmazdı. Bu hasleti onun kurtulmasına sebep oldu... İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır. Namaz kılmak, huzur-u ilahiye çıkmak demektir. Namazda, Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı, ne olduğunu bilerek kılmalıyız! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruçluyken günah işlemek, gıybet etmek orucu bozar mı? CEVAP: Orucu bozmaz; fakat özellikle oruçluyken günahtan daha çok sakınmalıdır. Hadis-i şerifte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, namahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. (Deylemi) İmam-ı a'zam hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklıyor ve (Bu günahlar orucun sevabını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekruh olur) buyuruyor. Yani bu günahları işleyen, oruç borcundan kurtulursa da, oruca mahsus olan büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i şerifte, (Nice oruç tutan vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmez) buyuruldu. (İbni Mace) Oruç, müminler için bir nimet ve emanettir. Emanete riayet etmek gerekir. Onun zayi olmaması için şartlarını gözetmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Harama bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Allah korkusuyla bunu terk edene, Allahü teâlâ öyle bir iman verir ki, imanın tadını kalbinde bulur.) [Hâkim] (Oruç ateşe kalkandır. Gıybetle parçalanmadıkça korur. Oruçlu, cahillik edip de kötü söz söylemesin! Kendisine sataşana, "ben oruçluyum" desin!) [Buhari] Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azalarıyla günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir, sevabları yok eder. Bir günah işledikten sonra pişman olmak, iyilik ve ibadet etmeye devam etmek gerekir. HARAMLARDAN KAÇMAK Sual: Haramlardan kaçmak mı, yoksa farzları yapmak mı daha kolaydır? CEVAP: Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (U. Besair) Muhammed Masum-i Faruki hazretleri, (Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamaksa, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Küçük bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.) [R. Nasıhin] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazreti Ömer'in üstünlüğü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber efendimiz, (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu) buyuruyor. Bu hadis, onun Hazret-i Ebu Bekir'den üstün olduğunu göstermez mi? CEVAP: Hayır, göstermez. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Dört halifenin üstünlük sıraları, halifelikleri sırası gibidir) buyuruyor. (2/67) Burada, Hazret-i Ömer'in kıymeti bildirilmektedir. Yani bu hadis-i şerif; Peygamber efendimizden sonra peygamberlik devam etseydi, başka peygamberler gelseydi, Hazret-i Ömer de bunlardan biri olurdu demektir. Hazret-i Ali için de, böyle övücü sözler bulunmaktadır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Yâ Ali, Harun nasıl Musa'ya yakınsa, sen de bana öylesin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buhari] (Ali'nin yüzüne bakmak ibadettir.) [Hâkim] Burada da, Hazret-i Ali'nin kıymetinin büyüklüğü bildirilmektedir. Yoksa bu, Hazret-i Ebu Bekir'in ve diğer Eshab-ı kiramın yüzüne bakmak ibadet olmaz demek değildir. Salih birinin veya ana babanın yüzüne bakmak da, ibadettir. İki hadis-i şerif meali: (Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.) [Ebu Davud] (Ana babanın yüzüne, sevgiyle bakmak ibadettir.) [Ebu Nuaym] MİNARE BİD'AT DEĞİLDİR Sual: Minare bid'at değil mi? CEVAP: Peygamber efendimiz, ezanın yüksek yere çıkılarak okunmasını emretmiştir. Yani, ezanı yüksek yerde okumak sünnettir. Sünnete muhalif olmayanlara, yani ilk asırda aslı bulunanlara, mesela Mevlid okumak, minare, türbe yapmak gibi olanlara sünnet-i hasene denir. (S. Ebediyye) Eshab-ı kiramdan Mesleme bin Mahled, Mısır'da vali iken, hicri 58 yılında, ilk minareyi yaptırmıştır. (Mirat-ül haremeyn) İNTİHAR, ONURSUZ BİR DAVRANIŞTIR Sual: Bazı ülkelerde, işinde başarılı olmayanlar, yolsuzluğa karıştığı anlaşılan bakanlar, yöneticiler intihar ediyorlar. Bunun için de, intihar için onurlu davranış diyorlar. Bu doğru mudur? CEVAP: Kesinlikle doğru değildir. Batının ilim ve teknikteki yenilikleri alınacağı yerde, her türlü ahlaksızlıkları taklit ediliyor. İntihar etmek de bunlardan biridir. İmanı olan, intiharı düşünmez. İntihar bir kurtuluş değil, sonsuz acı azapların başlangıcıdır. İntihar etmek, başkasını öldürmekten daha büyük günahtır! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Resulullahı rüyada görmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Peygamberi rüyada gördüm, bana şöyle bildirdi) diyerek, dine aykırı şeyler söylüyorlar. Şeytan, Peygamberin kılığına giremeyeceğine göre, bu nasıl oluyor? CEVAP: Birincisi, Resulullahı gördüğü yalan olabilir. İkincisi, dine aykırı olduğuna göre, görülenin Resulullah olmadığı kesindir. Şeytan, başka şekle girip, ben Peygamberim diye yalan söyleyebilir. Peygamber efendimizi tanımayan da, o şekli Resulullah zanneder. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Resulullahın hakiki şeklini, rüyada tanıyabilmek çok güçtür. Bunun için, rüyalara nasıl güvenilebilir? Şeytan, Resulullahın yüksek şanına yakışacak bir şekilde, o Serverin ismiyle görünemez. Melun şeytan, düşmanlığını burada da gösterebilir. Araya karışarak, olmayan şeyi olmuş gibi gösterebilir. Rüya göreni şaşırtır. Kendi sözlerini ve işaretlerini, onun sözleri ve işaretleriymiş gibi gösterir. Resulullah vefat ettikten sonra, bir kimse uykuda, hisleri çalışmazken ve yalnızken, nasıl olur da, rüyanın şeytanın karışmasından korunduğunu ve onun değiştirmediğini anlayabilir? (1/273) Resulullahı uygun olmayan bir şekilde görmek, zaten o kişinin bid'at veya günah işlediğini gösterir. Bunun için, rüyada söylendi denilen, dine aykırı sözlere itibar edilmez. [Mesela, "Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi" isimli yazıda, Resulullahı gördüm denmesi tamamen yalandır.] RESULULLAHIN KABRİNİN RESMİ Sual: Peygamberimizin kabri ve sandukası diye dağıtılan resimler, doğru mudur? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Peygamber efendimizin kabri, muhafaza için kapatılmıştır, fotoğrafının çekilmesi mümkün bile değildir. Ancak dıştan, ziyaret edilen yerden fotoğrafı çekilebilmektedir. Resulullahın kabri, sandukası veya türbesinin içi diye gösterilen resimler uydurmadır. Hazret-i Mevlana'nın, Konya'daki kabrinin eski bir fotoğrafı veya başka resimler, Peygamber efendimizin kabrinin resmi diye, art niyetli veya cahil kimseler tarafından dağıtılmaktadır. FORUMLARA YAZI GÖNDERMEK Sual: İnternetteki forumlara veya yabancı mail gruplarına, dini yazı göndermek uygun olur mu? CEVAP: Forumlarda ve mail gruplarında her türlü insan, mesela bid'at ehli veya başka fanatik kimseler bulunabilir. Tartışmaya sebep olabilecek işlerden uzak durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun dini site ve mail gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz www.dinimizislam.com adresinde, her türlü dini bilgi mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun üyelerine de gönderilmektedir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Peygambere salât okunmaz, salevat getirilmez. Salât, Allah'a getirilir) diyenler oluyor. Bu doğru mudur? CEVAP: Salât, dua demektir. Salevat ise, salât kelimesinin çoğuludur, dualar demektir. İkisi de aynıdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah ve melekleri, Resule salât ediyor. Ey iman edenler, siz de gönülden, teslimiyetle, ona salât edin, salevat getirin.) [Ahzab 56] (Allah'ın salât etmesi rahmet etmek, meleklerinki dua etmek, müminlerinkiyse Onun şefaatini talep etmektir.) Görüldüğü gibi, Resulullaha salât yani salevat getirilmesini, bizzat Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde emretmektedir. Bunun için, Resulullah efendimize ömürde bir defa salevat getirmek farz, ismi geçtiği zaman, bir oturumda, bir yazıda bir defa salevat getirmek vacib, sonrakilerde müstehabdır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Bana bir salât getirene, Allah ve melekleri yetmiş salât getirir.) [İ. Ahmed] (Şefaatime en layık olan, bana en çok salât okuyandır.) [Tirmizi] (Bana çok salevat getirenin dertleri gider, günahları affolur.) [Tirmizi] Resulullahın ismi söylenince veya işitilince, aleyhisselam, aleyhissalâtü vesselâm veya sallallahü aleyhi ve sellem demekle de, ona salât getirilmiş olur. ADAĞIN BEDELİNİ VERMEK Sual: Horoz adayan kimsenin, horozu kesmesi şart mı? CEVAP: Hayır, kesmesi şart değildir. Horozu diri olarak bir fakire verebilir; çünkü horozdan kurban olmaz. Koyun kesmek adansaydı bedeli verilmez, herhangi bir zamanda kesmek gerekirdi. Eğer koyun kurban olarak adanırsa, isteği gerçekleşince, ilk kurban bayramının ilk üç gününde kesmek gerekir. Kesilemezse, bedeli altın olarak bir fakire verilir. YATAKTA KUR'AN OKUMAK Sual: Yatakta, Kur'an okurken, ayakları uzatmak caiz midir? CEVAP: Yorgan altında ve bacaklar bitişik, saygılı bir vaziyette, ezberden okumak caizdir. Ayakları toplayarak okumak, daha uygun olur. MUSHAF ARASINA ÇİÇEK KOYMAK Sual: Mushaf arasına, çiçek, gazete parçası koymak caiz midir? CEVAP: Mushaf arasına çiçek koymak caizdir, hürmetsizlik sayılmaz. Gazete parçası koymak hürmetsizlik olur. Latin harfleri, İslam harfleriyle karışmış olur.
Doğru gibi görünen yanlışlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Peygamber tanrı değil ya, o da insan) veya (Âlimler de peygamber değil ya, onlar da insan, mesela İmam-ı a'zam da hata eder) demek doğru mudur? CEVAP: Kötülemek maksadıyla söylenen böyle sözler, doğru da olsa yanlıştır. Bu konuda söylenenlerden bazı örnekler verelim: 1- (Peygamber, Allah'ın helal ettiğini haram edemez) deniyor. Sanki Peygamber efendimiz, böyle bir şey yapıyormuş intibaı [izlenimi] verilmeye çalışılıyor. 2- (Peygamber de, Allah'ın sözlerini değiştiremez) deniyor. Sanki böyle bir şey yapılıyormuş fikri verilmek isteniyor. 3- (Peygamber de insandır, ona tapılmaz) deniyor. Sanki tapan varmış gibi, Resulullah'ı ve onun yolunda olanları küçültmeye çalışıyorlar. 4- (Peygamber de insandır; tanrı değil ki, o da yanılabilir) deniyor. Evet, Peygamberimiz de insandır; fakat insanların ve Peygamberlerin en üstünüdür; seyyid-ül beşerdir [insanların efendisidir]. Dini hükümlerde yanılma olmaz; çünkü ictihadla söylediklerinde yanılma olursa, derhal vahiyle düzeltilir, yanlış üzere kalmaz. (Yanılabilir) denilerek, dini hükümlere gölge düşürmeye çalışılıyor. 5- (Peygamber de gaybı bilmez) deniyor. En çok istismar edilen de budur. Resulullahın gaybı bilmemesi, devamlı değildir. Bir gün Resulullahın devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip, (Hani göklerden, Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor) dediler. Münafıkların bu sözü Resulullah'a ulaşınca, (Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Başkasını bilmem. Şu anda Rabbim, bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem, şu anda falanca yerdedir) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye) Tarif edilen yere gidip, deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular. Kur'an-ı kerimde de gaybı ancak Allahü teâlânın bildiği; fakat dilediği Peygamberlere de bildirdiği beyan edilmektedir: (Allah size gaybı bildirmez; fakat resullerinden dilediğini seçip onlara gaybı bildirir. Onun için, Allah'a ve resullerine iman edin. Eğer iman edip [günahlardan] sakınırsanız size çok büyük bir mükâfat vardır.) [Âl-i İmran 179] (Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği [mucize olarak bildirdiği] resul bundan müstesnadır; çünkü her peygamberin önünden ve ardından gözcüler [melekler] salar.) [Cin 26, 27] Bu âyet-i kerimelere rağmen, (Peygamber gaybdan haber veremez) demeleri kasıtlıdır. Kur'an-ı kerime inanır gibi görünmeleri, batıl davaları içindir. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Doğru gibi görünen yanlışlar (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
6- (Hadisler mucize değil; ama veciz sözlerdir) deniyor. Hadis-i şeriflerin lafızları, âyet-i kerimeler gibi mucize değildir; fakat Peygamber efendimizin dine ait sözleri vahiy mahsulüdür. Gelecekte olacak şeyleri bildirmiş, birçok mucize söz söylemiştir. Mesela, kıyametin büyük ve küçük alametlerini bildirmiş, küçük alametlerin çoğu meydana çıkmıştır. Bunlar mucizedir. Mezhepsizler daha ileri giderek, (Kur'an varken sünnete ihtiyaç yok!) diyorlar. Böylece hadis-i şerifleri inkâra kalkışıyorlar. Hâlbuki Kur'an-ı kerimin birçok yerinde, (Allah'a ve Resulüne tâbi olun, itaat edin!) buyuruluyor. Üç âyet-i kerime meali: (Allah'a ve Onun ümmi nebi olan Resulüne iman edin, Ona tâbi olun ki, doğru yolu bulasınız.) [Araf 158] (De ki, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çevirenler [kâfir olanlar], bilsinler ki, Allah, kâfirleri sevmez.) [Âl-i İmran 32] (Allah ve Resulüne itaat edin.) [Enfal 1] Niçin, (Yalnız Allah'a itaat edin) denmiyor da, (Allaha ve resulüne itaat edin) buyuruluyor? Resulullahın bildirdiklerine uymak, haram ettiklerinden kaçmak, emrettiklerine tâbi olmak için böyle buyuruluyor. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Peygamberin haram kılması, Allah'ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi] Yalnız Allahü teâlâya değil, Resulüne de itaat edilmesi emrediliyor: (Resule itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] Demek ki, Resulullahın hadis-i şeriflerine uymak, Allah'a uymaktan başka değildir. 7- (Âlimler peygamber değil ki, onların da hatası olur) deniyor. Böylece âlimlerin sözlerinde hata vardır, onlara uymak gerekmez gibi bir intiba verilmeye çalışılıyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buhari] O halde, âlimin hatası da dinde senettir. Onun hata ettiği de, bizce bilinemeyeceği için, Resulullahın vârisleri olan âlimlerin hata ettiğini söylemek yanlış olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ulema, enbiyanın vârisidir.) [Tirmizi] Âlimlerin sözleri dinde senet ki, Kur'an-ı kerimde onlar övülüyor: (Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43] (Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43] (Allah'tan en çok korkan âlimlerdir.) [Fatır 28] Peygamberlerin vârislerine dil uzatmak, vârisin sahibi olan Peygambere dil uzatmak olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Şeytanın vesvesesi zayıftır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimde, şeytanın aldatmasının çok zayıf olduğu bildiriliyor; hatta salih kullara hiç etki edemeyeceği de açıklanıyor. İsra suresinde mealen buyuruluyor ki: (Benim kullarıma senin hâkimiyetin yoktur, onlara musallat olamazsın.) İyiler de, kötüler de Allahü teâlânın kulu olduğu halde, salihler için (Benim kulum) buyuruyor. Demek ki, Rabbimizin (Benim kulum) dediği salih kimselere, şeytan musallat olamıyor. Paraya, kötü arzularına kul olanlara, musallat oluyor. Casiye suresinde, (Hevasını ilah edinenler) tabiri geçiyor. Yani, kötü arzularının kulu olanlar buyuruluyor. Kişi neye tapıyorsa onun kuludur. Cehennemde şeytanın yakasına yapışarak şöyle diyecekler: - Senin yüzünden geldik buraya ey melun! İblis, (Bir dakika, siz dünyada beni gördünüz mü? Sesimi duydunuz mu?) diye soracak. Görmedik ve duymadık diyecekler. (Peki, siz dünyada hiç dinden bahseden insan, hoca vs. görmediniz mi? Siz hiç din kitabı okumadınız mı? Siz hiç dinden bahseden, nasihat eden duymadınız mı?) diye soracak. (Gördük, okuduk ve duyduk) diyecekler. İblis diyecek ki: - Yani siz şimdi gördüğünüze ve duyduğunuza değil de, görmediğinize ve duymadığınıza tâbi olup buraya geldiniz ha! Siz gidin, kendinizi ayıplayın, sizi bu hâle düşüren arkadaşınızı bulun. Benimki sadece vesveseden ibaretti. Siz gerçeklere değil de, vesveseye itibar ettiniz. ALTINI SARRAF BİLİR Sözü dinde senet âlim, mantar gibi yerden bitmez. Kesin olarak, hocalarının Resulullaha dayanması lazım. Zira dinimiz nakil dinidir, kimse kendiliğinden bir şey diyemez. Hep hocasından anlatan bir talebeye sorarlar: - Hep büyükler diyorsunuz, büyükler şöyle iyidir, şöyle üstündür diyorsunuz. Allah aşkına onlar size ne öğretti? - Şunu öğretti: Sizin önünüzde 73 tane, birbirinin şekil, ağırlık, renk olarak aynısı olan altın kap olsa ve deseler ki bunlardan 72'si sahte; fakat bir tanesi gerçek ve siz bu gerçek olanı ilk denemenizde, hatasız olarak bulacaksınız. İşte büyükler bize, o ilk denemede, onca kap arasından doğru olanı bulmayı öğretti! - Herkes kendi altınını doğru biliyor, ne malum sizinkinin doğru olduğu? - Bu noktada, şu düstur işin içine girer. İslam, akıl değil, nakil dinidir. O doğru cevabı hocamıza hocası, ona da hocası, ona da onun hocası olmak üzere Resulullah efendimize kadar uzanan Silsile-i Zeheb (Altın silsile) ulaştırmaktadır. Bu noktada kimse, kendiliğinden bir şey diyemez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sözün geçerli olduğu yerler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mecellenin ikinci maddesindeki, (Bir işten maksat neyse, hüküm de ona göredir) ifadesine göre, dinimizde söz değil de, her zaman niyet mi geçerlidir? CEVAP: Mecelledeki o madde, (Ameller, niyetlere göredir) hadis-i şerifinin hüküm halindeki ifadesidir. Dinimizde, niyetin geçerli olup sözün geçerli olmadığı yerler olduğu gibi, sadece sözün geçerli olup niyetin geçerli olmadığı yerler de vardır. Mesela, nikâhta, talakta, adakta, köle azadında, yeminde, alışverişte, hediyede ve günah işlemekte, niyet değil söylenilen söz geçerlidir. Birkaç örnek verelim: 1- Şakadan veya rol gereği, iki şahit yanında evlenen, gerçekten evlenmiş olur. Niyeti geçersizdir. Yahut bir erkek, şakayla veya eşini korkutmak niyetiyle, (Seni boşadım) dese, hanımı boş olur. İki hadis-i şerif meali: (Şakadan da olsa nikâhlananın veya boşayanın, nikâhı da, boşaması da geçerli olur.) [Taberani] (Üç şeyin şakası da, ciddisi gibi sahihtir. Nikâh, talak, talaktan vazgeçmek.) [Tirmizi] 2- Adak yaparken hiç niyet etmese de, söz arasında dilinden çıksa da, adağı geçerlidir; çünkü adakta şakadan veya rastgele söylemek, ciddi söylemek gibidir. Hatta (Bir gün oruç tutmak nezrim olsun) diyeceği yerde, (Bir ay) diye ağzından çıksa bir ay oruç tutması gerekir. Söz geçerli, niyet geçersizdir. 3- Kâfir kız, (Benimle günah işlersen Müslüman olurum) dese, (Ameller niyete göredir) diye, iyi niyetle günah işlemek caiz olmaz. O işteki iyi niyeti geçersiz, günahı geçerlidir. 4- Alışverişten sonra alıcı veya satıcı, (Ben şaka yapmıştım, bu alışverişten vazgeçtim) dese, söze itibar edilmez. 5- Alacağını borçlusuna hediye eden, (Şakadan söylemiştim) dese de hediyesinden vazgeçemez. Niyeti geçersiz, sözü geçerlidir. Görüldüğü gibi, bazı durumlarda ağızdan çıkana bakılır, niyet geçersizdir. Mecellenin ikinci maddesi, burada bildirilen maddelere uygulanamaz. HATM-İ TEHLİL Sual: Hatm-i tehlilin, yani 70 bin kelime-i tevhidin, sadece ölülere mi faydası vardır? CEVAP: Hatm-i tehlilin, ölü diri herkese faydası vardır. (Mekatib-i şerife) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hediye edilen evi geri istemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: 1- Bir kimse şaka niyetiyle, bu evi sana verdim derse, karşıdaki de kabul ettim derse, icab ve kabul gerçekleşip, ev onun olur mu 2- Hediyesinden vazgeçen, bu evi geri alamaz mı CEVAP: 1- Evet, onun olur. Hediyede niyete değil, söze bakılır. (Evi sana verdim) ifadesi icabdır. Misafirin de, (Kabul ettim) demesi kabuldür. S. Ebediyye kitabında deniyor ki: İcab, karşısındakinin anlayacağı bir lisanla, sattım, verdim, hediye ettim gibi, kabul de, aldım, aynen kabul ettim, razı oldum gibi mâzi, yani geçmiş zamanı bildirecek şekilde söylenmelidir. İcab ve kabulün ikisi de, o yerde âdet olan kelimelerle ve mâzi şeklinde olunca, niyet etmeleri lazım değildir. (Bey ve Şira bahsi) Görüldüğü gibi niyeti geçerli değildir. 2- Evet, hediyeden dönmek caizse de, çok çirkin olur; çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Hediyesinden vazgeçip, geri isteyen, kustuğunu yalayan köpeğe benzer.) [Buhari] Bu çirkinliği göze alan kimsenin, hediyesini geri istemesi caizdir. Ancak şu yedi şeyden biri varsa, hediyesini geri alamaz. (El-İhtiyar) 1- Verilen malda kıymetini artıran fazlalık meydana gelmiş olmak. [Mesela, hediye edilen bir kitabı, alan kimse ciltletmişse, hediyeyi veren artık bunu isteyemez.] 2- İkisinden birinin ölmesi. [Hediyeyi veren ölmüşse, vârisleri o hediyeyi geri alamaz veya hediyeyi alan ölmüşse, veren vârislerinden bunu isteyemez.] 3- Hediyenin karşılığı olduğu bildirilerek bir hediye vermek. [Mesela bir kalem vermek.] 4- Hediye edilen malın, alanın mülkünden çıkması. [Hediye edilen evi, o da başkasına hediye etmişse, artık hediye geri istenemez.] 5- İkisi arasında nikâh bulunmak. [Karı koca, birbirine verdiği hediyeyi geri isteyemez.] 6- Aralarında nikâhı ebedi haram eden akrabalık bulunmak. [Kaynataya, kaynanaya, geline, damada, ana baba ve çocuklara verilen hediye, bağışlanan ev, geri alınamaz.] 7- Hediyenin helak olması. [Alınan hediye kaybolmuşsa, yanmışsa veren hediyesini isteyemez.] Zengine verilen hediyeyi, kustuğunu yalamak gibi de olsa, geri istemek caizdir. Fakat fakire verilen hediyeyi yahut bağışlanan evi, geri almak caiz değildir; çünkü fakire verilen hediye sadaka olur. Sadakayı ise, geri almak caiz değildir. (Hidaye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) kudsi hadisine, kim niye karşı çıkıyor? CEVAP: Resulullahın üstünlüğünü anlamayan veya ona düşman olan yahut hadis-i şeriflere rastgele uydurma diyenler, karşı çıkar. Âdem aleyhisselam, Arş'ta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ buyurdu ki: (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye] Allahü teâlâ yine hadis-i kudsilerde buyuruyor ki: (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hâkim] (Ey Resulüm, İbrahim'i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye] Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını diğer insanların duyması için] "Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?" buyurdu. Âdem aleyhisselam da, "Arş'ta, la ilahe illallah, Muhammedün Resulullah yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına, ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün" dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: "Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım.") [Taberani] (Allahü teâlâ, İbrahim'i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) [M. Ledünniyye] (Demek ki Resulullah, hem habib, hem halildir.) (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname'nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ının 122. mektubunda vardır. Mektubat'ın Farsça haşiyesinde, bu hadisin Deylemi'nin Firdevs'inde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir. Mektubat-ı Rabbani'nin 3. cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım) ve (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir. Miracda Allahü teâlâ, Resulullaha, (Senden başka her şeyi, senin için yarattım) buyurunca, Resulullah da, (Ben de, senden başka her şeyi, senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her yıl şeytan taşlanırken, izdiham oluyor, insanlar ölüyor. Buna çare olarak şeytan gece taşlanamaz mı? Başka bir yol bulunamaz mı, bir tedbir alınamaz mı? CEVAP: Her türlü tedbir alınabilir. Ancak organize edecek bir güvenliğe ihtiyaç vardır. Sadece bir taraftan girilip, öte taraftan çıkılsa yine gerekli tedbir alınmış olur. Gelenlerle gidenler aynı yolu paylaşınca izdihama sebep oluyor. Tavafta da tedbir alınmıyor. Kadın erkek, hasta sağlam karışık oluyor. Hâlbuki belli saatlerde kadınlar, yine belli saatlerde erkekler ziyaret etse rahat olur. Mesela, İstanbul'da Hırka-i şerifte, kadınların saati ayrı erkeklerin saati ayrıdır. Çok rahat oluyor. Tavafta da böyle yapabilirler. Şeytana taş atarken yürüyen merdivenler gibi şeritler yapılabilir, metro, tren, tramvay yapılabilir. Bir taraftan girip öteki taraftan çıkarlar. Hiç izdiham olmaz. Çözüm istense çare çoktur. Gece de taş atmak caizdir. Dinimizin hükmü aşağıda bildirilmiştir: Mina'da, bayram günleri üç gün şeytan taşlanır. Bayramın birinci günü Mina'da, Cemre-i Akabe [Büyük Şeytan] denilen yerde iki buçuk metreden veya daha uzaktan Cemre [Büyük Şeytan] yerini gösteren duvarın dibine nohut kadar yedi taş atılır. Ertesi sabaha kadar caizse de, o gün öğleden önce atmak sünnettir. Bayramın ikinci günü, öğle namazından sonra üç ayrı yerde, yedişer taş atılır. Mescid-i Hıf'e yakın olandan başlanır. Önce küçük şeytan, sonra orta şeytan ve büyük şeytana yedi taş atılır, toplam 21 taş eder. Bayramın üçüncü günü de böyle yedişer taş atılır ki, hepsi 49 taş olur. [Aynen ikinci günkü gibi.] Bu taşlar, birinci gün öğleden önce atılır, ikinci ve üçüncü gün öğleden sonra atılır. Üçüncü günü güneş batmadan önce, Mina'dan ayrılınır. Dördüncü gün de Mina'da kalıp, sabahtan güneşin batışına kadar dilediği zaman 21 taş daha atmak müstehabdır. [Küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atılır.] Dördüncü günü sabaha kadar Mina'da kalıp da taş atmadan ayrılırsa, ceza olarak koyun kesmek gerekir. (S. Ebediyye) "SULU" ZEMZEM! Sual: Zemzem azaldıkça, içine su ilave ederek, çoğaltmakta mahzur var mıdır? CEVAP: O zaman, sulu zemzem olur. Su çok konmuşsa, zemzemli su olur. Zemzem özelliği azalır. İçine su ilave etmeden içmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacca gitmenin önemi nedir? CEVAP: Gücü yetenin, ömründe bir kere Kâbe'ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması farzdır. Daha sonra yapılan haclar, nafile olur. Nüsük, ibadet demektir. Farz olan hacca gitmeye çalışmalı! Bir kere farz olan haccı yapmak, 20 kere Allah yolunda savaşmaktan daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder) buyuruldu. (Taberani) Kabul olan hac, namaz, oruç ve zekât borçlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları verilmedikçe veya helalleşilmedikçe ödenmiş olmaz. Kul ve Hak borçlarından başka günahlar affedilir. Haccın sahih olması için, vaktinde hac yapılması lazımdır. Kabul olması için de, haccın sahih olması, o kimsenin itikadının düzgün olması, bid'at ehli olmaması gibi şartları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid'at işleyenin, orucu, haccı, cihadı kabul olmaz.) [Deylemi] Üç türlü hac vardır: 1- İfrad hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke'de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur. 2- Kıran hac: Bu haccı yapana karin hacı denir. Hac ile umreye birlikte niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve say edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac için, tekrar tavaf ve say yapar. 3- Temettü hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında [yani Şevval, Zilkade ile, Zilhiccenin ilk on gününde] umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve say yapıp ve tıraş olup, ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapar. Yalnız, tavaf-ı ziyaretten sonra da say yapar. Karin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vacibdir. Temettü veya Kıran haccı yapanlardan, kurbanlık hayvan bulunmaması veya alınamaması sebebiyle, kurban kesme imkânı olmayanlar, üç gün hac esnasında, yedi gün hacdan sonra olmak üzere on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, ihrama girdikten sonra hac ayları içinde ve kurban bayramının ilk gününden önce Mekke'de tutulmuş olması zorunludur. Kurban kesme imkânı elde edilebileceği ümidiyle, bu üç günlük orucun son vaktine kadar geciktirilmesi yani arefe günü tamamlanmak üzere 7, 8 ve 9 Zilhicce günlerinde tutulması efdaldir. Temettü haccında bu oruç henüz hac için ihrama girmeden umre ihramından sonra da tutulabilir.
