 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
1
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ
(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.
Müslim, İmân, 95.
2
اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ
İslâm, güzel ahlâktır.
Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.
3
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.
4
يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا
Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.
5
إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ: إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ
İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.
Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.
6
اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ
Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.
Tirmizî, İlm, 14.
7
لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ
Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)
Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.
8
اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ
Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.
Tirmizî, Birr, 55.
9
إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ
Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.
Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.
10
اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ
İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.
Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.
11
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ
Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.
Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.
12
عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.
Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.
13
لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ
Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.
İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.
14
لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.
Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.
15
اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.
Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.
16
لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا
İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.
Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.
17
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.
Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.
18
لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ
Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58.
19
إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا
Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.
Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.
20
لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ
(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.
Tirmizî, Birr, 58.
21
تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ
(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
Tirmizî, Birr, 36.
22
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.
Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;
Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.
23
رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ
Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.
Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.
Tirmizî, Birr, 3.
24
ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ: دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ
Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:
Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
İbn Mâce, Dua, 11.
25
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.
Tirmizî, Birr, 33.
26
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.
27
لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا
Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.
Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.
28
كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى
Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.
Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.
29
اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ
(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.
Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.
30
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ
Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.
Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.
31
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;
ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.
Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.
32
اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ
Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.
Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;
Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.
33
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ
Her insan hata eder.
Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.
Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.
34
عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ
Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.
Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.
35
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا
Bizi aldatan bizden değildir.
Müslim, Îmân, 164.
36
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ
Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler.
Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.
37
أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ
İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
İbn Mâce, Ruhûn, 4.
38
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.
39
إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ
İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.
40
اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ
Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.
Tirmizî, Cum’a, 80
HADİS KİTAPLARI
Hadis El Kitabı
Kütübü Sitte
El-Lülü' ve'l-Mercan (Buhari Müslim)
http://www.hadis.resulullah.org/
http://www.kutupedia.com/
hadisler
http://www.ramuzelehadis.org/
http://www.hikem.net/d
| |
| Kırk hadis ezberlemek |
| |
|
Sual: (Kırk hadis ezberleyen Cennete girer) diye bir hadis var mıdır? CEVAP: Sadece kırk hadisi, hatta Kur’an-ı kerimi ezberleyen Cennete girmez. Hadisleri bizim anlamamız zordur. Bir kâfir de 40 hadis ezberleyebilir, bid’at ehli de ezberleyebilir. Başka bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın şu 99 esma-i hüsnasını ihsâ eden, Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır.)
[Buhari] (İhsa etmek, bu 99 ismi manaları ile birlikte ezberleyip amel etmek demektir. Böyle yapan Cennete girer.)
Kırk hadis ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
([Yazılı halde] Kırk hadis bırakarak vefat eden Cennette arkadaşımdır.)[Deylemi]
(Allah’ın rızası için, helâli ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.)[Ebu Nuaym]
(Ümmetimin din işlerinde faydalı kırk hadis ezberleyen, âlimlerle haşr olur.)
[Taberani]
(Allah’ın kendisine mağfiret etmesi ümidi ile, benden kırk hadis yazana, Allahü teâlâ rahmet edip şehid mertebesi verir.) [İbni Cevzi]
(Ümmetime iletmek üzere kırk hadis ezberleyene şefaat ederim.) [İbni Adiy]
Cennete girmek için birinci şart, doğru iman sahibi olmaktır. İmanın altı esasına inanmak şarttır. Birine bile inanmayan Müslüman olamaz ve Cennete giremez. Bundan sonra haramlardan kaçıp farzları yapmak gerekir. Farz ve haramları hadis-i şeriflerden değil, ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamasından öğrenmek lazımdır. Ondan sonra, kendisinin de amel ettiği, haram ve helali bildiren kırk hadisi, Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklaması ile birlikte yazarak cd’ye, kasete falan alarak veya başka yollarla başkalarına ulaştıran kimse Cennete girer. Aşağıdaki hadis-i şeriflerde bildirilen Müslümanlar da yukarıda bildirilen şartlar dahilinde ancak Cennete girer. Sadece aşağıdakileri yapmakla girmez:
(Allah’ın verdiği rızka kanaat eden Cennete girer.)[Dare Kutni]
(Allah’ın verdiğine razı olan Cennete girer.)[Deylemi]
(Kadın, eşine eziyet etmezse, sırf namazları yüzünden Cennete girer.) [Hâkim]
(Kul doğru ise, ihsan sahibi olur. İhsan sahibi olunca da imanı kemale erer. İmanı kemale erince de Cennete girer.) [İ.Ahmed]
“Hepsi Cennete girer”
(İstemeyen hariç, ümmetimin hepsi Cennete girer. Bana itaat eden Cennete girmeyi istiyor demektir, isyan eden ise istemiyor demektir.) [Buhari]
(İlim öğrenen, kocasına itaat eden kadın, ana babasına iyilik eden evlat, peygamberlerle beraber hesap görmeden Cennete girerler.) [İ. Rafii]
(Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan Cennete girer.) [Nesai, İbni Hibban]
(Farz olduğunu bilerek, beş vakit farz namaza rükû, secde, abdest ve vakitlerine riayet ederek devam eden kimse Cennete girer.)[Taberani]
(Ramazan orucunu tutan Cennete girer.) [Deylemi]
(Oruçlu iken ölen Cennete girer.) [Bezzar]
(Bir Müslüman kardeşinin hacetini gördükten sonra ölen Cennete girer.) [Ebu Ya’la]
(Yemek yediren ve selâmı yayan Cennete girer.) [Tirmizi, Taberani] (Devamı var)
|
| Kırk hadis ezberlemek (2) |
| |
|
Aşağıdaki hadis-i şeriflerde bildirilen Müslümanlar da dün bildirdiğimiz şartlar dahilinde ancak Cennete girer. Sadece bu bildirilenleri yapmakla girmez:
(Kocası kendisinden hoşnut olarak ölen kadın, Cennete girer.) [İbni Mace]
(Kadın, kocasına eziyet etmeyip namazlarını kılsa Cennete girer.) [İbni Mace]
(Cana kıymayan, haram yemeyen, zina etmeyen ve içki içmeyen Cennete girer.)[Bezzar]
(Helal yiyen, sünnete uyan ve şerrinden emin olunan kimse Cennete girer.)[Tirmizi]
(Sünnete sarılan Cennete girer.)[Dare Kutni]
(Cennete ancak Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim]
(Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [İbni Asakir]
(Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan kimse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Günahlarını hatırlayıp ağlayan, hesap görmeden Cennete girer.) [İ.Gazali]
(Cennete ancak temiz olanlar girer.) [Deylemi]
(İki kız evladına güzel muamele eden Cennete girer.)[İbni Mace]
(İnsanları affedenler, hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya]
(Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyen kimse Cennete girer.)[İbni Asakir]
(Zinadan korunan Cennete girer.) [Beyheki]
(Üç, hatta bir çocuğu ölen Cennete girer.)[Taberani]
(Her hâl-ü kârda Allah’a şükredenler Cennete girer.) [İ.Gazali]
(Sabırlı ve ihlaslı olanlar, hesaba çekilmeden Cennete girer.)[Taberani]
(Tartışmayan, kimseyi incitmeyen Cennete girer.)[Tirmizi]
(Bir insanın hidayetine sebep olan Cennete girer.)[Buhari]
(Allahü teâlâ, iki gözü olmayanı Cehenneme koymaz, Cennete koyar.) [Taberani]
(İpten kopup, sahibinden kaçan deve gibi Allah’tan kaçan hariç, herkes Cennete girer.)[Taberani] (Allah’ın bildirdiği dine, Müslümanlığa veya imanın altı şartından birine inanmayan, ibadet etmeyen veya haram işleyen kimse, Allah’tan kaçıyor demektir.)
(İhlasla, Rabbim Allah, dinim İslam ve peygamberim Muhammed aleyhisselamdır diyen Cennete girer.)[İ. Ahmed]
(İhlas ile Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü diyen Cennete girer.)[Taberani]
(Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın, Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet eden, Cennete girer.) [Deylemi]
(Sabah ve akşam, “Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zâlimin) diyen, o günü veya gecesi ölürse Cennete girer.) [Tirmizi]
|
| Kırk tane hadis-i şerif |
| |
|
Sual: Yoruma ihtiyaç duyulmayan kırk hadis ezberleyip ve onunla amel ettikten sonra, mail ile falan arkadaşlara göndermenin iyi olduğunu söylediniz. Kolayca anlaşılabilen ve ihtiyaç duyulan kırk hadis yazar mısınız?
CEVAP: Hemen her hadis-i şerif açıklamayı gerektirir. Onun için hadis-i şerifleri şerh kitaplarından almak gerekir. Yine de biraz açıklama gerektiren hadis-i şeriflerden kırk tanesinin meali şöyledir:
(Acele eden hata eder.) [Beyheki]
(Gülerek günah işleyen, ağlayarak Cehenneme gider.) [Ebu Nuaym]
(Affedin ki affa kavuşasınız!) [İ.Ahmed]
(Cennete cömertler girer.) [Ebuşşeyh]
(Âlimim diyen cahildir.) [Taberani]
(Bilmeden fetva verene, melekler lanet eder.) [İ.Lal]
(İstiğfara devam eden, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mace]
(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]
(Helal kazanmak için sıkıntı çekene, Cennet vacip olur.) [İ.Gazali]
(Dünya, ahiretin tarlasıdır.) [Deylemi]
(Din, güzel ahlaktır.)[Deylemi]
(En iyiniz, ahlakı en güzel olanınızdır.) [Buhari]
(İyi geçinmek aklın başıdır.)[Beyheki]
(Namus gayreti imandandır.)[Deylemi]
(Onun bunun karısını kızını ayartan bizden değildir.) [İ.Ahmed]
(Namuslu olun ki, kadınlarınız da iffetli olsun!) [Taberani]
(Allah korkusu, her hikmetin başıdır.) [Taberani]
(Her iyilik sadakadır.)[Tirmizi]
(Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur.) [Müslim]
(İmanı olmayan Cennete girmez.) [Tirmizi]
(Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buhari]
(Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.) [İbni Mübarek]
(Hediye, dostluğu artırır, düşmanlığı giderir.) [Taberani]
(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.)[Bezzar]
(İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ.Maverdi]
(Kendi düşüncenize göre hareket etmeyin!)[Taberani]
(Din kardeşine itiraz etme.)[Tirmizi]
(Kendini beğenen helak olur.)[Buhari]
(Veren el, alan elden üstündür.) [Buhari]
(Hayra vesilen olan onu yapan gibidir.) [Tirmizi]
(Ancak ihlaslı amel makbuldür.) [Nesai]
(En üstün cihad, nefisle yapılandır.) [İbni Neccar]
(En üstün sadaka, ilim öğrenip öğretmektir.) [İbni Mace]
(En üstün ibadet, fıkıhtır.) [Taberani]
(Namaz dinin direğidir.) [Beyheki]
(Oruç tutun, sıhhat bulun.) [Taberani]
(Tebessüm etmek sadakadır.) [C.Sagir]
(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize bakın.) [Hakim]
(Dilini tutan kurtuldu.) [Tirmizi]
(Dua müminin silahıdır.) [İ. Ebiddünya]
|
40 HADIS – I SERIF
Bismillahirrahmanirrahim
1. [(Marifetnâme)de yazılı hadîs-i şerîflerde buyuruyor ki, (Mes’ûd o kimsedir ki, dünyâ onu terk etmezden önce, o dünyâyı terk etmişdir), (Arzûsu âhıret olup, âhıret için çalışana, Allahü teâlâ dünyâyı hizmetci yapar), (Yalnız dünyâ için çalışana, yalnız kaderinde olan kadar gelir. İşleri karışık, üzüntüsü çok olur), (Âhıretin sonsuz olduğuna inanan kimsenin, bu dünyâya sarılması, çok şaşılacak şeydir), (Dünyâ sizin için yaratıldı. Siz de âhıret için yaratıldınız! Âhıretde ise, Cennetden ve Cehennem ateşinden başka yer yokdur), (Paraya, yiyeceğe tapınan kimse helâk olsun!), (Sizlerin fakîr olacağınızı düşünmiyor, bunun için üzülmiyorum. Sizden önce gelmiş olanlara olduğu gibi, dünyânın elinize bol bol geçerek, Allahü teâlâya âsî ve birbirinize düşman olmanızdan korkuyorum), (Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından dahâ çokdur), (Dünyâyı terk eyle ki, Allahü teâlâ seni sevsin. İnsanların malına göz dikme ki, herkes seni sevsin!), (Dünyâ, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprüyü tamîr etmekle uğraşmayın. Hemen geçip gidin!), (Dünyâya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!).
2. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri kuddise sirruh buyurdularki, (Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem, (Hesâba çekilmeden evvel, hesâbınızı görünüz) emrleri ile, bazı meşâyıh, hergün ve her gece yapdıkları işlerden kendilerini hesâba çekiyor. Ben, hesâbda onları geçdim ve işlediklerimle berâber, düşündüklerimde de, hesâbımı görüyorum).
3. Abdüllah ibni Mesûd radıyallahü anhümâ, buyuruyor ki, birgün Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem bize bir doğru çizgi çizdi ve(Bu, insanı Allahü teâlânın rızâsına kavuşduran doğru yoldur) buyurdu. Sonra, bu hattın iki tarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip, (Bunlar da, şeytânların sapdırdığı yollardır) buyurdu. O hâlde, bir kimse, Peygamberlere tâbi olmadan, doğru yolda yürümek isterse, muhakkak iğri yola sapar. Eğer eline bir şeyler geçerse, istidrâcdır. Yanî, sonu zarar ve ziyândır. Ubeydüllah-i Ahrâr kuddise sirruh buyurdu ki, (Kalbe gelen bütün keşfleri, hâlleri bize verseler, fekat kalbimizi Ehl-i sünnet itikâdı ile süslemeseler, kendimi mahv olmuş ve hâlimi harâb bilirim. Bütün harâblıkları, felâketleri üzerime yığsalar, lâkin kalbimi Ehl-i sünnet vel-cemâat itikâdı ile şereflendirseler, hiç üzülmem). Evliyâya hâsıl olan hâller, keşfler, eğer Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem tâbi olmakla berâber ise, nûr üstüne nûr olur ve islâmiyyetin incelikleri, esrârı hâsıl olmağa başlar. Sahâbe-i kirâmın hepsi radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn ve Selef-i sâlihîn ve Meşâyıh-ı müstakîm-ül ahvâl, böyle idi.
4. [(Tergîb-üs-salât)da diyor ki, Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir nemâzı özrsüz, vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacakdır. Bir hukbe seksen senedir. Her senesi üçyüzaltmış gündür. Her günü, seksen dünyâ senesidir). Kazâya kalan nemâzı kılacak kadar vaktlerin herbiri geçdikçe, bu bir nemâzın günâhı katkat artar. Yâ birkaç nemâz olursa, çok çetin olur. Her ne behâsına olursa olsun, bir ân önce, kazâ etmek ve afvı için tevbe etmek, çok yalvarmak lâzımdır. Nemâz kılmıyanın, Allahü teâlânın büyüklüğü karşısında titremesi, erimesi lâzımdır.
5. Hiç kimse tevbeden kurtulamaz. Nasıl kurtulur ki, Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât hepsi tevbe ederdi. Peygamberlerin sonuncusu ve en yükseği olan Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalevât buyuruyor ki, (Kalbimde [envâr-ı ilâhiyyenin gelmesine engel olan] perde hâsıl oluyor. Bunun için hergün, yetmiş kerre istigfâr ediyorum). Yapılan günâhda, kul hakkı bulunmayıp, zinâ yapmak, alkollü içki içmek, çalgı dinlemek, yabancı kadınlara bakmak, Kur’ân-ı kerîmi abdestsiz tutmak ve [şîî, nusayrî, vehhâbî ve başka] yanlış inanışlara saplanmak gibi, yalnız Allahü teâlâ ile kendi arasında olursa, böyle günâhlara tevbe etmek, pişmân olmakla, istigfâr okumakla, Allahü teâlâdan utanıp, sıkılıp, Ondan afv dilemekle olur. Farzlardan birini özrsüz terk etdi ise, tevbe için, bunlarla birlikde, o farzı da yapmak lâzımdır.
6. Hazreti Alî radıyallahü anh buyuruyor ki, Ebû Bekr radıyallahü anh doğru sözlüdür. Ondan işitdim ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem (Günâh işliyen biri, pişmân olur, abdest alıp nemâz kılar ve günâhı için istigfâr ederse, Allahü teâlâ, o günâhı elbette afv eder. Çünki, Allahü teâlâ, Nisâ sûresi yüzdokuzuncu âyetinde: Biri günâh işler veyâ kendine zulm eder, sonra pişmân olup, Allahü teâlâya istigfâr ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve afv ve magfiret edici bulur, buyurmakdadır) dedi. Bir hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, bir günâh işler, sonra pişmân olursa, bu pişmânlığı, günâhına keffâret olur. Yanî, afvına sebeb olur) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Günâhı olan kimse, istigfâr eder ve tevbe eder, sonra bu günâhı tekrâr yapar, sonra yine istigfâr söyler, tevbe eder. Üçüncüye yine yapar ve yine tevbe ederse, dördüncü olarak yapınca, büyük günâh yazılır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Helekel Müsevvifun - Müsevvifler helâk oldu) buyurdu. Yanî, ileride tevbe ederim diyenler, tevbeyi gecikdirenler ziyân etdi.
7. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem vefâtına yakın, buyurdu ki, (Bana malını, cânını, Ebû Bekr kadar çok fedâ eden, başkası yokdur. Eğer, dost edinseydim, elbette Ebû Bekri dost edinirdim). Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekr inandı. Bana malı ile, cânı ile yardım etdi. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve tazîm edin!). Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmiyecekdir. Eğer gelseydi, elbette Ömer Peygamber olurdu). Emîr [Alî] radıyallahü anh buyurdu ki, (Ebû Bekr ile Ömerden, her biri, bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan, iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi, onu döverim).
8. Bir hadîs-i şerîfde, (Onları – eshabımı- seven, beni sevdiği için sever) buyurmuşdur. Onları sevmemekden, herhangi birine düşmanlık etmekden çok sakınmalıdır. Çünki, onlara düşmanlık, Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem düşmanlık olur. Hadîs-i şerîfde, (Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder)buyurmuşdur. O büyükleri tazîm etmek, hurmet etmek, insanların en iyisini tazîm etmek, hurmet etmekdir. Onlara hurmetsizlik, tahkîr etmek, Onu tahkîr olur. İnsanların en iyisinin aleyhissalâtü vesselâm sohbetini, sözlerini tazîm etmek, kıymet vermek için Eshâb-ı kirâmın hepsine tazîm etmek, kıymet vermek lâzımdır. Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr-i Şiblî kuddise sirruh buyuruyor ki,(Eshâb-ı kirâma radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn tazîm etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem îmân etmemiş olur).
9. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (İslâmın binâsı beş direk üzerine kurulmuşdur. Birincisi Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh, demek ve bunun manâsına inanmakdır). Bu şehâdet kelimesinin manâsı, (Görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Allahü teâlâdan başka, varlığı lâzım olan, ibâdet ve itâat olunmağa hakkı olan, hiç ilâh, hiçbir kimse yokdur. Görmüş gibi bilir, inanırım ki, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Allahü teâlânın hem kulu, hem Peygamberidir. Onun gönderilmesi ile, Ondan önceki Peygamberlerin dinleri temâm olmuş, hükmleri kalmamışdır. Seâdet-i ebediyyeye kavuşmak için, ancak Ona uymak lâzımdır. Onun her sözü, Allahü teâlâ tarafından kendisine bildirilmişdir. Hepsi doğrudur. Yanlışlık ihtimâli yokdur) demekdir. [Müslimân olmak istiyen bir kimse, önce bu kelime-i şehâdeti ve manâsını söyler. Sonra guslü, nemâzı ve lâzım oldukca, farzları, harâmları öğrenir.]
10. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, sahîfesinde çok istigfâr bulunanlara, müjdeler olsun!).
11. Her farz nemâzı kılınca, Âyet-el Kürsî okumağa çalışmalıdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Farz nemâzlarından sonra Âyet-el kürsî okuyan kimse ile Cennet arasında, ölümden başka mâni yokdur).
11. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Oruc, mümini Cehennemden koruyan bir kalkandır).
12. Hadîs-i şerîfde, (Kabûl olan bir hac, geçmiş günâhları yok eder) buyuruldu.
13. [Muhammed Masûm Serhendî rahmetullahi aleyh, ikinci cildin yüzkırkıncı mektûbunda diyor ki, (Hadîs-i kudsîde (Bir Velî kuluma düşmanlık eden, benimle harb etmiş olur. Kulumu bana yaklaşdıran şeyler arasında, en sevdiğim, ona farz etdiğim şeydir. Nâfile ibâdet [de] yaparak, bana yaklaşan kulumu çok severim. Çok sevdiğim kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. İstediğini elbette veririm. Bana sığındığı zemân, elbette korurum) buyuruldu. Bu hadîs-i kudsî, Seadet-i Ebediye kitabının ikinci kısmın onyedinci maddesinin üçüncü sahîfesinde ve Nevevînin (Hadîs-i erbaîn) i, 38. ci hadîsinde ve(Hadîka)nın yüzseksenikinci ve (Kıyâmet ve âhıret) in yüzaltmışdördüncü ve (Fâideli Bilgiler)in altmışbirinci sahîfesinde îzâh edilmekdedir. Farzlarla hâsıl olan kurb, yanî Allahü teâlâya yaklaşmak, nâfilelerle hâsıl olandan, elbette dahâ çokdur. Fekat, ihlâs ile yapılan farzlar kurb hâsıl eder. İhlâs, ibâdetleri, Allahü teâlâ emr etdiği için yapmakdır. Ehl-i sünnet olan her müminde biraz ihlâs vardır. Takvâ ile ve ibâdet yapmakla, kendisine (Feyz) denilen kalb nûrları gelir. Bir Velînin kalbinden saçılan bu feyzlerden alırsa, ihlâsı çabuk ve çok artar. (Takvâ), harâmlardan nefret etmek, harâm işlemeği hâtıra bile getirmemekdir.
14. (Künûz-üd-dekâık)deki hadîs-i şerîfde, (Herşeyin menbaı vardır. İhlâsın, takvânın menbaı, kaynağı, Âriflerin kalbleridir) buyuruldu. Velî olmak için, yanî Allahü teâlâya yakın olmak, yanî Onun sevgisine kavuşmak için, ihlâs ile ahkâm-ı islâmiyyeye uymak lâzımdır. Ahkâm-ı islâmiyyeye uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, sonra harâmlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlâs ile yapmakdır.]
(Ehl-i sünnet) itikâdı, nazm üzre ey civân,
oldu aşağıda sana, açık dil ile beyân:
Doğru olan itikâdı, ister isen kardeşim,
gece gündüz, bu kitâbı oku hem de, pek candan!
Rûhuna rahmet eylesin, Hak, Ebû Hanîfenin,
Kur’ân yolunu gösterdi, bize o yüce Nu’mân.
Dünyâya gönül bağlama, akar ömür su gibi,
İslâmiyyete uyan kimse, her dem olur şâdümân.
Önce ilmihâli öğren, çocuğuna da öğret.
din bilgisi öğrenmezsen, olursun sonra pişmân!
Düşmanlarımız sinsice, nasıl saldırıyor bak,
sen de dîni yaymak için, çalış gayb etme zemân!
Dinsizler hep yalanla, gençleri aldatıyor,
İslâmı yok edecekler, artık gafletden uyan!
Müslimânlar da şaşırmış, tuzağa düşmüş çoğu,
(Ehl-i kıble) sözde hepsi, ayrılmışlar hak yoldan,
İlm-i hâli öğrenmiyen, kendini koruyamaz.
Kâfir veyâ sapık olur, (Ehl-i sünnet) olmıyan!
Doğru olan bilgileri, yayanlara yardım et!
cihâd sevâbını kazan, olsun bunda mal revân.
Resûlullah hiç durdu mu. Eshâbı uyudu mu?
dîni yaymak için hepsi, olmuşdu bir kahramân!
Çalış boş durma sen dahî, din düşmanı pek kavî,
içden dışdan ezecekler, gidecek, dinle îmân.
Eshâba çirkin söyleme, hepsinin kadrini bil,
birbirini severlerdi, buna şâhiddir Kur’ân!
En üstün Ebû Bekrdir, Ömer, Osmân, Alî hem,
Mu’âviyeyi de çok sev, Odur Kur’ânı yazan!
Rabbimiz cism değildir, zemânı, mekânı yok,
maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân!
Mahlûka muhtâc değildir, ortağı, benzeri yok,
herşeyi Odur yaratan, hem de varlıkda tutan.
İyi, kötü, îmân, küfr, madde, kuvvet, enerji,
hepsini O var ediyor, yaratamaz hiç insan!
herkese akl, irâde verdi, hem yol gösterdi,
kim iyilik diler ise, yaratır hemen Rahmân.
Önce, itikâdı düzelt, emri, yasa
ğı gözet,
seâdete kavuşamaz, islâmiyyetden ayrılan!
Tâ önceden âdet oldu, kim ekerse o biçer,
pek aldandı, ziyân etdi, ekmeden buğday uman!
Yetmişüç fırkadan ancak (Ehl-i sünnet) kurtulan,
Resûlullahın yolunu onlardır bize sunan!
15. [Hele dinsizlerin, müslimânlarla alay edenlerin çoğaldığı, müslimân evlâdlarını dinden çıkaran propagandaların yayıldığı zemânda yapılan az bir ibâdete, doğru olmak şartı ile, katkat çok sevâb verilecekdir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ey Eshâbım! Siz öyle bir zemânda geldiniz ki, Allahü teâlânın emrlerinden onda dokuzunu yapıp, birini yapmazsanız, helâk olursunuz, Cehenneme gidersiniz! Bir zemân gelecek ki, o zemânın müminleri, emrlerin birini yapabilip, dokuzunu bıraksalar, Cehennemden kurtulurlar. O zemânda îmânı olanlara müjdeler olsun!)].
16. Allahü teâlânın Peygamberi sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Bir mümin nemâz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennetde olan hûru’în onu karşılar. Bu hâl, nemâz bitinceye kadar devâm eder).
17. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, iyilik edenlere, karşılığını elbette verecekdir)buyuruldu. Haşr sûresi, dokuzuncu âyet-i kerîmede, (Zekâtını veren, elbette kurtulacakdır) müjdelendi. Âl-i İmrân sûresinde, yüzsekseninci âyet-i kerîmede meâlen, (Allahü teâlânın ihsân etdiği malın zekâtını vermeyenler, iyi etdiklerini, zengin kalacaklarını sanıyor. Hâlbuki, kendilerine kötülük yapmış oluyorlar. O malları, Cehennemde azâb âleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, başdan ayağa kadar onları sokacakdır) buyurulmuşdur. (Elbasît) ve (Vasît) tefsîrlerinde böyle yazılıdır. Kıyâmete ve Cehennem azâbına inanan zenginlerin, mallarının zekâtını, tarla mahsûllerinin, meyvelerin uşrunu vererek, bu azâblardan kurtulmaları lâzımdır. Hadîs-i şerîfde, (Zekât vererek, malınızı zarardan koruyunuz!) buyuruyor.
18. (Sahîh-i Müslim)deki bir hadîs-i şerîfde, (Ey Âdem oğlu! Benim malım, benim malım dersin. O maldan senin olan, yiyerek yok etdiğin, giyerek eskitdiğin ve Allah için vererek, sonsuz yaşatdığındır) buyuruldu. Eğer malını seviyorsan, niçin düşmanlarına bırakıp da gidiyorsun. Sevdiğinden ayrılma, berâber götür! Hepsini veremezsen, bâri kendini de, bir vâris yerine koyup, hisseni âhıret yolunda gönder. Bunu da yapamazsan, bâri, zekâtını ver de, azâbdan kurtul! Nükte [güzel manâlı söz]: Hiratlı üstâd, Hâce Abdüllah-i Ensârî diyor ki: (Malı seviyorsan, yerine sarf et de, sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, yi de, yok olsun!).
19. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ramezân ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytânlar bağlanır). İmâm-ül-eimme, Muhammed bin İshak bin Huzeyme yazıyor ki, Selmân-ı Fârisî radıyallahü anh bildirdi ki,Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Şabân ayının son günü hutbede buyurdu ki:(Ey Müslimânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece [Kadr gecesi], bin aydan dahâ fâidelidir. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruc tutulmasını emr etdi. Bu ayda, geceleri terâvîh nemâzı kılmak da sünnetdir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabr ayıdır. Sabr edenin gideceği yer Cennetdir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir orucluya iftâr verirse, günâhları afv olur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruclunun sevâbı kadar, ona sevâb verilir). Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir orucluya iftâr verecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûl aleyhisselâm buyurdu ki: (Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruc açdırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâb verilecekdir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmakdır.)
20. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Tüccârın, pazarcıların çoğu fâcirdir!) Sebebini sorduklarında, (Alış verişleri halâl olmaz. Çünki, çok yemîn ederek günâha girerler ve yalan söylerler) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Yalan yere yemîn ederek, birinin malını alan kimse, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı gadablı görecekdir). Bir hadîs-i şerîfde, (Îmân sâhibi, her kabâhati yapabilir. Fekat, hiyânet yapamaz ve yalan söyliyemez) ve bir hadîs-i şerîfde de, (Yalan üç yerde câiz olur: Harbde [ve her zemân, din düşmanlarının zararından korunmak veyâ müslimânları korumak için]. İkincisi, iki müslimânı barışdırmak için, birinden diğerine iyi lâf getirmek. Üçüncüsü, zevcelerini idâre etmek için) buyuruldu.
21. (Tarîkat-ı Muhammediyye)de diyor ki: (Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Yalan yere yemîn, büyük günâhdır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde de, (Yalan yemîn ederek bir müslimânın hakkını alan kimsenin gideceği yer, Cehennemdir) buyurdu. Doğru olarak çok yemîn etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemîne kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemîn etmek çok çirkindir. Şarkılarda, temsîllerde, eğlencelerde yemîn etmek böyledir.
22. (İbdâ) kitâbı, dörtyüzyedinci sahîfede diyor ki, (Hadîs-i şerîfde, (Babam hakkı için diyerek yemîn etmeyiniz! Yemîn, Allah ismi ile olur) buyuruldu. Ebû Dâvüddeki hadîs-i şerîfde, (Emânet, yanî nâmus için yemîn eden, bizden değildir) buyuruldu. (Allahdan başka bir ism ile yemîn eden kâfir olur) hadîs-i şerîfini Tirmizî rahmetullahi teâlâ aleyh bildiriyor. Babanın başı için, canın, başın için, Kâbe için, nâmus için, falan Velînin toprağı için gibi yemîn etmeler yaygın hâl almışdır).
23. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Nemâzı özrsüz kılmıyan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyâda, üçü ölüm zemânında, üçü kabrde, üçü kabrden kalkarkendir.
Dünyâda olan altı azâb:
1 Nemâz kılmıyanın ömründe bereket olmaz.
2 Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendinde kalmaz.
3 Hiçbir iyiliğine sevâb verilmez. [Bu hadîs-i şerîf gösteriyor ki, farzları vaktinde kılmıyanların sünnetleri kabûl olmaz. Yanî sünnetlerine sevâb verilmez.]
4 Düâları kabûl olmaz.
5 Onu kimse sevmez.
6 Müslimânların iyi düâlarının buna fâidesi olmaz.
Ölürken çekeceği azâblar:
1 Zelîl, kötü, çirkin can verir.
2 Aç olarak ölür.
3 Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.
Kabrde çekeceği acılar:
1 Kabr onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
2 Kabri ateşle doldurulur. Gece, gündüz onu yakar.
3 Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünyâ yılanlarına benzemez. Hergün, her nemâz vaktinde onu sokar. Bir ân bırakmaz.
Kıyâmetde çekeceği azâblar:
1 Cehenneme sürükliyen azâb melekleri yanından ayrılmaz.
2 Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
3 Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır).
24. Sahîhayn ismi verilen, dîn-i islâmın iki temel kitâbında [(Buhârî) ve (Müslim)de], Câbir bin Abdüllahın radıyallahü anh bildirdiği bir hadîs-i şerîfde, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem: (Birinin evi önünde nehr olsa, hergün beş kerre bu nehrde yıkansa, üzerinde kir kalır mı?) diye sordu. Hayır, yâ Resûlallah! dedik. (İşte, beş vakt nemâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyurdu.
25. Peygamberimiz sallallahüaleyhivesellem, (Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcib olur) buyurdu. Kabr-i şerîfini ziyâret etmek, tâatların büyüğü ve ibâdetlerin en kıymetlisidir. (Selâmün aleyküm) demek, (Ben müslimânım. Benden sana zarar gelmez. Selâmetdesin) demekdir. Hadîs-i şerîfde, (Tanıdığınız ve tanımadığınız müslimânlara selâm veriniz!) buyuruldu. Kâfirlere selâm verilmez. Onlar selâm verince, yalnız (Ve aleyküm) denir
26. Abdüllah bin Selâm radıyallahü anh buyuruyor ki, Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Medîneye hicret buyurduğu zemân, mubârek ağzından ilk işitdiğim hadîs-i şerîf şu idi: (Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize yiyecek ikrâm ediniz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece, herkes uyurken nemâz kılınız! Bunları yaparak, selâmetle Cennete giriniz!).
27. (Berîka) kitâbı, binüçyüzotuzdördüncü sahîfesinde diyor ki, (Selâm verirken ve selâm alırken eğilmek günâhdır. Hadîs-i şerîfde,(Karşılaşdığınız zemân, birbirinize eğilmeyiniz, kucaklaşmayınız!)buyuruldu. Allahü teâlâdan başkası için rükü ve secde yapmak harâmdır. İbni Nüceym Zeyneddîn Mısrî rahmetullahi teâlâ aleyh (Segâir ve Kebâir) kitâbında, el ile selâm vermek günâhdır diyor. İsmâîl Sivâsî, bunu açıklarken, (Çünki, el ile selâm vermek, kâfirlerin âdetidir) diyor.
28. Hadîs-i şerîfde, (Müslimânın müslimân üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevâb vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevâb vermek) buyuruldu. Fekat, çağırılan yere gitmek için, şartlar vardır. (İhyâ) kitâbında diyor ki, (Yemek şübheli ise, sofrada ipek kumaş, altın, gümüş varsa, tavanda ve dıvarlarda canlı resmleri varsa, çalgı çalınıyorsa, oyun oynanıyorsa, böyle olan yere gidilmez. Zâlimin, bidat sâhibinin, fâsıkın ve kötü kimselerin ve öğünmek için çok para harcamış olanın davetine de gidilmez). (Şirat-ül-islâm) kitâbında diyor ki, (Riyâ, gösteriş için yapılan davete gidilmez).
29. Birgün, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?)diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem de, herkesin düşüncesini, bir bakışda anlardı. Lüzûm görürse sorardı. Ona, hattâ herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Ömer de, (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem! Kızımı Ebû Bekre ve Osmâna radıyallahü anhüm teklîf etdim, almadılar) gibi cevâb verdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekrden ve Osmândan radıyallahü anhüm dahâ iyi birisine versem ister misin?). Ömer şaşırdı. Çünki, Ebû Bekrden ve Osmândan radıyallahü anhüm dahâ yüksek ve dahâ iyi kimse olmadığını biliyordu. (Evet, yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!)buyurdu. Bu sûretle, Hafsa radıyallahü anhâ, Ebû Bekrin ve Osmânın ve bütün müminlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân radıyallahü teâlâ anhüm, birbirlerine dahâ yakın ve dahâ sevgili oldular radıyallahü teâlâ anhüm.
30. Ebû Hüreyre radıyallahü anh diyor ki, (Bir gazâda, kâfirlerin yok olması için düâ buyurmasını söyledik. (Ben, lanet etmek için, insanların azâb çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzûra kavuşması için gönderildim) buyurdu). Enbiyâ sûresinin yüzyedinci âyetinde meâlen, (Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruldu.
31. Kur’ân-ı kerîmden sonra en kıymetli, en doğru kitâb olan (Buhârî-yi şerîf)deki bir hadîs-i şerîfde, Peygamberimiz buyurdu ki: (Her asrda, her zemânda yaşıyan insanların en iyilerinden, seçilmişlerinden dünyâya getirildim).
32. (Mevâhib-i ledünniyye)de ve Zerkânînin rahmetullahi teâlâ aleyh şerhinde diyor ki, (Abdüllah bin Abbâsın radıyallahü anhümâ bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni, tayyîb, iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayrlısında, en iyisinde bulunurdum) buyuruldu. İslâmiyyetden önce Arabistânda zinâ çok olurdu. Bir kadın, bir kimse ile nice zemân metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. [Kâfirler, şimdi de böyle yapıyorlar.] Âdem aleyhisselâm, öleceği zemân, oğlu Şît aleyhisselâma dedi ki: (Yavrum! Bu alnında parlıyan nûr, son Peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bu nûru, mümin, temiz ve afîf hanımlara teslîm et ve oğluna da böyle vasıyyet et!). Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasıyyet etdi. Hepsi, bu vasıyyeti yerine getirip, en asîl, en kibâr kız ile evlendi. Nûr, temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek, sâhibine yetişdi). Allahü teâlâ, Tevbe sûresinde, kâfirlerin necs, pis olduğunu bildiriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, bütün dedelerinin temiz olduğunu bildirdiğine göre, kâfir olan, pis olan Âzerin, bu nûra kavuşmaması, bunun için de İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmaması lâzım gelir. Âzer, İbrâhîm aleyhisselâmın babasıdır demek, yukarıdaki hadîs-i şerîflere inanmamak olur. Molla Câmî rahmetullahi teâlâ aleyh fârisî (Şevâhid-ün-Nübüvve) kitâbında buyuruyor ki, (Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için, Âdem aleyhisselâmın alnında nûr parlıyordu. Bu zerre, hazret-i Havvâya ve ondan da, Şît aleyhisselâma ve böylece, temiz erkeklerden, temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçdi. O nûr da, zerre ile birlikde alınlardan, alınlara geçdi).
33. Kıymetli hadîs âlimlerinden Taberânînin kitâbındaki bir hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, herşeyi yokdan var etdi. Herşey içinden insanları sevdi, kıymetlendirdi. İnsanlar içinden de seçdiklerini Arabistânda yerleşdirdi. Arabistândaki seçilmişler arasından da, beni seçdi. Beni, her zemândaki insanların seçilmişlerinde, en iyilerinde bulundurdu. O hâlde, Arabistânda bana bağlı olanları sevenler, benim için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşmanlık etmiş olurlar) buyurulmuşdur. Bu hadîs-i şerîf, (Mevâhib-i ledünniyye)nin başında da yazılıdır.
34. Hadîs-i şerîfde, (Ölüleri kötüliyerek, dirileri incitmeyiniz) buyuruldu. Bunu konuşmamak, öğrenmemek insana zarar vermez ve kabrde ve kıyâmetde sorulmıyacakdır). Yine buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâ, Peygamberimize ikrâm ederek, vedâ haccında ana babasını diriltdi. Resûlüne îmân etdiler. Bunu, Kurtubînin ve Muhammed bin Ebû Bekr ibni Nâsır-üd-dînin bildirdikleri sahîh hadîs beyân buyurmakdadır. Benî-İsrâîlin öldürdüğü kimseyi diriltip kâtilini haber vermesi ve Îsâ aleyhisselâmın ve Muhammed aleyhisselâmın düâları ile nice mevtâları diriltmesi de böyle ikrâm idi. (Cehennemlik olanlar için benden magfiret isteme!) meâlindeki âyetin Resûlullahın mubârek ana ve babası için olduğu sözü doğru değildir. (Müslim)in bildirdiği(Babam ve baban ateşdedirler) hadîs-i şerîfi ictihâd ile söylenmiş idi. Îmânlı oldukları sonradan bildirildi). (Ahvâl-i etfâl-il-müslimîn) kitâbında, Hadîce radıyallahü anhânın iki çocuğu için de böyle buyurmuşdu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi demekdedir. (El müstened)in, otuzüçüncü sahîfesinde, (Âzerin, İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmadığını, amcası olduğunu, imâm-ı Süyûtî isbât etmekdedir.(Babam ve baban Cehennemdedirler) hadîs-i şerîfi, Ebû Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmekdedir) demekde, yüzyetmişbeşinci sahîfesinde, Süyûtîye dil uzatan Alî-yülkârîye vesîkalarla cevâb vermekdedir.
35.Envâr-ül-Muhammediyye)de diyor ki, hazret-i Alînin radıyallahü teâlâ anh bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem aleyhisselâmdan babam Abdüllaha gelinceye kadar, hep nikâhlı ana babalardan geldim. Hiçbir babamın nikâhsız, yanî zinâ ile çocuğu olmadı) buyuruldu.Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Adnâna kadar olan yirmibir babasının ismini bildirdi ki, şunlardır: Sitemizin anasayfasında butun dedeleri ve muhterem nesl-i pak-i yazılıdır.
36. Hadîs-i şerîfde, (Ben sizin en iyiniz olduğum gibi, babam da, babalarınızdan dahâ iyidir) buyuruldu.
37. İbni Hibbân, Ebû Şabîden alarak diyor ki, (Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Kıyâmet günü büyük ölçeklerle, bol sevâb kazanmak istiyen kimse, bir meclisden kalkınca Sübhâne rabbike âyet-i kerîmesini okusun!).
38. Hadîs-i şerîfde, (Yeryüzünü küfr kaplamadıkca ve heryerde küfr ve kâfirlik yapılmadıkca, hazret-i Mehdî gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, hazret-i Mehdî çıkmadan evvel, küfr ve kâfirlik her tarafa yayılacak, islâm ve müslimânlar garîb olacakdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, âhır zemânda, müslimânların garîb olacaklarını haber vermiş ve (Herc, fitne zemânında yapılan ibâdet, [Mekkeden Medîneye] benim yanıma hicret etmek gibidir)buyurmuşdur.
39. Fitnelerin yayıldığı, fesâdların çoğaldığı zemânlar, tevbe ve istiğfâr zemânıdır. Kenâra çekilmeli, fitnelere karışmamalıdır. Fitneler çoğalıyor. Gün geçdikce yayılıyor. Peygamberimiz aleyhi ve alâ âlihis-salâtü vesselâm buyurdu ki, (Kıyâmet yaklaşdıkca, fitneler çoğalır. Gece başlarken karanlığın artması gibi olur. Sabâh evinden mümin olarak çıkan çok kimse akşam kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece safâlarında îmânları gider. Böyle zemânlarda, evinde kapanmak fitneye karışmakdan hayrlıdır. Kenârda kalan, ileri atılandan hayrlıdır. O gün oklarınızı kırınız! Silâhlarınızı, kılınclarınızı bırakınız! Herkesi tatlı dil ile, güler yüzle karşılayınız! Evinizden çıkmayınız!). Müslimânlar bu nasîhatlara uymalı, Mevdûdî ve Seyyid Kutb gibi mezhebsizlerin, sapıkların, din câhillerinin ısyâna teşvîk eden, fitneyi körükliyen zararlı, uydurma tefsîrlerine, kitâblarına aldanmamalıdır. Cihâd,devletin, ordunun, düşmanlarla, kâfirlerle, sapıklarla harb etmesi demekdir. Müslimân devlet olsun, kâfir devlet olsun, âdil olsun, zâlim olsun, kendi devletine ısyân etmeğe, vatandaş kanı dökmeğe, birbirine saldırmağa cihâd denmez. Fitne, fesâd çıkarmak denir.Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin!) buyurdu. Müslimânlar devlete karşı ısyân etmez. Fitneye, ısyâna karışmaz. Kanûnlara karşı gelmez.
40. Hep doğru söyleyici aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm, (Kazâ, ancak ve yalnız düâ ile durdurulur) buyurdu. Kılınç, cihâd [ve her çeşid harb vâsıtaları] kazâyı durduramaz. Görülüyorki, düâ ordusunun askerleri, kuvvetsiz ve kırık oldukları hâlde, gazâ ordusunun askerinden dahâ ehemmiyyetlidir. Düâ ordusunun askerleri, gazâ ordusu askerlerinin rûhu gibidir. Gazâ ordusunun askerleri, onların kalıpları, bedenleridir. O hâlde, gazâ ordusunun askeri, düâ ordusu olmadıkca, iş başaramaz. Çünki, rûhsuz bedene hiçbir yardımın ve kuvvetin fâidesi olmaz. Bunun içindir ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, gazâlarında ve sıkıntılı zemânlarında, muhâcirlerin fakîrleri hürmetine Allahü teâlâdan yardım dilerdi. Askeri, ordusu olduğu hâlde, muhâcirlerin fakîrlerini vesîle ederek düâ ederdi. Düâ ordusunun askeri olan biz fakîrler, boynumuz bükük, herkesin gözünde aşağı ve kalbimiz kırıkdır. Çünki, (Fakîrlik dünyâda ve âhıretde yüz karasıdır) denilmişdir. Böyle aşağı olmakla birlikde, kıymetlenmekde ve iş adamlarından ileri olmakdadır. Hep doğru söyleyici, (Muhbir-i sâdık) aleyhi minessalevâti etemmühâ buyurdu ki,(Kıyâmet günü, şehîdlerin kanını, âlimlerin mürekkebi ile dartarlar. Mürekkeb ağır gelir). Sübhânallâhi ve bi-hamdihi sübhanallah-ül azim ve bi-hamdihi.
Bu hadis-i şerifler Tam ilmihal Se’adet-i Ebediye kitabından alınmıştır.
40 HADIS – I SERIF
Bismillahirrahmanirrahim
1. [(Marifetnâme)de yazılı hadîs-i şerîflerde buyuruyor ki, (Mes’ûd o kimsedir ki, dünyâ onu terk etmezden önce, o dünyâyı terk etmişdir), (Arzûsu âhıret olup, âhıret için çalışana, Allahü teâlâ dünyâyı hizmetci yapar), (Yalnız dünyâ için çalışana, yalnız kaderinde olan kadar gelir. İşleri karışık, üzüntüsü çok olur), (Âhıretin sonsuz olduğuna inanan kimsenin, bu dünyâya sarılması, çok şaşılacak şeydir), (Dünyâ sizin için yaratıldı. Siz de âhıret için yaratıldınız! Âhıretde ise, Cennetden ve Cehennem ateşinden başka yer yokdur), (Paraya, yiyeceğe tapınan kimse helâk olsun!), (Sizlerin fakîr olacağınızı düşünmiyor, bunun için üzülmiyorum. Sizden önce gelmiş olanlara olduğu gibi, dünyânın elinize bol bol geçerek, Allahü teâlâya âsî ve birbirinize düşman olmanızdan korkuyorum), (Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından dahâ çokdur), (Dünyâyı terk eyle ki, Allahü teâlâ seni sevsin. İnsanların malına göz dikme ki, herkes seni sevsin!), (Dünyâ, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprüyü tamîr etmekle uğraşmayın. Hemen geçip gidin!), (Dünyâya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!).
2. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri kuddise sirruh buyurdularki, (Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem, (Hesâba çekilmeden evvel, hesâbınızı görünüz) emrleri ile, bazı meşâyıh, hergün ve her gece yapdıkları işlerden kendilerini hesâba çekiyor. Ben, hesâbda onları geçdim ve işlediklerimle berâber, düşündüklerimde de, hesâbımı görüyorum).
3. Abdüllah ibni Mesûd radıyallahü anhümâ, buyuruyor ki, birgün Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem bize bir doğru çizgi çizdi ve(Bu, insanı Allahü teâlânın rızâsına kavuşduran doğru yoldur) buyurdu. Sonra, bu hattın iki tarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip, (Bunlar da, şeytânların sapdırdığı yollardır) buyurdu. O hâlde, bir kimse, Peygamberlere tâbi olmadan, doğru yolda yürümek isterse, muhakkak iğri yola sapar. Eğer eline bir şeyler geçerse, istidrâcdır. Yanî, sonu zarar ve ziyândır. Ubeydüllah-i Ahrâr kuddise sirruh buyurdu ki, (Kalbe gelen bütün keşfleri, hâlleri bize verseler, fekat kalbimizi Ehl-i sünnet itikâdı ile süslemeseler, kendimi mahv olmuş ve hâlimi harâb bilirim. Bütün harâblıkları, felâketleri üzerime yığsalar, lâkin kalbimi Ehl-i sünnet vel-cemâat itikâdı ile şereflendirseler, hiç üzülmem). Evliyâya hâsıl olan hâller, keşfler, eğer Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem tâbi olmakla berâber ise, nûr üstüne nûr olur ve islâmiyyetin incelikleri, esrârı hâsıl olmağa başlar. Sahâbe-i kirâmın hepsi radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn ve Selef-i sâlihîn ve Meşâyıh-ı müstakîm-ül ahvâl, böyle idi.
4. [(Tergîb-üs-salât)da diyor ki, Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir nemâzı özrsüz, vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacakdır. Bir hukbe seksen senedir. Her senesi üçyüzaltmış gündür. Her günü, seksen dünyâ senesidir). Kazâya kalan nemâzı kılacak kadar vaktlerin herbiri geçdikçe, bu bir nemâzın günâhı katkat artar. Yâ birkaç nemâz olursa, çok çetin olur. Her ne behâsına olursa olsun, bir ân önce, kazâ etmek ve afvı için tevbe etmek, çok yalvarmak lâzımdır. Nemâz kılmıyanın, Allahü teâlânın büyüklüğü karşısında titremesi, erimesi lâzımdır.
5. Hiç kimse tevbeden kurtulamaz. Nasıl kurtulur ki, Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât hepsi tevbe ederdi. Peygamberlerin sonuncusu ve en yükseği olan Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalevât buyuruyor ki, (Kalbimde [envâr-ı ilâhiyyenin gelmesine engel olan] perde hâsıl oluyor. Bunun için hergün, yetmiş kerre istigfâr ediyorum). Yapılan günâhda, kul hakkı bulunmayıp, zinâ yapmak, alkollü içki içmek, çalgı dinlemek, yabancı kadınlara bakmak, Kur’ân-ı kerîmi abdestsiz tutmak ve [şîî, nusayrî, vehhâbî ve başka] yanlış inanışlara saplanmak gibi, yalnız Allahü teâlâ ile kendi arasında olursa, böyle günâhlara tevbe etmek, pişmân olmakla, istigfâr okumakla, Allahü teâlâdan utanıp, sıkılıp, Ondan afv dilemekle olur. Farzlardan birini özrsüz terk etdi ise, tevbe için, bunlarla birlikde, o farzı da yapmak lâzımdır.
6. Hazreti Alî radıyallahü anh buyuruyor ki, Ebû Bekr radıyallahü anh doğru sözlüdür. Ondan işitdim ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem (Günâh işliyen biri, pişmân olur, abdest alıp nemâz kılar ve günâhı için istigfâr ederse, Allahü teâlâ, o günâhı elbette afv eder. Çünki, Allahü teâlâ, Nisâ sûresi yüzdokuzuncu âyetinde: Biri günâh işler veyâ kendine zulm eder, sonra pişmân olup, Allahü teâlâya istigfâr ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve afv ve magfiret edici bulur, buyurmakdadır) dedi. Bir hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, bir günâh işler, sonra pişmân olursa, bu pişmânlığı, günâhına keffâret olur. Yanî, afvına sebeb olur) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Günâhı olan kimse, istigfâr eder ve tevbe eder, sonra bu günâhı tekrâr yapar, sonra yine istigfâr söyler, tevbe eder. Üçüncüye yine yapar ve yine tevbe ederse, dördüncü olarak yapınca, büyük günâh yazılır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Helekel Müsevvifun - Müsevvifler helâk oldu) buyurdu. Yanî, ileride tevbe ederim diyenler, tevbeyi gecikdirenler ziyân etdi.
7. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem vefâtına yakın, buyurdu ki, (Bana malını, cânını, Ebû Bekr kadar çok fedâ eden, başkası yokdur. Eğer, dost edinseydim, elbette Ebû Bekri dost edinirdim). Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekr inandı. Bana malı ile, cânı ile yardım etdi. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve tazîm edin!). Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmiyecekdir. Eğer gelseydi, elbette Ömer Peygamber olurdu). Emîr [Alî] radıyallahü anh buyurdu ki, (Ebû Bekr ile Ömerden, her biri, bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan, iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi, onu döverim).
8. Bir hadîs-i şerîfde, (Onları – eshabımı- seven, beni sevdiği için sever) buyurmuşdur. Onları sevmemekden, herhangi birine düşmanlık etmekden çok sakınmalıdır. Çünki, onlara düşmanlık, Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem düşmanlık olur. Hadîs-i şerîfde, (Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder)buyurmuşdur. O büyükleri tazîm etmek, hurmet etmek, insanların en iyisini tazîm etmek, hurmet etmekdir. Onlara hurmetsizlik, tahkîr etmek, Onu tahkîr olur. İnsanların en iyisinin aleyhissalâtü vesselâm sohbetini, sözlerini tazîm etmek, kıymet vermek için Eshâb-ı kirâmın hepsine tazîm etmek, kıymet vermek lâzımdır. Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr-i Şiblî kuddise sirruh buyuruyor ki,(Eshâb-ı kirâma radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn tazîm etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem îmân etmemiş olur).
9. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (İslâmın binâsı beş direk üzerine kurulmuşdur. Birincisi Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh, demek ve bunun manâsına inanmakdır). Bu şehâdet kelimesinin manâsı, (Görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Allahü teâlâdan başka, varlığı lâzım olan, ibâdet ve itâat olunmağa hakkı olan, hiç ilâh, hiçbir kimse yokdur. Görmüş gibi bilir, inanırım ki, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Allahü teâlânın hem kulu, hem Peygamberidir. Onun gönderilmesi ile, Ondan önceki Peygamberlerin dinleri temâm olmuş, hükmleri kalmamışdır. Seâdet-i ebediyyeye kavuşmak için, ancak Ona uymak lâzımdır. Onun her sözü, Allahü teâlâ tarafından kendisine bildirilmişdir. Hepsi doğrudur. Yanlışlık ihtimâli yokdur) demekdir. [Müslimân olmak istiyen bir kimse, önce bu kelime-i şehâdeti ve manâsını söyler. Sonra guslü, nemâzı ve lâzım oldukca, farzları, harâmları öğrenir.]
10. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, sahîfesinde çok istigfâr bulunanlara, müjdeler olsun!).
11. Her farz nemâzı kılınca, Âyet-el Kürsî okumağa çalışmalıdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Farz nemâzlarından sonra Âyet-el kürsî okuyan kimse ile Cennet arasında, ölümden başka mâni yokdur).
11. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Oruc, mümini Cehennemden koruyan bir kalkandır).
