 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
"Hoşgörülü" rumuzlu biri, "hoşgörüsüz" dediklerini şöyle sorguya çekiyor: Hoşgörülü: Hoşgörüye karşı çıkmakla ittihad-ı İslam gerçekleşmez ve (Müminler kardeştir) âyetine uyulmaz. Hıristiyanlarla hoşgörü içinde yaşamamıza, kiliseye gitmemize, âyinlere katılmamıza tepki göstermek yanlış değil mi? CEVAP: Bu tepkinin ittihad-ı İslam'la ve müminlerin kardeş olmasıyla ne alakası var ki? Hıristiyanlar Müslüman mı da, onlarla ittihad-ı İslam için çalışacağız? Hıristiyanlara kucak açmakla ittihad-ı İslam nasıl gerçekleşir ki? Sizin, Hıristiyanlarla Müslümanları birleştirmek için çalışmanız, domuz sütüyle koyun sütünü karıştırmaya benziyor. Bu karışıma da süt denir; ama koyun sütü denmez. Domuz sütüne koyun sütü katılırsa domuz sütüne zarar gelmez; ama koyun sütüne domuz sütü katılırsa, artık o koyun sütü olmaktan çıkar, hepsi necis olur. İttihad-ı İslam, Müslümanlar arasında olur. Yapabiliyorsanız, önce yetmiş parçaya bölünmüş Müslümanları birleştirin! Müslümanlar arasında birliği sağlamadan nasıl gayrimüslimlerle birlik sağlayacaksınız ki? Hem onlarla ne birliği sağlanır ki? Hoşgörülü: Artık internetle kötülüğe ulaşmak çok kolay, bu kötülükler dinlere hayat hakkı tanımadığı için, ayakta kalmak isteyen dinler, hoşgörüden yana olmak zorunda değil midir? CEVAP: Dikkat edin, dinler diyorsunuz. Hak din, bir tane değil mi? Bâtıl dinlerin ayakta kalması sizi neden ilgilendiriyor ki? Hıristiyanlar, Müslümanlığı yok etmek için, dinsizlerden daha çok çalışıyorlar. Hıristiyanların misyoner teşkilatı var, ateistlerin böyle bir teşkilatı yok. Eskiden zimmî olanlar vardı. Devletin gölgesinde yaşadıkları için, hoşgörü önem taşırdı. Harbi olanlarla, sizin yaptığınız anlamda bir hoşgörü zararlı olur. İyi geçinmek ve dini tebliğ etmek ayrı, onun küfrünü hoş görmek ayrıdır. Hoşgörülü: Dini, imanı yok eden TV programları yok mu? Mesela ayyaşlık yaygın hâl almadı mı, fuhuş moda haline gelmedi mi? CEVAP: Hoşgörü olunca bu programları kalkacak mı? Misyonerlik bitecek mi? Papaz, günah çıkarttığına göre, içkinin, fuhşun onlar için ne sakıncası olur ki? Siz onları bu günahlardan vazgeçirmeye mi, yoksa Müslümanları onlardan yapmaya mı çalışıyorsunuz? Bunun ittihad-ı İslamla ne alakası var ki? (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kendisine hoşgörülü rumuzunu veren okuyucuya cevap vermeye, bugün de devam ediyoruz. Hoşgörülü: İçki, fuhuş gibi olumsuzluklar, dinlerden uzaklaşmayı göstermiyor mu? CEVAP: Hâlâ dinler diyorsunuz? Bâtıl dinlerden bize ne? Allahü teâlâ o dinleri nesh etti, hak din olarak İslam'ı gönderdi. Hâşâ, o dinleri nesh etmeyip, lüzumsuz yere mi İslamiyet'i gönderdi? Diğer dinlerden uzaklaşmak çok iyi olur. Çünkü bir dinsiz Müslüman olabilir; ama Hıristiyan'ın Müslüman olması daha zordur. Hoşgörülü: Kiliseler, havralar gibi, camiler de boşaldı. Hurafeler, dinleri sardı. Bunun için, dinler arasında yardımlaşma şart değil mi? CEVAP: Diğer dinlerde hurafe olması bizi niye ilgilendirir ki? Kendisi hak değil ki, içindeki bâtılları, hurafeleri temizleyelim? Domuz sütüne şarap katılsa, o şarabı çıkarabilsek, o süt temiz olur mu hiç? Sütü necis yapan şarap değil, sütün kendi necistir. Bir Hıristiyan açık gezmese, içki içmese, zina etmese, diğer kötülüklerden vazgeçse, üstelik her yere cami yaptırsa Allah indinde makbul olur mu? Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Kâfirlerin cami yapmaları ve diğer bütün [iyi] işleri, boşa gidecek, Cehennemde sonsuz kalacaklar.) [Tevbe 17] Hoşgörülü: Hıristiyanlarla anlaşıp omuz omuza çalışmaya niye tepki gösterilir ki? CEVAP: Ne anlaşması, hangi prensipte mutabık kalınacak? Belki sadece tek Allah inancı denebilir. Hıristiyan, üç tanrı varken tek Allah'a inanır mı? İnansa da, Peygamberimizi, kitabımızı ve imanın diğer şartlarını kabul eder mi? Onlar, bize gölge etmesin, başka ihsan istemeyiz. Misyonerliği durdursunlar yeter; ama hoşgörülü bunu istemez. Çünkü onların misyonerlik faaliyetlerini tasvip ediyorsunuz. Hıristiyanlar bize ne yardımı yapacak? Tarihte görüldüğü gibi, hizmet perdesi altında misyonerlik yapacaklar. Zaten açıkça, (Müslümanlarla iş birliğinde asıl gayemiz, dünyayı Hıristiyan yapmaktır) diyorlar. Hoşgörülü: Ne o beni Hıristiyan yapabilir, ne de ben onu Müslüman yapabilirim, bizim gayemiz, onlarla el ele verip dinsizliği yok etmektir. Bunun neresi yanlış? CEVAP: Müslüman olmayanın dini, ne olursa olsun fark etmez. İster Hıristiyan, ister ateist olsun, ikisi de Cehenneme gidecektir. Yoksa bu husustaki âyetlere inanmayıp tarihsel mi diyorsunuz? Hıristiyan'la el ele verip, birkaç dinsizi Hıristiyan yapınca faydası ne olacak? Onların tek gayesi, herkesi Hıristiyan yapmaktır. Siz de onlarla el ele verip, dinini bilmeyen Müslümanları kurban ederek, Hıristiyan dostlarınıza peşkeş mi çekeceksiniz? Yoksa reformcuların dediği gibi, Hıristiyanlığa hak din mi diyorsunuz?!. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Daha çok hangi işlerde acele etmek gerekir? CEVAP: İnsanın fıtratında acelecilik vardır. İki âyet-i kerime meali: (İnsan aceleci [tabiatta] yaratıldı.) [Enbiya 37] (İnsan pek acelecidir.) [İsra 11] Acele işe şeytan karışır. İki hadis-i şerif meali: (Acele şeytandan, teenni Rahmandandır.) [Tirmizi] (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) [Beyheki] (Teenni, acelenin zıttıdır.) O hâlde, işlerde acele etmemeli ve hemen karar vermemeli! Aceleyle verilen kararlara şeytan karışır. Nefsin istediği bir şey hatıra gelince şeytan, (Fırsatı kaçırma, hemen yap!) der. Onun için kalbe gelen şeyi yapmadan önce, bu işten Allahü teâlâ razı mı, sevab mı, günah mı diye düşünmeli! Günah değilse yapmalı! Böylece teenni edilmiş, yani acele edilmemiş olur. Yalnız 5 yerde acele gerekir: 1- Misafir gelince, hemen yemek vermeli, 2- Günah işleyince, hemen tevbe etmeli, 3- Namazı vakti girince, hemen kılmalı, 4- Defin işini acele yapmalı, 5- Kız veya oğlan büluğa erip de dengi çıkınca, hemen evlendirilmelidir. Eşiat-ül-lemeat kitabındaki hadis-i şerifte, (Ya Ali, üç şeyi geciktirme! Namazı vakti girince hemen kıl, cenaze namazını hemen kıl! Dul veya kızı, küfvü isteyince, hemen evlendir!) buyuruldu. O hâlde, namazını kılan, günahlardan sakınan ve nafakasını helalden kazanan biri varsa, hemen onunla evlendirmeli! Eğer evlendirilmezse, fitneye sebep olabilir. Bir hadis-i şerif meali: (Dinini, ahlâkını beğendiğiniz bir kimse, kızınıza talip olursa, hemen evlendirin! Eğer evlendirmezseniz, fitne ve fesada sebep olursunuz.) [Tirmizi] İbadetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmeli. Bir hadis-i şerif meali: (Ölmeden önce tevbe edin! Hayırlı işleri yapmaya mani çıkmadan önce acele edin! Allahü teâlâyı çok hatırlayın! Zekât ve sadaka vermekte acele edin! Böylece Rabbinizin rızklarına ve yardımına kavuşun!) [İbni Mace] Zekâtını vermeyen ve malını ahiret yolunda sarf etmeyen kimse, fakir olunca çok pişman olur. Bir hadis-i şerif meali: (Tesvif eden helak olur.) [Berika] (Tesvif, hayırlı iş yapmayı sonraya bırakmaktır.) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mümin, mümin için rahmettir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mümin, mümine şifadır, rahmettir. Onun için, hastanın en büyük ihtiyacı bir mümini görmektir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Mahşerde, herkes buram buram güneş altında yanarken, elli bin sene orada terlerken, yedi sınıf Müslüman Arş'ın gölgesinde gölgelenecekler, onlar için azap korkusu yoktur. Bunlardan biri, müminin yüzüne Allah rızası için bakanlardır.) Müminin simasına Allah için bakanlar, Arş'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. Âdem aleyhisselamdan son ferde kadar herkes mahşerde toplanacak. Güneş bir mızrak boyu alçalacak. Elli bin ahiret senesi orada beklenecek. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki: (Bu mahşer, Müslüman için, iki rekât namaz kılacak zaman kadar olacak ve onlar gölgede olacaklar, yeter ki peki desinler.) Büyük zatlar, (Annesini, babasını üzene yapılan dua kabul olmaz. Anne baba duası almayan, bizden dua istemesin) buyurmuşlar. Kul hakkı çok mühimdir. Ahirette en zor hesap kul hakkıdır. Kişinin evlendiği hanımı, Allah'ın kuludur. Eğer o hanımın hakkına riayet edilecekse, o hanım üzülmeyecekse, onunla iyi geçinilecekse evlenilebilir. Eğer o hanım köle zannedilecekse, hizmetçi zannedilecekse, evlenmemelidir; çünkü kul hakkıdır. Aynı zamanda ahirette koca, hanımından sorumlu olacaktır. Hanım, kocasından değil. Buna çok dikkat edilmelidir. Bir mümin, bir din kardeşini gördüğü zaman, bakışımdan, hareketimden incinmesin diye titremesi gerekir. Münafıklar, birbirinin arkasından gıybet ederler. Müminler ise, birbirinin arkasından dua ederler. Gıybet kul hakkıdır, fiilen helalleşmek gerekir. Evladıyla helalleşse, yine olmaz. Bizzat kendisiyle helalleşecek! Mümin demek, "Önce sen, sonra ben" demektir. Bütün insanlar üç sınıftır: Birinci kısımdakiler, bunlar hayvan gibidir; (Benimki benim, seninki de benim) der. İkinci kısımdakiler, (Benimki benim, seninki senin) der. Üçüncü kısımdakiler ise, (Seninki senin, benimki de senin) diyenlerdir. Dünyada en zor şey vermektir. Vermeye alışmalıdır; çünkü bir gün, en kıymetli varlığımızı, yani canımızı vereceğiz. Vermeye alışmayan, canını zor verir. Cömert insan, Rabbine kavuşmayı bekler... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ölüm acısı çok şiddetlidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ölüm acısını herkes duyacak mıdır? CEVAP: Ölüm acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Bir kâfir, uyku hapı içerek veya narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra da ölse, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Fakat salih mümin, kurşun yağmuruna tutulsa, bu acıyı duymaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâya yemin ederim ki, ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Yine Allahü teâlâya yemin ederim ki, mümin bir kulun her damarı ölüm acısını duymadıkça, canı çıkmaz.) [Ebu Nuaym] (Şehid ölüm acısını duymaz.) [Beyheki] Ölüm acısı 70 kere kılıçla doğranmaktan fazladır; ama Allahü teâlâ, sevdiği kullarına bu acıyı duyurmaz. Ölüm acısı, kabir azabı yanında hiç kalır. Kabir azabı mahşer azabı yanında hiçtir. Mahşer azabı da, Cehennem azabının yanında hiçtir. Salih mümin, ne ölüm acısını, ne kabir azabını, ne de Cehennem ateşini duymaz. Bir hadis-i şerif meali: (İyi kötü herkes [Cehennem üzerine kurulmuş Sırat'tan] geçer. Yalnız mümine, serin ve selamet olur. İbrahim aleyhisselama ateşin serin olduğu gibi. Öyle ki müminlerin soğukluğundan Cehennem, "Müminin nuru narımı söndürüyor" diye bağırır. Bundan sonra Allahü teâlâ, takva ehlini kurtarır; zalimleri ise orada yüzüstü bırakır.) [İbni Mace] Salih mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini ve Resulullah efendimizi görüp, can verme acısını duymaz. Bu şaşılacak bir şey değildir. Nitekim Mısır kadınları, Yusuf aleyhisselamın güzelliğine hayran olup, kendilerini öyle unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri bile olmamıştı. GÜNAH VE İMAN Sual: Zina eden küfre düşeceği için, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh yapması gerekir mi? CEVAP: Zinanın günah olduğunu bildiği halde nefsine uyarak, zina etmek küfür olmadığı için, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh gerekmez. İmanı gitmiş olsaydı, nikâhını da tazelemek gerekirdi. Haramların hepsi böyledir. Mesela içki içen, günah olduğunu bilerek, mesela, şu zıkkımı içmesek iyi olur diyerek içiyorsa küfür olmaz. Günah olduğuna önem vermeden, üzülmeden içki içmek küfür olur. Namaz kılmamak da böyledir. Tembellikle değil de, namaza önem vermediği için, vazife kabul etmediği için kılmıyorsa küfür olur. (Biz de kılsak iyi olur) diyorsa, küfür olmaz. Tesettür de böyledir, şu veya bu sebeple yapamıyorsa; ama (Yapmak lazım), yapanlara (Ne iyi!) diyorsa küfür olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşure günü ve gecesinin önemi nedir? CEVAP: Muharrem ayının onuncu günü yani yarın Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesi yani bu gecedir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un, oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıl denizi geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu. Aşure günü yapılması iyi olan işler: 1- Aşure günü oruç tutmalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim] (Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!) (Aşure günü oruç tutarken, bir gün önce veya bir gün sonra da tutup, Yahudilere muhalefet edin!) [İ. Ahmed] 2- Sıla-i rahim yapmalı. Salih akrabayı ziyaret etmeli, hediye veya başka şekilde gönüllerini almalı. 