Haccın şartları iki kısımdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın şartları nelerdir? CEVAP: Haccın vücub ve eda şartları vardır. Vücub şartları şunlardır: 1- Müslüman olmak. 2- Kâfir ülkesinde olanın, haccın farz olduğunu işitmesi. 3- Akıl baliğ olmak. 4- Hür olmak. 5- Nafakadan fazla olarak, hacca götürüp getirecek ve evindekilere yetecek kadar parası olmak. 6- Hac vaktinin gelmiş olması. [Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, 5 gündür.] 7- Hacca gidemeyecek kadar, kör, hasta, ihtiyar ve sakat olmamak. Eda şartları da şunlardır: 1- Hapsedilmiş veya yasaklı olmamak. 2- Hac için gideceği yolda ve hac yerinde selamet ve emniyet olması. 3- Kadının, kocasının veya ebedi mahrem akrabasından fasık ve mürted olmayan akıl baliğ veya mürâhık bir erkekle beraber gitmesi lazımdır. Bunun yol parasını verecek kadar, kadının zengin olması da lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kadın, yanında bir mahremi olmadan hacca gidemez!) [Bezzar] [Şafii'de, mahremsiz olarak, kadınlar farz olan hacca gidebilir. Kadının mahreminin hac yolunda ölmesi, Şafii'yi taklit etmesi için özür olur.] Erkeksiz kadın hacca gidemez. Giderse, haccı sahih olursa da, haramdır. Erkeğiyle gidince de, otelde, tavafta, say'da ve taş atarken, erkekler arasına karışması haccın sevabını giderdiği gibi, büyük günaha da girer. 4- Kadın, iddet halinde olmamak. [Vücub şartları bulunmakla beraber, eda şartları da kendisinde bulunanın, o yıl hacca gitmesi farz olur. O yıl, hac yolunda ölürse hac sâkıt olur. Vekil gönderilmesi için vasiyet etmesi gerekmez. O yıl gitmezse, günah olur. Sonraki yıllarda, hac yolunda veya evinde hasta, hapis veya sakat olursa, yerine başkasını, bedel [vekil] göndermesi veya bunun için vasiyet etmesi gerekir. Vekil gönderdikten sonra iyi olursa, kendinin gitmesi de lazım olur.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Öyle iki ilaç var ki, bir tanesi ebedi Cehennemden kurtarır, bir tanesi de hesapsız Cennete götürür. 1- La ilahe illallah, Muhammedür resulullah: Bu kelime-i tevhidi söyleyen ve inanan Cehennemde ebedi kalmaz. 2- İstiğfar: İstiğfar her derde devadır. Fakirliğe de, vücuda da, borca da, geçimsizliğe de şifadır. Bir de, ölürken son nefeste imanla gitmeye ve de sorgusuz sualsiz Cennete gitmeye sebep olur. Allahü teâlâ, tevbe ve istiğfar etmek nasip eylesin! Ama tevbe nasıl olacak? Tevbenin esas iki ana unsuru var: 1- Yaptığının suç olduğunu kabul etmelidir. Suçunu kabul etmediği müddetçe, bin kere tevbe etsin faydası olmaz. Benim kabahatim var, ben hata işledim diyerek, bu suçu kabul etmeli, itiraf etmelidir. 2- Pişman olmalı, günahı terk etmelidir. Suçunu kabul etmiyor, pişman da olmuyor, ellerini açmış beni affet ya Rabbi diyor. Böyle tevbe olmaz. Ben haklıyım diyen herkes, ahirette pişman olur. Peygamber efendimiz, (Haklı olduğu halde, ben haksızım diyenin Cennete gireceğine, buna köşk verileceğine, ben kefilim) buyuruyor. Ya haksız olduğu halde, haklıyım demek, daha büyük felakettir. Şu iki kötü huy kimde varsa büyük felakettir: Biri inat, biri de kibirdir. Bu iki kötü huy yüzünden, Peygamber efendimizi gördüğü halde iman nasip olmayanlar oldu. Ben haklıyım demek ve kendini başkasından üstün görmek. Bunlar, hakiki mümin olmaya engeldir, son nefeste imansız gitmeye sebeptir. Bu iki kötü huy, hangi Müslümanda varsa akıbeti çok tehlikelidir. İnadından, kibrinden, ben haklıyım demesi ne kadar çirkindir. Ahirette kimin haklı, kimin haksız olduğu görülecektir. İnsanın kendi hakkında verdiği hüküm, hükümsüzdür. İnsan kendine nasıl hüküm verebilir, başkasının hüküm vermesi gerekir. İnsan kendini evliya ilan etse, gülerler buna. Bir zat evliya olmaya karar vermiş, olur ya, dağa çıkmış, yemiyor, içmiyor, zikrediyor, bir şeyler yapıyor. Yine samimiymiş ki, Allahü teâlâ acımış ona, indirin şu adamı, gitsin kendine bir rehber bulsun buyurmuş. Kendine tabi olan, hiçbir zaman Allah dostu olamaz. Onun için, hiç kimse kendi hakkında hiçbir şey söyleyemez, bir başkasının söylemesi gerekir. Rüyalara ve hayallere inanmamak lazım, dinimiz ne derse ona inanmak ve uymak lazımdır. İnsanların çektiği en büyük sıkıntı, kendi hakkında, kendisinin konuşmasıdır! Bu çok tehlikelidir, Allah korusun. Dini korumak, avuçta ateş tutmak gibi zordur. Bunun da tek bir yolu vardır. O da, yalnız olmamakla, kendi kendine konuşmamakla, kendine tabi olmamakladır. Çünkü kendi demek, nefsi demektir. Nefsi de Allah'ın düşmanıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İhram ve hükümleri nelerdir? CEVAP: İhram, iple bağlanmaz, düğümlenmez. Hac, umre veya herhangi bir şey için uzaktan gelenlerin, mikât denilen yerleri ihramsız geçerek, Mekke Haremi'ne girmeleri haramdır. Geçenin, geri mikâta gelip ihrama girmesi gerekir. İhrama girmezse, kurban kesmek gerekir. Mikât denilen yerlerle, Harem-i Mekke arasına Hil denir. Mikâttan geçerken, bir iş için Hil'de kalmaya niyet edenlerin ve Hil'de oturanların, hacdan başka niyetle, ihramsız Harem'e girmeleri caizdir. Mikât yerinden önce, hatta kendi memleketinde de giymek caiz ve daha iyidir. İhramlıya yasak olanlar: 1- Karadaki av hayvanlarını öldürmek. 2- Dikilmiş elbise giymek. 3- Bir yerini tıraş etmek. 4- Cima etmek. 5- Kavga ve münakaşa etmek. 6- Koku sürünmek. 7- Tırnak kesmek. 8- Mest, ayakkabı giymek ve başını örtmek [Erkek için]. 9- Eldiven, çorap giymek. 10- Kendiliğinden çıkan ot ve ağaçları koparmak. Bunları bilerek veya bilmeyerek, unutarak yapanlara, kurban, sadaka cezaları lazım olur. Ceza olarak kesilen kurban etinden sahibi yiyemez. İfrad hacda, bir kurban icap ettiren suçu, karin hacı işlerse, biri umre için, iki tane kesmesi lazımdır. İhramlıya yasak olmayanlar: 1- Pire, her türlü sinek, başkasının üzerinde bulunan bit, fare, yılan, akrep, kurt, çaylak gibi zararlı ve insana saldıran hayvanları öldürmek. 2- Başını kokusuz sabunla yıkamak. 3- Terlik gibi üstü açık ayakkabı giymek. 4- Diş çektirmek. 5- Renkli ihram giymek. 6- Gusletmek. 7- Başına dokundurmamak şartıyla, tavan, çadır, şemsiye altında gölgelenmek. 8- Başı âdet olmayan şeyle [tas, tepsi] örtmek, paket gibi şeyler koymak. 9- Beline kuşak, kemer, para kesesi, silah bağlamak. 10- Yüzük takmak. 11- İnsanların dikip yetiştirdiği sebze ve ağaçları koparmak. 12- Düşmanla dövüşmek. 13- Kadınların, deriye değmemek üzere yüzlerini örtmeleri ve dikilmiş elbise, mest, çorap giymeleri, örtü altına ziynet eşyası takmaları caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın vacibleri nelerdir? CEVAP: Haccın vacibleri şunlardır: 1- Tavaf-ı kudüm'den sonra Safâ ile Merve tepeleri arasında 7 kere say etmek. Tavafsız say, sahih olmaz. 2- Arafat'tan dönüşte, Müzdelife'de, vakfeye durmak. 3- Mina'da, 3 gün şeytan taşlamak. 4- İhram'dan çıkmadan önce, erkek, başın en az dörtte birini usturayla tıraş ettirmek veya en az 3 cm kırkmak. Berber veya ustura bulamamak özür sayılmaz. Saçsız olan veya başı yara olan da, usturayı, değmeden baştan geçirir. Kadın saçını tıraş etmez, makasla biraz keser. 5- Âfâki, yani mikât denilen yerlerden daha uzak memleketlerin hacıları, Mekke'den son ayrılacağı gün, tavaf-ı veda yapmak. Hayzlı kadına bu tavaf vacib değildir. 6- Arafat'ta, güneş battıktan sonra da, biraz kalmak. Güneş batmadan önce, Arafat meydanından dışarı çıkanın kurban kesmesi gerekir. 7- Tavaf-ı ziyarette, Kâbe etrafında dörtten sonra üç kere daha dönmek. 8- Tavafta abdestsiz ve cünüp olmamak. 9- Üzerindeki elbise temiz olmak. 10- Tavaf yaparken, Hatim denilen yerin dışından dolaşmak. 11- Tavafta, Kâbe-i muazzama, sol tarafta kalmak. 12- Tavaf-ı ziyareti, bayramın üçüncü gününün güneşi batıncaya kadar yapmak. 13- Tavaf ederken, avret yeri kapalı olmak. 14- Safâ tepesiyle Merve tepesi arasında say ederken, Safâ'dan başlamak. (Safâ tepesine çıkınca, Kâbe'ye dönüp, tekbir, tehlil ve salevat getirmek ve dua etmek. Sonra Merve'ye doğru yürümek. Safâ'dan Merve'ye dört, Merve'den Safâ'ya üç kere gidilir.) 15- Her tavaftan sonra, Mescid-i haram içinde iki rekât namaz kılmak. 16- Şeytan taşlamayı bayram günlerinde yapmak. 17- Tıraşı, bayramın birinci günü ve Harem hududu içinde yapmak. 18- Say'ı yürüyerek yapmak. 19- Kıran ve temettü hac yapan, şükür kurbanı kesmek. 20- Kurbanı, bayramın ilk günü kesmek. 21- Arafat'ta durmadan önce cima yapılırsa, haccı bozar. Cimadan başkalarını, ihramdan çıkıncaya, cimayı, tavaf-ı ziyareti yapana kadar terk etmek vacibdir. Vacibleri hastalık, ihtiyarlık veya kalabalık gibi bir özürle terk edene bir şey lazım olmaz, bir vekile yaptırmak da gerekmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın sünnetleri nelerdir? CEVAP: Haccın sünnetleri şunlardır: 1- Âfâki olanların, hemen Mescid-i harama girerek tavaf-ı kudüm yapmaları. 2- Tavafa Hacer-ül-esved'den başlamak ve burada bitirmek. 3- İmamın üç yerde hutbe okuması. Zilhiccenin 7. günü Mekke'de; 9. günü, öğle namazı olunca, öğle ve ikindi namazlarından önce, Arafat'ta; 11. günü, Mina'da okunur. Arafat'ta, hutbe bitince öğle ve hemen sonra ikindi namazı, cemaatle kılınır. İmama yetişemeyen, ikindi namazını, ikindi vaktinde kılar. Namazdan sonra, Mescid-i Nemre'den, Mevkıf'e gelip, kıbleye karşı, ayakta veya oturarak vakfeye durulur. Cebel-i rahme kayaları üstüne çıkmak ve vakfe için niyet gerekmez. 4- Arafat'a gitmek için, Mekke'den, Terviye [Zilhicce'nin 8.] günü, sabah namazından sonra çıkmak. 5- Arefeden önceki ve bayramın 1., 2. ve 3. günlerinin geceleri, Mina'da yatmak. 6- Arafat'a gitmek için Mina'dan, güneş doğduktan sonra yola çıkmak. 7- Arefe gecesi Müzdelife'de yatmak. 8- Müzdelife'de vakfeye, fecir ağardıktan sonra durmak. 9- Arafat'ta, vakfeden önce gusletmek. 10- Mina'dan Mekke'ye son dönüşte, önce Ebtah denilen vadiye gelip, burada bir miktar durmak. 11- Hacca giderken, muhtaç olmayan ana babadan izin almak sünnettir. Ana baba muhtaçsa, izinsiz gitmek haramdır. Nafaka bırakmadıysa, hanımından izinsiz gitmesi de haram olur. Haccın sünnetlerini yapmayan kimseye ceza lazım gelmez. Mekruh olur. Sevabı azalır. HACCIN FARZLARI Sual: Haccın farzları kaçtır? CEVAP: Haccın farzları üçtür: 1- Haccı ihramlı yapmak. 2- Vakfeye durmak. [Arefe günü, Arafat'ın Vâdi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde, öğle ve ikindi namazlarından sonra vakfeye durulur.] 3- Kâbe-i muazzamayı tavaf-ı ziyaret etmektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Mikâttan önce şunlar yapılır: 1- Tırnaklar kesilir. 2- Koltuk altı ve kasık temizlenir. 3- Gusledilir, olmazsa abdest alınır. 4- Erkek ihram giyer, baş açık ve ayaklar çıplak olur. Mikât sınırında: İhramın sünneti olarak iki rekât nafile namaz kılınır. Birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekâtta İhlâs suresini okumak iyidir. Sadece umre için niyet ve telbiye yapılır. İhramdan çıkana kadar ihramlıya yasak olan işlerden sakınılır. Tekbir, tehlil, salevat ve telbiye söyleyerek yola devam edilir. Mekke-i mükerremede: 1- Gusledip veya abdest alıp Harem-i şerife giderek, "umre tavafı" yapılır. 2- Tavaftan sonra, "tavaf namazı" kılınır. Birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekâtta İhlâs suresini okumak iyidir. 3- Zemzem içilir. 4- Safâ ile Merve arasında "umrenin say'ı" yapılır. Sonra saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece umre bitmiş, ihramdan çıkılmış olur. 5- İhramsız olarak Mekke'de kalınır. İstenildiği kadar nafile tavaf yapılabilir. Terviye günü [8 zilhicce]: Terviye günü hac için niyet ve telbiye yaparak yeniden ihrama girilir. Sabah namazı mümkün olursa Mekke'de kılınıp Mina'ya çıkılır. Arefe günü sabah namazını müteakip Arafat'a hareket edilir. Arefe günü [9 zilhicce]: 1- Her fırsatta telbiye, tesbih, tekbir, tehlil ve salevat okunur. Kendine, ana babaya ve bütün müminlere dua edilir. 2- Öğle ve ikindi namazları, öğle vaktinde cem edilerek kılınır. 3- Öğleden sonra vakfe yapılır. 4- Güneş batmadan Arafat'tan ayrılmamalıdır. Güneş battıktan sonra, akşam namazı kılınmadan Müzdelife'ye hareket edilir. 5- Akşam ve yatsı namazları Müzdelife'de yatsı vaktinde cem-i tehirle kılınır. Gece Müzdelife'de kalınır. Şeytan taşlamalarında kullanılacak taşlar toplanır. Bayramın birinci günü [10 Zilhicce]: 1- Sabah namazı kılınınca, Müzdelife'de Meş'aril harama gidilip, orada vakfe yapılır. 2- Ortalık ağarıp güneş doğmadan, Mina'ya hareket edilir. Mina'da [Çadıra yerleştikten sonra]: 1- Akabe cemresine 7 taş atılır. 2- Vacib olan şükür kurbanı kesilir. 3- Saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece, ihramdan çıkılmış olur. Bayramın 2, 3 ve 4. günleri: 1- Bayramın ilk günü yapılmamışsa, ziyaret tavafı yapılır. Daha önce yapılmamışsa, haccın say'ı yapılır. Bunlar üçüncü günü güneş batıncaya kadar yapılmalıdır. Yapılmamışsa, vacibi zamanında yapmadığı için ceza gerekir. 2- Küçük, Orta ve Akabe Cemrelerine her gün 7'şer taş atılır. Mina'dan dönünce: "Veda tavafı" yapılır. Beytullah'a karşı durup kana kana zemzem içilir. Baş ve yüz yıkanır. Sonra imkân bulunursa Kâbe-i şerifin yüksek eşiği öpülür. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hacda ceza gerektiren şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacda ceza gerektiren şeyler nelerdir? CEVAP: Bunlar dörde ayrılır: 1- Bedene [deve veya sığır] gerektirenler. 2- Dem [koyun veya keçi] gerektirenler. 3- Sadaka gerektirenler. 4- Bedelini ödemeyi gerektirenler. Bedene kesmeyi gerektirenler: 1- Arafat vakfesinden sonra ve ziyaret tavafından önce cimada bulunmak. [Arafat'ta durmadan önce olursa, haccı bozar.] 2- Ziyaret tavafını cünüp olarak yapmak. Dem kesmeyi gerektirenler: 1- Kudüm ve veda tavafını cünüp yapmak. 2- Bir uzvun tamamına koku sürmek. 3- Saçına yağ sürmek, kına yakmak. 4- Dikişli elbiseyi tam bir gün giymek. 5- Başını bir şeyle örtmek. 6- Tıraş olmak. 7- Koltuk veya yüz kıllarını veyahut boyun kıllarını koparmak. 8- Tırnakları kesmek. 9- Haccın vaciblerinden birini terk etmek veya zamanında yapmamak. Bir fıtra sadaka gerektirenler: 1- Bir uzuvdan az bir yere koku sürmek. 2- Bir günden az elbise giyinmek. 3- Başın veya sakalın dörtte birinden daha azını tıraş etmek. 4- Bir tırnak kesmek. 5- Veda tavafını abdestsiz yapmak. 6- Veda tavafından bir şavtı terk etmek. 7- Cemrelerde eksik taş atmak. 8- Başkalarını tıraş etmek, tırnaklarını kesmek. Fıtra'dan az sadaka gerektirenler: Çekirge öldürmek. Bedel ödemeyi gerektirenler: Av hayvanını öldürmek. Ayrıca Harem'in, kesilmesi haram olan bitkilerini kesmek. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.10.2008
Hacdan sonra Medine'ye gitmelidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacdan sonra Medine'ye gitmek gerekir mi? CEVAP: Medine-i münevvere şehri çok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Medine, körüğün demirin pasını çıkarıp attığı gibi, kötüleri çıkarır.) [Buhari] (Medine'de ölebilen, orada ölsün. Ben, orada ölenlere şefaat ederim.) [Tirmizi] (Medine, kılıçla değil, Kur'an-ı kerimle fetholundu.) [İbni Neccar] (Haremeynden [Mekke ve Medine'den] birinde ölen, korkulardan emin olarak dirilir.) [Beyheki] (Medine, İslam'ın kubbesi, hicretin toprağı, helal ve haramın meskenidir.) [Taberani] İmam-ı Malik hazretleri, Medine içinde hayvana binmeyip, (Bir yerde ki, Resulullah yaya gezip mübarek ayağı dokunmuştur, ben orada hayvana binmekten hayâ ederim) buyururdu. Namazları Ravda-i mutahhara'da kılmaya gayret etmeli. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Mescid-i haram hariç, mescidimde kılınan bir namaz, başka mescidde kılınan bin namazdan daha sevabdır.) [Buhari] (Mescidimde kırk vakit namaz kılan için, Cehennemden kurtuluş beratı yazılır.) [Tirmizi] Kuba mescidi de önemlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kuba mescidinde namaz kılmak umre yapmak gibidir.) [Tirmizi] Eshab-ı kiramın bulunduğu Baki kabristanını da ziyaret etmelidir. Peygamber efendimiz Baki'ye çıkar, (Esselamü aleyküm ey müminler topluluğunun yurdu) diye selam verirdi. (Müslim) Diğer kabirleri de ziyaret etmelidir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (İki kabristan, güneş ve ayın yer halkına ışık vermesi gibi, gök halkına ışık verir. Birisi Medine kabristanı, diğeri de Askalân kabristanıdır.) [İbni Neccar] Resulullahın kabr-i şerifini ziyaret etmek çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacib olur.) [Beyheki] (Kabrimi ziyaret eden, Kıyamette komşum olur, ona şefaat ederim.) [Şir'a] (Hac edip kabrimi ziyaret eden, beni diriyken ziyaret etmiş gibi olur.) [Taberani] (Sırf beni ziyaret etmek için gelen, kıyamette şefaatimi hak etmiş olur.) [Müslim] (Hac edip de, beni ziyaret etmeyen, beni incitmiş olur.) [Darekutni] (Kabrimi ziyaret edene şefaatim helal oldu.) [Bezzar] (Kabrimin yanında, salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.11.2008İşin aslı muhabbettir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerini, evliya zatları seven kazanır; çünkü işin aslı muhabbettir. Mahlûkatın yaratılmasına sebep olan, muhabbet sıfatıdır. Şimdiki insanlar, hayvani yani nefslerinin şehvani arzularına aşk diyorlar. Hâşâ! Aşk, muhabbet, sıfat-ı ilahidir, mübarektir, muhteremdir, mukaddestir. Cenâb-ı Hak kalbimize, bu aşkın birazını vermiş. Bir kısmını verip de, bir kısmını vermemek keremine yakışmaz. Azını veren, çoğunu da verir, inşallah. Evliya-yı kiramın ruhlarından, hayattayken feyz alındığı gibi, vefatlarından sonra da feyz alınır. Hatta vefatlarından sonra daha çok feyz verirler. Yeter ki, sevgi, muhabbet olsun, Ehl-i sünnet itikâdı olsun, haram işlememek olsun. Bir de namazlar kılınıyorsa, feyz kesilmez, artar. Evliya da, Allahü teâlânın sıfatlarıyla sıfatlanmıştır. Onlar da, dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi, dost olmayanlara da yaparlar. Sevmeyenler, dostlarla karışıp evliyanın huzuruna gelirler. Evliya onlara hiç kötü muamele yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlara da ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da, (Bu adam, benim düşman olduğumun farkında olmadığı için dostluk gösteriyor) der. Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nimet vermek bakımındandır. Yoksa onlarla sohbet etmezler, onlara gitmezler, dükkânlarından alışveriş etmezler. Ancak, onlar gelirse, karşılaşırlarsa ayırt etmezler. Fakat dostlara giderler, hastasını ziyaret ederler, cenazesine giderler, diğerlerine gitmezler. Allahü teâlânın feyzi, her an, dinli dinsiz herkese gelir. Bu feyzi alıp alamamak, kişinin kabiliyetine bağlıdır. Mürşid-i kâmilin feyzi, taleple gelir. Feyz gelmesinin iki şartı vardır: 1- Sevmek: Sevmek edeble olur. Edeb, peki demek, söz dinlemektir. Mürşid-i kâmile karşı saygısızlık yapılırsa feyz kesilir. 2- İnanmak: İnanmak, o zatın büyüklüğünde zerre kadar dahi şüphe etmemek demektir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını severek okuyan, onların feyz ve bereketine kavuşur. Evliyanın ruhlarından istifade edebilmek için bazı şartlar vardır: 1- Tanımak, bilmek: Şeklini veya ismini bilmek değil, mürşid-i kâmil olduğunu bilmek ve kabul etmektir. 2- İnanmak: Her sözünün ve işinin İslamiyet'e uygun olduğuna inanmaktır. 3- Sevmek: İtaat etmekle, beğenerek onun yolunda gitmekle olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.11.2008Mekke'de mukim olunmaz mı?