 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak
21.07.2008
Yusuf Kaplan
Geçen hafta, Ülke-TV'deki Meksika Sınırı programından yola çıkarak, Türkiye'de televizyonun nasıl dönüştürülebileceğinin ve nasıl yeni ve bize özgü bir televizyon dili kurulabileceğinin ipuçlarını göstereceğimi söylemiştim.
O yazıyı Cuma günü yazacağım diye söz vermeme rağmen yazamadım. Ülkenin yeterince bunaltan ve ülkeyi kuraklaştıran sıcak gündemlerinden kaçınmak biraz sorumsuzca bir davranış olur, düşüncesiyle Cuma günü o yazıyı yazamadığım için özür dilerim.
Önce şu: Türkiye'de televizyonlar var; ama bunlar ne kadar Türk televizyonu? Eğer komşularımızda da izlenen pespaye Türk televizyonlarının vulger ve ilkel yayınları dolayısıyla, komşularımızda, insanlar ?ananı Türk televizyonunda gördüm? diye bir küfür icat etmişlerse, Türkiye'deki televizyonun ne kadar Türk televizyonu olduğu sorusunu haklı olarak sorabiliriz.
Televizyon, tıpkı roman gibi, müzik gibi, sinema gibi bir form'dur. Ve bu form, geliştirildiği veya kullanıldığı ülkenin kültürel, sosyal, entelektüel normlarının hem vasatını, hem de vasıtasını oluşturur. Her medeniyet, kendi formlarını üretir. Ama bu formları, hem kendi normları doğrultusunda üretir, hem de kendi normları doğrultusunda kullanır ve geliştirir.
Formlar, bir kültürün, toplumun veya medeniyetin iskeletini, normlar ise ruhunu oluşturur. O yüzden, başka kültürlerin veya medeniyetlerin formları, yerli kültürün veya medeniyetin normları tarafından re-forme edilebilirse fonksiyonel olarak kullanılabilir ve dönüştürülebilir ancak. Eğer bir ülkede kültürel formlar, dolayısıyla medeniyet dinamikleri yok edilmişse, o ülkede dışarıdan alınan formlar re-forme edilemez; aksine hem o ülkenin yok edilen veya yok edilmeye çalışılan normları, hem de dışarıdan alınan yabancı formlar ve normlar de-forme edilir.
Türkiye'de esaslı bir medeniyet buhranı yaşadığımız için, hem normlarımız yok olmaya yüztutmuştur; hem de yeni formlar icat edebilecek, her alanda yeni diller, ifade biçimleri geliştirebilmemiz handiyse hayal hâline gelmiştir. Çünkü norm, vasata tekabül eder; form ise hem bu vasatı ifade eder, hem de bu vasatı yenileyerek yeniden inşa eder.
Bizim normlarımızı da, formlarımızı da yok olmanın eşiğine getiren Türkiye'deki sekülerleşme projesi, eğer böyle giderse, bu toplumun normlarının birincil kaynağını oluşturan İslâm'ın izlerini hayatımızdan kazıyacak bir terminatöre dönüşecek. Sadece terminatöre dönüşse, yine iyi; aslında tam bir Frankenstein'a evrilecek ve sahibini de yok edecek.
Batı'da televizyonlar, özelde ait oldukları ülkenin, genelde ise uygarlığın normlarını yeniden üretirler. Meselâ bir İngiliz televizyonundan, bir Fransız televizyonundan, bir İspanyol televizyonundan ve bütün bu farklı ülkelerin televizyonlarının aynı ortak medeniyet normlarını farklı şekillerde yeniden üreten formlarından sözedebiliyoruz. Meselâ İngiliz televizyonu, stylish / stilize bir dil kurmuştur. Fransız televizyonu ise, factual / somut gerçeklere dayanan bir dil geliştirmiştir.
Öte yandan, Amerikan sinemasının kaynağı Aristo'cu dram geleneğidir. Amerikalılar, 2400 yıl öncesine giderek klasik bir film dili kurmayı başarırlarken, biz, İslâm medeniyetinin dinamiklerinden, İbn Sina gibi, İbn Arabî gibi, Mevlânâ gibi, Büyük Sinan gibi, Itrî gibi, Yunus gibi kurucu figürlerin ortaya koydukları ve bütün insanlığın en fazla ihtiyaç hissettiği muazzam ve muhteşem birikimden yola çıkarak sinemada da, müzikte de, edebiyatta da, hülâsâ televizyonda da muazzam bir dil kurmayı neden başaramayalım ki?
Ama ne yazık ki, bizim medeniyet dinamiklerimizle ilişkimiz, epistemolojik ve ontolojik olarak sakatlanmış, kopmuştur.
Bugün yaşadığımız ve bizi perişan eden bütün büyük sorunlarımızın çözüm yolları, üstelik de bütün insanlığın hayrına olacak şekilde yalnızca bizim bütün dinlere, kültürlere, medeniyetlere ötekileştirmeden yaklaşabilen muazzam medeniyet tecrübemizde gizlidir: İnsanlığa yeniden barış, huzur, estetik, ahlâk ve adalet ilkeleri çerçevesinde bir esaslı silkiniş, bir diriliş imkânı sunacak muhkem ve muhteşem bir kaynağın üzerinde oturuyoruz ama bu ulu çınarın kökünü kazımaya ve derûnî pınarın kaynağını kurutmaya da en fazla biz çaba gösteriyoruz. Olacak iş değil!
Tarihin tanık olduğu en büyük traji-komik cinayet bu olsa gerek. Çünkü dünya, bizim yitirdiğimiz ve hatta elimizin tersiyle itme aymazlığı gösterdiğimiz şeyi, insanlığa adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği ve estetiği armağan edecek şeyi arıyor; bizse, hayırsız ve hayasız mirasyedi evlât numaralarından medet ummaya çalışıyoruz. Ne kadar traji-komik bir şey bu böyle!
Cuma günkü yazıda artık Meksika Sınırı programı özelinden ve üzerinden giderek bizim televizyonda nasıl esaslı bir dil kurabileceğimizi göstermeye çalışacağım.
YENİ ŞAFAK
.
Televizyon felsefesi: Meksika Sınırı
25.07.2008
Yusuf Kaplan
Ülke TV'de yayınlanan, İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf'un birlikte 'ürettikleri' Meksika Sınırı programı, bu ülkede televizyon üzerinde nasıl düşünebileceğimize, televizyonun hâkim kodlarını kırarak televizyonu nasıl dönüştürebileceğimize ve bu ülkenin çocukları olarak nasıl özgün bir televizyon dili icat edebileceğimize dair bize çok şey vadeden bir program.
İnsanlık tarihinde hayatın ve hayat üstüne düşünülerek geliştirilen düşüncenin üretildiği ontolojik mekân, bütün ön-kadîm medeniyetlerde 'polis'ti; yani 'şehir devleti'ydi.
Geç-kadîm medeniyetlerde 'şehir-devleti' / 'polis', yerini şehir merkezli 'metropolitan' hayata terk etti. İslâm medeniyeti de, 'metropolitan' bir medeniyetti; ortaçağ ve modern Batı uygarlığı da; Çin, Hint, eski Amerika medeniyetleri de. İslâm medeniyetinde şehir'in / 'medîne'nin diğer medeniyetlerdeki 'kent'le sadece biçimsel ya da yapısal bir benzerliği vardı; ama medîne'nin kent'ten ayrılan bir de ruh boyutu, yani 'din' ile epistemolojik, ontolojik ve fenomenolojik, dolayısıyla etimolojik, semantik ve tarihî bakımdan kopmaz ilişkileri vardı. Medine, din'in hem vasatı, hem de vasıtasıydı.
Postmodern süreçte ise, motropolis'in yerini NETropolis aldı: Artık kent öldü, yaşasın 'sanal âlem' (mi?) diyeceğiz!
Bütün bunların Meksika Sınırı'yla ilişkisi ne? Şu: 'Polis' sürecinde alfabe keşfedilmişti ama hâlâ sözlü kültürün algılama ve zihin kalıpları hâkimdi. Metropolis sürecinde, yazılı kültüre geçiş yapılmıştı ve özellikle de modern Batı uygarlığı tecrübesinde yazılı kültür ile sözlü kültür birbirinden kesinkes ayrılmış, matbaanın icadıyla birlikte, rasyonalitenin, lineer tarih algısının, insanın görünüşte özneleşmesinin, ama gerçekte nesneleşmesinin yaşandığı modern / seküler yazılı kültür kesinkes hâkim olmuştu.
İşte 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren gerçekleşen elektronik devrim, ya da ikinci sanayi devrimi, yazılı kültürün insanı nasıl nesneleştirdiğini ve araçsal akıl üreterek araçları kontrol etmenin, dolayısıyla (bilim, teknoloji, arzular, bilinçaltı vesaire) 'araç'lar üzerinden gücü ve güç üreten enstrümanları putlaştırmanın sözkonusu olduğu yeniden-sözlü kültüre geçiş gerçekleşti ve sinema, özellikle de televizyon ve internetle birlikte NETropolis / sanal-kent, hayatın omurgası hâline geldi.
Kısaca söylemek gerekirse, sözlü kültür, diyalojiktir; yazılı kültür, monolojiktir; sözlü kültürde insanın muhayyilesi sınır tanımaz; yazılı kültür insanın muhayyilesini sınırlar ve sonra da insanı sadece kendi muhayyilesine hapseder, yalnızlaştırır, tanrılaştırır.
Televizyon, yeniden sözlü kültüre geçişin habercisi olan bir 'mecra'dır. Ancak burada sözlü kültüre geçiş, reel düzlemde gerçekleşmez, sanal düzlemde gerçekleşir. Çünkü televizyonla izleyici arasındaki ilişki, özne-nesne ilişkisidir hâlâ: Televizyon 'mecra'sı, aygıtı özneleştirir; camın araya girmesi, izleyiciyi nesneleştirir.
İşte Meksika Sınırı programında yapılan şey, televizyonun izleyiciyi nesneleştiren, aygıtı özneleştiren şiddet üreten bu ontolojik mekânının kırılmasıdır: Meksika Sınırı'nda özellikle İsmail Kılıçarslan'ın camı kıracak, perdeyi yıkacak ve izleyiciyi metne / doğrudan mü/dâhil edecek bir ruh üretmesi, televizyona üçüncü ve dördüncü boyutları da katan yeni bir dil üretilmesine imkân tanıyor.
Bunu Bosna'dan yapılan özel yayında İsmail Kılıçarslan'ın, ekranda gözükmeyen ama orada mevcut olan Yusuf Armağan'ı metne / programa dâhil etmesi ve Yusuf Armağan üzerinden izleyicinin de, sunucuların da özneleştiği, diyalojik iletişimin tesis edilmesi örneğinde gördük: Kılıçarslan'ın tabiîliğinde; oradan Yusuf Armağan'a ve dolayısıyla izleyiciye ses'lenmesi, ses vermesi ve 'ses ver' demesinde; varoluşu görüntü/yl/e donduran ve hapseden sinemanın ontolojik zaafının televizyonla nasıl aşılabileceğini, televizyonla üretilen Netropolitan hayatın, izleyicinin muhayyilesini hayata ve harekete geçirmesini nasıl mümkün kılabileceğini gösteren, televizyonun hâkim kodlarını kıran ve izleyiciyi görüntü hapishanesinden özgürleştirerek, izleyiciye, 'ses ver ey izleyici, sen de mü/dâhil ol bu eyleme' 'çağrı'sında yani.
Meksika Sınırı programı, televizyonu dönüştürme işlemini, 'sunucu'larının, çağ körleşmesi yaşamamalarından ve şu ya da bu ölçekte de olsa bütün çağları özneleştirebilecek geniş sahanlıklardan dünyaya bakabiliyor olmalarından ötürü başarabiliyor. İşte burada Meksika Sınırı, aslında bize hem bir televizyon felsefesi söylemi sunuyor, hem de televizyon felsefesi geliştirmemize imkân tanıyor.
Kılıçarslan, Yusuf ve Tufan'ı bu kült metni ürettikleri için kutluyorum ve burada televizyon felsefesine kısa bir giriş yaptığımızı, sonraki yazılarda bu konuyu çiçeklendireceğimizi ve yemişlendireceğimizi hatırlatarak, 'yazının son sınırı'na geldiğimizi görüyorum: 'Meksika Sınırı', sadece bir kalkış noktası değil, aynı zamanda bir varış noktasıdır çünkü?
YENİ ŞAFAK
.
Ergenekon'la ?dolmuşa bindirilmediğimizden? emin miyiz?
28.07.2008
Yusuf Kaplan
'Laikçi şebeke'nin Türkiye'nin başına nasıl belâ olduğunu, önünü nasıl tıkadığını, tarihî yürüyüşünü nasıl engellediğini en ağır dille yazan yazarlardan biriyim. Ama bir insan olarak, bir müslüman olarak, ABD'lilerin güdümündeki Soros tarafından finanse edilen fesat yuvası Cumhuriyetçiler Entitüsü'yle -son derece şikâyetçi olmama rağmen- bu ülkenin ilkel laiklik anlayışını ve uygulamalarını aslâ tartışmaya kalkışmayacak kadar kişilikli, onurlu ve asil bir Türkiye çocuğu olarak, Ergenekon davası konusunda ciddî soru işaretlerim ve şimdiye kadar geliştirilen kutuplaştırıcı, Türkiye'yi tam ortadan ikiye bölücü Ergenekon söylemlerine ve operasyonların yürütülüş ve özellikle de medyada yansıtılış biçimlerine ciddî itirazlarım var. Aptal yerine konulduğumuz ve fenâ hâlde ?dolmuşa bindirildiğimiz? hissi var içimde.
Ergenekon davası, neyin ve kimin davası? Türkiye'nin hakîkaten düzlüğe çıkmasını sağlayacak ülkemizin önünü tıkayan urların, virüslerin gerçekten temizlenmesi hikâyesi mi bu; yoksa ABD'nin yaklaşık 50 yıldır kullandığı, ABD'nin çıkarlarını korumak için çalışan ama artık işi bittiğine karar verilen, adına ulusalcı denmesine rağmen bu milletin temel değerleriyle, tarih yapmamızı mümkün kılan İslâmî ruhuyla kavgalı laikçi şebekenin tasfiye edilerek ABD için küresel ölçekte daha kullanışlı başka bir ?şebeke?nin ikamesi ?operasyon?u mu? İslâm'ın ehlileştirilmesi, sekülerleştirilmesi, bizzat kalenin içerden ve derinlemesine ama çaktırmadan teslim alınarak Türkiye'nin ruhunun, bu kez bu ruhu temsil ettiği düşünülen aktörlere ?elma şekerleri verilerek? yok edilmesi çabası mı bütün olup bitenler?
Ergenekon ?davası?, bütünüyle Türkiye'nin içindeki bir iradenin, fâili meçhul cinayetler, sosyal kutuplaşmalar, hatta türlü iç savaş senaryolarıyla Türkiye'yi yönetilemez hâle getiren, yapay sorunlarla boğuşturan, ?laikçilik? yaparak Türkiye'nin tarihte tatil yapan bir ülke konumundan yeniden tarihin yapılmasında kilit rol oynayabilecek bir medeniyet yürüyüşüne soyunmasını akla hayale bile gelmeyecek yöntemlerle önleyen yarım asırlık bir şer şebekesini tasfiye ederek, barış içinde, sağcısı-solcusu, laik olanı ve İslâmî duyarlıkları güçlü olanı ile Türkiye'nin bütün kesimlerini kucaklayabilecek yeni bir Türkiye'nin tesis edilmesi çabasının yollarını açma girişimi mi?
Yoksa, önceden ABD'ye çalışan, milletin burnundan getiren, başbakanlarını astırtan, ev ya da hücre hapislerinde çürüten, başbakanlarını öldürmeye kasteden ucu içerde kökü kesinkes dışarıda iğrenç bir ?laikçi şebeke?nin oynadığı rolün, Soğuk Savaş şartlarının nihâyet Türkiye'de bitirilmesine karar veren dünya sisteminin lordu ABD tarafından dünya sisteminin çıkarlarını daha iyi koruyup kollayacak, üstelik de İslâmî kaygıları önceleyen başka bir ?ekip?e havale edilmesi operasyonu mu? Eğer böyleyse, yazıklar olsun!
Ayrıca henüz suçları mahkemece kesin olarak ispatlanmayan insanların, istersek hiç sevmeyelim, handiyse bütün televizyonlarda milletin önünde tam anlamıyla şeytanlaştırılması, beni her hâl ve şartta adaletten ve hakkaniyetten yana olan bir Müslüman olarak yeteri kadar tedirgin ediyor.
Benim gerçekten önemsediğim Mümtaz'er Türköne'ye bile ?ürpertici? satırlar yazdırtan bir operasyon ve atmosfer, açıkçası beni Ergenekon-sonrası süreç için ürkütüyor: Türköne, Ergenekon iddianamesini okurken, gözünde canlanan manzarayı şöyle tasvir etmiş: ?Koskoca bir kaya yerinden oynuyor. Kayanın altını mesken tutmuş haşeratın panik içinde kaçmaya başladığını görüyorsunuz. / Yılanlar, çıyanlar, akrepler, solucanlar panik içinde sağa sola koşuyorlar. Onları koruyan koca kaya kütlesi kalkınca, artık her birini teker teker ayağınızla ezebilirsiniz.? (!) Pes doğrusu!
Bu dil, benim Türköne'den hiçbir zaman beklemeyeceğim kadar ürkütücü ve ürpertici bir dil.
Tekrar ediyorum: Türkiye'nin başına belâ olan, Türkiye'yi fenâ hâlde karıştıran bir fitne ve fesat şebekesinin çökertilmesi, elbette ki, takdirle karşılanacak bir cesaret örneğidir.
Ancak her şeye rağmen eğer yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye'ye de orada yeni bir Truva atı rolü biçiliyorsa, fena hâlde dolmuşa bindirildiğimizi ve ayartıcı bir şekilde dolduruşa getirildiğimizi nasıl olur da göremeyiz, göremiyoruz, anlayamıyorum doğrusu.
Eğer bu ?hareket?, ?Soğuk Savaş artıkları?nın tasfiyesi hareketiyse, bunun anlamı açıkça şudur: Birileri Türkiye'yi, sahibi aynı olan bir dolmuştan indirip başka bir dolmuşa bindiriyor, demektir bu.
Eğer durum gerçekten buysa, Türkiye'de içeri tıkılanlar, gerçek azmettiriciler değil; yalnızca taşeron. Asıl azmettiricinin yakasına esaslı bir şekilde yapışıp ondan hesap soramadığımız sürece, bu operasyonun, ?laikçi şebeke?nin, ?Uğur Mumcu'yu, Üçok'u, Kışlalı'yı dinciler öldürdü; Danıştay cinayetini, Cumhuriyet gazetesinin bombalanma hâdisesini dinciler yaptı? diyerek, sözümona ?dinci? taşeronu suçlamak ve taşeronu bulduktan sonra da ?suçluyu bulduk!? diye nârâ atmaktan ne farkı kalıyor ki?
Asıl azmettiricinin yakasına yapışamadığımız sürece, Türkiye, kolay kolay düzlüğe çıkamayacak, gerçek anlamda özgürlüğüne kavuşamayacak ve yeniden asil bir tarihî yürüyüşe soyunamayacaktır vesselâm.
Yeni Şafak
.
Asıl iş şimdi başlıyor
01.08.2008
Yusuf Kaplan
Anayasa Mahkemesi'nin bir oyla da olsa iktidar partisinin kapatılmaması yönünde bir karar olması, Türkiye'yi çok büyük bir felâketin eşiğinden döndürmüştür.
Her şeyden önce şu tespiti yapalım: Türkiye, tek parti iktidarları döneminde rahat nefes alabiliyor. Çünkü tek parti iktidarları, hem istikrarın sağlanabildiği, büyük icraatların yapılabildiği, uzun soluklu projelerin geliştirilebildiği, hem de lüzumsuz ve yapay tartışmaların engellenebildiği geniş zaman aralıklardır: 10 yıllık bir tek parti iktidarı, Türkiye'ye en az 30 yıl, 50 yıl kazandırıyor.
Bunun tersi de doğru: Birkaç ay veya birkaç yıl süren yönetimler, koalisyonlar, Türkiye'ye büyük zaman ve enerji kaybettiriyor; ülkeyi yapay tartışmaların, gerilimlerin ve tuhaf kavgaların eşiğine getirip bırakıyor.
Türkiye'nin kendine özgü çok özel şartları da var: Bu ülkenin sahibi yok; o yüzden, sahip çıkanı ve sözümona 'kurtarıcısı' çok.
Her şeyden önce, Türkiye, büyük bir medeniyet kurucusu olma özelliğini yitirmiştir: Modern tarihte, medeniyet iddialarını terk eden tek ülke Türkiye'dir. Emperyalist Batılılara karşı ölüm-kalım savaşı veren ve sonra da kendisini yok etmeye çalışan emperyalist Batılı ülkelerin kültürel, siyasî ve entelektüel iddialarını topyekûn benimsemeye kalkışan tek ülke Türkiye'dir.
Oysa biz, dünyaya adalet, ahlâk ve estetik ilkeleri çerçevesinde büyük bir medeniyet armağan eden ve dünya tarihinin yapılmasında bin küsur yıl büyük bir rol oynayan seçkin ve asil toplumun çocuklarıyız. Buna rağmen, insanlığın şu ân ihtiyacını en fazla ve en âcil hissettiği, başka kültürlere, dinlere, medeniyetlere onları ötekileştirmeden varolma ve hayat hakkı tanıyabilen yaratıcı ve kucaklayıcı bir medeniyet iddiasını terk ederek, sekülerleşme projesine soyunarak yenildiği uygarlığın değerlerini benimseyen, din katına yükselten ve sonuçta sömürgeleştirilemediği hâlde kendi kendini sömürgeleştirme aymazlığı yaşayan başka bir ülke yok modern dünya tarihinde.
Türkiye, tarih kurucu medeniyet iddialarını terk ettiği ve bu yüzden ülkenin yönü, kimliği konusunda büyük bir boşluk, büyük bir belirsizlik olduğu için, Türkiye'nin 'kurtarıcı'ları da, ' karıştırıcıları' da kaçınılmaz olarak çok oluyor. İşte böyle bir ortamda, yeniden tarih yapmasını mümkün kılabilecek medeniyet iddialarına daha içtenlikle, daha özgüvenle sarılması için Türkiye'nin, istikrarın, kardeşlik ortamının tesis edilmesine, yapay ve zoraki olarak icat edilen nefret ve düşmanlık tohumlarının topyekûn yok edilmesine şiddetle ihtiyacı var.
Tam yüzyıllık bir çaba sonrasında Türkiye yönünü ve iddialarını yitirmiş ve ülke içinde fitne fesat tohumları ekilmiştir. Bu toplumu birleştirebilecek, birbirine kenetleyebilecek, toplumdaki ırk, ideoloji, getto ayırımlarını yok edebilecek ve bu toplumu dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynama hedefini gerçekleştirme çabalarına kilitleyerek yeniden ayağa kaldırabilecek yegâne kaynak -dün olduğu gibi- bugün ve yarın da İslâm'dır: Ama İslâm, bu ülkede Batı'da bile yapılamayacak kadar şeytanlaştırılmış, itilip kakılmış, örselenmiş ve ülkede inanılmayacak ölçüde İslâm'dan nefret eden ezberci, beyinleri yıkanmış, şabloncu, laftan anlamaz, pagan, bencil bir kuşak zuhur etmiştir.
Türkiye'nin toparlanabilmesi ve yeniden tarihî bir yürüyüşe soyunabilmesi için, köklü, esaslı, her türlü engele karşı dayanıklı ve korunaklı, bir eline güneşi, bir eline ay'ı da verseler iddialarından vazgeçemeyecek, komplekssiz, özgüven sahibi ve bütün dünyalara açılabilen yeni bir kuşağın yetiştirilmesi, bunun için fikirde, sanatta, kültürde sarsılmaz ve savrulmaz köklü bir sosyal huruç hareketinin temellerinin atılması gerekiyor. Yoksa Müslüman olduğu söylenen bir ülkede bile kendi çocuklarımızı gözümüzün önünde kaybediyoruz. Burası neresi arkadaş? Sömürgecilerin hâkim olduğu bir ülke mi? Çocuklarımızı kaybettiğimiz bir ortam, Türkiye'nin de kaybedilebileceği bir geleceğin habercisidir.
O yüzden, eğitimde, kültürde, düşüncede, sanatta ses getirecek ve kök salacak uzun soluklu, uzun vadeli bir sivil ve sosyal huruç hareketini başlatmaktan başka seçeneğimiz yok. Yani asıl iş şimdi başlıyor?
Not: Ömer Lütfi Mete Ağabey, şu ân yoğun bakımda. Gönül eri ağabeyime Yüce Allah'tan âcil şifalar diliyorum.
***
BSF İLE İLGİLİ AÇIKLAMA
BSF ile ilişkim bitmiştir. BSF'de mevcut eğitim sistemine alternatif olabilecek, öncü bir kuşak yetiştirmek için yola çıkmıştık. BSF'nin patronajı değişti; BSF'ye öncelikli olarak ticarî açıdan bakıyor. Ben, ticarî yaklaşımı önceleyen bir kurumda bir saniyemi bile veremem. Bu, kendimi ve söylediklerimi inkâr etmek olur/du. O yüzden BSF'den ayrıldığımı kamuoyuna duyurmak isterim. Yeni patronaja ticarî hayatlarında başarılar dilerim.
Yeni Şafak
.
Aydınlık'ın Yönetmeni: 'Ergenekon, Hayırlı Olacak'
04.08.2008
Yusuf Kaplan
Ergenokon operasyonu, kısa vadede, çok önemli sonuçlara yol açacak: Darbe girişimlerinin, bazı fâili meçhul cinayetlerin, Türkiye'yi karıştıran ve aslında dışarıya çalışan bazı şer odaklarının ve taşeronların aydınlanması mümkün olacak.
Ancak Ergenekon operasyonunu destekleyen yorumcuların çoğu, bu operasyonun, 'Türkiye'deki Soğuk Savaş artıklarını temizlemek isteyen ABD'nin Türkiye'yi küresel sisteme entegre etmeyi amaçladığını' söylüyorlar.
Peki, ne demek bu? Türkiye'nin ABD'nin yörüngesine kesinkes oturtulması demek değil mi? 'Ne var bunda yani?' diyebilir miyiz?
Dünya, felsefî bir kriz yaşıyor: Batı uygarlığının dünyaya adalete, hakka, hukuka, barışa dayalı bir düzen armağan edemediği; aksine istediği yeri işgal eden, yakıp yıkan, gezegenimizi ve tabiatı yok olmanın eşiğine sürükleyen, insanın ve hayatın anlamını hiçleştiren vahşî bir düzen armağan ettiği artık anlaşılmıştır.
Bu vahşî kapitalist-seküler düzenin tek 'alternatifi', sadece Türkiye'nin başlatabileceği İslâm'a dayalı esaslı bir medeniyet sıçramasıdır.
İşte Ergenekon operasyonu, uzun vadede, Türkiye'yi bu medeniyet sıçramasını hayata geçirmek için hazırlık yapmak yerine, bu medeniyet sıçramasını aslâ gerçekleştiremeyeceği bir cenderenin içine hapsetmekle ve Türkiye'ye bir kez daha Truva atı rolü vererek, vartayı atlatıp vaziyeti idare etmeye sürüklemekle sonuçlanacak bir operasyondur.
* * *
Aydınlık Dergisi Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk'tan bir mektup geldi. Bolluk, aksini iddia etse de, ben Aydınlıkçıların ABD tarafından kullanıldığını düşünüyorum. Bunun en tipik örneği, ABD'nin İslâm'a karşı 'terör numarasıyla' açtığı küresel savaşı, Aydınlıkçıların ve bilumum diğer ulusalcı-laikçilerin 'irticayla mücadele' sloganıyla aynen benimsemiş olmalarıdır. ABD'nin küresel stratejisini aynen benimsemek, sonuçta, ABD'ye hizmet etmek değil midir?
Bolluk, mektubunda, Ergenekon'un -tersinden- Türkiye'nin hayrına sonuçlar doğuracağını söylüyor. Türkiye'nin İslâmî kimliğini ve birikimini kültürel ve sosyolojik bir gerçek olarak bile kabul etmeye yanaşmamalarından ötürü, Aydınlıkçılardan hiç hazzetmedim. Ama Bolluk'un gönderdiği mektubu -bazı önemsiz yerlerini atlayarak- nezaketen yayımlıyorum. İşte Bolluk'un mektubu:
* * *
Sayın Yusuf Kaplan
28 Temmuz tarihli yazınızı okudum. Saptamalarınızın büyük bölümüne katılıyorum. Özellikle: ' ABD için küresel ölçekte daha kullanışlı başka bir şebekenin ikamesi? İslam'ın ehlileştirilmesi? Kalenin içerden ve derinlemesine ama çaktırmadan teslim alınarak?' bölümü. Daha önce de Ergenekon operasyonunun arkasında ABD'nin olduğunu yazmıştınız.
Yazınızdaki büyük yanlış ise 'içeri tıkılanların, soğuk savaş artıkları, taşeron' oldukları.
Sayın Kaplan,
Kontrgerilla'yı sizlere biz öğrettik. İşçi Partisi ülkemizin başındaki bu en büyük belaya karşı, 40 yıl önce 12 Mart işkencehanelerinde mücadele etmeye başladı. 1978'de çıkan Aydınlık gazetesinin bu ülkeye büyük hizmeti 'Kontrgerilla' yayınlarıdır. Aydınlık o ahtapotun kollarını nerede gördüyse ortaya çıkarmıştır. İster 'sol'un ister 'sağ'ın içinde.
Susurluk, Çiller Özel Örgütü'nü biz açığa çıkardık. Eşref Bitlis'in uçağının 'buzlanmayla' değil sabotaj sonucu düştüğünü bizden öğrendiniz. Turgut Özal'ın özelleştirdiği Gladyo'nun 'MİT Raporu'nu kamuoyuna duyurma cesaretini gösteren yayın organını, 2000'e Doğru'yu biz çıkartıyorduk.
İşçi Partisi'nin çıkardığı yayın organlarının temel işlevi Gladyo'ya, Kontrgerilla'ya karşı mücadeledir.
Genel Başkanımız ve lider kadromuz 12 Mart'ta da 12 Eylül'de de darbecilerin ilk içeri attığı insanlardır. Doğu Perinçek yürüttüğü mücadele nedeniyle 5 kuşakla hapis yattı. 12 Mart, 12 Eylül, 1990, 1998 ve son olarak bugün beşinci keredir hapiste.
Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı cinayetleriyle ilgili yayınlarımıza açıp bakınız. [?] Bütün o suikastların çıkardığımız dergi ve gazetelerde nasıl CIA-Kontrgerilla işi olduğunu teşhir ettiğimizi göreceksiniz.
[?] Bize karşı yürütülen yalan kampanyasının boyutları, bu operasyonda tutuklanan diğer insanların durumu hakkında da fikir veriyor. Türkiye psikolojik savaşın böylesini görmedi. 12 Mart'ta, 12 Eylül'de sistemin yine de bir namusu vardı.
Ergenekon, dört dörtlük bir Gladyo operasyonudur. Biz bu olayı Türkiye için büyük bir fırsat olarak görüyoruz. Bu tertibi yürütenlere karşı bu mahkemede yürüteceğimiz mücadele çok aydınlatıcı olacak. [?] Bizler buradan bakınca, ülkemizin çok hayırlı bir döneme girdiğini görüyoruz. Elbette kayıplar olacak, acılar çekilecek. Ama sonu iyi ve güzel olacak.
[?] 'Medeniyet dediğin, tek dişi kalmış canavar' büyük insanlığa karşı son hamlesini yapıyor. Haçlı seferlerinin sonuncusudur bu. Sonrası ise büyük bir mutluluk ve huzur çağıdır.
Atlantikçilerin dönemi bitiyor. Türkiye'nin tam göbeğinde olduğu Asya çağı geliyor.
Duruşmaları iyi izleyiniz Sayın Kaplan. Asıl azmettiricinin yakasına nasıl yapıştığımızı göreceksiniz. [?] Saygılar sunarım.
Dr. Serhan Bolluk
Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi B-54
Yeni Şafak
.
Edebiyat öldü; hayatınız var mı?
08.08.2008
Yusuf Kaplan
?Şezlongunuza düşer ölüm,? demişti büyük şair. Şezlongunuza düşerken ölüm, ne yer, ne gök dinler sizi! Ne balkon, ne salkım ağacı! Salkım saçak dökülürsünüz! İnim inim inler her yer; hem gök, hem yer; hem bakır, hem de demir!
Hayatın tadı var mı? Bir tadı yok hayatımızın; adı yok çünkü? Hareketli, dinamik ve heyecanlı bir hayat bizimkisi, öyle mi? İyi de, ne rengi var, ne kokusu? Ne dokusu var, ne de ruhu?
Böylesi bir hayat, hareketli olsa kaç yazar, dinamik olsa neye yarar, heyecanlı olsa ne katar hayatımıza ki? Her tür dolmuşa binmeye ve bindirilmeye hazır, her tür dolduruşa gelmeye ve getirilmeye teşne, oraya buraya savrulan, sürüklenen bir ?tekne?, kimin hayatıdır sahi? Böyle bir hayatın var mıdır sahiden bir sahibi, bir öznesi?
Evet, bizimkisi de hayat mı? Yoksa sahilde tatile kaçarak yaşadığımız, o kavurucu ve savurucu ?hava?da göbeğimizi kaşıya kaşıya, gerine gerine yere serapa uzanıp yan gelip yattığımız, yanımızdan yöremizden gelip geçene, bize yan yan, güpegündüz düpedüz, dimdik ve dümdüz bakıp gidene kem gözle baktığımız bir sığınak, bir kaçamak, bir tutamak mı, hayat?
Hayatınızın tadını kaçırmak için yazıyor değilim bunları. İyi de, hayatınızın tadı mı kalmış sanki? Peki, ne renk bir tad hayatınızın tadı? Ne renk bir hayat giyiniyorsunuz meselâ? Hangi marka? Kaç paralık yani? Yeterince tadı kaçmadı mı hayatımızın; bunca, hayata ve insana inat hayata ve insana dayatılan bayatlıklardan, bayağılıklardan?
Hayatımız, öylesine sığ, âfâkî ve düzmece ki; öylesine bayatlaştırıldı ve banalleştirildi ki, hayatın tadını kaybettik. Tadını kaybettik; çünkü adını kaybetmiştik evvel emirde. Herkese hayat veren, hayata hayat ve hayatiyet kazandıran? Adını. Rengini. Kokusunu. Dokusunu. Rengârenk, renkâhenk ruhunu. Herkesin hayat bulduğu, herkesin hayatı olduğu eşsiz, benzersiz, asil bir hayatın. Medeniyetimizin hayat bahşettiği, hayata hayat katan, mânâ katan, ruh katan lezîz bir hayatın. Lezîz ve nefis. Nezih ve nârin. Delişmen ve devingenken bile sâkin ve kendinden emin: Herkesin iskân edebildiği, mesken tutabilmek için birbiriyle yarışa girdiği ve nihâyet sükûn bulduğu sade mi sade, derûnî mi derûnî bir hayatın.
Bu ülkede, her şeyden evvel, evellalah hayata kastedildi. Hayatımız, medeniyetimizin hayatı bitirildi. Hayatımızın tadı yitirildi. Hayat, yazın Bodrumvârî bedroom'ların yapışık, yılışık, salaş, cıvık cıvık ter kokan, dekandans danslarıyla dekadansla dans'a indirgendi. Kışınsa, Layla'lar, mayla'ların izbe, kuytu, karanlık dehlizlerine? Ruh gibi hareket eden, ruhsuz, türlü tuhaf insan bedenlerine, iskeletlerine? Köpük köpük sarhoş akan, sarhoş kokan, sarhoş bakan ölüm dansı vaziyetlerine?
?Hayatın tadı?: Köpük köpük içmek, tüketmek ve çiftleşmekten ibaret?
Edebiyat olmadan, insan varolabilir mi, hayat varolabilir mi? Dahası, insan ne kadar insan olabilir, edebiyat olmadan? Hayat ne kadar bayatlaşmaktan kurtulabilir, edebiyatı varolmadan? Edebiyatsız bir toplumun kaderi, edepsizliğe mahkûm olma kederidir oysa.
Edebiyat öldü; haberiniz var mı? Evet, beyler ve bayanlar, ?merdiven?den kayanlar, merdivenden kaymayı bir marifet sayanlar; haberiniz var mı, öldü edebiyat!
İkinci Yeni, son ölümcül darbeyi vurdu edebiyata! Kanatlandıran bir ruh üzre varolabilen, bir ruhla varolabilen, bir ruh varedebildiği ölçüde varolabilen ve varedebilen bir edebiyatı öldürdü. İkinci Yeni, iyi şiirdi, güzel şiirdi belki; ama çağları delip gelen, zamanları ve mekânları aşıp arş-ı âlâ'lara yükselebilen şiirimizi matlaştırdı, çoraklaştırdı, çölleştirdi, ruhsuzlaştırdı ve öldürdü.
Edebiyat öldü; çünkü önce hayat öldü, öldürüldü; bir çorak ülkeye dönüştürüldü.
Oysa en kadîm, en şaşmaz hayat kuralını bile yoksaydık edebiyatın: Edebiyat, hayat varsa vardır! Hayat bitmişse, bitirilmişse bir yerde, orada edebiyata yer yoktur zaten her şeyden önce!
Ama hayata hayatiyet kazandıran da edebiyattır, sanattır. Hayat bahşedebilecek, hayatımızda güller, çiçekler açtıracak, yemişler yetiştirecek, hayatımıza ruh üfleyecek, ruh iklimi ekebilecek ve ruh estirecek bir edebiyatsa bu edebiyat, hayat vardır bu edebiyatta ve bu edebiyat hayat verir hayata. O zaman haydin edebiyata ve hayata!
Bütün bunları, ?mahşer?in üç atlısı, âlim, ârif ve hakîm ile ?mahşer?in üç kapısı ilim, irfan ve hikmet'e girizgâh yapmak, kapı aralamak için yazdım. Kapı'yı sonraki yazıda açalım artık?
Yeni Şafak
.
Sekülerleşme, milliyetçilik virüsü ve 'geliyorum' diyen tehlike
11.08.2008
Yusuf Kaplan
Kafkaslar, birdenbire patladı. Patlamaya hazır bir bomba gibiydi zaten Kafkaslar; yalnızca birinin bombanın pimini çekmesi gerekiyordu.
Kafkaslardaki patlama, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin -büyük ölçüde- kendi iradesinin dışında altına imza attığı ve ilk bakışta makul ve cazipmiş gibi gözüken ticarî ve doğal gaz anlaşmalarının, ne kadar akıl-dışı, ısmarlama ve diken üstünde projeler olduğunu bir ânda gün ışığına çıkarmaya yetti Kafkaslardaki patlama.
Kafkaslardaki patlamanın ve kargaşanın bizi ilgilendiren ve görünen 'basit' yüzü bu. Bir de meselenin asıl görünmeyen yüzü var: Mikro-milliyetçilikler şekline bürünen milliyetçilik virüsü veya belâsı. Kafkaslardaki ateş çemberinin tam ortasında olan Gürcüler, Abhazlar, Osetler ya da diğer etnik unsurların Türkiye'de de azımsanmayacak miktarda 'akrabaları' olduğundan ve bunun Türkiye'de de bir takım iç çalkantılara yol açabileceği tehlikesinden veya Türkiye'nin bu nedenle taraflar arasında iki arada bir derede kalmışlık hâlinden sözetmiyorum.
Her şeyden önce, şimdilik, Kafkaslarda birbiriyle çatışan veya çatıştırılan etnik unsurların uzantılarının Türkiye'de de çatışma ihtimali çok zayıftır. Ama şimdilik.
Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim tehlikeli nokta, Türkiye'de etnik milliyetçiliğin, tarihimizde hiç olmadığı kadar tırmanma eğilimi gösterdiği, tehlikeli boyutlar kazandığı gerçeğidir. İster Türk, ister Kürt, ister Çerkes milliyetçiliği, isterse Balkan milliyetçilikleri formunda olsun, Türkiye'de etnik milliyetçilik, önceden bir Müslüman toplumda aslâ tanık olunmadığı kadar tehlikeli bir noktaya tırmanmıştır ve ülke içindeki türlü ayrılıkların, husûmetlerin yegâne kaynağı hâline gelmek üzeredir.
Önce şu tespiti yapalım: Orta ve uzun vadede Türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike, etnik milliyetçilik tehlikesidir. Eğer Türkiye'de etnik milliyetçilikler, siyasî boyutlar kazanacak olursa, Türkiye, bu belâyla başa çıkmakta çok zorlanır. Üstelik de herkesten daha çok zorlanır. Çünkü bu ülke imparatorluk bakiyesi bir ülkedir: Osmanlı'nın çökmesiyle birlikte Balkanlarda, Ortadoğu'da ve Kafkaslardaki Müslüman unsurlar, mecbûren Türkiye'ye hicret etmek zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla dünyada etnik unsurun çeşitlilik bakımından en fazla olduğu ülkelerin başında geliyor Türkiye.
Türkiye'de uygulanan azman ve ilkel laikçilik politikaları, bir yandan, toplumun % 98'inin ortak paydasını oluşturan İslâmî duyarlıkları ve âidiyet biçimlerini zayıflatmakta, hatta yok etmekte; öte yandan da, -İslâm'ın yerine- etnik duyarlıkları, âidiyet biçimlerini ortak kimlik, ortak payda katına yükseltmektedir. 'İrtica tehlikesi', 'laiklik elden gidiyor' diye diye, hem bu toplumun ortak paydasını, ruhunu, harcını oluşturan İslâm'ın, ortak payda ve âdiyet biçimi olma özelliğini yok ediyoruz; hem de bunun kaçınılmaz sonucu olarak etnik kimliklerin ve âdiyet biçimlerinin yegâne ortak payda olarak algılanmasına zemin hazırlıyoruz. Bu kadar ahmak ve aptal bir 'ülke' var mı şu dünyada?
Oysa İslâm, Müslüman olsun olmasın, bu toplumu ayakta tutacak, birbirine kenetleyecek tek ortak payda, tek güvenlikli alan, tek korunaklı imkândır. Üstelik bu, en mükemmel şekilde ispatlanmıştır Osmanlı medeniyet tecrübesiyle.
Şunu unutmayalım: İslâm'ın dışındaki hiçbir din, kültür ve medeniyet, başka dinlere, kültürlere, etnisitelere mensup toplumlara ötekileştirmeden, şeytanlaştırmadan hayat ve varoluş hakkı tanıyamamıştır. İslâm, İslâm medeniyetini ve coğrafyasını, geliştirdiği dışlayıcı değil kucaklayıcı, nesneleştirici değil herkesi özneleştirici o muazzam 'dârü'l-İslâm', dolayısıyla dine dayalı 'millet sistemi' idrakiyle, hem Müslümanlar, hem Müslüman olmayan bütün unsurlar için barış yurdu hâline getirmeyi, Medine toplumunda da, Endülüs'te de, Osmanlı medeniyeti örneğinde de başarabilmiş tek dindir.
Kafkaslardaki etnik çatışma, İslâm'ın bütünleştirici ama farklılıklara hayat hakkı tanıyan mükemmel medeniyet iddiası ve ruhu yok edilmeye çalışıldığı ve bölücü, ırkçı laikçilik politikaları şiddetinden hiçbir şey kaybetmeden devam ettirildiği sürece Türkiye'nin gelecekte yaşaması muhtemel tehlikenin habercisidir. Benden hatırlatması?
Yeni Şafak
.
Kim korkmaz bu dinden?
15.08.2008
Yusuf Kaplan
Külliyat Yayınları'ndan yayıma hazırladığımız, Gustave Le Bon'un İslâm Medeniyeti başlıklı kitabından, bugün İslâm'ın neden tehdit olarak konumlandırıldığını anlamamızı kolaylaştırabilecek bir alıntı yapacağım. Le Bon, İslâm'ın girdiği her yere hızla ve sarıp sarmalayıcı bir ruhla nasıl nüfûz ettiğini çok iyi resmediyor. Dünyanın köklü bir felsefî kriz ve zihnî daralma yaşadığı bir zaman diliminde İslâm'ın ilim, irfan ve hikmeti aynı anda harekete geçiren dinamizminin küresel güçlerin İslâm'dan ürkmelerini sağlayabilecek bir sıçramaya her zaman kaynaklık edebileceğini anlayabilmek açısından bu alıntı bir hali zihin açıcı olabilir.
Sizi Le Bon'un kitabının ?Müslümanların Avrupa Üzerindeki Medenîleştirici Etkileri? başlıklı son bölümünden bir pasajla baş başa bırakıyorum:
?Ortadoğu, çeşitli halklar tarafından zaptedilmiştir: Persler, Grekler, Romalılar vs. Ancak bu halkların büyük siyasî etkileri ne kadar şâyân-ı dikkat olursa olsun, Müslümanların medenîleştirici etkileriyle mukayese edilince hiçbir zaman önemli olmamıştır. Bu güçler, doğrudan işgal ettikleri şehirlerin dışında, kendi dinlerini, dillerini ve sanatlarını, işgal ettikleri halklara kabul ettirmeyi hiçbir zaman başaramamışlardı. Ptolemy hanedanları döneminde de, Romalılar döneminde de Mısır, hiç değişmeden, kendi geçmişine bağlı kalmayı sürdürmüştü: Aslında işgalciler, işgal ettikleri ülkenin dinini, dilini ve mimarisini benimsemişlerdi.?
?Greklerin, Perslerin ve Romalıların başaramadıkları şeyi, Ortadoğu'da Müslümanlar, üstelik de mükemmel ve barışçıl bir şekilde başarmışlardı. Yabancı etkilere en az açık olan ve güçlü bir şekilde direnen tek ülke olmasına rağmen, Mısır, altı ya da yedi bin yıllık medeniyet birikimini unutmuş ve yeni bir dine, yeni bir dile ve yeni bir sanata sahip olmuştu; ve bu yeni din, yeni dil ve yeni sanat bugüne kadar kalıcı ve köksalıcı olabilmişti.?
?Mısırlıların, İslâm dinini, Müslümanlar tarafından zor kullanılarak kabul etmeye zorlandıkları için benimsedikleri söylenemez: Bütün içtenlikleriyle, yürekten inanarak benimsemişlerdi İslâmiyet'i Mısırlılar. Dahası, Mısırlıların Hıristiyanlığı terk ederek İslâmiyet'i süratle benimseme biçimleri, İslâmiyet'in onlar üzerindeki etkisinin hiçbir zaman gelişigüzel ve geçici bir etki olmadığını gösterir.?
?Müslüman Arapların yönetimi altına giren bütün ülkeler, Arapların Mısır üzerinde sahip oldukları aynı sarıp sarmalayıcı, kucaklayıcı ve derin etkiyi tecrübe etmişlerdi.
Müslüman Arapların diğer halklar, diğer toplumlar üzerinde bıraktıkları kalıcı, nüfûz edici etkilerin tarihte eşi benzeri yoktur. Müslümanlarla temasa geçen her millet, kısa bir süreliğine bile olsa, Müslümanların medeniyetlerini benimseyiveriyordu: Meselâ Türkler, Moğollar bunun en çarpıcı iki örneğini oluşturur. Türkler de, İslâm dünyasını önce işgal edip sonra da İslâmiyet'i benimseyen Moğollar da, Müslüman Araplardan devraldıkları geleneği, yolu aynen takip etmişler ve özellikle de Türkler, İslâmiyet'in etkisinin bütün bilinen dünyada hissedilmesini sağlayabilecek çapta medenîleştirici bir performans ortaya koymuşlardı.?
?15. yüzyıla kadar, Avrupa'da, eseri Müslüman Arapları kopyelemekten başka bir şeyden ibaret olmayan herhangi bir yazara rastlayabilmek gerçekten zordur. Roger Bacon, Pisalı Leonard, Arnaud de Villeneuve, Raymond Lulle, Aziz Thomas, Büyük Albert, Kastilya Kralı ve astronomi âlimi X. Alfonso vesaire gibi bütün Avrupalı yazarlar, ya Müslüman Arapların müridiydiler; ya da taklitçileri.?
?Avrupa üniversitelerindeki eğitimin temelini hiç istisnasız en az beş veya altı yüzyıl boyunca oluşturan yegâne olgu, Arapça kitapların, her şeyden önce bilim konusundaki Arapça metinlerin Latinceye ve kısmen de diğer bazı Avrupa dillerine çevrilmesi oluşturmuştu.?
Yeni Şafak
.
Siyaset, fikri/yatı teslim alınca?
18.08.2008
Yusuf Kaplan
Siyasetin her şey katına yükseltildiği bir yerde, siyaset de biter, siyaset yapmanın imkânları ve enstrümanları da. Her şeyin siyasetten ibaret olduğu bir yerde, her kavram, her sembol taşıdığı ya da sahip olduğu anlamdan çok daha fazla anlam yüklemesine maruz kalır: İşte o zaman, siyaset, şiddet üreten bir mekanizmaya dönüşür ve her şey kısa devre yapmaya başlar: Siyaset, karşılığı olmayan ya da aşırı-karşılıklar veya anlamlar yüklenen bir kör-dövüşüne dönüşür. Böylelikle, siyasetin hem şiddetin diline evrilmesi, hem de şiddet üreten bir dile dönüşmesi önlenemez.
Çağımız, siyasetin her yere ve her şeye nüfûz ettiği, çeki düzen verdiği bir çıkar çatışmaları çağıdır; siyasetin putlaştırıldığı bir çağ?
İçinde yaşadığımız küreselleşme sürecinde sanki siyasetin değil de, ekonominin çağımıza çeki düzen verdiği söylenebilir. Ama bu bir yanılsamadan ibaret: Ekonomi, ekonomi-politik olmadan ne varolabilir, ne de varlık gösterebilir. Ekonomi, bir sonuçtur; bu sonucu doğuran şey, siyasî akıl'dır. Kaldı ki, her şeyin iç içe geçtiği bir çağda, ekonominin siyasetten ayrıldığı yeri belirleyebilmek de pek kolay değildir.
Modernlikle birlikte başlayan seküler-kapitalist süreç, siyasetin belirlediği, siyasetin vesayetinin her alanda hükümran ve hükümfermâ olduğu bir süreçtir.
Modernlik, insanı özgürleştirme vaadiyle ortaya çıktı; ama nevzuhûr bir durum demek olduğu ve dolayısıyla güçlü dayanakları olmadığı için, modernliğin kendi dinamiklerini dinamitleyecek bir dayanıksızlıkla malul olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyoruz: İnsanı özgürleştirme vaadiyle zuhûr eden modernlik, zamanla Weber'in veya Foucault'nun değişik zamanlarda dikkat çektikleri gibi, özgürlük fikrini simüle ederek yok etti; özgürlük fikrinin yerine -çok geçmeden- kontrol ve kolonizasyon fikrini ikame etti.
Sonuçta modernlik, insanı, Tanrı'yı, tabiatı, diğer insanları, toplumları, medeniyetleri kontrol ve kolonize etme fikrine dönüşmekle kalmadı; aynı zamanda, modernliğin ürettiği bilim, teknoloji, kültür ve medya endüstrisi gibi bütün araçlar da, kontrol ve kolonize edici aparatlara dönüştü.
Ekonominin bu kadar güçlenmesinin ve neredeyse küresel siyasetlerin de dinamosunu oluşturacak bir konuma gelmesinin nedeni, modernliğin her şeyi siyasete tahvil etmesi, siyasetin de her şeyi sivil alanla sınırlayıp, sekülerleştiren ve Kilise'yi, Kilise'nin temsil ettiği Tanrı İradesi'ni hayattan uzaklaştırmasıydı.
Bu süreç, elbette ki, kaçınılmazdı; çünkü Kilise, Tanrı'nın iradesini değil, kilisenin anlaşılamaz ve tartışılamaz absürd iradesini temsil ediyordu: Hâl böyle olunca da, Kilise iradesi, insanın iradesini teslim almıştı.
İnsanın iradesini özgürlüğüne kavuşturmasının tek yolu, Kilise iradesinin tasallutundan kurtarmaktan geçiyordu: İnsanın varoluş alanı, Kilise'den özgürleştirildi; ama bu kez ifrattan tefrite geçildi: Din, hayattan uzaklaştırıldı, hayatın bir bölmesine kapatıldı. Hayatın bütün alanları sivilleştirildi; yani sekülerleştirildi. Tanrı da, tabiat da, bu sivil / seküler alana kapatıldı ve siyaset, ekonomi, kültür, bilim, teknoloji gibi seküler kiliseler icat edildi.
Hayatın bütün alanlarının sekülerleştirilmesi, insanı ve hayatı ruhsuzlaştırdı, azmanlaştırdı ve vicdansızlaştırdı. Ruhun olmadığı, vicdanın sırra kadem bastığı bir yerde insanın mevcudiyetinden de, adaletin ve hakikatin vücut bulabileceğinden de sözedebilmek elbette abesle iştigal etmek olurdu.
O yüzden, ortaya çıkan sonuç, sadece abes, yani absürd, yani insanın da, tabiatın da tahribi, Tanrı'nınsa hayatımızdan uzaklaştırılması oldu.
Bu süreç, kaçınılmazdı: Çünkü antik Yunan uygarlığı teorik düşünceye yani salt felsefeye dayanıyordu. Modern uygarlık ise, pratik düşünceye, yani salt bilim'e, dolayısıyla araçlara dayanıyor. Modern uygarlık, tabiat aracını kontrol ve kolonize ederek bilim ve teknoloji araçlarını, dolayısıyla ekonomik enstrümanları güç devşirmek için putlaştırmaya kadar vardırdı işi.
Siyaset, sadece bir şeydir; her şey değildir. Hayat da sadece sivil alandan ibaret değildir; sivil / seküler, dolayısıyla görünür alanın dışında görünmeyen alanlar da vardır ve hatta hayatımızı anlamlı kılan alanlar, esas itibariyle bizim kıldığımız, kendimizi varkıldığımız, 'yığın'dan ayrılarak kendi'miz olduğumuz, kendi'mizi ve hakîkati bulduğumuz görünmeyen, mahrem, bize özgü alanlardır.
Özetle ilim, irfan ve hikmet'ten oluşan bütünü yitirdiğimiz için, hayatı siyasete, pratik akla, dolayısıyla çıkara kilitledik; sonuçta, siyaset, fikri/yatı teslim aldı. Siyasetin fikri/yatı teslim almasının Türkiye'deki sonuçlarını sonraki yazılarda tartışalım.
Yeni Şafak
.
Sorun, kültürsüzlük değil, Kültür'ün kendisi
22.08.2008
Yusuf Kaplan
Siyaset üzerine düşünmeye ara veriyoruz. Siyaset tartışmasının bir anlam ifade edebilmesi için, önce, kültür meselesini tartışmak gerekiyor.
İnsanlık tarihi boyunca, insanlığın ilk kez kozmos, yani düzen, uyum ve bütünlük fikrini yitirdiği ve kaos yani düzensizlik, uyumsuzluk ve parça fikrine alıştırıldığı bir çağda yaşıyoruz. Nasıl ki, katışıksız bir kozmos fikri, gerçekleşemeyecek bir fikirse; aynı şekilde, salt kaosun hâkim olduğu yer de yaşanamayacak bir hayat-dünya demektir.
Ancak -tıpkı Tanrı ile şeytan gibi- kozmos'la kaos da aynı varoluş ve hakîkat düzlemine ait değildir. Çünkü kozmos, aslî'dir; kaos arızî.
Çağımızda kozmos yok olmuş, kaos hâkim olmuştur: Çağımız, kaos çağıdır.
Kozmos'un yitirilmesi, kaosun hâkim olması, hem medeniyet fikrinin yitirilmesiyle ilgili, hem de medeniyet fikrini yok eden bir şeydir. Oysa kozmos fikrinin yitirildiği bir yerde, sadece insanın değil, bütün varlıkların varlığı ve geleceği de tehlikeye girer.
Batı uygarlığı, kaos uygarlığıdır. Batı uygarlığı, bir medeniyet değil, kültür'dür. Medeniyetin kurucu ilkesi kozmos'tur: Kozmos, insanın insanlaşma ve kendini aşma sürecidir; kaos, dolayısıyla kültür'se insanın kozmos'tan ayrılma, tabiattan uzaklaşma, tabiata hâkim olma, dolayısıyla azmanlaşma ve insanlığından uzaklaşma süreci. Kozmos ilkesi, kaos fikrini ve gerçeğini yoksaymaz; kaos gerçeğini tanır ve kaos'u da ihata eder. Kozmos ilkesi'nin hâkim olduğu bir hayat-dünya tasavvuru, kaosu büsbütün ortadan kaldırmaz; kaosun hâkim olma imkânlarını ortadan kaldırır.
Oysa kültür'ün kurucu ilkesi kaostur. Kaosun hâkim olduğu bir hayat-dünya tasavvuru kozmos'u da yok eder. Kozmos aslî, kaos ise arızî bir fenomen olduğu için, kaosun hâkim olduğu yerde, her tür arızanın üretilmesi, insan da dâhil bütün varlıkların her şeyi tarumar edici taarruzlara maruz kalması kaçınılmazdır.
Kadîm medeniyetlerdeki kozmos ve kaos gerilimi, antik Yunan uygarlığıyla birlikte tabiat ve kültür gerilimine dönüşmüştür. Antik Yunan uygarlığı, kozmos'u dolayısıyla medeniyet'i yok eden, kaosu, dolayısıyla kültür'ü / insan'ı hâkim kılan sürecin temellerini atmıştır. Burada Socrates-sonrası süreci kastediyoruz. Socrates-öncesi süreçte, bir medeniyet idea'sı, bir kozmos idraki hâlâ mevcuttu. Ama Socrates'ten sonraki süreçte, kozmos idraki ve fikri, yerini insanın tanrılaştırıldığı bir kaos, bir kültür sürecine terk etmiştir. Heidegger'in, düşünce'nin Socrates'le birlikte bittiğini söylerken dikkat çektiği şey işte bu yakıcı gerçekti.
Medeniyet ve dolayısıyla kozmos fikrinin yitirildiği ve hatta yok edildiği; kültür ve dolayısıyla kaos sürecinin hayatımıza hâkim olmaya başladığı dönüm noktası, modernliktir. Modernler, varlığı ve hakîkati, tabiat ve kültür gerilimine indirgeyerek anlamaya çalışmışlar ve sonunda kültür, tabiata da, hayata da hükümran olmuş, Kültür'ün zaferi, Tabiat'ın ve İnsan'ın yenilgisiyle sonuçlanmıştır.
Kültür, yapaydır. Tabiat, hakîkîdir. Kültürün aslî bir dayanağı yoktur; o yüzden dayanıksızdır. Kültür, üretilen bir şeydir; oysa Tabiat, üretir. Kültür de üretir ama ürettiklerini Tabiat üzerinden üretir: Tabiat olmasa kültür de olmaz: Kültür, varlığını Tabiata borçludur. Tabiat, bir âyettir, işarettir; Kültür, bu âyetin, işâretin şifrelerinin çözülerek yok edilmesi sürecidir. Tabiat, 'tanrısal'dır; Kültür, tanrısallığın karikatürize edilmesi, maskaralaştırılmasıdır.
Tabiat ile Kültür arasındaki savaşı, görünüşte, Kültür kazanmıştır. Ama bu, insanın kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Bu zafer, Descartes'ın 'tabiatın efendileri olacağız' sözünde de ifade edildiği gibi, insanın, tabiat'ı teslim almasına ve kültürü, dolayısıyla kaosu hayatımıza hâkim kılmasına yol açmıştır: Tabiat 'yaratır'; Kültür, yıkar çünkü. Kültür, aslî bir kurucu ilke'ye dayanmadığı, yapay ve arızî olduğu için sürekli olarak insanı her tür saldırıya açık hâle getirir ve tüketir her şeyi.
Yazıyı, sarsıcı bir aforizmayla noktalayalım: Kültür'ü sözlüklerimizden de, hayatımızdan da at/a/madığımız sürece insanlık, insanlık yüzü göremeyecek. Ve Kültür, hayatımızda merkezî yerini korumaya devam ettiği sürece, insanlık, merkezî sorunlarının neler olduğunu bile anlamakta zorlanacak; dolayısıyla sulh ve sükûna, hak ve hakîkate, hukuk ve adalete dayalı bir medeniyet kurmayı başaramayacak; kaoslar, katastroflar ve türbülanslarla yaşamaya alıştırılacağız. İyi de, nereye kadar?
Yeni Şafak
.
Siyasetin hükümranlığı ve insanın saldırganlaşması
29.08.2008
Yusuf Kaplan
Modernlikle birlikte hayatın her alanının, siyasete indirgenmesinin hayatı sadece seküler alana hapsettiğini, dolayısıyla siyasetin kısa devre yapmasına yol açtığını söylemiştim.
Siyasetten hayatımızın her alanını düzenlemesini beklemek, siyaseti gereğinden fazla abartmak, fetişleştirmek ve siyasete aslâ taşıyamayacağı bir yük yüklemek demektir. Sözgelişi, kültür siyasetinden, ekonomi siyasetinden veya aile politikalarından, sağlık politikalarından sözederiz. Bunun tersi de doğru: Örneğin sadece kültür siyasetinden değil, siyaset kültüründen de, aile kültüründen de, sağlık kültüründen de, ekonomi kültüründen de sözederiz.
Tek örnek üzerinden gidecek olursak, kültür siyasetinden ya da siyaset kültüründen sözederken kültürü de, siyaseti de aynı düzleme indirgemiş oluruz. Ama bunun pek fazla farkında olmayız aslında. Aynı düzlem derken kastettiğim fenomen, monolojik, tek boyut'tur; salt fizik dünya'dır; seküler algılama biçimleri ve zihin kalıplarıdır.
Sonuçta hayatın antroposantrik, yani insanı tanrılaştıran, her şeyin merkezine yerleştiren bir konuma yükseltmemizi sağlayan siyaset de, kültür de, ekonomi de, sekülerleştirilmiş olur. Böylelikle Tanrı, Kâinât ve İnsan'dan oluşan büyük varlık zinciri'nin hiyerarşik yapısı alt üst edildiği için, hayata kozmosun (düzen, uyum ve bütünlük fikri'nin) hâkim olma imkânları iptal edilmiş, bunun yerine kaosun (düzensizlik, uyumsuzluk ve parçalılık fikri'nin) hâkim olması ve kozmos fikrini de ortadan kaldırması kaçınılmazlaşmış olur.
İnsanın hayatın merkezine yerleştirilmesinin, her şeyin ölçüsü ve ölçütü katına getirilmesinin, insanın bencilleşmesinin, diğer varlıkları, Tanrı'yı, kâinâtı, tabiatı kendi kıt ve sığ aklıyla önce belli alanlara hapsetmesinin, sonra da kontrol ve kolonize etme saldırganlığına soyunmasının önü alınamamış olur.
İşte bu durumda, hayata sadece çıkarın, gücün, güçlü olanın hâkim olduğu ve haklı olarak kabul edildiği kaotik bir düzensizliğin çeki düzen vermesi önlenemez. Yeni düşünür tipinin en üretken ve vaatkâr temsilcilerinden Tahsin Görgün kardeşimin deyişiyle, o zaman hayata ve dünyaya barışı hâkim kılabilirsiniz ama sulhü ve sükûnu hâkim kılamayabilirsiniz. Meselâ Pax-Romana veya Pax-Americana / Roma-Barışı veya Amerikan-Barışı denen olgu böyle bir olgudur. Her iki durumda da barış, zor kullanılarak kısmen tesis edilmiştir; ama sulh, sükûn, emniyet, adalet ve hakkaniyet düzeneği kurulamamıştır.
Oysa Pax-Ottomana / Osmanlı-Barışı dediğimiz süreç, hâkim olduğu büyük küresel coğrafya üzerinde sadece barışın tesisine değil, aynı zamanda, sulhün, sükûnun, adaletin, hakkın, hukukun ve hakkaniyetin tesis edilmesine de imkân tanımış bir düzen ve düzenek üretmiştir.
Roma-Amerika düzen/ek/leriyle, Osmanlı düzen/eğ/i arasındaki bu niteliksel ve hayatî farklılık, Osmanlı'nın ürettiği medeniyet fikriyatının ve tatbikatının kozmos anlayışına dayanıyor olmasından; Roma-Amerika düzeneklerinin ise insanı tanrısal konuma yerleştiren, hayatı çatışma ve çıkar arenasına dönüştüren kaos / kültür anlayışına dayanıyor olmasından kaynaklanan bir farklılıktır.
Bugün dünyanın şiddetle ihtiyaç hissettiği şey, kozmos anlayışına dayalı bir dünya-hayat tasavvurunun yeniden hayata geçirilmesini ve böylesi bir medeniyet fikriyatının ve tatbikatının hayatiyet kazanmasını, çok boyutlu ve insan-Tanrı-kâinât arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edildiği diyalojik bir düzeneğin inşa edilmesini sağlayacak yepyeni bir medeniyet yolculuğuna çıkılmasıdır.
Bunun yolu da, seküler-kapitalist, dolayısıyla çıkarperest, hedonist, bencil, çatışmacı, güçlü olanın haklı olarak kabul edildiği; her şeyi siyasete, tek bir düzeleme, tek bir boyuta indirgeyen; kaostan, katastroftan ve haksızlıklardan başka bir şey üretmeyen Batılı paradigmaların dışında yeni, kuşatıcı, kucaklayıcı, hiç kimseyi ötekileştirmeyen, herkesi özneleştiren yeni bir medeniyet paradigmasının geliştirilmesinden geçiyor.
Böyle bir paradigmanın yakın dünya tarihindeki en mükemmel örneğini bizim geliştirdiğimizi, bundan sonraki süreçte de sadece bizim geliştirebileceğimizi de insanlık tarihine bir bütün olarak baktığımız zaman görebilmemiz hiç de zor değil.
Ama buradaki yakıcı sorun, bizim böylesine zorlu ve uzun soluklu bir yolculuğa soyunmaya hazır ve hazırlıklı olup olmadığımız sorunudur. Her şeyi siyasete indirgememizin bizim gözümüzü, gönlümüzü, vicdanımızı, zihnimizi ve ruhumuzu nasıl körleştirdiğini, kötürümleştirdiğini kavramadan ve bu açmazı nasıl aşabileceğimiz konusunda kafa patlatmadan, bırakınız dünyaya bir şeyler sunabilmeyi, kendi ayaklarımız üzerinde durabilmemizin bile imkânsız olduğunu göremiyoruz bile. Bu konuya devam edeceğiz?
Yeni Şafak
.
Ramazan medeniyeti: Vücut, vicdan ve vecd şuuru ve şiiri (1)
01.09.2008
Yusuf Kaplan
Ramazan geldi, hoş geldi: Bize taptaze bir ruh; sarsılmaz bir iman; koordinatları bütün varlıklar âlemine açılan benzersiz bir kardeşlik; nefis ve leziz bir bütünleşme, birleşme iklimi; derûnî bir kulluk, varlık ve hakîkat şuuru ve şiiri getirdi yine.
Ramazan, vücud'un yani varlığın varkılındığı, vicdan'ın tesis edildiği ve vecd hâli'nin bütün varlıklar düzleminde, görünür-görünmez, zâhir-bâtın bütün dalga boylarında yaşandığı eşsiz bir varoluş ve varediş; engin bir hatırlayış ve hatırlatış; sarsıcı, sarıp sarmalayıcı, kuşatıp kucaklayıcı bir şuur ve şiir mevsimidir.
Şuur, söz'ün özü; şiirse, öz'ün sözü'dür çünkü.
İşte Ramazan, İslâm medeniyetinin, aynı ânda hem özünü ve şuurunu, hem de söz'ünü ve şiirini sunar bize: İslâm medeniyeti, tek şuur ve şiir medeniyetidir: Çünkü İslâm, İlâhî Söz'e ve Şuur'a dayanan tek dindir: İlâhî Söz'le ve Şuur'la insanı ve bütün mevcûdâtı buluşturan, İlâhî Söz'ün ve Şuur'un bütün koordinatlarını insanın önüne ve şuuruna açan tek diyalojik medeniyettir.
Aslında İslâm, tek medeniyettir: Diğer uygarlık veya sivilizasyon tecrübeleri, insanı, ya sadece kendi içine kapadıkları, ya da sadece kendi dışına hâkim olmaya kışkırttıkları için, medeniyet olma özelliklerine sahip değildir.
Medeniyet, ancak bütün varlıklara açılabilen, bütün varlıkları ihata edebilen, bütün varlıklar arasında dinamik bir iletişim sistemi, kanalları, koridorları inşa edebilen kozmolojik bir şuur hâli'dir. Eğer bir insanlık tecrübesi, aynı ânda hem Yaratıcı'yı, hem Kâinât'ı, hem de İnsan'ı hayatının çekim alanına alabiliyorsa, medeniyet olabilir ancak. Adına sivilizasyon tecrübeleri dediğimiz pagan tecrübeler insanı, varlığı ve hakîkati sadece fizik dünyaya kapattıkları için, Tanrı, Kâinât ve İnsan'dan oluşan büyük varlık zincirini hem yok saydıkları, hem de parçaladıkları için sadece kaos ve katastrof üretmişlerdir. Antik Yunan'dan Roma'ya, Avrupa'dan Amerika tecrübesine kadar yaşanan pagan uygarlık tecrübelerinin ürettikleri kaotik tarih, bunun apaşikâr bir göstergesidir.
Kadîm medeniyetler ise, Konfüçyan, Taocu, Budist, Hindu ve Şinto örneklerinde gözlendiği gibi, insanı sadece kendi iç dünyasına kapatarak kozmos'u bulmaya yönelttikleri ve dış dünyayı ihmal ettikleri için, donmaktan, antropolojik, ölü kültürlere dönüşmekten, dolayısıyla paganların saldırılarına teslim olmaktan kurtulamamışlardır.
İslâm, bir yandan büyük varlık zincirini eksene aldığı, öte yandan da, büyük varlık zincirini oluşturan ?aktör?ler arasındaki iletişimi, irtibatı ve ilişkiyi her zaman muhkem bir şekilde tesis eden bir varlık ve hakîkat tasavvuru sunduğu için, kaosun hayatı, bütün varlıkları ve bütün inanç ve düşünce sistemlerini önce kontrol altına almasını, sonra da yok etmesini önleyecek muazzam bir kozmolojik şuur icat etmeyi başarmıştır.
Medeniyet, büyük varlık zincirinin hem korunduğu, hem de hiyerarşik yapısının hayata ve bütün varlıklara hakkıyla çeki düzen verdiği kozmolojik bir şuurun ve tasavvurun adıdır. İşte bu kozmolojik tasavvura sadece İslâm sahiptir.
Kozmolojik şuura ve tasavvura dayalı bir medeniyet idrakinin merkezinde Yaratıcı vardır: Kâinât ve İnsan, hem Yaratıcı'nın eseridir; hem de Kâinât da, İnsan da, kendi eserlerini her dâim bu kozmolojik şuuru ve tasavvuru harekete ve hayata geçirecek şekilde üretebilme kabiliyetine sahiptirler. İnsan, Yaratıcı'yı tanıdığı ölçüde insanlığa ve bütün varlıklara hayat hakkı tanıyabilecek bir varoluş ve varetme çabası üretir; Yaratıcı'yı tanımayan insan, her şeyi yıkar, yok eder.
Yaratıcı, Kâinât ve İnsan arasında kozmolojik şuur ve tasavvur ekseninde kurulan bu yaratıcı ilişki, İlâhî Söz'ü ve Şuuru her dâim iliklerine kadar hisseder. İşte şiir, bundan sonra devreye girer: İlâhî Söz, hayatta ve insanda İlâhî Şuur'un tesisine imkân tanır. İnsan'ın İlâhî Şuur'u beşerî şuur katına yükseltebilmesi, Peygamberî Şuur vasıtasıyla mümkün olabilir.
İşte şiir, tıpkı Yunus şiiri gibi, tıpkı Fuzûlî şiiri gibi, tıpkı Hâfız şiiri gibi, tıpkı Mevlânâ şiiri gibi, tıpkı İkbal şiiri gibi, tıpkı Sezai Karakoç şiiri gibi, has şiir, hakîkî şiir, çağları bir şimşek gibi delip geçen şiir, gönüllerde taht kuran şiir, ancak İlâhî Şuur'la irtibata geçip de İlâhî Şuur ekseninde bir beşerî şuur inşa edildiği zaman vücut bulur.
Şiirin sadece bir sanat biçimi olarak değil, aynı zamanda, bir varoluş ve hayat idraki olarak varolduğu mevsim, Ramazan medeniyeti mevsimidir ancak. Ramazan medeniyeti, vicdanın ve vecdin en yüksek düzlemlerde tezahür ve tecellî ettiği, öz'ün söz'e, söz'ün öz'e, kısacası şuurun şiire dönüştüğü asil ve esaslı bir şiir mevsimidir.
Yeni Şafak
.
Ramazan medeniyeti: Vücud, vicdan ve vecd şuuru ve şiiri (2)
11.09.2009
Yusuf Kaplan
Ramazan, İslâm'ın özü ve özeti bir mevsim. Ramazan'da İslâm'ın Müslümanlardan talep ettiği bütün ilkeler hayat buluyor. Dolayısıyla Ramazan'da İslâm'ın özetlenmesi, olağan bir iş'le, olağanüstü bir işleme dönüşüyor.
Bu, özetlerken özü özümsemenin kazandırdığı bir özellik. Fenomenolojinin izah edebileceği olağanüstü bir durum: Yaşanan tecrübeyi olağanüstü kılan fenomen, doğrundan oruç üzerinde yoğunlaşılıyor olmasıdır: Bir ibadet üzerinden İslâm'ın insandan talep ettiği bütün emirler, ilkeler, tasavvurlar, tahayyüller eş zamanlı olarak harekete ve hayata geçiriliyor.
Yani biz, oruç tutmakla sadece oruç tutmuş olmuyoruz; orucun bizi tutmasına, tutup kaldırmasına, başka bir düzleme taşımasına da tanıklık etmiş oluyoruz: Böylelikle varlığa, topluma, tabiata ve hakikate dâir bütün bir anlam haritasını ve anlamlandırma pratiklerini de aynı ânda hayata ve hareke geçirmiş oluyoruz.
Ramazan'ın en önemli özelliği insanı bütün tabiatlarla ve bütün hakikatlerle buluşturuyor olmasıdır. Yine fenomenolojinin izah edebileceği bir harikulâdelik de burada gizli. İnsan, Ramazan'da oruç tutarken hem bizzat tabiatı tecrübe ederek keşfediyor; hava'nın, su'yun, gece'nin gündüzün rengini, kokusunu, dokusunu bilfiil soluyor. Ramazan orucu, bir ay boyunca tabiatla kurduğumuz ilişkiyi altüst ediyor ve tabiatla doğrudan, yaşayarak, organik bir ilişki kurmamıza imkân tanıyor.
Böylelikle hem tabiatın keşfedilmemiş kıtalarını, bizzat hava'yı, eşyayı bambaşka bir hâlet-i ruhiye ile soluyarak keşfedebilme imkânına kavuşuyoruz; hem de bir yandan eşyanın hakîkatini, öte yandan da insanın kendi hakîkatini -zaaflarını ve erdemlerini- keşfetmesi sürecini bilfiil yaşıyoruz.
Özetle aç kalmak gibi olağan, sıradan, alelade bir iş'le; tabiatla, kâinât'la, Yaratıcı ile, diğer varlıklarla ve bizzat eşyanın kendisiyle topyekûn olağanüstü, fevkalade bir ilişki kuruyoruz. Ramazanda insan, insan olarak kendisini keşfediyor, dolayısıyla kâinât'la, Yaratıcı'yla, diğer varlıklarla, tabiatla bütünleşerek kendisini aşabilmenin yollarını da fethediyor bizzat. Fethin, bir açılma eylemi, kapıların, gönüllerin ve zihinlerin açılması fiili olduğunu düşünecek olursak, insan, Ramazan'da her şeyden önce bizzat kendisini tecrübe ediyor, varoluşunu yaşıyor adım adım, an be ân, aç durarak pür dikkat tabiatın sesine kulak kesilerek: Tabiatı dinliyor, havasını suyunu, rengini, kokusunu, dokusunu başka türlü soluyarak, yaşayarak, tecrübe ederek bütün yönleriyle tabiatı.
Sonuç itibariyle, ramazan bir varoluş mevsimidir; insanın varlığın, hakîkatin, tabiatın ve Tanrı'nın varlığını bizzat tecrübe ederek hissettiği bir varoluş mevsimi. Varoluş, dinin insanla birlikte varolması sürecidir: Bu, mekke sürecine denk gelir: Bütün varlıkların ve hakîkatin şuuruna erme sürecine gir/diril/en insan tipi inşa edilir bu süreçte. Bu süreçte, insana müdahâle eden ve insanın özümsediği şuur, İlâhî Şuur'dur.
Ramazan aynı zamanda bir varediş mevsimidir. Varediş mevsimi, medîne sürecine denk gelir: Medine sürecini hayata geçiren şuur, Peygamberî Şuur'dur. Peygamberî Şuur'la, önceden kendilerine her türlü işkence ve hakareti reva gören müşrik, Yahudi ve Hıristiyan topluluklarla her şeye silbaştan başlanıldığını haber veren bir Sözleşme yapılır: Mekke süreci nasıl varlığı harekete geçirmişse, Medîne süreci de vicdan'ı harekete geçirir.
Ve nihâyet Ramazan, bir varkılış mevsimidir. Varkılış mevsimi, Medeniyet Sürecine denk gelir: Medeniyet sürecini hayata geçiren şuur, İlâhî Şuur'la Donanmış, Peygamberî Şuur'la yoğrulmuş Beşerî Şuur'dur. İnsan, Hayat ve Tabiat işte bundan sonra vecd'e gelir, coşar, taşar ve kendini aşar.
İşte şiir budur; ilâhî olan'a kadar açılabilme imkânı sunan şuurun kazandırdığı bir fevkalade söz. Özün sözü'nün, söz'ün özünü özümsediği bir üst-şuur hâli.
Yazının devamı için tıklayın
.
Oruç insanı tutar
04.09.2009
Yusuf Kaplan
....Ve özgürleştirir insanı.
İşte önümde sigara...
Ve bir şey yapamıyorum. Bir tane bile yakamıyorum. Oruç, tutuyor beni.
Orucun ilk günü üstelik de... Öyle kolay değildir orucun ilk günleri sigara mahkûmları için.
Ama sigara içemediğim için bir sıkıntı, bir problem yaşamıyorum. Tuttuğum için tutuyor beni oruç...
***
Bir ibadet, yani varoluş şartı olarak oruç, mümin'in Rabbine yönelmesidir. Her ibadet gibi Rabbiyle ontolojik bir temasa geçmesidir. Ne büyük bir asalet, ne büyük bir imtiyaz bu böyle!
Her ibadet gibi oruç da bir kulluktur (ubûdiyet'tir); insanın kul olduğunu hatırlamasıdır.
Kulluk, özgürleşmektir. Kul olmayan, kulluğunun şuurunda olmayan insanlar, özgürlüklerini yitirirler; kâh kula kul olurlar, kâh kulun yapıp ettiklerine, kâh dünyaya, dünyadaki her şeye, kâh nefislerine, nefislerinin arızî arzularına ve arızalarına...
Ama Hakka kul olmayan insan, hakîkati göremez; en zayıf şeylere de, en güçlü şeylere de kul-köle olur da farkedemez bile bunu.
İşte oruç, insana her şeyden önce kulluğunu hatırlatır. Hakka kul olmadığı takdirde kolaylıkla her şeyin kulu olacağını; tıpkı Kitabımız gibi, tıpkı tarihin büyük peygamberleri, bilge kişileri, çağımızın düşünürleri, sanatçıları gibi; örneğin romanın zirve'si Dostoyevski veya psikanalizin zirvelerinde gezinen Lacan gibi...
Seküler hayat, insanı özgürleştirmek adına her şeyin kulu kılar: Hızların, hazların ve arzuların kulu-kölesi. Oysa hızların, hazların ve arzuların peşinden koşmak özgürleşmek değildir; hızların, hazların ve arzuların peşinden koşmaktır sadece. Aslında bütün bunlar birer kaçıştır; insanın iradesinin boşalması ve özgürlükten kaçış biçimleri... İnsanın kendisinden kaçması… sorumluluklarından kaçması… kulluğundan kaçması… Sonuçta, Rabbine kul olacağına, Rabbinin kullarının kullarına kul olması…
Seküler / Batılı hayat, ruhu yok eder; ruhun yerine şeytanı ikame eder; iyi'yle kötü'yü, şeytan'la Tanrı'yı eşitler. Hâl böyle olunca, böyle bir ortamda ruh, sırra kadem basar. Ruhu yok olan insan, her şeyin kulu-kölesi olmaktan kendini kurtaramaz.
Bütün diğer ibadet biçimleri gibi oruç da, insanın ruhunu özgürleştirir. İnsanın ruhu özgürleşince nefsi de özgürleşir; ruh özgürlüğüne kavuşunca, nefsi kurucu bir iradeyle donatır ve hem bir “şems” (güneş) olacak, hem de Şems'ini bulacak, güneşten istifade edebilecek bir aziz varlığa dönüştürür insanı.
İnsan vareden bir varlık değil, Vareden tarafından varedilen bir varlıktır. İnsandaki varedenlik husûsiyeti, varedilen'den varedebilen olmasında gizlidir.
İnsan, yaratan değil yaratılandır. Rabb değil, kuldur. Kul, âbid demektir. Abideleri kuran odur: Önce ruh âbidesini, içinin, iç dünyasının sarayını kurabilmelidir insan.
Rabbine kulluğunu yitiren, kul olmayan insan, her şeyin kulu-kölesi olur. Bu kaçınılmazdır. İnsan ya kul olur; ya da köle. Kul olmak da, köle olmak da insanın elindedir.
İradesi insana, insanın eline verilmiştir. Bununla, kendisine teklif edilen emanet mükellefiyetiyle donatılmıştır insan. Emanet mükellefiyetinin şuurunda olan insan, ubudiyet şuurunu en iyi şekilde idrak edebilecek düzeye çıkar: Ve Allah'ın halîfesi olur yeryüzünde.
İnsan, Mekke sürecinde emanet şuuruyla İlâhî Şuuru hâkim kılar hayatında; Medine sürecinde ubudiyet şuuruyla Peygamberî Şuuru hayat hâline dönüştürür, hayatın kendisi katına yükseltir; Medeniyet sürecinde ise İlâhî Şuur'la Hayat Bulan, Peygamberî Şuurla Hayat Olan ilâhî kelâm'ı, hilâfet şuuruyla bütün insanlığa takdim eder.
Ancak insan, kulluğunu / ruhunu yitirdiği zaman iradesini de, kendisine yüklenen emaneti de, hilâfet mükellefiyetini de yitirir.
İşte oruç, insanın iradesini hatırlatır insana: İradesiyle, hayat buldurduğu emanet yükümlülüğünü; hayat oldurduğu ubudiyet mükellefiyetini ve başkalarına hayat sunduğu, hayat bahşettiği hilâfet vazifesini hatırlatır ona: İnsanı aç tutarak, susuz tutarak, her türlü şerden, kötülükten uzak tutarak hatırlatır bütün bu varoluş şartlarını: Olağanüstü şeylerden uzak tutarak değil, en olağan, en alelade ile yapar bunu.
Yazının devamı için tıklayın
.
Medeniyetler ve ne, nasıl, ve niçin soruları
12.09.2008
Yusuf Kaplan
İnsanın varlığını anlamlı kılabileceği, varlığına anlam katabileceği üç temel soru vardır: Ne, nasıl ve niçin soruları.
Ne sorusu vücuda, mevcuda ve mevcûdiyete, yani varlığa, varlığın kaynağı olan hakîkate, hakîkatin kaynağı olan ?asıl?a, aslî dinamiklere, Frenkçesiyle norm'a ilişkin bir sorudur. Ne sorusu, varlığın ve hakîkatin mâhiyetiyle, hayatıyla, hayat bulmasıyla irtibatlıdır.
Nasıl sorusu, varlığın / vücûdun varoluşuyla, varlığa gelişiyle, mevcut oluşuyla, mevcûdiyet kazanışıyla ve mevcûdiyetini sürdürüşüyle, irtibatlı bir sorudur. Nasıl sorusu, usûl'le, form'la ilgilidir, varlığın ve hakîkatin hayatiyet kazanmasının, hayat olmasının yollarını gösterir bize.
Ne sorusu, nitelikle; nasıl sorusu nicelikle ilgilidir: Ne sorusu, dil'le, etika'yla ilgilenir; nasıl sorusu ise, üst-dille, estetikayla.
Ne sorusu bize vasatı resmetmekte; nasıl sorusu ise vasıtayı keşfetmekte kılavuzluk eder. Aslolan mâhiyet'tir; ama mâhiyetin ne olduğunun, nasıl oluştuğunun, dolayısıyla hangi şartlar altında varolabildiğinin ya da yok olduğunun anlaşılabilmesi sürecinde, bir usûl sorusu olduğu için, nasıl sorusu ve usûl meselesi, asıl'ın asliyetinin ve husûsiyetlerinin vuzûha kavuşturulabilmesi çabasında asıl'ın kendisinden daha önemlidir.
Bu iki soru kipinin varlıklarını anlamlı kılan üçüncü aslî bir soru kipi daha var: Niçin sorusu. Niçin sorusu olmadan ve sorulmadan, ne ve nasıl soruları bir anlam ifade etmez ve işlevsizleşir. Ne sorusunun dil'le, nasıl sorusunun üstdil'le ilgili olduğunu söylemiştik. Niçin sorusu ise, hâl'le ilgilidir. Ne sorusu, vücûdu mevcût kılar; nasıl sorusu vicdanı tesis eder; niçin sorusu ise, vecd hâlini inşa eder. Ne sorusu, hiyerarşik açından en temel ve en esaslı sorudur.
Nasıl sorusu, temel'in temellerinin gün ışığına çıkarılması açısından ne sorusundan daha önemlidir. Nasıl sorusu olmadan ve sorulmadan, ne sorusuyla üretilen cevapların bir anlam ifade edebilmesi ve hayatiyet kazanabilmesi imkânsızdır. Niçin sorusu, ne ve nasıl sorularını aynı anda ihata ve ilzam eder. Ne sorusu, esas itibariyle bütün'le; nasıl sorusu sadece parça'yla; niçin sorusu ise hem bütün'le, hem de parça'yla ilgilidir.
Ne sorusu ontolojik olan'a ve alan'a, nasıl sorusu epistemolojik olan'a ve alan'a, niçin sorusu da fenomenolojik olan'a ve alan'a ilişkin sorulardır ve bu alanlara dâir sorular sorarlar. Özetle, ne sorusu ?din?le; nasıl sorusu ?medine?yle; niçin sorusu da ?medeniyet?le ilgili eksen sorulardır.
Ne sorusu, kadîm medeniyet geleneklerinin (günümüzde olan Konfüçyan, Hindu, Tao, Şinto, Budist hikmet biçimlerinin) sordukları sorudur. Nasıl sorusu, pagan uygarlıkların (günümüzde neo-paganizm biçimleri kazanan seküler Batı uygarlığının) sorduğu tek esaslı sorudur. Niçin sorusu ise, vahiy medeniyetlerinin (günümüzde İslâm'ın) temel sorusudur.
Niçin ve nasıl sorularını sormayan, sadece ne sorusunu eksene alan bir medeniyet tecrübesi, statikleşmekten ve opaque'leşmekten, taşralı olmaya ve içine kapanarak yok olmaya mahkûm, sınırlı? bir ?medeniyet? tecrübesi olmaktan kurtulamaz. Örneğin, kadîm medeniyet geleneklerinin, antropolojik kültürlere dönüşmesinin nedenleri burada gizlidir.
Sadece nasıl sorusuyla yetinmeye çalışan tecrübeler ise azmanlaşmaktan ve saldırganlaşmaktan başka bir şey üretemezler. Pagan uygarlık tecrübelerinin, sadece gücü, güç üreten araçları fetişleştirerek ?araçsal akıl?a dayalı, azmanlaşmış bir insan tipi ve kaotik bir dünya resmi sunmasının nedenleri burada gizlidir.
Niçin sorusunu eksene alan medeniyetler ise, ne sorusunu dinamize ederler, salt nicelik sorusu olan nasıl sorusuna nitelik kazandırarak ne ve nasıl sorusunun insan, kâinât ve Tanrı açısından taşıdığı anlamları ifşa etme imkânları sunarlar. Gerçek anlamda bütün varlığı, hakîkati, Tanrı'yı, Kâinât'ı ihata edebilecek evrensel, dinamik ve hem içe, hem dışa dönük hakîkî ve tahkîkî medeniyet tecrübesini, niçin sorusunu eksene alan -vahye dayalı bir- medeniyet fikri ve tecrübesi üretebilir ancak.
Not: Bu yazı, bu ayki Kuşluk Vakti dergisinde yayımlanan ?Medeniyet, Şiir ve Modern 'Türk' Şiiri? başlıklı yazımın giriş bölümüdür.
Yeni Şafak
.
Sadece iç dinamikler mi?
15.09.2008
Yusuf Kaplan
Türkiye'nin yaklaşık 200 yıldan bu yana sürüklendiği ve sürgit içinden çıkılmaz hâle geldiği gözlenen kaotik, belirsiz ve anormal siyasî, ekonomik ve kültürel ortam, Türkiye'de yaşanan olayları, sorunları, salt iç dinamiklerle anlamayı, anlamlandırabilmeyi ve açıklayabilmeyi zorlaştırıyor. 'İç dinamikler'in oluşmasında, hem bizim yakın dönemde yaşadığımız değişim tecrübesinin nev-i şahsına münhasır özellikler taşımasının, hem de dünyada ve bölgemizde yaşanan olayların ve gelişmelerin oldukça belirleyici olduğunu ve bu gerçeğin aslâ gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Sözgelişi, bizim yaşadığımız modernleşme deneyimi, anlam haritalarımızı, medeniyet iddialarımızı olumsuzlayan, bu nedenle de Türkiye'de elitlerle toplumun kimliğinin, duyarlıklarının ve önceliklerinin farklılaşmasına, hatta yer yer elitlerle toplum arasında adı tam olarak konulmamış 'anlamsız, yapay ve tehlikeli bir kavga'nın zuhur etmesine neden olan, anti-modern ve anti-demokratik pratikler ve kurumlardan oluşan tuhaf bir 'modernleşme' deneyimi.
Türkiye'nin elbette ki Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren yenileşmesi gerekiyordu. Ama yüzyılların birikimi, deneyimi ve mücadelesiyle oluşan anlam haritalarımızı ve medeniyet dinamiklerimizi eksene alan bir yenileşme süreci olmalıydı bu.
Türk modernleşmesi konusunda çalışan sosyal bilimcilerin de hemfikir oldukları gibi, dünyada, özellikle de Batı toplumlarında yaşanan modernleşme tecrübeleri, bu toplumların kendi anlam haritalarını, kültürel dinamiklerini olumsuzlamaksızın, yoksaymaksızın geliştirilen modernleşme tecrübeleridir. Oysa Türkiye'de tam tersi ve son derece anormal, bütün sorunlarımızı anormalleştiren bir deneyim yaşanmıştır ve halen de bu anormal, irrasyonel tutum zorla sürdürülmeye çalışılmaktadır.
Türkiye, Çin, İran ve Afganistan'la birlikte sömürgeleştirilemeyen birkaç ülkeden biridir. Türkiye'nin sömürgeleştirilememesine rağmen, sömürgeci Batı ülkelerinin sömürgeleştirdikleri ülkelerde yaptıkları şeylerin Türkiye'de bizzat bizim elitlerimiz tarafından hem de daha şiddetli, radikal şekillerde yapılagelmiş olması da bizim karşı karşıya kaldığımız sorunların karmaşıklaşmasına, anormalleşmesine ve içinden çıkılmaz hâle gelmesine yol açan bir başka önemli faktördür. Türkiye'de elitlerin topluma, toplumun da elitlere karşı türlü takiyye biçimleri geliştirmekten kaçınmamasının nedenleri burada aranmalıdır.
Tanzimat döneminde yenilgi psikolojisi üzerine bina edilen savunmacı ve eklektik bir modernleşme projesi geliştirilmesi, Cumhuriyet döneminde ise bunun kültür ve medeniyet değiştirme projesine dönüştürülmesi, Türkiye'nin sorunlarını azmanlaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır.
Bizim, insanın aynı anda hem iç, hem de dış dünyasını 'tanzim' eden anlam haritalarımızın reddedilmesi, ama monteleme yöntemiyle zoraki olarak topluma dayatılan projelerin, zuhur eden boşluğu dolduramaması, toplumumuzun yeniden kültürümüzün ürünü olan anlam haritalarına sarılmaya başlamasına yol açmakta, bu da elitleri panik havasına sürüklemekte, sistemin yaşadığı meşruiyet, hegemonya ve özgüven krizini artırmaktadır. Sonuçta ortaya çıkan manzara şu: Topluma duyulan güvensizlik, iç dinamiklarin bastırılması ve ardından zuhur eden veya ettirilen yapay sorunlar, kavgalar ve anormal, hissi davranış biçimleri: Tam bir akıl tutulması yani.
Böylesi bir ortamda, Türkiye, hem dünyada yaşanan gelişmelere kulak tıkayan, hem de iç dinamikleri ıskalayan 'hastalıklı bir organizma' görüntüsü veriyor.
Bu yüzden, Türkiye'de yaşanan sorunlara ilişkin olarak salt 'iç dinamikler'den yola çıkılarak yapılan yorumlar, analizler ve saptamalar kaçınılmaz olarak hem eksik kalıyor; hem de bizi yer yer yanlış ve yanıltıcı sonuçlara, çözüm önerilerine götürebiliyor.
Bir yandan dünyanın sürgit küreselleştiği, küçüldüğü, zaman-mekan kavramlarının eski anlamlarını ve işlevlerini yitirmeye yüztuttuğu; öte yandansa Türkiye'de vuku bulan olayların önemli bir bölüğünün dış dinamiklerin ürünü olduğu gözönünde bulundurulunca, Türkiye'de yaşanan olayları, gelişmeleri, dışarıda yaşanan gelişmeleri gözardı ederek anlamlandırabilmek son derece zordur. [Bunun son örneği, Almanya'daki Deniz Feneri Derneği davasının Türkiye'yi bir haftadır meşgul ediyor olmasıdır.]
Not: Bu yazı, 10 yıl önce bu sütunda yayımlanmıştı?
Yeni Şafak
.
Toplum varoldukça, insan varolamayacak
26.09.2008
Yusuf Kaplan
Yazının sonunda kuracağım kurucu ve putkırıcı cümleyi yazının başında kurayım isterseniz: Toplum varoldukça, insan varolamayacak. İnsanı varkılabilmek için, önce 'toplum'u, toplum fikrini yok edebilmeliyiz.
Daha önceki bir kaç yazıda, kültürün kaos ürettiğini, kozmos fikrini yok ettiğini tartışmıştım. Ve sonra da kültür sözcüğünü lügatçemizden ve hayatımızdan çekip atamadığımız sürece kültürün hâkimiyetinin ürünü olana kaos ve katastroflar düzeneğinin cenderesinden ve cehenneminden kurtulamayacağımızı söylemiştim. Bu ve sonraki birkaç yazıda ise, toplum fikrini ve sözcüğünü dağarcığımızdan, lügatçelerimizden, sözlüklerimizden ve hayatımızdan çekip çıkaramadığımız, kaldırıp atamadığımız sürece, insanın insanca varolma şartlarını tesis ve temin edemeyeceğimizi söylüyorum.
Burada, bir tür putkırıcılık, kodkırıcılık ve mitkırıcılık işine soyunduğumu söylememe gerek yok: O yüzden, Toplum meselesini tartışmaya, ters bir köşeden, tanrıtanımazlık meselesinden başlamak istiyorum.
Tanrıtanımaz, gerçekten tanrıtanımaz biri midir; yoksa gerçek Tanrı'yı tanımaz biri mi? Tanrıtanımazın tanımadığı Tanrı, İlâhî Tanrı'dır: İnsanın dışında, insanüstü, tabiatüstü, zamanlar ve mekânlarüstü hakîkî, gerçek Tanrı'yı tanımaz tanrıtanımaz.
Ne yaman çelişki bu: Dikkat edin, tanrıtanımaz, Hakîkî Tanrı'yı tanımaz yalnızca; ama sahte tanrıları tanrı olarak tanımaktan, zamanla sahte tanrıları gerçek tanrı sanmaktan ve sonuçta da sahte tanrıların kulu ve kölesi olmaktan kurtulamaz. Hakîkî Tanrı'nın, yani İnâyet, Kudret ve Lütuf Sahibi tek Tanrı'nın, insanı vareden ve varlığından haberdâr eden Yüce Rabb'in dışındaki bütün tanrılar, yani bütün sahte tanrılar, tanrıtanımazın ya potansiyel ya da fiîlî tanrılarıdır.
Gerçekte tanrıtanımaz, sahtenin peşindedir. Sahte'yi hakîkat zanneder tanrıtanımaz. Hakîkat bir kez yok sayılınca, sahte, hakîkatin yerini alacaktır. Bütün sahteler, 'hakikat benim, hakikat benim' yarışına girişecek, bundan kaçınamayacaktır.
Yani tanrıtanımaz, aslında hem sahte bir tanrıtanır'dır; hem de bir sahte-tanrı tanırdır. Tanrıtanımazlık, sahte'nin, hakîkî olan'ı altetmesidir ve onun kendisini hakîkî diye sahnelemesidir. Böylelikle tanrıtanımaz, dünyayı bir puthâneye dönüştürür.
O yüzden, bir şeyi yok etmek mi istiyorsunuz: Putlaştırın onu hemen. Çok geçmeden putlaştırdığınız şeyin her yerde hâzır ve nâzır olarak göründüğünü göreceksiniz; ama gördüğünüz şeyin sadece bir görüntüden ve kuruntudan ibaret olduğunu idrak etmekte biraz geç kalacaksınız tabiatıyla.
Çünkü gözünüz körleşmiş, zihniniz çalınmış, ruhunuz yok edilmiştir ikonlar tarafından: Zira ikon, önce insanın gözünü kör eder; sonra zihnini çalar; sonra da kaçınılmaz olarak ruhunu yok eder. 'Tanrı'nın olmadığı bir yer'e ikonlar dolar, kolgezer orada: Sahte ikonlar; yapmacık tanrılar; yani türlü tuhaf tanrı karikatürleri. Artık herkes tanrılık taslamaya, ele geçirilen türlü tasmaları insanların boynuna takmaya başlar.
İkonlaştırma, bir tanrılaştırma, bir ilahlaştırma sürecidir. Sekülerleşme, ikonlaştırma çabalarının dölyatağıdır.
Toplum, sekülerliğin çocuğudur, icadıdır. Sosyoloji, sekülerliğin öncü keşif kolu ve meşrûlaştırım aracı olagelmiş ama sonunda postmodern sosyal teori'yle birlikte duvara toslamış ve ortada sosyoloji filan kalmamıştır.
İkonların, türlü tuhaf putların hayatımızın her alanında kolgezdiği bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden her şeyi kolaylıkla ikonlaştırıyor ve putlaştırıyoruz. Ama bir şeyi ikonlaştırdıkça, tıpkı tanrıtanımaz gibi, o sahte'yi gerçekmiş gibi algılamaya ve bu sahte şeye hakîkat diye inanmaya başlıyoruz.
İşte toplum fikri, bu sahte-gerçeklerden biridir. Önceden, modernlikten yani sekülerlik çağından önce toplum diye bir şey yoktu. Toplum, nevzuhûr bir şeydir: Nevzuhûr olduğu için de huzur veren değil, huzur-bozan bir düzeneğe dönüşmekten kurtulamamıştır.
Bugün geldiğimiz noktada 'toplum', insanı da, şehri de yutan; harabeleri, mezarları andıran ölü, ruhsuz, putperest kentler üreten patolojik bir fenomene, hatta insanî, tabiî, hakîkî ve yüce olan ne varsa hepsini önce unutan, unutturan, sonra da tastamam yutan bir 'canavar'a dönüşmüştür. Bayram günü devam ediyoruz bu tartışmaya?
Yeni Şafak
.
Toplum'un yokediciliği, kardeşliğin varediciliği
29.09.2008
Yusuf Kaplan
Önceki yazımda, 'bir şeyi yok etmek istiyorsanız, putlaştırın onu yeter', demiştim. Toplum kavramı, modernlikle birlikte icat edilmiş yapay ve mekanik bir fenomendir. Sadece icat edilmekle kalınmamış, aynı zamanda putlaştırılmıştır toplum.
Toplum, olsa olsa bir sonuç olabilir ancak. Eğer sonuç değil de, her şeyin başı ve başlangıcı olarak kurgulanırsa, orada ve ortada toplum diye bir şey varolamaz.
Toplumun bir mekanizma olarak tasarlanıp sonra da icat edilmesi toplumun daha baştan varolamayacağının en temel, en önemli göstergesidir.
Toplum fikri, insan kardeşliği fikrine dayanmaz. Aksine ırk ve toprak kardeşliği ya da özdeşliği fikrine dayanır. Irk ve toprak kardeşliği fikri, daha baştan kendisiyle çelişen ve imkânsız bir fikirdir. Burada bir kardeşlikten olmasa bile bir birlikteliğinden sözedilebilir. Ancak ırk ve toprak birlikteliğiyle bir ülkede kalıcı, herkese, bütün farklılıklara ruh üfleyici müşterek bir ruh üretilebilir mi?
Üretilemez çünkü ruh, nitelik ifade eden bir 'şey'dir; oysa ırk bir nitelik ifade etmez, nicelik ifade eder yalnızca.
Ama bir ırk kutsandığı ya da putlaştırıldığı zaman bir tür bir 'ırk kardeşliği' icat edilebilir: Ancak ırk kardeşliği denen ve icat olunan, kurmaca ve sahte 'kardeşlik türü'nün bir ruhu olmadığı için, ırk da, ırk bütünlüğü de, ırk bütünlüğü üzerinden üretilen ve icat edilen toplum da kutsanır ve putlaştırılır. Ve putlaştırıldığı andan itibaren varolma, kök salabilme, hayat sunabilme, insanca yaşanabilecek müşterek bir ruh varedebilme imkânlarını yitirir.
Toplum, ulus, ırk, vatandaşlık, toprak üzerine inşa edilen birliktelikler hakîkî, kanatlandırıcı, herkesi kardeş kılcı bir ruhtan yoksun oldukları için, en zor zamanlarda un ufak olmaktan, darmadağın olmaktan kurtulamazlar. Aslolan ırk, ulus, toplum gibi mekanik, dolayısıyla arızî birliktelikler kurmak değildir. Aslolan, kardeşlik ruhu müştereği ve müşterekliği gibi organik, dolayısıyla bütün farklı azalara da kucak açabilen, aslî bir yekvücutluk vücut buldurabilmektir.
İşte modernler bu yakıcı gerçeğin farkına vardıkları için, modernlik projesinin temelleriyle temelden çelişen bir işe soyunma iki yüzlülüğünden medet ummaktan başka bir şey yapamadılar: Modernler, bir yandan ruhu hayattan kovdular; ama öte yandan da bir ırk ruhu, bir toplum ruhu, bir ulus ruhu icat etmeye çalıştılar. Ve işe tersinden başladılar. O yüzden ırk ruhu, ulus ruhu, toplum ruhu diyerek icat ettikleri varlıklar en zor zamanlarda canavarlaşmaktan, canavara dönüşmekten kurtulamazlar: İşte bu nedenledir ki, bir nasyonal sosyalizm biçimi olan Nazizm, nasyonu çekilmiş bir sosyalizm biçimi olan komünizm tecrübeleri ve nasyonu simülatif olarak icat edilen Amerikan liberalizm biçimleri hep cennet vaat etmelerine rağmen, insanlığa cehennem armağan etmişlerdir.
İşte Ramazan ve Bayram, ırk fikrini de, ulus fikrini de, toplum fikrini de yıkan ve kardeşlik ruhu fikrini vareden hakîkî varoluş, varediş ve varkılış vasatları ve vasıtalarıdır.
Ruh, en zor zamanlarda gücünü ve kudretini gösterir. Oysa ırk, ulus, toplum en zor zamanlarda en zayıf yanlarını hemencecik dışa vururlar. Ve yapay bir güç ve kudret devşirebilmek için son kertede ruha başvurmaktan başka çıkar yol bulamazlar: Irk ruhu, ulus ruhu, toplum ruhu gibi kendilerine ait olmayan, kendilerinde varolmayan aslî bir fenomeni yedeklerine alarak bir ruh üretmeye çalışırlar; ama bu ruh sahte, yapay, icat edilmiş, kurmaca ve monteleme, yani dolaylı ve dolayımlanarak icat edilen bir ruh olduğu için kalıcı ve köksalıcı olamaz hiçbir zaman. Bu tür sahte ruhların en güçlü olduğu zamanlar, aynı zamanda en fazla canavarlaştıkları, canavarlaşma özellikleri gösterdikleri zamanlardır.
Ramazan ve Bayram, toplum, ulus ve ırk birlikteliklerinin ne kadar mekanik, zoraki ve yapay olduğunu, benzersiz bir kardeşlik ruhu, dayanışma ruhu, paylaşma ruhu üreterek gözler önüne serer.
Not: Bütün okuyucularımın ruh ve kardeşlik üreten Ramazan Bayramı'nı bütün kalbi duygularımla tebrik ediyorum.
Yeni Şafak
.
Aklı duyguların peşine takmadan?
06.10.2008
Yusuf Kaplan
Dün PKK'nın Aktütün karakoluna düzenlediği saldırıda şehit düşen askerler için düzenlenen törenler çok anlamlı bir görüntü ortaya koydu. Türkiye'nin hemen her yerine adeta düşünülerek dengeli bir biçimde dağıtılmış alev toplarını andırıyordu görüntüler.
Siirt'ten İstanbul, Eskişehir, Erzurum, İzmir, Kırıkkale, Osmaniye, Mersin, Artvin, Antalya, Ordu, Diyarbakır, Adana, Kastamonu ve Denizli'ye kadar Türkiye'nin her yanında aynı anda aynı duygular ve aynı tepkiler ortaya konuldu. Her şeyden önce bu saldırının bu görüntüyü oluşturmayı hedefleyerek yapılmış olduğunu varsayabiliriz. Bu saldırının daha öncekilere benzeyen bir yanı da buydu. Üstelik yine geçen yıl da yine bir bayram gününde düzenlenen ve benzer bir etki yapmış olan bir saldırının yıldönümüne, yine bir bayram tatiline denk getirildi bu saldırı.
Halkın bayramlarına kast etmek, Türkiye'nin her yanına aynı anda veya düzenli aralıklarla acı ve nefret tohumları ekmek, miting ortamları eşliğinde trajik ?şehit cenazesi? görüntülerine yol açmak, örgüt tarafından bir tarz olarak benimsenmiş görünüyor.
Önceki saldırılara ?milletçe bir refleks göstermeye? davet edilen halk bayraklarını alıp miting alanına gider gibi cenazelere koşmuş, ?şehitler ölmez, vatan bölünmez? sloganlarıyla beklenen refleksi göstermişti. Ancak ortada tuhaf bir durum vardı. Halkın sergilemesi istenilen bu refleksin terör örgütünü hiç de caydırmadığı, hiç de rahatsız etmediği hatta tam da onun gökte ararken yerde bulduğu bir refleks gibi çalıştığı bir türlü anlaşılamadı. Nedense karakollara saldıran örgütün hedefi sadece orada TSK'ya zayiat vererek gücünü ispatlamaktan ibaret olmadığı anlaşılamıyor. Örgütün TSK ile veya Türk devleti ile boy ölçüşmek için bu eylemleri yaptığı veya bu eylemlerle tek derdinin basitçe askerleri öldürmek olduğu düşünülüyor. O yüzden PKK'nın toprağa düşürdüğü her cenazeye koşarken ?Şehitler ölmez, vatan bölünmez? sloganları eşliğinde gösterilen ?refleks? ile örgüte hak ettiği cevabın verilmiş olduğu zannediliyor.
Oysa hâlâ anlamıyoruz. Bu tarz eylemlerin vatanı bölme davası güden bir örgütün stratejisiyle hiç alakası yok. Buna rağmen bu eylemlerin sonucunda Türk halkının ve siyasetinin ?vatan bölünmez? sloganının içine hapsolması bu örgütün veya onu yönlendirenlerin daha gerçek, daha ?öngörülebilir? bir hedefi olabilir.
Hele toprağa bir asker cesedini daha düşürmenin tek başına bir anlamı olmamalı PKK için. Tam aksine yaratılan sonuca bakılarak bu vatan üzerinde nefret ve karışıklık ortamının hüküm ferma olmasını hedeflemiş oldukları daha kolay tahmin edilebilir.
Nefret ve karışıklık ortamı, yani terör ortamı olsun ki, sorunların üstesinden gelmek için kimsenin aklına sloganlardan başka, intikamdan başka bir yol gelmesin. Sadece silahlar konuşsun, kimsenin kimseyi dinlemek için bir yüzü kalmamış olsun, söz bitmiş olsun. Sözün sonunun ilan edildiği yerde kime ne rol düşeceği bellidir aslında.
Bu tür eylemlerin ardından, acıların gırtlaklarda boğumlar oluşturduğu bir ortamda, akılcı tedbirler üzerinde düşünmek, olayı bütün boyutlarıyla irdelemek, gerekirse en sağduyulu çözümleri akla getirmek bile o taptaze acılara bir ihanet gibi oracıkta mahkûm ve infaz edilebilir. Yıllardır bu hep böyle oldu.
Otuz yıldır tekrarlaya tekrarlaya gına getiren bu eylemlerin yarattığı ortamlarda intikamcı söylemlerden, milli kan davası söylemlerinden başka bir refleks biçimine yer bırakılmadı. Her şehit cenazesinin ardından halk aynı sloganlarla sokağa döküldü. Halkın bu refleksi ise yetkililerin ?mücadelemiz aynı kararlılıkla devam edecektir? demesini kolaylaştırdı, böylece sorunun beslenmesini bir otomatiğe bağladı.
Bu arada vatan, toprak bazında tabii ki bölünmedi, ama insan unsurları her geçen gün biraz daha birbirlerine uzaklaşmaya başladı.
Şehitlere gelince, her biri düştüğü yeri yakıyor. Dürüst olalım, ardından slogan atanların çoğunun kalbinde etkisi iki günden fazla süren bir acıya bile yol açmıyor. Herkesin içini gerçekten acıtsaydı, hele yetkililerin içini yeterince acıtsaydı, bu savaşın durması için çoktan etkili bir yola girilmiş olurdu.
Terörün amacı aklın ve siyasetin duyguların peşine takılıp devre dışı bırakılması olduğuna göre, ona karşı yapılacak en etkili mücadele yine aklın ve siyasetin çizgisinde kalmakta ısrar etmek olmalı.
Bu olaylar başladı başlayalı Silahlı Kuvvetler mücadeleyi bütün siyasetçileri devre-dışı bırakarak kendi yöntemleriyle sürdürmekte ısrar etti. Oysa bu mücadele zeminine zamanla tamamen intikamcı, hesaplaşmacı duygusallıklar yön vermeye başladı. Öyle ki, bu duygusallıklar bu esnada gelişen, sonuçta bunu da besleyen gizli-kapaklı işleyen bir savaş makinesini ve ekonomisini hem çalıştırmaya hem de gizlemeye yaradı.
Düzenli aralıklarla üretilen şehit cenazeleri tam da bu savaşın ne kadarının bu ekonominin gereklerinden kaynaklandığını bile sordurmayacak bir ortamı beslemeye yarıyor.
Savaşı bitirmenin yolu, terörle mücadelenin bütün aşamalarını halkın denetimine açarak şeffaflaştırmaktan, yani (si)yasallaştırmaktan geçiyor.
Bu savaşın muhtemel nedenleri arasında adı geçen Ergenekon sanıklarına alenen sahip çıkılarak terörle mücadele yürütülemeyeceği açıktır.
YENİ ŞAFAK
.
Tek seçenek: Kardeşlik
10.10.2008
Yusuf Kaplan
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli dönemeçlerinden birine girmek üzere: Bizim bin küsur yıllık Anadolu coğrafyası tarihimizde, yaşamadığımız bir sorunu ilk kez şimdi yaşamaya başladığımız gözleniyor: Müslüman bir halk, tarihinde ilk kez, etnik kimlik üzerinden sonu siyasî ve coğrafî kopuşun eşiğine varma tehlikesi barındıran bir krizle karşı karşıya.
Büyük bir imtihan bu. Bölünmenin, ayrışmanın, kopmanın ayak seslerini duyar gibiyim ben şahsen. Bin küsur yıl bu topraklarda birlikte yaşamış, birlikte üzülmüş, birlikte sevinmiş iki halk kesimi, etnik kimlik gibi son derece ilkel bir kimlik algısı üzerinden kardeş kavgasının eşiğine sürüklenmek üzere. Önce Kocaeli ve Bandırma'da yaşanan etnik sosyal itiş-kakış, dışlayıcılık, gerilim; sonra da ülkenin savunmasında görev yapan gencecik insanların sınır boylarında terör örgütünün saldırılarına kurban gitmeleri, çok ürpertici gelişmelerdir.
Medyanın bu olayları aktarış biçimi, bilerek veya bilmeyerek iki toplum kesimi arasındaki gerginliği tırmandıracak bir görünüm arzediyor. Bence bu konuda âcil önlemler alınmalıdır. Elbette ki, haber alma, haber verme yükümlülüğü engellenemez; ama ülkenin birliği, dirliği, bütünlüğü; sosyal barış ve kardeşlik ortamının bozulmasına yol açacak medya yayınlarına aslâ izin verilemez.
ABD tarafından kesinlikle desteklenen, AB tarafından verilen psikolojik, siyasî ve kurumsal desteğin apaşikâr olduğu bir psikolojik, askerî ve küresel ortamda tecrübesiz askerlerimizin yıllanmış, kaşarlanmış, canavarlaşmış, PKK teröristlerinin kucağına itilmeleri askerî açıdan büyük bir hatadır. Onyıllardır savaşan teröristlerle ancak özel eğitilmiş, profesyonel bir askerî sistem mücadele edebilir.
Medyada ve askerî düzenekte alınacak önlemlerle terörü yok etmek, etkisiz hâle getirmek imkânsızdır. Bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel bakımlardan gelişmesine, kalkınmasına dönük önlemler de aynı şekilde arızîdir; uzun vadede kalıcı çözümler üretemez.
Türkiye'de önüne gelen bölgeye yapılan yatırımların yetersiz olduğundan sözediyor. Bu doğru ve gerekli; ama aslâ yeterli değildir.
Bölgenin kalkınması, bölgenin daha fazla sekülerleşmesi ve dolayısıyla bölge halkının etnik kimliğinin daha fazla bilinçlenmesine ve kemikleşmesine yol açacaktır. Modernleşme ve kalkınma çabaları, bireysel, sosyal ve siyasî çıkar bilincinin gelişmesine yol açar. Bölgede kuru bir kalkınma projesinin kesinlikle geri tepeceğini şu âna kadar yaşadıklarımız çok açık ve net bir şekilde göstermeye yetiyor: Bölge halkının İslâmî duyarlıklarının aşındırılması; İslâm'ın irtica ile özdeşleştirilerek şeytanlaştırılması; bölgedeki insanlarımızın kardeşlik duygularının azalmasına ve etnik kimlik, ayrışma fikrilerinin ete kemiğe bürünmesine yol açıyor. Terörün tırmanmasının en temel nedeni, ancak İslâm'ın verebileceği, etnik kimlikleri ikinci plana iten kardeşlik duygusunun yok edilmiş olmasıdır.
İslâmî kimliği ve duyarlıkları bastırarak, bölge halkını daha fazla sekülerleştirmeye çalışarak büyük bir hata yapıyoruz; hatta büyük bir cinayet işliyoruz. Hiç düşünmüyoruz ki, bölge halkının İslâmî duyarlıkları aşındığı ölçüde etnik duyarlıkları kaçınılmaz olarak artıyor. Etnik duyarlığın ve kimliğin İslâmî kimliği bastırdığı bir yerde, hiçbir siyasî, kültürel, ekonomik çözüm önerisi bir işe yaramaz. Üstelik beklenenin tam tersi bir şekilde sonuç verir.
Çünkü İslâm kardeşliği fikrinin, İslâmî duyarlıkların aşındırılması ve böylelikle bölge halkının DTP gibi, PKK gibi laik, bölücü aktörlerin kucağına kolaylıkla itilmesine yol açıyor.