3- Sadaka vermeli. Bir hadis-i şerif meali: (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur.) [Şir'a] (Bugün aşure pişirmek ibadettir) diyerek aşure pişirmek bid'at ve günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevab olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Bir hadis-i şerif meali: (Aşure günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez.) [Hâkim] 4- Çok selam vermeli. Bir hadis-i şerif meali: (Aşure günü, on mümine selam vermek, bütün müminlere selam vermek gibi sevab olur.) [Şir'a] 5- Çoluk çocuğu sevindirmeli! Bir hadis-i şerif meali: (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur.) [Beyheki] 6- Gusletmeli. Bir hadis-i şerif meali: (Aşure günü gusleden müminin günahları affolur.) [Şir'a] [Bu sevablar, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah ve Resulünden başkasına itaat etmek şirk ve bid'at iken, niye âlimlere ve mezheplere uyuluyor ki? CEVAP: Bu, cevabı bir kitap olacak kadar uzun, izah isteyen bir sualdir. Kısaca bildirelim. Allah ve Resulünden başkasına itaat etmek dinin emridir, şirk ve bid'at değildir. Bu husus, âyetlerle ve hadislerle sabittir. Resulullahın vârisleri olan âlimler buyuruyor ki: Dinin hükümlerini bizim gibi cahillere, derin âlimler ve olgun salihler bildirdi. Bunlar, Muhaddisler ve Müctehidler'dir. Hadis âlimleri, hadis-i şerifleri inceleyip, sahih olanlarını ayırmışlardır. Müctehidler de, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden ahkâm çıkarmışlardır. Biz, ibadetlerimizi ve bütün işlerimizi bu ahkâma uygun olarak yapıyoruz. (Üsul-ül-erbea fi-terdidil-vehhabiyye) Avamın [müctehid olmayanın], bir hadis-i şerif işitince, bundan kendi anladığına göre iş yapması caiz olmaz. Ya onun anladığından başka mana verilmesi gerekir veya mensuh [yürürlükten kaldırılmış] olabilir. Müctehidin fetvası ise, böyle şüpheli değildir. (Kifâye) Avamın Eshab-ı kiramı taklit etmekten men olunmalarını ve bunların, İslamiyet'i açıklayan, sözleri kolay anlaşılan, kısımlara ayırmış olan âlimlere uymaları lazım olduğunu, âlimlerimiz sözbirliğiyle bildirdiler. (Müsellem-üs-sübut, Fevatih-ur-rahemut) İmam-ül-Haremeyn, Burhan kitabında, (Avam Eshab-ı kiramın mezheplerine uymamalı. Dört mezhep imamının mezheplerine tâbi olmalı) buyurdu. (Şerhi minhac-ül-üsul) İslam âlimlerinin yukarıda yazılı icmalarına uymayanların sapık oldukları anlaşılır. Çünkü Eshab-ı kiram, cihadla, İslamiyet'i yaymakla uğraştıkları için, tefsir ve hadis kitapları hazırlamaya vakit bulamadılar. Resulullahın nuru, Onların mübarek kalblerine o kadar çok işledi ki, kitaptan öğrenmeye ihtiyaçları kalmadı. Her biri, bu nurun kuvvetiyle doğru yolu bulurdu. Asırların en iyisi olan saadet asrı bitince, fikirlerde, bilgilerde ayrılıklar hâsıl oldu. Eshab-ı kiramdan ve Tabiinden nakledilen haberler, birbirlerine uymaz oldu. Hak yolu arayanlar şaşırdılar. Allahü teâlâ, lütfederek, bu ümmet arasından salih, dört âlimi seçti. Nasslardan hüküm çıkarmak üstünlüğünü bunlara ihsan etti. Bunların taklit edilmesini emrederek bütün Müslümanların hidayete kavuşmalarını istedi. Bir âyet-i kerime meali: (Ey iman edenler, Allaha itaat edin, Resule itaat edin ve Ülül-emrinize itaat edin!) [Nisa 59] Burada Ülül-emir, ictihad derecesine yükselmiş olan âlimler demektir. Böyle âlimler de, herkesin bildiği dört hak mezhebin dört büyük imamıdır. Bu âyetteki ülül-emir denilen üstün kimselerin, müctehid oldukları yine âyetle bildiriliyor: (Resule veya ülül-emre sorsalardı, onlar bilirdi.) [Nisa 83] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Âlimlere uymak vacibdir -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
(Ülül-emir, hâkimler, valiler demektir) sözü, nasslardan ahkâm çıkarabilen hâkimler içindir. Bunlar, âlim oldukları için, Ülül-emirdirler. Hâkim oldukları için değil! Dört halife ve Ömer bin Abdülaziz böyleydi. Cahil, fâsık veya kâfir olan emirler böyle değildir. Onların dine aykırı emirlerine itaat edilmez. Bir âyet-i kerime meali: (Bir şeyi ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme!) [Lokman 15] Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ülül-emir, fıkıh âlimleridir.) [Darimi] İbni Abbas da, (Ülül-emir, fıkıh ve din âlimleridir) buyurdu. (İtkan, Müslim şerhi, Tefsir-i kebir) Âyetlerin, hadis ve tefsir âlimlerinin bu açık beyanları, müctehidlere itaat etmek lazım olduğunu gösterdiği gibi, mezhepsizlerin (Allah'tan ve Peygamberden başkasına itaat etmek şirk ve bid'attir) sözlerinin bozuk ve saçma olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu konuda birçok hadis-i şerif de vardır: 1- Resulullah, Muaz bin Cebel'i Yemen'e hâkim olarak gönderirken, (Orada nasıl hüküm edeceksin?) buyurunca, Allah'ın kitabıyla dedi. (Allah'ın kitabında bulamazsan?) buyurdu. Allah'ın Resulünün sünnetiyle dedi. (Resulullahın sünnetinde de bulamazsan?) buyurunca, ictihad ederek anladığımla dedi. Resulullah, mübarek elini Muaz'ın göğsüne koyup, (Elhamdülillah, Allahü teâlâ, Resulünün elçisini, Resulullahın rızasına uygun eyledi) buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud, Darimi) [Ülül-emrin müctehid demek olduğunu ve buna itaat edenden Resulullahın razı olduğunu, bu hadis-i şerif açıkça göstermektedir.] 2- Bir hadis-i şerif meali: (İlim üçtür: Âyet-i muhkeme, Sünnet-i kaime ve Farida-i adile.) [Ebu Davud, İbni Mace] Mişkat şerhi, bunu şöyle açıklıyor: Farida-i adile, Kitaba ve sünnete uygun ilimdir. İcma'a ve Kıyasa işarettir. Çünkü İcma ve Kıyas, Kitaptan ve Sünnetten çıkarılmaktadır. Bunun için, İcma ve Kıyas, Kitapla ve Sünnetle eşit tutuldu, Farida-i adile denildi. Böylece, ikisiyle amel etmenin vacib olduğu tembih edildi. Hadis-i şerifin manası, (Dinin kaynağı dörttür: Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas) demek oldu. (Eşiat-ül-lemeat) 3- Hazret-i Ömer, müctehid olan Şüreyh'i kadı olarak gönderirken buyurdu ki: Allah'ın kitabında açık olarak bildirilene bak! Bunu başkasından sorma! Burada bulamazsan Resulullahın Sünnetine uy! Burada da bulamazsan, ictihad et ve anladığına göre cevap ver! (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Âlimlere uymak vacibdir -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
4- Hazret-i Ebu Bekir'e davacı gelince, Allahü teâlânın kitabına bakardı. Burada bulduğuna göre hükmederdi. Burada bulamazsa, Resulullahtan işittiğine göre cevap verirdi. İşitmemişse, Eshab-ı kiramdan sorup, onların icmasıyla hüküm verirdi. 5- Abdullah ibni Abbas'a bir şey sorulunca Kur'an-ı kerimde bulup, cevap verirdi. Kur'an-ı kerimde bulamazsa, Resulullahtan işittiğini söylerdi. İşitmemişse, hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ömer'e sorardı. Cevap alamaz ise, kendi reyi ile bulup hükmederdi. Müctehid âlimlere sormak, dört mezhep imamlarına sormak demektir. Birkaç vesikası şöyledir: Bir mezhebi taklit etmenin vacib olduğunu gösteren dört delil: 1- Birinci delil: Eshab-ı kiramın asrından ve ondan sonraki asırdan bu zamana kadar, bütün Müslümanlar dört mezhepten birini taklit etti. Bunda icma hâsıl oldu. Şu hadis-i şerifler icmanın sahih olduğunu göstermektedir: (Ümmetim dalalet olan bir şeyde icma yapmaz!) [İ. Ahmed] (Allahü teâlânın rızası, icmadadır. Cemaatten ayrılan, Cehenneme gider.) [İbni Asakir] (Cemaatten ayrılan, yüzüstü Cehenneme düşer.) [Taberani] 2- İkinci delil: Bir âyet-i kerime meali: (O gün, her fırkayı imamları ile çağırırız!) [İsra 71] Kadı Beydavi hazretleri, bu âyet-i kerimenin tefsirinde, (Her ümmeti Peygamberleri ve dinde uydukları imamların isimleriyle çağırırız) buyuruyor. Medarik'te de böyle yazılıdır. Mealim-üt-tenzil tefsirinde, (İbni Abbas, kendilerini dalalete veya hidayete sürükleyen devlet reisleriyle çağrılır dedi. Said bin Müseyyib ise, her kavim, kendilerini hayra ve şerre sürükleyen reislerinin yanına toplanırlar dedi) demektedir. Tefsiri Hüseyni'de ve Ruh-ul-beyan'da (Mezhebinin imamıyla çağrılırlar. Mesela, ya Şafii yahut ya Hanefi denilir) demektedir. Bundan anlaşılıyor ki, kâmil olan imamlar kendilerine tâbi olanlara şefaat edeceklerdir. Demek ki, kıyamet günü, herkes mezhep imamının ismiyle çağrılacaktır. İmam, kendisini taklit edene, şefaat edecektir. Dört mezhep imamlarının her biri böyle yüksekti. Allahü teâlâ, Lokman suresinin 15. âyetinde, (Bana inabet edenin yoluna tâbi ol) buyurdu. Bu dört büyük imamın, Allahü teâlâya inabet etmiş oldukları sözbirliğiyle bildirilmiştir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Âlimlere uymak vacibdir -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
3- Üçüncü delil: Bir âyet-i kerime meali: (Hidayet yolunu öğrendikten sonra, Peygambere uymayıp müminlerin yolundan ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve çok fena olan Cehenneme sokarız!) [Nisa 115] İmam-ı Şafii'ye, İcma'ın delil olduğunu gösteren âyet hangisidir diye sorulduğunda, cevap olarak, bu âyeti gösterdi. Bu âyet, müminlerin yolundan ayrılmayı haram ettiği için bu yola uymak vacib yani farz olur. Medarik tefsirinde, bu âyet açıklanırken, (İcma'ın delil olduğunu ve Kitaptan, Sünnetten ayrılmak caiz olmadığı gibi, icmadan ayrılmanın da caiz olmadığını bu âyet göstermektedir) buyurulmaktadır. Beydavi tefsiri de, bu âyeti açıklarken, (Bu âyet, icmadan ayrılmanın haram olduğunu gösteriyor. Müminlerin yolundan ayrılmak haram olunca, bu yola uymak vacib yani farz olur) buyuruyor. Bu ümmetin salihleri, âlimleri, (Bir mezhebi taklit etmek vacib yani şarttır. Mezhepsiz olmak büyük günahtır) dediler. Âlimlerin bu sözbirliğinden ayrılmak, bu âyetten ayrılmak olur. Bir ayet-i kerime meali de şöyledir: (Siz, insanlar için hayırlı ümmetsiniz! Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparsınız.) [Âl-i İmran 110] Bu ümmetin âlimleri mezhepsizliğin kötü olduğunu bildirdiler. Mezhepsizliği tavsiye edip, âlimlerin sözlerinden ayrılan, bu âyet-i kerimeyi inkâr etmiş olur. Bazı mezhepsizler, (Edile-i şer'iyye)nin dört kaynağından yalnız ikisine uyduklarını söylüyorlar. Diğer ikisini kabul etmiyorlar. Böylece, Müslümanların yolundan yani, (Ehl-i sünnet vel-cemaat) yolundan sapıyorlar. 4- Dördüncü delil: Bir âyet-i kerime meali: (Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun!) [Nahl 43] Bu âyet-i kerime, ibadetlerin ve işlerin nasıl yapılacağını bilmeyenlerin, bilenlerden sorup öğrenmelerini emretmektedir. Âyet-i kerimede, herkesten ve din cahillerinden değil, âlimlerden sormak emrolunmaktadır. Bunun için, bir kimse, yapacağı şeyi, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde arayamaz, mezhebinin âlimlerinin kitaplarından okuyup öğrenmesi gerekir. Okuyup öğrendiğine göre yapan, o müctehidi taklit etmiş olur. Müctehide uymazsa mezhepsiz olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Çalışmak ibadettir. Çalışan, Allah'ın dostudur. Onun dostu olmak, rızasını kazanmak için, boş durmamalıdır. Bir gün, Peygamber efendimiz, bir yerden geçerken, boş duran birisine selam vermedi; fakat dönerken aynı adama selam verdi. Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, geçerken selam vermediniz, dönerken niye selam verdiniz) diye hikmetini sordukları zaman, cevaben buyurdu ki: (Giderken hiçbir iş yapmıyordu. Boş duranı Allah sevmez. Allah'ın sevmediğine selam vermeyi uygun bulmadım. Dönüşte ise bir çöple olsa bile, yeri karıştırıyordu. Yani bir şeyler yapıyordu. Onun için selam verdim.) Kur'an-ı kerim şifadır. Her harfi şifadır. Felak ile Nas surelerini ellerimize okuyup üflemeli ve ağrıyan yere sürmelidir. Fitne, bir müminin, bir işinden, sözünden, hareketinden, başka müminlerin zarar görmesidir. Onun için, öyle yaşayalım, öyle konuşalım ki, bizim yüzümüzden birisi Ehl-i sünnetten çıkmasın. Bizim yüzümüzden birisi, dine hizmetten soğumasın. Bizim yüzümüzden birisi, Cehenneme gitmesin. Eğer Cehenneme giderse, bizi de götürür. Öyle bir hayat sürelim ki, kimse bize düşman olmasın. Yukarıda kalan mahrum kalır. Aşağıda kalan nimetlere kavuşur. Yani kibirlenen mahrum kalır, tevazu sahibi olan nimetlere kavuşur. Sevgi itaattir. Tam seven, tam uyar. Söz dinlemede eksikliği varsa, sevgisi de az demektir. Bu dünya öyle de geçer, böyle de geçer, ölüm bizi bekler. O halde, ölüme hazırlanmak şarttır. Akıl, doğru yolu ve rehberi bulana kadardır. Aklına geleni sorar; ancak bulduktan sonra en büyük düşman akıldır, hep kafayı karıştırır. Gemiye binince, artık kaptanın işine karışılmaz. Cenab-ı Allah, (Saçı sakalı ağarmış Müslüman bir kuluma, azap etmekten hayâ ederim) buyuruyor. O halde saçlarını Allah yolunda ağartanlara ne mutlu... Ateşte yanmanın acısını daha iyi anlamak isteyen, gidip ateşe elini sürsün veya bir şey yaksın da, ateşin dehşetini görsün. Sonra bir de, Cehennem ateşinin şiddetini ve ebedi olarak orada kalmayı düşünsün. Allah korusun! İnsan bin cilt kitap okuyacağına, sobanın içindeki kızgın ateşe, elini bir defa sokup çıkarsa, o acı tecrübe ona yeter. Niye? Ölünceye kadar acısını çeker de ondan... > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Bütün insanların Müslüman olmaları dinin, Kur'anın hedefi değildir) deniyor. İslam'ın hedefi, bütün insanların Cennete gitmesi değil midir? Cennete de yalnız Müslüman gireceğine göre, bu söz yanlış değil mi? Diğer dinler de hak ise, o zaman hâşâ Allah İslamiyet'i lüzumsuz yere mi gönderdi? CEVAP: Diğer dinler hak olsaydı, Allahü teâlâ İslamiyet'i göndermezdi. Hâşâ, lüzumsuz bir iş yapmaz. Yarattığı bütün varlıkların, karıncadan deveye, taştan toprağa ve yerden göğe kadar, hepsinin bir hikmeti vardır. Faydasız ve hikmetsiz bir şey yaratmamıştır. Gönderdiği İslamiyet ise, bütün insanları iki cihan saadetine kavuşturacak en büyük nimettir. (İnsanları Müslüman yapmak Kur'anın hedefi değildir) sözü müsteşriklere [oryantalistlere] aittir. Allahü teâlâ cihadı, bütün insanların sonsuz saadete kavuşması için emretmiştir. Böylece kâfirleri Müslüman olmakla şereflendirmeyi, onlardan cizye alarak İslamiyet'in