12. Hadîs-i şerîfde, (Kabûl olan bir hac, geçmiş günâhları yok eder) buyuruldu.
13. [Muhammed Masûm Serhendî rahmetullahi aleyh, ikinci cildin yüzkırkıncı mektûbunda diyor ki, (Hadîs-i kudsîde (Bir Velî kuluma düşmanlık eden, benimle harb etmiş olur. Kulumu bana yaklaşdıran şeyler arasında, en sevdiğim, ona farz etdiğim şeydir. Nâfile ibâdet [de] yaparak, bana yaklaşan kulumu çok severim. Çok sevdiğim kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. İstediğini elbette veririm. Bana sığındığı zemân, elbette korurum) buyuruldu. Bu hadîs-i kudsî, Seadet-i Ebediye kitabının ikinci kısmın onyedinci maddesinin üçüncü sahîfesinde ve Nevevînin (Hadîs-i erbaîn) i, 38. ci hadîsinde ve(Hadîka)nın yüzseksenikinci ve (Kıyâmet ve âhıret) in yüzaltmışdördüncü ve (Fâideli Bilgiler)in altmışbirinci sahîfesinde îzâh edilmekdedir. Farzlarla hâsıl olan kurb, yanî Allahü teâlâya yaklaşmak, nâfilelerle hâsıl olandan, elbette dahâ çokdur. Fekat, ihlâs ile yapılan farzlar kurb hâsıl eder. İhlâs, ibâdetleri, Allahü teâlâ emr etdiği için yapmakdır. Ehl-i sünnet olan her müminde biraz ihlâs vardır. Takvâ ile ve ibâdet yapmakla, kendisine (Feyz) denilen kalb nûrları gelir. Bir Velînin kalbinden saçılan bu feyzlerden alırsa, ihlâsı çabuk ve çok artar. (Takvâ), harâmlardan nefret etmek, harâm işlemeği hâtıra bile getirmemekdir.
14. (Künûz-üd-dekâık)deki hadîs-i şerîfde, (Herşeyin menbaı vardır. İhlâsın, takvânın menbaı, kaynağı, Âriflerin kalbleridir) buyuruldu. Velî olmak için, yanî Allahü teâlâya yakın olmak, yanî Onun sevgisine kavuşmak için, ihlâs ile ahkâm-ı islâmiyyeye uymak lâzımdır. Ahkâm-ı islâmiyyeye uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, sonra harâmlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlâs ile yapmakdır.]
(Ehl-i sünnet) itikâdı, nazm üzre ey civân,
oldu aşağıda sana, açık dil ile beyân:
Doğru olan itikâdı, ister isen kardeşim,
gece gündüz, bu kitâbı oku hem de, pek candan!
Rûhuna rahmet eylesin, Hak, Ebû Hanîfenin,
Kur’ân yolunu gösterdi, bize o yüce Nu’mân.
Dünyâya gönül bağlama, akar ömür su gibi,
İslâmiyyete uyan kimse, her dem olur şâdümân.
Önce ilmihâli öğren, çocuğuna da öğret.
din bilgisi öğrenmezsen, olursun sonra pişmân!
Düşmanlarımız sinsice, nasıl saldırıyor bak,
sen de dîni yaymak için, çalış gayb etme zemân!
Dinsizler hep yalanla, gençleri aldatıyor,
İslâmı yok edecekler, artık gafletden uyan!
Müslimânlar da şaşırmış, tuzağa düşmüş çoğu,
(Ehl-i kıble) sözde hepsi, ayrılmışlar hak yoldan,
İlm-i hâli öğrenmiyen, kendini koruyamaz.
Kâfir veyâ sapık olur, (Ehl-i sünnet) olmıyan!
Doğru olan bilgileri, yayanlara yardım et!
cihâd sevâbını kazan, olsun bunda mal revân.
Resûlullah hiç durdu mu. Eshâbı uyudu mu?
dîni yaymak için hepsi, olmuşdu bir kahramân!
Çalış boş durma sen dahî, din düşmanı pek kavî,
içden dışdan ezecekler, gidecek, dinle îmân.
Eshâba çirkin söyleme, hepsinin kadrini bil,
birbirini severlerdi, buna şâhiddir Kur’ân!
En üstün Ebû Bekrdir, Ömer, Osmân, Alî hem,
Mu’âviyeyi de çok sev, Odur Kur’ânı yazan!
Rabbimiz cism değildir, zemânı, mekânı yok,
maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân!
Mahlûka muhtâc değildir, ortağı, benzeri yok,
herşeyi Odur yaratan, hem de varlıkda tutan.
İyi, kötü, îmân, küfr, madde, kuvvet, enerji,
hepsini O var ediyor, yaratamaz hiç insan!
herkese akl, irâde verdi, hem yol gösterdi,
kim iyilik diler ise, yaratır hemen Rahmân.
Önce, itikâdı düzelt, emri, yasa
ğı gözet,
seâdete kavuşamaz, islâmiyyetden ayrılan!
Tâ önceden âdet oldu, kim ekerse o biçer,
pek aldandı, ziyân etdi, ekmeden buğday uman!
Yetmişüç fırkadan ancak (Ehl-i sünnet) kurtulan,
Resûlullahın yolunu onlardır bize sunan!
15. [Hele dinsizlerin, müslimânlarla alay edenlerin çoğaldığı, müslimân evlâdlarını dinden çıkaran propagandaların yayıldığı zemânda yapılan az bir ibâdete, doğru olmak şartı ile, katkat çok sevâb verilecekdir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ey Eshâbım! Siz öyle bir zemânda geldiniz ki, Allahü teâlânın emrlerinden onda dokuzunu yapıp, birini yapmazsanız, helâk olursunuz, Cehenneme gidersiniz! Bir zemân gelecek ki, o zemânın müminleri, emrlerin birini yapabilip, dokuzunu bıraksalar, Cehennemden kurtulurlar. O zemânda îmânı olanlara müjdeler olsun!)].
16. Allahü teâlânın Peygamberi sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Bir mümin nemâz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennetde olan hûru’în onu karşılar. Bu hâl, nemâz bitinceye kadar devâm eder).
17. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, iyilik edenlere, karşılığını elbette verecekdir)buyuruldu. Haşr sûresi, dokuzuncu âyet-i kerîmede, (Zekâtını veren, elbette kurtulacakdır) müjdelendi. Âl-i İmrân sûresinde, yüzsekseninci âyet-i kerîmede meâlen, (Allahü teâlânın ihsân etdiği malın zekâtını vermeyenler, iyi etdiklerini, zengin kalacaklarını sanıyor. Hâlbuki, kendilerine kötülük yapmış oluyorlar. O malları, Cehennemde azâb âleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, başdan ayağa kadar onları sokacakdır) buyurulmuşdur. (Elbasît) ve (Vasît) tefsîrlerinde böyle yazılıdır. Kıyâmete ve Cehennem azâbına inanan zenginlerin, mallarının zekâtını, tarla mahsûllerinin, meyvelerin uşrunu vererek, bu azâblardan kurtulmaları lâzımdır. Hadîs-i şerîfde, (Zekât vererek, malınızı zarardan koruyunuz!) buyuruyor.
18. (Sahîh-i Müslim)deki bir hadîs-i şerîfde, (Ey Âdem oğlu! Benim malım, benim malım dersin. O maldan senin olan, yiyerek yok etdiğin, giyerek eskitdiğin ve Allah için vererek, sonsuz yaşatdığındır) buyuruldu. Eğer malını seviyorsan, niçin düşmanlarına bırakıp da gidiyorsun. Sevdiğinden ayrılma, berâber götür! Hepsini veremezsen, bâri kendini de, bir vâris yerine koyup, hisseni âhıret yolunda gönder. Bunu da yapamazsan, bâri, zekâtını ver de, azâbdan kurtul! Nükte [güzel manâlı söz]: Hiratlı üstâd, Hâce Abdüllah-i Ensârî diyor ki: (Malı seviyorsan, yerine sarf et de, sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, yi de, yok olsun!).
19. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ramezân ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytânlar bağlanır). İmâm-ül-eimme, Muhammed bin İshak bin Huzeyme yazıyor ki, Selmân-ı Fârisî radıyallahü anh bildirdi ki,Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Şabân ayının son günü hutbede buyurdu ki:(Ey Müslimânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece [Kadr gecesi], bin aydan dahâ fâidelidir. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruc tutulmasını emr etdi. Bu ayda, geceleri terâvîh nemâzı kılmak da sünnetdir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabr ayıdır. Sabr edenin gideceği yer Cennetdir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir orucluya iftâr verirse, günâhları afv olur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruclunun sevâbı kadar, ona sevâb verilir). Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir orucluya iftâr verecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûl aleyhisselâm buyurdu ki: (Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruc açdırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâb verilecekdir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmakdır.)
20. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Tüccârın, pazarcıların çoğu fâcirdir!) Sebebini sorduklarında, (Alış verişleri halâl olmaz. Çünki, çok yemîn ederek günâha girerler ve yalan söylerler) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Yalan yere yemîn ederek, birinin malını alan kimse, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı gadablı görecekdir). Bir hadîs-i şerîfde, (Îmân sâhibi, her kabâhati yapabilir. Fekat, hiyânet yapamaz ve yalan söyliyemez) ve bir hadîs-i şerîfde de, (Yalan üç yerde câiz olur: Harbde [ve her zemân, din düşmanlarının zararından korunmak veyâ müslimânları korumak için]. İkincisi, iki müslimânı barışdırmak için, birinden diğerine iyi lâf getirmek. Üçüncüsü, zevcelerini idâre etmek için) buyuruldu.
21. (Tarîkat-ı Muhammediyye)de diyor ki: (Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Yalan yere yemîn, büyük günâhdır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde de, (Yalan yemîn ederek bir müslimânın hakkını alan kimsenin gideceği yer, Cehennemdir) buyurdu. Doğru olarak çok yemîn etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemîne kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemîn etmek çok çirkindir. Şarkılarda, temsîllerde, eğlencelerde yemîn etmek böyledir.
22. (İbdâ) kitâbı, dörtyüzyedinci sahîfede diyor ki, (Hadîs-i şerîfde, (Babam hakkı için diyerek yemîn etmeyiniz! Yemîn, Allah ismi ile olur) buyuruldu. Ebû Dâvüddeki hadîs-i şerîfde, (Emânet, yanî nâmus için yemîn eden, bizden değildir) buyuruldu. (Allahdan başka bir ism ile yemîn eden kâfir olur) hadîs-i şerîfini Tirmizî rahmetullahi teâlâ aleyh bildiriyor. Babanın başı için, canın, başın için, Kâbe için, nâmus için, falan Velînin toprağı için gibi yemîn etmeler yaygın hâl almışdır).
23. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Nemâzı özrsüz kılmıyan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyâda, üçü ölüm zemânında, üçü kabrde, üçü kabrden kalkarkendir.
Dünyâda olan altı azâb:
1 Nemâz kılmıyanın ömründe bereket olmaz.
2 Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendinde kalmaz.
3 Hiçbir iyiliğine sevâb verilmez. [Bu hadîs-i şerîf gösteriyor ki, farzları vaktinde kılmıyanların sünnetleri kabûl olmaz. Yanî sünnetlerine sevâb verilmez.]
4 Düâları kabûl olmaz.
5 Onu kimse sevmez.
6 Müslimânların iyi düâlarının buna fâidesi olmaz.
Ölürken çekeceği azâblar:
1 Zelîl, kötü, çirkin can verir.
2 Aç olarak ölür.
3 Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.
Kabrde çekeceği acılar:
1 Kabr onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
2 Kabri ateşle doldurulur. Gece, gündüz onu yakar.
3 Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünyâ yılanlarına benzemez. Hergün, her nemâz vaktinde onu sokar. Bir ân bırakmaz.
Kıyâmetde çekeceği azâblar:
1 Cehenneme sürükliyen azâb melekleri yanından ayrılmaz.
2 Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
3 Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır).
24. Sahîhayn ismi verilen, dîn-i islâmın iki temel kitâbında [(Buhârî) ve (Müslim)de], Câbir bin Abdüllahın radıyallahü anh bildirdiği bir hadîs-i şerîfde, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem: (Birinin evi önünde nehr olsa, hergün beş kerre bu nehrde yıkansa, üzerinde kir kalır mı?) diye sordu. Hayır, yâ Resûlallah! dedik. (İşte, beş vakt nemâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyurdu.
25. Peygamberimiz sallallahüaleyhivesellem, (Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcib olur) buyurdu. Kabr-i şerîfini ziyâret etmek, tâatların büyüğü ve ibâdetlerin en kıymetlisidir. (Selâmün aleyküm) demek, (Ben müslimânım. Benden sana zarar gelmez. Selâmetdesin) demekdir. Hadîs-i şerîfde, (Tanıdığınız ve tanımadığınız müslimânlara selâm veriniz!) buyuruldu. Kâfirlere selâm verilmez. Onlar selâm verince, yalnız (Ve aleyküm) denir
26. Abdüllah bin Selâm radıyallahü anh buyuruyor ki, Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Medîneye hicret buyurduğu zemân, mubârek ağzından ilk işitdiğim hadîs-i şerîf şu idi: (Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize yiyecek ikrâm ediniz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece, herkes uyurken nemâz kılınız! Bunları yaparak, selâmetle Cennete giriniz!).
27. (Berîka) kitâbı, binüçyüzotuzdördüncü sahîfesinde diyor ki, (Selâm verirken ve selâm alırken eğilmek günâhdır. Hadîs-i şerîfde,(Karşılaşdığınız zemân, birbirinize eğilmeyiniz, kucaklaşmayınız!)buyuruldu. Allahü teâlâdan başkası için rükü ve secde yapmak harâmdır. İbni Nüceym Zeyneddîn Mısrî rahmetullahi teâlâ aleyh (Segâir ve Kebâir) kitâbında, el ile selâm vermek günâhdır diyor. İsmâîl Sivâsî, bunu açıklarken, (Çünki, el ile selâm vermek, kâfirlerin âdetidir) diyor.
28. Hadîs-i şerîfde, (Müslimânın müslimân üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevâb vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevâb vermek) buyuruldu. Fekat, çağırılan yere gitmek için, şartlar vardır. (İhyâ) kitâbında diyor ki, (Yemek şübheli ise, sofrada ipek kumaş, altın, gümüş varsa, tavanda ve dıvarlarda canlı resmleri varsa, çalgı çalınıyorsa, oyun oynanıyorsa, böyle olan yere gidilmez. Zâlimin, bidat sâhibinin, fâsıkın ve kötü kimselerin ve öğünmek için çok para harcamış olanın davetine de gidilmez). (Şirat-ül-islâm) kitâbında diyor ki, (Riyâ, gösteriş için yapılan davete gidilmez).
29. Birgün, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?)diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem de, herkesin düşüncesini, bir bakışda anlardı. Lüzûm görürse sorardı. Ona, hattâ herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Ömer de, (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem! Kızımı Ebû Bekre ve Osmâna radıyallahü anhüm teklîf etdim, almadılar) gibi cevâb verdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekrden ve Osmândan radıyallahü anhüm dahâ iyi birisine versem ister misin?). Ömer şaşırdı. Çünki, Ebû Bekrden ve Osmândan radıyallahü anhüm dahâ yüksek ve dahâ iyi kimse olmadığını biliyordu. (Evet, yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!)buyurdu. Bu sûretle, Hafsa radıyallahü anhâ, Ebû Bekrin ve Osmânın ve bütün müminlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân radıyallahü teâlâ anhüm, birbirlerine dahâ yakın ve dahâ sevgili oldular radıyallahü teâlâ anhüm.
30. Ebû Hüreyre radıyallahü anh diyor ki, (Bir gazâda, kâfirlerin yok olması için düâ buyurmasını söyledik. (Ben, lanet etmek için, insanların azâb çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzûra kavuşması için gönderildim) buyurdu). Enbiyâ sûresinin yüzyedinci âyetinde meâlen, (Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruldu.
31. Kur’ân-ı kerîmden sonra en kıymetli, en doğru kitâb olan (Buhârî-yi şerîf)deki bir hadîs-i şerîfde, Peygamberimiz buyurdu ki: (Her asrda, her zemânda yaşıyan insanların en iyilerinden, seçilmişlerinden dünyâya getirildim).
32. (Mevâhib-i ledünniyye)de ve Zerkânînin rahmetullahi teâlâ aleyh şerhinde diyor ki, (Abdüllah bin Abbâsın radıyallahü anhümâ bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni, tayyîb, iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayrlısında, en iyisinde bulunurdum) buyuruldu. İslâmiyyetden önce Arabistânda zinâ çok olurdu. Bir kadın, bir kimse ile nice zemân metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. [Kâfirler, şimdi de böyle yapıyorlar.] Âdem aleyhisselâm, öleceği zemân, oğlu Şît aleyhisselâma dedi ki: (Yavrum! Bu alnında parlıyan nûr, son Peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bu nûru, mümin, temiz ve afîf hanımlara teslîm et ve oğluna da böyle vasıyyet et!). Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasıyyet etdi. Hepsi, bu vasıyyeti yerine getirip, en asîl, en kibâr kız ile evlendi. Nûr, temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek, sâhibine yetişdi). Allahü teâlâ, Tevbe sûresinde, kâfirlerin necs, pis olduğunu bildiriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, bütün dedelerinin temiz olduğunu bildirdiğine göre, kâfir olan, pis olan Âzerin, bu nûra kavuşmaması, bunun için de İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmaması lâzım gelir. Âzer, İbrâhîm aleyhisselâmın babasıdır demek, yukarıdaki hadîs-i şerîflere inanmamak olur. Molla Câmî rahmetullahi teâlâ aleyh fârisî (Şevâhid-ün-Nübüvve) kitâbında buyuruyor ki, (Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için, Âdem aleyhisselâmın alnında nûr parlıyordu. Bu zerre, hazret-i Havvâya ve ondan da, Şît aleyhisselâma ve böylece, temiz erkeklerden, temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçdi. O nûr da, zerre ile birlikde alınlardan, alınlara geçdi).
33. Kıymetli hadîs âlimlerinden Taberânînin kitâbındaki bir hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, herşeyi yokdan var etdi. Herşey içinden insanları sevdi, kıymetlendirdi. İnsanlar içinden de seçdiklerini Arabistânda yerleşdirdi. Arabistândaki seçilmişler arasından da, beni seçdi. Beni, her zemândaki insanların seçilmişlerinde, en iyilerinde bulundurdu. O hâlde, Arabistânda bana bağlı olanları sevenler, benim için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşmanlık etmiş olurlar) buyurulmuşdur. Bu hadîs-i şerîf, (Mevâhib-i ledünniyye)nin başında da yazılıdır.
34. Hadîs-i şerîfde, (Ölüleri kötüliyerek, dirileri incitmeyiniz) buyuruldu. Bunu konuşmamak, öğrenmemek insana zarar vermez ve kabrde ve kıyâmetde sorulmıyacakdır). Yine buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâ, Peygamberimize ikrâm ederek, vedâ haccında ana babasını diriltdi. Resûlüne îmân etdiler. Bunu, Kurtubînin ve Muhammed bin Ebû Bekr ibni Nâsır-üd-dînin bildirdikleri sahîh hadîs beyân buyurmakdadır. Benî-İsrâîlin öldürdüğü kimseyi diriltip kâtilini haber vermesi ve Îsâ aleyhisselâmın ve Muhammed aleyhisselâmın düâları ile nice mevtâları diriltmesi de böyle ikrâm idi. (Cehennemlik olanlar için benden magfiret isteme!) meâlindeki âyetin Resûlullahın mubârek ana ve babası için olduğu sözü doğru değildir. (Müslim)in bildirdiği(Babam ve baban ateşdedirler) hadîs-i şerîfi ictihâd ile söylenmiş idi. Îmânlı oldukları sonradan bildirildi). (Ahvâl-i etfâl-il-müslimîn) kitâbında, Hadîce radıyallahü anhânın iki çocuğu için de böyle buyurmuşdu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi demekdedir. (El müstened)in, otuzüçüncü sahîfesinde, (Âzerin, İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmadığını, amcası olduğunu, imâm-ı Süyûtî isbât etmekdedir.(Babam ve baban Cehennemdedirler) hadîs-i şerîfi, Ebû Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmekdedir) demekde, yüzyetmişbeşinci sahîfesinde, Süyûtîye dil uzatan Alî-yülkârîye vesîkalarla cevâb vermekdedir.
35.Envâr-ül-Muhammediyye)de diyor ki, hazret-i Alînin radıyallahü teâlâ anh bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem aleyhisselâmdan babam Abdüllaha gelinceye kadar, hep nikâhlı ana babalardan geldim. Hiçbir babamın nikâhsız, yanî zinâ ile çocuğu olmadı) buyuruldu.Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Adnâna kadar olan yirmibir babasının ismini bildirdi ki, şunlardır: Sitemizin anasayfasında butun dedeleri ve muhterem nesl-i pak-i yazılıdır.
36. Hadîs-i şerîfde, (Ben sizin en iyiniz olduğum gibi, babam da, babalarınızdan dahâ iyidir) buyuruldu.
37. İbni Hibbân, Ebû Şabîden alarak diyor ki, (Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Kıyâmet günü büyük ölçeklerle, bol sevâb kazanmak istiyen kimse, bir meclisden kalkınca Sübhâne rabbike âyet-i kerîmesini okusun!).
38. Hadîs-i şerîfde, (Yeryüzünü küfr kaplamadıkca ve heryerde küfr ve kâfirlik yapılmadıkca, hazret-i Mehdî gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, hazret-i Mehdî çıkmadan evvel, küfr ve kâfirlik her tarafa yayılacak, islâm ve müslimânlar garîb olacakdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, âhır zemânda, müslimânların garîb olacaklarını haber vermiş ve (Herc, fitne zemânında yapılan ibâdet, [Mekkeden Medîneye] benim yanıma hicret etmek gibidir)buyurmuşdur.
39. Fitnelerin yayıldığı, fesâdların çoğaldığı zemânlar, tevbe ve istiğfâr zemânıdır. Kenâra çekilmeli, fitnelere karışmamalıdır. Fitneler çoğalıyor. Gün geçdikce yayılıyor. Peygamberimiz aleyhi ve alâ âlihis-salâtü vesselâm buyurdu ki, (Kıyâmet yaklaşdıkca, fitneler çoğalır. Gece başlarken karanlığın artması gibi olur. Sabâh evinden mümin olarak çıkan çok kimse akşam kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece safâlarında îmânları gider. Böyle zemânlarda, evinde kapanmak fitneye karışmakdan hayrlıdır. Kenârda kalan, ileri atılandan hayrlıdır. O gün oklarınızı kırınız! Silâhlarınızı, kılınclarınızı bırakınız! Herkesi tatlı dil ile, güler yüzle karşılayınız! Evinizden çıkmayınız!). Müslimânlar bu nasîhatlara uymalı, Mevdûdî ve Seyyid Kutb gibi mezhebsizlerin, sapıkların, din câhillerinin ısyâna teşvîk eden, fitneyi körükliyen zararlı, uydurma tefsîrlerine, kitâblarına aldanmamalıdır. Cihâd,devletin, ordunun, düşmanlarla, kâfirlerle, sapıklarla harb etmesi demekdir. Müslimân devlet olsun, kâfir devlet olsun, âdil olsun, zâlim olsun, kendi devletine ısyân etmeğe, vatandaş kanı dökmeğe, birbirine saldırmağa cihâd denmez. Fitne, fesâd çıkarmak denir.Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin!) buyurdu. Müslimânlar devlete karşı ısyân etmez. Fitneye, ısyâna karışmaz. Kanûnlara karşı gelmez.
40. Hep doğru söyleyici aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm, (Kazâ, ancak ve yalnız düâ ile durdurulur) buyurdu. Kılınç, cihâd [ve her çeşid harb vâsıtaları] kazâyı durduramaz. Görülüyorki, düâ ordusunun askerleri, kuvvetsiz ve kırık oldukları hâlde, gazâ ordusunun askerinden dahâ ehemmiyyetlidir. Düâ ordusunun askerleri, gazâ ordusu askerlerinin rûhu gibidir. Gazâ ordusunun askerleri, onların kalıpları, bedenleridir. O hâlde, gazâ ordusunun askeri, düâ ordusu olmadıkca, iş başaramaz. Çünki, rûhsuz bedene hiçbir yardımın ve kuvvetin fâidesi olmaz. Bunun içindir ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, gazâlarında ve sıkıntılı zemânlarında, muhâcirlerin fakîrleri hürmetine Allahü teâlâdan yardım dilerdi. Askeri, ordusu olduğu hâlde, muhâcirlerin fakîrlerini vesîle ederek düâ ederdi. Düâ ordusunun askeri olan biz fakîrler, boynumuz bükük, herkesin gözünde aşağı ve kalbimiz kırıkdır. Çünki, (Fakîrlik dünyâda ve âhıretde yüz karasıdır) denilmişdir. Böyle aşağı olmakla birlikde, kıymetlenmekde ve iş adamlarından ileri olmakdadır. Hep doğru söyleyici, (Muhbir-i sâdık) aleyhi minessalevâti etemmühâ buyurdu ki,(Kıyâmet günü, şehîdlerin kanını, âlimlerin mürekkebi ile dartarlar. Mürekkeb ağır gelir). Sübhânallâhi ve bi-hamdihi sübhanallah-ül azim ve bi-hamdihi.
Bu hadis-i şerifler Tam ilmihal Se’adet-i Ebediye kitabından alınmıştır.
| Hadis-i şeriflerin çeşitleri |
Sual: Hadis-i şeriflerin çeşitleri nelerdir?
CEVAP
Hepsini maddeler halinde bildirelim:
1- Hadis-i mürsel: Sahabe-i kiramın ismi söylenmeyip, Tabiinden birinin doğruca, (Resulullah aleyhisselam buyurdu ki) dediği hadis-i şerif.
2- Hadis-i müsned: Resulullaha isnat eden Sahabînin ismi bildirilen hadis-i şeriflerdir.
3- Hadis-i müsned-i muttasıl: Resulullaha kadar, aradaki ravilerden hiçbiri noksan olmayan hadis-i şerif.
4- Hadis-i müsned-i münkatı: Sahabîden başka, bir veya birkaç ravisi bildirilmeyen.
5- Hadis-i mevsul: Sahabînin, (Resulullahtan işittim, böyle buyurdu) diyerek haber verdiği, hadis-i müsned-i muttasıl demektir. Bunlara, hadis-i merfu da denir.
6- Hadis-i mütevatir: Birçok Sahabînin, Resulullahtan ve başka birçok kimsenin de, bunlardan işittiği ve çok kimselerin haber verdiği hadis-i şeriflerdir. Bunların, bir yalan üzerinde sözbirliği yapmalarına imkân olmaz. Bu hadis-i şeriflere inanmayan kâfir olur.
7- Hadis-i meşhur: İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan hadis-i şeriflerdir. Yani bir kimsenin Resulullahtan, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan da, başka kimselerin işittiği hadis-i şerif olup, son duyulan kimseye kadar, artık hep mütevatir olarak bildirilmiştir. Meşhur hadislere inanmayan da kâfir olur. (Redd-ül-muhtar s.176)
8- Hadis-i mevkuf: Sahabîye kadar söyleyen hep bildirilip, Sahabînin, (Resulullahtan işittim) demeyip, (Resulullah böyle buyurmuş) dediği hadis-i şerif.
9- Hadis-i sahih: Âdil ve hadis ilmini bilenden işitilen, müsned-i muttasıl, mütevatir ve meşhur hadis-i şerif.
10- Haber-i âhâd: Bir kimse tarafından söylenilen, müsned-i muttasıl hadis-i şerif.
11- Hadis-i muallâk: Baştan bir veya birkaç ravisi veya hiçbir ravisi belli olmayan.
12- Hadis-i kudsi: Manası Allahü teâlâdan, kelimeleri Resulullah tarafından olan.
13- Hadis-i kavi: Söyledikten sonra, bir âyet-i kerime okuduğu hadis-i şerif.
14- Hadis-i nâsih: Son zamanlarında söyledikleri hadis-i şerif.
15- Hadis-i mensuh: İlk zamanda söyleyip, sonra değiştirilen hadis-i şerif.
16- Hadis-i âmm: Bütün insanlar için söylenmiş olan hadis-i şerif.
17- Hadis-i has: Bir kimse için söylenmiş hadis-i hadis-i şerif.
18- Hadis-i hasen: Bildirenler, sadık ve emin olup, fakat hafızası, anlayışı, sahih hadisleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kişilerin bildirdiği hadis-i şerif.
19- Hadis-i maktu: Söyleyenler, Tabiin-i kirama kadar bilinip, Tabiinden rivayet olunan hadis-i şerif.
20- Hadis-i şaz: Birinin, bir hadis âliminden işittim dediği hadis-i şerif.
21- Hadis-i garip: Yalnız bir kimsenin bildirdiği hadis-i sahihtir. Yahut aradakilerden birine, bir hadis âliminin muhalefet ettiği hadis-i şerif.
22- Hadis-i zayıf: Sahih ve hasen olmayandır. Ravilerden birinin hafızası, adaleti gevşek veya itikadında şüphe vardır. Bu hadise göre fazla ibadet yapılır; fakat ictihadda bunlara dayanılmaz.
23- Hadis-i muhkem: Tevile muhtaç olmayan hadis-i şerif.
24- Hadis-i müteşabih: Tevile muhtaç olan hadis-i şerif.
25- Hadis-i munfasıl: Aradaki ravilerden, birden fazlası unutulmuş olan hadis-i şerif.
26- Hadis-i müstefid: Söyleyenleri üçten çok olan hadis.
27- Hadis-i muddarib: Muhtelif yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen.
28- Hadis-i merdud: Manası olmayan ve rivayet şartlarını taşımayan söz.
29- Hadis-i müfteri: Müslüman görünen dinsizlerin uydurdukları söz.
30- Eser: Mevkuf ve maktu hadis veya dua bildiren merfu hadis.
31- Hadis-i mevdu: Bir hadis âlimine göre, hadis olma şartlarını taşımayan hadis, sadece o âlime göre mevdu, yani uydurma olur. Hadis usulü ilminde müctehid olan bir âlim, bir hadisin sahih olması için, lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadis için, benim mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur der. Yoksa, (Peygamber efendimizin sözü değildir) demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu sözün hadis olması, bence anlaşılmamıştır demektir. Hadis usulü ilminin başka bir müctehidi de, hadisin doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. Dört mezhep arasında ayrılık bulunması, sözlerinin yanlış olacağını göstermediği gibi, hadisler için de, böyledir. Böyle şeyler, ictihad işi olduğundan, bir müctehidin mevdu demesiyle, hakikatte mevdu olması lazım gelmez.
|
| |
|
|
| Şartsız söylenenler |
| |
|
Sual: Bazı hadislerde, (Şunu yapan cennete veya cehenneme gider) deniyor. Mesela, (Cömert cennete gider) veya (Savaşta ölen şehiddir) denince, bunun bazı şartları yok mudur? Her cömert, cennete gider mi, savaşta ölen herkes şehid mi olur?
CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Şartsız bildirilen bir hüküm, şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Şartsız söylenen şeylerin mutlaka bazı şartı bulunur.
Birkaç örnek verelim:
1- Cömertlikle ilgili:
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cömertler cennete girer.) [Ebu-ş-şeyh]
Bu hadis-i şerif, şartsız bildirilmiştir. Her cömert cennete girmez. (Şunu yapan cennete girer) denince bunun da bazı şartları olduğu anlaşılır. Birkaçı şöyledir:
a) Birinci şart, o kimsenin imanlı yani Müslüman olmasıdır. İmansızsa, o kimse cömert de olsa, savaşta da ölse, insanlığa, bütün dünyaya büyük hizmetleri dokunsa da cennete giremez.
b) İmanı var; fakat sevapları günahlarından çoksa, ancak o zaman cennete girer demektir.
c) İmanlı cömerdin cömertliği, birçok günahları affettirir, şefaate sebep olur. Bu bakımdan imanlı cömerdin günahları çeşitli sebeplerle affedilir, cennete layık olur demektir.
ç) Cömerdin ve her Müslümanın cennete girebilmesi için, Ehl-i sünnet itikadında olması yani bid’at ehli olmaması, farzları yapıp haramlardan sakınması gerekir.
Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bid’at ehlinin hiçbir ibadeti kabul olmaz, yağdan kıl çıkar gibi, dinden çıkar.) [İbni Mace, Deylemi]
(Bid’at ehli, bid’atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul olmaz.) [Deylemi, İbni Neccar, Ebu Nasr, İbni Ebi Asım]
(Elbisesi haram olanın ibadetleri kabul olmaz.) [İ. Ahmed, Bezzar]
(Haram gömlekle kılınan namaz kabul olmaz.) [Bezzar]
(Bir lokma haram yiyenin, kırk günlük ibadeti kabul olmaz.) [Taberani, Deylemi]
Demek ki, bir kimse çok cömert olsa da, ibadetleri yapmıyor ve haramlardan kaçmıyorsa yahut bid’at ehliyse cennete girmesi kolay olmaz. Bu günahlar, zamanla insanı küfre sürükleyerek cehenneme sokar.
(Devamı var)
|
Şartsız söylenen şeylerin bazı şartları bulunduğunu gösteren örneklere bugün de devam ediyoruz:
2- Cimrilikle ilgili:
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cimri, cennete girmez.) [Taberani]
Bu da şartsız bildirildiği için, bazı şartları vardır:
a) İmanı yoksa cennete girmez demektir.
b) İmanı var; fakat günahları sevablarından çoksa, günahlarının cezasını çekmeden cennete girmez demektir. Sevabları günahlarından çoksa, cennete girer.
c) İmanı var, günahı sevabından çoktur; fakat affa veya şefaate kavuşmazsa cehennemde cezasını çekecek demektir. Affa veya şefaate kavuşursa, hiç cehenneme girmeden cennete gider.
3- Şehidlikle ilgili:
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Deniz savaşında şehid olanların, bütün günahları, hatta [gıybet, hakaret, gibi bütün] kul hakları da affolur.) [İbni Mace]
Ama her deniz savaşında ölen kimse şehid olmaz ve günahları da affolmaz. Affolmanın da şartları vardır. Birinci şart, o kimsenin imanlı yani Müslüman olmasıdır. İmansızsa, o kimse denizde boğulsa da, savaşta da ölse, insanlığa, bütün dünyaya büyük hizmetleri dokunsa da cennete giremez.
Hadis-i şeriflerin bir kısmı, diğerini açıklar. Bunu açıklayan bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Nice kendisine silah isabet edip ölen kimse vardır ki, şehid değildir. Nice döşeğinde yatarken ölen kimse de vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir.) [Ebu Nuaym, Ebu-ş-şeyh]
4- Ziynet takmakla ilgili
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kadınlara altın takı helaldir.) [Taberani]
Bunun da bazı şartları vardır:
a) Yabancı erkeklere göstermeden takabilir demektir. Mesela burna hızma olarak takamaz.
b) Altın, gasp edilmiş veya çalınmış olmazsa takabilir demektir.
c) Âcil vermesi gereken borç varsa, önce borcunu ödemesi gerekir.
c) Altın yüzük çok sıkı olup altına su geçirmezse, guslederken yüzüğü çıkarmak veya oynatmak gerekir. Böyle yapmazsa guslü sahih olmaz.
(Devamı var)
Şartsız söylenen şeylerin bazı şartları bulunduğunu gösteren örneklere bugün de devam ediyoruz:
5- Tavşan eti yemekle ilgili:
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Tavşan eti yenir.) [Buhari]
Tavşan eti yenir; fakat bunun da bazı şartları vardır:
a) Ada tavşanı besleyen kimse, bunu kesmeden, bir bacağını koparıp yiyemez.
b) Kesenin Müslüman veya Ehl-i kitap olması şarttır. Bunlardan başkası keserse yenmez. Mesela Budistin ve ateistin kestiği yenmez.
c) Kesenin Müslüman olması da yetmez. Besmeleyle kesmesi gerekir. Kasten Besmele terk edilirse, o et leş olur.
ç) Tavşan hastalıklıysa veya zehirliyse yine yenmez.
d) Çalınmış veya gasp edilmişse yenmez.
6- Gümüş yüzük takmakla ilgili
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Gümüş yüzük erkeklere de caizdir.) [Mevahib]
Şartsız söylendiğine göre, bunun da bazı şartları vardır:
a) Ağırlığı bir miskali [4,8 gramı] geçmemelidir. Demek ki, 10 gram ağırlığında bir şövalye yüzük takmak caiz olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Gümüş yüzük takabilirsin; fakat ağırlığı bir miskali geçmesin!) [Tirmizî]
b) Yüzük darsa, abdestte, gusülde çıkarmak veya oynatarak suyun altına girmesini sağlamak gerekir. Böyle yapılmazsa, dar yüzüğü takmak caiz olmaz.
Şartsız söylenen haberlerin şartlarının da olabileceğini bilmeyen cahiller, (Altından, gümüşten diş yaptırmak caiz dendiğine göre, kaplama diş gusle mani olmaz) diyerek, milleti cünüp gezdiriyorlar. Yüzüğün de, takma dişin de altını ıslatma şartı vardır.
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Abdest alırken, [altının ıslanması için] yüzüğü hareket ettirin!) [İbni Mace]
Altın kaplama protez dişin altına su geçmezse ve çıkarma imkânı varsa, çıkarıp altını ıslatmak gerekir. Buna imkân yoksa, (Gusülde ağzın içini yıkamak farz değildir) diyen Maliki veya Şafii mezhebini taklit etmek gerekir.
Taklit ederken, o mezhebin farzlarına uymak ve müfsidlerinden [o ibadeti bozacak şeylerden] sakınmak gerekir. (Devamı var)
Şartsız söylenen şeylerin bazı şartları bulunduğunu gösteren örneklere bugün de devam ediyoruz:
7- Allah var demekle ilgili:
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Lâ ilâhe illallah diyen cennete girer.) [Bezzar]
Cennete girmenin birçok şartları vardır:
a) Birincisi, Amentü’de bildirilen, imanın altı şartına inanmaktır. Bunların birine bile inanmayan cennete giremez. Mesela bütün peygamberlere inansa, sadece âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselama inanmasa, iman etmiş olmaz. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allah’tan başka ilah olmadığına Allah’ın bir olduğuna ve ortağı olmadığına, Muhammed’in Onun kulu ve Resulü olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, Allahü teâlâ onu cennetine koyar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani kıyamete, cennete, cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
b) İmanın altı şartını dille söylemek yetmez; kalble de tasdik etmek ve ihlâsla söylemek gerekir. Birkaç hadis-i şerif meali:
(İhlâs, haramlardan sizi men etmesidir.) [Bezzar]
(Kalble tasdik edip, ihlâsla kelime-i şehadeti söyleyen cennete girer.) [Taberani]
(İhlâsla, “Rabbimin Allah, dinimin İslam ve Peygamberimin Muhammed aleyhisselam olduğuna razıyım” diyen cennete girer.) [İ. Ahmed]
c) Bid’at ehli olmaması gerekir. Yukarıdaki bütün şartlar olsa da, Ehl-i sünnet olmayan cennete giremez. İtikadında küfür yoksa, ancak o zaman cehennemde cezasını çektikten sonra cennete girer.
ç) Hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak gerekir. Allahın sevdiklerini sevmek, düşmanlarını sevmemek şarttır. Mesela Hazret-i Ömer’e düşmanlık etse, onun dayısı olan kâfir Ebu Cehili sevse, lâ ilahe illallah demesi onu cehennemden kurtaramaz.
d) Lâ ilahe illallah diyen kimse, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetleri yapmıyor ve içki, faiz, kumar, hırsızlık, zina, katillik gibi günahlar içindeyse, böyle kimsenin de imanını muhafaza etmesi, dolayısıyla cennete girmesi çok zordur.
| İki maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
İki şeyin korkusu
Ümmetim için, şu iki şeyden korkuyorum: 1- Bolluk ve rahat içinde iken, şehvetlerine uymalarından, 2- Namazı ve Kur’anı terk etmelerinden. (Taberani)
Beladan kurtulanlar
Ahir zamanda, şiddetli belaya maruz kalınır. Ancak şu iki sınıf kurtulur: 1- Allah’ın dini için, dili ile ve kalbi ile mücadele eden, 2- Dinini anlayıp tasdik eden. (Ebu Nuaym)
İki şeyi koruyan
Şu iki şeyini koruyan mümin, Cennete girer: 1- İki çene arasını, 2- İki bacak arasını. (İ. Ahmed)
Şefaat etmem!
Şu iki sınıfa şefaat etmem: 1- Zalim sultana, 2- Dinde ifrata kaçanlara, aşırı gidenlere. (Taberani)
İki sınıf salih olursa
Şu iki sınıf sâlih olursa, ümmetim sâlih olur: 1- İdareciler, 2- Âlimler. (Ebu Nuaym)
İslamiyet’ten nasipsiz
Şu iki sınıfın, İslamiyet’ten nasibi yoktur: 1- Mürciye [Cebriye de denilir. Günahı da Allah işletir diyenler], 2- Kaderiye [kaderi inkâr edenler]. (Beyheki)
İki şeye uyun
Bıraktığım iki şeye uyan, hidayete erer, uymayan sapıtır: 1- Kitabullah, 2- Ehl-i beytim. (İ. Hibban)
İhtiyar
Yaşlının gönlü şu iki şeye gençtir: 1- Uzun yaşama isteği, 2- Mal sevgisi. (A. bin Sa’d)
Gıpta edilir
Şu iki kişiye gıpta edilir: 1- İlmi ile amel edene, 2- Malını, Allah yolunda harcayana. (Buhari)
En iyi iki şey
Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: 1- Allah’a iman, 2- Onun kullarına iyilik etmek. (İ. Askalani)
En kötü iki şey
Şu iki şeyden de, daha kötüsü yoktur: 1- Şirk, 2- İnsanlara kötülük etmek. (İ. Askalani)
Reddedilmeyen iki dua
Şu iki vakitte edilen dua, reddedilmez: 1- Ezan okunurken, 2- Savaş kızışınca. (Ebu Davud)
Dünyada korkmayan
Hak teâlâ, buyurur: İki korku ile iki güvenmek bir araya gelmez: 1- Dünyada benden korkmayan, kıyamette korkar, 2- Dünyada benden korkan, kıyamette, korkulardan emin olur. (İ. Ahmed)
Oruçlunun iki sevinci
Oruçlu için iki sevinç vardır: 1- İftar edince, 2- Ahirette, Allah mükâfatını verince. (Buhari)
İki damla ile iki adım
Şu iki damladan ve iki adımdan daha sevimli hiçbir şey yoktur: 1- İki damla, Allah korkusundan akıtılan gözyaşı ile Allah yolunda akıtılan kan, 2- İki adım, cihad [dini yaymak] için atılan adım ile bir farzı yerine getirmek için atılan adım. (Tirmizi)
|
| İki maddeli hadis-i şerifler -2- |
| |
|
Sevilen iki haslet
Allah’ın sevdiği iki haslet: 1- Cömertlik, 2- Maddi ve manevi fedakârlık. (Beyheki)
Nefret edilen haslet
Allah’ın nefret ettiği iki haslet: 1- Cimrilik, 2- Kötü ahlak. (Beyheki)
Allah yardım eder
Hak teâlâ, iki kişiye yardım eder: 1- Cihad edene, 2- Namusunu korumak için evlenene. (Nesai)
Duanın kabulü için
Duanın kabul olması için iki şey gerekir: 1- İhlâs, 2- Helal lokma. (Tergib-üs-salât)
Cennetlik ve cehennemlik kimse
Şu iki şeyin biri cennete, öteki cehenneme girmeyi gerektirir: 1- Şirk üzere ölmeyen [Müslüman olarak ölen] Cennete girer, 2- Şirk üzere [kâfir olarak] ölen Cehenneme girer. (Müslim)
Allah’tan uzak olan
Şu iki kimse, Allah’tan çok uzakta olur: 1- İdarecilerle düşüp kalkar, onların zulme ait sözlerini tasdik eder, 2- Çocuklarını eşit tutmaz, yetimin hakkı konusunda, Allah’tan korkmaz. (İ. Asakir)
İki zayıf
Şu iki zayıf hakkında Allah’tan korkun: 1- Dul kadın, 2- Yetim. (Beyheki)
Dininizi süsleyin
Dininizi şu iki hasletle süsleyin: 1- Cömertlik, 2- Güzel ahlak. (Taberani)
Akrabaya sadaka
Akrabaya sadaka vermenin iki sevabı vardır: 1- Sadaka sevabı, 2- Sıla-i rahim sevabı. (Tirmizi)
Âlimler
Âlim iki türlüdür: 1- İlmi ile Allah’ın rızasını arayan, ilmi paraya değişmeyen, 2- İlmi ile dünyalık arayan. Böyle âlime, kıyamette ateşten gömlek giydirilir. (Deylemi)
İki berat
Kırk gün yatsı ve sabah namazını, cemaatle kılana, iki berat verilir: 1- Cehennemden kurtuluş beratı, 2- Münafıklıktan kurtuluş beratı. (Hatib)
Yükselmenin yolu
Allah katında yükselmek için, şu iki şeyi yap: 1- Sana karşı cahillik yapana, hilm [yumuşaklık] ile karşılık ver, 2- Sana vermeyene, ihsanda bulun. (İ. Adiy)
İki meyte
İki meyte ile iki kan helâldir: 1- İki meyte, balık ve çekirgedir. 2- İki kan, ciğer ve dalaktır. (Hâkim)
[Meyte, boğazlanmadan leş olarak ölen hayvandır. Böyle ölen hayvan yenmez. Balıkla çekirge bundan müstesnadır. Dinimizde kan da yenmez. Ancak dalak ve ciğer hariçtir.]
Borçlanmak
Borç iki kısımdır: 1- Ödemek niyeti ile borçlanıp da, ödeyemeden ölenin kefiliyim, 2- Ödememek niyeti ile borçlanıp da, borcunu ödemeden ölenin, sevabları alınıp, alacaklısına verilir. (Taberani)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
Üç sınıf ümmet
Ümmetim üç sınıftır: 1- Sorgusuz sualsiz Cennete girenler, 2- Hafif hesaba çekilerek girenler, 3- Günahlardan temizlenerek girenler. (Taberani)
Dost ve düşman
Allahü teâlâ buyurur ki: Şu üç şeye devam eden, gerçek dostumdur; bunları terk eden de, gerçek düşmanımdır: 1- Namaz, 2- Oruç, 3- Cünüplükten gusül. (Beyheki, Taberani)
Üç türlü komşu
Üç türlü komşu vardır: 1- Bir hakkı olan komşu. Akraba olmayan gayrimüslim komşudur. 2- İki hakkı olan komşu. Müslüman komşu ki, hem Müslümanlık, hem de komşuluk hakkı vardır. 3- Üç hakkı olan komşu. Akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem Müslümanlık, hem akrabalık, hem de komşuluk hakkı vardır. (Ebu Nuaym)
Günah yazılmaz
Şu üç kişiye günah yazılmaz: 1- Uyanana kadar uyuyana, 2- İyi olana kadar deliye, 3- Büluğa erene kadar çocuğa. (Buhari)
Âlimler
Âlimler üç türlüdür: 1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan, 2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan, 3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan. (Deylemi)
Sorguya çekilmeyenler
Şu yemeklerden sorguya çekilmeyen üç kimse: 1- İftar yemeğinden, 2- Sahur yemeğinden, 3- Misafirle yediğinden. (Deylemi)
Doğru olanlar
İslam’dan nasibi olmak, şu üç şey ile olur: 1- Namaz, 2- Oruç, 3- Zekât. (İ. Ahmed)
Üç kimse kınanmaz
Şu üç kimsenin uygun görülmeyen işleri, durumları göz önüne alınarak hoş görülmelidir: 1- İyileşene kadar hasta, 2- İftar edene kadar oruçlu, 3- Âdil hükümdar. (Deylemi)
Üç zümre
Kendilerine yemin teklif edilmeyen üç kimse: 1- Evladın babasına yemini, 2- Kadının kocasına yemini, 3- Kölenin efendisine yemini. (İ. Asakir)
Lanetlenenler
Lanetlenen üç zümre şunlardır: 1- Ana babaya lanet eden, 2- Allah’tan başkası için kurban kesen, 3- Arazinin sınırını geçen, (İ. Asakir)
Ziyaret edilmeyen hasta
Şu üç hastayı ziyaret gerekmez: 1- Gözü ağrıyan, 2- Dişi ağrıyan, 3- Çıbanı olan. (Taberani)
Dünya ve ahiret
Dünyayı ahirete tercih eden, şu üç şeye maruz kalır: 1- Sıkıntısı hiç eksilmez, 2- Yokluktan kurtulmaz, 3- Öyle bir hırsa kapılır ki, hiçbir zaman boş vakit bulamaz. (Taberani)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler -2- |
| |
|
Emredilenler
Size şu üç şeyi emrediyorum: 1- Allahü teâlâya kulluk edip, Ona hiçbir şeyi ortak koşmamayı, 2- Toplu olarak Allah’ın ipine [dinine] tutunup birbirinizden ayrılmamayı, 3- Allah’ın size veli kıldığı kimselere itaat edip, onları dinlemeyi. (İbni Mace)
Hoşlanılmayan üç şey
Hak teâlâ üç şeyi sevmez: 1- Çok konuşmak, 2- Çok sual sormak, 3- Malı telef etmek. (Müslim)
Orucu bozmayan üç şey
Şu üç şey, orucu bozmaz: 1- Hacamat, 2- İstemeden kusmak, 3- İhtilam. (Tirmizi)
Şakası da sahihtir
Üç şeyin şakası da, ciddisi de sahihtir: 1- Nikâh, 2- Talak, 3- Talaktan dönmek. (Hâkim)
Helak edenler
Helak edici üç şey: 1- Aşırı cimrilik, 2- Nefse uymak, 3- Kendini beğenmek. (Hatib)
Kurtarıcı işler
Kurtarıcı üç şey: 1- Gizli ve açık Allah’tan korkmak, 2- Fakirlik ve zenginlikte itidal üzere bulunmak, 3- Gazapta ve rızada, adalet üzere olmak. (Hatib)
Derecesini yükselten şeyler
Derece yükselten üç şey: 1- Yemek yedirmek, 2- Selamlaşmayı yaymak, 3- Herkes uyurken, gece namazı kılmak. (Hatib)
Günahlara kefaret
Günahlara kefaret olan üç şey: 1- Mescide gitmek, 2- Namazı kılıp, diğer namazı beklemek, 3- Çok soğukta uygun abdest almak. (Hatib)
İmanı fayda vermez
Şu üç şey ortaya çıktıktan sonra, iman etmek fayda vermez: 1- Güneş, batıdan doğunca, 2- Deccal çıkınca, 3- Dabbet-ül-arz çıkınca. (Müslim, Tirmizi)
Üç ikram
Şu üç ikram geri çevrilmez: 1- Yer vermek, 2- Güzel koku, 3- Süt. (Tirmizi)
Farz olan ibadetler
Şu üç şey bana farzdır: 1- Vitir namazı, 2- Kurban kesmek, 3- Kuşluk namazı. (İ. Ahmed)
[Hanefi’de, ilk ikisi vacib, üçüncüsü sünnettir. Diğer üç mezhepte, üçü de, sünnettir.]