Oysa gerçek İslâm kardeşliği fikri; hem bölgede yaşanan siyasî, kültürel, sosyal adaletsizliklerin, haksızlıkların önüne geçecek, bu sorunları halledebilecek bir vicdan üretir; hem de bölge halkının ABD, AB gibi dış aktörlerin de, PKK gibi Marksist-Leninist örgütlerin de bölgeye ve ülkeye felâket getirmekten, Türkiye'yi kardeş kavgasının ve bölünmenin eğişine sürüklemekten başka bir şey öneremeyeceği konusunda yüksek ve asil bir şuur kazandırır. Ama biz toplumu birbirine bin küsur yıldır kenetleyen bu kardeşlik fikrinin kendi ellerimizle yok ettiğimizin farkında bile değiliz. Allah akıl fikir versin.
BAŞSAĞLIĞI:
İnsan Yayınları ve Külliyat Yayınları'nın sahibi, Türkiye'de nitelikli ve bizim medeniyet dinamiklerimize duyarlı yayıncılığın öncülerinden İlhan Akıncı Ağabey'in annesinin vefat ettiği haberini aldım. İlhan Ağabey'e başsağlığı ve sabır, merhumeye ise Allah'tan sabır diliyorum.....
.
Kardeşlikten başka seçenek yok
13.10.2008
Yusuf Kaplan
Önceki yazıda, Kürt meselesinin, ancak İslâm'ın verdiği kardeşlik ruhunu ve şuurunu özümseyebildiğimiz zaman çözümlenebileceğini vurgulamış ve seküler siyasî, ekonomik, sosyal ve askerî projelerin hiç birinin kalıcı olamayacağına, aksine sekülerliğin artmasının, İslâmî duyarlıkların bastırılmasına, bunun da, etnik duyarlıkların azmanlaşmasına, ayrılıkçılık, bölücülük gibi fikirlerin tabiî hâle gelmesine yol açtığına dikkat çekmiştim.
Yazıya gelen tepkiler, tespitlerimi doğruluyor. İki zıt tutumu yansıtan iki mesajı buraya alıyorum. Önce İslâmî duyarlıkların aşındırılmasının ne denli tehlikeli sonuçlar doğuracağını gösteren ve laikçiliği din gibi algılayan, hak, hukuk, adalet ilkelerinden yoksun, basiretsiz elitlerimize ibret olacak ürperticilikte bir mesaj yayınlıyorum. Bu mesaj, Londra'dan Rodin Amedi adlı Kürt kökenli birinden geliyor. Kısa ama gerçekten ürpertici bir mesaj bu:
'Sayin yusuf kaplan iblis,
Irkçı terorist devletin 85 yıldır Kürt'leri Türkleştirirken İslamlık
dindarlık ve sahteci kardeşliklere niye karşı cıkmadınız sayın
bay iblis? / Kürtler sizin şeytani niyetlerinizi çok iyi biliyor ve ona göre de
iğrenç politika ve katliamcılığınıza karşı haklı ve meşru bir savunma içinde bulunmaktadır... Fethullah şeytanı bile artik Kurdleri kandıramaz?'
İkinci mesaj ise, İslâmî duyarlıklar pekiştiği zaman etnik duyarlıkların nasıl kolaylıkla ikinci plana itilebildiğini gösteren gerçekten örnek bir müslüman tavrını yansıtıyor. 'Kaygusuz' rumuzuyla yazan bu okuyucumun mesajı da şöyle:
'Öncelikle sizi kardeşliğimizin en öncelikli göstergelerinden biri olan Rabbimizin selamı ile selamlıyorum.
10 Ekim tarihli 'Tek seçenek: Kardeşlik' başlıklı yazınızdaki çarpıcı tespitlerinizden 'Doğu Kökenli (!)' ama müslüman bir kardeşiniz olarak etkilendiğimi ifade etmek isterim.
Ailemden aldığım 'ancak ve ancak Müminler kardeştir,' felsefesiyle yaşayan bir genç olarak; son dönemde iyice tırmandırılmaya çalışılan 'etnik ayrımcılık' oyununu ibretle izliyorum.
Bu noktada bahse konu yazınızı okuyunca kendi kendime şunu sormadan edemedim: Ben inançsız birisi olsaydım, bu durumda nasıl davranırdım ve hangi yöne meylederdim
Cevabım da şu şekilde oldu: Tabii ki inadına bu ırkçılık damarını depreştirmeye çalışanların oyununa gelir ve 'Kürtçülük- Türkçülük...vs' basitliğine düşer ve kürtçülere meylederdim. Bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel bakımlardan gelişmesine, kalkınmasına dönük önlemlerin hiç birisi ben ve benim gibi düşünenleri durduramaz ve tatmin edemezdi.
Rabbime şükürler olsun ki Müslümanım ve yazınızda ifade ettiğiniz üzere bu oyunu bozacak olan yegane çarenin de 'İslam kardeşliği' olduğunun bilincindeyim.
'Bölge halkının İslâmî duyarlıkları aşındığı ölçüde etnik duyarlıkları kaçınılmaz olarak artıyor. Etnik duyarlığın ve kimliğin İslâmî kimliği bastırdığı bir yerde, hiçbir siyasî, kültürel, ekonomik çözüm önerisi bir işe yaramaz, 'şeklindeki düşüncenizi ruhumun derinliklerinde yaşayan birisi olarak bu düşüncemi sizinle paylaşmak istedim.
Tatminkar olan sadece ve sadece iman etmiş olmamız ve tüm inananları kardeş olarak görmemizdir. Mü'min olan bir Türk benim kardeşim iken, fasık olan bir Kürt asla ve asla benim kardeşim olamaz. Velev ki akrabam olsa dahi....'
Türkiye, bir imparatorluk bakiyesi bir ülke. O yüzden dünyanın pek az ülkesinde rastlanabilecek ölçüde fazla sayıda etnik kimlik var. Bu kadar etnik kimliğe rağmen bu toplumun kahir ekseriyeti müslümandır ve en büyük ortak paydası İslâm'dır.
Bu kadar etnik kimliğin olduğu bir toplumda toplumun en büyük ortak paydasını pekiştirmek yerine, bu ortak paydayı, din hâline getirdiğimiz laikçilik basiretsizliğiyle aşındırmaya devam ettiğimiz sürece, bu toplum, önümüzdeki süreçte tam bir balkanlaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktan çok zor kurtulur.
İslâm, küresel sistem tarafından şeytanlaştırılıyor diye biz de İslâm'ı şeytanlaştırmaya, hayatımızdan uzaklaştırmaya devam edecek olursak, bu toplumun omurgası tuzla buz olur ve küresel güçlerin küresel hâkimiyetlerinin merkez üssü olan bir coğrafyada bulunduğumuz için, Türkiye kuşa kurda yem olmaktan kurtulamaz.
O yüzden Batılıların renginden, dilinden, dininden ötürü tarih boyunca milyonlarca insanı katlettikleri, yerlerinden ettikleri bir zaman diliminde, İslâm'ın bütün farklılıklara hayat hakkı tanıyan, ötekileştirmeyen medeniyet tecrübesinin yeniden icat edilmesine dünyanın en fazla ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde, artık daha fazla vakit geçirmeden hiç olmazsa önce ülkemizde kardeşliği tesis etmek için kolları sıvamalıyız. Başka seçeneğimiz yok çünkü.
YENİ ŞAFAK
.
Frankfurt Nasihatnâmesi: İddianız yoksa, yoksunuz (1)
24.10.2008
Yusuf Kaplan
Avrupa modernliğinin kurucu ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya'da 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren fuarcılık bir gelenek hâline gelmiş ve bu ülkeler arasındaki ekonomik, siyasî ve kültürel rekabetin küre ölçeğindeki başlıca motorlarından biri olarak köksalmıştır.
İşte Frankfurt Kitap Fuarı, Avrupa'nın kurucu aktörleri arasındaki bu rekabetin bir sonucu olarak doğmuştur ve dünyanın en büyük yayıncılık fuarıdır.
Frankfurt Kitap Fuarı, öncelikli olarak ticarî, dolayısıyla yazarlardan çok yayıncılarla ilgili bir etkinlik. Küre ölçekli devâsâ bir ticarî etkinliğin Almanya'nın Frankfurt kentinde gerçekleştirilmesi elbette ki oldukça anlamlıdır: Çünkü Frankfurt, sadece Almanya'nın değil, aynı zamanda Avrupa kapitalinin (sermayesinin) de kapitalidir (başkentidir).
Belki burada Londra'nın ?City?sini (finans merkezini) dışarıda tutmak gerekebilir. Avrupa demek, Almanya demek olsa da, Londra'nın ?City?si, cüssesi ve etki-gücü bakımından hâlâ Avrupa kapitalizminin ?kapital?i ve İngilizlerin, yegâne sermayesidir.
Burada Alman modernliği ile İngiliz modernliği arasındaki farkı görebilmek de mümkün: Londra'nın ?City?si, adı üstünde Londra'nın içindedir ama başlıbaşına bir adadır. City'de sadece kapitalin tapınakları vardır. Kültür de, kültürel kurumlar da yoktur. Çünkü İngilizler, sanayi devriminin öncüleridir.
New York'un Wall Street'i Londra'nın City'si örnek alınarak kurulmuştur ama Londra'da City'nin yanısıra bir de West End olarak adlandırılan bir kültür bölgesi vardır. New York'un Wall Street'i kapitalizmin merkezidir ve New York'un her şeyine damgasını vurmuş, rengini vermiştir.
Almanlar, çeşitli kentlerde büyük sanayi fuarları düzenlerler. Frankfurt, yayıncılık fuarına tahsis edilmiştir. Hem dünyanın en büyük kitap yayıncılığı fuarının, hem de Avrupa kapitalinin aynı kentte olması, bize Alman modernleşmesi ve Alman düşünce geleneği hakkında çok şey söyler: Amerikalılar, neo-kapitalizmin bayraktarlığını, İngilizler sanayi devriminin öncülüğünü yaparken, Almanlar, Avrupa'nın düşünce devriminin öncüsüdür. Unutmayalım ki, Almanların en büyük sanatçı, bilge ve düşünürlerinden Goethe, Frankfurtludur. Yine hem en güçlü kapitalizm eleştirisinin, hem de sosyalizmi çağdaşlaştırma çabalarının 20. yüzyıldaki en büyük girişimlerinden biri olan Adorno, Horkheimer ve Benjamin'in kurdukları Frankfurt Okulu da Frankfurt'un çocuğudur.
Almanlar, dünyanın en büyük kitap yayıncılığı fuarını Frankfurt'ta düzenlemekle, hem Avrupa kapitalizminin ve siyasetinin, hem de Avrupa düşüncesinin motoru olduklarını söylemiş oluyorlar.
Geçtiğimiz hafta, Frankfurt Kitap Fuarı'nın 60.sı gerçekleştirildi. Türkiye, fuarın onur konuğuydu. Bu, çok önemli bir hâdisedir. Bu başarının altında imzası olanları kutlamak gerekir.
Almanlar, dünyanın en büyük kültürel etkinliklerinden biri olan kitap yayıncılığı fuarını düzenlemekle Avrupa'nın ve dolayısıyla dünyanın entelektüel hayatının öncüsü olduklarını söylerlerken, biz böylesine önemli bir kültürel etkinliğin onur konuğu olarak dünyaya esaslı bir şey söyleyebildik mi acaba?
Ne yazık ki, hayır. Fuar, Türkiye açısından tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Gerek Türkiye adına fuarda yapılan konuşmalar, gerekse gerçekleştirilen etkinlikler seküler Türkiye'nin dünyaya söyleyebileceği hiçbir esaslı şey olmadığını gözler önüne serdi.
Orhan Pamuk, adeta bunu ispatlarcasına ilkel bir konuşma yaptı ve bir kabîle mantığıyla hareket ederek şikâyet etti durdu. Orhan Pamuk'un konuşmasını dinleyen Avrupalılar, içten içe gülmüşlerdir herhalde.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Orhan Pamuk'un konuşması dolayısıyla savunmacı bir konuşma yapması ve dişe dokunur hiçbir şey söylememesi tam bir hayal kırıklığı yarattı. Oysa Abdullah Gül, ?büyük doğu?nun çocuğuydu ve orada bilgece bir konuşma yaparak Türkiye'nin zengin medeniyet tecrübesi ve birikimi ile dünyaya esaslı şeyler verebileceğini söyleyebilirdi.
Frankfurt Kitap Fuarı, medeniyet iddiasını yitirmiş ve Avrupa'nın seküler kültürünün gönüllü misyonerliğini yapan bir Türkiye'nin dünyaya sunabileceği hiçbir şey olmadığını göstermiştir.
Fuar ve Almanya gözlemlerimi yazmaya devam edeceğim. Pazartesi günü Dinle Neyden filmine ?gideceğiz?. Fuarda Dinle Neyden filmini izlettim ve Alman izleyicilerin bir kısmı filmi üç kez izledi. Demek ki, iddianız olduğu zaman, insanları koltuklarına kilitleyebiliyorsunuz.
SİNEMA-TV OKULU MÜJDESİ!
Birkaç hafta içinde, dünyanın önde gelen yönetmen ve akademisyenlerinin de ders verecekleri yeni bir Sinema-TV Okulu açıyoruz. Üstelik bu okul, bedava denecek kadar cüz'î bir ücret alacak öğrencilerinden. Bekleyin, yeniden-geliyoruz!
.
Frankfurt Nasihatnâmesi-2: Ne söylüyoruz dünyaya?
03.11.2008
Yusuf Kaplan
Tarihi, dalga-kırıcı ve dalga-kurucu öncü kuşaklar yapar: Tanzimat'tan bu yana bu tür kuşaklar çıkaramadık? Bizi sürgit tehlikeli sularda yüzdüren, gürültüyle patırtıyla işi kotaracağını sanan; ama geldiğimiz noktada, bizi, gemiyi tam bir dipsiz kuyunun önüne getirip bırakan, pergelini ve yönünü şaşırmış, iddialarını ve ruhunu haraç-mezat satmış, anafora yakalanmış bir dizi savrulmuşlar kuşağının peşine takılmış, tekinsiz, fırtınalı sularda oraya buraya sürüklenip duruyoruz?
Tam bir yok oluş mevsimi bizim yaşadığımız: Gemi batmak üzere? Ama biz, 'bu hâl neyin nesi ve bu gemi nereye sürükleniyor böyle serseri mayın gibi?' diye soracağımıza, gemiyi sâhil-i selâmete çıkarmak için çaba göstereceğimize, gemiyi sâhil-i selâmete çıkaracak yegâne ruhu yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz! Ortalık toz duman. Zihnimiz allak bullak. Hâl böyleyken ve gemi, bir meçhule doğru yol alırken, birileri, sürekli olarak geminin rotasını değiştirmekle; birileri de, geminin altını oymakla meşgul hâlâ?
Attila İlhan, bu yaşadıklarımızı tam bir 'curcuna' olarak tarif ederek, Tanzimat'tan bu yana ortaya çıkan kuşakların, dalga-kırıcı ve dalga-kurucu öncü kuşaklar olamadığını şöyle tasvir etmişti: 'Önüne gelenin rastgele meydana çıkıp pala salladığı böyle bir curcuna, bir anlamsızlıklar sirki olmaktan öteye gidemez, bizi de hiçbir yere götüremez.'
Tanpınar'sa, yaşadıklarımızı, 'kendini inkâr' olarak tarif etmiş ve Tanzimat-sonrası süreçte Türk aydınlarının yaşadıkları savrulmadan nasibini alan ama Fransa'da, bir Fransız'dan, hocası Sorel'in anlattıklarından hayatının dersini alarak silkinip kendine gelen Yahya Kemal'in yeni Türk edebiyatının kurulmasında neden kilit rol oynamaya başladığını şöyle açıklamıştı: '[Yahya Kemal'in] dışarı [Batı] ile olan münasebeti, Servet-i Fünuncularda olduğu gibi, kendimizi inkâr[a dayanmıyordu]. [Şiirde yeniliği],? dâima kendi mahrekinde bir değişme [olarak görüyordu].' (Yahya Kemal, Dergâh, 1982: 49-50).
Tanpınar, Tanzimat-sonrası süreçte hızla yaygınlık kazanan 'kendini inkâr' çabalarının aksine, Yahya Kemâl'in, edebiyatımızın, sanatımızın, medeniyetimizin kurucu dinamiğinin İslâm olduğunu düşündüğünü şu tespitleriyle resmeder: Yahya Kemal'in, din'i, bir yandan, 'cemiyetimizin en tabiî fonksiyonunda büyük ve tarihî yapıcı realitelerinden biri', öte yandan da, 'şiirin büyük kaynaklarından biri' olarak gördüğünü (s. 50) tespit ettikten sonra, noktayı şöyle koymuştu: 'Yahya Kemal, Müslümanlığı, halkımızın saf ruhunun hem yapıcısı, hem de en sahih aynası addediyordu.' (s. 53).
Bütün bunların Frankfurt Kitap Fuarı'yla alakasına gelince? Bu fuar, Türkiye'nin dünyaya söyleyebileceklerini sunabilmesi için yakaladığımız ilk büyük fırsattı.
Peki, Türkiye, ne söyledi fuarda dünyaya? Türkiye'nin dünyaya söyleyeceği, sunacağı hiçbir esaslı şeyin olmadığını, ruhunu da, ruhunun aynasını da yitirdiğini söyledi. Türkiye'nin söylediği şeyin, Batılıların söylediklerini papağan gibi Türkiye'de bir kez daha tekrarlamaktan başka bir şey olmadığını ispatladı!
Abartıyor muyum? Elbette ki, hayır. Düşünsenize: Batı uygarlığının büyük bir felsefî kriz ve tıkanma yaşadığı, gezegenimizi yaşanılamaz bir kaoslar ve belirsizlikler arenasına dönüştürdüğü bir zaman diliminde, tam da dünyaya, hakkaniyetin, adaletin, başka kültürlere, dinlere ve medeniyetlere saygının en yüksek, en asil ve hâlâ aşılamamış örneklerini sunan bir medeniyetin çocukları olarak en esaslı şeyleri bizim söylememiz gerekirken, biz, 'hayır, biz iddialarını çoktan yitirmiş, sadece size, Batılılara özenmeye çalışan bir hiçiz' demenin bir marifet olduğunu sanıyoruz.
Orhan Pamuk, yeteri kadar putlaştırdığımız Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Elif Şafak ve diğer bilumum üçüncü sınıf Batı özentili yazar çizer takımıyla biz dünyaya, 'Ey dünyalılar, şiir böyle yazılır, roman böyle yazılır, sanat böyle yapılır', diyebileceğimiz özgün bir dil ve 'dünyayı, içine yuvarlandığı çıkmazdan çıkaracak medeniyet fikri budur', diyebileceğimiz, bütün Batılıları heyecanlandıran ve onlara, 'durun bir dakika, bu Türklerin söylediği çok esaslı bir şey var!' dedirten, bütün insanlığı kuşatıcı, kucaklayıcı, sarıp sarmalayıcı, kanatlandırıcı, yepyeni ufuklara, yolculuklara çıkarıcı bir medeniyet fikri ve fikriyatı sunduk, diyebilir miyiz? Neden diyemeyiz, daha da önemlisi, nasıl diyebiliriz, bir düşünün lütfen!
TÜYAP'TA NIETZSCHE VE '68?
TÜYAP Kitap Fuarı'nda, Salı günü, saat 16.00-17.00 arasında Heybeliada Salonu'nda bütün ve gerçek yönleriyle Nietzsche'yi ve '68 hareketinin neden bu kadar abartıldığını konuşacağız. Neden duyurmadın, demeyin?
Ney'le sinemaya üflenen ruh
27.10.2008
Yusuf Kaplan
Türkiye, medeniyet iddialarını yitirdiği zamandan bu yana, hayallerin bir türlü gerçeğe dönüştürülemediği, gerçeklerinse hayaletlere dönüşüverdiği sürgit metamorfozlar yaşayan bir garip ülke. Tarih şuuru yok olan bir yetimler, kimsesizler ve sahipsizler yurdu.
Ben-şuurunu yitirmiş, arabeskle eurobesk arasında salınan, savrulan, o yüzden de, esaslı bir şey yitirdiğini ispatlarcasına yitirdiği şeyle yüzleşme cesareti gösteremediği için olmadık numaralar çeviren, kendisini sahteliklere, sahte gerçekliklere harala gürele adayan bir arafta kalmışlar fotoğrafyası?
O yüzden, en fazla Türkiye'de anlaşılması, ayakta alkışlanması gereken Dinle Neyden filmi, en az Türkiye'de anlaşılabilen en muhteşem Türk filmi olarak tarihe geçecek!
Dünyada sinemayı, bir sanat türü ve formu olarak öldüren; vulger, ayartıcı, sabun köpüğünü andıran Amerikan kültürünün propaganda makinasına dönüştüren Amerika'da Mevlânâ, son 6-7 yıldır, en çok okunan şair olabiliyor. Ama 'Mevlânâ'nın çocukları'nın yaşadığı bu ülke, radikal ve sarsak sekülerleşme projesi nedeniyle kendimizi bile tanıyamaz hâle gelecek kadar ürpertici, her şeyi hallaç pamuğu gibi savurucu ve ruhumuzu yok edici bir metamorfoz tecrübesi yaşadığı/mız için, Mevlânâ'nın felsefesi üzerine kurulan bir filmi, en az izleyen ve en az anlayabilen tuhaf bir 'yer' olarak tarihe geçiyor! Ne yakıcı çelişki bu böyle!
Oysa karşımızda Türk sinemasını dönüştürebilecek ve Türkiye'de dünya sinemasına nasıl muazzam bir film dili armağan edilebileceğinin ipuçlarını veren bir film var! Ama Dinle Neyden'de entrika yok diye, aksiyon yok diye, izleyiciyi koltuklarına gömen hız ve kolaylıkla ayartan haz yok diye, 'Mevlânâ'nın çocukları', neyin felsefesinin yani insanın varoluş hikâyesinin, hakikatin hakikatinin anlatıldığı bir filme -çok özür dileyerek söylemek zorundayım- ya 'öküzün trene baktıkları gibi bakıyorlar'; ya da 'bu ne yahu; ne biçim film bu?!' diyerek sinema salonlarını terk ediyorlar! Çok yazık!
Dinle Neyden filmini Frankfurt Kitap Fuarı'nda Alman izleyicilerin ısrarlı talepleri üzerine üç kez gösterdim! Yabancılar, Dinle Neyden'i üç kez art arda izlediler! Ama Türk izleyicisi bir kez bile izlemeye tahammül edemedi! Metamorfoz böyle bir şey olsa gerek!
Oysa Dinle Neyden filmi, geliştirdiği film dilinin niteliği, hatta 'yüceliği' açısından Türk sinemasını dönüştürmeye aday, Türk sinemasında gerçekten kilometre taşı bir filmdir. Bunda, Ayşe Şasa'nın ve Özkul Eren'in incelikli, kılı kırk yaran senaryo çalışmalarının payı çok büyük. Biz sekülerleşen, sekülerleştikçe vulgerleşen ve ucuzlaşan Türklerin hayallerinin hayaletlere dönüşmesine inat, Ayşe Şasa ile Özkul Eren'in yıllardır hayalini gördükleri bir rüyanın gerçeğe dönüşmesinin resmidir bu film.
Filmde bize Hollywoodvârî bir entrika anlatılmaz. Filmde anlatılan minik hikâyeler (Fransız-Osmanlı Savaşı; Dede Efendi'nin arabulucuk rolü; saray tabibi ile Gülnihal Kalfa'nın nezih ve nefis aşk hikâyesi vesaire) aslında asıl gerçek hikâyenin, asıl büyük hikâyenin, varlığın ve hakikatin hikâyesinin ney üzerinden anlatılması, neyle ve neyin temsil ettiği derûnî tasavvufî ve ilâhî hakîkatle insana ve hayata ruh üflenmesidir.
Film üzerine yazılan yazılarda filmde tasavvufun olmadığı söylendi. Ne büyük gaflet! Filmin 'bedeni', bütünüyle tasavvufun hakîkat kavrayışı ile tebeddün ediyor oysa: Bir görünen gerçek / zâhir var; bir de görünmeyen hakîkî gerçek / bâtın. Ama Hakîkî gerçeği her göz göremez elbette.
Ayrıca filmin dili, tam bir mesnevî dili: Bir anlatıcı, naif bir anlatıcı, bize aslında iç içe geçmiş bir hikâyeler zinciri takdim eder: Ve bu hikâyeler üzerinden bizi görünmeyen hakîkate vâsıl olmaya, bunun için derûnî bir yolculuğa çıkmak için filme, filmin dünyasına dâhil olmaya çağırır: Mesnevî geleneğinde olduğu gibi, anlatıcı; hayata, dünyaya ve hâdiselere ayna tutar filmde. Ve böylelikle sanatla hayat arasında bir köprü kurar film.
Tasavvufta hakîkatin yalnızca zaman üzerinden, aşkın bir zaman idrakiyle sunulduğunu biliriz biz. Film, burada ezberimizi bozar ve mekân üzerinden, kameranın ontolojisi ile muazzam bir metafizik epistemoloji ve fenomenoloji sunar bize: Çünkü mekân, kevn'in yani oluşun ve hakîkate erişin imkânlarının serapa önümüze açıldığı çok katmanlı bir fetih ve varoluş düzlemidir. İşte bu mekân üzerinden üretilen tarihî mekân, siyasî mekân, kültürel mekân, zihnî mekân, rûhî mekân, şiirsel mekân; bize filmde asalet, sükûnet, dinginlik, ilişkilerde nefâset, nezâhet, nezâket, letâfet, derûnî özgüven, sabır, şuur ve hayatı şiir gibi yaşayan insanlar aracılığıyla yansıtılır.
'Kamerayı mistik bir ilhamla dönüştürme' hayalleriyle yatıp kalkan ve nihayet hayallerine bu filmle ulaştığını sevinerek gördüğüm başta Ayşe Şasa olmak üzere, Özkul Eren, Yücel Çakmaklı, filmin (kült filmlerinin) yönetmeni Jacques Deschamps, gerçekten harikulâde oyun çıkaran Lale Mansur, Ahu Türkpençe ve diğer oyuncularını, o derûnî, asîl ve asûde dekor ve kostümün mimarlarını yürekten kutluyorum.
.
Türkiye'nin Saadet'i: Kurtulmuş ve Medeniyet iddiası
31.10.2008
Yusuf Kaplan
Bir yandan sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşı veren ama öte yandan da sömürgecilerden daha acımasız, daha radikal bir sekülerleşme projesi başlatarak medeniyet iddialarını yitiren Türkiye, hem sürgit aynı sorunlarla boğuşmaktan, hem de bu sorunların kangrene dönüşmesini önlemekten kurtulamıyor bir tülü.
Medeniyet çapındaki iddialarını terkederek Batılıların gönüllü laiklik misyonerliğini üstlenmekle, Türkiye, Batılıların dünya üzerindeki hegemonyalarını pekiştirme girişimlerine taşeronluk yapan bir ülkeye dönüşmüş, böylelikle tarihte tatile çıkmış ve beklenmedik, hesapta kitapta olmayan büyük sorunlara gebe hâle gelmiştir.
Batılılar, modernlikle birlikte muazzam bir meydan okuma geliştirdiler. Ama bu meydan okuma bir medeniyet meydan okuması olmadı. Modernlik, sanıldığı gibi, bir medeniyet projesi değildi. Aksine medeniyet fikrini yok eden bir projeydi. Çünkü medeniyet fikri, kozmos fikrine, yani bütünlük, düzen ve uyum ilkelerine dayanır. Modernlik, kozmos fikrini yok etmiş; dolayısıyla bütünlük değil, parçalılık; düzen değil, kaos veya düzensizlik; uyum değil, çatışma üretmiştir.
O yüzden, modern / seküler ve kapitalist meydan okuma, hayatımızı daha anlamlı kılan, daha âdil, daha barışçıl, daha kapsamlı, kuşatıcı ve derinlikli bir medeniyet sıçraması sunmadı bize.
Aksine, hem iç, hem de dış düzlemde gerçekleşen çift yönlü bir saldırı üretti: İç düzlemdeki saldırı, felsefî ya da zihnî düzlemde gerçekleşti ve Tanrı'ya, Tabiat'a ve paradoksal olarak insana saldırı şeklinde tezahür etti.
Dış düzlemdeki saldırı ise, diğer kültürlere, medeniyetlere, dinlere ve toplumlara karşı sömürgecilik ve emperyalizm biçimlerini alan bir saldırı şeklinde gerçekleşti: İnsanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir saldırı biçimiydi bu: Mevcut bütün medeniyetleri 3 asır içinde ya yok etmiş; ya da fosilleştirmişti. Ayrıca Avrupa'daki büyük aktörlerin birbirlerini mahvetmeleriyle sonuçlanan tarihin iki büyük dünya savaşının altına imza atmıştı.
Burada, Batı tecrübesine karşı körükörüne bir önyargı ve düşmanlık geliştirmediğimi, medeniyetler üzerinde kafa yoran birinin başka medeniyet veya insanlık tecrübelerine önyargıyla ve düşmanca yaklaşmasının saçma bir şey olacağını söylemem bile gerekmiyor.
Buradan gelmek istediğim nokta şu: Seküler-kapitalist Batı meydan okuması, medeniyet sıçraması ve atılımı değildi/r. Buna rağmen, modern Batı'da düşünce, sanat ve bilim alanında ortaya konan birikimden yararlanmaktan hiçbir zaman kaçınamayız.
Ancak Türkiye, Batı ile kurduğu ilişkiyi Batı uygarlığından yararlanma ilkesi üzerine değil, hâkim güce teslim olma anlayışı üzerine kurdu. Tam bir yenilgi psikolojisiyle hareket ederek, hem kendi medeniyet iddialarını yok etti; hem de böyle yapmakla, Batı saldırısının önündeki en büyük engel olarak tarihten çekilmiş ve Batılıların dünya üzerindeki haksız hegemonyalarının önünü sonuna kadar açmış oldu.
Oysa medeniyet kurmuş hiç bir toplum, aslâ yenilgi psikolojisiyle hareket ederek ve hâkim uygarlık tecrübesinin gönüllü acentalığını veya köleliğini üstlenerek hem tarihte varlık gösteremez; hem de varlığını bile sürdüremez kolay kolay.
Şu ân geldiğimiz noktada, Türkiye, medeniyet iddialarını yitirmekle; yönünü yitirmiş, omurgası çökmüş, ufku daralmış, zihni körleşmiş, yapay kamplaşmalarla ve krizlerle vaziyeti idare etmeye çalışan ve bütün bunların kaçınılmaz sonucu olarak da karşı karşıya kaldığı sorunların sürgit kangrene dönüştüğü traji-komik bir duruma düşmüştür. Bin küsur yıldır yaşamadığımız etnik kimlik sorununun Türkiye'yi tam ortasından ikiye bölecek, sosyal düşmanlıklar üretecek ve siyasî kopuşlar doğuracak kadar tehlikeli bir boyut kazanması, buraya kadar yaptığım analizleri doğruluyor.
Bütün bunları, Numan Kurtulmuş'un Saadet Partisi'nin (SP) başına geçişini anlamlandırmak için yazdım: Millî Görüş hareketini gerçek anlamda bir medeniyet projesine dönüştürecek bir aktör, şu ân SP'nin Genel Başkanı olmuş durumda. Kurtulmuş, Türkiye'deki siyasetçilerde görülmeyen bir entelektüel derinliğe, özgüvene, ufka, samimiyete, dürüstlüğe, asalete ve tevazuya sahip bir siyasetçidir. Teşkilata ve finans kaynaklarına vaziyet edebildiği ve güçlü bir ekiple çalışabildiği ölçüde, Numan Kurtulmuş, Türkiye'nin gelecek on yılına damgasını vuracak ve medeniyet iddialarına sahip çıkarak Türkiye'ye çağ atlatabilecek uzun soluklu bir yürüyüşe öncülük edebilir. Kendisine ve ekibine başarılar diliyorum.
Yeni Şafak
.
Amerikan 'derin devlet'inin zaferi
07.11.2008
Yusuf Kaplan
The Guardian gazetesinden Jonathan Steele, 'Şimdi Obama, terörle savaşı sona erdirdiğini ilan etmelidir' başlığını attığı ve Obama'nın ABD Başkanı seçilişini değerlendirdiği dünkü yazısında, 'bugün, bir yandan sevinç günü; ama öte yandan da kâbus günü' diyor. The Guardian yazarının kâbus'tan kastettiği şey, Obama'nın başkan seçildiği gün, ABD'nin Afganistan'da sivillere düzenlediği bir hava saldırısında, 23 çocuğu ve 10 kadını katletmesi!
ABD'de bir 'zenci'nin Başkanlık'a kadar gelmesi, dünya tarihi açısından değil, Amerikan tarihi ve Batı uygarlığı tarihi açısından tarihî bir hâdisedir. Bir 'zenci'nin ABD'nin başkanlığına seçilmesinin, sadece ABD'de değil, bütün dünyada sevinçle karşılanmasının nedeni, dünyaya, tastamam orman kanunu'nun hâkim olduğu ilkel ve barbar bir zihniyetle çeki düzen veren Yahudilerin güdümündeki ve kontrolündeki neo-con'cu Bush çılgınlar taifesinin büyük bir hezimete uğramasıdır. Obama'nın başkan seçilmesi, daha 30-40 yıl öncesine kadar, zencilere handiyse 'köpek' muamelesi yapan Amerika'nın, ırk-ilişkilerinde bir hayli mesafe katettiği anlamına gelebilir.
Ama Obama, ABD'de, zenci olduğu için başkan seçilmedi. Kaldı ki, babası zenci, annesi beyaz Amerikalı biri olan Obama'nın 'zenciliği' de tartışılır. Kaldı ki, asıl mesele, deri meselesi değildir. Asıl mesele, zihniyet meselesidir: Obama, zihniyeti açısından devşirilmiş biridir: Tam bir beyaz Amerikalıdır.
Amerikalılar, Obama'yı bence üç temel nedenle başkan seçtiler: Birincisi, ülkeyi ekonomik olarak batıran, ABD'nin imajını bütün dünyada yerle bir eden, neo-con'cu çılgınların iktidarına son verecekti Amerikan halkı zaten.
İkinci neden, siyasî ve sosyolojikti: Amerika, bir ülke olarak siyasî ve sosyolojik olarak 'dağılma'nın eşiğine gelmişti. Ciddî ciddî Amerika'dan kopmak için çalışan Hispanik'ler, uzunca bir süredir, oy kullanmıyorlardı; ama bu kez, oy kullandılar. Ekonomik krizin sosyal ve siyasî yansımaları, farklı etnik kesimler arasındaki ilişkileri bozmakla kalmamış, aynı zamanda, Amerikan halkını fena hâlde yoksullaştırmıştı: Bu da ABD'yi sosyal patlamalara gebe bir ülke hâline getirmişti.
Üçüncüsü de, yine ekonomik ve siyasî nedenlerle yakından ilintili bir başka sorun yaşanmaya başlamıştı ABD'de: 11 Eylül saldırılarından sonraki süreçte, ABD, ilk kez, birliğe ve bütünlüğe şiddetle ihtiyaç hisseden bir ülke hâline gelmişti.
İşte ABD'nin sözünü ettiğim üç temel alandaki sorunlarını bir şekilde hal yoluna koyabilmek için, siyahî bir babanın ve beyaz bir annenin melez çocuğu olan Obama gibi bir figürden daha iyi bir figür bulunamazdı. O yüzden melez Obama, hem ABD'yi yeniden birleştirebilecek; hem gittikçe yoksullaşan Amerikan halkının ekonomik sorunlarını bir şekilde halledebilecek, hem de iç ve dış politikada ABD'yi yıpratan içerdeki güçleri tasfiye edebilecek 'bulunmaz hint kumaşı' gibi biriydi ABD için.
Sonuçta, ABD'de kazanan, zenciler veya Obama filan değil, Amerikan 'derin devlet'idir. Unutmayalım: ABD'de iki güç sürekli çatışma hâlindedir: Yahudilerin kontrolünde ve güdümündeki neo-con'cu çılgınlarla; başkalarının değil, yalnızca ABD'nin çıkarlarını düşünen, çoklukla WASP'tan (Beyaz, Anglo-Sakson ve Protestanlardan) oluşan 'yerli aktörler'. Elbette ki, neo-con'cular arasında da hatırı sayılır miktarda WASP var; ama bu 'kişi' ve 'güç'ler, Amerika'nın çıkarlarının büyük ölçüde Amerikan siyasetine, ekonomisine, medyasına ve akademyasına hâkim olan Yahudi'lerle işbirliği yapılmasıyla garanti altına alınacağını düşünüyorlar/dı.
Gelinen noktada, Yahudilerin güdümündeki neo-concu'ların çökertilmesinde, Amerikan derin devletinin yoğun çabalarının rol oynadığını düşünüyorum. Her taşın altında bir Yahudi parmağı aramaya kalkışacak kadar sığ biri değilim; sadece gözlerimizin önünde yaşanan somut bir gerçeğe dikkat çekiyorum: Neo-con'cuların başını çeken Dick Cheney'in Yahudi olduğunu, Bush döneminde Yahudilerin inanılmaz boyutlarda güçlendiklerini, Cheney ve şebekesinin Bush'u tam bir kukla gibi parmağında oynattığını nasıl olur da unutabiliriz ki?
Özetle, ABD derin devleti, ABD'yi felâketin eşiğine sürükleyen neo-concuları dize getirmeyi ve bunu da Obama gibi, birleştirici, toparlayıcı 'melez' bir figür üzerinden gerçekleştirmeyi başarmıştır. Sonuç itibariyle, Obama, dünya üzerindeki ABD'nin haksız hâkimiyetini meşrûlaştırmaya yarayacak bir hayli kullanışlı ve gözboyayıcı bir 'aparat'tan başka bir şey olmayacaktır.
.
Hangi/si Atatürk? (1)
10.11.2008
Yusuf Kaplan
Tabular, bu tabuları koyanların kendilerine güvenmediklerini gösterir. Tabular, korkular ve düşman icatlarıyla ayakta tutulabilir ancak; ve orada sapla saman birbirine karışır, insanların zihinleri allak bullak olur, yalan-dolan hükümfermâ olur, gerçekler hasıraltı edilir.
Tabular, sadece canlı cenazeler üretir; insanları tabutlaştırır ve ruhsuzlaştırır: Gözünü kör eder, zihnini tarumâr eder, vicdanını yok eder insanların. O yüzden tabular, (Sovyet tecrübesinde gördüğümüz gibi) bir gün yıkılmaya; korku ve düşman icatlarıyla çarpıtılan gerçekler, er ya da geç, gün ışığına çıkmaya mahkûmdur. Çünkü tabularla, yalanlar ve çarpıtmalarla yaşanamaz.
Şu ân Batı uygarlığı, kendi dışındaki bütün medeniyetleri ya yok ettiği; ya da fosilleştirerek etkisiz hâle getirdiği için, korkularla ve hayalî düşman icatlarıyla ayakta durabiliyor. Batı uygarlığının omurgasını oluşturan sekülerlik, en büyük tabu katına yükseltilmiştir. Seküler olmayan dünya tasavvurları, metafizik hakîkatler, ya seküler algılama biçimlerine göre tarif ediliyor ve böylelikle tanınamaz hâle getirilerek tahrif ve tahrip ediliyor; ya da yok sayılıyor.
Bu söylediklerime şöyle bir itiraz yöneltilebilir: Batı'da her şey eleştirilebiliyor; bu anlamda, Batı'da tabu diye bir şeyden sözetmek ne kadar mantıklı?
Evet Batı'da her şey eleştirilebiliyor ama hangi açıdan? İkincisi de, Batı'da tabu diye bir şey yok mu gerçekten?
Batı'da her şeyi eleştirebilirsiniz; ama tek bir açıdan eleştirebilirsiniz: Sadece hâkim yani seküler paradigmanın içinden. Hâkim paradigmanın dışına çıktığınız zaman, bırakınız eleştirebilmeyi, sizin varolabilmeniz, kendiniz olarak, nasıl inanıyorsanız öylece yaşayabilmeniz imkânsızlaşır: Çünkü hâkim paradigmanın dışına çıktığınız ândan itibaren marjinalleştirilirsiniz; gettolara mahkûm edilirsiniz; ötekileştirilir ve böylelikle etkisiz hâle getirilirsiniz; yani fosilleştirilirsiniz.
Türkiye'de, hâkim paradigmanın içinden de olsa eleştiremezsiniz; tabulara dokunamazsınız: Tabulara dokunduğunuz ân, 'yanarsınız'.
Peki, tabuların bu kadar sert şekiller alması, ancak 'polisiye yöntemler'le koruma altına alınması, neyin göstergesidir? Elbette ki, Türkiye'deki tabuların zorla, tepeden dayatıldığının ve bu tabuları 'polisiye yöntemler'le dayatanların kendilerine güvenlerinin olmadığının bir göstergesidir.
Yeri gelmişken söylemekte yarar var: İslâm'da tabu yoktur: Her şey tartışılabilir ve eleştirilebilir'dir. İslâm'da emirler ve yasaklar vardır; bunlara uyup uymamak kişinin özgür iradesine ve vicdanına bırakılmıştır. Yasaklar, insan hayatının, inancın, aklın, 'mal'ın ve neslin tehlikeye girdiği durumlarda işletilir.
Bugün Atatürk'ün ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen, üretilen zoraki tabular nedeniyle kafamızdaki Atatürk portresi çok karışık. Solcuların, milliyetçilerin, Atatürkçülerin ve İslâmcıların Atatürk'ü, neredeyse taban tabana zıt! Ama solcuların da, milliyetçilerin de, Atatürkçülerin de, İslâmcıların da zihin kalıpları aynı! Buyurun buradan yakın!
Bugün size, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri başlıklı kitaptan (c. II, s. 140-141) bir hayli düşündürücü, belki de 'ezber bozucu' bir alıntı yapacağım. Mustafa Kemal 'Konya Gençleriyle Konuşma' başlığıyla aktarılan konuşmasında şunları söylemiş:
'?Bozuk zihniyetli milletlerde ekseriyet-i azîme [büyük çoğunluk, yani halk] başka hedefe, münevver denen sınıf başka zihniyete maliktir. Bu iki sınıf arasında zıddıyet-i tâmme, muhalefet-i tâmme vardır. Münevveran, kitle-i asliyeyi kendi hedefine sevketmek ister; kitle-i halk ve avam ise bu sınıf-ı münevvere tâbi olmak istemez. O da başka bir istikamet tayinine çalışır. Sınıf-ı münevver, telkinle, irşadla kitle-i ekseriyeti kendi maksadına göre iknaa muvaffak olamayınca başka vasıtalara tevessül eder. Halka tahakküm ve tecebbüre [zor kullanmaya] başlar; halka istibdatta bulunmaya kalkar. Artık burada asıl tahlîlî noktaya geldik: Halkı, ne birinci usul ile, ne de tahakküm ve istibdat ile kendi hedefimize sürüklemeğe muvaffak olamadığımızı görüyoruz. Neden?'
Atatürk, sorduğu soruya kendisi cevap veriyor: Aydınlarla / elitlerle halk arasında bir uçurum olduğunu; elitlerin / aydınların fikirlerinin, 'milletimizin ideal ve ruhuyla ilgisinin olmadığını'; bu dünyada esaslı şeyler yapabilmek için 'asıl temeli kendi içimizden çıkarmak', 'milletimizin tarihini, ruhunu, geleneğini sahih, salim ve dürüst bir nazarla görmek zorunda olduğumuzu' söylüyor.
Atatürk'ün söyledikleriyle bugün geldiğimiz nokta, taban tabana zıt bir görünüm arzediyor. Bu yaman çelişkiyi, Attila İlhan, 'İnönü diktası'nın ve kapıkulu gibi çalışan yetersiz, yeteneksiz entelijansiyasının 'cinayet'leriyle açıklamamız gerektiğini söylüyor.
Cuma günkü yazıda, bu önemli tartışmayı sürdüreceğiz?
.
Hangisi Atatürk? (2)
14.11.2008
Yusuf Kaplan
Okuyuculardan gelen yoğun talep üzerine, önceki yazıda, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri başlıklı kitaptan yaptığım kısa alıntının tamamını buraya alıyorum. 20 Mart 1923 tarihinde gerçekleşen ve 'Konya Gençleriyle Konuşma' başlığıyla yayımlanan konuşmasında Mustafa Kemal şunları söylemiş:
'?Bozuk zihniyetli milletlerde ekseriyet-i azîme [büyük çoğunluk, yani halk] başka hedefe, münevver denen sınıf başka zihniyete maliktir. Bu iki sınıf arasında zıddıyet-i tâmme, muhalefet-i tâmme vardır. Münevveran, kitle-i asliyeyi kendi hedefine sevketmek ister; kitle-i halk ve avam ise bu sınıf-ı münevvere tâbi olmak istemez. O da başka bir istikamet tayinine çalışır. Sınıf-ı münevver, telkinle, irşadla kitle-i ekseriyeti kendi maksadına göre iknaa muvaffak olamayınca başka vasıtalara tevessül eder. Halka tahakküm ve tecebbüre [zor kullanmaya] başlar; halka istibdatta bulunmaya kalkar. Artık burada asıl tahlîlî noktaya geldik: Halkı, ne birinci usul ile, ne de tahakküm ve istibdat ile kendi hedefimize sürüklemeğe muvaffak olamadığımızı görüyoruz. Neden?'
'Arkadaşlar, bunda muvaffak olmak için münevver sınıfla halkın zihniyeti ve hedefi arasında tabiî bir intibak olmak lâzımdır. Yanı, sınıf-ı münevverin halka telkin edeceği mefkûreler [fikir ve hedefler] halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Halbuki bizde böyle mi olmuştur? O münevverlerin telkinleri milletimizin ideal ve ruhundan alınmış mefkûreler midir?'
'Şüphesiz, hayır! Münevverlerimiz içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat, umumiyet itibariyle şu hatamız vardır ki, tetkikat ve tetebbuatımıza zemin olarak alelekser [çoğunlukla] kendi memleketimizi, kendi tarihimizi, kendi ananelerimizi [geleneklerimizi], kendi hususiyetlerimizi ve ihtiyaçlarımızı almalıyız. Münevverlerimiz belki bütün cihanı, bütün diğer milletleri tanır, lâkin kendimizi bilmeyiz.'
Münevverlerimiz, milletimi en mesut millet yapayım der. Başka milletler nasıl olmuşlar, onu da aynen öyle yapalım der. Lâkin düşünmeliyiz ki, böyle bir nazariye hiçbir devirde muvaffak olmuş değildir. Bir millet için saadet olan şey, diğer millet için felâket olabilir. Aynı sebep ve şerait birini mesut ettiği halde, diğerini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından [ilerlemesinden] istifade edelim; lâkin unutmayalım ki, asıl temeli, kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.'
'Milletimizin tarihini, ruhunu, geleneklerini sahih, salim, dürüst bir nazarla görmeliyiz. İtiraf edelim ki, hâlâ ve hâlâ münevveranımızın gençleri arasında halk ve avama tetabuk muhakkak değildir [aydınlarla halk arasında uyum, kesinlikle sağlanabilmiş değildir]. Memleketi kurtarmak için bu iki zihniyet arasındaki ayrılığı durdurmak, yürümeye başlamadan evvel, bu iki zihniyet arasındaki tetabuku tevlit etmek [uyumu sağlamak] lazımdır. Bunun için de biraz avam kitlesinin yürümesini tacil etmesi [hızlandırması], biraz da münevverlerin çok hızlı gitmesi lazımdır. Lâkin halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak, daha çok ve daha ziyade münevverlere teveccüh eden [düşen] bir vazifedir.' (s. 140-141).
Gördüğünüz gibi, Atatürk'ün söyledikleriyle bugün geldiğimiz nokta arasında hiçbir ilişki yok; aksine büyük bir çelişki var.
Burada Mustafa Kemal neredeyse tam bir 'İslâmcı' gibi konuşuyor. Ayrıca Konyalı gençlerle yaptığı konuşmada söyledikleri, sadece o zamana ve bir defaya mahsus şeyler değil. Mustafa Kemal'in buna benzer çok sayıda beyanatı, konuşması var: Meselâ Atatürk, Sivas Kongresi sırasında bizzat kendisinin yayımladığı ve her sayısında bir yazısının yer aldığı İrade-i Milliyye gazetesinde, Anadolu'ya geçmesinin temel nedeninin 'İstanbul'u (yani Osmanlı'yı) ve hilâfeti kurtarmak' olduğunu açık açık ve defalarca yazıyor.
Meclis açılırken Kur'ân hatimlerinin yanısıra Buhari-i Şerifler okunuyor! İşin şaka kaldırır yanı yok yani. Dahası Atatürk, hem Sahih-i Buhari'nin 12 ciltlik tercümesini, hem de İslâm dünyasının hâlâ aşılamaz düzeydeki 9 ciltlik tefsirini, Hak Dini ve Kur'ân Dili'ni yazdırıyor Elmalılı'ya. Hatta 1939 yılında, Atatürk'ün ölümünden bir yıl sonra, Harp Okulu'nu birincilikle bitiren öğrenciye Hak Dini ve Kur'ân Dili hediye olarak veriliyor!
Ama öte yandan da, Türkiye, Atatürk'ün söyledikleriyle (devrimler ve sonraki süreçte) taban taban zıt bir yol takip ediyor: Türkiye, medeniyet değiştiriyor, medeniyet iddialarını terk ediyor; Anadolu yarımadasına hapsoluyor ve medeniyet ufkunu, 'emperyal vizyon'unu yok ediyor; böylelikle büyük bir ufuk daralması yaşıyor.
Atatürk'ün buraya alıntıladığım sözleri ile bugün geldiğimiz nokta arasındaki yaman çelişkiyi neyle ve nasıl açıklamak gerekiyor acaba?
Çağ körleşmesi, Diriliş ufku ve varoluş yolculuğu (1)
17.11.2008
Yusuf Kaplan
ABD'de patlak veren, Almanya, İngiltere, Rusya ve Çin'e de derinlemesine yayılan ekonomik kriz, seküler-kapitalist Batı uygarlığının 150 yıldır yaşadığı felsefî krizin zorunlu bir sonucu.
Kapitalist ekonomik sistem, seküler dünya tasavvurunun ürünüdür. Avrupa'da Kilise Hıristiyanlığı'nın Protestanlaşması, beraberinde ?Protestan ahlâkı?yla birlikte, hem hayatın, hem de Hıristiyanlığın sekülerleşmesini de getirmiş ve sekülerleşen Protestan ahlâkı, kaçınılmaz olarak kapitalizmin neşvünemâ bulmasına zemin hazırlamıştır.
Şöyle söyleyelim: Pratik ahlâkın öncelenmesi (yani fizik gerçekliğin, yani bu dünyanın, yani araçların, yani bilim ve teknolojinin mutlaklaştırılması), kaçınılmaz olarak pratik ahlâkın pragmatik ahlâka dönüşmesine; bu da, çıkar'ın mutlaklaştırılmasına ve hayatın çatışma kavramı etrafında kurulmasına ve dönmesine yol açmıştır: Pratik ahlâkın pragma'ya yol vermesi ise kaçınılmaz olarak pragmanın pranga'ya dönüşmesiyle sonuçlanmıştır: Foucault'nun üretilen dünyayı ?modernliğin hapishanesi? olarak tanımlaması; Weber'in, modernliği, ?demir kafes? olarak tanımlaması ve anlam krizi ile özgürlük kaybı gibi iki esaslı soruna neden olduğundan sözetmesi, modernliğin omurgasını, ruhunu oluşturan seküler dünya tasavvurunun yaşadığı felsefî krizin telâffuzundan başka bir şey değildi/r.
Nitekim, ikinci sanayi devriminin yavaş yavaş palazlanmasıyla birlikte, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı uygarlığı yaşadığı felsefî krizi iliklerine kadar hissetmeye başlamıştır: Batı uygarlık tarihçilerinin Batı uygarlığının bu son dönemini veya evresini ?bunalımlar çağı? olarak tarif etmeleri, o yüzden, boşuna değildir. 19. yüzyılın ikinci yarısı, aydınlanma çağı'nın, dolayısıyla modernliğin vaatlerini gerçekleştirememesi üzerine karşı-aydınlanma ya da romantik çağ olarak adlandırılan bir çağdır: Felsefede, sanatta ve sosyal hayatta gözlenen yeni arayışlar, Batı uygarlığının felsefî, sanatsal, sosyal ve siyasî olarak büyük bir krizin eşiğine sürüklendiğini haber veren ve modernliğin çöküşünü ilan eden arayışlardır.
Ne var ki, bu arayışlar, modernliğin sonunu ilan etmekten başka esaslı bir çıkış yolu öneremediler: Sonuçta, ulus-devlet çöktü; Avrupa, iki büyük savaş yaşadı ve tarumar oldu; Avrupa'nın yerine, kısmen ulus-devlet ötesi bir örgütlenmeyi başaran, pragma'yı her şeyin başı ve kalkış noktası hâline getiren ABD yerleşti; Tanrı, hayattan kovuldu; kâinât tahrip edildi; gezegenimiz büyük saldırılara ve yıkımlara maruz bırakıldı; akıl, hapishaneye kapatıldı, din-dışı kutsallıklarda inanılmaz bir patlama yaşandı ve her alanda neo-paganizm biçimleri pıtrak gibi bitmeye başladı; toplum çözüldü, atomize oldu ve birey, fetişlerine ve dizginleyemediği ayartıcı arzularına ve hazlarına hızla kaçıverdi; sonuçta izafîleşme, tek esaslı felsefî söylem katına yükseldi.
İşte bütün bunlar, modernlik meydan okuması'yla birlikte, adına ayartıcı bir şekilde dünyayı ?medenîleştirme süreci? denilerek dünyanın bütün mevcut medeniyetlerini ya yok eden ya da fosilleştiren, Heidegger'in deyişiyle varoluşa varoluşsal bir saldırı gerçekleştiren seküler-kapitalist tecrübenin aslında bütünlüğü esas alan medeniyet fikrini yok etmesinin kaçınılmaz sonuçlarıydı ve modern seküler Batı tecrübesinin, dünya üzerinde büyük bir hegemonya kurmasına rağmen, insanlığı, büyük bir varoluş, hakîkat, değerler ve bilgi bunalımının eşiğine sürüklemekten; dolayısıyla kültürel, siyasî ve ekonomik olarak tam bir tıkanmanın ve kaosun eşiğine getirmekten başka bir şey öneremediğinin yakıcı göstergeleridir.
Oysa izafîleşmenin felsefî temeli hâline geldiği bir ?uygarlık?, hem kendisini, hem de dünyayı büyük bir bunalımın, kaosun ve çatışmanın eşiğine sürüklemekten başka bir şey yapamaz/dı. Bu bunalımdan çıkışın tek yolu var: İnsanlığa yeniden hakîkati, adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği hatırlatacak, bütünlük fikri'ne dayanan yeni bir medeniyet atılımı gerçekleştirmek. İşte bu atılımı gerçekleştirecek fikir, Bediüzzaman ve Sezai Karakoç tarafından Türkiye'de geliştirilmiştir.
Cumartesi günü Fatih Belediyesi, bir Sezai Karakoç sempozyumu düzenledi. Bu sempozyumda Sezai Karakoç'un medeniyet fikri/yatı, çeşitli yönleriyle tartışıldı.
Cuma günkü yazıda sempozyum dolayımında insanlığın nasıl zihinlerimizi ve vicdanlarımızı körleştirici bir çağ körleşmesi sorunu yaşadığını, bu çağ körleşmesinin, Bediüzzaman'la birlikte farkına varabilen ve nasıl aşılabileceğini gösteren iki önemli düşünürden biri olan üstad Sezai Karakoç'un medeniyet fikriyatının önümüze nasıl yepyeni bir ufuk ve koridor açtığını; bu diriliş ufkunun ve koridorunun nasıl esaslı bir varoluş yolculuğuna dönüştürülebileceğini göstermeye çalışacağım.
.
Çağ körleşmesi, Diriliş ufku ve varoluş yolculuğu (2)
21.11.2008
Yusuf Kaplan
İnsanlık tarihinde, daha önceki dönemlerde yaşanmayan; dünyada olup bitenleri de, kendi yaşadıklarımızı da anlamamızı zorlaştıran; algılama, görme ve bakış açılarımızı sakatlayan nevzuhûr bir durumla karşı karşıyayız: Tarihte ilk kez tek bir ?uygarlık?ın, tek bir algılayış, duyuş ve yaşayış biçiminin, açık ve örtük kontrol ve kolonizasyon biçimleriyle bütün küre ölçeğinde hâkim kılındığı bir zaman diliminde oraya buraya sürükleniyoruz.
Yalnızca Batılıların zeitgeist'larının (zamanın ruhu'nun), seküler algılama, görme, bakış açısı ve yaşama biçimlerinin yaygınlaştırıldığı, başka zeitgeist'lara, medeniyetlere varolma ve hayat hakkı tanınmadığı dondurucu bir kış mevsimi bu. İşte bu durum, zamanı durmuştur; çünkü Batılıların ürettiği seküler algılama ve yaşama biçimleri, bütün dünyaya hâkim kılınmıştır. Artık farklı medeniyetler ve toplumlar, kendi zamanlarını yaşa/ya/mıyorlar; Batılıların ürettiği seküler zamanın, seküler algılama, duyuş ve yaşama biçimlerinin içine fırlatılmış gibiler sadece.
Bu durum, tarihi de donmuştur: Tarihi yalnızca Batılılar yapıyor. Batılıların dışındakiler, tarihi yapamadıkları, tarihte tatile çıktıkları, Batılıların yaptıkları seküler tarihin içinde kayboldukları, eritildikleri için oraya buraya sürüklenmekten başka bir şey yapamıyorlar.
Sonuçta, bütün dünyada tek bir zeitgeist'ın hâkim kılınması, zamanın durması, tarihin donması; Batı dışındaki medeniyetlerin ve toplumların, bu çağa, seküler algılama ve yaşama biçimlerine hapsolmalarına, dolayısıyla baştan çıkarıcı bir çağ körleşmesi sorunu yaşamalarına yol açıyor.
Sonuç, Batı dışındaki toplumların kendi tarihlerine, kendi sorunlarına bakarken bile yalnızca seküler / Batılı bakış açılarıyla bakıyor olmaları gibi bir ?cinayet?in zuhur etmesidir. Bu, bir kendi-kendine intihar biçimidir: Çünkü siz kendi'niz değilseniz, sizin kendi dili'niz, kendi bakış açılarınız yoksa, yok olmuşsa, o zaman, siz de yoksunuz, yok olmuşsunuz, demektir: Sizin konuştuğunuz bir dil'iniz, baktığınız bir göz'ünüz, bakış açı'nız yoktur, yok olmuş, demektir.
Bu durumda, sizin varolduğunuzdan, tarihi sizin (de) yaptığınızdan, dünyaya sizin dil'inizle, sizin göz'ünüz ve bakış açınızla ürettiğiniz esaslı fikirler, sanat eserleri, hayat biçimleri, duyuş ve davranış modelleri sunabildiğinizden elbette ki, sözedilemez. Bu, sizin varolamadığınız; aksine yok olduğunuz, üstelik de bizzat kendi ellerinizle kendinizi yok etmek gibi bir garabeti ve cinayeti işlediğiniz anlamına gelir. Yaptığınız tek şey, Batılıların seküler zamanının içinde yaşadığınız için, Batılıların seküler algılama, varolma, duyma ve yaşama biçimlerini yeniden-üretmeniz ve meşrûlaştırmanızdan, dolayısıyla ?körleşme?niz ve ?köleleşmeniz?den ibarettir.
İşte üstad Sezai Karakoç, tam da bu çağ körleşmesine ve ?köleleşme?sine karşı esaslı bir diriliş hamlesi başlatmıştır. Bizi metamorfoza uğratan, Batılıların gönüllü zihnî kölesi kılan bütün Batılı / seküler algılama biçimlerini yıkan, Cumhuriyet tarihimizin ilk düşünürüdür: Batılılaşmanın, sekülerleşmenin medeniyet iddialarımızı ve ruhumuzu yok ettiğini, bizi intiharın eşiğine sürüklediğini görmüş; bütün zamanları kucaklayabilen, bütün zamanları seferber edebilen, bütün zamanların çocuğu olabilen ve bütün zamanları kendi çocuğu kılabilen bir medeniyet ufku ve yolculuğu armağan etmiştir bize Sezai Karakoç.
Sezai Karakoç, Bediüzzaman ve Necip Fazıl'la birlikte, yaşadığımız Batılılaşma / sekülerleşme biçimlerine esaslı bir ?semantik müdahale?de bulunmuş; bizi körleştiren ve ?köleleştiren? seküler algı kapılarını kırarak, ilhamını Kur'ân'dan, Hz. Peygamber'den, İslâm düşünce ve sanat geleneğinden alan esaslı bir medeniyet yürüyüşü ve yolculuğu başlatmıştır.
Sezai Karakoç, kendi entelektüel tarihimizi yeniden başlatan, tarihi ve zamanı zihnî düzlemde yeniden harekete geçiren, dalga-kırıcı ve dalga-kurucu bir çığır açmıştır. O yüzden, Sezai Karakoç, entelektüel tarihimizde, bize kendi zamanımızı yaşatan, kendi dilimizi kurdurtan, kendi bakış açılarımızı armağan eden, kendi medeniyet yolculuğumuzu yeniden hatırlatan ve başlatan bir milattır. Hatırlatmakta yarar var: Elbette ki, Bediüzzaman ve Necip Fazıl olmasaydı, Sezai Karakoç olmazdı.
Bize düşen şey, Sezai Karakoç'un ektiği diriliş tohumlarını, ilimde, düşüncede, sanatta ve hayatımızın bütün alanlarında derinlemesine ekerek ete kemiğe büründürecek esaslı, sarsılmaz ve savrulmaz bir varoluş yolculuğuna soyunmak, bunun için de, önce hakîkat medeniyetinin fikrî yemişlerini yeşertecek, sonra da bunu hayata geçirme ?savaş?ı verecek öncü bir varoluş kuşağı yetiştirmektir.
.
Çarşafın 'rozetlediği' zihniyet
24.11.2008
Yusuf Kaplan
Çarşafla onyıllardır mücadele eden, çarşafa ve çarşafın simgelediği her şeye inanılmaz bir lanet edebiyatı geliştiren bir zihniyetin ve bu zihniyetin temsilcilerinin çarşafa rozet takma girişimini nasıl okumak gerekiyor acaba?
CHP lideri Deniz Baykal'ın çarşafa rozet takması, Türkiye'de bugüne kadar özenle perdelenen bu zihniyeti bütün çıplaklığıyla açık ediyor, deyim yerindeyse, çarşaf çarşaf orta yere seriyor.
Baykal'ın çarşafa rozet takması, bazı kimseler ve kesimler tarafından bir 'ikiyüzlülük' örneği olarak nitelendirildi. Baykal'ın çarşafa rozet takmasını, çarşafla ve çarşafın bir şekilde temsil ettiği İslâmî değerlerle akıl almaz şekillerde mücadele eden bir partinin 'ikiyüzlü' kişiliğini ele verdiğini söylemek elbette yanlış değil. Ama eksik. Eksik; çünkü bu davranış, sadece bir sonuç. Salt sonuçlara bakarak bir şeyi, bir davranışı, bir tutumu değerlendirmek son derece zor ve yanlıştır.
Önemli olan, bu 'ikiyüzlülük' sonucunu doğuran asıl nedeni görmektir. 'İkiyüzlülüğü' doğuran asıl nedeni görebilmenin en iyi ve kışkırtıcı yollarından biri, çarşafla onyıllardır kavgalı olan bir partinin Genel Başkan'ının bu davranışını, tam tersi bir şekilde, 'iktidara gelebilmek için olumlu ve zorunlu bir adım', hatta 'atılım' olarak yorumlayan kişilerin bu tavırlarına biraz yakından bakmak olabilir mesela...
İşte o zaman, burada şaşırtıcı ve yakıcı bir gerçekle karşılaşacağımızı göreceğiz. O şaşırtıcı ve yakıcı gerçek şu: Baykal'ın çarşafa rozet takmasını 'ikiyüzlülük' olarak nitelendirip 'olumsuz' bir şekilde okuyanlarla; 'CHP'nin iktidara gelmesi için zorunlu bir adım, bir atılım' olarak nitelendirip 'olumlu' bir davranış olarak okuyanların zihniyetleri görünüşte farklı da olsa, zihin kalıpları aynı.
Bu görünüşte iki zıt zihniyetin ortak zihin kalıbının şifresini şöyle deşifre edebiliriz: Bu ortak zihin kalıbının en temel özelliği, vaziyeti kurtarmak, vartayı atlatmak'tır. Yani oportünizm'dir.
CHP, çarşaf üzerinden iktidara yürümek istiyor. CHP'nin çarşafa CHP rozeti takmasını 'ikiyüzlülük' olarak nitelendirenler, 'eğer CHP gerçekten samimi ise, samimi olduğunu göstermeli ve başörtüsü yasağına karşı olduğunu, hatta başörtüsü yasağını kaldırmaktan yana olduğunu açıkça beyan ve ilan etmeli' filan diyorlar. Yani CHP'yi 'ikiyüzlülük'le suçlayanlar, CHP'nin başörtüsü yasağına karşı çıkmakla, hatta eğer iktidara gelirse, başörtüsü yasağını kaldırmakla ancak bu ikiyüzlülük suçlamasından kurtulabileceğini; hatta 'CHP, başörtüsü yasağını kaldırsın da ne yaparsa yapsın' diyenler de, sadece vaziyeti kurtarmak, vartayı atlatmak, olarak nitelediğim oportünizm'in pençesinde kıvrandıklarının ne kadar farkındalar acaba? Bunun, çarşafı iktidar fırsatı olarak görenlerin oportünizm'lerinden ne farkı var?
CHP'yi 'samimi olmaya davet' edenlere sormak gerekiyor: Mesele, başörtüsü yasağının kaldırılması mıdır? Başörtüsü yasağı kaldırıldığında 'her şey bitecek' mi?
Benzer bir soruyu, çarşafı şimdiye kadar lanetleyen ama 'bu işin sonunda CHP iktidara gelecekse, bu bir atılımdır' diyenlere de sormak gerekiyor: CHP, iktidara gelince 'her şey bitecek' mi?
Bu iki zıt zihniyet mensuplarına sorduğumuz aynı soruya verilen cevabın aynı olacağından kuşku duyanınız var mı acaba? Bir taraf için, yasak kalktığında her şey bitecek; diğer taraf içinse CHP iktidar olduğunda her şey bitecek. Verilecek cevap, aynı cevap olacak.
Oysa, çarşafa takılan rozet, sivil ve sivil olmayan bürokrasi üzerinden Türkiye'ye haksız ve hukuksuz yollarla çeki düzen veren; kapalı, baskıcı, totaliter rejimlerin antikası, alâmet-i fârikası, kalıntısı, enkazı bir ideolojinin ve bu ideolojinin Baasçı elitokrasisinin ne kadar tabansız, dayanaksız, dayanıksız olduğunu; o yüzden de ne kadar acımasızlaşabileceğini, vicdansızlaşabileceğini, fırsatperestleşebileceğini, çıkarperestleşebileceğini gösteren ürpertici ama çok güçlü bir simgedir.
Bu simgenin işaretlediği, işaret ettiği zihniyet, Türkiye'yi de satabilecek bir zihniyettir. Bu zihniyet, bu toplumun yegâne ruhu, yegâne iddiası, yegâne hayat, tarih, dinamizm ve gelecek kaynağı olan İslâm'ı şeytanlaştırıp, kurutup, kötürümleştirip, hayatımızdan uzaklaştırıp haraç mezat satmadı mı, kaldırıp atmadı mı? Böylesine çarpık, sarsak, savruk ve 'korkak' bir zihniyetin satmayacağı bir şey elbette ki yok. İşte bu ürkütücü bir şey. Çarşafın rozetlediği, belirginleştirdiği, açık ettiği şey, işte bu ürpertici zihniyettir.
.
Kurban: Varoluşun derûnî mânâsına yak/ın/laşmak
08.12.2008
Yusuf Kaplan
Allah, Yaratan'dır; bütün varlıklarsa yaratılan. Allah, bâkî'dir; bütün varlıklarsa fânî.
İnsan, Allah'ın kendi ruhundan üflediği bir varlıktır. Allah, insanı, Hakîkat'i yeryüzünde tahakkuk ettirme emânet ve ?hilâfet?yle mükellef kılmıştır. Bu mükellefiyet ve teklife mukabil olarak, Allah, bütün varlıklar arasında yalnızca insana, Akıl, İrade ve Kelâm nimetlerini bahşetmiştir.
Ancak insan, bu husûsî kabiliyet ve melekeleriyle, melekût âlemine yükselecek bir eşref-i mahlûkât (yaratılmışların en şereflisi) olduğunu da gösterebilecek; mülk âleminin melîk'i (kralı, sahibi) zannıyla, kendisini tanrılaştırmaya kalkışıp kendisine yüklenen emânet ve hilâfete isyan ederek, hayatı hem kendisi için, hem de diğer varlıklar için yaşanılamaz hâle, cehenneme dönüştürebilecek ?esfel-i sâfilîn? (aşağıların en aşağısı) bir varlık olduğunu da ortaya koyabilecek bir mahiyette, hüviyette ve hürriyette yaratılmıştır.
Başka bir ifadeyle: İnsan, Yaratıcı ve bütün yaratılmışlarla üns'iyet kesbedebilecek yüce bir varlık olma imkânlarına da sahiptir; bu üns'iyeti yitirebilecek bir nisyan (unutma ve isyan) derekesine düşebilecek zaaflara da.
İnsan, akıl, irade ve kelâm nimetleriyle teçhiz edildiği için, bu iki yöne temayül etme konusunda hürdür. Eğer insan, ubudiyetini (kulluk mükellefiyetlerini) hatırlayarak Yaratıcı ve bütün yaratıklarla ünsiyet kesbedebilecek bir yolu tercih ederse, Allah'tan başka hiçbir şeyi Rabb (Tanrı) edinmeyerek, hem kendisinin, hem de bütün varlıkların ne için yaratılmışlarsa onun için ve o mükellefiyetlerini yerine getirecekleri şekilde hür olarak varolmalarını sağlayabilir. Yok eğer insan, ubûdiyetini unuturak, Rubûbiyet (tanrılaşma) iddiasına soyunmaya, dünyaya ve hayata Tanrı'yı hiçe sayarak çeki düzen vermeye kalkışırsa, hem kendi hürriyetini kaybeder; fânî kendi nefsine / egosuna, fânî dünyanın ve nefsinin arzularına teslim olmaktan, onları fetişleştirerek, yücelterek, onlardan başka hiçbir şeye önem vermeyerek onların kulu ve kölesi olmaktan, dolayısıyla vicdansızlaşmaktan; Rabbine, kendisine ve dünyaya, diğer varlıklara yabancılaşmaktan, duyarsızlaşmaktan; hem de böylelikle başka varlıkların hürriyetlerine ve hüviyetlerine (kimliklerine / varlıklarına) kast etmekten kendisini kurtaramaz.
İşte Kurban ve bayramı, Rubûbiyet iddiasına soyunmak yerine, ubûdiyetlerini hakkıyla yerine getirmelerine imkân sağlayarak, insana ve diğer varlıklara gerçek hürriyetlerini bahşeden, dünyevî ve uhrevî hayatta eşsiz nimetler (kevserler) lutfeden çok katmanlı, derûnî bir vasat ve vasıtadır.
Kurban, kısaca, yakınlaşmak demektir. Kurban kesme işlemi, insanı aynı ânda, üç şeye yakınlaştırır: Ölüme, hayata ve Rabb'ine.
Kurban'ı, ?hayvan katliamı? olarak görenler, insanların, tabiatın ve Tanrı'nın yok edilmesinin nasıl önlenebileceği konusunda hiçbir esaslı fikirleri, önerileri, çözümleri hatta (en azından bazılarının) bu konularda samimiyetleri olmadığına fiilen tanık olduğumuz kişilerdir.
Kurban vecîbesinden bahsedilen Kevser sûresinden önceki Mâ'ûn sûresinde dini, dinin hayat bahşedici hakîkatlerini inkâr edenlerin, vicdanlarını yitirdiklerine dikkat çekilerek, namazı kılıp da zekâtı ve her türlü hayrı / iyiliği, yardımlaşmayı ihmal ve terk eden Müslümanlara lanet edilir. Çünkü namaz, insanı -bütün kötülüklerden uzaklaştırarak- varkılar, insanı insan kılar. Namazın insanı kötülüklerden uzaklaştırmadığı insanların, tıpkı kâfirler gibi, vicdanları yok olabilir; onların kıldığı namaz, namaz olma özelliklerini yitirir.
İşte Kevser sûresinde, Allah bize, namaz kılmamızı ve ardından da en değerli şeylerimizi kurban etmemizi emreder. Ancak namaz kılıp da en değerli şeylerimizi Allah rızası için feda ve kurban ettiğimiz zaman, hakkıyla kul olacağımızı (özgürleşebileceğimizi ve başka varlıkların varolma hak ve özgürlüklerine sahip çıkabileceğimizi) ve en değerli şeylerimizin kıymetini bilebileceğimizi hatırlatır bize.
Sonuçta kurban, en değerli şeylerimizden vazgeçebildiğimiz ettiğimiz zaman, ölümün hakîkatine vakıf olabileceğimizi, vicdan sahibi bir varlığa dönüşebileceğimizi, böylelikle hayatta bütün varlıklara daha şefkatle, merhametle yaklaşabileceğimizi gösterir ve öğretir: Ancak en değerli şeylerimizden vazgeçebilirsek, Allah bize bütün dünyevî ve uhrevî nimetlerin, hakîkatlerin ve iyiliklerin kapısını açar; işte o zaman, hayat-memât boyutlarında seyreden varoluşun derûnî mânâsını kavrayabilir ve bize yüklenen emâneti bihakkın yerine getirerek daha âdil, daha kardeşçe, daha huzûr ve sükûn içinde yaşayarak bayrama dönüştürebiliriz hayatı. Ne mutlu bu türden kişilere, diyerek, bayramınızı bütün kalbî duygularımla tebrik ediyorum.
..
.
İki kişilikli ve ehliyetli aday
15.12.2008
Yusuf Kaplan
Türkiye'nin 'yönetilemez' bir ülke hâline getirilmesine yol açan sorunlarından biri, 'yerel yönetimler' sorunudur. Türkiye'de gerçek anlamda 'yerinden yönetim' anlayışına dayanan bir yerel yönetim anlayışı maalesef yoktur ve bu konuda Ömer Dinçer'in hazırladığı yerel yönetimler reformu taslağı, bu taslağa en fazla sahip çıkması gereken sol-sosyal demokrat-laik çevrelerin gürültü-patırtıları sonrasında rafa kaldırılmıştır. Sadece bu fenomen bile, Türkiye'de solun özgürlükçü, halktan ve haklardan yana değil, gerçekte nasıl faşizan, baskıcı, jakoben genlere ve özelliklere sahip olduğunu göstermeye yeter, sanırım.
Türkiye'de yerel yönetimlerin başının belediye başkanları değil de, valiler olması, Türkiye'deki sistemin baskıcı, tepeden-inmeci yapısının bir başka göstergesidir. Valilik sistemi, Baasçı, komünist sistemlere özgü bir uygulama olarak çoktan tarihin çöp sepetini boyladı; ama Türkiye, bu kadar ilkel bir sistemi tartışmaya bile cesaret edemiyor. Neden acaba?
Bütün bunlar, Türkiye'de esaslı bir temsiliyet ve meşrûiyet krizi olduğunun göstergeleridir. Türkiye, öznesi halk olmayan bir sistemle yönetilmeye çalışılıyor hâlâ. O yüzden halka hep kuşkuyla bakılıyor; halkın talepleri oligarşik mekanizmalar tarafından kolaylıkla devre dışı bırakılabiliyor.
Rotasını ve iddialarını yitirmiş bir ülkede, hiç olmazsa yerel yönetimlerde artık halkın özne olabileceği bir düzenek kurulmalıdır. Yerel yönetimlerin yolsuzluklarla birlikte anılır hâle gelmesi, yerel yönetimlerde yapılabilecek esaslı işleri ihmal etmemizi gerektirmez, gerektirmemeli.
Geçtiğimiz haftalarda sevgili dostum Mehmet Tokkan'ın daveti üzerine Sakarya İlim ve Hikmet Vakfı'nda nezih bir dostlar grubuna gece geç saatlere kadar süren bir konferans verdim. Konferanstan sonra Sakarya Belediye başkan adaylarından Esat Pınarbaşı ve birkaç arkadaşla birlikte neredeyse sabaha kadar süren bir toplantı yaptık.
Esat Bey, Sakarya için düşündüğü projelerini anlattı. Sakarya'nın -orijinal fikri Sokollu'ya ait olan- Hamburg gibi bir liman şehrine dönüştürülmesinden dünya şehirleriyle ortaklaşa büyük projelere girişilmesi amacıyla geliştirdiği 'Küresel Yatırım Koordinasyon Merkezi' projesine, FÜTZ ve PEST adıyla adlandırdığı ulusal ve uluslararası sermayeyi Sakarya'ya çekecek ekonomik, teknolojik ve kültürel projelere, şehrin İstanbul'un yükünü hafifletecek gelişmiş ama kimlikli büyük bir cazibe merkezi hâline getirilmesine kadar bir yığın projesini anlattı bize.
Esat Pınarbaşı, hem dürüst, kişilikli, güven veren, işinin ehli biri; hem de uluslararası önemli kişi ve kuruluşlarla büyük çalışmalara imza atmış bir kişi. Esat Bey'in hem kişiliği, hem de projeleriyle beni etkilediğini itiraf etmeliyim.
Geçtiğimiz hafta, Üsküdar'da AKP Üsküdar ilçe başkanı öncü eğitimci Zekeriya Erdim'in ve sevgili düşünür-yazar ağabeyim Mehmet Ali Bulut'un çabalarıyla Üsküdar belediye başkanı adaylarından Çağrı marketlerinin sahibi Mustafa Kara'nın projelerini ve hedeflerini anlattığı, Türkiye'nin çeşitli sorunlarını enine boyuna tartıştığımız nezih bir toplantıya katıldım.
Mustafa Kara da, Esat Pınarbaşı gibi güven veren, idealist, iddialı ve halkla iç içe biri. Üzerinde yoğunlaştığı mesele, gerçek anlamda yerinden yönetim meselesi: 'Halk, kendi şehrini yönetebilmeli', diyor Mustafa Bey. Bunun için geniş kapsamlı bir halkla ilişkiler merkezi kurmayı tasarlıyor. Mustafa Kara, bir belediye başkanının hedeflerinin kısa, orta ve uzun vadeli olması, hedeflerini çok net ve kalıcı projelere yönelerek belirlemesi gerektiğini 'hedefsiz yelkenliye, hiçbir rüzgâr yardım edemez' sözüyle özetliyor. Üsküdar'ın tarihî ve kültürel misyonuna uygun büyük kültürel projelere imza atacağını söylüyor. Üsküdar'ın kültür ve ticaret şehri yapılması, şehrin kimliğinin korunması, sağlıklı yapılaşma gibi temel konularda önemli projeleri olduğunu anlıyorum yaptığımız toplantıdan.
Burada bizzat görüştüğüm ve fikirlerini, projelerini önemsediğim iki değerli başkan adayından sözettim. Şimdiye kadar ilk defa böyle bir şey yapıyorum. Eğer bu adaylar, başkan seçildiklerinde iş tutuş tarzlarında ve vaatlerini yerine getirmekte bir problem görürsem, onların yakasına yapışacağımı kendilerine ilettim.
Son olarak, yerinden yönetime, bunun için de kişilikli, güvenilir ve ehliyetli yöneticilere ekmek kadar, su kadar ihtiyaç hissettiğimizi söylemek bile gerekmiyor.
Not: Bugün, Tepebaşı'ndaki Marmara-Pera Otel'de Amerikalıların düzenlediği, Medya'da İslâm'ın sunuluş biçimlerinin tartışılacağı 'Faith in Media' başlıklı bir sempozyum var. Ben de, saat 14.30-15.30 arasında bir tebliğ sunacağım. İlgilenen okuyuculara hatırlatmış olayım-YK.
Yeni Şafak
.
Suriye gezisi-1: Medeniyet ufku ve turist bakışı
22.12.2008
Yusuf Kaplan
Geçtiğimiz hafta Türkiyeli bir grup yazar, sanatçı ve gazeteciyle birlikte Suriye'nin özel Mas Şirketler Grubu'nun daveti üzerine Suriye'deydik. Davetin sahibi, fiilen Mas Şirketler Grubu'ydu; ama bu girişimin arkasında son iki yıldan bu yana yoğunlaşan Türkiye-Suriye ilişkilerini daha da derinleştirmeyi amaçlayan Suriye yönetiminin olduğu çok aşikâr/dı.
Türkiye-Suriye ilişkileri, yakın tarihte tanık olmadığımız kadar derinlikli boyutlar kazandı. Şu ân Türkiye'nin en yakın ilişki içine girdiği ülke Suriye. İki kardeş ülke arasındaki ilişkilerin bu kadar samîmî, sıcak ve derinlikli boyutlar kazanmasında özellikle bir ismin çok özel bir yeri var: Ahmet Davutoğlu.
Ahmet Davutoğlu, düşünür kişiliğiyle Türkiye'nin, gücüne güç katacak, bizzat kendi ifadesiyle 'çarpan etkisi' yapacak bir sıçrama gerçekleştirmesine imkân tanıyan bir ufuk genişlemesi kazandırdı ülkemize. Başlangıçta Davutoğlu'nun tezlerini ve fikirlerini gülümseyerek geçiştiren çevrelerin bugün geldiğimiz noktada ne kadar yanlış bir yerde durdukları, Türkiye'nin ve dünyanın meselelerine derinlikli bir geçmiş ve gelecek tasavvurundan yoksun, dar, temelsiz ve hep başkalarının geliştirdiği perspektiflerle baktıkları bugün çok daha iyi görülebiliyor.
Mevcut seküler-kapitalist sistem, büyük ölçekli bir kriz yaşadığı için, önümüzdeki 25 ilâ 50 yıl içinde dünya haritası, dünyadaki güçler dengesi yeniden şekillendirilecek. Böyle bir zaman diliminde Türkiye'nin yeni bir dünyanın kurulmasında oynayabileceği rolü gözardı edemeyiz.
Rönesans ve Reformasyon'dan bu yana önce Avrupalılar, son bir yüzyıl boyunca da Amerikalılar, dünya tarihini yapan aktörler oldukları için, Batı uygarlığının yaşadığı ve öncelikli olarak Batılı düşünürlerin, tarih felsefecilerinin yaklaşık bir buçuk asırdan bu yana dikkat çektikleri felsefî krizin yeni bir medeniyet sıçramasına yol açacak kadar esaslı bir kriz olduğunu, bu krizin ekonomik, siyasî, kültürel bütün küre ölçekli sonuçlarının önce iki dünya savaşıyla, ardından Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra kurulan 'yeni dünya düzeni'nin yeni bir dünya düzensizliğine yol açmasıyla birlikte alındığını Batılılar çok iyi biliyorlar. 'Biliyorlar' ne kelime; fiilen yaşıyorlar.
Karşımızda küresel ölçekte tezahürlerini gördüğümüz ama bizzat küreselleştiği için Batı uygarlığının yaşadığı ve bütün dünyaya yaşattığı esaslı bir medeniyet krizi var. Bu krizin ancak seküler-kapitalist paradigmanın dışındaki bir medeniyet sıçramasıyla aşılabileceğini Batılılar çok iyi biliyorlar; o yüzden bu küre ölçekli krizi sürekli olarak geçici yollarla, girişimlerle önlemeye, ya da Baudrillard'ın deyişiyle ertelemeye veya örtbas etmeye çalışıyorlar.
Batılılar, modernlikle birlikte son dört asırdır dünya tarihini bizzat kendileri yapıyorlar; o yüzden, tarihin nasıl yapıldığını, modernliğin ulus-devlet, milliyetçilik, bireycilik, akılcılık gibi temel paradigmalarının artık işleyemez hâle geldiğini, postmodernliğin ise esas itibariyle yeni bir şey söyleyemediğini herkesten çok daha iyi farkettikleri için, yaşadıkları tecrübenin nasıl köklü bir medeniyet krizi olduğunun bilincindeler. İşte bu nedenle, seküler-kapitalist sisteme alternatif olabilecek Çin, Hint ve Rus havzalarından gelebilecek paradigma dışı medeniyet sıçramalarını, Çin, Hindistan ve Rusya'yı seküler-kapitalist sisteme entegre ederek etkisiz hâle getirdiler.
Batılılar, seküler-kapitalist Batı uygarlığının yaşadığı ve bütün dünyaya yaşattığı krizin ancak İslâm dünyasından gelebilecek paradigma dışı bir medeniyet sıçramasıyla aşılabileceğini, bunu da Türkiye'nin başını çektiği bir 'omurga'nın gerçekleştirebileceğini ve böyle bir şeyin Batı hegemonyasının sonunun başlangıcını olacağını bizim seküler entelijansiyamızdan daha iyi biliyorlar.
Türkiye-Suriye ilişkilerine bu tür derinlikli bir tarih ve medeniyet perspektifinden bakarak Türkiye'nin ufkunu genişleten atılımın mimarı Ahmet Davutoğlu'nun girişimlerinin asıl meyvesini bundan sonraki süreçte verebileceğini bizim entelijansiyamızın hâlâ göremediğini Suriye gezimiz sırasında bilfiil müşahade ettim.
Türkiye'nin, yeni bir dünyanın kurulmasında ne tür bir rol oynayabileceğini kavrayabilecek entelektüel ufuktan, tarih felsefesi birikiminden ve perspektifinden Türkiye'nin seküler entelijansiyası henüz çok uzak. Bu nedenle Türkiye'nin Batılılaşmasının, kendi-kendini sömürgeleştirme çabası olduğunu göremiyor; o yüzden her şeye tastamam bir 'turist bakışı' ile, yani başkalarının gözlükleriyle bakmaktan kurtaramıyor kendisini. Oysa 'turist bakışı' tam bir entelektüel körleşme, epistemolojik bir kendi-kendini sömürgeleştirme biçimidir.
Cuma günkü yazıda, bu turist bakışı'nın hem bizim entelijansiyamızın, hem de bizi davet eden 'kliğin' bakışlarını nasıl körleştirdiğini ve iki ülke arasındaki ilişkilere nasıl zarar verebileceğini bizzat Suriye gezimiz dolayımında göstereceğim.
YENİ ŞAFAK
.xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Yusuf KaplanYazar
Yusuf Kaplan, Yeni Şafak'a yıllardır sık sık katkıda bulunuyor ve günlük çeşitli konularda köşe yazıları kaleme alıyor.
İLETİŞİM
Arama için tıklayın
Yusuf Kaplan
Tarih
600 yazı listeleniyor
Darbelerin anası olacak bir darbenin ayak sesleri!
Eyl 02 2024, Pazartesi
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan bütün askerî okullarımızın mezuniyet törenlerine katılıyor ve orada tarihî konuşmalar yapıyor. Bu yıl da aynı şeyi yaptı, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla. Bir askerî okulun mezuniyet töreninde yaşanan bir hâdise herkesin tepesini attırdı…Cumhurbaşkanı bir cami açılışı yapıyor ve günlerden cuma. Teğmenler ne yapıyor? İslâm’ın bayraktarlığını yapmış bir ordunun neferleri olacak teğmenleri, cuma günü açılışı yapılan camiyi tıka basa dolduracaklar diye bekliyor bu
Çorum kampımız da rüya gibi geçti “beşinci mevsim” gibi… (2)
Eyl 01 2024, Pazar
MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu), ülkemizde sadece eğitimin nasıl bizim medeniyet dinamiklerimizden beslenerek birinci sınıf, kabına sığmaz, yeni ve parlak nesiller yetiştirilebileceğini gösterme çabası değil, aynı zamanda ve esas itibariyle Türkiye’de omurga bir gençlik, fikir, kültür ve sanat hareketi olabilecek kapsamlı ve uzun soluklu bir hakikat medeniyeti inşa etme yolculuğu, kaygısı, mücadelesi ve mücahedesidir. Bu nedenle, önce esaslı, üzerinde 40 senedir kafa patlattığım, benden önce de
Çöl büyümesine gül devrimi vaktidir…
Ağu 30 2024, Cuma
MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) akademik yaz kampları bütün hızlıyla sürüyor: Entelektüel ve akademik hayatımıza kalite ve seviye, eğitimimize ruh, hayatımıza kardeşlik ruhu kazandırıyor... Bugün ben aradan çekileceğim ve sizi MTO’muzun en parlak talebelerinden Hayrunnisa Karaman kardeşimin Çorum Kampı izlenimlerini yazdığı şiir gibi akan metniyle başbaşa bırakacağım. Zihin açıcı, dura düşüne, derinlemesine nefes alıcı okumalar… *** Dedem yıllarca fısıldadı kulağıma, “sen dikenler içinde gül olacaksın!
Malazgirt ruhu: Selçuklu ufku ve insanlığın umudu
Ağu 26 2024, Pazartesi
Devlet, bugün Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü münasebetiyle Ahlat’ta toplanıyor. Malazgirt Zaferi, bir ordunun bir başka orduya karşı verdiği bir savaşın sonucunda elde edilmiş bir zaferin adı değildir. Malazgirt Zaferi, bir ruhun adıdır; direniş ve diriliş ruhunun. Mekke’den süt emen, Medine’den beslenen, Kudüs’te meyve veren hakikat medeniyetinin insanlık çapında bir yürüyüşe soyunmasının başlangıç noktasıdır. Malazgirt, sadece Türklerin tarihinde dönüm noktası değildir; hem İslâm tarihinde hem
Çorum kampımız da rüya gibi geçti “beşinci mevsim” gibi… (1)
Ağu 25 2024, Pazar
MTO, seyir hâlinde… Ama hiçbir şeyi seyretmemek, sessiz kalmamak için hareket hâlinde… Medeniyetimizin yeniden ihyası, inşası ve insanlığa yitirdiği yitik cennete ulaştıracak hakikat ışığını yeniden ulaştırma kaygısı, çabası ve derdi ile kamplarda… MTO Akademik Yaz Kamplarımız için şehir şehir, köy köy, belde belde, bölge bölge yol alıyor bütün MTO kamplarına katılacak, makale sunacak talebelerimiz…. Memleketin damarlarında MTO kanı dolaşıyor, taze kan aşılamak, ruh aşısı yapmak, sahipsiz ülkemizi,
Genç kuşakları yitirirsek, ülke elimizden gider…
Ağu 23 2024, Cuma
Önemli bir konuyu yeniden yazıyorum: Gençlik meselesini. Gençlik elimizde kayıp gidiyor. Gençliğini kaybeden toplumun geleceği karanlıktır, çıkmaz sokaktır. Gazze’deki soykırımdan sonuç itibariyle hiç de farklı olmayan ürpertici bir sorunumuz var: Çocuklarımızı kaybe-diyoruz… Liselerdeki çocuklarımız hız, haz ve ayartı peşinde koşturuyor. Üniversitelerdeki çocuklarımız da aynı şekilde. Popüler kültür ve popüler kültürün en yaygın mecrası sosyal medya, bu kültürel soykırımı katmerli hâle getiriyor.
Türkiye'de İslam'ın geleceği tehlikede: Türkiye’nin bağımsızlık ve yol haritası sorunu
Ağu 19 2024, Pazartesi
Türkiye, iki asır önce, bir modernleşme tecrübesi yaşamaya sürüklendi: Osmanlı’daki modernleşme tecrübesi, Cumhuriyet’le birlikte “muasır medeniyetler seviyesi”ne çıkma hedefi ile belirlenen sığ bir Batılılaşma, kaskatı bir laikleşme dayatmasına dönüştü. Aslında ortada gerçek bir Batılılaşma tecrübesi olmadı hiçbir zaman. Yaşadığımız şey simülatif (sağ, sahte ve yüzeysel) bir Batılılaşma biçimiydi. Bu projenin asıl hedefi, bizi İslâm’dan uzaklaştırmaktı. Türkiye, Batılılaşınca İslâmî yönünü ve yörüngesini
İslâm medeniyetinin tasfiyesinden İslâm’ın tasfiyesine… (2)
Ağu 18 2024, Pazar
İslâm’ın alacağı şekil dünyanın nereye gideceğini ve alacağı şekli belirleyecek. Türkiye’nin alacağı şekil de İslâm’ı nasıl bir geleceğin beklediğini belirleyecek. Dünya tarihini bin yıl biz yaptık. Ama iki asırdır yaşadığımız medeniyet krizinden ötürü tarihten uzaklaştırılmış olduk. İslâm Türkiye’nin omurgasını ve ruhunu belirleyecek konuma yükselirse bu coğrafyanın kaderini de, bölgenin kaderini de biz belirleriz; dünyanın kaderinin belirlenmesinde de kilit rol oynarız. OSMANLI TU KAKA, İRAN YERE
Bin yıllık büyük oyun: İslâm medeniyetinin tasfiyesinden İslâm’ın tasfiyesine… (l)
Ağu 16 2024, Cuma
İslâm’ın kaderi değiştirilmeye çalışılıyor. Yahudi-İngiliz aklı’nın beyni “operasyon tarihçisi” Bernard Lewis özene bezene işledi bunu. “Laik Türkiye” ve “Şiî İran” öne çıkarılacak. Bizim zihin özürlü tiplerimizi ayartacak şekilde Ermenilere karşı Türkiye’yi destekleyen bu sinsi Yahudi provokatör, Türkiye’de el üstünde tutulur! Dertleri şu: İslâm sahipsiz kalacak. Görünüşe bakılırsa, kaldı da nitekim. Ama buna göz yummayacağız. İslâm’ın sahibi Allah’tır, Allah’ın nûrunu tamamlayacağını görecek bütün
Büyük Oyun'un adı İslam'a karşı İslam savaşı: Osmanlı durduruldu, Osmanlı coğrafyasına İran yerleştiriliyor!
Ağu 12 2024, Pazartesi
Son yüzyıl’da İslâm dünyasında iki hâdise aynı anda cereyan ediyor: Bir yandan Müslüman Türkiye bitiriliyor, laik Türkiye icat ediliyor; öte yandansa laik İran bitiriliyor ve Paris’ten bir Fransız Havayolları uçağı ile Tahran’a gönderilen Humeyni’nin liderliğinde yapılan İslâm Devrimi ile Şiî İran’ın önü açılıyor. Müslüman Türkiye’nin (Osmanlı’nın) bitirilişi de, Şiî İran’ın önünün açılışı da bizim irademizin eseri değil. Bunu zihninize kazıyın. OSMANLI DURDURULDU, BOŞLUĞU İRAN’IN DOLDURMASI SAĞLANIYOR
Kültürel inkâr’dan kültürel intihar’a…
Haz 24 2024, Pazartesi
Çok tehlikeli bir süreçten geçiyoruz… Ülkenin çocukları İslâm’ı terkediyor hızla. Dünyanın çocukları, Gazze’deki destansı direnişten ötürü İslâm’a hayran kalarak İslâm’a yönelirken, Harvard’ın, Chicago’nun, Colombia Üniversitesi’nin çocukları İslâm’a yönelirken, bin yıl İslâm’ın bayraktarlığını yapan, dünyaya adaletin, merhametin ve bir arada yaşamanın ne demek olduğunu öğreten aziz bir medeniyetin çocukları, bu toprakların çocukları İslâm’ı terk ediyor hızla ürpertici bir şekilde… ÇAĞI DA, KENDİSİNİ
Dünya, İslâm’a yönelirken, birileri neden İslâm’la savaşıyor acaba?
Haz 23 2024, Pazar
Tacikistan diktatörü İmamali Rahman başörtüsü ve İslâmî bayramları yasakladı! Yasağa önce ismini değiştirerek başlamalıydı komünist KGB artığı, Çin uydusu bu adam! Tacikistan’da başörtüsü ve İslâmî bayramların yasaklanmasına sevinen ve Türkiye’de de yasaklanmalı diyen tiplere rastladım. Araştırın bakın, bunların köken itibariyle Türk de, Müslüman da olmadıklarını görürseniz şaşırmayın! İSLÂM'DAN NEFRET EDEN TÜRK OLAMAZ! İslâm'dan nefret eden kişiler köken itibariyle Türk olamaz. Türk, İslâm'dan
Mankurtlaşan, canavarlaşan ve yok oluşun eşiğine sürüklenen bir toplum…
Haz 21 2024, Cuma
“İzmir’de 15 yaşındaki H.C.Ç., 15 yaşındaki eski sevgilisi tarafından 120 yerinden bıçaklanarak öldürüldü!” Haber bu! Nedir bu? Cinnet hâlidir! Ülkenin tımarhaneye dönüşmekte olduğunun resmidir! İyi de, bu hâle nasıl geldik; buraya, bu çıkmaz sokağa nasıl sürüklendik biz? TOPLUMUN İNTİHARI: BU CİNNETİ DURDURUN! Düşünsenize… Çocuk 15 yaşında! Ve eski sevgilisi var! Bu hâl nedir, neyin nesidir beyler, bayanlar? Toplumun çürümüşlüğünün, kokuşmuşluğunun ürpertici bir örneğidir, elbette ki! İslâmî değerleri
Korku ile umut arasında direniş ve dirilişe öncülük etmek…
Haz 17 2024, Pazartesi
Bugün bayram. Kurban bayramı. Ama biz Müslümanlar için bayramın kurban olduğu, bayramımızın kurban edildiği hüzünlü, çok buruk yaşadığımız bir bayram bu bayram. Hayatımız boyunca yaşadığımız en buruk, en hüzünlü bayram. Yaşadığımız dediğime bakmayın, bayramı yaşayacak hâlimiz de, mecâlimiz de yok aslında. Tarihin en büyük, benzeri yaşanmamış bir vahşeti yaşanıyor Gazze’de. Benzeri görülmemiş bir katliam, bir soykırım: Masum, savunmasız bir halk dünyanın gözü önünde hunharca katlediliyor; çocuklar,
Barbarlığın dünyaya kral olması, barbarlığın bütün dünyada kural olması: Batı için sonun başlangıcı!
Haz 16 2024, Pazar
Bugün bayram. Ama bayramı yazamayacağım maalesef. Gazze’de inanılmaz bir soykırım yaşanıyor. Bayramı yazmak isterdim ama bayramı yazacak durumda değiliz, maalesef! Elbette inadına bayramımızı yaşayacağız! Bayramı bayram gibi yaşayacağımız günler için dua ediyor, bayramınızı en kalbî duygularımla tebrik ediyorum her şeye rağmen. G7 NE İŞE YARAR? G7 ülkeleri İtalya’da toplandı bu hafta içinde. Konuşulan, karar alınan konular; Ukrayna’nın Rusya tarafından işgali, bu işgale Batı’nın nasıl tepki vermeyi
CocaColonizasyon: Yeni-paganizm'in ayartıcı misyoneri!
Haz 14 2024, Cuma
Bazı marketler terör havası estiriyor ülkede: Zam üstüne zam yapıyorlar her şeye her fırsatta: Hükümetle kedi fare oyunu oynar gibi oynuyorlar! İnanılır gibi değil! Oysa tam tersi olması gerekir: Keyfî zamlarla milletin burnundan getiren, adeta devlete savaş açan bu tür marketlerle hükümetin kedi fare oyunu oynar gibi oynaması beklenirdi! Şimdi, Filistin'de Gazze'de soykırım yapıyor İsrail terör örgütü! Çoğu çocuklardan ve kadınlardan oluşan 40 bin civarında masum insanı katletti dünyanın gözünün
Millet, anayasasını yapamadığı sürece millet olamaz!
Haz 10 2024, Pazartesi
Türkiye’de devletin anayasası var ama milletin anayasası yok. Anayasa, devleti koruyor, milleti değil! Totaliter rejimlerde olur böyle şeyler! Devlet bir anayasa yapmış ama millete sormak şöyle dursun, millete tepeden bakmış, “uyacaksın buna!” diyerek! Tepeden, monteleme yöntemiyle dayatmış bu anayasayı. Üstelik bu anayasa, Ceza Yasası faşist İtalya’dan, Medenî Yasası İsviçre’den, Fransa’dan olduğu gibi alınıp bu topluma Jakoben yollarla yukarıdan monte edilmiş bir anayasa. “Yapıştırma bıyık” gibi
Batı hukuku, Yahudiliğin rolü ve İslâm’ın farkı
Haz 09 2024, Pazar
Avrupa siyasetinin temeli, Roma hukukudur. Roma hukuku, pagan Roma şeriatı’dır. Avrupa hukuku, pagan Roma “şeriat”ına dayandığı için, Hıristiyanlık Avrupa’yı şekillendirmekten ziyade, üç pagan gelenek Hıristiyanlığı, dolayısıyla Avrupa’yı şekillendirmiştir: Zihnen Yunan paganizmi, hukuken Roma paganizmi, dinen de pagan’laştırılmış Yahudilik. Modern Avrupa’yı kuran bu üç kurucu kaynak, Batı uygarlığının geçmişten geleceğe yürüyüşünde, oluşum sürecinde süreklilik arzeden üç vazgeçilmez, tartışılmaz
Türkiye’deki vesayet rejiminin kaynağı: Hukuk darbesi
Haz 07 2024, Cuma
Toplumları ayakta tutan, yaşayan ve yaşatan yegâne kaynak, toplumların şeriatlarıdır. Bu şeriatlar din kökenli de olabilir, seküler, dindışı kökenli de. Hukuk sistemi, toplumların şeriatının ete kemiğe büründürülmüş ince elenerek sık dokunarak geliştirilmiş, tarihî tecrübeyle adım adım inşa edilmiş işleyiş mekanizmasıdır. Hukuk, toplumun ruhunu, değerlerini ve geçmişten geleceğe çileyle biriktirdiği, hem karakterini hem de kaderini şekillendiren varolma iradesini eksene alarak varolur ve anlam kazanır.
Geliyorum diyen tehlike: Arz-ı mev’ud safsatası ve Türkiye’nin parçalanan haritası
Haz 03 2024, Pazartesi
İbn Haldun haklı: Devletler de, toplumlar da insan gibidir: Doğar, yaşar ve ölürler. Bendeniz İbn Haldun’un okumasına bir okuma ekleyerek şöyle düşünüyorum: Devletlerin de ruhu vardır, toplumların da. İnsanın ruhu nasıl insanın yaşamasının yegâne şartı ise, devletlerin veya toplumların ruhu da, devletlerin ve toplumların sadece yaşamalarının değil başkalarını yaşatmalarının ve tarih yapmalarının da yegâne şartıdır. Şunu söylemiştim: Nefes alıyorsanız, yaşıyorsunuz demektir. Nefes veriyorsanız, yaşatıyorsunuz
Kapitalizm, akıl üzerinden kurulur ama algılar üzerinde’n var olur
May 10 2024, Cuma
Kazana kazana kaybediyoruz, demiştim. Maddî olarak kazanıyoruz; yetmiyor; sonra da maddî kazancı kutsuyoruz.Aslında maddî olarak kazanmak ve bunu kutsamak, manevî olarak kaybedişimizin tohumlarını ekmek, dinamitlerini döşemek demek. Her zaman söylediğim gibi: Dünyayı dâr / yurt edinenler, dünyayı dar ederler insanlığa. Ne demişti İbn Haldun: “Bir toplumu açlık değil, tokluk öldürür.” Siyaset, günü kurtarmakla ilgilidir. Hakikat, geleceği kurmakla. Siyaset ân’la ilgilidir. Hakikat, Zaman’la. Zaman’ın
Maskeli balo bitiyor: Gazze direnişi, küresel intifada’ya ve insanlığın dirilişine dönüşüyor…
May 06 2024, Pazartesi
Gazze’de İsrail terör devletinin işlediği soykırım, küresel intifada’ya dönüşmek üzere… Amerika’daki üniversiteler ayaklandı. Avrupa’daki üniversiteler de hakeza. Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nden sonra Lyon Üniversitesi de Filistin’deki soykırımı kınayan ve Filistin direnişine destek olan büyük gösterilere sahne oldu. En büyük, en etkili, en kesintisiz ve yürekten protestolar İspanya’dan geldi. İspanyollar aylardır “Viva Viva Palestina” diye haykırıyorlar! Bakanlar koltuklarından olmayı göze
Tek bir zamana/ tarihsizliğe hapsedilmeye başkaldıran adam: Kadir Mısıroğlu
May 05 2024, Pazar
Yakın tarihine bizim kadar uzak ikinci bir toplum yok dünyada. Tarih karartıldı bu ülkede. Medeniyet iddiaları yok edildi bu toplumun; o yüzden tarihte tatile mahkûm edildi, tarihten sürgün edildi. Tarihten neden ve nasıl sürgün edildiğimizin hikâyesini en iyi anlatan ender fikir adamlarımızdan biri Kadir Mısıroğlu’ydu. Bugün vefatının beşinci yılı. Üstadı bir yazımla rahmetle anıyorum. TEK BİR ZAMANA/ TARİHSİZLİĞE HAPSEDİLMEK! Bin yıl dünya tarihini sürükleyen bir toplumdan başkalarının yaptığı
Gazze direnişi, MTO’nun diriliş yolculuğu ve Almanya çıkarması
May 03 2024, Cuma
Gazze’de katliamlar hız kesmeden sürüyor: Almanya Cumhurbaşkanı Scholz bilmem kaçıncı kez İsrail’e damlıyor! ABD Dışişleri Bakanı Blinken 7. kez soluğu İsrail’de aldığını söylüyor İsrail’li rehinelerin ailelerine yaptığı konuşmada! Çıldırmış bunlar! Kudurmuşlar! Kendi altlarını oyduklarını, harakiri yaptıklarını söylesin biri şu ruhsuz adamlara! Müslümanların, Gazze’de yaşadığı zulmü durduracak hiçbir güçleri, kurumları, etkileri ve varlıkları olmadığı anlaşıldı Gazze soykırımı ve katliamı sürecinde!
Tarih bizi çağırıyor ama biz birbirimizle boğuşuyoruz!
Nis 29 2024, Pazartesi
Gazze’de katliam sürüyor, Amerika’da Harvard’da felsefeci bir hamım profesör, öğretim üyeleri ve öğrenciler katliamı protesto ettikleri için ters kelepçe yapılarak tutuklanıyorlar! kudurmuş bu Siyonist haydutlar! “Dünyanın efendileri biziz, bütün dünya bizim kölemiz, herkes bizim önümüzde diz çökecek,” diyorlar adeta! Dünyada Filistin’deki katliam konusundaki duyarlık devam ediyor ama bölgemizdeki patlamaya hazır bombalar, serseri mayınlarla döşeniyor… İran’ı nükleer güç yapmak ve böylelikle İran’ı
Batı’da üçüncü dalga İslâm düşmanlığı patlak verebilir mi?
Nis 28 2024, Pazar
Yahudi İngiliz tarihçi Bernard Lewis, ölmeden önce çok dikkat çekici bir gözlemde bulunmuştu Türkiye’nin AB (Avrupa Birliği) üyeliği konusunda. Kurt İngiliz “operasyonel akademyacı” Lewis, “Türkiye, AB’ye aslâ alınmamalıdır. Eğer Türkiye AB’ye girerse, bir asır içinde Avrupa Müslümanlaşır” demişti. Burada sorulması gereken soru, bu tespitin doğru mu, yanlış mı olduğu sorusu değil. Burada izi sürülmesi gereken temel mesele, Avrupa’nın kendine güveninin buharlaştığı, Avrupa’yı ayakta ve diri tutacak
Düşünemeyen insan, Batılı Leviathan düzeni ve İslâm’ın direnişi
Nis 26 2024, Cuma
Batı uygarlığı Gazze’de harakiri yapıyor: Çocukların katledilmesine ve soykırıma destek verdiği için Gazze, Batı uygarlığının mezarı oldu. Postmodernizm, felsefî olarak Batı uygarlığının çöküşünü ama iktisâdî olarak ise dünya üzerinde mutlak hâkimiyet kurmasını sağladı. Batı uygarlığının dünya üzerinde -tabir câizse- mutlak hâkimiyet kurabilmesi, felsefî temellerinin zayıf olmasıyla mümkün olabilmiştir. MODERN DÜŞÜNCE: DÜŞÜNEMEYEN İNSAN “Nasıl yani?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Şöyle izah edeyim:
Kendini bil, Rabbini bil, haddini bil. Ya da: Kültürel olarak “iktidar” değilseniz, siyasî olarak iktidar olamazsınız!
Nis 22 2024, Pazartesi
Müslümanlar için iktidar olmak, iktidar kurmak hedef olamaz hiçbir zaman. Müslüman sadece Allah’ın rızasını kazanmak için nefes alıp verir. Allah’ın rızasını kazanmayı ihmal edenler, dünyayı da, hayatı da imha edecek, cehenneme dönüştürecek, orman kanunlarının hâkim olduğu bir arenaya çevirecek tohumları ekerler. ARAÇLARIN HÜKÜMRANLIĞI: İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YİTİRMESİ Dünkü yazıda da dikkat çekmiştim: Kültür / medya çağında yaşıyoruz ama kültür çağında en büyük sorun, kültürün buharlaşması; medya
Fiîlî işgal dönemi bitti, zihnî işgal çağındayız!
Nis 21 2024, Pazar
Müslümanlar için iktidar olmak, iktidar kurmak hedef olamaz hiçbir zaman. Müslüman sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaşar. O yüzden sadece Allah’ın rızasını kazanmayı talep eder bütün yapıp ettiklerinde, her adımda, her işinde. Dünyamızı zehir eden şey, hayatın merkezine dünyayı, dolayısıyla kendimizi koymaktır. Hayatın merkezine dünyayı, dolayısıyla kendimizi koymakla, Allah’ın rızasını talep etmeyi iptal etmiş oluruz. Allah’ın rızasını kazanma talebi, kişinin putları görmesini ve yenmesini
İran tehlikesinin boyutlarını kavrayabilmiş değiliz!
Nis 19 2024, Cuma
Gazze’de soykırım bütün hızıyla devam ediyor! Ama biz bir haftadır bir tiyatro izliyoruz İsrail ile İran arasında! İsrail-İran valsini. Altını çizerek hatırla-tıyorum yeniden: İsrail’in İran’ın Şam Büyükel-çiliği’ni bomba-lamasını şiddetle kınamak gerekiyor! Ama bunun bir oyunun parçası olabileceğini de aslâ gözardı etmemek önemli. Çok büyük bir tehlike var: İran tehlikesi bu. Şiilik üzerinden yayılan Fars emperyalizmi projesi. OSMANLI DURDURULDU, İRAN’IN ÖNÜ AÇILDI… İran bölgeye yerleştirildi adım
Ramazan Medeniyeti-7: Oruç insanı tutar ve putları kırar
Mar 24 2024, Pazar
İbadet, kişinin varlık sebebi ve varoluş şartıdır. Çünkü kişi ancak ibadetiyle yani Rabbine kul olmasıyla, kula ve paraya pula kul olmaktan kurtulur, özgürleşir ve kendine gelir. Ubûdiyetin / kulluğun harekete geçmesidir ibadet: Dikey eksen ve yatay eksen. Mekke süreci ve Medine süreci. Enfüs ve âfak’ta aynı ânda yolculuk... Bütün ibadetler, bu iki ekseni harekete geçirerek kişiyi kirlerden arındırır, temizler, kendine getirir: Namaz insanı, Hacc hayatı, Zekât maddeyi, Oruç ruhu kirlerden arındırır,
Ramazan Medeniyeti-6: Bütünleştirici hakikat şuuru ve şiiri
Mar 22 2024, Cuma
Ramazan Medeniyeti yazılarına bugün de devam ediyoruz… Ramazan, İslâm medeniyetinin, aynı ânda hem özünü ve şuurunu, hem de söz’ünü ve şiirini sunar bize, demiştim. İslâm medeniyeti, tek şuur ve şiir medeniyetidir: Çünkü İslâm, İlâhî Söz’e ve Nebevî Şuur’a dayanan tek dindir: İlâhî Söz’le ve Nebevî Şuur’la insanı ve bütün mevcûdâtı buluşturan, İlâhî Söz’ün ve Nebevî Şuur’un bütün koordinatlarını insanın önüne ve şuuruna açan çok katmanlı, herkese açık ve herkese kucak açan medeniyettir. Aslında
Ramazan Medeniyeti-5: Ramazan’ın beyaz atları ve okları
Mar 18 2024, Pazartesi
Önceki yazılarda Ramazan’ın “benzersizliğini” mercek altına almış ve çeşitli yönleriyle göstermeye çalışmıştım bunu. Bu yazıdaysa, bu kez “orucun benzersizliğini” tattırmak istiyorum sizlere... Kutlu Kitabımız’da “Ramazan” ya da “Ramazan orucu” gibi isimlendirmeler yapılmaz. Oruç âyetinde doğrudan “Ramazan ayı / şehr-i Ramazan” nitelemesi yapılır. Bunun başlıca sebebi, Ramazan’ın İslâm’ın özü, özeti ve özetlendiği bir bilme, bulma ve olma yolculuğu olması, bunun iklimini sunmasıdır. RAHMAN, RAHMET
Ramazan Medeniyeti-4: Hüznün diriltici sesleri ve renkleri
Mar 17 2024, Pazar
Hüzünlü bir Ramazan geçiriyoruz bütün dünya ölçeğinde. Gazze’de yaşanan soykırım, Doğu Türkistan ve Hindistan’da yaşanan Müslüman katliamı, Ramazan’ın belki de tarihte hiç olmadığı kadar buruk ve hüzünlü geçmesine yol açıyor. Doğrusu, bir Müslüman olarak bu Müslüman soykırımı ve katliamıyla üretilen psikolojik yıkıma değil ilâhî kudrete teslim olalım ve bu kez Ramazan’ı kendimizi tezkiye ve nefsimizi tasfiye sürecinde gerçek bir imkân olarak görmeye çalışalım, diyorum. Müslüman direncini, metanetini
Ramazan Medeniyeti-3: “Kur’ân” olarak Ramazan
Mar 15 2024, Cuma
Önceki iki yazıda da dikkat çektiğim şaşmaz gerçek şuydu: Ramazan’ın da, orucun da en temel özelliği, ikisinin de “benzersiz”liğidir… Ramazan ayını da, orucu da “benzersiz” kılan en önemli fenomen, Kur’ân’ın “bu ayda vahyedilmiş” ve bu ayın “Kur’ân ay’ı” olmasıdır. Ancak bu, meselenin yalnızca bir boyutu. Meselenin son derece hayatî bir başka boyutu daha var. Şöyle ki: Tırnak içine aldığım yancümlelerin “tamcümle”ye dönüştürülmesi gerekiyor: Ramazan’ın önemli olması, Kur’ân’ın Ramazan ayında nâzil
Ramazan medeniyeti-2: Alelade’den fevkalade’ye bir fetih ve bütünleşme şiiri
Mar 11 2024, Pazartesi
Medeniyet, hayata bütüncül bakıştır. Hayatı hakikatin ışığında bir bütün olarak kavrayış ve yaşayış. Bizde bir medeniyet fikri yok. Medeniyet’ten anladığımız şey, yalnızca sivilizasyon dolayısıyla Batı uygarlığı. Bu, gerçekten büyük bir entelektüel körleşme ve zihnî köleleşme. Komediye dönüşen ürpertici bir trajedi! Özlü bir şekilde şöyle formüle ermek gerekirse: Mekke + Medine = Medeniyet’tir. İslâm’ın bütün ibadetleri, sanat türleri, ilimleri, hayat dünyası bu formülü hem yansıtır hem de yansıtıcısıdır.