himayesi altına girenlerin çalışmalarına, ibadetlerine karışmayıp, canlarını, mallarını, namuslarını korumayı emrediyor. Burada kâfirleri Müslüman olmakla şereflendirmeyi veya cizye kabul ederek İslamiyet'in himayesi altına girenlerin çalışmalarına, ibadetlerine karışmayıp, canlarını, mallarını, namuslarını korumayı emrediyor. Müslüman olmayanların, huzura, barışa kavuşmaları, ancak Müslüman olmak veya cizyeyi kabul etmekle mümkündür. Kur'an-ı kerime uyulan yerlerde huzur, barış ve adalet kendiliğinden hâsıl olur. Allahü teâlâ, zaten bunun için İslamiyet'i kullarına lütfedip, ihsanda bulunarak gönderdi. Muhammed aleyhisselamın gönderilmesi, bütün insanlara rahmet oldu. İşte Müslümanlar, kâfirleri bu tek yoldan huzura, barışa kavuşturmak için cihad eder. Yeryüzündeki bütün insanların Müslüman olmakla şereflenmeleri için canlarını, mallarını feda ederler. Buna (Kur'anın hedefi değil) demek, Kur'an-ı kerime iftira olur. Allahü teâlâ, bütün insanları Müslüman olmaları için yarattığını bildiriyor. Bütün insanlara, Müslüman olmalarını emrediyor. Kullarını bu saadete kavuşturmak için cihad edenlere, çok sevab vereceğini söz veriyor. Cihadda ölenlere şehitlik rütbesi veriyor. Kelimetullahı [Allah'ın kelimesini] yaymak demek, kelime-i tevhidi yaymak demektir. Cihad, kelime-i tevhidi, yani imanı yaymak demektir. İnsanlar arasında adaleti, huzuru, barışı ve emniyeti gerçekleştirmek için tek çıkar yol, dünyanın her yerine kelime-i tevhidi yaymaktır. Dünya barışı, ancak böyle sağlanabilir. (F. Bilgiler) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Cihad, bütün insanları iman etmeye çağırmak, bu çağrıyı işitmelerine ve kabul etmelerine mani olan diktatörlerle devletin savaşmasıdır. Fertlerin cihadıysa, malla, fikirle ve dua etmekle, İslam ordusuna yardım etmektir. Cihad, farz-ı kifayedir. (Dürr-ül-muhtar) Cihadın önemiyle ilgili bazı âyet-i kerimelerin meali şöyledir: (İman edenler, [yurtlarını, mallarını bırakıp] hicret edip, Allah yolunda cihad edenler, Allah'ın rahmetini umarlar.) [Bekara 218] (Mal ve canlarını feda ederek din düşmanlarıyla, Allah rızası için cihad eden Müslümanlar, oturup, ibadet edenlerden üstündür. Hepsine de, Cenneti söz verdim.) [Nisa 95] (Ey müminler, Allah'tan korkun, Ona, Onun rızasına kavuşmak için vesile arayın ve Allah yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.) [Maide 35] (İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, Allah katında dereceleri daha üstündür. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.) [Tevbe 20] (Ey Nebi, kâfirlerle [silahla] ve münafıklarla [öğütle, delille, belgeyle] cihad et, [öğüt de kâr etmezse] onlara sert davran! Onların gidecekleri Cehennem, ne kötü yerdir.) [Tevbe 73,Tahrim 9] (Savaştan geri kalan münafıklar, Resulullahın hilafına, onun savaşa gitmesine karşılık, oturup kalmalarıyla ferahladılar ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmayıp, "Bu sıcakta savaşa gidilir mi?" dediler. Onlara, Cehenneme ateşinin daha sıcak olduğunu söyle! Keşke bunu anlayabilselerdi.) [Tevbe 81] (De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, aşiretiniz [hısım, akraba ve yakınlarınız] kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve meskenler, size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez.) [Tevbe 24] (Mekke'nin fethinden önce malını veren ve cihad edene, fetihten sonra malını dağıtan ve cihad edenden daha büyük derece vardır. Allah, hepsine Cenneti vaat etti.) [Hadid 10] (Hakiki müminler şunlardır ki, Allah ve Resulüne iman ettikten sonra, imanlarında şüpheye düşmeyip Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerdir.) [Hucurat 15] (Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan, Cennete gireceğinizi mi sandınız?) [Âl-i İmran 142] Bir hadis-i şerifte de, (Cihad etmekle emrolundum. La ilahe illallah kelimesini söyleyene kadar, onlarla savaşırım) buyuruldu. (Siyer-i kebir) [Devamı var] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hazret-i Âdem'den beri gelen dinlerde, dinin adı, gönderilen peygamberin adıyla söylenirdi. Mesela, Hazret-i Musa'nın dinine Musevilik, Hazret-i İsa'nın dinine İsevilik denirdi. Her peygamber, bir bölgeye, bir kavme gelirdi. O bölgenin, o kavmin peygamberi olurdu. O din belli bir zaman yürürlükte kalırdı. Sonra yeni bir peygamberle, yeni bir din gönderilirdi. İslamiyet ise, cihanşümul [evrensel, üniversal, küresel] olarak geldi. Bir bölgeye, bir ırka değil, bütün insanlığa, bütün dünyaya geldi. Hükümleri de, kıyamete kadar geçerli olduğu için, gönderilen peygamberin ismiyle bildirilmedi. Yani Muhammedîlik denmedi. Muhammed aleyhisselamın getirdiği dine, İslamiyet dendi. Önceki dinlerin hiçbiri bozulmamış olsaydı bile, nesh edildiği yani yürürlükten kaldırıldığı için, artık o dinlerin hiçbirisiyle amel etmek caiz olmaz. Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Hep birlikte Allah'ın ipine [Kur'an-ı kerime, İslamiyet'e] sımsıkı sarılın!) [Âl-i İmran 103] (Allah indinde hak din, yalnız İslam'dır.) [Âl-i İmran 19] (Kim İslam'dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Âl-i İmran 85] (Allah, Resulünü, hidayet ve hak din İslamiyet'le gönderdi. İslam dinini, diğer dinler üzerine üstün kıldı. [Muhammed aleyhisselamın hak] Peygamber olduğuna şahit olarak Allah yeter.) [Feth 28] (Müşrikler istemeseler de, İslam dinini diğer bütün dinlerden üstün kılmak için resulü Muhammed aleyhisselamı, [sebeb-i hidayet olan] Kur'an ve İslam diniyle birlikte gönderen Allah'tır.) [Saf 9] (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, [İslam düşmanlığında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] Diğer dinler, belli bir bölgeye, belli bir kavme gönderilmişken İslamiyet bütün dünyaya gönderildi. Peygamber efendimiz de bütün dünyadaki milletlere gönderildi. Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki: (Her nebi, kendi kavmine, ben ise, kızıl kara, her millete gönderildim.) [Buhari] (Her nebiye üstün kılındığım altı hasletten biri, bütün insanlara gönderilmemdir.) [Müslim] (Cennete ancak Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim] (Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hâkim] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i Ömer niçin cennetliktir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hazret-i Ömer'in cennetlik olmasının sebebi nedir? CEVAP: Bir değil, birçok sebebi vardır: 1- Eshab-ı kiramdan olduğu için cennetliktir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah, Eshabın hepsine Cenneti söz verdi.) [Nisa 95] 2- Mekke'nin fethinden önce Müslüman olduğu için cennetliktir. Bir âyet-i kerime meali: (Mekke'nin fethinden önce ve sonra Müslüman olanların hepsine de, Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10] 3- Bedir Savaşına katıldığı için cennetliktir. Bir hadis-i şerif meali: (Bedir Savaşına katılan Müslümanlar cennetliktir.) [Dare Kutni] Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, Saire isimli casus bir kadınla Mekke'deki müşriklere, Mekke'nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahiyle durumu öğrenen Resulullah, üç kişiye emretti. Onlar da, kadına yetişip, mektubu istediler. Kadın, (Bende mektup yok) dedi. (Resulullah yalan söylemez, mektubu çıkar, yoksa...) diyerek tehdit edilince, kadın örülü saçlarının arasındaki mektubu çıkarıp verdi. Mektup getirilince Resulullah, Hatib'e niçin böyle yaptığını sordu. Hatib radıyallahü anh, (Mekke'de çoluk çocuğum var. Müşriklerin bir zararı dokunmasın diye yazdım) dedi. Hazret-i Ömer, (Yâ Resulallah, izin ver, hemen şunun kellesini uçurayım) dedi; fakat Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara, "İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim" buyurdu. Bu Bedir ehlindendir) buyurunca, Hazret-i Ömer, söylediğine pişman olup ağladı. Casusluk, en büyük suç olduğu halde, Bedir Savaşına katılan Cennetlik olduğu için, cezalandırılmadı. Hazret-i Ömer de, Bedir'e katılanlardandı. 4- Medine'ye hicretle şereflenen muhacirlerden olduğu için Cennetliktir: (Muhacir ve Ensarın, önce imana gelenlerinden ve Onların yolunda gidenlerden Allah razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Allah, Onlar için Cennetler hazırladı.) [Tevbe 100] 5- Şehid olduğu için de Cennetliktir. Resulullah efendimiz, ilk üç halifesiyle Uhud Dağına çıkınca, dağ sallandı. Resulullah buyurdu ki: (Ey dağ, sallanma! Senin üstünde bir nebi, bir sıddık, iki şehid [Ömer, Osman] vardır.) [Buhari] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i Ömer niçin cennetliktir? -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
6- Ağaç altında söz verenlerden olduğu için cennetliktir: (Ağaç altında sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18] 7- Hazret-i Ömer, cennetlik on kişiden biri olduğu için cennetliktir. İşte hadis-i şerif: (Ömer Cennettedir.) [Tirmizi, İ. Mace, Taberani, İ. Asakir, Beyheki, Darekutni, Hakim, Ebu Nuaym, İbni Said] 8- Çok övüldüğü için cennetliktir. Birkaç hadis-i şerif: (Ömer'in Cennette derecesi, Ebu Bekir hariç, hepsinden yüksektir.) [İbni Mace] (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.) [Deylemi, İ. Münavi] (Güneş, Ebu Bekir hariç, Ömer'den daha hayırlı birinin üstüne doğmadı.) [Tirmizi] (Ebu Bekir ile Ömer'i sevmek iman, bunlara düşmanlık küfürdür.) [İbni Adiy] 9- Keramet ehli olduğu, Resulullah tarafından bildirildiği için cennetliktir. Bir hadis-i şerif meali: (Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı şeyleri haber veren keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimin içinde de Ömer onlardandır.) [Buhari] Hazret-i Ömer, Medine'de hutbe okurken, İran'daki ordusunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, (Ya Sariye arkanı dağa ver) buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. (Şevahid) 10- Hazret-i Ömer, Resulullaha akraba, kayınpeder olduğu ve torunuyla da evlendiği için cennetliktir. Kızı Hafsa validemiz de, müminlerin annesi olmakla şereflendi. Bir âyet-i kerime meali: (Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, beni insanların en asili olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Kimini bana vezir olarak ve din-i İslamı insanlara bildirmekte yardımcı olarak seçti. Kimini de, Eshar [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahın, bütün meleklerin ve insanların laneti olsun!) [Hakim] Bu hadis-i şerifler bile, hazret-i Ömer'in cennetlik olduğunu göstermeye yeterlidir. Böyle şerefli bir sahabeyi tanımak ve sevmek nasip olduğu için, ne kadar şükretsek azdır! Ona dil uzatan İbni Sebecilere yazıklar olsun! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hazret-i Ömer'in sözüne uygun âyetlerin geldiği söyleniyor. Bu, mümkün mü? CEVAP: Hazret-i Ömer, (Vallahi Allahü teâlâ, 3 şeyde sözüme uygun âyet-i kerime gönderdi) dedi: 1- (Yâ Resulallah, makam-ı İbrahim'i namaz kılınacak yer yapsaydınız) dedim. Hemen Bekara suresinin, (Makam-ı İbrahim'i namazgah edinin) mealindeki 125. âyeti indi. 2- Dedim ki, (Yâ Resulallah, sizin yanınıza biz geldiğimiz gibi, müşrikler de geliyor. Ne olurdu, müminlerin anneleri tesettüre girseydi?) Hemen Allahü teâlâ hicab âyetini gönderdi. 3- Resulullahın bazı hanımları birbirleriyle niza edince, Hazret-i Hafsa'ya, (Resulullahı üzerseniz, Allahü teâlâ, Ona sizden daha iyi hatunlar verir) dedim. Hemen Tahrim suresinin (Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi hanımlar verebilir) mealindeki 5. âyeti indi. (Mealim-üt-tenzil) Bedir'de alınan esirlere yapılacak muamele hakkında, Sahabe-i kiramın reyleri farklı olmuştu. Sadece Hazret-i Ömer ve Sad ibni Muaz esirleri öldürelim dedi. Resulullah ile diğer sahabeler, para karşılığı bırakınca şu âyet-i kerime geldi: (Savaşta alınan esirleri mal karşılığı salmak, hiçbir nebiye yakışmaz. Yeryüzünde onların çoğunu öldürmek, zayıflamalarına sebep olur. Siz dünya malını istiyorsunuz; Allah ise, sevab kazanmanızı, Cennete ve nimetlere kavuşmanızı istiyor. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidye için size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.) [Enfal 67,68] Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Eğer azap geri çevrilmeseydi, Ömer ile Sad bin Muaz'dan başka kimse kurtulmazdı.) [Beydavi, Mealim-üt-tenzil] VESİKA HALİNE GELMESİ İÇİN Sual: Hazret-i Ömer'in, bilinen bazı şeyleri Resulullaha sormasının sebebi ne idi? CEVAP: Meselelerin vesika, delil haline gelmesi için soruyordu. İki örnek verelim: 1- Resulullah efendimiz, Bedir'de bir çukura gömülü müşrik ölülere, (Rabbinizin size vâdettiğine kavuştunuz mu?) buyurunca, Hazret-i Ömer, (Yâ Resulallah, leşler işitir mi?) dedi. Cevaben buyurdu ki: (Siz beni onlardan daha iyi işitmezsiniz, ama onlar cevap veremezler.) [Buhari, Müslim] 2- Hazret-i Ömer, tavaf ederken, Hacer-ül-esvede, (Sen bir taşsın ama Resulullah öptüğü için, seni öpüyorum) dedi. Hazret-i Ali, Resulullahın (Hacer-ül-esved, kıyamette insanlara şefaat eder) buyurduğunu söyledi. Hazret-i Ömer, Hacer-ül-esvedin Cennetten geldiğini ve onun şefaat edeceğini elbette biliyordu. Böyle demesi, Hazret-i Ali'nin o hadis-i şerifi bildirip, dindeki bir hükmün vesika haline gelmesi içindi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dinin temeli öğrenmek ve öğretmektir. Bu da, büyüklerimizin bildirdiği şekilde, Ehl-i sünnet itikadını ve ilmihali öğrenmek ve öğrendiğini öğretmek, yani hiç değiştirmeden nakletmekle olur. Allahü teâlâ hiçbir şeyi gayesiz ve hikmetsiz yaratmamıştır. Her şeyin bir hikmeti, gayesi vardır. İnsanın bile yaşarken bir gayesi, maksadı vardır. Rabbimizin her yarattığında, elbette bir hikmet vardır. Allahü teâlâ insanı da maksatsız, gayesiz yaratmadı. (Sizi bir gaye için, ibadet için yarattım) buyuruyor. İbadetten maksat; Onu tanımak, Onun büyüklüğünü anlamak, kendisinin de çok kötü bir nefsinin olduğunun farkına varmaktır. Kendini tanımak ne kadar artarsa, Allahü teâlânın büyüklüğü, o kadar anlaşılır. Kendini beğenen, Müslümanları beğenmez, İslamiyet'i beğenmez; böylece şirke kadar gider. Dini öğrenmek ve öğretmek, gücü nispetinde herkese farzdır. Bizden öncekiler bize öğretmek için uğraşmasalardı, bu gayreti göstermeselerdi, bugün biz Müslüman olamazdık. Biz de, bizden sonrakilere temiz bir şekilde ulaştırmalıyız. Üzerimizdeki emanet çok büyüktür. Bileği güçlü olan taşı ileri atar. Ehl-i sünnet itikadının yayılması ve bugünlere gelmesi, Ehl-i sünnet âlimlerinin gücü ve hizmetidir, başka kimsenin değil! Allahü teâlânın bir kulunu sevip sevmediği nereden belli olur? Eğer Allahü teâlâ bir kulunu seviyorsa, seçmişse, ona sevdiği bir kulunu tanıştırır ve onu sevdirir. O sevdiği kulunu tanıtması, onu sevdirmesi, onu kurtarmak istediği içindir. Peygamberimize uyanlar gibi... Peygamber efendimize kavuşan, Onun sohbetinde bulunan, Eshab-ı kiramdan olan bir zat, ne kadar seçilmiştir, ne kadar sevilmiştir ki, Hazret-i Peygambere talebe olmuştur. O halde, onun vârislerine de, onu anlatanlara da talebe olmak ve onları tanımak lazımdır. Talebe olmaktan maksat, onun kıymetini bilmek, onun değerini anlamak, gösterdiği yola ve kendisine teslim olmaktır. Müminin alameti verdiği sözde durmasıdır. Mümin olduğumuz iki şeyden belli olur: 1- Elinden emin olunur. 2- Dilinden emin olunur. Gerçek mümin, asla ve kat'a, harama el uzatmaz, haramı tutmaz, haramı içmez, haramı yemez, haram yazmaz ve haram konuşmaz. Elinden, dilinden emin olunur. Ömür boyu, çevresinde ölenleri gören ve onların cenazesini taşıyan insan zanneder ki, hep böyle devam edecek. Düşünmek gerekir ki, cenazesini taşıdığınız adam da çok cenaze taşımıştı; fakat bugün kendisi cenaze oldu. Bir gün de gelecek, biz cenaze olacağız, unutmayalım! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Âlimin iyisini, kötüsünü, gerçeğini, sahtesini nasıl anlarız? EVAP: Ehl-i sünnet itikadında olmayan, iyi âlim olamaz. Dört hak mezhepte olmayan ve bu büyüklerden nakletmeyen yani kendi görüşünü dinin emri gibi bildiren kimseden, iyi âlim olamaz. Bid'at ehlini büyük bilen âlim olamaz. Bunlar ana kaidelerdir. Bunlara uymayanların zaten her yazısı, her sözü yanlış olabilir, zararlı olabilir, yani onda her türlü bozukluk olabilir. Gerçeğini sahtesini anlamada bazı ölçüler özetle şöyledir: 1- İslam âlimi yerden ot gibi, mantar gibi bitmez, hocasız, icazetsiz, âlim olmaz. Mutlaka Peygamber efendimize dayanan bir silsilesi olur. Mesela, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani ve Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri gibi. 2- Ehl-i sünnet itikadında olur. Dört hak mezhepten birine uyar, dindeki dört delili kabul eder, ihtiyaç halinde başka mezhebi taklit etmeye karşı çıkmaz. 3- Dinimiz nakil dinidir. İman ibadet bilgileri kıyamete kadar değişmez. Eserlerinde buna dikkat eder, yani sadece bu kıymetli bilgileri nakleder. 4- Hiçbir fıkıh kitabına dayanmadan, ilhamla söylüyorum diyerek, görüşünü, dinde senet gibi, bir ilim gibi göstermeye çalışmaz. 5- Bid'at ehliyle, bunları destekleyenlerden mesela, Mason Abduh'u övüp (Abduh gibi dinde reform istiyorum, Abduh benim üstadım) diyenlerden, uzak durur. Bunların zararlarını, yanlışlarını bildirmeyi vazife bilir. 6- (Yalnız Kur'an) diyerek sünneti, icmayı ve kıyası kabul etmeyen, Kur'an-ı kerimden kendi anladığını senet kabul eden zındıklardan uzak durur. Bunların yanlışlarını bildirmeyi vazife bilir. 7- (Müslüman olması şart değil, Allah'a inanan herkes, hatta Hıristiyanlar ve Yahudiler Cennete gidecektir, bunlar da imanlıdır) diyen sapıklardan uzak durur. Bunların zararlarını, yanlışlarını bildirmeyi görev bilir. 8- Hepsi Cennetlik olan Eshab-ı kiramın hiçbirisine dil uzatmaz, hepsini hürmetle anar. Yahudilerin kurduğu İbni Sebeciliğin, Hurufiliğin zararlarını bildirir. 9- İngilizlerin kurduğu Vehhabilikten, bunların bozuk inançlarından uzak durur. Bunların zararlarını, yanlışlarını bildirmeyi önemli vazife bilir. 10- Osmanlı sultanlarını, özellikle II. Abdülhamid Han'ı kötülemez.Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haram olan bir şeyi, zaruret halinde yapmak caiz olduğuna göre, elde olmayan bir sebeple, bir haramı işleyecek veya bir farzı terk edecek olanın, başka bir mezhebi taklit etmesi gerekir mi? CEVAP: Elbette gerekir. Zaruretle işlemek günah olmazsa da, haram işlememek veya farzı terk etmemek için, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Eğer bir çıkış yolu bulunmazsa, diğer üç mezhebe bakılır. Hangisinde çıkış yolu varsa, o konuda, o mezhep taklit edilir. Birkaç örnek verelim: 1- Bir kimse bilmeden süt kardeşiyle evlense, günah olmaz; fakat süt kardeş olduğu meydana çıkınca, başka bir mezhepte kurtuluş yolu aranır. Varsa, o mezhep taklit edilerek, evliliğe devam edilir. Mesela, Şafii'de süt kardeş olmak için ayrı zamanlarda beş kere doya doya emmek gerekir. Evli çift, eğer bir iki kere emmişse, Şafii mezhebi taklit edilip evliliğe devam edilir. 2- Dişini kaplatan veya doldurtan kimse için, Hanefi mezhebinde çıkış yolu olmadığına göre, diğer üç mezhebe bakılır. Maliki ve Şafii'de gusülde ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, gusül, abdest ve namazda Maliki veya Şafii mezhebi taklit edilir. Bu mezheplerde de, çıkış yolu olmasaydı, salih bir doktor da, dişini doldurmak gerekir deseydi, diş dolgusu zaruret halini alıp, gusle mani olmazdı; fakat hak olan iki mezhepte, kurtuluş çaresi vardır. Hak mezhepler, sadece sözde değil, böyle fiiliyatta da haktır. Dört mezhep hak dedikleri halde, iş fiiliyata dökülünce kabul etmeyenler, dört mezhebi hak kabul etmiş olamazlar. 3- Uyumak veya unutmak, namazın kazaya kalması için özürdür; ama hatırlayınca veya uyanınca, namazı kazaya bırakmamak için çare aranır. Kendi mezhebinde veya diğer üç mezhepte çıkış yolu varken, kazaya bırakmak caiz olmaz. Mesela öğle ve akşam namazlarında, Hanefi mezhebindeki ikinci kavle uyarak, asr-ı evvel ve işa-i evvel vakitlerinde, öğle ve akşam namazlarını kılar. Bu vakitler de, çıkmışsa, Hanbeli mezhebine uyarak, mukimken de, öğleyle ikindiyi, akşamla yatsı namazlarını cem eder. ARKADAN GELEN SES Sual: Bir camın arka tarafında namaz kılarken imamın sesi arkadan geldi. Hayret ettim, arkada da mı imam var diye. Gayri ihtiyari başımı döndürüp baktım. Ses hoparlörden geliyormuş. Namazım bozuldu mu? CEVAP: Göğüs kıbleden dönmediyse namaz bozulmuş olmaz; ama mekruh olur. Göğüs de dönmüşse namaz bozulur. Hoparlörün böyle numaraları olabiliyor. Bazen müzik de karışabiliyor. Cep telefonlarından melodiler duyuluyor. Bunlar âhir zaman alametleridir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kıyamet alametlerinin tevili
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, hadislerle bildirilen, güneşin batıdan doğmasını, Dabbe-tül-arz denilen hayvanın, çıkıp elindeki mühürle, bu Müslüman, bu kâfir diye mühürlemesini, Hazret-i Mehdi'nin, Hazret-i İsa'nın ve Deccal'ın gelmesini tevil ediyorlar. (Bu kadar açık şeyler, harikulade haller, imtihana aykırıdır. O zaman herkes Müslüman olur) diyorlar. Hiçbir İslam âlimi, kıyametin büyük alametlerini böyle tevil etmediğine göre, bunların tevilleri yersiz değil midir? CEVAP: Elbette yersizdir. Mucize ve keramet, harikulade bir haldir. Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür; ama yine de, Ebu Cehil gibiler inanmamıştır. İsa aleyhisselamın da, birçok mucizesi olmuştur. Körleri iyi etmesi, ölüleri diriltmesi gibi mucizeleri görüldüğü halde, 12 kişiden başka, iman eden olmamıştır. Bu 12 kişi de, mucize gördükleri için değil, Peygamber olduğuna inandıkları için, iman etmişlerdir. Evliya-i kiramdan da, binlerce kerametler zuhur etmiştir. Bunları gören gayrimüslimlerden, iman etmeyen çoktur. Demek ki, mucize ve keramet gibi olaylar, imtihanı bozmuyor. Üstelik kıyamet alametleri görülünce iman edin denmiyor ki, aksine imtihan müddetinin bittiği, bundan sonra imanın kabul edilmeyeceği bildiriliyor. Zaten, kıyametin büyük alametleri görüldükten sonra iman etseler de, imanları kabul edilmeyecektir. Yani bunları tevil etmek çok yersizdir. İmtihan bittikten sonra, doğru cevapları açıklamak niye imtihana aykırı olsun ki? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158] Âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçünü, Peygamber efendimiz şöyle açıklıyor: (Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de, imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim] (Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi] Tevil edenlerin maksadı, güneşin batıdan doğması, Deccal'ın ve Dabbe'nin çıkması değildir. Maksat, Hazret-i Mehdi'nin ve Hazret-i İsa'nın gelmesini inkâr etmektir. Kendilerinin ileri sürdüğü kimselere Mehdi demektir. Böyle tevil etmeyince, kendi adamlarının Mehdi olduğuna başkalarını inandıramayacakları için, bu yola sapmışlardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazın, abdestin şartlarına uymayan bazıları, (Ben yapayım da, Allah kabul eder. Başkaları hiç kılmıyor ya...) diyor. Bu doğru mu, böyle ibadeti Allah kabul eder mi? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Çok yanlıştır. Gelişigüzel ibadet olmaz. Keyfimize, aklımıza göre yahut kolayımıza geldiği gibi ibadet yapamayız. Dinimizin bildirdiği şekilde ibadet etmelidir. Kulun vazifesi, kendi aklına değil, dinin emrine uymaktır. İbadet yani kulluk da, bu demektir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İnsanlar, yokken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, sonsuz olarak vardır. Ayıplardan, kusurlardan, uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya, hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allah'ın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki, insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun içindir ki insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleriyle, Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler kötülemek olabilir. İşte, insanların Allahü teâlâya karşı kalb, dil ve bedenle yapmaları ve inanmaları lazım olan şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine (İslamiyet) denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü insanların iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (3/17) Her Müslümanın kendisine lazım olan ilmihal bilgilerini, doğru yazılmış, nakli esas alan bir ilmihal kitabından öğrenmesi gerekir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (İlimden bir mesele öğrenmek, dünyadaki her şeyden kıymetlidir.) [Taberani] (Bir kimse amel etmese de, ilimden bir mesele öğrenirse, bin rekât [nafile] namazdan efdal olur. Eğer öğrendiği ilimle amel eder veya bunu başkasına öğretirse hem bunun sevabını alır, hem de kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib] (Bilerek yapılan az bir ibadet, bilmeyerek yapılan çok ibadetten daha iyidir.) [Şir'a] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birine bir şey verirken yahut çocuğunu bırakırken, (Önce Allah'a, sonra sana emanet) demek caiz midir? (Allah'a pek güvenmiyorum, onun için sana da emanet ediyorum) anlamı çıkmaz mı? CEVAP: Müslüman, o manada söylemez. Emanet edilecek asıl yerin, Allahü teâlâ olduğunu bilir. Zaten bu sözüyle bunu bildiğini ve buna iman ettiğini de bildiriyor, ayrıca bu kıymetli bilgiyi karşısındakine de hatırlatıyor, yani sen de bunu unutma demeye getiriyor. (Deveni bağla, sonra Allahü teâlâya tevekkül et!) hadis-i şerifi, sebeplere yapıştıktan sonra, neticesini Allah'a bırakmak gerektiğini bildiriyor. Birisine çocuğunu emanet etmek, deveyi bağlamak gibidir. Deveyi bağlamadan Allah'a emanet etmek, tevekküle aykırıdır. (Önce Allah'a, sonra sana emanet) demek, (Bunu sana emanet ediyor, Allah'a da tevekkül ediyorum) demektir. Yoksa (Allah'a güvenmediğim için, sana emanet ediyorum) demek değildir. FARZDA RİYA OLUR MU? Sual: Farzlarda da riya olur mu? CEVAP: Riya, gösteriş demektir. Mal, mevki, saygı, şöhret kazanmak için ibadet etmek, riya olur. Riya ile yapılan farzlar, sahih olur. İbadet borcu ödenmiş olur ise de, sevabı olmaz. Şartlarına uygun olduğu için sahih olan bir namaz, riya ile gösteriş için kılınırsa, sevab hâsıl olmaz, riya olur. Allahü teâlânın rızası için namaza başlayıp, sonradan hâsıl olan riyanın zararı olmaz. Allahü teâlânın rızasını hiç düşünmeden yapılan riya ise, çok kötüdür. Riyaya mani olmak için, nafile ibadetleri gizli yapmalıdır. Mesela sadakayı gizli vermeli, kuşluk namazı kıldığını söylememelidir; fakat ibadetlerini başkalarına göstermek, onlara öğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa, riya olmaz ve çok sevab olur. Farzlarda ise, riya olacak diye, ibadetleri gizlemek doğru değildir. Mesela zekâtı, beş vakit namazı gizlememelidir. Cuma