Fitneye düşürenler
Şu üç şey fitneye düşürür: 1- Güzel saç, 2- Güzel ses, 3- Güzel yüz. (Deylemi)
Oruçlu iken
Oruçlu iken, şu üç şeyden sakınmalı: 1- Hamama girmemeli, 2- Hacamat olmamalı, 3- Kadınlara bakmamalı. (Deylemi)
Şefaat edenler
Şu üç sınıf şefaat eder: 1- Enbiya [nebiler], 2- Ulema [âlimler], 3- Şüheda [şehitler]. (İbni Mace)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler -3- |
| |
|
Üç felaketten korudu
Allahü teâlâ, şu üç felaketten korudu: 1- Peygamberiniz, size beddua edip, topyekûn helak olmaktan, 2- Ehl-i bâtılın, ehl-i hakka galip gelmesinden, 3- Sapıklık üzere ittifaktan. (Ebu Davud)
İmandan olan şeyler
Üç şey imandandır: 1- Hayâ, 2- Haramdan sakınmak, 3- Haklı olsa da ısrar etmemek. (C. sagir)
Münafıklık alameti
Üç şey münafıklık alametidir: 1- Müstehcen konuşmak, 2- Hayâsızlık, 3- Cimrilik. (C. sagir)
Geciktirilmeyenler
Üç şey geciktirilmez: 1- Vakti girince namazı kılmak, 2- Hazır olunca cenazeyi defnetmek, 3- Dengini bulunca, kız veya dulu evlendirmek. (Tirmizi)
Ortak olan ve olmayan
Hak teâlâ buyurdu ki: Ey insanoğlu, şu üç şeyin, biri senin, biri benim, biri aramızda ortaktır: 1- Kulluk edip, bana hiçbir şeyi ortak koşmamak sana mahsustur. 2- İşlediğin amelin karşılığını vermek bana mahsustur. 3- Aramızda ortak olan, senin dua etmen, benim de, kabul etmemdir. (Taberani)
Yola çıkılan üç mescit
Yalnız üç mescit için yola çıkılır: 1- Mescid-i Nebi, 2- Mescid-i Haram, 3- Mescid-i Aksa. (Buhari)
Bu ümmetin üstünlüğü
Allahü teâlâ başka ümmetlere vermediği üç şeyle bizi üstün kıldı: 1- Saflarımızı meleklerin safları gibi kıldı. 2- Yeryüzünün her tarafı bize mescit kılındı. 3- Su bulunmayınca, toprağı [teyemmüm için] bize temizleyici kıldı. (Nesai)
Uygunsuz hareketler
Şu üç şey, uygun değildir: 1- İmamın, sadece kendisine dua etmesi, 2- İzinsiz başkasının evinin içine bakmak, 3- Abdesti sıkışık iken namaz kılmak. (Tirmizi)
Zararı sahibine döner
Üç şeyin zararı sahibine döner: 1- Zalimin zulmü, 2- Düzenbazın hilesi, 3- Sözünde durmayanın vefasızlığı. (Hatib)
Büyük bela
Şu üç kişi başa beladır: 1- İyilikten anlamayan, kötülüğü affetmeyen âmir, 2- Hayrı görmeyip, kusuru yayan zâlim, 3- Yanındayken, eziyet eden, yokluğunda hıyanet eden kadın. (Taberani)
Üç büyük günah
Şu üç şeyi yapan, büyük günah işlemiş olur: 1- Haksız yere açılmış bir bayrak etrafında toplanan, 2- Ana babaya isyan eden, 3- Zalime yardım eden. (Taberani)
Üç şeyden korkarım
Şu üç şeyden korkarım: 1- Hakkı tanıdıktan sonra dalalete düşmek, 2- Dalalete sürükleyen fitneler, 3- Boğazına ve cinsi şehvete düşkün olmak. (Deylemi)
Kalbe sıkıntı verir
Üç şey kalbe sıkıntı verir: 1- Yemeği sevmek, 2- Uykuyu sevmek, 3- Rahatı sevmek. (Deylemi)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler -4- |
| |
|
Acıklı azap
Şu üç kişiye acıklı azap vardır: 1- Eteklerini yerde sürüyerek yürüyen kibirli, 2- Verdiğini başa kakan, 3- Malını yalan yere yeminle satan. (Müslim)
Elim azap
Şu üç kişiye kıyamette elim bir azap vardır: 1- Yetimi okuturken ezen hoca, 2- İhtiyacı yok iken dilencilik yapan, 3- Sultana dalkavukluk yapan. (İ. Rafii)
Helak olan üç kişi
Şu üç kişi helak oldu:
1- Çok kibirli, 2- Allah’tan şüphe eden,
3- Onun rahmetinden ümit kesen. (Buhari)
Cennet haramdır
Cennet haram olan üç kişi:
1- İçki müptelası, 2- Ana babaya âsi,
3-Deyyus. (İ. Ahmed)
Cennete girer
Şu üç şeyden uzak olan, sorgusuz Cennete girer:
1- Kibir, 2- Kul borcu, 3- Hıyanet. (Nesai)
İmanın tadını bulur
Şu üç kişi, imanın tadını alır: 1- Allah ve Resulünü her şeyden çok seven, 2- Sevdiğini, yalnız Allah için seven, 3- İmana kavuştuktan sonra, küfre düşmeyi, ateşe düşmekten tehlikeli bilen. (Buhari)
Ayıp olarak yeter
Şu üç huy, kişiye ayıp olarak yeter: 1- Kendi kusurunu görmeyip, başkalarındaki aynı kusuru görmesi, 2- Kendi utanç verici halini görmeyip, başkalarının aynı durumundan utanç duyması, 3- Oturup kalktığı kimselere sıkıntı vermesi. (Taberani)
Helak olan üç kişi
Şu üç kişide ihlâs yoksa helak olur:
1- Cömert, 2- Cesur, 3- Âlim. (Hâkim)
İnsanların kötüsü
İnsanların en kötüsü şu üç kimsedir:
1- Ana babaya karşı kibirli olup, onlara hakaret eden, 2- Fitne, fesat çıkaran, 3- Karı kocanın arasını açıp sonra, o kimsenin karısına sahip olan. (Ebu Nuaym)
Rahmetle nazar etmez
Allahü teâlâ, Kıyamette şu üç kişiye rahmetle nazar etmez:
1- Alışverişinde yalan söyleyerek fahiş fiyatla mal satana, 2- Gelişigüzel her şeye yemin edene, 3- Kendisinde su olduğu halde, başkasına vermeyene. (Ey Oğul İlmihali)
Şiddetli azap
Şu üç kişinin azabı şiddetlidir: 1- Zina eden ihtiyar, 2- Yalancı idareci, 3- Kibirli fakir. (Müslim)
Ahir zamanda
Ahir zamanda eşcinseller üç sınıf olur: 1- Konuşarak, yüzüne bakarak yetinenler, 2- Tokalaşıp, kucaklaşarak yetinenler, 3- Bu işi bizzat yapanlar. (Deylemi)
Allah’ın düşmanları
Allahü teâlâ buyuruyor ki: Kıyamet günü şu üç kişinin hasmıyım: 1- Benim adımı anarak söz verip, sözünden dönen, 2- Hür insanı köle diye satan, 3- İşçinin ücretini vermeyen. (Buhari)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler -5- |
| |
|
Gıybeti haram olmayanlar
Şu üç kişinin gıybeti caizdir: 1- Fasık, 2- Zâlim idareci, 3- Bid’at ehli. (İ. Ebiddünya)
Bakmak ibadettir
Şu üç şeye bakmak ibadettir: 1- Ana babanın yüzüne, 2- Mushaf’a, 3- Denize. (Ebu Nuaym)
Dua eden
Dua eden, şu üç şeyden birine kavuşur: 1- Günahı affedilir, 2- İyilikleri artar, 3- Kabul edilmiş ibadet sevabı alır. (Deylemi)
Reddedilmeyen dua
Üç dua ret olmaz: 1- Ana babanın evladına duası, 2- Oruçlunun duası, 3- Yolcunun duası. (Beyheki)
Nimetlere kavuşur
Şu üç şeyi yapan, dünya ve ahirette bol nimetlere kavuşur: 1- Belaya karşı sabreden, 2- Kadere razı olan, 3- Refah ve bollukta dua eden. (Deylemi)
Üç hürmeti gözeten
Şu üç hürmeti gözetenin, dini ve dünyası muhafaza edilir: 1- İslamiyet’e hürmet, 2- Resulullaha hürmet, 3- Resulullahın nesline [seyyidlere ve şeriflere] hürmet. (Taberani)
İyilik hazinesi
Şu üç şeyi gizlemek, iyilik hazinesidir: 1- Hastalığı, 2- Musibeti, 3- Sadakayı. (Taberani)
Sevilmek için
Şu üç şey, seni arkadaşına sevdirir: 1- Karşılaştığında selam vermek, 2- Bir toplulukta otururken, gelince ona yer vermek, 3- Onu sevdiği ismiyle çağırmak. (Taberani)
İmandandır
Şu üç şey imandandır: 1- Az olandan da vermek, 2- Tanıdığı, tanımadığı, her Müslümana selam vermek, 3- Kendi aleyhine de olsa, âdil davranmak. (Bezzar)
İmanın tadını duyar
Şu üç şeyi yapan, imanın tadını alır: 1- İhlâsla (La ilahe illallah) diyen, 2- Severek zekâtını veren, 3- Nefsini tezkiye eden, yani nerede olursa olsun, Allah’ın kendisi ile beraber olduğunu bilen. (Hâkim)
Güzel huylar
Üç şey Allah katında güzel huylardandır: 1- Zulmedeni affetmek, 2- Vermeyene vermek, 3- İrtibatını kesenle, iyi ilişkiler kurmak. (Taberani)
Allah’ın himayesinde
Şu üç haslete sahip olan, Allahü teâlânın himayesinde olur: 1- Bir şey verene teşekkür eden, 2- Güçlü iken affeden, 3- Öfkesine hâkim olan. (Beyheki)
Cennete girer
Şu üç haslet sahibi Cennete girer: 1- Zayıflara, güçsüzlere merhamet eden, 2- Ana babaya şefkat gösteren, 3- Emri altındakilere iyilik eden. (Tirmizi)
Dünya nimetleri
Şu üç şey dünya nimetidir: 1- Uygun binek [vasıta], 2- Saliha eş, 3- Rahat ev. (İ. Ebi Şeybe)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler -6- |
| |
|
Üç nimet
Şu üç nimet sahibi, Davud aleyhisselamın ailesine verilen nimetlere kavuşmuş sayılır: 1- Kızdığına da, sevdiğine de adaletli davranan, 2- Fakirken de, zenginken de iktisatlı davranan, 3- Gizlide de, açıkta da Allah’tan korkan. (Hâkim)
Sabır
Sabır üç çeşittir: 1- Musibette, 2- İbadetlerde, 3- Haramlardan sakınmakta. (Ebu-ş-şeyh)
Ebdalden sayılır
Şu üç haslet sahibi ebdal denilen evliyadan sayılır: 1- Kazaya rıza gösteren, 2- Haram işlememekte sabreden, 3- Allah rızası için öfkelenen. (Deylemi)
Allah’a tazim
Şu üç şeye ikram eden, Allahü teâlâya tazim etmiş olur: 1- Müslüman olarak ihtiyarlayana, 2- Kur’an-ı kerimi ezberleyene, 3- İlim sahibine. (Ramuz)
Devam eden üç amel
Şu üç şey hariç, ölenin ameli kesilir:
1- Sadaka-i cariye, 2- Faydalı ilim, 3- Salih evlat. (Buhari)
Cennet ehli
Şu üç şeyi Cennet ehli yapar:
1- İlim öğrenir, 2- Ölülere acır, 3- Fakirleri sever. (Deylemi)
Üç hak
Müslümanın Müslüman üzerindeki üç hakkı şudur: 1- Hasta ise, ziyaret etmek, 2- Cenazesine katılmak, 3- Aksırıp Elhamdülillah derse, Yerhamükellah demek. (Buhari)
Cimri sayılmaz
Şu üç şeyi yapan cimri sayılmaz: 1- Zekâtını veren, 2- Misafire ikram eden, 3- Darda kalana yardım eden. (Taberani)
Himayeye girenler
Şu üç kişi kıyamette Allah’ın himayesine girer: 1- Allah yolunda kınanmaktan korkmayan, 2- Helal olmayana el uzatmayan, 3- Harama bakmayan. (İsfehani)
Kâmil iman
Şu üç haslet sahibinin imanı kâmildir:
1- Allah yolunda kınanmaktan korkmayan, 2- İbadetine riya karıştırmayan,
3- İki işten, ahiret için olanı, dünya için olana tercih eden. (Deylemi)
Cennete girer
Şu üç sözü, ihlâsla söyleyen Cennete girer: 1- Rabbimin Allahü teâlâ olduğuna razıyım. 2- Dinimin Müslümanlık olduğuna razıyım. 3- Peygamberimin Muhammed aleyhisselam olduğuna razıyım. (İ. Ahmed)
Ateş görmeyen gözler
Şu üç göz, Kıyamette Cehennem ateşini görmez: 1- Allah korkusundan ağlayan göz, 2- Allah yolunda nöbette gözcülük eden göz, 3- Haramlara bakmaktan sakınan göz. (Taberani)
Sevabı en çok olan amel
Sevabı en çok olan üç amel şunlardır:
1- Her durumda Allah’ı zikretmek, 2- Herkese karşı insaflı davranmak, 3- Din kardeşinin maddi sıkıntısını gidermek. (İ. Mübarek)
|
| Dört maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
Saadet olan dört şey: Şu dört şey saadettir: 1- Saliha kadın, 2- Rahat ev, 3- İyi komşu, 4- İyi binek. (Hâkim)
Cennete girer: Şu dört şeyden sakınan Müslüman Cennete girer: 1- Cana kıymak, 2- Haram yemek, 3- Zina etmek, 4- İçki içmek. (Bezzar)
İmanı giderir: Dört şey imanın gitmesine sebep olur: 1- Bildiği ile amel etmemek, 2- Bilmediği ile amel etmek, 3- Bilmediğini öğrenmekten çekinmek, 4- Öğreneni de, bundan yasaklamak. (İslam Ahlakı)
Dünyaya insen: Allahü teâlâ, (Dünyaya insen, ne iş yapardın?) diye sorduğunda, Cebrail aleyhisselam, şu dört şeyi yapacağını bildirdi: 1- Susamış kimselere su verirdim, 2- Çoluk çocuğu fazla olana yardım ederdim, 3- İki dargının arasını bulurdum, 4- Müslümanların ayıplarını kapatırdım. (İslam Ahlakı)
Allah yardım eder: Şu dört kimseye Allahü teâlâ, yardım eder: 1- Gaziye, 2- Evlenene, 3- Kölelikten kurtulmak isteyene, 4- Hacıya. (İ. Ahmed)
Cuma namazı: Şu dört kişi hariç, Cuma, her Müslüman’a farzdır: 1- Köle, 2- Kadın, 3- Çocuk, 4- Hasta. (Hâkim)
Cennette köşk: Şu dört haslet sahibi, Cennette köşklere kavuşur: 1- Tevhid ehli olmak, 2- Günahını müteakip istiğfar etmek, 3- İyilik edince, elhamdülillah demek, 4- Musibet gelince, (İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn) demek. (Deylemi)
Seni üzmesin: Şu dört haslet bulunan, başka şeye üzülmesin: 1- Doğru konuşmak, 2- Emanete riayet, 3- Güzel ahlaklı olmak, 4- Yiyip içmekte iffetli olmak [Haramdan sakınmak]. (Taberani)
Münafıklık alameti: Şu dört şey, münafıklık alametidir: 1- Yalan söyler, 2- Verdiği sözde durmaz, 3- Ahdine bağlı kalmaz, ihanet eder, 4- Tartışmada haktan ayrılır. (Tirmizi)
Dünya ve ahiret hayrı: Şu dört nimete sahip olan, dünya ve ahiret hayrına kavuşur: 1- Zikreden dile, 2- Şükreden kalbe, 3- Belaya sabırlı bedene, 4- Hıyanet etmeyen kadına. (Taberani)
Cennete giremeyenler: Şu dört kişi, [affa veya şefaate uğramadan yahut cezasını çekmeden] Cennete girmez: 1- Devamlı içki içen, 2- Faizcilik yapan, 3- Haksız yere yetim malı yiyen, 4- Ana babasına âsi olan. (Hâkim)
Duası kabul olanlar: Şu dört dua, kabule şayandır: 1- Âdil hükümdarın duası, 2- Din kardeşine gıyaben edilen dua, 3- Mazlumun zâlime ettiği beddua, 4- Ana baba duası. (Ebu Nuaym)
Peygamberlerin sünneti: Şu dört haslet, enbiyanın sünnetidir: 1- Hayâ, 2- Güzel koku, 3- Evlenmek, 4- Misvak. (Tirmizi)
Rahmetten uzak olanlar: Allahü teâlâ, kıyamette şu dört kişiye rahmetle nazar etmez: 1- Ana babasına âsi olan, 2- Yaptığı iyiliği başa kakan, 3- Devamlı içki içen, 4- Kaderi inkâr eden. (İ. Adiy)
Allah buğz eder: Şu dört kişiye, Allah buğz eder: 1- Çok yemin eden satıcı, 2- Kibirli fakir, 3- Zina eden ihtiyar, 4- Zâlim hükümdar. (Nesai)
Cennet hazinesi: Şu dört şey Cennet hazinesidir: 1- Sadakayı gizli vermek, 2- Musibetini gizlemek, 3- Salih akrabayı ziyaret, 4- Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh demek. (Hatib)
|
| Üç maddeli hadis-i şerifler -7- |
| |
|
En değerli üç şey
Öyle bir zaman gelecek ki, şu üç şeyden değerli bir şey olmayacak: 1- Helal para, 2- İhlâslı bir din kardeşi, 3- Sünnete uymak. (Taberani)
İlim
İlim üç türlüdür: 1- Açıklayıcı kitap, 2- Dine uygun âdet, 3- Bilmiyorum demek. (Deylemi)
Göze cila verenler
Şu üç şeye bakmak göze cila verir: 1- Yeşilliğe, 2- Akarsuya, 3- Güzel yüze. (Berika)
[Buradaki güzel yüz, bakması helal olan kimselerin yüzüdür. Yabancı kadınlara, kızlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır.]
Bedeni besler
Şu üç şey, bedeni besler: 1- Güzel koku, 2- Yumuşak güzel elbise, 3- Bal yemek. (S. Ebediyye)
Kıymetli müminler
Kıymetli müminler üç sınıftır: 1- Allah’a ve Resulullaha inanıp, malı ve canı ile Allah yolunda mücahede edenler, 2- Kendisinden insanların, malı ve canı hususunda emin olduğu kimseler, 3- Nefsinin tamah ettiği şeyi, Allah için terk edenler. (İ. Ahmed)
Allah’ın himayesinde
Şu üç kişi, Allah’ın himayesindedir: 1- Camiye gitmek için yola çıkan, 2- Allah yolunda savaşa çıkan, 3- Hac için yola çıkan. (Ebu Nuaym)
Yüz çevir!
Şu üç kimseden yüz çevirmek gerekir: 1- Açıktan günah işleyenden, 2- Zâlim idareciden, 3- Bid’at ehlinden. (İ. Ebiddünya)
Cehennem yakmaz
Şu üç kişiyi Cehennem ateşi yakmaz:
1- Kocasına itaat eden kadın, 2- Ana babasına itaat eden evlat, 3- Kocasını kıskanıp sabreden kadın. (Ebu-ş-şeyh)
Ancak münafık küçümser
Şu üç kimsenin hakkını, ancak münafık olan küçümser: 1- Saçını Müslüman olarak ağartanı, 2- İlim sahibi olanı, 3- Adil idareciyi. (Taberani)
Üç kişiye yer verilir
Şu üç kişiye yer verilir: 1- Yaşından dolayı ihtiyara, 2- İlminden dolayı âlime, 3- Sultanlığından dolayı âdil hükümdara. (Deylemi)
Rahmete kavuşanlar
Allahın rahmeti, şu üç kişiye yağar da yağar: 1- Namaz için saf tutana, 2- Gece yarısı namaz kılana, 3- Yalın kılıç, Allah yolunda savaşana. (İbni Mace)
Arş’ın gölgesinde
Şu üç kimse, Kıyamette Arş’ın gölgesinde gölgelenir 1- Emin tüccar, 2- Adil idareci, 3- Hep namaz vakitlerini gözleyen. (Hâkim, Deylemi)
Melekler istiğfar eder
Üç kişi için melekler istiğfar eder: 1- İlmi öğreten, 2- İlim öğrenen, 3- Cömert olan. (Ebu-ş-şeyh)
|
| Dört maddeli hadis-i şerifler -2- |
| |
|
Hesaptan kurtulamaz: Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: 1- Ömrünü nerede, nasıl geçirdi? 2- İlmi ile nasıl amel etti? 3- Malı nerede nasıl kazandı, nerelere, nasıl harcadı? 4- Bedenini nerede yordu, hırpaladı? (Taberani)
Sual sorulunca: İlim hazinedir, anahtarı sual sormaktır. Bir sual sorulunca, şu dört kişi sevaba kavuşur: 1- Suali soran, 2- Suale cevap veren, 3- Bunları dinleyenler, 4- Ne güzel sual soruluyor ve cevap veriliyor diye bunları sevenler. (Ebu Nuaym)
Vakti değerlendirmek: Akıllı kimse, vaktini dört kısma ayırır: 1- İbadet için, 2- Kendini muhasebe için, 3- Emr-i maruf için, 4- Helâl kazanç için. (Deylemi)
Mutlu olmak için: Kadınla dört hasleti için evlenilir: 1- Malı, 2- Asaleti, 3- Güzelliği, 4- Dini. Sen dindar olanını tercih et ki, mutlu olasın. (Buhari)
Faziletli dört gece: Şu dört gece, gündüzü gibi faziletlidir: 1- Kadir gecesi, 2- Arefe gecesi, 3- Berat gecesi, 4- Cuma gecesi. (Deylemi)
Dört haslet: Allahü teâlâ buyurdu ki: Kullarıma dört haslet verdim: 1- Zahireye güve musallat ettim, yoksa zenginler bunu altın gümüş gibi saklarlardı. 2- Cesede kokmayı musallat ettim, yoksa dost dostu hiç gömmezdi. 3- Üzüntü için teselli verdim, yoksa nesil kesilirdi. 4- Ecel verip, emeli uzattım. Yoksa [ölüm var diye] kimse geçim derdine düşmez, dünya bakımsızlıktan harap olurdu. (Hatib)
Dört grup: İnsanlar, mal ve ilim yönünden dört gruba ayrılır: 1- Allahü teâlânın mal ve ilim verdiği kimse. O kimse, Rabbinden korkar Allah’ın bunda bir hakkı olduğunu bilerek, akrabalarına iyilik yapar. Bu kimse, en üstün derecededir. 2- Allahü teâlânın mal vermediği; fakat ilim verdiği iyi niyetli kimse. (Eğer malım olsaydı, malımı Allah yolunda harcardım) diye düşünür. Bu kimse iyi niyetinden dolayı, birinci gruptaki insan gibi mükâfat alır. 3- Allahü teâlânın mal verdiği; fakat ilim vermediği kimse. Bu kimse malını bilgisizce harcar, Allah’tan korkmaz. Allah’ın onda bir hakkı olduğunu bilmediği için, akrabalık haklarını yerine getirmez. İşte bu kişi, en kötü derecededir. 4- Allahü teâlânın, ne mal, ne de ilim verdiği kimse. Bu da, (Eğer malım olsaydı, üçüncü gruptaki kişi gibi davranırdım) diye düşünür. Bu da niyetine göre, üçüncü gruptaki gibi günaha girer. (Tirmizi)
Şehitlerin dereceleri: Şehitler dört derecedir: 1- İmanı sağlam olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah’a verdiği söze sadık kalarak, ölünceye kadar savaşır. İşte bu kimse, Kıyamette herkesin imrenerek baktığı şehittir. 2- İmanı sağlam, korkak mümin. Düşmanla karşılaşır, çok korkar. Nerden geldiği belli olmayan bir şey ölümüne sebep olur. Bu, ikinci derecededir. 3- İyi ve kötü ameli olan mümin. Düşmanla karşılaşır, Allah’a verdiği söze sadık kalarak öldürülünceye kadar çarpışır. Bu üçüncü derecedir. 4- Günahkâr mümin. Düşmanla karşılaşır. Allah’a verdiği sözde sadık kalarak öldürülünceye kadar savaşır. Bu da, dördüncü derecedir. (Buhari)
|
| Beş maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
İslam’ın beş şartı:
Müslümanlık beş şey üzerine kurulmuştur: 1- Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselamın, Onun Peygamberi olduğuna inanmak, 2- Her gün beş vakit namaz kılmak, 3- Zekât vermek, 4- Ramazan ayında bir ay oruç tutmak, 5- Mekke’ye giderek, ömründe bir kere hac etmek. (Buhari)
Müslüman’ın beş hakkı:
Bir Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: 1- Karşılaşınca, selam vermek, 2- Davet edince, davetine gitmek, 3- Nasihat isterse, yardımcı olmak, 4- Aksırıp Elhamdülillah derse, Yerhamükellah demek, 5- Hastalanırsa ziyaretine, ölürse cenazesine gitmek. (Buhari)
Helak eden beş şey:
Ümmetim şu beş şeyi helal saydığı zaman helak olur: 1- Birbirini lanetlemeyi, 2- İpekli giymeyi, 3- Çalgı çalmayı, 4- İçki içmeyi, 5- Erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesini. (Hâkim, Beyheki)
Cuma günü:
Cuma gününde beş haslet vardır: 1- Allah, o günde Âdem’i yarattı. 2- O, Cennetten yeryüzüne o gün indirildi. 3- Cuma günü vefat etti. 4- Kıyamet, Cuma günü kopacaktır. 5- Cuma günü, duaların kabul olduğu bir saat vardır. (Buhari)
Resulullahın üstünlüğü:
Diğer peygamberlere beş şeyle üstün kılındım: 1- Bütün insanlara peygamber oldum. 2- Şefaatimi, ümmetime ahirette imdat olarak sakladım. 3- Bir aylık mesafeden, düşmanlarıma korku saldım. 4- Yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılındı. 5- Ganimetler bana helal kılındı. (Buhari)
Cennetten men olunmaz:
Şu beş şey için nasihat edeni Cennetten çevirmezler: 1- Allah için, 2- Dini için, 3- Kitabı için, 4- Resulü için, 5- Bütün Müslümanlar için. (İ. Neccar)
Beş şeyin karşılığı:
Beş şey, beş şeyin karşılığıdır: 1- Bir topluluk verdiği sözden dönerse, düşmanları başlarına musallat olur. 2- Dinin emrine uyulmazsa, fakirlik yaygınlaşır. 3- Fuhuş yaygınlaşırsa, ölümler çoğalır. 4- Ölçü ve tartıda hile yapılırsa, bereketsizlik olur. 5- Zekât verilmezse, yağmurlar kesilir. (Taberani)
Kâmil iman:
Şu beş şey imandandır: 1- Allah’ın emrine teslim olmak, 2- Allah’ın takdirine rıza göstermek, 3- İşinin sonunu Allah’a havale etmek, 4- Allah’a güvenmek, 5- Musibete sabır göstermek. (Bezzar)
Peygamberlerin sünneti:
Şu beş şey peygamberlerin sünnetlerindendir: 1- Hayâ, 2- Hilm [yumuşaklık, vakar], 3- Hacamat, 4- Misvak kullanma, 5- Güzel koku sürünme. (Taberani)
Fakire yemek yedirmek:
Fakire verilen lokma, beş müjde verir: 1- Bir tane idim, beni çoğalttın, 2- Ben küçük iken, beni büyüttün, 3- Düşman iken, beni dost eyledin, 4- Fani, yok olmak üzere iken, beni baki, sonsuz kalıcı eyledin, 5- Şimdiye kadar sen beni muhafaza ederdin. Artık ben seni muhafaza ederim. (İslam Ahlakı)
|
| Beş maddeli hadis-i şerifler -2- |
| |
|
Ramazanda ihsan edilenler:
Allahü teâlâ, diğer ümmetlere vermediği beş şeyi, ramazanda ümmetime verir: 1- Ramazanın ilk gecesi, müminlere rahmet eder. Rahmet ettiği kula hiç azap etmez. 2- Oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.
3- Melekler, ramazanda her gece ve gündüz, oruç tutanların affolması için dua eder. 4- Allahü teâlâ, ramazan-ı şerifte oruç tutanlara, Cennette yer tayin eder. 5- Ramazan-ı şerifin son günü de, oruç tutan müminlerin hepsini affeder. (Beyheki)
Acele etmek:
Beş şey hariç, acele etmek, şeytandandır: 1- Kızını evlendirmek, 2- Borcunu ödemek, 3- Cenaze hizmetlerini tez yapmak, 4- Misafiri doyurmak, 5- Günah işleyince hemen tevbe etmek. (İslam Ahlakı)
Gönlü öldürür:
Beş şey gönlü öldürür: 1- Çok yiyip içmek, 2- Çok uyumak, 3- Çok konuşmak, 4- Çok gülmek, 5- Rızk için çok endişe etmek. (M. Ç. Yar-i Güzin)
Kalbi parlatır:
Beş şey kalbi parlatır: 1- İhlâs suresini çok okumak, 2- Az yemek, 3- İlim meclisinde bulunmak, 4- Az pişmiş ekmek yemek, 5- Gece namazı kılmak. (M. Ç.
Yâr-i Güzin)
Gönlü aydınlatır:
Beş şey gönlü aydınlatır: 1- İlim meclisinde oturmak, 2- Yetimin başını okşamak, 3- Seherde çok istiğfar etmek, 4- Çok yiyip içmemek, 5- Çok oruç tutmak. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Gözün nurunu artırır:
Beş şeye bakmak göze cila verir:
1- Kâbe’ye bakmak, 2- Mushaf’a bakmak, 3- Ana babanın yüzüne bakmak, 4- Âlimin yüzüne bakmak, 5- Akarsuya bakmak. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Kişiyi ihtiyarlatır:
Beş şey, kişiyi ihtiyarlatıp çöktürür:
1- Borcu çok olmak, 2- Gamı, kederi çok olmak, 3- Kadının nefesi erkeğe erişmek, 4- Çok koku sürünmek, 5- Çok balgam gelmek. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Beş şeyin kıymeti:
Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! 1- İhtiyarlıktan önce gençliğin, 2- Hastalıktan önce sağlığın, 3- Meşguliyetten önce boş vaktin, 4- Fakirlikten önce zenginliğin, 5- Ölmeden önce hayatın kıymetini bil! (Ebu Nuaym)
İbadette hayır bırakmaz:
Şu beş şey, oruç ve abdestte hayır bırakmaz: 1- Yalan, 2- Gıybet, 3- Söz taşımak, 4- Harama bakmak, 5- Yalan yere yemin. (Deylemi)
İbadet olan beş şey:
Beş şey ibadettendir: 1- Az yemek,
2- Camide oturmak, 3- Kâbe’ye bakmak, 4- Mushaf’a bakmak, 5- Âlimin yüzüne bakmak. (Deylemi)
Cezası dünyada verilir:
Şu beş şeyin cezası, hemen dünyada verilir: 1- Zulmün, 2- Hainliğin, 3- Anne babaya eziyetin, 4- Salih akrabalarla ilişkiyi kesmenin, 5- Yapılan iyiliğe nankörlüğün. (İ. Lal)
|
| |
| Altı maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
Garip olanlar
Altı şey, altı halde gariptir:
1- İçinde namaz kılınmayan mescit, 2- Okunmayan Kur’an-ı kerim, 3- Fâsıklar yanında Kur’an-ı kerim, 4- Kötü huylu, zalim kocanın yanında saliha kadın, 5- Kötü huylu kadının elindeki salih koca, 6- Sözünü dinlemeyen kavmin arasındaki âlim. (M. Ç. Yar-i Güzin)
Cenneti söz vereyim
Şu altı şeyi koruyacağınıza söz verin; ben de Cennete girmenize kefil olayım:
1- Namazı, 2- Zekâtı, 3- Emaneti, 4- Namusu, 5- Mideyi, 6- Dili. (Taberani)
Amelleri yok edenler
Şu altı şey amelleri mahveder:
1- Halkın ayıbı ile meşgul olmak, 2- Kalb katılığı, 3- Dünya sevgisi, 4- Hayâ azlığı, 5- Uzun emel, 6- Zulme devam etmek. (Deylemi)
Allah kefildir
Şu altı yerin birinde bulunan mümine, Allahü teâlâ kefildir:
1- Mescitte, 2- Cemaatte, 3- Hasta ziyaretinde, 4- Cenazede, 5- Kendi evinde, 6- Âdil hükümdarın yanında. (Taberani)
Cehenneme girenler
Şu altı kişi, [affa veya şefaate uğramazsa] sorgusuz sualsiz Cehenneme girer:
1- Zulmü yüzünden âmir,
2- Irkçılık yüzünden Arap,
3- Kibri yüzünden köy muhtarı,
4- Yalanı yüzünden tüccar,
5- Hasedi yüzünden âlim,
6- Hasisliği yüzünden zengin. (Ebu Ya’la)
Altı şey güzeldir
Altı şey güzeldir, ama şu altı sınıf insanda olursa, daha güzeldir:
1- Adalet güzeldir, âmirde olursa, daha güzeldir.
2- Cömertlik güzeldir, zenginde olursa, daha güzeldir.
3- Vera güzeldir, âlimde olursa, daha güzeldir.
4- Sabır güzeldir, fakirde olursa, daha güzeldir.
5- Tevbe güzeldir, gençte olursa, daha güzeldir.
6- Hayâ güzeldir, kadında olursa, daha güzeldir. (Deylemi)
Altı haslet
Şu altı haslet hayırdandır:
1- Allah’ın düşmanlarıyla cihat etmek,
2- Yaz günü oruç tutmak,
3- Musibete sabr-ı cemil göstermek,
4- Haklı olduğu halde, tartışmayı bırakmak,
5- Bulutlu günde namazı erken kılmak,
6- Kış günleri, abdesti güzel almak. (Beyheki)
|
| Yedi maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
Emredilenler
Size şu yedi şeyi emrediyorum:
1- Cenazeye iştiraki,
2- Hastayı ziyareti,
3- Davete icabeti,
4- Zulme uğrayana yardımı,
5- Yemini yerine getirmeyi,
6- Selamlaşmayı,
7- Aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah demeyi. (Buhari)
Yedi yerde
Şu yedi yerde namaz kılmamalıdır:
1- Beytullahın üstünde,
2- Kabristanda,
3- Mezbelede,
4- Mezbahada,
5- Hamamda,
6- Deve yatan yerde,
7- Cadde ortasında. (İbni Mace)
Himaye edilenler
Kıyamette, Allahü teâlâ, şu yedi kişiyi himaye eder:
1- Âdil idareciyi,
2- Allah’a ibadetle yetişen genci,
3- Namaz için gönlü camiye bağlı olanı,
4- Allah için birbirini seven, Allah için buluşup, Allah için ayrılanları,
5- Güzel, zengin ve mevki sahibi bir kadın, günaha davet edince, Allah’tan korkup onu reddedeni,
6- Sadakayı gizli vereni,
7- Yalnızken Allah’ı anıp ağlayanı. (Buhari)
Yedi kişiye lanet eder
Bütün peygamberler, şu yedi kişiye lanet eder:
1- Allah’ın kitabına ilave yapmaya çalışana,
2- Kaderi inkâr edene,
3- Haramı helal görene,
4- Evlenmesi haram olan ile evlenmeyi helal görene,
5- Sünnetimi [dinimi] terk edene,
6- Ganimet mallarını dağıtmayana,
7- Allah’ın zelil kıldığını yükseltmek, aziz kıldığını alçaltmak için güç kullanan zalime. (Taberani)
Kullanması caiz olmayanlar
Şu yedi şeyi kullanmak caiz değildir:
1- Gümüş kap, 2- Altın yüzük, 3- İpek, 4- Atlas, 5- İbrişimli elbise, 6- Kalın atlas, 7- Eyer üzerine konulan ipekli şilte. (Buhari)
[Kadın için altın yüzük ve ipekli elbise caizdir.]
Cehenneme gidecekler
Şu yedi kimse, tevbe etmezse, Cehenneme girer:
1- İstimna eden, 2- Livata yapan, 3- Livata yaptıran, 4- İçki içen, 5- Ana babasını döven, 6- Komşusuna sıkıntı veren, 7- Komşusu ile zina eden. (Beyheki)
|
| Sekiz maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
Allah’ın buğz ettiği kimseler: Allahü teâlâ, Kıyamette şu sekiz insana, çok buğzeder:
1- Yalancıya, 2- Kibirliye, 3- Müslümanın yüzüne gülüp, içinden kin besleyene, 4- Allah ve Resulünün emrine yavaş, şeytanın isteklerine hızla koşana, 5- Hakkı olmadığı halde, en ufak bir dünyalığa, yeminle sahip çıkana, 6- Söz götürüp getirene, 7- Dostların arasını açana, 8- Suçsuzun ayağını kaydırmak isteyene. (Ebu-ş-şeyh)
Doymayan sekiz şey: Sekiz şey, sekiz şeye doymaz:
1- Göz bakmaya, 2- Yer yağmura, 3- Kadın kocasına, 4- Âlim ilme, 5- Talip sual sormaya, 6- Haris mal yığmaya, 7- Deniz suya, 8- Ateş oduna. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Aşağıdaki sözler kelâm-ı kibardır
Sekiz süs: Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık buyurdu ki: Sekiz şey, sekiz şeyin ziyneti, süsüdür:
1- İffet, fakirin süsüdür, 2- Şükür, zenginliğin süsüdür, 3- Sabır, belanın süsüdür, 4- Tevazu, asaletin süsüdür, 5- Hilm, ilmin süsüdür, 6- Çok ağlamak, Allah korkusunun süsüdür, 7- Başa kakmamak, ihsanın süsüdür, 8- Huşu, namazın süsüdür. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Sekiz bağış: Hazret-i Ömer buyurdu ki: Sekiz şeyi yapan, sekiz şeye kavuşur:
1- Lüzumsuz konuşmayı terk eden, hikmete kavuşur. 2- Lüzumsuz bakmayı terk eden, huşua kavuşur. 3- Lüzumsuz yiyip içmeyi bırakan, ibadetin lezzetini duyar. 4- Gülmeyi terk eden, heybet kazanır. 5- Mizahı terk eden, güzellik ve tatlılık kazanır. 6- Dünya sevgisini terk eden, ahiret sevgisini kazanır. 7- Başkalarının ayıbı ile meşgul olmayı terk eden, nefsinin ayıplarını düzeltir. 8- Allahü teâlânın zatını düşünmeyi bırakan, nifaktan korunur. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Dokuz maddeli hadis-i şerifler
Dokuz büyük günah: Şu dokuz şey, büyük günahtır:
1- Şirk koşmak, 2- Katillik, 3- Hırsızlık, 4- Ana-babaya isyan, 5- Yetim malı yemek, 6- Zina, 7- Faiz, 8- İffetli kadına zina isnat etmek, 9- Savaştan kaçmak. (Nesai)
Emredilen dokuz şey: Rabbim dokuz şey emretti:
1- Gizli ve açık Allah’tan korkmayı, 2- Öfkeli iken de, adaletli söz söylemeyi, 3- Fakirlik ve zenginlikte de, iktisada riayet etmeyi, 4- İrtibatını kesene, sıla-ı rahm yapmayı, 5- Vermeyip mahrum edene de, vermeyi, 6- Zulmedeni affetmeyi, 7- Susmanın tefekkür olmasını, 8- Konuşmanın zikir ve bakışın ibret olmasını, 9- Marufu emretmeyi. (Rezin)
Hataların başı: Hataların başı üçtür. Üçünden altı hata daha doğdu. Hepsi birlikte dokuz oluyor: 1- Kibir, 2- Hırs [tamah, açgözlülük], 3- Haset, 4- Tokluk, 5- Uyku, 6- Rahatlık, 7- Mala muhabbet, 8- Övünmek, 9- Baş olma sevdası. (M.Ç. Yâr-i Güzin)
Kabir suali olmayanlar: Şu dokuz mümine kabir suali olmaz:
1- Şehit, 2- Düşman karşısında nöbette iken ölen, 3- Veba, kolera gibi bulaşıcı hastalıktan ölen, 4- Bulaşıcı hastalıklar yayılınca, kaçmayıp, sabrederek başka sebeple ölen, 5- Sıddıklar, 6- Baliğ olmayan çocuklar, 7- Cuma günü veya gecesi ölenler, 8- Her gece Tebareke suresini okuyanlar, 9- Ölüm hastalığında İhlâs suresi okuyanlar. (Cami-üs-sagir şerhi)
|
| On maddeli hadis-i şerifler |
| |
|
İslamiyet on kısımdır: İslamiyet on kısımdır, biri noksan olan, zarardadır: 1- Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah demek, 2- Namaz kılmak, 3- Zekât vermek, 4- Oruç tutmak, 5- Haccetmek, 6- Cihad etmek, 7- Emr-i maruf, 8- Nehy-i anil münker, 9- Cemaatten ayrılmamak, 10- Taat. (Taberani)
On şey sünnettir:
Şu on şey sünnettir:
1- Bıyığı kısaltmak, 2- Sakalı uzatmak,
3- Misvak kullanmak, 4- Abdestte mazmaza [Ağza su vermek], 5- Abdestte istinşak [Burna su vermek], 6- Tırnak kesmek, 7- Ayak parmaklarını yıkamak, 8- Koltuk altını temizlemek, 9- Kasıkları temizlemek, 10- Su ile istinca. (Müslim)
Misvak kullanmak:
Misvakta on haslet vardır:
1- Ağız kokusunu giderir, 2- Diş etlerini kuvvetlendirir, çürümeyi önler, 3- Balgamı keser, safrayı temizler, 4- Mideye sıhhat verir, 5- Göze cila verir, 6- Allahü teâlâyı razı eder, 7- Şeytanı gazaba getirir, 8- Hafaza meleklerini sevindirir, 9- Sevabı artırır,
10- Sünnete uymuş olur. (E. Nuaym)
Cennetlik on kişi:
On kişi cennettedir:
1- Ebu Bekir, 2- Ömer, 3- Osman, 4- Ali, 5- Talha, 6- Zübeyr, 7- Abdurrahman bin Avf, 8- Sad bin Ebi Vakkas, 9- Ebu Ubeyde bin Cerrah, 10- Said bin Zeyd. (Tirmizi, İbni Mace)
Yasin-i şerifteki on bereket:
Yasin-i şerif okuyun. Onda, on bereket vardır:
1- Aç okursa, doyar. 2- Çıplak okursa, giyinir. 3- Bekâr okursa, evlenir. 4- Korkan okursa, emin olur. 5- Mahzun okursa, ferahlar. 6- Misafir okursa, seferde yardım görür. 7- Kayıp olan bulunur. 8- Hasta okursa, şifa bulur. 9- Ölü için okunursa, azabı hafifler, 10- Susayan okursa, suya kavuşur. (Deylemi)
Âyetlerin tasnifi:
Kur’an-ı kerimdeki âyetler on kısımdır:
1- İkaz edici, 2- Müjdeleyici, 3- Nâsih [Hükümsüz bırakan âyetler], 4- Mensuh [Hükmü kalkan âyetler], 5- Nasihat [Öğüt verenler],
6- Temsil [Örnekli olanlar], 7- Muhkem [Hükmü kesin olanlar], 8- Müteşabih [Tevili gerektirenler], 9- Helâli bildirenler, 10- Haramı bildirenler. (Ebu Nasr)
Kâfirlere benzemek:
Şu on şeyi yapan, kâfirlere benzemiş olur:
1- Müslümanların ortak malını zimmetine geçiren, 2- Büyücü, 3- Deyyus, 4- Hanımına arkadan yaklaşan, 5- İçki içen, 6- Zekâtını vermeyen, 7- Hacca gitmeden ölen, 8- Fitne çıkaran, 9- Müslümanlarla savaşan düşmana, silah satan, 10- Mahrem akrabası ile evlenen. (İ.Asakir)
Kavun ve karpuzdaki özellikler:
Kavun ve karpuzda şu on özellik vardır:
1- Yemek, 2- İçmek, 3- Koku, 4- Meyve, 5- Çöven [kir temizleyen bir bitki], 6- Mesaneyi temizler, 7- Mideyi temizler, 8- İç hastalıklarına iyi gelir, 9- Cinsi kudreti artırır,
10- Cildi temizler. (Deylemi)
On büyük alamet:
On alâmet çıkmadan kıyamet kopmaz:
1- Deccal, 2- Hazreti İsa’nın inmesi 3- Güneşin batıdan doğması, 4- Dabbet-ül-arz, 5- Yecüc ve Mecüc, 6- Duman, 7- Doğuda, batıda ve Arabistan’da yere batışlar, 8- Yemenden bir ateşin çıkması, (Müslim) 9- Kâbe’nin yıkılması, (Buhari) 10- Hazreti Mehdi’nin gelmesi, (Tirmizi, İbni Mace, İ. Ahmed)
Lanetlenen on kişi:
Şarap ile ilgili şu on kişi lanetlenmiştir:
1- Şarap için üzüm sıkan, 2- Sıktıran,
3- İçen, 4- Taşıyan, 5- Kendisine taşınan,
6- Dağıtan, 7- Satan, 8- Parasını yiyen, 9- Satın alan, 10- Kendisi için satın alınan. (Tirmizi)
|
| Hadis-i şeriflerin çeşitleri |
Sual: Hadis-i şeriflerin çeşitleri nelerdir?
CEVAP
Hepsini maddeler halinde bildirelim:
1- Hadis-i mürsel: Sahabe-i kiramın ismi söylenmeyip, Tabiinden birinin doğruca, (Resulullah aleyhisselam buyurdu ki) dediği hadis-i şerif.
2- Hadis-i müsned: Resulullaha isnat eden Sahabînin ismi bildirilen hadis-i şeriflerdir.
3- Hadis-i müsned-i muttasıl: Resulullaha kadar, aradaki ravilerden hiçbiri noksan olmayan hadis-i şerif.
4- Hadis-i müsned-i münkatı: Sahabîden başka, bir veya birkaç ravisi bildirilmeyen.
5- Hadis-i mevsul: Sahabînin, (Resulullahtan işittim, böyle buyurdu) diyerek haber verdiği, hadis-i müsned-i muttasıl demektir. Bunlara, hadis-i merfu da denir.
6- Hadis-i mütevatir: Birçok Sahabînin, Resulullahtan ve başka birçok kimsenin de, bunlardan işittiği ve çok kimselerin haber verdiği hadis-i şeriflerdir. Bunların, bir yalan üzerinde sözbirliği yapmalarına imkân olmaz. Bu hadis-i şeriflere inanmayan kâfir olur.
7- Hadis-i meşhur: İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan hadis-i şeriflerdir. Yani bir kimsenin Resulullahtan, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan da, başka kimselerin işittiği hadis-i şerif olup, son duyulan kimseye kadar, artık hep mütevatir olarak bildirilmiştir. Meşhur hadislere inanmayan da kâfir olur. (Redd-ül-muhtar s.176)
8- Hadis-i mevkuf: Sahabîye kadar söyleyen hep bildirilip, Sahabînin, (Resulullahtan işittim) demeyip, (Resulullah böyle buyurmuş) dediği hadis-i şerif.
9- Hadis-i sahih: Âdil ve hadis ilmini bilenden işitilen, müsned-i muttasıl, mütevatir ve meşhur hadis-i şerif.
10- Haber-i âhâd: Bir kimse tarafından söylenilen, müsned-i muttasıl hadis-i şerif.
11- Hadis-i muallâk: Baştan bir veya birkaç ravisi veya hiçbir ravisi belli olmayan.
12- Hadis-i kudsi: Manası Allahü teâlâdan, kelimeleri Resulullah tarafından olan.
13- Hadis-i kavi: Söyledikten sonra, bir âyet-i kerime okuduğu hadis-i şerif.
14- Hadis-i nâsih: Son zamanlarında söyledikleri hadis-i şerif.
15- Hadis-i mensuh: İlk zamanda söyleyip, sonra değiştirilen hadis-i şerif.
16- Hadis-i âmm: Bütün insanlar için söylenmiş olan hadis-i şerif.
17- Hadis-i has: Bir kimse için söylenmiş hadis-i hadis-i şerif.
18- Hadis-i hasen: Bildirenler, sadık ve emin olup, fakat hafızası, anlayışı, sahih hadisleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kişilerin bildirdiği hadis-i şerif.
19- Hadis-i maktu: Söyleyenler, Tabiin-i kirama kadar bilinip, Tabiinden rivayet olunan hadis-i şerif.
20- Hadis-i şaz: Birinin, bir hadis âliminden işittim dediği hadis-i şerif.
21- Hadis-i garip: Yalnız bir kimsenin bildirdiği hadis-i sahihtir. Yahut aradakilerden birine, bir hadis âliminin muhalefet ettiği hadis-i şerif.
22- Hadis-i zayıf: Sahih ve hasen olmayandır. Ravilerden birinin hafızası, adaleti gevşek veya itikadında şüphe vardır. Bu hadise göre fazla ibadet yapılır; fakat ictihadda bunlara dayanılmaz.
23- Hadis-i muhkem: Tevile muhtaç olmayan hadis-i şerif.
24- Hadis-i müteşabih: Tevile muhtaç olan hadis-i şerif.
25- Hadis-i munfasıl: Aradaki ravilerden, birden fazlası unutulmuş olan hadis-i şerif.
26- Hadis-i müstefid: Söyleyenleri üçten çok olan hadis.
27- Hadis-i muddarib: Muhtelif yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen.
28- Hadis-i merdud: Manası olmayan ve rivayet şartlarını taşımayan söz.
29- Hadis-i müfteri: Müslüman görünen dinsizlerin uydurdukları söz.
30- Eser: Mevkuf ve maktu hadis veya dua bildiren merfu hadis.
31- Hadis-i mevdu: Bir hadis âlimine göre, hadis olma şartlarını taşımayan hadis, sadece o âlime göre mevdu, yani uydurma olur. Hadis usulü ilminde müctehid olan bir âlim, bir hadisin sahih olması için, lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadis için, benim mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur der. Yoksa, (Peygamber efendimizin sözü değildir) demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu sözün hadis olması, bence anlaşılmamıştır demektir. Hadis usulü ilminin başka bir müctehidi de, hadisin doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. Dört mezhep arasında ayrılık bulunması, sözlerinin yanlış olacağını göstermediği gibi, hadisler için de, böyledir. Böyle şeyler, ictihad işi olduğundan, bir müctehidin mevdu demesiyle, hakikatte mevdu olması lazım gelmez.
|
40 HADİS
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Merhametli olanlar... Bunlara Rahman olan Allah merhamet eyler. Yerde olanlara merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet ederler. "
AÇIKLAMASI: " Her kim, şefkat ve merhamet vasıflarına bürünürse, Yüce Rabbın Rahmetini kazanmış sayılır. Yavaş yavaş ondan gelen Rahmet nesimi (latif rüzgar) önce ruhunu sarar; sonra derece derece bütün dış yapısını kaplar. Ama dış temiz olunca!... Ama Şer'i hükümler onda kusursuz tatbik edilince. Aksi halde, gelmiş olsa dahi, kaçar gider.Allahulâlem"
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Allahu Teala Hazretleri her yüzyılın başında bu dini ikame edecek birini baas eder."
AÇIKLAMASI: "Her yüz sen başında bir müceddid gelir. Esasta değil teferuatta önemsiz değil, önemli değişikliker yapar. Asrın icabına göre bazı ahkâm çıkarır. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklaması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar. Bu vazifeyi yapan aynı zamanda Kutup'tur (Kubt'a Gavs da denir). Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Salacağınız bir ip, sizi mutlaka Allah'a ulaştırır."
AÇIKLAMASI: "Düşün O'ndan gayri tek varlık yoktur... Abadan'dan öte bir karye (şehir) yoktur. Allahulâlem"
Resullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Her kim Allah için olursa... Allah onun için olur."
AÇIKLAMASI: "Bir kul benliğiden fena bulur (geçer), anını zamanını bir yana atar; varlığını mevhum (kuruntu ürünü) nefsine izafe etmekten vazgeçerse, Hak Tealâ ona kayısız şartsız tecelli eder... Bir başka mana daha: Her kim fiiler, sıfat ve zat yönüyle fenafillah (dünyayı kalbden tekedip tamamen Allah'a C.C. yönelmek) mertebesine ererse, onun mazharında (ortaya çıkma ve görünme yeri) İsm-i Azanm zuhur eder -zat, sıfat ve esma , efal (fiiler) olarak-.Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Yüceliğine yüce, mübarekliğine mübarek Allah dünya semasına nüzul tecellisi eyler ve buyurur: Yok mu tebe eden?... Ki, onun tevbesini kabul edeyim. Hani duacı?... Ki ,onun duasına icabet edeyim."
AÇIKLAMASI: "Bu Hadis'e şu Ayeti kerime ile işaret edildi; "ŞU DA MUHAKKAK Kİ BEN, TEVBE EDEN, İNANAN VE YARARLI İŞ YAPAN, SONRA (BÖYLECE) DOĞRU YOLDA GİDEN KİMSEYİ BAĞIŞLARIM." (TA-HA Suresi, Ayet 82) Bu manalardan Allah'u Teala'ya kavuşmayı ANLA... ve bereket bul. Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " O mü'min ki insanların arasına girer ve onların eziyetlerine sabreder; bu, o müminden hayırlıdır ki, insanlar arasına giremez ve eziyetlerine sabredemez..."
AÇIKLAMASI: "Belirtilen manalardan biride şudur; Tam ve Kâmil insanın manaya talib olan müslümanların arasına girmesi, yalnız kalıp onlara karışmamasından hayırlıdır. (Halk arasına karışmamak, daha ziyade, meczup vasfını haiz saliklere has bir haldir. Ama bu meczup salik de, kendisinden hiç bir şey hasıl olmayan salikten hayırlıdır. Yine, kendisinde hiç bir zuhurat olmayan, meczubdan, fazilet itibari ile daha değerlidir). Allahulâlem. "
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Şayet Hakkı tam manası ile bilseydiniz; su üzerinde yürürdünüz, dağlar sizinle kayardı..."
AÇIKLAMASI: "Eğer Hak'kın varlığında fani olup, O'nunla beka bulsaydınız, elbette herşeye karşı bir tasarruf sahibi olurdunuz... Özellikle icat ve yok etme babında. Ama her ülkede; Âfakta ve enfüste. (Yani hem batını alemde hem de zahiri alemde). Allahulâlem. "
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Hemen herkes dünyadan susuz çıkar, Ancak 'Rahman, Rahim Allah adı ile' diyenler hariç."
AÇIKLAMASI: "Her noksan olan, kemal derecesine yönelmek zorundadır. Ta ki O'nu bile. Şayet O'nu bilmiyorsa hakiki kemali bulamaz. Meğer ki bütün esma ve sıfatlara tahakkuk etmiş ola. Ama hem celal tarafındaki sıfatları ile hemde cemal tarafındaki sıfatları ile. Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Eğer Ademoğlunun iki dere dolusu altını olsa üçüncüsünü arzular. Ademoğlunun boşluğunu ancak toprak doldurur."
AÇIKLAMASI: "Bir kalp için iki vadi olsa... İş bu iki vadi, ruhun ve nefsin vadileridir. Ve bunlar leduni ilmlerin altını ile dolsa mutlaka üçüncü bir vadininde dolmasını ister. Çünki onun istidadı vardır: Özellikle İlahi feyz kabul etme babında;bir de... evet bir de feyz veren zatta hakikatı bulması babında; bir de... evet bir de verilen feyzle hakikate kavuşmak üzerine. (burada bilhassa , Ademoğlunun gözünü dolduran şeyin toprak olarak anlatılmasından murad, zül haline varn bir fena halini bulmaktır. Özellikle burada fani bir varlığın izzet bucundan zillet enginine düşmesineişaret vardır. Buraya kadar anlatılan manaları şu Ayeti Kerimenin özlü manasına bağlamak icab eder; "HARAM HELÂL DEMEDEN MİRASI YİYORSUNUZ, MALI AŞIRI BİÇİMDE SEVİYORSUNUZ" (Fecr Suresi, Ayet 19-20). Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Allahu Teala bir kulu severse, onu çeşitli denemelere tabi tutar."
AÇIKLAMASI: " Yani iptilaya uğratır. Kul o iptilalara sabrettiği takdirde ona üstünlük vererek sever. Şayet şükür yoluna girerse bu sefer onu Zatına seçer. Bu Hadis-i Şerifle anlatılması istenen mana şudur; Allahu Teala bir kulu severse onu fena hali denemelerine sokar. Bundan sonra fenadan da fena haline geçirir. Daha sonra fena halinide kaldırır beka makamına vardırır. İş bu manaya şu Ayeti Kerime ile işaret edilmektedir: " ALLAH MÜMİNLERDEN, MALLARINI VE CANLARINI, KENDİLERİNE (VERİLECEK) CENNET KARŞILIĞINDA SATIN ALMIŞTIR." (Tevbe Suresi, Ayet111). Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Su hacmi iki kulleyi (büyük küpü) aşınca artık pislik taşımaz..."
AÇIKLAMASI: "Bir irfan sahibi, zata has olan şehadet makamına yerleşirse, gerek esma gerekse sıfatların müşahadesi ona perde olmaz. İş bu manaya şu Ayeti Kerime ile işaret edilmektedir: "YİNE ONLAR.... KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAN KİMSELERDİR" (Ra'd Suresi, Ayet 22). Yani, yapılan iyilikle kir darlığını def ederler. Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; " Allahu Teala Ademi kendi sureti üzerine yarattı."
AÇIKLAMASI: "Allhu Teala Adem'i , yani insan suretinizatına bir ayna kılsı. Sıfatlarına da mazhar, fiillerinede tecelligah... Ta ki onda zuhura gele. İş bu manaya şu Ayeti Kerime ile işaret edilmektedir: "HATIRLA Kİ RABBİN MELEKLERE; BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM, DEDİ...." (Bakara Suresi, Ayet 30). Azim olan Allah daima doğruyu anlatır, söyler. Allahulâlem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen şöyle anlatıyor; " İhlas, sırrımdan bir sırdır. Onu kullarımdan sevdiğimin kalbine bir vedia olarak bıraktım..."