Ramazan medeniyeti-I: Orucun benzersizliği
Mar 10 2024, Pazar
Bu yıl da Ramazan’ı çok buruk karşılıyoruz. Gazze’de kan gövdeyi götürüyor. Doğu Türkistan’da ve Hindistan’da Müslüman kıyımı bütün hızıyla sürüyor… Allah (cc) bu zalimleri kahr u perişan eylesin, biz Müslüman toplumlara da basiret ve ümmet şuuru nasip eylesin! Ramazan’da Gazze’deki ve diğer beldelerdeki Müslüman katliamının sona erdirilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalı. Ramazan’ın manevî havasını bütün Müslümanlar, mazlum kardeşlerimiz iliklerine kadar soluyabilmeli. Ramazan’ı doyasıya yaşayacağımız
Bin yıllık büyük oyun: Fars emperyalizmi ve Şiî yayılmacılığı (II)
Mar 08 2024, Cuma
Gazze’de insanlık tarihinde görülmemiş bir vahşet yaşanıyor: Üç nesil aynı anda yok ediliyor. Sadece dünya değil, olmayan İslâm dünyası da seyrediyor! İRAN RACON KESİYOR HERKESE! Gazze soykırımında günyüzüne çıkan ürpertici bir hâdise var: İran’da Şiî devlet kurulduktan bu yana İran’ın İslâm dünyasının kalbinde, merkez coğrafyasında istediği gibi cirit atması, istediği yeri işgal etmesi, istediği yeri bombalaması, istediği yeri ateşe vermesi, iç savaşa sürüklemesi çok doğal bir hâdiseymiş gibi iyice
Bin yıllık büyük oyun: Fars emperyalizmi ve Şiî yayılmacılığı (I)
Mar 04 2024, Pazartesi
Gazze’de masumları ve mazlumları katletmeye devam ediyor aşağılık İsrail terör devleti! Dünya da, olmayan İslâm dünyası da seyretmeye devam ediyor -hâlâ! Gazze direnişi, İsrail’in, Yahudilerin, emperyalist Batılıların yenilmezliği efsanesinin ayartıcı bir masal olduğunu enfes bir şekilde ispat etti. Müslü-manların yaşadığı ülkelerin Batılıların ve Yahudilerin güdümündeki uzaktan / dışarıdan ve bazen de yakından / içeriden kumanda edilen uydu devletleri, İslâm dünyası denen bir yer olmadığını ispat
Üç mankurtlaşma tecrübesi: 28 Şubat ve Müslüman Türkiye’nin durdurulması
Mar 03 2024, Pazar
Başımıza ne geldiğini bilmiyoruz. Bilmiyoruz; çünkü başımıza ne geldiğini bilme konumunda olan entelijansiyası yok bu ülkenin. Entelijansiyası yani âlimi, ârifi ve hakîm’i. Başka bir deyişle, Grmasci’den ödünç alarak söylemem gerekirse, duyarlıkları ve kaderi milletin duyarlıkları, tarihi, kültürü ve kaderi ile bütünleşen “organik aydınları” yok bu ülkenin. İki asırlık bir mazisi bulunan modern / seküler’leşen Türkiye için kurulabilecek en açıklayıcı ama aynı ölçüde de en sarsıcı üç cümle şu: Bir
İçimizdeki İranlılar ya da Türkiye’de Türkiye’yi savunamamak!
Mar 01 2024, Cuma
Gazze’de bebekler, çocuklar katlediliyor! Yüreğimiz yangın yeri! Boykotsa boykot, ambargo çağrısıysa ambargo çağrısı. Hepsini yaptım, yapıyoruz da en yoğun şekilde. Gazze konusunda, Kudüs davası, Filistin davamız konusunda benim hassasiyetimi tartışanların alınlarını karışlarım! 4,5 aydır neredeyse sadece Gazze’yi yazıyorum, Gazze’yi konuşuyorum, Gazze’deki soykırımın bir an önce durdurulması için çırpınıp duruyorum. İÇİMİZDEKİ İRANLILAR VE İRANCILAR NEDEN BANA SALDIRIYORLAR? Bütün konuşmalarını
28 Şubat darbesi ve üç büyük ihaneti!
Şub 26 2024, Pazartesi
28 Şubat fiilen bitti ama bizi de zihnen bitirdi. Sözgelişi, başörtüsü mücadelesini kazandık ama tesettürü kaybettik. 28 Şubat’ın yol açtığı, yaşattığı travmanın kaçınılmaz sonucuydu bu. Türkiye, iki asırdır çok büyük travmalar yaşıyor... İki asırdır, bu ülkede “ipler”, bu ülkenin has çocuklarının elinde değil –hâlâ! Türkiye, Fırat Kalkanı’yla birlikte bağımsızlığına kavuşma yolunda ilk tarihî adımı attı. Ama yolun başındayız henüz... Tanzimat’tan 28 Şubat’a kadar bu toplum, dışardan dayatılan,
Küresel Yahudi “beyin” network’ü
Şub 25 2024, Pazar
Gazze soykırımı başlatıldığında ilk yazdığım yazımda “İsrail, Filistin’i haritadan, Filistinlileri de tarihten, bu dünyadan silmek istiyor” diye yazmıştım. Ürkütücü bir gelecek okumasaydı bu ama gerçek olma ihtimali oldukça yüksekti Gazze soykırımının üzerinden dört ay geçti, benim bu korkumun gerçekleşme ihtimali gittikçe artıyor. Ve beni her geçen gün daha fazla korkutuyor! Filistin’i haritadan silme, Filistinlileri topyekûn yok etme fikrinin gerisinde devletler değil sözümona Yahudi network’ü
Gazze, küfrün tek millet olduğunu ispatladı!
Şub 23 2024, Cuma
Gazze katliamının üzerinden dört ay geçti. Katliam sürüyor hâlâ! Çok ürpertici katliam görüntüleri geliyor. İsrail Eşitlik ve Kadın Bakanı May Golan, aşağılık bir kadın ve iğrenç bir bakan. Aşağılık ve iğrenç; çünkü “Gazze’nin yerle bir olmasından gurur duyuyorum.” diyor gözünün kırpmadan. Bunlar insan filan olamaz! Öte yandan Birleşmiş Milletler’de (BM) İsrail’in Ateşkes yapması teklifi, 5 haydut’tan (=dâimî üyeden) biri olan ABD tarafından reddedildi! İnanılır gibi değil gerçekten! İnsan çıldırmamak
Gazze direnişi İslâmsız bir dünyanın insafsız bir dünya olduğunu ispatladı!
Şub 19 2024, Pazartesi
Gazze’de insanlık katliamı işleniyor! Çocukları öldürüyorlar bayım! Çocukları yani geleceğimizi! Bebekleri öldürüyorlar bayım, bebekleri! Bebekleri yani masumiyetimizi! Geleceği yok edilen, masumiyeti yok edilen insanlık, insanlığını yitirir, dünyayı cehenneme çevirir demektir. Dört buçuk ay oldu Gazze’deki İsrail soykırımı başlayalı. İsrail terör örgütünün katlettiği masum insan sayısı 30 bini geçti. Bunların 14 bini çocuk! Ey aşağılık İsrail, çocuklardan ne istersin sen? Çocuklardan neden bu kadar
Bir MTO Manifestosu: Umut ışığı; direniş, diriliş ve varoluş kıvılcımı; uzun soluklu medeniyet tasavvuru yolculuğu…
Şub 18 2024, Pazar
Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO), 4 yaşında... Sonbaharda 5 yaşında olacak inşallah. 16-22 Şubat tarihleri arası Bahar Dönemi başvuru haftası. Şu an Türkiye’de ve dünya genelinde 49 bin talebemiz var. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek vefakâr, cefakâr ve fedakâr öncü kuşakların tohumlarını ekiyoruz. O yüzden bu yeni başvuru haftası münasebetiyle bir MTO Manifestosu yayınlamak istedim. Uzunca bir süredir eğitim felsefesi dersleri veren biri olarak MTO’yu rahmet elçisi Peygamber Efendimiz’in (sav)
Mısır’la bahar, bütün kapıları açar...
Şub 16 2024, Cuma
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıl aradan sonra Mısır’a yaptığı ziyaret, bölgedeki dengelerin dengesini bozacak, yeniden kurulmasını sağlayacak. Mısır, bağımsız bir ülke değil. Türkiye de henüz tam anlamıyla bağımsız bir ülke değil. Türkiye bağımsızlığını elde etmek için çok mesafe kat etti son 70 yıldan bu yana. Son 20 yılda her şeye rağmen Türkiye ekseni’ni üretti. Şu ya da bu şekilde de olsa Batı ekseninden de, komünist Doğu ekseninden de bağımsızlığını ilan etti. Rusya’ya kurduğumuz ilişkilerin
Gazze soykırımı ve üç çıbanbaşı: Büyük İsrail, İran yayılmacılığı, Kürt devleti
Şub 12 2024, Pazartesi
Bizim toplumumuzda Şiî düşmanlığı yoktur. Aliosman gibi isimler yaygındır. Ehl-i Beyt sevgisi’nin Şiilerden geri kalan yanı yoktur bizde. Ama İran’da ve Şia’nın hâkim olduğu yerlerde Ehl-i Sünnet düşmanlığı diz boyudur. İran’da dolaşırken, üzerinde “Lanet olsun Ömer’e!” yazan çoraplar giyen insanları gördüm. İranlılar, her yerde “Vahdet, vahdet” diye laflar ederler ama hiçbir yerde bunu gerçekleştirmezler! Vahdet, vahdet diye diye büyük Sünnî vahşetleri işlerler! Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de
Gazze kıvılcımı, medeniyet atılımına dönüştürülebilir mi? (II)
Şub 11 2024, Pazar
Batı uygarlığı, baş döndürücü bir hızla yayıldı dünyaya. Batı uygarlığını vereden dinamikler, Batı uygarlığını yok edecek dinamitlere dönüştü. Önce tabiatı kontrol ve kolonize etmeye çalıştı. Francis Bacon’ın “bilgi, güçtür” mottosu ilk itici gücü oldu. Amaç bilgiye sahip olunması değildi; gücün ele geçirilmesi, güç üreten araçlara sahip olunmasıydı. Bacon’a destek Descartes’tan geldi: “Tabiatın efendileri ve sahipleri olacağız” diye emir buyurmuştu modern felsefenin kurucu babası! BATI’NIN DERDİ
Gazze kıvılcımı, medeniyet atılımına dönüştürülebilir mi? (I)
Şub 09 2024, Cuma
Tarih, büyük krizlerin çocuğudur: Büyük krizler, büyük doğumlara gebedir. Büyük kırılma anları, aynı zamanda büyük kurulma zamanlarıdır. Gazze’de yaşanan soykırım, insanlık tarihinde nadir rastlanan ürpertici cinayetlerden biridir. Gazze’de tarihin şahit olduğu en büyük cinayetlerden biri işleniyor: Özellikle çocuklar ve kadınlar katlediliyor. Katledilen insanların sayısı 27 bine ulaştı dört ayda. Bunların üçte birinden fazlası çocuklar! İnanılır gibi değil ama acı ve acıtıcı gerçek böyle! GAZZE’YE
Hakiki bir Abdullah: Bilge lider Aliya İzzetbegoviç
Şub 05 2024, Pazartesi
Balkanlar, dünyanın en kritik ve stratejik tampon bölgelerinden biri. Her zaman patlamaya hazır bombayı andırıyor. Büyük Balkan Seyahati yazılarımız, Balkanların geçmişten geleceğe uzanan karmaşık hikâyesinin görünür görünmez boyutlarını her yazıda kalemi olgunlaşan MTO’muzun demirbaş talebelerinden Seyfullah Yiğit kardeşimin dinamik kalemi ve gözlem gücüyle ruh dolu bir dille okuyucuyla paylaştı. Bugün bu yazıların sonuna gelmiş durumdayız. Seyahatimizi an be an, gün be gün kaleme alan, kayda geçiren,
Saraybosna’da Batılıların desteğiyle yapılan ürpertici kültür katliamı!
Şub 04 2024, Pazar
Büyük Balkan Seyahati’mizin son durağındayız. Seyfullah Yiğit kardeşimiz nehir gibi akan kalemiyle etkileyici tadımlık bir Saraybosna portresi sunuyor. Güzel bir pazar yazısı. İyi okumalar… *** Saraybosna yolundayız hâlâ… ve yazıya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yemek için yol üstünde güzel bir yerde durduk. Nehir kenarında güzel bir mekân. Yemekten sonra yolumuza devam ettik. Yolda bir cami gördük. Akşam namazı vakti de girmişti. Kılalım mı devam mı edelim derken durduk namaz için. İyi ki de
Dünya, Yahudilerin kölesi, bu anlaşıldı artık!
Şub 02 2024, Cuma
Gazze’de İsrail terör devletinin bütün dünyayı hiçe sayarak ve fütursuzca işlediği soykırım ve katliamlar, küresel Yahudi gücünün özellikleri ve nasıl tehlikeli boyutlar kazanabileceği meselesi üzerinde düşünmeye icbar ediyor ama dünyanın düşünürlerinin ve önde gelen entelektüellerinin bu konuda çok duyarsız ve hatta ürkütücü tavırlar almaları insanlığın geleceği adına tedirgin ediyor insanı. DÜNYANIN DÜŞÜNÜRLERİNİN AHLAKEN ÇÖKÜŞÜ! Harari isimli Yahudi olduğu için -ve Yahudiler entelektüel dünyaya
Srebrenitsa Katliamını unutma!
Oca 29 2024, Pazartesi
Gazze’de ürpertici bir katliam ve soykırım yaşanıyor. Büyük Balkan Seyahati’mizin en manidar ayaklarından biri Srebrenitsa bölümü oldu. Srebrenitsa katliamını birinci elden tanıklıklarla tarihe kayıt düşecek şekilde kaleme alıyor Seyfullah Yiğit kardeşim bu yazıda. *** BOSNA DİRENİŞİ VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ Saraybosna yolundayız. Mihmandarımız Süleyman, Bosna’yla ilgili çok kıymetli bilgiler vermeye devam ediyor. Yine savaş yıllarında bir gemi silah merhum Erbakan Hoca vesilesiyle Hırvatlar üzerinden
Balkanlar’ın garip minarelerinden özgür Ayasofya’ya hüzün ve anlamlı bir mesaj
Oca 28 2024, Pazar
Balkanların Gazze’yi aratmayan cinayet ve tecavüzlerinin hikâyesini Seyfullah Yiğit kardeşim nefis bir dille anlatıyor… *** Mustafa Demiroviç abiden devam diyoruz ‘Büyük Balkan Seyahati’ yazı dizimize. Yusuf Kaplan Hocamız soruyor. Yine bir savaş olsa Balkanlar direnir mi? Mustafa abi kendine has bir şekilde cevaplıyor. Kendimce nasıl not aldıysam öyle paylaşıyorum. Biz böyle yaşıyoruz. Alıştık. Savaşırız. Avrupa bize ambargo uyguladı. Batı dünyası bizden daha iyi biliyor; Müslümanları kimin ayağa
Türkiye’nin Birikimi Yeni Şafak 30 yaşında!
Oca 26 2024, Cuma
“Türkiye’nin önü aydınlık” manşetiyle tam 30 yıl önce yayın hayatına başladı Yeni Şafak. Yeni Şafak’ın kurulmasında Ahmet Şişman ile Persanlardan Mahmut Kış ve Ahmet Kış kardeşlerin doğrudan katkıları oldu. Onlar öncülük ettiler Yeni Şafak’ın kurulmasına. Ben o zaman Londra’daydım, doktora yapıyordum. Gazetenin kuruluşuna Londra’dan katıldım, hem köşe yazarı hem de Londra temsilcisi olarak. Londra’dan sadece Yeni Şafak’a katkı vermedim, aynı zamanda eski Kanal 7’nin de hem temsilciliğini yaptım
Devlet-i Aliyye bakiyesi bir toplum olduğumuzu unuttuk mu?
Oca 22 2024, Pazartesi
Mostar Köprüsü’nde karşılaştığımız bir kardeşimiz Balkanlar’ın geleceği konusunda bizi korkuttu. Onunla yaptığımız muhabbeti akıcı bir dille aktardı Seyfullah Yiğit kardeşimiz. *** Başlıktaki sorunun cevabı yazının içinde. Yazımızı yazalım. Siz cevabı yazının içinden çıkartın. Yazıya geçmeden önce Ustam Yusuf Hoca’mın şu güzel tespitini bir kez daha paylaşalım. Dünyada başına ne geldiğini bilmeyen tek toplum biziz. Başına ne geldiğini bilmeyen ve hatta bilmediğini de bilmeyen bir toplum haline geldik,
Balaga Tekkesi: Tarihin ‘ya Hû’ çekilerek yapıldığı mekân…
Oca 21 2024, Pazar
Balkan seyahatimizin en ruhânî mekânlarından birindeyiz. Arındık. Dirildik. Kendimize geldik. Seyfullah Yiğit kardeşimin yazdıkça güzelleşen kalemiyle sunuyorum… *** Sarı Saltuklularla birlikte Müslüman olan bir grup Boşnak, Fatih Sultan Mehmed’in ordusuyla birlikte Bosna’nın fethine katılırlar. Fatih, Boşnakça konuşur. Boşnakça tarihî ve kültürel değeri çok yüksek önemli bir ferman da yazar. Bu ferman el’an bir kilisede korunmaktadır. Fetihten sonra Boşnaklar peyderpey Müslüman olup İslâm’a hizmet
İran’ın saldırıları çok tehlikeli: Küresel sistem, Türkiye’yi vurmayı hedefliyor, İran’ın önünü açıyor!
Oca 19 2024, Cuma
İran serseri mayın gibi! Bir taraftan Irak’a ve Suriye’ye vuruyor. Öte taraftan Pakistan’a! İran’ın hangi gerekçeyle olursa olsun Pakistan’ı bombalaması çok tehlikelidir. İran’ın Pakistan’ın Belucistan bölgesini bombalaması Hindistan’ı sevindirdi. Hindistan, Pakistan’ın ezelî düşmanı çünkü. Pakistan, ertesi gün İran’a cevap verdi. Gazze’de başlayan çatışmanın Lübnan’a, Suriye’ye, Irak’a, oradan Yemen’e, Kızıldeniz’e, şimdi de Pakistan’a ve İran’a kadar sıçraması, Gazze’deki savaşın çok tehlikeli
Mostar Köprüsü’nde taş üstüne yazılan ibretlik söz: “Don’t forget 1993”
Oca 15 2024, Pazartesi
Balkan seyahatimizin Mostar ayağının izlenimlerini Seyfullah Yiğit kardeşimizin sürgit işlek hâle gelen, nehir gibi akmaya başlayan kalemiyle aktarıyorum. Gazze-Poçitel hattı nasıl da benziyor birbirine… *** Mostar’a gece vardık. Taksiyle şehir merkezine 10 dk mesafelik bir otelde konakladık. Yatay mimariyle yapılmış güzel bir hotel. Çok beğendim hotelin mimarisini. Kâinatla ve dolayısıyla insanla barışık bir mimariyle inşa edilirse yapılar, insanlar nefes alırlar. Diğer türlü olunca, dikey mimaride
Türk Endülüsleşmesi: Türkiye fiilen işgal edilmedi ama zihnî işgal altında!
Oca 14 2024, Pazar
Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde teröristlerin alçakça sızma girişimi oldu. 9 Mehmetçiğimiz şehit oldu maalesef. Şehitlerimize Allah’tan rahmet ve kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz. Milletçe başımız sağ olsun. Türkiye, mahallî seçimlere girerken, karıştırılacağa benziyor. Bendeniz bu yazıda yaşadıklarımızı bir tarih felsefesi yaparak, uzun soluklu ve kalıcı bir dille anlamlandırmak ve geleceğe ilişkin bir yol haritası çıkarılmasını sağlayacak bir yakın tarih okuması yapmak istiyorum. TÜRKİYE,
Üç Ayların ruh dolu iklimi: Direniş, diriliş ve “varoluş” mevsimi
Oca 12 2024, Cuma
Gazze, kan ağlıyor: Gazze’de ürpertici bir soykırım yaşanıyor… Soykırımın sürdürülmesi için inanılmaz korkunç şeytanî yollara başvuruyor katil İsrail devleti ve Netanyahu ifriti. Bütün kirli, iğrenç çamaşırları ortaya döküldü Batılı liderlerin Epstein belgeleriyle: Biden başta olmak üzere bütün belli başlı Batılı liderlerin nasıl iğrenç bir ağın içinde oldukları anlaşılıyor! Bunlar insan değil gerçekten. Korkunç şeytanî varlıklar bunlar! Katliama neden sessiz kaldıkları şimdi anlaşılıyor: Kirli
Mostar’a diriliş ruhuyla yapılan çok leziz bir yolculuk…
Oca 08 2024, Pazartesi
Bosna yolunda, derin sohbete dalıyoruz.. Balkanları bekleyen tehlikeleri konuşuyoruz derinlemesine… Seyfullah Yiğit kardeşim aktarıyor gözlemlerini bir kez daha… *** Bosna-Hersek yolundayız… İyi de, Bosna nasıl yazılacak? Bosna’yı yazmak o kadar kolay değil. Bosna, Balkanların hem ruhu hem de şuuru çünkü. Bosna’da çok derin bir nefes aldık. Bosna’nın ruhu ruhuma girdi adeta. Kaç ay geçti Saray Bosna’dan ayrılmamız üzerinden ama ben hâlâ oradayım. Bilge Adam Aliya’nın mütevazı kabrindeyim. Ama kabirde
Karadağ’dan Kotar’a Balkanlar’ı yaşatan ruhun izini sürmek…
Oca 07 2024, Pazar
Dünle ve başka yerlerle, yer yer silkleyici karşılaştırmalar yapmamıza imkân tanıyan Büyük Balkan Seyahatimizi Seyfullah Yiğit kardeşimizin kaleminden sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz… *** İşkodra’dan Karadağ ülkesine doğru yine yollardayız. İşkodra’da Hasan Rıza Paşa’yla derin nefes aldığımı ifade edeyim. Ruhum doydu ve hatta taştı. Dün İskodra’da, Balkanlar’da, Afrika’da mazlumları yalnız bırakmadık, canımız pahasına direndik ve onları koruduk, destan yazdık. Bugün de Gazze’de bütün insanlığın
Türkiye’de İslâm’a yapılan iğrenç saldırılara devlet sessiz kalamaz!
Oca 05 2024, Cuma
Türkiye, herhangi bir İslâm ülkesi değil. Medeniyet-kurucu, (medeniyetin istikametini, yönünü, yörüngesini ve ruhunu yitirmemesini sağlaması anlamında) medeniyeti-konumlandırıcı ve her tür saldırıya karşı medeniyeti-koruyucu roller üstlenmiş tarih yapıcı bir ülke, böyle bir tarihin mirasçısı. Bin yıl İslâm’ın bayraktarlığını yapmış, hilâfeti devraldıktan sonra Müslümanların hâmisi, korucuyu-kollayıcısı olmuş bir umut. Adı, İslâm’la özdeşleşmiş, kaderi İslâm’la belirlenmiş, geleceği İslâm’a endekslenmiş
Atatürk’ü istismar ederek ülkeyi germek isteyen İstanbul dükalığına fırsat verilmemeli!
Oca 01 2024, Pazartesi
Sürrealist ressamlar çok erken yaşamış göçmüşler bu dünyadan! Türkiye’ye, özellikle de son yarım asırda yaşadıklarımıza bakarak konu bulmakta da, “konu mankeni” bulmakta da zorlanmazlardı sürrealist ressamlar oysa! SÜRREEL BOYUTLAR KAZANAN ATATÜRK İSTİSMARI Türkiye, sürrealizm cenneti’ymiş, sürrealist ressamların arayıp da bulamadıkları absürdlüklerin yaşandığı tuhaflıklar ülkesiymiş, diyerek bayram yaparlardı! Evet, Türkiye, sürrealist ressamlara taş çıkartacak ölçüde ürpertici sürreel / gerçeküstü
İşkodra’yı canı pahasına savunan Osmanlı paşası “İşkodralı” Hasan Rıza Paşa!
Ara 31 2023, Pazar
Gazze’deki soykırım sürüyor hâlâ! Türkiye başka bir gerilimin ortasına düşüveriyor: Futbol üzerinden yaşanan yeni bir Gezi provokasyonunun… Biz, seyahatimizi İşkodra’dan sürdürmek istiyoruz. İşkodra, bugünlerin ve hatta yarınların habercisi olacak çok nefis bir mücadeleye ev sahipliği yapıyor… Kastamonu Tosyalı Hasan Rıza Paşa’nın hikâyesi, Gazze’nin direnişinin köklerinin nerelerde yattığını çok güzel özetliyor. Kalemi her geçen gün işlek hâle gelen Seyfullah Yiğit kardeşimin kaleminden paylaşıyorum...
Bir destan olarak Mehmet Âkif ve Türkiye’nin trajedisi ve umut ışığı
Ara 29 2023, Cuma
Mehmet Akif Ersoy’un hayat hikâyesi, bu ülkenin yaşadığı ya da bu ülkeye yaşatılan bütün savrulmaların ve travmaların, umutların ve korkuların, direnişlerin ve diriliş gayretlerinin hikâyesidir. Bizim trajedimizin sarkastik boyutlar kazanan umut dolu, her şeye rağmen umudunu yitirmeyen hüzünlü, acıklı bir hikâyesi… Mehmet Akif’in hikâyesi yok oluş mevsiminde destansı bir direnişin ve gelecek vadeden zorlu bir dirilişin hikâyesi… Üç kıtadan nefes alan, üç kıtada derin izler bırakan, dünyayı avucunun
Büyük Balkan seyahati: Tiran’da aşkın ve taşkın bir ruhla yapılan bir sinema dersi
Ara 25 2023, Pazartesi
Gazze’de İsrail terör haydutunun katliamları hız kesmeden sürüyor! Batılı köleleri BM’de, başka yerlerde İsrail’in soykırımlarına, cinayetlerine destek vermeyi sürdürüyor! Batı uygarlığı Gazze’de intihar ediyor. Yahudiler, bütün dünyayı köleleştirmiş durumdalar. Hiç kimsenin, hiçbir ülkenin gıkı çıkmıyor. Bu arada İsrail’in arazide çok zor durumda olduğu, Hamas’ın İsrail’i perişan ettiği haberleri geliyor… Gazze’deki katliamın bir an önce durdurulması için ne yapılması gerekiyorsa yapılmalı. Yürek
Büyük Balkan seyahati: Arnavutluk’un yaşadığı ruh üşümesi
Ara 24 2023, Pazar
Büyük Balkan seyahatimizin sonuna doğru yaklaşıyoruz… Seyahatimiz son derece verimli, ruh dolu bir hava içinde geçiyor. MTO’nun ruhunu burada hissediyoruz ilişkilerimize kadar. MTO’daki sınırları aşan ve küre ölçeğine yayılan kardeşlik ruhunu… Bugün Arnavutluk’tayız. Seyfullah Yiğit kardeşim Arnavutluk’un soğuk, dondurucu ve ruhsuz havasını, özlü bir ifadeyle komünizmle birlikte yaşadığı ruh üşümesini nasıl hissettiyse öylece anlatıyor bize… Güzel bir pazar yazısı… Keyifli ve zihin açıcı okumalar…
Diziler değerlerimizi “kurşuna diziyor” toplumun fay hatlarını kaşıyor!
Ara 22 2023, Cuma
Gazze’de çocuklar, kadınlar barbarca bir soykırıma tabi tutuluyor ama Müslümanlar bu barbarlığa, köleleştirmeye karşı canlarıyla, kanlarıyla destansı bir direniş mücadelesi veriyorlar. Gazze, böylelikle insanlığın ruhu olduğunu ispatlıyor. Bizim bazı televizyonlarımız İslâm’ın asil değerlerinin sunduğu bu direniş ve diriliş ruhunu, bu destansı mücadeleyi anlatacaklarına, insanlığın haysiyetini koruyan bizim İslâmî değerlerimizi aşağılamayı tercih ederek ne kadar aşağılık olduklarını ispat etme yarışı
“Türkiye Ekseni”ne doğru…
Ara 18 2023, Pazartesi
Tarih felsefesi yapacağım bu yazıda. Verili gerçeklerden yola çıkarak cümle kurmaya çalışacağım. TÜRKLERİN İSLÂM’A GİRİŞİ VE İSLÂM’IN YÜKSELİŞE GEÇİŞİ… Birinci Medeniyet Krizi sırasında Türkler umuttu, umut olduklarını göstermişti bütün dünyaya. Türklerin Müslüman olmaları, küresel dengeleri yerle bir etmeye yetmişti: Türklerin İslâm’a girişi, hem Haçlı ve Moğol saldırıları nedeniyle bir türlü toparlanamayan, paramparça olan, tarihten silinme tehlikesiyle karşı karşıya kalan müslüman toplumların
Büyük Balkan seyahati-9: Osmanlı çiçek medeniyeti ve Ohri’nin şiiri
Ara 17 2023, Pazar
Ohri’deki gözlemlerimizi ve keşiflerimizi paylaşmaya devam ediyoruz. Bingöl’den MTO’nun demirbaşlarından Seyfullah Yiğit kardeşimin leziz kalemi ve ince İslâmî duyarlığıyla kaleme aldığı ilginç ve düşündürücü bir Ohri ve Balkanlar portresi ile sizi baş başa bırakıyorum… *** Ohri’de de Ayasofya var. Kutsal bilgelik demek Ayasofya. Ayasofya her yerde bulunmaz. Kriterleri çok zor. Ayasofya’nın varlığı için orada 365 gün ibadet edilmesi şartı var. Ohri’deki Ayasofya Kilisesinin her bir sütunu ayrı bir
Büyük Balkan seyahati-8: Ohri’nin şâirâne hayatı ve ötesi
Ara 15 2023, Cuma
Balkan seyahatimizde şiiri ve şuurunu iliklerine kadar duyumsadığımız, yaşadığımız şiir-şehir Ohri’yi yazmaya ve size de yaşatmaya devam ediyoruz Seyfullah Yiğit kardeşimizin şiir gibi akan kaleminden… *** Balkanların incisi Ohri’ye dün akşam vardık. Çok yoğun ama yorucu olmayan güzel bir gece geçirdik. Ohri, gece ayrı bir güzel, gündüz apayrı güzel bir şehir. Balkan seyahatimizdeki her bir gün sanki bir ay yaşanmış gibi… böyle olunca da yazılar uzuyor... Sevgili okuyucu dikkat ettiysen bizim farklı
Büyük Balkan Seyahati-7: Balkanların incisi Ohri
Ara 11 2023, Pazartesi
Balkan seyahatimizi Seyfullah Yiğit kardeşimizin kaleminden yazmaya devam ediyoruz… *** Balkanların incisi Ohri yolundayız. Ohri gölünden inci çıkarılıp işleniyor. İncileri meşhurdur Ohri’nin. Ancak inciden dolayı Ohri’ye, Balkanların incisi denmiyor. Şehrin kendisi de hakikaten inci gibi zarif ve güzel bir şehir. Otobüsümüzle inciler şehri Ohri’ye doğru yol alıyoruz Makedonya’nın bereketli Vardar Ovalarının arasından… ovaların bitiminden sonra Mavrano Dağına tırmanıyoruz otobüsümüzle… Mihmandarımız,
Büyük Balkan seyahati-6: Balkanlar patlamaya hazır bomba!
Ara 10 2023, Pazar
Önceki hafta Balkanlar’a diriltici ve silkeleyip kendimize getirici leziz bir seyahat yapmıştık Aşk-ı Turkuaz’ın güzel organizasyonuyla. En son Üsküp keşiflerimizi paylaşmıştım sizlerle. Bu hafta sonu da Ohri keşiflerimizi paylaşacağız. Kalemi nehir gibi akmaya başlayan MTO’muzun demirbaşlarından Bingöl’den Seyfullah Yiğit kardeşimizin tertemiz, arı, duru, su katılmamış nefesiyle sizlere sunuyorum… Birazcık keyfinizi kaçıracak olsa da güzel bir pazar yazısı… *** Balkanlarda seyahat ederken içiniz
Gazze’nin gösterdiği resim: İnsanlığın yüz akı insanlar, Müslümanlar!
Ara 08 2023, Cuma
Gazze’de neler oluyor görüyoruz: Bebekler, çocuklar, masum insanlar katlediliyor! Evleri başlarına yıkılıyor! İsrail’in resmî terör aygıtları ve haydutları, Gazze’de bebeklere, çocuklara, masum kadınlara kan kusturuyor: Tarihte görülmemiş bir soykırım ve etnik temizlik cinayeti işleniyor Gazze’de: Sistematik bir şekilde savaş suçu işleniyor: Hem de benzeri olmayan ürpertici bir savaş suçu: İsrail terör devletinin ve ordusunun başındaki kişilerce açık açık bebekler, çocuklar ve kadınların hedef alındığı,
Yahudi sorunu: Dünyayı cehenneme çeviren azman Yahudi Leviathan’ı durdurulmadan dünya gün yüzü göremeyecek!
Ara 04 2023, Pazartesi
Gazze direnişi, Filistin’in aziz direnişi, İsrailli haydutları da, Batılı kölelerini de çılgına çevirdi. Özelde İsrail’in genelde küresel kapitalist sisteme çeki düzen veren Yahudi gücünün nasıl vahşî bir canavar olduğunu ispat etti. Dahası Gazze’de yaşanan soykırım, naklen yayınla katledilen masum insanların kanı, Batı uygarlığının Yahudi gücüne nasıl boyun eğdiğini bütün dünyanın gözü önünde gözler önüne serdi. DÜNYA, YAHUDİLERİN ESERİ VE YAHUDİLERİN ESİRİ Şu cümleyi çok rahat kurabilecek durumdayız
Gazze’nin şifreleri: Masumiyet ve mahzuniyet ilkeleri
Ara 03 2023, Pazar
Çocukları öldürüyorlar! Bebekleri! Henüz annesinden doğmamış yavruları annelerinin karnında! Musa olmasın diye, belki aralarından biri Musa olur diye bütün çocukları katlediyorlar! Anneleri öldürüyorlar! Musalar doğuracak annelerini Filistinli çocukların. Kızlarını öldürüyorlar! Anne olmasın, Musalar doğuracak anneler kalmasın diye kız çocuklarını öldürüyorlar! Erkek çocukları öldürüyorlar Filistin’de! Zulme direnecek, karanlığı yok edecek, örgütlü kötülüğü ve kötücül ruhları yeryüzünden kaldıracak
Henry Kissinger: Kapitalist küresel sistemin “tilki”si!
Ara 01 2023, Cuma
Henry Kissinger öldü. Postkolonyal dönemde dünyadaki mazlumların kanları ve gözyaşları üzerine kurulan kapitalist düzenin ağababala-rındandı. Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da pek çok darbenin planlayıcısı, katliamın kurgulayıcısı, Çin’in kapitalizme (Yahudilerin ele geçirdiği küresel düzene) diz çöktürülmesinin mimarıydı. ABD’nin ilk Yahudi dışişleri bakanıydı. Amerika’nın dünya üzerinde bu kadar güçlü hegemonya kurmasının sırrını şöyle açıklıyordu: “Biz içimizdeki hainleri temizleriz. Dışımızdaki
Türkiye’nin Batılılar ve Şia tarafından çifte kuşatmayla karşı karşıya kalması
Kas 05 2023, Pazar
Tarihin en büyük kıyımlarından biri yaşanıyor. Tarihte canlı yayınlanan bir soykırıma tanıklık ediyor insanlık ilk defa. İşte bu ürpertici! İnsanın insanlığa karşı duyarsızlaşmasıyla sonuçlanır bu. Bu yazıyı tarihe kayıt düşmek için yazıyorum. OSMANLI GİTTİ, DÜNYA CEHENNEME ÇEVRİLDİ Batılı değerlerin ne denli içi boş, anlamsız, ruhsuz olduğu gün ışığına çıktı. Batı uygarlığı öldü, Gazze’de toprağa gömüldü. Filistin’de yüzyılın en büyük katliamı yaşanıyor. Çoluk çocuk demeden masum siviller katlediliyor.
İhanetlerle gelen zillet, Ebu Ubeyde’nin yaşattığı silkeleyici izzet!
Kas 03 2023, Cuma
İsrail terör devleti, Filistin’de bir aydır katliam üstüne katliam yapıyor, gözünü kırpmadan dünyanın gözünün içine baka baka çocukları, bebekleri katlediyor. Dünya seyrediyor. İslâm dünyası seyrediyor. Ama Filistin direnişinin sembol isimleri mücahitler, mücahitlerin önde gelen isimlerinden Ebu Ubeyde seyretmiyor, aksine Müslüman vakarının asaletini gösteriyor ve hepimize, bütün dünyaya insanlık dersi veriyor. EBU UBEYDE’NİN VAKUR DURUŞU Kassam Tugayları’nın sözcüsü Ebu Ubeyde’nin İsrail’in Gazze’de
İngilizlerin kurduğu Müslümanları kölemenleştirici Ortadoğu düzeni yıkılmalı!
Eki 30 2023, Pazartesi
Hepimiz İngilizlerin eseriyiz, hepimiz İngilizlerin esiri. Ortadoğu’daki kölecil düzeni İngilizler kurdular, Müslümanları bu düzende köle olarak yerleştirilen Yahudiler vurdular. İngilizler ön açtılar, Yahudileri saldırdılar. Böylelikle Hitler’in başlattığı Yahudilerin Avrupa’dan sürülmesi projesini nihaî hedefine İngilizler ulaştırdılar -Yahudileri önce Filistin’e yerleştirerek sonra da Yahudilerin Filistin’i haritadan silmelerini sağlayacak hastalıklı bir Ortadoğu düzeni icat ederek. KİME GÖRE
Filistin’i haritadan silecek haydutlar kendi sonlarını hazırlıyorlar!
Eki 29 2023, Pazar
Tam üç hafta oldu. İsrail terör devleti, Filistin’i kan gölüne çevirdi. Gazze’yi boşalttı. Gazze hayalet şehre döndü. Gazze’nin toprakları kanla sulandı. Çocukların, bebeklerin kanlarıyla… Üç haftada 4 bine yakın bebek ve çocuk katledildi! İsrail’in başındakiler insan olamaz. Kudurmuş köpek onlar! Masum bebekleri, çocukları katleden aşağılık mahlûkâtlar! Şu an Yahudiler, Gazze’yi karadan, denizden, havadan kuşatıyor, işgal ediyor bomba üstüne bomba yağdırıyor! Bir şehir ölüyor. Bir halk ölüyor!
İngilizler neresi, Yahudiler nereye düşer, NATO ne işe yarar?
Eki 27 2023, Cuma
Yahudilerin ve İngilizlerin modern tarihin inşasındaki rollerini anlamadan çağı da, kendimizi de anlayamayız; geleceğimizi emin bir şekilde yönlendirecek uzun soluklu yol haritaları hazırlayamayız. Kapitalizm, İngilizlerin eseridir. Sonuç itibariyle böyle. Ama gerisindeki Yahudi gücünü, örgütlenmesini göremezseniz, kapitalizmin nereye ve nasıl doğduğunu, nereye doğru ve nasıl yol alabileceğini kestiremezsiniz. Erken kapitalizmin tarihinde Yahudiler vardır: 14. yüzyıldaki İtalyan şehir devletleri,
İsrail’in Arz-ı Mev’ud paranoyasıyla dünyayı kana boyamasına göz yumulamaz!
Eki 23 2023, Pazartesi
İsrail, Gazze’de hastaneleri ve mabetleri bombalamaya devam ediyor hâlâ! Dünyanın gözü önünde üstelik de! Ortodoks Kilisesi bombalandı, çoluk çocuk çok sayıda insan katledildi. Batılıların gıkı bile çıkmadı. Neden? Ortodoks Kilisesi zaten dışlanan ve yok sayılan Şarklı bir Hıristiyanlık yorumu olduğu için olabilir mi? Ruslara mı mesaj veriliyor? Daha önce de İngiliz Kilisesi’ne ait bir büyük hastane bombalanmış ve dünya ayağa kalkmıştı. Dünyadaki protesto gösterileri bu hastane bombalamasından sonra
Filistin direnişinin sesi, Osmanlı’nın diriltici nefesi
Eki 22 2023, Pazar
Emperyalistler, Osmanlı’yı tarihten silmek için en az üç asır savaştılar Osmanlı’yla her cephede. Sonunda Osmanlı tarihten silindi ama bitirilemedi. Osmanlı bedenen çöktü ama ruhen yaşıyor. BATI UYGARLIĞI GAZZE’DE TARİHE GÖMÜLDÜ! Hatta şöyle söylüyorum bendeniz bunu daha şık ve sarsıcı bir dille: Osmanlı bilfiil / bedenen çöktü ama bilkuvve / ruhen yaşıyor. Batı uygarlığı ise bilfiil / bedenen, ceset olarak yaşıyor ama bilkuvvve / ruhen çöktü, ölü. İnsanlığa insanlık adına verebileceği bir şey kalmadı
Müslüman kanından beslenen küresel sistemin vampirleri nasıl durdurulabilir?
Eki 20 2023, Cuma
Gazze’de hastaneleri vuruyor terör devleti İsrail! Yetmiyor, ABD Başkanı Biden, tam o sırada İsrail’i ziyaret ediyor! Bunlar sadece katil değil, kandan beslenen vampirler! Vurulan hastanenin Anglikan Kilisesi’ne ait olması İngiltere Dışişleri Bakanı’nın hemen İsrail’e damlamasana yol açtı. Bunun bir anlamı var çünkü. İnşallah bu şer güçleri birbirine düşürür Rabbim! İnşallah! KÜRESEL SİSTEMİN SAHİBİ YAHUDİLER, KARAKUTUSU İNGİLİZLER Seküler-kapitalist dünya sistemi, iki aktörün eseri: İngilizler
Dünya bize gebe, biz hakikate: Filistin ölmeyecek, aslan düştüğü yerden kalkacak…
Eki 16 2023, Pazartesi
Gazze, İsrail terör devletinin ablukası altında… Neredeyse bir haftadır… İsrail, Yahudilerin kendilerine yaptığı zulmün kat be kat fazlasını Batılılara değil Müslümanlara / Filistinlilere yapıyor! Dünyanın en yoğun nüfuslu, en kıstırılmış, en kuşatılmış, her bakımdan en prangalı şehrini, elektriğini, suyunu, gıda akışını keserek ölüme mahkûm ediyor! İnsanları, yerleşim yerlerini kitlesel katliama tabi tutuyor! İnsanlık suçu işliyor! İsrail işlediği katliamın bedelini ödeyecek er ya da geç! Biraz
Yahudi ve İngiliz kuşatmasını yarmak zorundayız…
Eki 15 2023, Pazar
Gazze, can çekişiyor. Terör devleti İsrail Gazze’ye kan banyosu yaptırıyor. Allah lanet etsin, kahretsin bu hunhar ve barbar mahlûkatları. Bunlar insan değil. Bunlar Kur’ân’ın tarifiyle “belhüm edall”; hayvandan da aşağı. Hayvanlar masum. Bunlar “köpek”! İNGİLİZLERLE YAHUDİLER ARASINDA KAPANA KISTIRILMAK! Yaşananları sâkin bir kafayla okumaya çalıştığım bir metin sunuyorum size. Bir ülkedeki ya da medeniyet coğrafyasındaki fiilî ve zihnî yıkımları, sadece dış faktörlerle açıklamak, entelektüel zaafa
Düşünemeyen insan, Batılı Leviathan düzeni ve İslâm’ın direnişi
Eyl 17 2023, Pazar
Postmodernizm, felsefî olarak Batı uygarlığının çöküşünü ama iktisâdî olarak ise dünya üzerinde mutlak hâkimiyet kurmasını sağladı. Batı uygarlığının dünya üzerinde -tabir câizse- mutlak hâkimiyet kurabilmesi, felsefî temellerinin felsefî olarak zayıf olmasıyla mümkün olabilmiştir. MODERN DÜŞÜNCE: DÜŞÜNEMEYEN İNSAN “Nasıl yani?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Şöyle izah edeyim: Modern Batı felsefesi, felsefe olarak, dünyanın, eşyanın, insanın ve hakikatin kavranması çabası söz konusu olduğunda
Batılı Leviathan’ın gölgesinde İslâm’la savaş stratejisi Çin’i de, Hindistan’ı da “bitirir”
Eyl 15 2023, Cuma
Tarihin yeniden yapıldığı bir dönemeçten geçiyoruz: Batı uygarlığının kendisinin yaşadığı ve dünyaya her bakımdan hâkim olduğu için de bütün dünyaya yaşattığı büyük bir felsefî (teorik) ve siyasî (pratik) krizle karşı karşıyayız. Hem köklü bir anlam krizi var; hem de Batılı Leviathan’ın (küresel kapitalist canavar’ın) kendisi dışındaki bütün dünyaları, medeniyetleri, kültürleri, felsefeleri ayartarak uyutması ve yutması tehlikesi. Batılı Leviathan’ın hem varlığa hem de bütün insanlığa saldırısına
Rüya gibi bir kamptı!
Eyl 11 2023, Pazartesi
MTO Aksaray akademik yaz kamplarımız, rüya gibiydi. Kimse bitmesin istedi. Hem entelektüel ve akademik derinlik hem de yeşertilen kardeşlik ruhu bakımından tarihe kayıt düşülen bir çalışma oldu. Aksaray’daki Eğitim Felsefesi ve Psikoloji Araştırmaları kamplarımıza ilişkin değerlendirme yazısını İzmir MTO yönetim ekibimizden Mehmet Adıgüzel Kertmen Hocamızın ruh dolu, naif, lezîz kaleminden aktarmaya devam ediyorum. Bu arada dünkü yazıda sehven atladığım GSB Aksaray temsilcisi Aslan Yıldız Bey’e
Aksaray MTO Akademik Yaz Kampı izlenimleri
Eyl 10 2023, Pazar
Eğitimimizin büyük zaaf gösterdiği, genç kuşaklarımızın popüler kültürün ve sosyal medyanın salaş dünyasının kölelerine dönüştüğü bir zaman diliminde umut olan MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu), geçen yıl 7 akademik yaz kampı yapmıştı, bu yıl ise üç ilimizde 5 akademik yaz kampı yaptık. Bu yılki kamplarımız, geleceğimiz adına ümitlenmemizi sağlamaya yetecek kalite ve çaptaydı. Gencecik kardeşlerimiz; özgün, zihin açıcı, güzel kavramlaştırmalar yaptıkları makalelerle umut ışığımız oldular. Önceki hafta
Dünyanın kurtulması, Afrika’nın kurtulmasına bağlı… Afrika’nın kurtulması bize…
Eyl 08 2023, Cuma
Afrika diye bir kıta var. Bazı arkeologlara ve tarihçilere göre, dünyanın en eski kıtası, canlı türlerinin yaşaması için gerekli olan pek çok şeyin kaynağı Afrika. Bazı biliminsanlarına göre, insanlığın yayıldığı coğrafya. BARBAR AVRUPA-LILAR, ZENGİNLİKLERİNİ AFRİKA’YA BORÇLULAR! Bütün bunların hiçbir anlamı, değeri, kıymeti yok şu çivisi çıkmış dünyamızda. Koskoca kıta, tecavüze uğradı, tarihi yok edildi, kültürü tarumar edildi, yer altındaki ve yer üstündeki maden yatakları, altın yatakları, tabiî
İnsanlığın entelektüel felaketi: Hazımsızlık sorunu
Eyl 04 2023, Pazartesi
Nietzsche’yi izleyerek dünyanın en temel sorununun hazımsızlık sorunu olduğunu söyleyeceğim. Dünyanın ve tabiî ülkemizin. Çağ zorunu hazımsızlık. Zeit’ın geist’ını yitirmesi. Zamanın ruhunu kaybetmesi, ruhunu yitirdiğini de bilememesi. Cehâlet’in bir başka adı. Eskiler ne güzel demişler: Cehl-i mürekkep diye! Yeniler de, -Ranciere mesela- “Cahil Hoca” demiş! Hikmetin, marifetin ve ilmin, tek kelimeyle ifade etmek gerekirse bilgeliğin yitirilmesi. Ruhsuz bilginin, varlık küreleriyle ilgisi koparılan
Özbekistan’da medeniyet ruh köklerimizi ve kendimizi keşif yolculuğu…
Eyl 03 2023, Pazar
Özbekistan seyahatimizin sonuna geldik. Bu son yazımız. Aşk-ı Turkuaz’la, Beytullah Yıldız kardeşimizin samimiyeti, kardeşliği ve fedakârlığı ile çıktığımız, ruh köklerimizi keşif yolculuklarının Özbekistan ayağı çok verimli geçti. Burada sizinle paylaştığımız Özbekistan izlenimlerimiz güzel ilgi gördü. Benim Turkuaz Ruhu kavramıyla kavramlaştırdığım daha teorik Özbekistan yazılarımla Seyfullah Yiğit kardeşimin sizlerle paylaştığım bu ruh dolu, leziz Özbekistan izlenimlerini kitap olarak yayımlamaya
Emperyalistlerin iki asırlık mankurtlaşmış Türkiye projesi: Türkleri önce İslâm’dan, sonra tarihten uzaklaştırmak
Eyl 01 2023, Cuma
Bu toplumu doğrudan fiilen sömürgeleştirmedi Batılılar. İçeriden zihnen sömürgeleştirdiler. Emperyalistler Türkiye için özel bir proje geliştirdiler: Türkiye’nin dışarıdan fiilen işgal edilmemesi, içeriden zihnen ele geçirilmesi. Nedir bu? TÜRKLERİ MANKURT-LAŞTIRMA PROJESİ Türkleri mankurtlaştırma ve yok etme projesidir. Türkleri katı laiklik uygulamasıyla esir alma, tarih bilinçlerini, medeniyet ruh köklerini inkâr etme, yok etme, sonra da celladına âşık etme, bu ülkenin çocuklarını tasmalı çekirgelere
Modern insanın yitirdiği ruhu Özbekistan’da diriltmek…
Ağu 28 2023, Pazartesi
Özbekistan seyahatimizin en önemli ayaklarından birindeyiz. Başkent Taşkent’te muazzam keşifler yapıyoruz. Hem Özbekistan›ın medeniyetimizdeki kurucu rolünü hem de şimdi bu ruhu nasıl yitirdiğini ve yeniden nasıl diriltebileceğini keşfetmeye çalışıyoruz. MTO talebesi Seyfullah Yiğit kardeşim’le yolculuğumuzun anlamını deşifre etmeye çalışıyoruz. MODERN İNSANIN YİTİRDİĞİ RUH Hz. Osman Efendimizin el yazması Kur’an mushafını gözlerimizle gördük. Özel bir kabinde özenle muhafaza ediliyordu. Çok güzeldi.
Modern insanın yitirdiği ruhu Özbekistan’da aramak…
Ağu 27 2023, Pazar
Özbekistan seyahatimizin başkent Taşkent ayağındayız. Son durağımız Taşkent. Taşkent üzerinden modern insanın yitirdiği ruhun izinin nasıl diriltileceğini gösteren nefis bir keşif yolculuğu yaptık. Yine MTO talebesi Seyfullah Yiğit kardeşimin ruh dolu kaleminden… Güzel bir pazar yazısı… MODERN İNSANIN YİTİRDİĞİ RUH Buhara’da tecrübe ettiğimiz için Semerkant’ta aynı hataya düşmedik: Tren garına erkenden geldik. İkindi namazımızı eda edip, trenimizi beklemeye koyulduk. Rehberimiz Yıldız kardeş, seyahat
MTO Akademik Yaz Kampları entelektüel ve akademik hayatımıza, kalite, çap ve ruh katıyor..
Ağu 25 2023, Cuma
Enerji ve kan kaybediyoruz… Gelecek kuşakları emin bir geleceğe taşımak, bunun için de hakikate dayalı, hakikatin yansıması adalet, hakkaniyet ve hak-hukuk üzerinde’n yükselecek muhkem bir gelecek tasavvuru, bir medeniyet tasavvuru inşa etmek zorundayız. Dünya inşa etmeden önce, o dünyayı inşa edecek bir insan ve dünya tasavvuru, dolayısıyla köklü bir medeniyet tasavvuru geliştirmek zorundayız. MTO NEDİR, NE DEĞİLDİR? MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) bu amaçla kuruldu dört yıl önce, Sabahattin Zaim
Semerkand’a bak ve neyi yitirdiğini hatırla!
Ağu 21 2023, Pazartesi
Semerkand yolculuğumuz herkese ve her şeye ışık tutacak ilginç ipuçları sunan çok katmanlı bir keşif ve mükâşefe yolculuğu oldu. Bu son Semerkand yazısı da Seyfullah Yiğit kardeşimin ruh dolu kaleminden çıktı. Zihin açıcı ve verimli olması dileğiyle paylaşıyorum sizlerle… SEMERKAND’I KEŞFETTİKÇE NEYİ YİTİRDİĞİNİ HATIRLAMAK… Pazartesi günü sabah erkenden Semerkand’ı keşfe çıktık. Semerkand’ı keşfettikçe kendimizi, kendimizi keşfettikçe neyi yitirdiğimizi keşfediyorduk aynı zamanda hayretle… Semerkand’lıların
Ruhunu arayan şehir: Semerkand
Ağu 20 2023, Pazar
Semerkand seyahatimizden yeşeren güzellikleri Seyfullah Yiğit kardeşimin kaleminden aktarıyorum: SEMERKAND RUHUNA KAVUŞABİLECEK Mİ? Evet, Semerkand’taydık. İnanılmaz ama gerçek! Gerçek mi, rüya mıydı yaşadığımız? Uluğ Bey’in, Emir Timur’un torunu olan o büyük âlimin Semerkand’ın ilim, kültür, estetik ve ruh şehri olmasında çok büyük katkısı olduğu yerdeydik. İyi de, bizim ruhumuz neredeydi, peki? O bizimle trene binmemişti. Buhara’da mı kalmıştı yoksa? Evet, kesinlikle Buhara’daydı. Bizler… modern
Semerkand’ın şarkısı: Ruhun çağrısı
Ağu 18 2023, Cuma
Beytullah Yıldız kardeşimin Aşk-ı Turkuaz teşebbüsüyle gerçekten çok emek sarfettiği, güzel fedakârlıklar yaptığı rüya gibi bir Özbekistan seyahati gerçekleştirdik geçen ay. Bu seyahatin tadı damağımızda kaldı. Hiç bitmesin istediğimiz bir seyahatti. Ama her yolculuğun bir sonu var. Bu seyahatimizi, hem şehirleri keşif hem de şehirleri keşfederken aslında kendimizi, kendi dünyamızı keşif yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak, sizlere de bir nebze olsun yolculuğumuzdan devşirdiğimiz leziz meyveleri tattırmak
Özbekistan keşifleri ve mükâşefeleri: Buhara, bizi çağırıyor… (5)
Ağu 14 2023, Pazartesi
Özbekistan seyahat notlarımıza bugün de devam ediyoruz. Yine Seyfullah Yiğit kardeşimin kaleminden… BUHARA MEYDANI’NDA TARİHÎ MTO DERSİ Tarihî Buhara Registan’ındayız. Registan, meydan demek. Cengiz’e bile direnmiş tarihî Kalan Minare Camii’nin yanıbaşında… Yusuf Kaplan Hoca ile ders yapacağız buradan. Canlı ders. Bütün dünyaya… Dünyadaki bütün MTO talebelerine. Hoca, söz verdi ve sözünü tutacak inşallah. Sonra Semerkand Registanı’nda da ders yapacağız bir asır sonra. Meydandaki dersten kendimce
Özbekistan keşifleri ve mükâşefeleri: Buhara, bizi çağırıyor… (4)
Ağu 13 2023, Pazar
Özbekistan seyahat notlarımıza gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ediyorum. Tarihe kayıt düşecek bir Aşk-ı Turkuaz seyahati oldu. Bugün ve yarın da seyahat notlarımızı paylaşmaya devam edeceğim. Seyfullah Yiğit kardeşimin kaleminden çok güzel bir pazar yazısı… ÇAĞRI’NIN ÇAĞIRDIĞI RUH… Buhara’nın kenarında, sakin bir yerde Nakşibendî Hazretlerinin kabrinin bulunduğu külliyenin önüne otobüsümüzü park ediyoruz… İkindi namazını eda ediyoruz huşû ile. Ve Hazretin huzuruna varıyoruz… Kabir, üstü açık,
Özbekistan keşifleri ve mükâşefeleri: Buhara, bizi çağırıyor… (3)
Ağu 11 2023, Cuma
Çok verimli geçen Aşk-ı Turkuaz’la yaptığımız Özbekistan seyahatimizi MTO’nun demirbaşlarından Seyfullah Yiğit kardeşimizin kaleminden paylaşmaya devam ediyorum… BUHARA YOLLARI’NDA… Yine yollardayız. Buhara’ya doğru yol alıyoruz otobüsle. Vaktimiz dar. Programda görmemiz gereken birçok yer var. Ancak yine de çok rahatız. Uykusuz ve yorgunuz. Tüm bunlara rağmen anın içindeki güzellikleri yaşama derdindeyiz. Ne yiyeceğiz? Nerede kalacağız? Buraya yetişir miyiz? Bunlar umurumuzda değil. Akışa teslimiz,
Özbekistan keşifleri ve mükâşefeleri: Buhara, bizi çağırıyor… (2)
Ağu 07 2023, Pazartesi
Aşk-ı Turkuaz ile Özbekistan’a yaptığımız unutulmaz seyahati Seyfullah Yiğit kardeşimin akıcı, düşünceye daldırıcı, tarihi keşfederken aslında kendimizi ve geleceğimizi keşfettirici tahayyül gücünden okumaya devam ediyoruz bugünkü yazıda da. TARİH’E GİRMEK VE TARİHİ BUGÜNE GETİRMEK… Urgenç’ten Hive’de yer alan hotelimize geçiyoruz… Biraz istirahat ettikten sonra açık müze gibi duran Hive’de seyahat etmeye başlıyoruz. Bu arada rehberimiz Yıldız kardeşin de heyecanı gidiyor, mahir bir rehber olduğunu
Özbekistan keşifleri ve mükâşefeleri: Buhara, bizi çağırıyor… (1)
Ağu 06 2023, Pazar
Geçtiğimiz ay Beytullah Yıldız kardeşimin Aşk-ı Turkuaz seyahat teşebbüsüyle Özbekistan’a tadı damağımızda kalan, unutulmaz bir seyahat gerçekleştirdik 20 kişilik güzel bir kafileyle. Turistik gezi değil seyahat. Yazıyı okuyunca aradaki farkı fark edeceksiniz. Seyahat yazısını MTO’muzun (81 vilayette, 60 küsur ülkede önümüzü açacak öncü kuşakları yetiştiren Medeniyet Tasavvuru Okulu’muzun) parlak isimlerinden ve demirbaşlarından Bingöl’den Seyfullah Yiğit kardeşim kaleme aldı. Ben aradan çekiliyorum
Gelecek gelecek eğer sen kendine gelebilirsen…
Ağu 04 2023, Cuma
Ters köşe yapacak bir soru sorarak giriş yapayım yazıya: Çağdaş mısınız, çağdışı mı? Bu soruya hemen cevap vermek istiyorum, hem de hiç vakit kaybetmeden: Kendilerini çağdaş zanneden yurdum insanı bilsin ki, çağdışısınız, çağın dışındasınız, çağın ağlarında debelenip duruyorsunuz. ÇAĞ’DAŞ MISINIZ, AĞ’DAŞ MI? Evet, çağdışıyız hepimiz. Çağdaş değil , çağın ağlarında bir oraya bir buraya doğru “çöp” gibi yuvarlanan ağ’daş’larız. Çağ bizim eserimiz değil . Çağı biz yapmıyoruz. Başkalarının eseri bu
Medeniyet dili ve absürd Arapça tabela tartışması meselesi!
Tem 31 2023, Pazartesi
Belediyeler Arapça tabelalarla savaşıyorlar! Ne kadar sürreel, absürd, sığ bir kafa bu: Tabela zihniyeti! Latince harflerin Türkçe olduğunu sanan yığın kafası! Celladına âşık acınası tasmalı çekirgeler manzarası! Belediyelerin Arapça tabelaları kaba-saba yöntemlerle sökmeleri, Nazi Almanya’sını andırıyor ; çok çirkin, ilkel bir yabancı düşmanlığı biçiminin fitilini ateşliyor! Ortada bir sorun var sürgit büyüyen, kangrene dönüşme istidadı gösteren ve âcilen çözülmesi gereken. Yakıcı, kapsamlı bir
Sürreel, sığ tabela zihniyeti!
Tem 30 2023, Pazar
Anadolu’nun batısındaki büyük şehirlerimizde kartopu gibi büyüyen, büyüdükçe suistimal edilen, kaşınan, kontrolden çıkma istidadı gösteren ilginç bir mülteci sorunu var bu ülkenin! DÜZENSİZ GÖÇ SORUNU Suriye’deki Esed zulmünden ülkemize sığınan kardeşlerimiz, düzenli bir göç ve mülteci stratejisi geliştirilmeden oraya buraya dağıtıldılar! Bunun kısmen içeride bürokraside bilinçli olarak stratejik akıldan uzak bir şekilde böyle yapıldığını; kısmen de hazırlıksız yakalandığımız için sorunun zaman
Lozan: Laik Türkiye’nin tapusu ama Osmanlı’nın ve İslâm’ın tasfiyesinin kapısı
Tem 28 2023, Cuma
Yazının başlığına bakarak körkütük saldıracak olanlara, bu yazının yakın tarihe ilişkin eleştirel ve analitik bir okuma çabası olduğunu hatırlatmak isterim. Önce şunu bilsin isterim herkes: Hiç kimse, benim inandığım gibi inanmak zorunda değildir. Hatta inanmak zorunda da değildir. Âyet ne kadar zihin açıcı ve nefes aldırıcı değil mi: “Herkesin dini / inancı kendine. ” Herkes inanıp inanmamakta da hürdür, neye inanıp neye inanmayacağına karar vermekte de. KEMALİST RESMÎ TARİH VE AKIL TUTULMASI Bunları
Menzilin menzili…
Tem 24 2023, Pazartesi
İnsanın başına ne geldiğini bihakkın anlayacak bir entelijansiyası yok bu ülkenin. Yönünü ve yörüngesini yitirmiş, celladına âşık tasmalı çekirgelere dönüşmüş zavallı bir entelijansiyası var bu ülkenin. İslâm’ın bayraktarlığını yapan bir ülkenin medyasında, gece gündüz İslâm’a, Kur’ân’a, rahmet elçisi Peygamberimiz’e inanılmaz hakaretlerin yapılması ürperticidir, çirkefliktir. Sanki başta Afrika olmak üzere dünyayı kana bulayanlar, kaynaklarını yağmalayanlar, açlığa mahkûm edenler, cehenneme çevirenler
Bugün Afrika’nın bir köşesinde cenneti yaşadık biz; yarın bütün köşelerini cennete çevireceğiz inşallah…
Tem 23 2023, Pazar
Afrika’nın hâli yürekler acısı… Nasıl sömürüldü, talan edildi koskoca kıta! Nasıl hadım edildi, tecavüze uğradı, köleleştirildi masum insanları… Bu resim gerçek. Ürpertici. Bir de başka bir resim var; bilmediğimiz, kendi hâlinde bir Afrika var. Size o Afrika’nın portresini çizmeye çalışacağım bu yazıda… Afrika’da hayat bir bakıma tabiî seyrinde akıyor… İnsanlar sadece hayatlarını yaşıyorlar… Sabah olduğunda kalkıp evlerinin önünü süpürüyorlar, işyerlerinin önünü süpürüp suluyorlar. Caddenin iki
Let’s face the music!
Tem 21 2023, Cuma
Osmanlı'nın son dönemlerinde karşı karşıya kaldığımız köklü sorunlar ve açmazlar, bizi, ben-idrakimizi, kültürel dinamiklerimizi ve anlam haritalarımızı olumsuzlamaksızın, kendi dinamiklerimizden ve deneyimlerimizden yola çıkarak yenileşme, anlam haritalarımızı yeni şekillerde yeniden icat etme çabası içine itmedi. Aksine, anormal sonuçlarını veya tezahürlerini hâlâ yaşamakta olduğumuz "anlamsız" ve zoraki bir kültür ve medeniyet değiştirme projesi geliştirmeye sürükledi. Oysa böylesi bir çaba,
İngilizler neresi, Yahudiler nereye düşer, NATO ne işe yarar?
Tem 17 2023, Pazartesi
Yahudilerin ve İngilizlerin modern tarihin inşasındaki rollerini anlamadan çağı da, kendimizi de anlayamayız; geleceğimizi emin bir şekilde yönlendirecek uzun soluklu yol haritaları hazırlayamayız. Kapitalizm, İngilizlerin eseridir. Sonuç itibariyle böyle. Ama gerisindeki Yahudi gücünü, örgütlenmesini göremezseniz, kapitalizmin nereye ve nasıl doğduğunu, nereye doğru ve nasıl yol alabileceğini kestiremezsiniz. Erken kapitalizmin tarihinde Yahudiler vardır : 14. yüzyıldaki İtalyan şehir devletleri,
15 Temmuz direnişi, iki asırlık kuşatmayı yaran bir milattır…
Tem 16 2023, Pazar
Bu ülke dışarıdan işgal edilmedi, içeriden ele geçirildi. Batılılar tarafından fiilen sömürgeleştirilmedi, Batıcılar tarafından zihnen sömürgeleştirildi. Bunun için de içeriden, içeridekilerden, “içimizdeki irlandalılar”dan darbe üstüne darbe yedi. Devşirmeler önce devleti devşirdiler, sonra da milleti. Türkiye’nin yakın tarihi, modernleşme tarihi, ihanetler tarihidir. Bu çok net! Paralel darbeler tarihi… Bu yazıda, önce devletin, sonra da milletin nasıl sömürgeleştirildiğinin trajik ve zaman zaman
Bölgesel güç’ten küresel güce…
Tem 14 2023, Cuma
Önceki hafta Malavi’deydik kurban bayramı için. Malavi, Güneydoğu Afrika’da İngilizlerin bütün zenginliklerini yağmaladıkları, sömürgecilik tecavüzünü her yerinde görebildiğiniz 20 milyonluk küçük bir ülke. İngilizleri, bütün Batılıları, uyduları Batıcıları çıldırtacak güzel haber şu: Malavi’de Müslümanlar toplanmışlar hem 14 Mayıs’ta hem de 28 Mayıs’ta Erdoğan’a dua etmişler. Geçtiğimiz hafta ise Özbekistan’daydık. Pazar günü seçimler yazıldı Özbekistan’da. Sokaklarda yeniden kazanan Özbekistan
Ürgenç’ten Taşkent’e, Özbekistan’da Medeniyetimizin kalbine yolculuk…
Tem 11 2023, Salı
Ata toprağında yeni bir kazı daha yapmaya başlıyoruz… Köklere inerek göklere yükselmenin mümkün olduğu ender coğrafyalardan biri Türkistan-Horasan havzası’nın Özbekistan mıntıkasına taze ve ruhu tazeleyici bir sefere daha çıkıyoruz… Büyük bir manevî iştiyakla koyuluyoruz yolculuğumuza… İstanbul’dan Ürgenç’e inen uçağımız, bizi herhangi bir yere turistik gezi için gelmeyen Aşk-ı Turkuaz yolcularını medeniyetimizin kalbine bırakıyor… Turistik bir gezinin ötesinde bir yolculuk bu. Biraz önce de dediğim
Batı uygarlığının barbarlığa dönüşmesi… (2)
Tem 10 2023, Pazartesi
Fransız Ulusal Meclis Başkanı Yaël Braun-Pivet, Müslüman bir delikanlının Fransız polisi tarafından barbarca katledilmesi üzerine başta başkent Paris olmak üzere Fransa’nın Nantes, Lyon ve Marsilya gibi diğer büyük şehirlerine de yayılan isyanlar üzerine aynen şunları söyledi, söyleyebildi: “ Ramazan’ın, uzun elbiselerin, başörtülerin olmadığı laik okullar istiyorum. ” Yani? Yani’si şu: “Öteki’ne, farklı olan’a tahammülümüz sıfır”dır, diyor Hanımefendi! Fransız Meclis Başkanı’nın bu cümlesi, Fransız
Batı uygarlığının barbarlığa dönüşmesi… (1)
Tem 07 2023, Cuma
Tabiî kaynakları bakımından dünyanın en zengin kıtası, Afrika! Ama açlıkla pençeleşen dünyanın en yoksul kıtası da Afrika! Afrika, kıtlıkla, iç-savaşlarla, katliamlarla hadım edildi, talihi kara kara kıtanın insanlarının hayatları karartıldı, dünyaları cehenneme çevrildi! Bütün bunları yapanlar, Fransız, İngiliz, Hollandalı, Portekiz, Belçikalı haydutlar değilmiş gibi, hâlâ Batı uygarlığının dünyaya özgürlük, barış ve refah getirdiğinden söz edilebiliyor! Fransa’da, yaşanan ürpertici hâdiseler,
Afrika kurtulmadan, dünya insanlık yüzü göremez!
Tem 03 2023, Pazartesi
İngiliz düşünür John Gray, Kedi Felsefesi başlıklı yeni yayınlanan güzel kitabında, kedilerin bir dış gücün müdahalesi olmadan, kendi hayatlarını yaşadıklarını, hayatı değiştirme ve başkalarının hayatını dönüştürme gibi bir dertlerinin olmadığını söylüyor ve düşünür dikkatini, gözlem gücünü şu cümleyle gözler önüne seriyor: Kediler , kendi hayatlarını yaşadıklarını zannediyor olsalar da hayatlarının bir dış gücün müdahalesi ile sürdürüldüğünü bilselerdi, gerçekte kendi hayatlarını yaşamadıklarını
Malavi’de unutulmaz bir bayram sabahı…
Tem 02 2023, Pazar
MANGOCHI’DEN NYENJE’YE… Tecrübeyle sabittir: Bayram, Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerde daha lezzetli geçer. Bayram namazları, Müslümanları birbirine daha bir kenetler… Londra’da 12 yıl yaşamış biri olarak “gurbet elleri”nin bayram hüznünü ve neşesini nasıl da güzel harmanlandığını iliklerine kadar yaşamış biri olarak söylüyorum bunları. Aziziye Mosque’ta yaşadığım bayram ve bayram namazı sevincini ve hüznünü anlatmaya kelimeler kifâyet etmez… GURBET ELLERDE BAYRAMLAR BİR BAŞKA GÜZELDİR Afrika’da
Addis Ababa’dan Lilongwe’ye: Emperyalist Batı ve beklenen Türkiye…
Haz 30 2023, Cuma
MALAWİ Addis Ababa Havaaalanı’na iniyoruz yaklaşık 6 saatlik yolculuktan sonra. Havaalanı, Afrika’nın en büyük havaalanlarından biri. Ama bakımsız ve çok kalabalık. New York’un meşhur Kennedy Havaalanı ile Paris’in Orly Havaalanı’nı hatırlattı bana. Üç havaalanının ortak yanlarından biri de insanların çoğunun zenci olması. Kennedy Havaalanı tıkış tıkıştır. Amerika’da olduğunuzu unutursunuz bir an. Bakımsızlık, yoğun kalabalık, aksayan hizmetler, sizin Afrika’da bir yerde olduğunuzu sanmanıza yol
İkinci Doğu Seferi: Dirilten Kardeşlik Ruhu (3)
Haz 26 2023, Pazartesi
MTO Bingöl Temsilcisi Seyfullah Yiğit kardeşimin 2. Doğu seferimizle ilgili izlenimlerini sizlerle paylaşıyorum: Tatvan’da MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) talebe buluşması vardı. Alelacele döndük vetalebe buluşmamızı yaptık. Biraz sonra ekibimiz de geldi ve hep birlikte yola revan olduk... Akşam Siirt’te de talebe buluşmamız olacak. Tatvan’dan çıkmadan önce söz verdiğimiz üzere Ohin’e bağlı Ravza Medresesi’ne ziyarette bulunduk. Çok güzel bir program oldu. Kısa ama derin… Tatvan’dan Norşin/Güroymak
İkinci Doğu Seferi: Dirilten Kardeşlik Ruhu (2)
Haz 25 2023, Pazar
MTO’muzun başta Siirt’teki liseli beş parlak talebesi olmak üzere Güneydoğu’daki kardeşlerimizin gönüllerini fetih, medreselerimizi keşif için çıktığımız İkinci Doğu Seferi’mizi, MTO Bingöl Temsilcisi Seyfullah Yiğit kardeşimin coşkulu, tefekkür dolu ve su gibi akıcı kaleminden yayınlamaya devam ediyorum. 9 Haziran Cuma Sabah erkenden kalktım. Bingöl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden Muhammed Fatih Kartal dostumuzu aradım. Sabah 10:00’da Bingöl Müftülüğü ’ndeki program üzerine konuştuk. Sunum metni istedi.
İkinci Doğu Seferi: Dirilten Kardeşlik Ruhu (1)
Haz 23 2023, Cuma
Geçtiğimiz hafta çok önemli ve anlamlı bir yolculuğa çıktık Güneydoğu Anadolu’muzda beş şehrimize. Siirt’teki beş liseli parlak talebemizi görmek, gönüllerini fethetmek için düzenledik bu programı. Bu arada Ohin, Tillo, Norşin ve Zukayd medreselerine güzel bir çıkarma yaptık. Bu yolculuğu MTO Bingöl Temsilcisi Seyfullah Yiğit kardeşim yazdı. Ama ne yazış öyle! Sizin de zevkle okuyacağınız bu seyahat yazısını paylaşıyorum sizlerle. *** Aylar öncesinden kendini “beşli çete” olarak adlandıran Siirt
Ayşe Şasa-2: Türk sinemasının ses’i ve nefes’i
Haz 19 2023, Pazartesi
Türk sineması diye bir şey var mı? Bu toplumun medeniyet ruhunu ve ufkunu, tarihî derinliğini, kültürel zenginliğini ve estetik ilkelerini harekete geçirerek dünyaya özgün bir film dili armağan eden bir Türk sineması yok, ne yazık ki! ÜÇÜNCÜ SİNEMA: LATİN AMERİKA VE ÇİN SİNEMALARI ÖRNEĞİ Latin Amerika kültürü, medeniyet birikimi yerle bir edilmesine, antropolojik ölü kültürlere dönüştürülmesine rağmen, Latin Amerika’nın en temel kültürel ve estetik ortak paydası, müşterek dili, “ büyülü gerçekçilik
Türk sinemasının bir kendi imgesi, kendine dair bir resmi var mı?
Haz 18 2023, Pazar
Var elbette. Var ve çok berbat bir imge veya resim bu! Türk sineması adına sinemanın içinden zuhûr eden akımlar, Türkiye’nin kültür ve medeniyet birikiminden de, insanından da bırakınız beslenmeyi düşünebilmeyi, aksine, nefret eden, şeytanlaştıran, aşağılayan “kara sinema” hatta korku filmi resmi sunan akımlar! Sözgelişi, “ imam ” tiplemesini son derece aşağılayıcı ve aşağılık bir şekilde yapan sadece “ Vurun Kahpeye ” filmleri (ve tabiî romanı) bu ürpertici kendi resmi'nin, toplum, kültür ve medeniyet
Mahşerin beş atlısı: Eğitim, gençlik, kültür, medya ve şehircilik
Haz 16 2023, Cuma
Seçimler yapıldı. 70 küsur yıllık parlamenter tarihimizin en zorlu seçimiydi bu seçimler. O yüzden kader seçimi olarak görüldü bütün toplum kesimleri tarafından. Türkiye, direkten döndü! Türkiye’deki siyasî seçimler değil, toplumun ve ülkenin gideceği yer, yön ve yörünge seçimi, kader seçimi olarak görülmeli asıl. Geleceğimizi belirleyecek mahşerin beş atlısı olarak adlandırdığım beş alan var. Bu beş alanın buluştuğu ortak ama hayatî nokta şu: Hepsinin öznesi de insan. Hepsi de, bir toplumun varlığının
İslâmî Kürt koridoru: İslâmî kültürel mirasın ve kardeşliğin diriltilmesi
Haz 12 2023, Pazartesi
İkinci Doğu Seferimiz oldukça verimli geçti. Büyük bir manevî haz aldık. Kalpleri fethettik, yüzümüz güldü, kardeşliğimizin nasıl pekiştirilebileceğinin ipuçlarını yakaladık, adım adım iz sürerek geleceğimiz adına ümitvâr olmamızı sağlayacak yol haritasını gösteren muazzam bir kültürel ve entelektüel kazı yaptık bir grup inanmış ve adanmış güzel kardeşimle birlikte. Samsun’dan Muharrem Kartancı, Bitlis’ten Mücahit Kumandaveren, Diyarbakır’dan Mustafa Yoldaş, Malatya’dan Yusuf Karakuş ve Bingöl’den
Bir başka açıdan bir kültür felsefesi (2)
Haz 11 2023, Pazar
Kültür de, toplum da öldü; hayat çöle döndü! İnsan nerede şimdi? Nerededir, hangi “dereler”de “debelenmededir” peki? Kültür, insanın dünyasıdır; insanın eseri. Kültürün yok olması, insanı dünyasızlaştırır. Kültürünü yitiren toplumun yok olması ise dünyayı insansızlaştırır; daha vahimi, hayatı çöle dönüştürerek insanı ruhsuzlaşmaya mahkûm eder. İlk yazımda, kültür ve medeniyet kavramlarını kendilerine özgü kurucu, konumlandırıcı fonksiyonları bakımından tartışmıştım. Bu yazıda ise kültürü tarif ederek
Bir başka açıdan bir kültür felsefesi (1)
Haz 09 2023, Cuma
Yazıyı Bingöl’de Kumgeçit Köyü ile Büyüktekören Köyü arasındaki bir çeşme başında yazıyorum. Fakat yazının mevki ile ne alakası var acaba diye soradurun siz, ben, yazıyı yazmaya başlayayım… Yazının konusuyla bulunduğumuz dört dağ arasından cennetten bir parçayı andıran bu mevkide duyduklarımın, hissettiklerimin, yaşadıklarımın bu yazıda tartışacağım tabiat-kültür tartışmasında izdüşümlerine rastlamak mümkün olabilir umarım. Önce iki aforizma: Kurucu kavramlarını yitiren toplumların kendilerini olabilmeleri,
Ya olacağız; ya olacağız! Başka seçenek yok!
Haz 05 2023, Pazartesi
Yeni kabine açıklandı. Hayırlı olsun öncelikle. Günü kurtaracak değil geleceği kuracak uzun soluklu adımlar atılmasına vesile olsun. Türkiye Yüzyılı’nın inşasında medeniyet yürüyüşümüzde kilometre taşlarımızı döşer bu kabine inşallah, diye temenni ediyoruz… Hem icracı hem de geleceğimizi inşacı yerinde, dinamik, umut vadeden bir kabine. LİYAKAT, EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE AİLE Cevdet Yılmaz , güzel insandır, işinin ehlidir, liyakatin öne çıkarılmasına katkı sağlayacaktır. Cevdet Bey hem mütevazı
Kürt meselesinde İslâmî damar: Ülkemizin önünü açacak yeni bir koridor’a doğru…
Haz 04 2023, Pazar
İkinci turda Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın kesin zaferiyle sonuçlanan 14 Mayıs seçimlerinden sonra, Türk siyaseti artık eskisi gibi olmayacak, olamayacak. Taşlar yerinden oynayacak… CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu , yapılan sert eleştirilere ve istifa çağrılarına rağmen koltuğunu terketmeyeceği sinyalini verdi; ama şimdilik. Şimdilik, diyorum, çünkü Türkiye’de siyaset tabiî mecrasından akmıyor, dışarıdaki mecralardan dizayn ediliyor. Maalesef. Kasetlerle dizayn edilen bir siyasî mücadele atmosferi
İki asırlık takoz ve önümüzü açacak bir yol haritası
Haz 02 2023, Cuma
Türkiye, bu seçimlerle çok büyük bir badire atlattı; tabir caizse, “direkten döndü”! İlk defa ülkemizin parçalanma tehlikesini iliklerime kadar hissettim -tıpkı tam bir asır önceki Osmanlı’da olduğu gibi. OSMANLI’NIN NASIL ÇÖKTÜĞÜNÜ ANLAYAMAZSAK… Osmanlı çökerken de çok sorumsuzca hareket etmişti Osmanlı entelijansiyası: Avrupa devletlerine, istihbarat şebekelerine çalışan, gazete ve dergi üzerinden Osmanlı’nın yıkılması için kullanılan tonla Osmanlı entelijansı vardı! Onlar hürriyet, meşrûtiyet
Fetih ruhu ve Fatih ile Necip Fazıl’ın medeniyet ufku
May 29 2023, Pazartesi
Hem fethin yıldönümü hem de üstad Necip Fazıl Kısakürek’in vefatının 40. sene-i devriyesi münasebetiyle yazdığım yazılara bugün de devam ediyorum. Fethin anlamı üzerinde yoğunlaşacağım… FATİH SULTAN VE NECİP FAZIL: İKİ ÖNCÜ HAKİKAT MEDENİYETİ YOLCUSU “Eğer İstanbul fethedilmeseydi ve Osmanlı güçlenerek tarih sahnesine çıkmasaydı, İslâm medeniyeti sanki yok olmanın eşiğine gelmek üzere gibiydi.” Bu tespit, bizden birine değil, Batılı bir tarih felsefecisine, Arnold Toynbee’ye ait. Osmanlı’nın İstanbul’u
Medeniyet / kardeşlik ruhunun yitirilmesi ve Türkiye’nin parçalanma tehlikesi!
May 28 2023, Pazar
Türkiye, seçimlere gidiyor. Herhangi bir seçim değil bu. Kader seçimi adeta. Türkiye’nin Batılıların boyunduruğundan bir şekilde kurtularak, tarihî / medeniyet yönünü, yörüngesini bulma, eksen ülke olma yolculuğunda yol ayrımına gelip dayandığı bir seçim bu. Yapacağımız seçim şu: Türkiye, Batılıların güdümünde bir “cephe ülkesi”, bir “uydu ülke” olmaya devam mı edecek yoksa tarihte olduğu gibi, bin yıl dünya tarihini şekillendiren bir küresel güç olarak, bir eksen güç olarak yeniden tarihin akışını
Diriltici fetih ruhu ve varedici istiklal ve istikbal mücadelesi ufku (1)
May 26 2023, Cuma
Bu ülkenin taze bir istiklal ve istikbal mücadelesine ihtiyacı var. Ülkeyi diriltip ayağa kaldıracak bir fetih ruhuna. Fetih ruhu olmadan istikamet bulunamaz, uzun soluklu, diriltici istiklal ve istikbal yürüyüşüne çıkılamaz. Bu haftaki yazılarımı hem üstad Necip Fazıl’ın vefatının 40. sene-i devriyesi hem de fethin yıldönümü münasebetiyle fetih ruhu yazılarıma ayırıyorum. FATİH’İN BÜYÜK FETİH RÜYASI Fatih, bir uçbeyi olarak hayata atılmıştı: Devlet-ebed-müddet şuuru ve şiarıyla yanıp tutuşuyor,
Batı’nın felsefî bunalımı, Türkiye kuşatması ve Türkiye’nin yarma harekâtları…
May 22 2023, Pazartesi
Seçimler ikinci tura kaldı. İkinci turdan çok güçlü çıkması gerekiyor Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın. O zaman içeriden ve dışarıdan aynı anda işletilen çok yönlü kuşatma yarılabilir ve Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesi yol alabilir… Unutmayalım: Batılılar, asırlık stratejilerini Türkiye’yi durdurmak için geliştiriyorlar. İki yüzyıllık tarihe dönüp bakın, göreceksiniz bu yakıcı gerçeği. Türkiye, bin yıldır, eksen ülkeydi; bundan sonra da öyle olacak inşallah. Tek şartla: Yörüngemizi bulabilirsek...
ONTO-EPİSTEMİK BİR HASTALIK: SESSİZ KALMAK! Unutma: Sessizlik ruhun ölümüdür!
May 21 2023, Pazar
Bugün sütunumu MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) talebesi parlak bir kardeşime terk ediyorum: MTO Antalya yönetim ekibimizden, İslâm Düşüncesi alanında doktora yapan Selçuk Polat kardeşime. Konu, güncel ama konunun ele alınış biçim felsefî ve derinlikli. Dikkatle ve istifade ederek okumanızı istirham ederek sizi, kardeşimizin yazısıyla baş başa bırakıyorum… *** Haz ve çıkarın hâkim olduğu bir zeminin zamanını yaşıyoruz. Zihnimiz, aklımız çıkarın kölesi olmak üzere. Acilen bir zihniyet devrimi yapılması
Ruh atılımı olmadan aslâ!
May 19 2023, Cuma
14 Mayıs seçimlerini kıl payı kaybetti Cumhurbaşkanı Erdoğan. 28 Mayıs’ta çok güçlü bir şekilde gelmesinin söz konusu olacağını düşünüyorum. Erdoğan yeniden, güçlü bir şekilde seçilirse, mutlaka izlemesi gerektiğini düşündüğüm naçizâne bir yol haritası sunmak istiyorum burada. HAYATIN İKİ CEPHESİ: MADDE VE RUH CEPHESİ Türkiye’nin uzun soluklu, köklü, çok yönlü, kalıcı ve sarsıcı bir ruh atılımına ihtiyacı var. Ruh atılımını gerçekleştirebilen toplumlar, her türlü zorluğa göğüs germesini de bilirler.
Acımasız yeni bir çağ başlıyor: Hepimizi bilimle köleleştirecekler!
May 15 2023, Pazartesi
Dünyayı süper-şirketler mi yönetiyor; yoksa güçlü, süper-devletler mi? Bu soruya hemen “evet” veya “hayır” diye cevap vermek pek kolay değil. BİLİMSEL DEVRİMLER VE KAPİTALİST ŞİRKETLERİN DÜNYASI Değil; çünkü Amerika’yı Yahudilerin kontrolündeki süper-şirketler yönetiyor. Amerika’da devlet filan yok. Amerika’da devlet, Yahudiler, Yahudi gücü, demek. Bu kesin. Öte yandan İngiltere›de de güçlü şirketler var ama devlet de var. Devlet şirketlere hâkim, denebilir İngiltere’de. Çin’de durum nasıldır sizce?
Türkiye’nin kader seçimi: Ya Türkiye ekseni ya da güdümlü Türkiye!
May 14 2023, Pazar
Bugün seçimler var ülkemizde. Hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili seçimleri. Tarihimizin en kritik seçimlerinden biri. Türkiye’nin kader seçimi. YENİDEN TÜRKİYE EKSENİ’NE DOĞRU… Türkiye, Tanzimat’la yönünü , Meşrûtiyet ve Cumhuriyet’le yörüngesini yitirdi. Son yarım asırdan bu yana da ruhunu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya… Madalyonun bir yüzü böyle… Madalyonun diğer yüzünde ise direnen ve dirilen Türkiye resmi var : Toparlanan, ayağa kalkan ve küllerinden doğarak yeniden gelen, eksen oluşturmaya
Kemal Derviş öldü ama baronik devşirme’ci komitacı zihniyeti yaşıyor…
May 12 2023, Cuma
Kemal Derviş öldü. Ölmüş bir insanın arkasından uluorta yazacak biri değilim. Bu İslâm ahlâk ve edebine aykırı. Fakat ölümü vesilesiyle kişisel zihnî-siyasî biyografisi hakkında ve Derviş’in temsil ettiği baronik devşirme’ci komitacı zihniyetin Türkiye’nin kaderinin şekillenmesinde oynadığı rol konusunda bir kaç cümle kurmadan edemeyeceğim. Ama önce şunu söylemem gerekiyor sanırım: Türkiye’yi tam da küresel sistemin baronlarına teslim etmek isteyenlerle, Türkiye’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü
Türkiye’siz bir dünya kurulamaz!
May 08 2023, Pazartesi
Her şey Soğuk Savaş’ın sona erdirilmesinden sonra başladı: 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı durdurulmuştu. Osmanlı’nın durdurulmasıyla her şeyin bittiğine hükmetmişti Batılı emperyalist güçler. Oysa 20. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde hiçbir şeyin bitmediği, aksine yeniden başlamak üzere olduğu görüldü: Fas’tan Malezya’ya kadar, İslâm, İslâm dünyasının yegâne entelektüel, kültürel, siyasî direniş ve diriliş kaynağı olmuştu. İslâm’ın yeniden tarih sahnesine çıkışı anlamına gelebilirdi bu.
Batı medyası, Türkiye’ye neden savaş açtı?
May 07 2023, Pazar
Seçimlere bir hafta kala, Batılı merkezlerden düğmeye basıldı yine: İngiliz The Economist , Fransız Le Point , Alman Der Spiegel dergileri, art arda Erdoğan’ı, dolayısıyla Türkiye’yi kapak yaptılar bu haftaki sayılarında. Erdoğan’ı “diktatör” olarak sunuyorlar! “ İslamcı diktatö r”! Erdoğan’ı “güçlü”, “otoriter” ve “diktatör” bir Osmanlı sultanı o larak lanse ediyorlar ayrıca. Der Spiegel, özellikle Hitler’e benzetmiş Erdoğan’ı. Neden Hitler peki? Bunun nedenini birazdan açıklayacağım… İNGİLİZLER’DEN
Türkiye’yi yok edemeyecekler!
May 05 2023, Cuma
Bizim kaderimizi belirleyenler İngilizler: Osmanlı’yı çökertenler, Yahudilerle birlikte, İngilizler: Tanzimat, İngilizlerin eseri; Türkiye, iki asırdır İngilizlerin esiri. İngilizler, iki asır önceki oyunlarını hâlen devam ettiriyorlar sinsice... Şu ân Türkiye ile ilişkileri iyi ama İngilizlere karşı çok dikkatli olmak zorundayız. TANZİMAT’TAN İTİBAREN “İPLER” BİZİM ELİMİZDE DEĞİL! Türkiye’deki seçimlerin sonuçları, Türkiye’nin alacağı istikameti belirleyecek. Türkiye’nin durduğu yeri ya da durmaması
Türkiye, yeniden “süpergüç” olabilecek mi?
May 01 2023, Pazartesi
Süpergücü kutsuyor değilim. Benim derdim, güç sahibi olmak değil, olamaz. Benim derdim dünyaya yeniden adaleti, hukuku, sulhü ve kardeşliği hâkim kılacak güce sahip olmak olabilir. Bu anlamda bir süpergüç hayalim olmalı benim. Bir kez daha. Bu ülkenin çocukları öylesine aşağılık kompleksinin eşiğine sürüklendiler, öylesine celladına âşık tasmalı çekirgelere dönüştürüldüler ki, Türkiye’nin süpergüç olmasından sözeden birine, saralı muamelesi yapılıyor, sarkastik bir şekilde tepki veriliyor hemen!
Seccadeyi tanı/ya/mayanı millet de tanımaz!
Nis 07 2023, Cuma
“Seccadesi”, bir “istikameti” var mı’ydı ya da ne kadar var’dı Türk siyasetinin, tartışılabilir bu. Son yaşanan Kılıçdaroğlu hâdisesiyle “seccadesine” kavuştu mu bilinmez ama bir “seccade hâdisesi”ne kavuştu sonunda Türk siyaseti! Yüz karası bir durum gerçekten! Neresinden bakarsanız bakın tam anlamıyla yüzkarası bir fâciâ-yı siyaset! SECCADE SKANDALI! İnanılmaz bir skandal bu! Sadece seccade hâdisesi değil, hem seccadenin, hem de seccade hâdisesinin tartışılma biçimi de, vulger bir magazin malzemesine
Türkiye’nin bir yol haritası var mı?
Nis 03 2023, Pazartesi
Türkiye’nin sorunları günübirlik sorunlar değil, asırlık sorunlar. O yüzden gelecek 50 yıla, 100 yıla ve ötesine bakarak konuşuyorum: Türklerin “endülüsleşme” (tarihten silinme) tehlikesi, ilk defa gerçeğe dönüşebilir görünüyor. Fiilen bir “endülüsleşme” tecrübesi yaşamadık ama zihnen bir “endülüsleşme” tecrübesi yaşıyoruz iki asırdır… Çocuklarını kaybeden bir toplum, intiharın eşiğine sürükleniyor demektir: Kökleri kuruyan, ruh köklerini, aidiyet bilincini, medeniyet kimliğini ve yörüngesini yitirme
Savaşmadan kaybetmek: Türkiye’nin “endülüsleşme / yok olma” trajedisi!
Nis 02 2023, Pazar
Savaşmadan kaybeden tek toplum biziz dünya tarihinde. Savaşı kazandıklarında bizi bizden uzaklaştıracak emperyalistlerin gerçekleştirmek istediklerini teker teker gerçekleştiren, bizi kendi ellerimizle bizden uzaklaştıran tek ülkesi biziz dünyanın. Savaşı kazanıp da, yenilen tek ülkeyiz biz: Bu ülke fiilen işgal edilemedi ama zihnen işgal edildi: Celladına âşık tasmalı çekirgelere dönüştürüldü. Türkiye fiilen endülüsleştirilemedi, zihnen endülüsleştirilme (kendini yitirme ve tarihten silinme) tehlikesi
İslâm’sız İslâm: Çağdaş hurafeler çöplüğü
Mar 31 2023, Cuma
İngiltere’de bir ilk yaşandı: Güya bir Müslüman, Hamza Yusuf isimli Pakistanlı bir adam, Başbakan yapıldı. Evet, yapıldı! Bu olay, devrim gibi sunuldu. İngiliz bu; Müslüman kılıklı bir adamı durup dururken ne diye Başbakan yapsın ki? İslâm’a en büyük darbeyi vuran, İngiliz’in vardır bir hesabı diye düşünmeli insan! Başbakan yapılan adam başbakanlık konutunda namaz kıldırıyor bir grup insana. İmamlık yapıyor! Ama ne cemaat öyle! Erkek kadın karışık! Bu adam, eşcinsel şebekeleri tarafından çok seviliyor.
Türkiye, Endülüsleşme (tarihten silinme) tehlikesini önleyebilecek mi?
Mar 27 2023, Pazartesi
Türkler, Müslüman olduktan sonra tarihe girdiler. Müslüman olduktan sonra tarihin akışını değiştiren bir aktör konumuna yerleştiler. Sadece Türk tarihinin ya da İslâm tarihinin değil dünya tarihinin yönünü ve yörüngesini belirleyecek kadar tarihe yön verdiler.BAŞKALARININ GÖLGESİNDE TARİH YAPILMAZ ELBETTETürklerin Müslüman olmadan önce de büyük devletler kurduklarını ama dünya tarihinin akışını şekillendirecek konuma yerleşemediklerini görüyoruz. Türklerin İslâm öncesi tarihi, Çinlilerle neredeyse
Diziler, toplumu “kurşuna diziyor”!
Mar 26 2023, Pazar
Bu ülkedeki en büyük kültürel, ontolojik cinayet, önce eğitim sonra da medyalar üzerinden gerçekleştiriliyor.Özellikle gençlik ve kadın dizileri tam bir kontrol ve kolonizasyon aracı gibi işlev görüyor hem toplumu hem de değerlerimizi “kurşuna diziyor”.Savaş meydanlarında yapamadıklarını medyalarda yapıyor emperyalistler ve zihni köleleşmiş uşakları!LAİKLİK, İÇKİ VE ORUÇ PROVOKASYONU!“Burası laik bir ülke. İçkiden rahatsız olan varsa gitsin evinde açsın orucunu. Bu halk bunun için çok mücadele verdi.”Kızılcık
Ramazan rahmet, bereket ve kardeşlik iklimi inşa edecek…
Mar 24 2023, Cuma
Ramazan geldi…Rahmet ayı, kardeşlik ayı, diriliş ayı Ramazan geldi nihâyet!Hamdolsun Rabbime bir Ramazan’a daha eriştirdiği için bizi.Hayatımızın en zorlu dönemeçlerinden geçerken geldi mübarek ay…KORONA CANAVARI NEREYE GİTTİ?Dünya 2019’dan itibaren üç yıl kıyameti prova etti adeta… Korona adı verilen bir virüs icat ettiler, dünyayı hapishaneye dönüştürdüler.Korona hapishanesidemiştim buna. İnsanların birbirlerine dokunmalarını, konuşmalarını, yüzyüze, gözgöze gelmelerini yasakladılar, “sosyal mesafe”
Deprem, bilim kilisesi ve seküler papazları
Mar 20 2023, Pazartesi
Türkiye’nin önündeki en büyüktakoz, aydınıdır.Sığlık, en temel karakteri bu ülkenin entelijansiyasının! Ne kendini tanır, ne de dünyayı. Ama burnundan kıl aldırmaz! Bilimden, felsefeden, dinden zırnık kadar anlamadığı hâlde iri iri cümleler kurmaktan, kestirip atmaktan hicap duymaz! Zavallı, acıklı, acınası,cellâdına âşık bir figürandır o.Oysa entelijansiyası derinlikli olacak bir ülkenin: Dünyayı da, ülkesini de iyi tanıyacak. Ülkesinin de dünyanın da hem imkânlarını hem de zaaflarını iyi bilecek.Dünyaya
Bu toprakları İslâm’a yurt, bize vatan kılan ruhun şahlanışıdır Çanakkale ruhu!
Mar 19 2023, Pazar
Son yıllarda, Çanakkale destanı’nın anlamının ve ruhunun yok edilmeye çalışıldığına dair çok alametler belirdi...Çanakkale’de biz yedi düvele karşı niçin ve hangi ruhla savaştık?Bu meseleningenç kuşaklarımıza sekülerize edilmeden, içi boşaltılmadançok iyi anlatılması gerekir. Çanakkale destanının sadece bizim varlığımızı, bağımsızlığımızı değilİslâm’ın geleceğini ve bütün Müslümanları ilgilendiren bir direniş, diriliş ve varoluş mücadelesiolduğu iyi anlatılmalı çocuklarımıza…AYDINLANMA ÇAĞI NEDEN
“Deprem”: İki asırlık Türk Batılılaşması'nın iflası!
Mar 17 2023, Cuma
Deprem bölgesine ilk hafta gelen ve yıkımı gözleriyle gören bir Amerikalı gazetecinin depremle ilgili gözlemleri yaşananları güzel özetliyor: “Pazarcık depremi, çok büyük can ve mal kaybına yol açtı. Ama Türkler çok çabuk toparlandı, ayağa kalktı.”TOPLUM VE İKİ DERİNLİĞİBu Müslüman toplum, zor zamanların toplumdur. Zor zamanların üstesinden gelmesini her zaman bilmiştir; o yüzden kıtalar ve kıtalar dolaşmış, devletler yıkmış, devletler kurmuş, tarihî yürüyüşünü sürdürmüştür.Müslüman olduktan sonraki
Anadolu ruhu: İnsanlığın yurdu, umudu ve ufku (1)
Şub 19 2023, Pazar
Kahramanmaraş Pazarcık depremi, şu yeryüzü coğrafyasında sadece bu toprakların çocuklarında varolano ayrıksı, sıradışı gizil gücü gün ışığına çıkardı: Anadolu ruhu’nu.Anadolu, bir coğrafya parçası değildir yalnızca. Anadolu,üstad Necip Fazıl’ındeyişiyle, bir kıtadır. Anadolu, bir iddiadır, bir davadır. İnsanlığın son adasıdır Anadolu. Nuh’un gemisidir…Bu topraklardan yığınla kültür, medeniyet gelip geçmiş olabilir ama hiçbiri bu topraklara bizim kardığımız mayayı karamamış, bizim üflediğimiz ruhu
Büyük âfet felâketi ve Müslüman metaneti!
Şub 17 2023, Cuma
Tarihin en büyük, en yıkıcı depremlerinden birini yaşadık. Hem deprem bölgesindeki insanımızın, kardeşlerimizin yaralarını sarmak, acılarını paylaşmak, kalplerine dokunmak ve yalnız olmadıklarını hissettirmek hem de depremin ülkemizde yaptığı yıkımın boyutlarını yerinde görmek içinHikmet ÇolakveZafer Sevilkardeşlerimle bindik arabaya ve karış karış deprem bölgesini dolaştık.Çok büyük bir yıkımla karşı karşıya ülkemiz de, insanımız da.Üç günlük deprem bölgesi gezimizi, incelemelerimizi tamamladık
26 maddede âfet sonrası koordinasyon yol haritası
Şub 13 2023, Pazartesi
Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi BaşkanıDr. M. Enes GÜNEŞsosyal medya hesabından çok önemli bir koordinasyon yol haritası yayınladı. Biraz edite ederek olduğu gibi yayınlıyorum. Kendisine ulaşamadım ama sosyal medya hesabından yayınladığı için sorun olmaz diye düşünüyorum. Kendinden izin alamadan yayınladığım için hem özür diliyor hem de bu kadar güzel bir yol haritası hazırladığı için teşekkür ediyorum.1- Orada 2-3 güne salgın hastalıklar başlayacak muhtemelen, kemirgenler ortalığa çıkacak.Çöplerin
Depremden ders çıkarmak: Her imtihanın bir imkân olduğu bilincini yeşertmek…
Şub 12 2023, Pazar
Çok büyük bir âfet, çok ağır bir imtihan yaşıyoruz toplum olarak!Her imtihan bir imkândır; her imkân da bir imtihan.Bu jeolojik deprem’in manevî depremleri tedavî edici veya iyileştirici bir yanı olduğu konusunu bu imkân-imtihan diyalektiği üzerinden felsefî olarak ele almak istiyorum bu yazımda.BÜYÜK YOLCULUKLAR, İNSANIN İÇ DÜNYASINDA BAŞLAR ÖNCELİKLE…Tarih felsefesinin diliylekonuşayım: Tarih, tarihteki büyük oluşumlar, tarihî yeni başlangıçlar, büyük yıkımların, yok oluşların, ekonomik, siyasî,
Deprem ve kaybettiğimiz ruhu hatırlamak!
Şub 10 2023, Cuma
Çok büyük bir felâket, çok ağır bir imtihan yaşıyoruz ülke olarak! Ülkemizin güney ve doğu bölgeleriyle Akdeniz›in doğu bölgesindeki 10 şehrimizi art arda vuran,bu toprakların jeolojik tarihindeki en büyük depremlerinden ikisini yaşadık art arda9 saat arayla!İlki, gecenin ortasında geldi 7,7 büyüklüğünde, ülkemizin tarihinde ölçülen en büyük şiddetteki depremlerden biri. İkincisi de bundan dokuz saat arayla 7,6 ile geldi.Ortadoğu’nun en büyük depremlerinden biriolarak tarihe geçti.1939 Erzincan
Batı’nın korkusu (3) Türkiye’nin yeniden sistem-kurucu bir aktöre dönüşmesi
Şub 06 2023, Pazartesi
Türkiye, yüzyıl öncesine göreiç dinamikleribakımından daha zayıf,dış dinamikleribakımındansa daha güçlü konumdadır. Bu durum, Türkiye’nin bıçak sırtı bir konumda olduğunu gösterir: İç dinamikleri çöken bir toplumun dışarıda büyük adımlar atması olmayacak duaya âmin demesi gibi bir şeydir.Fakat bu, madalyonun görünen yüzü. Bir de görünmeyen yüzü var madalyonun. Peki, madalyonun görünmeyen yüzünde ne var umutlanmamızı sağlayacak?YÜZYIL ÖNCE BİLE OSMANLI DÜNYANIN DENGE UNSURUYDUYüzyıl önce, dünyanın
Batı’nın korkusu: Türkiye’nin ve İslâm’ın yükselişi (2)
Şub 05 2023, Pazar
İnsanlık, bu kadar belirsiz ve ürpertici bir karanlığın eşiğine sürüklenmemişti bildiğimiz yazılı kayıtlı insanlık tarihi boyunca.BATI UYGARLIĞININ HAKİKATE VE İNSANLIĞA SALDIRISIHer şeyden önce, Batılılar, moderniteyle geliştirdikleri büyük saldırıyla varlığın ontolojik düzenini yerle bir ettiler.İkinci olarak, Batılı emperyalistler, bütün kıtaları ve denizleri işgal ettiler, sömürgeleştirdiler.Üçüncü olarak, kendileri dışındaki bütün medeniyetlerin ya kökünü kazıdılar tarihten sildiler ya da fosilleştirerek
Batı’nın korkusu: Türkiye’nin ve İslâm’ın yükselişi (1)
Şub 03 2023, Cuma
Önce şunu söyleyeyim: Dünyanın kaderini, önümüzdeki yüzyıllarda alacağı şekli İslâm belirleyecek. Müslümanlar bunu görebilecek özgüvene sahip değiller.Ama bu gerçeği Batılılar çok iyi biliyorlar.Batılılar derken özellikle İngilizleri ve Yahudileri kastediyorum.İngilizlerle Yahudiler küresel sistemin sahipliği konusunda bir asırdır yoğun olarak savaşıyorlar birbirleriyle. Ama iş,İslâm düşmanlığınagelince, birlikte hareket etmekte tereddüt bile göstermiyorlar.ŞARK MESELESİ: İKİ TEMEL HEDEFİŞark Meselesi,
Avrupa’nın korkusu boşuna değil: Avrupa, İslâm’a gebe…
Oca 30 2023, Pazartesi
Kitap yakma geleneği, Avrupalıların tarihlerinde karanlık bir perdedir. Kitap yakarak, hakikati perdeleyemezsiniz, yok edemezsiniz ki! Kitap yakmakla, sadece ne kadarbön ve berbat hakikat düşmanları zavallılarolduğunuzu ispat etmiş olursunuz!İsveç, Hollanda ve Danimarka›da Kur’ân’ı yakan kişi, meczup olabilir amaTevrat’ın yakılmasına izin vermeyen İsveç’in Kur’ân’ın yakılmasına neden izin verdiği sorusu, Kur’ân yakma eyleminin kişisel bir eylem olmadığını gösterir,Avrupa’nın derin İslâm düşmanlığını
Avrupa’da üçüncü dalga İslâm düşmanlığının ayak sesleri…
Oca 29 2023, Pazar
Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle başlayan savaş, Avrupa’daki güç dengelerini sarstı kaçınılmaz olarak. İskandinav ülkeleri de, özellikle Anglo-Saksonların tazyiki ile NATO üyesi olarak güvenliklerini garanti altına alma kararı aldılar. İsveç ile Finlandiya, bunun üzerine, NATO’ya üyelik başvurusunda bulundu.Fakat İsveç ve Finlandiya’nın NATO başvurusu, Türkiye’nin elinde, Türkiye’nin onayına takıldı: ABD baskı yapıyor amaTürkiye, özellikle İsveç’in terör örgütü PKK ile arasına mesafe koymasınıİsveç›in
Dijital uygarlık: Miyoplaşma ve uygar barbarlık
Oca 27 2023, Cuma
Yaşadığımız çağıdijital uygarlık çağıolarak adlandırmıştım. Dijital uygarlığın ne olduğunu ve ne olmadığını tartılmak istiyorum bu yazıda.Dünya küreselleşti, bütün sınırlar ortadan kalktı ama insanın ufku daraldı, insan miyoplaştı.Miyoplaşma sorunumodernlikle başladı, postmodernlikle kontrolden çıktı.Modernlik, insanın iç dünyasını imha etmesi, dış dünyaya yönelmesi vedış dünyayı kontrol ve kolonizeetmesiydi.Postmodernlikiseinsanın iç dünyasına, nefsinin ayartılarına kapanması, hazlarının kölesi
Üç Aylar iklimi: Direniş, diriliş ve “varoluş” mevsimi
Oca 23 2023, Pazartesi
Türkiye, seçimlere giderken, yoğun siyasî gündem, toplumun maneviyatını zedeliyor ziyadesiyle. Ama Allah’tan toplumda manevî bir arınma yaşanmasını sağlayacak çok güzel bir mevsim başlıyor…Rahmet, mağfiret ve bereket mevsimi üç aylara girdik Allah’a (cc) hamd olsun.Bahar mevsimine denk gelmese de, üç aylar, aslında manevî bir bahar mevsimidir her zaman: Bizi dünyanın kirlerinden arındıran, adım adım Rahmet-i Rahmân’a yaklaştıran, mâsivâ’yı aşarak mâverâ’nın diriltici, saflaştırıcı, safları sıkı
Küresel sistemin lordları, Türkiye'ye neden saldırıyorlar?
Oca 22 2023, Pazar
İngiltere'de yayımlanan küresel sistemin sesi,The Economistdergisi, kritik zamanlarda Türkiye'ye saldırıyor! Son sayısında “Erdoğan'ın Türkiye'yi diktatörlüğe sürüklediğini” küresel sistemle uyumlu çalışacak muhalefetin desteklenmesi gerektiğini yazdı!Amerikan yönetimindenJohn Boltonda, “Türkiye’nin hizaya gelmemesi durumunda NATO'dan çıkarılması gerektiği” çağrısında bulundu!Washington Post gazetesi, “2023'ün en önemli olayının Türkiye’deki seçimler” olduğunu belirten bir başyazı yayımladı.Seçimler
Umut ışığı ve kıvılcımı
Oca 20 2023, Cuma
Çocuklarımızı korumak zorlaştı. Kendi ülkemizde, çocuklarımızı kaybetme korkusu yaşıyoruz.Her yerden kötülük akıyor…Batı kültürü, kötülük tohumları ekiyor her yere…Girdiği her yeri; değdiği, dokunduğu her toprağı kirletiyor, kötülük çilekleri ekiyor…Dünyaya kapaklanan ama insanı ıskalayan bir uygarlık, insana ne verebilir ki, insanlığın önünü nasıl açabilir ki?Düşünce tarihçisiPeter Watkins, “uzaylara ulaştık ama insana ulaşamadık”diye özetlemişti bu çürümeyi, dekadansı, dekadansla dansı.TERSİNDEN
Pagan Kültür’den Tekno-pagan kült’lere… Çağ, İslâm ve Gelecek (2)
Oca 16 2023, Pazartesi
Çağımızda insan kendi’yle kavgalı. Bir kendi yok çünkü. Ruhu yani.Kendiyle de, hakikatle de, tanrıyla da kavgalı -insanımsıolarak adlandırdığım-ağ’daş insan.Bizim, bu ülkenin çocukları olarakçağ’la ilişkimiz sorunlu. Çağrımız’la da. Çağ’la ve çağrımızla ilişkimiz sorunlu olunca, gelecek’le ilişkimizin ve geleceğimizin sorunsuz olmasını bekleyebilir miyiz? Zor tabii ki.Ülkemizde İslâm’ın geleceği, kısa -ve kısmen orta- vadede tehlikede gibi görünüyor ama eğer üzerimize düşen sorumluluğu hakkıyla
Çağ, İslâm ve gelecek: İki asırlık epistemik körleşme ve köleleşme nasıl aşılacak?
Oca 15 2023, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Çağ, İslâm ve gelecek: İki asırlık epistemik körleşme ve köleleşme nasıl aşılacak?Türkiye, en temel meselesiyle yüzleşebilmiş değil henüz!Türkiye’nin yüzleşemediği en temel meselesi ne, peki? Tek cümleyle özetlemek gerekirse şu:Bu ülke, bu ülkenin çocuklarının elinde değil; iki asırdır bizim elimizden alındı aşama aşama, zamanla...BU ÜLKE, İKİ ASIRDIR BU ÜLKENİN ÇOCUKLARININ ELİNDEN ALINDI!Ülkenin kaderine ülkenin Müslüman halkı değil, küçük ama çok güçlü bir azınlık hükmediyor:
Bu yazı bir çığlıktır: Çocuklarımızı öldürüyorlar bayım, uyuma!
Oca 13 2023, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Bu yazı bir çığlıktır: Çocuklarımızı öldürüyorlar bayım, uyuma!Bu yazı bir çığlıktır!Ruhumuzu, geleceğimizi, hayallerimizi, rüyalarımızı yok ediyorlar: Kendi çocuklarımız, elimizden kayıp gidiyor… Çocuklarımızı bizden koparıyorlar…Çocuklarımıza hiçbir heyecan, coşku ve ufuk sunamayan, sömürgeci,ruhsuz eğitim sistemi; hiçbir gelecek vadetmeyen kör ve kötürüm, yoz ve yozlaştırıcıkültürhayatı; hayal göremeyen, rüyaları olmayan, bütün sermayesini daha çok “köşe döndürecek”
İnsanın bunalımı: Bilimin iki yüzü
Oca 09 2023, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - İnsanın bunalımı: Bilimin iki yüzüModernlikle birlikte geliştirilen bilim, evrensel değildir; lokaldir; Avrupalıdır, Avrupa uygarlığının fizik gerçekliği eksene alan gerçeklik fikrine dayanır. Temelde sadece Avrupa’ya özgüdür. Tarihseldir: Belli bir zamanla ve mekânla mukayyettir, sınırlıdır. Sözün özü, evrensel değil, taşralıdır.Bütüncül değil parçalıdır: Hem derûnî/bütüncül hakikat fikrinden yoksundur hem de parçalı ve parçalayıcıdır: Önce insanın dış dünyasını cehenneme
İslâmî söylemlerin iktidar olmasına izin verildi ama muktedir olmaları engelleniyor…
Oca 08 2023, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - İslâmî söylemlerin iktidar olmasına izin verildi ama muktedir...Türkiye’deki bazı laik kesimlerde Amerika’nın, “Yeşil Kuşak” olarak da adlandırılan bazı küresel şebekeleri, İslâmî hareketleri Amerikan çıkarları için kullandığına dair saçma sapan bir iddia vardır.Saçma sapan diyorum çünkü inanılmaz bir dezenformasyon dönüyor ortalıkta bu konuyla ilgili olarak.MÜSLÜMANLARI “İSLÂM”LA KORKUTMAK!Her şeyden önce, DEAŞ vesaire gibi terör örgütleri İslâmî hareket filan değildir.
Kaygan zeminlerde patinaj yapmak, İslâmî geleceği yok ediyor…
Oca 06 2023, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Kaygan zeminlerde patinaj yapmak, İslâmî geleceği yok ediyor...İslâm, bizim geleceğimiz olabilecek mi, diye sormak istemiyorum; çünkü İslâm insanlığın geleceğini şekillendirecek bir seçenek olmaktan uzaklaştırıldı, uzaklaştırılıyor…Dünyada da, Müslüman toplumlarda da görünür gelecekte İslâm’ın insanlığın bir geleceği olma imkânları yok ediliyor adım adım...ÜÇ TEMEL VAROLUŞSAL MESELEİslâm’ın insanlık için, insanlığın insanca yaşayabileceği bir dünyanın inşası için bir gelecek
Yeni nesil devşirmeler: Beyazlaştırma ve Hıristiyanlaştırma projeleri
Oca 02 2023, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Yeni nesil devşirmeler: Beyazlaştırma ve Hıristiyanlaştırma projeleriYıl: 1900. Afrika’daki Hıristiyanların oranı sadece% 3.Yıl: 2000.Afrika’daki Hıristiyanların oranı % 30 ve hatta üzeri!İnanılır gibi değil!Bunun sırrı ne, peki?Hıristiyanlığın gücü, muhkem, muhteşem bir din olması mı?Hayır!Ne peki?Elbette ki,emperyalizm.HIRİSTİYANLIK NEDEN VE NASIL ÖLÜ DOĞDU?Hıristiyanlık öldü.“Baştan ölü doğdu Hıristiyanlık”, diyebiliriz ilk yarım asır sonrası süreç için.Vahiy geldi ama
Yılbaşı çılgınlığı ve ruhunun çalındığını haykırmak!
Oca 01 2023, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Yılbaşı çılgınlığı ve ruhunun çalındığını haykırmak!Yılbaşı, tam bir çılgınlığa dönüştü bu ülkede! Ürpertici bir yılbaşı çılgınlığı yaşanıyor her yerde...Kapitalist haz ve tüketim endüstrisi,Baudrillard’ınifadesiyle, yeni bir barbarlık biçimi üreterek kitleleri haz ve tüketimin kölelerine dönüştürmeyi başardı!PAGANİZMİN ZAFERİ!Buyılbaşı çılgınlığı, aslında insanı insanaltı ruhsuz, mekanik bir varlığa dönüştüren,kitleleri ayartıcı kapitalist tüketim biçimlerinin köleleri
İnsanlık, insanlığını koruyabilecek mi?