namazına gitmelidir. Ramazan orucunu tutmakta da, riya olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nafile ibadetlerde gösteriş çok olur. Farzlar yapılırken, araya riya, gösteriş karışmaz. Bunun içindir ki, zekâtı, aşikâre vermek gerekir. Bu suretle insan, iftiradan kurtulur. (2/82) BULAŞICI HASTALIĞI OLAN Sual: Bulaşıcı bir hastalığı olanın, mescide devam etmesi caiz midir? CEVAP: Caiz değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hıristiyanlarla irtibat halinde olan Müslüman bir komşumuzun 9-10 yaşlarında bir kız çocuğuyla konuşuyordum. Namaz kılıyor musun dedim. Bana dedi ki: (Hıristiyanlık da hak dinmiş. Onlar da Allah'a inanıyormuş. Müslümanlıkta olduğu gibi emir ve yasaklar yokmuş. Her gün namaz kılmak gerekmiyormuş. Kadınların örtünmesi de lazım değilmiş. Bunun için, annem babam, namaz kılmama lüzum olmadığını söylediler.) Acaba, Allah'a inandıkları için, Hıristiyanlar da Cennete girerler mi? CEVAP: İman, sadece Allah'ın varlığına inanmak demek değildir. Amentü'de bildirilen altı esasın hepsine birden inanmak ve beğenmek gerekir. Yani Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak şarttır. Bunlardan birisine inanmayan Müslüman olamaz. Peygamber efendimize iman etmeyen, hangi dinden olursa olsun, kâfirdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Beni duyup da, bana inanmayan Yahudi ve Hıristiyanlar, muhakkak Cehenneme girecektir.) [Müslim] Hıristiyanlar ehl-i kitabdır. Ehl-i kitab kâfirdir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Elbette, ehl-i kitaptan [Yahudi ve Hıristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6] SÜNNET NEDİR? Sual: Hakikat Kitabevi yayınlarından, Eshab-ı Kiram kitabında deniyor ki: (Server-i âlem, namazda rükudan kalkarken, (Semi' Allahü limen hamideh=Allahü teâlâ, kendisine hamd edenin hamdini işitir yani kabul eder) deyince, ilk safta bulunan Hazret-i Muaviye, (Rabbena lekel hamd=Hamdimizi kabul eden Rabbimiz, sana hamd olsun) dedi. Böyle söylemesini, Resulullah efendimiz takdirle karşıladı. Bunu söylemek, kıyamete kadar sünnet olarak kaldı. Resulullahın takdirine mazhar olmak, ne büyük nimettir. Onun söylediği bir sözü kıyamete kadar Müslümanların söylemesine sebep olmak da, ayrı bir fazilettir.) Bir sahabinin söylemesi, nasıl namazda sünnet olur ki? CEVAP: Sünnet, sadece Peygamber efendimizin yaptığı işler değildir. Birisini bir şey yaparken görüp de bir şey demezse veya onu yapın derse, o da sünnet olur. Burada yapılan işi beğenmesi, o işe razı olması ve bundan sonra bu işin yapılmasını emretmesi, o işin sünnet olduğunu gösteriyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Boş gelirsin, boş gidersin
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her yüz senede bir dünyanın nüfusu değişir, yani yaşayanlar ölür, yenileri dünyaya gelir. Yüz senede bir, cemiyet yok olur yani değişir. Bir zamanlar başkalarının malı olan şeyleri şimdi biz kullanıyoruz, bizden sonra da başkaları kullanacak. Bir hana [otele] gidiyorsunuz, çıkarken diyorsunuz ki, karyolayı da götüreyim, şu perdeleri de götüreyim. Derler ki, aklından zorun mu var, bunlar senin değil, buranın malı. İyi ama ben burada kaldım. Tamam, burada kaldıysan, geldiğin gibi git! İnsanın ömrü bir kundak beziyle kefeni arasındadır. Birisi az bir parçadır, biri de cepsizdir. Boş gelirsin, boş gidersin. O halde sadece senin olan, dünyada yaptığın amellerindir. Bu dünyada herkes tarafını belli edecek, başka çaresi, yolu yoktur. İki taraf var, ortası da yoktur. Ya iman tarafında, ya küfür tarafında... Ahirette de iki taraf yani iki yer var, ya Cennet, ya Cehennem, ortası yani üçüncü yer yoktur. Bizim dinimizin iki esası vardır; biri öğrenmek diğeri öğretmek. Dinimizin en büyük düşmanı cehalettir. Onun için nerede ilim varsa, din oradadır, nerede din varsa ilim oradadır. İlimsiz din olmaz, onun için ilim öğrenmek çok büyük ibadettir, çok büyük sevabdır. Eğer bir mümin, gece yatmadan önce, biraz kitap okusa, biraz ilim öğrense, sabaha kadar ibadet sevabı verilir. Ondan sonra istediği gibi yatsın. Ne var ki, bir kitap okusa, biraz çocuğuna verse, yavrum oku da dinleyelim dese, o evdekilerin hepsi sabaha kadar ibadet sevabına kavuşuyorlar. Elden ayaktan düştüğümüz zaman yani musalla taşına koyulduğumuz zaman, namaz, oruç, ilim öğrenmek yok artık. Kefenle birlikte defterler kapandı; ancak sadaka-i cariye dediğimiz, bizim sebebimizle hayırlı bir iş olursa, ne âlâ! Bir şeyler öğretmemizin sebebi o, iyi bir evlat, iyi bir talebe, iyi bir hizmet eğer varsa, bu, öldükten sonra da sevab yazdırmaya devam eder. Yoksa ben ihtiyarlayınca, elden ayaktan düşünce, kenarda varlıklarım olsun, yedek akçem olsun, kiralık evlerim olsun diye, fâni bir dünya için yatırımı düşünen bir Müslüman, nasıl olur da, öldükten sonrası için yatırımı düşünmez, buna akıl ermiyor. Ki o yatırdıklarına kavuşacağı da, belli değil. Başarının en büyük sebeplerinden birisi de moraldir, güvendir, enerjidir. Bir toplulukta muhabbet hâsıl olunca, hizmetler ön plana çıkar, dedikodular azalır veya yok olur, onun yerine dua gelir, dua ise çok hoştur. Tabii hizmetler arttıkça rahmet artar, rahmet arttıkça merhamet artar, merhamet arttıkça bereket artar. Bereket arttıkça herkesin rahatlığı ve huzuru artar. Allah için olmayan işte, hayır ve sevgi olmaz, var zannedilenlerse zaten sahtedir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir? CEVAP: Bir şeyin önemini, yani fayda ve zararını, iyilik ve kötülüğünü belirtmek için, bir şey on parçaya ayrılırsa, dokuzu şöyledir denir. O dokuz şey veya o dokuzun bulunduğu kimse, büyük nimette veya büyük tehlikededir, buna çok dikkat etmeli demektir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Hikmet [faydalı şeyler], on kısımdır; dokuzu, uzlet, biri az konuşmaktır) [Beyheki] (Hayâ on kısımdır, dokuzu kadınlarda, biri erkeklerdedir.) [Deylemi] (Hikmet, on kısımdır, dokuzu Ali'de, biri diğer insanlardadır.) [Ebu Nuaym] (Rızık on kısımdır, dokuzu ticarette, biri de hayvancılıktadır.) [İbni Sa'd] (İbadet on kısımdır; dokuzu helal kazanmak, biri diğer ibadetlerdir.) [Beyheki] (İbadet on kısımdır; dokuzu sükûtta, onu da helâl kazançtadır.) [Deylemi] (Cömertlik on kısımdır; dokuzu Sudan'da biri diğer yerlerdedir.) [Hatib] (Cimrilik on kısımdır; dokuzu Fars'ta [İran'da], biri diğer insanlardadır.) [Hatib] (Âfiyet on kısımdır; dokuzu helalden geçimini sağlamakta, biri de diğer şeylerdedir.) [Deylemi] (Kibir, on kısımdır; dokuzu Rum'da, biri diğer insanlardadır.) [Hatib] Hikmet ehli de buyuruyor ki: Haset on kısımdır, dokuzu din adamlarındadır. Dünya sıkıntıları on çeşittir, dokuzu salihlerdedir. Zillet on kısımdır, dokuzu Yahudilerdedir. Şehvet on kısımdır; dokuzu kadında, biri erkektedir. (Tefsir-i kebir) MÜSLÜMANA KÂFİR DEMEK Sual: Bazı Müslümanlar için, (Bunlar, Bizans'ın torunlarıdır. Bunların namazları, kabul olmaz. Bunlara herhangi bir şekilde yardım edenler, Cehenneme bilet kesmişlerdir) diyerek, açıkça kâfir olduklarını söylemek, küfür değil midir? CEVAP: İslam âlimleri buyuruyor ki: Küfür isnadı, iki başlı ok gibidir. Oku atınca, karşı taraf kâfirse orada kalır, şayet değilse, ok geri döner sahibini vurur, yani söyleyen kâfir olur. Fıkıh kitaplarında da, kendisine kâfir denilen kimse kâfir değilse, Müslüman ise, söyleyenin kâfir olacağı bildiriliyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sütten yoğurt olunca haram olmuyor da, aynı sütten kefir olunca niye haram oluyor? CEVAP: Akıl ve mantıkla din olmaz. (Üzümden pekmez, sirke olunca haram olmuyor da, şarap olunca niye haram oluyor) demeye benzer ki, caiz değildir. Mantıkla, kıyasla din olmaz. O zaman, insan sayısı kadar din ortaya çıkar. Kısrak sütünden yapılan alkollü içeceğe kımız, inek sütünden yapılana da, kefir denir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İhtimar [mayalanarak alkol teşekkül] etmiş her içki haramdır.) [Ebu Davud] İslam âlimleri, bu hadis-i şerifi açıklayarak buyuruyor ki: Bal, incir, arpa, buğday, mısır, darı, erik, kayısı, elma ve benzerlerinden biri, soğuk suda durup ısıtılmasa da, alkol teşekkül ederek bira gibi olur. Bira, tadı acı ve keskin olduğu [alkol bulunduğu] için azı da çoğu da, her ne maksatla içilirse içilsin, İmam-ı Muhammed'e göre haramdır, fetva da böyledir. Diğer üç mezhepte de haramdır. Yapıları, bileşimleri aynıdır demek değildir; çünkü Muhammed aleyhisselam, maddelerin hakikatlerini, fen bilgilerini öğretmek için değil, bunların hükümlerini bildirmek için gönderilmiştir. Kısrak, inek sütleri, mayalanıp, tadı keskin olunca, bira gibi alkollü olur. Kısrak sütünden yapılana kımız, inek sütünden yapılana kefir denir. İçilmesi haramdır. (S. Ebediyye) ERKEKLERİN SAÇ UZATMASI Sual: Erkeklerin, kadınlar gibi saç uzatıp, toka ve kolye takmaları caiz midir? CEVAP: Bu konuda din kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir: Kadının ve erkeğin, tıraşta, giyinmekte karşı cinse benzemesi haramdır. (S. Ebediyye) Erkeklerin yanak üzerine saç uzatarak, kadınlara benzemeleri haramdır. (Hadika) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere, lanet olsun!) [Taberani] DİNİ ALET ETMEK Sual: Dini, politikaya veya herhangi bir çıkara alet etmek, günah değil midir? CEVAP: Evet, çok büyük günahtır; fakat dindar olan her politikacıyı ve her tüccarı da böyle sanmak yanlıştır. Müslümanlara suizan etmemelidir. Dinimiz; temiz ahlak sahibi olmayı, merhameti, muhabbeti, büyüklere itaati, küçüklere şefkati emreden ve insanları doğru yola götüren, Allahü teâlânın razı olduğu yoldur. Dini, siyasete [politikaya] alet etmek yahut başka şahsi menfaatler için kullanmak, çok büyük bir günahtır. (H.L.O.İman) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi) sözü meşhurdur. Bu söz, günah olan bir şeyi de yapmayı çok istediğimizde, bunu Allah'ın yapmamızı istediğini göstermez mi? CEVAP: Hayır. Allahü teâlâ günah işlenmesinden kesinlikle razı olmaz ve kullarının günah işlemesini istemez. O söz, dine uygun işler içindir. Mesela, şartlarına uygun yapılan dualar kabul olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Dua etme arzusu gelince, dua edin! Çünkü bu, duanın kabul olacağına alamettir.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ, dua etmeyi takdir etmişse, kabul etmeyi de takdir etmiştir.) [Ebu Nuaym] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dine uygun istek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcıdır. (1/61) TOPLU TEBRİK GÖNDERMEK Sual: Bayramlarda, kandillerde, cuma günlerinde, mail grubunuzun üyelerine, toplu olarak tebrik gönderiyorsunuz. Bizim de, herkesin mail adresini yazıp, arkadaşlarımıza, büyüklerimize, toplu olarak tebrik göndermemiz uygun olmaz mı? CEVAP: Bunun iki sebebi vardır: Birincisi, genelde mailleri gizlemeyi bilmeyenler böyle toplu mail gönderiyorlar. İkincisi mail adresleri gizli yere yazılsa da, mail adresleri görülmese de, topluca gönderildiği belli oluyor. Bir öğretmen talebeleri toplayıp, (Hepinizin bayramını kutluyorum) dese, orada diğer öğretmenler ve müdür de olsa, onlarınkini de böylece kutlamış olsa, uygun olmaz. Müdüre, odasına gidip kutlamak gerekir. Diğer birkaç öğretmenle de özel olarak tebrikleşmek gerekir. Büyük küçük, âmir memur, ast üst farkı gözetmeden, herkese topluca tebrik göndermek uygun değildir. Bilhassa, büyüklerimize, özel olarak tebrik göndermek gerekir. Bazen görüyoruz, üç kişiye tebrik gönderiliyor, üçü bir arada yapılıyor. Mail yazmak, o kadar zor değildir. Üçüne de ayrı gönderilebilir. Özel mail gönderilince, muhatabımız, kendisine özel bir değer verildiğini anlar. Biz, (Dinimiz İslam) mail grubumuzdaki üyelere, toplu olarak tebrik gönderiyoruz; ama bunda bir zaruret vardır. On binlerce üyenin hepsine teker teker yazmak, elbette imkânsız denecek kadar zordur. Buna rağmen, bize özel tebrik yazan her okuyucuya istisnasız, biz de özel cevap veriyoruz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Batı ülkelerinde uyuşturucu iptilâsı, gün geçtikçe, gençliği sarmaktadır. Bunun sebebi ne olabilir? Bu uyuşturucu bağımlılığı nasıl önlenebilir? CEVAP: İmanlı gençler, anarşiye yanaşmadığı gibi, uyuşturucuya da yanaşmaz; çünkü Allah korkusu, her türlü kötülüğü işlemeye engeldir. Dinimiz, vücuda ve insanlığa zararlı olan şeyi yasaklamıştır. Müslüman genç, üstüne para verilse de uyuşturucuya elini sürmez. İmansız kimse, huzursuz kimse demektir. Böyle bir kimse de, huzura kavuşabilmek ümidiyle, gücünün yettiği her şeyi yapmaya çalışır. Her bataklığa ayak basar, her basışta biraz daha batar. Amerikalı Kriminoloji uzmanı bir profesör diyor ki: (Gençler, hazır paraya sahip olunca, her tadı tatmaya çalışır. Tadacak başka şey bulamayınca, hayat onu sıkmaya başlar. Uyuşturucu kaçakçısı, böyle zengin çocuklarını bulur. Gençler, bunu da tatmak ister. Tadınca mutlu olduğunu zanneder. Daha fazla mutlu olmak için, daha kuvvetli zehir almaya çalışır. Bunlar da, daha fazla parayı gerektirdiği için, hırsızlıklar, soygunlar başlar. Eroine alışanda çılgınlıklar başlar. Artık arsenik içmiş gibi olur. Hayatta olmak onu rahatsız eder. Ölümü tercih eder, sonunda soluğu mezarda alır.) Kriminoloji uzmanına göre, uyuşturucuya zengin çocukları müptela oluyor. Hâlbuki birçok Müslüman zengin çocuğu, uyuşturucuların isimlerini bile bilmez. Uyuşturucuyu önlemek, dinimizin