AÇIKLAMASI: "
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu;" Allahu Teala şöyle buyurdu; 'o kimse ki kazama rıza göstermez, nimetlerşmede şükretmez, artık varsın benden başka bir Rabb arasın..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Allahu Teala'dan naklen anlatıyor; " Allahu Teala şöyle buyurdu; ' Ey ademoğlu hasta oldum, ziyaretime gelmedin.' Ademoğlu sordu; 'Ya Rabbi sen alemlerin Rabbisin... Seni nasıl ziyaret edeyim?' Allahu Teala buyurdu; 'Bilmiyor musun? Falan kulum hasta oldu... Ama sen onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin Beni yanında bulacaktın'... Allahu Teala devamla buyurdu; ' Ey Ademoğlu, senden yemekle doyurulmamı istedim, ama sen Beni doyurmadın'. Ademoğlu sordu; 'Yarabbi seni yemekle nasıl doyurayım? Sen alemlerin Rabbisin'. Allahu Teala anlattı; 'Falan kulum senden yemek istedi. Ama ona yedirmedin. Bilemedin mi? Ona yedirseydin Beni yanında bulacaktın'. Allahu Teala devamla buyurdu; ' Ey Ademoğlu, senden su istedim, ama vermedin'. Ademoğlu sordu; 'Ya Rabbi sana nasıl su vereyim? Sen Alemlerin Rabbisin'. Allahu Teala anlattı; 'Falan kulum senden su istedi, vermedin. Ona su verseydin Beni yanında bulacaktın... Bunu da mı anlayamadın?"
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "İsmi aziz ve celil olanYüce Allah şöyle buyurdu; 'Kulum bana kavuşmayı severse, Ben de ona kavuşmayı severim... Ama Bana kavuşmayı sevmeyince Ben de ona kavuşmayı sevmem."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Ben, uğrumda kalbleri kırık olanların yanındayım..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; ' Kıyamet günü şu üç zümrenin hasmıyım; 'Bir kimse ki; Kendisine ihsan ettim, ama o zulmetti... Bir kimse ki; Bir hürü sattı parasını da yedi... Bir kimse ki; İşçi tuttu. Ondan istifade etti. Ama ücretini ödemedi."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Herkim benim veli kuluma düşman olursa Bana harp açmış olur."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Ben kulumun zannına göreyim... O halde, Benim için hayır zannında bulunsun ve Ben Beni andığı zaman kulumun yanındayım."
Resullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Tam ihlasla; Allah'tan başka ilah yoktur, şehadetini yapanlar olmasaydı Cehennemi dünya ehline musallat ederdim. Eğer Bana ibadet edenler olmasaydı Bana asi gelenlere bir anlık dahi mühlet vermezdim."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Ey Ademoğlu, seni kendim için yarattım. Eşyayı da senin için yarattım. O halde kendim için yarattığımmı senin için yarattığımın ayarına düşürme."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Bir kimse Beni kendi kendine anarsa, Ben de onu zatımda anarım... Yine bir kimse beni bir cemaat içinde anarsa, Ben de onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde anarım..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Ey Adem oğlu senin için yaptığım taksime razı olursan kalbini ve bedenini rahata kavuştururum... Sevimli bir kul olmakla kısmetin sana gelir. Şayet senin için yaptığım taksime razı olmazsan dünyayı sana musallat ederim... Ve sen bir vahşet içinde, yabanda tepinip durursun. Sonra izzetim ve Celalin hakkı için o dünyalıktan ancak kısmet ettiğime nail olursun... Sen de kötü bir kul olarak."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Ben bir gizli hazine idim, bilinmemi istedim. Halkı yarattım, nimetlerimi onlara sevdirdim. Böylece beni bildiler."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Beni ne yerim aldı, ne de semam... lakin Beni Mümin, Taki, Vera hali sahibi kulumun kalbi aldı..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Beni bilen talep eder... Beni talep eden bulur... Beni bulan sever... Beni seveni öldürürüm... Bir kimseyi öldürürsem diyeti bana düşer... Bir kimsenin diyeti bana düşünce onun diyeti bizat ben olurum."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Allahu Teala'dan naklen anlatıyor; " Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Yaklaşanlar, kendilerine farz kıldığım ibadetlerin edasında olduğu kadar hiç bir şeyde yaklaşamazlar...Gerçekten bir kul Bana nafilelerle de yaklaşır. Böylece Bana yaklaşanı severim. Sevince de kulağı olurum, eli olurum. Böyle ki oldum, Benimle işitir... Benimle görür... Benimle konuşur... Benimle tutar... Benimle yürür."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; 'Bir kimse Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Bir kimse Bana bir arşın yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Bir kimse Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurur; "Misafire ikram ediniz isterse. İsterse Kafir olsun."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurur;"Şam Yüce Allah'ın yer hazinelerinden bir hazinesidir. Kullarını orada saklar."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurur;"Allah'ın nehri geldiği zaman İsa'nın nehri batıl olur..."
Bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize şöyle soruldu; "Allah'u Teala yeri ve semayı yaratmadan önce neredeydi? Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz bu soruyu şöyle cevaplandırdı: 'Rabbımız bir Amâ'da idi'..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Mümin, Allah-u Teala'nın nimetlerine bir konuktur."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Dünya sevgisi her hatanın başıdır."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Sefere çıkınız; sıhhate erer, ganimet bulursunuz..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Ziyaretin hayırlısı, ziyaret edilenin yok olmasıdır..."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Kulun Rabbına en yakın olduğu anı secde anıdır."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "İşlerde şaşırırsanız kabirler ehlinden yardım isteyiniz."
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu; "Bir kimse Allahu Teala katındaki menzilesini bilmek istiyorsa Yüce Allah'ın kendi yanındaki menzilesini ögrensin. Çünkü Allah'u Teala kula vereceği dereceyi kulun kendi nefsinde onun için verdiği derece üzerinden tayin eder
   
Allah dostları tarafından sağlam kaynaklara dayanılarak 700.000 (yediyüz bin) civarında hadis -i şerif toplanmıstır. 700.000 hadis-i serif icerisinden de bu Hadis-i Erbain (40 Hadis) secilmistir. Secilen bu Kudsi Hadisler, Sadrettin-i Konevi Hazretleri tarafindan 1350 yılında aciklanarak yazilmis ve Selcukiler ve Osmanlilar zamaninda da cogaltilip dagitilmistir. Malatya beyi oglu Sadreddin-i Konevi , Muyiddini Arabi'nin uvey ogludur. Mehmet Akif Ersoy - Allah Rahmet eylesin- 1924-1936 yillari arasinda Misir'da bulundugu sirada, Cami'ul Ezher'de "Hadis-i Erbain'i" gormus. Arapca yazili olarak getirmistir. Turkiye'de de Diyanet isleri Baskanligi kanaliyla Turkce olarak bastirilip dagitilmasina vesile olmustur. 1996 yilinda da Ahmed Kayhan Hazretleri ve arkadaslari tarafindan yeniden kaleme alinmis olup , bastirilarak bedelsiz olarak dagitilmistir. 1999 yilinda ise Medineli Ahmed t. tarafindan internete aktarilmistir. Cenab-i Allah (C.C.) cumlemizi, zahir batin butun Ummet-i Muhammed'i (S.A.V.) , Kur'an-i Azimussan'nin Sefaat-i Muhammediye'sine nail eylesin. Amin.
    
KADR SURESİnin fazıletı
KADR SURESİ
KADİR DUASI
CEVŞEN’İ KEBİR DUASI’NIN SIRLARINDAN
KADİR GECESİNİ GÖZETMEK
KADİR GECESİ’NİN FAZİLETİ
KADİR GECESİ NAMAZI
    
KADİR SÛRESİ (Namaz Sûreleri ve Yorumu-Onk.Dr.Haluk Nurbaki)
Bu Sûre, Bedir harbi günü (17 Ramazan) sabah namazından sonra inzal oldu.
Bilindiği gibi inzâl:Âlem-i gaybdan şühuda çıkma demektir.
Bismillahirrahmanirrahim
Ayet1: Elhak, biz onu kadir gecesi indirdik.
Ayet2 : Ne bildirir ki sana Kadir gecesi?
Ayet3 : Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.
Ayet4 : Melâike ve ruh peyderpey iner onda, Rablerinin izniyle her bir emirde (bir hikmetle).
Ayet5 : O (gece) tan ağarana kadar, bir selâmdır.
Ayet 1: Bu ayet, Kur’an’ın şanını ve yüceliğini anlatmaktadır.
Ayetin normal edebi üslûpda “innenâ” diye başlaması düşünülürken, “inna” diye başlaması, olayın şiddet ve keskinliğini beyan eder.
“Biz onu en kutsal gecede indirdik (Kadir Gecesi)” vurgulanırken: Kur’an indirilişinin, evren sırlarını açıklamak anlamına geldiğini ve o anda, evrenin gayb perdesinin aralandığını anlatmak için, Allah sûreye başlarken çok şiddetli ve kesin bir emirle başlıyor.
“Biz indirdik (inzal ettik) onu”. “Hu” emrinde bu mutlak hüküm, “Hu” kelimesinde Kur’an’ın benzersizliğini beyan etmektedir. “Hu” bir ilahi esmadır. Ve burada Kur’an’ı anlatır. İşte bu esma sırrı içinde vahdet ve benzersizliği ifade etmektedir.
“Kadir Gecesi” tanımına gelince “Kadir” kelimesi üç ayrı mâna ifade eder:
a) Kader ve Hüküm: Bu manaya göre, evrenin kader sırlarının açıldığı gecedir.
b) Azamet ve Kudret: Bu manaya göre azamet ve şeref gecesi demektir.
c) Tazyik : Bu manaya göre, kudret-i İlahinin evrene intikalindeki hikmetler gecesi demektir.
“Kadir gecesi” tanımında bu üç mana da bir aradadır. Zira sûrede “Kadir Gecesi” üç kez üst üste geçmektedir.
İnzâl: Âlem-i gaybın, şühuda intikal etmesi demek olduğuna göre; bu gece, gaybın aralandığı gecedir.
Ayet 2: “Ne bildirir ki sana kadir gecesi?”
Kur’an’da bu tarz bilinmez kavramları açıklayan bir çok âyetler vardır.
Allah ’ın bu tarz emirlerinde ortak bir tanımı vardır: “....Ne olduğunu kim bildirebilir?” Şeklinde gelen âyetlerde temel vasıf: Bu konu ilmen bilinemez, demektir.
Kadir gecesinin ilmen bilinmezliği yanında; bize, anlayabileceğimiz ölçüde tanımını 3,4,5. Ayetler yapacaktır.
Buna rağmen kadir gecesi gayb âleminin bilinmezlik sırrını taşıdığından, zâhirde
Kat’iyen kavranamaz, ancak kalben, enfüsde hissedilir.
Ayet:3 “Kadir Gecesi bin(1000) aydan hayırlıdır.” Kadir gecesinin bilinmezliğini anlatan ayet; yani üçüncü ayet, şühud âleminden bir örnekle tanıma başlıyor:
“O gece, bin aydan hayırlıdır.” Bu misalin yorumuna gelince.
a) Bir mü’minin gönülden hamd niyazı 1000 aylık zahiri ibadetten hayırlıdır.
b) Kesin olduğu bütün tefsircilerce kabul edilen bir hadise göre: Efendimiz, rüyalarında Emeviler’in minbere tırmandıklarını görmüş ve çok müteessir olmuştu. Bu rüyadan sonra Sûre-i Kevser ve Sûre-i Kadir nazil oldu.
Hz. Ali Kadir gecesi şehid edildi. Emeviler’in zahiri saltanatları ise 83 sene 4 ay; yani bin ay sürdü.
Kevser Sûresi’nde Emevi soyunun ebder olduğu; Kadir Sûresi’nde ise Emeviler’in 1000 ay sonra yıkılacakları dile geliyordu.
Hadislerin toplandığı yıllarda, siyasi otorite Emeviler’in elinde olmasına rağmen, bu hadisin yazılmasına karşı çıkmadılar. Kendilerinde az da olsa bir hayra nisbet kurdular. Bu konuda ayrıntılı bilgi isteyenler Tirmizi, Tebarani, Delâilde Beyheki gibi kaynaklara ve Elmalılı merhum Hamdi Efendinin tefsirinde 5972. Sayfaya başvurabilirler.
İşte Horasanlı Ebâ Muslim, Kur’an’ın bu mucizesine inanarak Emeviler’, 30-40 kişilk askeri ile yerle bir etmiştir.
c) Efendimiz bir emrinde : “Bin yıl zahiri feyz yağsa, Fâtiha ’nın sırrı ondan daha hayırlıdır.” Buyurmuştur.
d) Bin ay, normal melek zaman saatinde (4.ayete kıyasla) bir gecedir ve bu gece; kadir gecesi, gayb zaman saatinin dünyada işleyiverdiği bir mucize zaman genleşmesidir.
e) Kalbe, gayb dan bir hikmet gelince bin yıllık terakki olur.
f) Bin ay, yaklaşık olarak uzun bir ömrü temsil eder. Bu âyet buyurmaktadır ki: Bu gecede alacağınız gerçek bir kalb feyzi, ömrümüzün tümünden daha hayırlıdır.
Ayet4: “Melekler ve ruh kesiksiz ve devamlı inerler....”
Henüz Adem’in bedeni yaratılmadığı devirlerde: meleklerde, arza inmek, onu ziyaret etmek hevesi vardı. Sık sık arza inerlerdi. Bu duygu, meleklerin Efendimize karşı ezelde duydukları iştiyaktan doğmaktadır. İnsanların yeryüzüne gelmesinden sonra meleklere genelde bu ziyaretler yasaklandı. Kadir Gecesi Kur’an ’ın inzâli sebebiyle yılda bir gün ruhlarla birlikte melekler arza inerek, Hz. Muhammed (S.A.V) sofrasında bu ilâhi ziyafete katılırlar (Kadir Gecesi şenliği).
Ayetin son cümlesi melek ve ruhun kesiksiz arza intikalini bir forma bağlamıştır.
“Min külli emrin (her emirden) burada “min” atfı, bağlantı kabul edilirse, o zaman âyetteki mâna :
“O Kadir Gecesi Melek ve ruh aldıkları emrin uygulamasına (uygulaması için) Allah’ın emriyle inerler” demektir.
“Min” eki emre atıf ise, o zaman âyetin mânası:
“O gece melek ve ruh her emirden izinle inerler” demektir.
Adem’e secde emri gibi; İlahi emirle inerler demektir. Zira ilâhi tecelli, kalb-i Muhammedi (S.A.V) ‘ye inince, secde emri doğar ve böylece ruh ve melekler, bin gecelik bu intikali bir gecede yaparak büyük bir ilahi tecelli sergiler.
Burada önemli bir nokta ruhun intikalidir. Gerçi bazı yorumcular, “ruh” dan muradın Cebrâil olduğunu savunmuşlardır. Ancak Cebrâil de bir melektir. Ve melek kavramı içindedir. Bazı âyetlerde tek başına ruh geçince Cebrâil’in kasdedildiği olmuştur. Ancak “Melek ve Ruh” kavramında elbette Cebrâil olarak ayrı tanım söz konusu değildir.
Ruhların arza intikali ancak bir ilahi emirle mümkündür. Emr âleminden izin çıkmadan ruh arza intikal edemez.
Bu intikal de sırr-ı Muhammedi (.S.A.V) hikmeti içindedir. Velilerin ruhları, şehidlerin ruhları Efendimize hizmet için arza emr-i ilâhi ile intikal edebilir.
Bu genel kuralın dışında, ölenlerin ruhu emr âlemine intikal eder. Ve arza dönemezler. Ruh çağırma şaşkınlığında olanlar bu hikmeti bilmediklerinden şaşkın maceralar peşindedirler.
Ayet 5: “Ta fecrin tulûuna kadar (tan görülene dek)...”
Bu ayette birinci bölüm Kadir Gecesinin süresini simgeler ki: Arzın dönüşü göz önüne alınırsa; Kadir Gecesi 24 saat sürer. Ve Mekke boylamında başlayarak batıya doğru intikal ede ede sürer ve yine Mekke’de sonlanır.
Ayetin ikinci bölümü
“Fecrin tulûuna kadar bir selamdır” ibaresindeki “selam” kelimesidir.
Selâm-ı ilâhi: ilâhi bir ilgi, bir cereyandır:
a) Zahir, yani gündüz başlayınca çokluk yansır ki; gayb âleminin sırrı perde arakasına çekilir.
b) İslam Güneşi 27 Ramazanda doğmuştur. Bu, tüm insanlığa büyük rahmet ve selamdır. Bu gece yalnız arzda değil, ruhların ve meleklerin intikali dolayısıyla tüm evrenedir. Tüm evrende bir bayram, ilahi bir şenliktir.
c) Her ferdin ruhunun, kalbine tazyik ederek ilâhi hikmeti sezdiği gecedir. Gönülde imân ışığı yanana kadar sürer.
d) Kur’an, gönüllere ilâhi selâmın, Allah cereyanının sırrını yansıtan bir hikmettir. Onun ihtişarı, gaybın açılıp, gerçeklerin Allah emri ile dünyaya sergilenmesini temsil eder.
e) İşte böylece Allah, kadir gecesi dolayısıyla, Kur’an’ın intişarının ve Efendimizn sırrının ilmen bilinemeyeceğini bildirdikten sonra, o sırdan ehline perde perde gerçekleri açıklamıştır.
Şimdi bir noktaya dikkatinizi çekiyorum. Önce Allah, Alak Sûresinde Kur’an’ın ilk intişarını bildirmiş; sonra bu sûre ile Kadir Sûresi’nin ne denli bir evren sırrı taşıdığını Kadir Sûresi ile açıklamıştır.
Alak ve Kadir Sûreleri’ni birlikte sezmeye çalışırsak: Evrendeki büyük hikmetin Alak (ilgi ve câzibe) ile başladığını ve gayb âleminin billurlaştığını anlıyoruz.
Ve Kur’an bu temel hikmetin anahtarıdır.
Bir İslam Büyüğü der ki:
-kadir gecesini mutlaka bulmamız gerekmez. Kadir gecesi niyetiyle bir kısım gecelerde ibâdet ve tâatta bulunmamız gerekir. Böyle bir niyet ve alâkâ ile bu geceleri hakkınızda Kadir gecesi hükmüne dönüştürebilirsiniz.(Ahmed Şahin-Dualarımız)
Demek ki esas olan, niyettir, alâkadır, ihlâstır. gerisi Rabbimiz'in bitmez tükenmez rahmet hazinesinin mükâfatına kalmıştır. Rabbimizin mükâfat hazinesi kulların ki gibi değildir, verilmekte güçlük, zorluk ve cimrilik bahis mevzu olsun. Ne var ki, ihlâs, iman ve âlaka şartı vardır bunun. Bunu nefsimizde bulunduralım yeter.
    
KADİR DUASI
“Allahümme inneke afüvvün kerimün tühibbül-afve fa’fü anni”
Manası: Allah’ım, şüphesiz sen, affedicisin, kerimsin, kullarını affetmeyi seversin, beni de affet(Ya Rabbi)
    
CEVŞEN’İ KEBİR DUASI’NIN SIRLARINDAN(Pamuk Yayınları)
Bu dua dünya yaratılmadan (500) sene evvel arşın üzerine yazılmıştı. Hangi kul Ramazan’ın başında, sonunda veya her gece veya Cuma günü veya gecesi bu duayı okuyarak bana dua ederse, Kadir gecesi ona gösterilir. Kadir gecesi, Allah Teâlâ 70 bin melek yaratır. Her semada 70 bin melek bulunur. Meke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de, Meşrık’da, Mağrib’de 70 bin melek vardır. Her meleğin çeşitli dilleri vardır. Cenab-ı Hakk’ı tesbih ederler. Hasıl olan sevabı bu mübarek duayı okuyana bağışlarlar. Böylece oradaki bütün perdeler ortadan kalkar. İşte bu esnada Allah’tan (C.C) ne istenirse dileği kabul edilir.
Kadir Gecesi’ni, ramazan ayının son on günün gecelerinde arayınız.
(Hadis- Şerif-buhari, Leyletü’l-Kadr,3, Tirmizi, Savm,72, no:792)
Kim Kadir Gecesi’nin faziletine inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.(Hadis-i Şerif-Buhari, Teravih 1, Müslim, Misafirun 176, no.760)
Resülallah (s.av)’e ümmetinin ömrü gösterilmiş. O da, önceki ümmetlerin ömrüne nisbetle kısa olduğu için, amelde onların uzun ömürde işlediklerine yetişemezler diye, bu ömrü az bulmuş. Bunun üzerine cenâb-ı hakk, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ne vermiştir.(İ.Malik, Muvatta, İtikaf, 15, 1/321)
Resülüllah (s.a.v) ramazan ayının son on gününde İ’tikafa girerlerdi. Fakat bir sene (seferde bulundukları) için İ’tikafa girmedi, mütakip yıl yirmi gün İ’tikaf yaptı.(İbn’i Mace, sıyam, 58, no, 1770)
Cennetin derecelerinin adedi, Kur’an ayetleri sayınsıncadır. Kur’an okuyan bir kimse, cennete girdiğinde, ondan üstün hiç kimse olmayacaktır.(Hadis-i Şerif-Feyz’ul-Kadir, 5/285)
    
KADİR GECESİNİ GÖZETMEK
Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadîs-i şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir: v Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece. v Pazartesi günü girerse, 20’yi 21’e bağlayan gece. v Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece. v Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece. v Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece. v Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece. v Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece. İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gecesi’yle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Birçok ehlüllah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır. Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü’minlerin her geceyi Kadir Gecesi bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir. Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minler afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar. (Dua ve İbadetler, Fazilet Neşriyat) Netice olarak Ramazan-ı Şerif hangi gün girerse girsin, bu hesaba göre Kadir Gecesi, cumartesiyi pazara bağlayan geceye isabet etmektedir. Ramazan-ı Şerif’in ikinci yarısında ise, iki adet cumartesi vardır. Bunlardan gecesi tek sayıya isabet eden, Kadir Gecesi’dir.
    
KADİR GECESİ’NİNFAZİLETİ
Bin aydan daha hayırlı olan, meleklerin dünyaya indiği bu geceyi bereketlendirmek bizim elimizde. Bu gecede amel, ibâdet, zikir ve tefekkürle ulaşılacak olan hayır ve mükâfat, onsuz bin ay amel ile kazanılacak olan ecir ve sevaptan daha fazladır. Bir sınır ve miktar ile sınırlandırılamayacak kadar çok hayırlıdır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın, sırf Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetine bir lûtuf ve ihsânıdır. Resûlüllah (s.a.v.), bu geceyle alâkalı olarak bizlere şunları hatırlatmaktadır: “Kim inanarak ve sırf Allah rızası için Kadir Gecesi'nde (Allâh‘a ibâdet için) kalkarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” Demek ki, bu geceyi değerlendirmenin birinci şartı kalkmak, yani gafletle geçirmemektir. Resûlüllah (s.a.v.) namaz kılmış, Kur'an okumuş, duâ ve tefekkürde bulunmuştur. Kadir Gecesi'nin ramazan ayında, bâhusus son on gününde saklı oluşunun hikmeti, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyana dalmamaları... Bir diğeri de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi'ne tesadüf etme ümidiyle ramazân-ı şerifin tamamını ihya etmelerini istemek olabilir. Bir hadis-i şerifte de Resûlüllah Efendimiz, “Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır” buyurur.
Kadir gecesinin kadrini, Kur’an-ı Kerim’in “Kadr Suresi” gayet açık bir üslup ile anlatmaktadır. Bu surenin bir ayet-i celilesinde Allah (c.c) şöyle buyuruyor.
“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
Efendimiz (s.a.v)’in mübarek sözlerinden pek çoğunda, Kadir gecesinin çok hayırlı bir gece olduğu ve Ramazan ayının 27. Gecesine tesadüf ettiği bildirilmiştir.
Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu.
“Eğer cennetten bir adam çıksa, ve bütün dünya ehli de ona misafir olmak isterse o hepsini yedirir içirir, giydirir. İşte Kadir Gecesi de Hakk’ın misafirlerinden birirdir. Onun ziyafeti bütün dünya halkına yeter. Mahlukatın tümü Allah’ın misafiri ve kullarıdır. Onun keremi onlara yetmez mi, cömertliği onlara kafi gelmez mi?
Efendimiz (s.a.v) Kadir gecesinde neler yapılacağını, zaman zaman ümmetine ve özellikle mü’minlerin anneleri olan hanımlarına söylemiştir. Hz. Aişe validemiz şöyle anlatıyor:
“Allah resülu (s.a.v) bir akşam odama girdi. Ben ise yatağımı serdim, uyumaya hazırlanıyordum. Şöyle buyurdular:
-Ey Aişe! Bu gece şu dört ameli işlemeden uyuma:
a. Kur’an-ı Kerim’i bir defa olsun hatmet.
b. Peygamberleri, kıyamet gününde kendine şefaatı kıl.
c. Bütün müslümanların rızasını kazan.
d. Hac ve umre yapmadan uyuma.
Allah Resulü (s.a.v) bunları söyledi ve hemen namaza durdu. Bende kalkıp yatağın içine oturdum. Resülulllah (s.av) namazını bitirinceye kadar bekledim. Nihayet Allah Resülu namazını bitirip selam verince sordum.:
-Ya Resüllallah! Anam babam sana feda olsun, bana dört şeyi yapmadan uyumamamı emrettiniz. Ama ben, bu kadar işi bu kısa zamanda nasıl yapabilirim? Bir çare göstermediniz.
Bunun üzerine Allah’ın Resülu tebessüm ederek şöyle buyurdular:
-Ey Aişe! Dediklerimi yapman o kadar güç bir iş değildir. Çaresi şudur:
a. üç kez İhlas Suresini okursan, Kur’an-ı bir defa hatmetmiş sevabı alırsın.
b. Bana ve diğer peygamber kardeşlerime salat ve selam okursan, bizler kıyamet gününde sana şefaatçı oluruz.
c. Mü’min kardeşlerinin Allah’ın affına mazhar olmaları için istiğfar okursan, onların hepsinin rızasını kazanırsın.
d. “Sübhânellâhi vel hamdülillahi ve lâ ilâhe illellâhü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” tesbihini okumaya devam edersen, bir hac ve umre yapmış kadar ecir kazanırsın.”
Kadir gecesinin zamanı hususunda alimler arasında ihtilaflar doğmuştur. Kimi son on gününde kadir gecesinin aranması gerektiğini savunurken, bazıları daha değişik zamanlar ileri sürmüşlerdir. Aslında Ramazan ayı boyunca bütün gecelerde Kadir gecesinin araştırılması gerekir.
Kadir gecesinin sessiz ve sakin, fırtınasız, ne fazla sıcak, ne fazla soğuk, uyanık bulunan kimselere huzur ve huşu bahşettiği, sabahleyin doğan güneşin saçtığı ışınların gözleri tırmalamadığı çeşitli alimlerce ileri sürülmüştür.
Ramazan gecelerinde çok ibadette bulunulmasını temin için, o gecenin hangi gecede olduğu gizlenmiştir.
    
KADİR GECESİ NAMAZI
Bu namazın en azı iki, en çoğu bin, orta haddi yüz rekattır. Ondaki kıraat aynı berat namazındaki kıraattır.
Ancak orta haddinde kişi fatihadan sonra bir kere “inna enzelnahu” üç kere “ihlas Suresini okur. Her iki rekatta bir selam verir. Selamdan sonra hemen Hz.Peygamber'’ salat- selam getirilir ve kalkılır. Böylece dünya kelamı yapılmadan yüz rekatlık namaz tamamlanmış olur.
    
KADİR GECESİ
Kadir gecesinin gizliliği
Genel bir kabul olarak her yıl ramazan ayının 27’nci gecesi kadir gecesi olarak düşünülse de, bin aydan hayırlı bu kutlu gecenin ne zaman olduğu kesin belli değildir. Bu konuda bazı alimlerimiz 45’e ulaşan farklı görüşten söz ederler.
Kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair görüşlerden bir kısmı şöyledir:
Kadir Gecesi bütün sene içinde bir gecedir, yıldan yıla zamanı değişebilir.
- Ramazan ayı içinde bir gecedir, fakat her yıl ramazan içinde farklı gecelere gelebilir.
- Ramazanın son yarısındadır.
- Ramazanın son onundadır.
- Ramazanın son yedisindedir.
- Ramazanın 17’nci gecesidir.
- Ramazanın 19’uncu gecesidir.
- Ramazanın 21’inci gecesidir.
- Ramazanın 23’üncü gecesidir.
- Ramazanın 27’inci gecesidir.
Bütün bu ihtimaller içinde en muteber olanı ise, kadir gecesinin ramazanın son onunda, tek gecelerde ve büyük ihtimalle 27’nci gece olmasıdır.
Kur’an-ı Kerim’in Peygamber A.S.’a indirilişinin başlangıcı, ramazanın 17’nci gecesinde olmuştur. Demek ki o yıl kadir gecesi, 17 ramazana rastlamıştı.
Aslında kadir gecesinin, Rasul-i Ekrem A.S. Efendimiz’e tamamen gizli kaldığı da düşünülemez. Ancak fazla açıklanmasına izinli olmadığından, kesinlik ifade etmeyen, teşvik ve ümit veren açıklamalarla yetinmiştir.
İmam-ı Azam Rh.A. Hazretleri’nin kanaatine göre de, kadir gecesi yıl içinde farklı aylar ve gecelerde dönmektedir. Çoğunlukla ramazanın son onunda ve muhtemelen 27’inci gecesinde olsa da böyledir. Hadis-i şeriflerde ümit ve tavsiye olarak işaret edilen kadir geceleri, Rasulullah A.S.’ın yaşadığı farklı yıllara mahsus olmalıdır.
Kadir gecesinin belirtileri
Kadir gecesinin bazı alâmetlerinden söz edilmiştir. O gecenin sabahında güneşin parıltısız olarak, yani çevresinde ışık hüzmeleri görünmeden ve gözü rahatsız etmeden dolunay gibi doğup yükselmesi, o gece havanın nisbeten ılıman olması gibi. Ayrıca, karanlık yerlerden dahi nurlar parladığını farketmek, o gece yapılan duaların kabul olduğuna şahit olmak gibi haller de bu belirtilere dahil edilmiştir.
Bu gecenin özel alâmetlerini farketmek, elbette herkes için mümkün değildir. Ancak ilâhi lütuf ve manevi keşifle birşeyler görülüp sezilebilir. Bununla beraber, o gece olağanüstü şeyler görüp ibadetten uzak kalmaktansa, hiçbir şey görmediği halde dua ve ibadet halinde olmak elbette daha iyidir.
Kadir gecesini iyilik ve ibadetle ihya ederek araştırmak müstehap olduğu gibi, o geceyi zamanında farkeden kimsenin bu müşahedesini fazla açığa vurmadan gizlemesi, Allah’a şükür ve duada bulunması da müstehaptır.
Kadir gecesini takib eden gündüz de, cuma gecesi ve gününde olduğu gibi hayır ve ihya bakımından o geceye dahil sayılır.
Kadir gecesinin ihyası
Bu geceyi ihya etmekten maksat, bir saat dahi olsa gecenin bir kısmının ibadetle, canlı ve uyanık geçirilmesidir. Kur’an ve hadis okuma, dua ve tevbe, tesbihat ve salâvat, dini sohbetler, gece namazı ve kaza namazları başta olmak üzere, Allah rızası için daha başka iyilik ve güzelliklerle, bu mübarek geceden mümkün mertebe faydalanmaya çalışmalıdır. Bu gece, duaların pek makbul oduğu bir gecedir.
Kadir gecesi ümidi ve niyetiyle geceyi ihya eden, o geceye denk gelmese bile elbette bol sevaba kavuşur.
Bu geceye mahsus, özel bir namaz ve ibadet şekli yoktur. Kadir gecesi namazı olarak, yatsıdan sonra bir nafile namaz kılınması öteden beri hoş görülmüş bir adet ise de, güvenilir kaynaklarada bu konuda bilgi mevcut değildir. Öyleyse herkes istediği gibi nafile namaz kılabilir. Kaza namazı borcu olanın ise, bolca kaza namazı kılması daha uygundur. Ramazanın son on gecesi, kadir gecesine rastlama ümidiyle ayrı bir öneme sahiptir ve ibadetlerle ihyası müstehaptır.
Kadir gecesi, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılmakla veya yatsı ve teravihin kılınmasıyla kısmen ihya edilmiş olur. Yatsı ve sabah namazının cemaatle kılınması da böyledir. Tabii ki gecenin çoğunu veya tamamını ibadetle ihya etmek çok daha güzeldir.
Hanımların namazları vaktinde kılıp, gecenin diğer amel ve adabını kollamakla; namaz kılma imkanı olmayan mazeretli kimselerin de ibadet niyetiyle dini eserler okuma, dinleme, tefekkür, dua, zikir ve tevbe gibi hallerle gecenin hakkını verip, hissedar olmaları mümkündür.
Kadir gecesindeki sevaplar, bu gece açıktan bilinmese de bin aylık sevaba denktir. Ancak açıkça bilinseydi, bu gecenin günahları da bin aylık olurdu. Şu halde bundaki gizlilik büyük bir nimettir.
Günlük Hayatta Sünneti Seniyye
1. Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine haram kılınmıştır.
11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.
12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.
19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. Konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.
22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. Yüzükoyun yatmamak.
27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.
28. Beyaz giymek.
29. Mest giymek.
30. Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.
31. Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.
32. Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.
33. Üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek.
34. Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı.
35. Aksırınca sesi az yükseltip, “Elhamdülillah” demek. Böyle diyene de “Yerhamükellah” demek. Bize dediklerinde “Yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek. Bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. Üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez.
36. Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. Namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur.
37. Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.
38. Kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. “Kim o?” diye sorulduğunda, “Benim.” dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. Kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. Biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek.
39. Ayakta bevletmemek. Tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. Hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. Tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.40. Banyo yapılan yere bevletmemek. Çünkü vesvesenin çoğu bundandır.
41. İnsanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. Hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir.
42. Kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. Buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. Bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir.
43. Büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı.
44. Mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.
Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: “Misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. Bunu temin eden Erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar.”
45. Emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak.
46. Cömertlik. “Cömert Allah’a yakın, cimri ise Allah’a uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.”
47. Çok tefekkür etmek. “Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.”
48. Borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. Böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. Anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. Durumu net olarak tespit etmek lazımdır.
49. Bir yakını vefat eden Müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. “Allah merhuma rahmet etsin.” şeklinde dua yapılır. Taziye ziyareti vasati üç gün içinde yapılır. Üç günden sonraki ziyaretlerde vefatı hatırlatıp hüznü deşmek uygun olmaz. Evinden cenaze çıkan kimseler üzüntüden dolayı yemek hazırlayıp sofra kuramazlar. Bunun için vefalı komşular bir müddet bu eve yemek getirirler. Böylece hüzünlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. Cenaze sahibi üç gün kendisine kolayca erişilebilecek bir ortam hazırlar ve böylece kardeşlerinin taziyede bulunabilmelerine imkan tanınmış olur
50. Ölmüş kimseleri hayırla yad etmek.
51. Mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. Böyle yapmak kadere itiraz ve Cenabı Hakkın takdirini itham etmek olur. Ayrıca bu mevtaya iyilik değil azaba vesile olur.
52. Sekerat halindeki hastalara “La ilahe illallah, Muhammedün rasulullah.” şeklinde telkinde bulunmak. Hastanın dudaklarını temiz ve ıslak bir bezle sulandırıp kurumamasını sağlamak. Ölüm vaki olup son nefes verilince, okumalar durdurulur ve cenazenin uzağında devam edilebilir. Çenesinin açık kalmaması için mendil ve benzeri şeylerle başa bağlanır. Gözleri açık ise kapatılır.
53. Kabirleri ziyaret etmek. Gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. Kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. “Ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. Sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. Size Allah’tan af ve mağfiret dileriz.” Şeklinde selam ifade edilebilir. Sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. Yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. Kur’an ve dualar okunabilir. Ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. Şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. Mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. Kurumuş otlar ayıklanır.
54. Hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. Onlara teselli ve ümit vermek. Ziyareti uzun tutmamak. Hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak.
55. Sıla-i rahimde bulunmak. “Akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise Allah’ın rahmeti inmez.”
56. Zemzem suyunu hürmeten ayakta ve kıbleye karşı dönerek içmek.
57. Anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.
|
| |
|
Kırk hadis ezberlemek
|
Sual: (Kırk hadis ezberleyen Cennete girer) diye bir hadis var mıdır?
CEVAP
Sadece kırk hadisi hatta Kur’an-ı kerimi ezberleyen Cennete girmez. Hadisleri bizim anlamamız zordur. Bir kâfir de 40 hadis ezberleyebilir, bid’at ehli de ezberleyebilir. Başka bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın şu 99 esma-i hüsnasını ihsâ eden, Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır) [Buhari] [İhsa etmek, bu 99 ismi manaları ile birlikte ezberleyip amel etmek demektir. Böyle yapan Cennete girer.)
Kırk hadis ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
([Yazılı halde] Kırk hadis bırakarak vefat eden Cennette arkadaşımdır.) [Deylemi]
(Allahü teâlânın rızası için, helâli ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.) [Ebu Nuaym]
(Ümmetimin din işlerinde faydalı kırk hadis ezberleyen, âlimlerle haşr olur.) [Taberani]
(Allahü teâlânın kendisine mağfiret etmesi ümidi ile, benden kırk hadis yazana, Allahü teâlâ rahmet edip şehid mertebesi verir.) [İbni Cevzi]
(Ümmetime iletmek üzere kırk hadis ezberleyene şefaat ederim.) [İbni Adiy]
Cennete girmek için birinci şart, doğru iman sahibi olmaktır. İmanın altı esasına inanmak şarttır. Birine bile inanmayan Müslüman olamaz ve Cennete giremez. Bundan sonra haramlardan kaçıp farzları yapmak gerekir. Farz ve haramları hadis-i şeriflerden değil, ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamasından öğrenmek lazımdır. Ondan sonra, kendisinin de amel ettiği, haram ve helali bildiren kırk hadisi Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklaması ile birlikte yazarak CD’ye kasete falan alarak veya başka yollarla başkalarına ulaştıran kimse Cennete girer. Aşağıdaki hadis-i şeriflerde bildirilen Müslümanlar da yukarıda bildirilen şartlar dahilinde ancak Cennete girer. Sadece aşağıdakileri yapmakla girmez:
(İki çene arası ile iki bacak arasını koruyan Cennete girer.)[Haraiti]
(Allahü teâlânın verdiği rızka kanaat eden Cennete girer.) [Dare Kutni]
(Allahü teâlânın verdiğine razı olan Cennete girer.) [Deylemi]
(Kadın, eşine eziyet etmezse, sırf namazları yüzünden Cennete girer.) [Hâkim]
(Kul doğru ise, ihsan sahibi olur. İhsan sahibi olunca da imanı kemale erer. İmanı kemale erince de Cennete girer.) [İ.Ahmed]
(İstemeyen hariç, ümmetimin hepsi Cennete girer. Bana itaat eden Cennete girmeyi istiyor demektir, isyan eden ise istemiyor demektir.) [Buhari]
(İlim öğrenen, kocasına itaat eden kadın, ana babasına iyilik eden evlat, peygamberlerle beraber hesap görmeden Cennete girerler.) [İ. Rafii]
(Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan Cennete girecektir.) [Nesai, İbni Hibban]
(Farz olduğunu bilerek, beş vakit farz namaza rükû, secde, abdest ve vakitlerine riayet ederek devam eden kimse Cennete girer.) [Taberani]
(Ramazan orucunu tutan Cennete girer.) [Deylemi]
(Oruçlu iken ölen Cennete girer.) [Bezzar]
(Bir Müslüman kardeşinin hacetini gördükten sonra ölen Cennete girer.) [Ebu Ya’la]
(Yemek yediren ve selamı yayan Cennete girer.) [Tirmizi, Taberani]
(Kocası kendisinden hoşnut olarak ölen kadın, Cennete girer.)[İbni Mace]
(Kadın, kocasına eziyet etmeyip namazlarını kılsa Cennete girer.) [İbni Mace]
(Cana kıymayan, haram yemeyen, zina etmeyen ve içki içmeyen Cennete girer.) [Bezzar]
(Helal yiyen, sünnete uyan ve şerrinden emin olunan kimse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Sünnete sarılan Cennete girer.) [Dare Kutni]
(Allahü teâlâdan başka bir ilah olmadığını bilerek vefat eden Cennete girer.) [Müslim] (İmanın altı esasından birine inanmayan, tek ilaha inansa da Cennete giremez.)
(İpten kopup kaçan deve gibi Allah’tan kaçan hariç, herkes Cennete girer.) [Taberani] (Allah’ın bildirdiği dine, Müslümanlığa veya imanın altı şartından birine inanmayan, beğenmeyen, ibadet etmeyen veya haram işleyen kimse, Allah’tan kaçıyor demektir.)
(İhlasla, Rabbim Allah, dinim İslam ve peygamberim Muhammed aleyhisselamdır diyen Cennete girer.) [İ. Ahmed] (Muhammed aleyhisselama inanmak demek, onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.)
(İhlas ile Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü diyen Cennete girer.)[Taberani]
(Sabah ve akşam, ”Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zâlimin) diyen, o günü veya gecesi ölürse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Cennete ancak Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim]
(Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan kimse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Cennete ancak temiz olanlar girer.) [Deylemi]
(İki kız evladına güzel muamele eden Cennete girer.) [İbni Mace]
(İnsanları affedenler, hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya]
(Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyen kimse Cennete girer.) [İbni Asakir]
(Zinadan korunan Cennete girer.) [Beyheki]
(Üç, hatta bir çocuğu ölen Cennete girer.) [Taberani]
(Her hâl-ü kârda Allah’a şükredenler Cennete girer.) [İ.Gazali]
(Tartışmayan, kimseyi incitmeyen Cennete girer.) [Tirmizi]
(Bir insanın hidayetine sebep olan Cennete girer.) [Buhari]
Kırk tane hadis-i şerif
Sual: Yoruma ihtiyaç duyulmayan kırk hadis ezberleyip ve onunla amel ettikten sonra, mail ile falan arkadaşlara göndermenin iyi olduğunu söylediniz. Kolayca anlaşılabilen ve ihtiyaç duyulan kırk hadis yazar mısınız?
CEVAP
Hemen her hadis-i şerif açıklamayı gerektirir. Onun için hadis-i şerifleri şerh kitaplarından almak gerekir. Yine de biraz açıklama gerektiren hadis-i şeriflerden kırk tanesinin meali şöyledir:
(Acele eden hata eder.) [Beyheki]
(Gülerek günah işleyen, ağlayarak Cehenneme gider.) [Ebu Nuaym]
(Affedin ki affa kavuşasınız!) [İ.Ahmed]
(Cennete cömertler girer.) [Ebuşşeyh]
(Âlimim diyen cahildir.) [Taberani]
(Bilmeden fetva verene, melekler lanet eder.) [İ. Lal]
(İstiğfara devam eden, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mace]
(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]
(Helal kazanmak için sıkıntı çekene, Cennet vacip olur.) [İ.Gazali]
(Dünya, ahiretin tarlasıdır.) [Deylemi]
(Din, güzel ahlaktır.) [Deylemi]
(En iyiniz, ahlakı en güzel olanınızdır.) [Buhari]
(İyi geçinmek aklın başıdır.) [Beyheki]
(Namus gayreti imandandır.) [Deylemi]
(Onun bunun karısını kızını ayartan bizden değildir.) [İ.Ahmed]
(Namuslu olun ki, kadınlarınız da iffetli olsun!) [Taberani]
(Allah korkusu, her hikmetin başıdır.) [Taberani]
(Her iyilik sadakadır.) [Tirmizi]
(Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur.) [Müslim]
(İmanı olmayan Cennete girmez.) [Tirmizi]
(Cennete sadece Müslüman olan girer.) [Buhari]
(Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.) [İbni Mübarek]
(Hediye, dostluğu artırır, düşmanlığı giderir.) [Taberani]
(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar]
(İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ.Maverdi]
(Kendi düşüncenize göre hareket etmeyin!) [Taberani]
(Din kardeşine itiraz etme.) [Tirmizi]
(Kendini beğenen helak olur.) [Buhari]
(Veren el, alan elden üstündür.) [Buhari]
(Hayra vesile olan onu yapan gibidir.) [Tirmizi]
(Ancak ihlaslı amel makbuldür.) [Nesai]
(En üstün cihad, nefsle yapılandır.) [İbni Neccar]
(En üstün sadaka, ilim öğrenip öğretmektir.) [İbni Mace]
(En üstün ibadet, fıkıhtır.) [Taberani]
(Namaz dinin direğidir.) [Beyheki]
(Oruç tutun, sıhhat bulun.) [Taberani]
(Tebessüm etmek sadakadır.) [C. Sagir]
(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize bakın.) [Hakim]
(Dilini tutan kurtuldu.) [Tirmizi]
(Dua müminin silahıdır.) [İ. Ebiddünya]
|
|
|
| |
| |
XXXXXXXXX
Ahmet Ziyâüddîn Gümüşhanevi İnanç, ibâdet, terbiye, zikir ve fikir gibi İslâm'ın önemli konularını güzel bir tarz üzere Peygamber (sav)'in veciz ve hikmetli sözleriyle açıklamakla İslâm'a büyük bir hizmet vermiştir. Onun en çok tanınan Ramüzül Ehadis kitabından derlenen 401 hadisi şerif.
RAMUZ’UL EHADİS İSİMLİ HADİS
KİTABI‘NDAN
SEÇME HADÎS-İ ŞERİFLER
Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun. Rasûlüne, âl ve ashâbına salât ü selâm olsun.
Besmele:
1- Bir kimse evine girerken ve yemeğe başlarken, Allah’ın ismini zikrederse, Şeytan, (yardımcılarına) “Sizin için burada gecelemek de yok, yemek de yok” der. Fakat evine girerken Allah’ın adını anmazsa, Şeytan, “Geceleyecek yere de, yemeğe de kavuştunuz” der. (C.1,S.44/4)
2- Şeytan, besmele çekilmemiş yemeği kendisine helâl görür. Bir ârâbî Resûlüllah ile yemekteydi. Onun besmelesiz uzanan elini tuttum. Yemin ederim ki, şeytanın eli de onun eliyle beraber elimin içindeydi buyurdu. (C.1,S.102/5)
***
Tesbih:
3- Allah’a en sevimli kelâm, kulun “Sübhânellahi ve bihamdihî” demesidir. (C.1,S.17/2)
4- Allah’ı çok zikrederek meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin (haramdan sakının).(C.1,S.22/10)
5- Farz namazı kıldığınızda arkasından on defa: “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”diyen kimse için bir köle âzat etmiş sevabı yazılır. (C.1,S.52/16)
6- Büyük âfet olduğunda veya zulmetli rüzgârlar estiğinde “tekbir getirmeyi” tavsiye ederim. Zira o, zelzele ve âfetleri frenler. (C.1,S.66/11
7- Her taş ve ağacın yanında Allah’ı zikret. (Hatta münâfıklar senin için “Mürâî” deseler de.) (C.1,S.67/1)
8- Allah’ı zikr-i hâmil ile zikret. Denildi ki: “Zikr-i hâmil nedir?” Buyurdu: “Zikr-i hafî (gizli zikir)”dir. (C.1,S.67/2)
9- Bir sıkıntıya düştüğünde: “Bismillâhirrahmânirrahîm velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” de. Allahü Teâlâ onun sebebiyle belâ nev’inden dilediğini senden kaldırır. (C.1,S.66/5)
10- “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”ı çok söyleyin. Doksan dokuz türlü derdi def eder; en aşağısı “Keder”dir. (C.1,S.70/8)
11- “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” ile yardım dileyin. Zira bu, yetmiş nevî zararı giderir; en aşağısı, “Tasa”dır. (C.1,S.71/1)
12- İnsanlardan derecesi en yüksek olanlar, Allah’ı zikredenlerdir.(C.1,S.74/13)
13- Allahü Teâlâ, kulunu, yediğinde - içtiğinde bir defa “Elhamdü lillâh” demesinden dolayı cennete koyar. (C.1,S.89/10)
14- Allah yolunda zikir, (cihat, hac, vs.. için yapılan masraflar) yedi yüz misline ulaşır. (C.1,S.98/3)
15- Allah’ın celâlini zikredenlerin ve tesbih ile meşgul olanların zikirleri arı uğultusu gibi bir uğultu ile Arş’ı bulur, orada dolanır ve sâhibini Arş-ı Âlâ’da anar. İstemez misiniz, orada sizin de bir hâtıranız olsun! (C.1,S.106/7)
16- Mü’min kabrinde yeşillik bir bahçede ve kabri yetmiş arşın genişliğinde ve ayın on dördü gibi olur. “Zikrimden yüz çevirenlere maîşet darlığı vardır,” âyet-i celilesinin kabir azabı hakkında indirildiğini bilmez misiniz? Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, bunlara (zikirden yüz çeviren, ibâdât ü tâatı terk edenlere) hücum edecek doksan dokuz yılan var ki, her biri dokuz başlıdır. (C.1,S.106/11)
17- Kıyâmet günü Allah’ın kullarından en üstün olan, çok hamd edenlerdir.(C.1,S.116/6)
18- Gizli sadaka, Rabb’in gazabını söndürür. Sıla-i rahim, ömrü uzatır. Hayır yapan, fenâ ölümden kurtulur. “Lâ ilâhe illallah” kelâmı, doksan dokuz belâyı def eder ki, en aşağısı “Tasa”dır. (C.1,S.123/4)
***
Takvâ:
19- Îmanın en şereflisi, insanların senden emin olması; İslâm’ın en şereflisi, elinden, dilinden başkalarına zarar vermemen; hicretin en şereflisi, günahları terk etmen; cihadın en şereflisi, hem kendin, hem de hayvanının vurulması; zühdün en şereflisi, kalbinin nasibinle tatmin edilmesi; Allah’dan istenilecek en şerefli dilek de, din, dünya ve âhiret için âfiyettir. (C.1,S.72/1)
20- Rabb’iniz de bir, babanız da bir; dininiz ve peygamberiniz de bir... Arab’ın aceme, acemin Arab’a; karanın, kızıla üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takvâ bakımından biri diğerine üstündür. (C.1,S.123/1)
***
Îman-İslâm:
21- Bir kul Müslüman olur, İslâm’ı da güzel yaşarsa, Allah, o kimsenin evvelce yapmış olduğu her iyiliğini yazar, evvelce yaptığı bütün kötülükleri siler. Bundan sonra yeni hesap başlar. Her hasenesi bir mislinden yedi yüz misline kadar yazılır. Günahı ise misliyle kaydolur. Ancak Allahü Teâlâ’nın vazgeçtiği günahlar hâriç. (C.1,S.30/6)
22- Dört kişinin defteri yeniden başlar: Hasta, iyileştiğinde; müşrik, Müslüman olduğunda; mağfiret ümit eden kimse, Cuma’dan döndüğünde; hacı, hacdan döndüğünde...(C.1,S.69/10)
23- Îmanın üstün olanı, nerede olursan ol, Allah’ın seninle beraber olduğunu bilmendir.(C.1,S.76/3)
24- Sizin içinizde îman, elbisenin eskidiği gibi eskir. Allah’a niyaz ediniz ki, sizin îmanınızı tazelesin. (C.1,S.96/6) (Zikir, fikir, ibâdet, tâatla yalvarmalı...)
25- Kişi dili kalbine, kalbi diline; ameli sözüne uymadıkça, komşusu şerrinden emin olmadıkça hakîkî mü’min olamaz. (C.1,S.99/1)
26- Mü’minlerin ruhları yedinci kat semâdadır; orada cennetteki makamlarına bakarlar. (C.1,S.113/11)
Müellif Hz.: “Gıybet, tefâhür, kibir, ucüb (yaptığı ibadetten dolayı kendini beğenmek), haset, merhametsizlik, riyâ vs. Sıfatlar sebebiyle makamlarına varamazlar...” demiştir.
***
Duâ:
27- Bir kimse bir kardeşine gıyabında duâ ederse, melekler o kimseye, “Sana da bir misli var” derler. (C.1,S.45/9)
28- Yahûdî ve Hıristiyanlardan birine duâ etmeniz îcap ettiğinde, “Allah senin malını, çocuğunu çoğaltsın” deyiniz. (C.1,S.45/14)
29- Sizden biri namazda “Âmin” dediğinde, melekler de göklerde “Âmin” derler. Bu âminler birbirine tevafuk ettiğinde (karşılaştığında), o kimsenin geçmiş günahları mağfiret olunur. (C.1,S.56/7)
30- Kul “Yâ Rabbî, Yâ Rabbî” dediğinde, Allah o kimseye: “Lebbeyk, kulum iste; istediğin sana verilecektir,” buyurur. (C.1,S.56/11)
31- Dört duâ ret olunmaz: Hacının duâsı, evine dönünceye kadar. Gâzinin duâsı, evine dönünceye kadar. Hastanın duâsı, iyi oluncaya kadar. Kardeşin kardeşe yaptığı duâ...(En sür’atli kabul de, bu sonuncuya âittir.) (C.1,S.68/9)
32- Rikkat (kalp yumuşaklığı) ânında duâyı ganîmet bilin! Zira bu hal, rahmet (lütuf ve kerem)dir. (C.1,S.75/7)
33- Dertli mü’minin duâsını ganîmet bilin. (C.1S.75/8)
34- Allahü Teâlâ Rahîm’dir, hayat sahibidir. Kerim’dir, kulları ellerini kaldırdığında, üzerine bir hayır koymayıp boş çevirmekten haya eder. (C.1, S.87/13)
35- Duânın, inen ve inmeyen belâya faydası vardır. Ey Allah’ın kulları, duâya sarılın. (Allah’a çok yalvarın.) (C.1,S.97/10)
36- Kişi yaptığı günâh karşılığı rızktan mahrum olabilir. Kaderi ancak duâ karşılar. Ömrü de ihsandan başkası artırmaz. (C.1,S.98/7) (Günâhtan sakın, ihsana devam et!..)
37- Kul, duâ ettiğinde üç şeyden biri muhakkak verilir: Ya günahı affolur; ya hayrı çoğalır; ya da işlenmiş amel ecri alır. (C.1,S.104/8)
38- Kul, zulme uğradığında, intikam almamış, yardımcı da bulamamış olduğu halde ellerini semaya kaldırıp duâ ederse, Allah ona, “Lebbeyk kulum! Ben sana dünyada ve âhirette yardım edeceğim” buyurur. (C.1,S.104/9)
39- Bütün iyiliklerin yarısı ibâdet, yarısı duâdır.(C.1,S.118/3)
40- Bir kimsenin din kardeşi için gıyabında ettiği duâ, kabul olur ve duâ edenin başında bir melek “Âmin. Sana da bir o kadarı var,” der(C.1,S.122/5)
Namaz:
41-Ne dersiniz? Sizden birinin evi önünden bir nehir aksa, o kimse orada her gün beş defa yıkansa, onun üzerinde kirden bir şey kalır mı? “Kalmaz yâ Rasûlallah,” dediler. Buyurdu ki: Muhakkak ki namaz da, suyun kirleri giderdiği gibi mânevî günâh kirlerini giderir. (C.1,S.67/14)
42- Sizden biri namaz kılarken şeytan gelir de zihnini karıştırır. Hatta hangi rek’atte olduğunu şaşırtır. Böyle olduğunda sehiv secdesi yapın. (C.1,S.101/10)
43- Bir Müslüman lâyıkıyla abdest aldığı ve namazını lâyıkıyla kıldığında, o namazdan çıkarken anasından yeni doğmuş gibi çıkar. (Bütün günâhları dökülür.) (C.1,S.104/1)
44- Kul namaza durduğunda, ona cennet kapıları ve Rabbi ile arasında bulunan perdeler açılır. Huriler ona karşı dururlar; tükürmedikçe ve sümkürmedikçe... (C.1,S.304/3)
45- Kul namaza durunca sağa sola bakarsa, ona Rabbi buyurur ki: “Ey Kulum! Ben senin iltifat ettiğin şeylerden hayırlıyım.” İki veya üç defa bakarsa, yine aynı şekilde buyurur. Dördüncü defa bakarsa, ondan yüz çevirir. (C.1,S.104/10) (O namazdan ne hayır beklenir?)