Ara 30 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - İnsanlık, insanlığını koruyabilecek mi?Büyük soruları soramaz ve bu soruların izini süremezsek insanlığın yok oluşuna yol açan saldırılara karşısessiz kaldığımız için suç ortağıolmuş oluruz biz de!İNSANLIĞIN SORUNU EKONOMİK BUNALIM DEĞİL METAFİZİK BUNALIMİnsanlığın sorunu, ekonomik kriz değil metafizik krizdir; anlam krizi, manevî bunalım yani.Metafizik krizi gözardı ederek sadece ekonomik, siyasî krizleri konuşmak, insanlıkla dalga geçmek gibi bir şeydir.Yaratıcı fikrinin,
Dünya, İslâm’a gebe ama Müslümanlar nerede? (2)
Ara 26 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Dünya, İslâm’a gebe ama Müslümanlar nerede? (2)Hakikat şu: İnsanın Yaratıcı’yla, tabiatla ilişkisini sağlam kuran, farklı medeniyetlere hayat hakkı tanıyan, yeryüzünde adalet, merhamet ve hukuk medeniyetini inşa eden İslâm’a insanlığın her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman dilimindeİslâm insanlığın geleceği olmaktan uzaklaştırılıyor…Bunun için çok büyük savaş veriliyor, hem küresel sistemin sahipleri hem de “Müslümanlar” tarafından.İSLÂM’IN ARTAN CÂZİBESİ
Dünya, İslâm’a gebe ama Müslümanlar nerede? (1)
Ara 25 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Dünya, İslâm’a gebe ama Müslümanlar nerede?Tarih, tarih olmak üzere…Tanrı fikrinin yok edildiği, hakikat fikrinin buharlaştığı, insanın ruhsuzlaşarak robotlaştığı, tabiatın delik deşik edildiği bir zaman diliminde tarihin yapıldığından, tarihin sürdüğünden sözedilebilir mi?İlâhî soluğun çekildiği, insanın nefesinin kesildiği, tabiatın tabiatının yok edildiği bir yerde tarih nasıl nefes alabilsin ki?ÇİFTE KISKAÇ: “YOK-VARLIK”Bildiğimiz dünyanın sonunu yaşıyoruz. Yeni bir
Büyük soruları soramayınca, insan, büyük yok oluşa sürüklendi…
Ara 23 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Büyük soruları soramayınca, insan, büyük yok oluşa sürüklendi…Çilekeş, büyük düşünürNietzsche, büyük soruların sorulamamasından muzdaripti.Batı uygarlığı varlıkla, hayatla ve hakikatle ilgili yakıcı, büyük soruları sor/a/mamıştı.Soramazdı.Sorunları büyüktü. Hem de başa çıkamayacakları, anlayamayacakları kadar büyük!Büyük ontolojik sorularla uğraşmak yerine daha gelip-geçici ve çoklukla da parça’lar üzerinde odaklanan epistemolojik sorulara yoğunlaştıSocrates-sonrası Batı
“Literati”ler ve provokasyonlara dikkat!
Ara 19 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - “Literati”ler ve provokasyonlara dikkat!Bizim bir dünyamız var mı? Kendi dünyamızda mı yaşıyoruz yoksa başkalarının dünyasında oraya buraya sürüklenmekten başka bir şey yapamıyor muyuz?İnsan, kelimelerle konuşur, kavramlarla düşünür, ruh’la tarih yapar.Dünyası olan, kendi dünyalarında yaşayan toplumların, yeni dünyalar kurmalarını sağlayan, yeni durumları anlamalarına ve yorumlamalarına imkân tanıyan güçlü, köklü ve yaşayan kavramları vardır: Yaşayan ve yaşatan… Yarattıkça
Nebevî soluğun tarihi: Peygamberlerin rahmet şafağı
Ara 18 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Nebevî soluğun tarihi: Peygamberlerin rahmet şafağıBu ülkenin okullarında, üniversitelerinde bu ülkenin bin yıl dünya tarihini yapmasını mümkün kılan inançlarına, değerlerine ve varlık sebeplerine ürpertici şekillerde saldırılar artmaya başladı.İnanılır gibi değil ama gerçek bu!Bu toplum, kahir ekseriyeti Müslüman olan bir toplum değil mi?Böyle bir şeye aslâ izin verilemez ve göz yumulamaz!Düşünsenize…Sizin de, insanlığın da su kadar, ekmek kadar ihtiyaç hissettiği İslâm’ın
Dromokrasi, insan türünün sonunu getirebilir!
Ara 16 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Dromokrasi, insan türünün sonunu getirebilir!Ekrem İmamoğluhakkında verilen ceza, Türkiye’nin gündemine oturdu haklı olarak. Verilen kararın tartışmalı olduğunu, İmamoğlu’nun önünü açmayı hedeflediğini düşünüyorum. Meselede çok bilinmeyenli yığınla soru var, o yüzden geçici gündemin dışına çıkarak kalıcı zihnî gündemimizle ilgili, kadının aşağılanma tarihi çerçevesinde birkaç cümle kurmak istiyorum.18. yüzyılda başlayan“kadın hakları” hareketi, kadınların daha çok sosyal
Tarih yapmak ya da Nefes olmak
Ara 12 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Tarih yapmak ya da Nefes olmakMüslümanlar, iki asırdır tarih yapmıyor, tarihte tatil yapıyor. İki asırdır tarihi yalnızca Batılılar yapıyor.Bin yıl tarihi önüne katıp sürükleyen bir ümmetin, başkalarının yaptığı tarihin önünde çöp gibi sürüklenmesi her şeyin bittiği anlamına gelir mi?Direnç noktaları zayıf ya da kırılan medeniyetler için kesinlikle evet.Çin de, Hint de kapitalizme direnemedi; aksine teslim bayrağı çekti: Çin’in ve Hint’in ölüm fermanını kendi elleriyle
Seçime gidiyoruz, savaşa değil!
Ara 11 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Seçime gidiyoruz, savaşa değil!Türkiye’de ne zaman seçim sürecine girilse, taşlar yerinden oynuyor, kılıçlar çekiliyor, eski defterler çıkarılıyor, eski yaralar kaşınıyor,sinir uçları patlatılıyor ve ülke akıl tutulmasının eşiğine yuvarlanıyor…Seçim süreci çok sancılı geçiyor Türkiye’de. Bunun yabana atılamayacak köklü nedenleri var elbette.En temel nedeni şu: Bu ülkeye tepeden, jakoben yöntemlerle icat edilmiş, sahte bir kimlik, ithal bir kültür ve ithal bir hayat tarzı
Tarih yapmak olarak ümmîleşmek
Ara 09 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Tarih yapmak olarak ümmîleşmekTürkiye, belirsiz hatta çok tehlikeli bir sürece sürükleniyor… Seçimlere gidiyoruz. Cumhuriyet’in 100. yılında yapılacak seçimler, Türkiye’nin kaderini etkileyecek kadar hayatiyet arzediyor.TÜRKİYE KENDİNE GELEMEDİ HENÜZÇünkü Türkiye henüz kendine gelemedi, kendini bulamadı ve kendi olamadı.Olamazdı; çünkü Türkiye, rotasını yitirmiş, raydan çıkmış, freni patlamış bir tren gibi sürükleniyordu: Türkiye’nin zihni yok edilmiş, aklı tutulmuş, ruhu
İnsanın çifte özgürlük kaybı
Ara 05 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - İnsanın çifte özgürlük kaybıÇağı tanımadan, çağrımızın, çağını kurması yolculuğuna çıkamayız, demiştim. O yüzden esaslı bir çağ okuması yapmamız gerekiyor.Bu süreçte karşımıza çıkan yakıcı bir gerçek var:İnsan çifte özgürlük kaybı yaşıyor: Önce modernite ile birlikte insan kontrol ve kolonize edilerekdemir kafesekapatıldı; postmodernite ile birlikte de, pasif nihilizm olarak tarif ettiğimhedonizmin kölesioldu.İNSANIN KOBAY KADAR DEĞERİ YOK!Bize anlatılan bir masal masal
Ontolojik felaketi aşmanın yolu: Sünnet-i Seniyye
Ara 04 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Ontolojik felaketi aşmanın yolu: Sünnet-i Seniyyeİçinde yaşadığımız çağı iyi kavramadan, çağrı›mızın çağ›ını kurması yolculuğuna çıkamayız. Kendimizi anlamadan da çağı anlayamayız. Kendimizi anlamanın yolu, fıtratı iyi kavramaktan ve fıtratın nasıl metamorfoza uğratıldığını görebilmekten geçer.SOCRATES’İN SEVABI VE GÜNAHIÇağımızın en parlak düşünürüHeidegger, “felsefenin / ‘düşünme’nin Socrates’le birlikte bittiğini” söylemiş, 2500 yıllık bir ezberi bozmuştu.Oysa bize anlatılan
Bir kültür felsefesi: Ontolojik şiddet ya da kültürü de yok eden “kültür” ve anti-kültür barbarlığı
Ara 02 2022, Cuma
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Bir kültür felsefesi:Ontolojik şiddet ya da kültürü de yok eden “kültür” ..Esaslı bir çağ okuması yapamazsak, çağa neyi, nasıl söyleyeceğimizi bilemeyiz.Çağımız, güya “kültür”çağı: İletişim ve bilişim endüstrisinden film, televizyon, sanat, eğlence ve spor endüstrisine kadar “kültür”,“çağın dini”nedönüşmüş durumda zira.DİJİTAL SÖMÜRGECİLİK VE AYARTICI ANTİ-KÜLTÜR BARBARLIĞIÇağımızda kültürü de yok eden iki yeni “kültür” tren/d/inden sözedebiliriz…Birincisi, hedonizm üzerinden
Geliyorum diyen felâket: Çocuklarımızı kaybediyoruz!
Kas 28 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Geliyorum diyen felâket: Çocuklarımızı kaybediyoruz!Türkiye’deki18-25 yaş kuşağının % 70’i ülkeyi terketmek istiyor.Bu oran, zeki çocuklarda % 95‘ten fazla bir rakam olarak çıkıyor karşımıza!Ürpertici bir manzara var karşımızda!Sizce de ürpertici değil mi, bu manzara?Nedir bu, peki?Bu ülkenin intiharıdır!Oysa ülkesini seven insan, en zor şartlarda bile ülkesini terketmez, ülkenin o zorluklardan çıkması için mücadele eder.(Burada, ülkesinden asla nefret etmeyen, aksine her
Zihnî işgal ve sosyal medya terörü!
Kas 27 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Zihnî işgal ve sosyal medya terörü!Dijital uygarlık çağındayız. Dijital uygarlığı üreten teknolojiye de Batılılar hâkim olduğu için dijital medyayı kontrol ve kolonizasyon aracı olarak Batılılar veya egemen güçler kullanıyor yine.DİJİTAL SÖMÜRGECİLİK BİÇİMİGeçen haftaki yazılarımda da dikkat çekmiştim: Son yarım asırda akademide “devrim” yapan, sadece akademik hayata değil entelektüel hayata da soluk aldıranKültürel İncelemeler Okulu’nun en parlak isimlerinden (ve benim
Terör’izm üzerine düşünceler-3: Medya terörü
Kas 21 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Terör’izm üzerine düşünceler-3: Medya terörüSavaş yöntemi olarak terör, çağımıza damgasını vuranvekâletsavaşlarınıntemel yöntemi. Savaş’ın yerini terör’ün, aktörlerin yerini de figüranların alması, alçaklığın nasıl tavan yaptığını, çağımıza adını verdiğini göstermesi bakımından dehşet vericidir.Terörü sadece terör üzerinde kafa yorarak anlamak da, çözebilmek de zordur. Medya terörü, terörden daha etkili ve dehşetengiz bir terör yöntemidir. ÇünküMedya terörü, daha sinsice
Terör’izm üzerine düşünceler-2: Bir terör felsefesi
Kas 20 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - TERÖRİZM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-2Savaş, kötüdür, genel olarak.Kötülerle ve kötülüklerle savaş kötü değildir, elbette ki.İyinin ve iyiliğin hâkim kılınmasında başvurulan ilk yöntem değil son yöntemdir savaş. Ancak o zaman savaşın bir anlamı ve anlaşılabilir bir yanı vardır.ÇATIŞMA VE UYUMDinler, temelde barışı öğütlerler ama savaşa yenilirler.İdeolojilerin tanrısı çatışma ve savaştır: İdeolojilerin doğaları gereğikonuşarak, fikir yoluyla ilerlemeleri, mesafe katetmeleri beklenir
Terör’izm üzerine düşünceler-1: Terör’le savaş
Kas 18 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Terör’izm üzerine düşünceler-1: Terör’le savaşİslâm dünyasının toparlanmaya, Fas’tan Malezya’ya kadar İslâmî hareketlerin ve söylemlerin her alanda İslâm dünyasındaki en güçlü söylemler ve hareketler olarak öne çıkmaya başlaması üzerineküresel sistem, 1991 yılındaSoğuk Savaş’ın bitirilmesinekarar verdi:İslâm›ın yükselişi durdurul-malı’ydı, yoksa İslâm’ın yeni bir medeniyet sıçraması geliştirmesinin önü alınamaz’dı.Bu da, Batı uygarlığının küresel hegemonyasının büyük sarsıntı
Bin yılı inşa eden Turkuaz Ruhu, önümüzdeki bin yılı da inşa edecek yegâne ruh!
Kas 14 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Bin yılı inşa eden Turkuaz Ruhu, önümüzdeki bin yılı da inşa edecek yegâne ruh!Semerkand,TurkuazRuhuolarak adlandırdığımMaverâünnehir medeniyet havzasınınyeniden tarihe girişine tanıklık eden bir toplantıya ev sahipliği yaptı: Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), ortak savunma anlaşması imzaladı, söz konusu devletlerden birine yapılacak bir saldırının hepsine yapılmış kabul edileceği kararı aldı. Eğer bu karar sulandırılmazsa, hakkıyla uygulanırsa, bölgenin ve dünyanın dengelerini
Dün, modern tarihe İslâm yön verdi, postmodern tarihe de İslâm yön verebilir…
Kas 13 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Dün, modern tarihe İslâm yön verdi, postmodern tarihe de İslâm yön verebilir...Modern tarih, İslâm’la başlar: En yeni olan o çünkü. Tarihe müdahale eden, tarihin akışını şekillendirin en yeni, en dinamik, en yenileyici, silkeleyip kendine getirici ve diriltici güç, İslâm.Modernlik de, İslâm’ın işte bu yenileyici ve diriltici gücünün kışkırtmasıyla ortaya çıktı.Avrupa’yı tarihe İslâm kışkırttı. İslâm olmasaydı, Avrupa bin yıllık kış uykusundan uyanamazdı.İSLÂM’IN DİRİLTİCİ
İnsanlığın önünü açacak evrensel ruh: Hakikat medeniyeti ve üç ufku
Kas 11 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - İnsanlığın önünü açacak evrensel ruh: Hakikat medeniyeti ve üç ufkuDünyaya dört asırdır Batı uygarlığı hükmediyor: Batılılar üretiyor, dünya tüketiyor. Ekonomiden ve siyasetten sözetmiyorum sadece; düşünce, bilim, sanat ve estetikten de sözediyorum. Batılılar konuşuyor, dünya konuşulanı konuşuyor. Batı’nın dışında bir dünya yok. Batılıların dışındaki medeniyetlerin bir dünyaları yok yani.Yeterince ürpertici, değil mi?Daha önce yayımlanan bu yazımı tozunu alarak yeniden
Sahibini arayan ülke...
Kas 07 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Sahibini arayan ülke...Türkiye, sözümona “modernleşme” tarihimizin başlangıcından bu yanauzun bir geçiş süreciyaşıyor. Geçiş sürecini bu kadar uzun yaşayan başka bir ülke yok yeryüzünde. Dün, kolonyalistler tarafından her bir şeyleri tarumâr edilen ülkeler bile, bugün şu ya da bu şekilde de olsa, mecralarını bularak, kendi kaderlerini kendileri belirleme sürecine çoktan girmiş durumdalar.Ancak Türkiye, geçiş süreci olarak adlandırılan şeyin bile henüz ne olduğuna karar
Dünya neden ve nasıl cehenneme dönüştü?
Kas 06 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Dünya neden ve nasıl cehenneme dönüştü?Bilimci, kuru bilgi verir sadece: Olan’ı açıklar, açıklamaya çalışır: Olan’a bakar sadece, kabuğa.Oysaâlim, kuru bilgi veren kişi değildir. Olan’ı açıklamakla yetinmez, olan’ın anlamını açıklar,anlamlandırır, yorumlar. Kabuk’la, dış yüzeyle, görünen’le ilgilenmez; aksine öz’le, iç yüzey’le, görünmeyenle ilgilenir.Bir hâdisenin anlamını çözmek için köklerine kadar gider, bütün açılardan inceler.Bilimci, hayatın işleyişini aktarır bize.
Öncü kuşakları olmayan bir toplum yok olmaya mahkûmdur!
Kas 04 2022, Cuma
Bütün medeniyetler sıradağlar gibi dizilen, esen sert rüzgârların önünde savrulmayan, bütün mevsimlere dayanıklı, bütün kültürlerden beslenmesini bilen yürek ülkesinin çocukları öncü kuşakların omuzlarında yükselir.Buradaelitizmfilan yapmıyorum. Alakası yok!İlk defa fiilen değil ama zihnen işgal edilen, celladına âşık edilen yabancılaşmış aydınlarının marifetleriyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya Türkiye!Bu yok oluşu, yürekleri yangın yerine dönen, dünyayı ve İslâm’ı iyi bilen parlak öncü kuşaklarla
Türkiye Yüzyılı, hayalî bir söylem mi, tarihin akışını değiştirecek uzun soluklu bir yolculuk mu?
Eki 31 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Türkiye Yüzyılı, hayalî bir söylem mi, tarihin akışını değiştirecek uzun soluklu ..Türkiye Yüzyılı, hayalî bir söylem, hayalî bir proje gibi görünebilir, ilk bakışta. Böyle gözükmesi de şaşırtıcı olmaz.Olmaz; çünkü Türkiye, henüz gerçek anlamda bağımsız değil. Değil; çünkü iki asırdır bu ülke bu ülkenin has çocuklarının elinden alındı: Ülkenin kaderine bu ülkenin çocukları çeki düzen vermiyor: Devşirmeler ve devşirmelerin devşirmeleri çeki düzen veriyor iki asırdır.TÜRKİYE
Türkiye Yüzyılı: Tarih bitmedi, yeni başlıyor…
Eki 30 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Türkiye Yüzyılı: Tarih bitmedi, yeni başlıyor...Şöyle demiştiBergson: “Her düşünce, temiz bir heyecana dayanan zihnî faaliyetten doğar.”Bergson, sadece güzel sözler söylemiyordu, söylediklerini yaşıyordu da. Öyle ki, New York’a konferansa gittiğinde, New York trafiğinin durma noktasına geldiği söylenir. Düşünceleri, taze fikirlerin, yemiş veren filizlerin kaynağıydı: Heyecan, coşku, sezginin sınır tanımaz derinliği, fikirlerine gösterilen ilgiyle de örtüşüyordu.Her düşünüre
Toplum “boşluk” kabul etmez: Nihilizm kıskacı!
Eki 28 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf KaplanDünya koyu, kaskatı bir belirsizliğe doğru sürükleniyor: Çeşitli nihilizm biçimleri şeklinde tezahür eden birontolojik savrulmabu. Felsefî temelleri bakımından pagan, pratikte ise acımasız bir şekilde seküler kapitalist Batı uygarlığının insanlığı getireceği nokta bundan ötesi olamazdı.NİHİLİZM KISKACIYaratıcı fikrinin ve hakikat fikrinin yitirildiği, bir zamanlar kutsanan tabiatın kontrol ve kolonize edilerek kapitalizm tarafından tepe tepe kullanıldığı, paganizmin yeniden
Bir avuç inanmış ve adanmış öncü insan tarihin akışını değiştirebilir
Eki 24 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Bir avuç inanmış ve adanmış öncü insan tarihin akışını değiştirebilirDünyayı kutsayan, dünyadan başka “dünya” tanımayan insanlar, bize yaşanabilir bir dünya armağan edemezler: Dünyayı dâr / yurt edinenler, dünyayı dar ederler insana.İnsan, dünya ile arasına mesafe koyduğu zaman dünyaya yaklaşabilir, dünyada ayakları yere basabilir ve bize yaşanabilir bir dünya armağan edebilir.İNANMAK VE ADANMAK: YENİ BİR DÜNYA KURMANIN İKİ SARSILMAZ SÜTUNUİnanmak ve adanmak…Mekke süreci
Türkiye’nin sosyolojisi metamorfoz geçiriyor: Sosyal bağların çözülmesi ve toplumun intiharı!
Eki 23 2022, Pazar
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Türkiye’nin sosyolojisi metamorfoz geçiriyor..Ersin Çelikkardeşim sosyal medya hesabından yayınladı: Yaşlı bir amca, otobüse biniyor, oracıkta kriz geçiriyor, kimse ilgilenmiyor, yer vermiyor, otobüsün şoförü hemen hastaneye sürüyor otobüsü ama yaşlı amcanın kalbi dayanamıyor ve hayatını kaybediyor.Ürpertici bir hâdise bu! DEĞERLER ANARŞİSİ VE KAOSUMüslümanların davranışlarının inançlarıyla ve ilkeleriyle bu kadar çeliştiği başka bir zaman dilimi yaşandı mı, kuşkuluyum.
Kardeşliğin sınırları yoktur: İslâm’ın nasıl diriltici ve bütünleştirici bir nimet olduğunu bilelim!
Eki 21 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Kardeşliğin sınırları yoktur: İslâm’ın nasıl diriltici ve bütünleştirici bir nimet...Cumartesi günü Diyarbakır, önemli bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptı.İttihadü’l-Ulema Derneği’nin düzenlediği, derneğin başkanı Dr. Enver Kılıçarslan ile Hüdapar’ın değerli Genel Başkanı, güzel müslüman kardeşim, dostum Zekeriya Yapıcıoğlu’nun da katıldığı, Dünya Âlimler Birliği Başkanı Ali Karadağide dâhil İslâm dünyasından onlarca alimin bir araya gelip İslâm dünyasının meselelerini
Peygamberler tarihi bilinmeden insanın, tabiatın ve varlığın tarihi yazılamaz
Eki 16 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Peygamberler tarihi bilinmeden insanın, tabiatın ve varlığın tarihi yazılamazHer şeyi peygamberler öğretti bize. Ama biz peygamberleri de, Peygamberlerin bize öğrettiklerini de unuttuk!Kendimizi unuttuk çünkü! Ne olduğumuzu! Nereden gelip, nereye doğru yol aldığımızı bilmiyoruz. İnsan, kendini unutan, kendini unuttuğu için Tanrı’yı da unutan, unuttuğunu da unutan insan neyi hatırlayabilir ki, neyi bilebilir ki hakkıyla?İNSAN, NEYİ YİTİRDİĞİNİ UNUTTUTarih, insandan ibaret
“Türkiye Ekseni” mi?
Eki 14 2022, Cuma
Tarih felsefesi yapacağım bu yazıda. Verili gerçeklerden yola çıkarak cümle kurmaya çalışacağım.TÜRKLERİN İSLÂM’A GİRİŞİ VE İSLÂM’IN YÜKSELİŞE GEÇİŞİ…Birinci Medeniyet Krizi sırasında Türkler umuttu, umut olduklarını göstermişti bütün dünyaya.Türklerin Müslüman olmaları, küresel dengeleri yerle bir etmeye yetmişti:Türklerin İslâm’a girişi, hem Haçlı ve Moğol saldırıları nedeniyle bir türlü toparlanamayan, paramparça olan, tarihten silinme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Müslüman toplumların silkelenip
Aksaray’da yeşeren diriltici ruh
Eki 10 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Aksaray’da yeşeren diriltici ruhAslında Aksaray Kitap Fuarı için Aksaray’dayım. Bu yıl dördüncüsü düzenleniyor fuarın. İlk fuarlarda da söylemiştim: İlk hali çok küçüktü, butik bir fuardı. “Aksaray’a daha büyük esaslı bir kitap fuarı yakışır” demiştim.KİTAP FUARINDA KALBE İMZAFuar, bu yıl hem büyümüş, hem zenginleşmiş ve içeriği çeşitlenmiş.Biz fuar alanına girdiğimizde birçocuk tiyatrosu oyunusahneleniyordu meselâ. Ne güzel!Çocukların, gençlerin, ailelerin, okulların teker
Aksaray’ın örnek valisi ve Aksaray’da unutulmaz iki gün…
Eki 09 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Aksaray’ın örnek valisi ve Aksaray’da unutulmaz iki gün...Bir seyyar satıcı, karşılaştığı insanlara, tabiri caizse şöyle hava atıyor: “O vali benim arkadaşım!”“O vali” dediğiAksaray Valisi Hamza Aydoğdu.İnsanlar, seyyar satıcının kendileriyle “kafa bulduklarını” düşünüyor ilkin.“Nasıl yani! Atma şimdi! Vali kim, sen kim?”Seyyar satıcışöyle cevap veriyor:“Aksaray Valisi, benim çay ocağından arkadaşım. Sürekli olarak aynı çay ocağında çay içer, sohbet ederiz.”Tabii insanlar
Eğitim, terörden daha önemli bir millî meseledir
Eki 07 2022, Cuma
Bu ülkede devlet ele geçirildi devletin omurgasını oluşturan milletin ruhunun düşmanları tarafından. Azgın bir azınlık, makul çoğunluğa hükmediyor her alanda.Türkiye, gücünü Tanzimat’la birlikte kaybetmeye başladı; Meşrûtiyetlerle birlikte güçten kuvvetten düştü; yönünü kaybetti. Cumhuriyet’le birlikte İslâmî yönünü ve yörüngesini terketti; “at”tan düştü, tarihten sürüldü, yolunu şaşırdı, yörüngesini kaybetti, tarih yapan bir aktörden tarihte tatil yapan bir figürana, Batı tarihinin bir soytarısına
Eşcinsellik geni’nin olmadığı ispatlandı ama dayatma sürüyor!
Eki 03 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Eşcinsellik geni’nin olmadığı ispatlandı ama dayatma sürüyor!Batı uygarlığı, insanlığın başına gelmiş en büyük belâdır. Hiç abartılı bir cümle değil bu.Nasıl abartılı olsun ki! Batı uygarlığı, Tanrı fikrini yok etti.Hakikat fikrini yok etti.Tabiatı delik deşik etti, ozon tabasını deldi, yerküreyi bir düğmeye basarak yok edecek ürpertici silahlar üretti.Modernliği hazırlayanhümanizmle birlikte yücelttiği insanı, postmodern süreçte bir nesne, bir makina, bir eşya konumuna
Dünyanın ruhu: Türkiye’nin diriltici gizli gücü medeniyet ufku
Eki 02 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Dünyanın ruhu: Türkiye’nin diriltici gizli gücü medeniyet ufkuAt izi it izine karıştı yine.Bu kez içerde değil, dışarda, uluslararası ilişkilerde: Rusya, Ukrayna’dan kopup Rusya’ya ilhak kararı alan dört eyaleti resmen Rus Federasyonu’na bağladı.Rusya Devlet BaşkanıPutin, Kızıl Meydan’da popülist bir söylemle, federasyona bağlı bütün eyaletlerin başındaki kişilerin de katıldığı bir toplantıda, dört eyaletin ilhakını kutladı.Rusya’nın ilhak kararının ardındanUkrayna, resmen
Başına ne geldiğini bilmeyen zavallı tek ülkesi dünyanın: Türkiye
Eyl 30 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Başına ne geldiğini bilmeyen zavallı tek ülkesi dünyanın: TürkiyeÖnce şunu herkes iyi bilmeli: Modern tarihte en büyük darbeyi biz yedik, biz Türkler! Bunu büyük tarihçiler de itiraf ederler:Braudel, o yüzden,“Türkler, tarihin kayıp çocuklarıdır”der. Bunu yeri geldiğince aktarmak istiyorum her zaman zihnimize çok iyi kazıyalım diye.Türkler, neden tarihin kayıp çocukları?Ne oldu da Türkler tarihten kayboldu, çekildi gitti?Ve neden?Bu sorular önemli sorular. Sorulmayan ve
Türkiye önce denge unsuru olmalı, sonra dengeleri belirleyen aktör
Eyl 26 2022, Pazartesi
Türkiye, Şanghay İşbirliği Teşkilatı toplantısına davet edildi ilk defa.Kim tarafından? Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından!İyi de neden?Türkiye,Batı ittifakı'ndan kopuyor mu? Hatta Türkiye'yi önce Batıittifakından koparıp sonra yapayalnız bırakarak boğmak istiyorolabilir mi şu an düşman görünen emperyalistler rakip güçler?Bu soru fazlasıyla paranoyakça bir soru olarak mı görülmeli?Daha kolay anlaşılır soru şu burada: Türkiye, Şanghay toplantısı ile eksen değiştireceğinin sinyallerini
İran’da neler oluyor?
Eyl 25 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - İran’da neler oluyor?Batılılar, İran’daki “İslâmî rejim”den nefret ettikleri için İran devrimini devirmeye mi çalışıyorlar?Bu soru en çok sorulan ama son derece yanlış ve ayartıcı bir soru.Batılılar, İran’daki rejimden neden nefret etsinler ki?Türkiye’yi kuşatmak, Türkiye’nin yeniden tarihî bir yürüyüşe soyunmasının önünü tıkamak istiyorlar İran’ın önünü açarak…“Nasıl yani?” diye soruyorsunuz, değil mi?BATILILARIN İRAN ÜZERİNDEN SÜNNÎ DÜNYAYI VE TÜRKİYE’Yİ KUŞATMALARIŞöyle
Göçebe toplum'dan İslâm'a gebe yeni bir dünyaya..
Eyl 23 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Göçebe toplum’dan İslâm’a gebe yeni bir dünyaya..Göç kavramının mahiyeti de, tarifi de değişiyor hızla..Göç kavramı, köklü anlam değişiklikleri geçiriyor son beş asırdır.Göçebe toplumlardan yerleşik toplumlara, oradan Avrupalıların bilimsel devrimleri, keşifler çağı serüvenleri, sömürgecilik ve emperyalizm tecrübeleri, kapitalizmin küreselleşmesi ve küreselleşmenin bütün sınırları yok etmesiyle küresel gerçeğe dönüşen sanal göçebelik hayatı yaşayan insanlara geçiş süreci
Dünya bize gebe, biz hakikate...
Eyl 19 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Dünya bize gebe, biz hakikate...Marshall Hodgson,16. yüzyılda, uzaydan dünyaya gelen bir uzaylının, dünyanın Pasifik’ten Atlantik’e kadar Müslümanların yaşadığı bir yer olduğu kanaatine varacağını söyler.18. yüzyıla kadar,İslâm'ın dünya üzerindeki topraklarının Hıristiyanlığın üç katıolduğuna dikkat çeker.Bugün bu tablo tam tersine dönmüştür.İyi de, neden?Bu soru, üzerinde ayrıca kafa patlatılmayı hak eden hayatî bir soru.Bu yazıda,İslâm medeniyetinin biricikliğimeselesinin
Cesur bir yayıncılık örneği: Felsefî Düşün dergisi
Eyl 18 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Cesur bir yayıncılık örneği: Felsefî Düşün dergisiDergiler hür tefekkürün kaleleridir, demiştiCemil Meriç.Sadece hür tefekkürün mü?Değil elbette.Farklı bakış açılarının yeşerdiği, bir fikrin kök salıp meyve verdiği mecralar vekaleler, dergiler.TÜRKİYE’NİN KURUCU DERGİLERİ YOK!Önce şu:Türkiye’nin dergileri yok:Kültürü, sanatı, düşünceyi, hâsılı medeniyeti tartışan, tartışarak fikir üreten adım adım, sayha sayha inşa eden kurucu dergileri yok maalesef.Oysadergisiz bir düşünce
Kamplarla gelen umut ve ufukta beliren ışık…
Eyl 16 2022, Cuma
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Kamplarla gelen umut ve ufukta beliren ışık...Türkiye yapay gündemlerle boğuşuyor, enerji ve kan kaybediyor… Ekonomik krizden geçiyoruz ama pes etmiyoruz…Cumhurbaşkanı Erdoğan, muazzam bir konut devrimine imza attı. Umarım bu konutlar, ev almayı imkânsızlaştıran rant sektörüne büyük darbe vurur da toplum rahat nefes almaya başlar…BİNA’DANÖNCE İNSAN VE BEYİN ŞART!Ekonomik kriz çok etkili olsa da buülkenin en yakıcı sorunu bina sorunu değil, insan ve beyin sorunu.Cemaatler,
Osmanlı ruhunu kavramak!
Eyl 12 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Osmanlı ruhunu kavramak!İzmir’in İngilizlerin güdümündeki Yunan’ların işgalinden kurtuluş yıldönümünde yapılan açıklama ürperticidir. İzmir Osmanlı’dan mı kurtarıldı?! Kim işgalci bu ülkede? Kim kime ne diye küfrediyor? Bu ülkede birilerinin Osmanlı nefreti mide bulandırıcıdır. Ruhsuzluktur.Oysa Osmanlı’yı aşağılayan ama Osmanlı’yla zırnık kadar alakası olmayanlara inat,bütün yabancı büyük tarihçiler Osmanlı’yı adalet ve hakkaniyet timsali olarak görürler. Bu ülkede Osmanlı,
İngilizlere dikkat!
Eyl 11 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - İngilizlere dikkat!İngiliz Kraliçesi öldü. Ama İngilizler çekildi ama ölmedi, sinsi bir şekilde geliyorlar yeniden!Sinsi bir şekilde yeniden geliyorlar İngilizler. Özellikle bizim coğrafyamızın yakın geçmişinin ve geleceğinin şekillendirilmesinde kilit rol oynadılar ve oynamaya da devam ediyorlar.Çağdaş düşünceyi Almanlar kurdular.Çağdaş siyaseti ve kurumlarını büyük ölçüde Fransızlar geliştirdiler.Ama çağdaş dünya, İngilizlerin eseri.Almanların düşünce devrimlerini, Fransızların
Avrupa'da yakıcı kış, dünyada fırtına öncesi dondurucu sessizlik, Balkanlar’da diriltici barış…
Eyl 09 2022, Cuma
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Avrupa’da yakıcı kış,dünyada fırtına öncesi dondurucu sessizlik..Yazının başlığı her şeyi özetliyor aslında.Ama “nasıl yani?” diye soruyorsunuz haklı olarak…İşte bu sorunun cevabının izini süreceğim bu yazıda.Dünya bize gebe, biz hakikate… Aslında bu yazının başlığı bu. Ama bu başlık çok kapsamlı; evet, derinlikli ama bir yazıda hakkı verilemeyecek kadar sarsıcı, kapsamlı bir başlık.Belki bir kitap başlığı olmalı bu.Sadede geliyorum…AVRUPA'NIN YAKICI KIŞI…Dünya, büyük bir
Türkiye’ye karşı çifte kuşatma ve Türkiye’nin yarma harekâtları…
Eyl 05 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·YUSUF KAPLAN - Türkiye’ye karşı çifte kuşatma ve Türkiye’nin yarma harekâtları...Batılılar, iki asırdır Türkiye’yi terbiye etmeye çalışıyorlar, celladına âşık ettikleri “içimizdeki İrlandalılar” vasıtasıyla!Kısmen de olsa başardılar bunu!İNSANLIĞIN UMUDU TÜRKİYE AMA BATILILAŞTIKÇA BATIYOR…Osmanlı’yı yok ettiler ama Osmanlı’nın tarih yapan, farklı dinlere, inançlara hayat hakkı tanıyan medeniyet-kurucu ve medeniyeti-koruyucu ruhunu yok edemediler.Türkiye, Batılılaşma serüvenine sürüklendi.Türkiye,
Anadolu’nun ilim ve irfan erbabı öncülerinden tarihî bir çıkış…
Eyl 04 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Anadolu’nun ilim ve irfan erbabı öncülerinden tarihî bir çıkış...Merkezi Sivas’ta bulunan,Ömer Faruk MüderrisoğluHoca’nın başkanlığını yürüttüğüAnadolu Âlimler Birliği (ALİMBİR), 13 Ağustos 2022 günüKahramanmaraş Ülfet Vakfı’nın ev sahipliğinde 4. Genel İstişare Toplantısı’nı yaptı.Son derecenezih ve kardeşâne bir ortamda geçen toplantıdaülkemizin birçok bölgesinden ilim erbabı ilk kez bir araya geldi. Toplantıda eski Kültür BakanımızMahir ÜnalBey ile Maraş milletvekiliCelalettin
Konya’da tarih yazıldı…
Eyl 02 2022, Cuma
Tarihte ilk defa insan bütün insanlığın ve varlığın mezarını kazacak kadar azmanlaştı, tanrılaşmaya kalkıştı, bütün insanlığı ve yerküreyi geri dönüşü imkansız büyük bir ontolojik felaketin, çıkmaz sokağın eşiğine fırlattı.Tarihte ilk defa sadece Batı uygarlığı bir düğmeye basarak bütün insanlığı yok edecek, yerküreyi küle çevirecek minyatür silahlar üretti; cismi küçük, cürmü büyük ölümcül silahlar.İnsanı ve dünyayı toza çevirecek ayartıcı, estetik ölüm makinaları!İNSANLIĞA VEVARLIĞA SALDIRI!Böylesine
Malazgirt ruhu ile Nizamiye ufkunun bin yılı kuran atılımı
Ağu 29 2022, Pazartesi
Malazgirt ruhu’ndan sözediyoruz ve bu ruhun ne yaptığını da biliyoruz ama bu ruhun ne olduğunu bilmiyoruz. Malazgirt ruhu, bize bu toprakları vatan yaptı diyoruz; iyi de o ruh ne, peki?ÇAĞDAŞIMIZ GAZÂLÎMalazgirt ruhu, Nizamiye’de muadilini buldu. Nizamiye, yaşanan birinci medeniyet krizinin anlaşılması, anlamlandırılması ve aşılması sürecinde kilit rol oynadı.Gazâlî kurucu adamdı burada.Alparslan, ardından oğlu Melikşah kurucu olarak, Nizamülmülk uygulayıcı olarak, Gazâlî ise temelleri-koyucubir
Malazgirt’in ruhu: Selçuklu’nun ufku
Ağu 28 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - Malazgirt’in ruhu: Selçuklu’nun ufkuMalazgirt Zaferi, bir ruhun adıdır; direniş ve diriliş ruhunun.Mekke’den süt emen, Medine’den beslenen, Kudüs’te meyve veren hakikat medeniyetinin insanlık çapında bir yürüyüşe soyunmasının başlangıç noktası.Malazgirt, sadece Türklerin tarihinde dönüm noktası değildir; hem İslâm tarihinde hem de insanlık tarihinde tarihin akışının, yönünün, yörüngesinin belirlendiği bir büyük dönüşümün miladıdır.O yüzden Malazgirt ruhu, Selçuklu’nun ufku,
İslâm düşüncesi, düşünce’yi ve insanın özgürlüğünü kurtarabilir mi?
Ağu 26 2022, Cuma
Kültür, en büyük “küfür”dür, demiştim.Hayatı ve hakikati öldürdüğü için ölüm hikâyesidir kültür’ün hikâyesi.İki anlamda en büyük “küfür”dür kültür.KÜLTÜR, NEDEN EN BÜYÜK “KÜFÜR”DÜR?Birincisi, hakikatin ve hayatın kültüre, kültürel olan’a indirgenmesi, hakikatin hayata değemeyecek derekeye düşürülmesi, hayatın hakikatle, hakikatin tabiatında varolan ruhla irtibatını koparması, insanın hem hakikatle hem de hayatla ilişkisini sakatladığı hatta belli bir noktadan sonra için imkânsızlaştırdığı için kültür
MTO yaz kampları, entelektüel hayatımızda çığır açacak ve akademiye ruh katacak…
Ağu 22 2022, Pazartesi
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - MTO yaz kampları, entelektüel hayatımızda çığır açacak ve akademiye ruh katacak...Şöyle bir okul düşünün: Tarih felsefesinden bilim felsefesine, İslâm düşüncesinden müzik felsefesine, mimarlıktan film estetiğine, başka bir söyleyişle, İbn Haldun’dan Gazâli’ye, Yunus’tan Sinan’a, Itrî’den metaverse’e kadaraynı anda yedi değişik konuda Türkiye’nin dört bir köşesinde yedi değişik akademik kamp düzenliyorolsun. Toplamdabinlerce talebe sayısız makale yazıyor,yüzlerce talebe
MTO’nun acı günü
Ağu 21 2022, Pazar
Yeni Şafak·Yusuf Kaplan - MTO’nun acı günüPerşembe sabahı uçakla Ankara’ya indim erkenden.MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) Ankara temsilcimiz Mustafa Demir kardeşim, Konya’dan bizimle Çorum’a gitmek üzere Ankara’ya gelen Eslem Öz kardeşimle buluştular, sonra havaalanında bir araya geldik ve Çorum’a doğru yola koyulduk.Çorum›da Çorum Belediyesinin,Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın desteğiyle Tarih Felsefesi ve İbn Haldun kampımızbaşlıyor. O yüzden MTO yönetim ekibimiz bir gün öncesinden Çorum’daydılar, kamp
Suriye ve Mısır’la ilişkilerde kurt kapanı’nı bozmak!
Ağu 19 2022, Cuma
Türkiye, Suriye’de çok ahlâkî bir tavır takındı ve kendi insanlarını katleden zalim bir diktatörle ve ruhsuz rejimiyle ilişkilerini kopardı. Oysa çok iyi ilişkileri vardı Türkiye’nin Suriye ile.Türkiye’nin tavrı, çok ahlaklı bir tavır. Ahlâklı bir dünyada yaşıyor olsak, dünya-ahiret gerçekte hak, hukuk, adalet hükümferma olsa, Türkiye’nin bu ahlâklı tavrı anlamlı olurdu. O yüzden Türkiye’nin bu tavrı, ahlâksız bir dünyada takdir edilmesi gereken ahlâklı bir tavır. Ama pek çok bakımdan yanlışları
Müslümanların tarihten çekilmesiyle dünya neler kaybetti?
Ağu 15 2022, Pazartesi
Önceki gün Kahramanmaraş’ta güzel bir toplantı yaptık.ALİMBİR’in (Anadolu Âlimler Birliği’nin) başkanı Ömer Faruk Hoca’nın öncülüğünde Ülfet Vakfı Başkanı Abdullah Taylan Hoca’nın güzel ev sahipliğindedünyanın, coğrafyamızın ve ülkemizin temel sorunlarını mercek altına aldık. Türkiye›nin doğu ve batı bölgelerindeki bütün âlimleri ilk defa bir araya getiren toplantıyıMahir Ünal bakanımız ve Celalettin Güvenç vekilimiz sonuna kadar sabırla dikkatle takip ettiler, Cumhurbaşkanımız Erdoğan da telefonla
“Dış güç” neresi, “iç güç” nereye düşer?
Ağu 14 2022, Pazar
Dünyasız insanlar, insansız dünyalar: Postmodern dünyanın en özlü tarif böyle yapılabilir.Dünyasız insan, kültürel genleri soykırıma uğramış insan demek.Kültürel genleri soykırıma tabi tutulan insan, celladına âşık edilen ve tasmalı çekirgelere dönüştürülen bir insan müsveddesi değil de nedir! Batılı sefih insan tipinin berbat birer klonu, karikatürü, kopyesi?Dünyası yok edilen insanın iradesinin varlığından sözedilebilir mi?Bu mümkün mü? Mümkün olabilir mi böyle bir şey?BATILILAR, İNSANLIĞIN İRADESİNİ
İnsanın özgürleş/eme/me kapanı!
Ağu 12 2022, Cuma
Çağımızın yaşayan en büyük tarihçilerinden biri, belki de birincisiWilliam McNeill, Külliyatyayınlarından çıkardığımızAvrupa Tarihinin Oluşumubaşlıklı önemli kitabına, ezber bozucu bir tartışmayla giriş yapar.AVRUPA TARİHİ ÖZGÜRLÜKLER DEĞİL İMTİYAZLAR TARİHİDİRAvrupa tarihi özgürlükler tarihi olarak yazılır hep, der McNeill ve bunun büyük bir mit / “masal” olduğunu söyler,Avrupa tarihinin “imtiyazlar / ayrıcalıklar tarihi”olduğunu hatırlatır. McNeill’in, izinden gittiğiFernand Braudelde aynı fikri
Tarih bitmedi, yeni başlıyor…
Ağu 08 2022, Pazartesi
Şöyle demiştiBergson:“Her düşünce, temiz bir heyecana dayanan zihnî faaliyetten doğar.”Bergson, sadece güzel sözler söylemiyordu, söylediklerini yaşıyordu da. Öyle ki, New York’a konferansa gittiğinde, New York trafiğinin durma noktasına geldiği söylenir. Düşünceleri, taze fikirlerin, yemiş veren filizlerin kaynağıydı: Heyecan, coşku, sezginin sınır tanımaz derinliği, fikirlerine gösterilen ilgiyle de örtüşüyordu.Her düşünüre nasip olmayacak bir ilgi odağı olmuştuBergsonyaşarken.Tarih, ruh atılımlarının
Medyatik kolonyalizm: Dünya böyle zulüm görmedi!
Ağu 07 2022, Pazar
Dünyanın tadı kaçtı…Kıyamete sürükleniyor insanlık topyekûn…Cehennemine koşuyor güle oynaya bütün dünya…Ama hiçbir şey olmuyormuş gibi yaşıyor insanlar…Bir tarafta,cehennemi yaşayan insanlardünyanın dört bir tarafında… Öbür tarafta, hiçbir şey olmamış gibihedonizmin peşinde koşan insancıklar…Çürümenin dibini görüyor insanlık…Dekadansın…Tefessühün yani.Dekadansla dans ediyor dünya…Aslında dünya dediğime bakmayın… Aynı ülkelerde farklı dünyalardan sözediyorum:Sırt sırta yaşayan ama birbirine değemeyen
Kapitalizmi devre dışı bırakacak, insanlığı diriltip kendine getirecek bir ruh var edilemeyecek mi?
Ağu 05 2022, Cuma
Dünya, yeni bir dünya savaşının eşiğine doğru sürükleniyor adım adım… Yeni dünya savaşı demek, yeni cehennem demek aslında. Eğer bir dünya savaşı patlak verecek olursa, bu savaşa karışmayan ülke kalmaz.ABD İLE İNGİLTERE ATEŞLE DANS EDİYOR, ATEŞ ÜZERİNDE VALS YAPIYOR…Dünya senkronize oldu, ekonomiler, ülkelerin ekonomik kodları birbirine sımsıkı bağımlı hâle getirildi:The Economistdergisi, pandemi sürecindeki bir kapağında bu durumu ürpertici bir şekilde resmetmişti:Bir el, bir “gizli el” (ya da
Fuat Sezgin’in izinde…
Ağu 01 2022, Pazartesi
Fuat Sezgin son yüzyılda çıkardığı en büyük dehası İslâm dünyasının. Fuat Sezgin’i iyi tanımayanlar, bu yargımın abartılı olduğunu düşünebilirler. Abartı filan yok burada: İslâm bilim tarihi konusunda tam 1300 cilt kitap hazırlamış ve hepsine de esaslı sunuşlar yazmış yakın tarihimizde bir benzeri olmayan bir öncü›den, bir dâhi’den söz ediyoruz.DEĞERLERİMİZİN DEĞERİNİ BİLMİYORUZDeğerlerimizin değerini vefat etmeden önce hakkıyla bilemiyoruz. Böyle bir zaafımız var, ne yazık ki. Değerlerimizi kaybettikten
Albaraka Yayınları’nın, düşünce ve kültür hayatımıza yaptığı öncü katkı…
Tem 31 2022, Pazar
Kitapsız bir dünya kurulamaz. Bir dünya kurulacaksa bu -mesela- Silicon Vadisi’nden değil yine Harvard’dan, Şikago’dan, Princeton’dan, UCLA’den (University of California, Los Angeles) kurulacak.Oxbridge’ten (Oxford + Cambridge), Sorbonne’dan, Bologna’dan filan kurulacak, oradan Silicon Vadileri vesaire doğacak… Üniversiteden kurulacak teknolojik dünyalar da.KİTAPSIZ DÜNYA KURULAMAZ: BİR DÜNYA KURULACAKSA, ÜNİVERSİTE’DEN KURULACAK!Dikkat ettiyseniz, İslâm dünyasından hiçbir üniversiteden sözetmedim.
Gıda sorunu, bir millî güvenlik meselesidir!
Tem 29 2022, Cuma
Rusya-Ukrayna savaşı, dünyayı gıda felaketinin eşiğine getirip bıraktı. Türkiye, artan bölgesel ve küresel gücünü, dünyanın gıda felaketinin eşiğine sürüklenmesini önlemede de gösterdi: Rusya ve Ukrayna gibi boğaz boğaza savaşan iki ülkenin yöneticilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimiyleİstanbul›da bir araya getirmeyi ve bütün dünyada takdir edilen tahıl sorununun çözümü anlaşmasını iki düşman ülkeye imzalatmayı başardı.Gıda meselesi bir millî güvenlik meselesidir artık. Konuyu tartıştığım bir
Türkiye yeniden merkez ülke konumuna yükselme imkanını yakaladı…
Tem 25 2022, Pazartesi
Rusların Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreç, bütün dünyanın ekonomik ve siyasî dengelerini alt üst etti, etmeye de devam ediyor.Rusya da, Ukrayna da dünyanın tahıl ambarı. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın derinleşmesi, dünyada da ülkemizde de ekonomilerin 1929-1930 ekonomik krizine benzer sarsıntılar geçirmesine yol açtı: Enflasyon tavan yaptı, faizler aldı başını gitti, insanların alım gücü düştü, sınıflar arasındaki makas açıldıkça açıldı…İki senedir korona hapishanesine tıkılan insanlık,
Rasim Özdenören, Müslümanca duymanın ve düşünmenin gramerini çıkardı, gitti bu dünyadan…
Tem 24 2022, Pazar
Yaprak dökümü sürüyor…Türkiye öncülerini öte dünyaya uğurluyor birer birer…Şimdi de Rasim Özdenören Ağabey Hakk›a yürüdü. Çok üzüldüm. Üzerimizde emeği olmuş bir ağabeyimizdi. Mütevazı bir insandı. Hoşsohbet bir adamdı.Müslümanca düşünmenin yol haritasını çıkarmıştı.Sade, sessiz bir hayat yaşadı, sessizce ayrıldı aramızdan.Allah rahmet eylesin.Mekânı cennet olsun.Rasim Ağabey’le üniversite yıllarından itibaren, 1980’li yılların başlarından bu yana tanışıyoruz şahsen.Sadece Mâverâ dergisine uğramak
İran tehlikesi: Türkiye’nin güneyden kuşatılması!
Tem 22 2022, Cuma
Muhammed İkbal, “Persliler mi İslâmlaştılar, İslâm mı Persleşti?”diye bir soru sorar ve verdiği cevap,“İslâm, Persleşti”şeklinde olur.Özenle dikkatinizi çekmek istediğim, meselenin püf noktası şu burada: İkbal, entelektüel olarak İranî düşünce geleneğini çok iyi bilen hem de bu düşünce geleneğinin gölgesinde, yoğun etkisi altında olan bir düşünürdür.ÖZ-ÜLKE’NİN YİTİRİLİŞİ VE YOK-ÜLKE’NİNMAYINLI ARAZİLERİ…Yeni Şafak’ı kurduğumuz 1994 yılından bu yana işlediğim en temel meselelerden biri, iki asırdır
Çin’de Müslümanlara karşı çifte soykırım derhal durdurulmalı!
Tem 18 2022, Pazartesi
Dünyanın en kalabalık iki ülkesi Çin ve Hindistan’da Müslüman kıyımı ve zulmü zıvanadan çıktı. Çin’de yüzyılların eseri tarihî camiler yıkılıyor, Doğu Türkistan’lı Müslümanlar ürpertici bir soykırıma tabi tutuluyor… Son olarakaşağılık komünist Çin yönetimi, ezan’ı ve kamet’i değiştirdi!İnanılır gibi değil gerçekten!Bela bunlar! Dünyanın başına belâ! Hem de çok büyük belâ!Çin zulmü yetmiyormuş gibi Hindistan’da da ürpertici bir Müslüman kıyımı ve zulmü yaşanıyor.Oysa Batılıların kapitalist zorbalıklarına
Yahudiler ve İngilizler ya da fiilî ve zihnî sömürgecilik!
Tem 17 2022, Pazar
Bir ülkedeki ya da medeniyet coğrafyasındaki fiilî ve zihnî yıkımları, sadecedış faktörlerle açıklamak, entelektüel zaafa ve yetersizliğe işaret eder.Öte yandan, modern tarihin, Batılı emperyalist aktörlerin, dünyanın bütün medeniyetlerinin kökünü kazıyan, hiçbirine hayat hakkı tanımayan çok yönlü ve kapsamlı bir saldırı ürettikleri vahşî bir sömürgecilik tarihi olduğu yakıcı gerçeğini görmemek ve bütün bu saldırı biçimlerinin yol açtığı yıkımı yoksaymak ise entelektüel sefaleti ve ruhsuzluğu gözler
15 Temmuz direnişi, İslâm’ın protestanlaştırılması projesini püskürttü!
Tem 15 2022, Cuma
Soğuk Savaş bitirildi, İslâm küresel sistemin önündeki en büyük tehdit olarak görüldü; Batılılar, bütün stratejilerini İslâm’ın protestanlaştırılması, yani İslâm’ın hayattan ve dünyadan uzaklaştırılması projesini hayata geçirme kaygısıyla geliştirdiler.İslâm’ın protestanlaştırılması projesi İslâm’ın doğuşundan bu yana İslâm’ın başına gelmiş veya gelebilecek en büyük felâket’ti!İslâm’ın protestanlaştırılması projesinin en belirgin ve ürpertici sonucu: İslâm’ın önce tarih yapan, insanlık tarihinin
Bir ibadet felsefesi: Diriliş ve özgürleşme yolculuğu…
Tem 11 2022, Pazartesi
Bütün ibadetler, insanı insanın özüne ve özgürlüğüne götüren çok katmanlı ve çok anlamlı biliş, buluş ve oluş yolculuklarıdır...İbadet, kişinin nefsinden uzaklaşıp Rabbine yönelmesi ve kendine gelmesidir.İbadet, kulluktur. Kulluk, en yüce makamdır: Hz. Peygamber (sav), önce kul, sonra elçi’dir.Kulluk, kölelik değildir, köleliğe isyandır,Allah’ın dışındaki bütün varlıkların, arzuların, nesnelerin kulu kölesi olmaya başkaldırıştır.Ubûdiyet, kişinin, ibadet ederek özüne ve özgürlüğüne kavuşma bilincine
Hac, yeni bir dünya inşa etmemizi sağlayabilir…
Tem 10 2022, Pazar
Bütün dünyayı “hücrelerine” kapatan“korona hapishanesi”,Müslümanların cemaatle ibadetlerine büyük darbe vurdu. Cemaatle namazlar iptal oldu:Camiler boşaldı, öksüz kaldı.En büyük darbeyi Hac ibadeti yedi:İki yıl Hac ibadeti yapılamadı. İslâm tarihi boyunca Hac ibadetinin yapılamadığı zamanlar çok azdır, nadirdir.İki yıl üst üste Hac ibadetinin yapılamaması bütün Müslümanları hüzne boğdu.Bu yıl, Hac ibadeti yeniden başlatıldı, Kabe’nin kapıları bütün Müslümanlara sonuna kadar açıldı. Müslümanlar Kabe’ye
Adam yetiştirecek adamları yetiştiren MTO üç yaşında!
Tem 08 2022, Cuma
Yanlış başlangıçların doğru sonuçları olmaz.İki asırdır hep yanlış başlangıç yapıyoruz; o yüzden hep aynı sorunlar ya da aynı sorunların farklı boyutları hortlayıp duruyor her dem ve perperişan ediyor bizi.Yanlış soru sorduğumuz için, verdiğimiz cevaplar da yanlış oluyor kaçınılmaz olarak.Sorular, cevaplardan soyludur.Soru, doğru soru, esaslı soru, sizin uçuruma mı yuvarlanacağınızı yoksa parlak bir geleceğe doğru mu koşacağınızı belirler…Doğru soru ve doğru sorunun belirlediği doğru başlangıç,
Biz NATO’ya yok olmamak için girdik, yok olmamak için çıkacağız yeri ve zamanı geldiğinde…
Tem 04 2022, Pazartesi
Dostlukları da, düşmanlıkları da belirleyen olgu, aidiyet biçimleri.Etnik ve kültürel kimlik veya medeniyet kimliği üzerinden inşa edilen aidiyet biçimleri. Ya da hâlâcoğrafya kaderdir; -Lyotard “coğrafyanın sonu”ndan sözetse de, sınırların ortadan kalktığı gözle görülür bir hâl alsa da, bu böyle.Coğrafyanın yüklediği yük, bazen bir medeniyet yükümlülüğüne dönüşür. Elbette ki, medeniyet bilinci, coğrafyayla sınırlı değildir. Ya da şöyle söyleyeyim: Medeniyet bilinci ve aidiyeti, fizikî coğrafyayı
Pakistan üzerine düşünceler…
Tem 03 2022, Pazar
Pakistan, Hindistan ile birlikte 1947 yılında İngilizlerden bağımsızlığını kazanınca kuruldu.Sir Muhammed İkbal, bağımsız Pakistan’ın fikrî kurucusu, Cinnah da fiili kurucusu. O yüzden salonlarda sağda Cinnah’ın, solda İkbal›ın fotoğrafları yer alıyor. Türkiye’de insan hiç olmazsa Mehmet Akif Ersoy’un fotoğrafı neden hiçbir yerde yok bu tür kurumlarda diye sormadan edemiyor.İkbal,Pakistan’ın bağımsızlığını savunuyor sonuna kadar ama meselâMevdûdîkarşı çıkıyor buna başlangıçta ama ok yaydan çıktıktan
Çağımızın dehası Fuat Sezgin Hoca’yı unutmadık, unutmayacağız…
Tem 01 2022, Cuma
Dünyanın tanıdığı, takdir ettiği ama bizim hiç tanımadığımız, sürgün ettiğimiz Fuat Sezgin Hocamızın dün 4. vefat yıldönümüydü.Çok büyük bir âlimdi; emsalsiz ilim aşkı, yorulmak bilmez çalışkanlığı ve yazdığı eşsiz eserleri, onu, dünya çapında saygı duyulan bir ilim adamı yapmıştı.HAYATI, YÜZYILLIK TRAVMATİKTARİHİMİZLE ÖZDEŞTİ...Nev-i şahsına münhasır bir insandan, bir topluma, Allah’ın bir kaç yüzyılda bir lûtfettiği bir dehadan sözediyoruz.Hayatı, Türkiye’nin yüzyıllık travmatik tarihinin özeti
Pakistan seyahati izlenimleri…
Haz 27 2022, Pazartesi
Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi ADAM’ın öncülüğünde TİKA ve İZÜ desteğiyle gerçekleştirmemiz Türkiye-Pakistan İlişkilerinin Geleceği konulu sempozyumumuz vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz Pakistan ziyaretimize önce 1,5 milyondan fazla öğrencisi olan Allama İqbal Açık Üniversitesi›ni ziyaret ederek başladık.Uluslararası İlişkiler Direktörü Prof. Dr. Zahid Majid, Bilimler Fakültesi dekanı Prof. Dr. Irshad Ahmed Arshad, Teknoloji Enstitüsü direktörü Prof. Dr. Samina Awan, Arap ve İslâm Araştırmaları
En evrensel cümlemiz, akîde cümlemiz bizim
Haz 03 2022, Cuma
İslâm’ın nasıl bir nimet olduğunun farkında bile değiliz.Bu toplumun tek sığınağı, tek tutanağı, tek umut ışığı İslâm’dır.İslâm’ı yitirirsek hiçbir şey kazanamayız.İslâm’ın en evrensel cümlesi, akîde cümlesidir.İslâm’ın dışındaki bütün dinlerin en evrensel cümleleri, akîdeleri ile ilgisi olmayan alanlara ait cümlelerdir. Felsefeyle, sanatla ilgili cümlelerdir. O yüzden İslâm medeniyetinin dışındaki dinlerde ve medeniyetlerde felsefe de, sanat da, iktisat da, bilim de kolaylıkla kutsanır, din katına
Fetih ruhu ve rüyası
May 30 2022, Pazartesi
Mîlâdî takvime göre, İstanbul’un fethinin 569. yıldönümünü idrak ediyoruz. Fethin ruhunu gerçekten idrak edebilmiş durumda mıyız, merak ediyorum doğrusu.Fetih ruhu’nun bu ülkede bir karşılığı var mı, insanları kanatlandırmaya yarar mı, bilmiyorum.Ama Türkiye’nin özellikle seküler aydınlarının fetihle işgali karıştırdıklarını biliyorum.Fetihle işgali karıştıran müslüman bir toplumun aydınının zihni işgal altındadır,iğdiş edilmiştir, diyorum.Bilim, düşünce, sanat, siyaset ve ahlâkta büyük açılımlar,
Gıda sorunu, bir millî güvenlik sorunudur!
May 29 2022, Pazar
Dünyanın kaderini şekillendiren, dünyayı yönetenleri yönlendiren en etkili mecralardan biri, İngilizlerin The Economist dergisidir.The Economist çağın dini, kapitalizmin; ve âmentüsü ekonomi-politiğin gayr-ı resmî kilisesi gibi yayın yapar.Evet, çağın dini, kapitalizm, âmentüsü ekonomi-politik!İNGİLİZLERİN EMPERYAL VİZYONUNUN ÖNCÜ KOLU: THE ECONOMIST DERGİSİ!1843 yılından bu yana yaklaşık iki asırdır yayınlananThe Economist,İngilizlerin (aslında İskoçların!) çağdaş dünyanın kaderini nasıl şekillendirdiklerini
MTO iftarları ve yazın gelen diriltici bahar havası
May 27 2022, Cuma
Bir insanın ekmeğini yediği, suyunu içtiği, havasını ve ruhunu soluduğu ülkesini karış karış dolaşması, insanlarını, iklimini, hayatı tanıması, hem ülkesini ve insanlarını daha fazla sevmesine hem de geleceğe daha umutla bakmasına yol açıyor…Tanıdıkça seviyor ülkesini de, insanlarını da.Tanıdıkça yaşıyor ülkesini de, insanlarını da.ÇİLESİZ HAKİKAT YEŞERMEZHalk, bilgeliğin adıdır. Şehit kanlarıyla sulanan bir ülkenin halkı, bilgeliği her mevsim yaşar iliklerine kadar.Orada her hazan mevsimi, diriliş
Murat Çeri ve ilk filmi: Bir hazine avcısının Anadolu’nun ve insanının ruhunu keşif yolculuğu
May 23 2022, Pazartesi
Genç ve parlak yönetmen kardeşlerimizden Murat Çeri’nin ilk uzun metrajlı filmiBir Düş Gördüm’ün galası geçen hafta Esenler Kültür Merkezi’nde yapıldı.Gala’da salon doluydu ama ülke genelinde 10 salonda gösterime giren filmin bazı salonlarda bir kaç kişiyle izlendiğini duydum ve yıkıldım.Bu ülkede değerin, değerlinin, klas’ın, kalitenin değeri sıfır!Hele de bir de hâkimkültürel iktidarçetelerindenbirine mensup değilseniz kaderiniz sessizliğe gömülmek, sessiz ölüme mahkûm edilmektir.SİNEMASAL İKTİDARIN
Öncü kuşaklar, Müslümanca düşünüş ve yaşayışın yol haritası olarak fıkıh
May 22 2022, Pazar
Öncü kuşakları olmayan toplumlar geleceğe emin adımlarla yürüyemezler. Güçlü, donanımlı, özgüveni yüksek ama tevazu sahibi öncü kuşakları, entelijansiyası olmayan siyasî hareketlerin gelecekleri yoktur.Tarih öncü kuşakların kanatlarında yükselir. Bizim öncü kuşaklarımızın öncüsü, bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan, çağrısı çağını kuracak, önümüzü açacak “şafak yağmurları” olarak adlandırdığımız sahabe neslidir.Bizim öncü kuşaklarımız, aklı harekete geçirerek ilim yolculuğu yapacak âlimler,
Türkiye, neden beklenen’dir?
May 20 2022, Cuma
Önce az, öz ama sarsıcı bir aforizma:Biz gelince onlar / Batılı emperyalistler defolup gidecek coğrafyamızdan; yeter ki, biz önce kendimize gelelim.Şu hâlimizle bile yeryüzünün mazlumlarına sahip çıkan,kimsesizlerin kimsesi, sahipsizlerin sahibiolan büyük ölçüde sadece biziz şu çivisi çıkmış dünyada. Üstelik de hiçbir maddî, siyasî, dünyevî beklenti içine girmeden, hiçbir karşılık beklemeden kol kanat geriyoruz mazluma.Dünyanın ruhu biziz.Bu çok açık ve net.Bizi bekliyor tarih ama bunu görebilecek
Öncü kuşaklar ve geleceği kuracak tarih bilinci olmadan aslâ
May 16 2022, Pazartesi
Türkiye’nin önündeki en büyük takoz, en büyük engel, hatta en büyük tehdit, entelektüel cehâlet, epistemik körleşmedir!Entelektüel cehâletlehem kendini, kendi dünyasını hem de çağı, çağa hâkim olan çağrıyı ve dünyasını tanıyamama hâl-i pürmelâlini kastediyorum, özlü bir şekilde tarif edecek olursak…TARİH BİLİNCİ, GELECEĞİN SİGORTASIDIRBir ülke düşünün… Ülkenin önünü açması gereken aydınları, entelijansiyası, ülkenin başına ne geldiğinden zırnık kadar haberi olmasın! Bu yetmiyormuş gibi, bir de kendisini
Sakarya ve Kocaeli kitap fuarları: Marmara’da kültürün atar ve toplardamarları
May 15 2022, Pazar
Entelektüel hayatta bir düşüş, bir irtifa kaybı yaşanıyor: Sezai Karakoç’un vefatı, düşünce ve sanat hayatınızın kurucu şahsiyetleri arasında yaşanan yaprak dökümünün son büyük halkası oldu. Sezai Bey’in vefatıyla dünyamızın ışığı kayboldu, ruhu soldu, kalbi durdu sanki.Ama hayat sürüyor…Büyük fikir ve sanat akımları kurudu belki ama yeni ve güçlü fikir, kültür ve sanat akımlarının tohumlarını eken başka yolculuklar ve imkânlar devreye girdi.Medeniyet Tasavvuru Okulu’muz, hem ruh veren eğitim sistemi,
Modern tarih, Avrupalılarla değil İslâm’la başlar…
May 13 2022, Cuma
Zihnimize ezberler hükmediyor: Zihnimiz prangalı, tam anlamıyor çağdaş hurafeler çöplüğü.Bu yazıda hurafelerden birini deşifre edip yıkacağım.Haçlılarla karşılaşmamızdaki psişe’yle, hâlet-i ruhiye’yle modern dönemde Batılılarla karşılaşmamızdaki hâlet-i ruhiye, psişe, asimetrik, yani taban tabana zıt.Birincisinde, Müslümanlar, İslâm, tarih sahnesine çıkıyor; tarihi,sadece İslâm tarihini değil, dünya tarihini İslâm yapıyor, yönlendiriyor.İkincisinde, son üç asırdaki modern meydan okuma sürecinde,
Jön-Türkler, Osmanlı’yı parçaladılar; “Beyaz Türkler” ile “Beyaz Kürtler” Türkiye’yi parçalayacaklar!
May 09 2022, Pazartesi
Şerif Mardin, öngörüsü yüksek, analizleri sağlam, okumaları güçlü bir sosyal teorisyendi:“İki Türkiye”tanımlaması ona aitti. Türkiye’nin radikal modernleşme projesi laikçilik siyasetiyle medeniyet köklerinden koptuğunu, Batı uygarlığına dâhil olmaya soyunduğunu hatırlatarak, bununTürkiye’nin şizofren / çift kimlikli ve çatışmalara gebe bir toplum hâline gelmesine yol açacağınıhatırlatmıştı.İKİ TÜRKİYE: KÜLTÜREL ŞİZOFRENİ’NİN YIKICI SONUÇLARIİlk yazdığı makalelerden biri, bu “iki Türkiye” tanımlamasıyla
Ramazan, MTO iftarlarıyla ruh üfledi ülkemize…
May 08 2022, Pazar
Ramazan boyunca, her gün bir başka şehrimizde iftar yaptık.MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) iftarları ses getirdi, takdir topladı, çokça konuşuldu her yerde.Bir okul, iftarları nasıl bayram gelmeden bayramlara dönüştürebilir, kardeşlik bağlarını muhkem bir şekilde pekiştirebilir, dalga dalga ruh yeşertebilir, kardeşlik ruhu ve tohumu edebilir, bu Ramazan’da bütün Türkiye bunu nezih ve sade MTO iftarlarıyla gördü, hamdolsun.Her gün, her iftar bir başka güzeldi. Her gün, her iftar taze bir bahar muştusu
İngilizleri anlamadan dünyayı anlamak!
May 06 2022, Cuma
Çağdaş düşünceyi Almanlar kurdular.Çağdaş siyaseti ve kurumlarını büyük ölçüde Fransızlar geliştirdiler.Ama çağdaş dünya, İngilizlerin eseri.Almanların düşünce devrimlerini, Fransızların siyasî devrimlerini sanayi devrimleriyle ekonomi-politik devrime dönüştürerek Batı uygarlığının dünya üzerinde kesin bir hegemonya kurmasını sağlayanlar İngilizler oldular.Gerçek Hayat dergisininyeni hazırlanan İngilizlerle ilgili özel sayısında yayımlanan uzunca bir yazımın özetini burada sizlerle paylaşıyorum.İNGİLİZLERİN
Ramazan, ümmîleşme seyrüseferi; bayram, ümmetleşme zaferi!
May 02 2022, Pazartesi
Ramazan, arınma ve toparlanma iklimi, yenilenerek doğrulma ve yeniden doğma mevsimi…Diriltici bir ümmîleşme seyrüseferi:Zihni, kirlerden temizleme; insanı, özüne döndürme, kendine getirme; özetle, taze bir ruhla donanma seferi...Bayramsa, toparlayıcı, kenetleyici ve yekvücut kılıcıümmetleşme zaferi: Taze bir heyecanla ve kanatlandırıcı bir neşeyle seküler / bölmeli zamanı durdurma, bütün ayrıcalıkları ortadan kaldırarak bütünleşme, hâlleşme, helâlleşme, rahmetleşme, kardeş olma ve coşma zemini…Bugün
Bayram sevincinin habercisi arefe günlerinin heyecanı ve tatlı telâşı
May 01 2022, Pazar
Bütün dünyayı iki yıldır korona hapishanesine tıktılar! Koyun gibi güttüler hepimizi! Bütün insanlığın insanî bağlarını, birbirleriyle kurdukları ilişki ve irtibatları kopardılar!Sonra bir anda“bitti bu iş”dediler. Bu işin faturasını daha sonra ödeyecek insanlık asıl, diye düşünüyorum: İnsanlığın genleriyle oynadılar, kısırlaştırma başta olmak üzere ürpertici operasyonlar yaptılar ve bitirdiler her şeyi.Şunu anlamış oldular: İstedikleri zaman insanlığın her şeyine müdahale edebileceklerine güvenleri
Konya’dan İzmir’e medeniyetimizin tohumlarını eken MTO ruhu ve ufku
Nis 29 2022, Cuma
Bu Ramazan çok hızlı geçti benim için. Birden geldi ve birdenbire gitti.Maneviyatı en yüksek ramazanlardan birini yaşadım hamdolsun Rabbime.SINIR TANIMAYAN MTO RUHU…Hem Türkiye’de MTO iftarları ile hem de Özbekistan’a yaptığımız ikinci ziyaretle Ramazan’ın tadı bambaşka oldu; tadı damağımızda kalan, maneviyatı çok yüksek olan Ramazanlar yaşadık gerçekten.Bizim yaşadığımız Ramazanların maneviyatının yüksek olması, MTO talebeleriyle müşterek iftarlar yapmamızdan, birbirimizle rûberû tanışıp kaynaşmamızdan
Buhara-i Şerîf’in ulvî kandillerinin yeşerttiği ruh
Nis 25 2022, Pazartesi
BUHARA-İ ŞERİFHorasan-Türkistan Havzası, İslâm medeniyetinin bütün menzillerinin, güzergâhlarının buluştuğu zirve noktası, kemâl noktası.İslâm medeniyetinin yaşadığı birinci büyük medeniyet krizinin aşılması da, bin yıllık taptaze bir yolculuğa çıkılması da Horasan-Türkistan havzasının eseri. İki asırdır yaşadığımız ikinci büyük medeniyet krizinin aşılması da aynı ruhla donandığımızda sözkonusu olabilir.AKLI, KALBİ VE RUHU OLAN ŞEHİRLERAklı öne çıkan şehirler vardır.Kalbi olan, kalbi öne çıkan şehirlerde.
Semerkand-Buhara hattında ruh ve mumya savaşı
Nis 24 2022, Pazar
Semerkand-Buhara Treni.Sevgili Saadettin Acar kardeşimle ata topraklarına doğru yola çıktık. TVNet’te çok güzel bir işe öncülük eden İsmail Halis kardeşimin Ramazan boyunca yaptığı programa katılacağız.İsmail Halis, sessiz devrim yapıyor ve geleceğe çok nefis bir miras bırakıyor: Endülüs ve Kudüs programlarından sonra şimdi Semerkand’tan Horasan-Türkistan havzasına yelken açtı.ÖZBEK GÜMRÜĞÜ VE SEVİMSİZ YÜZÜGece yarısı indi uçağımız Semerkand Havaalanına. Sabaha doğru. İmsaki yakalayamadık. Kaçırdık.
Ramazan Medeniyeti-7: Oruç insanı tutar ve putları kırar
Nis 22 2022, Cuma
İbadet, kişinin varlık sebebi ve varoluş şartıdır. Çünkü kişi ancak ibadetiyle yani Rabbine kul olmasıyla, kula ve paraya pula kul olmaktan kurtulur, özgürleşir ve kendine gelir.Ubûdiyetin / kulluğun harekete geçmesidir ibadet:Dikey eksen ve yatay eksen. Mekke süreci ve Medine süreci. Enfüs ve âfak›ta aynı ânda yolculuk...Bütün ibadetler, bu iki ekseni harekete geçirerek kişiyi kirlerden arındırır, temizler, kendine getirir:Namaz insanı, Hacc hayatı, Zekât maddeyi, Oruç ruhu kirlerden arındırır,
Ordu’dan Edirne’ye bir yol gider, ruh üfler, umut tohumları eker…
Nis 18 2022, Pazartesi
Ramazan başlamadan önceki derslerde MTO talebelerimize “Arkadaşlar! Ramazan MTO’da yaşanır. Bu yıl Ramazan çok farklı olacak! Ramazan’da MTO ruhu ve kardeşlik rüzgârı esecek!” demiştim.Bu cümleleri kurarken MTO ruhunun ve kardeşlik rüzgârının sadece MTO’da eseceğini düşünmemiştim; bütün Türkiye sathına dalga dalga yayılacağını biliyordum…Nitekim öyle de oluyor…ORDU’NUN UMUT IŞIKLARIHami kardeşimle Sabiha’dan Ordu uçağına bindik. Merzifon havaalanında bir kardeşimiz bizi aldı. Ordu programını düzenleyen
Gaziantep’in sıra dışı insanları ve güzel işleri
Nis 17 2022, Pazar
İki bin kişilik salon tıka basa dolu.Hepsi de lise öğrencisi.Salona bir girdim, büyük bir uğultu!“Arkadaşlar! Susarsanız başlayacağım” dedim, bir süre bekledim...Sessizlik çöktü salona.Besmele, hamdele ve salveleden sonra başladım konferansa.Bu kadar genç, delikanlı dinleyiciyi dinletmek zor zanaat. Ama dert büyük, derdimi iletmem, aktarabilmem lazım bu genç kuşaklara…Şöyle bir giriş yaptım.“Arkadaşlar!Siz sıradan insanlar değilsiniz. Bin yıl dünya tarihini yapmış bir ecdadın çocuklarısınız. Yine
Ramazan Medeniyeti-6: Bütünleştirici hakikat şuuru ve şiiri
Nis 15 2022, Cuma
Ramazan Medeniyeti yazılarına bugün de devam ediyoruz…Ramazan, İslâm medeniyetinin, aynı ânda hem özünü ve şuurunu, hem de söz’ünü ve şiirini sunar bize, demiştim.İslâm medeniyeti, tek şuur ve şiir medeniyetidir: Çünkü İslâm, İlâhî Söz’e ve Nebevî Şuur›a dayanan tek dindir: İlâhî Söz’le ve Nebevî Şuur›la insanı ve bütün mevcûdâtı buluşturan, İlâhî Söz’ün ve Nebevî Şuur›un bütün koordinatlarını insanın önüne ve şuuruna açan çok katmanlı, herkese açık ve herkese kucak açan medeniyettir.Aslında İslâm,
Ramazan Medeniyeti-5: Ramazan’ın beyaz atları ve okları
Nis 11 2022, Pazartesi
Önceki yazılarda Ramazan›ın “benzersizliğini” mercek altına almış ve çeşitli yönleriyle göstermeye çalışmıştım bunu. Bu yazıdaysa, bu kez“orucun benzersizliğini”tattırmak istiyorum sizlere...Kutlu Kitabımız’da “Ramazan” ya da“Ramazan orucu”gibi isimlendirmeler yapılmaz. Oruç âyetinde doğrudan“Ramazan ayı / şehr-i Ramazan”nitelemesi yapılır. Bunun başlıca sebebi, Ramazan’ın İslâm’ın özü, özeti ve özetlendiği bir bilme, bulma ve olma yolculuğu olması, bunun iklimini sunmasıdır.RAHMAN, RAHMET KANATLARINI
Çorum-Sivas hattında öncü kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğu
Nis 10 2022, Pazar
Anadolu Seferleri olarak başlattığımız Öncü Kuşak ve Medeniyet Tasavvuru Yolculuğu programlarımız bütün hızıyla sürüyor…Geçtiğimiz hafta bir hafta içinde dört şehrimizde dolu dolu programlar yaptık. İlk durağımız Çorum’du.ÇORUM’DA TARİHÎ UYUMÇorum; valisi, belediye başkanı ve üniversite rektörü ilesinerjioluşturacak muazzambir uyum yakalamış.Çorum valimiz Mustafa Çiftçi Bey,hem Anadolu insanının tevazusuna hem de çalışkanlığına sahipörnek bir vali.O yüzden hem halk hem de sivil toplum kuruluşları
Ramazan Medeniyeti-4: Hüznün diriltici sesleri ve renkleri
Nis 08 2022, Cuma
Ramazan mevsimi aslında leziz bir hüzün iklimi. İnsana aslında insanı arındıran, kanatlandıran bir kalp, bir ruh hediye eden bir iklim.Yazıya, şöyle girmeye çalışayım:Hüznünü yitirme, kalbin kararır.Kararan kalp, hayatını da karartır.Hüzün, bitmemiş bir şarkıdır; tamamlanmamış bir hikâye...Bitmemişlik, tamamlanmamışlık hâlidir hüzün.Hüzün, umutların bittiği anlamına gelmez. Aksine hüzün varsa, umut da vardır.Hüzün, kişinin acziyetini kabul etmesiyle ortaya çıkar. Ama insan, ancak acziyetini farkettiği
Ramazan Medeniyeti-3: “Kur’ân” olarak Ramazan
Nis 04 2022, Pazartesi
Önceki iki yazıda da dikkat çektiğim şaşmaz gerçek şuydu: Ramazan›ın da, orucun da en temel özelliği, ikisinin de “benzersiz”liğidir…Ramazan ayını da, orucu da “benzersiz” kılan en önemli fenomen, Kur’ân’ın “bu ayda vahyedilmiş” ve bu ayın “Kur’ân ay’ı” olmasıdır.Ancak bu, meselenin yalnızca bir boyutu. Meselenin son derece hayatî bir başka boyutu daha var.Şöyle ki: Parantez içine aldığım yancümlelerin “tamcümle”ye dönüştürülmesi gerekiyor: Ramazan›ın önemli olması, Kur’ân’ın Ramazan ayında nâzil
Ramazan medeniyeti-2: Alelade’den fevkalade’ye bir fetih ve bütünleşme şiiri
Nis 03 2022, Pazar
Medeniyet, hayata bütüncül bakıştır.Hayatı hakikatin ışığında bir bütün olarak kavrayış ve yaşayış.Bizde birmedeniyet fikri yok.Medeniyet’ten anladığımız şey, yalnızcasivilizasyondolayısıylaBatı uygarlığı.Bu, gerçekten büyük bir entelektüel körleşme ve zihnî köleleşme. Komediye dönüşen ürpertici bir trajedi!Özlü bir şekilde şöyle formüle ermek gerekirse:Mekke + Medine = Medeniyet’tir.İslâm'ın bütün ibadetleri, sanat türleri, ilimleri, hayat dünyası bu formülü hem yansıtır hem de yansıtıcısıdır.İşte
Ramazan medeniyeti-1: Orucun benzersizliği
Nis 01 2022, Cuma
Bu yıl da Ramazan’ı buruk karşıladık. Pandemi, Ramazan’ımıza da darbe vurdu. Ramazan’ı doyasıya yaşayacağımız günlere kavuşmak dileğiyle, diyorum.Ramazan’ı bir medeniyet olarak düşünüyorum. Bu konuda yıllardır yazıyorum.Ramazan, kişininbilme, bulma ve olma yolculuklarınıngerçeğe dönüştüğü manevî bir iklim.Medeniyet de zihinde, mekânda ve zamanda insan yeşertme ve yetiştirme yolculuğu.Bu konuları çok yazdım. Orucun benzersizliği, oruç ayı boyunca insan yeşertme yolculuğunun enlemesine ve boylamasına,enfüste
NATO’nun Türkiye’si ve Türkiye’nin “NATO”su
Mar 28 2022, Pazartesi
NATO’nun açılımı ne? “Kuzey Atlantik İttifakı” mı?Acaba?NATO’nun açılımı, (açıklanmayan ve aslâ açıklanamayacak karşılığı) şu:İngiliz sinsi diplomatik zekâsı ile Yahudi paranoid-şizoid gücü arasında imzalanan saldırmazlık paktı!NATO, kapitalist dünya sisteminin küresel jandarması, mazlumların kanını akıtanruhsuz ölüm makinası!NATO’NUN GİZEMLİ ŞATOSU VE D/İKİ/Z KULESİ!NATO, bir askerî ve diplomatik savunma paktı.Neyi savunuyor NATO’yla Batı aklı?Art arda yaşanandünya savaşlarına benzer bir yıkımın
Yeni barbarlık çağı ve dünya vatandaş/lığ/ı masalı
Mar 27 2022, Pazar
Bütün sınırların ortadan kalktığı bir dünyanın ortasındayız. Yırtıcı bir dünya bu. Kaotik. Barbar. Güçlünün haklı, haklının güçsüz olarak görüldüğü ilkel bir dünya.Dün, modernliğin başlangıçlarında geliştirilen ve insanın dış dünyasında hâkimiyet kurma kaygısıyla geliştirilen savaş teknolojileri vardı.Bugün insanın iç dünyası, zihin dünyası, arzuları üzerinde hâkimiyet kurma kaygısıyla geliştirilen sanal ben-teknolojileri, duygu-teknolojileri, haz-teknolojileri var artık.SAVAŞ TEKNOLOJİLERİNDEN
Postmodern yeni dünya düzenine doğru: İstikrarlı istikrarsızlık
Mar 25 2022, Cuma
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali üzerine özellikle Batı dünyasında, medyasında geliştirilen söylemler,sistemik bir kırılmayaşandığının bir göstergesi. BuradaRusya’yı bilinçli bir savaşın eşiğine sürükleme, ardından da sistem arayışlarını tetiklemekaygısı güdüldüğü gözleniyor.Derinlemesine bakarsak, uzun vadede böyle bir kırılma yaşayacak küresel kapitalist sistem ve yeni nefes boruları arayacak yaşayabilmek, ölmemek için.KAPİTALİST SİSTEMİN BEYNİ VE BİLEĞİ: İNGİLİZLER VE YAHUDİLERKüresel kapitalist sistem
Sinemanın dâhîsi Tarkovski, Dağıstan Türkü müydü?
Mar 21 2022, Pazartesi
Bugünkü yazımı bizim sinema talebelerimizden sevgiliMurat Bozkurtkardeşimin konuyla ilgili yazdığı bir metne ayırıyorum. Sinemanın dâhîsi Tarkovski’nin kimliğinin, köklerinin anlaşılmasında çok önemli bir bulgu bu. Murat kardeşimi tebrik ediyor, sizi Tarkovski sinemasının da yeniden yazılmasına ve anlaşılmasına yol açacak bu ezberbozan metinle başbaşa bırakıyorum…TARKOVSKİ’NİN KİŞİSEL TARİHİNİN ARKEOLOJİSİBir yıl kadar önce okuduğum ama sonrasında bir daha bulamadığım teze göre Andrey Tarkovski
Türkiye, kendisine biçilen rolü mü oynayacak; yoksa yeni bir oyun mu kuracak?
Mar 20 2022, Pazar
İnönü,“yeni bir dünya kurulur, biz de orada yerimizi alırız” demişti Soğuk Savaş Düzeni kurulurken…Bin yıl dünya tarihinin kaderini şekillendiren bir topluma ikinci şef olarak sunulan devlet başkanının biçtiği rol bu kendisine ve kendi ülkesine!Yanidünya-kurucu, oyun-kurucu bir rol değil, kurulan dünyanın içinde kendisine biçilen rolü oynayacak bir figüran rolü!Nedir bu, neyin ifadesidir?Köleleşmenin.Uydulaşmanın.Emperyalistlerin çıkarlarını koruyup kollamakla görevli bir“kanat ülkesi”olmanın işareti.Tarihi
“Clinton: 21. yüzyılı Türkiye belirleyecek”
Mar 18 2022, Cuma
Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında dünyanın çekim merkezi hâline geldi: Dünyanın stratejik dengesi olduğunu dünya aleme gösterdi.Bugün sizlerle 23 yıl önce yayımlanan bir yazımı paylaşacağım. Yarın Türkiye’nin bölgesel / küresel güç olmasının imkânlarını yazacağım.TÜRKİYE’NİN KONTROLDENÇIKMAMASI İÇİN…ABD Başkanı Bill Clinton, Berlin Duvarı’nın yıkılışının onuncu yılı nedeniyle Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nin “Alman ve Avrupa Araştırmaları Merkezi”nde “tarihi” ve “dehşet” bir konuşma yaptı.
İslâm’sız dünya düzeni hayali, hayaletler üretir sadece!
Mar 14 2022, Pazartesi
Küresel sistem, dünya üzerindeki hegemonyasını, İslâm dünyasına diz çöktürmesine borçlu.İslâm dünyasının hem zihnen hem de fiilen köleleştirilmesine ve tarihten çekilmiş olmasına.BATI’NIN DEĞİLLEMECİ AKLI VE ÖTEKİ İCADI İHTİYACIBatı uygarlığı, öteki üzerinden tanımlar kendini.Kötü üzerinden. En kötü üzerinden hem de.Neden peki?Bir kendi olmadığı için.Kendi, özü, fıtrat’ı yani.Özü olmadığı / fıtratını yitirdiği için de özgür değildir.O yüzden özgürlük arayışları, en temel oluş ve varoluş kaygısıdır
Bir “dünya düzeni” felsefesi
Mar 13 2022, Pazar
İki önermeyle başlayalım:Bir: Dünyanın bir düzeni var.İki: Dünya düzensiz bir yer zaten.İkisi de doğru olabilir bu önermelerin, baktığınız yere göre.İSLÂM’SIZ DÜNYADA BİR DÜZEN KURULAMAZ!İslâm’sızdünyada, bir düzen kurulabilir mi?İslâm’sız, dünyada bir düzen kurulabilir mi?Kurulur elbette ama düzen olmaz, düzensizlik olur onun adı.Düzensizlik düzeniolur.Düzensizlikten düzen çıkarılmaya çalışılır orada.Aslında bütün düzenler, düzensizliğe düzen verme girişimleri değil midir?Elbette ki.Batı hegemonyasının
Yeni dünya düzeni arayışları ve Osmanlı ruhu
Mar 11 2022, Cuma
Wallerstein’ın ifadesiyle “bildiğimiz dünyanın sonu”nu yaşıyoruz, son demlerini.Sonuç yine kanlı olacak gibi.Başlangıç da.Yeni bir dünyanın kurulması da yine kanlı mı olacak, sorusu ciddiye alınmalı.Görünen manzara bu, ne yazık ki.RUSYA’NIN UKRAYNA’YI İŞGALİ YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ ARAYIŞINI TETİKLEDİRusya’nın Ukrayna’yı işgali, “yeni bir dünya mı kuruluyor?” sorusunu gündeme getirdi yine.Eğer tartışmalar bu minval üzere seyrederse, salgının, bildiğimiz dünyayı sona erdirmek, yeni bir dünyanın fitilini
Rus ruhu’ndan Avrasya imparatorluğu hayal/et/ine…
Mar 07 2022, Pazartesi
İki asır öncesine kadar Rus ruhu diye bir şey vardı. Şimdi Rus ruhu diye bir şey kalmadı. Hayalete dönüştü, dünyanın başına bela olmak üzere…O yüzden hem Rus ruhu’nun nasıl bir şey olduğunu, bu ruhun nasıl yok olduğunu, hayalete dönüştüğünü ve bunun nasıl bir küresel felâketi tetikleyebileceğini derinlemesine irdelememiz geriliyor.RUS RUHU VE ÜÇ SACAYAĞIÜç temel sacayağı vardı Rus ruhunun:Birincisi, emperyal bir vizyona sahip olması.İkincisi, Ortodoks geleneğin temsilcisi olduğunu düşündüğü için,
Dünyanın Latinamerikalılaştırılması, İslâm’a karşı küresel postmodern savaş ve 28 Şubat ihaneti
Mar 06 2022, Pazar
Osmanlı durduruldu: Tarih durdu.Dünya tarihi durdu.Tarih sadece Batılıların eseri, dünya da her bakımdan Batılıların esiri oldu.DÜNYANIN LATİNAMERİKA-LILAŞTIRILMASI TEHLİKESİTarihi yalnızca Batılılar yapmaya başladılar: Asya’nın tarihi durdu. Afrika’nın tarihi durdu. Latin Amerika’nın tarihi de, yeniden tarihî bir yürüyüş yapma imkânları da yok oldu.Yılar önce, yaklaşık 20 yıl önce yazmıştım: İnsanlığın bütün dünyanın Latinamerikalılaştırılması ya da endülüsleştirilmesi tehlikesi ile karşı karşıya
Üçüncü Dünya Savaşı, Soğuk Savaş bitirildikten sonra İslâm’a karşı başlatıldı… Bu savaşın tam ortasındayız! (1)
Mar 04 2022, Cuma
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali öncesinde ve sırasında konuşulan en önemli konu, bu savaş, Amerika’yı ve Çin’i de içine alarak dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğine sürükler mi, sorusu etrafında çokça tartışılan sorundu.Üçüncü Dünya Savaşı patlak verebilir mi, sorusu yanlış soru.Yanlış; çünkü dünya,Üçüncü Dünya Savaşı’nı yaşıyor,özelikle de İslâm dünyası, Soğuk Savaş’ın sona erdirilmesinden bu yana.ÖNCE TARİHİN SONU, YANİ LİBERALİZM’İNZAFERİ İLAN EDİLDİ!Japon kökenli deri değiştirmiş Amerikalı stratejisyenFrancis
Aziz İslâm’a ve asil değerlerine hakarete göz yumulamaz!
Şub 06 2022, Pazar
İsmi lazım değil, bir HDP milletvekili, milletin Meclisi’nde, milletin temsilcilerinin gözünün içine baka baka İslâm’a, Osmanlı’ya hakaret ediyor!Mübarek bir gecede, bir Kandil gecesinde, milletin canından aziz bildiği değerlerine hakaret ediyor!Kin ve nefret kusuyor!Bir kadın milletvekili bu! Son derece eril bir dil, fallosantrik bir söylem’le hem de!Yüzkızartıcı!Yazıklar olsun diyorum!HADDİNİZİ BİLİN!Biri de çıkıp da “Bu hanıma haddini bildiriniz! Rahmet elçisinin 1500 yıl önce kurduğu din esaslı
Üç Aylar iklimi: Direniş, diriliş ve “varoluş” mevsimi
Şub 04 2022, Cuma
Rahmet, mağfiret ve bereket mevsimi üç aylara girdik Allah’a (cc) hamd olsun.Bahar mevsimine denk gelmese de, üç aylar, aslında manevî bir bahar mevsimidir her zaman: Bizi dünyanın kirlerinden arındıran, adım adım Rahmet-i Rahmân’a yaklaştıran, mâsivâ’yı aşarak mâverâ’nın diriltici, saflaştırıcı, safları sıkı tutmamızı sağlayıcı, kalbimizi yumuşatıcı, yüreğimizi bütün varlıklara açıcı ulvî iklimine ulaştıran bir biliş, oluş ve varoluş mevsimi...O yüzden kadrini, kıymetini iyi bilmeli, bize bu tür
Bizim de bir Endülüs’ümüz var: İstanbul diye bir di/yâr!
Oca 31 2022, Pazartesi
Önce, henüz “keşfedilebilmiş” küçük bir bilgi: İspanya’da Gırnata’daki Elhamra Sarayı’nın duvarlarına tam on bin (10 bin) şiir nakşedilmiş!İstanbul ve şehir üzerine düşünmeye tam 10 yıl önce yazığım bir yazımı hafifçe tozunu alarak (arabaşlıklar ekleyerek) devam ediyorum…ŞEHİRLERİMİZİN İBADETİBu keşif hiç şaşırtmadı beni: Zira şehirle şiir arasında kopmaz bir bağ vardı bizim medeniyetimizde. Bizim medeniyetimizin anıtlaşmış şiirleriydi şehirleri. Her biri, kendince ibadet ediyordu: Yüzü, öteye dönüktü
Kaç kuşak, İstanbul rüyası görmeden “ölüyor”, kaç kuşak!
Oca 30 2022, Pazar
İnsan, âlemin ruhudur. Şehirse, büyük âlem’le küçük âlem’in -yani insan’ın- buluşma ufku; ötelere, ötelerin ötesine ulaşma umudu...O yüzden şehir, insanın aynasıdır; insan şehir’de, şehir de insan’da yansır: Birbirinden ilham alır ve umut devşirir ikisi de: Medeniyetin ufuk haritalarını her dâim yenilerler böylelikle -birbirlerine bakarak ve birbirlerine akarak...İnsan şehirle konuşabildiği zaman, şehir şehrâyin yerine döner. Bir mevlevî gibi ellerini göğe yükselterek semâ eder, döner de döner ve
İstanbul’un umudu ve kâbusu
Oca 28 2022, Cuma
İstanbul, çok değil, bir asır öncesine kadar, dünyanın çekim merkeziydi, umuduydu: İnsanları çekiyordu dünyanın dört bir tarafından…Fikirleri çekiyordu…İnsanların kalbi İstanbul için atıyordu, İstanbul›da atıyordu.İNSANLARIN, FİKİRLERİN VE KALPLERİN PAYİTAHTIİstanbul, payitaht’tı: Sadece Osmanlı’nın payitahtı değildi: İnsanların, fikirlerin, kalplerin payitahtıydı.Dünyada eşi benzeri olmayan bir şehirdi İstanbul.Geçen yüzyılda Paris de insanları, fikirleri cezbediyordu. Londra da. New York da.Işıltılı
Türkiye, neden beklenen ve özlenendir?
Oca 24 2022, Pazartesi
Önce kendi’niz olacaksınız; esaslı, köklü, dayanıklı ve asil bir özgüvenle yola koyulacaksınız; ki, ondan sonra “başka sular”a emin adımlarla açılabilmeniz, o “başka sular”da boğulmadan yüzebilmeniz ve yepyeni sinerjiler oluşturabilmeniz imkân dâhiline girebilsin.Onun için sabırla çilemizi dolduracağız… Sabırla, fikir, oluş ve varoluş çilesi ile diktiğimiz ve dikmeye devam edeceğimiz hakikat ağacının meyveye durmasını, leziz ürünler vermesini ve insanlığı hakikat medeniyetiyle buluşturmasını gerçeğe
Ülkesini terk etmek isteyen kuşaklar, ne işe yarar?
Oca 23 2022, Pazar
Bu ülkede insanlar, ülkeyi terk etmek için can atıyorlar!Ne oldu bize böyle?Dünyada bizimkisi kadar ülkesini terk etmek isteyen hazcı, laçka bir toplum var mı acaba?NASIL BİR “VİRÜS”TÜR BU!Pandemi sürecinde ülkesini terk etmek isteyen insanların oranında büyük patlama yaşanıyor. İnsanların kanına virüs bulaştı sanki. Kanını bozan. Kişiliksizleştiren. Ruhsuzlaştıran bir virüs.İnsanların inanç değerleri, kültürel aidiyet bağları çok büyük darbe aldı.Hız, haz ve ayartı kültürü postmodern popüler kültürün
Hem kendi’mizle hem de Batı’yla yüzleşmeden aslâ!
Oca 21 2022, Cuma
Önce sarsıcı bir tespitle başlayayım yazıya: Fırtınalı bir denizin ortasında pusulasını yitirmiş, yönünü-yörüngesini bulmaya ve ruhunu kurtarmaya çalışan bir geminin yolcularıyız ve bu “gemi”nin kaptanı “biz” değiliz.O yüzden Türkiye hem kendi’yle, kendi ruh kökleriyle, kendi tarihî tecrübesiyle hem de Batı’yla yüzleşmeden bir arpa boyu yol alamaz.Hiçbir toplum başka toplumları veya medeniyetleri taklit ederek tarih yapamaz; hatta tarihte bile kalamaz.Kuşakları aşağılık kompleksiyle malul, sığ,
İslâm’ın çocuklarının intiharı!
Oca 17 2022, Pazartesi
Bir haftadır ürpertici bir intihar olayıyla sarsılıyor Türkiye: Enes Kara isimli 19 yaşındaki tıp ikinci sınıf öğrencisi bir gencin intihar hadisesiyle...Tutunacak dalı kalmamış genç adamın.Umudunu yitirmiş, boşluğa, anlamsızlık çıkmazına saplanmış.Annesi babası baskı yapmış, sahip çıkmamış, yurttakiler sahip çıkmamış.Sevgisiz kalmış, inanmış insandaki sabır, metanet, zorluğa göğüs germe imkânlarını, direnme iradesini yitirmiş.Enes’in intiharının birkaç nedeni olduğu söylenebilir:Aile ve çevre baskısı.Sevgisizlik.Üçüncü
Balkanlar’ı kendi kaderine terk edersek, “cehennemin çocukları”, Balkanlar’ı cehenneme çevirecek
Oca 16 2022, Pazar
İstanbul-Adıyaman uçağındayım… Uçak havalandı ve delişmen bir bulut grubunun içine daldı… Bir süre öyle gittik… Kar-kış-bulut dansı başladı havada bulutlar arasında. Kar-kış-bulut ve güneş dansı, bir süre sonra da…Yoğun bir kar dağının içinde yol aldık bir süre… Kar ve bulut dağında kaybolduk…Sonra güneş yüzünü gösterdi bir anda. Tırmandıkça güneşe, daha fazla yaklaştık göklere…Delişmen bulutlar arasında bembeyaz belirsizliğe doğru yol alırken bir anda güneşin yüzünü göstermesi, içimi ısıttı doğrusu.Uçak
Kültürel inkâr, “intihar”la sonuçlanacak/tı, kaçınılmaz olarak!
Oca 14 2022, Cuma
Türkiye’de deizm ve ateizm’de bir patlama yaşanıyor…Herkes inanıp inanmamakta hürdür, elbette. Deistleri ve ateistleri suçlama kolaycılığına kaçmadan, insanların neden deist ve ateist olduklarını çuvaldızı kendimize batırarak göstermeye çalışacağım birkaç yazıda.Bu yazıda bir tarih felsefesi geliştirerek meseleye uzun soluklu bir giriş yapmak ve bu toplumun İslâm’ı yitirdiği zaman neyi yitirmiş olacağını göstermek istiyorum.TARİHİ, TARİHE GEÇ GİREN TOPLUMLAR YAPARŞöyle bir teorim var: Tarihi, tarihe
Sen 3. kelebek olmaya bak, kanadını aşk ateşinde yak!
Oca 10 2022, Pazartesi
Ey oğul, sürüler hâlinde saldırıyor baykuşlar, biliyorum; ama sen bir kelebeksin, bembeyaz rüyaların çocuğu… O usta acem yönetmen Mecid Mecîdî’’nin “Cennetin Çocukları”ndaki çocuklar kadar saf ve temiz. Arı, duru ve diri. Nur yüzlü ninelerin, pırlanta ruhlu dedelerin ve tertemiz bebelerin rüyalarının izini sür sen…Yürü, ne duruyorsun hâlâ… Takılma çakıl taşlarına…Baykuş için bidayette vicdan olmadığı için, nihayette cinayet vardır yalnızca…Baykuş için bidayette adalet olmadığı için nihayette felâket
Türk dünyasını, “tarihten sürgün”den kurtaracak ve yeniden ayağa kaldıracak yegâne güç, köklü medeniyet mefkûresidir!
Oca 09 2022, Pazar
Kazakistan’da halkla hükümet arasında durulmayan bir gerilim vardı: Halk büyük ekonomik sorunlarla boğuşuyordu.Sonunda beklenen oldu: Kazak halkının bir kısmı LPG zamlarını bahane ederek sokaklara döküldü.KAOS, KAÇINILMAZDI!Kazakistan’ın muhalif lideri Muhtar Abblyazov Fransa’da sürgünde.Oradan Kazakistan halkını sosyal medya üzerinden örgütlüyor ve ayaklanmaya kışkırtıyor.Zamlar geri alınmasına ve hükümet istifa etmesine rağmen protestolar durmadı, iyice tırmandı.Kazakistan Devlet Başkanı Tokayev,
Kazakistan’da Türkiye’ye darbe!
Oca 07 2022, Cuma
Türkiye dışında Türk cumhuriyetlerinin en güçlü ülkesi Kazakistan karıştı. Halk bir anda sokaklara döküldü, Kazakistan’ın “demir yumruk” lideri Nazarbayev’in heykelleri yıkıldı ülkenin dört bir tarafında!Yaşananlar ürpertici: Kazakistan’da plakasız arabalarla halka silah dağıtılıyor, evlerine pencerelerinden ateş ediliyor!Bütün bunlar, halkı, ayaklanmaya kışkırtma ve sonra da darbeye veya dış müdahaleye hazır hâle getirme girişimi mi, acaba?KAZAKİSTAN NEDEN RUSYA’YI YARDIMA ÇAĞIRDI?Görünüşte, halkın
İnsan, özgürlüğünü önce demokrasi sonra da dromokrasi rejimiyle iki kez kaybetti!
Oca 03 2022, Pazartesi
Bize anlatılan bir masal var: “Batılılar, insana acayip değer veriyorlar.” Görünüşte öyle. Gerçekte de öyle mi acaba?Unutulmaması gereken yakıcı gerçek, insanın nasıl sıradanlaştırıldığı, sürüleştirildiği, koyun gibi güdüldüğü gerçeğidir.İNSANIN KOBAY KADAR DEĞERİ YOK!Ezberlerinizi çöpe atın: İnsanın bir kobay kadar değeri yok Batı’da.Asıl değerli olan insan değil, kobay!Kobay olmasa bu modern / kapitalist bilim geliştirilebilir miydi?İnsan, kobay olduğu ve güdüldüğü ölçüde değerlidir.Modern devlet,
Dünyanın geleceği karanlık; ‘biz’im geleceğimiz nasıl, peki?
Oca 02 2022, Pazar
Yazının sonunda kuracağım cümleyi başında kurayım:Dünyanın geleceği karanlık ama İslâm’ın önü açık.Doğru: Müslümanlar, tarihlerinin en zorlu dönemlerinden geçiyorlar, en köklü sorunlarıyla boğuşuyorlar iki asırdır -kıran kırana hem de.Ama şu da doğru: Eğer dünyanın yaşadığı sorunları bir bütün olarak ve derin nefes alarak derinlemesine okuyabilir ve önümüzü açacak köklü, uzun soluklu bir medeniyet yolculuğuna soyunabilirsek, Müslümanların karşı karşıya kaldıkları sorunların büyüklüğüyle orantılı
Kur’ân’a dayanan eğitim sistemine saldırmak, hadsizliğin dik âlâsıdır!
Ara 31 2021, Cuma
Sayın Özgür Özel, bu milletin tarih yapmasının, Selçuklu, Osmanlı gibi insanlığın kaderini değiştiren insanlık çapında büyük medeniyet atılımlarına imza atmasının yegâne kaynağı olan Kur’ân’a dayalı eğitim anlayışıyla yeniden çocuklarımızın kişilikli, özgüvenli, ahlaklı güzel insanlar olarak yetişmesi için büyük hizmetler veren Diyanet’in 4-6 yaş arası Kur’ân Kursları’na ve eğitimine saldırmanız en hafif ifadeyle haddini bilmezliktir.İLKOKUL 4. SINIFA KADAR İŞLENEN KÜLTÜREL CİNAYETE BAKIN ÖNCE!Ülkede
Adsızlar ülkesi ya da Beyaz Türkler ve Soyadı Kanunu, Türkiye’yi nasıl kimliksizleştirdi?
Ara 27 2021, Pazartesi
Her şey 21 Haziran 1934 yılında çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile başladı, bir anlamda.Nasıl sinsice tezgâhlanmış bir kanundur o öyle!Her şeyi gizleyerek bitiren; bize, içinden çıkılması zor, netameli bir sorun bırakan, bu Soyadı Kanunu işte!SOYADI KANUNU VE ADSIZLAR ÜLKESİSoyadı Kanunu, insanların gerçek kimliklerini, kök-kimliklerini gizleyerek ülkeyi kimliksizleştirdi. Kimin nereden geldiği bilinemedi, bilinemez hâle getirildi. Memleketin kimliği belirsizleştirildi, adsızlaştırıldı ve yok
Türkiye, örtük/ekonomik darbe girişimini püskürttü! Sonrasına hazırlıklı olmalıyız!
Ara 26 2021, Pazar
Türkiye’nin ekonomisine kim hâkim?Millet iradesi mi?Hayır!Küresel irade yani TÜSİAD hâkim.Küresel kapitalist sistemin sözcüsü, gözcüsü ve hizmetçisi TÜSİAD.VESAYETÇİLERE MEYDAN OKUYAN ADAM: ERDOĞANİkinci sorun da, TÜSİAD ülkenin ekonomisine hâkim olduğu için, siyaseti de dizayn etmekten çekinmiyor zaman zaman. Özellikle de kritik zamanlarda!28 Şubat Postmodern Darbesi’nde TÜSİAD perde arkasından da değil, açıktan aktif rol aldı! Başörtüsü, İHL açıklamaları vesaire yüzkarası kara bir leke, değil
Kapitalizm dini, laik ikonolojisi ve faiz ahtapotu
Ara 24 2021, Cuma
Kapitalizm bir dindir. Dünyanın ve hayatın düzenini, işleyişini, gidişâtını, insanlığın mukadderâtını belirleyen seküler / pagan bir din.Kapitalizmin bir din olduğunu en iyi ilk kez Frankfurt Okulu’nun en cins düşünürü Walter Benjamin telaffuz ve tarif etmiştir.KAPİTALİZM DİNİ VE İKİ ÂMENTÜSÜKendine özgü ikonolojisi, âyinleri, tapınma biçimleri olan laik bir din kapitalizm. Bir neo-paganizm biçimi. Din-dışı din. Din-dışı kutsallıklar üreterek varlığını ve hegemonyasını idame ettiren laik bir din.Kapitalizm
İkisi dışarıdan ikisi içeriden dört örtük darbe yiyoruz!
Ara 20 2021, Pazartesi
Yaşanan ekonomik krizi sadece içeriyle ya da sadece dışarıyla açıklamak yanıltıcıdır ve bizi yanlış yerlere sürükler ve sorunu içinden çıkılmaz hâle getirir, kangrene dönüştürür.Önce şunu iyi hatırlayalım: Şimdi ABD Başkanı olan Joe Biden, ABD Başkan Yardımcısı iken açık açık, “Erdoğan’ı demokratik yollarla devireceğiz” dedi, değil mi?Bunu herkes ağzı açık izledi!Herkes değil belki!Çünkü bazı siyasîler ve çevrelerse ellerini ovuşturarak seyretti, beklenti içine girdi.Biden, Başkan seçildikten sonra
Asıl “virüs” korona mı? Kapitalizm dini’nin Leviathan’ı / canavarı andıran tapınakları ilaç şirketleri mi?
Ara 19 2021, Pazar
Koronavirüsün yol açtığı ekonomik çöküntünün sonuçları hem ülkemizde hem de dünyada yeni yeni hissedilmeye başlandı.Bütün dünyada ve ülkemizde enflasyon patladı! Tüketicinin alım değeri düştü! Ekonomik krizler, beraberinde sosyal ve siyasî krizlere gebe!Allah (cc) ülkemizi ve insanlığı, beklenmedik felâketlerden korusun!KAPİTALİZM DİNİ’NIN İLAÇ DEĞİL “VİRÜS” ÜRETEN İLAÇ ŞİRKETLERİBugün bu krizlerin kontrolden çıkmasının, şişmesinin hem nedenlerinden hem de neticelerinden sorumlu olan sorunlarından
Ayartıcı barbarlık çağı Metaverse’ün dünyasına hoşgeldiniz!
Ara 17 2021, Cuma
Hayatın tadı kaçtı.Hayat anlamsızlaştı, ruhunu yitirdi.Evet hayatın bir ruhu vardı, değeri vardı, anlamı vardı.Bütün savaşlara, cinayetlere, kaoslara, krizlere rağmen hayat ruhu olduğu için, bir anlam, bir değer taşıdığı için, belki değerin değeri bilindiği, anlamın anlamı hissedildiği için hayat yaşamaya değerdi, anlamlıydı.İNSAN ANLAMSIZLIK ÇUKURUNA SÜRÜKLENDİ: NİHİLİZMİN ZAFERİ!Bir sonrası hissedilebiliyordu hayatın, bir sonraki safhası.Gelecek yok olmamıştı. Tünelin ucu az biraz da olsa görülebiliyordu.Gelecek
Metaverse: İnsanın paralel evren’de ve paralel ben’le özgürlüğünü yitirmesi
Ara 13 2021, Pazartesi
Metaverse ışık hızıyla girdi hayatımıza.Birdenbire.Aniden.Bir deprem havası oluşturarak.Herkes ne oluyor diyerek birbirine baktı korkuyla ürpererek…İnsanlar ne olduğunu anlamak için birbirlerinin gözünün içine baktı durdu.Ne olduğu anlaşılmadı ilkin. Hâlâ da tam olarak anlaşılabildiğini söyleyemeyiz.Anlamaya çalışalım o hâlde.Önce şu bilinmeli: İnsan ne olup bittiğini anlamak için birbirinin gözünün içine bakamayacak artık! Coğrafyanın yok olması, insanın mekân bilincini ve mekân-bağımlı ben-bilinci’ni
Omicron varyantı, küresel ekonomik kriz ve tedarik zincirini bekleyen tehlike!
Ara 12 2021, Pazar
Türkiye’de önce döviz bir anda tırmanışa geçti ve serseri mayın gibi her şeyi ezdi geçti.Dövizin bu “anarşik” saldırısı, ekonomiyi kaotik bir savrulmanın eşliğine fırlattı. Fiyatlar kontrolden çıktı bir ânda! Ev fiyatları, araba sektörü ve ithal elektronik cihazlar hızla en yüksek seviyeye tırmandı.Fahiş fiyatlar, stokçular ve fırsatçılar, toplumda dalga dalga yayılan bir ekonomik kriz korkusu pompaladı.Pandemi şartları, Omicron varyantının Avrupa’yı kasıp kavurması, yeni varyant virüsün dünyaya
Teoman Duralı Hocamızın vefatıyla düşünce dünyamız öksüz kaldı!
Ara 10 2021, Cuma
Üstad Sezai Karakoç’un ardından yaşayan en büyük felsefecimiz Teoman Duralı Hocamızın vefatıyla sarsıldık. Acımız gerçekten büyük.Türkiye iki güzide çınarını, değerini kaybetti.Semamızdan iki yıldız kaydı.Dünyamızın ne kadar kararacağını, Sezai Karakoç’un ve Teoman Hoca’nın yokluğunu iliklerimize kadar hissettiğimiz zaman idrak etmeye başlayacağız.Teoman Hocamıza Allah’tan rahmet, yakınlarına, ailesine ve ülkemize başsağlığı diliyorum.Mekânı cennet, makamı âlî olsun.Hem üstad Sezai Karakoç’un hem
Güce sahip olmak, insanı özgürleştirdi mi, gücün kölesi hâline mi getirdi?
Ara 06 2021, Pazartesi
“Tarihi güçlüler yazar, güçlüler yapar” fikri yaygın bir fikir. “Güçlü olmazsanız, yok olursunuz” fikri de hemen ardından gelen bir başka ayartıcı yaklaşım biçimi.Gücü kutsayan, insanı gücün, güçlü’nün kölesi olarak gören insan adına, tabiattaki bütün canlılar adına ürpertici yaklaşım biçimi bu.Gücü kutsamak, hele de maddî gücü putlaştırmak, insanı da, hakikati de bütün canlı hayatını da yoksaymak, Darwinyen orman kanunlarıyla dünyaya hükmetmenin, gücün önünde boyun eğmenin ve eğdirmenin normal
Tarihi kim yapar? Galipler mi?
Ara 05 2021, Pazar
İki asırdır tam bir çakmaz sokağın eşliğine sürüklendik: Tarihi sürükleyen bir aktör değil başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figüran, bir “çer çöp” olduğumuzu fark edemedik bile henüz!Ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, başına ne geldiğini bilmeyen bir toplumun zihnî işgal yaşayan acıklı çocuklarıyız.Tarihi, galipler yazar. Böyle bir laf var. Doğrusu ürpertici bir söz bu. Tarihin yapılış sürecinde de “survival of the fittest” olarak özetlenen, “güçlü olanın yaşayabildiği”
Sosyal medya, kitlelerin afyonudur!
Ara 03 2021, Cuma
Sosyal medyayı küçümsüyoruz. Sosyal medyanın sığ, pejoratif ve şiddet yüklü dünyasına bakınca bunu normal karşılayabiliriz.Ama hayatımızın sosyal medya etrafında döndüğü, gençlerin dünyasının büyük ölçüde sosyal medya tarafından şekillendirildiği gerçeğini farkedince işin rengi değişiyor.Sosyal medyaya ilişkin bütün gözlemlerimiz ne kadar eleştirel nitelik taşırsa taşısın, bütün bunlar sosyal medyayı küçümsememizi gerektirmez.Aksine, sosyal medyayı ciddiye almak zorundayız. Sosyal medyayı ciddiye
Yüreğimiz yandı! Türkiye, dört inanmış genç adamını kaybetti!
Kas 29 2021, Pazartesi
Çok üzücü, yürekleri yakan, dört gencecik fidanı kaybettiğimiz elîm bir kazaydı yaşanan,Her şey o feci kazadan bir gün önce çok sâkindi oysa.Türkiye’nin en parlak proje okullarından birinde, Fatih Sultan Mehmet Uluslararası Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nde çok güzel bir buluşma gerçekleştirmiştik Genç İHH’dan arkadaşların organizasyonuyla. Pürdikkat dinlenmişti yaptığım konuşma. Kimse konferansın bitmesini istememişti ama bitmişti işte sonunda.Fakat konferansla yetinmedik, soluğu okulun müdürü Adem
Camiler Protestanize edilemeyecek!
Kas 05 2021, Cuma
MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) kurulalı iki yıl oldu henüz! Ama zehir gibi yetişiyor talebelerimiz, özellikle de liseliler! Türkiye’nin en parlak liselileri ve en üretken üniversitelileri MTO’da çok şükür ve MTO’dan yetişecek.Türkiye’nin önünü açacak bir öncü kuşak, sinemada, müzikte, sanatın, edebiyatın bütün türlerinde, akademinin bütün alanlarında en parlak, en üretken, en idealist ve ruh dolu kuşakları MTO’dan yetişecek inşallah. 10 yılda, yüzyılın, ikiyüzyılın tohumlarını ekeceğiz Allah’ın
Beklenen, beklenen’i öncü kuşaklarla gerçeğe dönüştürebilir…
Kas 01 2021, Pazartesi
Bu ülkede devlet ele geçirildi devletin omurgasını oluşturan milletin ruhunun düşmanları tarafından.Azgın bir azınlık, makul çoğunluğa hükmediyor her alanda iki asırdır.Türkiye, gücünü Tanzimat’la birlikte kaybetmeye başladı; Meşrûtiyetlerle birlikte güçten kuvvetten düştü; yönünü kaybetti. Cumhuriyet’le birlikte İslâmî yönünü ve yörüngesini terketti; “at”tan düştü, tarihten sürüldü, yolunu şaşırdı, yörüngesini kaybetti, tarih yapan bir aktörden tarihte tatil yapan bir figürana, Batı tarihinin bir
Türkiye’nin, Batı’yla ve kendi ruhuyla imtihanı
Eki 31 2021, Pazar
Türkiye, Tanzimat’la yönünü, Meşrutiyet’le ve Cumhuriyet’le yörüngesini yitirdi. Özal’lı yıllardan itibarense ruhunu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Türkiye’nin ruhunu yitirme tehlikesinin arka planını, boyutlarını ve sonuçlarını tartışacağım bu yazıda.Türkiye’nin iki asırlık Batılılaşma tecrübesini bir de başka bir açıdan okumayı denemek isterim. Bu iki okuma biçimi görünüşte zıt gibi görünse de gerçekte bakılan yere göre değişen manzara hikâyesi bu.Buna göre, Osmanlı modernleşmesi, Tanzimat
Üç tür tabiat
Eki 29 2021, Cuma
İnsanlık nereye koşuyor?Uçuruma, yok oluşa doğru koşuyor…TANRI’YA, İNSAN’A VE TABİAT’A SALDIRI…Önce Tanrı fikrine saldırıldı hümanizmle inşa edilen modernlikle birlikte. Yaratıcı, Alem ve İnsan’dan oluşan büyük varlık zincirinin hiyerarşik yapısı yerle bir edildi, insan “tanrı” konumuna yerleştirildi.Ardından hakikat fikrine saldırıldı. Hakikat, fizik gerçekliğe indirgendi. Kabuğa. Bilimsel devrim, hakikati görünen’le sınırladı. Görünmeyen, yok sayıldı!Sonuç: İnsanın dünyaya hâkim olması, azmanlaşması
Üç Türkiye kuşatması
Eki 25 2021, Pazartesi
Osmanlı coğrafyasında belki de Osmanlı’nın yakılmasından sonra, Türkiye’nin kurtlarla dansı belki de asıl şimdi başlıyor...Türkiye’nin iki asırlık kurtlarla dansının gerisinde üç büyük kuşatma girişiminin yattığını söyleyebiliriz.İlk kuşatma, Osmanlı’nın durdurulmasıyla başarıya ulaştı.İkinci kuşatma İsrail’in kurdurulması ve Büyük İsrail hedefine doğru adım adım bölgeye yerleştirilmesiyle hedefine ulaşmak üzere...Üçüncü kuşatma da PKK-PYD devleti kurdurularak gerçekleştirilmeye çalışılıyor.İNGİLİZLERİN
İşte bir maarif inkılabı taslağı..