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihâl'de, (Mekke, Minâ ve Arafât gibi başka başka yerlerde toptan 15 gün kalmaya niyet eden de, mukim olmaz) deniyor. Bir kimse Mekke'de bir ay kalsa, mukim olmaz mı? CEVAP: Bir yerde 15 günden fazla kalan mukim olur. Mesela, bir kimse 13 gün Mekke'de kalmaya, sonra bir gün Arafat'ta veya Mina'da kalmaya, sonra 13 gün yine Mekke'de kalmaya niyet edip sonra Medine'ye gitmeye niyet etse, bir yerde 15 günden fazla kalmaya niyet etmediği için Mekke'de toplam 26 gün kalmasına rağmen seferi olur. Namazlarını kısaltarak kılar. Seferi olanın da bayram kurbanını kesmesi vacib olmaz; fakat şükür kurbanını kesmesi vacib olur; ama kişi, Ramazanda gidip Mekke'de 15 günden fazla kalmaya, mesela bir ay kalmaya niyet etmişse, artık Mekke'de mukimdir. Arafat'ta da, Mina'da da, Müzdelife'de de seferi olamaz, mukimdir. Namazlarını kısaltamaz ve bayram kurbanını da kesmesi vacib olur. Bütün fıkıh kitapları hep aynı şeyi yazmaktadır. Farklı bir kavil yoktur; fakat anlatılışları farklıdır. Birkaç örnek verelim: Misafir olan yolcu, Mekke ve Mina'da 15 gün ikamet etmeye niyet etse, namazları dört kılmaz; çünkü iki yerde kalmayı niyet etmek çok yerde kalmayı gerektirir. Bu ise, yolculuğun gerçekleşmesine manidir. Ancak, yolcu gece birinde kalmaya niyet ederse, oraya girmesiyle mukim olur; çünkü kişinin ikameti, gece kaldığı yere izafe olunur. (Hidaye) Mekke ve Mina'da 15 gün kalmaya niyet eden namazları dört kılmaz; çünkü iki yerde kalmaya niyet etmekle mukim olunmaz. Yolcunun ikametleri toplansa, 15 günü geçse de seferidir. Ancak, geceyi birinde ikamet etmeye niyet ederse, o zaman oraya girmesiyle mukim olur; çünkü kişinin ikameti, kaldığı, yattığı yere izafe olunur. Hac farzını yerine getirmek için, hac ayının 10 günü içinde Mekke'ye girse ve 15 gün ikamete niyet etse, mukim olmaz; çünkü Arafat'a çıkmak zorundadır. Bir yerde 15 günden çok kalmadıkça mukim olamaz. (Bahr-ür Raik) Yolcu bir yerde 15 gün kalmaya niyet ederse mukim olur; ama iki yerde 15 gün kalmaya niyet ederse, bu iki yerin her biri kendi başına bir şehirdir. Dolayısıyla, biri diğerine tâbi değildir. Mekke ve Mina'da toplam 20 gün kalmaya niyet eden, mukim olmaz. Ancak, bu iki yerden birinde 15 gün kalmaya niyet eden, mukim olur. (Tuhfet-ül Fukaha) Diğer üç mezhepte seferilik farklıdır. Giriş çıkış günleri hariç, bir yerde dört gün kalmaya niyet eden, mukim olur. Bir ihtiyaçtan dolayı, bu mezheplerden birisini taklit eden Hanefi de, taklit ettiği mezhebin şart ve müfsitlerine riayet eder. Yani dört gün kalınca mukim olur ve namazlarını kısaltamaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.11.2008Masonluk (Farmasonluk)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Masonluk nedir? CEVAP: Daha çok Yahudilik temelleri üzerine dayalı, millî ve manevî değerleri bozmak gayesiyle kurulmuş, idealleri çok gizli; fakat örgütleri açık bir teşkilattır. Eski Mısır'dan alınmış bazı sembollerle birlikte, Yahudi tarih, din ve sembolleriyle çok yakın bir bağlantısı vardır. 1877 Mason Locaları Genel Toplantısında üyelerin yeminlerini kutsal kitaplar üzerine değil, namus üzerine yapmaları kararlaştırıldı. Masonların 1900'de bir toplantıda aldıkları kararla ilgili zabıtların 102. sayfasında, (Dindarlara ve mabetlere galip gelmek kâfi değildir, asıl maksadımız dinleri yok etmektir) yazılıdır. Bu yönleriyle komünistlere çok benzerler. Masonlar, komünist ülkelerde komünist olarak, kapitalist ülkelerde kapitalist olarak çalışırlar. Yani bulundukları yerin rengini alırlar. Masonlar, İslâmiyet'i mason localarının direktiflerine uygun olarak anlatan din kitapları, Kur'an-ı kerim tefsirleri, ilmihaller yazdırdıkları gibi, bu kimselere, "büyük İslâm âlimi, müctehid, müceddid" gibi isimleri yakıştırarak Müslümanları gerçek İslâmiyet'ten uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza gibi kimseler, bunun önemli misalini teşkil ederler. Les Franco-Maçons kitabında bunlar övülerek, 127. sayfasında, (Mısır'da kurulan mason localarının başına Cemaleddin Efgani ve ondan sonra Muhammed Abduh getirildi. Bunlar Müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler) denilmektedir. Bu üç masonla çömezleri, mezhepleri yıkmak için çok önemli faaliyetler göstermişlerdir. Mezhepsiz Mevdudi de, İskoç masonuydu. Osmanlının son döneminde, İttihatçılar, Musa Kazım ve Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi gibi masonları Şeyhülislam yaparak, bunlar vasıtasıyla dinde reform yapmaya çalışmışlardır. Bunlara, diş dolgusu gusle mani değil dedirtmişler ve milleti cünüp gezdirmişlerdir. Masonluğun gizlilikle ilgili genel prensibi özetle şöyledir: (Masonluk kendini her yerde hissettirmeli; her yere hâkim olmaya çalışmalı; fakat hiçbir yerde görünmemelidir.) Dünyada en yaygın olan mason kulüpleri, Rotary ve Lions'tur. Zengin, devlet adamı, bilim adamı gibi şöhret ve itibar sahibi veya ileride mevki ve makam kazanabilecekleri tercih edip üye kaydederler. Kadın erkek eşitliğini savunmalarına rağmen, kendileri kesinlikle bir kadını, mason üye yapmamışlardır. Son zamanlarda, bu intibaı yıkmak için, telefon sekreterliği gibi görünen yerlere kadın almışlardır. Bu kadınlar, içeride olan gizli toplantılardan kesinlikle haberdar olamazlar. (Rehber Ansiklopedisi, F. Bilgiler) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.11.2008Faideli Bilgiler kitabı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Günümüzdeki mezhepsizlerden bahsettiği için, (Hakikat Kitabevi'nin yayınlarından Faideli Bilgiler kitabı Ahmet Cevdet Paşa'nın olamaz) deniyor. Doğru mudur? CEVAP: Bu kitabın içinde iki bölüm vardır: Birinci bölüm, Ahmet Cevdet Paşa'nın yazdığı Malumat-i Nafia (Faideli Bilgiler) risalesidir. Birinci bölüm Ahmet Cevdet Paşa'ya ait olduğu için, kitaba (Faideli Bilgiler) denilmiştir. Bu kitabın Ahmet Cevdet Paşa'ya ait olmayan ikinci bölümü, üç kısma ayrılmıştır: 1- Muhtelif Bilgiler: Bu kısımda, İslam dini hakkında kısa ve öz bilgiler, Ehl-i Sünnet itikadı, fıkıh âlimlerinin sınıflandırılması, İmam-ı a'zam hazretlerinin hayatı, Ehl-i sünnet dışı bir inanç sistemi olan Vehhabilik hakkında bilgi vardır. 2- Din Adamı Bölücü Olmaz: Bu kısımda, Mısır'da din adamı olarak ortaya çıkan Reşid Rıza'nın bölücü yazılarına cevap verilmektedir. Ayrıca dört mezhep imamı hakkında kısa bilgi verilmektedir. Din adamı nasıl olmalıdır ve "imanda ve amelde bid'at" konusu da geniş olarak izah edilmektedir. 3- Doğruya İnan, Bölücüye Aldanma: Bu kısımda, dinde reform yapmak isteyenlere cevap verilmekte, cebriye, mutezile ve Ehl-i sünnet fırkalarının kaza kader konusundaki inançları, iman yalnız inanmak mıdır, Kur'an-ı kerim tefsir ve mealleri, Allah sevgisi ve Allah korkusuyla, İslâm dininin kadına verdiği değer hakkında bilgi verilmektedir. ŞAFİİ'DE KURBAN KESMEK Sual: Şafiiler genelde kurban kesmiyorlar. Sebebi nedir? CEVAP: Belki bize farz değil diye kesmiyorlardır. Şafii'de kurban kesmek, Hanefi'deki gibi vacib değildir, sünnet-i müekkededir, yani kuvvetli sünnettir. Hanefi'de, farzdan sonra vacib gelir, Şafii'deyse sünnet gelir. Farzdan sonra gelen bir emri, gücü yeterken yapmamak doğru olmaz. Peygamber efendimiz, (Kurban kesmeyen mescidimize gelmesin) ve (Cimrilerin en kötüsü kurban kesmeyendir) buyuruyor. Bunu bütün Müslümanlar için söylüyor. Gücü yeten Şafiiler, bu sünneti ihmal etmemeli. Şafii'de, akika kesmek de sünnettir. Gücü yeten Şafii, bayramda akika da kesebilir. ÖNCE BORCUNU ÖDER Sual: Nisab miktarı borcu olanın, elinde, nisab miktarı parası olsa, kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Borcu olan önce borcunu öder, kalanı nisab miktarını bulmuyorsa kurban kesmez. KURBAN BORCU Sual: Bir kadın, eski kurban borçlarının değerini altın olarak fakir kocasına verebilir mi? CEVAP: Bir kavle göre verebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.11.2008Kurban için zenginlik ölçüsü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimseye Kurban Bayramında kurban kesmesinin vacib olması için şartlar nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Mukim, akıl baliğ ve Müslüman olması lazımdır. 2- İhtiyacı olan eşyadan ve verilmesi gereken borçlarından fazla olarak, zekât nisabına malik olması lazımdır. Taksitli borçlar, zekâtta dâhil edildiği halde, kurbanda nisaba dâhil edilmez. 3- Miras ve mehir malları, nisab hesabına katılır. 4- Kadınların incisi, pırlantası ve her çeşit ziynet eşyası, kurban nisabına katılır. Zekâta katılmaz. 5- İki veya daha çok evi olanın, kurban kesmesi gerekir. 6- Kurban nisabı hesabına katılacak malın, ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez. Taksitli olmayan borçlar, alacaklardan ve mevcut maldan çıkarılır. Kalan alacaklar, zekâtta olduğu gibi, kurban nisabına dâhil edilir. 7- İhtiyaç eşyaları kurban nisabına dâhil edilmez. İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl için üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve aletler, hizmetçiler, binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bunların mevcut olmaları şart değildir. Mevcut olanlar, zekât, fıtra ve kurban için nisab hesabına katılmazlar. 8- Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evdeki süs eşyası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret aletleri, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz, kurban nisabına katılır. Hepsinin değeri, 96 gram altını bulursa, kurban kesmek vacib olur. 9- Bilgisayar, telefon, tabanca, teyp, kaset, CD, DVD, saat, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, temizlik robotu, kıymetli dini levha, avize gibi ev eşyaları, kullanıldıkları için kurban nisabına dâhil edilmez. Hiç kullanılmayıp kenarda duran eski, yeni ev eşyaları, kap kacak nisaba dahil edilir. Evde kullanılmayan eşyalar, nisabın üzerinde olursa, kurban kesmek vacib olur. Mesela çeyiz olarak alınan eşyalar kiminse, o kurban keser. Baba çeyiz olarak aldığı halde, kızına hediye etmemişse, çeyiz hâlâ babanın malıdır. Babanın kurban kesmesi gerekir. 10- Nisab değerinde Mushaf'ı, hadis, fıkıh ve diğer ilim kitapları bulunan kişi, bunları okuyorsa, nisaba dâhil etmez. Okumuyorsa veya okumayı bilmiyorsa, dâhil eder. 11- Her yıl, evdeki 3 kat elbise, ihtiyaç eşyasıdır. Fazlası, eski de olsa nisaba dâhil edilir. [Üç kat elbise demek, üç ceket, üç pantolon, bir palto, üç gömlek, üç atlet, üç don ve bir kazak demektir. Bundan fazla olanlar kurban nisabına katılır.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.11.2008Kurban ve kurban kesmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nedir ve kimler keser? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban, davar [koyun, keçi], sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi, Kurban Bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Kurban, vacib vazifesini yerine getirerek, sevaba kavuşmak için kesilir. 2- Kurban kesmenin vacib olmasında, bayramın üçüncü günü esas alınır. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin fakir, mukim misafir, akıllı deli olmaya bakılmaz. Bayramın üçüncü günü nisaba malikse, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. 3- Zengin olan, birinci ve ikinci günü keserse vacib sevabı alır. Namaz da böyledir. Namazın kılınması vaktin sonunda farz olursa da, vakti girince kılınırsa farz yerine gelmiş olur. 4- Kurbanın vakti, ilk üç gündür. Bu günlerin birinde kesilince, vacib yerine gelmiş olur. 5- Babanın, zengin çocuğu için, çocuğun malından kurban kesmesi gerekmez. Deli ve bunak da kesmez. 6- Büyük çocuk ve hanımdan izinsiz, onlar adına kurban kesilmez. 7- Mukim bir zengin, seferdeki bir vekile kurban kestirse, vacib sevabı alır. 8- Tarlasından aldığı mahsul veya tarlanın, evin, dükkânın [atölyenin, kamyonun] bir yıllık kirası çok olsa da, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş, ücret, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamayan kimse, İmam-ı Muhammed'e göre fakirdir. Fetva da böyledir. Şeyhayn'e göre zengin sayılır. Mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş malların değeri, ihtiyacını karşılar ve nisabı da bulursa, bunun kirayı her alışta bir miktar ayırıp biriktirerek fıtra vermesi ve kurban keserek büyük sevaba kavuşması gerekir. Böyle bir kimse, fıtra vermez ve kurban kesmezse, İmam-ı Muhammed'e göre, günahtan kurtulur. Tarlasından hiç mahsul almayan, kiraya da veremeyen ve ihtiyacından fazla malı olup da, parası bulunmayan kimsenin, İmam-ı Muhammed'e uyarak, kurban kesmesi gerekmez; ama keserse, kurban sevabına kavuşur. 9- Aldığı kirayla güç geçinen, nisaba malikse, para biriktirip kurban kesmelidir. Etin hepsini kavurma yaparak veya dondurarak muhafaza edip, birkaç ay et parasından biriktirip, gelecek yılın kurban parası olarak saklamalı. Böylece, kurban sevabından mahrum kalmamalıdır. 10- Aile efradı çok olup güç geçinenin, kurbanın etini evinde bırakması müstehabdır. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.11.2008 Kurban keserken
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nasıl kesilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğa, tosun gibi büyükbaş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra, (Bismillahi Allahü ekber) diyerek, deveden başka hayvanın, boğazının herhangi bir yerinden kesilir. (Bismillahi) derken, (h)yi belli etmek gerekir. Belli edince, Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. (h)yi açıkça belli etmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek gerekir. Bunu da düşünmezse, hayvan leş olur, yenmez. 2- Besmele çekilince, hemen kesmek şarttır. Besmele çektikten sonra bıçağı bilerse, Besmeleyi tekrar etmesi gerekir. Besmele çektikten sonra, hayvan yerinden kalkarsa, yatırdığı zaman tekrar Besmele çekmesi gerekir; fakat bir kelime söylemek, bir lokma yemek ve bir yudum su içmek gibi az bir ara vermenin zararı yoktur. 3- Bir hayvan için Besmele çekildikten sonra, onu bırakıp başka bir hayvan kesilecek olsa, Besmeleyi tekrar çekmek gerekir. 4- Arka arkaya birkaç hayvanı boğazlayacak kişinin, hepsi için ayrı ayrı Besmele çekmesi gerekir; fakat hayvanları, üst üste yatırıp kesecek olsa, bir Besmele kâfidir. Bir hayvanı iki kişi kesse, ikisinin de Besmele çekmesi gerekir. 5- Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır. 6- Hayvanın boğazında yemek, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört damardan üçü bir anda kesilmelidir. 7- Şafii'de, yemek borusuyla nefes borusu kesilirse kâfidir. Ancak gırtlak düğümü baş tarafında kalmalıdır. Gırtlak düğümünün tamamı vücut tarafında kalırsa, kesilen hayvan yenmez. 8- Kurban kesenin, kıbleye karşı dönmesi sünnettir. 9- Erkek ve kadın Müslümanın, sarhoşun, cünübün, delinin, bunağın, çocuğun ve sarhoşun Besmeleyle kestiği hayvan yenir. Dilsiz ve sünnetsizin hayvan kesmesi mekruhtur. 10- Solak bir kimsenin, sol eliyle kurban kesmesinde mahzur yoktur. 11- Bir ihtiyaç varsa, kurbanı bayıltıp kesmek caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Peygamberimiz için kurban
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber efendimiz için kurban keserken nasıl niyet edilir? CEVAP: (Sevabı Peygamber efendimizin mübarek ruhuna olmak üzere, Allah rızası için kurban kesmeye niyet ettim) denir. Diğer ölülerimiz için de böyle niyet edilebilir. Mesela, ölmüş baba için hayvan keserken, (Sevabı babamın ruhuna olmak üzere, Allah rızası için kurban kesmeye niyet ettim) denebilir. Resulullah efendimiz için kurban kesmek, müstehabdır ve çok sevabdır. Peygamber efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti içindi. Kestiği iki kurban için, (Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, veda haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63'ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali'ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. İKİ KİŞİ BİR KOYUNA ORTAK OLAMAZ Sual: (Peygamberimize nafile kurban keseceğiz) diye herkesten 5-10 lira toplayanlar oluyor. 50-100 kişinin bir koyunu kurban etmesi caiz midir? CEVAP: Hayır, caiz değildir. Nafile de olsa, bir koyunu ancak bir kişi kesebilir. Nafile kurban olarak da, bir koyunu iki ve daha çok kişi, sığırı ise sekiz veya daha çok kişi kesemez. Genelde böyle toplanılan paraların kiliselere yardım için verildiği işitiliyor. Kurban, koyun, keçi, sığır, deveden birini, kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Bir sığır veya deve, yedi kişiye kadar ortak olarak da kesilebilir. Hiçbirinin hissesi yedide birden az olamaz. Sekiz kişinin yedi sığırı ve iki kişinin iki koyunu satın alıp ortak olarak kesmeleri caiz olmaz; çünkü her birinin her hayvanda hissesi vardır. Dinde böyle bid'atler çıkarmamalı. Müslüman dinin emrine uyar. Benim niyetim iyidir demek insanı kurtarmaz. (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyruluyor. İyi niyetle dine aykırı iş yapan kimse, Cehenneme gider demektir. Mesela, gayrimüslim kadınları Müslüman etmek gibi iyi niyetle, onlarla zina eden veya düşmana karşı kuvvetlenmek gibi iyi niyetle şarap içen kimse, haram işlemiş olur, iyi niyeti onu asla kurtarmaz. (Ameller niyete göre iyi veya kötü olur) mealindeki hadis-i şerif mubahlar içindir, haramlar için değildir. Çok kimse, bu hadis-i şerifi yanlış anlayıp, (Niyet önemli, benim niyetim iyi) diyerek işledikleri bid'at ve haramları normal göstermeye çalışıyorlar. İyi niyetle, haram helal hale gelmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban alırken nelere dikkat etmelidir? CEVAP: Şunlara dikkat etmelidir: 1- Kurban satın alınırken, (Bayram günü kesmesi vacib olan kurbanı almaya) diye niyet etmelidir. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir. Bu aldığı hayvanı kurban etmesi de şart değildir; fakat keseceğinin kıymeti bundan az olmamalıdır. Satın alırken, hiç niyet etmese de olur; fakat bunu keserken veya kesecek olanı vekil ederken niyet etmesi gerekir. 2- Bazı yerlerde kurbanlık hayvan alırken satıcı, (Hayvanı kesip et haline getirdikten sonra kilosunu şu fiyattan veriyorum. Sen hayvanı seç, bayramda gelirsin, eti kaç kilo gelirse, parasını verirsin) diyor. Canlı olarak tartıp satanlar da vardır. Bu şekilde kurbanlık almak sahih olmaz. Canlı olarak tartıp, (Bu hayvana şu kadar para vereceksin) denirse, sahih olur. 3- Üç ortak, farklı para verip, 980 liraya bir inek alsa, ortağın ikisi 420'şer lira, üçüncü ortak da 140 lira verse, üçüncüye düşen para, yedide birden az olmadığı için caiz olur. 4- Eşit para verip, 3 kişi 3 koyun alsa, kesmeden önce, (Şu senin, şu onun, şu da benim) diye paylaşmak caizdir. 5- Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek caizdir. Başkasının hayvanını, ondan izinsiz, kendi için kurban eden, sonra kıymetini öderse, caiz olur. Sahibi kıymetini kabul etmeyip, kesilmiş hayvanı alırsa, sahibi için kurban edilmiş olur. 6- İki kişinin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği kendi kurbanı olur. Yedikten sonra helalleşirse yine sahih olur. 7- Emanet olarak bulunan hayvanı kurban etmek caiz değildir. 8- Allah rızası için niyet ettikten sonra, ayrıca çoluk çocuk çok et yesin diye semiz koyun almayı niyetine karıştırmamalı, semiz alırken sadece sevabını düşünmeli. 9- Herkes, beslediği kendi hayvanını kurban edebilir. Nisaba malik olan birisine bir koyun hediye edilse, o da bunu kurban olarak kesse, vacib kurban yerine gelir. Kurbanı parayla alma şartı yoktur. 10- Kurbanı veresiye veya kredi kartıyla almakta bir mahzur yoktur. 11- Kurban rayiçten çok pahalıysa, rayice uygunu bulunamazsa, kurban alıp kesmek gerekmez. 12- İki kurbanlıktan biri diğerini öldürmüşse, sahibine ödetilemez. 13- Kurban alan, niyetini değiştirip, akika veya adak olarak kesebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 21 www.mehmetoruc.com e-mail: mehmet.oruc@tg.com.tr