46- Melekler, sizden biri uygun olmayan bir halde bulunmadıkça, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya kadar “Allah’ım ona mağfiret et, ona rahmet et,” diye istiğfar ederler. (C.1,S.108/8)
***
Gece Namazı -Teheccüd:
47- Allahü Teâlâ, gece, kuluna ruhunu iâde ederse (uyandırırsa), Allah’ı tesbih etsin, O’nu temcid etsin, O’ndan mağfiret dilesin. Eğer böyle yaparsa, o kulun geçmiş günahları mağfiret olunur. O kimse kalkar, abdest alır, namaz kılar ve sonra O’nu zikir eder, O’ndan mağfiret diler ve O’na duâ ederse, kabul olur. (C.1,S.48/4)
48- Gecenin yarısı veya üçte ikisi geçtiğinde, Allahü Teâlâ dünya semasına nüzül (tecellî) eder de buyurur ki: “İsteyen yok mu verilsin, Duâ eden yok mu kabul edilsin, istiğfar eden yok mu mağfiret olunsun” buyurur. Bu hal tâ sabaha kadar devam eder. (C.1,S.64/8)
49- Allahü Teâlâ’nın kuluna en yakın olduğu an, gecenin yarısından sonraki, zamandır. O vakit “Zâkir olmak” elinden geliyorsa, ol. (C.1,S.79/7)
50- Çocuk yedi yaşına geldiğinde, ona namaz kılmayı emredin; bâliğ olunca, namaz için hafifçe dövün. (C.1,S.38/3)
***
Hac ve Umre:
51- Hac ve umreye devam ediniz. Zira demirci ocağı demirden pası temizlediği gibi, Hac ve Umre de fakirliği ve günahları yok eder. (C.1,S.22/4)
52- Bir çocuk hac yaptığı zaman, âkil oluncaya kadar, bu, onun için bir hactır. Bulûğa erince başka bir hac yapması üzerine borç olur. Bir ârâbî hac yapınca, bu onun için hacdır. Hicret ettiğinde (Müslüman olunca), onun üzerine bir hac farz olur. (C.1,S.41/14)
53- Hacca giden kimse ehlinden ayrılıp üç gün veya üç gece (yol) gittiğinde, anasının onu doğurduğu gün gibi günahlarından çıkmış olur. Diğer günleri ise derecesinin yükselmesine vesile olur. Kim bir ölüyü kefenlerse, Allah o kimseye cennet elbisesi giydirir. Kim ölüyü yıkarsa, günahlarından çıkmış olur. Kim de kabrine konunca onun üzerine toprak atarsa, attığı toprağın her zerresi o kimsenin mîzanında dağlardan bir dağdan ağır olur. (C.1,S.43/3)
54- Bana söyler misin? Babanın bir borcu olsa, sen de onu ödesen, bu kabul edilir mi? Sahabe, “Evet” dedi. Allah senden daha merhametlidir; babanın yerine hac et. (C.1,S.68/2)
55- Dört şey var ki, sevabı yedi yüze çıkarır: Allah yolunda infak etmek, ana babaya harcamak, ramazan bayramında çoluk çocuğa kurban kesmek. Dört şey de günahı siler: Ramazan orucu, Beyt’i hac, Mescid-i Nebevî ve Kudüs’ü ziyaret. (C.1,S.69/11)
***
Dört Mübârek Gece:
56- Dört gün var ki, gecesi gündüzü gibi, gündüzü de gecesi gibidir. Allah o günlerde yemin verenin isteğini geri çevirmez, insanları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nâil olurlar. Bunlar: Kadir gecesi ve sabahı; Kurban arefesi ve sabahı; Berat gecesi ve sabahı; Cuma gecesi ve sabahıdır. (C.1,S.69/9)
* * *
Niyet:
57-Kıyâmet günü olduğunda ameller muhkem sahîfelerde getirilir. Azîz ve Celîl olan Allah buyurur ki: “Bunu kabul edin, şunu reddedin.” Melekler derler ki; “İzzetin hakkı için biz ancak onun yaptığını yazmıştık.” Mevlâ buyurur: “Onun ameli benim rızam için olmamıştı. Ben, ancak rızam için yapılan ameli kabul ederim” (C.1,S.59/2)
58- Kul, salih amel yaparken, kendisini, hastalık veya sefer hâli o amelden alıkoymuşsa, (amel defterine) sıhhatli veya mukim iken yaptığı salih amel gibi sevap yazılır. (C.1,S.60/3)
59- Te’vilin en doğrusu, iyiye olanıdır. Bu da Müslüman’dan bir şey reddetmez. Hoşunuza gitmeyen şey görünce, “Yârabbi, hasenâtı senden başkası getiremez, seyyiâti de senden başkası def edemez. “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm,” deyin. (C.1,S.72/7)
60- Allahü Teâlâ bir kimseye âhiret niyetiyle dünyayı verir, amma dünya niyetiyle âhireti vermez. (C.1,S.93/2)
61- Kişi, birini hoş gördü mü, o da onun gibi sayılır. (C.1,S.99/12)
62- İbâdetin en üstünü, Allahü Teâlâ’ya hüsn-ü zan etmektir. Allah buyurur ki: “Ben kulumun zannı gibiyim.” (C..1,S.116/7) ***
Allah sevgisi:
63- Allahü Teâlâ bir kulu sevdiğinde, onu, kendisiyle meşgul eder. Zevcesi ve çocuklarıyla meşgul etmez.(C.1,S.25/1)
64- Allahü Teâlâ bir kulu sevdiğinde, onu dünyadan korur. Sizden biriniz hastasını sudan koruması gibi... (C.1,S.25/2)
65- Allahü Teâlâ kulu sevdiğinde, ona dünya işlerini kapar, âhiret işlerini açar. (C.1,S.25/3)
66- Allah’ın emirlerini aziz et ki, Allah da seni aziz etsin. (C.1,S.74/6)
67- Allahü Teâlâ hilâfet için kul yarattığında, alnını mesh eder ve onu sevmeyen göz olmaz. (C.1,S.85/15)
68- Allahü Teâlâ şu üç tâifeye güler (hem hoşnut olur, hem taltif eder): Namaz için saf tutanlar, gece yarısı namaz kılanlar, harp safında Allah için cihat edenler. (C.1,S.89/10)
69- Allah için birbirini sevenler, yâkuttan bir kule üzerinde bulunurlar. O kulenin üzerinde yetmiş bin köşk bulunur. Onlar, yukarıdan cennete bakarlar, yüzlerinin ışığı, güneşin dünyaya verdiği ziyâ gibi olur. Cennet ehli, “Haydi onları seyredelim” diye seyre çıkarlar. Onların üzerinde yeşil sündüsten elbiseler var; alınlarında, “Bunlar Allah uğrunda, birbirlerini sevenler,” diye yazılıdır. (C.1, S.107/3)
70- Allah uğrunda birbirini sevenler, Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde, başka gölge olmayan bir zamanda, (mahşerde) gölgelenirler. Diğer insanlar korkar, onlar korkmaz; diğer insanlar, dehşette kalır, onlar kalmazlar.(C.1,S.107/4)
***
İlim:
71-İlimden bir bölüm öğrendiğinde, o senin için kabul olunmuş bin rek’at nâfile namaz kılmandan hayırlıdır. Bunu insanlara öğrettiğinde, ister amel edilsin, ister edilmesin, senin için yine bin rek’at nâfile namaz kılmandan hayırlıdı.(C.1,S.39/8)
72- Sırat üzerinde âlim ile âbit bir araya gelir, âbide, “İbâdetin sebebiyle, Cennet’e gir, oradaki nîmetlerden faydalan” denir. Âlime de, “Sen burada dur, sevdiklerine şefaat et; senin şefaatin mutlaka kabul olur,” denir ve o âlim nebîler makamına yükseltilir. (C.1,S.24/12)
73- Kıyâmet gününde, Allahü Teâlâ âlimleri toplar ve buyurur ki: “Ben sizin kalplerinize hikmeti, size azap etmek için vermiş değilim, haydi cennete girin.” (C:1,S.58/13)
74- Kıyâmet günü olduğunda, şehitlerin kanı, âlimlerin mürekkebiyle tartılır da, âlimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından ağır gelir. (C.1,S.59/6)
75- Dört şey, dört şeye doymaz: Göz bakmaya, toprak yağmura, dişi erkeğe, Âlim ilme... (C.1,S.69/1)
76- Ya âlim, ya öğrenci, ya dinleyici, ya da ilim ehlini sevenlerden ol; beşinci olma, helâk olursun. (C1,S.75/9)
77- İbâdetin en üstünü ilim öğrenmektir. (İlimden maksat da: önce, “Lâ ilâhi illallah” öğrenmek.) (C.1,S.77/7)
78- Peygamberlik derecesine en yakın olanlar, mücâhitlerle âlimlerdir. Zira cihad edenler ve ilim ehli olanlar peygamberlerin getirdiği esas üzerine cihat eder, insanlara yol gösterirler. (C.1,S.79/5)
79- Melekler ilim tahsil edenleri kanatları altına alırlar. Ancak onun Allah rızası için olması şarttır. (C.1,S.108/10)
***
Hastalığa Sabır:
80- Allahü Teâlâ Müslüman bir kulun bedenine bir musîbet verdiğinde meleklerine buyurur: “Onun için bundan önce işlemiş olduğu amellerin en iyisini yazın.”Eğer Allahü Teâlâ o kuluna şifa verirse, günahtan yıkar, temizler. Eğer ruhunu kabzederse, onu bağışlar ve rahmetine nâil kılar, (cennetine koyar.) (C.1,S.23/2)
81- Mü’min hasta olduğunda, bu hastalık onu, demirci körüğü demirden pası temizlediği gibi, günahlardan temizler. (C.1,S.31/1)
82- Mü’min kul hasta olduğunda, Allahü Teâlâ Kirâmen Kâtibîn’e buyurur: “Bu kulum için, hastalığı devam ettiği müddetçe, sıhhatli iken yapmakta olduğu şeyin mislini yazın. Eğer âfiyet verirsem, etini, kendi etinden daha hayırlısı ile, kanını da, kendi kanından daha hayırlı kanla değiştiririm.”(C.1,S.31/2)
83- Hastalık ve fakirlikle Allah’ın kendisine elem ve keder verdiği bir kulu gördüğünüzde, (bilin ki,) Allah o kulunu temizlemek murat etmiştir. (C.1,S.47/9)
* * *
Belâ’ya sabrın kerâmeti:
84- Allahü Teâlâ kul için kendi katında bir derece takdir etmiş de, o kul, o dereceye ameliyle erişememişse, onu (bâzı musîbetlerle) müptelâ kılar ve kendisine, o o dereceye erişebilmesi için sabır ihsan eder.(C.1,S.60/10)
85- Bir kulun günahları çok olur da affa sebep olan ameli bulunmazsa, Allah o kuluna öyle bir hüzün verir ki, günahlarına kefâret olur. (C.1,S.61/15)
86- Kul üç gün hasta yatınca, anasından doğduğu gün gibi günahından arınmış olur. (C.1,S.64/6)
87- Hastanın inlemesi tesbih, ses çıkarması tehlil[1], nefes alıp vermesi sadaka, uyuması ibâdet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi cihattır. Allahü Teâlâ meleklere: “Kuluma, sıhhatli iken yaptığı en iyi ameli yazın.” buyurur ve iyileştiğinde günâhsız olarak kalkar. (C.1,S.86/4)
88- Allahü Teâlâ derdi de devayı da indirdi ve her derde bir deva verdi. Onun için tedâvide haram kullanmayın. (C.1,S.87/3)
* * *
Hasta Ziyâreti
89- Allahü Teâlâ hasta ziyâret eden kimse için yetmiş bin meleği istiğfara me’mur eder de ertesi günü aynı vakte kadar o kimse için af dilerler. (C.1,S.95/2)
90- Şüphesiz ki kul hasta olur, kalbi yumuşar; günahlarını hatırlar, gözlerinden sinek kadar yaş döker. Allah da onu günahlarından temizler. İyileştirirse, temiz olarak kaldırır; ruhunu kabzederse, temiz olarak kabzeder. (C.1,S.104/7)
91- Mü’min kimseye hastalık gelip de Allah onu iyileştirdiğinde, bu, onun günahlarına kefâret ve ilerisi için ders olur. Münâfık ise, hasta olup iyileştiğinde, bağlanıp salıverilen deve gibi kalkar. O, niçin bağlandığını ve niçin salıverildiğini bilmez. (C.1,S.107/2)
92- Sizden biri hastayı ziyaret ettiğinde, onunla musafaha yapsın ve elini hastanın alnına koyup nasıl olduğunu sorsun ve onun için şifâ ve uzun ömür dileğinde bulunsun. Ve ondan kendisi için duâ etmesini istesin. Zira hastanın duâsı meleklerin duâsı gibidir. (C.1,S.45/1)
93- Adam kardeşine hasta ziyaretinde bulunduğu veya onu sırf Allah rızası için ziyaret ettiğinde, Allah o kimse için Şöyle buyurur: “Pek güzel ettin, gidişin de güzel oldu. Cennette de kendine bir yer hazırlamış oldun.” (C.1,S.54/10)
***
Belâ ve musîbet:
94- İnsanlardan belâsı en şiddetli olan, peygamberlerdir. Sonra, derece derece; kişi dininde ne kadar kuvvetli ise, belâsı da o derece şiddetlidir. Belâ kulun yakasına o kadar yapışır ki, yeryüzünde günahsız yürüyecek hâle gelir. (C.1,S.71/9)
* * *
Af Sebepleri:
95- Ümmetim, merhamet olunmuş ümmettir; ona âhirette azap yoktur. Dünyada verilen zelzeleler, belâlar, fitneler günahlarına kefâret edilir. (C.1,S.83/4)
96- Allahü Teâlâ kullara ceza murat ettiğinde, çocuklar ölür, kadınlar doğurmaz. İçlerinde rahmete değer bir kimse yoksa, başlarına belâ gelir. (C.1,S.85/39)
97- Allahü Teâlâ bir kavmi sevdiğinde, onlara belâ musallat eder. Sabreden mükâfat alır, sızlanan zarar görür... (C1,S.85/6)
98- Allahü Teâlâ bir ümmete gazap edip azap vermişse, zahîreleri pahalanır, ömürleri kısalır, tüccarları ticâret edemez, yağmurlar azalır, başlarına da şerliler musallat olur. (C.1,S.85/13)
***
Cihat:
99- Cihadın üstünü, kişinin nefsi ve onun kötü istekleriyle mücâhedesidir. (C.1,S.76/12)
100- Allahü Teâlâ bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Silahı yapan, yapana yardım eden, onu cephede kullanan...(C.1,S.90/8)
101- Allahü Teâlâ üç yerde sükûtu sever: Kur’an okunurken, cephede düşmanla çarpışırken, cenâze yanında bulunurken. (C.1,S.93/4)
102- Allah yolunda cihat edenler, az bir sıkıntı ile, bir senelik oruç ve bir senelik gece ibâdeti mükâfatını hak ederler. Soruldu: “En az zorluk nedir?” Buyuruldu ki: “Bir mücahit gece yolculuğunda hayvan üzerinde uyuklarda kamçısını düşürür. İşte inip bunu alması, en ufak zorluktur.(C.1,S.113/9)
103- Mü’min kimsenin en faziletli ameli, Allah için cihat etmektir.(C.1,S.116/2)
***
Güzel Ahlâk:
104- İnsanları, cennete, en çok Allah korkusu ile güzel ahlâk, cehenneme de iki dudakla, iki bacak arası sokar. (C.1,S.80/3)
105- Allahü Teâlâ bir ev halkını sevdiğinde, aralarında yumuşak huy bulundurur. (C.1,S.85/5)
106- Mü’min kabirden kalkınca, ameli kendisine güzel bir sûrette görünür. Mü’min ona sorar: “Sen kimsin? Yemin ederim ki, sen sâdıka benziyorsun.” O da: “Ben senin amelinim,” der ve o kimseye cennete kadar rehberlik eder. Kâfir ise kabirden kalktığında, fena bir kimse gelir ve kâfir ona sorar: “Sen kimsin?” O da, “Ben senin amelinim” der, ona cehenneme kadar arkadaşlık eder. (C.1,S.106/12)
107- İktisat, güzel hediye, güzel gidiş ve güzel yüzlü olmak, peygamberlik gidişinin yirmi beş cüz’ünden bir cüzdür. (C.1,S.109/14)
108- Güzelin güzeli, güzel ahlâktır. (C.1,S.112/3)
***
Af - Merhamet:
109- Hizmetçimi günde kaç defa affedeyim suâline, Allah’ın resûlü: Yetmiş kere affet” buyurdu. (C.1,S.74/14)
110- Fazîletin üstün olanı, Seni aramayanı araman; seni mahrum edene, vermen; sana kötü muâmele edeni affetmendir. (C.1,S.76/13)
(Üçünde de, kükrediği zaman nefsine karşı gelmektir.)
***
İlâhî Rahmet:
111- Allahü Teâlâ yüz rahmet yarattı; bunların birini halka taksim etti; doksan dokuzunu kıyâmete bıraktı. (C1,S.88/1)
112- Allahü Teâlâ yüz rahmet yarattı; her rahmet gök ile yer arasını doldurur. O rahmetten biri yaratılmışlar arasında taksim edilmiştir. Bu sebeple ana çocuğuna acır; vahşî hayvanlar ve kuşlar su bulup içer; bununla yaratılmışlar birbirine merhamet eder. Kıyâmette doksan dokuz rahmeti, doksan dokuz misli büyütür ve onları Allah’tan korkanlara ihsan eder. (C.1,S.88/2)
113- Allahü Teâlâ istediği kula, kıyâmet gününün uzunluğunu bir farz namazı kılacak kadar duyurur. (C.1,S.93/6)
***
Sadaka - Sabır:
114- Size şu üç sözü yeminle söyleyeyim;
1. Kulun malı sadakadan dolayı kat’iyyen eksilmez.
2. Kul zulme uğrar da o zulme sabrederse, Allahü Teâlâ o sebeple o kulun izzetini artırır.
3. Bir kul da isteme kapısını açarsa (devamlı dilenirse), ona da fakirlik kapısı açılır. (C.1,S.18/7)
115- Dört şey cennet hazinesindendir: Sadakayı gizli vermek, musîbeti saklamak, sıla-i rahim (akraba ziyareti) ve “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” demek. (C.1,S.70/2)
116- At üzerinde de gelse, dilenciyi boş çevirme ve ücretlinin hakkını teri kurumadan ver. (C.1,S.74/5)
117- Allahü Teâlâ sizlerden biri için bir lokma veya bir hurmayı öyle büyütür ki, evlâdınızı veya bir tayı büyüttüğünüz gibi... Bu lokma kıyâmete kadar Uhut dağı gibi olur. (C.1,S.90/3)
118- Allahü Teâlâ bir haseneyi, iki milyon hasene yapar mı yapar.(C.1,S.90/4)
119- Allahü Teâlâ bir sadaka sebebiyle yetmiş türlü fena ölümü men eder. (C.1,S.90/8)
120- Allahü Teâlâ sadakayı kabul eder; onu sağ eliyle alır ve büyütür. Sizden birinin bir tayı büyüttüğü gibi...Öyle ki, bir lokma (kıyâmete kadar) Uhut dağı kadar büyür. (C.1,S.94/2)
121- Sabır, sadme-i ûlâda (belâ ile ilk karşılaşmada)dır. (C.1,S.103/3)
122- Sadaka, Rabb’in gazabını söndürür; fena ölümden de korur.(C.1,S.103/5)
123- Sadaka, sahibinin kabir hararetini söndürür. Mü’min kıyâmette ancak sadakasının gölgesinde gölgelenecektir. (C.1,S.103/9)
124- Akrabaya verilen sadakanın sevabı ikidir. (Biri sıla, diğeri sadakanın sevabıdır.) (C.1,S.103/7)
125- Allahü Teâlâ’dan yardım kulun yüküne göre gelir. Sabır da belâ nispetinde gelir. (C.1,S.108/3)
126- Semâya en tez çıkan sadaka, kişinin, helâlinden kardeşlerine ikram ettiği yemektir. (C.1, S.114/2)
127- Gizli sadaka, Rabb’in gazabını söndürür. Sıla-i rahim, ömrü uzatır. Hayır yapan, fena ölümden kurtulur. “Lâ ilâhe illallah” kelâmı, doksan dokuz belâyı def eder; en aşağısı tasadır. (C.1,S.123/4)
128- Müslüman’nın sadakası ömrünü artırır. Onu fena ölümden korur, kibir ve övünmeyi giderir. (C.1,S.123/5)
***
Ölüm:
129- Ben öldüğüm vakit, Ebû Bekir, Ömer ve Osman (R.A.) de öldüklerinde, ölmeye gücün yeterse sende hemen öl. (C.1,S.36/4)
130- İnsan ölünce ameli kesilir. Ancak üç şey hâriç: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim, kendisine duâ eden salih evlât. (C.1,S.62/11)
131- Beş şeyden evvel beş şeyi ganîmet bil: Ölmeden önce, hayatın; hasta olmadan önce, sıhhatin; meşguliyetten önce, boş vaktin; ihtiyarlamadan önce, gençliğin; ihtiyaca düşmeden önce, servetin kıymetini bil. (C.1,S.75/6)
132- Ölümün üstün olanı, Allah uğrunda ölmek. İkincisi, nöbet veya gözcülükte; üçüncüsü, Hac veya Umre yaparken ölmektir. Bedevî veya tüccar iken ölmezsen ne mutlu! (C.1,S.77/13)
133- Ölümü çok anın. Kim ölümü çok anarsa, Allahü Teâlâ onun kalbini diriltir ve ona ölümü kolay kılar. (C.1,S.80/15)
134- Ölümü çok zikredin. Zira bu, insanı dünyadan çeker ve günahlardan sıyırır. Ölüm kıyâmettir, ölüm kıyâmettir. (C.1,S.80/16)
135- Allah’ın mü’min kuluna ilk ikramı, cenâzesini teşyî edenlerin mağfiret olunmasıdır. (C.1,S.120/8)
136- Ölü, (vasiyet etmişse) ehlinin kendisine ağlamasıyla azap görür. (C.1,S.109/4)
137-Ölü, kendisini taşıyanları, yıkayanları ve kabre indirenleri tanır. İnsan öldüğünde üzerinde olan elbise ile diriltilir. (C.1,S.109/5)
138- Cenâzeyi tâkip ettiğiniz zaman, kabre konuncaya kadar oturmayın. (C.1,S.38/10
139- Hasta veya ölünün yanında bulunduğunuzda, hayır söyleyin. Zira sizin söylediklerinize melekler “Âmin” derler. (C1,S.42/10)
140- Cennet ehlinden bir kimse öldüğünde, Allahü Teâlâ, onu taşıyana, arkasından gidene ve namazını kılana azap etmekten hayâ eder. (C.1,S.63/6)
141- Bir Müslüman veya Yahûdî veya Hıristiyan cenazesi geçerken, ayağa kalkın. Zira biz sadece cenaze için değil, onunla beraber bulunan melekler için kalkmış oluruz. (C.1,S.64/9)
142- Sâlih kimse tabuta konduğunda devamlı olarak “Beni götürün, beni götürün” der. Kötü kimse de, tabuta konduğunda, “Eyvâh bana! Beni nereye götürüyorsunuz” der. (C.1,S.65/11)
Kabir:
143- Kabir, âhiret konaklarından ilk duraktır. Kim kabirde işi kurtarırsa arkası iyi gelir; kim de kabirde işi kurtaramadı ise, arkası daha çetindir. (C.1,S.105/12)
***
Kıyâmet - Âhiret:
144-Kıyâmet yaklaştığında taylasan giyilmesi çoğalır, ticâret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tâzim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar âmir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, sultan zulmeder, ölçü ve tartı eksik yapılır, bir kimsenin köpek yetiştirmesi, kendisine, çocuğunu yetiştirmekten daha hoş gelir, büyüğe hürmet, küçüğe merhamet edilmez ve gayri meşrû çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında, adam kadına yaklaşır, insanlar, kalpleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünür. O zamanda en iyi görünen insan “Müdâhin” (yağcılık eden, kötülükleri gördüğü halde nemelâzım deyip geçen)dir. (C.1,S.33/7)
145- Kıyâmet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır; sene, ay gibi; ay, hafta gibi olur. Cuma’dan Cuma’ya olan vakit de, hurma dalının yaprakları ile birlikte ateşte yanması gibi kısalır. (C.1,S.33/9)
146- Kıyâmet yaklaştığı zaman, sizden biri tabaktan hurmanın iyisini seçtiği gibi, ölüm de ümmetimin en hayırlılarını seçer. (C.1,S.39/10)
147- Şam halkı fesâda uğradığında sizde hayır kalmaz. Fakat ümmetimden bir tâife, kıyâmet kopuncaya kadar mansur ve muzaffer olmaya devam eder. (Bunlar İslâm âlimleri veya askerleridir.) Onları yardımsız bırakanlar, kendilerine bir zarar veremezler. (C.1,S.55/15)
148- Kıyâmet gününde Allahü Teâlâ bu ümmetten her birine, kâfirlerden bir adam verir ve kendisine “Bu adam senin ateşten fidyendir.” denilir. (C.1,S.59/4)
149- Kıyâmet günü olduğunda, biri Arş’ın ortasından şöyle seslenir: “Ey İnsanlar! Fâtıma cennete girinceye kadar gözlerinizi eğin. (C.1,S.59/7)(Rasûlüllah’ın nezih kerîmesi Hz. Fatımatü’z-Zehrâ R.Anhâ vâlidemize tâzim için verilmiş emirdir...)
150- Âhir zaman geldiğinde, insanların paraya ihtiyacı daha fazla olur; insan, o zaman, din ve dünyasını onunla ayakta tutabilir. (C.1,S.59/15)
151- Kıyâmetin önü sıra altı şeyi say: Benim ölümüm. Koyun kıran gibi ölüm çokluğu. Kudüs’ün fethi. Mal bolluğu; öyle ki, bir kişiye yüz altın verilir de beğenmez. Arap evlerinin hepsine giren bir fitne. Benî Esfer’in sizinle olan sulhu bozması. O zaman, her bir sancak altında 12000 kişi bulunan 80 sancakla üzerinize hücum ederler. (Amik Ovası olayı.) (C.1,S.74/3)
152- Deccalın önü sıra hilekâr seneler vardır. O senelerde sadıklar yalanlanır, yalancılar tasdik olunur. Eminlere hâin, hâinlere “Emin” denir ve halkın işlerinde “Rüveybida” söz sahibi olur. “Rüveybida nedir?” diye soruldu. Buyurdu ki, “Umumun işlerinde söz sahibi olan fâsık kimsedir.(C.1,S.117/2)
153- Ümmetim kıyâmet günü, elleri, alınları, ayakları (abdest âzaları) nurlu olarak gelirler. Mümkün olduğu kadar bu nuru artırın.(C.1,S.117/5)
154- Fakirlik ashabım için saadettir. Âhir zamanda ise mü’minler için zenginlik saadettir. (C.1, S.105/6)
***
Cennet:
155-(Mîrac gecesi) cennete girdim. Cennet ehlinin çoğu, mü’minlerin çocukları ile, fakirler; azı da kadınlar ile zenginlerdi.(C.1,S.21/9)
156- Bir kimsede dört güzel huy bulunursa, Allah ona cennette köşk verir ve Allah’ın nuru içine gark olur: İnancı, “Lâ ilâhe illallah” olmak. Günâh vakî olduğunda, “Estağfirullah” demek. Hayır işlediğinde, “Elhamdü lillâh” demek. Musîbet zamanında, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” demektir. (C.1,S.70/4)
157- Cenneti gördüm; çoğu fakirlerdi. Cehennemdekiler de çoğu zengin ve kadınlardı. (C.1,S.73/9)
(Kadınları, altın ve kırmızı safran, zenginleri ise dünya peşinde koşmak oraya sevk etti.)
158- Bir kişi uzun zaman cennet ehli ameli işler, sonra Allah onun amelini cehennem ehli ameliyle neticelendirir ve cehennemlik kılar. Diğeri de uzun zaman cehennem ehli ameli yapar, sonra Allah onun amelini cennetliklerin ameliyle neticelendirir ve cennete koyar. (C.1,S.98/6)
159- Cennet ehline, cennet ameli nasip olur. Cehennem ehline de cehennem ameli... (C.1,S.118/6)
160- Cennet ehli cennetteki makamlarına yerleşirler ve Cuma’dan Cuma’ya Allahü Teâlây’ı ziyarete giderler. Onlara Arş-ı Rahman âşikâr olup Allah’ı görürler. Bu, cennet bahçelerinden birinde olur ve herkes derecesine göre bir minbere yerleşir. En aşağısının yeri misk tepelerindendir. Ve bunlar kendi hallerini diğerlerinden aşağı görmezler. Soruldu ki: “Rabb’imizi görecek miyiz?” “Evet, ayın on dördüncü gününde görülmesinde, ya da güneşin görülmesinde nasıl şüphe yoksa, (veya bunları nasıl sıkışmadan görüyorsanız) Rabbinizi öyle göreceksiniz. Allahü Teâlâ onlarla ayrı ayrı konuşur; hatta bazılarına dünyadaki bazı sözlerini hatırlatır. Kul, “Yârabbî, mağfiret etmemiş miydin!” der. Allahü Teâlâ, “Ettim de onunla buraya geldin” buyurur. O esnada iki bulut öyle güzel kokular serper ki, kimse öylesini görmemiştir. O zaman Allahü Teâlâ buyurur: “Haydi kalkın ikram edeceğim şeylerin yanına...” Cennetin çarşılarına gelirler. Buralarda aklın tasavvur edemeyeceği şeyler vardır. Orada ne para verilir, ne de yüklenirler. Sadece emredilir. İşte orada biz birbirimizle karşılaşacağız. Derecesi üstün olanların elbisesi başka olur. Birinin gözüne bu ilişince kendi elbisesi de derhal fevkalâde olur. Çarşılardan yerimize döneriz. Âilelerimiz, “Başka bir şekilde güzelleşip geldiniz” derler. Biz de deriz ki: “Tabiî, güzelleşip gelmek hakkımızdır. Zira Rabbimizi ziyaretten geliyoruz,” (C.1,S.118/8)
161- Bir kimse cennete girdiğinde, ana ve babasını, zevcesini ve çocuklarını sorar. “Onlar senin derecene ve ameline ulaşamadılar” denilir. O kimse: “Yârabbi, ben hem kendim hem de onlar için amel etmiştim,” der. Bunun üzerine, onların da o kimseye kavuşması emrolunur. (C.1,S.44/7)
***
Cehennem:
162- Cehennem Rabb’ine: “Bazı kısmı, bazı kısmını yedi,” diye şikâyet etti. Allahü Teâlâ da ona iki defa nefes almayı müsaade buyurdu; biri yazın, biri kışın. Bunlar, sizin yazın ve kışın duyduğunuz sıcak ve soğuklardır. (C.1,S.71/7)
163- Arzlar; her arz ile onu tâkip eden arz arası, 500 senelik mesafedir. Birincisi bir balık üzerindedir. Öyle bir balık ki, iki ucu gökte, balık kaya üzerinde, kayayı da bir melek tutar. İkincisi havayı tutan tabakadır. Allahü Teâlâ Âd kavmini helâk için rüzgâr meleğine emretti: “Bir delik aç.” O, “Bir öküz burnu kadar açayım mı?” dedi: “Hayır, o bütün insanları helâk eder, bir yüzük kadar aç.” O rüzgâr, öyle bir rüzgâr ki, Allahü Teâlâ kitabında onun hakkında buyurdu: “O rüzgâr, uğradığı şeyi çiğnenmiş ot parçası gibi yaptı.” Üçüncü tabakada cehennem taşları var. Dördüncü tabakada cehennem kibritleri var. Dediler ki: “Cehennem içinde kibrit var mı.?” “Evet, var; Allah’a yemin ederim ki, o cehennemde kibritten öyle bir vadi var ki, oraya dağlar atılsa erir,” buyurdu. Beşinci tabakada cehennem yılanları var. Ağızları kâfirleri yalıyor, onda et bırakmıyor, sinir ve kemik kalıyor. Altıncı tabakada cehennem akrepleri var. En küçükleri katır kadar. Kâfire tekme vurur. Onun sokması, cehennem ateşini unutturur. Yedinci tabakada iblis hapsedilmiş; bir eli önde, bir eli arkada demire bağlanmıştır. Allah onu birine musallat edeceği vakit, çözer. (İşi bitince tekrar bağlar.)(C.1,S.95/11)
164- Allahü Teâlâ’nın cehennemden çıkarmak istemedikleri orada ne yaşar, ne de ölürler. Allah’ın çıkarmak istedikleri de, ölür, kömür hâline gelir de, sonra çıkarılır. Cennet ırmağında canlandırılır; sel yataklarında biten tohumlar gibi biterler. Cennettekiler onlara, “Cehennemlik” derler. Bunlar da yalvarırlar. Allah da bu ismi onlardan kaldırır. (C.1,S.119/1)
165- Cehennem ehli ağlar. O derece ki, göz yaşlarında gemi yüzebilir. Ve kan ağlarlar. (C.1,S.119/2)
166- Cehennemdekiler büyütülür; o derece ki, kulak yumuşağı ile boyun kökü arası 700 yıllık olur. Derileri 40 arşın kalınlaşır, azı dişleri Uhut dağından büyük olur. (C.1,S.119/3) (Bunlar Allah’ın azabını tam tatsın diyedir.)
***
Dünya:
167- Dünyadan sakının. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o, Hârut ile Mârut’tan daha büyüleyicidir. (C.1,S.14/5)
168- Şu maldan (dünyadan) istemeden ve tamah etmeden Allahü Teâlâ’nın sana verdiğini al ye ve onu mal edin. (C.1,S.22/12)
169- Bir kul günahlara devam ettiği halde, Allah’ın ona dünyadan sevdiği şeyleri verdiğini görürsen, muhakkak ki o kimse için bu Allah’dan bir “İstidraç”tır.[2] (C1,S.46/10)
170- Dünya her gün yetmiş defa seslenir: “İstediğinizi yiyin (arzûlarınızı yerine getirin!) Vallahi sizin etlerinizi de derilerinizi de yiyeceğim.” (C.1,S.95/10)
171- Kul, her harcadığından ecir alır. Yalnız binaya harcadığından alamaz. (C.1,S.104/5)
172- Kulun, eğer düşüncesi dünya olursa, Allah onun meşgalesini, ihtiyacını açar, yayar; iki gözü arasına koyar. Akşam yatar, fakir; sabah kalkar fakir. Eğer azmi ve meramı âhiretse, Allah onun meşgalelerini toplar. İhtiyacını kaldırır, kalbine zenginlik verir. Zengin yatar, zengin kalkar. (C.1,S.104/6)
173- Dünyada malı çok olanlar, âhirette sevabı az olan kimselerdir. Yalnız, sağa sola, ön ve arkasına dağıtan ve hayırla amel eden kimseler hariç... (C.1,S.108/6)
174- Dünyada hüznü çok olan, âhirette çok sevinçli olur; dünyada çok doyan, âhirette çok acıkır. (C.1,S.114/9)
***
Sevdiklerine Muamele:
175- Bir kimseyi sevdiğinde onunla mücâdele (ve münâzaa) etme. Ona zulmetme, zarar verme. Onun hakkında kimseye bir şey sorma. Olur ki, düşman birine rastlarsın, sana onda olmayan şeyleri varmış gibi anlatır da seninle, sevdiğin kimsenin arasını açmış olur. (C.1,S.25/10)
176- Baba veya anasına, evlât hoşnutluk ifade eden bir bakışla baksa, onun bu bakışı, o evlât için bir insan âzât etmiş olmasına denk olur. Denildi ki: “Yâ Rasûlallah, üç yüz altmış defa baksa da mı?” Buyurdu ki: “Allahü ekber. (Allah bundan fazlasına da kaadirdir.)” (C.1,S.65/1)
177- Kadın üzerinde, insanlardan en büyük hak sahibi, kocası; erkeğin üzerinde de anasıdır. C.1,S.74/12)
178- Allahü Teâlâ, erkeğin hanımıyla lâtifeleşmesinden hoşlanır ve bundan dolayı ikisine de sevap yazar; rızklarını da helâlinden artırır.(C.1,S.90/5)
179- Allahü Teâlâ size analarınızı tavsiye eder, analarınızı tavsiye eder, analarınızı tavsiye eder. Allah size babalarınızı tavsiye eder, babalarınızı tavsiye eder. Sonra da yakınlığınıza göre akrabalarınızı.(C.1,S.95/3)
180- Akraba yoklamak ve iyilik yapmak, memleketleri mâmur eder; ömürleri uzatır; malları artırır. Fâcir de olsalar...(C.1,S.96/7)
181- Kişi hanımına, hanımı da ona sevgiyle baktıklarında, Allahü Teâlâ onlara rahmetle bakar; ellerini ellerine aldıklarında, günahları parmakları arasından dökülür. (C.1,S.98/10)
182- Her Cuma gecesi Âdemoğullarının ameli Allah’a arz olunur. Bunlardan akrabası ile alâkayı kesenin ameli kabul olunmaz. (C.1,S.115/6)
183- Sizin amelleriniz ölmüş akrabalarınıza duyurulur. İyi ise sevinirler, kötü ise: “Yârabbi, bize nasıl hidâyet ettinse, onlara da hidâyet etmeden canlarını alma diye duâ ederler.” (C.1,S.115/7)
184- Bir âile halkı birbirlerini yokladıklarında, Allah onların rızkını geniş ve kolay kılar. Ve onlar Allah’ın himayesi altında bulunurlar.(C.1,S.118/4)
***
Günler:
185-Cuma günü duâların kabul olunduğu vakti, ikindi namazı ile, güneşin batması arasında arayın. O vakit, bu kadar (yani elini kapayıp açıncaya kadar)dır. (C.1,S.6/12)
186- Cuma günü olduğunda, sizden biri başını yıkar, gusül eder, mescide erkenden gider, minbere yakın oturup hutbeyi dinler ve sükût ederse, o kimsenin attığı her adım için kendisine bir senelik oruç ve bir senelik namaz sevabı verilir. (C.1,S.61/6)
187- Cuma günü gusül ediniz; kim böyle yaparsa, bir haftalık günahlarına kefaret olur. Üç gün de fazlası vardır. (C.1,S.75/5)
188- Ameller Pazartesi ve Perşembe geceleri Allah’a arz olunur. Bu günlerde oruçlu olmaktan hoşlanırım. (C1,S.96/3)
189- Melekler Cuma günü câmi kapılarında, yanlarında defter olduğu halde oturur ve gelenleri birinci, ikinci, üçüncü... diye yazarlar; hatip hutbeye çıkınca defteri kapatırlar. (C.1,S.100/9)
190- Kulların amelleri Pazartesi ve Perşembe günleri Allah’a arz olunur; şirk etmeyenlerin günahları affolunur. Ancak birbirine dargın olanlarınki af edilmez. (C.1,S.115/5)
***
Amelsiz Âlim:
191- İsrâ gecesi bir kavme uğradım, dudakları ateşten makasla kesiliyor, her kesilişinde dudakları yeniden tamamlanıyordu. “Yâ Cibrîl, bunlar kimler” dedim: “Bunlar ümmetinin hatipleridir; yapmadıklarını söylerler, Allah’ın Kitabını okur, fakat amel etmezler,” dedi. (C.1,S.15/5)
192- Gizli şehvetten sakının. Bu, âlimin, insanları etrafında toplamak için ilim tahsil etmesidir. (C.1,S.18/8)
193- İlmiyle amel etmeyen âlim, kendini yakıp da etrâfına ışık veren kandil gibidir. (C.1,S.55/4)
194- Kul amelde noksanlık yaptığında, Allah onu üzüntü ve kuruntuya müptelâ eder. (C.1,S.58/1)
195- Kıyâmet gününde azabı en şiddetli olanlar, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimlerdir. (C.1,S.71/13)
196- Allahü Teâlâ riyâkârların hepsine cenneti haram kıldı. İnsan iyi giyinmekle iyi olmaz. İyilik, ağır başlı, yumuşak huylu olmaktadır.(C.1,S.87/12)
***
Vesvese:
197- Abdestinizdeki şüpheyi, yakın bilginizle def edin; namazda ise, zannınıza göre hareket edin. (C.1,S.22/2)
198- Sizden birisine, namazda iken şeytan gelir, makatının teline dokunur; bu ona yel gibi gelir. Böyle olunca, koku veya ses olmadıkça namazını bozmasın. (C.1,S.102/6)
199- Şeytan, namaz ezanını duyunca, zartayla kaçar, sonra tekrar gelir, vesvese verir. Kamette de kaçar, sonra tekrar gelir, vesvese verir.(C.1,S.102/7)
200- Şeytan hortumunu âdemoğlunun kalbinin üstüne koymuştur. O kimse Allah’ı anarsa, hortum kalkar; unutursa, hortumun içine düşer.(C.1,S.102/9)
201- Muhakkak ki şeytan, insanın kurdudur. Sürüden ayrılan koyunu kurt kaptığı gibi, Şeytan da, cemaatten ayrılanı kollar. Cemaat arasında bulunun, cemaat ve mescide devam edin. (C.1,S.102/11)
202- Şeytan bir kişiye kast eder, iki kişiye de kast eder, üç kişi olunca artık kast edemez. (C.1,S.103/1)
***
Nasihat:
203- Sizden biri kendisinde kardeşine verebileceği bir nasihat bulursa, ona hemen söylesin. (C.1,S.65/9)
204- Allahü Teâlâ ve melekleri, denizdeki balıklar, yuvasındaki karıncalar, insanlara hayır öğretenlere salât ederler (C.1,S.91/5)
205- İyilikle emir ve kötülükten men etmeyi bırakmış olan kişi, Kur’an’a ve bana inanmış olmaz. (C.1,S.96/8)
206- Hediye ve ihsanın en üstünü, hikmetli bir kelime öğrenip onu başkasına öğretmektir. Bu, kendisi için sadık niyetle bir sene ibadetten hayırlıdır. (C.1,S.116/3)
***
Haramdan sakınmak:
207- Kıyâmet günü Allahü Teâlâ, meleklerine buyurur: “Kulaklarını ve gözlerini şeytanın çalgılarından ve haramlardan koruyanlar nerede, Onları ayırın!” Melekler onları arayıp bulur, misk ve anber tepeleri üzerinde toplarlar. Allahü Teâlâ meleklerine tekrar buyurur: “Onlara tesbihimi, temcidimi duyurun.” O kimseler öyle güzel sesler işitir ki, benzeri duyulmamıştır. (C.1,S.59/11)
208- Allahü Teâlâ üç şeyi mekruh kıldı: Kur’an okurken, okunurken konuşmayı, yüksek sesle duâ etmeyi, secdede dirsekleri yere sermeyi.(C.1,S.89/2)
209- Allahü Teâlâ sizin için şunları kerih gördü: Dedi kodu etmek, çok sual sormak, malı telef etmek, müracaatı reddetmek, kızları diri diri toprağa gömmek (din ve îman duygularından mahrum etmek), anaya âsi olmak. (C.1,S.89/3)
***
Yalan:
210- Kul yalan söylediğinde, melekler, onun ağız kokusundan bir mil uzağa kaçarlar. (C.1,S.104/11)
211- Yalan, nifak kapılarından biridir. (C.1,S.106/1)
212- Yalan, yalan olarak yazılır. (Yani bir tane de olsa kaydedilir.)(C.1,S.106/2)
***
Kötü Ahlâk:
213- Fenâ ahlâk, sirkenin balı bozduğu gibi ameli bozar. (C.1,S.97/4)(Hayır işlersin, şer çıkar.)
***
Ana - Babaya duâ:
214- Kul, ana ve babaya duâ etmeyi terk ettiği zaman, rızk ondan kesilir. (C.1,S.39/1) (Maddî ve mânevî nasip azalır, mahrûmiyet başlar...)
***
Merhaba:
215- Kişi, bir kavme geldiğinde, kendisine “Merhaba” (yerin geniş olsun), denirse, kıyâmet günü, Rabbine kavuştuğu günde onlara “Merhaba” denir. Kişi gene bir kavme geldiğinde “Kahtan” (Şiddet, darlık sana olsun) denirse, kıyâmet gününde onlara “Kahtan” denir. (C.1,S.24/2)
216- Bir kimse Müslüman kardeşine “Sana merhaba” derse, melekler de ona, “Sana da merhaba” derler. Eğer kardeşine, “Sana merhaba yok” derse (lâtife olarak söylemek hâriç), melekler de kendisine, “Sana da merhaba yok” derler. Hiç şüphe yok ki, kul, mü’min kardeşinin yüzüne karşı suratını asarsa, melekler ona lânet ederler. (C.1,S.56/2)
217- Kumar, satranç, tavla ve benzeri oyunları oynayan kimselere rastladığınızda, onlara selâm vermeyin. Eğer onlar selâm verirlerse, selâmlarını almayın. (C.1,S.64/11)
***
Hediye:
218- Sizden birine bir hediye getirildiğinde, yanında oturanlar o hediyeye ortaktır. (C.1,S.24/7)
219- Sizden biri seferden döndüğünde, ehline hediye getirsin. Bir şey bulamazsa, mendiline bir taş veya bir tutam odun koysun. Bu, onların hoşlarına gider. (C.1,S.48/3)
220- Sen istemeden ve emek çekmeden, Allah sana bir rızk gönderirse, onu al. Zira Allahü Teâlâ onu, sana ikram etmiştir. (C.1,S.49/13)
***
Sevgiyi Açıklamak:
221- Sizden biri kardeşini Allah yolunda sevdiğinde, onu kendisine bildirsin. Zira bu, ülfette daha kalıcıdır. Muhabbeti devâm ettirir.(C.1,S.25/9)
***
Münâfık:
222- Münâfığın alâmeti üçtür: Söylediğinde, yalan söyler; vâdinde durmaz ve emânete hiyanet eder. (C.1,S.6/7)
223- Dört şey kimde bulunursa, o hâlis münâfıktır. Bir kimsede bunlardan biri varsa, onda nifaktan bir huy vardır; bunu terk etmeden kâmil mü’min olamaz: Konuşurken yalan söyler, vâdinden döner, sözünde durmaz, dâvâlaştığında bâtıla meyleder. (C.1,S.68/5)
***
Kâfir:
224- Kâfirin dili kıyâmette iki fersah (24 000 adım) arkadan gelir, o kadar sarkar ki, herkes onu çiğner. (C.1,S.105/17)
225- Kâfir, bir iş hususunda Allah’a duâ eder, hemen yerine getirilir. Mü’min duâ eder, hemen yerine getirilmez (teehir edilir). Melekler bundan telaşlanır. Allahü Teâlâ buyurur ki: “Ben kâfire hemen verdim; çünkü onun sesine gazap ederim. Mü’mine gelince, zikri bırakmasın, diye onu te’hir ederim. Zira, onun yalvarmasını severim.” (C.1,S.105/18)
***
Kur’an’ı Hatmetmek:
226- Kul, Kur’an-ı Kerim’i hatmettiği zaman, altmış bin melek o kula istiğfar eder (affını diler). (C.1,S.42/14)
227- Kur’an okuma mukabilinde karşılık alınabilir. (C.1,S112/11)(Ashabtan bir zat koyun karşılığında nefes etmiştir.)
228- Cennetin dereceleri Kur’an âyetleri adedincedir. Cennete girenler arasında Kur’an okuyandan üstün kimse bulunmaz. (C.1,S.123/11)
(Cennette kendisine “Oku ve yücel” denir. Her ayet okuyuşunda bir derece yükselir. Son âyeti okuduğunda, son mertebeye ulaşır.)
229- “İzâ zülzilet” Kur’an’nın yarısına bedeldildir. “Kul yâ eyyühel kâfirûn” Kur’an’ın dörtte birine muâdil, “Kul hüvallahü ehad” Kur’an’ın üçte birine muâdildir. (C.1,S.49/9)
230- Dört şey Arş-ı Âlâ’nın altındaki hazineden indirildi: Fâtiha Sûresi, Âyetül kürsî, Âmenerrasûlü ve İnnâ âtaynâ (Kevser Sûresi). (C.1, S.69/3)
231- Yâ-Sîn’i okuyun; onda on bereket var: Aç okursa, doyar; çıplak okursa, giyinir; bekâr okursa, evlenir; korkan okursa, emin olur; mahzun okursa, ferahlar; misâfir okursa, yardım görür; bir şeyi kaybolan okursa, bulunur; hasta okursa, şifa bulur; ölü üzerine okunursa, azabı hafifler; susayan okursa, suya kavuşur. (C.1,S.79/4)
(Yâ-Sîn Sûresi, hangi hâcet için okunursa, o hasıl olur.)