Eki 24 2021, Pazar
Önce zihin açıcı iki aforizma:Birinci aforizma: Okumak’tan maksat, bilmek değil, olmak’tır. Bilmek, İlim yolculuğunun, olmak’sa Hikmet yolculuğunun meyvesidir.İkinci aforizma: Kuru bilgi, zihni dondurur, kalbi durdurur, ruhu soldurur...Bize zihni açacak ilim, kalbi arındıracak irfan, ruhu kanatlandıracak hikmet pınarları gerek...MTO’yu (Medeniyet Tasavvuru Okulu’nu) kurmadan 5-6 ay önce burada yayımladığım bu yazıda, bir hadis-i şerif üzerinden nasıl bir “maarif” sistemi inşa edebileceğimizin özlü
Bursa ve Konya’da umutlarımız yeşerdi, ülkemizin makus talihini nasıl yenebileceğimiz anlaşıldı!
Eki 22 2021, Cuma
Türkiye skandallarla ve kaos tehdidiyle bir belirsizliğe sürükleniyor olsa da ülkemizin önü açık.Türkiye’yi güncelin, siyasal’ın ayartıcılığından kurtarabilirsek ve daha köklü, kalıcı sorunlara odaklanırsak, günü kurtarma ucuzculuğundan kurtulup geleceği kurma, inşa etme zorlu ve verimli yolculuğuna çıkabiliriz.Dünyada yönünü ve yörüngesini yitiren ama neyi yitirdiğini bilemeyen tek toplum biziz. Dünya tarihinin yapılmasında kilit rol oynamış bir toplumun çocukları için züldür bu!Her ne sûretle
İHL’ler bu ülkeye 100 sene daha kazandırabilecek mi?
Eki 18 2021, Pazartesi
Eğri oturup doğru konuşalım: İHL’ler, bu ülkede “din adamı” yetiştirmek için açılmamıştır. Vatandaş, bu ülkenin doktorlarının, mühendislerinin, valilerinin, kısacası yönetici elitlerinin dininden, kültüründen, tarihinden, ahlâkî değerlerinden habersiz olmasını istemediği, bundan endişe ettiği için İHL’leri kendi imkânlarıyla ve gayretleriyle açmıştır.Şimdi burada “İHL’lerin dışındaki liseler “dinsiz” insanlar mı yetiştiriyor?” gibi abuk sabuk sorular sormanın âlemi yok.Soru şu burada: Düz liseler,
Öncü kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğumuz’un II. Anadolu Seferi (2)
Eki 17 2021, Pazar
Öncü Kuşak ve Medeniyet Tasavvuru Yolculuğu yürüyüşümüze II. Anadolu Seferi ile devam ediyoruz… Önce Kırşehir, ardından Gaziantep, Urfa ve Diyarbakır›da MTO talebeleriyle, sonra da halkımızla buluştuk verdiğim konferanslarla.MTO talebe buluşmaları, leziz ve ruh dolu bir atmosferde geçiyor. Halkımızın konferanslara ilgisi ise -tek kelimeyle- muhteşem!Bu yazıda II. Anadolu Seferi’nde uğradığımız üç şehrimizle ilgili izlenimlerimi yazacağım: Mardin, Tokat ve Samsun.MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) ülkemizin
Öncü kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğumuz’un II. Anadolu Seferi (1)
Eki 15 2021, Cuma
Öncü Kuşak ve Medeniyet Tasavvuru Yolculuğu yürüyüşümüze Anadolu Seferi dedim. Bizden istenen şey zafer peşinde koşturmak değil her dâim sefer'de olmak olduğu için.En büyük zafer, seferdir, seferde olmaktır. Başka bir ifadeyle, yola çıkmak, yolda olmak ve -nasip edilirse- yol olmaktır.Öncü kuşağın gerçekleştirmesi gereken medeniyet tasavvuru inşası yolculuğunun üç aşamasıdır bunlar: Mekke sürecinde yola çıkılır, Medine sürecinde yolda olunur, Sünnet-i Seniyye ile özdeşleştirdiğim ve Mekke + Medine
MTO yok oluşa “dur!” diyecek, geleceğimizi inşa edecek tohumları ekecek…
Eki 11 2021, Pazartesi
MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) yeni döneme güvenle ve çığ gibi büyüyerek başlıyor. Son alımlarımızla birlikte 25 bin talebemiz oldu çok şükür.Rakamın artmasıyla kalitenin artması ters orantılı değil MTO’da. Rakam artıyor ama kalite de hızla artıyor. Okula alınma şartı 100 Kitap Listesi’nin ilk aşama 20 kitabını okumak olduğu için, MTO’ya talebe olmak isteyenler, bunu çok iyi biliyorlar ve harıl harıl okuyorlar MTO’ya başvurmadan önce.AVRUPA’DAKİ YOK OLUŞU MTO DURDURACAK!MTO’nun en hızlı geliştiği,
Medyanın üç şiddeti ve hayata ayartıcı orman kanunlarının hükmetmesi
Eki 10 2021, Pazar
Çağımız, medya çağı: Yani araçların hükümranlığı, insanlığı ağlarına alması, ağlarında ayartarak boğması. İnsanın hakikate yabancılaşması, kendinden uzaklaşması, başkasını unutması, başkasını kendini tanıyacak, kendini tanımasına imkan sunacak kendine ve hayata ayna tutacak bir özne olma imkanlarını kaybetmesi.Medyanın hükümran olduğu yerde hakikate yer yoktur, hakikatin yeri yoktur; medyanın hükümran olduğu yerde hakikat palyaçoların esiri olur. Medya, hakikatin düşmanıdır çünkü. Varlığını hakikati
Tarım ve gıda, bir millî güvenlik meselesidir artık!
Eki 08 2021, Cuma
Modernite, insanı tanrılaştırdı, Descartes’ın “buyruğu”na uyarak “tabiatın efendileri ve sahipleri” olma azmanlığı sergiledi ve tabiatı delik deşik etti.Modernite, insanın tanrılaşmasının adıdır; postmodernite ise ruhsuzlaşmasının ve yok olmasının.Batı uygarlığı, modernite ile girdiği yolculukta, postmodernite ile geldiği noktada insanın önce Tanrı’yla ilişkisini, sonra tabiatla ilişkisini ve son olarak da hakikatle ilişkisini bozdu.Batılılar her şeye hâkim oldular ama kendilerine, kendi hırslarına,
Öncü kuşak, medeniyet tasavvuru ve kardeşlik seferberliğinin yeşerttiği umut
Eki 04 2021, Pazartesi
Öncü kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğumuzun I. Anadolu Seferi'ni Selçuklu medeniyetimizin kurucu şehirlerinden Sivas'tan başlatmış, oradan Elazığ ve Malatya’ya uzanmıştık.ANADOLU RUHU VE NECİP FAZIL’IN PALTOSUAnadolu ruhu, bir kıtanın, gönül coğrafyasının adıdır. Bu ruh, iki asırdır can çekişiyor, toparlanıp kendine gelmeyi bekliyor. Anadolu ruhunu, Anadolu kıtası olarak adlandırıp hayata döndüren, şahlandıran ilk kişi, ilk öncü Necip Fazıl Kısakürek üstadımız olmuştu.Onun yaktığı Büyük Doğu
Bir öncü kuşak, medeniyet tasavvuru ve kardeşlik seferberliği
Eki 03 2021, Pazar
Öncü kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğumuzun I. Anadolu Seferinin Sivastan sonra ikinci ayağını oluşturan Elazığa sabah namazından hemen sonra çıktık.Selçuklu mayasının ruha dönüştürüldüğü Konya, Kayseri, Erzurum gibi medeniyet kurucu şehirlerimizden sabah ayrılmak için otelden çıkışımızı yaptırmak için danışmaya gittiğimizde karşımızda Sivas Gençlik / Bulma Temsilcimiz Sümeyye Bülbül ile eşi Halil Bülbül kardeşimizi görünce bir an çok şaşırdık. Kahvaltılık bile getirmişler! “Hocam sizi Sivas’ın
Bir öncü kuşak, medeniyet yolculuğu ve kardeşlik seferberliği…
Eki 01 2021, Cuma
Dijital bir çağın tam orta yerinde debelenip duruyoruz. Çağ değil bu; devâsâ bir ağ: Bütün duyarlıklarımızı, inançlarımızı, sâbitelerimizi yerle bir etmekle tehdit eden bir yok oluş mevsimi. Güle oynaya yok olanların iklimi. Hız, haz ve ayartının kölesi olanların trajikomik hâlleri.Türkiye, maddî olarak (özellikle savunma sanayisinde) büyük atılımlara imza atıyor. Altyapıda da keza aynı şekilde. Ama manevî olarak yok oluşun eşiğine sürükleniyor…Manevî olarak yok oluş’tan kastettiğim değerlerimizin
MTO Öncü Kuşak Anadolu seferlerine Sivas’tan ‘Besmele’yle başladık…
Eyl 27 2021, Pazartesi
Medeniyetler, ruhlarını hayata geçiren omurgaları güçlü olduğu zaman insanlığa umut vadedebilir ve ufuk sunabilirler. Bir medeniyetin omurgası, mensuplarına kazandırdığı ruhun yaşayan ve yaşatan canlı meyvesidir. Ruhsuz beden ölüdür, cansızdır.OMURGA GENÇLİK VE FİKİR HAREKETİ OLMADAN ASLÂ!Güçlü omurgası olan bir medeniyetin (ve o medeniyete mensup toplumların) müntesiplerine de dünyaya da adalet, hakikat, fazilet armağan edecek güçlü omurgaya sahip olmaları, diriltici bir ruha sahip olmalarının
Öncü Kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğu
Eyl 26 2021, Pazar
Tarihi Peygamberlik fikri ve Peygamberler tarihi üzerinden idrak ve inşa edemezsek, tarihte yani bu dünya zamanında ve mekanında adaleti, hak, hukuk, hakkaniyet ve merhameti tesis edemeyiz insanlar veya insanlık olarak.PEYGAMBERLER KALP MEDENİYETİNİN TOHUMLARINI EKERLER YERYÜZÜNEPeygamberlerden yoksun bir dünyada adalet, hakkaniyet ve selâmet tesis edilemez. Örneği yok bunun.Çünkü Peygamberler, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki irtibatı sağlayan canlı varlıklardır. Yaratıcı ile irtibatını yitiren
Kur’ân’ın kuşatıcılığını, aklın sınırlayıcılığına hapsetmek!
Eyl 24 2021, Cuma
Batılıların, modern meydan okuma sonrasında bütün dünya üzerinde hegemonya kurmaları, bütün insanlığın hem kendi sorunlarına Batılı seküler zihin kalıplarıyla bakmasına hem de Batı’nın geldiği noktanın ulaşılabilecek en zirve nokta olduğu yanılsamasına kapılmasına yol açtı...Fiīlî sömürgecilik, zihnî / gönüllü sömürgeciliğe dönüştü.Her şeyi Batılı gözlüklerle gören, zihnî felçleşme ve aşağılık kompleksi yaşayan gönüllü acentalar cirit atıyor her yerde.Tehlikeli bir süreç bu.KUR’ÂN’IN HAKİKATİ VE
Türkiye’nin epistemik köleleşme tarihi
Eyl 20 2021, Pazartesi
Türkiye’nin bağımsız olduğunu düşünen aklı evveller var mı hâlâ?Ruhunu yitirmiş bir ülke nasıl bağımsız olabilir ki?Ruhunu, yani varoluş sebebini ve iradesini, her tür zorluğa direnme kudretini ve melekelerini kaybetmiş bir ülke, böyle bir ülkenin çocukları nasıl bağımsız olabilir ve bağımsız kalabilir ki?TÜRKİYE’NİN HAZİN İRADESİZLEŞTİRİLME HİKÂYESİ…Türkiye’nin iradesi yok edildi. İradesi yok edilen bir ülkenin bir kendi de yok demektir. Kendi’ni kaybeden başkasına ne verebilir, ne söyleyebilir
Malazgirt ruhu: Selçuklu’nun insanlık ufku
Ağu 27 2021, Cuma
Malazgirt Zaferi, bir ruhun adıdır; direniş ve diriliş ruhunun.Mekke’den süt emen, Medine’den beslenen, Kudüs’te meyve veren hakikat medeniyetinin insanlık çapında bir yürüyüşe soyunmasının başlangıç noktası.Malazgirt, hem İslâm tarihinde hem de insanlık tarihinde tarihin akışının, yönünün, yörüngesinin belirlendiği bir büyük dönüşümün miladıdır.Selçuklu’nun ufku, insanlığın umududur Malazgirt ruhu.İki asırdır ikinci büyük medeniyet krizini yaşıyoruz iliklerimize kadar. Birinci büyük medeniyet krizi,Selçuklular’ın
Afganistan’da İngilizlerin rolü: Taliban’ın gelişi, Türkiye’nin kuşatılması ve İran’ın önünün açılması…
Ağu 23 2021, Pazartesi
Afganistan’da Taliban, ülkenin yönetimini ele geçirdi. Ülkenin her yerine yerleşti.Amerikan yönetimi, askerlerini, ajanlarını, adamlarını, kuklalarını geri çekti güç belâ! Bütün dünyaya rezil oldu Amerika! Yaşananlar, dünyaya nizam veren süper güç Amerika’nın çöküşünün de göstergeleri aynı zamanda.Hem çekilme biçimine hem de Taliban yönetimine ülkeyi terk etme biçimine dikkatle bakıldığında bu gerçeği görebilmek zor olmasa gerek.AMERİKA, UYGAR BARBARLIĞIN TEMSİLCİSİ!11 Eylül mührünün herkesin gözüne
Gıda savaşlarını kaybeden bir toplum, canlı cenazeye döner!
Ağu 22 2021, Pazar
Gıda politikası stratejisi, bir ülkenin insanını koruyabilmesi için savunma sanayii kadar hatta belki de ondan da hayatî bir meseledir.Gıda terörü, dünyanın karşı karşıya kaldığı en sinsi ve en yok edici terör biçimi. Bir toplumun genleriyle mi oynamak istiyorsunuz, gıda terörü uygulayın kâfî.Bir ülkenin güvenliği, savunma sanayiinden geçer, geleceği de “midesinden”, diyorum o yüzden.Bir toplumun midesini kontrol eden, o toplumu kontrol eder.Sadece zihnin sömürgeleştirilmesi değil, midenin sömürgeleştirilmesi,
Afganistan’a Taliban yerleşti, Türkiye’de şeriat hortladı!
Ağu 20 2021, Cuma
Türkiye’de, “şeriat” denilince tüyleri diken diken olan tuhaf insanlar var! Sadece Türkiye’de var bu tür tuhaf insanlar. Şeriat’ın ne olduğu,ne demek olduğu sadece Türkiye’de bilinmiyor!EZBERLERİNİ DİN HÂLİNE GETİREN HİLKAT GARİBELERİ ÜLKESİTürkiye’deki şeriat algısı, İslam’la savaş stratejisinin bir ürünü olarak geliştirilen İslamofobi gibi en ürpertici küresel nefret söyleminin Türkiye’de de aynen karşılık bulmasının bir sonucu aynı zamanda.İslamofobi, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’de olduğu
Acımasız yeni bir çağ başlıyor: Hepimizi bilimle köleleştirecekler!
Ağu 16 2021, Pazartesi
Dünyanın lordları, kapitalist ruhsuz ağababaları, dünyayı ele geçirdiler. Devletleri ele geçirerek dünyayı her bakımdan kontrolleri altına alma sürecine girdirdiler dünyayı. Yapay zekâ, genetik mühendisliği ve moleküler biyoloji, şirketlerin kontrolünde, devletlerin değil.Bilimi kontrol eden devletler değil şirketler! Şunu unutmayalım aslâ:Bilimi kontrol eden dünyayı kontrol eder!Neden?Çünkübilim, çağımızın ayartıcı sahte yeni dini!Bilim deyince akan sular duruyor çünkü.“Bilim düşünemez” demişti
Yedinci zaman
Ağu 15 2021, Pazar
Tarihi, yenenler yapmaz, sanıldığı gibi. Onlar yıkar sadece.Tarihi, yenme, yenilme ilkelliği olarak görenler tarihi yapamazlar hiçbir zaman. Sadece yıkarlar, yıkım üstüne yıkımın eşiğine fırlatırlar insanlığı.Yenilenler de yapmaz tarihi, elbette ki.TARİH, YENİLGİ PSİKOLOJİSİNİ KALDIRMAZYenilgi psikolojisiyle hareket edenlerse, zaten sürüngenlerdir: Tarihi yapanların ya da yıkanların önünde sürüklenenler; hatta sürünenler... tarihten sürülenler... tarihten sürgün edilenler...Tarih, yenilgi psikolojisini
Uzun soluklu, kalıcı bir göçmen stratejisi geliştirilmezse Türkiye felâkete sürüklenir…
Ağu 13 2021, Cuma
Batılılar, bütün kıtaları işgal ettiler, bütün kültürleri yağmaladılar ve bütün kıtalardan milyonlarca insanı köle olarak getirdiler kendi ülkelerine.Gettolara hapsettiler köle olarak getirdiklerini.Sonra postkolonyal süreçte, işçi-köleler akın etmeye başladı Batılı kentlere…BATILILARIN “CEHENNEM KENTLERİ” DERS OLMALI BİZE!Batılı başkentler, ikiye bölündü: Yerliler ve göçmenler olarak iki ayrı nüfus kendi dünyalarında yaşamaya başladılar. Birbirlerine öfke ve nefretle dolarak ve bakarak…Göçmenler,
Mehmet Yavuz: Ölümüyle de “yaşayan” ve “yaşatan” güzel bir Müslüman
Ağu 09 2021, Pazartesi
Bazı insanlar ölümleriyle, vefatlarıyla dirilirler ve bizi de silkeler kendimize getirirler.İnanmış insanlardır bunlar.Hayatlarını hakikate adamış güzel insanlar.Hakikatin hayat bulmasına, hayat olmasına ve herkese, bütün insanlığa ve varlığa hayat sunmasına hayatlarını vakfetmiş öncü insanlar.Öldükten sonra yaşayanlar ve bizi de yaşatan hakikatten süt emen hakikatli insanlar, hakikatin hakikatli çocukları...İşte Mehmet Yavuz böyle bir insandı.Güzel bir Müslümandı.Dava adamı kimdir, denildiğinde
Sosyal medya, neden bir millî güvenlik sorunudur?
Ağu 08 2021, Pazar
Cuma günkü yazımda bir sosyal medya felsefesi yapmaya çalışmıştım. Ve yazıyı, sosyal medyanın neden bütün dünyada bir millî güvenlik sorunu olarak görüldüğünü bugünkü yazıda yazacağımı söylemiştim.Sosyal medyanın hem bir özgürleşme imkânı ve alanı sunduğunu hem de özgürlükleri bastırmakta ve kitleleri gütmekte, ülkeleri çökertmekte kullanılan bir çatışma vasıtası ve gerilim hattı olduğunu söylemiş ve felsefî olarak sosyal medyayı incelemeye çalışmıştım.Bu yazıda sosyal medyanın pratikte ne anlam
Bir sosyal medya felsefesi
Ağu 06 2021, Cuma
Sosyal medya, özgürlük alanlarımızı genişleten bir mecra olarak da görülebilir, bir ülkenin bağımsızlığını tehdit eden bir aparat olarak da.Başka bir ifadeyle,sosyal medya hem özgürlük imkânı hem de özgürlükleri yok eden bir silah, savaş mahalli.Hangisi peki?İkisi de.Evet, ikisi de, doğru.Soru şu: Hangisi daha doğru?Hangisi sosyal medyanın dilini ve doğasını daha iyi tanımlar acaba?Sosyal medya, zihin setlerimizi, zihnimizin işleyiş biçimlerini ve davranış kalıplarımızı değiştiriyor. Sosyal medyanın
Vahyî din, özgürlüğün kaynağıdır; beşerî dinler / ideolojiler, köleleşmenin…
Tem 11 2021, Pazar
Seküler ideolojiler, dini kendilerine benzetirler ve dünyevî bir kategoriye indirgerler. Din ayrı, kültür, sanat, siyaset, düşünce ayrıdır sekülerleşmiş beşerî dinlerde.Oysa İslâm, bir din olarak bütün kategorilerin üstündedir: Hem düşüncenin, hem sanatın hem mimarinin hem de ahlâkın ve siyasetin kaynağı.O yüzdendir ki bütün sekülerleşmiş dinler, seküler ideolojilere boyun eğer.Oysa İslâm hiçbir seküler ideolojiye boyun eğmez; hem direniş, hem diriliş hem de varoluş kaynağıdır.DİN, HAYAT VE HAKİKATDin,
Nebevî soluğun tarihi: Peygamberlerin rahmet şafağı
Tem 09 2021, Cuma
Şöyle gireyim yazıya: Hıristiyanlık, tahrif edildiği için kültür dini’dir. İslâm, vahiy dini olduğu için asliyetini muhafaza ediyor, varlığını sürdürüyor….O yüzden Hıristiyanlığı tarih yaptı, İslâm tarihi yaptı.O yüzden Hıristiyanlık tarihten çekildi, kilise diye bir heyûla var geride sadece. Ama İslâm, direniş, diriliş ve varoluş biçimleri geliştirerek varlığını ve iddiasını devam ettiriyor...İSLÂM, DİRİLİĞİNİ VE CİHANŞÜMÛLLÜĞÜNÜ KUR’ÂN’DAKİ KISSALARA BORÇLUPeki, İslâm bunu neye borçlu?Kıssalarda
İki tarz-ı nihilizm ve Endülüsleşme süreci
Tem 05 2021, Pazartesi
Sermayeden yiyoruz…Kültürel sermayeden…Sermaye dediğim Osmanlı medeniyetinin, ruhunun ve kültürünün mirası, bakiyesi.Osmanlı tarihten çekildikten sonra hiçbir değer katamadık hayatımıza. Batı’da üretilen hayat tarzını, ideolojileri burada tepe tepe tüketmeyi bir marifet sanıyoruz -hâlâ!ZİHNÎ ENDÜLÜSLEŞME SÜRECİOsmanlı’nın dayandığı, Osmanlı’yı dünya devleti yapan, bizi de toplum olarak ayakta tutan bu toplumun ruhunu oluşturan İslâm’ın diriltici, muhkem evrensel değerleri, anlam haritaları bizi
Arkeolojik emperyalizm ve millî arkeoloji stratejisi ihtiyacı
Tem 04 2021, Pazar
Arkeolojik emperyalizm kavramlaştırması çerçevesinde yazdığım yazım pek çok tartışmaya yol açtı. Ama yazı anlaşılmadı; ben de aforozu yedim laik yobazlardan! Türkiye’nin kaderi bu!Ben şunu söylüyorum: İspanya’dan sadece Müslümanlar sürülmedi, İslâm’ın izleri de silindi.İspanyolların İslâm’ın izlerini arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarmak için canhıraş çalışmalarını bekleyebilir misiniz?Ya da İtalyanların Sicilya’da benzer bir şeyi yapmalarını?Ama Türkiye’de böyle bir cinayet işlenebiliyor: Eyüp,
Dede oldum!
Tem 02 2021, Cuma
Dede oldum!Çok güzel bir duygu gerçekten. Torunumuz dünyaya geldiğinde ilk yaşadıklarım bunu gösteriyor.Bir önceki gün çok büyük bir acı yaşamıştık. Sadece ben değil, bütün MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) talebeleri, MTO ailesi olarak.Ama Allah Teâlâ, rahmet kanatlarını üzerimize gerdi, şer bulutlarını dağıttı, üzüntümüzü sevince dönüştürdü, hamdolsun.Allahım! Sen ne büyüksün! Bir hüzne boğuyorsun, sonra da sevince garkederek rahmetini gösteriyorsun.Elhamdulillahi alâ külli hâl.GÜÇLÜ AİLE BAĞLARI,
Fetih ruhu ve rüyası
Haz 28 2021, Pazartesi
Fetih ruhu’nun bu ülkede bir karşılığı var mı, insanları kanatlandırmaya yarar mı, bilmiyorum.Ama Türkiye’nin özellikle seküler aydınlarının fetihle işgali karıştırdıklarını biliyorum.Fetihle işgali karıştıran Müslüman bir toplumun aydınının zihni işgal altındadır,iğdiş edilmiştir, diyorum.Bilim, düşünce, sanat, siyaset ve ahlâkta büyük açılımlar, insanlığın önünü açan çığır açıcı atılımlar nasıl gerçekleştirilir?Fetih ruhuyla...Eşyanın hakikatini keşfetme çabasıyla...Eşyanın hakikatini keşfetme
İlerleme neresi, biz nereye “düştük”?
Haz 27 2021, Pazar
MTO’da (Medeniyet Tasavvuru Okulu’nda) gençler zehir gibi yetişiyor çok şükür. Ülkemizin önünü açacak parlak bir öncü kuşak.Bugün sütunumu MTO’nun en genç ve parlak talebelerinden Hadımköy Örfi Çetinkaya Anadolu Lisesi, 10. Sınıf öğrencisi 16. yaşındaki Emirhan Karakabak kardeşimizin bir yazısına ayırıyorum.Zihin açıcı okumalar…***Varmak için çıktığı yolda, yanlış vasıtaya binen yolcunun farkındasızlığına sahibiz, kabaca yüz elli yıldır. Ulaşmak istediği konuma gidecek, istediği bu, fakat rotayı
Arkeolojik emperyalizm, bu topraklardan İslâm’ın izlerini siliyor ama biz uyuyoruz yine!
Haz 25 2021, Cuma
Arkeoloji; sona ermiş, bitmiş bir tarihin korunması bilimi olarak kabul edilir. Tam anlamıyla hurafedir bu! Üstelik de en masumane gözüken çağdaş hurafelerden biri!Arkeoloji, savaşmadan tarih yapmanın en kestirme yoludur. Tarihi çarpıtmanın ve yeniden yazmanın... Başkalarına tarih dayatmanın... Dahası, senin atalarının yaşamadığı bu imal edilmiş tarihi, dünyaya satmalarının...O yüzdenkim arkeolojiye hâkim olursa, dünyaya da o hâkim olur:Tarihi o yazar; yazdığı tarihi “gerçek bu” diye satar bütün
İnsana ruhunu hatırlatacak bir kutlu yolculuk…
Haz 21 2021, Pazartesi
Türkiye’de işlenen en büyük cinayetlerden biri, bu ülkeden gayrimüslimlerin sürülmesi oldu. Biz başkalarıyla yaşamasını bilmeyen bir toplum değiliz ki!Öyleyse, neden sürüldü gayrimüslimler bu topraklardan?Bu soru önemli.TÜRKİYE’NİN RUHU: İSLÂMBu topraklardan gayrimüslimlerin sürülmesi, toplumun kendi içinden ötekiler icat edilmesini kolaylaştırdı. Toplumu parçalayacak, birbirine düşürecek, düşman edecek yapıtaşlarını döşedi bu.Bir dönem solcular, sosyalistler ötekileştirildi. Bir dönem İslâmcılar.
Hayat boşluktan nefret eder! Eğer öncü bir kuşak yetiştiremezsek, “boşluk” mezarımıza döner!
Haz 20 2021, Pazar
Değerleri, o değerleri yaşatan “kültür”leri sağlam olan toplumlar kolay kolay yıkılmaz.Tersi de doğru: Değerleri, o değerleri vareden kültürleri çürüyen, çözülen toplumlar da kolay kolay ayakta duramaz: Esensert rüzgârların önündesürüklenir durur ve toz olur...Türkiye’detoplumun ortak kültürü, değerleri, aidiyet biçimleri ve ruh kökleri hızla yok oluyor! Bugün ruh köklerini yitiren bir toplum, yarın bu topraklardaki varlığını da yitirmekten kurtulamaz.Bütün bu yaşananlardan en çok ve en sarsıcı
Gücün Türkiye’si ve Türkiye’nin gücü
Haz 18 2021, Cuma
“Türkiye, laik bir ülke olduğu için Batı’da ciddiye alınıyor”diyenler, bu ülkenin gücünün gerçekten nereden geldiğini ya bilmiyorlar ya da bizimle “kafa buluyorlar”.TÜRKİYE’NİN GÜCÜ LAİK OLMASINDA MI GİZLİ?Türkiye’nin derin iktidarı, laik entelijansiyadır.Ülkenin ekonomisine, sivil-asker bürokrasisine, eğitim, kültür, sanat dünyasına onlar hâkimler. Güçlerini, derin iktidarlarını kaybetmemek için Türkiye’nin gücünün laiklikte gizli olduğunu söylüyorlar!Sizin kendinizi nasıl gördüğünüzün zırnık kadar
Türkiye’nin Batı’dan bağımsızlaşma süreci ve Erdoğan-Biden görüşmesi
Haz 14 2021, Pazartesi
Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden görüşmesi merakla bekleniyor.Görüşmenin merakla beklenmesi normal: Türk-Amerikan ilişkilerinde büyük kırılmalar yaşanıyor.TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN ŞİZOFRENİK DİLİ VE SEMİYOLOJİSİÖnce, Türk-Amerikan ilişkilerinin dilinin semiyolojisini yapmamız gerekiyor: Türk akademyasında ve medyasında aynı ürperticilikte gözlenen bu köleleştirici, kompleksli dile dikkat çekmek farz oldu artık!Özelde Erdoğan-Biden görüşmesiyle ilgili, genelde Türk-Amerikan ilişkilerine
İnsan özgürlüğünü yitirdi; hız, haz ve araçların kölesi şimdi!
Haz 13 2021, Pazar
Özgür bir dünyada yaşadığımızı söyleyebilir miyiz?Görünüşe bakılırsa özgürlüklerin tavan yaptığı bir çağda yaşıyoruz; peki, gerçekte de öyle mi?Özgürlük kavramı kadar iğdiş edilen, çarpıtılan, “sömürülen” başka bir kavram olmasa gerek şu çivisi çıkmış, feleğini şaşırmış dünyada.Çağımızda hem köleleşmenin, hem de her türlü köleleştirme biçiminin adı oldu “özgürlük”.İnsanlık, özgürlük kavramının tutsağı.İnsanın, kendi beninin, bedeninin, bencilliğinin, fetişlerinin köleleştirici, ayartıcı, çarpık
Türkiye’nin gerçek istiklâl ve istikbal savaşı asıl şimdi başlıyor…
Haz 11 2021, Cuma
Osmanlı, kucak açmıştı bütün gayr-ı müslimlere. Hem Müslüman olmaya zorlamamış hem de Müslüman olanlarına devletin en kritik kurumlarını ve pozisyonlarını açmakta, emanet etmekte sakınca görmemişti. Devlet-i Âliye idi, ne de olsa! Koca devletti. Büyük devlet. Devlet ebed müddet.Amailk zaaf anından itibaren emanete ihanet ettiler:Bütün gayr-ı müslimler, özellikle dedevşirmetüründen olanlar, Batılılarla birlikte hareket ederek Osmanlı’nın ipini çekmekte tereddüt etmediler.ÇOK ACIMASIZ OLACAKLARINI
Sahabe ruhlu “şafak yağmurları” öncü kuşaklar olmadan aslâ!
Haz 07 2021, Pazartesi
Şu an Batı uygarlığının dışında yaşayan başka bir medeniyet yok. Neden yok? Diğer medeniyetler, Batı uygarlığından daha düşük, daha sığ, daha kötü, daha kabiliyetsiz oldukları için mi?Hayır!Aksine, Batı uygarlığı hem felsefî olarak hem de ahlâkî olarak İslâm medeniyetinden de, Çin medeniyetinden de, Hint medeniyetinden de daha üstün, faziletli ve değerli değil kesinlikle.Sadece daha saldırgan, daha yıkıcı, daha barbar!Bu o kadar âşikâr olmasına rağmen gören gözler kör edildiği için gören, görebilen
Hakikati ıskalayan insan, uzaylara ulaşabilir ama insana aslâ!
Haz 06 2021, Pazar
Nedir ki, insan dediğin?İnsan,“insan nedir?”sorusunu sormadı, soramadı henüz.Şaşırtıcı ama gerçek bu.“İnsan nedir?”sorusunun cevabı yok, yani. Daha açık bir ifadeyle, çağımıza hâkim olan, hükmeden, her bakımdan yön veren Batı uygarlığı,“insan nedir?”sorusunu sormadı.DERDİ HÜKMETMEK OLAN, HAKİKATİ NE BİLSİN!Yanlış duymadınız ya da yanlış okumadınız: Çağımıza, dünyamıza hâkim olan, her şeyimize hükmeden, çeki düzen veren,uzaylara, gezegenlere ulaşan Batılı insan, Batı felsefesi, “insan nedir?” sorusunu
‘Bu bir provaydı, asıl oyun şimdi başlıyor’ dedi, başoyuncu sahneden... Yuhalanacağına ayakta alkışlandı çılgınca!
Haz 04 2021, Cuma
Koronavirüs “oyun”unun sonuna geldik galiba:The Daily Mailgazetesinde ilginç bir haber yayımlandı: Covid-19 olarak adlandırılankoronavirüsün Çin›de bir laboratuvarda üretildiğiniyazdı İngiliz gazetesi.İngilizlere güven olur mu! Hedef mi saptırıyor İngilizler, günah mı çıkarıyorlar; bunu anlayabilmek için biraz daha zamana ihtiyacımız var galiba!Tipik Batılı tavrı bu: İnanılmaz cinayetler işlerler, sonra da iş işten geçtikten sonra, timsah gözyaşları dökerler, günah çıkarmaktan çekinmezler!ÜÇ PERDELİK
Taksim Camii, bağımsızlığımızın sembolüdür!
May 31 2021, Pazartesi
Cami deyip geçmeyeceksiniz...Cami, seküler bir mekân değildir. Ama kilise, seküler bir mekândır:Sadece dinsel âyin yapılır kilisede. Bir şeyin dünyadan ve hayattan koparılması, dinsel alana hapsedilmesi de seküler bir eylemdir.CAMİ, İSLÂM’IN RUHUNU VE UFKUNU TEMSİL EDER...Cami, dünyevî ve uhrevî olanın birleştiği,tevhid’in her düzlemde gerçekleştiğiçok katmanlı ve çok anlamlı birzihin, zemin ve zaman dünyasının hayat bulduğu, hayat olduğu ve hayat sunduğu hakikat yurdu ve ufkudur.Evet, cami,âyinyapılan
Bu toprakları Endülüs’ün kaderine terk etmek istemiyorsak...
May 30 2021, Pazar
Modern tarih, seküler / kapitalist Avrupa’nın kurulması ve İslâm’ın / İslâm medeniyetinin durdurulması tarihidir.Avrupa, İslâm medeniyetinin dünyaya yön veren küresel kuşatmasını yarmadan tarihe giremeyeceğini öğrendi asırlar süren acı tecrübelerden sonra.Hıristiyan Avrupa, İslâm medeniyetini durduracak entelektüel / felsefī derinlikten yoksundu. Modern Avrupa hem Hristiyan Avrupa’yı tasfiye ederek hem de İslâm medeniyetine karşı güçlü bir meydan okuma geliştirerek kurulabilirdi.Bunun için ne yapmalıydı
Sahibini arayan ülke...
May 28 2021, Cuma
Türkiye, sözümona “modernleşme” tarihimizin başlangıcından bu yana uzun bir geçiş süreci yaşıyor. Geçiş sürecini bu kadar uzun yaşayan başka bir ülke yok yeryüzünde. Dün, kolonyalistler tarafından her bir şeyleri tarumâr edilen ülkeler bile, bugün şu ya da bu şekilde de olsa, mecralarını bularak, kendi kaderlerini kendileri belirleme sürecine çoktan girmiş durumdalar.Ancak Türkiye, geçiş süreci olarak adlandırılan şeyin bile henüz ne olduğuna karar verebilmiş, bu konuda toplum tarafından meşrû kabul
Ramazan Medeniyeti-5: Ramazan’ın beyaz atları ve okları
May 02 2021, Pazar
Önceki yazılarda Ramazan’ın “benzersizliğini” mercek altına almış ve çeşitli yönleriyle göstermeye çalışmıştım bunu. Bu yazıdaysa, bu kez “orucun benzersizliğini” tattırmak istiyorum sizlere...Kutlu Kitabımız’da “Ramazan” ya da “Ramazan orucu” gibi isimlendirmeler yapılmaz. Oruç âyetinde doğrudan “Ramazan ayı / şehr-i Ramazan” nitelemesi yapılır. Bunun başlıca sebebi, Ramazan’ın İslâm’ın özü, özeti ve özetlendiği bir bilme, bulma ve olma yolculuğu olması, bunun iklimini sunmasıdır.RAHMAN, RAHMET
Ramazan Medeniyeti-4: “Kur’ân” olarak Ramazan
Nis 30 2021, Cuma
Ramazan’ın da, orucun da en temel özelliği, ikisinin de “benzersiz”liğidir.Ramazan ayını da, orucu da “benzersiz” kılan en önemli fenomen, Kur’ân’ın “bu ayda vahyedilmiş” ve bu ayın “Kur’ân ay’ı” olmasıdır.Ancak bu, meselenin yalnızca bir boyutu. Meselenin son derece hayatî bir başka boyutu daha var.Şöyle ki: Parantez içine aldığım yancümlelerin “tamcümle”ye dönüştürülmesi gerekiyor: Ramazan’ın önemli olması, Kur’ân’ın Ramazan ayında nâzil edilmesinden ziyade, Kur’ân’ın bu ayda bihakkın hayata geçiriliyor
“İnsanlığın kökünü kazıma konusunda kimse Batı’yla yarışamaz!”
Nis 26 2021, Pazartesi
Yıl 2015. Aylardan, Nisan: En zalimi ayların!Papa, “soykırım” açıklaması yaptı. Sonra Avrupa Parlamentosu (AP), “soykırım”ı onadı.Ardından sıraya girdiAvrupa parlamentoları“Ermeni soykırımı” yalanını onaylamak için.Son olarak zorla, medya operasyonuyla, Amerikan derin devleti tarafından ABD’nin başına getirilenküresel lordların “adamı” Joe Biden,Amerikan yönetiminin “Ermeni soykırımı” yalanını kabul ettiğini ilan etti.Yetmedi,aşağılık bir hakarettede bulunmaktan geri durmadı Türkiye’ye: İstanbul’un
Ramazan Medeniyeti-3: Hüznün diriltici sesleri ve renkleri
Nis 25 2021, Pazar
Hüzünlü bir Ramazan geçiriyoruz bütün dünya ölçeğinde. Ne olduğunu anlayamadığımız (!) koronavirüs felâketinin dünyayı korona hapishanesi dönüştürmesi, Ramazan’ın belki de tarihte hiç olmadığı kadar buruk ve hüzünlü geçmesine yol açıyor.Doğrusu, bir Müslüman olarak koronayla üretilen psikolojik yıkıma değil ilâhî kudrete teslim olalım ve bu kez Ramazan’ı kendimizi tezkiye ve nefsimizi tasfiye sürecinde gerçek bir imkân olarak görmeye çalışalım, diyorum. Müslüman direncini, metanetini kuşanalım,
Milletin çocuklarını darağacıyla korkutmanın bedeli ağır olur!
Nis 23 2021, Cuma
CHP’li bir yönetici, ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanını “umarım Erdoğan’ın sonu Menderes’e benzemesin” diye tehdit etti önce.Sonra da gelen tepkiler üzerine özür dilemeye çalıştı. Ama eline yüzüne bulaştırdı.Aslında söz konusu kişi sakin ve makul bir siyasetçidir. Bu tür bir imayı bile en son yapacak CHP’lilerden biridir.Ama bu hâdise bize,en makul CHP’linin bile bilinçaltında, en zor zamanlarda darağacından, darbeden medet umma inancının kök saldığınıgöstermeye yetiyor olsa gerek.BU ÜLKENİN SAHİBİ
Ramazan medeniyeti-2: Alelade’den fevkalade’ye bir fetih ve bütünleşme şiiri
Nis 19 2021, Pazartesi
Medeniyet, hayata bütüncül bakıştır.Hayatı hakikatin ışığında bir bütün olarak kavrayış ve yaşayış.Bizde bir medeniyet fikri yok.Medeniyet’ten anladığımız şey, yalnızca sivilizasyon dolayısıyla Batı uygarlığı.Bu, gerçekten büyük bir entelektüel körleşme ve zihnî köleleşme. Komediye dönüşen ürpertici bir trajedi!Özlü bir şekilde şöyle formüle ermek gerekirse: Mekke + Medine = Medeniyet’tir.İslâm’ın bütün ibadetleri, sanat türleri, ilimleri, hayat dünyası bu formülü hem yansıtır hem de yansıtıcısıdır.İşte
Kıbrıs’ın bugünü, Türkiye’nin yarını olmasın istiyorsak...
Nis 18 2021, Pazar
Önce şu ürpertici habere bakalım:“Hizmet Sendikası (HİZMET-SEN) Kur’ân Kursları’nın kapatılması için dava açtı. Kuzey Kıbrıs Anayasa Mahkemesi, laiklik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Kur’ân Kursları’nın kapatılmasına karar verdi. Din İşleri Komisyonu’nun Kur’ân Kursu düzenleme yetkisi elinden alındı.Kur’an kurslarının faaliyetleri ülkede resmen durduruldu.”İnanılır gibi değil! Yunan böyle bir şey yapamazdı! Aslâ! Dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine dogmatik, saplantılı bir laiklik anlayışı
Ramazan medeniyeti-1: Orucun benzersizliği
Nis 16 2021, Cuma
Bu yıl da Ramazan’ı buruk karşıladık. Pandemi, Ramazan’ımıza da darbe vurdu. Ramazan’ı doyasıya yaşayacağımız günlere kavuşmak dileğiyle, diyorum.Ramazan’ı birmedeniyetolarak düşünüyorum. Bu konuda yıllardır yazıyorum.Ramazan, kişininbilme, bulma ve olma yolculuklarınıngerçeğe dönüştüğü manevî bir iklim.Medeniyet de zihinde, mekânda ve zamanda insan yeşertme ve yetiştirme yolculuğu.Bu konuları çok yazdım. Orucun benzersizliği, oruç ayı boyunca insan yeşertme yolculuğunun enlemesine ve boylamasına,enfüste
Batı uygarlığının da Batı tehlikesi’nden kurtarılması gerekiyor!
Nis 12 2021, Pazartesi
Avrupa ülkelerinde art arda İslâm ve Türkiye düşmanlığının hortlatılması dikkat çekiyor. Dikkat: Hortlaması değil, hortlatılması!Batılıların postkorona sürecinde patlak verecek büyük ölçekli krizlerle baş edebilmeleri için sahte düşman icat etmeye ihtiyaçları var!“Başkalarının sırtından geçiniyorlar” başından itibaren!Sahte bir “kötü”, ürpertici bir öteki icat edilecek, içeri tahkim edilecek, gerginlikler dindirilecek böylece!BARBARLIĞIN ADI OLDU UYGARLIK!Fransa’da İslâm’ın rahmet peygamberine açıkça,
Laiklik dogma'sı ve “sopa”sı...
Nis 11 2021, Pazar
Bu toplumun tuhaf bir sorunu var: Laiklik.Hiçbir şekilde tartışılamayan, kritik zamanlarda, sopa olarak kullanılan bir pranga bu. Toplumu germek ve tehdit etmek için kullanılan bir “maşa”!Amiraller yani deniz paşalardan sonra bir kez daha hortlatıldı laiklik ve “laiklik elden gidiyor!” sloganları her yanı kaplamaya başladı!“Vurun abalıya!” ilkelliği tek geçer akçe hâlâ!“Yeter!” diyorum. Daha önceki bir yazımı tozunu alarak paylaşıyorum sizlerle. Yarınki yazıya giriş olsun diye.TARİH BİLİNCİ OLMAZSA,
Önümüzü açacak Öncü Kuşak: Sıradışı ama sınırdışı değil!
Nis 09 2021, Cuma
Dünya ölçeğinde bir yok oluş süreci yaşanıyor: İnsanlık komada, her bakımdan yoğun bakımda.SINIRLAR KALKTI AMA UFUK DARALDI!Bütün dünyada sınırlar ortadan kalktı ama insanın dünyası, ufku daraldı!Sınırların ekonomik olarak, kültürel olarak, entelektüel olarak ortadan kalkması, insanın ufkunu genişletmedi, daralttı.Şaşırtıcı değil mi, bu?İlk bakışta, “evet”; ama birazcık yakından, daha derinden bakınca, “hayır”!Sınırların ortadan kalkması, niteliksel olarak değil niceliksel olarak gerçekleştiği için,
NATO’nun kuruluş yıldönümünde millet iradesini hiçe sayan bir geceyarısı bildirisi yayınlayanlar bu ülkenin askeri olabilir mi?
Nis 05 2021, Pazartesi
Türkiye, güneyden, Doğu Akdeniz’den, Ege’den ve Kafkaslar’dan kuşatılıyor...Bu ülkenin emekli askerleri, millet iradesine darbe iması olarak görülebilecek bir geceyarısı bildirisi yayınlıyorlar!NATO’NUN KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE GECEYARISI BİLDİRİSİ YAYINLAYANLAR KİMİN ASKERİDİR?Hem de 4 Nisan’da yani bu ülkedeki darbelerin arkasındaki yegâne alçak güç, NATO’nun kuruluş gününde!Bu nasıl bir alçaklıktır böyle!15 Temmuz’da milletin tankların üstüne nasıl yürüdüğünü unuttunuz galiba!Bu geceyarısı bildirisini
Felsefî ve akîdevî krizi aşmak için Nebevî dikkat, rikkat ve şefkatle zihinleri, kalpleri ve ruhları fethetmek şart...
Nis 04 2021, Pazar
1680-1715 yılları arası dönem, Aydınlanma Çağı olarak adlandırılır. Aydınlanma Çağı’nı kuran düşünürlerin önde gelen isimleri bu 35 yıllık zaman dilimi içinde eserlerini verdikleri için bu süre/ç, Aydınlanma Çağı’nın kurulduğu dönem olarak görülür.HIRİSTİYAN KİLİSESİ’NDEN BİLİM KİLİSESİ’NE...Aydınlanma Çağı, felsefî olarak kilise ile ilişkilerin koptuğu, kişinin özgür iradesini keşfetme coşkusunun peşinden koştuğu bir zaman dilimidir. Bir gündönümüdür. Bir çağ dönüşümü ân’ındır.Hıristiyan Kilisesi’nin
Düşmanlarımız nerede, biz orada! Böyle bir ülke görülmedi dünyada!
Nis 02 2021, Cuma
Önce bütün bildiklerimizi unutturacak, ezberlerimizi bozacak, hepimizi ters köşe yapacak bir aforizmayla giriş yapayım yazıya.GAYRIMÜSLİMLERİN SÜRÜLMESİ BİZE YÜZ YIL KAYBETTİRDİ!Şu: Türkiye’den gayrimüslimlerin sürülmesi, bizim en az yüzyılımıza mal oldu, bize en az yüz yıl kaybettirdi.Şöyle açıklamaya çalışayım...Biz, farklı dinlerle, kültürlerle birlikte yaşama ama farklılıklarımızı koruyarak var olma tecrübesi üretemeyen bir toplum değiliz ki!Dünya tarihinin en sofistike insan, toplum, adalet,
Sömürgeciler bile yapamazdı bunu bize!
Mar 29 2021, Pazartesi
İki asır önce, önce yönümüzü, ardından yörüngemizi yitirmeye başlamamızla birlikte yaşanan ontolojik ve epistemolojik yok oluş sürecinin sonunda bu ülke bizim elimizden “alındı” devşirmeler tarafından: Her yeri, her kurumu işgal altında ülkenin!Kimse bana Türkiye’nin bağımsız olduğundan filan söz etmesin! Ekonomide bağımsız değil. Kültürde bağımsız değil. Eğitimde bağımsız değil. Hariciyede bağımsız değil. Bir avuç baronik masonik seküler cemaat, bir avuç devşirme çete, ülkenin kaderine hükmediyor!Türkiye
Üç büyük bilimsel devrim, üç büyük anlam krizi ve insanlığın geleceği (2)
Mar 28 2021, Pazar
Modernite sanıldığı gibi felsefe üzerine değil bilim üzerine ve bilim üzerinden inşa edilmiştir.Modern bilim, dünyanın bilimidir; insanın ya da hakikatin bilimi değil. Modern bilimin kaygısı, insanı, dünyayı ya da hakikati araştırma değildir; dünya üzerinde hâkimiyet kurma, insana ve tabiata hâkim olma çabasıdır.Bu çaba, zamanla insanın tanrılaşmasına, insanı tanrının yerine yerleştirmesine ve tanrıyı hayatından uzaklaştırmasına kadar uzanacaktır.Nedir bu? Şiddettir; ontolojik şiddet: Yaratıcı,
Üç bilimsel devrim, üç büyük anlam krizi ve insanlığın geleceği (1)
Mar 26 2021, Cuma
Modern dünya üstüne kurulacak en kışkırtıcı cümlelerden biri şu olabilir belki de: Bilimin dünyası, dünyanın bilimi.Yıllar önce, Yeni Şafak’ın fikir gazetesi olarak çıkmaya başladığı ilk yıllarda, -sanırım 1995 yılıydı- bu başlığı taşıyan teorik vaatleri yüksek bir yazı yazmıştım. O yazı kayıp şimdi.MODERN BİLİM: HAKİKATİ ARAMA ÇABASI MI, HÂKİMİYET KURMA KAYGISI MI?Modern bilim, hakikatin izini süren bir çaba değildir.Hakikat fikri,sorunludur modern bilimin. Modern bilimin kaygısı,hâkimiyet kurmaçabasıdır.Modern
İnsanı ontolojik olarak aşağılayan bir Sözleşme’yi dayatmak veya hukuk emperyalizmi!
Mar 22 2021, Pazartesi
“Sözleşmeden çıkmak, insan haklarından vazgeçiyorum, demek,” diyor Rıza Türmen, AİHM eski yargıcı! İnanılır gibi değil!Bu zât-ı muhterem, gerçekten Türkiye’yi mi temsil etti AİHM’de?!SÖZLEŞME ÜZERİNDEN DEĞERLER ÇATIŞMASI YAŞANIYOR!Sözleşmeyi savunan çevreler, sözleşmeye abartılı bir anlam yüklememek gerekir diyorlar ama Sözleşme’yi ölesiye savunuyorlar!Müthiş bir algı operasyonu yapıyorlar, milleti aldatıyorlar!İstanbul Sözleşmesi’nin amacı, iddia edildiği gibi, kadına şiddeti, cinayeti önlemek
Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ni çöpe gönderdi, nihayet!
Mar 21 2021, Pazar
Cumhurbaşkanımız Erdoğan,İstanbul Sözleşmesi’ninfeshedildiğini açıkladı.Böylelikle Türkiye, kadın cinayetleri maskesi altında eşcinsel, sapkın evlilikleri yasayla dayatan ve ailenin temeline dinamit koyan lanet olası Sözleşme’dençıkmış oldu,çok şükür.Bu sözleşmenin kadın cinayetlerini korumakla bir alakasının olmadığını, aileyi çökertmeyi amaçladığını anlattık durduk yıllarca Ankara’da, hükümette, ülkenin her yerinde ve platformunda... Sonunda Cumhurbaşkanımız, kadın cinayetlerini azaltmak şöyle
Bizi kendimize getirecek, dünyayı yeniden inşa edecek Çanakkale ruhu gerek bize!
Mar 19 2021, Cuma
Çanakkale Savaşı, küfrün imanı tarihe gömme savaşıydı.Son Haçlı savaşıydı.Bütün düvel-i muazzama güç birliği yaparak Çanakkale’ye üşüşmüştü!Şairin “kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ!” diye tarif ettiği insan sürülerinin hakikati tarihe gömmek için giriştikleri savaşta Boğaz’ın fırtınalı sularına gömüldükleri bir kıyamet savaşıydı!Maddî bakımdan en zayıf olduğumuz bir zaman dilimindeimanın gücünü hiçbir silah gücünün yenemeyeceğinidünya âleme gösterdiğimizyeni bir Bedir savaşıydı!Allah’ın
Türkiye’nin fırtınalı yakın tarihinin ayna imgesi: Emin Saraç Hoca
Şub 21 2021, Pazar
Son devrin büyük âlimlerinden, YÖK Başkanı Yekta Saraç Hoca’nın babası, Muhammed Emin Saraç Hocamız, Hakk’a yürüdü. Cenazesi bugün öğle namazından sonra Fatih Camii’nden kaldırılacak.Emin Saraç Hocamız’ın hayatı, yakın tarihimizin özeti gibiydi; yaşadıklarımıza ayna tutan fırtınalı bir hayat!Milletin tarihi, bazen belli kişilerin hayatında özetlenir. Böyle kişiler, hem millete hem de tarihe malolmuş kişilerdir; milletin hafızası rolü oynarlar; milletin yaşadıklarını yansıtan bir ayna rolü, hatta“ayna
Bu Müslüman toplum kendi anayasasını yapamayacak mı?
Şub 19 2021, Cuma
Anayasasız toplum olabilir mi? Sözlü veya yazılı, bütün kesimlerin müşterek mutabakatla hazırladıkları bir anayasası vardır her toplumun. Özellikle de tarih yapmış, tarihin akışını değiştirmiş, büyük medeniyetler inşa etmiş bir toplumun kendi anayasasını yapamaması gibi bir sorun yaşanabilir mi?Türkiye tam da böyle bir ülke.Kendi anayasasını yapamayan bir ülke.Kendisine yabancı bir anayasa, yabancı bir tarih, yabancı bir kültür ve kimlik dayatılan veya kendi tarihini, kültürünü, kimliğini bizzat
Hukuk “kılıf”ı: Demokles’in kılıcı
Şub 15 2021, Pazartesi
Bu ülke bağımsız değil. Bu ülkede “ipler” bu ülkenin çocuklarının elinde değil hâlâ!Ülkede son yarım asırdır yaşanan, zaman zaman şiddet boyutlarına ulaşan“kavga”nın nedeni burada gizli: Bu toplumundışarıdan askerî darbelerle, içeridense hem Batı’dan aşırılan, tepeden dayatılan laik hukuk rejimiyle önünün kesilmesindeüstelik de sığ, kaba-saba pozitivist ve zihni dondurucu eğitim sistemiyle zihninin uyuşturulmasında ve körleştirilmesinde yani!Yeni anayasa tartışmaları bağlamında zihin ve ufuk açıcı
Üç Aylar’ın ulvî bestesi: Arındırıcı mânâ iklimi, diriltici bahar mevsimi...
Şub 14 2021, Pazar
Rahmet, bereket ve mağfiret mevsimi üç aylara girdik Allah’a (cc) hamd olsun.Kışı yaşayamadık bu yıl! Önümüzde bahar var ve manevî bahar mevsimimiz üç aylar: Çiçeklerin açtığı, yüzlerin güldüğü,Rahmân’ın merhamet kanatlarını yeryüzüne bütün cömertliğiyle gerdiği bir toparlanış ve diriliş mevsimi bu.Üç aylar, aslında manevî bir bahar mevsimi bizim içinher zaman: Bizi dünyanın kirlerinden arındıran, adım adım Rabbimizin rahmetine, lütfuna yaklaştıran,mâsivâ’yı aşarakmâverâ’nın diriltici, saflaştırıcı,
Çin’in katliamları insanı isyan ettirmeye, dünyayı ayağa kaldırmaya yetmeli artık!
Şub 12 2021, Cuma
Çin’in İstanbul Konsolosluğu’nun önünde yürekleri paramparça eden bir hâdise yaşandı geçtiğimiz günlerde. 7-8 yaşlarında Doğu Türkistanlı bir çocuk kamplara götürülen ve izi yok edilen babasının hikâyesini haykırıyordu ruhsuz Çinli diplomatlara! Sadece Çinli diplomatlara değil, kameraların önünde, bütün insanlığa!“Sizin babanız yok mu? Sizin çocuklarınız yok mu? Sizin vicdanınız yok mu? Böyle bir vicdansızlık sizin başınıza gelse, ne yapardınız, sessiz mi kalırdınız? Benim babamı nasıl aldınız elimizden,
Dinle, aptal muhalif!
Şub 08 2021, Pazartesi
Bugün sütunumu bir misafire vereceğim:Ahmet Arıkankardeşime. Arıkan, analiztarih.blogspot.com adresinde yakın tarihe ilişkin çok güzel analizler yayınlıyor. Bugün sizinle onun yakın tarihimize ilişkin bir okumasını paylaşıyorum.Zihin açıcı okumalar...DİNLE APTAL ADAM!Evet, bildin, burada Wilhelm Reich’e bir gönderme var.Onun ülkesinin içine faşistler etmişti, bizimkine yüzyıldır hatta iki yüzyıldır sen ediyorsun!Yüz yıldır aptallığın ve aşağılık kompleksin/iz/le bu milletin çanına ot tıkadın/ız!Yüz
Boğaziçi’nin beyaz mitolojileri ya da Boğaziçi’nden bir Gazâlî veya Kant, bir İbn Haldun veya Toynbee çıkar mı?
Şub 07 2021, Pazar
Boğaziçi Üniversitesi etrafında yaşanan tartışmalar, Türkiye’nin “beyaz mitoloji”lerinin deşifre olmasına ve çökmesine imkân tanıyabilir mi?Şu âna kadar yaşananlara bakılırsa, ham hayal benimkisi. Ama yine de var bir ihtimal!Çağdaş düşüncenin en cins kafalarındanDerrida, “beyaz mitoloji”kavramını, Grek felsefesininakılüzerinden ürettiği“hurafeleri”deşifre etmek için önerir.Grek felsefesinin akılcılığının, metaforik düşünme ve tahayyül biçimlerinin üstünü çizerekbeyaz bir felsefî emperyalizm tarzıürettiğini
Laik Aydınlanma despotizmi ve Üniversitenin krizi
Şub 05 2021, Cuma
Boğaziçi Üniversitesi, rektör atamasına itiraz edildiği için karıştı: Laik Aydınlanma despotizmi, “kendilerinden olmayan” bir rektör atandığı için (ne kadar ilkel bir kafa bu!) ülkeyi kaosa sürüklemekten çekinmeyen çevrelerce karanlık bir ruh olarak çöktü ülkenin üzerine. Sadece Boğaziçi’ni değil ülkeyi kardeş kavgasının eşiğine sürükleme potansiyeli taşıyor!Herkesin dikkatli ve rikkatli olması şart!Konuyu daha önceki bir yazımın tozunu alarak en temelden tartışmak istiyorum.AYDINLANMA ÜNİVERSİTESİ:
Eğitime neşter vuramaz ve zihnî işgali püskürtemezsek, iki kuşak içinde yok oluruz...
Şub 01 2021, Pazartesi
Eğitim, sadece okullardan ibaret değil. İnsanın karakteri, dünyası ve zevkleri sadece eğitimin eseri değil artık: Medya ve kültür dünyası da eğitim kadar, bazen eğitimden daha fazla rol oynuyor insanın karakterinin, dünyasının ve zevklerinin inşası sürecinde.ÖNCÜ KUŞAK VE ÇIKMAZ SOKAKEğitimden maksat, bilmek değil, olmak’tır.Olmak yani yol gösterici bir dünya görüşüne, kanatlandırıcı bir ruha, insanlığa ve varlığa kol kanat gerici bir kalbe, vicdana, yüreğe sahip olmak.Aklı, kalbi ve ruhu aynı anda
Biz gelince onlar gidecekler: Batılılar, yüzyıllık hesaplarını Türkiye üzerinden yapıyorlar!
Oca 31 2021, Pazar
ABD yönetimi ve kuklası BM, Türkiye'ye ve Rusya’ya “Libya’dan çıkın!” dedi! Yunanistan'la istikşafî görüşmeler başlayınca hem Almanya’dan hem ABD'den hem de BM'den “panik atak eseri” uyarılar geldiNe bu, peki?Şu: Batılılar, yüzyıllık stratejilerini Türkiye'yi durdurmak için geliştiriyorlar. İki yüzyıllık tarihe dönüp bakın, göreceksiniz bu yakıcı gerçeği. Türkiye, bin yıldır, eksen ülkeydi; bundan sonra da öyle olacak inşallah.Tek şartla: Yörüngemizi bulabilirsek...Bunun için de geleceğimizi inşa
Dijital uygarlığın insanlığı çarmıha gerişi: “Oynayan insan”ın insana oyunu!
Oca 29 2021, Cuma
İnsanlık yeni bir çağa, yeni bir kültür evresine giriyor: Ağlar uygarlığı bu: Teknopagan dijital uygarlık. İmkânları kadar zaafları da var. Zaafları daha çok belki de. Çağdaş insanı, “oynayan insan” yaptı.İNSANLIĞIN KÜLTÜRLER TARİHİ YENİDEN YAZILMALIİnsanlık tarihini kültürlerin biçimsel özellikleri bakımından yapılan “sözlü kültür”, “yazılı kültür”, “görsel kültür”, “dijital kültür” ayırımlarının ve tanımlarının sadece bir kültürü tarif edecek şekilde kullanılması çok indirgemeci ve yanlış.Tekleştirici,
Amerikan seçimlerinde “demokrasi oyunu”: Aristo, Marx ve Freud darbesi!
Oca 25 2021, Pazartesi
Geçen haftaki yazılarımdan birinde 1990’ların başlarında Irak işgal edilip de dijital silahlarla siviller katledilince ve savaş naklen verilince Jean Baudrillard’ın “Irak’tan savaş olmadı” dediğini, bunun dünyada entellektüel çevrelerde bomba etkisi yaptığını hatırlatmıştım.Bedeniz de Amerika da seçimler olmadığını, ayartıcı bir demokrasi oyunu ve Aristo, Marx, Freud darbesi olduğunu düşündüğümü yazmıştım. Bu konuyu Gerçek Hayat dergisinin geçtiğimiz haftaki sayısında ayrıntılı olarak ele aldım.
Ekol olacak bir okul nasıl kurulur, kitap nasıl okunur?
Oca 24 2021, Pazar
Bir kötülükten, küresel bir kötülükten bir iyilik çıkardık, hamdolsun. Hem de küresel bir iyilik, bir güzellik: Koronavirüs salgınından birkaç ay önce Sabahattin Zaim Üniversitesi İpekyolu Medeniyet Araştırmaları Merkezi olarak Altunizade kampüsünde rektör hocamız Mehmet Bulut’un tam desteğiyle başlattığımız Medeniyet Tasavvuru Okulu’nu (MTO) koronavirüsten sonra online olarak bir anda 81 vilayetimize ve 62 ülkeye yaydık.MEVCUT BATILI ZİHİN KALIPLARINI KIRMAK VE AŞMAK...Türkiye’nin en parlak ilim
Dün, devletler Leviathan’dı (canavardı), günümüzdeyse şirketler!
Oca 22 2021, Cuma
Irak, 1990’ların başında işgal edilip de smart teknoloji ürünü gelişmiş silahlarla, bilgisayar oyunu oynar gibi, sivillerin üzerine bombalar atılınca, ardından da bu bombaları atan haydut Amerikan askerlerinin bilgisayar tuşlarına basarak sivillerin üzerine yağdırdıkları bombalardan sonra “sevinç naraları” atınca, çağı en iyi anlayan cins Fransız düşünürJean Baudrillard,“Irak’ta savaş filan olmadı!”demişti. Ve bütün şimşeklerini üzerine çekmişti entelektüel dünyanın öndegelen isimlerinin!Bendeniz
Sünnîler, tarihlerinin en ürpertici entelektüel sefaletini yaşıyorlar!
Oca 18 2021, Pazartesi
Sünnîler hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından İslâm dünyasının omurgasını oluşturuyor. Ana omurgasını.İslâm tarihini Sünnîler yaptılar, esas itibariyle: Haçlılarla ve Moğollarla Sünnîler savaştılar. Sünnîler birinci medeniyet buhranı sırasında Haçlılarla ve Moğollarla ölüm kalım savaşı verirken, Şam’a ve Kahire’ye hâkim olan Şiîler, Bağdat’taki hilafete ve Selçuklulara kan kusturdular!I. MEDENİYET BUHRANI VE GAZÂLÎ’NİN BAŞLATTIĞI MEDENİYET TASAVVURU YOLCULUĞUBirinci medeniyet buhranı sırasında
Teopolitik stratejiler ve İran’ın öne çıkarılması!
Oca 17 2021, Pazar
Arnold Toynbee, Batı sömürgeciliğinin İslâm dünyasındaki en önemli sonucunun, “Sünnî dünyanın parçalanması” olduğunu yazmıştı. İslâm dünyasını birleştiren “güç” yok edilmişti.Toynbee, İslâm dünyasının coğrafî olarak parçalanması üzerinden yapmıştı bu gözlemini: Osmanlı’nın dağılması, Müslüman Hindistan’ın, Türk ve Arap dünyasının paramparça olması...ÖNCE TEOLOJİK SAVRULMA SONRA TEOPOLİTİK DAĞILMAOysa asıl parçalanma, önce teolojik savrulma, sonra da teopolitik dağılma olarak gerçekleşti.İlkin Vehhabiliğin
Dünyayı aptallaştırıyorlar!
Oca 15 2021, Cuma
ABD tarihinde bir ilk yaşandı önceki gün: Bir Amerikan Başkanı, görevdeyken, ikinci kez “görevden azil” davası açıldı işbaşındaki Başkan’a!Tamam, Trump’ın savunulacak bir tarafı yok.Kaba saba bir adam!Ama Trump’ın kaba sabalığı, Amerika’nın elden gitmiş olmasına duyduğu öfkeden kaynaklanıyor; Amerika’nın Yahudi gücü tarafından asıl Amerika’nın sahiplerinin elinden alınmış olmasından...Amerika’nın WASP’ın elinden alınmış olmasının doğurduğu öfke bu!Beyaz, Anglo-Sakson ve Protestan olarak adlandırılan
Dijital emperyalizm çağı: Ağ’lardan icat kaoslar ve Mutlak Sahte’nin zaferi!
Oca 11 2021, Pazartesi
Twitter, “dünyanın en güçlü adamı” ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya hesabını askıya aldı!Şaka gibi ama gerçek!Dijital emperyalizm, arkasındaki gizli el, dişini göstermeye başladı...Önce şunu bilelim: Adına ayartıcı bir şekilde “sosyal medya” denen ama gerçekte tastamam “a-sosyal medya” olarak işlev görenTwitter, Facebook gibi mecralar, sosyal çatışmaları körüklemek, ekonomik ve siyasî kaos çıkarmak için icat edildi.Batı’da geliştirilen bütün bilimsel ve teknolojik araçlar, sadece çatışmaları
Köklü medeniyet tasavvuru ve yabancılaşmış üniversite tasallutu
Oca 10 2021, Pazar
Konuşlandığınız yer, konuşmanızın içeriğini belirler: Konuşlandığınız yer, konuşmanızın dilini, yerini ve yönünü tayin eder. Bu tek cümle, bir medeniyet yolculuğunun yol haritasını ve medeniyet felsefesinin kışkırtıcı sütunlarını sunar bize.MEDENİYET FİKRİ: DİL, YER VE YÖN VEYA 3Z FORMÜLÜDil, aklın ve kalbin aynasıdır, demişti Doktor Râzî. (El-luğa mir’âtü’l-akli ve’l-kalbi).Dil, zihninizin, kalbinizin ve ruhunuzun anlam gramerini verir. Ve medeniyetlerin mekke sürecine tekabül eder.Yer, medeniyetlerin
Trump’çı darbe mi, Trump’a darbe mi?
Oca 08 2021, Cuma
Kasım ayında yapılan seçimler, ABD’yi belirsiz bir sürece sürükledi. Trump, oyların çalındığını, seçimleri kendisinin kazandığını söyleyip duruyor o gün bugündür.Görev teslimine iki hafta kala, Trump, taraftarlarını “Beyaz Saray’da toplanmaya” çağırdı.Olaylar kontrolden çıktı.Trump taraftarları Kongre’yi bastı, başkent fenâ hâlde karıştı. Polis, başkentte 12 saat sokağa çıkma yasağı ilan etti.AMERİKA, YAHUDİ GÜCÜ İÇİN KOBAY SADECE!Yahudilerin kontrolündeki medya örgütleri ve güçlü Yahudi lobilerinin
İnsanın kıyameti, kıyametin hikmeti
Oca 04 2021, Pazartesi
2020 yılında, dünya, adetâ bir “kıyamet provası” yaşadı.Tarihte nadiren yaşanan salgınlardan birine yakalandı. Hayat durdu. Normal ilişki ve iletişim biçimleri son buldu. İnsan, insandan kaçarak, hayattan kaçarak, evine kapanarak hayatını sürdürdü.Hayattan kaçarak, hayatı sürdürmek!İnsandan kaçarak, insan kalabilmek!Ne büyük çelişki, değil mi!SALGIN MI, SALDIRI MI?İnsana dokunmayarak, hayata değmeyerek insan kalabilmek ve insanca bir hayat kurabilmek mümkün mü?Elbette ki, hayır.Geçici bir küresel
Ayasofya Camii’nin açılmasını felâket olarak görmek!
Oca 03 2021, Pazar
Yeni yıla kötü girdik yine.Hem de çok iğrenç bir haberle.İsmi lâzım değil, provokatif bir gazetenin, kişileri yalan yanlış şekillerde hedef gösteren, karakter suikastları yapan haberler üretmekte mahir bir bulvar gazetesinin Ayasofya haberiyle uyandık yeni yılın ilk gününe...Gazete, 2020 yılının felâket dolu haberleri arasında Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmasını da zikrediyordu!HASTALIKLI BİR ZİHNİYETİnsanın hayatını zehir eden, ağzının tadını bozan, nasıl da bozuk bir zihniyet bu, öyle
Yılbaşı çılgınlığı: Paganizmin zaferi ve ruhunun çalındığını haykırmak!
Oca 01 2021, Cuma
Ürpertici bir yılbaşı çılgınlığı yaşanıyor her yerde...Buyılbaşı çılgınlığı,aslında insanı insanaltı ruhsuz, mekanik bir varlığa dönüştüren,kitleleri kapitalist tüketim biçimlerinin köleleri hâline getiren,dil’i, konuşma’yı, anlam’ı bitiren hız, haz ve ayartıyı kutsayan,din-dışı kutsallıklar icat eden paganizmin zaferi!Hem sefih kapitalist tüketim biçimleri hem de pagan hız, haz ve ayartı biçimleri,Hıristiyanlık’la ilgisi olmayan, Hıristiyanlığı da paganlaştıran yılbaşı çılgınlığının kitlelerin
STK yasası ve sorunları
Ara 28 2020, Pazartesi
Salgın sonrası Türkiye’yi de, bütün dünyayı da zor günler bekliyor...Ülkede aile çöküyor... Adalette derin çatlaklar oluştu. Eğitim, medya ve kültür rejimi çocuklarımızı zihnen köleleştiriyor.Türkiye olarak iyi hazırlanmalıyız.Eğitime, medyaya, kültüre ve adalete neşter şart!STK YASASI VE BAKAN SOYLU’NUN AÇIKLAMASISTKlar terör bahanesiyle kapatılacak. Kolayca kayyum atanabilecek!Teröre karşı bir adım gibi bu. Ama sonuçları ortam değiştiğinde felaket olabilir! Her İslâmî çalışma irtica/terör yaftasıyla
Emperyalistlerin mahkemesi, Türkiye’yi yargılayamaz!
Ara 27 2020, Pazar
Kısa adı AİHM olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Selahattin Demirtaş davasında Türkiye’yi mahkûm etti; Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğini buyurdu!KANT’IN EBEDÎ BARIŞ HAYALİ, HAYALETE DÖNÜŞECEKTİ ELBETTE!Kant’ın ebedî barış olarak kavramlaştırdığı evrensel haklar düzenine ilişkin buyruğunu AİHM’in lordları duymuş muydu? Hukuka dayalı evrensel bir barış öneriyordu büyük düşünür.Düşünü gördüğü dünyanın gerçekleşmesi söz konusu olmadığı gibi, insanlığa kan kusturan bir kâbusa dönüştü
Felâketin çan sesleri: İslâm’ın terkedilmesi tehlikesi!
Ara 25 2020, Cuma
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, düzenlediği bir “çakma Mevlevî âyini”nde Kur’ân’dan ayetleri ve ezanı Türkçe okuttu, semâ âyininin orjinal Farsça dilini de sildi süpürdü, çöpe attı.Nedir bu?Cinayettir, tecavüzdür, skandaldır!Murat Bardakçı konuyla ilgili nefis bir yazı yazdı; yapılan şeyi bu kelimelerle ifade etti tam tamına.Bu yaşananlara ilişkin toplumda bir infial oluştu.Toplumun bütün kesimlerinde, evet istisnasız bütün kesimlerinde “acaba CHP, bu tür olaylar çıkararak, toplumun fay hatlarını
İslâmî omurgayı çökertmeye yönelik üç tarz-ı darbe!
Ara 21 2020, Pazartesi
Bu toplumun yaratıcı ruhu, kurucu kaynağı ve koruyucu kalkanı, İslâm’dır. İslâm, bu toplumun bin yıl dünya tarihini yapmasını, en zor zamanlarda kenetlenmesini, zorluklara direnmesini, ayakta dimdik durmasını sağlayan tek omurgası, yegâne yaratıcı ruhu ve kurucu iradesidir.İslâm, omurga konumunu yitirdiği zaman bu toplum varlığını bile sürdüremez.JAKOBEN LAİKÇİ DARBELERBu toplumun İslâmî omurgasının aşınmasında laikçiliğe ve “seküler bir din”e dönüştürülen laiklik kilit rol oynadı. Laiklik dayatıldı
Hüznün şarkısı: İnsanın kalbiyle konuşması...
Ara 20 2020, Pazar
Hüzün, insan yeşerten bir mekteptir.Hüzünlü kalp, muhabbeti celbeder.Allah (cc), hüzünlü kalbe rahmet tohumları eker...HÜZNÜN ŞİİRİ: KALBİN GÜLÜMSEMESİKalp, en iyi sükûnet makamında çalışır.Gürültü kalbin düşmanıdır.İnsanın da.Kalbi ihmal ederseniz, kararır kalp.Kalbi ihya ederseniz hem ısıtır insanın içini hem de ışık saçar insandan insana ve dünyaya...Dünyanız kalple aydınlanır. Kalbiniz kararıp dolmuşsa, güneş bile karanlıktır.Hüznün şiiri: Kalbin gülümsemesi.Yücelmiş bir kalbin kanat çırpması;
NATO kıskacı
Ara 18 2020, Cuma
Türkiye’nin başka bir medeniyetin öncüsü, kurucusu ve koruyucusu dünya-tarihsel bir aktör olarak NATO üyesi olması, Türkiye’nin NATO tarafından kontrol altında tutulduğunu gösterir. Bu başka bir yakıcı gerçeğin de göstergesidir: Batı’nın öteki’si olarak Türkiye’nin NATO’da olması Türkiye’nin yönünü, yörüngesini şaşırdığının, yerini, tarihî rolünü yitirdiğinin ve bağımsız olmadığının apaçık işaretidir.TÜRKİYE’Yİ KONTROL ALTINDA TUTMAK İÇİN NATO’YA ALDILAR!Önce şunu bilelim: Türkiye’nin laik elitleri,
Zihniyet devrimi: Zihin, Zemin ve Zaman inşası yolculuğu (2)
Ara 14 2020, Pazartesi
Batı uygarlığının modernlikle birlikte geliştirdiği saldırı, sadece toprak işgaliyle, bütün kotaların işgaliyle sınırlı kalmadı.Aynı zamanda, işgal edilen toplumların kültürleri de tarumâr edildi; aydınları, akademisyenleri, elitleri, düşünen ve yöneten insanları aşağılık kompleksine sürüklendi: Sömürgeci eğitim sistemleri inşa edildi işgal edilen bütün ülkelere, topraklara, coğrafyalara.İKİ TÜR SÖMÜRGECİLİK BİÇİMİ: FİÎLÎ VE ZİHNÎ İŞGALBu yetmedi; fiîlî sömürülerinin hem ekonomik açıdan hem de psikolojik
Zihniyet devrimi: Zihin, Zemin ve Zaman inşası yolculuğu...
Ara 13 2020, Pazar
Zihnimiz bize ait değil.Zemin, İslâm’dan arındırıldı, sekülerleştirildi, çıkar çatışmalarının arenasına dönüştürdü. Ülke Batılılar tarafından işgal edilmedi ama zihnen işgal altında: Ayağımızı bastığımız zemin, ayağımızın altından kayıyor; iki asırdır kaygan zeminlerde patinaj yapıyoruz yalnızca...MÜSLÜMAN SAATİ DURDUZamanın saatleri İslâm’a ayarlı değil artık seküler Türkiye’de.Müslüman saati durdu: Çağrısını yitirdi bu ülke de, bu ülkenin çilekeş çocukları da.Çağ, çağrımızın kurduğu bir çağ değil.
Korona hapishanesi ve korku endüstrisi
Ara 11 2020, Cuma
Koronavirüs salgınının ikinci dalgasını zorlu geçiriyor Türkiye. Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca, salgının bazı illerimizde beş kat arttığını açıkladı. Vaka sayısında bu beş katlık artışa rağmen can kaybındaki artışın vaka sayılarına oranla düşük olması tek tesellimiz şimdilik.TEDBİRLER VE AŞIHükümetin salgınla mücadele konusunda birinci dalga sırasında çok iyi sınav verdiğini, salgınla en iyi mücadele eden ülkelerden biri olduğumuzu bütün dünya gördü ve takdir etti.Aynı başarıyı ikinci dalgada
Değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesi: Epistemik kölelik ve Tarihselcilik sefâleti (2)
Ara 07 2020, Pazartesi
Tarihselcilik, Almanya’nın darmadağınık olduğu bir zaman diliminde bir Alman ruhu icat ederek Almanya’yı toparlamak aracıyla doğdu, esas itibariyle.Farklı kültürlere, dillere kapı aralayan bir arayış olarak.Zamanla, izafîleştirici, her şeyi kayıtlı zamana ve mekâna kilitleyici, dolayısıyla insanı tanrılaştırıcı, tarihi kutsayıcı özellikleri nedeniyle kıyasıya eleştirildi; sonunda, Karl Popper tarafından hurdaya çıkarıldı.Tarihselciliğin, tarihi mutlaklaştırarak hakikati izafîleştirici özelliğinin,
Değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesi: Epistemik kölelik ve Tarihselcilik sefâleti (1)
Ara 06 2020, Pazar
Müslümanların başına gelebilecek en büyük felâket, hadisleri ve Kur’ân’ı tartışmaya açmaktır.Kur’ân’ın vahyî karakterinin tartışılmaya açılması, tarihselcilik akımı üzerinden yürütülüyor.Tarihselcilik, Kur’ân’ı izâfileştirecek ve Kur’ân’ın vahyî konumunu tartışılır hâle getirecek, sonuçta, Müslüman kitlelerin, özellikle de genç kuşakların inanç temellerini altüst edecek tehlikeli bir akımdır.Tarihselcilik, Batı’da bile kıyasıya tartışılmış ve hurdaya çıkarılmıştır. Ülkemizde Batı’da hurdaya çıkarılan
Amerika’nın kaderi ve dünyanın geleceği
Ara 04 2020, Cuma
Çağ, Batı demek, Batı uygarlığı demek. Avrupa, kurucusu; Amerika ise koruyucusu.Çağ üzerinde düşünmek, Batı üzerinde, Batı hegemonyasının tezahürleri ve dünyanın geleceği üzerinde düşünmek demek.Dünya tarihini Batılılar yapıyor iki asırdır. Tarihin yapılmasında Batı uygarlığının dışında hiçbir medeniyetin belirleyici rolü yok: İki asırdır sadece Batılar “üretiyor”, bütün dünya da “tüketiyor”.Düşünceyi, hayatı, kültürü, sanatı, siyaseti, kısacası hayatın sürmesini sağlayan teorik ve pratik her şeyi,
Koronavirüs darbesi: Medyatik gladyatörler ve küresel soykırım!
Kas 30 2020, Pazartesi
Büyük bir virüs salgını var ve herkes, bütün dünya, dünyanın bütün belli başlı güçleri, güç odakları, sadece paçalarını kurtarmaya bakıyor!Resmin sadece küçük bir bölümü, görünen yüzü, bu.Resmin görünmeyen yüzü ise, korkunç!Herkes birbirinin altını oymakla meşgul!Böylesine büyük bir küresel felâkete karşı ortak mücadele ruhu geliştiremedi insanlık. Bu durum, dünyaya çeki düzen veren bütün Batılı küresel kurumların da, bizzat küresel sistemin de insanlık adına iflasının bir göstergesidir!Ama parsayı
Ekonomik darbe, sosyal kaos ve jeostratejik tuzaklara dikkat!
Kas 29 2020, Pazar
Ülkemizde de, dünyada da kış mevsimi yaklaştıkça, havalar soğudukça, koronavirüs vakaları da, ölüm vakaları da hızla artmaya başladı...SALGINLA ORTAK MÜCADELE RUHU ŞART!Çok dikkatli olmak gerekiyor. Hükümetiyle muhalefetiyle, devletiyle milletiyle toplumun kenetlenmesi, bu felâketle müştereken mücadele etmesi gerekiyor.Tıpkı bir deprem âfetinde olduğu gibi herkesin omuz omuza vermesi, bütünleşmesi şart.Bunu yazıyorum yazmasına da, koronavirüs konusunda toplumda ortak bir mücadele ve dayanışma ruhu
Salgını doğuran azman kapitalist küresel sistem sorgulanmadan aslâ!
Kas 27 2020, Cuma
Dünyayı sürüleştiriyorlar...İnsanlığa sürü muamelesi yapıyorlar. Böylelikle insanı fenâ hâlde aşağılıyorlar!Kim yapıyor bunu?Küresel sistem ve lordları.KÜRESEL SİSTEM: RUHSUZ VE AZMAN BİR MAKİNA!Küresel sistem, paranın, gücün kutsandığı, insanın aşağılandığı devâsâ bir makina.Ruhsuz. Acımasız. Zorba. Şeytânî bütün özelliklere, ürperticiliklere sahip bir drakonyan mekanizma!Küresel kapitalist teknopagan dijital uygarlığın ayak sesleri bu... Gelişi... Ürpertici biçimlerde gelişi hem de...Tanrısı para.
Toplumun ruhunu kurtaracak köklü reformlar yapılmazsa, toplumun çöküşünü durdurmak zorlaşır!
Kas 23 2020, Pazartesi
Salgınla birlikte bütün dünya ekonomisi, büyük bir krizin eşiğine sürüklenecek...Salgın sonrası süreç, bütün dünyada zorlu olacak... Batı medyasında, açık açık salgın sürecinin yol açacağı ekonomik krizin, derinleşerek sosyal ve siyasî kaosları tetikleyeceği öne sürülüyor. Salgın sonrasında Üçüncü Dünya Savaşı’nın patlak vereceği yazılıp çizilmeye başlandı bile daha şimdiden...Birileri, emperyalist emellerini açık etmekten çekinmiyor bile!TÜRKİYE’NİN BÜYÜK SORUNLARI MADDÎ DEĞİL MANEVÎ!Türkiye’nin
Eşyanın tasallutundan kurtulmak ve eşyaya tasarrufta bulunmak...
Kas 22 2020, Pazar
Bu toplum, ekmek için yaşamadı Müslüman olduğumuz zamandan bu yana. Bu toplum hakikat için yaşadı, Hakk’ın hakikati için.ÇAĞDAŞ İNSAN VE EŞYANIN TASALLUTUHakk’ın hakikati ne, peki?Halkın sulh ü salah’ı, adl ü felâh’ı ve inşirahını temin eden mânâ haritası.Bu mânâ haritası, halkın sulh ü salah’ının da, adl ü felahının ve inşirahının da yegâne kaynağı. İnsanlığın susuzluğunu gideren ilâhî bir pınar. Kana kana içilen, kutlu, lezzetli, aşı yapan ezelî ve ebedî bir kaynak.Bu kaynak kuruduğu zaman, insan
Dünyayı estetize, ayartıcı yöntemlerle aptallaştırıyorlar!
Kas 20 2020, Cuma
Amerikan seçimleri, dünyanın nereye gidebileceğini göstermesi bakımından çok iyi bir laboratuvar işlevi görüyor ama görebilen gözler için elbette.Amerikan seçimlerinin sonuçlarından söz etmiyorum burada, Amerikan seçimlerinin bu şekilde sonuçlanmasına yol açan “gizli el”in gerçekleştirdiği operasyondan söz ediyorum.Komplocu damgasını yiyeceğim; ama burada bütün dünyayı sirayet edecek, hem öncelikle Amerika’yı, sonra da bütün dünyayı aptallaştıran bir operasyon var. Sadece Amerikalıları değil bütün
İman neresi, inkâr nereye düşer? Ya da özgürlük nedir, kölelik nasıl bir şeydir?
Kas 16 2020, Pazartesi
Çağımız; insanın, eşyanın, araçların tanrılaştırıldığı, “Tanrı” fikrinin yok edildiği bir çağ. Bunun bir ürünü olan deizm, ateizm dalgası, ülkemizde de kendini göstermeye başladı.Çağ’ın tasallutundan kurtulmak ve çağa tasarrufta bulunmak zorundayız. Çağı tanımadan tanımlayamayız; kuşanmadan kuşatamayız.Bu konularda, ufuk ve zihin açıcı yazılar yazacağım. Bu ilk yazımla fikrî bir tasarruf çabası ortaya koymaya çalışacağım. 10 yıl önce yazdığım bu yazımı ara başlıklar ekleyerek temel oluşturması için
Ahmet Kekeç, kekeme yaşadı, kekelemeden konuştu ve “erkenden” Rabbine kavuştu
Kas 15 2020, Pazar
Ahmet Kekeç, vefat etti.Dayanamadı gitti bu dünyanın kirine ve pasına, zulmüne ve çirkefine...Çok üzüldüm. İyileşir, döner diye bekledim, dualar ettim.Ne yapalım, takdir böyleymiş. Boynumuz kıldan ince takdîr-i ilâhî önünde.Allah (cc) rahmet eylesin. Mekânını cennet eylesin.Ailesinin, oğlu sevgili Hakan kardeşimin ve hepimizin başı sağ olsun.BEĞENİSİ YÜKSEK BİR EDEBİYATÇIÜç Ahmet Kekeç vardı: Edebiyatçı, köşe yazarı ve yılmaz dava adamı Ahmet Kekeç.Ahmet Kekeç’in diğer vasıflarını da belirleyen
Maskeler hayatı maskeler, hakikati perdeler...
Kas 13 2020, Cuma
Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz: Her şeyin çivisinin söküldüğü, metamorfoza uğradığı, çivisiz ve de çilesiz bir dünya burası. İnsansız ve ruhsuz. O yüzden acısız ve acımasız. Acımasızlıkların sınır tanımadığı, insanın, varoluş serüveni boyunca belki de en acımasız olanla iç içe olmasına rağmen, acıyı hissedemeyecek kadar acımasızlaştığı, duygusuzlaştığı; en büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı bir zaman diliminde trajedinin komediye dönüştüğü, insanın artık sadece dsytopia’lar (yok-ülkeler) ürettiği
Amerika’nın kısa bir anlam tarihi: Kanla yazılan karanlık tarih!
Kas 09 2020, Pazartesi
Amerika’da seçim filan olmadı.Medya darbesi oldu.MEDYA DARBESİ: DİJİTAL ENGİZİSYON!Medya, medyayı kullanan güç odaklarının darbesine aracılık etti. Müesses nizamın istemediği adamı alaşağı etti, istediği adamı Amerika’nın başına dikti!Mesele budur!Ve bu, sadece Amerika’nın geleceği açısından değil, insanlığın geleceği açısından da ürpertici bir tablodur!Amerikan Başkan’ının sosyal medya hesabının bile dünyanın gözü önünde açıkça sansürlendiği dijital bir engizisyon bu; sadece Amerika’yı değil dünyayı
Amerika, nedir, ne değildir? Amerika, gerçek değildir, meselâ! Simülasyondur!
Kas 08 2020, Pazar
Amerika’da seçimler yapıldı ama doğru sonuçları alınamadı henüz; muhtemelen de hiç alınamayacak!Amerika’nın kendine özgü yapısı böyle gerektirdiği, daha doğrusu Kant’çı anlamda Amerika’nın dokusu bunu “emrettiği” için seçimlerin doğru sonuçları değil seçimlerin istenen sonuçları alınacak, istenildiği gibi de sunulacak! Şaka değil, gerçek bu!Amerika, gerçek değil çünkü!Şakadır Amerika, büyük bir şaka!Daha doğrusu, Amerika’da gerçek, şakadır; şaka, gerçek!Şaka üstüne şaka yaşanacak, şakalar kâbusa
Postkorona süreci küresel kaosu ve ABD’nin kritikleşen konumu
Kas 06 2020, Cuma
ABD seçimleri, Türk televizyonlarından ân be ân, canlı verilmişti 2016 seçimlerinde sabaha kadar...2020 seçimlerinde hem seçim sisteminde değişiklik yaşandığı hem de bu seçimler ABD’nin küresel güç olma özelliğini yitirmeye başladığı apaşikâr ortaya çıktığı, bu durumun ABD’yi beklenmedik kaosların eşiğine sürükleyeceği düşünülen Amerikan tarihinin en kritik seçimlerinden biri olarak kabul edildiği için kesin seçim sonuçları alınıncaya kadar canlı yayınlar sürecek...SİSTEMİN ADAMI BAŞKAN OLACAK!Dünyanın
Rüya gibi bir başlangıçtı; Medeniyet Tasavvuru Okulu iki yaşına bastı
Kas 02 2020, Pazartesi
Tarihin yapıldığı anlar vardır.Kimler yapar tarihi? Kimler kaçırır?RÜYA GİBİ BİR GÜNDÜ!Adım adım, sayha sayha tarihin önünüzde canlı bir varlık gibi aktığını hissettiniz mi hiç?Ben hissettim... Hem de bir kaç defa...Ama bu kadarını, bu denli arı-duru akıp gidenini, müştereken gerçekleştirdiğimiz bir yürüyüşün tadını, lezzetini, geleceği getiren kokusunu, rayihasını hücrelerime kadar bu kadar ilk defa hissettim Cumartesi günü.Cumartesi günü, Cuma günkü yazımda,küçük bir kıvılcım olarak nitelediğim
İlâhî çağrı ve Peygamberî çağ
Kas 01 2020, Pazar
Batılılar, karikatürlerle İslâm’a saldırıyorlar! Hem karikatürlerle saldırıyorlar hem de devlet eliyle yayıyorlar bunu!Nedir bu?Karikatürdür! Avrupa’nın zihnen ölümü! Avrupa’nın, hem de karikatür / komik bir şekilde saldırmaktan başka seçeneğinin kalmadığının ispatı!Niçin Hz. Peygamber’e (sav) saldırıyorlar peki?Şunun için: Avrupalılar, bizzat Avrupa tarihinden çok iyi biliyorlar ki, Peygamberî şuur yok edildiği, devre dışı bırakıldığı zaman, din, kısa devre yapar; insanlar dine uyacaklarına, dini
Avrupa’daki Müslümanları terörize ederek teröre sürüklemek ve Avrupa’dan sürmek istiyorlar!
Eki 30 2020, Cuma
Fransa’da yüce Peygamberimiz’e hakaret eden o iğrenç karikatürlerin yayınlanmasıyla kalmadı iş. Karikatür dergisi Charlie Hebdo’nun yayınladığı o aşağılık karikatürler Fransa Cumhurbaşkanı Macron tarafından devlet dairelerinden yansıtıldı!FRANSA! KARİKATÜRLÜK YAPMA!İnanılır gibi değil: Tam karikatürlük işler bunlar! Fransa’nın bu davranışı karikatürlük asıl! Hem bir dinin peygamberine iğrenç bir şekilde ve aşağılık bir dille hakaret ediyorsunuz! Hem bu yetmiyormuş gibi, bu karikatürleri devlet binalarının
Siyasal’ın iktidar olduğu yerde, fikir iktidar olamaz!
Eki 26 2020, Pazartesi
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, çıkardığı Dil ve Edebiyat, Dil ve Edebiyat Araştırmaları, Olağan Şiir dergilerinden sonra Olağan Hikâye dergisiyle dergicilik hayatını zenginleştirdi.Cuma günü, derneğin merkezi Eyüp’te Olağan Hikâye dergisinin tanıtım toplantısı vardı. Derneğin kurucusu Ekrem Erdem Bey’in daveti üzerine bu toplantıya gittik Mehmet Akif Soysal kardeşimle.Dergilerin yöneticileri Ahmet Koçak, Üzeyir İlbak, Zafer Acar, Aykut Nasip Kelebek, Yunus Emre Özsaray ile yazarlarının katıldığı
Tarihin beş vakti: Gündönümü zamanı şimdi...
Eki 25 2020, Pazar
Tarihin gündönümü vaktindeyiz: Güneş, ışınlarını uzun gölgelere yayarak sunuyor cömertçe bütün varlığa. İnsanlığın tarihinin, tabiatın tarihinin, kâinâttaki bütün varlıklarının tarihinin olgunluk safhasındayız. Olgunluk ve yorgunluk. Tarihin gündönümü vakti, ikindi vakti şu ân.Bugün size Gerçek Hayat dergisinin son sayısında yayımlanan yazımın son bölümü olarak kaleme aldığım beş vakti, tarih felsefesi bakışı olarak, tarihin akışı, yapılışı olarak nasıl okuyabileceğimize dâir sinematoğrafik bir
Eğitim ve kültür meselesi, millî güvenlik meselesine dönüştü!
Eki 23 2020, Cuma
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimde istenilen başarılı adımların atılamadığımı, Ak Parti’nin fikrî bakımdan iktidar olamadığını söyledi.Tayyip Bey’in bu açıklaması da, yanlışı itiraf etmesi ve eğitimde millî bir atılım gerçekleştirileceğine dikkat çekmesi de önemli.Geç kalındı ama bundan sonra köklü, kucaklayıcı adımlar atılırsa, geleceğimizi kurtaracak ve kuracak bir yola girmiş oluruz. “Dindar nesil” yerine “medeniyet rüyası olan nesiller” söylemi, yeniden Gazâlî’ler, Yunus’lar, Sinan’lar, Itrî’ler
Hepimizin öğretmeni, sosyal medya: Öğretmenini göster bana, kim olduğunu da, başına ne gelebileceğini de söyleyeyim sana!
Eki 19 2020, Pazartesi
İnsanı şizofren hatta paranoyak yapan bir hayat bizimkisi, bütün dünyalılar olarak yaşadığımızı sandığımız “şey”.“ÇUKUR” DÜNYA, “ÇAMUR” SOSYAL MEDYA!Bir ayağımız çukurda, bir ayağımızsa çamurda bu “şeyleşen”, bizi de kendine benzeterek şeyleştiren, çölleştiren hayatta: “Çukur” dünya, “çamur” sosyal medya!Hayatımız simülatifleşti; simülatif (yani “sığ, sahte ve yüzeysel”), insanı ve dünyayı, esir aldı, kölesi yaptı ve ruhsuzluğa mahkûm etti!Baudrillard’ın -“mış gibi”leri bizi, hepimizi, nasıl da
Türkiye’nin Kıbrıs kumarı: Kıbrıs’ın celladına âşık edilmesi ve intihara sürüklenmesi!
Eki 18 2020, Pazar
Türkiye, Kıbrıs’ı kumarhaneye çevirdi: Off-shore bankacılığın, kumarhanelerin cirit attığı bir Las Vegas yaptı Akdeniz’de. Türkiye bu konuda tek başına hareket etmedi elbette. Rumlar da, Türkler de bu konuda ortaklaşa hareket ettiler. Kumar, sınırları ortadan kaldıran tek “ayartıcı canavar”dı Kıbrıs’ın bütününde!RUMLAR KÜLTÜRLERİNE SAHİP ÇIKARKEN, TÜRKLER KÜLTÜREL İNTİHARA SÜRÜKLENDİ...Bir farkla: Rumlar, kültürlerine, dinlerine sahip çıkıyorlar, çocuklarını Ortodoks terbiyesine, geleneklerine ve
Kıbrıs, elimizden gidiyor... Âcil önlem şart!
Eki 16 2020, Cuma
Geçen hafta KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Seçimler ikinci tura kaldı, bu pazar, Kıbrıslılar KKTC tarihinin en kritik kararına imza atacaklar: KKTC, ya Türkiye’ye bağlılığını ilan edecek ya da Türkiye’yle köprüleri atacak!İkinci seçeceğin daha güçlü olduğu anlaşılıyor, ne yazık ki: KKTC topraklarının bir kısmının Rumlar’a verilmesini isteyen ve oyların % 29,60’ını alan şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile % 22 civarında oy alan ve Rumlar’la federasyonu savunan CTP başkanı Tufan
Postmodern sosyal medya darbeleri: Kaos çıkararak içerde/n diz çöktürmek!
Eki 12 2020, Pazartesi
Hatay’ı ateşe verdiler emperyalistlerin uşakları bir kez daha!Ardından İskenderun, Osmaniye ve Maraş ateşe verildi terör örgütü tarafından!Allah kahretsin sizi!YENİ BİR SAVAŞ BİÇİMİ BU!Yeni savaş biçimi bu: Dışardan, dış cepheden dört bir taraftan kuşatılan Türkiye’de bu kez iç cepheyi zaafa uğratmak!Her fırsatta duyar kasan sol çevreler, sözümona çevreciler ülkeyi kasıp kavuran orman yangılarına karşı ürpertici bir sessizliğe gömüldüler!Ülkedeki sanatçılar, dün Gezi Parkı’nda güya “üç tane ağaç”
Kıbrıs’ın bugünü, Türkiye’nin yarını (mı?)
Eki 11 2020, Pazar
KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Rumlar’la barışın sağlanması için bir miktar toprak verilmesi gerektiğini” söyledi!İnanılır gibi değil!Kıbrıs’ta bugün seçimler var. Kıbrıs’lı kardeşlerimize, Kıbrıs’a sahip çıkmalarını, Kıbrıs’a sahip çıkabilmeleri için Müslüman kimliklerini korumaları gerektiğini, İslâmî kimliklerini kaybettikleri takdirde, kolaylıkla yok olacaklarını hatırlatarak, tam 18 yıl önce yayımlanan bir yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum.***Medyanın medyatörleri çağımızın “yeni-papazlar”ının,
Türkiye dışarıdan değil içeriden kuşatılıyor asıl!
Eki 09 2020, Cuma
Suriye’de ülkemizin güvenliğini tehdit eden bir iç savaş yaşanıyor.Irak’ta da Saddam-sonrası süreçte taşlar rayına oturmadı hiç bir zaman. Oturmasını beklemek olacak iş değildi elbet.İSRAİL’İ BÖLGENİN EN GÜÇLÜ AKTÖRÜ YAPACAK TEHLİKELİ ADIM!Irak parçalandı. Suriye parçalandı parçalanacak... Adı konulmadı bu parçalanmanın ve parçaların. Belki de hiç konulmayacak!Ama Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti kurulacak her tür hazırlık tamamlandı! Yahudilerin güdümünde, bölgeyi karıştıracak ve Türkiye’yi
İki asırlık çifte kuşatmanın arkeolojisi ve geleceği
Eki 05 2020, Pazartesi
Türkiye, dört bir taraftan büyük bir kuşatmayla karşı karşıya. Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz üzerinden kuşatılıyor Türkiye.Bir kuşatma da Karabağ üzerinden devreye girdiriliyor: Azerbaycan’a saldırı, aslında Türkiye saldırıdır ve Türkiye’yi kuşatma girişimlerinin son halkasıdır.Karşı karşıya kaldığımız bu çok yönlü kuşatma, yeni maruz kaldığımız bir durum değil. En az iki asırlık bir geçmişi var bunun.İKİ ASIRLIK KUŞATMANIN ARKEOLOJİSİKarlofça ve Pasarofça anlaşmalarından sonra ilk kez toprak kaybetmeye
Verizm çağı ve ruhsuz ağı
Eki 04 2020, Pazar
Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz: Veri’nin kral, insanınsa veri’nin soytarısı olduğu bir dünya bu. Posthuman, transhuman bir dünya. Posthuman, insansonrası; transhuman ise insanötesi demek. İnsanın hem merkezî konumunu hem de robotlaşarak, ruhsuzlaşarak insanlığını yitirmesi...Tabiatın modern insandan intikamı mı bu?İNSANIN TANRILAŞMASINDAN...Modern insan, başka toplumları ve insanlarını sömürgeleştirmeden önce modernliğin felsefî “peygamberi” Descartes’ın “tabiatın efendileri ve hâkimleri olacağız”
Hakikat yolculuğunun yol haritası: Ribat, İrtibat, Râbıta
Eki 02 2020, Cuma
Okumayan bir toplumuz. Ama genç kuşaklar arasında çok parlak insanlar var. Okumak istiyorlar ama ne’yi, nasıl ve niçin okumaları gerektiğini bilmiyorlar. Bu konuda yol fenerlerine ihtiyaçları var.Batı uygarlığı, Socrates’ten Aristo’ya, Descartes’tan Kant’a ve Hegel’e kadar yalnızca bilme üzerinde yoğunlaştı; bilgi, zamanla enformasyona ve veri’ye dönüştü. Dünya üzerinde hegemonya kurmanın araçları olup çıktı.Sonuçta, bilgeliğin ve Hikmet’in izleri silindi.Bilgelikten kopuk bir bilgi, kaçınılmaz
Türkiye, önemli stratejik adımlar atıyor ama kuşatmaya dikkat!
Eyl 28 2020, Pazartesi
Büyük devletler, stratejiler geliştirirler, stratejilerle ilerlerler...Diğerleri ise ancak manevralar yapabilirler; imkânları da, psikolojileri de stratejik atılımlar gerçekleştirmek için kâfi değildir.TARİHÎ ADIMLAR, STRATEJİK ATILIMLAR...Türkiye, özellikle 15 Temmuz işgal ve darbe girişimini destansı bir direnişle püskürtmemizden sonra büyük stratejik adımlar atmaya başladı: Suriye’de ve Irak’ta art arda önemli askerî harekâtlar gerçekleştirdi, bölgede dengeleri Türkiye lehine değiştirdi.Bu askerî
Dil Devrimi, Türkçe’nin İslâmî ruhunu yok etti!
Eyl 27 2020, Pazar
Türkiye’de dil faslında dünyada başka bir ülkede görülmeyen, görülmesi de tahayyül edilemeyecek ürpertici bir cinayet işlendi. Harf devrimi ve dil devrimiyle, Türkçe, ait olduğu, inşasında kilit rol oynadığı medeniyet dünyasından kopmasına yol açacak bir intihara soyundu. Hiçbir toplumun yaşamadığı bir cinayete imza attı!DİLİMİZİN NASIL KATLEDİLDİĞİNİN BELGESİ!“Harf Devrimi’nin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Devrimin temel gayelerinden biri,
Türkiye’nin prangaları ve medeniyet iddiası
Eyl 25 2020, Cuma
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lozan Antlaşması etrafında yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin bir iddiası olması gerektiğinden söz etti. BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada da benzer söylemleri dillendirdi.Lozan’ın bizim medeniyet iddiamızı terk ettiğimizi tescil eden bir anlaşma olduğunu, ancak Soğuk Savaş sonrası süreçte geldiğimiz noktada -pek çok alandaki zaaflarımıza rağmen- önümüzde yeniden tarih yapabilmemizi mümkün kılacak bir imkân belirdiğini, bunun için Türkiye’nin medeniyet iddiasını yenileyerek
Sayın Borrell! Türkiye’yi, Müslümanları ve dünyayı Osmanlı’yla korkutmaya kalkışma! Cesaretin varsa aynaya bak, emperyalist kimmiş göstersin ayna sana!
Eyl 21 2020, Pazartesi
Koronavirüs, dünyanın dengelerini alt üst edecek. Güç dengeleri değişecek. Güç merkezleri de. Dünya eksen değiştirecek...Koronavirüsün bütün dünyada özellikle de Batı dünyasında yol açacağı ekonomik kriz, Batı hegemonyasının büyük sarsıntı geçirmesine, belki de çatırdama sürecine girmesine yol açacak.Batı hegemonyasının sonunun başlangıcı olabilir postkorona süreci.O yüzden Batılıları korku sarmaya başladı daha şimdiden. AB’nin Dışişleri ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Fontelles’in açıklamaları
Borrell’in uyarısı: Batı hegemonyasının çöküşü ve Batılıların korkusu
Eyl 20 2020, Pazar
Tarihin kırılma anlarından birinde yaşıyoruz; yaklaşık yarım asırdan fazla süren bir kırılma moment’i, bir tarihî dönemin veya Batı hegemonyasının bitiş ân’ı bu. Bütün kırılma ânları, yeniden-kurulma zamanlarıdır aynı zamanda.Bir AB yetkilisinin, -Borrell’in- imparatorluklarının geri dönüşünden sözetmesi, burada Türkiye, Rusya ve Çin’in birer imparatorluk olarak yeniden gelmekte olduklarına dikkat çekmesi, hem içeriye (Batı ittifakının üyesi ülkelere ve kurumlara) kendilerini toparlamaları için
Maskeler, maskeli balolar ve kobaylaşan insanlar...
Eyl 18 2020, Cuma
Koronavirüsten korunmanın en önemli yöntemlerinden biri, maske takmak, hiç kuşkusuz. Korunmak için maske takılması konusunda özen göstermek sadece kendimiz için değil etrafımız, ülkemiz ve tabiî insanlık için taşımamız gereken bir sorumluluk.Maske kavramını, hayatımızın, aslında nasıl da maskelerle, maskeli balolarla sürdürdüğümüz bir hayat olduğunu, sonunda birilerinin bu salgınla insanlığı bir kobay gibi bir yere doğru sürüklediklerini konu edineceğim bir yazıda koronadan korunmak için maske kullanımına
İnsanlığın önünü açacak evrensel ruh: Hakikat medeniyeti ve üç ufku
Eyl 14 2020, Pazartesi
Dünyaya dört asırdır Batı uygarlığı hükmediyor: Batılılar üretiyor, dünya tüketiyor. Ekonomiden ve siyasetten sözetmiyorum sadece; düşünce, bilim, sanat ve estetikten de sözediyorum. Batılılar konuşuyor, dünya konuşulanı konuşuyor. Batı’nın dışında bir dünya yok. Batılıların dışındaki medeniyetlerin bir dünyaları yok yani.Yeterince ürpertici, değil mi?NEYİ YİTİRDİĞİNİ HATIRLA!Bu yok oluş sürecini İslâm dünyası da yaşıyor. İslâm dünyasının tarih-kurucu aktörlerinden biri olarak biz de.Türkiye, zor
İkinci medeniyet krizi, Gazâlî ve Peygamber’siz İslâm projesi
Eyl 13 2020, Pazar
Batılılar, son iki asırda, İslâm dünyasında akademide uygulanmak üzere üç büyük yıkıcı proje geliştirdiler. Kısaca bu üç büyük oryantalist proje şunlar:Birincisi, İslâm düşüncesinin Gazâlî’yle bittiği masalını yaymak.İkincisi, Osmanlı’yı unutturmak.Üçüncüsü de, Hz. Peygamber’in (sav) konumunu sarsmak.Gerçek Hayat’ta bu üç sorunu ayrıntılı olarak mercek altına alan yazılar yazdım geçtiğimiz haftalarda. Burada kısa bir özetleme yapmak istiyorum. Dileyen okuyucularım sözkonusu yazıları Gerçek Hayat’tan
Toplumda sağduyu, insan ve vicdan duygusu yok edilmeye çalışılıyor!
Eyl 11 2020, Cuma
Önce sözümona bir tarikat şeyhinin 12 yaşındaki kız çocuğuna taciz haberleri düştü gündeme bomba gibi! İnfial oluşturdu bu hâdise bütün toplumda -haklı olarak.Aslâ tasvip edilecek, geçiştirilecek bir olay değil bu. Mide bulandırıcı, iğrenç bir olay. Böyle tarikat lideri olmaz. Kınıyorum şiddetle. Bu tür kişiler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.OPERASYON YİYORUZ!Bu hâdise, bitmiş değil henüz. Sadece hikâye edilenden de ibaret değil. Dahası sadece hikâye edilenden ibaret olmadığını kanıtlamak için
Dünyaya film dili armağan edecek bir sinemamız olacak mı? (3)
Eyl 07 2020, Pazartesi
Kur’ân, asıldır; Sünnet, usûl. Kur’ân, zihin, zemin ve zaman’a ruh veren normları / sâbiteleri sunar; Sünnet ise değişkenlere, sâbiteler / normlar ışığında şekil verir.2500 yıllık Batı uygarlığının sâbitelerini / normlarını Eflatun sistemleştirmiş, Aristo ise normların nasıl formlara dökülebileceğini göstermiştir, diyebiliriz.O yüzden Klasik Hollywood sinemasının estetiğinin / form’unun kurucu kaynağı Aristo’dur. Bütün klasik / popüler sinemalar da, televizyon dizileri de Aristo’cu dram geleneğine
Dünyaya film dili armağan edecek bir sinemamız olacak mı? (2)
Eyl 06 2020, Pazar
Dünkü yazımda sinema’nın ne olduğuna bakmıştım; bugünkü yazımda, sinemanın nasıl yapıldığı sorununu tartışacağım.SİNEMA, BİR MEDENİYET MESELESİDİRMedeniyet meselesi olan her şey, norm-form, asıl-usûl, amaç-araç, hakikat-sûret, vasat-vasıta sorunları üzerinden işler ve anlam kazanır.Medeniyet, norm’ların form’lar, asıl’ların usûll’er tarafından sürgit yeniden üretilmesi meselesidir.Bir medeniyetin normlarını / “amaçlarını” koruyabilmesi, hem sürgit formlarını / “araçlarını” yaşatabiliyor hem de yeni
Dünyaya film dili armağan edecek bir sinemamız olacak mı? (1)
Eyl 04 2020, Cuma
Bütün çağrılar, çağlarını kurmak için vardır. Çağını kuramayan bir çağrının varlığından da, yaşadığından da başka kültürleri, dünyaları yaşattığından da sözedilemez.ÇAĞRI VE ÇAĞ, NORM VE FORMÇağrının çağını kurabilmesi için, aslî dinamiklerinin (normlarının, hakikat ilkelerinin), hayata anlam katacak, yeni durumlarda çağrının çağa her dem taze bir ruh üflemesini sağlayacak usûl’lere, yani yeni söyleme biçimlerine (form’lara) ihtiyacı vardır.Medeniyet, formları yaşıyorsa medeniyetin çağrısı çağını
Mahşer’in üç atlısı: Kurucu Melikşah, uygulayıcı Nizamülmülk, temelleri-koyucu Gazâlî
Ağu 31 2020, Pazartesi
İki asırdır yaşadığımız ikinci büyük medeniyet buhranının, Moğol ve Haçlı saldırılarıyla zirve noktasına ulaşan birinci büyük medeniyet buhranıyla çarpıcı benzerlikleri var. O zaman da dışardan bir saldırı vardı, Moğol ve Haçlı saldırıları İslâm dünyasını hallaç pamuğu gibi savurmuştu.O zaman da rafızîlik, bâtınîlik, hâricîlik, haşhaşilik gibi yıkıcı akımlar, içerden İslâm toplumlarının akidesini, sosyo-kültürel ve ekonomi-politik yapılarını yerle bir ediyordu.BİRİNCİ BÜYÜK MEDENİYET KRİZİ: MAHŞER
Malazgirt ruhu: Selçuklu’nun insanlık ufku
Ağu 30 2020, Pazar
Malazgirt Zaferi, bir ruhun adıdır; direniş ve diriliş ruhunun.Mekke’den süt emen, Medine’den beslenen, Kudüs’te meyve veren hakikat medeniyetinin insanlık çapında bir yürüyüşe soyunmasının başlangıç noktası.Malazgirt, sadece Türklerin tarihinde dönüm noktası değildir; hem İslâm tarihinde hem de insanlık tarihinde tarihin akışının, yönünün, yörüngesinin belirlendiği bir büyük dönüşümün miladıdır.O yüzden Malazgirt ruhu, Selçuklu’nun ufku, insanlığın umududur.ALP ARSLAN: SAMİMÎ BİR MÜSLÜMAN, ASALET
Malazgirt ruhu: Nizamülmülk’ün “gece orduları”
Ağu 28 2020, Cuma
Malazgirt ruhu’ndan sözediyoruz ve bu ruhun ne yaptığını da biliyoruz ama bu ruhun ne olduğunu bilmiyoruz. Malazgirt ruhu, bize bu toprakları vatan yaptı diyoruz; iyi de o ruh ne, peki?MALAZGİRT RUHUNUN MİMARI NİZAMÜLMÜLK VE İMARI NİZAMİYE DEVRİMİÖzetle söyleyeyim: Bir toplumu hem her hâl ve şartta ayakta tutan hem her hâl ve şartta yok olmaktan koruyan hem de her hâl ve şartta tarih yapan, insanlığa insanca bir tarih armağan eden ruh, Malazgirt ruhu.Nizamülmülk, büyük bir maarif devrimi yapmıştı;
Türkiye, yeniden nasıl eksen olabilir?
Ağu 24 2020, Pazartesi
Türkiye, yaklaşık bin yıl dünyanın etrafında döndüğü eksendi. Bin yıl! Selçuklu, Eyyûbî ve Osmanlı tecrübeleri, Asya, Afrika ve Avrupa’nın entelektüel, siyasî ve kültürel tarihinin şekillenmesinde bin yıl İslâm medeniyetinin dünyanın ekseni olarak tarihi yapmasını, tarihin önünde sürüklenmek yerine tarihi önüne katarak sürüklemesini sağlayan, Braudel’in ifadesiyle, “dünya-tarihsel” bir atılım gerçekleştirmesini mümkün kıldı.Karahanlılar, Safevîler, Timûrîler, Babürîler gibi atılımlar, Selçuklu,
Ormanın insanı kendine getiren ilâhî şarkısı...