Feyizlere kavuşma şartları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Saadetlerin başı, İmam-ı Rabbani veya Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri gibi bir büyüğü veya bunların kitaplarını tanımaktır. Allahü teâlânın sevdiği kullarını sevince, onlardan feyiz alınır, istifade edilir. Onlardan feyiz alındığının alameti, dünyayı sevmemektir. Feyiz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Allah adamlarının kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi, her yere yayılmaktadır. İslamiyet'e uyan ve bu zatları seven Müslümanların kalblerine akar. Onların, bu feyizleri aldıklarından haberleri olmayabilir; fakat kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullah efendimizin sohbetinde böyle kemale geldiler. Müslümanın feyz almasına mani olan en zararlı şey, bid'at sahibi olmasıdır. Bütün feyizlerin kaynağı, Peygamber efendimizdir. Feyiz, bütün dünyaya bu kaynaktan yayılır. Bundan faydalanabilmek için de bazı şartlar vardır. Bu şartlara haiz olmayan, bundan faydalanamaz. Bu şartlar: 1- Müslüman olmak: Müslüman olmayan ne kadar iyiliksever, ne kadar iyi huylu olursa olsun, bundan istifade edemez. Ahirette de Cehennemden kurtulması, Cennete gitmesi mümkün değildir. 2- Bid'at sahibi olmamak: Bid'at sahibi olan kimse, Resulullah efendimizin sünnetinden, yolundan ayrıldığı için, Ondan gelen feyizlerden istifade edemez. 3- Dinin emir ve yasaklarına uymak: Dinin yasaklarına uymayan, emirlerini yerine getirmeyen, özellikle de namaz kılmayan, bu feyizden istifade edemez. 4- Edeb sahibi olmak: Edeb, haddini bilmek demektir. Allahü teâlâya, Resulullaha, Allah dostlarına ve din kardeşlerine karşı edepli olmayan, feyizden istifade edemez. 5- Allah dostlarının yanında bulunmak: Tam istifade için sohbet şarttır. Bu mümkün olmazsa, bunların kitaplarını okumaktır. Okumak, sohbetin yarısıdır. Mesela, yarım saat sohbetinde bulunup feyzinden istifade edebilmek için, o zatın bir saat kitabını okumak gerekir. Suyun kaynağı ve geçtiği yol, temiz olmalıdır. Bu ikisi varsa, kaynaktan istifade edilir. Böyle kaynaktan beslenen, hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırır. En zor iş, hakkı bâtıldan ayırmaktır. Peygamber efendimizin de, biz ümmetine öğretmek için, bu hususta duası var: (Yâ Rabbi, doğruyu bize doğru olarak göster, ona uymayı nasip et ve yanlışların yanlış olduklarını göster, onlardan sakınmamızı nasip et) buyuruyor. Biz de böyle dua etmeliyiz! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbana ortak olacaklarda aranan şartlar nelerdir? CEVAP: Bazıları şöyledir: 1- Her ortağın Müslüman olması, kurban ve ibadete niyet etmesi ve her birinin hissesinin yedide birden az olmaması şarttır. Sırf eti için ortak olan varsa ve biliniyorsa, hiçbirinin kurbanı sahih olmaz. Ortakların bir kısmı ölmüş olsa yahut bunak olsa, zararı olmaz. 2- Ortaklardan biri, mutlak nezir için giremez. Yani belli bir hayvanı, mesela şu boynuzlu koçu keseceğim diye adayan, bunun yerine başkasını kesemez. Ortaklardan biri geçen sene kesmediği kurbanı niyet etse caiz olmaz. 3- Bir sığırı veya deveyi, yedi kişiye kadar Müslüman ve âkıl baliğ kimselerle ortak olarak da, satın alıp kesebilirler. Bunlara, adak veya akika kurbanı da ortak edilebilir. 4- Zenginin satın aldığı sığıra, sonradan ortak olmak caizse de mekruhtur. Bir kavle göre fakir, bir sığırı kurban etmek için satın alsa, sonra başkalarını ortak edemez. Onunki adak hükmüne girer. 5- Bir sığırı mesela bir ineği, en çok 7 kişi kesebilir. Bir sığıra 3, 5, 7 gibi tek ortak şartı yoktur. 2, 4, 6 gibi çift de olur; fakat her işte teke riayet iyidir, sünnet-i zevaiddir. Bir hadis-i şerif meali: (Allah tektir, teke riayet edeni sever. Ey Kur'an ehli, teke riayet edin!) [Tirmizi] 6- Eti tartarak, eşit olarak paylaşmak gerekir. Yağ, sakatat ve yenilen her şey paylaşılır. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz, faiz olur. Yedi kişiden dördüne etle birlikte birer bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. 7- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur'a çekmek iyidir. Bir malı ortaklar arasında taksim etmek için kur'a çekmek, caiz ve sünnettir. 8- Henüz taksim etmeden pişirip, ortaklar müşterek yeseler caizdir. 9- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden etin tamamını herhangi bir kimseye verebilir veya ortaklar arasında göz kararıyla paylaştırabilir. 10- Mutfakları bir olan karı-koca veya baba-oğul da, kestikleri kurbanı, tartıp paylaşırlar. Paylaştıktan sonra, biri diğerine isterse etin tamamını hediye edebilir. Paylaşmadan hediye edemez. Yahut yukarıda bildirilen usullerle tartmadan paylaşmak caiz olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban için vekâlet nasıl verilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurbanı başkasına kestirirken, (Allah rızası için bayram kurbanımı kesmeye seni vekil ettim) demek ve kalben de niyet etmek gerekir. Eğer kurbanı başkasına aldıracaksa, kurbanı alacak kimse de başkasına kestirecekse, (Bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve kestirmeye seni umumi vekil ettim) der. 2- Bir kimse, kendisine kurban kesmesi vacib olmasa da, vekil vacib diye kesse, kurban yine sahih olur. Adak hayvanı, akika veya nafile kurban yanlışlıkla vacib diye kesilse mahzuru olmaz. 3- Bir kimsenin kendi hayvanını başkası adına kesmesinin caiz olması için, bu kimsenin, kendi hayvanını başkasına veya onun vekiline hediye etmesi, onların da teslim alması, sonra bunu vekil ederek geri verip kestirmeleri gerekir. 4- Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek caizdir. 5- Kurban kesmeye vekil olan, zekât hariç, sahibinden ayrıca izin almadıkça veya (İstediğini yap) diyerek umumi vekil edilmedikçe, başkasını kendine vekil yapamaz. Umumi vekilse başkasını, o da bir başkasını vekil yapabilir. 6- Bir kimse birine, kurban işimi hallet dese, ona para bile vermese vekâlet vermiş olur. O kişi de bir hayvan alıp kesebilir. 7- Vekâleten kurban kesene, kimi çok, kimi az para verebilir. Kimi de hiç para vermeden, (Bana da bir hisse verin) diyebilir. Vekil asıl gibidir. Vekil, vekâlet aldığı kimseler adına kurban keser veya kestirebilir. Daha sonra vekil, ondan para ister veya istemez. İki kurbana yetecek para veren için de, iki kurban alır veya ona iki hisse verir. Yahut iyisinden bir kurban alır. Çünkü umumi vekil, tam yetkilidir. 8- Birden çok kişiye vekâlet vermek sahihtir. Bir işe vekil olan iki kişiden biri, tek başına yetkili olamaz. Ancak emaneti vermede, borcu ödemede, kurban kesme gibi işlerde, birisi tek başına yetkili olabilir. Çünkü bu işlerde vekillerden birisinin, diğerinin görüşünü sormaya ihtiyacı yoktur. Bir kimse, kurbanını kesmek üzere dört kişiye vekâlet verse, bu vekillerden biri kesince, ötekilerin görüşünü almaya ihtiyaç yoktur. Kurban, dinimize uygun kesilmiş olur. 9- Kurbanda kanın akması yeter, etin dağıtılması şart değildir. 10- Derisi namaz kılan fakire verilir. Derisi ve eti satılırsa, parası fakire sadaka verilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanlık hayvanın vasıfları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hangi hayvanlardan kurban olur, vasıfları nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Davar, sığır ve deveden kurban olur. Başka hayvanlardan kurban olmaz. Davar denince koyun, keçi; sığır denince inek, boğa, manda, dana, düve, tosun anlaşılır. 2- Dişi hayvan da, erkek hayvan da kurban edilebilir. Koyunun, erkeği ve beyazı siyahından çok olanı, keçinin dişisi daha sevabdır. Kıymetleri eşitse, koyun kesmek, sığır kesmekten daha sevabdır. 3- Yünü kırkılmış koyunu kurban etmek ve kurban için almak mekruhtur. 4- Davarın 1, sığırın 2, devenin 5 yaşını geçmesi gerekir. 6 ayı geçen kuzu, iriyse caiz olur. 5- Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, gözünün, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan, bir ayağı kesik veya ölmek üzere olan hasta hayvan kurban olmaz. 6- Eti yenen vahşi hayvandan, mesela geyikten kurban olmaz. Yabani öküzden, yabani koyundan da kurban olmaz. 7- Husyeleri küçük, gebe, kurt kuyruklu, tüyü dökülen hayvanı kurban etmek mekruhtur. 8- Burnu veya dili kesik yahut ekserisi yok olan hayvan kurban olmaz. 9- Davarda bir, sığırda iki meme kesik olsa kurban olmaz; ama yavrusunu emzirebiliyorsa olur. 10- İki kulağı kesik, biri kökten kesik, kuyruğu kesik; bir veya iki kulağı olmayan, kurban olmaz. 11- Diz kapakları gibi bir yeri kemik başına kadar kırılan hayvan kurban olmaz. Kurban olmaya mani olmayan kusurlar: 1- Boynuzu kırık veya boynuzsuz olan, kurban olur. 2- Kulakta ekserisi kesilip ayrılmasa, asılı kalsa kerahetle caizdir. Yarıdan azı kesik olsa, kurban olur. Kulağı enine veyahut uzununa yarık olsa, kurban olur. Kulağın yırtık olması tenzihen mekruhtur. Burnunun hükmü de kulak gibidir. Uyuz, burulmuş olan kurban caizdir. 3- Kulağı, kuyruğu küçük olarak doğan kurban olur. Kuyruğu kesik değilse merinos kurban olur. 4- Dişiye aşamayan, zekeri kesik olan kurban olur. Hünsa [çift cinsiyetli] olanı kurban etmemeli. 5- Yayılmasına mani olmayacak kadar deli olup, sürüsünden ayrılmayan hayvan kurban olur. Sürüsünden ayrılan ve otlamayacak kadar deli olan hayvan kurban olmaz. 6- Bir gözünde görmeye mani olmayan perde bulunan hayvanı kurban etmek caizdir. 7- Kurbanlık, kesilme yerine getirilirken, tepinir ve bir ayağı kırılır; sonra da kesilirse, caiz olur. 8- Kurbanlık hayvanın dişlerinin ekserisi varsa, mekruh olmakla beraber caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbana parasız ortak olmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbanlık ineğe yedi kişi ortak girse, ortaklardan birisinin parası olmasa, diğer ortaklardan birisi, ben senin yerine veririm dese, herkes kendi parasını verse, biri de kendi parasıyla birlikte param yok diyeninkini verse, kurban için para vermeden kurban sevabı alır mı, yani kurban sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Biri kurbanlık ineği 7 kişiye hediye etseydi, hiçbirisi para vermeden kesseydi, hepsinin de kurbanı sahih olurdu. Kurban için illa para vermek gerekmez. Başkasının hediye ettiği hayvan da kurban edilir. Vacib sevabı alınır ve kurban borcundan kurtulmuş olunur. KURBANA FARKLI ORTAK OLMAK Sual: Üç ortak, farklı para verseler kurbanları sahih olur mu? Mesela 2800 liraya bir inek alınsa, ortağın birisi 800 lira, biri de 1600 lira, üçüncü ortak da 400 lira verse, eti de verdikleri para oranında paylaşsalar caiz olur mu? CEVAP: En az veren üçüncü ortağın parası, yedide birden az olmadığı için caizdir. Eti paylaşırken, üçüncü ortak bir hisse alır, ikinci ortak dört hisse, birinci ortaksa iki hisse alır. Hepsi yedi hisse olur. Birisi yedide bir hisseden yani 400 liradan az para verseydi olmazdı. Her ortak kaç hisseye giriyorsa o kadar para verir. Etin paylaşılması da bu hisseye göre yapılır. EMEKLİ VE KURBAN Sual: Emekli kimse, üç ayda bir nisabın üstünde maaş alıyor. Maaşı alınca zengin oluyor. Ancak ay sonuna kadar parayı zor yetiriyor. Kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Nisabın üstünde para alıp hemen harcamazsa, dinen zengin olur. Kurban bayramında, nisabı bulursa, kurban kesmesi gerekir, nisabı bulmazsa kurban kesmesi gerekmez. VEKİL VE KURBAN Sual: Hanımından vekâlet almadan, onun adına vacib kurban kesen bir kimse, daha sonra hanıma anlatsa, o da razı olsa, kurban sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. İLK DEFA KURBAN KESEN Sual: İlk defa kurban kesecek kimsenin, mutlaka koyun kesmesi mi gerekir? CEVAP: Hayır, öyle bir şey yoktur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ayrılık olmayan gün!..
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Emeli kısa olanın hâli şudur: O, yediği her yemeğin, son yemeği olacağını; kıldığı namazın son namaz olduğunu, topladığı dünyalıkların da ancak başkalarına yarayacağını bilir. Aksini düşünen uzun emellidir. İnsanın uzun emelli olması, ahiret işlerini ertelemeye sebep olur. Böylece, yaklaşmakta olan ölümü unutur. Beklemediği bir anda ölüm onu yakalar; fakat iş işten geçmiştir. Cehennemliklerin çoğunun çektiği ceza, bugünkü işi yarına bırakmalarındandır. Pişman olmamak için, ölümü hiç unutmamalı, bugünkü ahiret işini yarına bırakmamalı, gönlünü dünyaya bağlamamalı, bunların hepsinin geçici olduğunu düşünmelidir. (Kimi ve neyi seversen sev, sonunda ondan ayrılacaksın) hadis-i şerifini unutmamalı, hiç ayrılık olmayan gün için hazırlanmalıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin üç özelliği vardır: 1- Hocalarını çok severler ve kavuştukları maddi manevi her nimeti, hocalarının bereketi bilirler. 2- Vakitlerini tam kullanırlar, her şeyi vaktinde yaparlar. (Helekel-müsevvifun=Hayırlı işlerinizi hemen yapın, yarına bırakmayın) hadis-i şerifine çok riayet ederler. Onların lügatlerinde, "sonra yaparım" düşüncesi olmaz. 3- Vefalı olurlar. 50 yıl önce kendilerine çay veren bir hizmetçiyi de unutmayıp, hep dua ederler. Büyük zatların muvaffak olması şu 3 özellikleri sayesinde olmuştur: 1- Hiç kimse hakkında kötülük düşünemezler. Hücrelerinde kötülük düşüncesi yoktur. 2- Her durumda sabrederler. 3- Tatlı dil ve güler yüzlü olurlar. Güler yüz, tatlı dil, atom bombasından daha etkili olup, asrımızdaki en etkili silahtır. Dert bela gelmesi iki sebeptendir: Ya Allahü teâlâ gazap edip, verdiği çeşitli nimetleri elden alır veya bela, günahlara kefaret olur. Takdir-i ilahi bilinmez. Biz, bize düşeni yapalım, yani tevbe edelim. Tevbenin kabulünün 3 şartı var: 1- Günahını kabul etmek, 2- Üzülüp, pişman olmak, 3- Bir daha işlememeye karar vermek. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban satın almak için, umumi vekil olan kimse, bir başkasına, o da bir başkasına umumi vekâlet verebilir mi? CEVAP: S. Ebediyye'de, İbni Abidin'den alarak deniyor ki: Vekil, sahibinin izniyle başkasını vekil yapabilir. Kurban satın almaya vekil olan başkasını, bu da başkasını vekil edip, sonuncu vekil satın alsa, sahibi izin verirse caiz olur. (Redd-ül-muhtar) Demek ki, umumi vekil edilince, zincirleme vekâlet verilebiliyor. Umumi vekil olmayınca, sonuncu vekilin, vekâlet verenden izin alması gerekiyor; ama umumi vekâlet verilince, otomatikman sonuncuya izin verilmiş oluyor. Bu incelik bilinmeyince, vekâlet sahih olmaz sanılıyor. Böyle yanlış düşünenlere itibar etmemelidir. SONRADAN ORTAK OLMAK Sual: Dört kişi ortak kurban almaya niyet edip bir dana aldık, sonradan birkaç kişi daha bu kurbana katılabilir mi? CEVAP: Dört kişi alırken yedi kişiye kadar ortak oluruz diye düşünülmüşse ortak olmak caizdir, düşünülmemişse mekruh olur. Mekruhtan kurtulmak için, onu bir başkasına satarsınız veya içinizden biri de satın alabilir. Sonra o kimse bunu alırken, yedi kişiye kadar ortak ederim diye alırsa yeniden ortak olabilirler. TARTMADAN KURBANI PAYLAŞMAK Sual: Kurban eti tartılmadan paylaşılıp, her biri diğerine, mendil, defter, kalem gibi bir şey verse, paylaşma sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Yahut yedi kişiden dördüne etle birlikte birer bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. ORTAKLARIN HİSSESİ Sual: Üç ortak, 350 lira vererek bir inek satın alıyorlar. Biri 50, ikincisi 100, diğeri de 200 lira verse, kurbanın eti nasıl paylaşılır? CEVAP: Herkes, verdiği para kadar hisse alır. Kurban yediye bölünür. 50 lira veren bir hisse, 100 lira veren iki hisse, 200 lira veren de dört hisse alır. Bu kurbanın eti 3.5 hisse de yapılabilir. Birinci ortak yarım, ikincisi bir, üçüncüsü de iki hisse alır. En düşük olanın hissesi yedide birden aşağı olmadığı için, böyle ortaklık sahih olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Çocuk için kurban kesmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Almanya'da 154 Euro kindergeld (çocuk parası) veriliyor. Burada bazı derneklerin dağıttıkları broşürlerde, çocuklar için kurban kesmek vacib deniyor. Çocuk için kurban parası topluyorlar. Çocuğun kurban kesmesinin vacib olduğu Dürer'de yazıyor diyorlar. Dedikleri doğru mu? CEVAP: Hayır, yanlıştır. Büluğa ermemiş çocuk için, zengin de olsa kurban kesmek gerekmez. Şeyhayn'e göre, babasının, zengin çocuğu için de, çocuğun malından kesmesi gerekirse de, fetva İmam-ı Muhammed'in kavlidir. Fetva verilen bu kavle göre, babanın, zengin çocuğu için, kendi malından da, çocuğun malından da kurban kesmesi gerekmez. (Dürer) TEŞRİK TEKBİRLERİ Sual: Teşrik tekbirleri getirilen günlere ne denir? CEVAP: Kurban Bayramının arefesinin sabah namazından, dördüncü günün ikindi namazına kadar, 23 farz namazın akabinde, teşrik tekbiri okunur. Bu tekbir getirilen günler, Arefe, bayram ve eyyam-ı teşrik denilen üç gündür, hepsi beş gün ediyor. İlk güne Arefe, ikinci güne bayram, Zilhicce'nin 11, 12 ve 13. günü olan diğer üç güne de, eyyam-ı teşrik deniyor. FASIKLA ORTAKLIK Sual: Yedi kişilik kurban ortaklarından biri fasıksa, kurban sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur; fakat fasık, et için kurbana ortak olabilir veya başka maksatla katılabilir. Bunun gibi sebeplerle, ihtiyaten fasıkla kurban kesmemelidir. EV, ARABA NİSABA KATILMAZ Sual: Oturduğu bir evi, bir binek otomobili, borsada hisse senetleri ve borçları da olan kişinin kurban kesmesi vacib olur mu? CEVAP: Bir ev ve araba, kurban nisabına dâhil edilmez. Borçlar mevcut paradan ve hisse senetlerinden çıkarılır, geriye nisab kadar para kalırsa kurban kesmek gerekir. ÖDÜNÇ ALIP KURBAN KESMEK Sual: Nisab miktarına malik bir kişinin, parası yoksa ödünç alarak kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Gerekmez; ama ödünç alıp keserse, vacib sevabı alır. HAYVANI ŞİŞİRMEK Sual: Kurban hayvanını yüzmek için, şişirmek caiz midir? CEVAP: Caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nisabına malik olanın, elinde parası yoksa ödünç alarak kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: İhtiyaçtan fazla eşyaları, tahsil edemediği alacakları veya bunlar gibi başka bir sebeple nisaba malik olan kimsenin, kurban kesecek parası yoksa ödünç alarak kesmesi gerekmez. Keserse, yine vacib sevabı alır. Fakat altını varsa, parası da vardır demektir. Kâğıt parası olmaması mazeret olmaz. Altınlarından bozdurarak kesmesi gerekir. Dövizi olanın da bozdurup kesmesi gerekir. İKİ HAYVAN ADAYAN Sual: Bir yaşını doldurmuş iki küçük kuzu adayan, ikisinin değerinde büyük bir koç kesebilir mi? CEVAP: Hayır, kesemez. İki hayvan kesmesi gerekir. KOYUN YERİNE KEÇİ Sual: Koyun adayan, bunun yerine keçi kesebilir mi? CEVAP: Evet. HAC VE ŞÜKÜR KURBANI Sual: Hacca giden kimse, vacib kurbanını Türkiye'de kestirebilir mi? CEVAP: Mekke'de 15 günden fazla kalmışsa, mukim olduğundan, kendine vacib olan bayram kurbanını kestirmek üzere telefonla Türkiye'deki bir yakınına vekâlet verip kestirebilir. Ancak Mekke'de genelde 15 günden aşağı kalınıyor, seferi olunuyor. Seferi olanın, bayram kurbanını kesmesi gerekmiyor. Kesilmesi gereken şükür kurbanını ise, Harem'de kesmesi gerekir, vekâletle Türkiye'de veya başka yerde kestiremez. KURBAN ETİ Sual: Kurbanda, etin dağıtılması şart mı? CEVAP: Kurbanda kanın akması yeter, etin dağıtılması şart değildir. Kan akıtılmakla vacib yerine gelmiş olur. Etin üçte birini evine, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehabdır, iyidir. Hepsini fakirlere vermek veya evde bırakmak da caizdir. KURBAN DERİSİ Sual: Kurban derisi ne yapılır? CEVAP: Derisi namaz kılan fakire verilir. Ne yapıldığı bilinmeyen yerlere vermemelidir. Evde de kullanılabilir. Parayla satılmaz. Derisi, eti satılırsa, parası fakirlere sadaka olarak verilir. Yahut devamlı kullanılacak bir şey karşılığı da satılabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bunağın kurban kesmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinen zengin olan bir alzheimer hastasının bayramda kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Fıkıh kitaplarında, (Bayramın üçüncü gününü baygın halde geçiren zengine kurban kesmek vacib olmaz) deniyor. Üçüncü günü ayık olmak önemlidir. Birinci günü ayık olsa ve kurban kesse, üçüncü günü baygın geçirse de, kestiği kurban vacib olur. Bunayanın da, üçüncü günü şuuru yerindeyse, (Bugün kurban bayramıdır, bana kurban kesin) diyorsa, kurban kesmek gerekir. Bayramın, kurbanın ne olduğunu anlamıyorsa, kurban kesmesi gerekmez. Kurban kesmek, zengin olan akıllı Müslümana vacibdir. ADAK KURBANI ÖNCEDEN KESİLSE Sual: Adak kurbanını bayramdan önce kesen, daha sonra kurban dediği için Kurban Bayramında kesileceğini öğrense, Kurban Bayramında tekrar kesmesi gerektiği için, şimdi kestiği hayvanın etinden yiyebilir mi? CEVAP: Evet, adak olmadığı için yiyebilir. Ancak, bayramda keseceği adak olduğu için, kendisi yiyemediği gibi, fakir olsalar da zekât verilmesi caiz olmayan anası, babası, dedesi, çocukları, torunları ve eşi yiyemez. Yabancı da olsa zenginlere veremez. KOÇ ADAMAK Sual: Koç adayan kimsenin, illa koç mu kesmesi gerekir? Başka hayvan kesemez mi? CEVAP: Koç kesmesi şart değildir. Koyun, keçi, inek de kesebilir; ama inek adayan, bir koç kesemez. Yedi koç kesebilir. ÇOK KİŞİNİN BİR KOÇU ADAMASI Sual: İki üç kişi, bir koçu adasa, sahih olur mu? CEVAP: Hayır, sahih olmaz. Kurban da olsa, adak da olsa, bir koçu ancak bir kişi kesebilir. ADAĞI GECİKTİRMEK Sual: Zengin, (Hastam iyi olursa, bir koç keseceğim) diye bir adakta bulunsa, hastası iyileşse; ama fakirleşip adağını kesemese, maddi durumu düzelene kadar adağını geciktirmesi caiz olur mu? CEVAP: Evet, caizdir. ADAK ETİNDEN YEMEK Sual: Adak hayvanının etini bir fakire verdikten sonra; fakir, bu etten zenginlere ve adak sahibine verebilir mi? CEVAP: Mal kendisinindir. İstediğine verebilir.