emirlerine riayet etmekle mümkündür. HARAC OLMADAN CEM EDİLMEZ Sual: Diş dolgusu veya başka bir sebeple Maliki mezhebini taklit eden, harac olmasa da, seferde öğleyle ikindi ve akşamla yatsı namazlarını cem ederek kılabilir mi? CEVAP: Hayır, harac [meşakkat, zorluk, sıkıntı] olmadan cem edilmez. Maliki'yi taklid eden, kendi mezhebinden çıkmış sayılmaz. Harac olmadan, Hanefi mezhebine aykırı olan hükümlere uyulmaz. Maliki taklit edilmese de, harac olunca, o anda üç mezhepten biri taklit edilerek, cem edebilir. Cemin yapılabilmesi için harac şarttır. NAFİLE ORUCU BOZMAK Sual: Nafile bir orucu, kasten veya bir özürle bozunca kazası gerekir mi? CEVAP: Evet, kasten veya bir özürle de bozulsa, yine o orucu kaza etmek vacibdir. Bir özürle orucu bozmak caiz, kasten bozmak ise günahtır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zenginin eski elbise giymesi uygun mudur? CEVAP: Resulullah efendimiz, eski elbiseli birisine, (Malın yok mu?) diye sordu. O zat, malının çok olduğunu söyleyince, ona şöyle buyurdu: (Allahü teâlâ bir mal verince, bu nimetin eseri üzerinde görülsün.) [Nesai] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ bir kuluna nimet verdiğinde, o nimetin eserinin o kulun üzerinde görülmesini sever.) [Taberani] (Allahü teâlâ cemildir. Cemal sahiplerini sever.) [Müslim] Cemal ile ziynet farklıdır. Cemal, çirkinliği gidermek, vakar sahibi olmak ve şükretmek için, nimeti göstermek demektir. Allahü teâlâ cemal sahibi olmayı övmektedir. Cemal için temiz, güzel giyinmek mubahtır. Kibir, gösteriş için giyinmek haram olur. Makam ve mevki sahiplerinin, zenginlerin, mesela genel müdürlerin, patronların, fabrikatörlerin, içinde bulundukları durumlarına göre, çok iyi giyinmeleri gerekir. Hazret-i Ömer, (İki çeşit elbiseniz olsun, biri şık, diğeri de mütevazı. Elbisenin şık, temiz olması, insanın şerefinin icabıdır) buyurdu. İbni Ömer hazretleri de, (Nasıl elbise giyineyim?) diye soran birine, (Aşağı kimselerin alayına, kültürlü kimselerin de, seni ayıplamasına sebep olmayacak bir elbise giy!) buyuruyor. İmam-ı azam hazretleri, 400 altın değerinde çok kıymetli elbise giyerdi. Talebelerine güzel giyinmelerini emrederdi. İmam-ı azam, (Hazret-i Ömer'in yamalı hırka giymesi, Emir-ül-müminin olduğu içindi. Güzel giyinseydi, memurları da güzel giyinirler, fakirleri, milletten zulümle mal alırlardı) buyurdu. İnsanlara vaaz ve nasihat edecek kimselerin yeni, temiz elbise giyerek kendilerine cemal vermeleri, ibadet olur. Hürmet edilmezlerse, sözleri dinlenmez. Çünkü cahiller, insanın zahirine [dışına, görünüşüne] bakar. İlminden anlamazlar. Süs ve gösteriş için giyinmekse, haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Süsten kaçınmak, imandandır.) [İbni Mace] (Süs ve gösteriş için giydiği elbiseyi üstünden çıkarmadığı müddetçe, Allahü teâlâ ona rahmet etmez.) [Taberani] Makam, mevki sahibi olmayan, sabit gelirli kimselerin, zenginleri veya makam sahiplerini yahut haddini bilmeyen komşularını örnek alarak gösterişe kaçmaları, evlerini çeşitli eşyalarla süslemeleri doğru değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i İsa İslamı yayacaktır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hoşgörülü kimseler, (İsa gelince, hakiki Hıristiyanlığı yayacak, biz de Hıristiyanlarla omuz omuza verip, dinsizliği yok edeceğiz) diyorlar. Hazret-i İsa, Hıristiyanlığı mı yayacaktır? CEVAP: Hâşâ, bu çok yanlıştır. İsa aleyhisselam geldiği zaman, Hıristiyanlığı ortadan kaldıracak, bu ümmetin bir ferdi olarak İslamiyet'i yayacaktır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (İsa, benim dinim üzerine gelir.) [İ. Ahmed] (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe] İslamiyet gelince, Hıristiyanlık ve önceki bütün dinler nesh edilmiş, yürürlükten kaldırılmıştır. Hakiki Hıristiyanlık da olsa, hakiki İncil ve Tevrat da bulunsa, bunlar artık geçerli değildir. Hakikisi geçerli olacak olsaydı, Allahü teâlâ İslamiyet'i göndermez, (Hakiki İsevilik şudur, İsevi dinine devam edin) derdi. Böyle demeyip, (Hak din, yalnız İslamiyet'tir) buyurdu. (İslamiyet'ten başka din, kabul etmem) buyurdu. İslamiyet'in hükmünüyse, kıyamete kadar geçerli kıldı. Hıristiyanlar, tahrif edilmeyen İncil'i bulsalar, aynen İsa aleyhisselamın bildirdiği gibi ibadet etseler de, Muhammed aleyhisselamı hak peygamber ve Müslümanlığı hak din olarak kabul edip Müslüman olmadıkları müddetçe, küfür üzere olurlar. Çünkü imanın altı şartından biri, bütün peygamberlere inanmaktır. Birini kabul etmeyen kâfir olur. Ehl-i kitab kâfirdir. Hoş gören çıksa da, kâfirlik asla hoş görülmez. Bir ayet-i kerime meali şöyledir: (Elbette, ehl-i kitaptan [Yahudi ve Hıristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6] MİRAS VE SEFERİLİK Sual: (Erkek, ana babasının bulunduğu şehre gittiği zaman, hiçbir zaman seferi olmaz; orası onun vatan-ı aslisi olur. Çünkü erkek, ana babanın mirasçısıdır, o ev ve içindekiler, ölünce erkeğe kalacaktır. Kadın da, erkeğe bağlı olduğu için, seferi olmaz) deniyor. Bu doğru mudur? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Akılla mantıkla din olmaz, dinimiz nakle dayanır. Mirasın seferilikle veya seferiliğin mirasla hiçbir ilgisi yoktur. Din kitapları, vatan-ı asliyi, şöyle tarif ediyor: 1- Bir kimsenin, vatan-ı aslisi, doğduğu yerdir. 2- Bu kimse, evlenirse, doğduğu yer vatan olmaktan çıkar, vatan-ı aslisi, evlendiği yer olur. 3- Daha sonra başka bir yere temelli yerleşirse, son yerleştiği yer, vatan-ı aslisi olur. Sual: Hoşgörülü kimseler, (İsa gelince, hakiki Hıristiyanlığı yayacak, biz de Hıristiyanlarla omuz omuza verip, dinsizliği yok edeceğiz) diyorlar. Hazret-i İsa, Hıristiyanlığı mı yayacaktır? CEVAP: Hâşâ, bu çok yanlıştır. İsa aleyhisselam geldiği zaman, Hıristiyanlığı ortadan kaldıracak, bu ümmetin bir ferdi olarak İslamiyet'i yayacaktır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (İsa, benim dinim üzerine gelir.) [İ. Ahmed] (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe] İslamiyet gelince, Hıristiyanlık ve önceki bütün dinler nesh edilmiş, yürürlükten kaldırılmıştır. Hakiki Hıristiyanlık da olsa, hakiki İncil ve Tevrat da bulunsa, bunlar artık geçerli değildir. Hakikisi geçerli olacak olsaydı, Allahü teâlâ İslamiyet'i göndermez, (Hakiki İsevilik şudur, İsevi dinine devam edin) derdi. Böyle demeyip, (Hak din, yalnız İslamiyet'tir) buyurdu. (İslamiyet'ten başka din, kabul etmem) buyurdu. İslamiyet'in hükmünüyse, kıyamete kadar geçerli kıldı. Hıristiyanlar, tahrif edilmeyen İncil'i bulsalar, aynen İsa aleyhisselamın bildirdiği gibi ibadet etseler de, Muhammed aleyhisselamı hak peygamber ve Müslümanlığı hak din olarak kabul edip Müslüman olmadıkları müddetçe, küfür üzere olurlar. Çünkü imanın altı şartından biri, bütün peygamberlere inanmaktır. Birini kabul etmeyen kâfir olur. Ehl-i kitab kâfirdir. Hoş gören çıksa da, kâfirlik asla hoş görülmez. Bir ayet-i kerime meali şöyledir: (Elbette, ehl-i kitaptan [Yahudi ve Hıristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6] MİRAS VE SEFERİLİK Sual: (Erkek, ana babasının bulunduğu şehre gittiği zaman, hiçbir zaman seferi olmaz; orası onun vatan-ı aslisi olur. Çünkü erkek, ana babanın mirasçısıdır, o ev ve içindekiler, ölünce erkeğe kalacaktır. Kadın da, erkeğe bağlı olduğu için, seferi olmaz) deniyor. Bu doğru mudur? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Akılla mantıkla din olmaz, dinimiz nakle dayanır. Mirasın seferilikle veya seferiliğin mirasla hiçbir ilgisi yoktur. Din kitapları, vatan-ı asliyi, şöyle tarif ediyor: 1- Bir kimsenin, vatan-ı aslisi, doğduğu yerdir. 2- Bu kimse, evlenirse, doğduğu yer vatan olmaktan çıkar, vatan-ı aslisi, evlendiği yer olur. 3- Daha sonra başka bir yere temelli yerleşirse, son yerleştiği yer, vatan-ı aslisi olur.
31.01.2009
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Önce namazı kılmalıdır; çünkü (Namaza mani olan işte hayır yoktur) buyuruluyor. Namazın gecikmesine sebep olan işte de hayır yoktur. Bir imza atmak bile olsa... Ahir zamanda, namazını kılan, haramdan sakınan, kurtulmuştur. Adalet önünde, çobanla sultan eşittir. Bir patron, kendi evladıyla işçisi arasında, bir hoca da evladıyla talebesi arsında fark gözetiyorsa, orada adaletten bahsedilemez. Ahir zamanda, insanların çoğunun yaptığının tersini yapan rahat eder; çünkü o zaman insanlar, hep nefislerinin peşinde olur. Nefis de insanı, hep helake sürükler. Dinin ayakta durması iki şeyle olur: Birincisi ilim, ikincisi edebdir. (Bir gün gelecek insanlar, şarapla suyu ayırt edemeyecekler) buyurulmuştur. Yani içkinin günah olduğunu bilmeden, düşünmeden içecekler. Müslüman, Müslümanın kıymetini çok iyi bilmelidir. Bir Müslümanı gördüğü zaman, ona olan sevgisinden ve saygısından dolayı, aklı başından gitmelidir. Bu sevgi azaldıkça, dine karşı soğukluk başlar ki, bu felaket alametidir. Din kardeşimiz, her şeyin üstündedir. Her şeyden değerlidir. Onun duası kurtulmamıza sebeptir. Bu inançla birbirimize sahip çıkalım. Bir mürşid-i kâmilin talebesine ne yapılsa, hocasına gider. Hocasının talebesini hakkıyla sevmeyen, hocasını tanıyamaz, hocasından hiç faydalanamaz. Ticaret hayatında rakiplerinizi, dünya hayatında düşmanlarınızı hafife almayın demişlerdir. Peygamber efendimiz, (Ümmetimin azabı dünyada verilir) buyuruyor. Ahirete bir şey kalmaz. Günahlarımızın karşılığını bu dünyada elemle, kederle çekeriz. Ne büyük bir nimet! Ahiretteki azabın yanında, dünyadaki çekilen musibetler hesaba bile katılmaz. Akıl, doğru yola kavuşana kadar lazımdır. Kavuştuktan sonraki akıl, akıl değil, akılsızlıktır. Mevlana hazretleri, (Hocamı buldum, aklımı bıraktım ve kurtuldum) buyurdu. Allahü teâlâ, iyilik murat ettiği kullarını iyilikte, felaket murat ettiği kullarını felakette kullanır. Müslüman için en büyük felaket, nimetin kıymetini bilmemek olur. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, (Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alameti bu yolun büyüklerine itirazdır) buyuruyor. Allahü teâlâ bir kimseye, bir büyüğü tanıttıysa, neyi tanıtmadı; bir büyüğü tanıtmadıysa da, neyi tanıttı? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.02.2009Unutulan sünnetler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Günümüzde unutulan sünnetler nelerdir? CEVAP: Sünnet iki türlüdür: 1- Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler], 2- Zevaid sünnetler [Âdete bağlı sünnetler]. Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir. Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır: 1- İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak. 2- Namazları sarık veya takkeyle kılmak, 3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak, 4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbeli'de farzdır], 5- Misvak kullanmak, 6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüd, Tehiyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak, 7- İstişare ve istihare yapmak, 8- Aksırınca Elhamdülillah demek. 9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak, 10- Sünnete uygun selam vermek, 11- Cuma günü gusletmek, 12- Duada elleri sünnete uygun açmak, 13- Faydalı işe başlarken Besmele çekmek, 14- Yatağa abdestli girmek, 15- Ölüm veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve innâ ileyhi râci'ûn) demek. Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır: 1- Sakalı bir tutam yapmak, 2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak, 3- Yemeğe tuzla başlayıp, tuzla bitirmek, 4- Sofrada sirke bulundurmak, 5- Kaylule yapmak [öğleden önce az uyumak], 6- Teke riayet etmek [1, 3, 5, 7 gibi], 7- Müslümanın evine sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak, 8- Kesilen tırnak, saç ve çıkan dişleri gömmek, 9- Cuma günleri, yeni ve temiz elbise giymek, 10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.02.2009Mübarek günlerde oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mübarek günlerde, hangi gün oruç tutmak uygun olur? CEVAP: Mübarek günler, mübarek geceleri takip eden günlerdir. Mesela, cuma gecesi, perşembe gününü cumaya bağlayan gecedir. BERAT GECESİ: Şaban ayının 15. gecesidir. Bunun günü, bu geceyi takip eden gün, yani 15 Şaban olur. Oruç tutan, bu günde tutmalıdır. Eğer bugün, cuma veya cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: "Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim" Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] MİRAC GECESİ: Recep ayının 27. gecesidir. Bir hadis-i şerif meali: (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ. Gazali, Ebu Musa el Medeni] Eğer bugün, cuma veya cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutulmalıdır. REGAİP GECESİ: Receb ayının ilk cuma gecesidir. Cuma günü tek olarak oruç tutmak mekruh olur diyen âlimler de, olduğu için, orucu, perşembeyle birlikte tutmak çok sevab olur. (Gunye) Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] AŞURE GÜNÜ: Muharrem ayının 10. günü, Aşure günüdür. Aşure günü de, tek olarak oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya sonrasıyla birlikte tutmalıdır. İki hadis-i şerif meali: (Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir'a] MEVLİD GECESİ: Rebiul-evvel ayının 11 ve 12. günleri arasındaki gecedir. 11 veya 12. gününde oruç tutmak iyi olur. AREFE GÜNÜ: Kurban Bayramından önceki gündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani] Arefe günü oruç tutmak müstehabdır. Nevruza veya cumartesi gününe isabet etse de, bugün Arefe diye oruç tutan kimse, mekruh işlemiş olmaz. Nevruz diye, cumartesi diye tutarsa mekruh olur, Arefe diye tutarsa mekruh olmaz. CUMA GÜNÜ: Cuma günleri oruç tutmak çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cuma günü, oruç tutan için, on ahiret günü oruç sevabı yazılır.) [Beyheki] Cuma günü, tek olarak oruç tutmak, mekruh diyen âlimler de, olduğu için, cuma günü, tek olarak değil, perşembe veya cumartesi günüyle birlikte tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Yalnız cuma günü, oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutun.) [Buhari] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.02.2009Mübarek günlerde oruç -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