Ağu 23 2020, Pazar
Sakarya’da Geyve’de bir dağ köyündeyiz... Hacılar Köyü’nde... Fotoğraf sanatçısı, İtibar’ın kapak fotoğraflarının sanatçısı Selçuk Sümer Özel kardeşimin sıfırdan başlayarak kendi elleriyle inşa ettiği ahşap dağ kulübesinde...SELÇUK BEY’İN DAĞ KULÜBESİ VE ORMANIN MÛSİKÎSİHeidegger’in kulübesine benziyor... Ama sadece şeklen...Heidegger’in kulübesi tepelerin arasında, ortasında... Zirvede değil. Kendisi zirve.Selçuk Bey’in kulübesi dağın zirvesinde... Onu fotoğraf sanatçısı yapan bu zirveden gördüğü
Hicret ruhu: Direniş, Diriliş ve Yenileniş yolculuğu
Ağu 21 2020, Cuma
Hicret, sadece İslâm takviminin başlangıcı değildir. Hicret, esas itibariyle, Müslümanca duruş, bakış, duyuş, düşünüş ve yaşayış yolculuğudur. Direnişin, dirilişin ve yenilenişin hem miladı hem de adıdır.Milat, başlangıç demek; doğum demek...Hicret, Müslüman zamanının başlangıcıdır ama Müslüman zaman idrakinin çağları aşan, Müslümanı her dem diri tutan, yenileyen hayat ve ruh ikliminin şifrelerini sunan bir yol haritasıdır.O yüzden, doğum, bir yerde, insanı hakikatle buluşturan bir kıvılcım çakmıyorsa,
İnsan türünü yok olmaktan, kadını aşağılanmaktan “Müslüman aile” kurtarabilir ancak (2)
Ağu 17 2020, Pazartesi
Kadının ve çocuğun modern toplum kadar aşağılandığı başka bir toplum tipine rastlamak zordur insanlık tarihinde.AŞAĞILANMANIN NEDENİ: SOSYAL DARWİNİZMKadının ve çocuğun, yanı sıra da beyaz olmayan herkesin aşağılanmasının temel nedeni, “sosyal Darwinizm” ilkesiydi: Güçlü olanın hayatta kalması öngörülüyordu.Herbert Spencer, bu “sosyal Darwinizm”i, öylesine ürpertici bir dille normalmiş gibi anlatır ki, küçük dilinizi yutarsınız.Güçlü olan haklıdır, der. Güçsüz olansa haksızdır, dolayısıyla doğal
İnsan türünü yok olmaktan, kadını aşağılanmaktan “Müslüman aile” kurtarabilir ancak (1)
Ağu 16 2020, Pazar
Benim kadın düşmanı olduğum iftirasını yayıyorlar, iyi mi!Ne zavallı insanlar var yahu! Talebelerinin (öğrenci değil talebe) yüzde 70’inden fazlası, kız kardeşlerimizden oluşan bir adam, nasıl kadın düşmanı olabilir ki!Bu meseleye yarınki yazımda gireceğim. Ama önce asıl meseleye, “kadın sorunu”nun köklerine, felsefî temellerine bakmamız gerekiyor. Yoksa bir arpa boyu yol alamayacağız.ŞİDDETİN FELSEFÎ KAYNAĞI: MODERNİTENietzsche, büyük adamdı. “Modernler, nedenlerle sonuçları birbirine karıştırıyor,
Medeniyetin sütunları: Celâl, Cemâl ve Kemâl yolculukları
Ağu 14 2020, Cuma
İstanbul durdu, tarih durdu; ruh çekildi dünyadan; zulüm, sömürü, yıkım tarih yapmanın, hegemonya kurmanın kuralı oldu...İstanbul’un tarihten çekilişi, sadece Müslümanlara değil, insanlığa pahalıya maloldu.TEVHİD’İ TERENNÜM EDER İSTANBUL...İstanbul, Mekke ile Medine’den süt emmişti.Mekke ve Medine, dünya gözüyle gördüğümüz ve yaşadığımız şehirler değildir sadece. Mekke ve Medine, peygamberî nefesle hakikatin sesi, soluğu oldu; dünyaya adaletin, hakkaniyetin, merhametin ilkelerini ve en güzel örneklerini
Türkiye: Ruhsuz dünyanın ruhu
Ağu 10 2020, Pazartesi
Bir toplumu ayakta tutan yegâne dinamik ruhudur. Maddî ve manevî bütün saldırılara karşı bir toplumu koruyan dinamik de, bir toplumun her alanda ve her bakımdan atılım yapmasını sağlayan dinamik de.İnsan, ruhuyla vardır ve ruhuyla yaşar. Toplumların da ruhu vardır. Ruhu olan, ruhu canlı ve diri olan toplumlar, kolay kolay yok olmazlar.Toplumun ruhu, insantekinde kuvve hâlindedir. Bütün bir topluma yansıdığında veya yansıtıldığındaysa, fiil hâline geçer. Ruhun kuvveden fiile geçmesi, toplumda kolektif
İddialarımızı ve gençliği yitirirsek, geleceği de kaybederiz!
Ağu 09 2020, Pazar
Çeyrek asırdan fazla süren bir başörtüsü zulmü ve mücadelesi yaşandı bu müslüman ülkede!28 Şubat süreci, bu zulmün zıvanadan çıktığı ândı. 28 Şubat’ta sadece başörtüsü zulmü değil, bu toplumun iddialarının ana kaynağı Kur’ân hıfzına, öğrenimine de, İmam Hatip Liseleri’ne de iğrenç müdahalelerde bulunuldu.Bu ülkenin has çocuklarına, masum ve sahipsiz Anadolu çocuklarına zenci muamelesi, parya muamelesi yapıldı!Anadolu çocukları, bu ülkenin zencileri değil asil ve asıl unsurudur. Ama zenci muamelesi
İnsan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullandığı için dünya cehenneme döndü!
Ağu 07 2020, Cuma
Dünyanın çivisi çıktı.Cehenneme çevrildi dünya.Araçları amaçların önüne geçirdiği, güç üreten araçların, gücün kulu-kölesi olduğu için insan olma özelliklerini yitiriyor, barbarlaşıyor ve dünyayı yaşanamaz bir cehenneme çeviriyor ağ’daş insan.İnsan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullanıyor.İnsanlığın başına gelebilecek en büyük ontolojik felâket bu: İnsanın amaçlarını yitirmesi, araçları amaçlarının önüne geçirmesi ve bunu da ilerleme, gelişme olarak görebilecek kadar körleşmesi, çölleşmesi,
Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni çöpe atmalı!
Ağu 03 2020, Pazartesi
İstanbul Sözleşmesi’nin dayandığı temel felsefî temeli gözardı edersek, söyleyeceğimiz lehte veya aleyhte hiçbir sözün değeri de, anlamı da olmayacaktır.TOPLUMSAL CİNSİYET MÜHENDİSLİĞİ PROJESİ: TANRI’YA MEYDAN OKUMAK!İstanbul Sözleşmesi’nin kalkış noktası, “cinsiyetsizlik” fikri: Biyolojik cinsiyete karşı, toplumsal cinsiyeti eksene alıyor.Bütün feminist hareketlerin, eşcinsel oluşumların kalkış noktası burası: “İnsan, yaratılışta verilen cinsel kimliği kabul etmeyebilir ve cinsiyetini istediği
Hilâfet mi, süpergüç mü?
Ağu 02 2020, Pazar
Hilâfet, İslâmî bir kurum. Müslümanların birliğini teminat altına alan; bölgesel ve küresel meselelerini hâl yoluna koyması beklenen; Müslümanların hür iradelerinin eseri ulus-üstü bir şemsiye oluşum.Sadece siyasî değil, idarî, iktisadî, kültürel, entelektüel, zaman zaman akîdevî boyutlar kazanan çok yönlü, çok katmanlı, çok fonksiyonlu bir kurum hilâfet.Malın, aklın, dinin, neslin, canın maksimum ölçekte emniyet altına alınabildiği, korunabildiği darülislamın (islamyurdu’nun) hâkim olduğu bir yerde
Hüznün bayramı, bayram hüznünü dağıtıyor...
Tem 31 2020, Cuma
Virüsle yaşamaya alıştık, alışmaya çalışıyoruz...Ama virüs, etkisini bayram gibi çok özel günlerde hissettiriyor daha çok.Bayramı bayram olarak yaşamayı imkânsızlaştırmasa bile çok zorlaştırıyor. Hüznü çoğaltıyor...Bu yazıda, hüznün bize kazandırdıklarını yazacağım; bize nasıl bir kalbimiz olduğunu hatırlattığını, kalbimizin kapılarını nasıl açtığını...Gerek Ramazan Bayramı’nın gerekse Kurban Bayramı’nın ve Hacc’ın hakkıyla “yapılamaması”, çok büyük bir imtihan.Salgın, büyük bir âfet. Küresel bir
Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden derhal çıkmalıdır!
Tem 27 2020, Pazartesi
Kadın cinayeti gibi kangrene dönüşen bir sorunun o ürpertici Pınar Gültekin cinayetinden sonra sosyal medyada gündeme oturması kaçınılmazdı elbette.Konu, kadın tecavüzü, cinayeti ve şiddeti’ydi.Nasıl tartışıldı peki bu konu?Şöyle: “Eğer İstanbul Sözleşmesi iptal edilirse, bu cinayetler kontrolden çıkar, dolayısıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkması cinayettir!” denildi!Konu, Pınar Gültekin cinayeti’ydi. Ama konuşulan, İstanbul Sözleşmesi’nin kadın cinayetinin önlenmesinde bir kurtarıcı
Ayasofya Camii, bu toplumun özgürlüğünün ve ruhunun tapusudur
Tem 26 2020, Pazar
Ayasofya secdeye durdu Cuma günü...Nihayet.86 yıl aradan sonra özgürlüğüne kavuştu...24 Temmuz 2020 milat olarak tarihe geçti.24 Temmuz bayram günü, düğün günü, vuslat günü oldu.Türkiye’nin dört bir köşesinden yüreği özgürlük ateşiyle atan, kalbi, zihni ve ruhu hakikat aşkıyla çarpan yüzbinlerce Müslüman Ayasofya’ya akın etti...Hasret bitti.Cuma’ya Ayasofya Camii’ne gelebilenler ayrı bayram etti, gelemeyenler ayrı...Yaşanan coşku, heyecan, neşe anlatılacak gibi değildi; yaşamak gerekiyordu. Tarih
Üç Asım Gültekin: Dilci, dergici, “dava delisi”
Tem 24 2020, Cuma
Asım Gültekin vefat etti, ânîden... Bütün ölümler ânî midir?Elbette ki. Bütün ölümler, ânî’dir, bir an’dadır. Asım’ın vefatı, an’dan da önce geldi gibi bize!Şüphesiz ki, ölüm, Allah’ın emri. Emr-i Hakk vâkî olmuşsa, teslim olunur ona.Asım’ın ânî vefatını duyunca, sarsıldım. Gerçek olduğuna inanamadım!Asım, ömrünün baharında terk-i diyâr eyledi. Bir rahatsızlığı yoktu, bildiğim kadarıyla. 45 yaşında, en verimli çağında dâr-ı bekâya göçtü. Allah rahmet eylesin.“DAVA DELİSİ” DERTLİ BİR ADAM!Üç Asım
Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesi tehlikede!
Tem 20 2020, Pazartesi
Türkiye, çok yönlü, kapsamlı ve zorlu bir istiklal ve istikbal mücadelesi veriyor...Bu mücadelenin ne olduğunun tam olarak anlaşıldığını da, tam olarak anlatıldığını da sanmıyorum toplumda.İstiklal ve istikbal mücadelesi, Türkiye’nin yönünü ve yörüngesini bulma, yeniden tarihin akışını değiştirecek uzun soluklu bir medeniyet yürüyüşüne soyunma mücadelesidir.BİR TOPLUM VARLIK SEBEBİNİ YİTİRİRSE...Bu iş, hamasetle, sloganla filan olacak bir iş değildir.Bu iş, öncelikli olarak, Türkiye’nin başına ne
15 Temmuz rüzgârını diriliş ruhuna dönüştüremezsek...
Tem 19 2020, Pazar
Millet, 15 Temmuz’da göğsünü tanklara siper etti, ihanet ve işgal saldırısını püskürttü. Destan yazdı; kendini keşfetti; farkını farketti... Benzersiz bir rüzgâr estirdi...İşte bu rüzgârın kalıcı bir ruha dönüştürülmesi gerekiyor şimdi.15 Temmuz işgal ve darbe girişimi üzerine yazdığım bir yazımı bir kez daha yeniden yayımlama ihtiyacı duyuyorum özellikle.KASIRGA, YÖN VE İSTİKAMETTürkiye, fırtınalı bir denizde ölümcül dalgalarla boğuşuyor bir asırdır... Batı’dan gelen kasırga, zaman zaman “gemi”yi
İstanbul Sözleşmesi’nden kurtulduk derken, şimdi de Gıda Kanunu Tasarısı!
Tem 17 2020, Cuma
Önce İstanbul Sözleşmesi, şimdi de Gıda Kanunu Tasarısı...Bu ülkede dert bitmiyor bir türlü!AİLE YAPIMIZA KÜRESEL BİR SALDIRI VAR! AİLEYİ DİNAMİTLEYEN BÜTÜN YASALAR DEĞİŞTİRİLMELİ!İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına dair talimatı verdi Cumhurbaşkanı Erdoğan sonunda.Aileyi dinamitleyen bir sözleşmeydi İstanbul Sözleşmesi: Yaratılıştan gelen cinsel kimliği beğenmeyip değiştirmeye soyunan, toplumsal cinsiyet eşitliği masalıyla cinsel tercih yönelimini kişiye bırakan, Yaratıcı’ya meydan okumaya kalkışan
Ayasofya’nın açılması, Türkiye’nin önünü açacak...
Tem 13 2020, Pazartesi
Cumhuriyet, Tanzimat’la başlayan Türk modernleşmesinin uzantısıdır: Bu iki yüzyıllık süreç, fetret dönemidir; çağ dışına düşüşümüzün resmi.Çağı üretenler, kavramlarını ve kurumlarını geliştirenler yalnızca Batılılar; biz değiliz. Türk modernleşmesi, yeni bir başlangıç değil, Batı’ya eklemlenmedir: Tarihi Batılıların yapmaları, bizimse Batı’ya bakmamız, akmamız, kendimize olan güveni yitirip kendimizden kaçmamızdır.ZİHNİMİZE VURULAN PRANGALAR!Türk modernleşmesi, özellikle de Cumhuriyet döneminde
Ayasofya’nın zincirlerinin kırılması, Türkiye’nin ruhunun kurtarılması
Tem 12 2020, Pazar
Ayasofya, müzeye çevrildiğinde büyük bir hüzne bürünmüştü bu millet.Müzeye çevrildiğinde çöplüğe dönüştürülmüştü etrafı adeta. Kimsesizliğe terkedilmişti.Şu anki Süleymaniye Külliyesi’nin etrafı gibi. Bir gün Süleymaniye de bu kaderine terkedilmişten kurtulur inşallah.AYASOFYA’NIN MÜZE OLMASI NE ANLAM İFADE EDİYORDU?Tek Parti dönemi, bu toplumun İslâmî ruh köklerini kurutan her adıma çekinmeden imza atıldığı Jakoben bir yıkım dönemi olarak tarihe geçti: Ezan yasaklandı. Türk müziği yasaklandı. İslâm’dan
15 Temmuz’da “paralel din” tehlikesi püskürtüldü!
Tem 10 2020, Cuma
Tanzimat’la başlayan, Cumhuriyet’le birlikte “kültürel inkâr”a dönüşen modernleşme tarihimiz her tür darbenin yaşandığı ürpertici bir darbeler tarihidir. Bu gerçeği gözardı ediyoruz nedense!Sultan Abdülaziz, bilekleri kesilerek bir saray darbesine kurban gitti.Sultan II. Abdülhamid, küresel Yahudi-İngiliz şebekelerinin darbesiyle tahttan indirildi.Cumhuriyet tarihindeki darbeleri saymaya gerek yok burada.28 Şubat ve 15 Temmuz darbe girişimleri, doğrudan bu ülkenin Müslüman varlığını hedef alan,
Bir ruh atılımı kıvılcımı: Direniş, diriliş ve varoluş yolculuğu
Tem 06 2020, Pazartesi
Tanzimat’la yönünü, Cumhuriyet’le yörüngesini yitirdi Türkiye.Yönünü ve yörüngesini yitiren bir toplumun, ruhunu da yitirmesine yol açacak zihnî ve ahlâkî bir savrulma yaşaması mukadderdi.Bu yazıya dün bıraktığım yerden devam ediyorum, iki asırdır yaşadığımız medeniyet krizinin epistemolojik, sosyal ve kültürel sonuçlarını ve krizden nasıl çıkabşleceğimizin ipuçlarını göstermeye çalışacağım.KATI LAİKLEŞME BİÇİMİNDEN YUMUŞAK SEKÜLERLEŞME SÜRECİNE...Laiklik dayatması, laikliğin bir din gibi algılanması,
Toplumun ruhunu yitirme tehlikesine “dur” deme mücadelesi...
Tem 05 2020, Pazar
Bu toplumun bir ruhu vardı: İslâm’ın sunduğu, hem tarih yapmamızı, medeniyetler kurmamızı hem de insanlığa örnek olan bir adalet, merhamet ve hakkaniyet iklimi inşa etmemizi mümkün kılan bir ruhu vardı bu toplumun.GÖLGE ETMESİN BAŞKA İHSAN İSTEMİYORUZ BATI’DAN!Şimdi bu ruhu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya. İstanbul Sözleşmesi, AB Uyum Yasaları, toplumun altını oyuyor!Kadına şiddeti, tecavüzü, çocuklara iğrenç cinsel saldırıları yok edebilecek, asgarî düzeylere düşürebilecek yasaları bu ülke nasıl
İstanbul Sözleşmesi’yle İstanbul’un fethinin intikamını almak istiyorlar!
Tem 03 2020, Cuma
Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor...Nihayet!Açıklama, Numan Kurtulmuş Hoca’dan geldi. Tayyip Bey, Sözleşme’den çıkış süreci üzerinde çalışılmasına dâir talimat vermişti.Bu konuda bir avuç insanla yılmadan mücadele ettik. Halkımızın güçlü desteğiyle iğrenç saldırılara göğüs gerdik. Ankara gerek bizim gayretlerimize gerekse halkımızın isyanına kayıtsız kalmadı ve düğmeye bastı.Bu pespaye sözleşmeyi topluma dayatanların gerekçesi, bu sözleşmenin kadın cinayetlerini, tecavüzleri koruduğu iddiası!Bu
Rüya gibi bir başlangıçtı, tarihin aktığını hissettim önümüzde/n...
Haz 29 2020, Pazartesi
Tarihin yapıldığı anlar vardır.Kimler yapar tarihi? Kimler kaçırır?RÜYA GİBİ BİR GÜNDÜ!Adım adım, sayha sayha tarihin önünüzde canlı bir varlık gibi aktığını hissettiniz mi hiç?Ben hissettim... Hem de bir kaç defa...Ama bu kadarını, bu denli arı-duru akıp gidenini, müştereken gerçekleştirdiğimiz bir yürüyüşün tadını, lezzetini, geleceği getiren kokusunu, rayihasını hücrelerime kadar bu kadar ilk defa hissettim Cumartesi günü.Cumartesi günü,Cuma günkü yazımda, küçük bir kıvılcım olarak nitelediğim
Eksiliyor insan... Uyan ey gözlerim, gafletten uyan!
Haz 28 2020, Pazar
Çekiliyor hayattan... Ve ölüyor hızla...Çoktan öldü insan aslında!Öldüğünü bilmiyor ama! Hâlâ konuşuyor, koşuyor, savaşıyor...NEREDESİN EY İNSAN?Ama konuşan o değil; gölgesi, maskesi, kölesi olduğu tutkuları, baştan çıkaran ayartıları, kutsadığı saplantıları onun.İnsan konuşmuyor; konuşturuluyor...Kendi adına değil, sesi olduğu sahibi adına, gönüllü acentesi olduğu başkası adına, kölesi olduğu tutkuları adına konuşuyor...İnsanın bir adı yok; bir kendi yok çünkü: Kendi olmadığı için uğruna mücadele
Vesayetin hukuku, hukukun vesayeti
Haz 26 2020, Cuma
Hukuk, boşlukta oluşmaz.Bir ülkenin hukuk sisteminin dayandığı, dayanmak zorunda olduğu sosyo-kültürel bir değerler ekolojisi ve bu ekolojiden hem beslenen hem de bu ekolojiyi besleyen köklü bir anlam haritası vardır.Hukuk, toplumun değerler ekolojisinde yeşeren, şekillenen anlam haritalarının eseri ve anlamlandırma pratiklerinin yansımasıdır.HUKUK, BİR MEDENİYET MESELESİDİR, BİR AKLI VE RUHU VARDIRHukuk, bir medeniyet meselesidir. Eğer başka bir medeniyetin bambaşka şartlarda geliştirdiği hukuk
Türkiye, dış politikadaki atağı, jeo-kültürel derinliğini harekete geçirebilmesine borçlu
Haz 22 2020, Pazartesi
Tarihi yapan, kaba güç değildir; kültürdür, güçlü fikirdir. Kaba güçle tarih yapanlar, kaba güçler tarafından yıkılırlar, tarihin çöp sepetini boylarlar.Güçlü fikirle tarih yapanlar, tarihi yapamayacak kadar önleri kesilmiş olsa da, fikir canlıysa, yeri ve zamanı gelince, o fikir yerinde duramaz, fışkırır yerinden ve tarihe yön verir yeniden.TÜRKİYE’NİN PARADOKSU VE GİZİL GÜCÜTürkiye, büyük bir paradoksla karşı karşıya: “İnsan-inşası” sürecinde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor; ama “dünya-inşası”
Üç Libya: Totaliter, kaotik ve istikrarlı
Haz 21 2020, Pazar
Libya’ya iki kez gittim.Birincisi Arap Baharı’ndan önce, ikincisi de hemen sonra.İlk gidişim, yaklaşık 25 kişilik bir ekiple Kaddafi’nin daveti üzerineydi. Kaddafi, her yıl, İslâm dünyasının ilim, fikir adamlarını, önemli cemaatlerin temsilcilerini Libya’ya davet ediyor, bir tür “İslâm kongresi” gibi bir toplantı düzenliyordu. Yıllarca sürdürdü Kaddafi bu toplantıları...KADDAFİ MASKESİ, KADDAFİ’NİN MASKELERİYeşil Kitap’ı vardı; kendi kitabı yani! Bütün Afrika’yı harekete geçiren önemli bir liderdi
Eğitimde, kültürde kazanılamayan istiklal ve istikbal mücadelesi kaybedilmeye mahkûmdur!
Haz 19 2020, Cuma
Türkiye, henüz kendine gelebilmiş değil: Ülke, urlarından kurtulmayı başaramadı hâlâ!Urlardan kastım, “derin devlet” ya da statüko.“Derin devlet” dediğim statüko’nun ruhu, bu ülkenin ruhu değil elbette. Aksine asırlarca devleti şekillendirmiş ama Devlet-i Aliye çökünce, suyun yüzüne çıkarak küresel konjonktürün doğrudan veya dolaylı desteğiyle ülkeye vaziyet edecek konuma yerleşmiş ve / veya yerleştirilmiş, bu ülkenin ruhunu yok etmeye and içmiş bir şebeke. Bu ülkenin değil küresel sistemin çıkarlarını
Post-korona süreci: İslâm’ın dünyaya nezareti ve Müslümanların mazereti
Haz 15 2020, Pazartesi
Büyük kırılma anları yeniden kurulma anlarıdır aynı zamanda: Yırtılan yırtılmıştır, Wittgenstein’dan esinle söylemem gerekirse. Yırtılan yırtılmıştır, elbette; dikişi sağlamlaştıracak yolculuklar, mücadeleler, fikirler ve çileler, sahicilikleri ve basiret koordinatları ölçüsünde ölçek büyütürler ya da ölçek küçültürler.DÜNYAYA İSLÂM NEZARET EDİYOR; BİZSE, VAZİYETİ İDARE EDİYORUZ...Teröre Karşı Savaş, Batı hegemonyası için hem kırılma hem de kurulma noktasıdır. İslâm’ın vaziyete nezaret etmesi sözkonusu.
Ayasofya, turnusol kâğıdı işlevi görüyor
Haz 14 2020, Pazar
Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülme ihtimali bile, bu ülkenin medeniyet ruhuyla, iddialarıyla kavgalı bazı tuhaf insanların ne kadar Bizans muhibbi olduklarını ifşa etmeye yetti!İstanbul’un fethinin üzerinden beş buçuk asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen fethin en önemli sembolü Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılma girişimine karşı çıkılabiliyor olması, fethin tamamlanmadığını ve fethin anlamının, ruhunun kavranmadığını gösterir.Ya da fethin ruhunun yok olduğunu! Bizim ruhumuzu
Ayasofya, İstanbul’un fethinin ve Türkiye’nin bağımsızlığının sembolüdür
Haz 12 2020, Cuma
Amerika’nın, 1492’de işgali, kaynaklarının yağmalanmasına yol açtı. Aynı şeyi Afrika için de, Asya için de yaptı Avrupalılar.Karşılaştıkları coğrafyaları, kaynaklarını yağmaladılar; o coğrafyalardaki medeniyetlerin, dinlerin hayat damarlarını kesip köklerini kuruttular.İnsanlığın birikimine saygı duymadılar. Farklı dinlere, medeniyetlere hayat hakkı tanımadılar.“YA BANA BENZEYECEKSİN YA DA YOK OLACAKSIN!”Karşılaştıkları medeniyetlerle ve kültürlerle iki aşamalı bir ilişki geliştirdiler tarihleri
Koronada elde ettiğimiz maddî başarıyı sahip olduğumuz “manevî güç”e borçluyuz!
Haz 08 2020, Pazartesi
Koronayla mücadelede birinci sınıf bir ülke olduğumuzu gösterdik: Ülkede herkes bunu teslim edecektir. Türkiye’nin Erdoğan’ın kararlı liderliğinde, kabinesinin ortaya koyduğu performans içeride ve dışarıda takdirle karşılandı.İktidara yakın çevreler bile bu performansı beklemiyordu.Ama ortaya çıkan durum, hepimizi gururlandırırdı; ülkemizin dünyanın geleceğinin şekillenmesinde öncü bir rol oynayabileceğinin bir işareti oldu bu.KÜLTÜREL GENLERİMİZ SAĞLAM, ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİ AŞMALIYIZ...Fakat bir
Korona sonrası süreç, ütopyaları veya bilim-kurgu romanlarını aratmayabilir!
Haz 07 2020, Pazar
Politik ütopyalar da, bilim-kurgu romanları da, hayal gücüne dayanır, diye düşünürüz. Ama öyle mi gerçekten?Pek öyle sayılmaz, aslına bakarsanız: Hayalin gücünden çok, gücün hayaline dayanır, insana ettiklerine ve hayal ettirdiklerine.KORONA, TABİÎ BİR ÂFET Mİ, MEKANİK BİR İCAT MI?Korona, tabiî bir âfetse, yaşattıkları da ders alınması gereken birer felâket. Korona, tabiî bir âfet değil de, mekanik bir icatsa, yaşattıkları daha fazla ders alınması gereken, Tanrı’yı kıyamete zorlayacak bir başka
Korona ve kaos, provokasyonlar ve ayaklanmalar...
Haz 05 2020, Cuma
Korona, tabiî bir âfetse, yaşattıkları da ders alınması gereken birer felâket. Korona, tabiî bir âfet değil de, mekanik bir icatsa, yaşattıkları daha fazla ders alınması gereken, Tanrı’yı kıyamete zorlayacak bir başka felâket, elbette!Koronanın ne olduğu muamma hâlâ. Komplocu açıklamalara itibar etmemek gerek. Ama eğer korona tabiî bir âfet değil de gerçekten mekanik bir icat’sa, o zaman, birilerinin insanlıkla nasıl olup da bu kadar kolayca oynayabildiği, alay edebildiği, dünyayı aptal yerine koyabildiği
Amerika yıkılsın, dünya rahat nefes alsın!
Haz 01 2020, Pazartesi
Bir polis, boğazına çökerek bir zenci sivili canlı canlı öldürdü! Gözünün yaşına bakmadan! Kameralara alındığını bile bile!Mineapolis’te yaşanan bu insanlık dışı, ürpertici zenci cinayeti Amerika’yı ayağa kaldıracak gibi görünüyor!Şimdilik Mineapolis ve Los Angeles başta olmak üzere zenci nüfusun yoğun olduğu bazı eyaletlerde ve kentlerde insanlar zenci-beyaz demeden, koronaya filan aldırış etmeden sokaklara döküldüler!Haklı olarak, elbette!AMERİKA, PALDIR KÜLDÜR ÇÖKECEK!Amerika yıkılsın, dünya
Türkiye’de darbeler milleti durdurmak, ruhunu yok etmek için yapılır...
May 31 2020, Pazar
Önce şu: Türkiye’de siviller olmasa, askerler darbe yapamaz. Başka bir ifadeyle, darbeyi askerler yapar ama siviller yaptırır.İkincisi ve daha da önemlisi, darbeye destek veren siviller, bu milletin has çocukları değildir; bu ülkeyi emperyalistlere dekor yapan, zihnen ve ruhen bu milletle bağları olmayan, dışarıya bağlı, bağımlı tiplerdir.LAİKLİK ADINA DARBE YAPMAK NE DEMEK?Söylemek bile gereksiz: Darbeler, yargısız infazlardır!Menderes, yargısız infaz edildi! Düzmece yargı, tiyatro oyunu oynadı:
Dünyanın yeni Leviathan’ı: Yahudi-İngiliz gücünün yurdu Çin!
May 29 2020, Cuma
Dünya, yeni bir sürece girecek mi? Bildiğimiz dünyanın sonunu mu getirecek yaşadığımız korona âfeti?Belki de ilk bakışta gizemli ama daha önemli soru şu: Koronavirüs, yavaş yavaş kontrol altına alınmaya başlandı; acaba dünyanın başına belâ olan “emperyalist virüsler”i kontrol altına alabilecek mi insanlık?Bu soruların cevapları, biraz da korona-sonrası’nda bu âfetten ne kadar hasarla, yıkımla, zararla çıktığımıza bağlı olarak verilebilecek...O yüzden sorduğum sorulara bir çırpıda evet veya hayır
Batı uygarlığının altı hapishanesi
May 22 2020, Cuma
Koronavirüs âfetini derinlemesine anlayabilmek ve âfet sonrasına iyi hazırlanabilmek için, dünya nasıl oldu da bütün insanlığı, tabiatı bir düğmeye basarak yok edecek silahlar üretecek cehennemin eşiğine sürüklendi, sorusunun izini sürmek zorundayız.Cevabı verilmesi gereken asıl soru bu. Bu soruya hakkıyla cevap verebilmek için Batı uygarlığının ürettiği cehennemi, altı ayrı hapishane metaforuyla açıklayabileceğimizi düşünüyorum.KİLİSE HAPİSHANESİ’NDEN HÜMANİZM HAPİSHANESİ’NE...Batı uygarlığının
Fevzi Çakmak’ın Ankara’ya gelişi ve resmî tarihi tarihe gömen tarihî Meclis konuşması
May 18 2020, Pazartesi
Resmî tarih olmaz. Resmî tarih, yaşanan tarih değil, icat edilen, dayatılan “tarih”tir.Tarihlerini resmî tarihten ibaret sanan toplumların tarihleri yoktur: Tarihsiz ve talihsizdirler: Başlarına ne geldiğini de bilemezler, neler gelebileceğini de.Hakikati yok edemezsiniz. Bir süre gizleyebilirsiniz ama er ya da geç ortaya çıkar hakikat.FEVZİ ÇAKMAK’IN ANKARA’YA GELİŞİ VE KARŞILANMASIOsmanlı Harbiye Nazırı Fevzi Çakmak, 24 Nisan’da Sultan Vahdettin tarafından Ankara’ya gönderilir. Mareşal, 27 Nisan’da
Çocuklarımızı öldürüyorlar, bayım; uyuma!
May 17 2020, Pazar
Bu yazı bir çığlıktır!Ruhunuzu, geleceğimizi, hayallerimizi, rüyalarımızı yok ediyorlar: Kendi çocuklarımız, elimizden kayıp gidiyor… Çocuklarımızı bizden koparıyorlar…Çocuklarımıza hiçbir heyecan, coşku ve ufuk sunamayan ruhsuz eğitim sistemi; hiçbir gelecek vadetmeyen kör ve kötürüm kültür hayatı; hayal göremeyen, rüyaları olmayan, bütün sermayesini daha çok “köşe döndürecek” bön ve berbat projelere yatıran sarsak ve asalak medya rejimi çocuklarımızı gözümüzün içine baka baka elimizden alıyor;
Sezai Karakoç Türkiye’dir!
May 15 2020, Cuma
Sevgili Celal Fedai, “medeniyetimizin iki büyük şairi, Sezai Karakoç’la İsmet Özel, Türkiye’de yaşıyor, farkında mısınız?” diye sormuştu geçtiğimiz günlerde.Farkında değilmişiz, demek ki, bu ülkenin sözümona entelektüel solcu-Kemalist gazeteleri, “Sezai Karakoç’tan skandal” gibi başlıklar atabildiler.Sonra gelsin, sosyal medyadaki pespayelikler, iğrenç hakaretler, saldırılar!Bunlar yetmezmiş gibi, CHP, Meclis’e, bu pespaye haberlere, sosyal medyadaki iğrenç saldırılara dayanarak soruşturma önergesi
Vakıf medeniyeti: İnsanın, toplumun ve dünyanın tezkiyesi
Nis 19 2020, Pazar
Vakıf kurumu, neredeyse bütün medeniyetlerde de var. Eski Mısır’dan Romalılara, Osmanlılardan Amerikalılara kadar en yaygın kurumlarından biri insanlığın. Fakat kuruluş nedenleri, vakıflardan beklentiler ve vakıfların işlevleri temelde çok farklı. Dolayısıyla sonuçları da çok farklı.Müesses nizamı ayakta tutmanın, sosyal ve siyasî kaosu önlemenin yollarından, araçlarından biri olarak işlev görmüş tarih boyunca, temelde.Bu pazar sütunumda, bu ayki Mostar dergisinde yayımlanan bir yazımı gözden geçirerek
Kapitalizm dini, Doğu Kilisesi’ni kuracak, yeni havarilerle yol alacak...
Nis 17 2020, Cuma
Korona sonrasında, dünya, öncesinde bildiğimiz, yaşadığımız dünya olmayacak.Nasıl bir dünya olacak, peki?Kapitalizm bir din. Seküler bir din. Kilisesi de, havarileri de var.Korona sonrasında Batılılar dünya üzerindeki hegemonyalarını yitirecekler ama kapitalist Batı uygarlığı bir süre daha varlığını sürdürecek.Şöyle ki: ‘Kapitalizm dini’ni kuran Batı Kilisesi bitti; yerini Doğu Kilisesi’ne ve yeni havarilerine terkedecek.BATI UYGARLIĞI VE ŞİDDETE DAYALI HEGEMONYASIBatı uygarlığı, kapitalizm üzerinden
Her Hira bir inkılaptır; her ev bir Hira!
Nis 13 2020, Pazartesi
Evini Hira’n yapabiliyor musun? Hira’n yani mağaran: arındığın, dirildiğin, kendine geldiğin yurdun, umudu bulduğun ufkun?Mağara’na yani inzivaya kapanarak kendini, hakikati keşfe çıkabiliyor musun?Ümmîleşebiliyor musun; kalbine yani evine yani kendine dönebiliyor musun?JOHN BERGER’IN EVLERİ, GÖZLERİ VE KALBİJohn Berger’i bilir misiniz?Görme biçimlerimizi silbaştan değiştiren, ayarlayan, kuran, yeniden oluşturan adam.Yakınlarda öldü. O öldü, dünya körleşti; görme melekelerini çoktan yitirdiği için!Gören
Evine/ kalbine dönmeden, dünyaya çeki düzen veremezsin!
Nis 12 2020, Pazar
Bütün insanlık yalana teslim. Bütün insanlık bir virüsün kölesi.Koronavirüs’ün belirtileri de ilginç: Özellikle yüksek ateş, perişan eden başağrısı ve solunum yetmezliği, nefesin tıkanması, insanın nefessiz kalması.NEFESSİZ, EV’SİZ, KALPSİZ İNSAN...Nefessizdi insanlık zaten: Ev’sizdi. Nefesi kesilmişti: Kalbini yitirmiş, gürültüye, görüntüye teslim olmuştu. Kaosun ortasında esen fırtınada oraya buraya savruluyor, dalgalı sularda sürükleniyordu sadece. Ama haz alıyordu insan bu hızdan, bu sürüklenmeden,
Bizdeki İslâm düşmanlığı Batı’dakine rahmet okutur!
Nis 10 2020, Cuma
Görünen köy kılavuz istemez: Koronavirüs, her şeyi allak bullak edecek! Genelde, küresel sistem, Batı uygarlığı, bütün kurum ve kurallarıyla silbaştan tartışmaya açılacak. Özelde ise Avrupa'nın, Amerika'nın bir düğmeye basarak bütün insanlığı yok edecek biyolojik silahları geliştiren zorba, emperyalist bilim, teknoloji ve hegemonya anlayışı sorgulanacak, kaçınılmaz olarak.Bu sorgulamalar, sadece felsefî veya teorik olarak değil, pratik olarak da yapılacak...Batı'da bu tür sorgulamalar çoktan başladı.
Yeni bir dünyanın inşasının anahtarı: Aklıyla düşünen insandan kalbiyle düşünen insana...
Nis 06 2020, Pazartesi
Modernler, Rönesans’la ve Reformasyon’la birlikte aklı kutsadılar.Ama haklıydılar.İSLÂM’IN AVRUPA’YI AYDINLATAN IŞIĞI...Kilise, insan aklını, iradesini, hürriyetini ipotek altına almış, insanı Kilise makinasının kölesi yapmıştı.O yüzden hem başka kültürleri, düşünce geleneklerini anlayabilmesi, hem de büyük medeniyet atılımı yapabilmesi mümkün değildi.Bu nedenle Hıristiyanlık’tan altı asır sonra tarih sahnesine çıkmasına rağmen İslâm’ın ışığıyla o karanlıktan çıktılar Avrupalılar.İslâm’ın hem ana
Yeni bir dünya kurulacak, burada İslâm kilit rol oynayacak...
Nis 05 2020, Pazar
Tarihte görülen ender genel salgınlardan birini yaşıyor insanlık.Virüs salgınından çok, korkusu korkutuyor insanlığı.Büyük salgınlara, savaşlara, âfetlere en dirençli insan tipi Müslüman insan tipidir.Müslüman, havf ve reca, umutla korku arasında yaşayan kişidir.O yüzden Müslüman insan tipi, her şerde hayır, her hayırda şer olabileceği psikolojisiyle yaşar. Bu da onu diri, canlı ve dirençli kılar.İnancınız ne kadar güçlü olursa, direnciniz, zorlukları aşma gücünüz de o kadar güçlü olur.AYARTICI
Bilim-perestlik yapmak değil, dünyayı cehenneme çeviren Batı uygarlığını sorgulamak gerekiyor!
Nis 03 2020, Cuma
“İnsanlığı bilim kurtaracak! Bu virüs, bunu öğretti bize” diyor!Kim diyor?Bir uluslararası ilişkiler profesörü!BİLİM-PERESTLİK, DÜNYAYI CEHENNEME ÇEVİRDİ!Nedir bu?Düpedüz bilim-perestliktir bu!Ne kadar sığ, ürpertici, metamorfoz yemiş bir kafa bu!Böyle bir cümleyi sıradan vatandaş kursa, anlamıyor, normal, der geçeriz. Ama bir profesör hem de bir uluslararası ilişkiler profesörü, insanlığı bilim kurtaracak diyorsa, üstelik de yaşadığımız felâketin birinci derecede sorumlusunun, Heidegger’in deyişiyle
Yaşadığımız felaketin adını koyuyorum: İnsan fıtratını yitirdi, fütursuzlaştı, dünyayı cehenneme çevirdi!
Mar 30 2020, Pazartesi
Malum, korona günlerindeyiz: Ölüm olmasa da, virüs kol geziyor sokaklarda; virüsle gelen ölüm korkusu...İNSANLIĞIN DAHA KOLAY GÜDÜLECEĞİ TANRI’SIZ, RUHSUZ, İNSANSIZ BİR DÜNYA İNŞASIYaşadığımız şey, doğal bir âfet değil, biyolojik bir saldırı!Yapay, laboratuvarda üretilen biyolojik bir silahın insanlığı korkuya sürükleyerek, insanlığın daha rahat güdülebileceği bir dünya inşası.26 Mart tarihli The Economist dergisinin kapağında resmedildiği gibi: Gizli bir el, bütün insanlığı bir ipte oynatırcasına
Virüsün kaynağı asıl virüs: İnsanı azmanlaştıran, Tanrı’sız, ruhsuz pagan uygarlık!
Mar 29 2020, Pazar
Bir güç, şeytânî bir güç, hesap mı görüyor, küresel sistemde bir hesaplaşma mı yaşanıyor, bilmiyoruz. Muhtemelen.Hangi aktör, ne yapmak istiyor ya da hangi süper güç ne tür bir hesap peşinde koşturuyor, gibi komplovârî soruların izini sürmek yerine; dünyanın nereden gelip nereye gittiği, neler yaşandığı, daha açıkçası, dünyanın neden ve nasıl cehenneme çevrildiği gibi soruların, yani aktörlerden ziyade faktörlerin izini sürersek, başımıza ne geldiğini, neden ve nereden geldiğini daha iyi anlayabiliriz.Yeni
Üç koridorla Türkiye’yi kuşatmak!
Mar 02 2020, Pazartesi
Bölgemiz, mezhep haritaları üzerinden yeniden dizayn ediliyor.Küresel sistem, Türkiye’ye karşı İran’ın önünü açıyor. Bunu göremiyor muyuz hâlâ?Maalesef göremiyoruz!ŞİÎ-FARS İMPARATORLUĞU...Amaç 40 yıldır beslenip büyütülen bir Şii-Fars imparatorluğu inşa edilmesinive bu Şii-Fars imparatorluğunun Sünnî dünyaya, Sünnî dünyanın kalbine hançer gibi saplanmasını sağlamak.Yapılan bu.Buradamezhepçilik yapmıyorum.Bölgemizin haritalarının mezhepler üzerinden yeniden çizildiğini söylüyorum.Bölgede ülkelerin
Türkiye’nin varlığı bile emperyalistlerin korkulu rüyası!
Mar 01 2020, Pazar
Bu yazıya önceki yazımdaki şu alıntıyı yaparak giriş yapmak istiyorum:Osmanlı’nın durdurulması, tarihin akışını değiştirdi. Osmanlı durdurulduktan ya da tarihten çekildikten sonradır ki, Batılı emperyalistler, özellikle de İngilizlerle Fransızlar, Osmanlı coğrafyasını parçaladılar; haritaları yeniden çizdiler; yapay, sahte devletçikler, şeyhlikler, emirlikler, sözün özü, maşa adamlar ve uydu ülkeler icat ettiler.Her yeri patlamaya hazır bomba hâline getirdiler.Bütün bunlar, ülkemizde de, bölgemizde
Her şey İsrail için...
Şub 28 2020, Cuma
Rusya’yla ilişkilerimiz bir kördüğüme dönüşmek üzere...Rusya’yla kurduğumuz ilişkilerin nereye evrilebileceğini görebilmemiz için derinlikli bir tarih felsefesi yapmamız gerekiyor.Kısa vadede, hatta orta ve uzun vadede yapılabilecekler konuşulmalı. Fakat önce köklü, tutarlı, ayağa yere basan, ülkemizi yönetenlerin önünü açabilecek kalıcı, uzun soluklu bir tarih felsefesi yapmamız şart.SORUNUN GERİSİNDE İSRAİL VAR!Oyunları, kuralları İngilizler belirlediler.İsrail’i bölgeye çıbanbaşı olarak İngilizler
Virüs dalgası: Ruhsuzlaşan insanın sürüklendiği çöl...
Şub 24 2020, Pazartesi
Çin’de bir anda ortaya çıkan korona virüsü, dünyanın dört bir tarafına yayılmaya başladı, hızla...Tahmin edilenden daha hızlı yayılıyor virüs...Virüs vakası sayısı80 bine yaklaştı! Çok büyük bir rakam bu!Ölüm vakası sayısı henüz ikibinlerde ama küre ölçeğinde önlem alınmazsa, hem vaka sayısı hem de ölüm sayısı katlanarak artabilir...DAHA HIZLI KARAR ALINMALIKomşu ülkelerde hastalığa yakalanan ve hastalıktan ölenler olduğuna dair haberler gelince,kapılar kapatılıyor, uçuşlar durduruluyor,zorunlu
Rand Şirketi: Fikrin Fahişesi
Şub 23 2020, Pazar
Rand Şirketi’nin yapıp ettiklerine biraz farklı bir açıdan, klişe ifadeyle, ezber bozucu bir perspektifle dikkatinizi çekmek istiyorum bu yazıda.Karşımızda, sözümona bir “think tank” yani “düşünce kuruluşu” var! Ama istihbarat şebekeleriyle koordineli çalışan, cinayet şebekelerine malzeme sunan ruhsuz bir suç ortağı bu. Emperyalist devletlerin cinayet şebekelerine nerede, nasıl cinayet işleyebileceklerini gösteren bir suç ortağı! CIA’in güvenlik raporlarının kaynağını oluşturan Amerikan National
Darbe deşifre edildi, direnç noktalarımızı tahkim etmeye bakalım...
Şub 21 2020, Cuma
Rand Corporation’ın 270 küsûr sayfalık Türkiye Raporu, geçiştirilecek cinsten değil! Elbette, bu rapora bakıp kara kara düşünmek gibi bir absürtlüğe sürüklenmeyeceğiz. Elbette, gece gündüz darbeyle yatıp darbeyle kalkacak değiliz.Elbette, milleti darbe korkusuna garketmeyeceğiz.Ama bu raporu didik didik edeceğiz,raporda söylenen her şeyi ciddiyetle irdeleyeceğiz devlet olarak,devletin ilgili kurumları olarak.Raporun ülkemizi karıştırmak, ülkemizdeki bazı dengeleri sarsmak, özellikle de Türk siyasetini
Darbe söylentilerini gözardı etmeyelim; önlem almaya bakalım!
Şub 17 2020, Pazartesi
Bu kez, darbe söylentilerini ciddiye alalım, diyorum.Duman tütüyorsa bir yerde, orada bir şeyler oluyor, meşum bir hazırlık yapılıyor demektir, şer şirret güçler ve uşakları tarafından...28 Şubat darbesinde ve 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminde apaşikâr bir şekilde parmağı olanRand Corporationadlı görünüşte “düşünce kuruluşu”, gerçekte ABD’deki Yahudi gücünün entelektüel istihbarat şebekesi gibi çalışan “örgüt”, hazırladığı Türkiye Raporu’nda darbe çığırtkanlığı yapıyor!Bu raporu ve içeriğini
Türkiye’nin maskeleri ve darbeleri
Şub 16 2020, Pazar
Hayatımıza “maske”ler yön veriyor. Maskelerin altından darbeler çıkıyor. Ve gelsinmaskeli balolar...İki asırdır böyle bu.Hayat maskelerle sürdürülebilirliği için kaygan zeminlerdepatinajyapıyoruz sadece.Ayaklarımız yere basmıyor, basamıyor.Basamıyor; çünkü ayağımızı basacağımız yer / toprak kaydı ayağımızın altından ve bizi kaygan zeminlerde patinaj yapmaya mahkûm etti.Hayatın patinajdan ibaret olduğu yerde hayat bitmiştir. Patinaj, hayatın bittiğinin göstergesidir.Maskelerimizin iki asırlıktrajik,
Geliyorum diyen tehlike: Darbe!
Şub 14 2020, Cuma
28 Şubat darbesinde de, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimimizde de perde arkasından gözardı edilemeyecek roller oynayan ABD’deki sözümona “düşünce” kuruluşuRand ŞirketiTürkiye hakkında bir rapor yayınladı.Darbeci Rand Şirketi’nin Türkiye Raporu’nda açık açık darbe çığırtkanlığı yapılıyor!DARBECİ RAND ŞİRKETİ YİNE DEVREDE!Raporda, Türkiye’ninparlamenter rejimiterkedip kısmen de olsa başkanlık sistemine geçmesiyle birlikte yaşanan yapısal değişikliklerin yol açtığı sonuçlar eleştiriliyor ve “demokratik
Bize bir Enderun gerek...
Şub 10 2020, Pazartesi
Ülkemizde üstün yetenekli çocuklar “su gibi harcanıyor”...Dünyayı Enderun modeli gibi üstün yetenekli ve kişilikli kişilerin özenli olarak eğitildiği kurumların eseri insanlarla yönettiğimizi dünya biliyor ama biz bilmiyoruz yalnızca.Mustafa Ruhi Şirin, üstün yetenekli çocukların eğitimine neredeyse hayatını vakfetmiş ama devletin gereken ilgiyi ve desteği esirgediği büyük işlere imza atan bir öncü.Yüzyıllık, iki yüzyıllık periyotlarla düşünüyor ve geleceğimizi kuracak kurumların temellerini atıyor...YETENEKLERE
Dördüncü zaman
Şub 09 2020, Pazar
Tarih dışında yaşadığımızı ne kadar farkediyoruz, bilmiyoruz bile. Tarihi biz yapmıyoruz çünkü.O yüzden şu an tarihi yapanlar biz değiliz; bizi de ağlarına alan çağı kuranlar, zamanı önlerine katıp sürükleyenler, zamana hükmedenler, çağı kendilerinin yaptığının farkında olanlar...Tarihsiz değiliz, talihsisiz: Tarihsizmiş gibi yaşayan talihsizler.Tarihin dışında olduğumuzu hissedebiliyorsak, tarihi bizim yapmadığımızı biliyoruz; er ya da geç tarihi yeniden bizim yapabilmemizi mümkün kılacak tohumları
Toparlanmamız için Restorasyon şart!
Şub 07 2020, Cuma
Hazırlık yapmadan yola çıkılmaz. Hele de bu yolculuk, bir ölüm-kalım meselesiyse, stratejik, ekonomik ve kültürel bir varoluş savaşıysa, çok iyi hazırlık yapmak zorundasınız yola çıkmadan önce.Türkiye ile Batı arasında adı konulmamış, örtük bir savaş yaşanıyor son 6-7 yıldan bu yana.15 Temmuz darbe ve işgal girişimi, bu adı konulmamış, örtük savaşın zirvesi olarak tarihe geçti.İKİ ASIRLIK ADI KONULMAMIŞ SAVAŞ!İki asırdır, sürekli savunmadayız. Batılılar saldırıyor biz savunma yapıyoruz: Batılıların
Dünya barışı Kudüs’e bağlı...
Şub 03 2020, Pazartesi
İsrail Başbakanı Netanyahu ile ABD Başkanı Trump, dünyayı geri dönüşü zor bir cehenneme çevirecek, Kudüs’ü yok edecek anlaşmaya Yüzyılın Antlaşması diyerek bütün insanlığı aşağılıyorlar!KUDÜS: UMUT,UFUK VE YURTKudüs nedir, ne değildir; dünden bugüne ve yarına ne’yi temsil eder, bugün neden acı çeker?Kudüs hem umut hem ufuk hem de yurt demektir: Mekke’nin umudu, Medine’nin ufku, Kudüs’te medeniyetin yurdu oldu.Kudüs’ü Kudüs yapan, peygamberleridir…Kudüs, hakikatin hayat olduğu, hayat bulduğu, hayat
Batı uygarlığı, Yahudi gücü ve üç entelektüel sacayağı
Şub 02 2020, Pazar
Modern, din-dışı ya da seküler Batı uygarlığının iki kurucu kaynağı var:Grek paganizmi ve Yahudi dinamizmi.Roma tecrübesini de, Hıristiyanlığı da elbette Batı uygarlığının kaynakları arasında zikretmek gerekiyor. Ama Roma tecrübesiyle Hıristiyan tecrübesi, kurucu değil koruyucu kaynakları modern uygarlığın.Grek paganizmi, modern Batı uygarlığının felsefî / teorik temellerini oluşturdu; Yahudi dinamizmi ise pratik / dünyevî sütunlarını inşa etti.ROMA VE HIRİSTİYANLIK,KURUCU DEĞİL KORUYUCUTürkiye’deki
Dünyanın Yahudi sorunu
Oca 31 2020, Cuma
Çağdaş dünyanın kurulmasında Yahudilerin belirleyici rolleri var: Kapitalizm, İngilizlerin olduğu kadar Yahudilerin de eseri. Bütün dünya da İngilizlerle Yahudilerin esiri.Büyük bir genelleme bu; ama kapitalizmin, gözle görülür bir dünya hegemonyası kurduğu iki asırdır manzara böyle!İKİ ABD: WASP VE YAHUDİ GÜCÜModernitenin zirveye ulaştığı, postmoderniteye evrildiğiiki asırlık dünya sisteminin iki kurucu ve koruyucu aktörü var: İngilizler ve Yahudiler.Sanayi Devrimi, elbette ki, İngilizlerin eseri.
Maddî depremlerle mücadelede çok iyiyiz; ya manevî depremler?
Oca 27 2020, Pazartesi
500 yıl sonra Doğu Anadolu Fay Hattı’nda biriken enerjinin boşalmasına yol açan bütün bölgede hissedilen Elazığ depreminde depremin şiddetiyle orantılı bir can kaybı yaşanmadı çok şükür.Bunun en önemli sebebi, hiç şüphesiz, devletin, depremdeki her tür kaybı asgarî düzeye indirecek gerekli teknik hazırlığı yapmış olmasıydı.MADDÎ DEPREMLERİ ATLATABİLİYORUZ...Bu teknik hazırlığa, bürokratik hazırlık da eklenince depremi görece düşük bir kayıpla atlatmamız mümkün olabildi:Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan
Depreme iyi hazırlanmazsak, büyük felâketleri atlatamayız!
Oca 26 2020, Pazar
Cuma günü akşam neredeyse Türkiye’nin doğu yarısı büyük bir depremle sarsıldı. 6,8 büyüklüğünde gerçekleşen, profesör Ahmet Ercan’a göre, aslında en az 8 hatta 9 şiddetinde hissedilen çok büyük bir depremle.Depremin merkez üssü Elazığ’ın Sivrice yöresi ve civarıydı. Deprem gecesi Habertürk’te sevgili Hülya Hökenek’in programına açıklama yapan profesör Bingöl Hoca, depremin yaklaşık beş asır önce yaşanan büyük depremin şimdilerde beklendiğini düşündükleri tekrarı olduğunu söyledi.Başka bir bilim
Birey ve ferd: Kişi ve şahsiyet
Oca 24 2020, Cuma
Ferd ile birey aynı anlama gelen, aynı dünyalara işaret eden kavramlar mıdır?Elbette ki, hayır.FARK’IN FARKIİnançlara, felsefelere, kültürlere ve bunların dayandığı değerlere saldırılmaz. İnsan olmanın, farklı inançlarla, felsefelerle, kültürlerle ve değerlerle birlikte yaşayabilmenin olmazsa olmaz, asgarî şartıdır bu.Başkasına saldırmadığı, başkasının inancını yoksaymadığı, kendi inancını başkasına dayatmaya kalkışmadığı sürece farklı inançlar, felsefeler, kültürler, sözün özü değerler, duyarlıklar,
Kemalizm’le yüzleşmeden ve hesaplaşmadan yol alamayız! Ama şimdi değil!
Oca 20 2020, Pazartesi
Tam bir akıl tutulması yaşanıyor: “Hayatta en hakîkî mürşit ilimdir, fendir” demişti Mustafa Kemal. Ama Kemalistler, akılla, bilimle, fenle mi bakıyorlar dünyaya yoksa Kemalizm’i kutsayarak, mitleştirerek, dinselleştirerek mi?KEMALİZM, TARTIŞILABİLİR Mİ?Kemalizm, tartışılabilir mi?Türkiye’de Kemalizm’i entelektüel düzlemde tartışmak mümkün mü?Ne yazık ki, hayır!Kemalizm, bir din katına yükseltildiği için Kemalizm’i, entelektüel düzlemde, seviyeli bir dille tartışmak hiç de kolay değil.Atatürk bir
Mahşerin beş atlısı: Eğitim, gençlik, kültür, medya ve şehircilik
Oca 19 2020, Pazar
Geleceğimizi belirleyecek mahşerin beş atlısı olarak adlandırdığım beş alan var. Bu beş alanın buluştuğu ortak ama hayatî bir nokta şu: Hepsinin öznesi de insan. Hepsi de, bir toplumun ruh mâcerasını yaşadığı, yaşattığı imkânlar, alanlar, dünyalar...EĞİTİM, ÖNCÜ KUŞAKLARYETİŞTİREMEZSE,TOPLUMUN MEZARINI KAZMAKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMAZ!Eğitim, bir toplumun insan yeşerten bahçesidir.Bir toplumun insan tipini, anlam haritalarını, ruh köklerini genç kuşaklara aktarır eğitim. Bir ülkenin umudunun ve ufkunun
Bekleyen Türkiye’den Beklenen Türkiye’ye...
Oca 17 2020, Cuma
Türkiye, coğrafî haritaları çizen değil, gönül haritalarını belirleyen bir ülkedir. Dün böyleydi, yarın da böyle olmak zorunda. Birakıncı. Biralperen. İnsanları, zamanları aşan, yürek ülkesine çağıran biryürek ülkesi...Beklenen Türkiye bu!Beklenen bu.Gelecek olan bu.Gelecek bu.ÇAĞRILAN, PRANGALARI KIRACAK, ÇAĞRISINI YAPACAK...Libya’daki millî mutabakat hükümeti’nin resmen Türkiye’yi davet etmesi, son derece manidardır.Türkiye’nin “çağrılan” olması çok anlamlıdır.Emperyalist ülkelerden birinin, ne
Şiî teo-politiği, Sünnî jeo-politiğini kuşatırken...
Oca 13 2020, Pazartesi
Tarih felsefecisiArnold Toynbee,Türkiye’de hilâfetin kaldırılmasından üç yıl sonra yazdığı “1920’lerde Türkiye: Hilâfetin İlgası” (Yöneliş Yayınları, 2000) başlıklı kitabında, hilâfetin kaldırılmasının iki önemli sonucu olduğuna dikkat çeker:Birincisi, “Ehl-i Sünnet’in paramparça olması”; ikincisi de, başta Türkiye olmak üzere, yeni icat edilen ama Batılı emperyalistlerin güdümündeki ya da kontrolündeki sözümonaMüslüman ülkelerde, hızla “laikleştirme politikaları”nın uygulanması.Toynbee, bu iki
Türkiye’nin İran’la imtihanı
Oca 12 2020, Pazar
Stratejik haritalarını koruyamayan bir ülkenin güvenliği tehlikede demektir.Stratejik haritaları olmayan bir ülkenin güvenliği de yoktur, tehlikede demektir.Stratejik haritalarını, kendisi belirlemeyen, başkalarının belirlediği bir ülkenin sadece güvenliği değil, istiklali de, istikbali de başkalarının insafına terkedilmiş demektir.TÜRKİYE, MEDENİYET KOORDİNATLARIYLA HAREKET EDERSE...Türkiye, stratejik haritalarını kendisi belirleyemeyen bir ülkedir. NATO’nun, her şeyini belirlediği, kontrol ettiği,
Süleymani, kurban mıydı?
Oca 10 2020, Cuma
İran’da devrim olunca, istisnasız bütün İslâm dünyasında sevinçle, coşkuyla karşılandı. Sünnî dünyanın en önemli kalesi Türkiye’de İran devriminden belli bir süre aslâ şüphelenilmedi; hep “Müslümanların yüzakı” bir adım olarak değerlendirildi.İran’ın Saddam Irakı’yla kapıştırılmasımeselesinde de, hem Türkiye’de hem de İslâm dünyasında İran İslâm devriminin çökertilmeye çalışıldığı düşünülerek İran’dan yana tavır takınıldı genellikle.Ancak ne zamanki İran’a gidip gelmeler başladı, İran devrimi hakkında
Batılılar İran’la birlikte hareket ediyorlar, sahte İran düşmanlığı icat ederek dünyayı aptallaştırıyorlar!
Oca 06 2020, Pazartesi
Irak’ta İran’ın askerî liderlerine karşı ABD “haydut devleti” tarafından işlenen cinayetler bölgenin kaderini değiştirecek kadar önemli, ürpertici cinayetlerdir.Sünnîlerin de Şiîlerin de sakin kafayla durup düşünmeleri, nasıl büyük bir tezgâhın içine çekildikleri konusunda kafa patlatmaları gereken cinayetler bunlar, diyorum ama duvara konuştuğumu biliyorum. İranlılara güvenilmez çünkü. İran’ı her platformda sonuna kadar destekledi Türkiye amaİranlılar da bize karşı Batılılarla gizli ittifak yaptılar
İran, mazlum duruma düşürülerek önü açılıyor... Bin yıl önceki oyun tekrarlanıyor!
Oca 05 2020, Pazar
Yazının sonunda kuracağım cümleyi başında kurayım: Türkiye’nin tam da Doğu Akdeniz’deki kuşatmayı yarayacak büyük stratejik adımlar attığı sırada, Bağdat’ta ülkelerinde mitolojik kahraman olarak görülen İranlı generallerin öldürülmesi hiç de tesadüfî değil.Batılıların hedefi, İran’la Türkiye’nin kapıştırılmasıdır!Türkiye, bu oyuna gelmedi.İran, fırsat kolluyor.Bütün yapılanlar İran’ın önünü açmaya dönük uzun soluklu operasyonlardır!Bin yıl önceki oyunun zeminini hazırlamaya çalışıyorlar!Bin yıl
Akdeniz’de Libya üzerinden yarma harekâtı gerçekleştiriyor Türkiye!
Oca 03 2020, Cuma
2015 ve 2016 yıllarıydı... Neredeyse her hafta büyük bir terör olayı patlatılıyordu ülkemizin belli başlı büyük şehirlerinde... Art arda hem de!Dışarda ise, Irak ve Suriye üzerinden Türkiye çembere alınmış, YPG / PKK teröristleri besleniyor, zaman zaman onlar salınıyordu üzerimize!Tam bircehenneme dönmüştü ülke!15 Temmuz darbe ve işgal girişimiyle içerden ve dışardan yapılan saldırılar ve Türkiye’yi kuşatma girişimleri, ulaşabileceği en zirve noktaya ulaştı.Ama millet, bütün bu aşağılık girişimlere,
Önümüzü açacak öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi-5. Aşama
Ara 30 2019, Pazartesi
Üç yıldır peyderpey yayınladığım 100 Kitaplık Okuma Listesi bugün yayınlayacağım beşinci aşama ile tamamlanmış olacak.Bu yüz kitapla, genç kuşaklarımızı zihnen köleleştiren, celladına aşık eden sömürgeci eğitim ve kültür sistemini çökertmeyi hedefliyorum.Bugüne kadar ülke çapından ve Japonya’dan Amerika’ya kadar listeyi dikkatle takip eden okuyucularımdan gelen gelen yankılar, 100 Kitap Listesi’nin hedefine fazlasıyla ulaştığını gösteriyor hamdolsun.ALTERNATİF BİRÜNİVERSİTE PROGRAMIAslında bu listeylealternatif
Çağrı’sı Çağ’ını kuracak bir gençlik manifestosu
Ara 29 2019, Pazar
Çağrı’sı çağ’ını kuramayan bir çağrı’nın da, o çağrı’nın bağlı’larının da varlığından ve yaşadığından sözedilemez.Çağrı, çağ’ını kurmak, insanlığa hakikat çağlayan’ının leziz suyundan kana kana içirmek için vardır.Ey Genç!Mekke’de Müslüman zihni, idraki, şahsiyeti ve dili inşa edildi. Medine’de bu Müslüman zihni, idraki, şahsiyeti ve dili, Yer’ini, zeminini buldu, dünyasını kurdu.Mekke’de Çağrı “kuruldu”, Medine’de bu İlâhî Çağrı, Nebevî Çağ’ı kurdu. İkisinin hâsılasından, Hakikat Medeniyeti Çağlayanı
Çok yönlü muhasebe yapmamız şart!
Ara 27 2019, Cuma
Tanzimat’tan sonra karşı karşıya kaldığımız en büyük tehdit kapımıza dayandı: Aile çöküyor...Boşanma oranları tavan yaptı.Erkek arkadaşı olmayan kız kalmadı gibi sanki!Tam tersi de doğru!Daha daha vahimi, bunu hatırlattığımız zaman aforozu yiyoruz; taşlamayan, saldırmayan, hakaret etmeyen kalmıyor neredeyse...Ne kadar kabalaştı, vurdumduymazlaştı ve duyarsızlaştı bu toplum böyle!HEDONİZM VESORUMSUZLUK ÜRPERTİCİ!Toplumu düşünen yok. Ülkeyi düşünen yok!Hedonizm, benmerkezcilik, vurdumduymazlık tavan
İslâm siyaset tasavvuru
Ara 23 2019, Pazartesi
İslâm düşüncesinde siyaset alanı, güç kullanma, hükümranlık kurma, tahakküm etme alanı ve aracı değildir.Siyaset, kurucu bir kaynak değil,dârü’l-İslâm’da hâkim olan hakikat ilkelerinin hayatiyetini sürdürmesini sağlayankoruyucu bir barınaktır sadece.Siyaset-hakikat ilişkisini yazmayı sürdürüyorum. Bugün İslâm siyaset tasavvurunu, temel ilkelerini ve güzergâhlarını yazdığım altı yıl önceki bir yazımı gözden geçirerek sizlerle paylaşmak istiyorum.MELEKÛT ÂLEMİ, MÜLK ÂLEMİ VE SİYASETMüslüman hayatının
Ruhunu yitirdiğini bildin mi?
Ara 22 2019, Pazar
İslâm medeniyeti, politika üzerine inşa edilmedi; hayat üzerine inşa edildi; hakikatin yoğurduğu, mayasını kardığı ruh üflediği hayat üzerine.Bu gerçeği gören, hatta iliklerine kadar hisseden ender düşünürlerden biri Nietzsche’ydi. Hıristiyanlığın da, modernitenin de hayatı inkâr ettiğini düşünüyor, “İslâm, hayat’a evet diyor” diyordu özenle.Hayat’ın inşası, idamesi ve nefes üflemesi, hakikat’le irtibatının kopmamasına, aksine, muhkem bir şekilde tesis edilmesine bağlı.Hakikatin olmadığı yerde,
Politika, insanı ruhsuzlaştırır; çıkış yolu, politikanın ötesinde gizli...
Ara 20 2019, Cuma
Politika, iktidar kurma aracı ve biçimi, imkânı ve mekanizması.Hayatın politikaya indirgendiğiyerde insan, yavaş yavaşinsanî hasletleri yitirmeye başlar. Makinalaşmaya başlar. Ruhsuzlaşır.O yüzdenİslâm düşünce geleneğinde, siyaset, ahlâk’ın bir alt dalıolarak görülmüştür.Politik düşüncenin zayıf olduğubile söylenebilir İslâm düşünce geleneğinde.Bu bir zaaf olarak görülebilir belki ama gerçekteinsanın fıtratının korunması, insanın gücü kendinde vehmederek azmanlaşmasının kontrol altına alınmasıaçısından
Uluslararası Fethi Gemuhluoğlu Dostluk Film Festivali
Ara 16 2019, Pazartesi
“Fethi Gemuhluoğlu kim” mi? Herkesin ve her kesimin “”Fethi Abi”si!Hem kendi kalabilmek hem de herkese ve her kesime seslenebilmek her babayiğidin harcı değil şu çorak ülkede, öyle değil mi?Ama Fethi Gemuhluoğlu, olmaz denileni başarmış -deyim yerindeyse- bir olgunluk âbidesidir;hem derviş hem de sessiz devrimci biri; bu ülkenin dip dalgasını, genetik kültürel haritalarını harekete geçirerek geleceği, geleceğin öncü nesillerini yetiştiren bir öncü.Yılmaz bir hakikat savaşçısı: Bulunduğu yere şeklini
Sistemi dönüştürmek için yola çıkıp sistem tarafından dönüştürülmek!
Ara 15 2019, Pazar
Felâket tellallığı yapmıyorum. Yanlışlıklarımızı, büyük hatalarımızı görüp önlem alamazsak, yok oluruz ve bununvebalini ödeyemez, bize umut bağlayan mazlumlara da hesabını veremeyiz.O yüzden içerden, güçlü, köklü,uzun soluklu, zihin, ufuk ve ön açıcı eleştiriler yapmak zorundayız.5 MİLLÎ GÖRÜŞ PARTİSİ, AZ OLMADI MI?Sarkastik, rahatsız edici bir ara soru bu ama gerçek bu; acı gerçek!Bir hareketten beş partinin çıkması neye işaret eder?Elbette ki,çarpıklığa,bir şeylerin yanlış gittiğine...Bu beş parti,
Çürümeyi göremez ve önleyemezsek...
Ara 13 2019, Cuma
İkinci büyük medeniyet buhranını her alanda iliklerimize kadar yaşadığımız iki asırlık yok oluş ve toparlanma sürecini üç kavramla açıklayabiliriz: Bu toplum,Tanzimat’la yönünü, Cumhuriyet’le yörüngesini yitirdi, Özallı yollardan itibaren de ruhunu yitirmeye başladı.Çok yönlü bir yok oluş ve bu yok oluşa direnme süreci bu.Bu yazıda yok oluş sürecine odaklanacağım, sonraki yazılarda çıkış yolları üzerinde kafa patlatacağım.TOPLUMUN RUHUNUYİTİRME SÜRECİ...Cumhuriyet süreci, bu toplumun İslâmî birikimini
Umut ışığı Anadolu’da...
Ara 09 2019, Pazartesi
Ekim Kasım aylarında Anadolu’nun nabzını tutmaya çıktım...Her yerde bir karamsarlık var.Ama öte yandan da kolay teslim olmama, ipi omuzlama, yükü, tarihî yükümlülüğün yükünü yüklenme aziz mesuliyeti...Her şeyin politikaya endekslenmesi, toplumda büyük birahlâkî çözülme ve çürümeninyaşanmasına yol açıyor...Politika, çıkarperestliği, konformizmi ve fırsatperestliği kutsar. O yüzden kutsalı hayattan kovar ve sahte, din-dışı seküler kutsallar icat eder ve pagan bir dünyanın eşiğine fırlatır insanı.Tam
Aile, son kale; ailenin kalesi Türkiye
Ara 08 2019, Pazar
Aileyi savunuyorum.Ailenin olmadığı, yok olduğu bir dünyanın varolamayacağını, yok olacağını, yok olmaya mahkûm olacağını görüyorum.Ailenin insanın insanlığının, insan kalmasının yegâne kökü, temeli, son kalesi olduğunu düşünüyorum.Daha önce yayımlanan bu yazımı gözden geçirerek bazı değişiklerle yeniden yayımlıyorum.AİLE, HER ŞEYİN TEMELİAile ne, peki?Aile, kök demekbenim için.Her şeyin kökü olarak görüyorum aileyi.Her şeyin temeli.İnsanın insanı ve hayatı tanımasının, zaaflarını öğrenmesinin ve
Dilsiz’in dili: Ruhun sesi
Ara 06 2019, Cuma
Yazının başlığı, filmin ikinci yarısında geldi -filmi, yönetmeniMurat Paykardeşimle Üsküdar Emaar’da izlerken...Öncelikle, sosyal medyadan yaptığım çağrıya karşılık vererek sinema salonunu dolduran Kadıköy İHL’nin Türk dili, edebiyatı öğretmen ve öğrencilerine, yanı sıra diğer izleyicilere baştan teşekkür etmek isterim.HÂL ESTETİĞİ: RUHUNHİKÂYESİAyrıksı bir film,Dilsiz. Adı üstünde, dilsiz! Ama konuşma nedir,hakikat film diliyle nasıl dile gelir,dillendirilir, cümle âleme “öğreten” ender filmlerinden
“Kader’’in dönüştürücü dinamizmi
Ara 02 2019, Pazartesi
Bilinen çok kötü bir yanlış fatalizm yanlışı. Bizde fatalizm / “kadercilik” yoktur.Kader’le fatalizm aynı şeyler değildir. Fatalizm, teslim bayrağı çekmektir. Kader ise, teslim olmamak,şartları her daim yeniden gözden geçirecek bir teyakkuza sahip olmaktır.Fatalizm, öldürücüdür. Kader, diriltici.Fatalizm, insanın iradesi yok sayar.Kader, insanda bir kudret iradesi olduğuna inanır.Bu ülkede deizmin hızla yaygınlık kazanmasının en önemli sebeplerinden biri, yanlış ve çarpı kader inancıdır.KÜRESELLEŞME
İnsanlığı bitiriyorlar ama bizi bitiremeyecekler!
Kas 08 2019, Cuma
Müslümanlar, tarihlerinde ilk defa birfetret dönemiyaşıyorlar: Fetret dönemi,Müslüman zihnin, zaman ve mekân tasavvurunun kriz yaşaması,gök kubbenin çökmesi, demektir.Tarihte yaşadığımız ikinci medeniyet krizi bu:Hem İslâm’la hem İslâm’ın dışındaki dünyalarla ilişkimizin kopması.BİZİM BİR DÜNYAMIZ YOK ARTIK!Müslümanlar, tarihten çekildiler. Tarihi, Müslümanlar yapmıyor artık. Müslümanlar, yoklar aslında; sadece başkalarının yaptığı tarihte sürükleniyorlar... O yüzden çağın dışındalar.İnsan tasavvurumuz,
Rüya gibi bir başlangıçtı, tarihin aktığını hissettim önümüzde/n...
Kas 04 2019, Pazartesi
Tarihin yapıldığı anlar vardır. İlk gençlik yıllarımda zihnimi meşgul eden en sarsıcı sorulardan biri, “tarihi yapan şey nedir? İnsanteki tarihi nasıl yapar? Ve tarihin yapılışına nasıl şahitlik eder?” sorusuydu.RÜYA GİBİ BİR GÜNDÜ!Kimler yapar’dı tarihi? Kimler yatar’dı anlayamaz’dı, kaçırır’dı tarihi?Adım adım, sayha sayha tarihin önünüzde canlı bir varlık gibi aktığını hissettiniz mi hiç?Ben hissettim... Hem de bir kaç defa...Ama bu kadarını, bu denli arı-duru akıp gidenini, müştereken gerçekleştirdiğimiz
Bir asırlık “maskeli balo”dan, Cumhuriyet’i “sopa” olarak kullanma sapmasına...
Kas 03 2019, Pazar
Şerif Mardin, neredeyse yarım asır önce, “iki Türkiye”den sözetmişti. Birinci Türkiye, belli başlı kentlerde, Ankara, İzmir gibi “Cumhuriyet kentleri”nde yaşayan “kentli / laik Türkiye. İkinci Türkiye, kırda yaşayan “dindar / muhafazakâr / köylü Türkiye”.Şerif Mardin, bir sosyal teorisyen olarak, bu iki Türkiye’nin zihin kodlarını, anlam haritalarını ayrıntılı olarak deşifre etmiş ve iki Türkiye’nin toplumun sinir uçlarını temsil ettiğini söylemişti.İCAT EDİLMİŞ BİR MÜHENDİSLİK PROJESİ: LAİKLİK
Küçük bir kıvılcım: Medeniyet Tasavvuru Okulu
Kas 01 2019, Cuma
Yarın Üsküdar’da Sabahattin Zaim Üniversitesi Altunizade Kampüsü’nde eğitim alanında küçük bir kıvılcım çakacak bir tohum ekiyor olacağız Allah’ın izni ve keremiyle.Medeniyet tasavvuru çerçevesinde temel akademik alanlarda eğitim verecek, mevcut üniversite fikrinin nasıl tefessüh ettiğini de gösterecek, usta-çırak ilişkisine dayalımedresenin ve tekkenin ruhunu birleştirerek talebeye sadece bilgi değil ruh da verecek, bilme şevki (ilim), bulma coşkusu (irfan) ve olma aşkı (hikmet) kazandıracak Medeniyet
Anadolu ruhunu, keşfedilmemiş kıta’yı keşif yolculuğu...
Eki 28 2019, Pazartesi
Anadolu’nun mayasını karan, ruhunu oluşturan bir kıta var: Keşfedilmemiş kıta bu:Anadolu ruhunu inşa eden, ete kemiğe büründürenama şu an en zor dönemini yaşayanmedrese ve tekke’nin yeşerttiği ruh’tan sözediyorum.Bu ruhun adım adım, kare kare, sayha sayha dirilişine tanık oluyorum bir kaç yıldır. Son iki hafta içinde Sivas, Kayseri ve Konya’da bu ruhun izlerini sürdüm. Anadolu ruhunun izlerini bu üç şehirde yakalamam hiç de şaşırtıcı değil aslında.Anadolu ruhu, Selçuklu’nun eseri zira. Sivas, Kayseri
Terra incognita: Medrese ve Anadolu’nun ruhu
Eki 27 2019, Pazar
Ontolojik bir yok oluş felâketi bizimkisi: Başına ne geldiğini bilmeyenler ülkesi. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük yok oluş felâketi, başına ne geldiğini bilememesi.Bu ülke ilkin ontolojik savrulma yaşadı iki asrı önce, sonra da epistemolojik kopuş’a dönüştü bu.Epistemolojik kopuş, epistemik kölelikle sonuçlandı: Batılı emperyalistler tarafından fiilen sömürgeleştirilemeyen bu ülke yerli (!) emperyalist uydular tarafından zihnen sömürgeleştirildi.Celladına âşık edildi.Yaşadığımız süreç,
Rus ruhu’nun dirilişi (mi?)
Eki 25 2019, Cuma
Soçi’de Erdoğan’la Putin arasında imzalanan Türkiye-Rusya Mutabakat Muhtırası, hem iki ülke ilişkilerinin seyrüseferinde hem de bölgenin geleceğinde etkili olacak tarihî bir anlaşma oldu.SOÇİ MUHTIRASI: AB, ABD VEARAP LİGİ’NE TARİHÎ BİR UYARIAnlaşmada öne çıkarılması gereken üç önemli nokta var:1-Türkiye’nin güvenliğinin teminat altına alınması;2-Suriye’nin toprak bütünlüğünün öneminin bir kez daha vurgulanması;3-Bölgede çıbanbaşı işlevi görecek, esas itibariyle İsrail’in çıkarlarına ve bölgede
Zihniyet devrimi ve maarif devrimi olmadan aslâ!
Eki 21 2019, Pazartesi
Eğitimde, kültürde, medyada, gençlikte ve şehircilikte medeniyet dinamiklerimiz doğrultusunda devrim niteliğinde adımlar atmazsak geleceğimizi teminat altına alamayız.Zihniyet devrimi'nden söz ediyorum aslında. Zihniyet devrimleri, maddî atılımlardan ziyade ruh atılımlarıdır.Önümüzdeki süreçte yoğunlaşmamız gereken asıl mesele bu olmalı. Konuyla ilgili bu sütunda daha önce yayımladğım bir yazımı önemine binaen yeniden sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim.KRİZ ZAMANLARINDA DA, İNŞA ZAMANLARINDA DA
Nuri Pakdil: Hakikat savaşçısı bir usta
Eki 20 2019, Pazar
Yaprak dökümü devam ediyor...Güzel insanlar, art arda gidiyor...Cumhuriyet dönemi İslâmcı fikir ve sanat dünyasının öncü isimlerinden usta yazar ve düşünür Nuri Pakdil Ağabey vefat etti. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet-i âlâ olsun inşallah.HAKİKATSAVAŞÇISI BİR USTANuri Pakdil devrimci biri mi?Bu ifade pek sevimli değil Müslüman bir düşünürü, öncü yazarı tarif ve tasvir ederken.Kendisi çok severdi “devrimci” ifadesini. Ama kanaatimce Nuri Pakdil’in devrimciliği meselesi biraz abartılan bir şeydir.
Türkiye, emperyalistlerin oyunlarını bozuyor! O yüzden çıldırıyorlar!
Eki 18 2019, Cuma
Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı’yla birliktegerçek anlamda bağımsızlığına kavuşmasürecine girdi. O yüzdenFırat Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesinde milatolarak, kilometre taşı olarak tarihe geçti.FIRATKALKANI’NDAN BARIŞ PINARI’NA...Aslında Fırat Kalkanı Harekâtı, daha önce planlanmıştı ama hayata geçirilememişti FETÖ’nün devletin kilit kurumlarını ele geçirmesinden ve kilitlenmesinden ötürü.Suriye’ye yaptığımız bazı operasyonlar, tam da bu nedenle, istediğimiz şekilde
Türklerle Kürtlerin tarihle imtihanı, tarihî sınavı
Eki 14 2019, Pazartesi
Türklerle Kürtler, Müslümanlık’ta buluştular, kardeş oldular. Ve tarihi birlikte yazdılar.Birlikte, omuz omuza, İslâm’ın bayraktarlığını yapma, hakikat sancağını yere düşürmeme yolculuğuna çıktılar ve tarihin akışını değiştirdiler.Sadece İslâm tarihinin değil, dünya tarihinin kaderi de buna göre şekillendi.Tarihte pek az kavmin kaderi bu kadar kesişmiştir!Ve pek az kavim,bütün düşmanları çatlatacak bu kadar muazzam ve muazzez kardeşlik örneklerisergileyebilmiştir!İslâm’ın nimetini ve kıymetini bilelim.MALAZGİRT
Bakın, Haçlıların çocukları ve uşakları Türkiye’ye karşı nasıl da birleşti!
Eki 13 2019, Pazar
Türkiye, Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı ve bir ânda bütün Batı dünyası ve medyası PKK’yı, YPG’yi kutsamaya, Türkiye’ye ateş kusmaya başladı!Şaşırdık mı?Elbette ki, hayır!Ama Türkiye’nin yakın tarihinde belki de Abdülhamid’in ardından ilk defa bu kadar aşağılandığını, Türkiye’ye karşı ürpertici (evet, ürpertici!) bir karalama kampanyası başlatıldığını gördük ve not ettik bunu!YÜZYILLIK PROJE: “İSLÂM’DANUZAKLAŞTIR VE BİRBİRİNE KIRDIR!”Bütün Haçlıların çocukları ve kendilerine göbekten bağlı uşakları
Barış Pınarı Türkiye
Eki 11 2019, Cuma
Türkiye, Fırat’ın doğusuna, beklenen askerî harekâtı başlattı nihayet.ABD, AB, Arap Birliği, Suudlar, Mısır ve İsrail Türkiye karşıtı safta yerlerini aldılar hemen!İKİNCİ İSRAİL’İN KURULMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ DİYE ÇILDIRIYORLAR!Dünyanın haydutları ve onların kuklaları karşı çıksa da Türkiye bu harekâtı yapmak zorundaydı.Bölgenin sadece siyasî haritalarını değil daha önemlisi de kültürel ve manevî haritalarını yerle bir edecek, İsrail’in ve Batılıların kuklası, bölgenin geleceği açısındançıbanbaşıişlevi
Sanal gerçek, gerçek gerçekten daha gerçek: Postmodernizmin çölüne hoş geldiniz!
Eki 07 2019, Pazartesi
Bir şey oluyor, bir çağ değişimi bu:Modernliğin yerini, Tanrı fikrini, hakikati, doğayı yok sayan, dahası açıkça veya örtük şekillerde yok edenpostmodernliğin anlamsız, ışıltılı, içi boş, ruhsuz dünyası aldı. Gösteri, imaj ve algı imparatorluğu.Zaman fikrini yok eden, geçmiş zaman ve gelecek zaman duygusunu iptal ederek, zamanı buraya ve şimdiye kilitleyen, tek bir zamana genişletilmiş bir zamana hapseden postmodern durum, bütün dünyada ilk kez eş zamanlı olarak kök salmaya başladı.FİZİK-UZAY’DA
İslâm’sız İslâm: Çağdaş hurafeler çöplüğü
Eki 06 2019, Pazar
Bir insanı ayakta tutan şeyomurgasıdır, omurgalı olması.Bir toplumu ayakta tutan şeyse,sâbiteleridir,sâbitelerinin yerinde durması.Bir dinin, düşünce sisteminin ya da medeniyetin ayakta durmasını, insanların önünü açmasını sağlayan şeyse,hakikatleridir,hakikat fikrinin köksalması.Hakikat fikrinin tartışıldığı bir yerde toplum sâbitelerini, insan da omurgasını yitirir. Hakikatlerini yitiren bir medeniyeti de, sâbitelerini yitiren bir toplumu da, omurgasını yitiren bir insanı da bekleyen tehlike,
Sekülarizmin ontolojik şiddeti ve pagan barbarlık biçimleri
Eki 04 2019, Cuma
Sekülarizm, modern paganizm biçimidirModern paganizmin kökleri Greklere kadar gider...Grek felsefesi, pagan felsefe olarak anlatılır ve aktarılır bütün Batı toplumlarında.İyi de, neden bizde böyle anlatılmaz okullarda, televizyonlarda, kültürel ve entelektüel ortamlarda?MEDENİYETLER, PAGANİZM VE BİLİMLERİGreklerle birlikte paganizm gerçek mahiyetine kavuştu.Greklerden önce veyaGrekler dışındaki medeniyetlerde paganizm, masumane bir paganizmdi: Tabiat güçlerine tapılıyordu: İnsanüstü, tabiatüstü
Depremi yaşamadan büyük depremi yaşamak!
Eyl 30 2019, Pazartesi
1999 Marmara Depremi’yle geçen hafta 5.8 şiddetinde yaşadığımız deprem arasında çok önemli bir farklılık var. Marmara Depremi’nde toplumun bütün kesimleri etle tırnak gibi oldu, birleşti, acıyı paylaşmasını bildi.Devletin “çuvalladığı” o depremde, Kars’tan Edirne’ye kadar bütün Türkiye, depremi bütün trajedisiyle yaşayan insanlarımızın acısını paylaştı.DEPREM’DE BİLE BÖLÜNMEK:FELÂKET BU!Devletin ulaşamadığı deprem yerine, millet, bütün Türkiye ânında ulaştı: Depremden etkilenen insanımıza kol kanat
Sancaktepe Kitap Fuarı’ndan izlenimler ve kitaplar...
Eyl 29 2019, Pazar
Sancaktepe Belediyesi, bu yıl 8. kitap fuarını düzenledi. Bendeniz ilk defa katıldım fuara. Fuardan bir konferans verdim pürdikkat dinlenen ve güzel sorularla zenginleşen, derinleşen.Konferans için ayrılan büyükçe çadıra girdiğimde salon dolmuştu.Beni bu kadar sevindiren çok nadir fuarlara katıldım. Salonun yarısı ellerinde defter, kalemlerle öğrenci arkadaşlar tarafından işgal edilmişti.Biz hocalar, talebe gibi talebe arayan hocalar bu tür manzaraları görünce kendimizden geçer, şükrederiz Rabbimize.Konferansta
Deprem’e hazırlıklı mıyız?
Eyl 27 2019, Cuma
İstanbul’da hafta boyunca art arda depremler oldu. Üç gün önce 4.6 büyüklüğünde bir deprem kaydedildi.O depremi hissettim ben de. Küçük bir deprem olduğu belliydi.Ama o depremin enerji biriktirdiği ve daha büyük bir depremi tetikleyeceği tahmininde bulundu uzmanlar. Olan oldu, yine Silivri merkez üssü olan 5.8 şiddetinde yaklaşık 10 saniye süren bir deprem meydana geldi dün 13.59’da İstanbul’da.ASIL DEPREM, GSM ŞİRKETLERİNİN ÇÖKMESİ OLDU!Uzmanlar, bu depremden sonradaha büyük bir deprem olabileceğiuyarısında
Husûmetler değil Uhuvvetler yeşertildiği zaman...
Eyl 23 2019, Pazartesi
Çağımız husûmetlere borçlu varlığını ve ömrünü uzatabiliyor olmasını...Husûmetlere yani düşmanlık tohumları ekmeye, kötücülleşmeye, kötülükten nemalanmaya...Hep ötekiler, canavarlar, kötüler icat ederek kendini aklayan bir karanlık çağ bizimkisi...Kötücüllük, ruhuna, karakterine işlemiş...Kötü üzerinden, kötüler icat ederek, en masum insanları kötü diye lanse ederek kendini temize çıkarmak, kendini aklamak, kötücüllüğün gideceği kaçınılmaz çıkmaz sokak...Oysa biz yaşanabilir bir dünyayı husûmetler,
İlkelerinizi terkederseniz ülkülerinizi, ülkülerinizi terkederseniz ülkenizi terketmeniz mukadderdir!
Ağu 30 2019, Cuma
Türkiye, köklü, kapsamlı ve çok yönlü bir savrulma, bir çözülme, bir çürüme yaşıyor... Toplumun bütün kesimlerinde gözlenen tedirgin edici, hatta ürpertici bir durum, bir felâket bu.Bir toplumun adım adım yokoluşunun haberini veriyor sanki yaşadığımız bu vahim durum!Yaşanan sorunu, İslâm’a, topluma ve bu ülkeye aidiyet biçimlerinin
.
İnsan’ın acı’sız ölümü: Estetize yok-oluşlar çağında “ölü-sevici”lere dönüşmesi...
Ağu 26 2019, Pazartesi
Bazen yaşananları, hele de bütün değerlerin çözüldüğü, anlam haritalarının yırtıldığı katastrofik zaman dilimlerinde ne tür felâketlerle karşı karşıya olduğumuzu bize filozoflar değil, bilge insanlar, büyük sanatçılar daha iyi resmederler.Aldous Huxleybu tür bilge insanlardan biridir.Cesur Yeni Dünyabaşlıklı romanıyla, gelecekte olabilecekleri filozoflardan daha iyi, daha sarsıcısı bir dille tarif etmişti.“İnsanlara öyle zulmedilecek ki”, demişti Huxley, “insanlar, kendilerine yapılan bu zulümden
Türkiye’nin cinayetlerle imtihanı
Ağu 25 2019, Pazar
Kâbus gibi bir gündü. Emine Bulut, 10 yaşındaki kızının “anne lütfen ölme!” çığlıkları arasında kocası tarafından hunharca ve defalarca bıçaklanarak katledildi.Medyada yayınlanan görüntüyü izleyemedim sonuna kadar!Benim yüreğim dayanmaz böyle bir vahşete.Böylesine ürpertici bir cinayetin hiç bir gerekçesi olamaz.İnsanın hayat hakkını -Allah’tan başka- kimse elinden alamaz!Caninin en ağır şekilde cezalandırılması şart!BİR ÜLKEYİ ALGI OPERASYONLARIYLA DİZE GETİRMENİZ, SAVAŞARAK DİZEGETİRMENİZDEN DAHA
Hayat boşluktan nefret eder! Eğer öncü bir kuşak yetiştiremezsek “boşluk” mezarımıza döner!
Ağu 23 2019, Cuma
Değerleri, o değerleri yaşatan “kültür”leri sağlam olan toplumlar kolay kolay yıkılmaz.Tersi de doğru: Değerleri, o değerleri vareden kültürleri çürüyen, çözülen toplumlar da kolay kolay ayakta duramaz: Esen sert rüzgârların önünde sürüklenir durur ve toz olur...NORMAL DEĞİL!Dışarıdan gelen herhangi bir marjinal akım, burada anında kitleselleşebiliyor. Müzikte de böyle bu, felsefede veya sanatta da.Sanatı, felsefeyi, müziği filan geçtim,hayatın her alanındakien “fringe”, en “kopuk”, en “kaçık” akımlar,
Himalaya eteklerinden süzülen kan: Keşmir
Ağu 19 2019, Pazartesi
Pakistan’ı vurmaya, parçalamaya, kaosa sürüklemeye çalışıyorlar emperyalistler şimdi de!Atom bombası yaptığı için, Pakistan’ı cezalandırdı şer güçler ve devlet başkanı Ziyaülhak’ın uçağını toz bulutuna çevirdiler!Sonra Taliban meselesi nedeniyle burunlarından getirdiler Pakistan’ın!Geldiğimiz noktadagücü hadım edilmiş, iç dinamikleri zayıflatılmış, siyasî vizyonu karartılmış, geleceği karanlık bir Pakistan var karşımızda!İngilizler, ahh İngilizler!Keşmir meselesini bir kez daha hortlattılar!Hindistan’la
Sen, Sen olamazsın, kendine sahip olmadıkça...
Ağu 18 2019, Pazar
İnsan kendinde olduğu zaman insan olur: İnsanın kendinde olması, kendi olmasıyla gerçekleşir. Kendi olmak en zor iştir, en zorlu iş.İnsanın kendi olması, kendini bilmesiyle, kendine gelmesiyle ve kendinden geçmesiyle kâimdir: Kendini bildikçe, kendine gelir; kendine geldikçe, kendinden geçer insan.Kendinden geçmedikçe kendine gelemez insan...SAHİP OLMA’YI BIRAK,OLMA’YA BAK...İnsanın kendini bilmesi, kendi olması ve kendinden geçmesi, kendini “sahip” olarak görmesiyle değil, kendi Sahibini görebilmesiyle
Sanal tek dünya devletine doğru...
Ağu 16 2019, Cuma
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz...Sadece ulus-devletlerin değil. Toplumun, ailenin ve nihayet insanın tür olarak tükenişini...Bir kıyamet senaryosu değil yaşadıklarımız. Kıyametin ayak sesleri...DÜN, MODERN İNSAN, TANRIYA MEYDAN OKUMUŞTU, BUGÜN MAKİNA İNSANA MEYDAN OKUYOR...Küreselleşmeyle birlikte sınırlar ortadan kalktı: Ekonomik sınırlar yok oldu; entelektüel ve kültürel sınırlar çoktan aşılmaya başlanmıştı. Kaldı ki, zihnin sınırları olmaz’dı; daha doğrusu, zihin, sınırları aşabildiği ölçüde
Mehmet Yavuz: Ölümüyle de “yaşayan” ve “yaşatan” güzel bir Müslüman
Ağu 12 2019, Pazartesi
Bazı insanlar ölümleriyle, vefatlarıyla dirilirler ve bizi de silkeler kendimize getirirler.İnanmış insanlardır bunlar.Hayatlarını hakikate adamış güzel insanlar.Hakikatin hayat bulmasına, hayat olmasına ve herkese, bütün insanlığa ve varlığa hayat sunmasına hayatlarını vakfetmiş öncü insanlar.Öldükten sonra yaşayanlar ve bizi de yaşatan hakikatten süt emen hakikatli insanlar, hakikatin hakikatli çocukları...İşteMehmet Yavuzböyle bir insandı.Güzel bir Müslümandı.Dava adamı kimdir, denildiğinde “işte
Kevser ve ebter: Nahr günleri ve “intihar” günleri
Ağu 11 2019, Pazar
Kurban Bayramı’na bu yıl da buruk giriyoruz…İslâm dünyası, perperişan durumda: Neredeyse işgal edilmeyen, karışmayan, karıştırılmayan yer kalmadı coğrafyamızda.Buruk giriyoruz Bayram’a...AmaPeygamber Efendimiz’in (sav), bayram günlerinin sevinç ve neşe günleri olduğunu hatırlatarak,Bayramı bayram gibi yaşamamızı emreden buyruklarına uyarak Bayramı yaşayacağız; acılarımızı unutmayacağız ama ders çıkaracağız... Sevinci, kardeşliği, paylaşmayı, bütünleşmeyi büyüteceğiz...Bayram’da kardeşliğimizi dünyanın
Bu ülke fiilen işgal edil-e-medi ama zihnen işgal edildi!
Ağu 09 2019, Cuma
“Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak”tan sözediyorlardı; hatta sanki dalga geçercesine “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak”tan dem vuranlar bile çıktı!Zıpçıktı, türediler!Türedi, diyorum; kendini, ruhköklerini inkâr edenler, bırakınız muasır medeniyet seviyesinin üstüne filan çıkmayı; intihar ederler sadece, intiharın eşiğine sürüklenirler.KÜLTÜREL İNKÂR’IN KÜLTÜREL İNTİHAR’LA SONUÇLANMASI KAÇINILMAZ!Köksüz ağaç meyve vermez. Ne güzel sözdür bu öyle! Ne kadar derin ve hikmetli!Bir ülke köklerini
S-400’lerin anlamı: Türkiye’nin istiklal ve istikbal sınavı
Tem 14 2019, Pazar
“Geldi mi, gelecek mi; yok gelmeyecek, gelirse ben de neyim”, vesaire gibi tartışmaların ayyuka çıktığı bir zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “S-400’ler alınacak demiyorum, alınmıştır, diyorum” şeklindeki kesin ve kararlı açıklamasından sonra S-400’ler gelmeye başladı...Hayırlı olsun. Allah, gücümüze güç katsın, ülkemizi korusun!TÜRKİYE’NİN İSTİKLÂLVE İSTİKBAL MÜCADELESİ...Türkiye’nin istiklâl ve istikbal mücadelesinde önemli bir adım olarak değerlendirilebilir bu.Eğer bu tür silahları biz yapıyor
15 Temmuz rüzgârını, kalıcı bir ruha dönüştüremezsek...
Tem 12 2019, Cuma
Her şeyin allak bullak olduğu, kültür’ün, medyanın ve gençliğin hızla çözüldüğü bir ânda, Allah (cc) imdadımıza yetişti tam zamanında. Üstelik de, ölüp ölüp dirildiğimiz Türkiye’nin en uzun gecesinde,ürpertici bir şer’den diriltici bir hayır halketti.Önce bir kasırga esti o karanlık 15 Temmuz gecesinde... Her şeyi silip süpürebilecek bir tsunami.Sonra Rahman ve Rahîm olan Allah (cc) yardımını esirgemedi.Kasırgayı dindirdi, rüzgâra dönüştürüverdi;diriltici bir rüzgâra hem de...Millet, kendini keşfetti;
Tarihi, ekmek için değil hakikat için nefes alıp veren asil toplumlar yapar!
Tem 08 2019, Pazartesi
Belki deTanzimat’tan bu yana karşı karşıya kaldığımız en büyük tehditkapımıza dayandı:Aile çöküyor...Putin, eşcinsellerin Moskova’da gövde gösterisi yapmalarını hukûkî yollarla 100 yıl yasaklarken, Peygamberimiz’in bize emaneti İstanbul, aileyi dinamitleyen, varoluşsal değerlerimizi ayaklar altına alan böylesi bir gövde gösterisine izin verdi.Yetmedi; CHP’li belediyeler, bu yürüyüşe açıkça deste vermekten çekinmedi!İnanılır gibi değil!Boşanma oranları tavan yaptı bu ülkede son on yılda.Erkek arkadaşı
Liberalizm, parayla konuşturur, libidoyla susturur!
Tem 07 2019, Pazar
Televizyonlarda, şurda, burda, falan niçin kaybetti, filan parti nasıl kazandı, diye saçmalamaya devam ediyorlar -hâlâ!Bu ülkede tam bir entelektüel felçleşme yaşanıyor!Başına ne geldiğini bilmeyen sığ bir entelijansiyası olan tek ülke Türkiye!Konuşmamız gereken, siyaseten neyi, nasıl kaybettiğimiz değil, her şeyi siyasete kilitlemenin, sahiciliğimizi, dolayısıyla, İslâmî duyarlıklarımızı nasıl ürpertici şekillerde buharlaştırdığı yakıcı meselesidir.Bu toplumu sekülerizmin kölesi hâline getiren,
Bin yılı yeniden inşa edecek iki sarsılmaz sütun: Ehl-i Sünnet omurga ve irfânî derinlik
Tem 05 2019, Cuma
Tarihî günlerden, tarihin akışını şekillendirecek hâdiselerin yaşandığı büyük kriz dönemlerinden geçiyoruz...Büyük kriz dönemleri, aynı anda hem kırılma anlarıdır hem de yeniden kurulma zamanları.Eğer yaşanan krizi bütün boyutlarıyla kavrayarak derinlemesine tahlil edebilirseniz, krizle gelen kırılma deneyimi, yıkımla değil yeniden kurulma yolculuğuna soyunmakla sonuçlanır.Müslümanlar, tarihlerinin en zorlu buhranlarından birinin tam ortasından geçiyorlar. Tarihte yaşadıkları ikinci büyük medeniyet
Taban’sız, kök’süz bir yolculuk, yıkım’la sonuçlanır...
Tem 01 2019, Pazartesi
Taban’dan,en temel’den, kök’ten başlamayan bir yolculuk köksalmaz, meyve vermez.Taban’dan başlamayan,kök’ten fışkırmayan bir yolculuk, uzun sürmez.Taban’dan başlamayan,esinini ve besini gök’ten almayan, yer’de köksalamayan, dolayısıyla sahiciliği yakalayamayan bir yolculuk talan’la, tahribat’la ve yıkım’la sonuçlanır.Burada“taban” sözcüğünü hem felsefî hem de sosyolojikanlamda kullanıyorum.Bu yazıda, yalnızca “taban”ın felsefî anlamının anlamına dâir kısa ama zihin açıcı bir yolculuğa çıkarmak niyetindeyim
Türkiye’nin Müslüman omurgası çökerse, Türkiye çöker!
Haz 30 2019, Pazar
Cuma günkü yazıyı şöyle bitirmiştim:Üzerinde kafa yormamız gereken soru, siyaseten neden kaybettik sorusu değildir; siyaseten kazanmakla manevî olarak kaybetmekte olduğumuz hakikatini niçin göremediğimiz yakıcı gerçeğidir.Ak Parti, merkez partisiolarak kuruldu. Sisteme ya da statükoya muhalif bir parti olarak siyasi hayatımıza girdi amaoligarşik yapıya büyük darbe vurmasına rağmen sistem tarafından dönüştürüldü.O yüzdenAk Parti, Ak Parti’yi Ak Parti yapan kök-taban’ını kendine yabancılaştırdı,hatta
Manevî (entelektüel, kültürel, ahlâkî) temellerden yoksun maddî atılımlar hüsranla sonuçlanır!
Haz 28 2019, Cuma
1999 Marmara Depremi, ülkemizin yaşadığı en büyük, en yıkıcı depremlerden biriydi.Batı medyası da yoğun ilgi göstermişti depreme. Fakat verdiğimiz kayba değil, gösterdiğimiz, Batı toplumlarında olmayan ruha dikkat çekmişti daha çok.MeselaThe New York Timesmanşete taşıdığı haberinde,“Bu nasıl bir şey ki, devletin bile ulaşamadığı deprem bölgesine, ülkenin en doğusundaki insanlar hızır gibi ulaşabiliyor ve depremin yaralarını hep birlikte sarabiliyor Türk toplumu”diyordu!Yabancı bir gazete,yaşadığımız
Türkiye’nin siyasetle yorucu imtihanı
Haz 24 2019, Pazartesi
Her şeyi aşırı politize edici, her şeyi siyasete kilitleyerek sekülerleştirici, dünyevîleştirici, dolayısıyla bütün değerlerimizi değersizleştirici, çözücü bir süreçten çıktık nihayet.Siyaseti hakikatin önüne geçirerekhakikati değil siyaseti ölçü katına yükseltmenin bizi savurduğu çıkmaz sokaklarüzerine, telafisi mümkün olmayacak yıkıcı sonuçlar üzerine kafa yormak ve gerekli önlemleri almak zorundayız.İki asırdırölçülerimizi kaybettik.O yüzden araçlarla amaçları kolaylıkla birbirine karıştırmaktan,araçları
İstanbul halkı, iradesini çalanlara cevabını verecek!
Haz 23 2019, Pazar
İstanbul, yakın tarihimizde benzerine pek rastlanmayan bir yerel seçime gidiyor bugün. İstanbul seçimleri yenilenecek...Altı üstü bir yerel seçim bu; ama her şeyi yerinden edebilecek bir yerel seçim. Öyle ki, hiç bir aday, projeleri üzerinden kampanya yürütmedi, yürütemedi.Ülke, gerçek seçimini yapamadı hâlâ!İstanbul seçimi de bundan azade değil.Oysa İstanbul’un dağ gibi sorunları var. Bunları seçimden sonra konuşacağız anlaşılan!Burası Türkiye!İstanbul halkının iradesi Ali-Cengiz oyunlarıyla ipotek
Ölen Mursi değil, aşağılık Batı ve kukla rejimleri!
Haz 21 2019, Cuma
Mısır’ın ilk seçilmiş devlet başkanınıiğrenç bir şekilde katlettiler: Mahkemede ölümünü seyrettiler!İnanılır gibi değil gerçekten!Şu kesin: Zehirlediler, mahkemede adım adım ölmesini beklediler!Aşağılık bunlar!İnsan olamazlar!Ölen, Mursi değil!Mursi şehid oldu,şehid edildi hunharca, barbarca!Ölen, Batı’dır!Ölen, Mısır’ın ilk seçilmiş devlet başkanına darbe yapılmasına sessiz kalan, hatta sessiz kalmak ne kelime, diktatör Sisi’nin kukla rejimi çökmesin diye destek veren, bedavadan, bol keseden para
Babürşah’ın gözüyle medeniyet-kurucu şehirlerimizden büyüleyici Semerkand tablosu-1
Haz 17 2019, Pazartesi
Bugün ve Cuma günü, Hint-Türk İmparatorluğu olarak bilinen Babürlüler Devleti’nin kurucusu, öncü devlet adamı ve Türk dilinin kurucuları arasında yer alan usta yazar Babürşah’ın 1494-1525 yılları arasında kaleme aldığı Babürnamesi’nde Semerkand ile ilgili tasvirlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.Semerkand, dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Babürşah da öyle giriş yapıyor Semerkand tasvirine. Buhara, Taşkent, Herat, Hive, Nişabûr, Merv, Tûs gibi İslâm medeniyetine taze soluk getiren, diriltici,
Türk-Rus ilişkilerindeki “karanlık bölgeler”e (=“tuzaklar”a) dikkat!
Haz 16 2019, Pazar
Türkiye, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke midir?Hayır.Türkiye, kendi kaderini kendisi tayin edebilen bir ülke midir?Hayır.Türkiye’de ipler bu ülkenin hâs çocuklarının elinde midir?Hayır.Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?TÜRKİYE’NİN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ VE ÖNÜMÜZDEKİ TAKOZLAR!Türkiye, gerçek anlamda bağımsız bir ülke değildir.Ekonomik olarak bağımsız değiliz. Sınırların ortadan kalktığıküresel bir dünyada karşılıklı bağımlılıkgerçeğini gözardı etmeden kuruyorum bu cümleyi.Hem ülkenin
Eksen kayması değil kırılma noktası: S-400’ler ve yörünge ayarlaması
Haz 14 2019, Cuma
Amerikan yönetimi açıklama üstüne açıklama yaptı, yapmaya da devam ediyor... Keza Avrupa devletleri ve kurumları da aynı şekilde -dozu biraz daha düşük olsa da.Mesele, özelde S-400’ler meselesi ama genelde Türkiye-Batı ittifakı ilişkilerinin geleceği...BATI İTTİFAKI,PANİKLERKEN...Amerikan yönetimininBeyaz Saray kanadı,Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi alma girişimini pek de panik psikolojisiyle karşılamadı.AmaPentagon ve CIA kanadı fenâ hâlde panikledi, Türkiye’ye tehdit üstüne tehditler
Kıbrıs’ta kültürel savaşı kaybettik! Önlem alınmazsa Kıbrıs’ı da kaybedebiliriz!
Haz 10 2019, Pazartesi
Başlangıçta, savaşları, meydanlarda da, masada da kazanıyorduk.Sonra, meydanlarda kazandığımız savaşları masada kaybetmeye başladık.SİLAHLI SAVAŞLARDAN KÜLTÜR SAVAŞLARINA...Şimdi savaşlar, meydanlarda yapılmıyor; medyalarda yapılıyor.Emperyalistler, medyalarla kitlelerin zihinlerini teslim alıyorlar, meydanlara inmeye gerek kalmıyor çoğu zaman.Meydanlara inilecekse, kendileri inmiyor ayrıca da;kuklalarını, uzaktan kumanda ettikleri terör örgütlerini devreye girdiriyorlar.Meydanlarda yapılan silahlı
Türkiye’nin bir numaralı güvenlik meselesi, artık Kıbrıs’tır!
Haz 09 2019, Pazar
Türkiye’nin bağımsızlığı Kıbrıs’tan geçer!Elinize bir harita alın,Atina’dan İskenderun’a kadar dikkatle bakın. Kıbrıs’ın dışındaki bütün irili ufaklı adaların tamamının Yunanistan’a ait olduğunu göreceksiniz ve eğer gözleriniz “ne bu yahu!” diyerek faltaşı gibi açılmıyorsa, aksine, “ne var bunda?” filan demeye kalkışıyorsanız, bilin ki, “zihnî felç geçiriyorsunuz, köleleştirilmişsiniz” demektir.BİZ İSTİKLAL SAVAŞI’NI YUNANLARLA DEĞİL İNGİLİZLERLE YAPTIK!Kıbrıs Adası, burnumuzun dibi! Yunanlar, burnumuzun
Dikkat! Türkiye’yi Kıbrıs’tan vuracaklar!
Haz 07 2019, Cuma
Türkiye Cumhuriyeti olarak on yıllarca hem Türkiye’nin hem de Kıbrıs’ın geleceğini tehlikeye sokacak basiretsiz, köksüz, soluksuz Kıbrıs politikaları izlendiğimizin farkında mıyız acaba?Öyle anlaşılıyor ki, gelecek yılların, hatta gelecek on yılların alacağı şekil, Kıbrıs’tan ve etrafından belirlenecek!ASKERÎ YIĞINAĞI GÖRÜYORUZ AMA KÜLTÜREL SÖMÜRGELEŞMEYİ GÖREMİYORUZ!Kıbrıs’ın etrafında yaşanan gelişmeleri Türkiye olarak yakından takip ediyoruz. O yüzden yüzyılın en büyük askerî tatbikatını henüz
İki tablo: İnsanların tatile kaçışı ve arefe’nin tatlı telâşı
Haz 03 2019, Pazartesi
Bayram, tatile döndü; hayatımızdaki anlamı, yeri, değeri kayboldu, öldü!Ramazan Bayramı, birlik demek, neşe demek, sevgi, kardeşlik, hatırlama, dayanışma, paylaşma demek... Aynı noktada buluşmak, aynı ufka yolculuk yapmak, aynı yola baş koymak, aynı kardeşlik, birlik, bütünleşme şarkısını bestelemek, büyütmek demek...Ne büyük nimet, değil mi?Ama böylesine muazzez bir nimetin kadrini yeterince bildiğimizi kim söyleyebilir ki!Daha önce yayımlanan bir yazımı, gözden geçirerek, yenileyerek, yeni bölümler
Sahiciliğin lezzeti gidince, “şehre” Ramazan gelmedi!
Haz 02 2019, Pazar
“Hangi üniversiteyi tercih edelim?” diye sorulunca, “önce İstanbul” diye cevap veririm, her zaman.Önce İstanbul; çünkü İstanbul bütünuğradığı tecavüze ve maruz kaldığı yıkıma rağmen hâlâ Türkiye’nin kalbi ve hâlâ dünyanın en güzel şehri.Önce İstanbul; çünküşehir en iyi öğretmendir.Şehir insandır çünkü; hem insanın aynasıdır hem de insanın eseri. Şehir insanla konuşur. İnsana konuşur.Duyar mı insan şehrin konuşmasını?Ruhu varsa, ruhsuzlaşmamışsa, elbette duyar.ÖNCÜ HOCALARIN DİZİNİN DİBİNE OTURMAK!Ama
Fetih ruhu ve rüyası
May 31 2019, Cuma
Fetih ruhu’nun bu ülkede bir karşılığı var mı, insanları kanatlandırmaya yarar mı, bilmiyorum.Ama Türkiye’nin özellikleseküler aydınlarının fetihle işgali karıştırdıklarınıbiliyorum. Fetihle işgali karıştıran müslüman bir toplumun aydınınınzihni işgal altındadır, iğdiş edilmiş, demektir.Açık ve net bu.Oysa bilim, düşünce, sanat, siyaset ve ahlâkta büyük açılımlar, insanlığın önünü açan çığır açıcı atılımlar nasıl gerçekleştirilir?Fetih ruhuyla...Eşyanın hakikatini keşfetme çabasıyla...Eşyanın hakikatini
Ramazan’ın atları ve okları
May 27 2019, Pazartesi
Cuma günkü yazımdaRamazan’ın benzersizliğinimercek altına almıştım. Bu yazıdaysa, bu kezorucunbenzersizliğinitattırmak istiyorum sizlere...Kutlu Kitabımız’da “Ramazan” ya da “Ramazan orucu” gibi isimlendirmeler yapılmaz. Oruç âyetinde doğrudan “Ramazan ayı / şehr-i Ramazan” nitelemesi yapılır.Ramazan ayı, benzersizliğini ve bu benzersizliğinden kaynaklanan “gücünü” sadece oruç tutanlara değil, oruç tutmayanlara da hissettiren, gösteren çok katmanlı bir varoluş iklimidir.RAHMET KANATLARIVE BÜTÜNLEŞME
Bu topraklarda İslâmî varlığımızın yok oluşunu seyredemeyiz!
May 26 2019, Pazar
Sekülerleşme /dünyevîleşme biçimi, Müslüman bir topluma dışardan gelen, içerde gerçekleştirilen bir kültürel saldırı biçimidir. Yeni sömürgecilik biçimidir bu.Bu yeni-sömürgecilik biçimi, özellikle popüler kültür endüstrisi ve medyalar üzerinden zihnî işgalle hayata geçiriliyor… seküler duyuş, yaşayış ve bakış biçimleriyle daha kolayca ve hatta ayartarak köleleştiriyor bizi de, bütün dünyayı da.ÖLÇÜLERİ YİTİRİNCE...O yüzden sekülerleştikçe, İslâmî sâbitelerimizi yitiriyoruz hızla…Akidede sâbitelerimiz,
Ed-din ve din: Ya da vahyî din, neden beşerî; “beşerî din”, neden beşerüstü görünür?
May 24 2019, Cuma
Din, hayattır. Dinin hayatı ise, hakikat. Hayat, hakikatle kâim ve dâimdir. Hakikat yoksa, buharlaşmışsa, din de, hayat da yok olmaya mahkûm, demektir.DİN, HAYAT VE HAKİKATDin, hayat ve hakikat ilişkisini en iyi kavrayan düşünürlerin başındaNietzschegelir. O yüzden Nietzsche, Batı’da ve başka medeniyet coğrafyalarında din ve hayat ilişkisinin kazısını yapmış,yalnızca İslâm’ın hayatı öldürmediğine, diri tuttuğuna dikkat çekmiştir.Hayat, hakikatin şifrelendiği yerdir. Hayatı şifreleyen kaynak da,
Oruç, niçin benzersiz’dir?
May 20 2019, Pazartesi
Bütün ibadetlerin her birinin kendine özgü özellikleri, güzellikleri vardır. Namaz, kişinin içini onararak dış dünyasını inşa eder. Zekât, kişinin dışını, çevresini onararak iç dünyasını inşa eder.Orucu anlatmak sanıldığından da zordur.Oruç, bütün ibadetlerin özü ve özeti gibidir;dahası, bütün ibadetlerin özellikleri ramazan ayı boyunca oruçta özetlenir.ALLAH’IN BENZERSİZLİĞİ İLE ORUCUN BENZERSİZLİĞİNeresinden bakarsanız bakın,oruç,diğer ibadetlerden pek çok bakımdan ayrılanbenzersizbir ibadettir.
Bin yılı kuran, gelecek bin yılı kuracak ruhun eseri iki kurucu şehir: Buhara ve Semerkand
May 19 2019, Pazar
Uçağımız başkent Taşkent’e indiğinde sağanak bir yağmur karşıladı bizi. “Rahmeti getirdiniz, bereketi” diye latife yaptılar bizi karşılayan arkadaşlar.Semerkand’da geçtiğimizde güneş gözünü kırptı.Zaman zaman yağmur yağsa da, açık havada gezdik Semerkand’ı.Buhara’da güneş eşlik etti bize; bir nûr gibi... Dingin bir ikindi güneşiydi, kalın izler bırakan, uzun, uzayan gölgeler armağan eden bir ikindi güneşi; Semerkand’daki gibi ışığıyla sadece dışarıyı aydınlatan bir güneş değildiBuhara’nın güneşi;
Çin’de katliam yapılıyor, İslâm’ın izleri siliniyor ama kimsenin kılı kıpırdamıyor!
May 17 2019, Cuma
Çin’de onlarca cami yıkıldı; yüzbinlerce Müslüman işkence görüyor!Çin, Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Doğu Türkistanlı Müslüman Türklere soykırım uyguluyor!Böyle giderse, Çin’de Müslüman kalmayacak, İslâm’ın izleri kazınacak -Allah muhafaza!BİLGİ ALABİLMEK O KADAR ZOR Kİ!Çin, Uygur camilerini yıkmakla kalmıyor, masum insanları kitleler hâlindetoplama kamplarına doldurarak endoktrinasyondan (beyin yıkama işlemlerinden) geçiriyor, ürpertici işkenceler yapıyor!Yıkılan yerler arasında İslâm’ın ilk
Yerli, donanımlı yeni hâriciyeciler kuşağı...
May 13 2019, Pazartesi
Taşkent’e vardığımız ilk günün akşamı büyükelçimizSüreyya ErBey ve değerli eşi bizi misafir ettiler.Cuma’ya Süreyya Bey’le gittik -İZÜ RektörümüzMehmet BulutHoca ve YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar) eski başkanıKudret BülbülHoca’yla birlikte.Taşkent’in merkezinde görkemli bir cami burası. Camide de, etrafında da yer yok. Yan caddelerde, herkes elinde seccadesiyle yer arıyor. Biz de camiye komşu caddede boş alanda seccadelerini sererek saf tutan Özbek kardeşlerimizle birlikte seccadelerimizi
Artık hâriçten gazel okumayan bir Türk hâriciyesi’ne doğru...