Akika, adak, kurban, sadaka
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Akika nedir? CEVAP: Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika, çocukları bela ve hastalıklardan korur. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibidir. Şefaat etmesi için diye, ölmüş çocuk, torun için de kesilebilir. Hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşriyle meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, dine uygun olarak zekât, fitre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardımlar, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. Malı olup da zekât, sadaka vermeyen, sıkıntı içinde yaşar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hastalarınızı sadakayla tedavi edin! Sadaka, her hastalığı defeder, bela sadakayı geçemez, onun için sadaka vermekte acele edin!) [Taberani, Beyheki] İhlâs Vakfı, öğrenci yurtlarında, binlerce üniversiteli fakir öğrenciyi ve bilhassa Türk dünyasından gelen muhtaç öğrencileri barındırmaktadır. Onların birçok ihtiyacı, hayırseverlerin yardımlarıyla sağlanmaktadır. İhlâs Vakfı senelerdir, hayırsever vatandaşlarımızın yaptıkları yardımları, en iyi şekilde değerlendirmektedir. Türk Dünyası'ndan ve yurt içinden gelen fakir öğrencilere her türlü yardımı yapmaktadır. Yurtlarda üç öğün yemek çıkmakta, İhlâs Vakfı öğrencilere sevgi ve şefkat kucağını açmaktadır. Bu öğrenci yurtlarının bir yıllık et ihtiyacı, hayırseverlerin verdikleri kurban vekâletleriyle karşılanmaktadır... İhlâs Vakfı, ülkemizin yüz akıdır. Eğitime ve devletimize verdiği hizmet ve destekle en iyi şekilde kamu hizmeti yapmaktadır. Dünya tarihinde vakıf medeniyetini kuran dedelerimizin torunu olarak, vakıfları, hayır kurumlarını ve ilim yuvalarını kurban vekâleti vererek veya başka şekilde desteklemek, bilgili, kültürlü öğrencilerin yetişmesine katkıda bulunmak, millî ve dinî bir vazifedir. İhlâs Vakfı'na kurban vekâleti veren, İhlâs Vakfı'nın hizmetlerine iştirak etmiş olur. Kurban vekâleti vermek isteyen, herhangi bir İhlâs Vakfı öğrenci yurduna veya Türkiye Gazetesi bürosuna telefon ederek, kurban vekâleti verebilir. Kurban bedelleri ve her türlü yardım için gerekli banka hesap numaraları, (0 212) 513 99 00 numaralı telefondan öğrenilebilir. www.ihlasvakfi.com adresinde de gerekli bilgiler mevcuttur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanla ilgili çeşitli meseleler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban kesmek kime vacibdir ve kurban ne zamana kadar kesilebilir? CEVAP: Mukim, âkil baliğ Müslümanın, ihtiyacından fazla nisab miktarı malı veya parası varsa, kurban kesmesi vacib olur. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin fakir, mukim misafir, akıllı deli, baygın ayık olmaya bakılmaz. Bayramın ilk günü dinen zengin olan, kurban keser ve vacib sevabı alır. Bayramın ilk günü komadayken 3. günü ayılana, ilk günü fakirken 3. günü zengin olana, ilk günü seferi iken, 3. günü mukim olana, ilk günü esirken 3. günü hür olana, diğer şartlar da varsa kurban kesmek vacib olur. Bir zengin, bayramın birinci ve ikinci günü kurban kesmeden ölse, kurban borcuyla ölmüş olmaz. Kesip ölürse, vacib sevabı alarak ölmüş olur. Kurban ne zamana kadar kesilebilir? 1- Kurban, bayramın üçüncü günü, güneş batıncaya kadar kesilebilir. Cuma kılınmayan mezra denilen küçük köylerde, fecirden sonra, bayram namazından önce de kesilebilir. Gece kurban kesmek caizse de mekruhtur. Şafii'de, bayramın 4. günü de kesilebilir. Birçok kimsenin vekili olan kimse, bir mazeretle bayramın 3. günü de kurbanları kesememişse, Şafii'yi taklit edip 4. günü de kesebilir. 2- Nafile, akika ve adak hayvanı, her zaman kesilebilir; fakat bayramda kesilmesi iyi olur. 3- Bayram Cumaya rastlasa da, yine kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir. 4- Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilene, ilk günü kurban kesmek vacib olmaz. Keserse vacib olarak eda etmiş olur. 5- Fakir, bayramın ilk günü bir koç alıp kestikten sonra 3. günü zengin olsa, iade gerekmez. Vacib yerine gelmiş olur. 3. günü zengin olacağını bilenin de ilk günü kurban kesmesi caizdir. Hayvan kesilirken mekruh olan şeyler: 1- Kurbanı kesilecek yere sürükleyerek çekmek, sebepsiz incitmek mekruhtur. 2- Bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. 3- Soğumaya başlamadan yani çırpınması durmadan, ensesini de kesmek mekruhtur. 4- Hayvan tamamen ölüp çırpınması durmadan, omuriliğini keserek başını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak mekruhtur. 5- Kamış, taş gibi keskin şeylerle kesmek, kör bıçakla kesmeye çalışmak mekruhtur. 6- Doğurması yakın olan gebe hayvanı kesmek mekruhtur. 7- Gasbedilmiş bıçakla kesmek mekruhtur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İyiler yatarsa, kötüler hâkim olur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İyi insanlar vazifelerini yapmadığı müddetçe, kötüler daima hâkim olur. Dolayısıyla kötülüğün gitmesi için, iyi insanların çok iyi çalışmaları lazım. Niyetimize ve amelimize bakmalıyız. (Bunu niçin yaptın?) sorusu ahirette sorulacaktır. Bu soruya hazırlanmalıdır. Bunun da cevabı iki şeydir; ya Allah için, ya nefis için! İslam âlimlerinin kitaplarını okurken, kendimiz okuyormuş şeklinde değil de, o büyükler anlatıyormuş gibi dinlersek istifade çok olur. Hayat hayaldir, hayalle oyalanmamalıdır. Müslümanların ilim öğrenmesi lazımdır. İnsan niçin yaratıldığını unutursa, hayvandan beter olur. Evliyanın sevgisi kalbe girerse, dünya muhabbeti o kalbden çıkar. İman nimetinin şükrünü ifa etmek için, hubb-i fillah ile şereflenmek lazım. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyelim. Kalbi hasta olmayan insanda bir alâmet vardır, o alâmet hubb-i fillah, buğd-i fillahdır. Kalbden kalbe yol vardır. İş, o yolu ele geçirmektir. O yolu ele geçiren kimse Allah dostlarıyla beraber olur. Gece de, gündüz de beraber olur. Neşeli zamanda da, sıkıntılı zamanda da, dünyada da, kabirde de, ahirette de beraber olur. Sevince beraberlik böyle olur! Şu beş şey, kişinin saadetindendir: 1- Eşinin anlayışlı ve itaatli olması, 2- Evladının uysal ve saygılı olması, 3- Arkadaşlarının temiz ve samimi olması, 4- Komşularının iyi olması, 5- Geçiminin kendi memleketinde olması. [Burada kendi memleketi demek, doğduğu yer demek değildir. İşinin iyi olduğu, salih arkadaşlarının çok olduğu, dinini rahatça yaşayabildiği yer demektir.] Şu altı haslet bulunan kadın, gerçekten iyi [saliha] vasfını kazanmıştır. 1- Beş vakit namaza riayetkâr olması, 2- Kocasına severek itaat etmesi, 3- Her işte Allah'ın rızasını gözetmesi, 4- İnsan çekiştirmekten ve kovuculuktan dilini tutması, 5- Dünya malına karşı zühd ve kanaat sahibi olması, 6- Musibetlere karşı sabır ve metanet göstermesi. Böyle iyi kadın dinin direği, aile yuvasının temeli, ibadetlere karşı da destek ve yardımcıdır. Bunun aksi olan kadın, iyi kadın olamaz, kendisi güldüğü halde kocasını perişan eder. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanın eti hakkında
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban eti hakkında yapılacak işler nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Eti tartıp eşit olarak paylaşmak gerekir. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz. Altı kişiden dördüne etle birlikte bir bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. 2- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur'a çekmek iyidir. Bir malı, ortaklar arasında taksim etmek için, kur'a çekmek caiz ve sünnettir. 3- Taksim etmeden, etin bir kısmını pişirip, ortakların müşterek yemeleri caizdir. 4- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden eti dağıtabilir. 5- Mutfakları bir olan baba oğlun, karı kocanın kestikleri kurbanı, tartıp paylaşmaları gerekir. 6- Müslüman bir kimsenin kesip, gayrimüslimin yüzdüğü kurbanın etini yemek caizdir. 7- Kurbanın ve her hayvanın şu yedi yeri yenmez: Akan kanı, zekeri, husyeleri [koç yumurtası denilen yerleri], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve idrar kesesi [mesanesi]. 8- Ölü mü, diri mi olduğu bilinmeyen hayvan, kesilince kan çıkar ve hareket ederse eti yenir. 9- Makam sahibine saygı için kesilen hayvan leş olur. Sırf ona saygı için hayvan kesmek caiz değildir. (Eğer falanca zat gelirse, Allah için bir hayvan keseceğim) derse, o zat gelince kesilir. O hayvan adak olduğu için, etinden kesen ve zenginler yiyemez. Fakirlere verir. Yolcuya, misafire, bir makam sahibine yedirmek için hayvan kesmek caizdir. 10- Kurban etini, kesen de yiyebilir. Fakir zengin herkese de verebilir. Etin üçte birini evine, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehabdır. 11- Kurban etini, evinde 3 günden fazla bırakabilir. Kurban sahibi zengin değilse, çoluk çocuğunun et ihtiyacını karşılamak için hepsini evinde bırakabilir. 12- Hayvan kesildikten sonra eti telef olsa [mesela yansa, köpekler yese] vacib sakıt olur. Tekrar kesmek gerekmez. Kan akıtmakla vacib yerine gelmiştir. 13- Kurbanın hiçbir yeri satılmaz. Eğer bir kısmı satılırsa, satılan kadarının bedelini sadaka olarak vermek gerekir; fakat kurbanın etiyle yenecek bir şey alınıp yense, o miktarı sadaka etmek gerekmez. 14- Ortaklardan birisi kurban kesmeden ölse, hissesi mirasçılarına verilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Seferi olanın kurban kesmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evli olup ailesiyle beraber gurbette bulunduğu şehirde, uzun yıllar bulunsa; fakat ömür boyu yerleşmeyi düşünmese, buradan doğup evlendiği yere bayramlarda 15 günden az süreyle gidip orada kurban kesse, kesilen kurbanlar vacib kurban olur mu? CEVAP: Bir günlüğüne de gitse, orada mukim olur, kestiği kurban vacib olur. MEMLEKETİNDE KURBAN KESMEK Sual: Birçok insan Kurban Bayramlarında memleketine gidip kurban kesiyor. Bunlar yaşadıkları şehre yerleşmeye niyet etmişse ve bayram vesilesiyle gittikleri memleketlerinde kurban kesseler, vacib olan kurban borcundan kurtulur mu? CEVAP: Sefere gidene kurban vacib olmuyor. Kesmesi iyi olur. Kesmese de günah olmaz. BAŞKA ŞEHİRDEKİNE KURBAN KESTİRMEK Sual: Vatan-ı aslimiz İstanbul. Hanımım nisab miktarı mala sahip olduğu için kurban kesmesi vacib. Bayramda Tekirdağ'a gidiyoruz. Tekirdağ'da birisine kurban için vekâlet verdik; fakat Tekirdağ'da seferi oluyoruz. Vacib sevabı almak için ne yapmak gerekir? CEVAP: Tekirdağ'da kurban kesilirken İstanbul'da bulunursanız, yani mukim olursanız kurban vacib olur. Telefonla öğrenirsiniz. Kestik derlerse buradan hareket edersiniz. VATAN-I ASLİDEN GEÇMEK Sual: Seferde olan zengin, Kurban Bayramının üçüncü günü vatan-ı aslisinin içinden transit geçse kurban kesmesi vacib olur mu? CEVAP: Şehir küçükse, içinden geçiyorsa vacib olur. Büyük şehirse, evleriyle çevre yolu arasında mezarlık, fabrika, kışla, ırmak, deniz, harman yeri, futbol sahası gibi yerler varsa, o zaman vatan-ı aslisine girmemiş olur, vacib olmaz. VATAN-I ASLİDE SEFERİ OLUNMAZ Sual: Vatan-ı aslim Van; ama bir yılı aşkın bir zamandır yurt dışındayım. Birkaç yıl daha kalırım. Kurban Bayramı için gideceğim Van'da on gün kalırsam seferi miyim, kurban kesmem vacib mi? CEVAP: Vatan-ı aslide bir saat bile kalan seferi olmaz. Kurban kesmek vacib olur. MUKİMKEN KURBAN KESMEK Sual: Bayramın üçüncü günü seferden memleketine gelen zengin, kurban keser mi? CEVAP: Kurban kesmeden sefere çıkan zenginin, seferdeyken kurban kesmiş olsa bile, üçüncü günü mukim olunca, tekrar kesmesi vacibdir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir zengin, bayramın birinci, ikinci veya üçüncü günü kurban kesip sefere çıksa, vacibi yerine getirmiş olur mu? CEVAP: Evet, vacibi yerine getirmiş olur. ÜÇÜNCÜ GÜNÜ SEFERE ÇIKMAK Sual: Zengin, bayramın üçüncü günü, kurban kesmeden sefere çıkarsa, günaha girer mi? CEVAP: Üçüncü günü kesmeden çıkarsa, üzerine vacib olduktan sonra çıktığı için günaha girer. Birinci veya ikinci günü çıksaydı, kendisine vacib olmadan çıktığı için günah olmazdı. SEFERDE MUKİM OLUNCA Sual: Zengin, sefere çıkarken kurbanını kesmek için birini vekil etse, gittiği yerde mukim olsa, vekilin kestiği hayvan, vacib kurban olur mu? CEVAP: Evet, vacib kurban olur; çünkü zengin mukimdir ve vekâletle istediği şehirde kestirebilir. SEFERDE KURBAN KESMEK Sual: İstanbul'a temelli yerleştik. Bayramda memleketim olan Ankara'ya gidip orada kurban kesmemde mahzur var mıdır? CEVAP: Hiç mahzuru yoktur. İstanbul'a temelli yerleşmekle memleket, vatan-ı asli olmaktan çıkar. 15 günden az kalmak üzere memleketine gidince orada seferi olursunuz. Seferde, kurban kesmek gerekmez. Kesilirse sevab olur. ÇALIŞAN BAYAN VE ERKEK Sual: Çalışan bayan ve erkeğin kurban kestirmesi mecbur mu? CEVAP: Kurban nisabına malik olanın kurban kesmesi gerekir, çalışmakla alakası yoktur. Fakir bir kapıcının hanımının 100 gram bileziği varsa, borcu da yoksa bu kadının kurban kesmesi vacib olur. Aksine, arabası evi olan adamın parası nisabı bulmuyorsa kesmez. NAFİLE DE OLSA KESMELİ Sual: Bir zengin, kurban kesmek niyetiyle bir koyun satın aldıktan sonra, sefere çıksa ve bayramın üçüncü günü de seferde olsa, vekâlet verip o koyunu kestirmesi gerekir mi? CEVAP: Kestirmesi gerekmez, yani seferde olduğu için kurban kesmesi vacib olmaz; ama alınmış bir kurbanı kesmek, nafile de olsa çok sevabdır. Sırattan geçirir. Bu bakımdan zengin olan, sevabdan mahrum kalmamak için seferde de kurban kesmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dinen zengin olan keser
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir evde kadın kocası oğlu ve kızı var. 4 tane kurban kestirmek istiyorlar. Bu dört kişinin adına, evin erkeği nasıl vekâlet vermesi lazım? CEVAP: Hepsi zenginse hepsinin kurban kesmesi gerekir. Hepsi fakirse hiçbirisinin kesmesi gerekmez. Kimi fakir, kimi zenginse zengin olanlar keser. Fakirler de kesse zararı olmaz. Hepsi birisine vekâlet verebilir. O da yabancıya vekâlet verebilir. EVDE KAÇ ZENGİN VARSA Sual: Hali vakti yerinde olan bir aile, kaç kurban kesmesi lazım? CEVAP: Evde kaç zengin varsa, o kadar keserler. BORÇSUZ FAKİR Sual: Borçsuz fakir, kurban keserse nafile mi olur? CEVAP: Evet, nafile olur ve çok sevabdır. FATURALAR VE NİSAB Sual: Kurban bayramına tekabül eden; ama bayram tatili olduğu için bayramdan sonra hemen ödenmesi gereken elektrik, telefon, su vb. borçları kurban nisabına dâhil edilir mi? CEVAP: Hemen ödenmesi gereken borç olduğu için nisabdan düşülür; çünkü taksitli borç değildir. KESMEK İYİ OLUR Sual: Babam yıllardır kendisine vacib olmadığı halde, çocuklarım çalışıyor diyerek kendine kurban kesmiş. Annenize hiç kesmedim, bu sefer ona keselim diyor. İkisine de vacib değil. Uygun mu? CEVAP: Kendisine vacib değilse annenize kesebilir. Mahzuru olmaz, iyi olur. KESİP SEFERE ÇIKMAK Sual: Bayramın birinci veya ikinci günü kurbanını kesip sefere çıkan, vacib sevabı alır mı? Üçüncü günü seferden dönenin, tekrar kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Bayramın birinci veya ikinci günü kurbanını kesip sefere çıkarsa, vacib sevabı alır. Üçüncü günü seferden dönene, artık tekrar kurban kesmek gerekmez. HİSSE SENETLERİ VE KURBAN Sual: Borsada hisse senetlerim ve kooperatife borcum var. Kurban kesmem gerekir mi? CEVAP: Bütün borçlarınızı, mevcut paranızdan ve hisse senetlerinin rayiç değerinden çıkarırsınız, geriye nisab miktarı paranız kalırsa, kurban kesmeniz gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanla ilgili sual ve cevaplar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aylığı az olan karı kocanın kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Aylığın az veya çok olmasının hiç önemi yoktur. Bir kimse ayda 3000 lira alır, harcar, elinde para kalmaz, zekât vermez, kurban kesmez. 500 lira alan birinin elinde 96 gram altın değerinde para veya bileziği olur, borcu olmaz, zengin olduğu için hem zekât verir, hem de kurban keser. İkinci bir husus, kadın erkek dinen birbirinden ayrıdır, herkesin kazancı kendinedir. Diyelim ki, hanımın 100 gram altını varsa, borcu da yoksa dinen zengindir, zekât verir ve kurban keser. Bayram günü borçlar mevcut paradan çıkarılır, geriye elinde nisab kadar para kalan zengin demektir, kurban keser. BAYRAMDAN SONRA Sual: Şu anda nisab miktarı malı olmayan ancak Kurban Bayramından hemen sonra eline nisab miktarından çok fazla para geçecek kimsenin kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Gerekmez. Vacib olması için, bayramın üçüncü günü eline geçmesi gerekir. PARA VERMEDEN KESTİRMEK Sual: İki bin lira alacağı olup, elinde parası olmayan kimse, alacağı olan şahsa, (Bir hayvan 500 lira, benim için bir tane kurban kes, 500 lirayı da hesabımdan düş!) dese caiz olur mu? CEVAP: Evet, caiz olur. Hatta hiç alacağı olmasa, nisaba malikse, birine, (benim için bir kurban kes!) dese, o şahıs da kesse, kestiren vacib sevabına kavuşur. ARSA VE KURBAN Sual: Kıymeti nisabın üstünde arsası olanın kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Kurban kesmek gerekmez BORCU OLAN ZENGİN Sual: 96 gr altını olanın, borcu da varsa, vacib olan kurbanı kesmesi gerekir mi? CEVAP: Borcu olan, borcunu çıkardıktan sonra nisabı bulmazsa, kurban kesmesi gerekmez. ALACAK VE ZEKÂT Sual: Nisabı aşan alacağı olan kimsenin, başka parası yoksa kurban kesmesi vacib midir? CEVAP: Alacaklar zekâtta olduğu gibi nisaba dâhil edilir; ama elinde parası, altını olmayan kesmez. ZENGİN OLAN KESER Sual: Geliri iyi olan bayanın kurban kesmesi gerekir mi? Yoksa eşi keserse ona gerekmez mi? CEVAP: Nisaba malik olanın kesmesi gerekir. Karı koca zenginse, ikisinin de kesmesi gerekir. İkisi de fakirse ikisinin de kesmesi gerekmez. Yani zengin olan keser, fakir olanın kesmesi gerekmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Zilhicce ayının fazileti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir? CEVAP: Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace] (Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevab verilir.) [Beyheki] (Terviye günü oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz] (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe'ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin] (Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani] (Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber demektir.) Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olanın cihadı daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki: Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir'a) Her hafta saç, sakal, tırnak kesmek sünnettir. İbni Âbidin hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemeli. (Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını ve tırnağını kesmesin) hadis-i şerifi, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek müstehabdır) buyurmaktadır. Kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının ilk gününden, kurban kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehabdır; fakat vacib değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz. Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kalb kırmaktan sakınmalıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müminin kurtulmasının en kestirme yolu, müminin duasını almaktır. Müminin duası, Allahü teâlânın rızasına kavuşmaya sebep olan en kestirme yoldur. Allah korusun, ya bedduası? İster kâfir olsun, ister mümin olsun, ister münafık olsun, ister fasık olsun, kim olursa olsun, kalb kırmamalıdır. Küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır. Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günahtır. İyilik etmek çok iyidir; ama farz değildir. Kötülük etmemekse farzdır. Hiç kimseye kötülük etmemelidir. İyilik eden iyilik bulur. Kötülük eden, o kötülükte boğulur. Mümin; elinden ve dilinden emin olunan kimsedir. Mümin kötülük edemez; çünkü bu, müminin tarifine sığmaz. Bir duanın kabul olma ihtimali çok zordur; çünkü birçok şartları vardır. Mesela: 1- Duaya, Euzü Besmeleyle, Allahü teâlâya hamd-ü sena ve Resulüne salât-ü selamla ve İsm-i a'zam olarak bildirilen duaları okuyarak başlamalı ve salevat-ı şerifeyle bitirmeli. 2- Farzları yapıp haramlardan, bid'atlerden sakınmalı, helal yiyip içmeli. 3- Acele etmeden, kabul olana kadar yalvararak dua etmeli. Gafletten uzak, şuurla dua etmeli. Hadis-i şerifte, (Gafletle edilen dua kabul olmaz) buyuruldu. 4- Cuma günü ve seher vakti gibi kıymetli vakitleri gözetmeli. 5- Hastalıkta, aile ve vatandan uzak, garip kalındığı zaman, yağmur yağarken, oruçluyken gibi, duanın kabul olacağı halleri gözetmeli. Mazlumun bedduasının kabul olması için hiçbir şart yoktur. Anında kabul olabilir. Onun için hiç kimseyle cedelleşmemeli, zalim duruma düşmemeli. Edilen beddua, öyle bir saate denk gelir, öyle bir perde açılır ki, o anda insanın yedi sülalesine tesir edebilir. Müminin yüzüne Allah rızası için bakanın, günahları affolur. Kimin ne olduğu belli olmaz. Büyüklerin, (Her geleni Hızır, her geceni Kadir bil) sözü meşhurdur. Buna uygun hareket etmeli, kimsenin kalbini kırmamalı, her müminin duasını almaya çalışmalıdır. Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de onun kullarına öyle muamele edelim. Mal mülk, her zaman veya herkese hayır getirmez. Allah muhafaza etsin, çok nimet sahibinin malı, parası doktora, ilaca gider. Yani o malının hayrını göremez. Her zaman hayırlısını istemeli. Mal mülk sahibi olabilir insan; fakat Allah demeye vakit bulamazsa neye yarar? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.11.2008
Zilhiccenin ilk on günü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhiccenin ilk on gününün faziletinden, oruç tutulmasının öneminden bahsediliyor; fakat onuncu günün faziletinden neden bahsedilmiyor? CEVAP: Onuncu günü bayramdır. Bayram günü oruç tutulmayacağı için oruçtan elbette bahsedilmez. Bayramın diğer faziletinden bahsediliyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İ. Mace] (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan Bayramının ve Kurban Bayramının birinci geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.) [İsfehani] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib Gecesi, Berat Gecesi, Cuma Gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı Gecesi.) [İbni Asakir] ŞÜPHELİ ALACAKLAR Sual: Ne zaman verileceği bilinmeyen, 10 bin lira kadar alacağı olan, bu alacağını nisap hesabına katacak mı, zekâtını verecek mi, kurban kesecek mi? CEVAP: Senetli veya inkâr edilmeyen alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir. Eğer kurban kesecek kadar parası varsa, kurban da keser. MALİKİ'Yİ TAKLİT EDEN Sual: Namazda Maliki'yi taklit eden bir zengin, 10 gün kaldığı yerde kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Kurbanda taklit edilmiyor. 10 gün kalan Hanefi'de seferi olur, kurban kesmesi gerekmez. BAYRAM NAMAZINA GEÇ GELEN Sual: Bayram namazına geç yetişen ne yapar? CEVAP: Diğer namazlardaki gibi, imam selam verince, kalkıp kılamadığı rekâtları tamamlar. İkinci rekâtta yetiştiyse, imam selam verince kalkıp Sübhaneke okur. Sonra, üç defa tekbir getirerek ellerini kulaklara kaldırır, birinci ve ikincisinde iki yana bırakır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlar. Fatiha ve zammı sure okur, rükû ve secdeleri yapıp oturur ve namazını tamamlar. İkinci rekâta da yetişemediyse, yukarıda bildirildiği gibi birinci rekâtı kılıp kalkar. Fatiha ve zammı sureden sonra, iki elini üç defa tekbir getirerek kaldırır. Üçüncüde yanlara bırakır. Dördüncü tekbirde elleri kulaklara kaldırmayıp, rükûa eğilir. Secdeleri yapıp oturur ve namazını tamamlar. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban etini taksim ederken