ZİLHİCCE AYINDA ORUÇ: Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat] MUHARREM AYINDA ORUÇ: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim] Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o senenin tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. (Ey Oğul İlmihali) ŞEVVAL AYINDA ORUÇ: Şevval ayında oruç tutmak, çok sevabdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şevval ayında altı gün oruç tutan, yeni doğmuş gibi günahsız olur.) [Taberani] (Ramazandan sonra, Şevvalde de altı gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace] PAZARTESİ ve PERŞEMBE: Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, diğer günlere göre daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi] HER AY 3 GÜN ORUÇ: Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Her ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevabdır.) [Buhari] (Kameri ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutan, bütün yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai] Not: Mübarek günlerdeki bu oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali: (Ramazan ayı dışında, Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar, Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya'la] Hele yukarıda bildirilen mübarek günlerde oruç tutulursa, sevabı daha çok olur. Ancak, nafilenin kıymet ve sevabının, farz yanında denizde damla bile olmadığını, İslam âlimleri bildiriyor. Bunun için, oruç kazası olan kimse, bu oruçları tutarken, (ilk kazaya kalan Ramazan orucuna) diye niyet etmeli. Kaza borcumuz yoksa da, yine böyle niyet ederek tutmalıdır; çünkü tutulan bu oruç, zaten nafile olur. Unutulmuş bir kazamız varsa, onun yerine geçer. Böyle olursa, hem oruç borcumuzu ödemiş olur, hem de o mübarek gün için bildirilen oruç sevabına kavuşmuş oluruz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.02.2009Silsile-i aliyye ne demektir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Silsile-i aliyye) ne demektir? CEVAP: Silsile kelimesi, (Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra, halka) anlamına gelir. Mürşid-i kâmil yani âlim ve evliya olan zatlar, yetiştirdikleri ve artık başkalarını yetiştirebilecek hâle gelen talebelerine, halifelik ve icazet verirler. Sonra onlar da talebe yetiştirip, onlar da yetişen talebelerine böyle icazet verirler. Böylece, âlimler silsilesi meydana gelir. Bu halka, Peygamber efendimize kadar ulaşır. Behaeddin-i Buhari, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid-i Bağdadi gibi zatların da içinde bulunduğu silsileye, (Silsile-i aliyye) yani yüksek silsile denmiştir. (Silsilet-üz-zeheb) yani altın silsile de denir. İslam âlimi yerden ot gibi, mantar gibi bitmez. Hocasız, icazetsiz, âlim olmaz. Mutlaka Resulullaha dayanan bir silsilesi olur. Mesela, İmam-ı Rabbani ve Abdülkadir-i Geylani hazretleri gibi her Ehl-i sünnet âliminin, Peygamber efendimize kadar bütün hocaları bellidir. Ancak böyle bir zata bağlanılır ve Onun kitapları okunur. Yazdıkları doğru bile olsa, rastgele kimselerin kitapları okunmaz. Böyle bir zat bulamayan, yine böyle yetkili olan, yani silsilesi belli ve icazet sahibi olan bir âlimin yazdığı kitapları okuyarak, onu kendine rehber kabul etmelidir. Günümüzdeki silsilelerin farklı olması ise, hocaları halifelik, icazet vermediği halde, ayrı bir kol tutmalarındandır. İmam-ı Rabbani hazretleri daha dört asır önce buyuruyor ki: Bu yüksek yolun yolcuları garip oldular, azaldılar. Şimdiki tarikatçıların yoluna bid'atler karıştığı ve bu yolu bozdukları için, Resulullahın sünnetine sarılmış olan büyükler, tanınmaz oldu. Bu bilgisizlikten dolayı, çoğu da, kısa görüşlü oldukları için, bu yüksek yola bid'atler karıştırdılar. Milletin kalblerini bu bid'atlerle kazanmaya çalıştılar. Böyle yapmakla, İslam dinini olgunlaştırdıklarını sandılar. Bunlar, bu yüksek yolu yıkmaya, uğraşıyorlar. (2/62) YAVUZ SULTAN SELİM HAN Sual: Yavuz Sultan Selim Han'ın, kulağına küpe taktığı doğru mu? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Ona ait olduğu söylenen, küpeli ve burma bıyıklı resmin, Şah İsmail'e ait olduğu bazı tarih kitaplarında yazmaktadır. Sadece Yavuz Sultan Selim Han değil, hiçbir Osmanlı sultanı, kadın gibi küpe takmazdı, sünnete aykırı bıyık da bırakmazdı. Savaşta bıyık uzatmak müstehabdır. Savaş haricinde bıyıklar sünnete uygun şekilde kısaltılır. Bazı tarih kitaplarındaysa, küpe takmak kölelere has bir alamet olduğu için, (Ben İslam'ın kölesiyim) diyerek bir defa küpe takıp, sonra hemen çıkardığı da bildiriliyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.02.2009Müminin artığı şifadır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye kitabında kaynak verilmeden, (Müminin artığı şifadır) sözü için, (Hadistir, uydurma değildir) denmiş. Eğer uydurma değilse, kaynağı nedir? Bir de acaba niye kaynaksızdır? CEVAP: Hiçbir İslam âliminin kitabında uydurma hadis olmaz; çünkü onlar, uydurma bir sözü hadis diye nakletmenin, yani Allah Resulüne iftira etmenin büyük vebalini bilir. Allah'tan korkar. Kaynağını yazmayabilirler. Kaynağının yazılmamış olması, uydurma olduğunu göstermez. İslam âliminin kitabında uydurma hadis var demek, ona suizan olur. (Sen Allah'tan korkmadan, Resulullaha iftira edip, uydurma hadis yazmışsın) demek olur. Kaynağı bilinmese de, suizan edilmez; çünkü hadis-i şerifte, (Âlimler, Resulullah'ın vârisleridir) buyuruluyor. Vâris olan hiç yalan söyler mi? Uydurma hadisi kitabına alır mı? Kardavi'nin, Elbani'nin, Aliyy-ül-kari'nin, Acluni'nin ve benzerlerinin uydurma demelerine itibar edilmez. İkinci önemli bir husus da, yetkili bir âlim, bir muhaddis, bir hadis-i şerife mevdu dese, başka bir âlim, mevdu değil diyorsa, sadece diyen âlime göre mevdu olur, sahih diyene göre mevdu olmaz. Şimdiki mezhepsizlere göre, Elbani bir hadise uydurma demişse, bin tane âlim bu sahih dese de artık o uydurmadır. (Müminin artığı şifadır) hadis-i şerifi, çeşitli din kitaplarında bulunmaktadır. Mesela, Ahmed Şihab-üd-din bin Hacer, (Fetava-i Kübra) kitabının, velime babında, Ebu Abdullah Muhammed bin Muhammed bin Muhammed el-Abderiyyi, (El-Medhal) kitabının, yeme adabı faslında bildirmişlerdir. ELDE OLMADAN ÖLDÜRMEK Sual: Hayvanları ateşte yakmak ve suda boğmak günah olduğuna göre, bahçemizi sularken bahçede bulunan çeşitli böcekler, karıncalar suda boğulup ölüyorlar. Mahzuru var mıdır? CEVAP: Maksadınız karıncaları ve diğer hayvanları öldürmek değil, bahçeyi sulamak olduğu için, mahzuru yoktur. İçinde karınca bulunan odunu yere vurup silkeledikten sonra yakmak caizdir. İçinde görmediğimiz karınca kalsa da mahzuru olmaz. Biz karıncayı değil odunu yakıyoruz. HAKKIMI HELAL ETMEM Sual: Hanım, (Hakkımı helâl etmem) diye yemin etti. Ne yapmak gerekir? CEVAP: Önce gönlü alınır, hakkını helal eder; sonra da yemin kefareti verirse, bu iş halledilir. KURŞUN DÖKMEK Sual: Kurşun dökmek, hurafe midir? CEVAP: Hayır. Çöp yakıp, nazar değen çocuğun etrafında döndürmek ve korkmuş çocuğa mum, kurşun dökmek caizdir. Şifayı veren Allahü teâlâdır. (Hindiyye)
06.02.2009 Nazar boncuğu hurafe mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Nazar boncuğu takmak, şirk olan bir hurafe midir? CEVAP: Nazar boncuğu takmaya şirk veya hurafe diyenler, Vehhabilerle onların tesiri altında kalan kimselerdir. Nazar boncuğu, bizzat kendisi nazarı önlemez. Nazarı önleyen Allahü teâlâdır. Bakan kimse, önce bunları görünce, gözlerinden çıkan zararlı şualar bunlara isabet eder. Böylece, nazar boncuğunu takan kimse kötü nazarlardan korunmuş olur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Temime boncuk demektir ki, Araplar onları çocuklarına takarlar, onlarla çocuklarından, nazarı, kötü bakışları uzaklaştırdığını sanırlardı. İslamiyet bunu kaldırmıştır. Onlar temimenin kendisinin deva ve şifa kaynağı olduğuna inanıyorlardı. Hatta bunları Allah'a ortak koştular; çünkü onlar temimelerle, kendileri hakkında yazılmış kaderlerin değişip yok olmasını beklerlerdi. (İbni Esir) Temime, cahiliye devrinde, boyna veya ellere asılan bir ip olup, bunu kendilerinden zararı uzaklaştırmak için yapıyorlardı. İslamiyet bunu yasaklamıştır. (Zeylai) Haniye kitabında, (Ekili tarlalara, karpuz tarlalarının içerisine korkuluk dikmekte, beis yoktur) denilmektedir. Bunları gözlerin yani kötü nazarın def'i için yapıyorlar; çünkü kötü nazar haktır, mala, insana, hayvana isabet eder. Bir kadın, tarladaki ürüne nazar değmemesi için ne yapacağını sorunca, Resulullah efendimiz, (Tarlaya hayvan kafası as) buyurur. Kötü bakışlı kimse tarlaya baktığında, önce bakışı o dikilen kuru kafaların üzerine düşer; çünkü yüksekte olup, ilk görünen odur. Ondan sonra bakışı tarlaya düşer ki, artık bu zarar vermez. (Redd-ül-muhtar) İbni Abidin hazretleri, caiz olmayan temimeyi bildirdikten sonra, nazar değmemesi için tarlaya kemik, hayvan kafası koymak caiz olduğunu bildirmektedir. Bakan kimse, önce bunu görüp, tarlayı sonra görür. Mavi boncuk ve başka şeyleri bu niyetle taşımanın temime olmayacağı, caiz olacağı buradan anlaşılmaktadır. (S. Ebediyye) Hayvan kafasıyla nazar boncuğu arasında fark yoktur. İkisi de nazarı önlemez; fakat ilk bakınca, nazar bunlara gelir, sonra başka yere bakılsa da zararı olmaz. Bizzat hayvan kafası ve nazar boncuğu nazarı önler diye itikat etmek caiz olmaz. Bunlar nazarı önlemeye sebep oluyor. Bunu da bizzat Resulallah efendimiz tavsiye ediyor. Resulullah efendimizin bu emrine şirk diyenler, (Şefaat ya Resulallah) demeye de şirk diyorlar. Vehhabilerin veya onların etkisinde kalanların sözlerine itibar etmemelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyada en zor iş, karar vermektir. Yani, peki demek mi, hayır demek mi? Allah korusun, peki denecek yerde hayır denirse; hayır denmesi gereken yerde de peki denirse, küfre bile girilebilir. Büyük bir zata, (Hep hocanızdan bahsediyorsunuz, hocanız size ne öğretti ki, hep ondan bahsediyorsunuz?) diye sormuşlar. O zat da, (Hocam bana, nerde peki denir, nerde hayır denir, kim sevilir, kim sevilmez, onu öğretti. Bu da bana yetti) buyurmuş. Allah için istişare edince, Allahü teâlâ en iyisini karşımıza çıkarır. İstişare etmek, sormak, nefsi kırar. Sormamak nefsi azdırır. Soramamak kibir alametidir. Hiç kimse ilminin çokluğuyla iftihar etmemelidir; çünkü ondan daha çok bilen vardır. İblis, meleklerin hocasıydı. İlmi onu kurtarmadı; çünkü bizim dinimizin üç safhası vardır: İlim, Amel, İhlâs. İlim tek olarak, insanı kurtarmaz. Eğer bir insan bildiğiyle amel etmezse, (Bildiğin halde niye yapmadın?) sorusuna cevap veremez. Hiç bilmemek var, bir de bildiğini yapmamak var. İlim tamam, amel de yapılmış, güzel; ama diyecekler ki, bunu niçin yaptın? İnsanlar takdir etsin, aferin desin diye mi? Allah takdir etsin, Allah beğensin diye mi? Allahü teâlâyı unutarak, insanlar beğensin diye iş yapanlar, hem dünyada, hem ahirette perişan olurlar. Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. İyi arkadaş seçen kurtulur, kötü arkadaş seçen, iflah olmaz, mahvolur. Her taraf tuzak, bu tuzaklara düşmek de çok kolaydır. Bu tuzakları bilen bir rehber olursa, korkmamalıdır. Şeytan ilk önce, din kardeşinin aleyhinde konuşturur, kötületir. Eğer böyle bir dedikodu olursa, o ateşi hemen başlangıçta söndürmelidir. Yoksa büyük felaket olur. Büyükler buyuruyor ki: (Yanında din kardeşi kötülendiğinde, ona sus diyene, yüz şehid sevabı vardır.) Mümin toprak gibidir, mütevazıdır. Ne şikâyet eder, ne şikâyet edilir. Allahü teâlâ kullarının dünyada ve ahirette mesut olması için, din gönderdi. İslamiyet, Allah'a giden yoldur. Dinin emir ve yasaklarına uyan, dünya ve ahirette mesut olur. Hiç kimse, Kur'an-ı kerimi kendi aklına göre tefsir edemez. Kur'an-ı kerimin tefsiri Peygamber efendimizin yaşayışı ve anlattıklarıdır. Eshab-ı kiram tefsiri gördü. En iyi Eshab-ı kiram anlar. Onlar da talebelerine anlattılar. Bunlar da kitaplarına yazdılar ve dört hak mezhep böyle ortaya çıktı. Mezhepler sonradan çıkma değildir. Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hüseyin Hilmi Işık Efendi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hüseyin Hilmi Işık hazretleri hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin yetiştirdiği, yetkili ve icazetli bir âlimdir. Hakîkat Kitabevi'nde kendisinin hazırladığı, 14 Türkçe, 60 Arapça ve 25 Farsça ve bunlardan tercüme edilen, Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça ve diğer dillerdeki kitapların sayısı yüzden fazladır. 