May 12 2019, Pazar
Hâriciyemiz bir âlem, yaklaşık iki asırdır...“İşgal edilmiş, kurtarılmış alan” gibi sözümona Türk hâriciyesi. Hep belli aileler, çocukları, torunları cirit atıyor. Ya da belli bir zihniyet, Batı’ya göbekten bağımlı,Batıperest bir “şebeke” hâkim hâlâ Türk hâriciyesine!HÂRİÇTEN GAZEL OKUYAN HÂRİCİYEOLUR MU?Hâriciye, bir ülkenin dışa açılan kapısıdır, bağımsızlığının anahtarıdır.Ama bizim hâriciyemiz, hâriçten gazel okuma yapısıdır,Türkiye’nin gerçek anlamda bağımsız ol-a-madığının ispatıdır.Oysa gerçekte
Tek bir zamana, tarihsizliğe hapsedilmeye başkaldıran adam: Kadir Mısıroğlu
May 10 2019, Cuma
Yakın tarihine bizim kadar uzak ikinci bir toplum yok dünyada.Tarih karartıldı bu ülkede.Medeniyet iddiaları yok edildi bu toplumun; o yüzden tarih de tatile mahkûm edildi, tarihten sürgün edildi.TEK BİR ZAMANA / TARİHSİZLİĞEHAPSEDİLMEK!Bin yıl dünya tarihini sürükleyen bir toplumdan başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenmeyi marifet zanneden celladına âşık gulyabaniler türedi.Dünya tarihinin adalet ve hakkaniyet, sulh ve selâmet ilkeleri açısından en parlak timsallerinden birini, zirvesini
Ortak medeniyet fikri ve Türk dünyası medya rejimi
May 06 2019, Pazartesi
Türk devletleri ama Türkçe konuşmuyorlar! Şaka gibi ama gerçek!Türk devletleri ama müşterek bir dile, müşterek büyük rüyalara, iddialara, medeniyet fikrine sahip değiller.Oysa hepsi de müşterek dilin, müşterek büyük rüyaların, iddiaların, medeniyet fikrinin çocuğu; hepsi de aynı medeniyetin havasını soludu; aynı medeniyetin ilimde, irfanda, hikmette çığır açıcı, bin yılımızı kurucu eserleri bu topraklarda Horasan ve Türkistan havzasında ortaya kondu; bu eserleri, klasiklerimizi, kurucu kaynaklarımızı
“Türk dünyası” diye bir “dünya” neden yok?
May 05 2019, Pazar
Uçak dört buçuk saat uçuştan sonra iniyor Taşkent’e. Hastalıktan sonra yaptığım ilk uzun mesafeli uçak yolculuğu bu benim için. Ciddi bir sorun yaşamadım Allah’a şükür. Dönmeden bir gün önce hastalandım; yetmedi, döndükten sonra bir başka hastalık daha zuhûr etti. Ama ilki düzeldi; ikincisi için de tedavi görüyorum.Hayırlısı artık.Biz Taşkent’e indiğimizde şehresağanakyağmuryağıyordu-. Dün böyle değilmiş. Yağmurla gelmişiz anlaşılan. Rahmetle. Umutla, belki de.Fakat yağmur çok ağır yağmış olmalı
Bin yılı inşa eden Turkuaz Ruhu, önümüzdeki bin yılı da inşa edecek yegâne ruh!
May 03 2019, Cuma
Modern tarih, Avrupalıların Müslümanları Endülüs’ten sürmeleri, İslâm’ın kökünü kazımalarıya başladı.İber Yarımadası’nda Müslüman Arapların yaşadıkları “endülüs” (tarihten sürülme ve yok edilme) felâketi, Avrupalıların kendilerini toparlamalarını, tarihe girmelerini sağlayan atılımlarını, entelektüel, bilimsel, siyasî ve iktisadî devrimlerini borçlu oldukları, tarihten silme saldırganlığı gösterdikleri inanılmaz bir barbarlık örneğidir.Düşünsenize... Her şeyinizi borçlu olduğunuz bir medeniyeti
Medya terörü’nü konuşmayacak mıyız?
Nis 29 2019, Pazartesi
Yeni Zelanda’da iki camiye düzenlenen 50 kişinin şehadetiyle neticelenen, insanın kanını donduran, ürpertici bir katliam yaşandı.Bu katliamdan sonra Sri Lanka’da kiliselere karşı hunharca saldırılar düzenlendi. Saldırıları İhvan’a yıkmaya çalışıyorlar!Yeni Zelanda katliamı sonrasında, Yeni Zelanda Başbakanı’nın izlediği “sorunu sahiplenme” stratejisi nedeniyle katliam konuşulamadı; Yeni Zelanda Başbakanı ve Avustralyalı milletvekiline yumurtayla saldıran çocuk gündemi rehin aldılar ve sadece bu
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-2 Türkler, kendi Endülüs’lerini aşabilecekler mi?
Nis 28 2019, Pazar
Özbekistan seyahatimiz sürüyor...Önce Taşkent’i gezdik.Özbekistan Millî Üniversitesi’ndeTürkiye’den gelen ilim ve fikir erbabıyla Özbekistanlı ilim ve fikir erbabının Özbekistanlıların deyişiyle “aklî hücum” gerçekleştirdikleri sempozyumumuzu yaptık.Bu sempozyumun gerçekleştirilmesindeADAM’ın babasıSabahattin Zaim Üniversitesi’nin rektörü Mehmet Bulut Hoca’nın medeniyet iddiasına sahip biri olmasıylaÖzbekistan Millî Üniversitesi Rektörü Avazcan Maraximov Hoca’nın Özbekistan başta olmak üzere bu
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1
Nis 26 2019, Cuma
ADAM girişimi olarak Sabahattin Zaim ve Yıldırım Beyazıt üniversitelerine mensup arkadaşlarla, Sabahattin Zaim’in rektörü Mehmet Bulut Hoca’nın öncülüğünde anayurdumuza, Özbekistan’a yola çıkıyoruz.Ziyaretimiz başkent Taşkent’te Özbekistan’ın en büyük üniversitesi Özbekistan Millî Üniversitesi’nde müşterek bir sempozyumla başlıyor. Üniversitenin Avazcan Maraximov bizi dostane bir şekilde karşılıyor.***İstanbul’un yeni havaalanı çok büyük. Çok büyük ama sakin.Fakat bu sükûnet, Taşkent uçuşu check-in’i
Kalbini yitirmişsen, gözüm var deme, boşuna! Göremezsin!
Nis 22 2019, Pazartesi
Göz, “emperyalist”tir: Tahakküm kurar.Kalp, gözün tahakküm kurma oyununu bozar.GÖZ SINIRLAR, KALP SINIRLARI YIKAR...Göz, göstererek anlamı sınırlar; kalp gizleyerek anlamı açar, ışık saçar...Göz görmez, gösterir. Radar gibidir gözün görmesi, radarın görmesi gibi: Radar, tarar ve arar; göz de tarar ve arar.Radarın görmesi, aradığını bulmasıyla sınırlıdır.Gözün görmeside buna benzer’dir; ama bunun aşılması gerektiğinin farkındadır göz.O yüzdengözün görmesi’nin ötesine taşan bir idrak, bir anlama kaygısı,
Akıl Çağı’nın bitişi, Algı Çağı’nın gelişi: Mutlak Sahte’nin zaferi
Nis 21 2019, Pazar
Türkiye’de yaşanan tedirgin edici bir durum var: Değerlerin aşınması, anlamın anlamsızlaşması, konformizmin yaygınlaşması, sefih sekülerleşme biçimlerinin bütün duyarlıkları, özellikle de bu toplumun ruhunu, ruh köklerini oluşturan İslâmî değerleri, hassasiyetleri, anlam haritalarını ve anlamlandırma pratiklerini buharlaştırması, herkesi tedirgin ediyor.Bu da, kaçınılmaz olarak, belirsizliğin, güvensizliğin, menfaatperestliğin, “gücü gücü yetene” ilkesizliğinin, sosyal darwinizmin, orman kanunlarının
Hakikati yitirmez, omurganı korur, pes etmezsen, Türkiye’yi korur geleceği kurarsın....
Nis 19 2019, Cuma
Seçim sonuçlarına sadecesiyasetaçısından hatta yalnızcapartilernokta-i nazarından bakılırsa, bu seçimlerin bizi nereye götürdüğü görülemez.Seçim sonuçlarına sosyolojik ve felsefî açıdan, dolayısıyla daha derinlemesine ve uzun soluklu perspektiflerle bakabildiğimiz zaman, toplumun nereye gittiğini ya da sürüklendiğini daha iyi ve sarahatle görebilmek kolaylaşabilir.BÜYÜK ŞEHİRLERİN CHP’YE GİTMESİNE NEDEN ŞAŞIRDI İNSANLAR?Türkiye’de belli başlıbüyük şehirler CHP’ye gitti.Buna çok şaşırdı insanlar;
Sudan’da neler oluyor?
Nis 15 2019, Pazartesi
Sudan’da önce halk sokaklara döküldü. Gösteriler dört ay sürdü.Sonra darbe gerçekleşti.Son olarak da, darbeyi yapan general, görevi bıraktığını açıkladı!Hangi darbeci, darbe yaptıktan sonra, görevi bırakır? Tuhaf değil mi?Sudan’da neler olduğunu tam olarak bilemiyoruz henüz. Darbe’nin gerisinde kimler var, hangi aktörler kitleleri sokağa döküyorlar, zamanla ortaya çıkacak bunlar.Bildiğim bir şey var:Sudan’da İngilizlerden habersiz kuş uçmaz! İngilizlerin Suudları kullanarak Mısır’dan sonra Sudan’da
Dikkat! Türkiye, Suriye’den sonra Doğu Akdeniz’de karadan ve denizden kuşatılıyor!
Nis 14 2019, Pazar
Nisan ayı...Tepe tepe Ermeni istismarının yapıldığı ve Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı bizim için gergin geçen bir zaman dilimi.Her Nisan ayı geldiğinde, bu yıl, hangi ülke, Ermeni tasarısını kınayacak acaba, diye beklemeye başlıyoruz...“ERMENİ İSTİSMARI” MEVSİMİ...Ermeniler,Batılıların, kendi günahlarını örtmek için Ermenileri kullanıyor olmalarındanrahatsız oluyorlar mı, pek emin değilim bundan.Ama emin olduğum iki şey var: Batılı emperyalist ülkelerin yöneticileri, içerde yaşadıkları
Türkiye, tarihî yükümlülüğünü üstlendiğinde, tarihin akışı değişecek yeniden...
Mar 18 2019, Pazartesi
Yeni Zelanda’da 50 masum Müslümanın alçakça katledilmesiyle sonuçlanan terör saldırısı dünyada hakettiği ilgiyi görmedi! Dünyanın önde gelen ülkeleri de, Batı medyası da iki camiye makinalı tüfekle yapılan alçakça, kalleşçe ve barbarca saldırıya sıradan bir olay gibi yaklaştılar!Oysa teröristin işlediği katliam ne kadar alçakça ve barbarca ise, dünyanın önce gelen ülkelerinin ve Batı medyasının böylesine hunharca bir katliama sessiz kalmaları da aynı ölçüde alçakça ve ürperticidir!Katliama, “terör
Kurşun masum Müslümanları katletti ama silah Türkiye’ye doğrultuldu!
Mar 17 2019, Pazar
Hiç olmayacak bir yerde, Yeni Zelanda’nın ismi İsaKilisesi anlamına gelen Christchurch isimli küçük bir kasabasında iki camiye Cuma vaktinde hunharca bir terör eylemi gerçekleştirildi, 49 masum Müslüman barbarca katledildi!Teröristin, katliamı gerçekleştirirken kayda aldığı görüntüler, insanın kanını dondurucu görüntüler!ALÇAKLIĞIN BİR TARİHİ VAR!Savunmasız insanları katletmek, masum Müslümanlara camide kitlesel katliam yapmak sadece barbarca değil, alçakça, korkakça ve kalleşçe bir eylemdir.Bu
Ailenin çöküşünü seyredemeyiz!
Mar 15 2019, Cuma
Aile çöküyor... Boşanmalar ürpertici boyutlara ulaştı!Boşanma olgusunun en ürpertici yanı, yaklaşık son on yıldan bu yana özellikle İslâmî / muhafazakâr ailelerde boşanma oranlarında büyük patlama yaşanıyor olması!Dünyada ailenin en güçlü olduğu bir toplumda böyle bir yıkımın yaşanıyor olması, alarm zillerinin çalıyor olması için kâfî değil mi?Türkiye,İstanbul Sözleşmesiolarak bilinen, ailenin adım adım altını oyma projesi olan lanet olasıanlaşmadan derhal çıkmalıdır!Toplumsal cinsiyet eşitliğigibi
Ezan, bütün insanlık için esenlik ve özgürlük bildirisidir
Mar 11 2019, Pazartesi
“Tanrı yoksa her şey mübahtır”demişti büyük romancıDostoyevski.Böylesine sarsıcı bir cümleyi, romanlarıyla bizi ruhun labirentlerinde dolaştırmayı başarabilen Dostoyevski gibi büyük bir sanatçı, bilge bir insan kurabilirdi ancak.Yine ruhun labirentlerinde dolaşan bir başka isim, psikanalistJacques Lacanşöyle demişti:“Tanrı inancını yitiren bir insan, Tanrı inancını yitirdiği andan itibaren artık her şeyi tanrılaştırmaya başlar.”EZAN, NE(RE)YE ÇAĞIRIR İNSANI?Ezan, Müslümanları namaza çağıran bir
Üç Aylar iklimi: Diriltici, leziz bir bahar mevsimi
Mar 10 2019, Pazar
Rahmet, mağfiret ve bereket mevsimi üç aylara girdik Allah’a (cc) hamd olsun.Bugünkü ve yarınki yazılarımda üç ayları yazacağım çeşitli açılardan.Bahar mevsimiyle başlıyor bu yıl da üç aylar: Çiçeklerin açtığı, yüzlerin güldüğü, Rahmân’ın Rahmet kanatlarını yeryüzüne bütün cömertliğiyle gerdiği bir toparlanış ve diriliş mevsimi bu.Bahar mevsimine denk gelmese de, üç aylar, aslında manevî bir bahar mevsimidir her zaman: Bizi dünyanın kirlerinden arındıran, adım adım Rahmet-i Rahmân’a yaklaştıran,
Türkiye’nin iki beka sorunu
Mar 08 2019, Cuma
Türkiye’nin beka sorunu yok diyen kişi, baştan, zokayı yutmuş, iki asırdır Türkiye’nin başına ne geldiğini bilmiyor demektir.Şunu bilelim:Türkiye, Tanzimat’la birlikte yönünü, Cumhuriyet’le birlikte yörüngesini yitirdi.Tarihi yapan, tarihi sürükleyen bir aktörden, Batılıların yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figürana dönüştü.Yönünü ve yörüngesini yitiren bir toplumun, “özgür” olduğunu, kendi kaderini kendisinin belirlediğini söylemek absürd bir şeydir.TÜRKİYE’Yİ İNGİLTERE VE ALMANYA İLE KARŞILAŞTIRIRSAK...İki
Başörtüsü mücadelesini kazandık ama tesettürü kaybettik
Mar 04 2019, Pazartesi
Dünyanın bütün dengelerini altüst eden iki vahşî dünya savaşından sonra inşa edilen Soğuk Savaş düzeni, kapitalizm ile sosyalizm arasında danışıklı dövüşe dayalı sahte bir düzendi.Soğuk Savaş’ın gerisinde ABD’yi her bakımdan ele geçiren ABD’dekiYahudi gücüvardı.Soğuk Savaş,ABD’ye (daha doğrusu, ABD’yi ele geçiren Yahudi gücü’ne) hem ABD içindeki hem de dünya ölçeğindeki gücünü pekiştirmek, tahkim etmek için zaman kazandırmak amacıyla icat edilmişti.Yahudi gücü,yaklaşık yarım asırlık süre zarfındaABD’yi
Arapça Kitap ve Kültür Günleri, geleceğimizin tohumlarını ekerken...
Mar 03 2019, Pazar
Arapça Kitap ve Kültür Günleri’nin bu yıl dördüncüsü yapılıyor: Daha kapsamlı, daha doyurucu, daha tecrübeli bir faaliyet gerçekleştiriliyor bu yıl.120-130 yıl öncesine götüreyim sizi önce: Babıâlî’de Filibeli Ahmet Hilmi’nin bürosundayız: Bugün İslâm dünyası dediğimiz Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafından gelen yazarlar, münevverler, ilim adamları Filibeli’nin bürosuna girip girip çıkıyorlar... Büro fokur fokur insan kaynıyor: Sıradan insanlar da değil, İstanbul’un herhangi bir semtinden gelen
28 Şubat’ın iki büyük ihaneti!
Mar 01 2019, Cuma
Türkiye, iki asırdır çok büyük travmalar yaşıyor...İki asırdır, bu ülkede “ipler”, bu ülkenin has çocuklarının elinde değil –hâlâ!Türkiye, Fırat Kalkanı’yla birlikte bağımsızlığına kavuşma yolunda ilk tarihî adımı attı. Ama yolun başındayız henüz...Tanzimat’tan 28 Şubat’a kadar bu toplum, dışardan dayatılan, içerde celladına âşık elitler tarafından uygulanan travmatik ameliyatlarla hizaya getirilmeye, “adam edilmeye”, ehlileştirilmeye, mankurtlaştırılmaya çalışılıyor...200 yıllık adına modernleşme
Ölümü unutan insan, kendini bile hatırlayamaz
Şub 25 2019, Pazartesi
Hayatımızı ölüme borçluyuz. Ölüm olmasaydı hem hayat olmazdı hem de hayatın bir anlamı olmazdı; dolayısıyla, hayatın anlamını idrak edebilmek imkânsızlaşırdı.Ölüm, hayattan da gerçektir, bu anlamda: Hayatı vareden, görünür kılan, anlaşılır hâle getiren, değerini idrak etmemizi sağlayan muazzez bir gerçek.ÖLÜM ANAHTARI’YLA AÇILIR HAYATIN KAPISI...Ölüm, yok oluş değil; yeniden doğuştur bizim inancımızda. Yenilenerek doğuştur -yeni, taze bir hayata.Burada münhasıran haşir hakikatinden söz ediyorum
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü
Şub 24 2019, Pazar
Geçtiğimiz hafta iki kalp krizi geçirdim.Üç gece, ölümle burun buruna geldim. Deyim yerindeyse, ölümü gördüm ama korkmadım.Sadece ilk gece, “kalp krizi geçiriyorum, galiba” diyerek acil servise koştuk; ilk kontrollerden sonra, “kalp krizi değil, reflü atak var” teşhisi yapıldı; yazılan ilaçları alıp yeniden eve döndük; sağ kolum ve çevresindeki acı devam ettiğinde bile nefes alıp verebildiğime şükrettim Rabbime.Ölümden korkmadım hiçbir şekilde.“Daha neler yaparım ben bu nefesle Allah’ın izniyle!”
Üç Turgut Cansever: Düşünür, Mimar, Bilge
Şub 22 2019, Cuma
Geçtiğimiz ay 100 kitaplık okuma listesi’nin 4. aşama kitaplarını yayınladım. Listede Cansever’in de en önemli kitabı yer alıyordu. Ancak liste yayınlanınca, okuyucular sadece İslâm’da Şehir ve Mimari başlıklı bu kitabı değil, hiç bir kitabının baskısı olmadığı bilgisini verince beynimden vurulmuşa döndüm.Şehirlerimizi neden mahvediyoruz diye sorup duruyoruz.Cansever gibi bir mimar-düşünür’ün kitapları yoksa, basılmıyorsa, şehirlerin mahvolması normaldir.Bugün Cansever’in vefat yıldönümünde daha
15-25 yaş kuşağını kaybedersek, yüzyılı kaybederiz!
Şub 11 2019, Pazartesi
Tarihi, iddiaları olan toplumlar yapar.Tarihi, iddiaları büyük ve evrensel olan toplumlar yapar. Ama bin yıllık bir yolculuk küçük adımlarla başlar...Medeniyet iddialarını koruyan, değişen şartlarda yeni bir dinamizmle yenileyebilen toplumlar, insanlığa diriltici bir ruh sunar ve tarihin akışını değiştirir...İKİ ASIRLIK TRAVMA VE EPİSTEMİKSAVRULMA...İki yüzyıldır, tarihi biz yapmıyoruz. Her zaman söylediğim gibi, Batılılar yapıyor; bizse tarihte tatil yapıyoruz sadece...İki yüzyıldır ayağımızı bastığımız
Dünyanın alacağı şekli, İslâm’ın teo-politiği belirleyecek...
Şub 10 2019, Pazar
Papa’nın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyareti, İslâm dünyası ile Batılıların güdümündeki küresel sistem arasındaki ilişkilerde her bakımdan milattır.Papa Francis’in Abu Dabi’de stadyumda yönettiği âyin, BAE Emiri Zayed ile Ezher Şeyhi Yusuf el-Tayyib başta olmak üzere diğer kişilerle yaptığı görüşmeler, özelde Arap dünyasının genelde ise İslâm dünyasının teo-politik ve jeo-politik haritalarını tersyüz edecek yüzyıllık bir stratejinin kilometre taşıdır.Ziyaretin zamanlaması bu açıdan oldukça
Küresel sistemin jeo-politiğinden Vatikan’ın teo-politiğine İslâm’ın dönüştürülmesi mücadelesi
Şub 08 2019, Cuma
Papa Francis, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) daveti üzerine Abu Dabi’de bir stadyumda âyin yönetti; El-Ezher Şeyhi başta olmak üzere, Mısır ve bazı Körfez ülkelerinin yöneticileriyle ürpertici pozlar verdi, ilginç görüşmeler gerçekleştirdi.Arap yöneticilerin Papa’nın önünde kelimenin tam anlamıyla el pençe divan durarak Papa’yla zelil verdikleri fotoğraf, başta Arap dünyası olmak üzere bütün İslâm dünyasında tepkilere yol açtı doğal olarak.Tartışılması gereken daha hayâtî meseleler var burada:
Ketebe’nin kitapları: Türkiye’nin birikiminin adım adım inşası...
Şub 04 2019, Pazartesi
Dövizde yaşanan türbülans, kitap yayıncılığını da fenâ hâlde vurdu. Kitap yayıncılığında son on yılda bir patlama yaşanıyor; popüler kitap yayıncılığında yaşanıyor bu patlama. Kitap okuma oranları hâlâ çok düşük ülkemizde.Dövizdeki türbülans, asıl nitelikli kitap yayıncılığını olumsuz etkiledi. Bu konuda ilgili kurumlar harekete geçti; nitelikli kitap yayıncılığının bir çöküş yaşamaması için önlemler alınması amacıyla çeşitli girişimlerde bulunuldu. Kitap yayıncılığının çöküşünün önlenmesi için
Hatırladıkça özgürleşir insan...
Şub 03 2019, Pazar
Bütün çağrı’lar çağ’larını kurmak için vardır. Çağ’ını kur(a)mayan bir çağrı’nın varlığından da, hayat sunduğundan da sözdilemez.Dolayısıyla çağ’ını kuramayan bir çağrı’nın bağlılarının yaşadıklarından da sözedilemez.Bizim çağrımızın eseri olan bir çağ’ımız yoksa, çağrı’mız da fiilen yok demektir; hayata aktarılacak, hayata mânâ ve ruh katacak ses’ten de, nefes’ten yoksun demektir.Bugün, Mostar dergisinin Ocak 2019 sayısında yayımlanan bir yazımı biraz kısaltarak sizlerle paylaşmak istiyorum.ÇAĞ
Makina, insanı ve dünyayı yok olmanın eşiğine sürüklerken...
Şub 01 2019, Cuma
Hümanizm, insanın tanrılaştırılması sürecinin adıdır.Heidegger, modernliğin felsefî temellerini atan bu süreci, “insanın her şeyin ölçüsü ve ölçütü katına yükseltilmesi” olarak tarif eder.Hümanizm’le başlayan, insanı tanrılaştıran bu yolculuk, sonuçta, post-hümanizm’e (insan-sonrası’na) doğru yol alıyor hızla...Gelinen nokta, transhümanizm (insan-ötesi) olarak adlandırılıyor.Mikrobiyoloji, yapay zekâ, genetik mühendisliği gibi alanlarda yapılan çalışmalar, makinanın insanın önüne geçmesiyle, insanı
Önümüzü açacak öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi-4. Aşama
Oca 28 2019, Pazartesi
Türkiye’nin en hayâtî sorunu, eğitim sorunu.Çok üniversite açarak yani yatay eğitimle bir yere gidemeyiz.Aslolan dikey eğitim üzerinde kafa patlatmak, yani kaliteli, nitelikli, çaplı insanlar yetiştirecek, dünya çapında eğitim kurumları inşa edebilmektir.Bu tür eğitim kurumlarında tohumlarını ekeceğimiz, ilim / bilme, irfan / bulma ve hikmet / olma yolculuğuna çıkacak, bu dünyada yaşayacak ama bu dünyayı yaşamayacak, insanlığın yükünü omuzlarında taşıma bilinciyle nefes alıp verecek, pergelin sabit
Bugün Venezuela, yarın Türkiye!
Oca 27 2019, Pazar
Batı’da geliştirilen demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlükler ve insan hakları gibi söylemler, öncelikli olarak Batı toplumları için geliştirilmiş söylemlerdir.Şurası kesin: Dünyanın hiç bir yerine, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları götürmedi Batılılar. Bunun bir örneği bile yok!Aksine, demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlükler ve insan hakları söylemlerini, sadece sömürülerini örtbas etmek ve hegemonyalarını pekiştirmek için kullanıyor Batılılar!Batılılar, dün, her yeri işgal ettiler, insanlığın
Türkiye’nin “cinsiyet”le imtihanı
Oca 25 2019, Cuma
Türkiye, dünyada ailenin ve toplum dokusunun en güçlü olduğu ülkelerin başında geliyor. Ailenin bir ruhu var bu ülkede. Toplumun da.Daha doğrusu, vardı!Şimdi İstanbul Sözleşmesi’yle ve cinsiyet eşitliği projeleriyle aile yapımız, sosyal dokumuz büyük bir saldırıyla karşı karşıya!BATI’DA AİLE DE, TOPLUM DA ÇÖKTÜ!Batı’da aile çöktü, toplum çöktü. Hayat ruhsuzlaştı, çölleşti; insan da bitti.Batı’da insan yok, sistem var sadece: Batı toplumlarını güçlü ekonomik sistem ve güçlü hukuk sistemi ayakta tutuyor:
İnsanlığı yok edecek nihilizm felâketi ve Türkiye’nin tarihî yükümlülükleri
Oca 21 2019, Pazartesi
Batılılar, modernlikle birlikte büyük devrimler yaptılar: Düşünce devrimleri, bilimsel devrimler, iktisadî devrimler...Bu devrimler, başlangıçta, büyük umutlar doğurdu: Batılı insan, artık her şeye hâkimdi, her şeye çeki düzen verebiliyordu; öyle ki, bütün hastalıkları yenebiliyor, acıyı yok edebiliyordu...Bütün bunlar 18. yüzyılda -Kant’tan esinle söylemek gerekirse- insanın, elbette ki, Avrupa insanının epistemolojik iyimserlik katsayısını artırmaya yetmişti.Ama 19. yüzyılla, özellikle de 20.
Türkiye’nin önündeki takoz: FETÖ zihniyeti!
Oca 20 2019, Pazar
Bazı Makyavelist çıkarperest tiplerle, devlet içinde yuvalanmaya çalışan yıkıcı kliklere mensup bazı tipler, önlerine çıkan herkese, her oluşuma buldozer gibi saldırıyorlar ve samimi, dürüst, ilkeli, ehliyet, liyakat ve asalet sahibi kişilerin hayatlarını iftiralarla, yalanlarla söndürmekten çekinmiyorlar!Burada çok tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekiyorum; burada yazdıklarımı, devletin bütün yüksek bürokratlarının, özellikle de Adalet Bakanı’mız Abdülhamit Gül Bey’in dikkatle okumasını istirham
Necip Fazıl’a ve Nuri Pakdil’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği!
Oca 18 2019, Cuma
İsmi lazım değil, bir CHP genel başkan yardımcısı, son zamanlarda önüne gelene saldırıp duruyor...CHP’de müstakbel başkanlık yarışına hazırlanıyor, muhtemelen.Genel başkanlık yarışı yapabilir bir başkan yardımcısı, elbette ki.Ama çiğlikle, sığlıkla, önüne gelene saldırarak yapılan bir başkanlık yarışı, gider duvara toslar. Biri hatırlatmalı bunu bu kişiye.Siyasetin de bir asaleti olmalı, siyasetçinin yaptığı bir eleştirinin de bir anlamı, bir değeri olmalı, değil mi?Neredeyse her çıkışı çiğlik ve
Türkiye’nin ve Müslümanların “Araplar”la imtihanı
Oca 14 2019, Pazartesi
İslâm’ın gelişi, insanlık tarihinde bir milattır: İslâm, ilk yarım asrında, Doğu’da Çin’e, Pasifik’e; Batı’da İber Yarımadası’na, Atlantik’e kadar yayıldı: Tarihte benzeri görülmemiş bir hâdisedir bu. Tarih felsefecileri, İslâm’ın “yıldırım hızı”yla yayılmasını açıklamakta zorlanırlar.İSLÂM GÜNEŞİDüşünsenize... İslâm, doğuşu itibariyle, üç bin yıllık muazzam Çin medeniyetini de, iki bin yıllık Hint medeniyetini de, can çekişen Roma uygarlığını da, Kilise ekümenini de izafileştirmiş, tarihin gerisine
Türkiye’nin Batı’yla bin yıllık imtihanı
Oca 13 2019, Pazar
Bizim Batı’yla ilişkilerimizin tarihi yaklaşık bin yıllıktır, köklüdür; hem Batı’ya hem de zamanla bize kök söktürmüştür.Batı’yla ilişkilerimizi en iyi estetiğin terimleriyle resmedebiliriz.Malazgirt’le başlayan süreç epik’ti, destansıydı; gönüllerin fethiyle, üç kıtada selâm / barış yurdu inşa etmemizle sonuçlandı.Karlofça ve Pasarofça’yla başlayan, Tanzimat’la süren süreç trajikti: Kendimize olan güveni yitirdik bu süreçte.Cumhuriyet süreci ise traji-komik: Celladına âşık olmanın geçit resmi.BİN
Türkiye’yi kuşatma ve yalnızlaştırma stratejisi hız kazanırken...
Oca 11 2019, Cuma
Küresel sistem, ancak Türkiye’yi bölgede devre-dışı bırakabildiği zaman, bölgedeki varlığını ve küre üzerindeki hegemonyasını sürdürebileceğini iyi biliyor.O yüzden hem içerden hem de dışardan gerçekleştirilen, dışardan da bir kaç cephede birden hayata geçirilen çok yönlü, karmaşık bir kuşatma ve yalnızlaştırma stratejisi izliyor.Bu nedenle, bu saatten sonra, büyük hata yapma ve tuzakları görememe lüksümüz olamaz.ÇOK YÖNLÜ KUŞATMATürkiye’yi kuşatma ve yalnızlaştırma planları, önümüzdeki süreçte
Ne olabilir ve ne yapmalı?
Oca 07 2019, Pazartesi
Dünya, çok yönlü bir bunalımlar döneminin eşinden geçiyor...Üç asırdır Batı uygarlığının şekillendirdiği bir dünyada yaşıyoruz...BATIUYGARLIĞI: İNSANLIĞA VE BİRİKİMİNE SALDIRI!Batılılar, 1648 Westfalya Anlaşması’ndan sonra modern bir meydan okuma gerçekleştirdiler, Avrupa Dünya Düzeni inşa ettiler.Bu düzen, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çöktü.Avrupa’nın tarihten çekilmesiyle oluşan boşluğu, Amerika (Amerika’daki Yahudi gücü) doldurmaya çalışıyor yarım asırdır...Üç asır önce gerçekleştirilen modern
Ne oluyor?
Oca 06 2019, Pazar
Bildiğimiz dünya çatırdıyor...Bildiğimiz dünyanın, Batı uygarlığının, modernlikte birlikte dünya üzerinde kurduğu hegemonyanın yıkılışına tanık oluyoruz...BATI, KURDUĞU DÜNYANIN MAHKÛMUİlk bakışta görülmesi zor olan bir paradoks var karşımızda.Nedir bu?Şu: Batı uygarlığının hegemonyası derinleşirken, yaşadığı krizin de derinleştiği, bir süre sonra kontrolden çıkabileceği, dünyayı çok büyük felâketlerin eşiğine sürükleyeceği anlamına geliyor.Daha teorik ve daha şık bir ifadeyle söylersek, Batı uygarlığı,
Aslında, ne oldu?
Oca 04 2019, Cuma
Önce ezber bozacak bir cümle kurayım -izninizle: Biz, yenilmedik; biz, “yenildik” dediğimiz zaman, yenildik.Yani?Yanisi şu: Biz, zihnimizi kaybettik; zeminimizi yitirdik; zaman bizim eserimiz değil, biz zamanın esiriyiz.Ama farkında bile değiliz bunun. İliklerimize kadar yaşadığımız, zihnimizi körleştiren, kendimize de, dünyaya da şaşı bakmamıza neden olan epistemik kölelikten ötürü.Bu haftaki yazılarımda, biraz derin nefes alarak, bir tarih felsefesi yapmak ve dünyada aslında ne olduğunu, bize
Değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesi: Epistemik kölelik ve Tarihselcilik sefâleti (2)
Ara 31 2018, Pazartesi
Tarihselcilik, Almanya’nın darmadağınık olduğu bir zaman diliminde bir Alman ruhu icat ederek Almanya’yı toparlamak amacıyla doğdu, esas itibariyle.Farklı kültürlere, dillere kapı aralayan bir arayış olarak.Zamanla, izafîleştirici, her şeyi kayıtlı zamana ve mekâna kilitleyici, dolayısıyla insanı tanrılaştırıcı, tarihi kutsayıcı özellikleri nedeniyle kıyasıya eleştirildi; sonunda, Karl Popper tarafından hurdaya çıkarıldı.Tarihselciliğin, tarihi mutlaklaştırarak hakikati izafîleştirici özelliğinin,
Değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesi: Epistemik kölelik ve tarihselcilik sefâleti (1)
Ara 30 2018, Pazar
Müslümanların başına gelebilecek en büyük felâket, hadisleri ve Kur’ân’ı tartışmaya açmaktır.Kur’ân’ın vahyî karakterinin tartışılmaya açılması, tarihselcilik akımı üzerinden yürütülüyor.Tarihselcilik, Kur’ân’ı izâfileştirecek ve Kur’ân’ın vahyî konumunu tartışılır hâle getirecek, sonuçta, Müslüman kitlelerin, özellikle de genç kuşakların inanç temellerini alt üst edecek tehlikeli bir akımdır.Tarihselcilik, Batı’da bile kıyasıya tartışılmış ve hurdaya çıkarılmıştır. Ülkemizde Batı’da hurdaya çıkarılan
Siyasî kölelikten sonra epistemik kölelik: Hadislerden sonra sıra Kur’ân’da!
Ara 28 2018, Cuma
Pandora’nın kutusu açıldı: Bu sütunda yıllardır dikkat çektiğimiz gibi, hadislerden sonra Kur’ân da tartışma konusu yapılmaya başlandı!İslâm dünyasının kan gölüne çevrildiği, her geçen gün daha küçük dilimlere ayrılarak paramparça edildiği, Müslüman halkların ırk, mezhep ve kabile bağlarının kaşındığı, birbirine düşürüldüğü böylesine zorlu, ürpertici bir zaman diliminde İslâm’ın kurucu kaynakları hadisleri ve Kur’ân’ı tartışmaya açmak, Müslümanların başına gelebilecek en büyük felâkettir!İslâm dünyasında
Nizamülmülk bin yaşında...
Ara 24 2018, Pazartesi
İslâm medeniyetinin ilk büyük kriz zamanları... Hem yıkılış hem de yeniden kuruluş sancıları...Bir yanda, taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayan, İslâm dünyasını harabeye çeviren Moğol saldırıları...Öte yanda, Haçlıların, girdikleri her yeri yağmaladıkları, İslâm dünyasını kana boyadıkları, sadece Müslümanları değil Yahudileri ve lokal dinlerin, kültürlerin müntesiplerini de kitleler hâlinde kılıçtan geçirdikleri, katliam üstüne katliam yaptıkları, hiç bitmeyen, hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken,
İki çapraz İran stratejisi
Ara 23 2018, Pazar
İki İran stratejisi var: Birincisi, küresel sistemin İran stratejisi.İkincisi, Türkiye’nin İran stratejisi.Sistem, uzun vadede, en az 50 yıllık süreçte, mağdur duruma düşürerek İran’ın önünü açıyor...Amaç, bin yıl önceki oyunu sahnelemek: Sahte bir mezhep çatışması icat ederek, İslâm dünyasınının omurgasını oluşturan Ehl-i Sünnet şemsiyeyi parçalamak. Bu süreçte İran’ı kullanmak.Türkiye’nin İran stratejisi, bu tezgâhı gören, derinlikli bir strateji.Oyuna gelmemek, oyunu görmek ve oyunu püskürtmek.Bu
Trump’ın “Suriye’den çekileceğiz” açıklaması ne anlam ifade ediyor?
Ara 21 2018, Cuma
ABD Başkanı Trump’ın “Suriye’den çekileceğiz” açıklamasını yaptığı gün İran Cumhurbaşkanı Ruhani Türkiye’ye geldi, Erdoğan’la -planlanan sürenin iki katı süren- “uzun” bir görüşme gerçekleştirdi.Bugünkü yazımda, Trump’ın açıklamasını nasıl okumamız gerektiğini, Pazar günkü yazımda da Ruhani’nin ziyaretinin anlamlarını tartışacağım.POSTMODERN DURUM:KAOSTAN DÜZEN ÇIKARMAK!Tarih, hızlandı; her ân beklenmedik bir gelişme yaşanabiliyor...Postmodern zamanlara özgü bir şekilde akıyor tarih de her bakımdan...Postmodern
Aile çöküyor, toplum çatırdıyor... Nizamülmülk’ün “gece orduları” gerek bize...
Ara 17 2018, Pazartesi
Hayat, sâbiteler ve değişkenler arasındaki diyalektiğin, etkileşimin sonucunda yeşerir.Dahası, hayatı varkılan, insanı yaşatan “kültür” de, sanat da, fikir de, siyaset de sâbitelerle değişkenler arasındaki diyalektik ilişki üzerinden işler.SÂBİTELER, DEĞİŞKENLERE RUH ÜFLEYECEK KADAR GÜÇLÜ DEĞİLSE, TOPLUM ÇÖKER...Sâbitelerini yitiren toplumlar, kaçınılmaz olarak, değişkenleri, sâbite katına yükseltirler.Bizde, bizim medeniyetimizde hayatımıza yön veren dinamikler, değişkenler üzerinden şekillenen
Medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmaz, yaşayamaz!
Ara 16 2018, Pazar
Kışkırtıcı ve de tedirgin edici bir cümleyle giriş yapayım yazıya: Bu toplumun edebiyatı yok. Yok; çünkü toplum yok. Ruhu olan; sözü olan; dünyaya, insanlığa ruh üfleyebilecek kalibrede bir toplum yok bu ülkede.Toplum, “ceset” olarak var; ama ruhu yok. Yok; çünkü bir medeniyeti yok.Medeniyet, bir toplumun gökkubbesidir; ruhunun da, sözünün de, insanlığa sunabileceği çağ’ın da, çağrı’sının da toplumun derinlerinde köksaldığı, yeşerdiği, göklere açılabilmesini sağlayabilecek gürül gürül akan, hakikate
İbrahim Emiroğlu Hoca’ya sahip çıkılmalı, itibarı iade edilmeli!
Ara 14 2018, Cuma
Yüreği ülkesi için, mazlum Müslüman coğrafya için, insanlığın geleceği için atan bir ilim ve fikir adamı.Yüzlerce konferans vermiş, gençlerin elinden tutmuş, çoluğunu çocuğunu ihmal etme pahasına yürek ülkesinin çocuklarını, öncü kuşaklarını yetiştirmek için gecesini gündüz yapmış bir dava adamı.Lekesiz bir insan.Güzel bir insan.İlminin hakkını veren, zekâtını vermek için her tür zorluğa göğüs geren, fikir çilesi çeken, mantık bilimini Mevlânâ üzerinden tasavvufu okuyarak yeniden inşa eden, mantığı
Rağmen Tavrı ve Nebevî Şahitlik Yolculuğu
Ara 10 2018, Pazartesi
Dünyayı anlama ve yeni bir dünya inşa etme sürecinde üç tür tavrın varlığından sözedebileceğimizi söylemiştim dünkü yazımda.Göre Tavrı, her şeyin, hâkim Batı uygarlığına göre değerlendirilmesidir; Batıcı söylemler, ödünç akılla ve ödünç zihin’le hareket ederek her şeyi Batı’ya göre okurlar ve sonuçta Batı’lı söylemleri ve eylemleri -üstelik de burada!- yeniden üretmekten ve Batı’nın hâkimiyetini meşrûlaştırmaktan başka bir şey yapamazlar.Karşı Tavrı, hâkim Batılı söylemlere ve eylemlere reaksiyon
Üç tavır: Göre, Karşı, Rağmen
Ara 09 2018, Pazar
Türkiye’de bazı İslâmî çevreler, İslâm’ı modern veya postmodern söylemler ve kavramlar üzerinden yani Batı’ya Göre tanımlama ve yorumlama çabası sergiliyorlar.Bazı çevrelerse, İslâmî değerleri, ilkeleri, kaynakları korumak adına reaksiyoner tavırlar geliştiriyorlar, böylelikle İslâmî değerleri, ilkeleri, kaynakları savunduklarını zannediyorlar.İki tavır da çıkmaz sokaktır.Yaklaşık iki asır önce başlayan medeniyet krizinin bizi sürüklediği çarpık yolculuğun getirdiği iki zihnî savrulmadır.İki asır
Eski dünyanın çöküşü, yeni bir dünyanın habercisidir...
Ara 07 2018, Cuma
Bildiğimiz dünya çatırdıyor... Kartlar yeniden karılıyor, haritalar yeniden çiziliyor, güç dengeleri yenileniyor...Tarihin kırılma anları, yeniden-kurulma ânlarıdır aynı zamanda.Sadece güce dayanarak kalıcı bir dünyanın ve dünya düzeninin kurulması imkânsızdır.Yeni bir dünya, ancak köklü ve kuşatıcı hak, hukuk ve adalet ilkeleri üzerine kurulabilir.Başka kültürlere hayat hakkı tanımayan aktörler, yeni bir dünyanın kurulmasında kalıcı roller oynayamazlar.GÜCE DAYANAN PAGAN KÜRESEL DÜZENLER DÜNYAYI
Batı’nın büyük felsefî yanılgısı ve Batı’yı sar/s/acak Paris yangını
Ara 03 2018, Pazartesi
Paris’i cehenneme çeviren, Paris şairinin yüzyıl öncesinden haykırdığı gibi Paris’te “cehennemde bir mevsim” yaşanmasına yol açan Paris yangını’nın yavaş yavaş bütün Avrupa’ya sıçrayacağıanlaşılıyor. “Sarı yelekliler”in (görünüşte akaryakıt zammına karşı) sadece Paris’te değil Fransa ölçeğinde başlattıkları isyan, daha şimdiden Brüksel’e ve Hollanda’ya da sıçradı...Paris yangını, Haçlı seferlerinden itibaren başlayan bin yıllık zulmün; sömürgecilik ve emperyalizm saldırganlıklarıyla süren yaklaşık
Ölüm gerçeği, gerçeğin ölümü ve gerçekliklerin tutsaklaştırıcı dünyası
Ara 02 2018, Pazar
Tarih, gerçekleri katleden gelip-geçici gerçeklikler mezarlığıdır; o yüzden ölüdür, diriltilmelidir.Çağımızın tanrısı, gerçekleri gölgeleyen ayartıcı gerçekliklerdir.Ölüm, değişmez gerçektir; dünya, gelip geçici gerçeklik.GERÇEK BİRİCİKTİR, GERÇEKLİK BİRİKİNTİÇağımızda gerçek değil, gerçeklik kral; sahicilik değil, sahte kural.Gerçek gizlidir; gizlenir; o yüzden gizemlidir.Gerçek köklüdür, derinlerde kök salar; o yüzden asildir, insanı asalet sahibi kılar.Gerçeklik sahtedir, geçicidir; sahte ve
Annem...
Kas 30 2018, Cuma
En zor yazım bu! Bir insanın annesinin vefatı üzerine yazması ne kadar zormuş öyle!Elbette insanın hayatında annenin yeri ayrıdır, bambaşkadır; annenin yerini kelimelerin tarife kifâyet etmeyeceğini insan annesini kaybedince, dâr-ı bekâya yolcu edince anlıyor olmalı.Sanırım, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’in (sav) “cennet annelerin ayakları altındadır” hadis-i şerîfini şimdi anladım; şimdi daha iyi anlıyorum.Annelerin yeri, cennettir; tabir caizse, cennet annedir, anne gibidir; sığınağımız,
Özgürlük tutsaklığı, kulluğun öz-ü-gürleştirici gücü
Kas 26 2018, Pazartesi
Özgür bir dünyada yaşadığımızı söyleyebilir miyiz?Görünüşe bakılırsa özgürlüklerin tavan yaptığı bir çağda yaşıyoruz; peki, gerçekte de öyle mi?Özgürlük kavramı kadar iğdiş edilen, çarpıtılan, “sömürülen” başka bir kavram olmasa gerek şu çivisi çıkmış, feleğini şaşırmış dünyada.Çağımızda hem köleleşmenin, hem de her türlü köleleştirme biçiminin adı oldu “özgürlük”.İnsanlık, özgürlük kavramının tutsağı, her şeyden önce.İnsanın, kendi beninin, bedeninin, bencilliğinin, fetişlerinin köleleştirici,
Bir kültür felsefesi: Ontolojik şiddet ya da kültürü de yok eden kültür
Kas 25 2018, Pazar
Çağımız güya “kültür” çağı: İletişim ve bilişim endüstrisinden film, televizyon, sanat, eğlence, spor ve kültür endüstrisine kadar kadar “kültür”, çağın dinine dönüşmüş durumda.“Kültür” sözcüğünü özenle ve özellikle tırnak içine alarak kullanıyorum. Çünkü kültürü de yok eden bir “kültür”den sözediyoruz.Doğru tanımlama şu aslında: Çağımız “kültür” çağı değil, “kültürel”in hâkim olduğu çağ; her şeyi kültürleştirerek kültürü de yutan bir ağ.Kültür, en netameli kavramlardan biri: Kültürel ise kültür’den
Bu dünya böyle gitmez!
Kas 23 2018, Cuma
Dünyanın çivisi çıktı...Yemen ölüyor... Yemen’deki hunharca savaşın yol açtığı korkunç tahribat özellikle çocukların açlıktan ölmelerine neden oluyor... Kitleler hâlinde ölüyor çocuklar Yemen’de, kitleler hâlinde!Ağaç yapraklarıyla hayata tutunmaya çalışıyor Yemen’in mazlum halkı ve çocukları!Ağaç yaprakları! Onu da ne kadar bulabilirlerse artık!Yemen, bütün dünyanın gözü önünde ölüyor, koskoca bir halk, kadîm bir kültür yok oluyor...Dünya seyrediyor...Müslümanlar seyrediyor...Ölen insanlık aslında!Ölen
Tehlike büyük: Peygambersiz, âmentüsüz bir İslâm icat etmek istiyorlar!
Kas 19 2018, Pazartesi
Adım adım “geliyorum!” diyen bir felâket var: Peygambersiz, mezhepsiz ve âmentüsüz bir İslâm icat etmek istiyorlar!Burada söyleyeceklerim hayâtî: Özelde Müslümanların, genelde insanlığın geleceğiyle ilgili.Daha önce burada yayımlanan bir yazımı gözden geçirerek bir kez daha paylaşmak istiyorum.İSLÂM’DAN SÖZETMEK,GELECEK’TEN SÖZETMEKTİRİslâm’dan, İslâm medeniyetinden, İslâm tarihinden sözetmek, gelecekten sözetmektir.İnsanlığın susuzluğunu giderecek ruh aşısı yapmak, yaralanan insanı, tarûmâr edilen
Türkiye’nin Kemalizm’le imtihanı
Kas 18 2018, Pazar
Önceki yazımda, İslâmî kesimlerin provokasyonlar konusunda dikkatli ve duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayarak basiretli olunması çağrısı yapmıştım.Bu yazıda ise, bu kez, Kemalist / laik kesimlere, akl-ı selim, basiret, sağduyu çağrısı yapacağım.Kemalizm eleştirilerimi, hakaret etmeden, açıkça, dürüstçe yazacağım; umarım, Kemalist kesimler (örneğin Odatv’nin, her Kemalizm yazımdan sonra yaptığı gibi!) “vurun abalıya!” ilkelliğiyle değil, hoşlarına gitmeyen teorik gözlemlerimi benimsemeseler de
Hava, kurşun gibi ağır! Basîret şimdi lazım bize!
Kas 16 2018, Cuma
17-25 Aralık sinsi darbe girişimiyle, Gezi kalkışmasıyla, Kürt-Türk gerilimi çıkararak ve 15 Temmuz darbe ve işgal girişimine kalkışarak Türkiye’yi dize getiremeyenler, toplumun fay hatlarını patlatarak, sinir uçlarını kaşıyarak, laik-dindar gerilimini tırmandırarak sosyal ve siyasî kaos oluşturmaya, böylelikle yeni 28 Şubat’lara zemin hazırlamaya çalışıyorlar!Andımız’la başlayan sosyal ve siyasî kaos oluşturma süreci, Edirne’de 10 Kasım töreni sırasında yaşanan gerilimle ve Tekirdağ’da Atatürk
Dikkat! Türkiye’nin sosyolojisi metamorfoz geçiriyor!
Kas 12 2018, Pazartesi
Türkiye Gençlik STK’ları Platformu, gençlerdeki köklü kimlik değişimini ortaya koyan bir kamuoyu araştırması yaptı.Elde edilen sonuçlar, gelecek adına düşündürücü hatta ürpertici!Araştırmaya göre, gençlerin % 31’i kendini milliyetçi, % 29’u Atatürkçü, % 16’sı muhafazakâr, % 12’si dindar, % 11’i ise demokrat olarak tanımlıyor.Bu sonuçları nasıl okumalıyız, peki?TOPLUM,METAMORFOZ GEÇİRİYOR!Önce hayatî bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Gerçeklerle yüzleşmekten kaçanlar, gerçeklerin zamanla yol
Kültüre ve gençliğe sahip çıkamazsak, yok oluruz!
Kas 11 2018, Pazar
“Kültür”, bir toplumun ruhunun, ruh köklerinin kaynağıdır; gençlikse, bu ruhun yaşamasını ve yaşatılmasını sağlayan umudun pınarı.“Kaynak” kurursa, “pınar” akmaz, zamana direnen asırlık “çınarlar” yıkılır...“Kültür”ün çözülmeye, gençliğin çürümeye, “çınarların” yıkılmaya ramak kaldığı zorlu günlerden geçiyoruz...“Kültür”leri çözülen toplumların kurucu “kaynakları” kurumaya, gençliği yok olmaya, “çınarları” tarih olmaya mahkûmdur.KÜLTÜR POLİTİKASI OLMADAN ASLÂ!Türkiye’nin güçlü ve köklü bir kültür
Ölçü siyaset değil hakikattir
Kas 09 2018, Cuma
İki asırdır ölçülerimizi kaybettik. O yüzden araçlarla amaçları kolaylıkla birbirine karıştırmaktan, araçları amaçların yerine yerleştirmekten başka bir şey yapamıyoruz.Amaçlarımızı yitirdik, araçların esiri hâline geldik.Hayatımızı araçlar, özellikle de siyaset şekillendiriyor.Oysa siyaset sadece bir araçtır; siyasetin bir ruhu yoktur; siyasetin dayanması gereken, siyasete anlam ve ruh katacak tek ölçü hakikattir.Hakikati siyasete göre değerlendirirsek, başka bir ifadeyle siyaseti hakikatin önüne
Eğitimde, ava giderken avlanmak...
Kas 05 2018, Pazartesi
Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, eğitimin “yoğun bakım”da olduğunu söyledi.Gerçek bir eğitimci yapabilirdi bu tespiti.Ziya Selçuk, iyi bir eğitimci. O yüzden bakan olarak atandığında, toplumun geniş kesimlerinden yoğun destek aldı.Özellikle de toplumumuzun seküler kesimlerinde adeta bir “euphoria” (zafer havası) oluştu.Bakana gösterilen bu ilgi, bakanın bakan olarak yapacaklarının ipuçlarını da veriyor sanki.EĞİTİM, NEDEN “YOĞUNBAKIM”DA?Her zaman söylediğim şeyi -özür dileyerek- bir kez daha, altını
“Göçebe toplum”dan, İslâm’a gebe “sanal göçebe insan”a...
Kas 04 2018, Pazar
Göç olgusu, köklü anlam değişiklikleri geçiriyor son beş asırdır...Göçebe toplumlardan yerleşik toplumlara, oradan “sanal göçebelik hayatı” yaşayan insanlara geçiş süreci çok travmatik oldu...Önceden toplumlar yer değiştiriyordu: Mekânda gerçekleşen bir yolculuk eylemiydi göç olgusu.Bugün göç olgusu, artık zihinsel olarak gerçekleşiyor; mekân duygusunu, aidiyet bilincini buharlaştıracak niteliksel bir dönüşüm gerçekleşiyor...Ancak göç olgusunun kendisinde yaşanan bu niteliksel değişim, niceliğin,
İnsanlık, nereye sürükleniyor?
Kas 02 2018, Cuma
İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari, “Sapiens” ve “Homo Deus” başlıklı kitaplarıyla pop star oldu, dünyayı kasıp kavuruyor...Harari, bir düşünür filan değil, popüler bir yazar, üstelik de ayartıcı bir yazar. Dünyada yaşanan gelişmeleri gözlemleyen ama bu gelişmelerin ne anlama geldiğini, felsefî olarak insanlığı nereye sürüklediğini göremeyen ama kitapları dünyada peynir-ekmek gibi satan biri.***“Sapiens” kitabında insanın bugünlere geliş serüvenini anlatır Harari.“Homo Dues” başlıklı kitabındaysa,
Kazana kazana kaybediyoruz...
Eki 29 2018, Pazartesi
Bu ülke, emperyalistler tarafından işgal edilemedi. Çanakkale, emperyalistlere dârü’l-İslâm’ın son kalesi Anadolu kıtası’nı emperyalistlere dar edeceğimizi gösterdiğimiz son büyük ölüm-kalım savaşıydı.İslâm dünyası, Osmanlı’dan sonra paramparça edildi.Bu toprakları emperyalistlere çiğnetmedik.Tablonun görünen yüzü böyle.Bir de tablonun görünmeyen yüzü var: İşte orası karanlık biraz, hem de çok karanlık!Yakın tarihini bilmeyen, yakın tarihine dünya kadar uzak olan tek toplum biziz o yüzden.Yakın
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti
Eki 28 2018, Pazar
Dünya, yaşanılamaz bir yere, cehenneme dönüştürüldü.Bunun temel nedeni, insanın kendini tanrılaştırmaya kalkışması ve azmanlaşmasıdır.Başka bir ifadeyle, çağdaş insanın mesafe fikrini yitirmesidir.İnsan, tanrılaşmaya kalkışacak mutlak bir varlık değil, nisbî bir varlıktır. Yaratıcı değil yaratılmıştır. Yaratıcı ile yaratılan arasında ontolojik bir mesafe vardır.İnsan, nisbî bir varlık olduğu bilinciyle hareket ettiği zaman, azmanlaşmaktan kurtulur ve yaşanabilir bir dünya ancak ondan sonra kurulur.Bunun
Müslüman’san Türk’sün, yoksa mankurtsun!
Eki 26 2018, Cuma
Hedef saptırıyorlar: Mesele “Türk kimliği” filan değil!Asıl mesele, her zaman yapılageldiği gibi Kemalizm kullanılarak laikçi vesayet rejiminin hortlatılmasıdır. Toplumun ideolojik fay hatlarını patlatacak tehlikeli bir girişimdir bu!Hedef, Türk kimliğinin İslâm’ın önüne geçirilmesi, İslâmî duyarlıkların aşındırılması, zamanla yok edilmesidir: İslâm’sız Türk kimliği icat etme projesi devrede. Bunun bizi götüreceği nihâî nokta, Türkiye’nin parçalanmasına müsait bir zemin hazırlanmasıdır. Oysa dünya
İkinci Danıştay Vak’ası: Vesayet rejimini hortlatma çabası!
Eki 22 2018, Pazartesi
Danıştay, tek-tip insan yetiştirmek amacıyla dönemin faşist İtalyan ve Alman rejimlerinden ilham alınarak bütün ilk ve orta dereceli okullarda Jakoben yöntemlerle, tepeden, monteleme yoluyla zorla okutulan Öğrenci Andı’nın yeniden getirilmesini sağlamaya dönük tehlikeli, tehlikeli olduğu kadar da ilkel birkarar aldı!Türkiye’nin bütünleşmeye ekmek kadar, su kadar ihtiyaç duyduğu kritik bir zaman diliminde, toplumda etnik ve ideolojik gerilimleri tırmandıracak böyle bir karar, en hafif ifadeyle, basîretsizliktir.
Yorucu ama doyurucu mini bir Anadolu turu...
Eki 21 2018, Pazar
Bu hafta başından itibaren mini bir Anadolu turuna çıktım çeşitli vesilelerle...Antalya’dan Kayseri’ye, oradan da Rize’ye bir hat çektim...Önce ilk gözlemlerimi paylaşayım...Anadolu, dolardaki türbülans sonrasında tedirgin...Tedirgin ama umudunu yitirmiş değil: Bir bekleyiş içinde...Anadolu insanının tedirginliği sadece ekonomi cephesinde ne olacağıyla sınırlı değil; eğitim, gençlik ve medya derin derin düşündürtüyor Anadolu insanını...Mini Anadolu turuna Antalya’dan, Manavgat’tan başladım.15. Önder
İlmihâlsiz Müslümanlık, çıkmaz sokaktır!
Eki 19 2018, Cuma
İlmihâl’i küçümseyen tipler türedi. Nevzuhûr tipler bunlar.Güya “yeni Taliban”larla, “hurafeler”le vesaireyle mücadele ettiklerini söyleyen, köksüz, köksüz oldukları için de neo-selefî yani selefsiz tipler!İslâm’a nüfûz edemeyen hem de biraz da bu nedenle zihinleri çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşen, İslâm’ı protestanlaştırma projesinin bilinçli veya bilinçsiz ajentaları!İlmihâl’i küçümsemek, İslâm’ı hem bilmemek hem de bilmediğini bilmemek demektir ama mangalda kül bırakmayacak kadar da televizyonlarda
Mezhepsiz din ayakta duramaz, çağ kuramaz
Eki 15 2018, Pazartesi
“Peygamberimiz’in mezhebi mi vardı?” diye sordu, sorabildi bir ilahiyat profesörü televizyonda, insanların gözünün içine baka baka!İnsanın nutku kesiliyor gerçekten!Peygamberimiz varken mezhep olur mu?Olacak iş değil!Böyle insanlar hem İslâm’ın itibarını ayaklar altına alıyor hem de ilâhiyatların!Yazık oluyor gerçekten, çok yazık!“Peygamberimiz’in mezhebi mi?” vardı diye sormak, sorabilmek en basit ifadeyle son derece ahmakça bir şeydir!Peygamberlerin mezhebi olur mu, behey acınası zavallı?İlâhiyatlar
Çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşen bir zihinle İslâm’ı tarumar ederiz sadece!
Eki 14 2018, Pazar
Son zamanlarda, Batı’da bile çoktan terkedilen akılcılık projesini İslâm dünyasına “satmaya” çalışan tipler türedi.Bunlar akılcılığı felsefî olarak tartışabilecek çapta kişiler olmaktan uzaklar.“Dini hurafelerden temizleyeceğiz” diyerek, sığ bir akılcılık, kör bir bilimcilik gibi çağdaş hurafeler üretiyorlar!Kur’ân’ı, akılcılıkla, bilimcilikle yorumlamaya çalışıyorlar! Dini, ruhsuzlaştırıyorlar!Din, aklı da, bilimi de aşan bir anlam ve ruh dünyasına sahiptir.Aklı, bilimi, çağı, eksene alarak Kur’ân’ı
Din’e uyacağız, din’i kendimize uydurmayacağız...
Eki 12 2018, Cuma
Din, Allah’tan (cc) gelmiştir; o yüzden bütün tanımların ve sınırların ötesine uzanır ve hayatımıza hem mânâ hem de ruh katar.Akıl, bilim, çağ sınırlıdır. O yüzden zamanla ve mekânla kayıtlıdır; o yüzden aklın nefesi sınırlı, bilimin ve çağı ufku değişkendir, gelip geçicidir.O yüzden, Din’in akla indirgenmesi, bilime ve çağa göre yorumlanmaya çalışılması, dini ruhsuzlaştırır, tanınamaz hâle getirir ve hayattan uzaklaştırır sonunda.Batı’da Protestanlıkla / Modernlikle birlikte yaşanan felâket budur
İslâm dünyasının püsküllü belâsı: Suudlar
Eki 08 2018, Pazartesi
Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı, İstanbul’da, Suud konsolosluğundakayıp!Konuyu yakından takip eden Türk-Arap Medyası Derneği Başkanı Turan Kışlakçı, Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü söylüyor “hunharca, barbarca öldürüldüğünü” üstelik de!Yasin Aktay da konuyu yakından takip ediyor; çok düşük bir ihtimal de olsa, Kaşıkçı’nın “öldürülmeme ihtimali” olduğuna dikkat çekiyor ve konunun üzerine gidiyor...TÜRKİYE’YE MEYDANOKUMA CÜRETSİZLİĞİ!Dünya ölçeğinde tanınan bir yazarının başka bir ülkede maruz
Yanlış’a ‘yanlış’ diyemeyen doğru’nun kıymetini bilemez
Eki 07 2018, Pazar
Türkiye dünya haritasındaki herhangi bir ülke değil: Bin yıllık insanlık tarihini yapan iki aktörden biri. Diğeri Batılılar.Bin yılın ilk 8 asrında biz varız: Selçuklu, Eyyûbî ve Osmanlı çocukları olarak biz: Tek derdi hakikat olan, hakikatin hayat bulması, hayat olması ve bütün insanlığa hayat sunması için nefes alıp veren, alıp verdiği nefesi hakikatin sesine dönüştüren hakikat medeniyetinin çocukları olarak biz.Son iki asırda, biraz daha zorlarsak son üç asırda ise Avrupalılar / Batılılar var:
Türkiye’yi geri alıyoruz, vermeyeceğiz aslâ!
Eki 05 2018, Cuma
Dün Batman’da yüreğimizi yangın yerine çevirdi terör örgütü PKK yine: 7 Mehmetçik, yola döşenen mayınlı bombanın uzaktan kumandayla patlatılması sonucu şehit oldu.Dile kolay: Yedi can, yedi gencecik fidan!İsyan ediyor insan!Senin, benim, hepimizin güvenliği için canla başla çalışan bu gencecik insanlardan ne istiyorsunuz siz? Bu nasıl bir alçaklık, nasıl bir hıyanettir!Lanet olsun size de, ağababalarınız emperyalist haydutlara da!Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı Mehmetçiklerimize âcil şifalar
Dünya da, Müslümanlar da İslâm’ın evrensel kozmopolis’ine gebe..
Eki 01 2018, Pazartesi
Peter Watson, 16. yüzyılda, dünyaya uzaydan gelen bir yaratığın, dünyanın Pasifik’ten Atlaktik’e kadar İslâm’ın yayıldığı bir yer olduğu kanaatine varacağını söyler.18. yüzyıla gelindiğinde, İslâm’ın dünya üzerindeki topraklarının Hıristiyanlığın üç katı olduğuna dikkat çeker.Bügün bu tablo tam tersine dönmüştür.İyi de, neden?Bu soru, üzerinde ayrıca kafa patlatılmayı hak eden hayatî bir soru.Bu yazıda, İslâm medeniyetinin biricikliği meselesinin ve dünyanın da, İslâm dünyasının da İslâm’ın evrensel
Almanlar, Almanya’yı geri alabilirlerse, Türk-Alman ilişkileri eksen boyutu kazanabilir...
Eyl 30 2018, Pazar
Almanların kaderiyle bizim kaderimiz pek çok bakımdan hem benzeşiyor hem de örtüşüyor.Bu cümleyi, konjonktürel mülahazalarla kurmuyorum. Kaldı ki, konjonktürel mülahazalarla cümle kurmadım bugüne dek, bundan sonra da kurmam sözkonusu olamaz.WEIMAR RÖNESANSI: ALMAN RUHU’NUN İCADI VE ALMANLARIN GELİŞİ...Kabaca yüzyıllık tarihe baktığımızda benzer varoluşsal sorunlarla boğuşuyoruz biz de, Almanlar da.19. yüzyıla damgasını vuran Weimar Rönesansı, Almanların önce felsefede ardından sanat, siyaset ve
Zihin açıcı “aforizmalar”
Eyl 28 2018, Cuma
Bu dünyaya söyleyecek bir sözünüz yoksa, bu dünyada yaşamanızın da bir anlamı yoktur.Bu dünyanın, söylenecek söze her zamankinden daha çok ihtiyacı var.Dünyanın çivisi çıktı çünkü.Belirsiz bir yere doğru sürükleniyor yaşlı dünyamız...İyi de, dünyanın ihtiyacını hissettiği sözü söyleyecek insan var mı, acaba?Önceki yazımda söz vermiştim: Aylak Adam Yayınları’nın çağımızın en parlak sanatçı, düşünür ve bilge insanlarının aforizma kitaplarını tanıtacaktım.Sözümü bu yazıda yerine getiriyorum.NIETZSCHE:
Kaçırılmayacak kitaplar: Ötüken’in fikriyatı, Doğu-Batı külliyatı
Eyl 24 2018, Pazartesi
Sivas ve Kırşehir kitap fuarlarından edindiğim güzel kitaplar var.Bu kitaplardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum bugünkü yazımda.ÖTÜKEN’İN FİKRİYATIÖnce Ötüken Yayınları’nın kitaplarıyla başlayalım kitapları kokla(t)maya!Ötüken, milliyetçi fikriyatın en önemli, en nitelikli yayınevi -hiç tartışmasız. Ülkemizin fikir hayatını, kendi kulvarında zenginleştirmeye ön açıcı katkılarda bulunuyor.Burada sizlerle paylaşacağım kitaplar, milliyetçi fikriyatın kurucu ve çaplı yazarlarının ana-metinleri.Yusuf
Sivas ve Kırşehir Kitap Günleri’nden izlenimler...
Eyl 23 2018, Pazar
Son yıllarda yerel yönetimlerin yaptığı en güzel iş, kitap fuarları. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde düzenli hâle gelmeye başladı bu fuarlar.Yazarlarla okuyucunun buluşması, okuyucuların yazarları yakından tanımaları açısından önemli. Ama daha da önemlisi, halkımızın yazarlardan çok kitaplarla buluşması.Kitapla aramız pek iyi sayılmaz çünkü. Kitap okuma oranlarının en düşük olduğu ülkelerin başında geliyor Türkiye, ne yazık ki.Kitap fuarları, bu nedenle, kitaba, okumaya ilginin artırılması açısından
Yayıncılık can çekişiyor; âcil önlem alınmalı!
Eyl 21 2018, Cuma
Kitap biterse, söz de biter. Söz biterse, hayat anlamını yitirir, toplum çöker.Hayatın bir anlamı var. Hayatın anlamını, insan, evvelemirde, kitaplarla kavrar.Kitapsız bir dünya, ruhsuzlaşır; her tür barbarlık biçiminin istilâsına uğrar...KİTAP ÖLÜRSE, HAYAT RUHSUZ BİR ÇÖLE DÖNER...Bu keskin cümleleri, dövizdeki dalgalanmanın kitap dünyasını, yayıncılık hayatını fenâ hâlde vurması nedeniyle kurdum.Bir yandan görsel kültürün her yeri istilâ etmesi, zihin setlerimizi, duyarlıklarımızı, hayatı yaşayış
Üniversitenin krizi
Eyl 17 2018, Pazartesi
Türkiye’de üniversitenin köklü felsefî, varoluşsal sorunları var. Üniversite sayısını artırarak üniversitenin sorunlarını çözemeyiz; aksine, kangrene dönüştürürüz.Türkiye’nin çok üniversiteye ihtiyacı yok; her alanda ülkemizin önünü açacak, dünya çapında düşünce, bilim, sanat insanları yetiştirmemizi, yeniden insanlığın önünü açacak akımlar geliştirmemizi mümkün kılacak bir kaç tane birinci sınıf üniversiteye ihtiyacı var öncelikle.AYDINLANMA ÜNİVERSİTESİ: NİCELİĞİN VE BATI-MERKEZCİLİĞİN HÜKÜMRANLIĞIÜniversite
Bir umut ve ufuk yürüyüşü: Beytülmakdis Sempozyumu
Eyl 16 2018, Pazar
İstanbul, tarihî bir sempozyuma ev sahipliği yapıyor: Beytülmakdis Sempozyumu.Sempozyum, Eyüpsultan Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleştiriliyor. Malezya’dan Fas’a, Ürdün’den Filistin’e ve Türkiye’ye kadar çok sayıda ilim ve fikir erbabının katıldığı bu kapsamlı ve uzun soluklu sempozyuma her tür desteği veren Eyüp Sultan Belediye Başkanı Remzi Aydın’a, emeği geçen bütün arkadaşlara yürekten teşekkür ediyorum.Sempozyumun açılışında bendeniz de bir konuşma yaptım.Ayrıca Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi
Eğitim ve kültür meselesi, terörden de, ekonomik krizlerden de önemli!
Eyl 14 2018, Cuma
Tek kanatlı bir kuş uçamaz...Kanadı kırık bir kuşun uçmasını beklemek de hayaldir.Türkiye hem tek kanatlı kuş hem de kanadı kırık kuş gibi.Dünyanın sömürgeleştirilemeyen tek ülkesiyiz ama üzerimizden yüzlerce yıllık bir sömürge silindiri geçmiş, her şeyimizi tarumar etmiş bir müstemleke ülkesini andırıyoruz!***Eğitim sistemimiz, bizim medeniyet iddialarımız, ruhumuz ve dinamiklerimiz ekseninde işlemiyor.Kültür dünyamız, müstemlekeci kafaların, metamorfoz yemiş, celladına âşık tasmalı çekirgelerin
Suriye sorununda kör noktalara dikkat!
Eyl 10 2018, Pazartesi
Astana Süreci’nin İran’da yapılan son toplantısında alınan kararlar, İdlib’le ilgili gibi gözükse de, İdlib’le ilgili değildi bana kalırsa.Önceki yazımda da dikkat çekmiştim: Sorun, İdlib meselesi değil, Türkiye’nin kuşatılmasıdır.Türkiye, Astana Süreci’ne aktif olarak katılarak, bu kuşatmayı yarma mücadelesi veriyor...KİLİT ÜLKE BİZİZ AMA ANAHTARLAR BİZİM ELİMİZDEKİ DEĞİL!Önce şu noktanın altını özellikle çizmekte yarar var: Suriye sorunu, Suriye sorunundan çok daha büyük ölçekli bir sorundur.Küresel
İnsan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullandığı için dünyanın çivisi çıktı!
Eyl 09 2018, Pazar
Dünyanın çivisi çıktı.Cehenneme çevrildi dünya.Araçları amaçların önüne geçirdiği, üstelik de güç üreten araçların, bunun kaçınılmaz sonucu olarak da gücün kulu-kölesi olduğu için insan olma özelliklerini yitiriyor, barbarlaşıyor ve dünyayı yaşanamaz bir cehenneme çeviriyor ağ’daş insan.İnsan araçları -insanca bir dünya inşa etmek için- kullanacağına, araçlar insanı kullanıyor.İnsanlığın başına gelebilecek en büyük ontolojik felâket bu: İnsanın amaçlarını yitirmesi, araçları amaçlarının önüne geçirmesi
Mesele İdlib değil, Türkiye’nin kuşatılması!
Eyl 07 2018, Cuma
Astana Süreci ülkeleri, bugün İran’da toplanıyor...Bütün dünya nefesini tuttu, İdlib’in vurulmasını bekliyor!Ürpertici bir durum bu: 3 milyon civarında sivilin adeta üst üste yaşadığı İdlib, dünyanın en büyük toplama kampına dönüşmüş durumda!Böyle bir yerin vurulması, buradaki sivillerin çapraz ateş altında kalması, Suriye’deki en büyük insanî trajedilerden birinin yaşanması anlamına gelebilir.YA YENİ BİR DÜNYA KURULACAK YA DA “KIYAMET”!Dünya, büyük bir belirsizlikler çağının eşiğinden geçiyor...Çok
Asıl hedef Türkiye’dir! Peki, Türkiye ne yapmalı?
Eyl 03 2018, Pazartesi
ABD, “serseri mayın” gibi... Nereye “toslayacağı” belli olmuyor...AB, İngiltere’nin Brexit sürecini işletmesinden sonra, dağılma evresine girdi...ABD’deki Trump yönetimi, sadece Türkiye’ye ekonomik savaş ilan etmekle kalmadı; AB ülkelerine, AB’nin patronu Almanya’ya da ekonomik savaş ilan etti.Trump yönetimiyle Çin’in arası da iyi sayılmaz: ABD-Çin ilişkileri, fırtına öncesi sessizlik manzarası sergiliyor...Çin’in neredeyse bütün küresel kritik sorunlarda “ben de varım” demeye başlaması, bunun göstergesi...Önümüzdeki
Tarık Buğra diye bir usta yaşamadı değil mi? Biz yaşıyor muyuz peki?
Eyl 02 2018, Pazar
Büyük romancımız Tarık Buğra’nın 100. doğum yıldönümünü idrak ediyoruz.“İdrak ediyoruz”, dediğime bakmayın; idrak edemiyoruz aslında!Bir Tarık Buğra’nın sanatına; sanat ve fikir hayatına; edebiyatımıza, romanımıza, dilimize yaptığı çığır açıcı katkıya bakıyorum...Bir çektiği çilelere, sanatsal iktidar tarafından nasıl aforoz edildiğine, yaşarken nasıl mevtâ muamelesi gördüğüne, nasıl ademe mahkûm edildiğine bakıyorum...Bir de, 100. doğum yılında bile, sanki üzerimize ölü toprağı serpilmişçesine;
Macron’un “laiklik uyarısı” ne demek oluyor şimdi?
Ağu 31 2018, Cuma
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “ortada fol yok, yumurta yokken”, pattadanak, “Türkiye laiklikten İslâmî bir yöne doğru kayıyor. Bundan endişe duyuyoruz” dedi.Küresel kaos AB ülkelerini de vururken, Trump, Fransa ve Almanya gibi önde gelen AB ülkelerine de ekonomik tehditler savururken, Macron, niçin böyle bir açıklama yaptı şimdi?Kim adına, ne adına, niçin konuşuyor Macron?İyi de, Macron, kim?AB’nin patronu Almanya mı konuşturuyor Macron’u; yoksa küresel sistemin patronu, Macron’un destekçisi ABD’deki
Malazgirt ruhu: Selçuklu ufku ve insanlığın umudu
Ağu 27 2018, Pazartesi
Malazgirt Zaferi, bir ordunun bir başka orduyla karşı verdiği bir savaşın sonucunda elde edilmiş Zafer’in adı değildir.Malazgirt Zaferi, bir ruhun adıdır; direniş ve diriliş ruhunun.Mekke’den süt emen, Medine’den beslenen, Kudüs’te meyve veren hakikat medeniyetinin insanlık çapında bir yürüyüşe soyunmasının başlangıç noktasıdır.Malazgirt, sadece Türklerin tarihinde dönüm noktası değildir; hem İslâm tarihinde hem de insanlık tarihinde tarihin akışının, yönünün, yörüngesinin belirlendiği bir büyük
Dünyayı cehenneme çeviren vahşî Leviathan düzeni bizden korksun!
Ağu 26 2018, Pazar
Dünya ekonomisine entegre olmazsanız, bu dünyada tutunamazsınız!Böyle diyor, çağımızın papazları parababaları!Küreselleşmeyle birlikte bütün sınırlar ortadan kalktığı için, dünyanın bütün ülkeleri, birbirlerine bağımlı hâlde geldi. Sadece belli güçler ya da bölgeler değil, evet, ülkeler de birbirlerine bağımlı artık.Madalyonun görünen yüzü böyle.DÜNYA EKONOMİSİ: VAHŞÎ YENİ LEVIATHAN DÜZENİMadalyonun diğer yüzündeki manzara hiç de iç açıcı değil.Dünya ekonomisine entegre olmak demek, kapitalizmin
Osmanlı Arşivleri kapatılmamalı, aksine büyütülmeli!
Ağu 24 2018, Cuma
Arşivlerimizin kamyonlara doldurulup Bulgaristan’a satıldığı günlerden bugünlere geldi bu ülke.Müziğinin, ezanının, alfabesinin yasaklandığı, dilinin İslâmî kurucu-köklerinden koparıldığı bir ülkenin çocuklarıyız.Sömürgecilerin yapmaya bile cesaret edemeyecekleri bir kendi-kendini sömürgeleştirme (=ruh köklerini kurutma, tarih bilincini delik deşik etme) cinayeti yaşandı bu ülkede.DİLDE ÇİFTE CİNAYET!Bir ülkenin müziği, ruh köklerinin en derin, en rafine şifrelerini sunar. Müziğini yitiren bir toplumun,
Şizofreni’nin resmi: Bayram telâşı ve tatil kaçışı
Ağu 20 2018, Pazartesi
Bir yanda, bayram arefesinin tatlı telâşı, bayram günlerinin heyecanlı hazırlıkları...Öte yanda, insanın şehirden, insanlardan, bayramdan tatile kaçışı, dekadansla dans’ı: İşte bizim yaşadığımız şizofrenin hikâyesi, resmi, en iyi göstergesi.İstanbul boşaldı... Kimse kalmadı...Kimileri sıla-i rahim için memleketlerine gitti; kimileri de şehri terketti, plajlara akın etti.Ege ve Akdeniz sahillerindeki otellerin günler öncesinden dolduğunu söylüyor televizyonlar...Bayrama da, dinlenmeye de ihtiyacımız
Türkiye’yi bize vermek istemiyorlar! Alabilecek miyiz, peki?
Ağu 19 2018, Pazar
Dünyanın hâl-i pür melâlini şöyle özetleyebiliriz:Batılılar, miyop.Müslümanlar, hipermetrop.Asyalılar, astigmat.“Latin Amerika” mı? Adı bile yok!BÜTÜN DÜNYA BATI’NIN ESERİ BÜTÜN DÜNYA BATI’NIN ESİRİ!Batılıları “miyop” olarak nitelendirmem, şaşırtıcı gelebilir: Öyle ya, bilim, düşünce, sanat, Batılıların eseri değil mi?Doğru: Bugün bütün dünyanın kullandığı temel kavramlar ve kurumlar Batılıların eseri: Yaklaşık üç asırdır, yalnızca Batılılar üretiyor, bütün dünya da tüketiyor...Buradan çıkarılabilecek
İki asırdır kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz, farkında mısınız?
Ağu 17 2018, Cuma
Şunu bilelim: Batı’yla er ya da geç ama mutlaka karşı karşıya geleceğiz...Türkiye olarak kendimizle yüzleşmemiz, kendimize gelmemiz, toparlanmaya, ayağa kalkmaya ve yürümeye başlamamızın mahiyeti ne kadar güçlü olursa, Batı’yla karşılaşmamızın / hesaplaşmamızın mahiyeti de o kadar güçlü olacak.BİR TOPLUM MEDENİYET DEĞİŞTİRMEYE SOYUNARAK ÇAĞATLAYAMAZ!Türkiye henüz kendine gelebilmiş değil.Bırakınız kendine gelebilmeyi, başına ne geldiğini bile görebilmiş değil henüz!Menderes’ten bu yana gerçekleştirdiğimiz
Dalga-kuramazsak yok oluruz!
Ağu 13 2018, Pazartesi
Amerikan emperyalisti, Türkiye’ye karşı ekonomik savaş başlattı...ABD ile ilişkilerdeki gerilimin -en azından bir süre daha- tırmanacağı anlaşılıyor.Ama orta ve uzun vadede, Türkiye toparlanır da bölgemizi toparlayacak bir güce ulaşacak olursa, ABD’nin de, Avrupa ülkelerinin de bundan çok rahatsız olacaklarını, Türkiye’ye karşı iki tavır geliştireceklerini söyleyebiliriz: Ya Türkiye’nin gelişine sessiz kalmak, Türkiye’yle işbirliği yapmak zorunda kalacaklar ya da Türkiye’ye açıkça saldırmak!Türkiye,
Hiç kimse Türkiye’nin haydutlara boyun eğmesini beklemesin!
Ağu 12 2018, Pazar
Dolardaki türbülans, toplumda da türbülansa yol açtı, korkuttu.Cumhurbaşkanı Erdoğan Bayburt’ta konuşurken de, Hazine ve Ticaret Bakanı Berat Albayrak ekonominin yol haritasını açıklarken de dolara bir haller oluyordu; yerinde duramıyordu dolar!TÜRKİYE’YE KARŞI EKONOMİK SAVAŞ!Burada bir anormallik var: Bu, apaşikâr!Birileri, küresel sistemin tefecileri, Türkiye’yi tefe koyup oynatmayı düşünüyorlar!Türkiye’nin ekonomisinde cârî açık gibi, yatırımların rasyonel alanlarda yoğunlaştırılamaması gibi,
Akılla bilirsin, kalple bulursun, ruhla olursun
Ağu 10 2018, Cuma
Aslolan bilmek değil, olmak’tır.Aydınlanma aklı ve düşüncesi üzerine kurulan üniversite için, mesele bilmektir. Aydınlanma’nın tohumlarını eken bilimsel devrimin kurucu babalarından Francis Bacon’ın ünlü “bilgi güçtür” aforizması, modernlerin, bilme çabasını, gücü ele geçirme kaygısına dönüştürmelerine yol açtı.AYDINLANMA’NIN KARARTMA’YA DÖNÜŞMESİ...Çağdaş / modern üniversite, işte bu temel üzerine bina edildi. Buna da hurafelerden kurtulma, aydınlanma çabası, denildi. Oysa yapılan şey, çağdaş /
Emperyalist her yerde: İstikametin üzerinde titre! (2)
Ağu 06 2018, Pazartesi
Dünkü yazımda Batı uygarlığının, modernliğin başlangıçlarından günümüze gelinceye kadar üç tür emperyalizm biçimi ürettiğinisöylemiştim:Birincisi, ontolojik emperyalizm biçimi.İkincisi, siyasî-coğrafî emperyalizm biçimi.Üçüncüsü de, kültürel-zihnî emperyalizm biçimi.İlk emperyalizm biçimi, Tanrı’ya, dolayısıyla hakikate saldırı; ikinci emperyalizm biçimi dünyaya saldırı, üçüncü emperyalizm biçimi ise insana saldırı olarak gerçekleşti.İlk yazıda ontolojik emperyalizm biçimini enine boyuna tartıştım;
Emperyalist her yerde: İstikametin üzerinde titre! (1)
Ağu 05 2018, Pazar
Emperyalist her yerde: Dünyada, coğrafyamızda, ülkemizde, eğitim sistemimizde hatta evimizde ve cebimizde...Adeta bir şeytan gibi içimizde ve dışımızda kol geziyor, bizi perişan ediyor, dahası günümüzde ayartıcı nitelikler kazandığı için, zihinlerimizi işgal edecek biçimler alarak bizi kendisine âşık ve esir ediyor!O yüzden, İstikametin üzerinde titre, diyorum.Ve ekliyorum: İstikametini kaybedersen, hiç bir yere ulaşamazsın çıkmaz sokaklardan başka!Burada, dünyayı daha iyi, daha derinlemesine tanımamıza
Amerikan jeo-politiğinin İslâm’ın teo-politiğiyle savaşı
Ağu 03 2018, Cuma
Yazıya, burada yapmaya çalışacağım uzun soluklu okumanın arkaplanını oluşturacak Henri Pirenné’den iki dikkat çekici alıntıyla başlamak istiyorum.Henri Pirenné, Belçikalı bir şehirler ve medeniyetler tarihçisi.Alanında otorite biri. İyi bir tarihçi.HZ. MUHAMMED VE ŞARLMAN, İSLÂM VE KÜRESEL SİSTEMZihninin gerisinde, yazdıklarını inşa ederken İslâm korkusu hatta nefreti belirleyici bir kişi Henri Pirenné.Avrupa tarihinin, münhasıran da Batı uygarlığının kurulmasını sağlayan itici gücün İslâm olduğunu
Eğitimde devrim yapabilirsek tarihi biz yapmaya başlayabiliriz yeniden...
Tem 30 2018, Pazartesi
Medeniyetlerin beşiği Asya, çekirdeği de bizim ve hinterlandımızın bulunduğu Doğu Akdeniz’le Hint Okyanusu arasındaki Maveraünnehir havzasıdır.Bütün medeniyetlerin kaynağını oluşturan dinler, dinlerin yeşerttiği ve medeniyetlere dönüştürdüğü düşünce, bilim, sanat, siyaset ve ahlâk gelenekleri bu havzada neşvünemâ bulmuş, buradan dünyaya yayılmıştır.MEDENİYETLERİN DE KÖKENİNDEDİN VARDIRÇin, Hint, Sümer ve Mısır medeniyetlerinden “Amerika” kıtalarındaki Maya, İnka, Aztek medeniyetlerine, onlardan
Asya çağı’na doğru: Batı ekseni için sonun başlangıcı
Tem 29 2018, Pazar
Önce ABD Başkan Yardımcısı Pence, ardından ABD Başkanı Trump, rahip Brunson figürü üzerinden bütün diplomatik kuralları hiçe sayarak Türkiye’ye “yaptırım tehditleri” savurdular!Bu tehditlere Türkiye aynı sertlikte cevap vermekte gecikmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve ABD’li mevkidaşıyla görüşen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD yönetiminin tehditlerinin kabul edilemez olduğunu, Türkiye’nin hiç kimseden, hiçbir ülkeden emir alacak bir ülke olmadığını söylediler.Peki
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu
Tem 27 2018, Cuma
Çilekeş bir “gurbetçi” çocuğu Mesut Özil.Dünya kupası maçlarından sonra Almanya’da Alman medyasında, özellikle Nazi ruhunun en ilkel temsilcisi Bild gibi kitle gazetelerinde Erdoğan’la çektirdiği fotoğraf servis edilip de ırkçı saldırıların hedefi hâline getirilince, Alman millî takımını bıraktığını açıkladı “gurbetçimiz”.Sosyal medya hesaplarından yayınladığı açıklama Almanya’da şok etkisi yaptı.Anlaşılan o ki, Mesut Özil’in Almanların ırkçılıklarını yüzlerine vurması, bunun Almanya’da küçük ölçekli
Cemaatler, Ehl-i Sünnet omurga ve geleceğimiz
Tem 23 2018, Pazartesi
Dünya küreselleşti. Küreselleşme süreci 1970’lerde ABD’de, 1980’lerde Avrupa’da, 2000’li yıllarda da bütün dünyada hissedilmeye, yaşanmaya başlandı.Küreselleşme, sınırları ortadan kaldırdı; bu doğru. Ama öte yandan da ekonomik, kültürel ve entelektüel sınırların ortadan kalkması, beklenebileceği gibi, insanın, insanlığın ufkunu genişletmedi.Aksine, berbat bir ufuk daralmasına yol açtı.Özellikle ABD’de üretilen tek tip bir kültüre mahkûm ve mahpus etti bütün insanlığı.Dünyayı tektipleştirdi, bütün
Batılıların yüzyıllık stratejisi: Ortak tarih şuuru ve medeniyet tasavvurumuzun bin yıllık omurgasının çökertilmesi
Tem 22 2018, Pazar
Adnan Oktar “şebeke”sine karşı -geç de olsa- önemli bir operasyon başlatıldı.Fırsatperestler televizyonlarda sahne almaya ve açık açık hedef göstererek cemaatlere, tarikatlere saldırmaya başladılar yine.Cemaatlerin, tarikatların sorunlarını, devletin cemaatlere ve tarikatlere nasıl bakması gerektiği meselesini sonraki yazıda mercek altına alacağım.Bu yazıda Osmanlı’nın, dolayısıyla hilafetin bitirilmesinden sonra paramparça olan İslâm dünyasında sadece cemaatlerin, özellikle de tarikatlerin iyi
Tekvînî ve tenzîlî âyetler, dînî ve din-dışı “cemaatler”
Tem 20 2018, Cuma
“Cemaat” kavramı ve kurumu üzerinden bir operasyon çekiliyor Türkiye’ye tam yarım asırdır!Hayat, -en geniş anlamıyla- “cemaat”lerle sürüyor aslında.Bütün dünyada böyle.İki tür “cemaat”ten sözedebiliriz: Dînî cemaatler ve din-dışı “cemaatler”.Dînî cemaatler’in ne olduğunu az çok biliyoruz ama din-dışı “cemaatler”i pek bilmiyoruz.Postmodern dünya, bir yandan egoizmi, bireyciliği fenâ hâlde kışkırtıyor ama öte yandan da new age kült’lerinin, “din dışı kutsallıklar” üreten sosyal, kültürel, sportif,
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ!
Tem 16 2018, Pazartesi
Bu ülkenin en büyük, en köklü sorunu, eğitim sorunudur.Eğitim sorununu halletmeden hiç bir yere gidemeyiz.İkinci olarak, eğitim meselesini bir medeniyet meselesi olarak göremezsek, eğitim sorununu çözmekte hiç bir mesafe katedemeyiz.Eğitim meselesi üzerinde kafa patlatmaya devam ediyoruz...Sonuç alıncaya kadar sürecek bu gayretim...MANEVÎ ATILIM OLMADAN ASLÂ!Tarihte insanlığın önünü açan, köklü, kalıcı büyük atılımlar bir toplumun gerçekleştirdiği maddî atılımlar değil, manevî atılımlardır. Bir
15 Temmuz direnişi, diriliş ruhuna dönüştürülmeli
Tem 15 2018, Pazar
15 Temmuz, NATO’nun FETÖ eliyle gerçekleştirdiği bir darbe ve işgal girişimiydi.Bin yıl adalet, hakkaniyet ve kardeşliğin yeryüzünde hâkim olması için mücahede eden, mücadele veren bu toprakların çilekeş insanlarının nihâî olarak tarihe gömülme saldırısıydı.Ama bu toplum, bu saldırıyı, destansı bir direnişle püskürttü ve tarih yazdı.Bize düşen, 15 Temmuz gecesi tankların önünde dimdik durarak yazdığımız destansı tarihi, ortaya koyduğumuz tarihî direnişi, bir diriliş ruhuna dönüştürerek tarih yapmaktır.15
Socrates’i öldürmeliyiz; yoksa metafiziksiz bilim, yok oluşa sürükleyecek hepimizi...
Tem 13 2018, Cuma
En temel sorunumuzun eğitim, eğitimin de varoluşsal sorunumuz olduğunu söylemiştim.Niceliğin hükümranlığını pekiştirecek, insanı araçların kölesi hâline getirecek fizik, matematik veya daha genelde pozitif bilimler üzerinden eğitim sisteminin kurulması ihtimali belirdi..Bu felâkettir.Pozitif bilimlere de ihtiyacımız var elbette; yüksek teknolojiye ulaşmamız için şiddetle ihtiyacımız var hem de.Ama daha âciliyet kesbeden şey, metafiziktir: Dünyayı ve varlığı, hayatı ve insanı bir bütün olarak kavramamızı
Topçu’nun düşüncesi: İrade metafiziği ve postmodern krizi öngörmesi
Tem 09 2018, Pazartesi
10 Temmuz, Cumhuriyet döneminin en parlak düşünürlerinden Nurettin Topçu’nun vefat yıldönümü.Cumhuriyet döneminde, eşiğine sürüklendiğimiz ontolojik yok oluş sürecinde, ülkeye, ülkenin çölleşen düşünce, kültür, sanat hayatına metamorfoz yemiş, celladına âşık garpzede tasmalı çekirgelerin bir heyulâ gibi “çöreklendiği”, ruh köklerimizin kurumaya ramak kaldığı o ürpertici kış mevsiminde bu toplum, önümüzü açacak, semamızı aydınlatan yıldızlarını çıkarmayı başardı.Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’a, Nurettin
Ruh dolu bir eğitimin üç kaynağı: Aile, şehir ve idealist eğitimciler
Tem 08 2018, Pazar
Eğitim meselesi, bu toplumun en temel varoluş meselesidir.Günübirlik, gelip-geçici çözümler, eğitimi iyice içinden çıkılmaz hale getirir, kangrene çevirir.O yüzden kalıcı, köklü ama somut çözümler üzerinde kafa yorabilirsek, eğitim meselesinde bir mesafe katedebiliriz.Bu yazıda, orta ve uzun vadede (10-25 yıl gibi bir süreyi eksene alarak) eğitimde atılması gereken köklü, kalıcı ve somut adımlara ilişkin bazı önerilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.BİR TOPLUMUN ALTINI OYMAK MI İSTİYORSUNUZ: EĞİTİMİNİ
Eğitim, kültür ve medyada büyük atılımın beş şartı
Tem 06 2018, Cuma
Eğitim, bu ülkenin en temel, en âciliyet kesbeden sorunudur; varoluş sorunumuzdur.Terörden daha önemli, daha hayatî bir sorundur.Eğitimde, medeniyet dinamiklerimiz ekseninde devrim yapar ve büyük bir atılıma imza atarsak, kimse durduramaz bizi.Eğer eğitimi ihmal edersek, yanlış işler yaparsak, yok olmaktan kurtulamayız -Allah muhafaza.EĞİTİM MESELESİ, BİR MEDENİYET MESELESİDİREğitim meselesi, bir medeniyet meselesidir. Güçlü bir medeniyet tasavvuruna sahip olmayı gerektirir.Medeniyet tasavvuru,
Önümüzü açacak öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi- 3. Aşama
Tem 02 2018, Pazartesi
Eğitim sistemimiz, bir medeniyet perspektifi, bir aidiyet bilinci kazandıramıyor genç kuşaklarımıza, ne yazık ki.Eğitim sistemimize damgasını vuran pozitivist, seküler ve ezberci mekanizma (sadece yetenek öğüten ruhsuz makina), çocuklarımızı zihnen sömürgeleştiriyor, bizim medeniyet dinamiklerimize, birikimimize, ideallerimize yabancılaştırıyor yalnızca.Bu durum, böyle gitmez.Dünyada hiç bir ülke, kendi çocuklarını, kendi medeniyet ideallerini, ruhköklerini, değerlerini, anlam haritalarını yoksayarak,
Fuat Sezgin Hoca, pergeli medeniyetimize sâbitledi, gitti...
Tem 01 2018, Pazar
Dünyanın tanıdığı, takdir ettiği ama bizim hiç tanımadığımız, sürgün ettiğimiz Fuat Sezgin Hoca, vefat etti.Çok büyük bir âlimdi; emsalsiz ilim aşkı, yorulmak bilmez çalışkanlığı ve yazdığı eşsiz eserleri, onu, dünya çapında saygı duyulan bir ilim adamı yapmıştı.HAYATI, YÜZYILLIK TRAVMATİK TARİHİMİZLE ÖZDEŞTİ...Nev-i şahsına münhasır bir insandan, bir topluma, Allah’ın bir kaç yüzyılda bir lûtfettiği bir dehadan sözediyoruz.Hayatı, Türkiye’nin yüzyıllık travmatik tarihinin özeti gibiydi.Yok oluşun
Erdoğan’a 20 öneri
Haz 29 2018, Cuma
1-İslâmî duyarlıkları güçlü, dünyayı iyi tanıyan, vizyonu geniş, dertli, çaplı öncü bir kadro kurulmalı; kifâyetsiz, muhteris, kendi çıkarlarını düşünen ruhsuz tipler temizlenmeli.İlke şu: Yol, sefasını sürenlerle değil, cefasını çekenlerle yürünür...2-Değerlerimizi çözen, İslâm’la ilişkisini sıfırlayan ‘’salaş’’ bir kuşak yetiştiren, gençlerimizi sığ, ruhsuz Batı kültürünün kölesi haline getirerek mankurtlaştıran eğitim, kültür ve medyada devrim yapılmalı.Eğer bu üç alanda devrim yapılmazsa, 20
Besmele, hamdele ve salvele’yle çıkacaksın yola...
Haz 25 2018, Pazartesi
Büyük düşünür Heidegger, “tefekkür etmek, teşekkür etmektir” (“Denken ist danken”) demişti.Bizim irfânî geleceğimizin tam ortasından konuşuyor gibidir Heidegger burada.En önemli esin ve besin kaynaklarından birinin Sühreverdî olduğunu bizzat kendisi itiraf ettiğine göre, bunda şaşılacak bir şey olmasa gerek.İNSAN, “BAĞIMLI” VE “BORÇLU” BİR VARLIKTIR...Teşekkür etmek, şükretmek demek.Hayatın, sadece kişinin kendisinden ibaret olmadığını, hayatta başkalarının, başka insanların, başka varlıkların da
Tarihin nasıl yapılacağına karar vereceğiz...
Haz 24 2018, Pazar
Bugünkü seçimde, tarihe karar vereceğiz: Sadece ülkemizin değil, yakın gelecekte bölgemizin ve dünyanın alacağı şeklin ne olacağına...Bu kadar önemli olacak seçimimiz.TÜRKİYE, VESAYET REJİMİYLE DURDURULDU!Türkiye, iki asır önce rotasını, bir asır önce de yörüngesini kaybetti.Türkiye’nin bu iki asırlık travmatik serüvenini, önce sürükleniş, sonra yok oluş, son olarak da toparlanış serüveni olarak tarif etmiştim.Türkiye, diğer ülkeler gibi, dışardan fiilen sömürgeleştirilemedi ama içerden Batıcı elitler
Üç Ayşe Şasa: Sanatçı, düşünür, bilge
Haz 22 2018, Cuma
Bu dünyadan bir Ayşe Şasa geçti...4 yıl önce, bize, bu ülkenin “sahipsiz” çocuklarına, üzerinde umarsızca “debelendiğimiz” yitik hazinenin, diriltici fikir, sanat ve hayat hazinesinin kodlarını bitimsiz bir aşkla ve yılmaz bir çileyle şifreledi gitti...Bize düşen, onun şifrelediği hazinenin kodlarını deşifre etmek, fikir, sanat ve hayat dünyamıza yenileyerek takdim etmek...AYŞE ŞASA’NIN HİKÂYESİ VE TÜRKİYE’NİN TRAVMATİK HİKÂYESİ...Ayşe Şaşa’nın hayat hikâyesi, Türkiye’nin fırtınalı, dalgalı ve çalkantılı
Çağ körleşmesi ve ruh üşümesi: Sûr’a üfleme vakti şimdi... (2)
Haz 18 2018, Pazartesi
Doğu da yok, Batı da aslında.Batı bir inşa; Doğu’ysa bir kurgu, bir Batı kurmacasıyalnızca.BATI, HAKİKAT’İ YİTİRDİ; DOĞU,DERİN BİR UYKUYA GÖMÜLDÜ...Batı, hakikati yitirdi; yetmedi, insanın hakikat arayışını da bitirdi: İnsanı çöle mahkûm etti; ayartıcı / pornografik ve saptırıcı / pagan bir açmazın, film, müzik ve spor endüstrisinin neo-pagan âyinlerinde kaybolan baştan çıkarıcı bir çıkmaz sokağın eşiğine sürüklüyor insanlığı...Doğu’ysa, hakikatin üzerinde derin bir uykuya gömüldü: Batı’nın ayartıcı
Çağ körleşmesi ve ruh üşümesi: Sûr'a üfleme vakti şimdi...
Haz 17 2018, Pazar
Çağdaş insan’dan sözedip duruyoruz da; yok öyle biri!Çağ da yok; insan da artık.Çağ, bir ağ!Devâsâ bir ağ hem de!Çağdaş insan’sa, ağdaş sadece!Kendi’nin, kendi hakikatinin, kendini hakikate irtibatlayan ulvî bağ’ın önünde bir takoz, ayartıcı ve saptırıcı bir ağ’a dönüşen çağ da; sürgit ayartılan ve hakikatten kaçan ağdaş insan da.ONTOLOJİK VOYERİZMİN ZAFERİ:İNSANIN ONTOLOJİK FELÂKETİ!İşte çağdaş insan, kendini hakikate rapteden, bütün âlemleri temâşâ ettiren, gezdiren, yaşatan ulvî bağ’ı yitirdiğinden
Ramazan, ümmîleşme seyrüseferi; bayram, ümmetleşme zaferi
Haz 15 2018, Cuma
Ramazan, arınma ve toparlanma iklimi, yenilenerek doğrulma ve yeniden doğma mevsimi…Diriltici bir ümmîleşme seyrüseferi: Zihni, kirlerden temizleme; insanı, özüne döndürme, kendine getirme; özetle, taze bir ruhla donanma seferi...Bayramsa, toparlayıcı, kenetleyici ve yekvücut kılıcı ümmetleşme zaferi: Taze bir heyecanla ve kanatlandırıcı bir neşeyle seküler / bölmeli zamanı durdurma, bütün ayrıcalıkları ortadan kaldırarak bütünleşme, hâlleşme ve helâlleşme, kardeş olma ve coşma zemini…Bu sütunda
Hakikat neresi, siyaset nereye düşer?
Haz 11 2018, Pazartesi
Bendeniz, az da olsa, yazdığım siyasî yazılarda bile, hâdiselere siyaset açısından değil, hakikat açısından baktım hep.Çünkü siyaset kurucu bir kaynak değil, koruyucu bir barınak olabilir, yol açabilir sadece... Hakikatin yani kurucu kaynağın ışığında, elbette.O yüzden ülkemizde, medeniyet coğrafyamızda ve dünyada yaşanan sorunlara, Müslümanca idrak ve düşünme melekelerini harekete geçiren, bütünlüklü, kuşatıcı medeniyet perspektifiyle yaklaşıyorum her zaman.VAROLUŞSAL SORUNLARA MEDENİYET ÖLÇEĞİNDE
Kadir Gecesi takdir olunan kudret ve hürriyet
Haz 10 2018, Pazar
Bugün, ayartıcı yeni-paganizm ve yeni-barbarlık biçimleri, neo-seküler kapitalist kültürel formlar aracılığıyla hayatımızın her alanına derinlemesine nüfûz ediyor. Ve dünyamızı yaşanılamaz bir çatışma, işgal, sömürü, zulüm ve tecavüzler arenasına dönüştürüyor…Çıkış yolu olarak da insanlığı hızın, hazzın ve tüketimin kölesi hâline getirmekte buluyor: İnsanlığın nihilizmin eşiğine sürüklenmesi demektir bu: Güle-oynaya intiharı yani!İşte tam böylesi bir ontolojik felâket çağında, her tür putu yere
TİKA’ya ve Arifan’a saldırmanın dayanılmaz hafifliği!
Haz 08 2018, Cuma
Birileri, Türkiye’nin umut ve ufuk çizgisi TİKA’ya ve Türkiye’nin geleceğinin karınca kararınca tohumlarını eken Sivas’taki Arifan Külliyesi’ne saldırmaya başladılar.Oysa bu iki güzide kurumumuz da kendi alanlarında öncü kurumlar ve değeri on yıllar sonra anlaşılacak köklü ve büyük bir devrime imza atıyorlar.Önce TİKA’ya bakalım...TİKA DEVRİMİ: UFUK ÇİZGİSİ, UMUT HAMLESİTürkiye’nin hâriciyesi, hâriçten gazel okur. İki asırdır böyle bu, ne yazık ki.İstisnalar az da olsa var ama gerçek budur. Londra’da
Süleymaniye, Sinan’ın ibadeti; senin ibadetin ne, peki?
Haz 04 2018, Pazartesi
Piyer Loti Tepesi, İstanbul’un temâşâ edileceği en iyi yerdir. Tarihî Yarımada’dan Üsküdar’a, Haliç’in sırtlarından Kağıthane’ye ve Sütlüce’ye kadar İstanbul avucunuzun içindedir adeta Piyer Loti Tepesi’nde.SÜLEYMANİYE BİR RUHTUR, SÜKÛT SÛRETİNDEKONUŞUR...Süleymaniye bize ne söyler, bilen var mı; İstanbul’un sesini, seslenişini, serzenişini, ne dediğini duyan?Oysa Süleymaniye bir ruhtur: Çileyle ve cehdle, aşkla ve şevkle silbaştan adım adım inşa edilen; umutla dikilen her bir ağaçla, ufuk çizgisinin
Şehir, oruç tutar mı? Hem de nasıl!
Haz 03 2018, Pazar
Oruç, diğer ibadetlerden çok farklı.Gerek mahiyeti, gerek süresi, gerekse insan ve hayat üzerindeki işlev ve etkileri bakımından diğer ibadetlere benzemiyor oruç.Oruç ayı Ramazan’ın İslâm’ın özü ve özeti olması, orucun nev-i şahsına münhasır bir ibadet olmasını sağlıyor.Sarsıcı ama sarıp sarmalayıcı bir ibadet oruç.Hayata müdahale ediyor, hayatın akışına müdahale ediyor, bütün alışkanlıklarımıza müdahale ediyor, hayat düzenimizi durduruyor ve her şeyi silbaştan kurduruyor...“Simülasyona hayır” diye
Bin yıllık omurga: Ortak tarih şuuru ve medeniyet tasavvuru
Haz 01 2018, Cuma
Bin yıldır, İslâm dünyasını hem küresel bir güç olarak kuran hem de her tür saldırıya karşı koruyan ana omurgayı biz inşa ettik. Biz, yani bugün Balkanların, Kafkasların, Türk ve Arap dünyasının çocuklarını aynı tarih şuuru ve medeniyet tasavvuru etrafında toplayan Anadolu kıtası’nın çilekeş insanları.KURUCU MELİKŞAH, UYGULAYICI NİZAMÜLMÜLK, TEMELLERİ KOYUCU GAZÂLÎBu bin yıllık omurga, Melikşah’ın kurucu liderliğinde, Nizamülmülk’ün uygulayıcı maharetinde ve Melikşah’la Nizamülmülk’e yürünecek yolun
Ruh atılımı olmadan aslâ!
May 28 2018, Pazartesi
Türkiye’nin uzun soluklu, köklü, çok yönlü, kalıcı ve sarsıcı bir ruh atılımına ihtiyacı var.Ruh atılımını gerçekleştirebilen toplumlar, her türlü zorluğa göğüs germesini de bilirler.Ruh atılımını gerçekleştiremeyen toplumlarsa -tıpkı bizim bir asırdır yaşadığımız gibi- esen rüzgârların önünde sürüklenirler...HAYATIN İKİ CEPHESİ:MADDE VE RUH CEPHESİHayatın iki cephesi var: Madde cephesi ve mânâ / ruh cephesi. Biri olmadan diğeri de olmaz.Ruh cephesi, adı üstünde, bir toplumun varlık nedenini ve
Bernard Lewis: İslamofobinin fikir babası
May 27 2018, Pazar
Oryantalizmin son temsilcilerinden Bernard Lewis bir asır gibi uzun bir ömür sürdü ve 101 yaşında öldü geçen hafta.Gereken ilgiyi göremedi Lewis’in ölümü Türkiye’de, Türk medyasında.Herhangi bir oryantalist değildi Bernard Lewis: Son yarım asırda İslâm dünyasının kan gölü haline gelmesinde, İslâm nefretinin Batı’da yayılıp kökleşmesinde Lewis’in yazdıklarının, yöneticilere yaptığı danışmanlıkların çok belirgin rolü olmuştu.Bernard Lewis’in kişiliğine, kimliğine, tarihçiliğine ve yaptıklarına birazdan
Askerî darbe girişiminden sonra şimdi de ekonomik darbe...
May 25 2018, Cuma
Seçimlerin kaderini, ağırlıklı olarak, ekonomi belirleyecek...Ekonomideki değerlerin ve dengelerin sarsılması, bunlarla oynanması, ekonomiyi kontrolden çıkarır.YAHUDİ FAİZ LOBİSİ TÜRKİYE’YE OPERASYON ÇEKİYOR!Türkiye seçimlere girerken, Türkiye’ye ekonomik operasyon çekiliyor, dengelerle oynanıyor, dövizde dramatik bir patlama yaşanıyor...Kim çekiyor bu ekonomik operasyonu? Amerika’ya her bakımdan hâkim olan, faiz lobisini kontrol eden Yahudi lobisi ya da Yahudi gücü.Ya da şöyle diyelim: Bir NATO-FETÖ
İngilizlerle Yahudileri çözmeden bir mesafe katedemeyiz!
May 21 2018, Pazartesi
2500 yıllık Batı uygarlığı, özlü bir şekilde özetlemek gerekirse, Atina’da kuruldu, İskenderiye’de dağıldı, Roma’da toparlandı ve iki asır önce, sanayi devrimleriyle birlikte Londra’da yeniden kuruldu.İNSANIN EKONOMİYE İNDİRGENMESİ: CEHENNEMDE BİR MEVSİM’İN HABERCİSİKapitalizm, Batı uygarlığının son evresi.İngilizler, ekonomi-politik bir devrim gerçekleştirdiler: İnsanı, ekonomiye indirgediler; homo-economicus (ekonomik-insan) denen, insanın aşağılanmasından başka bir anlam ifade etmeyen maddeyi
“Pornografik” ve pagan libido düzeni dünyayı zihnen köleleştiriyor!
May 20 2018, Pazar
Parayı/ gücü kontrol eden, dünyayı kontrol eder.Libido’yu (cinsel dürtü’yü) kontrol eden, insanı kontrol eder.Çağımızın, daha spesifik olarak da sanayi devrimleri sonrası Batı uygarlığının iki âmentüsü bu.Osmanlı’nın durdurulmasından sonra dünyanın çivisinin çıkmasının nedeni de, işte bu insanlık ve hakikat düşmanı sapkın âmentü!Bu iki pagan âmentüyle özetlediğim yeni bir barbarlık düzeniyle karşı karşıyayız.Bu düzenin kurucuları, dünyanın başbelâsı, İngilizler ve Yahudiler.Bugünkü yazıda bu ayartıcı
Yahudiler dünyayı esir aldılar: Dünyanın bir Yahudi Sorunu var
May 18 2018, Cuma
Tam Ramazan arefesinde Kudüs’ü kana boyadı Yahudi ruhsuzlar!Bilanço ağır: Resmî rakamlara göre 70 civarında şehit, 3 bin civarında yaralı var.Filistinlilere yine Türkiye sahip çıkıyor: Bir yandan diplomasi trafiği hızlanırken öte yandan da protestolar da çığ gibi büyüyor...Bugün Cuma.Acımasız, ruhsuz Yahudiler, Türkiye’de ve dünyada da kınanacak şiddetle.DOĞU SORUNU, BATI SORUNU, YAHUDİ SORUNUBacaklarını yitirmesine rağmen tekerlekli sandalyesinden İsrailli askerlere sapanla taş atmaktan vazgeçmeyen
Köklü sorunlara köklü çözümler gerekir...
May 14 2018, Pazartesi
Türkiye, çok önemli bir seçim sürecinin içinden geçiyor...Neresinden bakarsanız bakın, bu seçimler, pek çok bakımdan tarihî seçimler olarak tarihe geçecek...CUMHURİYET TARİHİNİN EN ÖNEMLİ SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİHer şeyden önce, önemli bir sistem değişikliği olacak.Cumhuriyet tarihinin, kendisine biçilen rol-oynamaya mahkûm edildiği için vaziyeti idare eden, Türkiye’yi küresel sistemin ileri karakolu hâline getiren, halkı tepeden jakoben yöntemlerle şekillendiren her bakımdan bağımlı bürokratik ve ideolojik
Genç kuşak, yoz popüler kültürün pençesinde kıvranırken...
May 13 2018, Pazar
Bütün dünya bir anda Los Angeles’tan dalga dalga yayılan film, müzik ve dijital kültürün istilası altında.Bütün dünya, ilk kez gerçek anlamda Amerikanlaştı, çöle mahkûm oldu ve ruhsuzlaştı.Oysa Amerikan kültürü, hem pagan hem de pornografik bir kültür: Hem sahte, din-dışı kutsallar üretiyor hem de ayartarak genç kuşakların düşünme melekelerini yok ediyor...Postmodern popüler ve vulger Amerikan kültürünün dünyaya sunduğu insan tipi, hız, haz ve ayartı peşinde koşturan, hayattan kaçarak hayata tutunan,
Batılılar, yüzyıllık hesaplarını Türkiye üzerinden yapıyorlar!
May 11 2018, Cuma
Batılılar, yüzyıllık stratejilerini Türkiye’yi durdurmak için geliştiriyorlar.İki yüzyıllık tarihe dönüp bakın, göreceksiniz bu yakıcı gerçeği.Türkiye, bin yıldır, eksen ülkeydi; bundan sonra da öyle olacak inşallah.Tek şartla: Yörüngemizi bulabilirsek...Bunun için de geleceğimizi inşa edecek mütevazı (başka dünyalara açık, başkalarına saygılı) ve özgüveni yüksek (medeniyet fikriyle donanmış, dünyayı iyi tanıyan) önümüzü açacak öncü kuşaklar yetiştirebilirsek ve tabiî kendimizi eleştirmesini ve
Haçlı ruhu hortladı: Hz. Peygamber’den sonra Kur’ân’a saldırmaya başladılar!
May 07 2018, Pazartesi
Fransa’da 300 civarında yazar ve siyasetçi, Kur’ân’dan bazı âyetlerin çıkarılması kampanyası başlattı.Gürûh bunlar! Bu gürûhun arasında, Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy de var!Bu gürûhun, Kur’ân’dan bazı âyetlerin çıkarılması kampanyası başlatmalarının gerekçesi, “Kur’ân’da Yahudi düşmanlığı ve şiddet içeren âyetler olduğu” iddiasıymış!KUR’ÂN, KİMSENİN YAZ-BOZ TAHTASI DEĞİLDİR. ONUİNDİRENİN KORUMASI ALTINDADIR!Önce şunu söylemek gerekiyor burada: Kur’ân, kimsenin yaz-boz tahtası değildir. Kimse
Anadolu’da fırtınaya direnen ve yeşeren tohumlar...
May 06 2018, Pazar
Türkiye, en büyük tarihî dönüşümlerinden birini yaşıyor: Bir yandan ürpertici sefih bir sekülerleşme / dünyevîleşme süreci bütün kesimlere hızla sirayet ediyor... İslâmî duyarlıklarımızı aşındırıyor, aidiyet biçimlerimizi, değerlerimizi, anlam haritalarımızı buharlaştırıyor...Özal’la birlikte başlayan ve sürgit tırmanan neo-liberalizm süreci, toplumun altını oyuyor...Bu sefih sekülerleşme, dünyevîleşme sürecini ise, özellikle Amerika’da üretilen pespaye, ruhsuz, pagan popüler kültür ile hakikat
Bir medeniyet meselesi olarak sinema
May 04 2018, Cuma
Türkiye’de dünya ölçeğinde sinema yapabilmek ve özgün bir film dili geliştirebilmek için üç temel algılama sorununu halletmek gerekiyor.Birincisi, sinema’nın ne olduğuyla; ikincisi, sinemanın nasıl yapıldığıyla; üçüncüsü de, bizim ne ve nerede olduğumuzla, özgün bir film dili geliştirebilecek sinemayı nasıl yapabileceğimizle ilintili.MEDENİYET VE SİNEMANIN VAROLUŞSAL SORUNLARIBirinci “sorun”dan başlayalım: Sinemanın ne olduğunu tam olarak bildiğimizden kuşkuluyum.Her şeyden önce, sinema, belli bir
Osmanlı ruhu ve modeli: İnsanlığın geleceği
Nis 30 2018, Pazartesi
Bütün yabancı büyük tarihçiler Osmanlı’yı adalet ve hakkaniyet timsali olarak görürler. Ama bu ülkede Osmanlı, zâlim ve emperyalist olarak görülebiliyor hâlâ!Celladına âşık tasmalı çekirge değil de nedir bu tür tipler, siz söyleyin lütfen...Oysa tarihin kırılma ânındayız: Tarihin kırılma ânları, yeniden kurulma zamanlarıdır aynı zamanda.Dünya, yeni oluşumlara, özellikle de Osmanlı modeline ve ruhuna gebe...Fazla değil, önümüzdeki yarım asır içinde, bambaşka bir dünya ile karşı karşıya kalacağız.Eğer
Hakikat şarkısı bitmesin diye uykuyu kendilerine haram edenler var olduğu sürece...