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir evde, bütün aile fertleri için ortak kurban kesilse, kurban eti eve geldikten sonra, taksim edilmeden, herkes hissesini hediye etse, taksime gerek kalır mı? CEVAP: Böyle yapmak faiz olur, haram olur. Her parçanın yanına ayak, baş ve deri konursa tartmadan taksim yapılması caiz olur. Mesela 7 ortak varsa, dört kişinin hissesine birer ayak konur, birinin yanına baş konur, birininkine deri konur, biri de ötekilerden farklı olur yani boş olur. Eğer ortak dört kişi ise birer ayak koymak da yeterlidir, beş kişiyse birine de baş veya deri konur. ADAK KURBANA DÂHİL EDİLİR Sual: Biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için olmak üzere kurban kesmek istense, bir inek kesilebilir mi? CEVAP: Evet, kesilebilir. Yedi kişiye kadar ortak olmak caizdir. KASABA PARA VERMEK Sual: Kurbanı kesen kasaba ücret veriliyor. Bu parayı bir kişinin ödemesinde ve sonra herkesin payını ödemesinde, ya da bu parayı veren kişinin eksik ya da fazla, önce veya sonra kurban sahiplerinden almasında veya almamasında bir mahzur olur mu? CEVAP: Hepsi caizdir. Bir kişi ödeyip, diğerlerinden alabilir, isterse almayabilir. KURBANDA ORTAK SAYISI Sual: Kurbanlık ineğe en az ve en çok kaç kişi ortak girebilir? CEVAP: Bir ineğe yedi hisseye kadar girilir. Yani 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 kişi girebilir. 3 kişi girerse inek üç hisseye bölünür. 4 kişi girerse dörde bölünür. AKİKA DA KURBANA DÂHİL EDİLİR Sual: Alınan kurbanlık danaya, akika da dâhil edilebilir mi? CEVAP: Akika, vacib, adak hepsi katılır. Ancak ilk satın alırken, yedi kişiye kadar ortak olmak niyetiyle hayvan alınmalıdır. Sırf kendisi için alıp da, sonradan başkasını ortak etmek mekruh olur. DİLENCİYE ET VERMEK Sual: Ortak kurbanın başını veya ciğerini ortakların müştereken dilenciye vermeleri caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. SEFERİ OLAN VEKİL Sual: Seferi olan vekil, vekâleten kurban kesebilir mi? CEVAP: Kesebilir, vekilin seferi olmasının önemi yoktur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban kesmek meşrudur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kurban kesmek hayvan katliamıdır, onlara ölüm acısı çektirilmektedir. Tanrı, kurbana ve kana bu kadar aç olamaz. Ben kurban kesenlerin dininden değilim) deniyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir? CEVAP: Elbette âyet ve hadisle sabittir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Bir mazeretle] alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki, o tam on gündür, oruç tutmak gerekir.) [Bekara 196] (Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [kurbanlık] hayvanlar üzerine belirli günlerde [kurban bayramında] Allah'ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Hepsini dağıtmak veya hepsini evde bırakmak da caizdir.) (Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34] (Kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac 36] (Ey iman edenler, Allah'ın hac âdetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, [onlardaki] gerdanlıklara, Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram'ı kastedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin!) [Maide 2] (Allah, hürmetli ev olan Kâbe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide 97] (Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!) [Kevser 2] Kurban kesmek hâşâ katliam olsaydı, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim'in sünnetidir.) [Hâkim] Her gün dünyanın her yerinde kasaplarda kesilen yüz binlerce hayvan görülmeyip, özellikle Kurban'a dil uzatılması, Allah'ın emrinin hayvan katliamı olarak gösterilmesi, art niyetin ürünüdür. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban, kurbanda kesilir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Adak denilince her zaman kesilebiliyor da, kurban denilince niye bayramdan başka günde kesilmiyor? Bu koyunu Şaban ayında keseceğim diyenin Şaban ayında mı kesmesi gerekir? CEVAP: Hayır, Şaban ayında kesmesi gerekmez; ama kurban denilirse Kurban Bayramında kesmesi gerekir. Çünkü İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Kurban, dinimizin bildirdiği özel bir vakitte kesilen hayvanın adıdır, onda vakti kaldırmak söz konusu olmaz. O hâlde (Şu hayvanı kurban edeceğim) diye adadığı takdirde, onu o vakitte, yani bayram günü kesmesi gerekir. Yoksa adağını yerine getirmiş olmaz; çünkü kurban kesim günleri geçtikten sonra, artık ona kurban denilemez. Kurban vakti çıktıktan sonra onu canlı olarak bir fakire tasadduk eder; ama bunun aksine, falan vakitte [mesela Şaban ayında] bir koyun kesilmesini adasa, vakti zikretmesi geçersizdir. İstediği ayda kesebilir. Bundan dolayı Hanefi âlimleri, adakta yer ve zamanın tayinini geçersiz saymışlardır. [Mesela Cuma günü Sultanahmet'teki bir fakire bir altın sadaka vereceğim dese, başka gün başka yerdeki fakire bir altın verebilir.] Ama kurban bunun aksinedir; çünkü vakit, kurbanın mefhumundan bir parçadır. O zaman kurbanda vakte itibar etmek gerekir.] Birisi bir hedy kurbanı adasa, durum farklı olur. Hedy, Harem-i şerifte kesilmek üzere gönderilen kurbanın ismidir. Kurban ise, bayram günlerinde kesilen hayvanın ismidir. Eğer hedy Harem-i şerifte kesilmezse hedy ismi; kurban, bayram günlerinde kesilmezse, kesilen o hayvanda kurban ismi bulunmamış olur; çünkü fakihler demiştir ki, bu kimsenin bu adaktan kurtulması için onu ancak haremde kesmesi ve tasadduk etmesi gerekir. Eğer bir kimse Mekke'nin fakirlerine verilmek üzere bir miktar para adamış olsa, o kimse Mekke fakirlerinden başkasına da onu tasadduk edebilir. Hedy, kurbanı Mekke'ye hediye edilen, orada kesilip tasadduk edilen hayvana denilir. O zaman yer, bunun mefhumunun bir parçası olmuş bulunur. Zamanın kurbanın bir parçası olması gibi... Mekke'de para sadaka vermeyi adamak bunun aksinedir; çünkü yer, para mefhumunun bir parçası değildir. İster Mekke'de tasadduk etsin, ister başka yerde. Hedy bunun aksinedir. Harem-i şerifte kesilmesi gerekir. Kurban denilince de hayvanı kurban kesmek gerekir. (Redd-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban kesmenin fazileti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban kesmenin önemi nedir? CEVAP: Kurban nisabına malik olan kimsenin zaruretsiz kurban kesmemesi günah olur. Kurban kesmesi vacibken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sahibine beddua edip, (Kurban kesmediğin gibi, Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!) der. O ev, o yıl belalara düçar kalır. Kurban kesenin evi ise memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmelidir! Kurban kesen Müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Cimrilerin en kötüsü [vacib olduğu hâlde] kurban kesmeyendir.) [S. Ebediyye] (Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hakim] (Kurbanın postunun her kılına ve her parçasına bir sevab vardır.) [Hakim] (Kurbanlarınız semiz olsun. Onlar Sıratta bineklerinizdir.) [Zâd-ül mukvin] (Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevab vardır. Kanının her damlası kadar mükâfat vardır. O sizin mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!) [İbni Mace] (Kurbanlarınızı gönül hoşluğuyla kesin! Çünkü hiçbir Müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyamette kendi mizanına konan sevabı olmasın!) [Deylemi] (Sevab umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberani] (Kurban Bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ, onu muhafaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizi] (Kurbanların en hayırlısı boynuzlu koçtur.) [İbni Mace] (Ya Fatıma, kurbanının yere akacak ilk kan damlasıyla, geçmiş günahların affedilir.) [İ. Hibban] (Kesilen kurban, Kıyamette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mizana konur.) [İsfehani] BİN İHLAS OKURKEN KONUŞMAK Sual: Arefe günü Besmeleyle bin İhlâs suresi okurken, ihtiyaç hâlinde, arada konuştuktan veya başka bir iş yaptıktan sonra devam etmenin bir mahzuru olur mu? CEVAP: Hayır, bir mahzuru olmaz. Peş peşe okumak şart değildir. Mesela, bir kısmı sabahtan, bir kısmı öğleden veya ikindiden sonra okunabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Arefe günü neler yapmak gerekir? CEVAP: Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır: 1- Arefe günü sabah namazından, Kurban Bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir. Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebî) 2- Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmak sevabdır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur'a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevab yazılır.) [R. Nasıhin] (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani] (Arefe günü tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilin] (Arefe günü [Besmele ile] bin İhlâs okuyanın, günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh] (Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim] (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] (Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik] (Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.) [Gunye] (Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye] (İbadet olarak ilim öğrenmek, en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi öğrenmiş oluruz.) (Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki] (Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah'ın kıymet verdiği bir gündür.) [Deylemi] (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmaksa, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden, Arefe gününü değerlendirmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan gibi, Kurban Bayramının hilali de, dünyanın bir yerinden görülünce, her yerde görülmüş sayılmıyor mu? CEVAP: İmam-ı Sübki, (Şabanın 30. gecesi hilali gördüğünü bildiren olsa, hesapla da, hilalin bir gece sonra doğacağı tespit edilse, burada hesaba inanılır; çünkü hesapla anlaşılan kesindir. Doğmadan bir gece önce görülmesi imkânsızdır) buyurdu. Şems-ül-eimme Halvani de buyurdu ki: (Ramazan ayının başlaması, hilalin görülmesiyle olur. Hilalin doğmasıyla başlamaz. Hesap hilalin doğduğu geceyi bildirdiği için, Ramazan ayının başlaması hesapla anlaşılamaz. İki adil Müslümanın, (hilali gördük) demeleriyle bir yerde Ramazan başlayınca, dünyanın her yerinde oruca başlamak gerekir. Hac, kurban ve namaz vakitleri böyle değildir. Bunlar vakitlerinin bir yerde malum olmasıyla, başka yerlerde de böyle olmaları lazım gelmez. (İslam Ahlakı) Hesaplar doğru yapılırsa, hilalin doğuşunu tespit etmek güç değildir; çünkü Allahü teâlânın nizamında zerre kadar yanlışlık olmaz. Hilal, hesabın bildirdiği saatte doğar, saniye şaşmaz. Hesaptan bir gün önce bayram etmek ilme aykırıdır, yanlıştır; çünkü hesaptan önce hilalin görülmesi imkânsızdır. Güneş'in doğuşu da aynen Ay'ın doğuşu gibidir. Güneş doğmadan ben güneşi gördüm demek elbette yanlıştır. Güneş ancak takvimlerde bildirilen saatte doğar. Daha önce doğması imkânsızdır; ama güneş doğduğu hâlde, hava bulanık olduğu için görülmeyebilir. Hilal hesapla bulunan gün ve saatte doğar; ancak o gün o saatte görülmeyebilir. Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla bulunan günde bayram yapılmaz. Ramazan hilali dünyanın herhangi bir yerinde görülünce, orucun başlaması ve Ramazan bayramı her yerde aynı gün olur. Bir hadis-i şerif meali: (Herkes oruca başlayınca siz de başlayın, herkes bayram edince, siz de bayram edin.) [Tirmizi, Ebu Davud] Kurban bayramı böyle değildir. Amerika'da Zilhicce hilali görülse, Türkiye'de görülmese, Türkiye'de de görüldü kabul edilmez. Kurban bayramının birinci günü de, Zilhicce ayının hilalini görmekle anlaşılır. Zilhicce ayının 9. Arefe günü, hesapla, takvimle anlaşılan gün veya bundan bir gün sonra olur. (S. Ebediyye) Kurban Bayramının hesapla tespit edildiği yerlerde, şer'an sabit olan bayramı bilmedikleri için, Müslümanların, bayram zannederek Arefe günü kestikleri kurbanlar sahih olur. İhtiyatlı hareket etmiş olmak için, her zaman kurbanları, hesapla bulunan bayramın ikinci günü kesmelidir.Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bayramda yapılacak işler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda neler yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek sünnettir. Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Bayram gecelerini ihya eden, büyük saadete kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberani] Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan [mümin], herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusuru için kimseye darılmamak gerekir. Dargınlık olsa bile üç günden fazla sürmemelidir. Şayet bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Birbirinizle münasebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allah'ın kulları kardeş olun! Bir Müslümanın diğer kardeşine darılarak üç günden çok uzaklaşması helal değildir.) [Buhari] (Müslümana üç günden fazla dargın duran, Cehenneme gider.) [Nesai] (Birbirine dargın iki kişiden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, bu selamı melekler alır. Selam almayana da şeytan, sevinerek iltifatta bulunur.) [İ. Ebi Şeybe] (Müminin kardeşine üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün sonra, ona selam verip hatırını sormalıdır. Onun selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de, küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud] (Din kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günaha girer.) [Beyheki] (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan iki kişi istifade edemez. Hak teâlâ "O iki kişi barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin" buyurur.) [İ. Malik] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bayram günü oyun oynamak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayram günü, sahabe çalgı çalıp oynuyorlarmış. Bize neden caiz değildir? CEVAP: Çalgı çalmak caiz olmaz. Peygamber efendimiz, Medine'ye geldiği zaman, Medinelilerin iki eğlence günü olduğunu bildirdiler. Cahiliyet zamanındaki eğlencelerden bahsettiler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Allah, o iki günü onlardan daha hayırlı iki gün olan Kurban ve Ramazan Bayramının günleriyle değiştirdi.) [Buhari] Hazret-i Âişe anlatır: Bayram günü iki cariye, kahramanlık şiirlerini def çalarak terennüm ediyordu. Resulullah yatağına yatıp yüzünü çevirdi, sonra babam [Hazret-i Ebu Bekir] içeri girdi. (Bu ne hâl, Resulullahın huzurunda şeytanın düdüğü ve sesi ne arıyor?) diye beni azarlayınca, Resulullah (Bırak onları, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır) buyurdu. Babam başka şeyle meşgulken, cariyelere işaret ettim, dışarı çıktılar. (Buhari) Yine Âişe validemiz anlatır: Bayram günü Habeşîler oyun oynarken Resulullah beni çağırdı, ben de başımı onun omzuna koyup, hevesim gidene kadar seyrettim. (Buhari) Oyun oynayanlar, eğlenenler, cariyeler ve Habeşî kölelerdir. Def çalıp oynamak cariyelere verilmiş bir ruhsattır. Sesleri de avret değildir. Hür kadınların sesleriyse avrettir. Ancak düğünlerde, kadınlar arasında def çalabilirler. Cariyeler gibi erkekler arasında çalamazlar. Cariyelerin bu hareketlerini hür kadınlara da uygulamak, dinde reforma girer. Habeşî kölelerin oyunları ise, mızrak, kılıç ve kalkan oyunlarıydı. Bu hadis-i şeriflere dayanarak sahabe çalgı çalardı demek çok yanlış ve iftira olur. Bayramlarda çatılmasın kaşımız, Düşmanlıktan ağrımasın başımız, Küçük olsun, büyük olsun yaşımız, Allah için artık gülsün yüzümüz. Boynuzlu koçları kurban etmeli, Akrabayı ziyarete gitmeli, Dargınlıklar, kırgınlıklar bitmeli, Allah için artık gülsün yüzümüz. Küskünlük içinde geçmesin hayat, Öfkeni yen, kibrini kır, çöpe at, Bak barışmak için, ne güzel fırsat, Allah için artık gülsün yüzümüz. Hayırlı söz söylemeli dilimiz, Müsafeha etsin iki elimiz, Gülümseyip, açılmalı gülümüz, Allah için artık gülsün yüzümüz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Her işte, orta yolda olmalı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Aşırılıktan kaçının, orta yolda olun) deniyor. Orta yolun ölçüsü nedir? CEVAP: İyilik, tam orta yol demektir. Normalden ileri veya geri olmak yahut ortanın sağında, solunda olmak, iyilikten ayrılmak olur. Ortadan uzaklığı kadar, iyiliği azalır. Hak yol birdir. Sapık, bozuk yol ise, çoktur. Orta yol denince, iki şey anlaşılır: Birincisi, bir şeyin tam ortasıdır. İkincisi, izafi, takdiri orta olmaktır. Yani belli bir şeyin ortasıdır. O şeyin ortası olduğu için, her şeyin ortası olmak gerekmez. Ahlak bilgisinde kullanılan, bu ikinci ortadır. İyi huy, tam ortada olmak değil, ortalamada olmaktır. Kötü huy da, bu ortalamanın iki tarafına ayrılmaktır. İyi huyların hepsi vasati [ortalama] miktarlardır. Her birinin ifrat ve tefriti birer kötü huy olur. Hak olan, doğru olan, ikisinin ortasıdır. Bunun tam karşılığı olan Türkçe bir kelime yok. Orta kelimesi tam karşılamıyor. Arapça vasat deniyor, itidal deniyor. Fransızca normal deniyor. İfrat ve tefritin de, karşılığı olan Türkçe bir kelime yok. İkisine de, aşırılık denebilir. İfrat normalden fazla, tefrit de normalden az demektir. Biri, diğerinin zıttıdır. Mesela, çok uyumak ifrat, çok az uyumak tefrittir. Her işin uygun olanı, aşırılıklardan uzak, vasat [orta] olanıdır. İfrat işi yapana müfrit denir. İleri giden, haddini aşan demektir. Dünya ile ahiretini birlikte yürütebilen kişi, orta yolda gidenlerdendir. Dünya işlerinde de, orta yol üzere bulunmak, kişinin izzet ve şerefini arttırır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İfrat ve tefritten uzak durun.) [Buhari] (Aşırı giden helak olur.) [Müslim] (Hayr-ül-ümûr evsâtuhâ=İşlerin en iyisi vasat olanıdır.) [Deylemi, Beyheki] (İfrat ve tefritten uzak dur, vasatı tercih et; çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır.) [Beyheki] (Zenginlikte, fakirlikte orta yolu güzel tutmayan, kullukta da orta yolu güzel tutamaz.) [Bezzar] (Doğru yolda olun, orta yolu tutun!) [Buharî] (Her hususta orta yolu tutmak, peygamberliğin yirmi beşte bir parçasıdır.) [Tirmizi] (Orta yolu tutun, istikametten ayrılmayın!) [Müslim] İslamiyet, aşırılıklardan uzak vasat [orta] bir dindir. Bir âyet-i kerime meali: (Sizi vasat bir ümmet kıldık.) [Bekara 143] (Devamı var) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Her işte, orta yolda olmalı -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İfrat, tefrit ve vasata birkaç örnek verelim: 1- Cimrilik tefrit, israf ifrattır. Cömertlik ise vasattır. Bir âyet-i kerime meali: (Harcarken, israf ve cimrilik etmezler; ikisi arasında bir yol tutarlar.) [Furkan 67] 2- Tembellik tefrittir, acele ise ifrattır. Tembellik, şimdi yapılması gereken bir işi geciktirmek, daha sonraya bırakmak demektir. Bir hadis-i şerif meali: (Yarın yaparım diyenler, helak oldu.) [Berika] Acele edip düşünmeden o işi yapmak, ifrattır. Acele edende gevşeklik ve bezginlik hâsıl olur. Hayırlı bir işin olması için acele eden, gecikince bezginliğe, ümitsizliğe düşer. Dua eder, hemen duasının kabul olmasını ister. Duası gecikince, duayı bırakır, isteğinden mahrum kalır. Acele edenin ihlâsı, takvası bozulabilir. Şüpheli şeylere, hatta haramlara dalabilir. Bazı şeylerin istisnası olduğu gibi, acele etmenin de istisnası vardır. Bazı yerlerde acele etmek sünnettir. 3- İnsan bir şeye kızabilir. Bunun da, ifratı ve tefriti vardır. Öfkenin aşırı olmasına, saldırganlık denir. Saldırgan kimse, hiddetli olur, kendine ve başkasına zarar verir, bu hâl, küfre götürebilir. Hadis-i şerifte, (Aşırı öfke, imanı bozar) buyuruldu. (Beyheki) Öfkenin normal olanına şecaat [kahramanlık, yiğitlik], lüzumundan az olmasına da korkaklık denir. Şecaat orta yoldur. Şecaat hâlindeki öfke, iyidir. İmam-ı Şafii hazretleri, (Şecaat gereken yerde, korkan kimse, eşeğe benzer) buyurdu. İki âyet-i kerime meali: (Kâfirlere ve münafıklara sert davran!) [Tevbe 73] ([Eshab-ı kiram] kâfirlere karşı çetindir.) [Fetih 29] Düşmanlara karşı korkaklık, caiz değildir. Korkarak kaçmak, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Korkak kimse, karısına, kızına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik gösterir, onları koruyamaz. Zillete ve zulme boyun eğer, hainlik yapanı görünce susar. 4- Çok yemek ifrattır, çok az yemek tefrittir. İhtiyaç kadar yemek vasattır. Bir hadis-i şerif meali: (Çok yiyip içmek, hastalıkların başıdır.) [Dâre Kutni] Dayanamayanın açlık çekmesi caiz değildir, tahrimen mekruhtur. Sebebiyse, buna dayanamayıp, bedenine ve aklına zarar verebilir; çünkü kendini tehlikeye düşürmek haramdır. Açlığın da, tokluğun da zararı bulunduğu için, yiyip içmekte, aşırılıktan kaçmak, orta yolu tutmak gerekir. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Her işte, orta yolda olmalı -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