232- Sizden biri her gün bin âyet okuyamaz mı? “Nasıl okuyalım?” dediler. “El hâkümüttekâsür’ü okuyamaz mı?” buyurdu. (C.1,S.82/8)
***
Şifa:
233- Sizden biri elem duyduğunda, elini ağrıyan yere koysun ve yedi defa “Eûzü bi izzetillâhi ve kudretihî alâ külli şey’in min şerri mâ ecidü,” desin. (C.1,S.65/8)
234- Allahü Teâlâ devası olmayan hastalık vermedi. Bilen bildi, bilmeyen bilmedi. Yalnız ölüme çâre yok. (C.1,S.89/4)
235- Allahü Teâlâ, devasını indirmediği hiç bir hastalık vermedi. İhtiyarlamak hâriç... Bakınız inek sütüne... Çünkü o, her ottan yer.(C.1,S.89/5)
236- Böğür sancısı böbrekteki damardandır; ayaklandığında sahibine eziyet verir. Bunun ilâcı bal şerbetidir. (C.1,S.97/1)
***
Nîmete Hürmet ve Şükür:
237- Ekmeğe hürmet edin; zira Allah ekmeği ikrâm ve hürmete lâyık kılmıştır. Kim ekmeğe hürmet ederse, Allah ona bereket verir ve onu zelil etmez. (C.1,S.81/4)
238- Ekmeğe hürmet edin; zira o yerin, göğün bereketlerindendir. Kim düşen kırıntıyı yerse, günâhı affolur. (C.1,S.81/5)
239- Bir kul iyilik gördüğünde “Cezâkellahü hayran” derse, duâda mübalâğa etmiş olur. (C1,S.82/4)
240- Allah kulunu sevdiğinde, rızkını yetecek kadar verir. (C.1,S.85/7)
241- Allah kuluna bir nîmet verdiğinde, eserinin kulu üzerinde görülmesini sever. (C.1,S.85/11)
242- Allah gökten yere dört bereket indirdi: Demir, Ateş, Su ve Tuz.(C.1,S.87/4)
243- Sizden biri evlendiğinde, at veya hizmetçi aldığında, elini, onun alnı üzerine koyup bereketle duâ etsin. (C.1,S.39/4)
***
Ashab-ı Kiram:
244- Ümmetimden ümmetime en merhametli olan, Ebû Bekir; Allah’ın dininde en kavi olan, Ömer; haya cihetinden en sadık, Osman; en iyi hüküm veren, Ali Bin Ebî Tâlip; ferâîz ilmini en iyi bilen, Zeyd bin Sâbit; Allah’ın kitabını en uygun okuyan, Ubey ibni Kâab; haram ve helâli en iyi bilen, Muaz bin Cebel R.Anhüm’dür. Haberiniz olsun, her ümmetin bir emini var; bu ümmetin emini de, Ubeyde bin Cerrah’dır (R.A.)(C.1,S67/11)
245- Allahü Teâlâ beni seçti. Benim için de ashabımı seçti. Onlar bana yardımcı ve akraba olur. Kim onlara fena söz söylerse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Kıyâmette Allah böyle kimselerden, ne farz, ne nâfile ibâdet kabul etmez. (C.1,S.86/7)
246- Allahü Teâlâ yıldızları gök ehline emniyet kıldı; yıldızlar döküldüğünde, semanın inkırazı yaklaşmıştır. Allah Ashabımı da ümmetime eman kıldı; Ashabım gidince, ümmetim için inkıraz yaklaşmıştır. (C.1,S.87/3)
247- İnsanlar mallarını çoğaltma peşinde; Ashabım ise, azaltma peşindedir. Onlara kötü söz söylemeyin. Allah’ın lâneti, onlara kötü söz söyleyenin üzerine olsun.(C.1,S.109/9)
***
Oruç:
248- Sizden biri Müslüman kardeşini ziyâret ettiğinde, kardeşi (ziyafet için) ondan orucunu bozmasını isterse, bozsun. Ancak Ramazan ve Ramazan’ın kazası veya nezir orucu hâriç... (C.1,S.44/13)
249- Dört şeyi yapanın orucu kavi olur: İftarı su ile açmak, sahurda yemek, gündüz uykusu, güzel koku. (C.1,S.69/7)
250- Allahü Teâlâ buyurur: “Oruç benim içindir; onun mükâfâtını ben veririm.” Oruçluya iki ferah vardır: Biri, iftar ederken; diğeri de Allah’a kavuştuğunda mükâfâtını alırken. Muhammed’in (A.S.) nefsi kudret elinde olana yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah’a, amber kokusundan daha sevimlidir. (C1,S.94/6)
***
Abdest:
251- Sizden biri, (namaz için abdest alırken) ağzını yıkadığında, elleriyle işlediği günahlar dökülür; yüzünü yıkadığında, yüzüyle işlediği günahlar dökülür; kollarını yıkadığında, kolların işlediği günahlar dökülür; başına mesh ettiğinde, hataları saçlarının dibinden dökülür; ayaklarını yıkadığında, ayaklarla işlenen günahlar dökülür. (C.1,S.39/12)
252- Müslüman abdest aldığında, onun hataları kulaklarından, gözlerinden, ellerinden ve ayaklarından çıkar. Oturursa mağfiret olunmuş olarak oturur. (C.1,S.39/17)
253- Uyku, abdesti yenilemeyi îcap ettirmez. Ancak uzanarak uyuduğu zaman bozulur. Çünkü mafsallar gevşer. (C.1,S.109/16)
***
İstiğfar:
254- Kul, “Estağfirullahellezî lâ ilâhe illâ hûvel hayyül kayyûmü ve etûbü ileyh,” derse, harpten kaçmış olsa da mağfiret olunur. (C.1,S.56/11)
***
Cezası dünyada verilenler:
255- Allahü Teâlâ bir kula hayır murat ettiğinde, günâhının cezâsını dünyada acele verir. Allah bir kula da şer murat ederse, günahının cezasını kıyâmette vermek üzere geciktirir. Bu yüzden o kimse de kendi reyini beğenmiş biri (veya yaban eşekleri gibi) olur. (C.1,S.26/12)
***
Fakih ve Zühd:
256- Allahü Teâlâ bir kula hayır murat ettiğinde, onu, dinde fakih[3], dünyada zâhit[4] kılar ve ona, ayıplarını
görecek basîret ihsan eder. (C.1,S.26/11)
257- Allahü Teâlâ bir ev halkına hayır murat ettiğinde, onları dinde fakih kılar. Küçükleri büyüklerine hürmet eder. Onlara rızkları hususunda kolaylık verir. Nafakalarında iktisatlı kılar. Kendilerine ayıplarını gösterir, onlar da hemen tevbe ederler. Allahü Teâlâ bir ev halkına da hayırdan başkasını murat ederse, onları kendi hallerine bırakır. (C.1,S.27/10)
258- Bir kimseye, dünyada züht ve az konuşma verildiğini görürseniz, ona yakın olun. Zira o kimse hikmete erişmiştir. (C.1,S.47/3)
Kader:
259- Allahü Teâlâ nutfeden bir insan yaratmak murat ettiğinde, rahimler meleği şöyle der: “Yârabbi, bu, sait midir, şakî mi? Erkek midir, dişi mi? Ey Rabbim, kırmızı mıdır, yoksa siyah mı?” Allahü Teâlâ emrini bildirir. Sonra o insanın iki gözü arasına, karşılaşacağı iyilik ve kötülük göreceği meşakkate kadar hepsi yazılır. (C.1,S.27/6)
260- Allahü Teâlâ kuluna bir şeyi taktir ettimi, onu çevirecek güç yoktur. (C.1,S.83/2)
261- Allahü Teâlâ dünya halkını zulmette yarattı. Sonra onların üzerine nurundan saçtı. Bu nur kimlere isabet ettiyse, îman etti. İsabet etmeyen de, dalâlette kaldı. Bundan sonra yeni bir şey olacak değil. Yazılanlar meydana gelecektir. (C.1,S.87/14)
***
Misafir:
262- Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediye eder. Misafir rızkıyla gelir, rızkıyla gider. Allahü Teâlâ da o ev halkını mağfiret (af) eder. (C.1,S.28/5)
263- Bir kavme misafir geldiğinde, rızkı ile gelir; gittiğinde de o kavmin günahları mağfiret edilmiş olduğu halde gider. (C.1,S.45/2)
264- Bir topluluk bir kimsenin evine girdiğinde, onlar evden çıkıncaya kadar, ev sahibi, o cemaatin emîridir; kendisine itaat etmeleri vacip olur. (C.1,S.45/5)
* * *
Cemaat:
265- Allah bir kavme bir âfet vermeği murat ettiğinde, mescitlerin ehline bakar da onlardan o belâyı kaldırır. (C.1,S.28/7)
***
Kaza ve İnfaz:
266- Allah kaza ve kaderi infaz etmek murat ettiğinde, hükmünü infaz edinceye kadar akıl sahiplerinden akıllarını alır. Hüküm yerine geldikten sonra akıllarını iâde eder de kendilerine nedâmet gelir. (“Neden bu işi böyle yaptım” der). (C.1,S.28/11)
267- Allahü Teâlâ bir kaderin hükmünü infaz etmek istediğinde, akılları başlardan alır. Hüküm yerini bulunca, akıllar geri verilir. O zaman kendilerine nedâmet gelir. (C.1,S.86/8)
* * *
İnsanın Âzaları:
268- Âdemoğlu sabaha erişince, bütün âzaları hal lisanıyla ona şöyle der: “Bizim hakkımızda Allah’dan kork; zira, sana aidiz. Sen doğru olursan, biz de doğru oluruz; sen doğru olmazsan, biz de doğru olmayız .(C.1,S.31/10)
269- Kıyâmet günü olduğunda, belâya uğrayanlar, getirilir. Lâkin onlar için divan açılmaz (sual sorulmaz), mizan kurulmaz (amelleri tartılmaz), sırat da konulmaz. Onların üzerine ecir dökülür de dökülür.(C.1,S.58/14)
***
İki Müslüman’ın birbirine kılıç çekmesi:
270- İki Müslüman kılıçlarıyla karşılaşırlar da biri arkadaşını öldürürse, öldüren de ölen de ateştedir. Denildi ki: “Yâ Rasûlallah, biri katil, maktulün suçu ne?” Buyurdu ki, “O da arkadaşını öldürmek istemişti.” (C.1,S.35/10)
***
Selâm:
271- Sizden biri bir meclise geldiğinde selâm versin. Oturması îcap ediyorsa otursun. Kalktığı zaman yine selâm versin. Zira evvelki gibi sonuncu da haktır. (C.1,S.36/8)
***
Kul 40, 50, 60, 70, 80, 90.... yaşına varınca:
272- Kul kırk yaşına ulaşınca, Allah onu cinnet cüzzam ve alaca hastalığı gibi üç belâdan emin kılar. Elli yaşına gelince, Allah ondan hesabı hafifletir. Altmış seneye ulaşınca, Allah onu kendisine inâbe ile rızıklandırır. Yetmiş seneye erişince, gök ehline onu sevdirir. Seksenyaşına gelince, Allah hasenâtını sâbit kılar ve günahlarını siler. Kuldoksan seneye ulaştığında ise Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret eder ve kendisini âile halkına şefaatçi kılar. Gökten nidâ eden biri şöyle seslenir: “Bu kul, yeryüzünde Allah’ın esiridir.” (C.1,S.38/2)
273- Allahü Teâlâ müslüman olarak kocayan kuluna azap etmeye haya eder. (C.1,S.90/7)
Yüksek Bina:
274- Bir kimse binasını yedi veya dokuz arşın yüksekliğinde yaptığında, gökten bir münâdi: “Ey fâsıkların fâsıkı, bununla nereye gidiyorsun?” der. (C.1,S.38/6)
***
Ağırdan almak ve acele etmek:
275- Ağırdan alırsan isabet edersin veya hemen hemen isabet edersin. Acele ettiğinde hataya düşersin veya neredeyse hata etmiş olursun. (C.1,S.38/8)
***
Sefer:
276- Sizden biri sefere çıktığında, Kardeşlerine veda etsin. Zira Allahü Teâlâ onların duâsı sebebiyle o kimse için bereket ihsan eder.(C.1,S43/1)
277- Sefere çıktığınızda, Kur’an’ı en iyi okuyanınız -yaşça en küçüğünüz de olsa- size imam olsun. İmam olunca da artık sizin emîrinizdir. (C.1, S.49/11)
***
Helâdan çıkınca:
278- Sizden biri helâdan çıkınca: “El hamdü lillâhillezi ezhebe annil ezâ ve âfânî min zâlik (O Allah’a hamd olsun, benden ezâyı giderdi de âfiyet verdi,)” desin (C.1,S.43/4)
***
Fitne Tefrika:
279- Siz hepiniz bir emir üzerinde birleştiğiniz halde, biri çıkar da Müslümanların birliğini bölmek ve tefrika çıkarmak isterse, onu hemen öldürün. (C.1,S.43/6)
* * *
Uzlet:
280- İnsanlar sözleşmelerini bozup emaneti hafife aldıkların; (parmaklarını birbirine geçirip) böyle olduklarını gördüğün zaman, evini tercih et; diline sâhip ol; doğru ve iyi olanı al; kötüyü bırak; kendi işinle uğraş; herkesin işini kendine bırak. (C.1,S.46/7)
281- Allahü Teâlâ buyurur: “Ey Âdemoğlu! Benim ibadetim için elini meşgaleden çek ki, senin kalbini zenginlikle doldurayım, ihtiyacını da kapatayım. (Biri, ihtiyacını te’min etmek; diğeri, ihtiyacını gözüne göstermemek.) Eğer böyle yapmazsan, ellerini meşgale ile doldurur, ihtiyacını da örtmem. (C.1,S.94/8)
***
Borcu ehil kimseden almak:
282- Kardeşinde, haya, emânet ve doğruluk gibi üç hususiyeti gördüğünde, (istediğin bir şeyi) ondan ricada bulun. Bunları göremezsen, isteme. (C.1,S.46/11)
283- Allahü Teâlâ, borcunu ödeyinceye kadar borçlu ile beraberdir; borç, Allah’ın hoşlanmadığı borç olmadıkça. (C.1,S.90/18)
***
İsyan ve cezâ:
284- İnsanlar hayvana binerek kıptı elbisesi giyip Şam’a yöneldiklerinde, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla iktifa ettiklerinde, Allah, onların hepsine birden kendi katından bir ceza gönderir. (C.1,S.48/10)
285- Allahü Teâlâ bir kulu helâk etmek murat ettiğinde, önce ondan “Haya” alınır; haya alınınca, buğza lâyık bir kul olarak Allah’ın huzuruna varır. Buğza lâyık olduğu zaman, kendisinden emânet alınır; emânet alınınca, hâin olur ve rahmetten kovulur. Rahmetten kovulduğunda, lânete lâyık olur; o zaman da “İslâm hırkası” üzerinden çıkarılır. (Böylece belâya uğratılır.) (C.1,S.85/4)
***
İçki:
286- Bir kimse sarhoş olursa, ona hat vurun. Sonra yine sarhoş olursa, yine hat vurun. Sonra yine sarhoş olursa, yine hat vurun. Dördüncüde onu öldürün. (C.1,S.50/2)
287- Kötülüklerin hepsi bir odaya konup kapısı kilitlendi; anahtarı da içki oldu. Kim içki içerse, (kapıyı açıp) içine düşer. (C.1,S.97/2)
***
Huy değişmez:
288- Bir dağın yerinden ayrıldığını işitirseniz, inanın; lâkin bir adam ahlâkını değiştirmiş dense, o söze inanmayın. Zira insan cibilliyeti (yaratılışı) üzerinde olmakta devam eder. (C.1,S.50/12)
***
Kulak Çınlaması:
289- Sizden birinin kulağı çınladığında beni hatırlasın bana salât ü selâm getirsin ve, “Beni anan kimseyi Allah hayırla ansın,” desin.(C.1,S.53/13)
***
Borç vermek:
290- Bir kimsenin başkasında alacağı olur da, onu vâdesinden önce istemezse, o kimse bir sadaka sevabı alır. Eğer vâdesi sonunda te’hir ederse, her geçen gün için bir sadaka sevabı alır.(C.1,S.59/19)
291- Ne dersin! Annenin birisine borcu olsa, onun yerine o borcu öder misin? “Evet” dedi: Allah’a olan borcun ödenmesi daha evlâdır.(C.1,S.67/12)
***
Güzel koku:
292- Sizden birine güzel koku ikram edilirse, ondan sürünsün, reddetmesin. Birinizin önüne, tatlı konulduğunda, ondan yesin ve reddetmesin. (C.1,S.65/13)
293- Melekler, cünüp olana ve renkli koku kullanan erkeklere yaklaşmazlar. (C.1,S.108/14)
Yatarken:
294-Yanını yatağa koyduğunda, Fâtiha-i Şerife ve
İhlas-ı Şerif okursan, Ölümden başka her şeyden emin olursun. (C.1,S.66/1)
***
Sözleşme:
295- Bir kimse yerine getirmek düşüncesiyle, kardeşine bir vaatte bulunup da onu yerine getiremezse veya vaat olunan zaman ve yerde bulunamazsa, kendisine günâh yoktur. (C.1,S.66/3)
***
Sadakat ve İtâat:
296- Bana söyler misin, iki kölen olsa, biri doğru sözlü, diğeri hâin; hangisini seversin? İşte Allah katında siz de böylesiniz. (C.1,S.68/1)
297- Allahü Teâlâ her gün şöyle buyurur: “Ben sizin Azîz Rabbinizim. İki cihanda aziz olmak isteyen, Azîz’e itaat etsin.” (C.1,S.94/9)
298- Doğruluk iyiliğe, iyilik cennete götürür. Kişi, doğru söyleye söyleye Allah katında “Sıddîk”lardan yazılır. Yalan günâha günâh da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında “Yalancı” yazılır. (C.1,S.103/4)
***
Şehitlik:
299- Şehâdet ederim ki bunlar (Bedir ve Uhut savaşında şehit düşenler), kıyâmet gününde Allah katında şehittirler ve kendilerine kıyâmete kadar selâm verenlere mukabele ederler. (C.1,S.72/3)
300- Şehitlerin en üstünü, ilk safta yüzlerini geri çevirmeden öldürülünceye kadar harp edenlerdir. Onlar cennet köşklerinde keyiflerinden yuvarlanırlar; Rab’leri de onlara güler. Rabb’in bir kula gülerse, ona hesap sorulmaz. (Doğrudan cennete girer.) (C.1,S.77/5)
301- Allahü Teâlâ buyurur ki: “Bir kimse Benim yolumda, Benim rızam için, vaadimi tasdik eder ve inanarak gazaya çıkarsa, o Benim zimmetimdedir; ya onun orada ruhunu alır, cennete yollarım; ya da sağ olarak, ecir ve ganimetle evine kavuştururum (C.1,S.88/9)
302- Şehidin kanından ilk damla ile günahları af olunur. İkincisiyle, îman elbisesi giydirilir. Üçüncü damla ile hûrilerle nikâhlanır. (C.1,S.120/6)
***
Temizlik:
303- Elbiselerinizi yıkayın, fazla tüyleri alın, dişlerinizi misvaklayın ve süslenin. Kıyınızı köşenizi temizleyin. İsrail oğulları böyle yapmadı da kadınları zina etti. (C.1,S.75/12)
***
Sakal:
304- Sakalı bırakın, bıyıkları kısaltın. İhtiyarladığınızda görünüşünüzü değiştirin. Yahûdî ve Hıristiyanlara benzemeyin. (C.1,S.74/15)
***
Korku ve Ümit:
305- Korku ve ümit yemin etmişler; “Dünyada, kimde yerleşirlerse, cehennem kokusu koklamayacak; kimden ayrılırlarsa, cennet kokusu koklamayacaktır.” (C.1,S.79/9)
* * *
Çekirge:
306- Yeryüzünde Allah’ın ordusu, ekseriyetle çe
kirgedir; onu yemem de, haram da etmem. (C.1, S.80/4)
* * *
Sığınma:
307- Eğer o, “Eûzü bi kelimâtillâhittâmmeti min şerri mâ halâk,” deseydi, akşamdan sabaha kadar hiç bir şey ona zarar vermezdi. (C.1,S.82/6)
Hadis-i şerif, “Filancayı akrep soktu, uyuyamıyor,” dediklerinde vârit olmuştur.
***
Semâvî kitapların nüzûlü:
308- İbrahim A.S.'a indirilen suhuf, Ramazan ayının birinde; Tevrat-ı şerif, altısında; İncil-i şerif, on üçünde; Zebur-ü Şerif, on sekizinde; Kur’an-ı kerim, yirmi dördü yirmi beşe bağlayan gece indirildi. (C.1,S.83/11)
***
Sarık:
309- Şüphesiz ki Allahü Teâlâ, bana Bedir ve Huneyn günleri şöyle sarık saran meleklerle yardım etti. Sarık, imanla küfür arasında ayırt edici bir alâmettir. (C.1,S.87/1)
***
İdârecilik:
310- Allahü Teâlâ bana, insanlarla müdârayı[5] em-
retti. Farzları emrettiği gibi. (C:1,S.87/2)
***
Mahlûkat:
311- Allahü Teâlâ bin türlü varlık yarattı; altıyüzü denizde, dörtyüzü karadadır. Bunlardan evvelâ helâk olacak olan, çekirgedir. Diğerleri de kopmuş boncuk dizisi gibi bunu tâkip ederler. (C.1,S.88/3)
312- Allahü Teâlâ üç şeyi kudret eliyle yarattı; diğerlerine, “Ol” dedi, hemen oldular: Levh’in kalemi, Âdem A.S., Firdevs cenneti... Bu cennete buyurdu ki: “Hasis, sende bana komşu olamaz. Deyyüs (ırzını kıskanmayan), senin kokunu duyamaz.”(C.1,S.89/7)
(Bu cennetin kokusu, beş yüz senelik mesâfeden duyulur.)
***
Sirke:
313- Allahü Teâlâ sirke yiyene iki melek tâyin eder; yiyinceye kadar ona istiğfar ederler. (C.1,S.95/4)
***
Akıl:
314- Ahmak, ahmaklığı sebebiyle, fâsıkın fıskından daha büyük bir derde düşer. İnsanlar, Allah’a, akılları nispetinde yaklaşırlar. (C.1,S.95/5)
***
Kan aldırmak:
315- Baştan kan aldırmak; delilik, cüzam, alaca hastalığı, baş ağrısı, göz hastalığı...gibi derdlere devadır. (C.1,S.96/11)
***
Hızır ve İlyas A.S.:
316- Hızır karada, İlyas denizdedir. Onlar her gece, Zülkarneyn’in insanlarla, Ye’cüc - Me’cüc arasında yaptığı set üzerinde birleşirler. Senede bir kere de, Hac ve Umre yaparlar, zemzem içerler. O zemzem, kendilerine, gelecek seneye kadar yeter. (C.1,S.97/3)
***
Deccal:
317- Deccalın sol gözü kör, alnında “Kâfir” yazılıdır; gözlerinin üzerinde kalın bir perde vardır (Hakkı görmez, küfrü beğenir). (C.1,S.97/6)
***
Rüya:
318- Rüya nasıl tâbir olunursa, öyle vaki olur. Tıpkı kaldırılmış ayak yerleşecek gibi. Rüyanızı, ya nasihat eden, ya da âlim kimseye söyleyin.(C.1,S.98/4)
* * *
Boşanmak:
319- Kocasından boşanmak isteyen kadınlar, münâfıktır. Onlara cennetin kokusu dahî haramdır. (C.1,S.107/5)
***
Kadın:
320- Kadın kaburgadan yaratılmıştır. Doğrultayım dersen, kırılır.(C.1,S.107/7)
(İdâreye muhtaç. Hâli üzere bırakmak lâzım. Doğrultmak istersen kırılır.)
321- Kadın, şeytanın oklarından bir oktur. Kim güzel kadın görür de, Allah rızası için gözünü kaparsa, bunun hemen arkasından, Allah o kimseye öyle bir ibâdet lütfeder ki, zevki onu doyurur. (C.1, S.107/10)
322- Bir kötü kadının kötülüğü, bin erkeğin kötülüğü gibidir; bir mü’mine (iyi) kadının iyiliği de yetmiş sıddîkın iyiliği gibidir. (C.1,S.124/6)
***
Nöbet tutmak:
323- Allah yolunda gözcülük eden kimse, bir ay gündüzleri oruçlu, geceleri ibâdetle geçirmeye hazırlanmış kimseden daha sevaplı bir iş yapmıştır. (C.1,S.107/11)
* * *
İstişare:
324- İstişare eden yardım görür; istişare edilen de emindir. (Yani bildiğini doğru söylemeli. Doğru söylemezse, emânete hıyanet etmiş olur.) (C.1,S.108/1)
***
Çan:
325- Melekler, çan takılı olan kervana arkadaş olmazlar. (C.1,S.108/15)
***
Bakış:
326- Bakış, iblisin zehirli oklarından biridir. Bir kimse, Allah korkusundan dolayı bakışına hâkim olursa, Allah ona îmanın lezzetini tattırır. (C.1, S.109/12)
***
Resim:
327- Kıyâmet gününde, en şiddetli azap görenler, (canlıların) resmini yapanlardır. (C.1,S.71/10)
328- Melekler heykel ve resim olan eve girmezler. (C.1,S.109/2)
***
Hayvanların eceli:
329- Bit, pire,at, katır, sığır vs. gibi bütün hayvanla-
rın ecelleri, tesbihlerine bağlıdır. Tesbihleri sona erince Allahü Teâlâ onların ruhunu alır. Azrail A.S.'ın bu kabızla alâkası yoktur. (C.1,S.3/2)
330- Gece vakti merkep anırması, köpek havlaması veya horoz sesi işittiğinizde, şeytandan Allah’a sığının. Çünkü onlar, sizin görmediklerinizi görürler. (C.1,S.50/11)
***
Haya:
331- Geçmiş peygamberlerin kelâmından insanların en son anladığı kelâm; “Utanmazsan, istediğini yap.” (C.1,S.3/5)
332- Âhir zamanda, ümmetimin erkeklerine, peştamal da olsa, hamama girmek haram olur. “Sebep nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. Buyurdu ki, “Çünkü onlar çıplak insanların üzerine girerler veya üzerlerine çıplak insanlar girer. Dikkat edin! Allahü Teâlâ bakana da, kendisine baktırana da lânet etmiştir. (C.1,S.60/2)
333- Dört şey önceki peygamberlerin sünnetindendir: Haya, güzel koku sürünmek, nikâh ve misvak. (C.1,S.68/12)
334- Allahü Teâlâ hayayı ona ayırdı; birini erkeklere, dokuzunu kadınlara verdi. Böyle olmasaydı, kadınlar, hayvanlarda olduğu gibi, erkeklerinizin ayakları altına dökülürlerdi. (C.1,S.89/1)
***
Faiz:
335- Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şâhit olana; (farkında olarak yaparsa) dövmeyi yapana, yaptırana; sadakayı, geciktirene; hicretten sonra İslâm topluluğundan çıkıp giden kıyâmet gününde Muhammed’in (A.S.) dilinden lânet edilmiştir. (C.1,S.4/9)
336- İsra gecesi bir kavme uğradım; karınları evler gibi büyük, içi yılanlarla doluydu; yılanlar karınlarının dışından görünüyordu: “Yâ Cebrail, bunlar kimler?” dedim. “Bunlar faiz yiyenler” dedi. (C.1,S.15/6)
***
Alış veriş:
337- Şu dört hususu tarafımdan onlara bildirin: Bir satışta iki şart konuşulması, satış ve ödünç anlaşmasını birleştirmek, malı olmayan bir şeyi satmak, henüz teslim olunmamış bir şeyden kazanç almak. (C.1,S.8/12)
***
Hırs:
338- Ey Âdemoğlu! İhtiyacına yetecek olan yanında varken, seni azdıracak olan fazlasını aramaktasın. Ey Âdemoğlu, aza kanaat etmiyorsun, çok ile doymuyorsun. Ey Âdemoğlu, vücudun âfiyette, nefsin emniyette ve günlük nafakan yanında olarak sabahladığında, artık dünya kendi hâline kalsın. (C.1,S.9/1)
339- Allahü Teâlâ buyurdu: “Biz malı, insana, ibâdet için ihsan ettik; namazını kılsın, zekâtını versin.” Âdemoğlu, bir vadiye sâhip olunca, ikincisine sâhip olmak ister. İkincisine sâhip olunca, üçüncüsüne sâhip olmak ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doyurur. Sonra bir kısmına Allah tevbe nasip eyler. (C.1,S.88/8)
***
Arefe Günü:
340- Ey Kardeşimin oğlu! Arefe günü öyle bir gün ki, kim bu günde kulağına, gözüne ve diline sâhip olursa (bunlarla günâh işlemezse), mağfiret olunur. (C.1,S.9/2)
Mescit yapmak:
341- Mescitler bina edin ve onlardan tozu toprağı çıkarıp temiz tutun. Kim Allah için bir mescit bina ederse, Allah ona cennette bir köşk yapar. Denildi ki, “Ey Allah’ın Rasûlü, bunlara, yol kenarlarında yapılan namazgâhlar da dahil mi?” “Evet” buyurdular. Mescitlerden toz toprak çıkarmak, hûrilerin mehirleridir. (C.1,S.9/5)
342- Allahü Teâlâ bir kulu sevdiğinde, onu mescide kayyım eder; sevmezse, hamama hizmetçi eder. (C.1,S.85/8)
***
Güvercin beslemek:
343- Evlerinizde kanatları kesilmiş güvercinlerden edinin. Zira o, cin tâifesini oyalayarak çocuklarınızdan alı kor. (C.1,S.12/2)
***
Şefaat:
344- Rabbim katından bana bir melek geldi de Ümmetimin yarısının cennete konulması ile şefaat arasında beni muhayyer kıldı. Ben de şefaati seçtim. Şefaat, Allah’a hiç bir şeyi eş koşmadan vefat edenler içindir. (C.1,S.10/2)
345- Kırk kişi bir cemaattir; bir cenazeye duâ ederlerse, Allah onu, o cemaate bağışlar ve ona mağfiret eder. (C.1,S.70/8) ***
Şifa Allah’dan:
346- Cebrâil A.S. bana geldi: “Yâ Muhammed! (A.S.) hasta mısın?” dedi. “Evet” dedim. “Bismillâh” (Allah’ın adı) ile başlar, sana eziyet veren her şeyden, her nefsin şerrinden, haset eden gözden seni korumasını Allah’dan niyaz ederim. Bismillâh ile başlar, seni korumasını dilerim. Sana şifa verecek olan Allah’dır,” dedi. (C.1,S.10/5)
347- Sizden biri hastalıktan şikâyet edince, elini ağrıyan yere koysun, sonra yedi defa şöyle desin: “Eûzü bi izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidü ve ühâziru.” (Elem duyduğum ve sakındığım şeylerin şerrinden Allah’ın izzetine ve O’nun kudretine sığınırım) (C.1,S.30/13)
348- Derdi gider; ey insanların Rabbi, şifa ver. Sen Şâfî’sin; senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hiç hastalık bırakmasın.(C.1,S.67/7)
349- Allah Teâlâ, kendisinden dilekte bulunmayan kimseye gazap eder. (Bunu da Allah’dan başkası yapmaz..) (C.1,S.93/14)
350- Derdi veren Allah devayı da verir. O, devası olmayan dert vermemiştir. Devasız bir dert varsa, o da kocamaktır. (C.1,S.106/6)
***
Kur’an ve Hadis:
351- Allahü Teâlâ Kur’an’a susar ve onu ehlinden dinler. (C.1,S.90/15)
352- Benden bildiğinizin haricinde hadis nakletmekten sakının. Zira her kim kasten yalan bir hadis söylerse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Her kim de Kur’an’ı kendi reyi ile tefsir ederse, yine ateşten oturacağı yeri hazırlasın. (C.1,S.14/2)
***
Firâset:
353- Mü’minin firâsetinden sakının; zira o, Allah’ın nuruyla bakar.(C.1,S.14/12)
* * *
Güzel isimler:
354- Allah’a isimlerin en sevimlisi, Abdullah, Abdurrahman ve Hâris’tir. (C.1,S.16/16)
355- Siz, adını “Muhammed koyduğunuz kimseyi küçümsemeyin, onu mahrum etmeyin, onu çirkin görmeyin. Muhammed isminde, Muhammed’in olduğu evde ve Muhammed’in bulunduğu mecliste bereket vardır. (C.1,S.51/1)
***
Dâvete icâbet:
356- Kardeşinin dâvetine icâbet et. Zira sen, kardeşin için iki durumda bulunursun; ya o hayır üzeredir, sen o dâvete hazır olmaya lâyıksın veya o şer üzerindedir, sen onu men eder ve hayırla emredersin.(C.1,S.15/14)
357- Sizden biri bir yemeğe dâvet edildiğinde, oruçlu değilse, gitsin. Oruçlu ise duâ etsin. (C.1,S.45/16)
358- İki kişi bir mecliste fıkıh üzerinde konuşurlarken üçüncü bir kimse onlardan izin almadan yanlarına oturmasın. (C.1,S.60/12)
Hicret:
359- Allahü Teâlâ’ya en sevimli kimseler, dinleri sebebiyle yurtlarını terk eden gariplerdir. Allahü Teâlâ kıyâmet gününde onları Meryem oğlu Îsâ (A.S.) ile diriltir. (C.1,S.17/6)
***
Arab’ı sevmek:
360- Üç şeyden dolayı Arabı sevin; Ben Arabım, Kur’an arabçadır, cennet ehlinin lisanı arabçadır. (C.1,S.17/12)
***
Hevâ, Ucub, Çok yemek:
361- Ümmetim için en çok şu üç şeyden korkarım: Nefis ve hevânın dalâleti içine düşmek, midenin iştihâsı ve şehvet peşinde koşmak, ucub (ibâdet husûsunda kendini beğenmek). (C.1,S.21/1)
***
Uyku, şişmanlık:
362- Ümmetim üzerine korktuklarımın en korkunç olanı, karnının büyüklüğü, devamlı uyku, tembellik ve yakînin zayıflığıdır. (C.1,S.20/10)
363- Sizden biri uyumak için yatağına girdiğinde, Fâtiha ile birlikte bir sure okusun. Bu taktirde Allahü Teâlâ o kimse için bir melek vazifelendirir; o kimse nereye gitse, melek de onunla beraber gider.(C.1,S.26/1)
364- Geğirmeyi bırak. Zira çok doyan, âhirette çok açlık çeker.(C.1,S.79/10)
***
Kan, Saç, Tırnak:
365- Kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömün ki, büyücüler onlara sihir yapmasın. (C.1,S.22/4)
***
Nutfe Rahim:
366- Nutfe rahime yerleşip üzerinden kırk gün geçtiğinde, rahim meleği gelir etini, kemiğini, kanını, kılını, derisini, kulağını, gözünü... her şeyini teşekkül ettirir. Sonra sorar: “Yâ Rabbi, kız mı olacak, erkek mi? Şakî mi, mü’min mi? Ne zaman ölecek?” Bunların cevabı söylenir ve bir deftere yazılıp dürülür. Kıyâmete kadar açılmaz. (C.1,S.109/13)
* * *
Cömertlik:
367- Üstteki el, alttaki elden hayırlıdır. Nafakası sana âit olan başka. (C.1,S.110/1)
***
Borçluluk:
368- Allah nazarında, Allah’ın yasakladığı büyük günahlardan sonra, günahların en büyüğü, karşılık bırakmadan borçlu olarak ölmektir. (Varisi de ödeyemiyor:) (C.1,S.115/3)
***
Misvak:
369- Ağızlarınız, Kur’an için yollardır; onları misvakla temizleyin.(C.1,S.116/8)
***
Salevât-ı Şerife:
370- Kıyâmet günü her merhalede bana en yakın olanınız, dünyada bana en çok salât ü selâm getireninizdir. Kim Cuma günü ve gecesi bana salât ü selâm getirirse, Cenâb-ı Hak, onu, yetmişi âhiret, otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hâcetini giderir. Sonra Allah bir melek vazifelendirir; size nasıl hediyeler gelirse, o melek de kabrime gelir, bana salevat getirenin -adını, nesebini kabilesine kadar- haber verir; Ben de beyaz bir deftere yazarım. (C.1,S.116/9)
***
Ümmet-i Muhammed:
371- Ümmetim, ümmet-i merhûmedir. Mağfiret olunmuştur. Allahü Teâlâ, dünyada çekilen sıkıntıları onların affına sebep kılmıştır. Kıyâmet günü her Müslüman’a, Yahûdi ve Hıristiyan’lardan bir karşılık verilir ve kendisine “Bu, senin ateşten fidyendir.” denilir. (C.1, S.117/9)
372- Ümmetim hiç bir zaman dalâlet üzerinde toplanmaz; ihtilâfta ekseriyet tarafını tutunuz. (C.1,S.117/10)
***
Ezan:
373- Semadakiler, yerdeki seslerden ancak ezan sesini dinlerler.(C.1,S.118/7)
***
Fakirlik:
374- Müslümanların fakirleri cennette kuşlar gibi konuşurlar. Onlara “Hesaba dursanıza” denecek. “Valla-hi hesaplık bir şeyimiz yok” diyecekler. Allahü Teâlâ buyuracak: “Kullarım doğru söylediler.” Onlar cennete diğerlerinden yetmiş yıl önce girerler. (C.1,S.124/7)
375- Müslüman’ların fukarası, zenginlerden beş yüz sene evvel cennete girer. Zenginler derler ki: “Keşke biz dünyada fakir olsaydık.” Kâfirlerin zengini de fakirlerinden kırk sene evvel cehenneme girer. Kâfirlerin zenginleri de derler ki, “Keşke biz dünyada fakir olsaydık.”(C.1,S.124/9)
***
Sadaka:
376- Müslüman’ın sadakası, ömrü artırır; onu fena ölümden korur; ondaki kibir ve iftihârı giderir. (C.1,S.123/5)
***
Af dilemek:
377- Allahü Teâlâ kulunun “Rabbiğfirlî zünûbî, Rabbi’m, günahlarımı affeyle” demesini sever. Buyurur ki, “Kulum, Ben’den başkasının günahlarını affedemeyeceğini bildi.” (C.1,S.122/9)
***
Arabuluculuk:
378- Ara düzeltmek, nâfile oruç ve namazdan üstündür. (C.1,S.123/7)
***
Ramazan ve kadir gecesi:
379- Size Ramazan ayı geldi. O mübarek bir aydır. Allah size ramazan ayı orucunu farz kıldı. O ayda sema kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve azılı şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece var ki, bin aydan hayırlıdır. Kim o gecenin hayrından mahrum kalmışsa, o kimse hakikaten (her hayırdan) mahrum kalmıştır. (C.1,S.10/1)
***
Cima ederken örtünmek:
380- Sizden biri helâline yakın olmak istediğinde örtünsün, helâlini de örtsün. Onlar merkep çıplaklığı gibi çıplak olmasınlar. (C.1,S.23/11)
(Allah’dan haya, meleklerden edep, şeytandan kaçınmak şart.)
* * *
381- Sizden biri helâline yakın olduğu zaman çok konuşmasın. Zira bu, dilsizliğe sebep olur. Gene sizden biri ehline yakın olduğunda fercine bakmasın. Zira bu da körlüğe sebep olur. (C.1,S.40/15)
***
Tesbih:
382- Farz namazı kıldığınızda arkasından on defa “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîkeleh lehül mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr,” deyiniz. O kimse için bir köle âzat etmiş gibi sevap yazılır.(C.1,S.52/16)
***
Yemek:
383- Hiç şüphe yok ki o kişi “Bismillâh” deseydi, o
yemek hepinize yeterdi. Sizden biri yemeğe başlarken “Bismillâh” desin. Evvelinde “Bismillâh” demeyi unutursa, hatırlayınca, “Bismillâhi evelehû ve âhirehû” desin. (C.1,S.82/2)
384- Sizden biri yemek yediği kabı yalayarak güzelce sünnetlerse, o kap, onun için mağfiret talebinde bulunur: “Ey Allah’ım, bu kimse beni şeytandan kurtardığı gibi, sen de onu ateşten kurtar,” der. (C.1,S.62/3)
385- Yemeğinizi Allah’ın zikri ile, namazla eritin. Yemek üzerine uyumayın, zira kalpleriniz katılaşır. (C.1,S.67/10)
386- Birinizin kabına sinek düştüğünde, sineği ona batırsın (sonra çıkarıp atsın); zira onun kanadının birinde zehir, diğerinde şifa vardır. Böyle yapılırsa, şifa zehiri yok eder. (C.1,S.66/4)
***
İmdat:
387- Sizden biri, kimsenin olmadığı yerde bir şeyini kaybeder veya yardıma ihtiyacı olursa, “Ey Allah’ın kulları, bana imdat edin! Ey Allah’ın kulları bana yardım edin!” desin. Muhakkak ki her yerde Allah’ın görünmeyen bir kısım kulları bulunur. (C.1,S.32/7)
388- Sizden birinin hayvanı ıssız yerde elinden kaçarsa, “Ey Allah’ın kulları, benim için onu tutun!” diye seslensin. Zira yeryüzünde Allah’ın öyle kulları var ki, o hayvanı onun için tutacaktır. (C.1,S.36/14)
* * *
Aksırmak-Esnemek:
389- Allahü Teâlâ aksırmayı sever; esnemekten
hoşlanmaz. Siz den biri aksırıp “Elhamdü lillâh” dediğinde, duyan Müslüman’ın “Yerhamükellah” demesi vâciptir. Esnemek ise şeytandandır; esnemek gelince, elinizden gelirse, geri çevirin. Biriniz “haa” diye esnerse, şeytan güler. (C.1,S.93/3)
390- Sizden biri gerindiğinde veya aksırdığında, sesini yükseltmesin. Çünkü şeytan bu hallerde sesin yükselmesinden hoşlanır. (C.1,S.39/12)
391- Bir kimse aksırdığında hamd etmemişse, ona hatırlatmak için siz “Elhamdü lillâh” deyin. Zira aksıranın hamd etmesi, her derde deva, böğür ağrılarına da şifadır. (C.1,S.55/1)
***
Salih kimse:
392- Allahü Teâlâ salih bir Müslüman sebebiyle yüz komşudan belâyı def eder. (C.1,S.90/9)
***
Birbirini Sevenler:
393- Allahü Teâlâ buyuruyor: “Yeryüzünde halka azap murat ettiğimde, camileri şenlendirenlere, Ben’im için birbirini sevenlere, seher vaktinde istiğfar edenlere bakıp azaptan vazgeçerim.” (C.1,S.94/3)
394- Allahü Teâlâ bir kavmin içinde bir kimseyi, diğerlerini mağfiret ettiği halde, mağfiret etmemekten haya eder. (C.1,S.93/8)
***
Ebdal:
395- Abdallar Şam’da bulunur; kırk kişidir. Bunlar yüzünde yağmur görürsünüz; bunlar yüzünden düşmana gâlip gelirsiniz; bunlar yüzünden yerin batmasından, başınıza belâ gelmesinden kurtulursunuz. (C. 1, S.95/6)
***
Kul Hakkı:
396- Bir kimse, bir Müslüman’ın malını yalan yeminle alırsa, kalbine nifaktan kara bir leke yerleşir ve kıyâmete kadar bu hal devam eder. (C.1,S.178/7)
***
Evlâdın ana babası için af dilemesi:
397- Kişinin cennette derecesi yükseltilir: “Ey Rabbim, bu nereden?” dediğinde, “Evlâdın senin için istiğfar etti de onun için” diye cevap verilir. (C.1, S.99/9)
***
Kuvvetliyi korumak:
398- Sizden öncekileri helâk eden günâh şudur: Mevkî sâhibi biri hırsızlık yaptığı zaman, cezâ vermezler; zayıf biri hırsızlık yaptığında, ona hat vururlar. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in (A.S.) kızı Fâtıma hırsızlık yapsa, elbette onun elini de keserdim. (C.1,S.138/7)
***
Yabancı kadınlarla bir arada kalmak:
399- Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalmaz ki, aralarına şeytan girmiş olmasın. Bir kimsenin, çamur veya balçığa bulaşmış bir hınzırla sıkışık durumda olması, o kimse için, kendine helâl olmayan bir kadınla omuz omuza sıkışık olmasından daha hayırlıdır.(C.1,S.172/7)
400- Baktıktan sonra tekrar bakmaktan sakının; zira birincisi senin isteğin dışında olmuştur; ikincisi aleyhinedir. (C.1,S.173/1)
401- Kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Onu düzeltmek istersen kırarsın. Onunla güzel bir hayat geçirmen için idâre et.! (1461)
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
99 Meselei Mühimme
Kategori: 99 mesele
99 Mesele-i Mühimme nedir?
Günlük İslamı yasarken, dikkati ehem olan, belki fazla duymadığımız ama önemli bir çok husus vardır. İşte; herkesin anlayacağı ve kolayca tatbik edebileceği, kimi Ayeti Kerime, kimi Hadisi Nebevi, kimi Evliyaullahın sözleri, kimi de adabı muaseret olan bu bilgileri zamanla derleyip 99 madde seklinde derledik..
Sizlerde okumaya basladığınız zaman bilmediğiniz bir çok hususu öğrenmis ve günlük hayatınızda tatbik etmis olacaksınız. Biliyorsanız da bilgilerinizi tazelemis olacaksınız.
99 Meselei Mühimme çalısması yaklasık 3 yılda hazırlandı. Ve bir çok ehli ilimce tetkik edilip incelendi. Gerekli düzeltmeler yapıldı. Ancak, tüm bu hassasiyetimize rağmen bazı meselelerde velevki bir hatamız var ve yanlıs bilgilendirme yapıyorsak bizlere haber vermeniz islami emrin icabıdır.
Bu çalısmayı elimizden geldiği kadar yaymaya çalısalım. Forumlarda, mail vasıtası ile tanıdıklarımıza ulastırarak çıktısını alarak çevremizdekilere hediye ederek…Çalısmanın tüm telif hakkı Müslüman kardeslerimize aittir. Kaynağına sadık kalmak kaydı sartı ile her yerde her mekanda paylasılabilir.
Gayret bizden Tevfik Allah’tan..
Kemal Ekrem Soylu (Rümuz: Miftahulkuluub) / Sadakat.Net İslami Forumları
99 Mesele-i Mühimme
1- Gusül abdesti alırken vücuttan durmadan kan aksa, bilerek ya da bilmeyerek yel çıksa guslü sil baştan almaya gereğin olmayıp gusle devam edilmesi gerektiğini, burada önemli olanın, hiç kuru yerin kalmamasını sağlamak olduğunu, çünkü guslün bozulmasını sadece meninin gerektirdiğini ve yukarıdaki gibi abdesti bozan durumların gusülde dahi sadece namaz abdestini bozduğunu ve guslün sıhhatine mani olmadığını biliyor muydunuz?
2- Vitir namazının ilk rekâtında elem neşrahleke, ikinci rekâtında tebbet üçüncü rekâtında da ihlas suresini okumaya devam edenlerin diş rahatsızlığı çekmediğini biliyor muydunuz?
3- Namaz kılarken rükünleri alelacele yapıp dolayısı ile rükünlerden çalmanın hırsızlık olduğunu ve Peygamberimizin bu tür kimselere en büyük hırsız dediğini biliyor muydunuz?
4- Cemaatle namaz kılarken cemaatten birisinin yaptığı yanlışın sehiv secdesini icap etmediğini ama imamın yaptığı bir yanlışta ise imam ve cemaate gerektiğini
* sehiv secdesinin namazdaki her yanlış hareket sonucu da icap etmediğini, sadece (ilmihal kitaplarında da ifade edilen) namazın farzı olan rükünlerden birinin tehirinde; (geciktirilmesinde, ertelenmesinde) veya namazın vaciplerinden birisinin terk edilmesinde ya da tehirinde gerektiğini; namazın farzlarından (İftitah tekbiri, niyet….) birisinin terkinde ise namazın tekrarlanması gerektiğini; namazın sünnetlerinden birisini terkin sehiv secdesi gerektirmediğini biliyor muydunuz?
5- İftitah tekbirinde “Allahu ekber” lafzının kulak yumşağına el değdiği anda bitmesinin daha layık olduğunu; ellerin içinin rekbir esnasında kıbleye bakması gerektiğini, parmak aralarının ise ne tam açık ne de tam kapalı, kendi haline olacak şekilde ayarlanması icap ettiğini biliyor muydunuz?
6- Erkeklerde sakal bırakmanın sünnet olduğunu ama bulunduğu çevre ve imkan dahilinde bunu yapamayarak ileriki zamanlara tehir eden bir kişinin traş olurken bile bu muzdaripliğini unutmaması gerektiğini bundan ötürü sakal traşında sol tarafından başlaması icap ettiğini ve traşı olana da, sünneti ihlal ettiği için “sıhhatler olsun” yerine, “kolay gelsin” demenin adaptan olduğunu biliyor muydunuz?
7- Özellikle yatsı ve sabah namazlarını mümkün olduğunca cemaatle kılmamız gerektiğini, çünkü yatsıyı cemaatle edanın gecenin yarısını ibadetle eda etmiş kadar faziletli, sabah namazını cemaatle edanın da gecenin diğer yarısını ibadetle eda etmiş gibi faziletli, dolayısı ile ikisini cemaatle eda etmenin gecenin tamamını ibadetle ihya etmiş sevabına mazhar bırakacağını, Gecenin tamamını ibadetle geçirip sabah namazında cemaate iştirak etmeyen birinin, sadece namaza kalkıp cemaatle eda edenden daha az sevap işlemiş olacağını; biliyor muydunuz?
8- Karşı cinse bakmanın dini hükmünü soran Hz Aliye Peygamber Efendimiz s.a.v ‘in “Nazar-ül üla leh vesseni aleyh” birinci bakman lehinedir(bakıp hemen gözlerini çevirmen) ama tekrar dönüp bakman aleyhinedir buyurduğunu ve bunun bizler içinde bir ölçü olduğunu biliyor muydunuz?
9- İmam-ı Azam Hazretlerine göre ikindi namazının vakti her şeyin gölgesinin iki misline çıktığı zamana göre tanzim edildiği (asr-i sani), İmameyne göre ise bir misline çıktığı zamana göre tanzim edildiği (asr-i evvel) iki görüş arasında yaklaşık kışın 45, yazın 90 dakika ihtilaf olduğu ve bu çerçevede ( günlük takvimlerin genelde İmameynin görüşü üzere belirlendiği için) şayet ikindi ezanı okunalı kışın 45, yazın 90 dakikadan az olmuş ise o gün İmam-ı Azam’a göre amel edip öğle namazının kılınabileceği ama ikindi namazının ise İmam-ı Azam’a göre amel edildiği için takvimdekinden kışın 45, yazın 90 dakika sonra kılınıp böylece öğle namazını kazaya bırakılmadan eda edilebileceğini biliyor muydunuz?
10- Namazın önünden geçenler için Peygamberimiz s.a.v’in”Eğer bilselerdi 40 sene beklerler yine namazın önünden geçmezlerdi”dediğini, ancak Kabe’ deki izdihamdan dolayı namaz kılanın önünden geçmenin hiçbir mahzuru olmadığını biliyor musunuz?
11- Bir Allah dostunun, hemen hemen emel ettiğimiz tüm fetvaların sahibi olan ve bir çok mübhem hususa açıklık getiren İmamı Azam hazretlerine arasıra 1 fatiha 3 ihlası şerif okuyup hediye etmeyenin aklına şaşarım dediğini biliyor muydunuz?
12- Namazın ilk rekatinde okunan surenin Kur’anı Kerimde ikinci rekatta okunan sureden önde olması icap ettiğini,
*ikinci rekattaki surenin ilk rekattan kısa olması icap ettiğini,
*ilk rekatta okunan sure ile ikinci rekatta okunan arasında sure bakımından bir atlama olacaksa(yani ilk rekatta okuduğu sureden hemen sonra gelen sureyi okumayıp başka sure okuyacaksa) kendini takip eden sureden sonra en az bir sure olması gerektiğini (mesela bir kimse fil suresinden sonra atlamayarak gureyş suresine devam etmek istemediği zaman, gureyş suresini takip eden eraeytellezi suresi atlanarak ondan sonra gelen herhangi bir sure okunmalıdır.Eraeytellezi okunmamalıdır.)
*Birinci rekatta sure okuduysa ikinci rekatta ayet ya da sure okuyabileceği gibi; birinci rekatta ayet okuduğu zaman ikinci rekatta sure okuyamayıp sadece ayet okunması (mesela ilk rekatta yasin suresinin hepsini değil de birkaç ayetini okuyan birinin ikinci rekatta kafirun suresini okuyamaması ya da okuyacaksa birkaç ayetini okuyup tamamını okumaması gibi) gerektiğini
biliyor muydunuz?
13- Çorap çıkarırken soldan, giyilirken ise sağdan başlanmanın adaptan olduğunu biliyor muydunuz?
14- İhya-i Ulumuddin başta olmak üzere birçok İslami eserin sahibi İmam-ı Gazali hazretlerinin Şafii mezhebine mensup olduğunu biliyor muydunuz?
15- Namazda niyet hususunda bir çok insanın yanlış bilgiye sahip olduğunu yani dil ile yapılan niyetin kafi olduğunu düşündüklerini ama; aslında niyetin kalp ile yapılmasının emredildiğini sadece kalp ile yapılırken aynı zamanda dil ile tekrar etmenin bir sakıncasının olmayacağını buradan da anlaşılacağı gibi kalp hazır olmadan sadece dil ile yapılan bir lisani niyetin niyet sayılmayacağını biliyor muydunuz?
16- Duadan sonra (ellerin içinin nurla dolduğu için) ellerin içiyle yüzü sıvazlamanın gerektiğini sair zamanlarda ise yüzü sıvazlamanın gereksiz ve manasız olduğunu biliyor muydunuz ?
17- Yemeğin başında besmele çekmeyi unutup ortasında aklına gelen kişinin; “Bismillahi fii evvelihii ve ahirihii ” demesi gerektiğini biliyor muydunuz?
18- “لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِالْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ”
„Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr“
Duasının çarşı ve pazara çıkarken sürekli okunması gerektiğini, okumaya devam edenlerin milyonlarca günahının mağfireti, amel defterlerine milyonlarca sevabın yazılması ve derecesinin yükselmesine vesile olacağını Peygamber efendimizin haber verdiğini , Sahihi Buhari ve diğer müfessir ve muhaddislerin bu hadise hayran olduklarını ve hatta ashaptan bazılarının bu ecre nail olabilmek maksadıyla çarşıya çıktıklarını biliyor muydunuz?
19- “Amellerinizi bozmayın” ayeti kerimesinde de ifade edildiği gibi başlanan bir ibadet yarı da kalmışsa tekrar yapılması gerektiğini, başlanmış bir ibadeti özürsüz bozmanın haram olduğunu, namazı bozulan kimse ister farz olsun ister nafile olsun tekrarlaması gerektiğini, ama nafile bir namazı mesela bir tesbih namazını kaza ederken 4 rekat olsa bile 2 rekat kaza edilmesi gerektiğini çünkü nafile ibadetlerin 2 şer 2 şer emredildiğini biliyor muydunuz?
20- Üstazlarımızdan birinin; yatsıdan sonra emenerrasülü okumanın gafiller için teheccüd namazı yerine geçeceğini söylediğini biliyor muydunuz ?
21- Cinlerinde aynen insanlar gibi mümin ya da kafir olduğunu sayı olarak insanların 10 katı büyüklüğünde olduğunu, nasıl ki biz onları göremiyor ama onlar bizi görüyorsa ahirette de tam tersinin olacağını biliyor muydunuz?
22- Radyodan okunan secde ayetleri için secde yapmak gerekmediğini, arabalarda Kur’an-ı Kerim ve diğer evradı şerifleri okumak ve dinlemenın çok büyük yanlış olduğunu, hatta toplu vasıtalarda okunduğu zaman yolculardan cünup ve diğer hallilerden dolayı kazaya bile neden olabileceğini biliyor muydunuz?
23- Kaza namazlarına niyet edecek kimsenin “En son geçirdiğim öğle namazının farzına” gibi en son kelimesini getirmesinin daha uygun olacağını, sabah namazını herhangi bir nedenden dolayı kılamayan kimsenin o gün öğleden önce kaza edecekse sünneti ile beraber kaza etmesi gerektiğini ve kaza namazı niyeti ile değil de “bu günkü sabah namazının farzına/sünnetine” şeklinde niyet etmesi gerektiğini ama sabah namazını başka gün kaza edecekse sadece farzını ve kaza namazı niyetiyle namaza başlaması gerektiğini biliyor muydunuz ?
24- Osmanlı devletinin kurucusu Orhan Gazi’nin Şeyh Edebali hz. Evinde misafir olduğu zaman yatacağı oda da Kur’an-ı Kerim olduğu için ona hürmeten 6 saat yatmadan beklediğini ve bu 6 saatin 600 sene Osmanlının ayakta kalmasının hikmetlerinden biri olduğunu, o yüzden Kur’anı Kerime karşı ayak uzatmanın, göbekten aşağı indirmenin, sol ele almanın saygısızlık olduğunu hatta bazı kimselerin Hadisi Şerif yazan bir takvimin yanında bile ayak uzatmaktan haya ettiğini biliyor muydunuz?
25- Namaz kılan kimsenin iki yerde çok uyanık olması gerektiğini, bunlardan birincisinin; iyyake na’büdü (ancak sana ibadet ederiz) ve iyyake nestein (ancak senden yardım dileriz) ayeti kerimesini okurken muhatabımızın Hz Allah olduğunu tasavvur etmemiz gerektiğini zira burada kul ile Allah arasındaki 70 bin perdenin kalkacağını, ikinci olarak da tahiyyat duasında “esselamü aleykü eyyühennebiyyü” (selam senin üzerine olsun Ey Nebi!) derken Peygamberimiz s.a.v ‘e selam verdiğimizi tasavvur etmemiz gerektiğini zira burada da kul ile Allah c.c arasındaki 7 bin perdenin kalkacağının Evliyaullahtan birinin haber verdiğini biliyor muydunuz?
26- Mektubat-ı Rabbani kitabının ehemmiyetine binaen bir Allah dostunun “Usta yevmiyesinin 3 lira olduğu bir zamanda 500 liraya Mektubat bulursanız alın.” dediğini biliyor muydunuz?
27- İnsan vücudunda toplam 384 meleğin olduğunu def-i hacet ihtiyacını gideren meleklerin ise bu ağır yükten dolayı derecece daha faziletli olduğunu, bu 384 melekten birisi bulunduğu bölgede vazifesini herhangi bir nedenden dolayı bırakırsa oluşan bu hastalığa tıpta “felç” dendiğini biliyor muydunuz?
28- Dua yaparken öncelikle Allah’a hamd, Rasülüllah s.a.v efendimize de salavat getirilmesi icap ettiğini binaen aleyh “Elhamdülillahi Rabbil alemin, vessalatü vesselamü ala seyidine Muhammedin ve ala elihi vesahbihi ecmain ” diyerek duaya başlamanın adaptan olduğunu biliyor muydunuz?
29- Yed-i Tũlâ sahibi üstatlarımızdan birinin Aspirin hapı için; “(Faydasını tam olarak) bilselerdi bu kadar ucuza satmazlardı ” dediğini ve içerken de; Asprin önce ikiye bölünmeli ve bir parçası alınarak o da ikiye bölünmeli ve çeyreğini sağ azı dişlerin arasına diğer çeyreğini de sol azı dişlerin arasına bırakarak kendi haline erimesinin beklenilmesini, eridikten sonra da kalan yarısını da aynı şekilde uygulanmasını tavsiye ettiğini ve bunun çok tesirli olduğunu biliyor muydunuz?
30-Elbiselerin yeni alındığı zaman hemen giyilmemesi gerektiğini; Çünkü “Şüpheli şeylerden kaçınmadıkça hakiki iman etmiş olamazsınız” hadisi şerifi de göz önünde bulundurulduğunda; imal edilirken üzerine necis bir şeyin bulaşmış olabileceği ya da içki idrar vs. gibi ibadete mani olan şeyler sıçramış olabileceği şüphesi nedeni ile işi garantiye alarak, yıkandıktan sonra giyilmesinin daha uygun olacağını biliyor muydunuz?