Nis 29 2018, Pazar
Sancısız “doğum” olmaz. Bütün “büyük doğumlar” sancılıdır.Büyük çileler üzerine bina edilmeyen “doğumlar”, “erken doğumlarla”, felâketle sonuçlanır...Aşkla benimsenen.. çileyle büyütülen.. şevkle, zevkle, özene bezene hayata geçirilen iddialar, rüyalar ve hayaller leziz meyveler verebilir ancak.HAKİKAT AŞISI...Aşk, bir çile işidir.Çile, kalbe değer; gider kalbe yerleşir; kalbe hayat verir, harekete geçirir kalbi...Aşkla çıkılan, çileyle kalbin ritimleri gibi kişiyi adım adım olgunlaştıran yolculuklar,
Neden kader seçimi?
Nis 27 2018, Cuma
Türkiye, siyaset mücadelesi vermiyor; varoluş mücadelesi veriyor.Yönünü bulma, yörüngesine kavuşma, Batılıların yaptıkları tarihin önünde sürüklenen bir figürandan, yeniden tarihi sürükleyecek bir aktör konumuna yükselme mücadelesi bu...VAROLUŞ MÜCADELESİ...Varoluş mücadelesi olarak tanımladığım bu süreç, hakikat medeniyeti mücadelesidir; o yüzden çok zorlu, zahmetli ve yorucudur doğal olarak...O yüzden inişli-çıkışlıdır...Tam bu noktada, bu toplumun tarihî derinliğinin ve ruhköklerinin temsilcisi
Suud ve İran: İki püsküllü belâ!
Nis 23 2018, Pazartesi
Önceki gece, Suudi Arabistan “kaynadı”: Ülkede darbe söylentileri yayıldı bir anda Amerikan medyası tarafından.Ülkede “darbe” çoktan yapıldı, işin aslına bakarsanız: Veliaht Prens Bin Selman, ülkede her şeyi kontrol edecek konuma yerleştirildi ABD’deki Yahudi gücü tarafından.Ülke eksen değiştiriyor: İngilizlerin kontrolünden çıkıyor, Yahudilerin kontrolüne giriyor güle oynaya!İngilizler de taşeron olarak kullanmışlardı Suudları, Yahudiler de taşeron olarak kullanacaklar: Taşeronluk sürecek; ama
Bizi samimiyet kurtarabilir ancak!
Nis 22 2018, Pazar
Samimiyetimizi yitirdik biz.Ayartıcı araçlara -güce, paraya, makama mevkiye- ve bütün değerlerimizi çözücü, her şeyi çürütücü, ruhumuzu çölleştirici -üstelik de geçici!- “dünya”ya yenildik o yüzden.İnansın ya da inanmasın, insanı insan yapan, insanca bir hayat sürdürmesini mümkün kılan itici güç, samimiyettir oysa.SAMİMİYET: HAYATA RUH VEREN BÜYÜK CİHADSamimiyet nedir peki?Samimiyet, hayatın ruhudur.Büyük cihaddır samimiyet: Kişinin dünyaya çeki düzen vermeden önce kendine bakması, kendine çeki
Kader seçimi
Nis 20 2018, Cuma
Türkiye, 24 Haziran’da erken seçime gidiyor...Erken seçim kararı pek de sürpriz olmadı aslında.Erken seçim geliyordu: Cumhurbaşkanı Erdoğan meydanlara inmişti, kongre üstüne kongre yapıyordu...Ayrıca, erken seçim ihtimali çeşitli kulislerde konuşuluyordu.ERKEN SEÇİM KARARI NİÇİN ALINDI?Belki de daha da önemlisi, Türkiye’nin 15 Temmuz darbe ve işgal girişimini püskürtmesi, ardından Fırat Kalkanı ve Zeytindalı harekatlarını başarıyla tamamlaması ve teröre büyük darbe vurması, Rusya ve İran’la bir
Asıl hedef Türkiye!
Nis 16 2018, Pazartesi
ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsünün Suriye saldırısı, hedef saptırtan birsaldırı.Saldırının kısa, orta ve uzun vadeli üç hedefi var.Kısa vadede, Astana süreci, dolayısıyla Türkiye, Rusya ve İran ittifakı vurulmak isteniyor. Bu gerçeği, ABD’li yetkililer açık açık dillendirdiler bile: “Astana süreci bitecek, Cenevre süreci işletilecek” dedi Amerikan dışişleri.Orta vadede, Suriye üzerinden asırlık hayalini gerçekleştirerek sıcak denizlere, Akdeniz’e açılan Rusya’yı cezalandırıyorlar.TÜRKİYE, ABD’Yİ
Suriye vuruluyor ama hedef Türkiye kuşatılmasıdır!
Nis 15 2018, Pazar
ABD, İngiltere ve Fransa tomahawk’larla Suriye’ye saldırdı!Hem de Miraç Gecesi’nde!“Kimyasal silah” bahanedir; vurulan Astana sürecidir. Cenevre sürecini işletecekler.Bunu açıkça söylediler zaten.Görünüşte, Suriye rejimi ve Rusya cezalandırılıyor ama gerçekte Türkiye kuşatılıyor!ABD ile Rusya, “danışıklı dövüş” oynuyor olabilir!Hedef, Türkiye’nin kuşatılması, köşeye sıkıştırılmasıdır!Suriye’ye saldırı konusunda Türkiye’nin izlediği strateji doğrudur: Türkiye’nin kuşatıldığı gerçeğini görüp, bu oyunu
İsrâ ve Mirac: “Lâ”dan “illâ”ya... İki “gece yolculuğu”…
Nis 13 2018, Cuma
Suriye’de Doğu Guta’ya atılan kimyasal bombalardan sonra Doğu Akdeniz’de sular ısınmaya başladı...İngiliz hükümeti, Cuma akşamı, deyim yerindeyse, “savaş kabinesi”ni topladı, savaş filosunu Doğu Akdeniz’e gönderme kararı aldı.Fransızlar da deniz filolarını Doğu Akdeniz’e yönlendirdi.Ruslar ve Amerikalılar zaten oradalar...Fransızlar, kimyasal bombaların kim tarafından yapıldığını araştırdıklarını açıklarken, bazı tarafsız gözlemciler, Trump’ın, kötüleşen durumunu düzeltmek için fırsat kolladığını,
Deizmin kökleri ve nasıl önlenebileceği...
Nis 09 2018, Pazartesi
Batı’da din bitti. Toplum bitti. Aile bitti. Hukuk makinası ve para politikasıyla ayakta duruyor Batılı toplumlar.Ekonomi, orta ölçekli bir kriz yaşasın, birbirlerine girer, birbirlerini yer Batılılar.Aynen böyle söylemişti purolu mağrur adam Churchill.DEİZMİN KAYNAĞI:MODERNİTE VE SEKÜLERLEŞMEBatı’da din’in bitmesi mukadderdi zaten: Avrupa’da her alanda otorite, hegemonya ve meşrûiyet kaynağını oluşturan din/ Kilise, yaşanan sorunları anlamlandıracak ve aşacak, İslâm medeniyetinin geliştirdiği meydan
İki büyük tehlike: Deizm ve ateizm dalgası
Nis 08 2018, Pazar
Türkiye’de genelde İslâmî kesimlerde, üstelik de bütün kuşaklarda, ama özellikle genç kuşakta bir deizm dalgası yayılıyor hızla.Seküler kesimlerin çocuklarının arasındaysa, ateizm yayılıyor dalga dalga...Her şeyi sınırlı akılla, geçici, görece bilimle açıklayabileceğini düşünen sığ, felçleşmiş bir kafa, fenâ hâlde revaçta.Burada gençleri suçlamanın anlamı yok: Suçlu bizleriz; sorumluluklarını hakkıyla yerine getiremeyen biz yetişkinler -toplum, cemaatler, aileler ve devlet elbette.İSLÂMÎ KESİMLERDE
Türkiye, yeni bir eksen oluşturamadığı sürece...
Nis 06 2018, Cuma
İçerde köklü sorunlarla boğuşuyoruz ama şu gerçeği teslim edelim: Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa bölgesel ve küresel güç olma emareleri göstermeye, dolayısıyla “birinci lig”de oynamaya başladı.İçerde yaşadığımız, bizi perişan eden köklü sorunlar, biraz da, Türkiye’nin bölgesel ve küresel güç olmaya başlamasından kaynaklanıyor aslında.ÇİFTE KUŞATMA VE YARMA HAREKÂTI...Batılı emperyalistler, Osmanlı’yı tarihten uzaklaştırdıklarında ve bizi tarihin akışını şekillendiren medeniyet iddialarımızı
Maddî bakımdan büyürken, İslâmî bakımdan kan kaybetmemizin önüne nasıl geçebiliriz?
Nis 02 2018, Pazartesi
Türkiye, herhangi bir ülke değil.Bunu, en az Batılıların bildiği kadar biz de bilemezsek, önümüzü göremez, geleceğe emin adımlarla yürüyemeyiz.Son iki yüzyıl hâriç, bin yıldır, dünya tarihini, bu toprakların çilekeş çocukları olarak biz yapıyoruz.Batılı emperyalistler, bizi devre-dışı bırakmak için en az üç asır üzerimize üzerimize geldiler...Sonunda Osmanlı’yı durdurarak amaçlarına ulaştılar.TARİH, BURADA VE BURADA/N YAPILIYOR...Batılıların, özellikle de kapitalist sistemi -Yahudilerle birlikte-
Yürüdüğün yol kadar değil, aldığın mesafe kadarsın...
Nis 01 2018, Pazar
Evet, yürüdüğün yol kadar değil, aldığın mesafe kadarsın...Yazının başlığına taşıdığım bu cümle, sadece insantekinin bu dünyadaki yolculuğu için değil, toplumların ve insanlığın yolculuğu için de aynen geçerlidir.Ama yürümeden mesafe alınmaz.Yola çıkmadan, yol da alınmaz, yol da olunmaz tabiî ki.Nihâî hedef, yol olabilmektir, elbette ki; insanteki olarak ve toplum olarak bizim, insanlık olarak da hepimizin önünü açacak emin bir güzegâh oluşturabilmek ve “yol feneri” olabilmek...ÖNCE YOL HARİTASI...Burada
Hedef Mısır değil, İhvan!
Mar 30 2018, Cuma
Mısır diktatörü Sisi, sinsi sinsi Firavunluğunu sağlamlaştırıyor...Katılım oranının % 38 olduğu bir “seçim”de, diktatör Sisi, %92 gibi absürd bir oranla yeniden Mısır Devlet Başkanı seçildi!Karikatür bu!Bunun adına demokrasi diyorlar!Kuklaları ayakta tutmanın en iyi yolu, “demokrasi oyunu”!Demokrasinin çöküşüdür bu aynı zamanda.Arap dünyasının lideri bir ülkenin yaşadığı komediye bakar mısınız!Mısır halkıyla dalga geçiyor emperyalistler!Ama kendi zorba hegemonyalarının sonunu hızlandırmış oluyorlar,
Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler!
Mar 26 2018, Pazartesi
Gençliği kaybediyoruz, farkında mısınız?Genç kuşak, gözümüzün içine baka baka yok oluyor, intihar ediyor...Bu ülkenin genç kuşaklarının zihnen, ruhen, bedenen ve kültürel olarak karşı karşıya kaldığı tehlikeler, terör tehlikesinden de büyük ve ürpertici!Bu yakıcı gerçeği görebiliyor muyuz acaba?Toplum olarak da devlet olarak da geleceğimizi tehdit eden tehlikenin boyutlarının farkında değiliz hâlâ!Gençliğin zihnini, inanç dünyasını, ruhunu, değerlerini yerle bir eden saldırılar, bu ülkenin birinci
İşte bir maarif inkılabı taslağı...
Mar 25 2018, Pazar
Önce zihin açıcı iki aforizma:Birinci aforizma: Okumak’tan maksat, bilmek değil, olmak’tır. Bilmek, İlim yolculuğunun, olmak’sa Hikmet yolculuğunun meyvesidir.İkinci aforizma: Kuru bilgi, zihni dondurur, kalbi durdurur, ruhu soldurur...Bize zihni açacak ilim, kalbi arındıracak irfan, ruhu kanatlandıracak hikmet pınarları gerek...Bu yazıda, bir hadis-i şerif üzerinden nasıl bir “maarif” sistemi inşa edebileceğimizin özlü bir şekilde yol haritasını vereceğim, sütunlarını dikmeye çalışacağım...Burada
Üç Aylar’da bütün yollar yürek ülkesi’ne çıkar...
Mar 23 2018, Cuma
Rahmet, bereket ve mağfiret mevsimi üç aylara girdik Allah’a (cc) hamd olsun.Dün Regâib Gecesi'ydi; önceki gün, baharın ilk günü... -kadîm tabiî takvime göre elbette.Bahar mevsimiyle başlıyor bu yıl da üç aylar: Çiçeklerin açtığı, yüzlerin güldüğü, Rahmân’ın Rahmet kanatlarını yeryüzüne bütün cömertliğiyle gerdiği bir toparlanış ve diriliş mevsimi bu.Bahar mevsimine denk gelmese de, üç aylar, aslında manevî bir bahar mevsimidir her zaman: Bizi dünyanın kirlerinden arındıran, adım adım Rahmet-i Rahmân’a
Çanakkale ruhunu diri tutabilirsek, tarihi biz yaparız yeniden...
Mar 19 2018, Pazartesi
Çanakkale ruhu diye bir şey var.Bu ruh bazı çevrelerde aşınmış gibi olsa da, hâlâ diriliğini koruyor ve bize ilham vermeye devam ediyor...İslâm dünyasının kalbi, hilâfetin merkezi İstanbul düşmesin diye, bütün Müslümanların yekvücut oldukları ve Çanakkale’ye koştukları bir ruh bu...Ümmet şuuru, direniş ve diriliş ruhu...İşte bu ülkede bu ruh yok edilmeye çalışıldı.Belli bir süre de olsa başarıldı da!Ama en sert kayaları aşarak gürül gürül akan ilâhî kaynaktan beslenen ümmet şuurunun, direniş ruhunun
Kur’ân’ın kuşatıcılığını, aklın sınırlayıcılığına hapsetmek!
Mar 18 2018, Pazar
Batılıların, modern meydan okuma sonrasında bütün dünya üzerinde hegemonya kurmaları, bütün insanlığın hem kendi sorunlarına Batılı seküler zihin kalıplarıyla bakmalarına hem de Batı’nın geldiği noktanın ulaşılabilecek en zirve nokta olduğu yanılsamasına kapılmalarına yol açtı...Bu da Batı dışındaki toplumların aydınlarının Batı’yı kutsamalarıyla, dolayısıyla zihnî felçleşme ve aşağılık kompleksi yaşamalarıyla sonuçlandı.Fiīlî sömürgecilik, zihnî sömürgeciliğe dönüştü.Her şeyi Batı kültürünün ve
Hem çağ’ı tanıma! Hem de tefessüh etmiş bir çağa göre Kur’ân’ı yorumla! Felâket, bu!
Mar 16 2018, Cuma
Yazının sonunda kuracağım cümleyi, yazının başında kurayım: Kur’ân, çağa göre yorumlanamaz! Çağ, Kur’ân’a göre yorumlanır.Çağ, geçicidir... Kur’ân, çağlar üstüdür çünkü.KÜRESEL ONTOLOJİK VE SİYASÎ FELÂKETİ GÖRELİM ÖNCE...Daha da vahimi, biraz da bilimsel keşiflerin tavan yapmasından ötürü kitlelerin zihninde oluşturulan imajın aksine, içinde yaşadığımız çağ, hem büyük bir felsefî / ontolojik felâketle karşı karşıya hem de bunun kaçınılmaz sonucu olarak tam anlamıyla cehenneme dönüştürüldü: Batılılar,
Müslümanların direniş, diriliş ve varoluş yolculuğu...
Mar 12 2018, Pazartesi
Müslümanlar, modernlikle yüzleşmeden ve hesaplaşmadan, postmodernliğe yakalandılar, demiştim.Sadece Müslümanlar değil, Batı dışındaki bütün dünya için de geçerli bu yakıcı sorun.Arada bir fark var: Batı dışındaki dünyanın çocukları, -Çin, Hint, Japon, Latin Amerika-, Batı uygarlığının fiilî ve zihnî saldırısına teslim oldular.Ama Müslümanlar teslim olmadılar.Olmadılar; çünkü “her imtihan bir imkândır” demiştim.O yüzden Müslümanlar, iki asır boyunca ortaya koydukları direnişle, Batı uygarlığının
“İslâm’ın güncelleştirilmesi” ne demek?
Mar 11 2018, Pazar
Batılılar, bütün diğer dinleri fosilleştirdiler ama İslâm’ı fosilleştiremediler.Bu nedenle İslâm’ı içerden “çökertmek” için iki asırdır -özellikle akademide- İslâm’ın protestanlaştırılması projesinin temellerini atıyorlar...Bu proje, son çeyrek asırdır da, bir yandan Vehhâbîlik / Neo-selefîlik üzerinden hâricî mantığının icat edilmesi, dolayısıyla İslâm’ın terörle özdeşleştirilmesi, buna mukabil olarak, müslüman toplumlara, daha kolayca kabul ettirebilecekleri protestanlaştırılmış, peygambersiz
İnsan yetiştirmeden ve dünyasını inşa etmeden aslâ (1)
Mar 09 2018, Cuma
Bir yerde yanlış yapıyoruz: Hem önümüzü açacak çaplı insanlar yetiştiremiyoruz hem de sadece madde planında elde ettiğimiz başarılara bel bağlıyoruz.Toplumun geçici, hatta yapay ideolojik fay hatlarını aşarak kenetlenebileceği ve potansiyel olarak büyük atılımlara soyunabileceği tarihî bir imkân yakaladı Türkiye.KADER ANLARI...Bu tür ânlar toplumların kader ânlarıdır, kaderlerinin belirlendiği kritik zamanlar...Emperyalistlere karşı sadece güney sınırımızda askerî bir savaş vermiyoruz. Neredeyse
Arapça Kitap ve Kültür Günleri: Sessiz bir devrimin ayak sesleri...
Mar 05 2018, Pazartesi
İki asır önce gökkubbemiz çöktü: Temeller sarsıldı, sütunlar yıkıldı; İslâm dünyası, tarihinin en büyük buhranlarından birinin, belki de en büyüğünün eşiğine yuvarlandı...İkinci büyük medeniyet buhranıydı bu.Bunun, elbette ki, iç ve dış nedenleri vardı.GÖKKUBBEMİZ ÇÖKTÜ AMA TESLİM BAYRAĞI ÇEKMEDİK...Öncelikle, Modern Batı uygarlığının bütün medeniyetlerin kökünü kazıyan saldırısından biz de nasibimizi aldık: Neredeyse her şeyimizi yitirdik... Ama her şeye rağmen Çinliler, Hintliler, Japonlar gibi
28 Şubat, 15 Temmuz ve Yarma Harekâtı olarak Zeytin Dalı
Mar 04 2018, Pazar
Zeytin Dalı Harekâtı, sadece Türkiye’nin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden küresel aktörlere ve bölgesel unsurlara karşı gerçekleştirilen bir harekât değil.Zeytin Dalı Harekâtı, aynı zamanda, hem Türkiye’nin hem de medeniyet coğrafyamızın istiklâlini sağlama, istikbalini sağlama alma adımının başlangıç noktasıdır.TÜRKİYE, EMPERYALİSTLERLE SAVAŞIYOR!Fırat Kalkanı’yla başlayan Zeytin Dalı Harekâtı’yla yeni bir aşamaya ulaşan bu girişim, Türkiye’yi dışardan ve dışarının desteğiyle içerden tehdit
Bütün darbeler İslâm’a karşı yapılmıştır
Mar 02 2018, Cuma
28 Şubat’ın üzerinden 21 yıl geçti; ama bu ülkede yol açtığı yıkım hâlâ sürüyor...Ülke soyuldu; kaynakları talan edildi. Darbenin kendisi de “laiklik elden gidiyor” diye yapıldı; ülke de her fırsatta “laiklik, Kemalizm” sloganları atan tipler tarafından soyuldu.Şunu artık herkes dürüstçe itiraf etmeli: Bu ülkede güçlerini korumak ya da güce ulaşmak için insanların tepe tepe kullandıkları aparatlardan biri laiklik, diğeri de Kemalizm olmuştur.Bu konuyu, ülkemizin birliğe, dirliğe, kenetlenmeye ihtiyaç
Türkiye’nin ve coğrafyamızın istiklâl ve istikbal mücadelesi...
Şub 26 2018, Pazartesi
Yaşadığımız sorun, ikinci büyük medeniyet krizidir: Coğrafyamızın işgal edilmesi, parçalanması; zihnimizin felçleştirilmesi, köleleştirilmesi ve donması.Başka bir ifadeyle, hem Müslümanca duyma ve düşünme melekelerimizin yani müslüman zihninin yitirilmesi hem de Müslümanca yaşama zeminlerimizin yerle bir edilmesi.Bu yazıda, bu krizi nasıl aşabileceğimizi, insanlığın önünü nasıl açabileceğimizi kısaca göstermeye çalışacağım.BATI SALDIRISINI GÖZARDI EDERSEK HİÇ BİR ŞEYİ GÖREMEYİZ...Bu çift yönlü krizin,
Yaşadıklarımız, büyük doğum’un sancılardır...
Şub 25 2018, Pazar
Dünyanın en güzel yerlerinden biriydi Doğu Guta.Cennet gibi bir yerdi adeta.Doğu Guta’yı cehenneme çevirdiler bir kaç haftada...Doğu Guta, yeni Srebrenitsa’dır: Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın-erkek demeden yüzyılın en büyük katliamlarından biri yaşanıyor Doğu Guta’da!“CANAVAR” BATILILAR VE KÖLE RUHLU APTALLARTam da böylesi felâket durumları için devreye girmesi gereken Birleşmiş Milletler, hiç bir şey yapmıyor, yapamıyor:Ölmek üzere olan, mazlumların kanıyla beslenen bir canavar gibi...Tam da böylesi
Üç Turgut Cansever: Düşünür, Mimar, Bilge
Şub 23 2018, Cuma
Değerini yaşarken bilemediğimiz, kubbeyi yere düşürmeyen Çağdaş Sinan’ımız Turgut Cansever’i vefatının sene-i devriyesinde rahmetle ve özlemle anıyoruz.Turgut Cansever kimdi? Düşünür, mimar ve bilge adamdı.Hangisi daha önemliydi, diye soracak olursanız, bilge’liği diye cevap verirdim hiç tereddüt etmeden.Ama bu üç temel özelliğini birbirinden ayırt etmek çok da kolay değil, kanımca.Neredeyse kurduğu her cümlede bu üç özelliğini de görebilirdiniz. İşte o -artık çok bilinen- cümlelerinden biri:“Şehri
Direniş ve diriliş ruhuyla donanmadan aslâ!
Şub 19 2018, Pazartesi
Yaşadığımız büyük paradoks şu: İslâm, küresel sistem tarafından dönüştürülemedi; ama Müslümanlar, küreselleşen izâfîleştirici, ayartıcı seküler postmodern kültür tarafından dönüştürülüyor hızla...Müslümanlar, sekülerleşerek, konformistleşerek İslâmî duyarlıklarını yitirdikçe ve dönüştükçe, İslâm’ın protestanlaştırılması, sahte, paralel dinlerin icat edilmesi, meşrulaştırılması gibi tehlikeli bir süreç var önümüzde.MÜSLÜMAN, BULUNDUĞU YERİN ŞEKLİNİ ALAN DEĞİL, BULUNDUĞU YERE ŞEKLİNİ VEREN KİŞİDİRMüslüman,
İslâm’la postmodern savaş süreci, muhasebe ve yarma harekâtı...
Şub 18 2018, Pazar
Küresel sistem, adına “terörizmle savaş” dediği stratejiyle, kendi icadı terör örgütlerini tepe tepe kullanarak çeyrek asırdır İslâm’la savaşıyor, postmodern, sinsi, iki yüzlü yöntemlerle...Müslümanların, tarihlerinde karşı karşıya kaldıkları en sinsi, en tehlikeli, en yıkıcı saldırı bu.Bu saldırıyı püskürtmenin yolu, dikey ve yatay muhasebe ve yarma harekâtı gerçekleştirmekten geçiyor...TERÖRLE SAVAŞMIYORLAR, İSLÂM’LA SAVAŞIYORLAR POSTMODERN / SİNSİ YÖNTEMLERLE...Doğrudan bir savaşla değil dolaylı
Afrin Harekâtı: Türkiye’nin kendini bulma ve tarih yapma yolculuğu...
Şub 16 2018, Cuma
Afrin Harekâtı, göremediğimiz çok hayatî bir gerçeği gösteriyor bize: Türkiye’nin dostunu-düşmanını ve ne olduğunu, kim olduğunu... nereden gelip, nereye doğru yol aldığını...Türkiye’nin başına iki asırdır nasıl bir felâket geldiğini, bu felâketin bizi biz’den nasıl ettiğini, nasıl uzaklaştırdığını, bizi, sonu nereye varacağı belli olmayan bir çıkmaz sokağın eşiğine nasıl fırlattığını göremiyoruz hâlâ!Türkiye’nin trajedisi, bu!Ama öyle anlaşılıyor ki, Afrin Harekâtı, iki asırdır yaşadığımız ontolojik
Suriye’de kurtlarla dansımız başladı...
Şub 12 2018, Pazartesi
Öünceki gün çetin bir gündü: Afrin’de 11 Mehmetçiğimiz şehit oldu; 11 eve ateş düştü, yüreğimiz yangın yerine dönüştü.Dile kolay: Bir günde 11 şehit! Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine, milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum.HAREKÂTLAR ZORUNLUFırat Kalkanı Harekâtı da, Afrin Harekâtı da kaçınılmazdı; hatta FETÖ’nün devleti ele geçirme, ABD’nin açık desteğiyle 15 Temmuz işgal ve darbe girişimine kalkışma hıyanetinden ötürü geç kalmış zorunlu adımlardı.Türkiye’nin güney sınırı
Üç Abdülhamid: Mü’min, Mürîd, Sultan
Şub 11 2018, Pazar
Sultan II Abdülhamid Han’ın vefatının yüzüncü sene-i devriyesini idrak ediyoruz...Devlet-i Âliye’nin düvel-i muazzama tarafından dört bir taraftan kuşatıldığı, çökertilmeye çalışıldığı o ölüm-kalım mücadelesi ânında, o dondurucu kış mevsiminde, en zor zamanlarda devleti ayakta tutan, ayağa kaldırma iradesi ortaya koyan, her alanda büyük düşünürler ve sanatçılar yetişmesine imkân tanıyan bugün bile seviyesine ulaşamadığımız büyük bir entelektüel devrim yapan, bütün İslâm âlemini ittihad-ı İslâm fikri
Suriye ve Mısır’la ilişkiler gözden geçirilmeli vakit geç olmadan...
Şub 09 2018, Cuma
Fırat Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin önünü açtı; mevzi kazanmasına, belirleyici bir stratejik güce ulaşmasına imkân tanıdı.Benzer bir kazanımın Afrin Harekâtı’nda da olması ve zamanla stratejik dengeleri belirleyebilecek bir konuma sahip olmamızı sağlayabilmesi için, Türkiye’nin Suriye’yle ve Mısır’la ilişkilerini gözden geçirmesi şart. Daha fazla geç kalmadan hem de.SURİYE İLE İLİŞKİ KURARSAK, OYUN-BOZUCU BİR HAMLE YAPMIŞOLURUZ...Başından bu yana Türkiye’nin Suriye’yle ilişkileri koparmasının yanlış
Türkiye’nin yanında mısın, karşısında mı?
Şub 05 2018, Pazartesi
Emperyalistler, ne yapıp edip Türkiye’ye diz çöktürmek istiyorlar!Amerikalıların 4.500 TIR silahı sadece bir terör örgütüne vermeleri boşuna değil!Türkiye, ölüm-kalım mücadelesi veriyor...Uzun soluklu bir istiklal ve istikbal mücadelesi bu!Ayrıcabu istiklal ve istikbal mücadelesi sadece bizimle de sınırlı değil; medeniyet coğrafyamızın mukadderatıyla doğrudan irtibatlı.Türkiye’nin geleceği, İslâm dünyasının, mazlum dünyasının geleceğidir.O yüzdenyol ayırımının eşiğine gelip dayandık.Bu ülkede yaşayan
Bu ülkeyi herkes için güven adası yapmak zorundayız...
Şub 04 2018, Pazar
Türkiye’nin sorunusiyasî durumalışmeselesi değil;varoluşsal konumlanışmeselesidir.Mesele,siyasî değil, ontolojik.Türkiye, yüzyıldır, yapılan siyasî yanlışlıklardan ötürü, kangrene dönüşen sorunlarla boğuşmuyor.Varlık nedenini, varoluşsal zeminini yitirmesindenötürü sürgit içinden çıkılması zorlaşan köklü sorunlarla boğuşuyor.SİYASET, KURUCU BİR KAYNAK DEĞİL KORUYUCUBİR BARINAKTIRTürkiye’dekibütün farklı kesimler, -buna bütün İslâmî kesimler de dâhil-Türkiye’nin sorununu, siyasal’a, siyasî konum’a,
Çanlar, Amerika için çalıyor...
Şub 02 2018, Cuma
Türkiye, Yahudi gücü’nün kolonisi olan Amerika’yla savaşıyor aslında. Uzun vadede asıl hedefi Türkiye’yi parçalamak, mazlumların umudunu söndürmek olan, zorbalığın ve haydutluğun sembolü bir güçle!Türkiye, psiko-kültürel ve psiko-tarihsel dinamiklerini ilk defa aktive etti, hayata ve harekete geçirmeye başladıve şu hâliyle bile, en zor şartlarda, hâlâ adaleti, hakkaniyeti elden bırakmıyor: Afrin Afrinlilerindir başlıklı bildiriler dağıtıyor Suriye’de!Batılıları korkutan şey bu işte: Ruhun dirilişidir
Amerikan hegemonyasının yani Yahudi gücü’nün sonuna doğru...
Oca 29 2018, Pazartesi
Suriye krizinde Amerika’nın terör örgütleriyle iş tutması, Batı ittifakının bir üyesi ve müttefiki olanTürkiye’yi parçalayacak bir planı devreye sokması, Türkiye’nin -haklı olarak- sert tepki göstermesine yol açtı:Türkiye,Afrin Harekâtı’nı başlattı...Afrin Harekâtı, Türkiye’nin güney sınırına yerleştirilenterör kantonları yok edilinceye kadar sürmeli.Aksi takdirde, orta ve uzun vadede, bununfaturası çok ağır olurTürkiye’ye ve bütün bölge ülkelerine...Sıkı durun şimdi: Fırat Kalkanı Harekâtı ile
“Türk askeri İslâmlaşıyor!” diye şikâyet eden celladına âşık tasmalı çekirgeler var bu ülkede!
Oca 28 2018, Pazar
Bütün Türkiye biliyor artık Afrin’e savaşmaya giden askerle muhabir arasında geçen o özlü ve son derece anlamlı diyaloğu...Muhabir, Mehmetçiğe soruyor:-Nereye?Mehmetçik: “Kızıl Elma”.Muhabir: Ailene mesaj gönder...Mehmetçik: “Beklemesinler!”Muhabir: Türkiye’ye mesaj ver...Mehmetçik: “Vatan bölünmez!”Karşımızda herhangi bir asker var ilk bakışta.Ama bu asker, herhangi bir asker değil aslında; kelimenin tam anlamıyla “Mehmetçik”:Ruhu olan, ruh köklerinin farkında olan, ölüme düğüne gider gibi koşarcasına
Oyunları boza boza, yörüngemizi bulacağız ve oyun kurmaya başlayacağız...
Oca 26 2018, Cuma
Yaşadıklarımız, Türkiye’nin önce rotasını, sonra da yönünü ve yörüngesini bulma serüveni...Türkiye,iki asır öncebüyük sarsıntı geçirdi,rotasını kaybetti; fırtınalı denizde, oraya buraya sürüklendi vesonunda “gemi” karaya oturdu.Yüzyıl önce,fırtınalı denizin ortasında bir “tahta parçası”na tutundu, karaya çıktı:Hayatını kurtardı ama dünyasını ve yörüngesini kaybetti; bedenini kurtardı ama ruhunu yitirdi.Özetle: İki asır önce rotamızı, bir asır önce de yörüngemizi yitirdik ve tarihten çekildik.ZİHNÎSÖMÜRGELEŞME,FELÇLEŞME
Afrin operasyonu: Dönüm noktası...
Oca 22 2018, Pazartesi
Afrin operasyonubaşlar başlamaz Batı dünyası, özellikle de ABD,büyük bir şaşkınlıkyaşadı.Batılılar, ABD’nin YPG’yle düzenli ordu kuracağını açıklaması üzerine, Türkiye “vururuz” derken, Türkiye’nin blöf yaptığını, büyük bir askerî operasyona cesaret edemeyeceğini filan düşünüyorlardı.Washington’dan, Brüksel’den, Telaviv’den emir alan bir Türkiye’nin tarih olduğuna bir türlü inanmak istemiyorlardı.Türkiye, gözünü kırpmadankapsamlı ve kararlı bir operasyongerçekleştirerek bir kez daha Batılı başkentleri
Türkiye’nin gelişi: Afrin ve ötesi...
Oca 21 2018, Pazar
Savaş istenmez, elbette ki. Amaemperyalistler, etrafınızı kuşatmış, varlığınıza kasteder hâle gelmişlerse, sınır güvenliğiniz, dolayısıylabağımsızlığınız tehlikededemektir.İşte tam bu noktada, “bismillah” der,şer güçlerin oyunlarını başlarına yıkacakbir hazırlığa girersiniz...İLK DEFA HEM SAHADA HEM MASADAYIZ...Suriye krizinde,kritik eşiğe gelindi:Afrin operasyonu, dengeleri değiştirecek, tünelin ucunu görmemizi kolaylaştıracak, Türkiye’ye nefes aldıracak, önümüzü açacak, ötesine açılmamıza imkân
Dünyanın, “Batı sapma’sı ve saldırısı” sorunu var!
Oca 19 2018, Cuma
Amerika’nın Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Afrika’nın içlerinde, Latin Amerika’dane işi var, arkadaş!Amerikalılar, bütün gittikleri dünya coğrafyasına, dillerine pelesenk ettikleri, bütün dünyaya da ezberlettikleri,sözümona “evrensel Batılı değerleri”, sözgelişi, hukukun üstünlüğü, demokrasi, özgürlük filan mı götürüyorlar?Dünyaya adalet, barış, hak, hukuk ve kardeşlik mi armağan ediyorlar?Yoksa dünyayı sömürgeleştirerek, dünyanın en zengin medeniyetlerinin köklerini kazıyarak, hiç birine hayat
Sorun üreten değil sorun çözen âdil bir hukuk sistemi şart!
Oca 15 2018, Pazartesi
Hukuk sistemi, birtoplumun değerleri, anlam haritaları ve yaşanan sosyal gerçekliklerüzerine inşa edilir.Hukuk sistemi, bir toplumun dünya görüşünün, medeniyet birikiminin yansımasıdır.Türkiye’de Batı’dan ithal edilen bir hukuk sistemi hükümfermâdır.Mevcut ithal, seküler hukuk sistemi, milletin adamlarını asmaktan, toplumun önünü tıkamaktan, ülkenin yürüyüşünün önünde takoz gibi durmaktan başka bir işe yaramıyor...Ülkenin önünü açacak,Osmanlı gibi, adaletin kaynağı olacakgüçlü, bizim ruhköklerimizden,
Medeniyet perspektifi, medya dili ve TRT-Avaz Çalıştayı (2)
Oca 14 2018, Pazar
Medya, bir medeniyet meselesidir.Medeniyetler, kendileriniformlarıvasıtasıyla yenilerler ve yeniden-üretirler.Medeniyetler arasındaki ilişkiler, normlar üzerinden değil, daha ziyade formlar üzerinden gerçekleşir.Medya, bir formdur. Herformgibi medya da, medeniyetin temellerini oluşturannormların hem vasatı hem de vasıtasıdır. Ve yineher form gibi, normunu dayatır.MEDYA ÇAĞINDA, İLETİŞİM,EN BÜYÜK SORUN!Mevcut medyalar sözkosunu olduğunda, medya form’unun normunu şiddetli bir şekilde dayatma (çatışmacı,
Medeniyet perspektifi, medya dili ve TRT-Avaz Çalıştayı (1)
Oca 12 2018, Cuma
Üç asırdırdünya tarihini Batılılar yapıyor; bütün insanlığın kullandığıkavramları ve kurumları yalnızca Batılılar üretiyor...Batılıların dışındaki toplumlarsa, bu kavramları ve kurumları (Afrikalılar, Latin Amerikalılar ve kısmen Asyalılar gibi)ya tüketmekle; ya da(Çin, Hindistan, Japonya gibi)Batılı kodlar ekseninde yeniden üretmekle yetiniyor...Bugün kullandığımız bilim, düşünce, sanat, siyaset, ahlâk, estetik ve medyaya ilişkin kavramlar da, kurumlar da Batılıların geliştirdiği kavramlar ve kurumlar.
Durduğunuz yer, bakışınızı da, akışınızı da belirler...
Oca 08 2018, Pazartesi
Kitabımız, elbette ki, Müslümanların kitabı. AmaKitabın hitabı, yalnızca Müslümanlara değil, bütün insanlığa ve varlığadır.O yüzden bu hakikati her dâim gözönünde bulundurarak,bütün zamanlara ve mekânlara, bütün çağrılara ve çağlara ulaşmamızı sağlayacako muazzamyer’imizi iyi belirlemeli,belirginleştirmeli ve dünyaya bir şey söyleyeceksek,yerel değil küresel ölçekte konuşabilmeli, bütün insanlığı ilgilendiren evrensel cümleler kurabilmeliyiz.HAYATA AKTARILAMAYAN FİKİR, FELÂKET GETİRİRSöyleyeceklerimiz,
Küresel zorbalığın, hukuk kılıfına bürün/dürül/mesi...
Oca 07 2018, Pazar
Amerika’da düzmece bir davayla, özelde,Erdoğan devre-dışı bırakılmaya, genelde ise,Türkiye yargılanmaya, hizaya getirilmeye çalışılıyor.HalkbankveHakan Atillaüzerinden aslında Türkiye siyaseten yargılanıyor, mahkûm edilmeye çalışılıyor!Herkes de çok iyi biliyor ki,bu dava, hukukî bir dava değil, siyasî bir dava.Hukuk, işin kılıfı,yalnızca.Gerçekte yargılanan Türkiye:17-25 Aralık’ın, destansı bir şekilde halkın tankların önüne yatmasıyla püskürtülen15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin intikamı alınmaya,Türkiye’ye
İran’la ortaklaşa oynanan asırlık tehlikeli oyun!
Oca 05 2018, Cuma
İran karıştı.İran’da neler olup bittiğine ilişkin yapılan yorumlar, İran konusunda kafamızın bir hayli karışık olduğunu gösteriyor.Amerika da, İsrail de, “terörü desteklediği” gerekçesiyle İran’a yönelik sert açıklamalarda bulunuyorlar zaman zaman. Hatta iş, İran’ın vurulması gerektiği, vurulacağı noktasına kadar götürülüyor bazen.Ama ne hikmetse, bütünbu sözümona “tehditler” İran’ın önünün açılmasına yarıyor!İRAN’I MAZLUM KONUMA DÜŞÜREREK İRAN’IN ÖNÜNÜ AÇIYORLAR 40 YILDIR!Amerikan yönetimi uzun
Yılbaşı çılgınlığı: Paganizmin zaferi ve ruhunun çalındığını haykırmak!
Oca 01 2018, Pazartesi
Ürpertici bir yılbaşı çılgınlığı yaşandı bu yıl da her yerde bütün ülke genelinde...Buyılbaşı çılgınlığı, aslında insanı insanaltı ruhsuz, mekanik bir varlığa dönüştüren,kitlelerin kapitalist tüketim biçimlerinin kölelerine dönüşmesine yol açan, dil’i, konuşma’yı, anlam’ı bitiren hız, haz ve ayartıyı kutsayan,din-dışı kutsallıklar icat eden paganizmin zaferi!Hem sefih kapitalist tüketim biçimleri hem de pagan hız, haz biçimleri, Hıristiyanlıkla ilgisi olmayan,Hıristiyanlığı da paganlaştıran yılbaşı
Darbeciler de darbecilere arka çıkanlar da tarihin çöp sepetini boylayacak...
Ara 31 2017, Pazar
2018 zorlu geçecek...Türkiye, herşeye rağmen, büyüyeyecek, hedeflerini büyütecek ve adım adım gerçekleştirmek için yoluna duraksamadan devam edecek...Türkiye’nin büyümesi, dün olduğu gibi yarın daemperyalistleri tedirgin edecek...AmaTürkiye, yolundan şaşmayacak, çıktığı yolculuğu aksatmadan,engelleri teker teker aşarak, oyunları birer birer bozarak, geleceğe yürüyecek...TÜRKİYE’NİN GELİŞİ, MAZLUMLAR İÇİN UMUT IŞIĞI, ZORBALAR İÇİN KÂBUS...Şunu görelim artık: Türkiye’nin önündeiki seçenekvar:Türkiye,
Osmanlı ruhu ve misyonunun dirilişi...
Ara 29 2017, Cuma
Erdoğan’ın Afrika turunda, özellikle de Sudan’da coşkuyla karşılanması, bu ülkede dikkatlerden kaçtı, nedense...Bu coşkulu karşılama, bu ülkede pek konuşulmadı ama şundan kesinkes eminim:Erdoğan’a gösterilen sevgiseli, Batılıları, özellikle de Sudan’ın kendilerindensorulduğunu düşünen İngilizleri çıldırtmış olmalı!Niçin?Dünyada pek az lidere gösterilen bu sevgi seli,Osmanlı’ya duyulan özlemi, dolayısıyla adalet, hakkaniyet ve selâmet ilkeleri üzerine kurulan,Medine’den süt emen Osmanlı ruhunu ve
Tarih fânîdir, hafıza bâkî...
Ara 25 2017, Pazartesi
Hafıza nedir?Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman spektrumunda nefes alıp verebiliyor olmasıdır insanın.Hafıza hem zamanda oluşur hem de zamanı oluşturur.Hafıza yoksa, zaman da yoktur; insan da “canlı cenaze”ye dönüşür, “yok olur” zamanla.Hafızanın varlığı nedeniyledir ki, insan, zamanın, dolayısıyla mekânın ve kendi’nin farkına varır.Yine hafıza’nın varlığı nedeniyledir ki, insan, şimdiki, buradakizamanı aşabilir, “oradaki” yani hem geçmişteki hem de gelecekteki muhtemel zamana ulaşabilir...TARİH YAŞANIR,
Dünyanın, “Tanrı’yı kıyamete zorlayan” bir 'Yahudi sorunu' var
Ara 24 2017, Pazar
Birleşmiş Milletler’in (BM) yapısı, küresel sistemin, dolayısıyla Batı uygarlığının hegemonyasının iddia edildiği gibihak, hukuk, adaletya daFransız Devrimi’nin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleriüzerinden işlemediğini gösterir.Ama bütün Batılılar ve cellâdına aşık tasmalı çekirgeler’den ibaret bütün Batıcılar, bize ve bütün dünyaya tersini söylerler; insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlükler gibi “değerlerin” “evrensel değerler” olduğunu bıkmadan usanmadan beynimize zerkederler...Nedir
28 Şubat darbesi ve yıkımı...
Ara 22 2017, Cuma
28 Şubat postmodern darbecileri nihayet yargılandı ve aralarında dönemin Genelkurmay Başkanıİsmail Karadayıile 1. Ordu Komutanı,Batı Çalışma Grubu’nun başaktörlerindenÇevik Bir’in de bulunduğu 60 kişi müebbet hapis cezasına çarptırıldı.28 Şubat sadece postmodern / örtük bir askerî darbe değildi. Toplumun, ruh köklerini yerle bir eden, İslâmî duyarlıklarını tanınamaz hâle getiren, ayartıcı “irtica tehdidi” numarasıyla İslâmî kimliği bastırarak etnik kimlikleri kışkırtan, dolayısıylaülkeyi bölünmenin
Hakikatin şifreleri: Hayatı okuma ve dokuma hamleleri...
Ara 18 2017, Pazartesi
Hakikat, hayatta gizlidir. İnsanın hayatında...Hakikatin şifreleri, hayata nakşedilmiştir. Keşfedilmeyi bekler...Hayatta şifrelenen hakikatleri keşfedebilmenin yolu,hayata değebilmekten geçer: Hayatı soluyabilmekten... Hayatı duyabilmekten... Hayatı soluyabilirseniz, hayatın size fısıldadığı hakikatin şifrelerini de arı-duru, su katılmamış bir berraklıkta duyabilmeniz imkân dâhiline girer...Dolayısıyla hayata değebildiğiniz, hayatı soluyabildiğiniz ve hayatı duyabildiğiniz andan itibaren, hayatı,
Buruk Beyrut izlenimleri...
Ara 17 2017, Pazar
Doktor arkadaşlar, “kafana bir şey takmayacaksın” demişlerdi hastanedeyken... Ben de onlara, “dünya, büyük bir ontolojik felâketin eşliğinden geçerken, İslâm dünyası, tarihinin en ağır sorunlarıyla canhıraş boğuşurken bana, ‘kafana bir şey takmayacaksın’ demeniz, 'ölmemi istemeniz' demektir" diye karşılık vermiştim.Hastalığım düzelmeye başlayınca yollara düştük yine mecburen. BuradaMedipol Hastaneleri'nin Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Hoca’ya, özenli tedavi gayretleri içindoktor arkadaşlara,
Tarihî kriz ve krizi aşmanın yolları...
Ara 15 2017, Cuma
İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT), Türkiye’nin çağrısı üzerine İstanbul’da âcil bir toplantı yaptı. Toplantıda alınan en önemli karar,Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkentiolarak tanınması kararı oldu.Sorunlu ama önemli bir karar bu.Sorunlu; çünküKudüs’ün % 87’sini oluşturan Batı Kudüs’ün İsrail’in başkentiolarak kabul edilmesinin önünü açmak anlamına gelebilir bu karar.Önemli; çünkü buna rağmen adında “işbirliği” bulunan bu örgüt şimdiye kadar dikkate değer herhangi bir konuda işbirliği yapamamış, önemli
Celâl, Cemâl ve Kemâl yolculukları açısından Kudüs’ü anlamak-2
Ara 11 2017, Pazartesi
Dünkü yazımda, Allah Teâlâ’nın Celâl ve Cemâl sıfatlarından yola çıkarak ve Kudüs örneğini eksene alarak bir şehirler tasavvuru ve tarih felsefesi geliştirme çabasına girişyapmıştım.Bugün dün bıraktığımız yerden devam edelim.Şöyle demiştim:Allah Teâlâ’nın Celal ve Cemâl sıfatları, insanın biliş, oluş ve varoluş yolculuğunun iki ana eksenini oluşturur.Celâl sıfatıyla Allah’ın “azamet”i tecellî eder, Cemâl sıfatıyla “rahmet”i.CELÂL MEKKE’DE, CEMÂL MEDİNE’DE, KEMÂL KUDÜS’TETEZAHÜR EDER...Medeniyet,
Celâl, Cemâl ve Kemâl yolculukları açısından Kudüs’ü anlamak-1
Ara 10 2017, Pazar
Kudüs, tam da işgal edilişinin 100. yılında, işgal edildiği günde, İsrail’in başkenti olarak kabul edildi ABD yönetimi tarafından!Amerika, şeytanlıkta bir numara!Siyonistlerse, ABD’yi parmağında oynatmakta!Kudüs, Müslüman hâkimiyeti dönemlerinde Kudüs oldu; adıyla müsemmâ birselâm ve hakkaniyet, sulh, selâmet ve emniyet yurdunu Kudüs’te yalnızca müslümanlar kurdu.Müslümanlar, Mekke’de yola çıkarlar, Medine’de yolda olurlar, Kudüs’te de Yol olurlar ve böylelikle bütün insanlık için insanca, hakça
Küresel bir İntifada başlatılmalı!
Ara 08 2017, Cuma
ABD BaşkanıDonald Trump,Yahudilerin kontrolündekiAmerikan derin devletine boyun eğdi ve “Kudüs’ü, İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını” söyledi.Gerekçeolarak da, “barış getireceğiz” dedi!Dünyayla “kafa buluyor” olmalı kendilerini lâ-yüs’el zanneden bu zorbalar!Bölgeyi cehenneme çevirecekbir kararın, bölgeyebarış getirecekbir karar olarak sunulması,Yahudilerin de, Yahudilerin kontrolündeki Amerikan yönetiminin de gemi azıya aldıkları, gözlerinin karardığıanlamına gelecektir çünkü.Kudüs’ün İsrail’in
İstanbul, ruhuna kavuşacak mı yeniden?
Ara 04 2017, Pazartesi
Şunu iyi bilelim, derim; İstanbul’u kurtarabilirsek, Türkiye kurtulur ve yeniden kurulur.İstanbul’u kurtaramazsak, Türkiye yok olur...Bir rüya ve bir kâbus senaryosu var karşımızda.Cins adamİtalo Calvino, “Şehirler, rüyaların ve / veya kabusların mekânıdır”der.İstanbul’’u “özne”si yapan bir yazıya, bu denli silkeleyici ve sarsıcı bir alıntıyla başlayınca insanın kafasında, “Acaba İstanbul ne? Nasıl bir şehir? Rüyaların mı, yoksa kabusların mı mekanı? Hayallerin kaynağı mı, yoksa hayaletlerin cirit
Türkiye’ye diz çöktürmek için “engizisyon mahkemesi” kurdular!
Ara 03 2017, Pazar
Üzerimize gelen küresel saldırının ne kadar farkındayız, bilmiyorum.Türkiye’ye karşıküresel bir saldırıvar.Bu meseleye, partiler açısından,partilerin çıkarları açısından bakamayız.Türkiye’ye küresel bir saldırının olduğu bir zaman diliminde, parti çıkarlarını öne çıkarmak, daha da kötüsü, bu meseleyi,Türkiye’yi vurmaya dönük çıkarperest, fırsatperest iğrenç bir siyasete dönüştürmek, buradan siyasî rant devşirmek bu ülkeye ihanettir.MESELE, RÜŞVET MESELESİ DEĞİL! BASÎRET LÜTFEN!Bu ülkedeki herkes
Kaçırılmayacak, zihin açıcı kitaplar...
Kas 06 2017, Pazartesi
Bir insanın dünyası, okuduklarının çapı kadardır.Bir ülkenin dünyası ise, külliyatının çapı kadar. Külliyat, fikriyatla, çığır açan kitaplarla, çaplı düşünürlerle, sanatçılarla ve bilge kişilerle inşa edilir.Külliyat inşa edilmeden medeniyet inşa edilemez.Bugün size zihnimizi, ufkumuzu açacak, bize çap kazandıracak kitaplardan sözedeceğim.Türkiye’nin en parlak yayınevlerinden biri Metis Yayınları. Fransa’da Gallimard hem Fransız düşüncesinin hem de çağdaş düşüncenin kalesidir.Türkiye’nin Gallimard’ı
Kaçırılmayacak, ufuk ve zihin açıcı kitaplar...
Kas 05 2017, Pazar
Türkiye’nin en temel sorunu sığlıktır, çapsızlıktır. Bütün kesimlerin özellikle de entelektüel çevrelerinde gözlenen ürpertici bir sorun bu.Bir ülkenin entelektüelleri sıklıkla, çapsızlıkla malulse, o ülkenin geleceği karanlıktır. Bu, bu kadar açıktır.Sığlık ve çapsızlıkla malul kişiler, ezberlerle ve saplantılarla nefes alıp verirler, en çok hakikatten korkarlar. Çünkü hakikat ortaya çıkınca, kurulan sahte düzenler, sahte kültürel ve entelektüel iktidarlar çatırdar ve zamanla tarihin çöp sepetini
“Şoför” müyüz, “taşıt” mı?
Kas 03 2017, Cuma
Türkiye,bağırsaklarını temizlemevetam bağımsızlık mücadelesiveriyor...İçerde yörüngesini bulma, dışarda istiklâl ve istikbalinin önündeki engelleri birer birer aşma,hep birlikte geleceğe kanat çırpma mücadelesi bu...Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün, “yerli otomobil” projesini açıkladı.Bu, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığına ulaşma sürecinde önemli bir kilometre taşı. Ama bundan bile rahatsız olanlar var.İnanılır gibi değil gerçekten!Anlaşılan o ki, Türkiye’nin hem bağırsaklarını temizleme hem de istiklâl
Diyanet büyük düşünmeli, kendisini yıpratmamalı ve yıpratılmamalı
Eki 30 2017, Pazartesi
Diyanet, bütün diğer devlet kurumları gibilaik bir kurum. Bunu hatırlatmaya bile gerek yok.Fakat bu ülkede, bütün kurumlar içinde, yakından incelendiğinde, kurulduğu zamandan bu yana,ötekileştirilen, itilen-kakılan, yıpratılmaya çalışılan Diyanetbirinci sırada yer alır sanıyorum.Ama şu kesin: Yer yer hükümetler tarafından yönlendirilmeye çalışılsa da,laik devletin baskısını üzerinde en çok hisseden kurumlar arasında da birinci sıradayer alır Diyanet.Diyanet’in kuruluş gerekçesi ve nedeni, aslında
İslâm’ın altını oyan “türedi tipler” cirit atıyor, İhsan Şenocak cezalandırılıyor!
Eki 29 2017, Pazar
İslâm’ın altını oyan türedi tiplerin her yerde cirit attığı bir ülkedeEhl-i Sünnet müdafaası için göğsünü siper eden, önümüzü açacak öncü bir kuşak yetiştiren İhsan Şenocak Hoca’nın görevden alınmasıoldukça düşündürücüdür.İslâm’ın ana kaynaklarına küresel bir saldırının adım adım uygulandığı bir süreçte, bu projeye karşı yılmaz bir mücadele verenİhsan Şenocak Hoca’yı cezalandırmak anlamına gelecektalihsiz bir karara imza atan Diyanet, kendisini daha fazla yıpratmamalı ve bu kararını gözden geçirmelidir.ÇİFTE
Medine’den Medeniyet’e, İstiklâl’den İstikbal’e...
Eki 27 2017, Cuma
Sahici bir medeniyet fikri, muhkem bir medeniyet tasavvuru geliştiremediğimiz sürece, istiklâlimize kavuşamaz, istikbale doğru emin adımlarla yol alamayız...Bizde köklü, güçlü ve sahici bir medeniyet fikri yok; o yüzden hakikatin hayat bulacağı, hayat olacağı ve herkese hayat sunacağı bir Medine/şehir fikrimiz de yok.İşte bu nedenle,dünyanın en güzel şehirleri, şiir şehirlerimizi katlediyoruz...Oysa Medine fikri olmadan medeniyet mefkûresi geliştirilemez.Medine fikri olmadan,Medine kurulmadan medeniyet
İlerleme putu ve zihnî felçleşme
Eki 23 2017, Pazartesi
İlerleme putunuyıkamadıkşu ülkede.Yıkamazdık; çünkü burası,ezberlerin hükümfermâ olduğu, zihnin felçleştiği çorak bir ülke.En büyük ezber şu: “Batılılar, bilim ve teknolojide ilerlediler, dünyaya hâkim oldular. Müslümanlar, Batı’yı takip edemediler, bilim ve teknolojide geri kaldılar, yok oldular.”Bu cümle, son iki yüzyıldır, özellikle de son bir asırdır tek âmentümüz!Üstelik de sadece seküler, Batıcı kesimlerin değil bütün İslâmî kesimlerin aynen paylaştıkları, inandıkları yegâne âmentü!İnanılır
Batılılar, neden Çin’i değil de, İslâm’ı tehdit olarak görüyorlar?
Eki 22 2017, Pazar
Batılılar, dünya üzerindeki hegemonyalarını İslâm dünyasını kontrol edebiliyor olmalarına borçlular.Sanıldığı ve iddia edildiği gibi sadecezengin doğal gaz ve petrol yataklarını kontrol etmelerine değil.Televizyonlarda konuşanyazarlar, stratejistler, akademisyenler, Batılıların İslâm dünyasını, zengin doğal gaz ve petrol yataklarına sahip olduğu için kontrol ettiklerini söyleyip duruyorlar!Acaba öyle mi gerçekten?ÇİN GELMİYOR, YOK OLMAYAGELİYOR...Bu yaklaşım kısmen doğru.Ama Batılıların asıl kaygıları
Erdemli, kişilikli, estetik şiir şehirlere doğru...
Eki 20 2017, Cuma
Yerel yönetimler,altyapı hizmetleriyapan aktörler olarak algılanıyor Türkiye’de. Çok yanlış bir algılama bu. Altyapı hizmetleri esas itibariyle merkezî yönetimlere aittir; yerel yönetimler sadecetamamlayıcıroller üstlenebilir.Yerel yönetimlerin iki temel faaliyet alanı vardır: Sosyal ve kültürel faaliyetler.Türkiye’detam tersibir uygulama sözkonusu: Altyapı faaliyetleri, yerel yönetimlerin birincil faaliyet alanı olarak algılanıyor ülkemizde.Niçin?Elbette ki,büyük bir rant kaynağıolduğu için.YEREL
Kervan’ın yolu niçin kesildi?
Eki 16 2017, Pazartesi
Ülkemizin çilekeş, yetenekli yönetmenlerindenİsmail Güneş’in, Ermeni tehcirini çektiği filmi Kervan 1915, göz göre göre sansürlendi, sinema salonlarından kovuldu!3 yılda binbir zorlukla çekilen,Türkiye’nin tezlerini, ustalıklı, olabildiği ölçüde önyargısız bir dille dillendiren birfilminkendi ülkesinde-tam bir Alicengiz oyunuyla-salonlardan kovulması, tek kelimeyle,skandaldır!Şundan hiç kuşku duymuyorum:Eğer bu film, Ermeni tezlerini destekleyen bir film olmuş olsaydı, aylarca kapalı gişe oynardı,
Erdoğan’dan Saddam icat etmek istiyorlar!
Eki 15 2017, Pazar
Şunu hiç bir zaman unutmamak gerekiyor: Batı, umutlar üzerinden değil korkular üzerinden varlığını ve hegemonyasını sürdürüyor.Sürekli olarak bir kötü, canavar, öteki icat ederek hem kendini yeniden icat ediyor hem sorunlarını örtüyor hem de haksız hegemonyasını meşrûlaştırmaya çalışıyor...Batılılar, üç asırdır dünya üzerinde tam, mutlak bir hükümranlık kurdular. Başkalarına, başka medeniyetlere hayat hakkı tanımıyorlar.O yüzden kendilerine meydan okuyacak bir aktör, bir güç, bir medeniyet bırakmadılar.Kendilerine
Türkiye’nin tam bağımsızlık yürüyüşü engellenemeyecek...
Eki 13 2017, Cuma
Türkiye ile ABD arasında yaşananvize krizi, bir süre sonra, diplomasi yoluyla çözülecek.Ama bu türkrizler bitmeyecek...Bitmeyecek; çünküTürkiye, artık kendi kaderini kendi belirleyeceği bir yola girdi...CumhurbaşkanıErdoğan, bunu açık ve net bir şekilde şöyle dile getirdi:“Batılıların önünde el pençe divan duran Türkiye yok artık. Türkiye, size muhtaç değildir.”TÜRKİYEBİR ASIRLIK UYKUDAN UYANIYOR: YÖRÜNGESİNİ BULUYOR...Olması gereken oluyor:Türkiye, bir asırlık uyku’dan uyanıyor... Tel Aviv’den,
İslâm, nasıl yeniden geleceğimiz olabilir?
Eki 09 2017, Pazartesi
Batılılar, Türkiye’nin etrafını cehenneme çevirdiler...Hedef,Türkiye’nin toparlanıp taze bir medeniyet yürüyüşüne soyunmasını önlemek, hatta imkânsızlaştırmak.Öte yandanTürkiye hızla sekülerleşiyor...Özellikleİslâm’la ilişkisi sıfırlanan, aidiyet bilincini kaybeden bir genç kuşak geliyor...Böyle giderse, geleceği kaybederiz...İzini sürmemiz gereken soru,Türkiye’nin, daha fazla vakit kaybetmeden, hızla yeniden İslâmî bir dünyaya ve hayata kavuşmasını nasıl sağlayabiliriz, yakıcı sorusudur.BATILILARIN
21. yüzyıl, başlamadı; 21. yüzyılı İslâm başlatacak...
Eki 08 2017, Pazar
Toplum olarak, geleceğimizden, hatta yarınımızdan bile emin değiliz.Kaygılıyız. Geleceğe, biraz kuşku, biraz da korkuyla karışık bir öz/güvensizlikle bakıyoruz. Günü kurtarmakla meşgulüz. Art arda yaşadığımız “doğal” ve siyasi-kültürel şoklar, depremler, anormallikler, kendimize olan güvenimizi, geleceğe güvenle bakabilme melekelerimizi ve enstrümanlarımızı her geçen gün daha bir yok ediyor gibi.Her ne suretle olursa olsun,her “kriz durumu”, beraberinde “yeni arayışlar”ı da getirir. Yaşanan krizlerin
Azgın azınlığın traji-komik hâli, tükenişin hâl-i pür melâli...
Eki 06 2017, Cuma
Şu anlaşıldı artık:Bu ülkede, çoğunluğun azınlığa değil, azgın azınlığın sessiz çoğunluğa tahakkümü vardır.Yüz yıllık travmatik tarihimize önyargısız bir gözle baktığınızda bu tedirgin edici gerçeği görmeniz ve teslim etmeniz hiç de zor olmayacaktır.Bunun son traji-komik bir örneği geçtiğimiz hafta Adana Film Festivali’nde yaşandı. Programın sunuculuğunu yapan bir oyuncu,Meltem Cumbul, festivalde, en iyi yönetmen ödülü verilenülkemizin en parlak film yönetmenlerinden Semih Kaplanoğlu’nu alenen,
Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ!
Eki 02 2017, Pazartesi
Dünyada ruh, yalnızca Türkiye’de var.Bunun, bizi gelecek adına ümitvâr kılan en önemli göstergesi şu:İnsanlığın sorunlarıyla hemdert, hemdost ve hemhâl olan insanlar yalnızca bu ülkenin çocuklarışu çivisi çıkmış dünyada!Bunu görüyor bütün dünya da!O yüzden üzerimize üzerimize geliyorlar, o yüzden içerden ve dışardan çepeçevre kuşatıyorlar ya!Eğer biz, üzerimizdeki yükün,insanlığın yükünü taşıma yükünün yükümlülüklerinihakkıyla yerine getirebilirsek, kim ne tür plan, tezgâh, tuzak kurarsa kursun,kim
Tehlike büyük... Türkiye kenetlenmeli!
Eki 01 2017, Pazar
Dünyanın çivisi çıktı: Bildiğimizbütün uluslararası ilişkiler kuralları ihlâl ediliyor!Amerikalılar da, Ruslar da, Avrupalılar da, başkaları da bütün kuralları, anlaşmaları, hukuk ilkelerini hiçe sayıyorlar!Dünyada anlaşmalara,uluslararası hukuka saygı duyan neredeyse bizden başka ülke kalmadı.Ama ortada hukuk filan da kalmadı!HEDEFTE TÜRKİYE OLDUĞUNUUNUTMAYACAĞIZ ASLÂ!Dünya bildiğimiz dünya değil: Her ân herşey olabilir. Her ülke dün aldığı bir karardan, yaptığı anlaşmadan bugün vazgeçebilir!Uluslararası
Dünyanın üzerinde bir Avrupa hayaleti dolaşıyor...
Eyl 29 2017, Cuma
Almanya’da seçimler yapıldı: Faşist parti üç kat güçlenerek çıktı seçimlerden.Seçimleri faşizm kazandı Almanya’da; sadece faşist parti değil; bütün Avrupa’da dalga dalga yayılanneo-faşizm.Bir kaç ay önce Fransa’da yapılan seçimlerde de faşist parti, tavan yapmıştı: İkinci turda yüzde 35 gibi çok yüksek bir oy almıştı!Neo-faşizm, hem Avrupa’nın hem de dünyanın başına belâ olacak. Ama aslındabütün merkez partiler, bu neo-faşizm dalgasından güç devşiriyor;görünüşte seçimlerde güçlerini kaybediyor görünseler
Dârü’l-İslâm kurulmadan Dârü’s-Selâm kurulamaz…
Eyl 25 2017, Pazartesi
Önce şu temel gerçeği zihnimize iyi kazımamız gerekiyor, diye düşünüyorum: Ülkemizde de, bölgemizde de boğuştuğumuz,bizi per-perişan eden bütün sorunlar, iki asırdır yaşadığımız medeniyet krizinin yol açtığı sorunlar.Medeniyet krizi, özlü bir tarifle,Müslüman zihni’nin ve Müslümanca yaşama Zemini’nin çökmesi, yerle bir olmasıdır.MEDENİYET KRİZİNİ ANLAMADAN HİÇBİR ŞEYİ ANLAYAMAZ, HİÇBİR YEREVARAMAYIZ…Müslümanca duyma, düşünme biçimlerinden yoksun olduğumuz, yaniMüslüman zihni’ni yitirdiğimiz için,
Türklerle Kürtler birbirlerine omuz verirlerse tarihin akışını değiştirirler yine…
Eyl 24 2017, Pazar
Türkiye’nin güneyihızla Balkanlaştırılıyor…Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet kurulması içinreferandumkararı alınması, bu Balkanlaştırmastratejisinin bir sonucu.Bir bölgeyi Balkanlaştırmak demek, o bölgedekanton devletler icat etmekdemek.Kanton devlet, Kuzey Irak’la sınırlı kalmayacak…Mantar gibi çoğalacakzamanla…Emperyalistler, Balkanlaştırma stratejisine, dolayısıyla kanton devletler icadına niçin ihtiyaç duyarlar?Hem bölgeyi hem de kanton devletleri kolay karıştırabilmek, kolayca birbirine düşürebilmekve
Dünya bizi bekliyor… İyi hazırlanmalıyız…
Ağu 28 2017, Pazartesi
Türkiye’nin sınırları coğrafî sınırlarından ibaret değildir.Türkiye, Türkiye’den daha fazla bir yerdir.Türkiye’nin bir de gönül ve ruh coğrafyası vardır; gönül ve ruh coğrafyasının sınırları Balkanlar’dan başlar, Kafkaslar’a, Kuzey Afrika’ya ve Yemen’e kadar uzanır...Dünyada gönül ve ruh coğrafyası neredeyse dünya coğrafyasının çoğuna ulaşan, kendisine dua edilen ikinci bir ülke yoktur.O yüzden Türkiye, oran olarak mazlumlara en çok yardım yapan, gönül ve ruh coğrafyasının Türkiye’ye baktığının
Balkanlar bize bakıyor, Yetimkale sizi bekliyor…
Ağu 27 2017, Pazar
YETİMKALE / PRİZRENBalkanlar bize bakıyor…Balkanlar’a barışı, kardeşliği, hak, hukuk, hakkaniyet ve adaleti “biz” hâkim kılabiliriz yeniden.“Biz” yani derdi yalnızca hakikat olan, hakikat bayrağının dört bir kıtada dalgalanması için bin yıl mücadele ve mücahede edenyeniden İslâm’ın sancaktarı olacak bir Türkiye.O yüzdenBalkanlar bize bakıyor, bizi bekliyor…Kosovalı bir film yönetmeni, “Balkanlar’da biz iki şey için dua ederiz: Birincisi, Allah rızası için. İkincisi de, Türkiye için” diyor.O yüzdeniyi
Yarın, çok geç olabilir…
Ağu 25 2017, Cuma
Türkiye kuşatılıyor…Güney sınırlarımız üzerinden Türkiye’nin altı oyuluyor…Nevzuhur bir “terör devleti” icat edilerek bütün bölge ülkelerinin ama özellikle de Türkiye’nin güvenliği ve bağımsızlığı tehdit ediliyor…Türkiye, bu duruma seyirci kalamaz: Bir yandan bütün diplomatik imkânlar harekete geçirilmeli ama öte yandan da duruma derhal müdahale edilmeli, emperyalistler ters köşe yapılmalı, oyunları bozulmalı!GÜCÜ KUTSAYAMAYIZAMA GÜÇLENMEK ZORUNDAYIZ…En iyi zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir.
Laiklik dogması ve sopası…
Ağu 21 2017, Pazartesi
Bu toplumun tuhaf bir sorunu var:Laiklik.Hiçbir şekildetartışılamayan, kritik zamanlarda,sopaolarak kullanılan birprangabu.Toplumu germek için kullanılan bir “maşa”!Son haftalarda,Atatürk heykellerine yapılan saçma sapan saldırılarla, insanların giyim-kuşamlarına türlü tuhaf müdahalelerle yeniden hortlatılmaya çalışılıyor laiklik…Yeter, diyorum.Bu yazıyı, linç edileceğimi bile bile yazıyorum. Hiç kimsenin, söyleneni anlamak ve üzerinde düşünmek gibi bir derdi yok. “Vurun abalıya!” ilkelliğitek geçer
Batı komada… Türkiye yola çıktı…
Ağu 20 2017, Pazar
Tarihî bir süreçten geçiyoruz...Yol ayırımımın eşiğine gelip dayandık:Ya olacağız ya da öleceğiz...Ya varolacağız ya da yok olacağız…Ama biz hep olduk; varolduk ve olduk: Biz varoldukça, dünya varoldu, nefes aldı...Olma-ölme meselesi, varolma-yokolma ayırımı, sadece bizim eşiğine gelip dayandığımız bir yol ayırımı değil.Dünyanın da yaşadığı zorlu bir süreç bu.BİZİM VERECEĞİMİZ KARAR, DÜNYANINGİDİŞATINI BELİRLEYECEK…Yüzyıllar sonra ilk defa, bizim vereceğimiz karar ya da ortaya koyacağımız performans,
Sivas’ta tarihî bir toplantı
Ağu 18 2017, Cuma
Sivas’ta Arifan Külliyesi’nde bu hafta sonu tarihî bir toplantı düzenlendi.Anadolu Âlimler Birliği, ilk genel iştişare toplantısını yaptı:İslâm’ın, İslâm dünyasının ve ülkemizin karşı karşıya olduğu tehditleri ve çıkış yollarınıülkemizin dört bir tarafından gelen ilim ve fikir adamlarıyla masaya yatırdı.Bir yandan Ehl-i Sünnet omurgaya yapılan saldırıların sistematik olarak arttığı, öte yandan genç kuşakların İslâm’la ilişkilerinin artan sefih sekülerleşme biçimleri nedeniyle hızla zayıflama temayülü
Dikkat! ABD, Türkiye’nin altını oyuyor adım adım…
Ağu 14 2017, Pazartesi
Osmanlı durduruldu; Batılıların önündeki en büyük engel ortadan kaldırıldı.Yeni kurulan Türkiye’nin eli kolu bağlandı: Yeni Türkiye, bir iddiası olmadığını, Batılı yörüngeye girdiğini, medeniyet iddialarını terkettiğini (Türkiye’yi tepeden laikleşme sürecine girdirerek) ilan etti.Türkiye, dışardan fiilen işgal edilmedi, edilemedi ama Kale içerden ele geçirildi.Önce şunu bileceksiniz: Bir ülke, medeniyet değiştirerek toparlanamaz; hele detepeden jakoben, monteleme yöntemlerle, mühendislik projeleriyle
Önümüzü açacak bir millî kültür hamlesine doğru…
Ağu 13 2017, Pazar
Kültürlerini ihmal eden toplumlar, başka kültürlerin kölesine dönüşmekten ve geleceklerini imha etmekten kurtulamazlar.Türkiye’de kültürü ihmal ediyoruz: Kendi intiharımızın yapı taşlarını döşüyoruz…Yaşadığımız şey, birtrajedi değil, traji-komedi.Traji-komedi; çünkü bu toplum, hüdainâbit bir toplum değil; aksine, dünyanın en zengin, en derinlikli kültürlerinden birine sahip; ama bu kültürü kendi ellerimizle yok ediyoruz…Olacak iş değil gerçekten!Bu yazıda,önümüzü açacak, uzun soluklu bir millî kültür
1400 yıllık birikim “uydurulmuş din”, oryantalistlerin fikirleri “indirilmiş din”, öyle mi?
Ağu 11 2017, Cuma
Batılılar, diğer dinleri dönüştürdüler ama İslâm’ı dönüştüremediler.O yüzdenicat ettikleri sömürge aydını tiplerle İslâm’ı içerden dönüştürme projesinidevreye girdirdiler.Hedef: Peygamber'siz İslâm projesi!Bu sömürge aydını tipler, 1400 yıllık devâsâ ilim, irfan ve hikmet birikimini “uydurulmuş din” diye yaftalıyor, oryantalistlerin fikirlerine dayalı olarak icat ettikleri din anlayışlarını da “indirilmiş din” diye satıyorlar!Saçmalığın dikalası ve sığlığın dibi bu!Ürkütücü olan,oryantalistlerin
İslâm’ın temel kaynaklarına yapılan saldırılara seyirci kalamayız!
Ağu 07 2017, Pazartesi
Bir yandan, bu toplumun İslâm’la ilişkisi süratle çözülüyor... İslâm’la ilişkisi sıfırlanan bir kuşak geliyor…Öte yandan da, İslâm’ın kurucu kaynaklarına içerden inanılmaz bir saldırı yapılıyor…Mezheplertartışmaya açılıyor:Akîdenin temelleri sarsılıyor…Hadislertartışmaya açılıyor…Hz. Peygamberin (sav) konumu sarsılıyor…Bunların hepsi, önce,Peygambersiz İslâm projesi’nin ön-hazırlıkları.Ardından sıra Ku’ân’a gelecek…Kur’ân’daki âyetlerin açıklanmasında ciddi sorunlar yaşanacak ve Kur’ân’dan soğutulacak
15 Temmuz Destanı: Direnişin ve Yeniden Dirilişin Adı ve Miladı
Tem 15 2017, Cumartesi
Türkiye, herhangi bir ülke değil. Küresel sistemin, dolayısıyla Batı uygarlığının “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlükler” gibi ayartıcı sloganlarla dünya üzerinde kurduğu haksız, hukuksuz hegemonyanın geleceği, Türkiye’ye,
.
15 Temmuz’un hedefi: Cemaatleri ve Ehl-i Sünnet Omurga’yı çökertmek
Tem 14 2017, Cuma
15 Temmuz saldırısı bitmedi, bütün hızıyla sürüyor hâlâ…15 Temmuz saldırısının temel hedefi: Özelde, cemaatleri Müslüman toplumların hayatından uzaklaştırmak, genelde ise bin yıllık Ehl-i Sünnet Omurga’yı çökertmek.15 Temmuz’da cemaatleri hedef tahtasına oturtanlar, şimdi stratejilerini yenilediler:İslâmî kesimleri birbirine kırdıracaklar…Aradan bir yıl geçti ama hâlâ göremediğimiz yakıcı gerçek şu: 15 Temmuz saldırısı,paralel devlet tehlikesi sunan lokal bir saldırı değil, paralel dinlericat etmeyi
Beşinci Cumhuriyet’e doğru…
Tem 10 2017, Pazartesi
Karlofça ve Pasarofça anlaşmalarıyla birlikte, Osmanlı,ilk kez toprak kaybetti. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı gibi reformlarlaeksenini yitirmeye başladı.Cumhuriyet’e gelince, eksenini kaybetti, yörüngesini yitirdi: Medeniyet değiştirme sürecine girdi…Tarih yapan, tarihi sürükleyen bir aktörden, tarihte tatil yapan, Batılıların yaptıkları tarihin önünde sürüklenen bir figürana dönüştü…Bugüne kadar dört cumhuriyet tecrübesi yaşadık. Şimdi Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık ediyoruz…15 Temmuzsaldırısı,
Türkiye, dünyanın ruhu, mazlumların umudu, zorbaların kâbusu
Tem 09 2017, Pazar
Şunu iyi bilelim:Türkiye, her an, her tür darbeye ya da saldırıya maruz kalabilecek bir ülkedir.Felâket tellallığı yapmıyorum burada. Sorumluluğunu müdrik bir yazar olarak felâket tellallığı yapamam.15 Temmuz’dan 6 ay önce, “darbe geliyor” dedim amafelâket tellallığıyapmakla itham edildim o zaman da.Başımızı kuma gömemeyiz.Yakıcı gerçekleri önceden görmek ve ona göre kalıcı önlemler almak zorundayız.TÜRKİYE, HER ÂN, HER TÜR DARBEYE VEYA SALDIRIYA AÇIK BİR ÜLKEDİRNeden her an, her tür darbeye veya
Gelen siyasî darbe: Kaos planı ve Türkiye’nin durdurulması
Tem 07 2017, Cuma
15 Temmuz darbe ve işgal girişimi, Türkiye’nin istiklal ve istikbaline yapılmış çok yönlü bir saldırıydı.Bu saldırı, tarihte pek benzeri olmayan destansı bir direnişle püskürtüldü: Bu çilekeş halk, imanını siper etti, darbecilere büyük darbe indirdi: Tankların üzerine yürüdü, saldırıyı püskürttü.Şimdidarbenin siyasî ayağıdevreye girdirilmeye çalışılıyor adım adım…ASKERÎ DARBE PÜSKÜRTÜLDÜ AMA BÜROKRATİK DARBE ALTTAN ALTA SÜRÜYOR…Askerî darbe püskürtüldü ama bürokratik darbe henüz tam olarak püskürtülemedi:FETÖcülere
Laiklik pompalanacak, 15 Temmuz ruhu bombalanacak, Alevî meselesi kaşınacak…
Tem 03 2017, Pazartesi
Cumhuriyet tarihinin son üçte birlik dilimine “Kürt meselesi” damgasını vurdu.Bundan sonraki sürece, öncelaiklik meselesi, sonra da laiklik üzerinden kaşınacak “Alevî meselesi”damgasını vuracak…Dikkatli olmamız, fikrî ve siyasî olarak iyi hazırlanmamız gereken zorlu bir süreç bizi bekliyor…“DEVLETSİZ”MİLLET!Neredeyse iki asırdırmilletin kaderini milletin kendisi şekillendirmiyorbu ülkede.Özellikle son bir asırdır milletin tarihi, hafızası, medeniyet iddiası ve birikimi önce inkâr edildi, sonra adım
Yol, sefasını sürenlerle değil, cefasını çekenlerle yürünür…
Tem 02 2017, Pazar
Türkiye, zorlu bir süreçten geçiyor...İki asırdır yaşadığımız, bizi perişan eden, fırtınalı denizde esen rüzgârların önünde oraya buraya sürükleyenyorucu ama bir o kadar da öğretici bir süreç bu.O yüzdendostunu da, düşmanını da, dost-görünümlü post peşinde koşturan “insan müsveddeleri”ni de iyi bilmek zorundadır önden giden, önalan, önaçan öncü insanlar...“METAL YORGUNLUĞU VE NÖBETDEĞİŞİMİ…”Cumhurbaşkanı Erdoğan, beklenen değişim ve yenilenme sinyalini verdi. Ak Parti’nin “metal yorgunluğu yaşadığını,
İnsanlığın dekadansla ölüm dansı, çıkış yolu ve Türkiye’nin rolü
Haz 30 2017, Cuma
Katliamlar, savaşlar, işgaller durdurak bilmiyor dünyanın her yerinde, özellikle de bizim medeniyet coğrafyamızda…İnsanlık, biruçuruma doğrusürükleniyor…Sıkı durun şimdi: İnsanlığı uçuruma sürükleyen şey, katliamlar, savaşlar, işgaller mi? Hayır!Bunlar sonuç sadece.İnsanlığı ontolojik felakete,dekadansla ölüm dansı intiharına sürükleyen üç şey: Hız, Haz ve Ayartı!Toplu olarak intihar ediyor insanlık: Güle oynaya hem de.ÇIKIŞ YOLU: HAYATA EVETDİYEBİLMEK, ÖZ’E DÖNMEK…Birçıkış yoluyok mu, peki?Var,
Bayramın tatile dönüşmesi: İnsanın ve hayatın çölleşmesi…
Haz 26 2017, Pazartesi
Bir yanda, bayram coşkusu, sevinci,bayram günlerinin heyecanı ve neşesi...Öte yanda, insanın şehirden, insanlardantatile kaçışı, dekadansla dans’ı…İşte bizim yaşadığımızşizofreninin, yörüngesini yitirmenin, esen rüzgârların önünde sürüklenmenin,çürümenin, çölleşmenin hikâyesi, ürpertici göstergesi!ÖLÜMÜHATIRLADIKÇA YAŞARİNSANBütün bilgeler, hayatın ölüm’le, ölüm fikrinin şuuruna ermekle kâim ve dâim, anlamlı ve yaşanabilir olduğunu söylerler bize..Doğu’nunKonfüçyüs, Taogibi kadîm bilgelerinden Batı’nınEflatun,
Ramazan, ümmîleşme seyrüseferi; bayram, ümmetleşme zaferi
Haz 25 2017, Pazar
Ramazan, arınma ve toparlanma iklimi, yenilenerek doğrulma ve yeniden doğma mevsimi…Diriltici bir ümmîleşme seyrüseferi: Zihni, kirlerden temizleme; insanı, özüne döndürme, kendine getirme; özetle,taze bir ruhla donanma seferi...Bayramsa, toparlayıcı, kenetleyici ve yekvücut kılıcıümmetleşme zaferi: Taze bir heyecanla ve kanatlandırıcı bir neşeyleseküler / bölmeli zamanı durdurma, bütünayrıcalıkları ortadan kaldırarak bütünleşme, hâlleşme, helâlleşme, rahmetleşme, kardeş olma ve coşma zemini…ZAFERE
Kadir Gecesi takdir olunan iktidar ve kudret
Haz 23 2017, Cuma
Kadir Gecesi’nden bahsedilirken hep Kur’ân’ın bu gecede indirilmesi üzerinde duruldu hep. Vurgu, Kur’ân’a oldu; inzâl’e değil.Eğer vurgu,inzâlin eserine değil de bizzat inzâl fiilinin kendisine(dolayısıylaFâil’e / Allah’a, Allah’ın kudretine ve hâkimiyetine) yapılmış olsaydı,Kur’ân, herhangi bir kitap muamelesi görmez, her dâim Allah’ın kudret ve iktidarının / hâkimiyetinin yegane kaynağı olarak hayatımızda merkezî bir yer işgâl ederdi.Bugün, ayartıcı yeni-paganizm ve yeni-barbarlık biçimleri, neo-seküler
Kültürde kazanılamayan istiklâl mücadelesi, kaybedilmeye mahkûmdur…
Haz 18 2017, Pazar
“Kültür”, bir toplumun ruhudur çünkü.Önce ruh!Ruhsuz bir toplum, bırakınız insanlığın önünü açmayı, varlığını bile sürdüremez.Bu kadar net bu!Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçenlerde, “kültür’de varlık gösteremediğimizi, kültürü ihmal ettiğimizi” söyledi.Neden peki?Tam da bu sorunun cevabının izini sürmeye çalıştığım bir yazımı gözden geçirerek sizlerle paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm. Buyurunuz efendim…EKONOMİ MAKİNASI’NDAN KÜLTÜR SAVAŞLARI’NA...19. Yüzyılekonomi çağıydı.Art arda yaşanan iktisadî
Kılıçdaroğlu, ateşle oynama!
Haz 16 2017, Cuma
Türkiye’ye içerden-dışardan bir saldırı var…Beka mücadelesi veriyor Türkiye…Fakat ana muhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, -özür dilerim ama-FETÖ’nün “siyasî imamı” gibikonuşuyor:15 Temmuz’un yıldönümünün yaklaştığı bir zaman diliminde,darbeci FETÖcüleri ve efendilerini aklayacakişlere soyunuyor, dahası darbenin yıldönümüne bir ay kala Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını bahane ederek (“adalet” çağrısıyla) halkı sokağa çağırıyor…Bunlar akla ziyan işlerdir.Tehlikeli işlerdir; hem de
92 yaşındaki âlim Karadavi’yi terörist ilan etmek için çıldırmış olmak gerek!
Haz 12 2017, Pazartesi
92 yaşında bir âlim...Hâlâ diri, hâlâ koşturuyor.. o ülke senin.. bu televizyon benim diyerek...İslâm dünyasının en saygın isimlerinden biri. Arap dünyasındaki kralların otoritelerinden daha fazla otoriteye ve güce sahip Karadavi.O yüzden çok korkuyor Batılı kralların soytarıları olan diktatörler...*Dünyanın çivisi çıktı...*Osmanlı, 3 kıtada 5 asır barış yurdu inşa etti.Osmanlı bitirildi.Dünyadan ruh çekildi.Batılılar, dünyayı 1 asırda cehenneme çevirdi.*Batılı emperyalistler, bütün güçleriyle,
İngilizlerin 2 asırlık stratejisi: İslâm’sız Dünya, Türkiye’siz İslâm
Haz 11 2017, Pazar
Katar krizinin gerisinde İngilizler var: Haritaları İngilizler yeniden çiziyorlar...İhvan gibi İslâmî oluşumların kökünü kazıyacak, Müslümanları birbirine kırdıracak planları İngilizler geliştiriyorlar.İngilizlerin iki asırdır iki aşamalı olarak uyguladıkları temel strateji şu:Genelde İslâm’sız Dünya ve “İslâm’sız” İslâm; özeldeise İslâm’sız Türkiye ve Türkiye’siz İslâm.Eğer Şark Meselesi olarak adlandırılan, benim burada özlü bir şekilde formülleştirerek özetlediğimbu iki asırlık İngiliz stratejisini
Devletleri ve bütün İslâmî hareketleri yok etmek istiyorlar!
Haz 09 2017, Cuma
Sözümona “özgür dünya”nın (!) yurdu Amerika’nın -kelimenin tam anlamıyla- “yankee” yeni başkanı, Suud kralı ve Mısır diktatörü ile Riyad’ta üzerine el basarak yemin ettikleri “sihirli küre”den Katar’ı karadan, havadan ve denizden abluka alma “kararı” çıktı. Bu karar Katar’ı bir kaşık suda boğmayı amaçlıyor ama asıl görünmeyen çok önemli üç hedefi var:1-İslâm dünyasındaki devletleri yok etmek, şehir devletleri, kantonlar icat etmek2-İslâmî hareketlerin birbirleriyle irtibatlarını kesmek3-Müslümanları
Hüznün gönül coğrafyası: Ramazan’ın diriltici sesleri ve renkleri
Haz 05 2017, Pazartesi
Hüznünü yitirme, kalbin kararır.Kararan kalp, hayatını da karartır.Hüzün, bitmemiş bir şarkıdır; tamamlanmamış bir hikâye...Bitmemişlik, tamamlanmamışlık hâlidir hüzün.Hüzün, umutların bittiği anlamına gelmez. Aksinehüzün varsa, umut da vardır.Hüzün, kişinin acziyetini kabul etmesiyle ortaya çıkar. Amainsan, ancak acziyetini farkettiği an, azmanlaşmaktan kurtulur, insanlaşmaya -başkalarının acısını duymaya- başlar...RAMAZAN’IN SIRRI...Ramazan’ın sırrı nedir?Özlenen bir ay olmasıdır. Her dem özlenilecek
Ramazan Medeniyeti
Haz 04 2017, Pazar
Medeniyet, hayata bütüncül bakış ve akıştır.Hayatı hakikatin ışığında hem bir bütün olarak kavramak hem de yaşamaktır medeniyet.Bizde birmedeniyetfikri olmadığını söylemiştim.Medeniyet'ten anladığımız şey, yalnızcasivilizasyondolayısıylaBatı uygarlığı.Biz İslâm medeniyetinden sözettiğimizde bile, bizde bize özgü bir medeniyet fikri olmadığı için, yalnızca Batı uygarlığını eksene alarak konuşmuş oluyoruz.Bu, gerçekten büyük bir entelektüel körleşme ve zihnî köleleşme.Komediye dönüşen ürpertici bir
Türkiye’nin küresel güç olmasının yolu Suriye’den değil Balkanlar’dan geçer...
Haz 02 2017, Cuma
Balkanlar bizi bekler... Stratejik akıl şart!
May 29 2017, Pazartesi
Vesselam.
.
Batı’nın mukadderatı, Nietzsche’nin çığlığı ve “bizimkilerin” sığlığı...
Oca 30 2017, Pazartesi
Kurucu kaynaklarımız yayınlanıyor: Sessiz bir devrim bu!
Oca 29 2017, Pazar
Müthiş!
Avrupa dağılıyor, ABD çatırdıyor, dünya bize bakıyor...
Oca 27 2017, Cuma
Düzeltir, özür dilerim.
Dikkat! Terör Süreci’nden sonra Fitne Süreci geliyor...
Oca 23 2017, Pazartesi
İki asırlık İngiliz-Yahudi nüfûzu sona erecek...
Oca 22 2017, Pazar
*
Türkiye, insanlığın “güven adası” olmalı yeniden...
Oca 20 2017, Cuma
Ontolojik felaketi aşmanın yolu: Sünnet-i Seniyye
Oca 16 2017, Pazartesi
Bir kültür felsefesi: Ontolojik şiddet ya da kültürü de yok eden “kültür”
Oca 15 2017, Pazar
Osmanlı ruhu olmadan aslâ!
Oca 13 2017, Cuma
Batılıların hedefinde Türkiye var; çünkü 100 Yıllık Büyük Oyun’u bozduk biz!
Oca 09 2017, Pazartesi
100 yıl sonra Kurtlar Sofrası yeniden kuruldu ama Türkiye “Endülüs” olmayacak!
Oca 08 2017, Pazar
Dikkat! Hem 12 Eylül öncesi ortam hem de sosyal ve siyasî kaos isteniyor!
Oca 06 2017, Cuma
15 Temmuz saldırısı sürüyor: “Laiklik” üzerinden kaos oluşturmak istiyorlar!
Oca 02 2017, Pazartesi
Yılbaşı çılgınlığı: Kaybedenlerin, kazananları alkışlaması, celladına âşık olması!
Oca 01 2017, Pazar
İki yarma harekâtı: Dışarıdan içeriye, tabandan tavana...
Ara 30 2016, Cuma
Twitter savaşları ç/ağı: Mutlak Sahte’nin hükümranlığı
Ara 26 2016, Pazartesi
Dinamik denge stratejisi, meyvesini verdi
Ara 25 2016, Pazar
Üç Cemil Meriç: Tecessüs, hakikat ve fikir adamı
Ara 23 2016, Cuma
Sekülerleşen, sekülerleştikçe kendi kuyusunu kazan Türkiye'nin düşünce dünyasına, zihnine, zihin yapısına şuur katan; Türkçe'yi şiirin, şiir dilinin kanatlarında yeni ufuklara taşıyan Türk entelijansiyasının âhir zaman şövalyesidir Cemil Meriç. Fikir, sanat ve kültür hayatımızı donduran ve boğan asırlık kaskatı tabuları yıkan, bu ülke'nin entelektüel hayatını çarmıha geren zihnî prangaları kıran, yel değirmenlerine karşı savaşan yalnız ama yılmaz bir savaşçı. Mahşerin dört nala koşan, yalnız ve
İran durdurulmalı ama İran’ın mezhepçilik tuzağına düşmeden...
Ara 19 2016, Pazartesi
Yeni bir darbenin zemini oluşturuluyor olabilir! Aman dikkat!
Ara 18 2016, Pazar
Ne’yi yitirdiğini hatırla ey insan!
Kas 21 2016, Pazartesi
Önümüzü açacak bir öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi
Kas 20 2016, Pazar
İnsanlığın en büyük sorunu: Batı saldırısı ve zihinleri istilâsı
Kas 18 2016, Cuma
Amerika’nın gücü: Üniversite, Sistem, Kilise ve hepsine vaziyet eden Yahudi Gücü!
Kas 14 2016, Pazartesi
Amerika: İnsanlığın başına gelmiş en büyük ontolojik felâket!
Kas 13 2016, Pazar
ABD seçimleri: Sistemin zaferi ve küresel çatışmanın ayak sesleri...
Kas 11 2016, Cuma
Ehl-i Sünnet Omurga’yı koruyamazsak un-ufak oluruz!
Kas 07 2016, Pazartesi
Ehl-i Sünnet Omurga’yı koruyabilirsek önümüzde kimse duramaz
Kas 06 2016, Pazar
Mesele, film değil, anlamadınız mı hâlâ? Bir skandal var ortada!
Kas 04 2016, Cuma
Peygambersiz din, “biter”!
Eki 31 2016, Pazartesi
Hz. Peygamber’in filmini yapmak cinayettir!
Eki 30 2016, Pazar
Ortadoğu’yu laiklik köleleştirdi, İslâm özgürleştirecek yeniden!
Eki 28 2016, Cuma
DAEŞ’i boşverin; İngilizlerin yüzyıllık büyük “dans”ına bakın!
Eki 24 2016, Pazartesi
Önümüzü açacak öncü kuşaklar olmadan aslâ!
Eki 23 2016, Pazar
İngilizlerin rolünü anlayamazsak, hiçbir sorunu çözemeyiz!
Eki 21 2016, Cuma
Dimdik duracağız ama tuzaklara karşı da dikkatli olacağız!
Eki 17 2016, Pazartesi
Ruh atılımı, Sabahattin Zaim’in ve ADAM’ın estirdiği rüzgâr...
Eki 16 2016, Pazar
Dünya “biz”e gebe, bizse hakikate...
Eki 14 2016, Cuma
Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başladı bile!
Eki 10 2016, Pazartesi
Zihniyet devrimi ve maarif devrimi olmadan aslâ!
Eki 09 2016, Pazar
Duyarsızlığın ve saygısızlığın bu kadarına da “pes!”
Eyl 16 2016, Cuma
Kurban'la gelen ölüm ve ölümsüzlük fikri
Eyl 12 2016, Pazartesi
Gülenizm, Kemalizm’in çocuğudur!
Eyl 11 2016, Pazar
Osmanlı hangi gerekçeyle durdurulduysa Türkiye de aynı gerekçeyle kuşatılıyor!
Eyl 09 2016, Cuma
Uyarıyorum: 15 Temmuz’un 2. ve 3. dalgaları geliyor...
Eyl 05 2016, Pazartesi
İnsanlığın yükünü omuzlarımızda hissetmek ve geleceği fethetmek...
Eyl 04 2016, Pazar
Dışardan ve içerden çift yönlü bir saldırı var! Basiret ve teyakkuz şart!
Eyl 02 2016, Cuma
15 Temmuz rüzgârını, kalıcı bir ruha dönüştüremezsek...
Ağu 29 2016, Pazartesi
İslâm, tek vazgeçilemezimiz olmazsa, varlığımızı bile sürdüremeyiz!
Ağu 28 2016, Pazar
Türkiye’ye, kendi ayağına kurşun sıktırıyorlar!
Ağu 26 2016, Cuma
Devamını Oku
Kiracının kızı
04:00, 04 Eyl 2024
1
Teneffüs zili zulmün sesi olmasın
04:00, 04 Eyl 2024
2
Washington için Gazze müzakereleri ne ifade ediyor?
04:00, 04 Eyl 2024
XXXXXXXXXXXXXX
İKİ ASIRDIR TÜRKİYE’YE HÜKMEDEN “GİZLİ EL”
Bir Müslüman olarak ötekileştirici dil kullanacak, farklı ideolojik veya etnik ya da dinsel kesimleri ötekileştirecek biri değilim. Bu yazdıklarımdan böyle bir sonuca varılamaz.
Ama esrarengiz bir noktaya, gizli kalan bir hakikate dikkat çekmeye çalışıyorum burada.
“Gizli bir el”, ülkenin kaderine hükmediyor iki asırdır…
Hiçbir şekilde komplo teorilerine filan itibar ediyor değilim. Osmanlı’nın çökertilmesinden sonra bu ülke içeriden teslim alındı. Ne kadar Osmanlı ve İslâm dışı veya İslâm düşmanı güç varsa, hepsi Osmanlı çökertilince bu toprakları ele geçirdiler. Bu toprakların ülkenin içindeki İslâm dışı / İslâm düşmanı güçler veya aktörler tarafından ele geçirilmesi, Tanzimat’la başlamıştı zaten. İngilizler, Tanzimat’ı ilan ettirerek paşalarla devlete derinlemesine sızdılar ve İslâm düşmanı güçlerden oluşan bürokratik bir oligarşi inşa ettiler.
Padişahlar, aynı anda iki cephede birden savaştılar: Dışarıdan emperyalistlerin kendileriyle, içeriden de emperyalistlerin kuklaları bu bürokratik oligarşik aparatlarla kıyasıya bir ölüm kalım savaşı verdiler.
Padişahların mücadelesi, Osmanlı’nın varlığını sürdürmesini sağladı ama Osmanlı’nın bünyesi çok büyük yara almıştı: Tanzimat ve Islahat Fermanları ile siyasî olarak, kapitülasyonlarla da iktisadî olarak Devlet-i Âliye çepeçevre kuşatıldı ve içeriden ele geçirildi.
Devletin içeriden ele geçirilmesi sadece Osmanlı’ya ve ardından kurutuluş savaşı verilerek kurulan Türkiye’ye özgü özel bir projeydi. 19. yüzyılda bütün kıtalardaki aktörler, dinler ve medeniyetler emperyalistlerin dışarıdan bilfiil gerçekleştirdikleri saldırılarla teslim alınmışlardı. Sadece İslâm coğrafyası, münhasıran da Osmanlı coğrafyası, emperyalist saldırıya karşı dört bir cephede direniyordu.
Osmanlı’nın emperyalistlere direnen yegâne güç olması, emperyalistleri özelikle de İngilizleri çılgına çevirmeye yetiyordu: Dünyanın % 60’ını kontrol eden İngilizler, Osmanlı’ya / Türkiye’ye özgü özel bir proje geliştirdiler: Türkiye, dışarıdan fiilen değil, içeriden zihnen ele geçirilecekti.
Böylelikle bir taşla bir kaç kuş birden vurulmuş olacaktı: Türklerin düşmanı Türkler olacaktı. Dolaylıyla Müslümanların düşmanı Müslümanlar! Türkler celladına / düşmanlarına âşık edilecek, Türkiye içeriden ele geçirilecekti: Önce devlet, İslâm’dan arındırılacaktı; Tanzimat modernleşmesi bunun başlangıcıydı; sonra da toplum sekülerleştirilerek İslâm’dan uzaklaştırılacaktı. Böylelikle Batılıların Türkiye’yi işgal etmek gibi bir külfete girişmelerine gerek kalmayacaktı.
İlk vekâlet savaşını İngilizler Yunanları üzerimize salarak vermişlerdi: Böylelikle bizim ezelî düşmanımız İngilizlere kalıcı bir husûmet beslememiz önlenecek, İngilizlerin içerideki devşirme laikçilerle devleti İslâm’dan arındırarak dizayn etme girişimleri dikkat çekmeyecekti.
Devleti, Selanik kökenli devşirmelerle birlikte İngilizler inşa ettiler. Lozan, bizim yurtta sulh cihanda sulh diyerek medeniyet kurucu iddialarımızdan vazgeçtiğimiz, Anadolu yarımadasına hapsedildiğimiz bedenimizi kurtardığımız ama ruhumuzu kaybettiğimiz her bakımdan Batı’ya bağlanan devletin kurucu antlaşmasıydı.
Devlet, has Anadolu çocuklarının eline geçemedi, devşirmeler ve devşirmelerin devşirmeleri İslâm dışı aktörlerin eline geçti. Altını çizerek tekrar ediyorum: Türkiye dışarıdan fiilen ele geçirilmedi, içeriden zihnen ele geçirildi.
Eğitim sistemi, kültür rejimi ve medya rejimi, hem yoz ve yozlaştırıcı hem de mankurtlaştırıcı, köklerimizi kurutucu, varoluşsal temellerimizi yıkıcı bir işlev üstleniyor. Türkiye kendi ayağına sıkıyor ve kendi ayağına sıkan tek toplum olarak tarihe geçiyor!
ZİHNÎ İŞGAL
O yüzden her seçim sancılı geçiyor. İki Türkiye mücadele ediyor. Dün, merkez ve çevre olarak adlandırılan “laikçi devlet” ve “Müslüman halk” olarak tezahür bu mücadele, yerini iki topluma, iki Türkiye’ye terk etme tehlikesinin eşiğine gelip dayandı: Sekülerleşen toplum ve İslâmî köklerine bağlılığını koruma mücadelesi veren İslâmî toplum.
Sürekli uyarıyorum: Türkiye’nin sosyolojisi radikal bir değişim geçiriyor diye. Böyle giderse, önce İslâmî kesimler azınlık haline gelecek. Sonra da ateizm ve deizm dalgası, nihilizm ve hedonizm biçimlerine bürünerek hızla yayılacak ve İslâm azınlıkların dini hâline gelecek…
Ürpertici ama gerçek gidişat bu yönde. Bunları yaklaşık 30 yıldır yazıyorum sürekli olarak. Geldiğimiz nokta, yazdıklarımı doğruluyor, ne yazık ki.
Türkiye fiilen işgal edilmedi ama zihnî işgal altında: Türkiye, zihnî bir Endülüsleşme / yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Acı gerçekler bunlar. Toplumun sosyolojisinin değiştiği ve iki toplum oluştuğu, orta ve uzun vadede bunun ülkenin parçalanmanın eşiğine sürüklenmesi anlamına geleceğini unutmayalım.
Türkiye’de seküler ikinci bir toplumun inşası Türkiye’nin parçalanmasının ve Müslüman Türkiye’nin tarihten çekilmesinin tohumlarının ekilmesine yol açacaktır -Allah muhafaza!
Benden uyarması.
Vesselâm.
.
İSLÂM MEDENİYETİNİN SINIRLARI YOKTUR UFUKLARI VARDIR
Gazze’ye bakış biçimindeki bu iki farklı okuma biçimi, mü’minlerin diğer insanlardan farkını, direnç noktalarının sağlamlığını ve ufuklarının sınırsızlığını gözler önüne serer.
İslâm medeniyetinin sınırları yoktur, ufukları vardır. O yüzden Kurtuba’dan Kaşgar’a kadar sorgusuz sualsiz yolculuk yapar’dı Müslümanlar. Delhi’den Kahire’ye, Afrika’nın içlerine kadar hem kendini hem de yolculuk yaptığı tabiî, kültürel ve entelektüel coğrafyaları keşfederek yolculuk yapardı.
İbn Battuta, sadece bir seyyah değildi; keşfedilmeyen kıtaları (terra incognitaları) keşfe çıkan bir keşşaftı. Delhi’den Kahire’ye kalkıp gelir, üç ay yaşar Kahire’de ve kadılık yapardı.
Biz bir millettik. İslâm milleti. İslâm milletinin çocukları. Yeryüzü mescid kılınmıştı mü’minlere… Mü’minler yeryüzünde emaneti üstlendiklerinin bilinciyle hareket ederek, güveni ve emniyeti, adaleti ve merhameti temin edecek, teminat altına alacak, hakikatle donanarak yeryüzünde hakkaniyetin, sulhün, selametin ve barışın hâkim olduğu muazzez bir medeniyet yeşerterek, yeryüzünü ubûdiyetin en güzel gerçekleştirildiği bir kutsal mekâna (“sadece Allah’a boyun eğilen bir “mescid”e) dönüştürmüşlerdi.
DOGMA VE AKÎDE FARKI
Mü’min sıradan bir insan değildir. Mü’min, sadece kör kütük inanan bir kişi değildir. İnandığını iliklerine kadar idrak eden, yaşayan, yaşatan, diri bir varlıktır. Sıradan insan beşerdir sadece.
Mü’min, beşeri aşmış, insan olma şerefine ulaşmış, kâmil insan olma gayreti içinde olan, kendini her daim yeniden ve yenileyerek inşa eden, nefsini sürgit terbiye ve tezkiye ederek bakışını derinleştiren, ufkunu zenginleştiren, umudunu yeşerten, dipdiri tutan, dirilen ve başkasının dirilişine de vesile olan kişidir.
Mü’min dünyaya teslim olan kişi değildir, dünyayı avucunun içine alarak teslim alan kişidir.
Mü’min, bütün dogma’ları yıkan kişidir. Dogma, donmuş zihnin eseridir. Mü’min’in akidesi, dogma değil, hakikat’tir.
Dogma anlamı dondurur, kalbi katılaştırır, ruhu öldürür. Akîde, hakikatin anlamını billurlaştırır, derinleştirir, zaman-mekân boyutlarını kaldırır, insanın başka dünyalara açılmasının kapılarını açar sonuna kadar...
Dogma, insanı bu dünyada kapana kıstırır.
Akide, insanı kıstırıldığı bütün dünyevî kapanlardan kurtarır ve özgürlüğüne kavuşturur.
.
Bizim toplumumuzda Şiî düşmanlığı yoktur. Aliosman gibi isimler yaygındır. Ehl-i Beyt sevgisi’nin Şiilerden geri kalan yanı yoktur bizde. Ama İran’da ve Şia’nın hâkim olduğu yerlerde Ehl-i Sünnet düşmanlığı diz boyudur. İran’da dolaşırken, üzerinde “Lanet olsun Ömer’e!” yazan çoraplar giyen insanları gördüm.
İranlılar, her yerde “Vahdet, vahdet” diye laflar ederler ama hiçbir yerde bunu gerçekleştirmezler! Vahdet, vahdet diye diye büyük Sünnî vahşetleri işlerler! Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de İran devriminden sonraki Sünnî düşmanlığı ve vahşeti zıvanadan çıkacak kadar kontrolden çıkmış durumdadır.
ÜÇ ÇIBANBAŞI: BÜYÜK İSRAİL, ŞİA YAYILMACILIĞI VE KÜRT DEVLETİ AYARTISI
Küresel sistemin iki kurucu aktörü, İngilizler ile Yahudiler (özellikle Yahudilerin kontrolündeki hatta esaretindeki ABD yönetimi), önümüzdeki yüzyılları şekillendirecek, Batılıların (aslında Yahudilerin) dünya üzerindeki hâkimiyetini pekiştirecek üç stratejik hamleyi hayata geçirme mücadelesi veriyorlar.
Birincisi, Büyük İsrail projesinin adım adım ete kemiğe büründürülmesi.
İkincisi, İran’ın İslâm dünyasında İsrail’den sonra ikinci çıbanbaşı aktör olarak önünün açılması, İslâm dünyasına şekil ve yön verecek en güçlü aktör konumuna getirilmesi. Böylelikle İslâm dünyasının ana omurgasını oluşturan Ehli Sünnet Omurga’nın büyük darbe yemesi, parçalanması, birleşmesinin önünün sona kadar kesilmesi, İslâm dünyasının Fars emperyalizminin esiri yapılması.
Batılıların Müslümanlarla savaşmadan nükleer güce de kavuşturulan İran’ın İslâm dünyası üzerindeki hegemonyasının garanti altına alınması.
Böylelikle geçmiş bin sene olduğu gibi, gelecek bin sene de Türkiye’nin başını çektiği İslâm dünyasının toparlanıp ayağa kalkmasının önlenmesi. İslâm dünyasını toparlayacak bir Müslüman Türkiye’nin içerdeki laikler, dışarıdaki İran›lı Ehli Sünnet düşmanları ve Batılı emperyalistlerle Yahudi şer güçler tarafından önünün kesilmesi.
Üçüncüsü de, Kürtlerin küresel sistemin lordları Yahudiler ile İngilizlerin desteğiyle terör örgütleri üzerinden bağımsız devlet kurma iddiasıyla ayartılarak İslâm dünyasının üçüncü çıbanbaşı olarak zuhur ettirilmesi.
İslâm dünyasının kaderini bu üç çıbanbaşı stratejisi ile şekillendirmek istiyor emperyalistler.
Öncelikle şunu bilelim: İslâm dünyasının kaderini son iki asırdır, Müslümanlar değil, İngilizler ve Yahudiler (özellikle ABD’ye hâkim olan Yahudi gücü) şekillendiriyor. İslâm dünyasının kaderinin şekillendirilmesinde İslâm dünyasının kendisinin hiçbir rolü yok. İslâm dünyası iki asırdır köle! Batılıların kölesi. İngilizlerin ve Yahudilerin.
YAHUDİLERİ MÜSLÜMANLAR DEĞİL BATILILAR AŞAĞILADI!
Tarih boyunca İslâm dünyasının Batı›da olduğu gibi bir “Yahudi sorunu” olmadı hiçbir zaman. Yahudiler, Batı toplumlarında ekonomik atraksiyonlarla etkili olmaya çalıştılar. Kapitalizmin tarihinin bütün aşamalarında Yahudiler belirleyici rol oynadılar.
İtalyan şehir devletlerinde faiz sisteminin, bankacılık sisteminin kurucusu Yahudilerin hem Avrupa çapındaki hem de uluslararası ölçekteki ticareti canlandırmakta kilit rol oynayan aktörlerden biri odluğunu görüyoruz: Kapitalizmin tohumlarını Yahudilerin ektiğini söylemek bile gereksiz. Avrupa’nın ekonomik işlerine ve ilişkilerine Yahudiler dengeleri alt üst edecek şekilde müdahale edince Avrupa’da Yahudi düşmanlığı büyük boyutlar kazandı. İnanılmaz aşağılanmalara maruz kaldılar. Martin Luther gibi Hıristiyanlığı, Yahudi zihniyetine yaklaştıran Protestanlığı kuran bir adam bile “Yahudileri İmha Planı” başlıklı kitaplar yazdılar.
Endülüs’ten Yahudiler de sürüldü Müslümanlarla birlikte. Bütün Avrupa ölçeğinde kovuşturuldu, büyük işkencelere maruz bırakıldı Yahudiler.
Yahudilere zulmedenler asla Müslümanlar olmadı tarih boyunca. Aksine Yahudileri koruyup kollayanlar oldu Müslümanlar.
Yakıcı gerçek bu ama Yahudiler, Batılılarla değil, Müslümanlarla savaşıyorlar. Üstelik de Batılılarla ittifak yaparak İslâm dünyasını kan gölüne çevirecek en iğrenç küresel ve yerel projelere imza atmaktan, Filistin’de 75 yıldır olduğu gibi Müslümanlara katliam, soykırım uygulamaktan çekinmiyorlar!
İSLÂM DÜNYASINI KANA BULAYACAK PROJELER…
Büyük İsrail projesi Arz-ı Mev’ud ideali, eğer gerçeğe dönüşürse, İslâm dünyasının beline saplanan büyük bir hançer olur, İslâm dünyası bir daha belini doğrultamaz.
O yüzden böyle bir şeye aslâ izin verilemez ve göz yumulamaz.
Fakat İsrail şu an Gazze’deki soykırımla birlikte hem Arz-ı Mev’ud idealini hem İran’ın İslâm dünyasına hâkim olma stratejisini hem de terör örgütlerine kurdurulacak küresel sistemin güdümündeki Kürt devleti idealini (İngilizlerle birlikte) adım adım hayata geçirme savaşı veriyor.
Medyada, televizyonlarda sarsak bir şekilde iddia edildiği gibi İsrail ile İran, ABD ile İran asla karşı karşıya gelmeyecek. Gelirse, İran’ın aşırı büyümesini durdurmak için gelecek, İran’ı yok etmek için değil.
Gazze soykırımı, Büyük İsrail projesinin de, İran’ın Arabistan yarımadasını şimdiye kadar fiilen işgal etme, şimdi de mezhebî / kültürel olarak kontrol ve kolonize etme stratejisinin de, terör örgütlerine kurdurulacak aslâ bağımsız olamayacak, emperyalistlerin kukla olarak bölge ülkelerini karıştırmakta kullanacakları Kürt devleti girişimlerinin de önünü açan bambaşka bir küresel hegemonya mücadelesinin kolaylaştıran bir savaşa dönüştü.
Bağımsız Kürt devleti, Kürtlerin de hakkı diye düşünenler, bölgede kurdurulacak Kürt devletinin asla bağımsız olamayacağını bilmiyor olamazlar. Türkiye’nin bile tam olarak bağımsızlığına kavuşamadığı bir zaman diliminde emperyalistlerin güdümünde kurulacak bir Kürt devletinin bağımsız olabileceğini düşünmek ve bunun bölge ülkeleri ve halkları bir yana Kürtler için hayırhah bir girişim olacağını zannetmek bölgede yaşanan sömürgecilik tarihini hiç bilememek demektir!
Vesselâm.
.
TÜRKİYE, ZİHNÎ İŞGAL ALTINDA…
Anaokulundan lisesine ve üniversitesine kadar okullarımız, eğitim sistemimiz, benzeri görülmemiş bir banalliğin, sığlaşmanın, ezberciliğin, pozitivist ruhsuzluğun, ürpertici bir paganizmin ve putçuluğun pençeleri altında can çekişiyor...
Bin yıl İslâm’ın bayraktarlığını yapan bu toprakların çocukları, canlı canlı toprağa gömülüyor kökü dışarıda laikçilik, idolperestlik gibi çağdışı pagan ideolojilerle, kariyerizm, hedonizm ve nihilizm gibi çocuklarımızın özgürlüklerini ellerinden alan, beyinlerini felçleştiren çağdaş putlar tarafından.
Bu ülke iki asırdır fiilen işgal edilmedi ama zihnen işgal edildi, içeriden ele geçirildi küçük bir devşirmeler ve devşirmelerin devşirmeleri baronik-masonik şebekeler tarafından.
Bu ülke, Tanpınar’ın yerinde tanımlamasıyla “kültürel inkâr” aymazlığına soyundu, kültürel intiharın eşiğine sürükleniyor şimdi hızla... Güle oynaya hem de! Gel de isyan etme bu toprakların çocuklarının ve ruhlarının gözümüzün içine baka baka yok edilmesine...
Üniversiteler işgal altında: Tam da dünyaya sadece bizim sunacağımız bir medeniyet mefkûresine dünyanın ekmek kadar su kadar ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde mankurtlaşmış, metamorfoz yemiş, celladına âşık tasmalı çekirgeler yetiştirmekle meşgul bütün okullarımız!
Emperyalistler, dünyanın ruhu’nu temsil eden bu ülkeyi tek kurşun atmadan içeriden ele geçirdikleri için ne kadar sevinseler azdır: Düşünsenize, ülkenin 18-25 yaş kuşağının % 71’i, bunlar içinde en zeki olanlarının ise % 95’i ülkeyi terk etmek istiyor!
İki asırlık modernleşme, laikleşme, Batılılaşma projesiyle ülkenin tek kurşun atmadan içeriden teslim alınması değilse, nedir bu? Bu, bu ülkenin bağımsızlığının tehlikeye düşmesi demek değil midir?
ADAM YETİŞTİRECEK ADAMLARI YETİŞTİREMEZSEK…
İşte biz, MTO olarak bu baş aşağı gidişi, bu yok oluş sürecini durdurmak, geleceğimizi inşa edecek yeni Gazâlîleri, Râzîleri, İbn Arabîleri, İmam Rabbânîleri, İbn Haldunları, Yunusları, Mevlânâları, Itrîleri, Sinanları, Dede Efendileri yetiştirecek tohumları ekmek üzere çıktık yola…
Hedefimiz, bir yerlere adam yerleştirmek değil, adam yetiştirecek
adamları yetiştirmek...
Günü kurtarmak değil, geleceği kuracak öncü kuşakların tohumlarını ekmek...
Günübirlik düşünecek bodur, sığ kişiler değil, bize asırlık düşünecek çaplı, güçlü şahsiyetler armağan edecek köklü bir medeniyet atılımına öncülük etmek...
MTO, küresel ölçekte bir savrulmanın yaşandığı bir süreçte, kuşatıcı yaklaşımıyla Müslümanca bakış’ın, akış’ın ve varış’ın sütunlarını dikti, güzergâhlarını belirledi.
Samimiyet, İstikamet ve Ehliyet ilkeleriyle eğitimde hem kalitenin zirvesini hem ruhun nasıl inşa edilebileceğini hem de bütün talebeleri arasında kardeşlik ruhunun nasıl yeşertilebileceğini gösterdi bütün Türkiye ve yerküre üzerinde...
Gazze direnişi İslâmsız bir dünyanın insafsız bir dünya olduğunu ispatladı!
.
Bugün 259 ziyaretçi (456 klik) kişi burdaydı!
|
| Bugün 49 ziyaretçi (58 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|