[İfrat, tefrit ve vasata örnek vermeye devam ediyoruz.] 5- Havf, Allah'tan korkmak, reca da Allah'ın rahmetini ümit etmek demektir. Allah'ın rahmetinden ümit kesmek veya Allah'tan korkmayıp, kendini garanti Cennetlik bilmek ifrattır. Bir hadis-i şerif meali: (Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını ümit eden ahmaktır.) [Tirmizi] Bir âyet-i kerime meali: (Rabbinin rahmetinden ancak sapıklar ümit keser.) [Hicr 56] Vasat yol ise, ikisi arasında olmaktır. Bir hadis-i şerif meali: (Havf ve reca [korkuyla ümit] arasındaki mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.) [Tirmizi] 6- Kibirlenmek ifrat, aşırı tevazu [temelluk] tefrittir. Tevazu ise vasattır. Kendinden aşağı olanlara karşı tevazu göstermek iyi ise de, bunun ifrata kaçmaması, yani aşırı olmaması gerekir. Aşırı olan tevazua, temelluk denir. Temelluk, ancak üstada ve âlime karşı caizdir. Başkalarına karşı caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali: (Temelluk, Müslüman ahlakından değildir.) [İ. Maverdi] 7- Hazret-i İsa'yı aşırı sevmek ifrat, sevmemek tefrittir. Hazret-i İsa'ya Tanrı ve Tanrı'nın oğlu diyen Hıristiyanlar ifrattadır, onu sevmeyip, anasına iftira eden Yahudiler ise, tefrittedir. Bir âyet-i kerime meali: (Yahudiler, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve İsa'yı rab edindiler. Hâlbuki ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu.) [Tevbe 31] (Yahudiler, Üzeyr'e, Hıristiyanlar da, İsa'ya Allah'ın oğlu dediler.) [Tevbe 30] Dinimizin bildirdiği gibi, İsa aleyhisselamı, Allah'ın kulu ve resulü bilmek ise, vasat yolda olmaktır. 8- Hazret-i Ali'ye de aynı aşırılığı gösterenler oldu. Hazret-i Ali'yi sevmeyen hariciler [Yezidiler] tefrit ehlidir. Hazret-i Ali'ye peygamber veya ilah diyen ibni Sebeciler, ifrattadır. Ehl-i sünnet ise, Hazret-i Ali'yi kendinin ve Resulullahın bildirdiği gibi sever, bu ise vasat yoldur. Hazret-i Ali anlatır: Resulullah buyurdu ki: (Yâ Ali, Sen İsa gibisin! Yahudiler, ona düşman oldular. Mübarek annesi Meryem'e iftira ettiler. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed] Hazret-i Ali bu hadis-i şerifi bildirdikten sonra, (Benim yüzümden iki aşırı grup insan helak olur. Biri, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana takarlar. Ötekiler de, bana düşman olup, birçok iftira yaparlar) buyurdu. Bu hadis-i şerifte, hariciler Yahudilere, İbni Sebeciler de Hıristiyanlara benzetilmiştir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Her işte, orta yolda olmalı -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
[İfrat, tefrit ve vasata örnek vermeye bugün de devam ediyoruz.] 9- Bir kimseyi aşırı sevip, bütün sırlarını ona vermek ifrattır. Arkadaşına sevgisini belirtmemek, her şeyini ondan gizlemek de tefrittir. Düşmanlıkta da, aşırı gitmek ifrattır. Dostlukta da ve düşmanlıkta da, aşırı gitmemelidir. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Bir kimseyi günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak sev. Buğzettiğine de günün birinde dost olabileceğini düşünerek buğzet!) [Tirmizi] 10- Kaderi inkâr etmek tefrit, suçu kadere yüklemek de ifrattır. Mutezile, (İnsan kendi kaderini kendi çizer) diyerek, Allah'ın takdirini inkâr eder. Cebriye de, (İnsan, kaderine mahkûmdur. Allah her işi zorla yaptırır) diyerek suçu kadere yükler. Vasat olanı ise Ehl-i sünnet itikadıdır. İmam-ı a'zam, hocası İmam-ı Cafer-i Sadık'a sordu: - Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini, onların arzularına bırakmış mı? Cafer-i Sadık hazretleri cevap verdi: - Allahü teâlâ, yaratmak ve her istediğini yapmak büyüklüğünü kullara bırakmaktan münezzehtir. Ancak cebir de yoktur. Yaratmayı kullara bırakmak da yoktur. İkisi arası olagelmektedir. Yani hayır ve şer, Allahü teâlânın yaratması iledir. Sevab ve günah işlemek, kulların ameline, yani insanın irade-i cüziyesine bağlı kılınmıştır ki, buna kesb denir. Kesb, yani bir şeyi yapmayı istemek kuldan, yaratmak Allah'tandır. Allahü teâlâ, insanlara zorla günah işletmediği gibi, bunu tamamen onların arzusuna da bırakmaz. Bu işler, ikisi arası olagelir. 11- İbadet yapmakta da, ifrat ve tefrit olur. İbadet etmemek veya az ibadet etmek, tefrittir. Gece gündüz, gücünün yetmediği şekilde ibadet etmeye çalışmak, mesela geceleri hiç uyumadan namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak, hanımından uzak kalmak, et, süt, tatlı gibi şeyleri hiç yememek, tefrit olur. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Din kolaylıktır. Vasattan ayrılıp aşırı gideni din mağlup eder.) [Nesai] (Dinimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin, hanımlarınızla mübaşeret edin! [Nafile] oruç da tutun! Tutmadığınız günler de olsun! [Nafile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberani] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Herhangi bir yolla, kendimizi sevdirerek dinimizi sevdirmeliyiz ve hep yutkunmalıyız, yani onlardan gelen sıkıntılara katlanmalıyız. Demek ki iş yaptırmanın yolu üçtür: 1- Muhabbet, 2- Mükâfat, 3- Yutkunmak. Dua, parayla ölçülemeyecek derecede maddi ve manevi kazanç sağlar. Bir şeyi güzel yapmak çok yapmakla, meleke kazanmakla, tecrübe sahibi olmakla olur. Paranın gittiği yerden, geldiği yer anlaşılır. Helal para helal yerlere, haram para haram yerlere gider. Mahşer, elli bin sene sürer; ama Ehl-i sünnet mümin için, bu süre iki rekâtlık namaz kılacak kadar gelir. Hakiki müminin siması, büyük zatların bakışları şifadır. Kalbler hastadır, şifası dua ve dine uymaktır. Kalb kimi seviyorsa, ona meyleder. İman, altı esasa inanmak ve bunları beğenip kabul etmektir. İnsanlar dünyaya muhabbet etmekte üç sınıfa ayrılır: 1- Hayvan gibidir, benimki benim, seninki de benim der. 2- İnsandır, seninki senin, benimki benim der. 3- Müslümandır, takva ehlidir, seninki senin, benimki de senin der. En büyük şeref, mümin olmaktır. Mümin mert olmalıdır. Öyle olmalı ki, dünyada daha mertlik ölmemiş desinler. Müminler bir araya gelirse, oradan şeytanlar kaçar. Allahü teâlâ cevheri çöplüğe atmaz. Ehl-i sünnet âlimlerini, evliyayı tanımak, cevher olmak demektir. Büyük zatları seven kimse, kendinde cevher olduğunu bilmelidir. Şu iki şey verilmişse, başka ne verilmemiş ki: 1- Ehl-i sünnet itikadı, 2- Kendisine dinini öğreten büyük zatı tanımak. Büyük bir zatı tanımak, onun büyüklüğü hakkında hiç şüphe etmemek ve edepli olmak, yani onun söylediklerini yapmak demektir. Tanımak nasip meselesidir ve çok mühimdir. İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya hamd etmiş olmaz. Onun için, üzerinde hakkı olan hocasına, annesine, babasına, mümin kardeşlerine daima dua etmelidir. Bir şeyi, hayırlıysa olsun demeden ısrarla istemek, mutlaka olsun demek, insanı felakete sürükleyebilir. Hayırlıysa olsun demelidir. Servet ve şöhret, iki felakettir. Bundan, çok az kimse kurtulur. Dünya, ölüm meleği için küçük bir leğen gibidir. Oradan, eceli gelenlerin ruhlarını alır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müslüman bir erkekle kız evlenmeden önce, aralarındaki görüşmeler nasıl olmalı, neler konuşulmalı ve neler sorulmalı? Bunların yanında, başka bir kimsenin olması gerekir mi? CEVAP: Kızla erkeğin oturup pazarlığa girişmeleri doğru değildir. Yani sünnet olan o görüşme, pazarlık yeri ve zamanı değildir. Birbirine uygun olup olmadıkları, zaten aileler arasında konuşulur, sorulup araştırılır. Her bakımdan evlenmeleri uygun görülürse, kızla oğlanın görüşmesi ondan sonra olmalıdır. Namaz kılıyor mu, yeterli geliri var mı, hangi okulu bitirdi, mizacı, huyu nasıldır, ehliyeti var mı, oğlan annesiyle mi oturacak gibi öğrenilmesi istenen şeyler, daha önce aileler arasında konuşulup halledilir. Yani aileler, akrabalar araştırıp, evlenmeye mani halleri olmadıkları meydana çıktıktan sonra, gençlerin, fiziki olarak birbirini görmeleri sağlanır. Bu da kısa olabilir. Görüşme, halvete mani olacak şekilde olmalıdır. Mesela, odanın kapısı, hafif aralıklı olmalı veya kızın mahrem bir erkek akrabası bulunmalı yahut erkeğin mahrem bir kadın akrabası olmalı. Mesela annesi, bacısı, halası, teyzesi, ninesi olabilir. Kızın veya oğlanın babası da, içeride durabilir. Oğlanla kız birbirlerinin dengiyse, buna büyüklerin tavsiye ve tecrübeleri de eklenince, artık ince eleyip sık dokumak uygun olmaz. Eskiden, çocuklarını evlendirecek olanlar, büyük bir zata sorarlar, o da, uygun dedikten sonra evlendirirlermiş. Zamanla, sormadan iş yapıyor denilmesin diye sormalar başlamış. Uygun denmesine rağmen, (Kız istemiyor, oğlan beğenmiyor) diyerek o zatın sözüne uymuyorlarmış. Bu aileler, tekrar, (Başka bir talip var mı) diye sordurunca, o zat da, (Bizim bulduğumuzu beğenmiyorlar, kendileri at pazarından baksınlar) dermiş. Şu hâlde, kime danışıyorsak, söz dinleyeceksek danışmalıyız, dinlemeyeceksek hiç danışmamalıyız. VİTİR NAMAZINDA Sual: Vitri kılarken, son rekâtta zamm-ı sureyi okumayı unutup, kunut tekbiri alan kimse, kunut dualarını okurken hatırlarsa, ne yapması gerekir? CEVAP: Unutulan zamm-ı sureyi okur, sonra tekrar kunut tekbiri alıp kunut dualarını okur. Vacib olan zammı sureyi geciktirdiği için secde-i sehv de gerekir. ABDEST DUALARINI OKURKEN Sual: Kitaplarda abdest alırken; yüzü yıkarken şu dua, kolları yıkarken şu dua okunur deniyor. Bahsedilen dualar, hızlı veya yavaş okununca, o sıraya denk gelmezse, mahzuru olur mu? CEVAP: Mahzuru olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hizbullah kime denir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimde geçen Hizbullah, ne demektir? CEVAP: Hizbullah, Mücadele suresinde Eshab-ı kiram için kullanılmış çok önemli bir tabirdir. Maide suresindeyse, Allah'ı, Resulünü ve müminleri dost edinenler için kullanılmıştır. İkisi de aynı anlamdadır. (Allah dostu, Allah taraftarı, Allah'ın fırkası, Allah'ın dinine yardım edenler, Allah için çalışanlar) gibi anlamlara gelir. Mücadele suresindeki o âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa, Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini, onları sevdiğini görmezsin. Onlar öyle zatlar ki, Allah kalblerine imanı [mermere kazınır gibi] yazmış ve onları kendinden bir ruhla, bir kuvvetle desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan Cennetlere sokacak, orada sonsuz kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Ondan razıdır. İşte onlar Allah'ın hizbidir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah'ın hizbidir.) [Mücadele 22] Eshab-ı kiram, Müslüman olmayan en yakınlarını bile sevmemişler, onlara Allah için düşman olmuşlardır. Harbde, en yakınlarıyla savaşmışlardır. Mesela, Uhud Savaşında, Ebu Ubeyde bin Cerrah, babası Cerrah'ı, Musab bin Umeyr kardeşi Ubeyd bin Umeyr'i öldürdü. Ömer bin Hattab, dayısı As bin Hişâm bin Mugıyre'yi öldürdü. Ali bin Ebi Talib de, amca çocuklarını öldürdü. Resulullah izin verseydi, Ebu Bekir Sıddık da kendi oğlunu öldürecekti. Radıyallahü anhüm=Hepsinden Allahü teala razı olsun. (Hazin) Ne büyük saadet bu! Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı Hizbullah olarak övüyor, üstelik onlardan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır. Bir âyet-i kerime meali: (Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31] Yine hepsinin istisnasız Cennetlik olduğu da şöyle bildiriliyor: (Hepsine de, Cenneti söz verdim.) [Nisa 95, Hadid 10] Böyle övülen Cennetlik zatları tenkit etmek, ne kadar çok yanlış olur. Allah dostlarını dost bilmek, imanın esaslarındandır. Allah'ın dostları ve Cennetlik olan Eshab-ı kiramı sevmeyenlerin, imanlarının ne durumda olduğunu, bu âyet-i kerimeler açıkça göstermektedir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Büyük cihaddan maksat, nefsle cihadsa, Eshab-ı kiramın nefsleri de itminana kavuştuğuna göre, nefsle cihad bizim gibi insanlar için midir? CEVAP: Evet, nefsle cihad, bizim gibi insanlar içindir. Aşağıda açıklandığı gibi, Eshab-ı kiram için ise, bedene karşı yapılan cihaddır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Küçük cihaddan döndük, nefsle olan büyük cihada başladık.) [Deylemi, Beyheki, Hatib-i Bağdadi, İ. Gazali, İ. Suyuti] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nefs mutmainne olunca, kıl kadar azgınlık, taşkınlık yapmaz. İslamiyet'e tam teslim olmuş, her kötülüğü yok olmuştur. Sahibi için kendini yok etmiştir. Böyle olan nefsin İslamiyet'e uymaması, imkânsızdır. Nefs Allahü teâlâdan, Allahü teâlâ da ondan razı olunca, artık taşkınlık, azgınlık yapamaz. Azgın olandan razı olunmaz. Allahü teâlânın razı olduğu nefs, razı olmayacak bir şey yapabilir mi? Hadis-i şerifte bildirilen büyük cihad, bedene, cesede karşı yapılan cihaddır; çünkü insanın bedeni, su, ateş, toprak ve hava gibi birbirine zıt, ters olan dört türlü maddeden yapılmıştır. Her çeşit madde, başka şeyler istemekte ve başka şeylerden kaçmaktadır. İnsanın şehvani istekleri, bedenden doğmaktadır. Gazap etmesi, istememesi de, bedenden ileri gelmektedir. İnsanda bu cihadın sonu olmaz. Nefsin itminana ermesi, bu cihadı ortadan kaldırmaz. Kalbin vilayet makamına kavuşmasıyla, bu cihad yok olmaz. İnsanda, bu cihadın bulunması, çeşitli faydalar sağlamaktadır. Böylece beden temizlenir. Ahirette yüksek derecelere kavuşur. Dünya hayatında, beden kalbe tâbidir. Ahirette, iş bunun tersinedir. Orada kalb bedene tâbi olur. İnsan ölünce ahiret hayatı başlar. Bu cihad biter. (2/50) MALİKİ'DE VİTİR Sual: Maliki mezhebinde, kaza borcu olanın sünnet kılması haramdır. Maliki'de vitir namazı, vacib değil sünnet olduğu için, Maliki'yi taklit eden Hanefi'nin, vitir yerine de kaza kılması gerekmez mi? CEVAP: Hayır. Hanefi'de vitir vacibdir. Maliki'yi taklit eden, vitir namazını da vacib niyetiyle kılar. Başka bir mezhebi taklit eden, kendi mezhebinden çıkmış sayılmaz. Kendi mezhebinin her şeyine, taklit ettiği mezhebinse, sadece farzlarına ve müfsidlerine yani ibadeti bozan hususlarına uyar. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allah'a şükrün lüzumu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza göre, Allah'a şükretmemiz gerekir mi? CEVAP: Hiç yoktan yaratıldığımız için şükür gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da şükür gerekir: 1- Allahü teâlâ, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan olarak yarattığı için, 2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için, [Gayrimüslim bir ülkede dünyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz çok zor olurdu. Müslüman ülkede doğmamız, Allahü teâlânın bir ihsanıdır.] 3- Müslüman ülkede doğduğu hâlde, dinsiz olan birçok kişi gibi olmadığımız için, 4- Müslüman aileden dünyaya gelip, onlar bizi Müslüman olarak yetiştirdiği için, 5- Bozuk çevrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz için, 6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz için, 7- Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allahü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her gün beş sefer, huzuruna kabul ettiği için, 8- Her ülkede bid'at ehli gruplar var. Bid'atler ibadet gibi işleniyor. Bid'at ehli olmadığımız için, 9- Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasında olduğumuz için, 10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği için de çok şükretmek gerekir. Ne kadar çok şükretsek, yine layıkıyla şükretmiş olamayız. Çünkü Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18] Bir beyit: Vücudun her zerresi, gelse de dile Şükrün binde birini, yapamaz bile. Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen, şükrü kolay hatırlayamaz. Bir âyet-i kerime meali de, şöyledir: (Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13] Şükretmemek nankörlüktür. Allahü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7) Şükretmek için İslam'a uymak gerekir. İslam'ın emir ve yasaklarına uyan şükretmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Şart anlamındaki vacibler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vacib kelimesinin şart, farz anlamına kullanıldığı yerler nelerdir? CEVAP: Aşağıda, vacib diye geçen hükümler; farzdır, şarttır anlamında kullanılmıştır: 1- Allahü teâlânın, ihsan ettiği nimetlere şükretmek vacibdir. (Ahlak-ı alai) 2- Resulullahın peygamberliğini işitene iman etmek vacibdir. (Mevahib-i ledünniye) 3- Her asırda yaşayan her milletin, Resulullaha uyması vacibdir. (S. Ebediyye) 4- Semavi dinlerin âyet-i kerime veya hadis-i şerifle bildirilen ve nesh edilmeyen hükümleriyle amel etmek vacibdir. (Tefsir-i Mazheri) 5- Herkesin sanatının, mesleğinin ilmini öğrenmesi vacibdir. (Kimya-i Saadet) 6- Âyet ve hadislerle kesin olarak bildirildi ki, namaz kılmak vacibdir. (El-muvafakat) 7- Gıybetten sakınmak vacibdir. (Mekatib-i şerife m.85) 8- Hayzlı veya nifaslının, kan kesilince gusletmesi vacibdir. (Fetava-yı Hindiyye) 9- Düşman, İslam ülkesine saldırınca, herkesin savunması vacib olur. (El-ihtiyar) 10- Kabul edeceği umulan kimseye, emr-i maruf yapmak vacibdir. (Berika) 11- Emr-i marufu, yumuşak yapmak da vacibdir. (Berika) 12- Halife-i müsliminin seçip emrettiği ictihada göre amel etmek vacib olur. (Mecelle) 13- Avamın müctehidi taklit etmesi [bir mezhebe uyması], vacibdir. (Ez-Zehire lil Kurafi) 14- Bugün her Müslümanın, dört mezhepten birinde bulunması vacibdir. (Tahtavi) 15- Her müctehidin kendi ictihadına uyması vacibdir. (Mektubat-ı Masumiyye 2/36) 16- Nasslarda açıkça bildirilen emirlere uymak ve inanmak vacibdir. (Mektubat-ı Rabbani 2/36) 17- Rüşvet alanın, aldığı malı geri vermesi vacib olur. (Redd-ül Muhtar) 18- Müftünün müctehid olması vacibdir. Mutlak müctehid olmayan müftünün fetva vermesi haramdır. Bunun, sadece müctehidlerin fetvalarını nakletmesi caizdir. (Tuhfet-ül-arabi vel-acem) 19- Ana babaya hizmet etmek vacibdir. (Hadika) 20- Erkek olsun, kadın olsun, zi-rahmi mahrem akrabayı ziyaret vacibdir. (Berika) 21- Şafii'de, sünnet olmak vacibdir. (İslam Ahlakı) 22- Peygamberlerin mucize göstermeleri vacibdir. (Mektubat-ı Rabbani 3/86) 23- Bir mahallede salih kimse kalmayıp, fesat ve bid'at artınca, başka mahalleye göçüp yerleşmek veya böyle bir şehirden başka şehre hicret etmek vacib olur. (Kenz-i mahfi) 24- Hayvan keserken (Bismillah) veya (Allahü ekber) demek vacibdir. (İbni Âbidîn) 25- Hanbeli mezhebinde sözünde durmak vacib, durmamak haram olur. (İslam Ahlakı) 26- Eshab-ı kiramın hepsinin salih ve adil olduğuna inanmak, hiçbirine dil uzatmamak, düşmanlık etmemek, bütün Müslümanlara vacibdir. (Mirat-i kâinat) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Şart anlamındaki vacibler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
27- Sultan zalim de olsa, İslamiyet'e uygun emirlerine itaat vacibdir. (Faideli Bilgiler) 28- Resulullahın Ehl-i beytine ve hanımlarına saygı göstermek vacibdir. (Kurret-ül ayneyn) 29- Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları, kâfirlik alameti olan şeyleri tahkir etmek vacibdir. (Birgivi) 30- Allah'ın düşmanı olduğu için, kâfirlere (Buğd-i fillah) vacibdir. (Mektubat-ı Masumiyye 3/55) 31- Müslümana ilk vacib olan şey, ahkâm-ı İslamiyeye uymaktır. (El-münire) 32- Üzerinde Allah hakkı veya kul hakkı bulunanın, iki şahit yanında vasiyet yazması vacibdir. Üzerinde hak yoksa, vasiyet yazmak müstehab olur. (Cila-ül-kulub) 33- Borçları ödeyip, ölüme hazırlanmak ve ölüm hastalığında vasiyet yazmak vacibdir. (S. Ahiret) 34- Eshab-ı kirama uymak vacibdir. (Faideli Bilgiler) [Bu, müctehidler içindir.] 35- Kız ve oğlan çocuk, yedi yaşına gelince, namazı emretmek velisine vacib olur. (Ey Oğul İlmihali) 36- Dar-ül-harbde imana gelenin, Dar-ül-islama hicret etmesi vacib olur. (Redd-ül-muhtar) 37- Çocuğun, babasına hizmet etmesi vacibdir. (Hadika) 38- Zengin babanın, fakir çocuğunu evlendirmesi vacibdir. (Uyun-ül-besair) Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Helal kazanmak için sıkıntı çekenlere, Cennet vacib olur.) [R. Nasıhin] (Allah'a şirk koşmadan ihlâsla ibadet edene, Cennet vacib olur.) [Hâkim] (Gurbetteyken ölen garip Müslümana, Cennet vacib olur) [E. Nuaym] (Yalan yeminle, haksız olarak, birisinin malını alana, Cehennem vacib olur.) [Bagavî] (Ölürken Kelime-i şehadeti söyleyene, Cennet vacib olur.) [Taberani] (Beş vakit namazı doğru kılana, Cennet vacib olur.) [Taberani] (Beş vakit namazı kırk gün cemaatle kılana, Cennet vacib olur.) [Ebu Ya'la] (Bir yetimi, kendini kurtarana kadar bakıp büyütene, Cennet vacib olur.) [Taberani] (Köle, kadın, çocuk ve hasta hariç, Cuma namazı her Müslümana vacibdir.) [Hâkim] (Gaza vacibdir. Cenaze namazı da vacibdir.) [Ebu Ya'la] (Ebu Bekir'i sevmek ve ona şükretmek vacibdir.) [Deylemi, Hatib, Münavi] (Fıkıh öğrenmek, her Müslümana vacibdir.) [Hâkim] (Aksırıp elhamdülillah diyen mümine, yerhamükellah demek vacib olur.) [Buhari] (Kabrimi ziyaret edene, şefaatim vacib olur.) [Bezzar, Dare Kutni, Taberani, Kadı İyad] (Bir mani yoksa emr-i maruf ve nehy-i münker vacibdir. Mani varsa susmak helaldir.) [Deylemi] (İhlâsla, "Rabbim Allah, dinim İslam ve peygamberim Muhammed aleyhisselam" diyene, Cennet vacib olur.) [Hâkim]Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsandaki en büyük nimet, iman nimetidir. Bu nimet, elden kaçması en kolay nimettir. Bu imanın insanda hep kalması için şart, mümin kardeşlerini sevmektir. Kişi mümin kardeşlerini sevmezse, imanını yavaş yavaş kaybeder de haberi olmaz; çünkü hubb-i fillah ve buğd-i fillah imanın temelidir. Dünyada en kıymetli şey imandır. İman, müminle ateş arasında perdedir. İmanımızın kıymetini bilmemiz gerekir. Cüzzam çok bulaşıcı bir hastalıktır. Bir cüzzam hastasıyla bir odada yedi sene kalınsa, hastalığın bulaşmama ihtimali vardır; ama bir kötü kimseyle aynı binada kalınsa, hiç görüşülmese, rastlanmasa da ondan zarar gelmeme ihtimali yoktur. Onun için ev bir, anahtar bir olmalı. Bu mümkün değilse, iyi insanlarla aynı çatı altında oturmaya dikkat etmeli. İyiliğin yayılması zordur. Kötülüğün yayılması kolaydır. Çünkü iyilik nefse ağır, kötülükse nefse kolay gelir. Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratır. Böylece kudretini gizler. Mesela görmek için ışığa, konuşmak için havaya ihtiyaç vardır; ama ruhlar âlemi böyle değildir. Bir evliya ile irtibat kurup konuşmak için havaya, sese, dile vesaireye ihtiyaç yoktur. İnsan kalbiyle de konuşur. Bunun için de, yine üç şey lazımdır: 1- O zatın evliya olduğuna inanmak, 2- Onu sevmek, 3- İtaat etmek. Eshab-ı kiram, cömertlik, temizlik, edep ve tâbi olmakta İslam ahlâkının numunesiydiler. Onları görenler, bunlar melek mi derlerdi. Her gittikleri yerde, bu ahlâklarını görenler, seve seve Müslüman oldular. Zaten bunlar İslamiyet'i anlatıyorlardı. Herkesin ebedî saadete kavuşmasını istiyorlardı. Gittikleri yerlerde yalnızca, İslamiyet'in anlatılmasına izin verilmesini istiyorlardı. Kılıçla müdahale yoktu; ama anlatılmasına mani olurlarsa, o zaman kılıca ihtiyaç duyuluyordu. Bugünün işini yarına değil, biraz sonraya dahi bırakmamalıdır. Bir iş yapılacaksa, bunun hemen bitmesi lazım. Her işimizi kendimiz yapmalıyız, başkasından bir iş istersek, neticesini beklemeliyiz, yani takipçisi olmalıyız. Ahir zamanda zulmet çok olur. Bir kimse evden abdestli çıksa, hiç günah işlemeden evine dönse bile, o günkü zulmeti temizlemek için, beş bin kelime-i tevhid söylemesi icap eder. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, (Müslümanları sevmek, kâfirleri sevmemek, imanın şartıdır) deniyor. İmanın altı şartı arasında, böyle bir şart var mı? CEVAP: İmanın şartlarından ilki, Allah'a imandır. İman etmek için, sadece Allah var demek yetmez, Allah'ı sevmek de şarttır. Bu sevginin şartı da, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir. İmanın altı şartında Allah'ı sevmek, onun sevdiklerini sevip, düşmanlarını sevmemek de var. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa da, Allah'ın ve Resulünün düşmanlarını sevmez.) [Mücadele 22] Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa'ya buyurdu ki: (Yer ve göklerdeki bütün mahlûkatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, faydası olmaz.) [K. Saadet] Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (İmanın esası ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır.) [Ebu Davud] (Allah'ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah'ın sevgisine kavuşur.) [İ. Ahmed] (Din, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.) [Ebu Nuaym, Hâkim] (Üç şey imanın lezzetini artırır: 1- Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, 2- Kendisini sevmeyen Müslümanı Allah rızası için sevmek, 3- Kâfirleri sevmemektir.) [Taberani] TAKVA SAHİBİ OLMAK Sual: (Papazlar bizden daha çok takva sahibi) diyenler oluyor. Papaz takva sahibi olur mu? CEVAP: Müslüman olup da, dinimizin bildirdiği haramlardan sakınmaya takva, sakınan Müslümana da takva sahibi denir. Müslüman olmayan, içki içmese, zina etmese, kumar oynamasa, gıybet etmese, her gün oruç tutsa da buna yine takva sahibi denmez. Gayrimüslimlere, emirleri yapmak ve yasaklardan sakınmak emredilmemiştir. Onlara, tek bir şey emredilmiştir. O da iman etmek, Müslüman olmaktır. Ancak Müslüman olduktan sonra, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına muhatap olabilir. Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyada mümin kâfir herkese yetiştiği ve herkesin çalışmasına dünyada karşılığını verdiği hâlde, ahirette kâfirlere merhametin zerresi bile yoktur. Allahü teâlâ Cennete girmek için iyilik etmek, kötülükten sakınmak değil, iman etmek şartını koydu. Bir ayet-i kerime meali: (Kimi, ona [Muhammed aleyhisselama] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti.) [Nisa 55-56] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Köleliği yasaklayan âyet veya hadis var mı? CEVAP: Dinimizde kölelik yoktur. Kölelik İslamiyet'ten önce vardı. Yani köleliği İslamiyet getirmedi. Dinimiz, bu var olan köleliğe ait hükümleri bildirdi ve tedrici olarak kaldırılması için, gerekli hükümler koydu. Yunan ve Roma'da görülen köleliğin kaldırılmasını teşvik edici, mevcut kölelere de iyi davranılmasını bildiren, âyet-i kerime meallerinden bazıları şöyledir: (Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92] (Yemin kefareti, on fakiri yedirmek, giydirmek veya bir köle azat etmektir.) [Maide 89] (Bir mal karşılığı kölelikten kurtulmak isteyenlere yardım edin.) [Nur 33] (Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın.) [Muhammed 4] (Celaleyn tefsirinde deniyor ki: İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidye'den maksat da, malla veya esirleri mübadele etmek suretiyle serbest bırakın demektir.) Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyordu. Cana kast eden böyle bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi, savaş gibi köleliğin şekli de değişti. Ülkeleri işgal edilen, kültürleri bozulan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler yok mu? Bugün dünyada ekmek parası için kölelik yapanlar az mı? Müslümanlar, normal insanı köle etmiyordu. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman, esir alınınca, o da razı olursa, köle kabul ediliyordu. Bununla beraber, dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela, ramazan orucunu veya yeminini bozanın; bunun kefareti olarak, bir köle azat etmesi gerekir. Böylece köle azat edilince, kölelik kendiliğinden kalkmış olur. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına tanıyor mu? Zenci cariye olan Ümmi Eymen'in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşındayken, bir birliğin komutanıydı. Babası Zeyd bin Harise de, köleydi. Rum ordusuyla savaşırken, İslam ordusunun komutanıydı. Resulullah, Zeyd bin Harise'yi azat edince, ana babası bunu almaya geldiler. Onlarla gitmeye razı olmadı. (Ben yine Resulullaha hizmet edeceğim) dedi. Köle hakkıyla ilgili birkaç hadis-i şerif şöyledir: (Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu, Cehennemden kurtulur.) [Buhari] (Köleye yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onu hiç üzmeyin.) [Ebu Davud] (Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kâbe'ye giren emniyettedir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Kur'anda, (Oraya yani Kâbe'ye giren emniyette olur) deniyor. Abdullah bin Zübeyr, Kâbe'nin içinde enkaz altında kalarak öldü. Bu apaçık bir çelişki değil mi? CEVAP: Abdullah bin Zübeyr, Kâbe içinde enkaz altında ölmedi. Haccac tarafından şehid edildi. Ölmüş olsa da fark etmez. (Oraya giren güvende olur) demek, (Oraya girene güven verin) demektir. Böyle âyet-i kerimeler çoktur. Mesela şu âyet-i kerimeye benzer: (Hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur.) [Bekara 197] Bu ise, (Hanımınıza yaklaşmayın, günah işlemeyin ve kavga etmeyin) demektir. (Benim evime giren güven altındadır) diyen bir kimse, bu sözüyle, sözü geçtiği kimselere; (Bundan vazgeçin, ona ilişmeyin. Ben ona eman verdim ve siz de dokunmayın) demek olduğu gibi, işte Allahü teâlânın, (Oraya giren emin olur) emri de böyledir. Peygamber efendimiz Mekke'yi fethederken buyurdu ki: (Ebu Süfyan'ın evine giren emin olur, öldürülmekten kurtulur.) [Müslim] Hazret-i Ebu Süfyan, Mekke'ye gidip müşrikleri İslam'a davet etti. İslam ordusunun, şehre girmek üzere olduğunu haber verdi. (Müslüman olanlar ve benim evimle Mescid-i harama sığınanlar hariç, herkes kılıçtan geçirilecektir) dedi. Bu iki yere sığınanlar kurtuldu. Ama diyelim, biri çıksa, Kâbe'ye gireni de, Ebu Süfyan hazretlerinin evine gireni de öldürse, Resulullahın sözünde çelişki mi olur? Bu söz, (Biz oraya gireni öldürmeyiz) demektir. Bu âyet-i kerimede de, (Oraya giren öldürülmez, emin olur) deniyor. Yani söz dinleyen Müslümanlar oraya gireni öldürmez demektir. Orada kendisi ölebilir veya zalimin birisi oraya sığınanı öldürebilir. Bunlar farklı şeylerdir. Âyet-i kerimelerde çelişki aramak güneşi balçıkla sıvamaya kalkmaya benzer.SÜNNET OLMAK Sual: Sünnet olmak hakkında hadis var mıdır? CEVAP: Evet, vardır. Bir hadis-i şerif şöyledir: (Fıtri sünnet beştir: Sünnet olmak, kasıkları temizlemek, tırnak kesmek, koltuk altını temizlemek ve bıyıkları kısaltmak.) [Buhari] SÜNNET OLMAK Sual: Çok günah işliyor, pişman oluyorum. Kendi kendime acaba ben imansız mıyım diyorum. İmanlı olduğumu gösteren net bir ölçü yok mu? CEVAP: Namaz kılmak, kişinin imanlı olduğunun kesin alametidir. Şu hadis-i şerif de, iman için bir ölçüdür: (İyilik edince sevinen, günah işleyince üzülen gerçek mümindir.) [Tirmizi, Hâkim] Daha sonra, işlediği günaha üzülmek de, iman alametidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Âyet-el kürsi'de, (Allah'ın kürsüsü) olduğu bildiriliyor. Bunun anlamı nedir? CEVAP: O âyetin meali şöyledir: (Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur. Onun izni olmadan kim şefaat edebilir? Onların [kulların] geçmişte ne işlediklerini ve gelecekte ne işleyeceklerini bilir. Kullar ise, Onun dilediği kadarından başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü [saltanatı, kudreti] gökleri ve yeri kapladı. Gökleri ve yeri korumak, gözetmek, Ona hiç zorluk vermez. O, çok yüce ve çok büyüktür.) [Bekara 255] Âyetin devamında, (Gökleri, yeri koruyup gözetmek ona zorluk, ağırlık vermez) buyuruluyor. Demek ki kürsi, bu işi koruyup gözetme kudretidir. Yani onun saltanatı, gücü, kudreti demektir. HAZRET-İ NUH'UN GEMİSİ Sual: Ateist diyor ki: Nuh'un gemisine, 6 milyon hayvan türü, her türden de birer çift nasıl sığdı? CEVAP: Bu hayvan türleri içinde, bit, pire, sinek gibi küçük hayvanlar çoğunluktaydı. Büyük hayvanlar bildiğimiz hayvanlardır. Onların sayısı da yüzü geçmez. Gemi çok büyüktü, aylarca, hatta yıllarca imal edildi. 6 değil, 12 milyon hayvan türünü bile içine alacak kapasitedeydi. İBLİS MELEK Mİ, CİN Mİ? Sual: Ateist diyor ki: Kehf suresi 50. âyette, İblis için, hem melek, hem de cin deniyor. Bu nasıl mümkün oluyor? CEVAP: Öyle yazmıyor. O âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Meleklere, Âdem'e secde edin demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı. ) [Kehf 50] Ateşten yaratılan İblis, nurdan yaratılan meleklere hocalık ediyordu. Melekler topluluğunda olduğu için, (Bu topluluğa, secde edin emri verdik, cin taifesinden olan İblis, secde etmedi) deniyor. ZALİMLER VE HİDAYET Sual: Ateist diyor ki: Maide suresi 51. âyetinde, (Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez) deniyor. Taif, zalimler topluluğuydu. Peygamberi taşlamışlardı; fakat Allah onlara hidayet verdi. Bu tezat değil mi? CEVAP: Zalimler topluluğuna, zulümleri devam ederken hidayet vermez; ama zulmü bırakınca zalim olmaktan kurtulur. Zulmü bıraktılar, tevbe ettiler, taşladığımıza pişman olduk dediler, af dilediler ve Müslüman olmakla şereflendiler. Bir ateist de, yıllarca Allah'a karşı takındığı tavrı bırakırsa, iman ederse, o da temiz bir Müslüman olur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Ahzab suresi 50. âyette, Peygambere, kuzenleriyle evlenmenin helal kılındığı bildiriliyor. Hâlbuki bilim, akraba evliliğine karşı çıkıyor. Kur'anla bilim çatışıyor mu? CEVAP: Günümüzde de akraba evliliği yapılıyor; ama onlardan sakat doğanlara çok az rastlanıyor. Akraba olmadığı hâlde de, sakat doğanlar oluyor. O zaman, yabancıyla evlenmek, bilimle çatışıyor denmez. Dinimizde, kuzenle evlenmek tenzihen mekruhtur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kuzenlerle evlenince, çocukları zayıf, hastalıklı olabilir.) [İhya] Demek ki, Peygamber efendimiz de bunu tavsiye etmiyor. Allahü teâlâ ona helal kılmışsa, kim ne diyebilir ki? Hükmü koyan odur. Hazret-i Âdem zamanında farklı kız kardeşlerle evlenmeyi emretmişti. Yaratan emredince, yaratılan ne diyebilir ki? KADINLARI DÖVMEK Sual: Ateist diyor ki: Allah, Kur'anda, niye (kadınları dövün) diyor? CEVAP: Bir karıncayı hatta bir buğday tanesini yaratmaktan aciz insan, kâinatı yaratan yüce Rabbimizin emrini hangi hakla sorgulayabilir ki? Âyetin bir kısmını değil tamamını almak gerekir. Bu âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir [aile reisidir]. Çünkü Allahü teâlâ, bazı kullarını, bazı hususlarda bazısından üstün yaratmıştır. Hem de erkekler, kendi mallarını, onlar için sarf ederler. Kadınların iyileri, Allahü teâlâya itaat eder ve kocalarının haklarını gözetirler. Kocaları hazır olmadıkları zaman, onların namuslarını ve mallarını, Allah'ın yardımıyla korurlar. Hıyanet etmesinden korktuğunuz kadınlara, karı koca haklarını öğretin ve tatlı sözlerle nasihat edin, onları yatağınızdan ayırın. Yine de, uslanmaz iseler, hafif dövün! Uslanırlarsa, onları üzecek şey yapmayın, kendilerini incitecek bahane aramayın.) [Nisa 34] Görülüyor ki, mala ve namusa hıyanet etmeyen kadınları dövmek değil, onları hiçbir suretle üzmek caiz değildir. Namusa ve mala hainlik edenlere, her kanun, ağır ceza vermektedir. İslamiyet, kadınlara çok kıymet verip, çok acıdığı için, hain olanlarını, kanun pençesine düşürmeden önce, hafif vurmakla ıslah edilmelerinin de, tecrübe olunmasını emretmektedir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir erkek, hanımını döverse, kıyamette onun davacısı ben olurum.) [R. Nasıhin] Dünya işlerindeki kusuru için, dövmek şöyle dursun, acı, sert bile söylenmez. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allah'tan başka yaratıcı yoktur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Araf suresinin 11. âyetinde, Allah, biz yarattık diyor. Birden çok ilah mı vardır? CEVAP: Bu âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Âdem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.) [Araf 11] Buradaki ve diğer âyetlerdeki, yarattık, şekil verdik gibi ifadeler için, başka yaratıcılar da var sanmak yanlıştır. Büyüklüğünü, her şeye malik, hâkim olduğunu bildirmek için, ben yerine biz diyor. Mesela Resulullaha hitaben, (Biz sana Kevseri verdik) buyurdu. Verilen şey, verenin büyüklüğüne göre kıymet ve büyüklük kazanır. Verenin ve verilen şeyin kıymetinin büyüklüğünü bildirmek için, (Biz sana Kur'an-ı azimi verdik) buyuruyor. (Hicr 87) Türkçe'de bile, bir kişi, (Biz şöyle yaparız, adamın ağzını yırtarız) diyebiliyor. Bunun çoğulla alakası yoktur. ALLAH BEDDUA EDER Mİ? Sual: Ateist diyor ki: Neden Allah, Kur'anda, lanet olsun, Allah kahretsin gibi ifadeler kullanıyor? CEVAP: Kahretmek, Arapçada bir deyimdir. Birisini kötülemek, yani onun çok kötü birisi olduğunu bildirmek için, Allah kahretsin denir. Kur'an-ı kerim, o halkın lisanıyla indi. Başka türlü bildirilse anlaşılmaz. Halkın lisanıyla söylenirse anlaşılır. Kahretsin kelimesini, şimdi anlaşılan gibi, helak etsin manasında anlamak yanlış olur. Allahü teâlâ helak ederse, kim engel olabilir ki? Zaten o manada kahrettiklerini, (filan kavmi helak ettik, yerin dibine geçirdik) diye ayrıca defalarca bildirmektedir. Allahü teâlâ, birçok âyetinde, din düşmanlarına lanet etmiş, yani o kulların rahmetten uzak olduğunu bildirmiştir. Bazıları şöyledir: (Allah'ın lâneti, inkâr edenlerin üzerine olsun.) [Bekara 89] (Biz, kitapta açıkça belirttikten sonra, indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159] (Yahudiler, Allah'ın eli sıkı dedikleri için, lanet onlara.) [Maide 64] (Yahudiler Üzeyr'e, Hıristiyanlar da İsa'ya Allah'ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30] (Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44] (Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25] (Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiştir.) [Ahzab 57] * * * ÖNEMLİ NOT: Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü [28 ve 29 Aralık tarihinde] oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. (Ey Oğul İlmihali) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bizi de beraberinde götürür
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyada en zor şey, din kitabı yazmaktır; çünkü yazdığımız o kitapla, okuyan ya Cennete veya Cehenneme gidecek. Birincisi ne iyi, ikincisi ne kötüdür. Onun için bizim de çok dikkat etmemiz gerekir. Bizim yüzümüzden hiç kimse Cehenneme gitmemelidir. Yoksa bizi de beraberinde götürür. İbadetlerimiz bize fayda vermez. Âlim olan, bu korkudan dolayı kendinden hiçbir şey söylemez. Her şeyi büyük İslam âlimlerinin kitaplarından alır, yani nakleder. Böyle olunca da, kıymetli olur. Nakli esas alan kitapların, mesela Fetava-yı Hindiyye'nin, İbni Abidin'in çok kıymetli olmaları, bundan dolayıdır. Bir şey öğrenmek için çok kitap okuyan, eğer bir mürşid-i kâmile kavuşmamışsa, mutlaka sapıtır; çünkü hepsi farklı farklı rivayetleri almışlar. Onda öyle yazıyor, diğerinde böyle yazıyor. Bir de her kitap, kendi zamanına göre yazılmıştır. Bir mürşidi gören kimse, ne kadar çok kitap okursa okusun, sapıtmaz; çünkü mürşidi ona mayınlı yerleri göstermiştir. Onlara basmaz. Ona da mürşidi göstermiştir, mürşidine de mürşidi göstermiştir... Bu silsile, Peygamber efendimize kadar gider. Rastgele kitaplardan okuyarak öğrenilen bilgiler, doğru da olsa unutulabilir; ama büyüklerden işiterek öğrenilenler unutulmaz. Onun için Peygamber efendimiz, (İlim üstaddan öğrenilir) buyurdu. Emir, çalışmayıp oturursa, emri altındakiler yatar. Herkes başa bakar. Osmanlı padişahları ordunun başındayken, zaferden zafere koştular. Ne zaman ki saraydan idare etmeye başlanınca, olanlar oldu. Allahü teâlâ tembeli, boş duranı sevmez. Bir gün daha bitti. Bu demektir ki, bir gün daha ölüme yaklaştık. Bir talebe, bir din meselesi öğrenmek için derse giderken, her adımına sevab yazılır. Melekler kanatlarını onun yoluna sererler. Gökteki kuşlar, yerdeki hayvanlar, denizdeki balıklar onlar için dua ve istiğfar ederler. Bu, öğrenmek içindir. Ya öğretmek için olursa, onun kat kat sevabı olur. Büyüklerin hakiki talebesi, hocasını ilk tanıdığında nasılsa, sonunda da öyle olur. Edep ve tevazuundan hiçbir şey kaybetmez. Allah için hizmet, almak üzerine değil, vermek üzerine yapılır. Vermekte muhabbet, almakta düşmanlık vardır. Veren el, alan elden kıymetlidir. Herkese anlayacağı şekilde konuşmak, herkese güler yüzlü ve tatlı dilli davranmak gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hicri yılbaşı ve önemi hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571'de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke'de doğdu. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine'nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. İslamiyet'ten önce Araplar, Muharrem ayında savaşmak isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki aya da, Muharrem derlerdi. Böylece haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu. (Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah'ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah'ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb'le beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen 4 aydan biridir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma'dır.) [Deylemi] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut! Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, Ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. HİCRİ KAMERİ TAKVİM Sual: Hicri şemsi ile hicri kameri takvim ne demektir? Bunlar ne zaman başladı? CEVAP: Hicret esnasında, Medine şehrinin Kuba köyüne gelindiği 20 Eylül 622 günü, (Hicri şemsi) tarih başlangıcı oldu. (Hicri kameri) tarih de, o senenin Muharrem ayından başlar, yani hicri kameri yılbaşı 1 Muharrem'dir. Hicri kameri yılın başlangıcı da, 16 Temmuz 622 tarihindeydi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Dünyadaki dinsizliği, şirki yok etmek için, Hıristiyanlarla el ele, omuz omuza vermek şarttır) deniyor, Noelleri kutlanıyor. Kitapsız kâfirleri, kitaplı kâfir yapmak için çalışmak, Hıristiyanlığa hizmet olmuyor mu? CEVAP: Bugün dünyada, şirksiz [müşrik olmayan] Hıristiyan yok gibidir. Müşrik olmayıp Ehl-i kitab olsalar da, yine hepsi kâfirdir. Bu kitaplı kâfirlere hizmet etmek, dinimize düşmanlık olur. Dinsiz Türkleri Hıristiyan [Ehl-i kitab] yapınca elimize ne geçecektir? Ehl-i kitabın kendisi Cehennemliktir. Bir âyet-i kerime meali: (Elbette, ehl-i kitap olsun, müşrik olsun, bütün kâfirler Cehennem ateşindedir. Orada ebedi kalırlar. Onlar yaratılmışların en kötüsü, en şerlileridir.) [Beyyine 6] Şu hâlde yaratılmışların en kötüsü olan Ehl-i kitabla omuz omuza verip, diğer şerli olan müşrikleri Ehl-i kitab yapmak ne büyük gaflettir! Dinsizin Müslüman olma ihtimali vardır; ama Hıristiyan olunca bu ihtimal çok zayıflar. Üstelik bugün omuz omuza verilmesi istenen Hıristiyanların, büyük ekseriyeti müşriktir. Hıristiyanlar, üç ilaha inanıp, (İsa'da ilahlık sıfatları var. Babası gibi, her dilediğini yaratır. Ebedi, ezeli olarak diridir) diyorlar. Bunun için, böyle bilenleri müşriktir. Böyle inanmaya şirk, böyle inanana da müşrik denir. Din kitaplarında bildiriliyor ki: Bir Müslüman, müşrik olan bir kızla evlenemez, müşriklerin kestikleri hayvan leş olur, yenmez. Müşrik bir kadınla evlenen Müslüman kâfir olur. (Eşbah, Hadika) Âyet-i kerimede bildirildiği gibi, insanların en kötüsü olan müşriklerle, Ehl-i kitabla iş birliği içinde olmak büyük gaflettir, hatta İslamiyet'e hıyanettir. Bu gafletten uyanmalıdır. Noel gibi gayr-i Müslimlerin bayramlarını kutlamanın küfür olduğu da din kitaplarında yazılıdır. İKİ FARZI BİR ARAYA GETİRMEK Sual: (Peygamberimiz, (İki farz namazı bir araya getirmek, büyük günahtır) buyurduğu için, vaktin farzını kılarken kaza da kılmak haramdır. İki farz bir araya getirilmiş oluyor) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP: Hayır, yoktur. Hadis-i şerif yanlış anlaşıldığı için böyle söyleniyor. Hadis-i şerifte kaza kılmak haram denmiyor, iki farzı bir araya getirmek yani namazı kazaya bırakmak büyük günahtır deniyor. Mesela, ikindi namazını mazeretsiz akşama 5-10 dakika kalıncaya kadar geciktirmek haramdır; ama bir dakika kalsa bile, hemen kılınması farzdır. Bunun gibi, akşam namazını vaktinde kılmayıp, yatsı vakti girinceye kadar geciktirmek de haramdır. Yatsı vakti girince, akşamı da, yatsıyı da kılmak farzdır. Yani kılmayıp da, iki farzı bir araya getirmek haramsa da, kılınmaları yine farzdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yılbaşı ve Noel'i kutlamak caiz midir? CEVAP: Yılbaşıyla Noel farklıdır. Noel, Hıristiyanların dini bayramıdır. Noel'i kutlamak kesinlikle caiz olmaz. Bir zaruret olursa, mesela devletlerarası protokolde, zaruret olduğu için kutlamak caiz olur. Bir ihtiyaç olunca, yeni yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek veya (Yeni yılın kutlu olsun) diyene (seninki de kutlu olsun) demek caizdir; fakat bu geceye farklı muamele etmemeli, her gece ne yapılıyorsa onları yapmalı. Mesela bu gece, evi çamla süslememeli, hindi kesip yememelidir. Hele mübarek bir geceymiş gibi mevlid okutmak, sohbetler, toplantılar düzenlemek uygun olmaz. NOEL GECESİNİN ZAMANI Sual: Hıristiyanların dini bayramı olan Noel gecesi ne zamandır? CEVAP: İsa aleyhisselam, dünyada az kalıp göğe çıkarıldığından, kendisini de ancak 12 havari bilip, İseviler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından, Noel gecesi doğru anlaşılamamıştır. 25 Aralık, 6 Ocak veya başka bir gündür. Kesin değildir. (Takvim-i Ebüzziya) Miladi yıl, en az 300 yıl noksandır; çünkü İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman, bin yıldan az değildir. (Burhan-ı kat'i) İsa aleyhisselamla Muhammed aleyhisselam arasında, 963 yıl vardır. (Mevahib-i ledünniyye) Hicri yıl kesindir. Miladi yıl, doğru ve kesin değildir. Günü de, yılı da yanlıştır. (S. Ebediyye) NEVRUZ GÜNÜ ORUÇ Sual: Nevruz günü oruç tutmak mekruh olduğuna göre, her Pazartesi veya Perşembe günü oruç tutmayı âdet edinen, Nevruz günü bu günlere denk gelirse, yine oruç tutsa, mekruh olur mu? CEVAP: Hayır, mekruh olmaz. ÂHİR ZAMAN FİTNESİ Sual: Âhir zaman fitnesi nedir? CEVAP: Bid'atler, küfür, anarşi, karışıklıklar, âhir zaman fitnesidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kıyamet yaklaştıkça, fitneler çoğalır!) [Ebu Davud] DÖVME YAPTIRMAKSual: Kalıcı dövme yaptıranın ne yapması gerekir? Abdeste veya gusle zararı olur mu? CEVAP: Dövme yaptırmanın caiz olmadığı, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Yaptıranın tevbe etmesi ve bir daha yaptırmaması gerekir. Dövme, deri üstünde bir tabaka meydana getirmeyip, deri altından yapıldığı için gusle ve abdeste mani olmaz. Deri üstüne yapılmış olsa da, kolayca çıkarma imkânı yoksa, yine abdeste ve gusle mani olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
|
|
Bugün 75 ziyaretçi (195 klik) kişi burdaydı!
|
|
|
|
|
| Bugün 637 ziyaretçi (1475 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|
|
|
|
|
| Bugün 20 ziyaretçi (31 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|