31-Kur’anı Kerim okunmaya ilk başlandığı zaman “euzu besmele” çekilmesi icap ettiğini ama aralarda (bir sureden diğer sureye geçerken, hatim duası yapılırken felagtan sonra nas okumaya başlanacağı zaman vs.) sadece besmele çekmenin kafi olacağını biliyor muydunuz ?
32- Mazeret banyosu yapılacağı zaman (cünüplük hali vs.) traşın gusül abdesti alındıktan sonra yapılması gerektiğini, eğer önce yapılırsa mekruh olup yarın ahirette o kılların pis halde iken gittiklerinden ötürü şikâyetçi olacağını biliyor muydunuz?
33-Mezhep İmamımız İmam-ı Azam’ın hayatının son iki senesinde tasavvufla nasiplendiğini, bu çerçevede Silsile-i saadatın 4. sü ve kendi annesi ile evlenen Cafer-i Sadık Hazretlerine mürid olduğunu, ve tasavvufun ehemmiyetine binaen de “eğer son iki senem olmasa helak olmuştum.” (lugatı naciyede yazıyor) dediğini biliyor muydunuz ?
34- Cehennemin şiddetine binaen; Hz Allahın, ahirette bir kulu cehennemin yanına getirip; “Ey Kulum, , seni bir an (saniyeden daha az) cehenneme koyayım, sonra da ebediyen cennette kalacaksın” dediği zaman, o hararetin şiddetine muttali olan kişi: “Allahım! Ben cennet filan istemiyorum, beni bu cehenneme atma da ne olur beni toprak yap” diye yalvaracağının nakledildiğini biliyor muydunuz?
35- Namazlardan sonra, bir defa Ayetül kürsî- ihlas- felag ve nas sureleri, 33 Sübhanellah , Elhamdülillah , Allahüekber) diyerek yüzüncü olarak da (Leilaheillellahüvahdehula……) okuyan kişinin hataları, deniz köpüğü kadar dahi olsa mağfiret olunacağını, İmam-ı Müslim Hz’lerinin rivayet ettiğini, İmam-ı Rabbani k.s’ nda “Farz namazlardan sonra 33’er defa tesbih, tahmid, tekbir ve bir defa da tehlil okuyarak 100’e baliğ olan tesbihatın okunmasındaki sır, Fakirin ilmine göre;namazın edası esnasında vaki olan kusur ve taksiratı telafi etmek ve bu ibadetin layıkı vechi ile yapılmadığını itiraftır” dediğini biliyor muydunuz?
36-Meleklerinde Peygamberi olduğunu, ama beşerin Peygamberlerinin meleklerin peygamberinden faziletli olduğunu, meleklerin Peygamberinin ise normal beşerlerin umumisinden faziletli olduğunu, normal beşerlerinde (Peygamber olmayanlar) meleklerin umumisinden faziletli olduğunu (ö. nesefi-akaid) biliyor muydunuz?
37-Kelam ilminde, aydınlattığı bilgilerle tarihe damga vuran İmam-ı Gazali Hazretlerinin adeta bu hususta bir çağ açtığını ve; kendisinden önce gelen kelamcılara “mütegaddimun”, kendisinden sonra gelenlere de “muteahhirun” dendiğini, İlmi Kelam haricindeki diğer tüm ilimlerde de Sadettin-i Allame-i Teftezani Hazretlerinin aynı vasıflara haiz olması neticesinde, kendinden önce gelenlere “mutegaddimun”, kendisinden sonra gelenlere de “muteahhirun” dendiğini biliyor muydunuz?
38- “Ecel geldiği zaman ne bir saat geri, ne de bir saat ileri gider” ayet mealinin, bazı amellerin ömrü uzattığı ile ilgili hadisi şeriflerle çelişmediğini, hakikatin ise;Mesela bir kişinin ömrü sadaka vermediği zaman 40 sene olacaksa ve sadaka verdiği zaman 70 olacaksa, Hz Allah, ezelde sadaka vereceğini bildiği için ömrünü 70 sene olarak takdim edeceğini ve böylece ziyadeliğin sadakaya nisbet edildiğini biliyor muydunuz?
39- “Falanca zat Kur’an-ı Kerimi çok güzel okuyor” ifadesinin yanlış olduğunu, zira Kur’an-ı kerimin o kişinin okuyuş tarzına göre güzel ya da çirkin okuduğu tevehhümünün ortaya çıkacağı; o yüzden de “Güzel Kur’anımızı güzel okudu” demenin icap ettiğini biliyor muydunuz?
40- Secde ayeti olan bir ayeti Kerimeyi aynı anda defalarca okunsa bile sadece bir secde yapmanın kafi olacağını, secde ayetini hemen yapmanın en müsasip olanı olduğunu ama ihmal edenlerinde herhangi müsait bir zamanda yapmalarının icap ettiğini zira üzerlerine vazip olarak kalacağını biliyor muydunuz?
41- Halk arasında çok yaygın olan“Allah ıslah etsin” ifadesinin çok sakıncalı olduğunu , zira Hz Allah ıslah etmeyi murat ederse azapla ıslah edeceğini, bunun yerine “Allah hidayet nasip etsin.” Demenin uygun olacağını biliyor muydunuz?
42-Evliyaullahtan birinin: Kur’an-ı Kerimin günlük hakkının en az 200 ayet olduğunu (~5 sayfa) söylediğini , bunu o gün okuyamayanların hiç olmazsa bunun yerine 50 ihlas okuması gerektiğini buna riayet edenlerinde hiç sıkıntı çekmeyeceklerini müjdelediğini biliyor muydunuz?
43-Evliyaullahtan birinin hatırlattığı üzere çocuklara nur isminin(Nurettin, elifnur vb.) verilmemesi icap ettiğini, zira isimlerin semadan o isim sahiplerine müvafık olarak indirildiğini ve nur ismine sahip kişilerin dünya da ve ahirette çok sıkıntı içerisinde kalacaklarını biliyor muydunuz?
44-Sefere niyet edip yola koyulan bir kimsenin seferi hükmüne girmesi için, mesela namazları kısaltması için 90 km nin geçmesi gerekmediğini,kendi beldesinden çıktığı andan itibaren seferi hükmünde olduğunu, mesela Ümraniyede ikamet eden bir kimse Konya’ya seferi olarak gitmeyi murat ettiği zaman Harem’e geldiğinde namaz kılacağında kısaltması icap ettiğini biliyor muydunuz?
45-Miftahulkuluub kitabının müellifi bu kitabı Rasülüllah s.a.v.’in emri üzere yazdığını ve şu şekilde söylediğini “1259 senesinde Rebiussani ayında hücremizde müteveccih iken Efendimiz (s.a.v) zuhur ederek bu aciz kölelerini talfit ile; “Evladım Nuri vakitler bir acaip oldu.Aşık ve sadık ve hakikati arayan ümmetim kolaylıkla yollarını bulsunlar istiyorum.Çünkü bir çok kimseler kendilerini Evliyaullahtan olmadığı halde evliyalık taslayıp ehlullah kisvesine bürünüyor, şeriatıma da itibar etmeyip, geçmiş evliyanın hallerini de kendi hal ve tecellileriymiş gibi göstererek halkı aldatıyorlar, şeriatımı ihmal ediyorlar, ümmetimin hakiki tarikatlara yan bakmasına ve yollarını şaşırmalarına sebep oluyorlar.Onlara şeriat, tarikat, hakikat marifet ve vuslatın ne olduğunu anlatan bir risale hazırla” buyurdu.Bende emre uyarak bu eseri kaleme aldım.” dediğini biliyor muydunuz?
46- Kerahet vakitlerinde sadece namazın mekruh olduğunu, diğer ibadetlerin mekruh olmadığını biliyor muydunuz?
47-İmam-ı Rabbani Hazretleri k.s’nin; (c:1 m-4) Bir kişinin Ramazan ayı manevi cihetten nasıl geçerse 11 ayı da o şekilde geçer.” Dediğini ve Receb-i Şerif ve Şaban-ı Şerif aylarının da nasıl geçerse Ramazan ayının öyle geçeceğini biliyor muydunuz?
48-Namazdan sonraki tesbihata başlamadan önce çoğu kişinin elini üfleyerek tesbihe başladığını, doğru olanın ise kişinin içinden “Ya Şafii Huuuuuu” diyerek soldan sağa doğru sadırlarını üflemesi icap ettiğini biliyor muydunuz?
49-Müslüman kadınların Müslüman olmayan kadınlarla olan mahremiyetlerinin erkeklerle olan mahremiyetleri gibi olduğunu mesela tokalaşamayacaklarını ya da başlarını açmalarının caiz olmadığını vs. biliyor muydunuz?
50-Salati Ümmiye okurken bir çok kişinin “ümmiyyivveala….” Diyerek yanlış okuduğunu, doğrusunun ise “ümmiyi veala..” olduğunu biliyor muydunuz? (ümmi kelimesinin başında lamı tarif olduğu için lamı tariften sonra tenvinin gelmesi abestir.Ve bihi yüfta.)
51-Tuvalet, banyo gibi süfliyatın olduğu mekanlara sol; cami gibi mübarek yerlere girerken sağ ayakla girmenin hikmetlerinden birinin de tıpça ısbat edildiğini, zira sağ ayak ilerideyken insan kalp krizi geçirse ön tarafına, sol ayak ilerideyken de arka tarafına düşeceğini biliyor muydunuz?
52- Namazda tesbih olmadığı zaman tesbih çekerken, ellerin dizlerin üzerinde düzgünce konmuş vaziyette olduğu halde, okunan her parmak hafif sağa çekilmekle ifa edilmesinin en uygun olduğunu, bu şekilde parmakla saymanın azimet, tesbihle saymanın ise ruhsat olduğunu, evla olanın ise parmakla saymak olduğunu biliyor muydunuz?
53-Kadınların, kocaları ile hayatta iken birbirlerinden memnun yaşadılarsa ve hoşnutlukla ayrıldılar ise cennette de kadın zevcin hanımı olacağını kadının birden fazla evlilik yapması halinde ise hangi kocasından memnun olarak ayrıldı ise onun hanımı olarak kalacağını biliyor muydunuz?
54-Cemaatle namaz kılınacağı sünneti kılmamış kimsenin zaman sünneti kılmadan cemaate uyması gerektiğini ancak sabah namazının sünnetinin çok faziletli olmasından dolayı cemata 2. rekattaki tahiyyata dahi yetişeceğini umarsa önce sünneti kılması gerektiğini biliyor muydunuz?
55-İmamı Rabani (k.s) Hazretlerinin oğlu İmam-ı Masum hazretlerinin; “Kişi, farz, vacip ve sünneti müekkede olan ibadetlerde fıkıh kitaplarında ne yazılıysa ona tabidir.Onun dışındakilerde (sünneti gayrı müekkede, nafileler…) mürid mürşidine tabidir. (dua namazı rekatında vb.)” dediğini biliyor muydunuz?
56- Tesbih namazında sehiv secdesini icap eden bir yanılma vuku bulursa, bu tesbihleri secde-i sehivde okumanın icap etmediğini biliyor muydunuz?
57- (Hadisi Şerifte ifade edildiği üzre) Gıybet etmenin kefaretinin o kimse için istiğfar etmek olduğunu, eğer gıybet ettiği kimseye gıybeti ulaşmış ise helalleşmeleri lazım geldiğini biliyor muydunuz?
58- Tüm bedenle yapıldığı için en büyük istiğfar olarak bilinen tesbih namazının sayısız hikmetlerinden birinin de ; üzerine hakkı olanların ruhlarına hediye edilse bin kere hakkını helal edeceğini ve hakkı geçipte ahirete intikal edenlerle helalleşme babından güzel bir fırsat olduğunu biliyor muydunuz?
59-Cinlerinde kafir ve mümin olarak iki kısımda olduklarını, mümin olanlara Sünni, kafir olanlara da süfli denildiğini biliyor muydunuz?
60-Narın tanelerinden birinin cennetten gelme olduğunu, dolayısı ile narın tamamını yiyen bir kimsenin, VAllahi cennet meyvesi yedim dediğinde yemininden hanis olmayacağını biliyor muydunuz?
61-Fatiha suresinin iki kere vahy olunduğunu biliyor muydunuz?
62-Bir kimsenin abdest aldığını sağlam olarak bildiği halde, abdestini bozup bozmadığı üzerinde şübheye düştüğünde, o kimsenin abdestli sayılacağını;(yakίn şekle zail olmaz.) ancak abdestini bozmuş bulunduğunu kesinlikle bildiği halde, sonradan abdest alıp almadığından şübhe eden kimsenin de abdestsiz sayılacağını biliyor muydunuz?
63- Yeryüzündeki yaşayan insanlar cinnilerin 1/10’u olduğunu; insücin (insanlar ve cinler) toprakta yaşayan canlıların 1/10’u olduğunu, insanlar cinler ve arzda yaşayan mahlukların heyeti mecmuasının da havada yaşayan canlıların 1/10’u olduğunu, havada, karada yaşayan mahluklar ve insücinnin toplamının suda yaşayan mahlukların 1/10’u olduğunu,karada havada denizde yaşayan mahlukat ile insü cini heyeti mecmuası yeryüzüne memur olan meleklerin 1/10’u olduğunu, havada karada denizde yaşayan mahluklar, insü cin ve yeryüzünde görevli meleklerin heyeti mecmuasının da 1. kat semadaki meleklerin 1/10’u olduğunu,2. kat semadakilerin ise 1. kattakilerin 1/10’u olduğunu ….. biliyor muydunuz?
64-Bir çok insanın şükür ve hamd kelimelerini yerinde kullanmadıklarını; şükrün bir nimet karşılığında yapılacağını, hamdin ise hem nimet hemde bela karşısında yapıldığını dolayısı ile hasta olan birinin “Çok şükür,iyiyim ” demesinin yanlış olacağını zira hastalığının artmasını temenni manasına delalet ettiğini biliyor muydunuz?
65-Yapılması ve kaçınılması farz olan bir amelin ilmini öğrenmenin farz, yapılması vacip ve mekruh olan amelin ilmini öğrenmenin vacip, yapılması sünnet olan amelin ilminin sünnet,müstehap amelin ilminin müstehap, yapılması mübah olan amelin ilmini öğrenmenin mübah olduğunu biliyor muydunuz?
66-Eski takke vb. mübarek eşyaların atılması yerine temiz bir mahalle defnetmenin adaptan olduğunu biliyor muydunuz?
67-Yemeğin başında ve sonunda tuz kullanmanın sünnet olduğunu ve Hz Ali r.a. efendimizin: “Yemeğe tuz ile başlayan kimseyi Allah-ü Teala 70 dertten kurtarır” dediğini biliyor muydunuz?
68-Esneme geldiği zaman ağzın yumulması (inisteda’a felyekzum), eğer engellenemezse elle kapatılması icap ettiğini, kapatmanın adabının ise;Namaz dışında sol elin içi ya da dışıyla ağzın kapatılması icap ettiğini, namazda kıyamda bu mümkün olmadığı için sağ elin içiyle ağzın kapatılması icap ettiğini biliyor muydunuz?
69- “İnnellahe vemelaiketehü yüsallüne….” (Allah ve melekleri, Peygamber (efendimiz s.a.v)'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.”Ayeti kerimesi okunduğu zaman hemen salavat getirilmesi icap ettiğini zira ismi anılınca salavat getirmenin vacip, tekrarlamanın ise müstehap olduğunu biliyor muydunuz?
70- Seyri sülük yolunda ilerleyen bir kimse için namazlardaki tesbihleri 3’er okumakla yetinmenin süi edep olduğunu,5 ya da 7 okumanın icap ettiğini biliyor muydunuz?
71- Farz namazların son iki rekatında yanılarak zamlı sure okunsa sehiv secdesinin icap etmediğini biliyor muydunuz?
72-Bir kimsenin sabah namazına kalkmak,erken uyanmak, ya da istediği bir zamanda kalkmak istediği zaman, yatacağı zaman üç kere Kevser suresini okuyup Efendimiz s.av.'e hediye ederse daha sonra da “Ya Rabbel Alemin, beni sabah namazına vaktinde (veya şu saatte) uyandır” derse Hz. Allah’ın izniyle uyanacağını biliyor muydunuz?
73- 6 Vakit üst üste namazı kazaya kalmamış kimsenin tertib sahibi olduğunu,bu kimselerin namazları kazaya kaldığı zaman, bu kazayı ilk vakit namazından önce kılması gerektiğini biliyor muydunuz?
74- Yatsı namazından sonra Emenerrasülü… ayetlerinin ihmal edilmemesi icap ettiğini, Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in “Her kim geceleri bakara suresinin son iki ayetini okursa o gece afetlerden ve şeytanın şerlerinden emin olur” buyurduğunu, Hz. Ali k.v. nin de bakara suresinin son iki ayetini okumadan uyuyacak aklı başında bir Müslüman bulunacağını sanmıyorum dediğini biliyor muydunuz?
75- Bir kimsenin başkasının kalemini dahi kullanmak istediği zaman izin istemesi icap ettiğini, ama aralarında samimiyet bulunan kişilerin örf ve adet dalaletince hiç sormadan da kullanmasında mahzur olmadığını biliyor muydunuz?
76- İmam-ı Suyuti rh. A.’hın “Sadaka fakire verilirse 10 misli, âmâ ve âcize verilirse, 70 misli, yakın akrabaya verilirse 1000 misli, ana babaya verilirse 10 000 misli, talebe ve alime verilirse milyon misli mukabele eder.” Dediğini biliyor muydunuz?
77- İbrahim Ethem Hazretlerinin “Gündüz isyan eden gece ibadetine kalkamaz.” dediğini biliyor muydunuz?
78- Selam veren birisine “Ve aleyküm selam” (selam senin *de* üzerine olsun) diyerek atıf harfi olan vav’ı ilave etmek icap ettiğini, zira sadece aleyküm selam (selam senin üzerine olsun) demenin, sanki verdiği selamı tekrar ona iade etmek manasına geldiğini biliyor muydunuz?
79- Tavukların her ne kadar besmele ile islami usullere göre kesilseler dahi, içerisindeki bağırsaklar ve pislikler atılmadan sıcak suya atılmaları halinde necis olacağını, dolayısı ile yemenin caiz olmadığını, günümüzdeki hazır tavukların ise fabrikalarda üretilirken maalesef bu hassasiyete riayet edilmediği için, bu tavukları yemenin islama uygun bir hareket olmadığını, o yüzden çarşiü pazarda satılan tavuk dönerlere uluorta rağbet edilmemesi icap ettiğini biliyor muydunuz?
80- Kolonyaların kahir ekseriyetinde alkol olduğu için kolonya sürünen bir şahsın namaz kılması için takriben 15 dakika kadar beklemesi (alkol bu zaman zarfında uçacağı için) icap ettiğini, bazılarının ise kolonyayı alkolden arındırmak için kolonyaya tuz attıklarını biliyor muydunuz?
81-Günahlardan af isterken, “Allahım seyyiatımı hasenata tebdil eyle” şeklinde dua edilirse, günahların affolunmakla kalmayıp, sevaba dönüşmesinin ümit edildiğini biliyor muydunuz?
82- Pastanelerde tavuk göğsü olarak bilinen tatlının, tavuğun göğsündeki bir et parçasındaki etle kıvama erdirilerek yapıldığını,kullanılan tavuğunda muhtemelen hazır tavuk olduğu varsayımı gereği yenmesinin şüpheli şeyler hükmünde değerlendirilmesi icap ettiğini biliyor muydunuz?
83-Peygamberimizin (s.a.v.):”Bir kimsenin harcadığı paraların en faziletlisi, ailesine, Allah yolunda kullanacağı vasıtasına ve Allah yolunda beraberce çalışacağı arkadaşlarına sarfettiği paradır” (2008 fazilettakvimi ) dediğini biliyor muydunuz?
84- Ev içerisinde dahi olsa cemaatle namaz kılarken anne, kardeş dahi olsa bayanların mutlaka bir arka safta bulunmaları icap ettiğini, ancak münferiden (tek başına) kılınırken bu şartın aranmadığını biliyor muydunuz?
85- Bir kimsenin (erkek) tek başına kılmak niyetiyle başladığı farz namaz esnasında, arkadan gelen başka birinin (erkek) “eğer farz kılıyorsan sana uyuyorum” gibi namazı beraber kılmaya çağırması halinde o andan itibaren (namazın kalındığı yerden) cemaat yapabileceklerini biliyor muydunuz?
86-Nefsi terbiyede en son merhalenin mutmainne makamı olduğunu ve bu mertebeye gelmiş bir kişinin artık nefsinin Müslüman olup kendisine zarar vermeyeceğini, cennete de ancak mutmainne makamına çıkmış kişilerin gireceğini, dünyada mu makama çıkamamışların durumuna göre kabirde sıratta, cehennemde ulaşarak cennete girebileceğini biliyor muydunuz?
87-Bir kadın öldüğü andan itibaren eşinden dinen nikahının düştüğünü dolayısı ile dokunayıp sadece yüzüne bakabildiğini, ancak kocası ölen bir kadın ise iddet müddeti beklemesi icap ettiğinden o anda nikahının düşmediğini biliyor muydunuz?
88-Yemek yiyene (davet edecekse verebilir) ve Kur’an okuyana selam verilmemesi gerektiğini biliyor muydunuz?
89- Banyo, hela gibi yerlerde bulunurken o esnada,ezan duası ya da normalde dua okunmasını icap ettiren sesler duyulsa bile (ezan, fatiha, Efendimize Salavat vb.) hiçbir duanın okunmaması gerektiğini hatta tuvalet terliğini giydikten sonra hela duasının bile okunamayacağını biliyor muydunuz?
90- Yatsı namazını vaktinin son gecenin yarısından sonra 1 / 3 ‘ ünde kılmanın tahrimen (harama yakın) mekruh olduğunu biliyor muydunuz?
91- Seferi bir kimsenin 2 rekat kılması icap eden farzı 4 rekat kılmasının tahrimen mekruh olduğunu ve vakit geçmeden farkına varırsa farzı 2 rekat kılarak namazı tekrarlamasının Hanefi mezhebine göre vacip olduğunu zira tahrimi kerahetle kılınan her namazın tekrarının vacip olduğunu biliyor muydunuz?
92- Hz Allah’ın Peygamberimiz s.a.v’in yüzü suyu hürmetine, ümmetinin kalplerinden geçen vesveselerden, kötü düşüncelerden, konuşmadıkça ve amel etmedikçe sual etmekten vazgeçtiğini biliyor muydunuz?
93- Ebul Faruk Ks. hazretlerinin kurban kesmenin ehemmiyetine binaen:
"Eğer bir insan hali vakti yerinde olup da kurban kesmezse, Hz (cc) kurbandan akacak kanı onun ya kendinden veya çoluk-çocuğundan veya malindan ticaretinden servetinden varlıgından mutlaka bir kan çikaracaktır."
dediğini biliyor muydunuz?
94- Kur'an-ı Kerim tilaveti nihayetinde söylemiş olduğumuz:
"Sübhane rabbike rabbil izzeti amme yesifün, veselamün alel mürselin, velhamdülillahi rabbil alemin" Ayeti kerimesinin "- ...aleminEl Fatiha" diyerek bitirilmesinin doğru olmadığını zira ayet olan bir ifadeyle başka bir şeyin ayrı ayrı okunmasının doğru olduğunu o yüzden ayrı olarak:"Lillehitealel fatiha" şeklinde nihayete erdirilmesinin daha uygun olacağını biliyor muydunuz?
95- Namaz sonundaki tesbihler için tesbihi kullanmanın takriri bir sünnet (ashap yaptığında efendimiz s.a.v.'in men etmeyip sükut ettiği) olduğunu; parmaklarla çekmenin ise fili sünnet olduğunu zira Peygamber efendimiz (s.a.v)'in: "Tesbih, tehlil ve takdise devam edin ve onları parmaklarınızla sayın. Zira kıyamette bu azalardan sual edilecek, onlar da -beni tesbihte kullandı- diyecekler. Gafil olursanız rahmetten mahrum kalırsınız" (Ramuz 319/5) dediğini biliyor muydunuz ?
96- İnsanların sol omzunda bulunan meleğin memur, sağ omzunda bulunan meleğin ise amir olduğunu, sağdaki melek amir olması hasebi ile bir savap olduğunda anında yazdığını, solundaki melek ise günah olduğu zaman amirine danıştığını ve amirin ise 6 saat kadar istiğfar eder ihtimaline karşı yazmayı beklettiğini bu yüzden işlediğimiz günaha hemen istiğfar etmemiz icap ettiğini biliyor muydunuz ?
97- Kiminle evlenileceğin ezelde muayyen olup, hiç bir surette değişmeyeceğini hatta, Eshâb-ı Kiram’dan bir zâtın Peygamberimize (s.a.v.) “Falan kadınla evlenmek istiyorum, duâ buyurun” demesi üzerine: “Eğer sana, İsrâfîl, Mîkâîl, Cebrâîl, ve Hamele-i Arş, (A.S.)duâ etse, aralarında ben de bulunsam, gene sen ancak senin için yazılan kadınla evlenirdin.” (Râmûz:357/9) diyerek bu hakikate işaret ettiğini biliyor muydunuz ?
98- Namazda zamlı sure olarak okunması yaygın olan Yasin suresinin 2. sayfasının 24. ayetinden itibaren (inni izen lefi zalelin..ilah) başlayıp sayfa sonuna kadar devam eden ayetlerin, 24. ayet değil de bir üst ayetten (e ettehizu..) başlamasının daha uygun olduğunu, zira 24. ayetten başlandığı zaman mananın yanlış anlaşıldığını;
( 24 - "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum." 25 - "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni." )
sanki haşa iman eden kimsenin sapıklık içerisinde olduğu tevehhümünün anlaşılacağını biliyor muydunuz ?
99-Vitir namazında kunut duâlarından sonra Salati Münciye okuyanın o günkü namazlarının Mevlâ’ya tereddütsüz arzedilip kabûlune sebep olduğunu bu çok önemli sigortadan gafil olmamamız icap ettiğini biliyor muydunuz?
miftahulkuluub / incemeseleler.com editörü
.
70 büyük günah ve izahı
Kategori: Tek nüshalar
Cezâsız kalmayan büyük suçları, Hafız Zehebî Hz.'nin güzel bir üslûp içinde kat'î delillerle beyan edilmiş olan KİTÂBÜ'L KEBÂİR isimli eserinden kısaltıp sâdeleştirerek müslümanların istifâdesine sunmuş bulunuyoruz.
BÜYÜK GÜNAHLAR
1
Şirk
(Allah'a ortak koşmak)...
(En büyük günah... Akıllıya yakışan; şerrinden sakınmak ve bu cinayetten uzak kalmaktır. Taş, tunç ve topraktan yapılmış cansız cisim ve ve şekilden ne umulur?!.)
Âyet-i Celîle:
“Allah kendisine eş tanıyanın günâhını affetmez. Şirkten başka günahları, dilediği kimse için affeder.” (S. Nisâ 116)
Hadis-i Kudsî:
“Benimle başkasını ortak edip amel işleyenin ameli bana değil, ortak ettiğine âittir. Ve ben ondan berîyim.” (Müslim)
(Tüyler ürperten şu ilâhî tehditler tesir etmezse insan aceb ne ile ikâz edilir?!.)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ kıyâmet günü (bâzı) insanların Cennet'e götürülmelerini emreder. Onlar Cennet'e yaklaşıp kokusunu koklar, Cennet'in saraylarını ve Allah'ın ehl-i cennet için hazırladıklarını görürler. O anda «Onları geri çevirin, çünkü onların Cennet'ten nasipleri yoktur!» denilir. Onlar, öyle bir hasret ve nedâmetle dönerler ki, ne geçmiş ne de gelecekte, kimse böyle bir nedâmet ve hasretle dönmemişdir. Onlar:
“Allahım! Dostların için hazırladığın nimetleri göstermeden bizi Cehennem'e koysaydın bu kadar acı duymazdık” derler. Cenâb-ı Hak da: “Siz yalnız kaldığınızda kibirlenir bana baş kaldırırdınız. İnsanlarla karşılaştığınız zaman itâatkâr görünür, halktan korkardınız. Hak'tan korkmayanlara saygı gösterir de bana tâzim etmezdiniz. İnsanların hatırı için bazı şeylerden vazgeçer de benim için günahları terk etmezdiniz. Ben de sizi bu büyük mükâfâttan mahrum bıraktım da bu acı azabı tattırdım”buyurur.” (Taberânî)
* * *
2
Katil
(Adam Öldürmek)
Âyet-i Celîle:
“Kim bir mü'mini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalmak üzere Cehennem'dir. Allah da ona gazab ve lânet etmiş ve onlar için büyük azap hazırlamıştır.” (S. Nisâ 93)
(Katlin en şiddetlisi insanların inanç ve ahlâkını bozup da ebedî cehennemlik etmekdir ki bu, Fira-vun'un katlinden eşeddir.)
Hadis-i Şerif:
“Bir mü'mini öldürmek Allah indinde dünyanın yıkılmasından büyüktür.” (Neseî)
(İmanlı olan, bu suça kolay cüret etmez; müslüman müslümana tetik çekmez...)
Hadis-i Şerif:
“Kâfir olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç her günahın affı Allahü Teâlâ'dan ümit edilir”.
* * *
3
Sihir Yapmak
Âyet-i Celîle:
“Süleyman (peygamber) aslâ kâfir olmadı; fakat o şeytanlar (başkalarına) sihri öğrettikle-rinden kâfir oldular.” (S. Bakara 102)
Hadis-i Şerif:
“Sihirbazın cezası kılıçla öldürülmektir.” (Tirmizî)
Veheb bin Münebbih Rh. A. eski kitaplardan birinde şöyle okudum diyor:
“Allahü Teâlâ buyurur: «Benden başka ibadete müstehak varlık yoktur. Sihir yapan, yaptıran, falcılık yapan, fal baktıran, kuş ve benzeri hayvanların hareketlerinden uğursuzluk çıkaran benden uzaktır.»”
Hadis-i Şerif:
“Nefes etmek, temîme yapmak (göz değmesi için boncuk takmak), tivâle (her çeşit sihir) yapmak şirktir.” (İbni Mesud R.A.'den)
* * *
4
Namazı Terketmek
Âyet-i Celîle:
“Sonra arkalarından öyle bir nesil geldi ki namazı zâyî ettiler (bıraktılar), şehvetlerine uydular. İşte bunlar azgınlıklarının cezasını çekeceklerdir.” (S. Meryem 59)
(Düşünen dehşete düşer, uyanır, kendisine düzen verir...)
Hadis-i Şerif:
“Kıyamet günü kulun ilk hesabı namazdan başlar. Eğer namazı tamamsa kurtulur, noksansa mahrum olur, hüsranda kalır.”(Tergîb)
Hz. Ömer R.A. nakletmiştir:
“Hz. Peygamber S.A.V.'e biri, «Yâ Rasûlallah, islâmda Allahü Teâlâ'nın en çok sevdiği amel nedir?» dedi. Resûlüllah S.A.V. «Vaktinde kılınan namazdır. Kim namazı terk ederse onun dini yoktur. Namaz İslâm dininin direğidir” buyurdu”. (Beyhakî)
Hadis-i Şerif:
“Meşrû bir mâzeret olmadan iki namazı birleştiren (kılmayan) kimse büyük günahlardan bir kapıya girmiştir.” (Hâkim)
Hadis-i Şerif:
“Çocuklarınıza yedi yaşında namazı emredin. On yaşına geldiğinde (kılmazlarsa) döğün!” (Ebû Dâvud)
İmam-ı Şâfiî Rh.A.'in eshâbından bâzıları bu hadis-i şerife istinâden: “Namazı terk eden yetişkin kimseyi öldürmek lâzımdır. Çünkü namazı terk eden küçükler dövüldüğüne göre bâliğ olduktan sonra terk edenin cezası daha ağır olmak îcâb eder. Dövülme cezasının ötesinde de ölüm cezası vardır” dediler...
* * *
5
Zekât Vermemek
Âyet-i Celîle:
“Zekât vermeyen (müşrik)lerin vay haline!” (S. Fussilet 6)
Hadis-i Şerif:
“Altın ve gümüşü olup da zekâtını vermeyen-lerin o altın ve gümüşler levhalar halinde Cehen-nem'de kızdırılıp sahibinin yüzü, yanları ve sırtı onlarla dağlanacak, soğudukça tekrar kızdırılıp elli bin sene Allahü Teâlâ halk arasında hükmünü verene kadar bu hal tekrarlanacak ve hüküm verilince o, ya Cennet'e veya Cehennem'e götürü-lecek.” (Buhârî-Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Şu beş (günah) karşılığında beş (çeşit ceza) verilir:
1- Bir millet ahdini bozarsa (ilâhî hükümlere uymazsa) Allah onlara düşmanlarını musallat eder... (Belânın en büyüğü düşman çizmesidir...)
2- Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmeder-lerse aralarında fakirlik başgösterir. (Maddî mânevî fakirlik büyük musîbet...)
3- İçlerinde hayâsızlık yayılırsa çeşitli sebeblerle ölüm çoğalır... (Görülmeyen şey değil...)
4- Ölçü ve tartıda hile yapılırsa kuraklık olur, nebatlar bitmez, mahrumiyet başlar.
5- Zekât vermedikleri zaman yağmurlar kesilir.” (Taberânî)
* * *
6
Özrü Yokken Ramazan Orucunu Terketmek
Âyet-i Celîle:
“Ey İman Edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı (yazıldı).” (S. Bakara 183)
Hadis-i Şerif:
Kim Ramazan-ı Şerif'de özürsüz olarak bir gün oruç yerse ömrünün sonuna kadar oruç tutsa da o bir günün ecrine eremez...(Tirmizî)
İbni Abbas R.A.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: “İslâmın tutunacak kopmayan kulpları üçtür: Allah'dan başka ilâh olmadığına şehadet etmek, namaz kılmak, Ramazan-ı Şerif'de oruç tutmaktır. Kim bunlardan birini kasden terk ederse kâfirdir...”
Hadis-i Şerif:
“İslâm beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed A.S.'ın Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacc etmek ve Ramazan-ı Şerif'de oruç tutmaktır.”
* * *
7
İmkânı Varken Hac Vazifesini Terketmek...
Âyet-i Celîle:
“(Haccetmeğe) yol bulabilenlerin (gücü yetenle-rin) Beyt'i (Kâbe'yi) haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (S. Âl-i İmrân 97)
(Bir müslüman Hâlik'ının hakkına riâyet etmezse ya neye riâyet eder?... Hayâ sâhibi bunu bilir de sonunu düşünür...)
Hadis-i Şerif:
“Allah'ın evine (Beyt-i Haram'a) gitmek için azık ve binek gibi şeylere mâlik olup da hacca gitmeyen kimse ister yahûdi ister hristiyan olarak ölsün!” (Tirmizî-Beyhakî)
(Bunlara şefâatim yok. Âkıbetleri de korkunç-tur demek olur...)
Hz. Ömer R.A.: “İçimden öyle geçiyor ki, İslâm beldelerine adamlar göndereyim; araştırsınlar ve gücü yetip de hacca gitmeyenlere cizye (gayri müslimlerden alınan vergi) yüklesinler. Çünkü onlar müslüman değildir” demiştir... (İbn-i Kesîr)
* * *
8
Ana-Baba Haklarına Alâkasız Kalmak
Âyet-i Celîle:
“Rabbin «Kendinden başkasına kulluk etmeyin, ana ve babanıza iyi muâmele edin» diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererse onlara «Öf» (bile) deme, onları azarlama, onlara güzel muâmele et ve acıyarak tevazu kanatlarını ser; yani, avcı eline düşmüş, kurtulmak ümidinden mahrum, kanat-larını sermiş kuş gibi ol!.. Ve «Yarabbî onlar beni küçükken nasıl koruyup terbiye ettilerse Sen de onları esirge!» de!” (S. İsrâ 23-24)
(İman sâhibi bir müslümana bu âyet-i celîleyi anlamak yeter ve kendi kurtuluşuna kâfî gelir.)
Hadis-i Şerif:
“Allah'ın rızası ana ve babanın rızasında, Allah'ın gazabı da ana babanın öfkesindedir.” (Tirmizî)
(Rasûlüllah'ın hiç bir şüpheye ihtimali olma-yan şu haberinden uyanmayan bedbahd kendisini nasıl kurtarır?..)
Hadis-i Şerif:
“Size günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmak, ana ve babaya âsî olmak-tır.” (Tirmizî)
(Uyanık müslüman anlar, günahın büyüklüğü şirkle beraber beyan buyruluyor...)
Hadis-i Şerif:
“Dört kişiyi Cennet'ten mahrum etmek ve nimetlerinden tattırmamak Allah'ın kendi üzerine vacib kıldığı bir haktır. Meğer ki tevbe edeler:
1- İçkiye devam eden,
2- Faiz yiyen,
3- Haksız olarak yetim malı yiyen,
4- Ana babasını üzen...” (Hâkim)
(Zamâne evlâtlarına Rasûlullah'dan haber...)
Hadis-i Şerif:
“Üç kimsenin duâsının kabulünde şübhe yoktur:
1- Mazlumun duâsı,
2- Misafirin duâsı,
3- Ananın evlâdına olan duâsı...” (Tirmizî)
Veheb b. Münebbih Rh.A:
“Allahü Teâlâ Musa A.S.'a vahiy buyurmuş ki:
“Ey Mûsâ! Ana ve babana ziyâde hürmet et! Kim ebeveynine hürmet ederse ömrü uzar, çocuğu da kendisine itâat eder. Kim de ana babasına isyan ederse, ömrü kısalır ve evladı da ona itaat etmez...”
Haberde gelmiştir:
“Ana babasına âsî olan kimse kabre konul-duğunda mezar onu öyle sıkar ki kemikleri birbirine geçer....”
(Suçlunun cezâsı kabirde başlar, ilâhî intikam-dan kurtulamaz...)
* * *
9
Akrabâya Yardım ve Alâkayı Kesmek
(Sıla-i Rahmi Terketmek...)
Âyet-i Celîle:
“... Akrabalık bağlarını kesmekten sakı-nın!..” (S. Nisâ 1)
(Dikkat etmeli. İlâhî ferman! İnsan sözü değil..)
Hadis-i Şerif:
“Akrabalık bağını koparan, Cennet'e giremez.” (Buharî- Müslim)
(Büyük suçların cezâsı cehennem ateşidir...)
Hadis-i Şerif:
“Bir kimse, zayıf (fakir) yakınları bulunur da onlara yardım etmez ve sadakalarını başkalarına verirse, Allah onun sadakasını kabul etmez, kıyâmet günü de ona itibar etmez...” (Taberânî)
(Hak sâhibine değil de gözüne giren, dalkavukluğu bilen usta insanlara veren kişi, sonunu iyi düşünsün...)
Hadis-i Şerif:
“Kim Allah'a ve âhiret gününe iman etmişse sıla-i rahimde bulunsun.” (Münzirî)
(Nikâh düşmeyen, uzak ve yakında bulunan akrabasını ziyaret etsin, demekdir...)
Hadis-i Şerif:
“Allah'ın rahmeti, içlerinde akraba ziyâretini kesen birinin bulunduğu topluluğa inmez!”
(Böyle bir musîbet de o insanlara yeter. Dikkat ister. Suç husûsî, cezâ umûmîdir...)
Hz. Hüseyin R.A. oğlu Zeynelâbindin'e nasi-hatinde: “Oğlum! Akraba ziyâretini kesenle arkadaş olma! Çünkü, ben o kişinin Kur'ân'ın üç yerinde lânetlendiğini tesbit ettim” demiştir...
(Bu işin ehemmiyeti daha nasıl anlaşılır?...)
Sılâ-i Rahimde ziyâreti vacib olan akraba, kendisine nikah düşmeyen yakınlıkta olanlardır...
* * *
10
Zinâ Etmek
Âyet-i Celîle:
“Zinâya yaklaşmayın! Çünkü o şübhesiz hayâsızlık ve kötü bir yoldur.” (S. İsrâ 32)
Âyet-i Celîle:
“Zinâ eden kadın ve erkekten her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunlara dinin hükümlerini tatbik hususunda acımayın...” (S. Nur 2)
(Allahü Teâlâ'nın acımayı yasak ettiği bu kişilere insaf değil irşad yolu aranır...)
Hadis-i Şerif:
“Zinâ eden, mü'min olarak zinâ etmez; çalan çaldığı anda mü'min olarak çalmaz, içki içen de içtiği vakit mü'min değildir...”(Buhâri)
Hadis-i Şerif:
“Kul zinâ yaptığı zaman kendisinden iman çıkar, başı ucunda bir gölge gibi bekler, sonra tekrar ona döner...” (Ebû Dâvud - Tirmizî - Beyhakî)
(Bir de herkesin bilmediği cinâyet derecesi büyük olan göz zinası var ki, bu zamanda ondan ancak Allah'ın koruduğu kimseler kurtulur.)
Cenâb-ı Hakk'ın Musa A.S.'a gönderdiği on emirden biri: “Hırsızlık yapma, zinâ etme! Yoksa cemâlimi sana göstermem!”beyânı idi...
(O Peygamber-i Âlîşân'ın şahsına vâkî olan bu ilâhî emir bütün insanlara şâmildir...)
* * *
11
Livâta
Âyet-i Celîle:
“Vaktâki azab emrimiz geldi, (o memleketin) altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş (üzeri yazılı) taşlar yağdırdık ki, onlar Rabb'inin indinde damgalanmışdı. Onlar zâlimler-den uzak değildir.” (S. Hûd 83)
(Ne büyük cinayet ki bu fiili işleyenler Rabbı tarafından damgalanmış ve gazaba uğrayan zâlimler-den olmuşlar...)
Hadis-i Şerif:
“Lût kavminin yaptığı işi yapanları görürseniz, yapanı da yaptıranı da öldürünüz.” (İbni Mâce)
(Hükümdeki dehşet ve şiddet anlayana yeter.)
İbni Abbas R.A. “Tevbe etmeden ölen livâta-cı, mezarında domuz suretine döndürülür” buyur-muş...
(Her ferd hak etdiği âkıbeti görür, başka değil.)
Kadına arka uzvundan yaklaşmak da livâta hükmündedir. Ebû Hüreyre R.A.'ın rivâyet ettiği hadis-i şerifte Rasûlüllah S.A.V. şöyle buyurdu: “Kadına hayızlı iken veya arka uzvundan temas eden, lânete uğramıştır.” (İmam Ahmed - Ebû Dâvud)
(İnsanlar içinde lânete uğrayandan daha bedbaht kim olabilir!..)
* * *
12
Fâiz
Âyet-i Celîle:
“Ey İman Edenler! Ribâyı (fâizi) katkat artırılmış olarak yemeyin. Allah'dan korkun ki, felâh bulasınız.” (S. Âl-i İmrân 130)
(Mevlâ'nın men ettiği işten uzak duran, felah bulur.)
Hadis-i Şerif:
“Mirac gecesi yedinci kat semada başımın üstünde şimşekler çakıyor, gök gürlüyordu. Ve mideleri evler gibi büyük, içlerinde yılan ve akrep dolu, dışlarından içleri görünen kimseler gördüm. Cebrâil'e bunların kimler olduğunu sordum. «Fâiz yiyenlerdir» dedi...” (İmam Ahmed, İbni Mâce ve İsfehânî)
(Haramla beslenen bedenin âkıbeti, içine akreb doldurmakdır...)
Hadis-i Şerif:
“Faiz suçu, yetmiş türlü büyük günaha denktir. Bunların en hafifi kişi anası ile evlenmek kadar suçtur.” (Taberânî)
(İnsâfı olan anlar da nefsine zulmetmez...)
İbni Mes'ud R.A.: “Bir memlekette zinâ ve faiz yaygınlaşıp alenî yapıldığı zaman Cenâb-ı Hak o memleketin helâkına izin verir.” buyurdu.
(Suç işlemek felâket için gün beklemektir...)
* * *
13
Yetim Malı Yemek
Âyet-i Celîle:
“Haksız olarak yetim malı yiyenler karınla-rına ancak ateş doldurmuştur. Onlar şiddetli ateşe gireceklerdir.” (S. Nisâ 10)
Âyet-i Celîle:
“Rüşde erişinceye kadar yetimin malına (muhafaza maksadından) başka bir sûretle yaklaş-mayın.” (S. En'am 152)
(Hâmîsi Hak Teâlâ olan bu işe yaklaşmak, büyük cüret ve bir nevî cinnettir...)
Hadis-i Şerif:
“Mirac'da bir takım kimselerin bazılarına musallat olup, kiminin derilerini kopardıklarını, kiminin de ateşten kayaları ağızlarından sokarak altlarından çıkardıklarını gördüm. Cebrâil'e bunla-rın kim olduğunu sordum. «Bunlar yetim malı yiyenlerdir» dedi.” (İbn-i Kesir an Ebî Hâtim)
(İlâhî yasaklara yaklaşanların sonları budur...)
Ebû Kerim es-Süddî Tefsirinde: “Haksız olarak yetim malı yiyen; Kıyâmet günü ağzından, burnundan, kulaklarından ve gözlerinden ateş fışkı-rarak haşrolunur ve onu görenler «Bu kimse dünyada yetim malı yiyendir» derler” demiştir.
Ebu'd-Derdâ R.A. nasihat isteyen birine: “Yetime acı, onu kendine yakın tut, yediğinden yedir. Çünkü, Resûlullah Efendimiz:«Kalbinin yumuşamasını istersen yetime yakın ol, başını okşa, yediğinden yedir! Hem kalbin yumuşar hem de hâcetlerin görülür» buyurdu” demiştir. (Taberânî)
Davud A.S. münâcâtında: “Yâ Rabbî, rıza-i ilâhîn için yetime ve dul kadına yardım edenin mükâfâtı nedir?” dedi. Allahü Teâlâ:“Benim rah-met gölgemden başka bir gölgenin bulunmadığı günde, onu gölgelendirmemdir.” buyurdu.
(Hududsuz rahmetin kula imdâdı büyük nimet, sonsuz saâdettir.)
* * *
14
Allah ve Resûlü Adına Yalan Söylemek
Âyet-i Celîle:
“Allah'a yalan söyleyenlerin yüzlerini kıyâ-met günü kapkara göreceksin.” (S. Zümer 60)
(Yalancıların yüz karası, zillet olarak onlara yeter...)
Hadis-i Şerif:
“Bana karşı yalan söyleyen kimse için Cehen-nem'de bir ev yapılır.” (Buharî-Müslim)
(Mevlâsına nankörlük eden ateşle ağırlanır...)
Hadis-i Şerif:
“Kim benim adımı vasıta ederek yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazırlansın.” (Müslim)
(Asilerin yeri ateş, mutîlerinki cennettir. Misâl: İlâhî kelâmla alakası yokken, “Allahü Teâlâ'nın emri böyledir”, demek veya Resûlullah'ın beyânı değilken “Bu hadîs-i Peygamberîdir” demek küfre kadar götürür, demişler...)
* * *
15
Cebheden Kaçmak
Âyet-i Celîle:
“Ey İman Edenler! Kâfirlerle karşılaştı-ğınızda onlara arkanızı dönüp kaçmayın. Tekrar muharebe için bir tarafa çekilen veya diğer bir fırkaya ulaşıp mevkî tutan müstesnâ olmak üzere, kim (harbden) kaçarsa muhakkak Allah'ın gaza-bına uğramıştır ve onun yeri Cehennem'dir. O, ne kötü bir dönüştür.”(S. Enfal 15-16)
Hadis-i Şerif:
“Helâk eden yedi şeyden sakının: 1- Allah'a eş tutmak, 2- Haksız olarak adam öldürmek, 3- Faiz yemek, 4- Yetim malı yemek, 5- Harbden kaçmak, 6- Sihir yapmak, 7- Temiz mü'min kadınlara iftira etmek.” (Buhârî - Müslim)
(Zîra harbden firar etmek (kaçmak): «Gel Ey Düşman! Dinime, devletime, namusuma, iffetime istediğin kötülüğü yap!» demekdir ki, dünyâda zillete, âhirette cehenneme râzı olmakdır...)
İbni Abbas R.A.: “Cenâb-ı Hak önceleri yirmi mü'minin ikiyüz düşmandan kaçmasını yasaklaş-mıştı. Sonra bunu hafifleterek yüz mü'minin ikiyüz düşmandan kaçmasını yasaklamıştır.” demişler...
* * *
16
İdarecinin Halka İhânet ve Zulmü
Âyet-i Celîle:
“İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulsun İşte elem veren azab bunlar içindir.” (S. Şûrâ 42)
(Zâlim katiyyen cezâsız kalmaz, zulmünün cezâsına çarpılır...)
Âyet-i Celîle:
“O zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil zannetme! O bunları gözlerin (şaşkınlıktan) bele-rip kalacağı bir güne bırakıyor...” (S. İbrahim 42)
Hadis-i Şerif:
“On kişiye baş olan kimse kıyâmet gününde elleri boynuna bağlı olarak getirilir. Ya adâleti onu serbest bıraktırır, ya da zulmü onu helâke götürür...” (İmam Ahmed b. Hibbân)
(Nefse uyup da insanların başına yırtıcı canavar yâ da mağrur firavun kesilenlerin haberi verilmiş... Allahü Teâlâ kullarına tevâzû, adâlet ve rıfk ile muâmele edilmesini sever ve bunları iki âlemde azîz eder...)
Hadis-i Şerif:
“Allah her kimi bir kavmin başına idareci kılar da o kişi nasihatlarıyla halkı muhâfaza etmezse Allah ona Cennet'i haram kılar...” (Buhâri)
(Bir milletin idâresiyle mükellef olan kişi, her hususda hâmî ve şefkatli peder makamındadır. Vazîfesinde ihmalse cehenneme sebebdir...)
Hadis-i Şerif:
“Benden sonra fâsık ve zâlim idâreciler gelecek. Onların yalanlarını doğrulayan ve zulüm-lerine yardım eden benden değildir, ben de ondan değilim. Ve o kimse Kevser havzına ulaşamıyacak-tır.” (Tirmizî)
Ömer bin El Muhacir K.S.: “Ömer b. Abdilaziz bana: «Benim haktan saptığımı görürsen elini yakama koy ve “Ey Ömer ne yapıyorsun?” diye ikaz et» demişti.” diyor...
(Hazret-i Fârûk'un: «Hakdan ayrılsam beni kılıçlarınızla doğrultun» sözü de herkesce mâlûm-dur...)
* * *
17
Kibir
Âyet-i Celîle:
“İnsanlardan yüzünü çevirme! Yeryüzünde şımarık yürüme! Zira Allah kendini beğenen kibirliyi sevmez.” (S. Lokman 18)
Âyet-i Celîle:
“Hakikat o Allahü Teâlâ büyüklenenleri sevmez.” (S. Nahl 23)
(Zîrâ kibir ve azamet yalnız Zât-ı ilâhîye mahsusdur...)
Hadis-i Şerif:
“Üç kişiye Allahü Teâlâ rahmet nazarıyla bakmaz, onları temize çıkarmaz (affına mazhar kılmaz) ve onlar için elem verici azap vardır:
1- Eteklerini sürüyerek (kibirle yürüyen),
2- Yaptığı iyiliği başa kakan,
3- Yalan yeminlerle kazanç temin eden...”(Ebû Dâvud)
Hadis-i Şerif:
“Cehennem'e ilk girecek üç kimse:
1- Zâlim idareci,
2- Zekât vermeyen zengin,
3- Kibirlenen fakirdir.” (Fakirin kibretmesi zengi-ninkinden daha çirkindir.) (Münzirî)
Hadis-i Şerif:
“Size Cehennemlikleri haber vereyim mi? Kaba, haşin, hayırdan men'eden, salınarak kibirle yürüyen kimselerdir.”(Buharî-Müslim)
* * *
18
Yalancı Şahidlik Yapmak
Âyet-i Celîle:
“Onlar yalan şahidlik etmezler.” (S. Fürkan 72)
(Hakîkî îman ehli mü'minler murad edilmişdir.)
Hadis-i Şerif:
“Yalan yere şahitlik etmek Allahü Teâlâ'ya şirk koşmaya müsâvîdir.”
(Kötülüğün bundan kötüsü var mı?...)
Hadis-i Şerif:
“Yalancı şahidlik yapan, kıyamet gününde ateş kendisine hak oluncaya kadar iki ayağı üzerinde bekleyecektir.” (İbni Mâce - Hâkim)
(Sonra hüküm giyib zillet ve meskenetle ateşe atılacakdır...)
* * *
19
İçki İçmek
Âyet-i Celîle:
“Ey İman Edenler! İçki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları, şeytanın amelin-den olan necâsetlerdir. Bunlardan sakının ki felâh bulasınız.” (S. Mâide 90)
(Allahü Azîmüşşân, kerem kılıp kötülükleri kullarına beyan buyurmuş. Bunlardan uzak kalmalı.)
Hadis-i Şerif:
“İçkiden sakının! Çünkü o kötülüklerin anası-dır.” (Hâkim..)
(Bu hakîkatı bugün bilmeyen var mı? İçki yüzünden ızdırab çekmeyenler azdan azdır...)
Hadis-i Şerif:
“İçki içen kimseyi Habal çamurundan sulamak Allah'ın bir ahdidir.” «Ey Allah'ın Rasûlü! Habal çamuru nedir?» dediler. Buyurdu ki: “Cehennemde-kilerin sızıntıları ve Cehennem'in pis sularıdır.” (Müslim)
(Şu habâsete râzı olan o şenâati işler, akıllılar uzak kalır...)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ üç kimseye Cennet'i haram kılmıştır:
1- İçkiye devam eden (Devamlı içki içen, ilâhî yasakları tanımayan),
2- Ana babasını üzen (Bu zamanda bundan kurtulan evlad gören onu tebrik etsin.),
3- Deyyûs (Ehlini yabancı erkeklerden sakın-mayan)...” (Neseî)
(Bu zamanda bu işi mübah hâhine getirenler az değildir. Nikah düşen her erkek ve kadın bir arada ünsiyet etmek haramdır. “O senin kardeşin, o senin baban yerinde...”Êgibi mütâlaada bulunup haram olanlarla mahremiyeti kaldırmak cürümdür, suçdur...)
* * *
20
Kumar Oynamak
Âyet-i Celîle:
“Aranızda mallarınızı haksız sebeblerle yeme-yin.” (S. Bakara 183)
(Kumardan ve haramdan gelen şeylerle, besle-nen vücud isyânı mübah bilir, lâkin sonu vahim olur...)
Hadis-i Şerif:
“Bir kimse arkadışına «Gel seninle kumar oynayalım» derse (o sözüne keffâret olarak) derhal sadaka versin.” (Buhârî)
(Zîra bu rezâletin sözü dahî suçdur, şakası yoktur...)
Hadis-i Şerif:
“Tavla oynayan, sanki elini hınzır etine ve kanına batırmıştır.” (Müslim)
(Hınzırın eti de, kanı da necâsettir, pisliktir...)
Hadis-i Şerif:
“Tavla oynayan, Allah'a ve Rasûl'üne âsî olmuş-tur.” (Buharî)
(Yasaklanan hükme karşı gelen isyankârdır...)
* * *
21
Namuslu Kadına İftira Etmek
Âyet-i Celîle:
“Namuslu mü'mine kadınlara iftira atanlar dünya ve âhirette lânetlendiler. Onlar için büyük bir azab vardır.” (S. Nûr 23)
Âyet-i Celîle:
“Namuslu ve hür kadınlara iftira atıp da sonra dört şâhid getiremeyen kimselerin her birine seksen sopa vurun. Onların şâhidliklerini ebediyyen kabul etmeyin. Onlar fâsıklardır.” (S. Nûr 4)
İftira: Namuslu bir kadına zâniye, fâhişe, kahpe gibi sözlerle hitab etmek veya kadının çocuklarına orospu çocuğu, kahpenin kızı, kahpenin oğlu gibi sözler söylemek gibi...
Erkek veya kadın herhangi müslümana zina suçu isnâd edip de iddiâsını dört mûteber şâhidle isbât edemeyen kişiye islâm şeriatı ağır ceza vermiştir. Onlara seksen sopa vurulur. Bu itibarla insan diline sahip olmalı... Dil küçüktür, lâkin cürmü büyük... Ukbe b. Âmir R.A. Rasûlüllah S.A.V.'den “Yâ Rasûlallah, kurtuluş nasıldır?” diye sordu. Rasûlüllah S.A.V.:
- “Dilini tut, evine kapan, günahlarına ağla! Allah'ın rahmetinden insanların en uzak olanı, katı gönüllülerdir.”, buyurdu. (Ebu Dâvud-Tirmizî)
Hadis-i Şerif:
“Allah indinde insanların en fenâsı, kötü ve çirkin sözler konuşanlardır.” (İbni Ebi'd-Dünya)
(Kabın içindeki, dışına sızar da aslından haber verir...)
* * *
22
Ganîmet Malına İhânet Etmek
Âyet-i Celîle:
“Bir peygamber için emânete (yahut ganimet malına) hainlik etmek olur şey değil... Kim hainlik eder (ganimet ve umûma âit hâsılattan bir şeyler çalar)sa kıyâmet günü o çaldığı şeyi yüklenerek gelir.” (S. Âl-i İmrân 161)
(Bütün insanlar huzûrunda melâneti meydana çıkar, rezâlet yakadan akar...)
Hadis-i Şerif: “İğneyi ipliği (bile) sâhiplerine verin. Sakın ganîmet malına hâinlik etmeyin. Çünkü o kıyâmet gününde sâhibi üzerine bir lekedir.” (İbni Mâce’)
(Silinmeyen felâket lekesi...)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ abdestsiz kılınan namazı ve devletten aşırılmış maldan verilen sadakayı kabul etmez.” (Müslim)
(Helâl kazançdan vermek mübârek ve makbuldür...)
İmam Ahmed Rh.A.: “Ganimete hıyânet eden kimse dışında, Hz. Peygamber'in namazını kıldırma-dığı bir müslüman bilmiyoruz” demiştir.
* * *
23
Hırsızlık
Âyet-i Celîle:
“Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin, irtikâb ettiklerine karşılık Allah'dan bir cezâ ve insanlara ibret verici bir ukûbet olarak ellerini kesin. Allahü Teâlâ mutlak gâlibdir ve yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir.” (S. Mâide 38)
(İnsanların hoşlanmadığı şu ilâhî hüküm tatbik edilmiş olsa, mallar temînat altında olur, insanlar hırsızlık etmek zilletinden kurtulur, halk endişeden beri olur...)
Hadis-i Şerif:
“Hırsız, çaldığı sırada kâmil bir mü'min olarak çalamaz. Fakat tevbe kapısı açıktır.”
Hz. Aişe R.Anhâ rivayet etmiştir:
“Rasûlüllah S.A.V. bir dînârın dörtte biri veya daha fazla kıymetle mal çalanın elini keserdi.” (Buharî, Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Allah şu hırsıza lânet etsin ki, yumurta çalar, eli kesilir; bir ip çalar, yine eli kesilir.” (Buharî)
(Şu kadar basit bir işe cüret edip de eli kesilen soysuz, elbette peygamberinin lânetine müsta-hakdır...)
Hadis-i Şerif:
“Ey Eshâbım! Sizden evvel geçen ümmetlerin helâk edilmelerine sebeb, içlerinden itibarlı biri hırsızlık yaptığında cezasını vermez, zayıflar çalarsa elini keserlerdi. Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki, Muhamed'in kızı Fâtıma hırsızlık yapsa onun elini de keserim.” (Buhârî, Müslim)
* * *
24
Yol Kesmek
Âyet-i Celîle:
“Allah ve Rasûl'üne harb açanların yeryüzünde (yol kesip) fesad çıkaranların cezası; ölüm, asılmak, yahut el ve ayaklarının çaprazvârî kesilmesi, yahut (bulundukları yerden) sürülme-leridir. Bu onların dünyadaki zilletidir. Âhirette ise pek büyük azab vardır.” (S. Mâide 33)
İmam-ı Şâfiî'ye göre yollarda kabadayılık yapanlar, bulundukları yerden başka bir yere sürgüne gönderilir. (Gurbet çilesiyle burnu kırılır da belki ıslah olur...)
* * *
25
Yemin-i Kaamus
(Yalan yere yemin etmek)
Âyet-i Celîle:
“Allah'a olan ahidlerine ve yeminlerine bedel (küçük bir menfaat) satın alanlar için âhirette hiç bir nasib yoktur. Allah kıyâmet günü onlara itibar etmez, nazar-ı ilâhîden mahrum kılar. onları temize çıkarmaz. Onlar için elem verici azab vardır.” (S. Âl-i İmrân 77)
Hadis-i Şerif:
“Kim bir müslümanın malını almak için yalan yere yemin ederse Kıyâmet gününde ilâhî gazaba uğramış olarak huzur-u ilâhîye getirilir .” (Abdullah b. Mes'ud R.A.)
Hadis-i Şerif:
“Her kim yalan yere yemin ederek müslümanın malını elinden alırsa Allahü Teâlâ ona Cennet'i haram, Cehennem'i vâcib kılar”...«Yâ Rasûlallah, değersiz bir şey olsa da mı?» sualine Rasûlüllah S.A.V. “Misvak ağacından koparılmış bir dal olsa da...” buyurdu.
Yeminin Yalnız Allah'ın Yüce Adına Yapıla-cağına Dair Hadis-i Şerifler:
- “Allah size atalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyor. Kim yemin ederse Allah adına yemin etsin, yoksa sussun” (Buharî, Müslim, Ebû Davud)
- “Putlar ve atalarınız adına yemin etmeyin!” (Takrib)
- “Emânet adına yemin eden bizden değildir.”
- “Kim eski alışkanlığı ile yanılıp Lât ve Uzza adına yemin ederse hemen "Lâilâhe illallah" desin!” (Buhârî, Müslim)
* * *
26
Zulmetmek
Âyet-i Celîle:
“Zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gâfil zannet-me! Rabbin (Onların cezalarını) gözlerin şaşıp kaldığı (kıyâmet) gü(nü)ne tehir ediyor...” (S. İbrâhim 42)
(Kimsenin yaptığı yanına kalmaz, er veya geç eden bulur...)
Hadis-i Şerif:
“Allah'ü Teâlâ zâlime mühlet verir. Sonra bir de yakaladı mı bir daha ona göz açtırmaz.” (Buharî, Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Kimin üzerinde din kardeşinin nefsine veya malına tecavüzden dolayı hak bulunursa, dînar ve dirhemin bulunmadığı kıyâmet günü gelmeden evvel zulmettiği kimseden hakkını helâl ettirsin. Zira kıyâmette zâlimin salih ameli bulunursa ondan alınıp mazluma verilir. Salih ameli bulunmazsa, mazlumun günahlarından alınıp zâlime yüklenir.” (Buharî)
Hadis-i Şerif:
“Mazlumun bedduâsından sakın! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur. (Duası mutlaka kabul olunur.)” (Buhârî)
(Ve mutlak hâkim olan Cenâb-ı Hakk'ın hükmüyle mazlumun intikamı zâlimden alınır...)
Hadis-i Şerif:
“Beş kişiye Allah gazab etmiştir. Dilerse onlara dünyada azab eder, dilerse âhirette ateşe atılmalarını emreder:
1- Tebaasından kendi hakkını noksansız alıp da onlara zulmeden idâreci (Devlet reisi),
2- Güçlü ile zayıf arasında âdil davranmayıp kendi hevâsına göre hüküm veren, halkın sayıp itibar ettiği kimse,
3- Âile efradına Allah'a itâatı emretmeyen, onlara vazifelerini öğretmeyen âile reisi,0
4- Çalıştırdığı işçiye hakettiği ücreti ödemeyen işveren,
5- Kadının mihrini vermeyen erkek...”(Zevâcir-İbni Haceril Haysemî)
Ebu Ümâme R.A.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiş: “Zalîm kişi kıyamet gün Cehennem köprüsü üzerinde, zulmettiği kimselerle karşılaşır ve ona nasıl zulmettiğini hemen hatırlar.”
Hadis-i Şerif:
“Mazlumun duâsı bulutlar üzerine yükselir ve Allahü Teâlâ:«İzzet ve celâlime yemin ederim ki bir müddet sonra da olsa sana yardım edeceğim» buyurur. (Yâni duâsı mutlaka kabul olur...) (Tirmizî)
* * *
27
Zulümle Vergi Almak
Âyet-i Celîle:
“İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. Elem veren azab bunlar içindir.” (S. Şûrâ 42)
Hadis-i Şerif:
“Haram gıda ile meydana gelen et (vücud), Cen-net'e giremez. Ona Cehennem lâyıktır.” (Ebû Dâvud)
Hz. Câbir R.A.'ın rivâyetine göre bir adam:
- “Yâ Rasûlallah, içki ticaretinden bir hayli mal biriktirdim. Bunları Allah için harcasam bana faydası olur mu?”, dedi. Fahri Kâinat S.A.V.:
- “O malı hac ve cihad için harcasan veya sadaka olarak dağıtsan Allah indinde sivrisinek kanadı kadar dahî değer taşımaz. Allahü Teâlâ ancak temiz olanları kabul eder” buyurdu.
* * *
28
Haram Yemek
Âyet-i Celîle:
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız sebeblerle yemeyiniz.!” (S. Bakara 188)
Başkasının malını haksız olarak yemek iki şekilde olur:
1- Gasb, hıyânet, hırsızlık gibi zulümlerden,
2- Kumar ve diğer oyunlar gibi eğlencelerden.”
Hadis-i Şerif:
“Ey Enes, helâl kazan, duan kabul olsun. Ağzına bir lokma haram koyan kimsenin kırk gün duâsı kabul olunmaz.” (Tergîb)
Hadis-i Şerif:
“Bir kısım kimseler Allah'ın (müslümanlara verdiği) malı haksız olarak kullanırlar. Onlar için kıyâmet gününde ateş muhakkaktır.” (Buhârî)
Hadis-i Şerif:
“Malı nereden kazandığına aldırış etmeyen kimseyi Allah Cehennem'e hangi kapısından sokaca-ğına ehemmiyet vermez.”
Ebû Hüreyre R.A.:
“Sizden birinin ağzına toprak koyması haram koymasından iyidir” buyurmuştur.
Bir melek Beyt-i Makdis'de her gün:
- “Kim haram yerse Allah onun hayır ve nâfile ibâdetlerini kabul etmez.” diye nidâ eder.
Hadis-i Şerif:
“Haram mal ile hacceden kimse Lebbeyk dediği zaman bir melek «Lâ Lebbeyk velâ Sa'deyk» (Münâcâtın kabul edilmemiştir ve haccın makbul değildir) der.”(Deylemî)
Hadis-i Şerif:
“Kim on dirheme bir elbise alsa, parasının içinde bir dirhem haram bulunsa, üzerinde o elbise oldukça Allah onun namazını kabul etmez.” (İbn-i Amr'dan İmam-ı Ahmed Müsnedi)
Hz. Ömer R.A. “Biz harama düşmek korku-suyla helâldan onda dokuzunu terkederdik” buyurdu.
* * *
29
İntihar Etmek
Âyet-i Celîle:
“Kendi kendinizi öldürmeyin. Muhakkak Allah sizi esirgeyicidir. Kim haddi aşar, bunu yaparsa biz onu ateşe atacağız. Bu Allah'a zor değildir.” (S. Nisâ 29-30)
(Kul hiçbir zaman kendisine emânet verilen vücûdu hakkında hüküm verip de ilâhî hudûdu aşamaz. Bu ona haram ve yasakdır.)
Hadis-i Şerif:
“Önceki ümmetlerden biri, vücudundaki yaraların ızdırabına dayanamayıp bıçakla kolunu kesmiş ve ölmüştü. Allahü Teâlâ «Kulum kendi kendine (intihar etti de) beni geçti, (takdirime karşı geldi). Ben de ona Cennet'i haram kıldım» buyurdu.” (Buharî, Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Kim keskin bir âletle kendini öldürürse, Cehen-nem ateşinde elindeki bıçağı karnına saplayarak devamlı azab olunur. Kim kendini zehirlerse Cehennem'de elindeki kadehten devamlı zehir içirilerek azab olunur. Kim kendini dağın tepesinden atarak intihar ederse o da kendini devamlı Cehennem ateşine atarak azab olunur.” (Buharî, Müslim)
* * *
30
Çok Yalan Söylemek
Âyet-i Celîle:
“Kahrolsun o çok yalan söyleyenler!”
(Zâriyât 10)
Âyet-i Celîle:
“Haddi aşan, çok yalancı olan kimseyi Allah muvaffak etmez.!” (S. Mü'minûn 28)
(Onu dâima zelil ve hakîr kılar. Yalancıya bu öğüt yeter...)
Hadis-i Şerif:
“Doğruluk insanı hayra götürür, hayırlı işler de Cennet'in yolunu gösterir. O kimse ki doğru söyler ve doğruyu araştırır, Allahü Teâlâ onu sıddıklar defterine yazar. Yalancılık şerre, şer de Cehennem'e götürür. O kimse ki yalan söyler ve yalanı araştırır, Allahü Teâlâ onu yalancılar defterine yazar.” (Buharî, Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Dört şey kimde bulunursa münâfıktır:
1- Emânete hıyânet eden (Emânet, bir eşya veya bir söz olsa da...), (Hâsılı yalan da yalancı da lânetlenmişdir.)
2- Yalan söyleyen, (Hakîki mü'min yalan söyle-mez, haktan ayrılmaz...)
3- Ahdini yerine getirmeyen (Sözünde durma-yan karışık adam...),
4- Husûmet zamanında haktan ayrılan (Düş-man olduğu adama karşı hak hukuk tanımadan kötü-lük eden, nefsine mağlub olan.)” (Buhârî-Müslim)
Ebû Musa el-Eş'arî “Yâ Rasûlallah! Müslüman-ların efdali kimdir?” diye sordu. Rasûlüllah Efendi-miz: “Elinden ve dilinden müslümanların selâmet bulduğu kimsedir” buyurdu.
Hadis-i Şerif:
“Kişi mâhiyetini düşünmeden bir söz söyler ki o sebeple, doğu batı arasından daha derin Cehen-nem'e düşer...” (Neseî)
(İşte hakdan ayrılıb yalan söylemek, adamı bu âkıbete dûçâr eder...)
* * *
31
Adaletle Hükmetmemek
Âyet-i Celîle:
“Kim Allahü Teâlâ'nın indirdiği ile hükmet-mezse onlar kâfirlerin tâ kendileridir.” (S. Mâide 44)
(İnsanoğlu kâinâtı ve kendi varlığını yokdan yaradan Rabbisinin hükmünü beğenmeyip de noksan aklına göre hesablar yaparsa bir tonluk maddeyi beşlik bir kantarla tartmaya kalkan akıl hastasına benzer ve Hak Teâlâ tarafından küfür damgasıyla damgalanır...)
Hadis-i Şerif:
“Âdil hâkim Kıyâmet günü hesabın şiddetini görünce, tek bir hurma hakkında dahî iki kişi arasında hüküm vermemiş olmayı arzu edecektir.” (Ahmed b. Hibbân, Münzirî)
Hadis-i Şerif:
“Kıyâmet gününde bütün hâkim ve vâliler sırat köprüsü üzerinde ilâhî divânda tutulur. Verdikleri hükümler mahşer halkı huzûrunda okunur. Adâletle hüküm verenler kurtulur, adâletten ayrılanları da köprü öyle sallar ki her uzvu vücudundan ayrılır, uzak mesafelere dağılır. Sonra köprü yıkılır, onlar da Cehennem'e düşer.” (Hz. Ali R.A.'den...)
Veheb b. Münebbih K.S. buyuruyor:
“Bir hâkim, haksızlık yapmayı düşünürse Allahü Teâlâ o memlekete kıtlık verir. Bir hâkim de adâletle hükmetmeyi düşünürse Allah o memlekete bereket indirir.” (Hâkimler de verdikleri hükümlerle ind-i ilâhîde büyük değer taşırlar...)
* * *
32
Rüşvet Almak
Âyet-i Celîle:
“Aranızda mallarınızı (rüşvet, hırsızlık, gasb, yağma gibi) haksız sebeblerle yemeyin. Ve bilerek insanların mallarından bir kısmını günahla yemek için hâkimlere gitmeyin!” (S. Bakara 188)
(Şu azîm hükm-ü ilâhîyi hiçe sayan saygısızın sonu hüsrana uğramaktır. İman ve islâm hudutlarından çıkan hiçbir bedbaht iflah olmaz...)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ rüşvet verene de alana da lânet etsin.”(Tirmizî)
(Resûlüllah'ın lânetine uğramış insanın hayatında ne hayır olur...)
Hadis-i Şerif:
“Kim bir kimseye şefâatcı olur, buna mukabil hediye alırsa ribâ kapılarından büyük bir kapıya girmiştir.” (Ebû Dâvud)
(Mü'min, hayrı Hakk'ın rızâsı için yapar, dünya menfaati için değil...)
İbni Mes'ud R.A. şöyle demiştir: “Kardeşin için bir hâcet dileyip o dileğin husûlünden sonra sana vereceği bir hediyeyi kabul etmen haramdır...” (Şefkat şefâate, gaflet zarara sebebdir...)
33
Kadının Erkeğe, Erkeğin Kadına Benzemeğe Özenmesi...
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ erkeklere benzemek isteyen kadınlara ve kadınlara benzemek isteyen erkeklere lânet etsin.” (Buharî)
(Kıyafetle, sözle, süsle, hal ve hareketle benzemek isteyen kadın ve erkekler lânetlenmiştir. Bu hususlara müsamaha eden âile reisi de bu lânetten hissesini alır...)
Hadis-i Şerif:
“Erkek elbisesi giyen kadına ve kadın elbisesi giyen erkeğe Allah lânet etsin.” (Hâkim)
Hasan Basrî Rh.A. şöyle demiştir: “Allah'a yemin ederim ki, hanımına ve hevâsına uyan herkes Cehen-nem'e atılacaktır...”
(Kadınların hal ve hevâsına uyanların âkibeti hakkında bir veliyyi kâmilin yeminli haberidir bu, dikkat etmeli...)
* * *
34
Deyyusluk...
(Ehlini kıskanmamak)
Âyet-i Celîle:
“Zinâ eden erkek, zâniye veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zinâ eden kadını da, zinâ eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikahlamaz. Bu(nlarla evlenmek) mü'minlere haram kılınmıştır.” (S. Nûr 3)
Hadis-i Şerif:
“Üç kimse Cennet'e giremez:
1- Ana-babasına âsî olan evlât,
2- Deyyûs (âilesini kıskanmayan erkek),
3- Erkeklere özenen kadın...”
Hadis-i Şerif:
“Cenâb-ı Hak Cennet'i üç çeşit insana haram kılmıştır:
1- İçki mübtelâsı (Ayyaş),
2- Ana-baba hakkına riâyet etmeyen (âsî evlâd),
3- Âilesinin fuhuş yapmasına göz yuman (deyyûs).
(Deyyusluğu şeref sayan hayâsızdan uzak durmalı... Zirâ iyilik de kötülük de sirâyet eder...)
* * *
35
Muvazaalı Hulle
Hadis-i Şerif:
“Size kiralık tekenin kim olduğunu söyliyeyim mi? O muhallilin (haramı helâl yapanın) kendisidir. (Boşanmış bir kadınla eski kocasına dönebilmesi için göstermelik nikah yapan kimse...) Allahü Teâlâ muhallile de, eski karısını tekrar alabilmek için bu şekil nikaha râzı olan muhallilün leh'e de lânet etmiştir.”
(Bu hâli irtikâb eden tipler sâdece kendisini aldatan kişilerdir...)
Abdullah b. Şüreyh el-Âmirî, İbn-i Ömer'e:
“Bir adam amcasının kızını boşadığını, sonradan pişman olup tekrar almak istediğini, helâl olabilmesi için de birisiyle evlendirme arzûsunda olduğunu” söyledi. İbn-i Ömer Hazretleri: “Kadın ikinci kocasının bu maksadla evlendiğini bildiği takdirde birlikte kaldıkları müddetce ikisi de zina yapmışdır” buyurdu.
(Câhil insanlar hîle-i şeriyye diye yemedik nâne bırakmaz da bir âlimden sormayı âr ederler ve netice ne getirir bilmezler...)
* * *
36
Bevilden (İdrardan) Sakınmamak...
Hadis-i Şerif:
“Rasûlüllah S.A.V. iki kabrin yanından geçerken: "Bunlar azab görüyorlar. Azablarına sebeb olan da büyük şey değil... Birisi koğuculuk ederdi, diğeri de idrardan sakınmazdı" buyurdular.”(Buharî, Müslim)
(Maddî ve manevî pislikleri bilip ikisinden de sakınmalı...)
Hadis-i Şerif:
“Bevilden sakının! Çünkü kabir azabının çoğu ondandır.” (Dâre Kutnî)
(Küçük görüp de dikkat edilmeyen suç, büyük musîbete sebeb olur. İnsanoğlu iyiliği de kötülüğü de kendi kazanır.)
* * *
37
Riya
(Gösteriş)
Âyet-i Celîle:
“Ey iman Edenler! Sadakalarınızı -malını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve âhiret gününe inanmayan bir kimse gibi- başa kakmak ve incitmek sûretiyle heder etmeyin!” (S. Bakara 264)
Hadis-i Şerif:
“Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir.” «Küçük şirk nedir Yâ Rasûlallah?» dediler.” Cenâb-ı Hak kulların iyi amellerini mükâ-fâtlandıracağı zaman riya ve gösteriş yapanlara buyuracak ki: «Amelinizle gösteriş yaptığınız kimselere gidin, kendilerinden bir karşılık bulabilecek misiniz?» buyurdu.”
* Hz. Ali R.A.:
“Riyâkârın üç alâmeti vardır:
1- Yalnız kaldığında (ibadette) tembellik eder.
2- Başkaları yanında gayrete gelir.
3- Övülünce amelini artırır, yerilirse eksiltir.”
* Fudayl b. İyaz Hz.:
“İnsanlar görüyor diye ameli bırakmak riyâ, görsünler diye amel etmek şirktir. İhlâs ise: Allahü Teâlâ'nın bu ikisinden de üstün tuttuğudur.”
* * *
38
Dünya İçin İlim Öğrenmek ve İlmini Gizlemek...
Âyet-i Celîle:
“Allah bir zamanlar kendilerine kitap verilen-lerden: «Onu insanlara anlatacaksınız, gizlemeyecek-siniz» diye ahid almıştı. Onlarsa o emr-i ilâhîyi tutmadılar ve onu menfaate vasıta ettiler. Faydalandıkları şey ne kötüdür!” (S. Âl-i İmrân 187)
Hadis-i Şerif:
“Kim ilmi Allah rızası için değil de dünya menfaatı için öğrenirse Cennet'in kokusunu ala-maz.” (İbn-i Mâce)
(İlim ilâhî sıfatlardandır. O, Hakk'ın rızâsı için tahsil edilir...)
Hadis-i Şerif:
“Kim âlimlere üstünlük taslamak, âdî kimselerle mücâdele etmek veya gönülleri kendine çevirmek için ilim öğrenirse, o, Cehennemde'dir.” (Tirmizî)
Hadis-i Şerif:
“Kimden bilgi istenir de, ilmini gizlerse kıyâmet günü onun ağzına ateşten gem vurulur.” (Ebû Dâvud)
(İlminde bahillik eden âlimin en küçük cezası budur...)
Hilâl b. Âlâ buyurdu: “İlim öğrenmek zor, muhâfazası daha zor, onunla amel etmek ondan da zordur.” (Cümlesi hâhis niyet ve tam ihlâsa muhtaçtır...)
* * *
39
Hıyânet
Âyet-i Celîle:
“Ey İman Edenler! Allah'a ve Rasûlü'ne hâinlik etmeyin. Siz bilerek kendi emânetlerinize hâinlik eder misiniz?” (S. Enfal 27)
(İlâhî emirleri can kulağı ile dinleyen anlar da kurtulur; hafife alanlar ise kıyamet gününde yakalanır, tutulur...)
Hadis-i Şerif:
“Emânete riâyet etmeyenin imânı, sözünde durmayanın dini yoktur (Kâmil değildir).” (Tabera-nî)
(Din-i İslâm'ın mühim noktalarından olan bu hükümleri iyi anlamalı, dikkatli olmalı...)
Hadis-i Şerif:
“Sakın hâinlik etmekten uzak durun! O ne kötü sırdaştır ki (kendisine emânet verilen bir sırra ihanet ve onu) ifşâ eder.” (İbni Mâce)
* * *
40
İyiliği Başa Kakmak...
Âyet-i Celîle:
“Ey İman Edenler! Sadakalarınızı başa kakıp da incitmek sûretiyle heder etmeyin.” (S. Bakara 264)
Hadis-i Şerif:
“Kıyâmet gününde Allahü Teâlâ üç kimseye hitab etmez, onlara rahmet nazarıyla bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için elem verici azap vardır:
1- Eteklerini sürüyerek (kibirle) yürüyen,
2- Yaptığı iyiliği başa kakan,
3- Yalan yeminle kazanç temin eden... ”(Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Üç kimse Cehennem'e gitmeden Cennet'e giremez:
1- Ana-babasına karşı gelen,
2- İçkiye devam eden,
3- Yaptığı iyiliği başa kakan”. (Neseî)
İmam Şafiî Hz. buyurmuş:
“Sana yaptığı iyiliği başa kakanın minneti altına girme, nefsin için ezelde takdir edileni tercih et, sabret. Çünkü sabır kalkandır. Halka minnet etmekse mızrak darbesinden daha çok incitir.”
41
Kadere İnanmamak
Âyet-i Celîle:
“Şübhesiz biz her şeyi takdir ile yarattık”. (S. Kamer 49)
(Kadere inanan keder çekmez; inanmayansa gamdan kurtulmaz, işlediği cürmün de farkında olmaz...)
Hadis-i Şerif:
“Şunu bil ki, bütün insanlar sana menfaat te'min etmek için bir araya gelseler, Allah'ın takdir ettiğinden gayrı bir şey veremezler. Sana zarar vermek için toplansalar yine Allah'ın takdir ettiğinden gayrı bir şey yapamazlar. Çünkü kalem kaldırılmış, sayfalar dürülmüştür.” (İmam-ı Ahmet)
Mesele:
Tâbiîn'den yetmiş zâtla beraber selef ve halef imamlarımız ve islâm âlimlerinin fukahâsı Hz. Rasûlüllah S.A.V.'in şu itikad üzerinde âhirete intikal ettiğini ittifakla kabul etmişlerdir: Allah'ın kaza ve kaderine rızâ, emrine teslimiyet, hükmünü sabırla karşılamak, emirlerine uymak, nehiylerin-den sakınmak, her ameli sırf Allah için yapmak, kaderin acısına tatlısına iman etmek, katlanmak, ilâ âhiri...
* * *
42
Halkın Gizli Hallerini Araştırmak
Âyet-i Celîle:
“Birbirinizin kusurlarını araştırmayın!” (S. Hucürât 12)
Hadis-i Şerif:
“Başkasının işitilmesini istemediği sözünü dinle-yen kimsenin kulaklarına kıyâmet gününde (eritilmiş) kurşun dökülür.” (Buhârî)
İbn-i Mes'ud Hazretleri'ne:
- Şu Ukbe oğlu Velîd'in sakalından şarap damlıyor, dediler.
- Biz başkalarının gizli hallerini araştırmaktan menedildik, gördüğümüze hüküm veririz” buyurdu...
* * *
43
Nemmamlık (Koğuculuk, Lâf Taşımak)
Âyet-i Celîle:
“Çok yemin eden, utanma duygusu bulun-mayan, dâimâ insanları ayıplayan, lâf getirip götüren kimseye uyma (itâat etme)!” (S. Kalem 10-11)
Hadis-i Şerif:
“Hiç bir nemmâm (lâf taşıyan fesatcı) cennete giremez.”(Buhâri - Müslim)
(İşlemiş olduğu cürmün îcâbı, onun yeri Cehennemdir...)
İmam Gazâlî Hz.leri buyurur ki:
“Nemîme, halk arasında «Başkasının aleyhinde söylenen sözleri alâkalı insana nakletmek» mânâsınadır. Fakat asıl nemîme «Gizlenmesi istenen hususları açıklamaktır». Sözü taşınan veya kendisine söz getirilen üçüncü şahsın isteyip istememesi arasında fark olmadığı gibi açıklamanın sözle, yazıyla, işâret veya îmâ ile olması arasında da fark yoktur.
* * *
44
Lânet Etmek (Küfretmek)
Hadis-i Şerif:
“Müslümana sövmek fısk, onunla kıtal (öldürmek) küfürdür.”(Buhârî, Müslim, Tirmizî, Neseî)
Hadis-i Şerif:
“Kul bir şeye lânet ettiğinde lâneti göğe yükselir, fakat gök kapıları ona kapanır. Sonra sağa sola gider, yer bulamaz, yeryüzüne döner. Yeryüzünün kapıları da kapatılmış olduğundan sığınacak yer bulamaz. Nihayet -müs-tehaksa- lânet olunan kimseye gider, değilse lânet okuyana döner.” (Ebû Dâvud, Ahmed)
Amr b. Kays R.A.:
“İnsan hayvana bindiğinde o merkep «Yâ Rabbî, bu kimseyi bana acıyan bir refik kıl» der. Eğer o insan hayvana lânet ederse «Sırtımda bana lânet okudun lânet herif!» der...”
* * *
45
Ahde Vefasızlık
Âyet-i Celîle:
“Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahid(den dönenler) mes'uldür.” (S. İsrâ 34)
(Asil kimseler ahde uyar, sefil olanlar da uzak kalırlar...)
Hadis-i Şerif:
“Ahdini bozan için mahşer günü halk arasında görünsün diye bir alem dikilir ve «Bu, ahdini bozan falan oğlu falanın alâmetidir» denilir.” (Müslim)
(Oyunbaz her zaman her yerde hor ve hakîr olur...)
* * *
46
Müneccim ve Kâhinlere İnanmak
Âyet-i Celîle:
“Senin için hakkında bir bilgi bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalbden her biri bundan suâl olunacaktır.” (S. İsrâ 36)
Hadis-i Şerif:
“Her kim müneccim veya kâhinin söyledik-lerini tasdik ederse, Muhammed A.S.'a indirilen (Kur'ân)'ı inkâr etmiş olur.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî, İbni Mâce...)
(Gaybı Allah'tan gayrı bilen olmaz. Bir de O'nun bildirdiği dostları bilir...)
İbn-i Abbas Hazretleri: “Cenâb-ı Hak, kulla-rından göz, kulak gibi uzuvlarını nerede kullandık-larını soracaktır.” buyurmuş... Bu hükmü bilip de kabul etmek dahî insana yeter de harama bakmaz, haramı dinlemez, bu yüzden azab görmez...
* * *
47
Kadının Kocasına Karşı Gelmesi
Âyet-i Celîle:
“Şerlerinden yıldığınız kadınlara önce öğüt verin, vazgeçmezlerse yataklarını ayırın, (yine kâr etmezse) dövün. Size itâat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın...” (S. Nisâ 34)
(Hakdan habersiz zamâne kadınları bu hükmün inceliğine dikkat etmeli...)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ üç kimsenin namazını kabul etmez:
1- Kaçak köle; dönüp sahibine teslim olana kadar..
2- Kocasını darıltan kadın; onu razı edinceye kadar...
3- Sarhoş; ayılıp içkiden vazgeçinceye kadar...” (Buhârî - Müslim)
Hz. Âişe Validemiz. R.Anhâ:
- “Ey Kadınlar eğer kocalarınızın sizde olan haklarını bilseydiniz ayaklarının tozunu yüzünüzle silerdiniz”,buyurmuş...
* * *
48
Resim Yapmak, Yaptırmak ve Bulundurmak...
Âyet-i Celîle:
“Allah ve Rasûl'üne ezâ edenler yok mu? Allah onları dünya ve âhirette rahmetinden koğmuştur. Onlara mihnet veren azab da vardır.” (S. Ahzab 57)
İkrime Hz. bunların resim yapanlar olduğunu söylemiştir.
Hadis-i Şerif:
“Resim yapanlar kıyâmet günü azab görecek-ler ve kendilerine: «Haydi yaptıklarınıza can verin!» denile-cek...”(Buhârî - Müslim)
Hz. Âişe R. Anhâ anlatıyor:
“Rasûlüllah S.A.V. bir seferden dönmüştü. Soframızı üzerinde resimler bulunan bir örtü ile örtmüştük. Hz. Peygamber bunu görünce rengi değişdi ve «Yâ Âişe! Allah'ın yarattıklarına benzer şeyler yapanlar kıyâmet günü en acı azabı göreceklerdir.»buyurdu.” Hz. Âişe “Bu örtüyü kesip iki yastık yaptım” diyor... Vesîkalık ve sâire gibi zarûrî haller hâriçtir...
* * *
49
Ölü İçin Feryad Etmek, Yaka Yırtmak, Saç-Baş Yolmak
Hadis-i Şerif:
“Musîbet ânında yüzüne vuran, elbisesini yırtan ve cahiliyet devrindeki gibi bağırıp çağıran, bizden değildir.” (Buharî, Müslim)
Hz. Ali R.A.'ın musîbete mâruz kalan Eş'as b. Kays'a nasîhatı: “İnanarak ve sevabını Allah'dan bekleyerek sabretmek senin hayrınadır.”
Ebu Said-i Hudrî R.A. rivâyet etmiştir:
“Rasûlüllah S.A.V. avaz avaz ağlayan kadınlara da onu dinleyenlere de lânet etti” (Ebû Dâvud)
Hadis-i Şerif:
“Meyyit, peşinden feryad edilmesi sebebiyle kabrinde azab olunur.” (Buhârî, Müslim)
(Ardından ağlamayı vasiyet etmişse denilmiş...)
Hadis-i Şerif:
“Ölü için yüksek sesle ağlayan kişi, tevbe etmeden ölürse, kıyâmet günü sırtında katrandan gömlek ve cerep (uyuz)dan zırh olduğu halde haşrolunur.” (Müslim, İbn-i Mâce)
* * *
50
Haddi Aşmak, Bağy
(Azgınlık)
Âyet-i Celîle:
“İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapanlara, şımarıp azmışlara karşı tedbir ve terbiye yoluna tevessül etmelidir. Elem veren azab bunlar içindir.” (S. Şûrâ 42)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ bana mütevâzî olmanızı vahyet-ti. Tâ ki kimse kimseye tecâvüzde bulunmasın ve kimse kimseye karşı öğünmesin.”(Ebû Dâvud, İbn-i Mâce)
Hadis-i Şerif:
“Âhirette azâbı hariç, Allahü Teâlâ'nın dünyada cezâsını acele verdiği hiç bir suç, bâğîlik (azgınlık ve isyan) günahı kadar değildir.” (İbn-i Mâce, Tirmizî)
* * *
51
Zayıflara (Kölelere, Cariyelere, Hanımlara, Hayvanlara) Eziyet Etmek
Âyet-i Celîle:
“Allah'a ibâdet edin! O'na hiç bir şeyi ortak tanımayın! Anaya-babaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, memlük kölelerinize iyilik edin! Allah kendini beğenen ve dâimâ böbürlenen kimseyi sevmez.” (S. Nisâ 36)
(Eziyetten uzak olup dâima iyilikde bulunmak Allahü Teâlâ'nın emir ve emânetidir...)
Hadis-i Şerif:
“Bir kadın kedi yüzünden Cehennemlik olmuştur: Kediyi bağlayıp bir şey yedirmediği gibi yerden haşere yemesini de engellemiş, su da vermemiş ölümüne sebep olmuştu...” (Buharî, Müslim)
(Karıncanın dahî hakkını arayıp da hükmünü veren hâkim-i mutlak, mülk ve melekûtün sâhibi olan Cenâb-ı Hakk'tır, unutulmasın!...)
Ebû Süleyman K.S. anlatıyor: “Bindiğim merke-be yürümesi için iki üç sopa vurmuştum. Hayvan başını kaldırıp bana baktı ve:
- Yâ Süleyman, kıyâmet gününe ve kısasa hazırlan! İster çok vur, ister az..., dedi. Ondan sonra hiç bir hayvana vurmadım...”
* * *
52
Komşuya Eziyet Etmek
Hadis-i Şerif:
“Kıyâmet günü komşu komşunun eteğine yapışır ve:
- Yâ Rabbî, bu kardeşime genişlik vermiştin. Bana yakın idi. Ben açlıktan kıvranırken o tok geceliyordu. Ona neden kapısını bana kapattığını ve verdiğin rızıklardan beni niçin mahrum ettiğini sor!, diye şikâyette bulunur.
(Böyle bir şikâyetten kurtulan kaç kişi bulunur Allah bilir.)
Hadis-i Şerif:
“Mal ve âile cihetinden komşusuna endişe veren, korku duyulan ve bu endişeden kendisinden emin olmayıp kapı kilitlemeye sebep olan kişi mü'min değildir. Komşuları şerrinden korkan kimse mü'min değildir.” (Harâitî)
Rasûlüllah S.A.V. Efendimiz
- “Vallâhi iman etmiş olmaz, vallâhi iman etmiş olmaz” buyurdu.
- “Yâ Rasûlallah, kim iman etmiş olmaz?” denilince, Allah'ın Rasûlü:
- “Komşusu zulmünden emin olmayan kişi!..” buyurdu.
Abdullah b. Ömer R.A. ne zaman koyun kesse bütün komşularına hisse verir ve kölesine: “Yahûdî komşumuzdan başla!” diye tekrar ederdi. Kölesi ona: “Anladık yâhû!” diye sitem etmiştir...
* * *
53
Müslümana Ezâ Vermek, Ona Sövmek...
Âyet-i Celîle:
“Mü'minlerin kadın ve erkeklerine, işlemedik-leri bir günah yüzünden ezâ edenler, yalan ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (S. Ahzâb 58)
Hadis-i Şerif:
“Allah indinde insanların en kötüsü, kırıcı ve kötü sözlerle halkı kendisinden uzaklaştıran kişidir.” (Buharî, Müslim)
Rasûlüllah S.A.V. Efendimiz Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri'ne hitaben: “Senin için al develer-den daha hayırlı olan bir sadaka öğreteyim mi?”. “Evet Yâ Rasûlallah”“Birbirine dargın insanları barıştırmak ve birbirlerinden uzaklaşanları birleş-tirip kaynaştırmaktır.” buyurdu.
Hadis-i Şerif:
“Kişiye şer olarak müslüman kardeşini kötülemek yeter.”(Müslim)
(Bir insan için kendi kusurlarını görmeyip de başkasını kötülemekden daha kötü şey yoktur...)
* * *
54
İbadet Edenlere Eziyet Vermek
Âyet-i Celîle:
“Erkek ve kadın mü'minlere işlemedikleri suç sebebiyle eziyet edenler, muhakkak yalan ve açık bir günah yüklenmişlerdir.” (S. Ahzâb 58)
Hadis-i Kudsî:
“Kim sevdiğim kullarımdan birine düşmanlık ederse, o kimseye harb ilân ederim.” (Buharî)
(O kişiyi perişan ederim demektir...)
Hadis-i Kudsî:
“Kim beni bilen ve bana ihlâsla ibâdet eden kuluma düşmanlık ederse o kimse bana harb ilan etmiştir.” (Buharî)
(Cenâb-ı Hakk'a harb ilân edenin âkıbetini izâha ihtiyaç yoktur...)
Hadis-i Şerif'te bildirilmiştir:
Ebû Süfyan, ashabın âbidlerinden Selmân, Süheyb ve Bilâl-i Habeşî'nin (R.A.) yanından geçerken bu zatlar ona:
- Allah'ın kılıçları Allah'ın düşmanından haklarını alamadı” dediler.
Hz. Ebû Bekir de onlara:
- Nasıl böyle dersiniz? O Kureyş'in ulusudur”, dedi ve bunu Rasûlüllah'a arzetti.
Peygamberimiz:
- Ey Ebû Bekir, Rabbini gücendirdin, belki onları da gücendirdin, buyurdu.
Ebû Bekir R.A. derhal onların yanına gidip:
- Kardeşlerim! Sizleri darılttım mı? dedi. Onlar:
- Hayır kardeşim, Allah seni mağfiret buyursun” dediler.
(Nükte: Dikkat etmeli, şu kadar bir sözle dahî gönül kırmaktan menediliyor...)
* * *
55
Elbisesini Gösteriş İçin Uzatmak.
Âyet-i Celîle:
"Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Ne arzı yarabilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.” (S. İsrâ 37)
Hadis-i Şerif:
“Müslümanın eteği dizi ile topuklarının arasında kalmalı. (Aşık denilen topuklara kadar uzamasında beis yoktur) İki topuğu aşan kısmı ise ateştir.” (Neseî, Münzirî)
Hadis-i Şerif:
“Kim giydiği elbisesini kibirlenerek yerde sürürse Kıyâmet gününde Allah ona itibar etmez.” (Buharî, Müslim...)
(İlâhî îtibardan mahrum olanın hâlinde de hayır olmaz, iki cihanda felâh bulmaz...)
* * *
56
Erkeğin İpek Elbise Giymesi ve Altın Takması
Hadis-i Şerif:
“Kim dünyada ipek elbise giyerse âhirette onu giyemez.”(Tirmizî)
Hadis-i Şerif:
“İpek elbise giymek ve altın takmak ümmetimin erkeklerine haram kılındı.” (Ebâ Dâvud, Neseî)
Huzeyfe b. Yemânî rivâyet etmiştir:
“Rasûlüllah Efendimiz bizi altın ve gümüş kab içinde yemek yeyip su içmekten, ipek ve dibaç (atlas) elbise giymekten, ipekli kumaş üzerine oturmaktan nehyetti.” (Buhârî)
(Bunlar umum ümmete tamim ve telkindir...)
* * *
57
Kölenin Efendisinden Kaçması
Hadis-i Şerif:
“Efendisinden kaçan kölenin namazı kabul olunmaz.”(Münzirî)
Hadis-i Şerif:
“Üç kimse var ki fena âkibetlerini sormayın:
1- Cemâattan ayrılıp emiri'l-mü'minine karşı gelen
2- Efendisinden kaçıp âsî olarak ölen köle,
3- Her ihtiyacı te'min edilmişken cahiliyet kadınları gibi ziynetlerini göstererek yürüyen kadın...” (Münzirî)
* * *
58
Allah'dan Başkası Adına Kurban Kesmek
Âyet-i Celîle:
“Üzerlerine Allah'ın ismi anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Çünkü bu fısktır (büyük günahtır)...” (S. En'âm 121)
Hadis-i Şerif:
“Allah'dan başkasının adına kurban kesen kimseye Allah lânet etsin!” (Buhârî - Müslim)
(Gaflet etmeyip bu işte de îtinâ etmeli... Zaman karışık, işler şüpheden berî değildir...)
Hz. Âişe R.A. rivâyet etmiştir:
“Bazı kimseler: «Yâ Rasûlallah, bize et getirenler oluyor. Biz (kesilirken besmele çekildiğini bilmiyoruz» dediler. Rasûlüllah S.A.V.:
- Üzerine besmele çekip öyle yiyin” buyurdular. (Buhârî)
* * *
59
Babası Olmayan Kişiyi «Babamdır» diye İddia Etmek
Hadis-i Şerif:
“Kim babasından başkasına bilerek babamdır derse ona Cennet haramdır.” (Buharî)
(Bu iş soysuzluğa yol açıp nesli bozar da fenalık artar, daha nice kötülükler türer...)
Hadis-i Şerif:
“Babalarınızdan vazgeçmeyin. (Onları inkâr etmeyin). Çünkü babasını inkâr eden (âile nimetine) küfretmiş olur.” (Buharî)
(Aile nimetini inkâr eden cemiyet düşmanı îmansızların halleri mâlum...)
* * *
60
Hakkı İsbat İçin Değil, Hasmı İlzam (haksız çıkarmak) İçin Münakaşa Etmek...
Âyet-i Celîle:
“Ehl-i kitap ile en güzel (şekilde mücâde-le)den başka bir sûretle mücadele etmeyin.” (S. Ankebût 46)
Âyet-i Celîle:
“Onlarla mücadelenin en güzel yolu hangisi ise onunla yap.”(S. Nahl 125)
Hadis-i Şerif:
“Sizin için en çok endişe ettiğim üç şey:
1- Âlimin kayması (yoldan çıkması),
2- Münafıkların Kur'ân hakkında mücadelesi,
3- Kafalarınızı koparacak dünyadır.” (Tabe-rânî)
(Kafaların kopması dünya muhabbeti ve hırsıyla gaflete dalmaktır...)
* * *
61
İhtiyacından Fazla Sudan Başkasına Vermemek.
Âyet-i Celîle:
“De ki: «Eğer suyunuz yerin dibine çekilip giderse kim akar bir su getirebilir?»” (S. Mülk 30)
(Allah'ın verdiği suda bahillik etmeyin, ona mânî olmayın) demektir.
Hadis-i Şerif:
“Kim ihtiyacından fazla suyunu veya otunu başkalarına vermezse, Allahü Teâlâ kıyâmet günü ondan fazl u keremini keser.” (İmam Ahmed)
(Her hâcete delâlet eden umûmî ve mühim bir hüküm... Her işimizi buna kıyas etmeliyiz...)
* * *
62
Eksik Ölçüp Tartmak
Âyet-i Celîle:
“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar başkalarından aldıklarında tamam alırlar.” (Mudaffifîn 1-2)
Hadis-i Şerif:
“Beş günaha beş çeşit ceza vardır:
1- Bir millet Allah'a olan ahdini bozarsa (İlâhî hükümlere uymaz; nefsin ve şeytanın yolunu tutarsa), Allah onlara düşmanlarını musallat (ve zelîl) eder.)
(İnsanlara en şiddetli azab ve belâ düşman çizmesidir...)
2- Allah'ın indirdiği Kur'ân'dan başkasıyla hük-mederlerse, aralarında fakirlik baş gösterir.
(Maddî varlık görülse de mânevî yokluk ve her çeşit huzursuzluk içinde kıvranmaktan kurtulan bulunmaz...)
3- İçlerinde hayâsızlık zuhur eden kavimde çok ölüm (toplu ölümler) meydana gelir.
4- Ölçü ve tartıda hâinlik yapıldığında o millet, nebattan mahrum kalır, yıllarca kuraklık çekerler...
5- Zekât vermezlerse yağmurlar kesilir.” (Taberânî, Münzirî)
İbn-i Ömer R.A.'den bir tacire tavsiye: “Allah'dan kork, ölçüyü ve tartıyı tam yap! Çünkü, ölçüp tartanlar kıyâmette o kadar uzun ayakta kalırlar ki, kulaklarına kadar tere batarlar.”
Büyükler: “Bir dâneyi noksan verip de Cennet'i satanın, bir dâneyi fazla alıp da Cehennem'e müşteri olanın vay haline!..” demişler...
* * *
63
Allah'ın Mekrinden (Gazabından) Emin Olmak
Âyet-i Celîle:
“Nihâyet kendilerine verilen (genişlik ve serbestlik) gibi şeylerle (şımarıp) ferahladıkları zaman, onları ansızın yakalayıverdik de bütün ümitlerini kaybettiler.” (S. En'âm 44)
Hadis-i Şerif:
“İnsan Cennetlik ameli işler, sonunda şaşırıp Cehennemlik olur. Cehennemlik ameli işleyen de sonunda tevbe ve rücû edip Cennet'e gider. Kişinin son hâline itibar edilir.” (Buhârî)
Hz. Âişe R.A.:
“Rasûlüllah S.A.V. çoğu zaman «Ey kalbleri dilediği şekle döndüren Allah'ım! Kalbimi tâatında sâbit kıl» duâsını okurdu.” buyurmuştur.
- “Yâ Rasûlallah, bu duayı çok okuyorsun. Sende mi korkarsın?” dediğimde şöyle buyurdu:
- “Yâ Âişe, kalblerimiz Allah'ın iki parmağı arasında (tasarrufu altında)dır, dilediği tarafa çevirir. Beni emniyet içinde kılacak nedir?”
* * *
64
Açıkta Günah İşlemek
* * *
65
Özürsüz Olarak Cemâatı Terketmek
Hadis-i Şerif:
“Neredeyse birine namaz kıldırmasını, sonra da cemâata gelmeyenlere gidip evlerinin yakılmasını emredeceğim.” (Müslim)
Hadis-i Şerif:
“(Cemaatı terkedenler) ya cemâatı terketmek-ten vazgeçerler, ya da Allahü Teâlâ kalblerini mühürler de gâfillerden olurlar.” (Müslim)
* * *
66
Mâzeretsiz Cuma Namazını Devamlı Terketmek
Âyet-i Celîle:
“Baldırların açılacağı ve insanların secdeye dâvet edilip de secdeye varamadığı (o dehşetli) günü hatırla!” (S. Kalem 42)
Hadis-i Şerif:
“Namaza dâveti (ezanı) duyup da özrü yokken cemâate gelmeyenin namazı makbul değildir.” «Özür nedir?»Êsuâline de: “Korku ve hastalıktır” buyurulmuştur. (Hâkim, Ebû Dâvud)
Ebû Hüreyre R.A.:
“Bir kimsenin kulaklarına eritilmiş kurşun dökülmesi, ezan sesini duyduğu halde cemaati terketmekten ehvendir.”
* * *
67
Vasiyette Haksızlık Etmek
Sûre-i Nisâ'nın 12. âyet-i celîlesinde vasiyet hukûku izah edildikten sonra “Vârisler zarara uğratılmadan ortak olurlar. Bunlar Allah tarafın-dan tavsiye edilmiş hükümlerdir...”buyuruluyor.
Hadis-i Şerif:
“Kadın veya erkek Allah'a altmış sene ibâdet etse de vasiyette haksızlık yaptığı takdirde Cehennem'e müstehak olur...” (Ebû Dâvud)
Hadis-i Şerif:
“Cenâb-ı Hak bütün hak sâhiplerine haklarını vermiştir. Bu sebeble vârislere (Allah'ın hükmünden) başka bir şey vasiyet edilmez.” (Tirmizî)
(Allah'ın taksîmi dışında “Şuna şunu verin, buna bunu...” diye noksan akıl, beşerî ölçü ve düşünce ile taksime tevessül etmek yasaklanmıştır.)
68
Hile ve Hud'a İle İnsanları Aldatmak
Âyet-i Celîle:
“Kötü düzen (hile), ona ehil olandan başkasına zarar vermez.” (S. Fâtır 43)
(Yaptığı şenaatin felâketi kendisini bulur...)
Hadis-i Şerif:
“Beş kimse Cehennemliktir. Bunlardan biri de sabah akşam sana, âilene ve malına oyun etmek isteyen düzenbazdır.” (Müslim)
Hadis-i Şerif:
“Hilekâr, cimri ve yaptığı iyiliği başa kakan, Cennet'e giremez.” (İmam-ı Ahmet)
Hadis-i Şerif:
“Mekir ve hîle yapan Cehennem'dedir.” (Bezzar)
* * *
69
Müslümanların Aleyhinde Casusluk Yapmak
Bu hususta Hatib b. Beltâ Rahimehüllah'ın Mekke müşriklerine gönderdiği mektupla alâkalı hadis meşhurdur. Hz. Ömer R.A. Hatib'in boynunu vurmak istemiş; Peygamberimiz, Bedir gazasında bulunduğu için mânî olmuştu.
Eğer casusluk yapan, müslümanlara zarar verirse yeryüzünde fesat çıkaranlardan olur ve öldürülmesine hüküm verilir. Eden bulur demişler...
* * *
70
Eshab-ı Rasûlüllah'a Dil Uzatmak
Hadis-i Kudsî:
“Kim benim dostuma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilan ederim.” (Buharî)
(Sahâbe-i Güzîn Hazerâtı, Allahü Teâlâ'nın ve Resûlü'nün razı olduğu nasla sabit olan zevât-ı âliyedir...)
Hadis-i Şerif:
“Eshâbım hakkında Allah'dan korkun, Allah'-dan korkun! Benim vefatımdan sonra onlar hakkında kötü söz söylemeyin! Kim onları severse, beni sevdiği için sevsin. Kim onlara buğzederse, bana buğzetmiştir. Kim onları incitirse beni incitmiştir. Kim bana ezâ ederse Allah'ı gücendirmiş olur. Kim Allah'ı gücendirirse Allah'ın ona gazab etmesi çok yakındır.” (Tirmizî)
Hadis-i Şerif:
“Allah'ü Teâlâ beni (peygamber) seçti. Benim için de eshabımı (bana yardımcı) seçti. Onlardan kimini benim için vezir, kimini yardımcı, kimini hısım akraba yaptı. Kim onlara kötü söz söylerse Allah'ın, meleklerin ve insanların lâneti onun üzerine olsun! Allah kıyâmet gününde ondan ne farz ne de nâfile kabul eder.” (Kenzül-ummal, Taberânî)
Hadis-i Şerif:
“Allahü Teâlâ beni, benim için de eshabımı seçti. Onlardan kimini bana dost, kimini arkadaş, kimini hısım yaptı. Pek yakında bir kavim gelecek, eshâbımı ayıplayacak, (akıllarınca) onlarda kusur bulacaklar... Ey Mü'minler! Onlarla bir şey yiyip içmeyin, akrabalık kurmayın ve üzerlerine (cenaze) namaz(ı) kılmayın!”(Râmûz 86/6)
* * *
Ekleyen: Kemal Ekrem Soylu / incemeseleler.com
Bugün 232 ziyaretçi (348 klik) kişi burdayd
. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Bugün 376 ziyaretçi (483 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|