8 Mart 1911'de, Eyüp Sultan'da doğdu, 26 Ekim 2001'de vefat etti. Eyüp Sultan'daki aile kabristanına defnedildi. İstanbul Evliyaları kitabında deniyor ki: Hüseyin Hilmi Efendi, maddî ve manevî, dünyevî, uhrevî ve bilhassa fen, tıp ve eczacılık ilimlerinde zamanın ileri gelenlerinden idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini, tecrübelerini dinin temel miyarlarıyla karşılaştırıp tartarak söylediğinden, hikmet konuşan yani her sözünde dünyevi veya uhrevî faydalar bulunan, belki eşi bir daha zor bulunabilecek, âlim bir zat idi. En kıymetli kitaplardan tercüme ve derlemelerle, telif eserler vücuda getirdi. Akaid hususunda, bilhassa Ehl-i sünnet vel-cemaat inancını sade bir dille açıklayıp, bu inancın yayılmasında, öncülük etti. Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinden birinde bulunmanın Ehl-i sünnetin alameti olduğunu, herkesin kendi mezhebine göre amel etmesinin şart olduğunu, zaruret ve ihtiyaç halindeyse, hak olan dört mezhepten birinin taklit edilebileceğini, Ehl-i sünnet kitaplarından alarak açıkladı. Seadet-i Ebediyye ve diğer kitaplarında, binlerce mesele yazdı. Unutulmuş ilimleri ihya etti. (Ümmetim bozulduğu zaman bir sünnetimi ihya edene yüz şehid sevâbı verilir) hadis-i şerifini hep göz önünde tutarak, farzları, vacibleri, sünnetleri, hatta müstehabları uzun uzun yazdı. Dünyanın her tarafındaki insanlara İslamiyet'i doğru olarak tanıttı. Ehl-i sünnet âlimlerince tasvip edilen ve övülen, yüzlerce Arabî ve Fârisî eseri, Hakîkat Kitabevi vasıtasıyla yedi iklim, dört bucağa yaydı. Vehhabi, Hurufi, Kadiyani gibi bozuk fırkaların doğru yoldan ayrıldıkları noktaları, bütün dünyaya vesikalarla tanıttı. Ehl-i sünnet itikadı canlanmaya, kıpırdamaya ve yeşermeye başladı. Bu bakımdan yaptıkları işi, dini tecdid ile isimlendiren zatlar oldu. Tecdid, dini yenileyip kuvvetlendirmek demektir. Gerçek bir tevazuya sahipti. Kendisini asla başkalarından üstün görmezdi. Kendisinden büyüklerin yanında konuşmaz, kimseyle münakaşa etmez, edebi gözetir, ekseriya iki dizi üzerine otururdu. Bursa'da, eski müderrislerden Ali Haydar Efendiyi ziyaretinde, saatlerce iki dizi üzerinde oturunca, Ali Haydar Efendi talebelerine, (Hilmi Beyden edeb öğrenin, edeb!) demişti. Hüseyin Hilmi Işık Efendi, ailesinden Osmanlı terbiyesi, Abdülhakim Arvasi hazretlerinden de tasavvuf edebi almıştı... Geniş bilgi için: www.huseyinhilmiisik.com Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı neden kıymetlidir? CEVAP: Nakli esas aldığı ve içinde şahsi düşünce olmadığı için kıymetlidir. Yüzlerce kıymetli eserden hazırlanmıştır. Her okuyucunun bu eserleri bulup faydalanması imkânsız denecek kadar zordur. Balın kıymetli bir gıda olması, birçok çiçekten toplanarak hazırlanmasından ileri gelmektedir. Seadet-i Ebediyye de buna benzer. Dinî kitap sorana, şu büyük kütüphanede var denilse, ona yalnız bir kitap değil, binlerce kitap tavsiye edilmiş olur. İşte S. Ebediyye de tek bir kitaptır; ama yüzlerce kitabın özetidir. Redd-ül-Muhtar, Halebi, Hadika, Mektubat-ı Rabbani gibi birçok kıymetli kitaplardan meydana gelen bu eseri okuyan, bahsi geçen muteber kitaplardaki gereken bilgileri okuyup öğrenmiş olur. İmanın esasları, Ehl-i sünnet itikadı, çok geniş ve herkesin anlayabileceği şekilde açıklanmıştır. Batıl fırkalar ve dinler, inançlar bildirilerek, Müslümanlar bunların zararlarından korunmuştur. İtikadi meselelerden sonra, İslam'ın beş şartı çok geniş bir şekilde açıklanmıştır. Her konu Hanefi mezhebine göre hazırlanmış, zaman zaman diğer üç mezhebe göre de hükümler ayrıca bildirilmiştir. Hiçbir Türkçe ilmihalde olmayan, ihtiyaç halinde yapılan mezhep taklidi geniş olarak açıklanmıştır. Müslümanların herhangi bir özürle kendi mezhebine göre yapamadığı amelleri, hak olan dört mezhepten birini taklit ederek nasıl yapacağı anlatılmıştır. Kırk yıldan fazla süren bir araştırmanın ürünü olan ve 103. baskısı yapılan bu eser, çeşitli ilim adamlarının tetkikinden de geçmiştir. Ruh çağırmak ve cin hakkında uzun açıklamalar yapılmıştır. Tefsir, meal hakkında yeterli bilgi verilmiştir. Hadis-i şerif çeşitleri de, geniş olarak açıklanmıştır. İslamiyet'te kadının yeri, kadının ve kocasının birbirlerine karşı hak ve görevleri ve evlilik hakkında geniş bilgi verilmiştir. Yemesi, içmesi haram ve helal olanlar bildirilmiştir. Kısacası, bu kıymetli eserde, bir Müslümana gereken bütün dini bilgiler vardır. Hepsi de en kıymetli eserlerden derlenmiştir. İngilizce'ye de çevrilmiştir. Bu kitabı baştan sona dikkatlice okuyan kimse, dinimizin bütün emir ve yasaklarını öğrenir. Dinimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olur. Din düşmanlarının hilelerine aldanmaz. Her Müslümanın, dinimizi çok iyi bilmesi şarttır. Dinini bilmeyenin dini yok demektir. 1248 sayfalık bu dev eseri, her Müslümanın okuyup, çoluk çocuğuna da okutması gerekir. En güzel hediye, en güzel mirastır. Bu kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunup temin edilebilir. Bu sitede, tamamını sesli dinleme imkânı da mevcuttur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vaktin çıkıp çıkmadığına şüphe edilerek namaz kılınsa ve bu namazın vaktinde kılındığı anlaşılsa, namaz sahih olur mu? CEVAP: Sahih olması için, vaktinde kılmak lazım olduğu gibi, vaktinde kıldığını bilmek, şüphe etmemek de farzdır. Vaktin girdiğinde veya çıktığında şüpheli olarak namaz kılıp, sonra vaktinde kılmış olduğunu anlarsa, bu namazı sahih olmaz. Sahih olması için, vaktin içinde kıldığını bilmesi şarttır, şüpheli kılmamalıdır. (Bugünkü ... namazının farzını kılıyorum) diye niyet etmelidir. Vakit çıkmamışsa eda, vakit çıkmışsa kaza olur. ÜCRETLE İBADET ETMEK Sual: Para için ibadet yapmak, mesela imamlık yapmak, Kur'an öğretmek caiz midir? CEVAP: Evet, ibadet yaparak, Allahü teâlâdan dünya menfaatlerini istemek caizdir. Yağmur duasına çıkmak, istihare yapmak, ücretle imamlık, Kur'an öğretmenliği yapmak, fakirlikten kurtulmak için Kur'an okumak caizdir. Ticaret de yaparım diyerek hacca gidilirse, hiç ibadet niyeti yoksa riya olur. İbadet niyeti çok olursa, sevab hâsıl olur. SU TASARRUFU İÇİN Sual: Su tasarrufu için, abdestte uzuvları birer kere yıkamak uygun olur mu? CEVAP: Hayır. Su çok azsa, su bulma imkânı da yoksa o zaman bir kere yıkamak caiz olur. BÖYLE SİTE GÖRMEDİM İstanbul'dan Erkan Talha isimli okuyucu diyor ki: "Yıllardır internette gezerim, böyle site görmedim: www.dinimizislam.com 1- İnternette en çok ziyaret edilen, nakli esas alarak dinimizi anlatan sitedir. Günlük ortalama 17 bin ziyaretçisi var; toplamda ise, 33 milyon kere ziyaret edilmiş. 2- Google'da İslam kelimesi aranınca, ilk sırada yer alıyor. 3- 17 binden fazla üyeli mail grubu var. 4- Sitedeki yazıların tamamı, 10 bin 200 sayfalık PDF dosyasına konmuş ve her ay güncelleniyor. Site her gün çok defa güncelleniyor, yeni yazılar ekleniyor. 5- Siteye ait bir de, 24 saat yayında olan internet radyosu mevcuttur. 6- Sitede yüzlerce sesli ve görüntülü yayın var. 7- Açıklama bölümünde, site hazırlanırken kullanılan bütün kaynak eserler belirtilmiştir." Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Yemin, oruç kefareti ve devir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ölünün yemin ve oruç kefaretleri için devir yapılmıyor. Bunun bir çaresi yok mu? CEVAP: Çaresi vardır. Birkaç yemin kefareti, bir günde on fakire verilemediğinden dolayı, yemin kefareti için bir günde devir yapılamaz. Oruç kefaretinde de, bir fakiri 60 gün doyurmak gerektiği için, bir günde devir yapılamaz. On yemin kefareti verilecekse, yüz fakir bulmak gerekir. Fakirlerin hepsini bir araya getirmek zor olacağı için, hepsinden vekâlet alınır. Vekil olan kimse, onlar adına yemin kefaretlerini alır. Mesela vekil olan kimseye 100 tane namaz kitabı verilse yemin kefareti ödenmiş olur. Yahut güvenilen on fakire para verip, (Seni vekil ediyorum. Bu parayla her gün, sabah ve akşam olmak üzere, on gün karnını doyuracaksın) demelidir. Bu şekilde de on yemin kefareti verilmiş olur. YEMİN KEFARETİ İÇİN Sual: Yemin kefareti için, bir fakiri on gün doyurmak yerine, on fakire, o değerde, eczacı olan ilaç, konfeksiyoncu olan havlu, kasap et, bakkal pirinç, kuyumcu altın, kitapçı din kitabı verse yemin kefareti yerine gelmiş olur mu? CEVAP: Evet, yemin kefareti yerine gelir. O mesleği yapanların, illa ticaretini yaptığı maldan vermesi gerekmez. Kuyumcu pirinç verebildiği gibi, bakkal da altın verebilir. Kitap satmayan da, din kitabı verebilir. Doğru din kitabı verirse, ayrıca farz olan ilim yayma sevabı da hâsıl olur. Yemin kefaretlerinde doğru yazılmış yani nakli esas alan din kitabı vermeyi tercih etmelidir. Hakîkat Kitabevi'nin yayınları, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından tercüme edilmiş, nakli esas alan eserlerdir. İHTİYAR KADIN Sual: İhtiyar bir kadın, üç günden uzun bir yola uçak veya otobüsle mahremsiz, namahremle gidebilir mi? CEVAP: Gidebilir. Orada salih, yaşlı birine, gerekince ilgilenmesi için tembih etmek gerekir. FOTOĞRAF VE RESİM Sual: Fotoğraf çekmekle resim yapmak ayrı mıdır? CEVAP: Evet, farklıdır. Fotoğraf çekmek, aynadaki görüntüyü sabitleştirmek gibi olup, caizdir; fakat insan veya hayvan resmi çizmek, bir zaruret olmadıkça caiz olmaz. CUMA NAMAZINA GİTMEMEK Sual: Gayrimüslim ülkesi olduğu için, Avrupa'da cuma namazına gitmemek uygun mudur? CEVAP: Uygun değildir. Cuma namazına gitmelidir. Gayrimüslim ülkesi de olsa, Müslümanların bir araya gelip de kıldıkları cuma namazının sahih olduğu, İbni Abidin'de yazılıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Eshab-ı kiram ve Teftazani
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sadeddin-i Teftazani'nin Şerh-i Mekasıd kitabında, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlardan dolayı, bunlara ağır şekilde dil uzattığı doğru mudur? CEVAP: Kesinlikle doğru değildir. Bütün Ehl-i sünnet âlimleri gibi, Sadeddin-i Teftazani de, Eshab-ı kiramın üstünlüğünü ve onlara dil uzatılamayacağını kitaplarında bildirmiştir. (Şerh-i Mekasıd) kitabında diyor ki: Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıklar, zahirde, hak yoldan ayrılmak gibi görünüyorsa da, farklı ictihaddan kaynaklanmıştır. Eshab-ı kiramın aralarındaki savaşların farklı ictihaddan kaynaklanan dinî sebepleri vardır. Onlara dil uzatanların sözleri, kesin delillere yani Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere dayanmadan söyleniyorsa, kâfir olurlar. Bunlara dayanarak söyleniyorsa, büyük günaha girerler. Bid'at sahibi yani sapık olurlar. İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Eshab-ı kiram arasındaki savaşların, ayrılıkların, iyi sebeplerden ileri geldiğine, dünya nimetleri için, nefsin arzuları için olmadığına inanmak lazımdır. Sadeddin-i Teftazani, (Onların ayrılıkları ve savaşları hilafet için değil, farklı ictihaddan ileri gelmişti) diyor. (1/266) Aşağıdaki hadis-i şerifler de, Teftazani'nin (Şerh-i akaid) kitabında yazılıdır: (Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın. Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyin! Allah'a yemin ederim ki, bir kimse, Uhud Dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç arpası kadar sevap alamaz.) [Buhari, Ebu Davud, Begavi] (Eshabıma dil uzatmakta Allah'tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buhari] AKŞAM NAMAZININ KAZASI Sual: Kaza namazı borcu olmayanın, kıldığı kaza namazları nafile olduğuna göre, akşam namazını kaza edince, kazamız yoksa nafile oluyor. Üç rekâtlık nafile olmayacağı için, akşam namazının sünnetini kılarken, kazaya da niyet etmeden kılmak gerekmez mi? CEVAP: Hayır, gerekmez. Farzın yanında herhangi bir namaz kılınınca, sünnet de kılınmış oluyor. Onun için sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı a'zam hazretleri, [kaza namazı borcu olmadığı halde] namaz abdestinin bir edebini terk ettiği için, kırk yıllık namazı kaza etmiştir. (1/29) Şu halde kazası olmayan kimse de, kaza kılabilir. Sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmesi daha uygun olur; çünkü böyle yapmakla, sünnet terk edilmiş olmadığı gibi, mekruh olmuş veya sahih olmamış olan namazları varsa, bunlar da kaza edilmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dua okuyup üflemek ve üzerinde muska taşımak hurafe midir? CEVAP: Hayır, hurafe değildir. Bu konuda kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir: Âyet-i kerimeyi ve Resulullah'tan gelen duaları okuyup üflemek, bunları üzerinde taşımak caizdir ve inanıp güvenen kimseye fayda verir. (S. Ebediyye) Kocasının sevmesi ve kendisine eziyet etmemesi için, bir kadına, Kur'an-ı kerimden ve Selef-i salihinin bildirdikleri dualardan muska yazmak, karşılık olarak bir şey istememek şartıyla caizdir. Ne olduğu bilinmeyen şeyleri yazmak, okumak ve kendisine okutmak, bunları muska yapmak haramdır. (Fetava-yı hadisiyye) Âyet-i kerime ve dua yazılı muskayı muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere sarılı olarak cünübün bile taşıması ve helâya girmesi caizdir. (Halebi, Dürr-ül-muhtar) Hastanın ve hayvan sokanın, şifa için Kur'an-ı kerim okuması veya kâğıda yazıp muska olarak taşıması yahut tas içinde ıslatıp bu suyu içmesi, bu suyla ağrıyan yeri yıkaması caizdir. Meşru olan meşhur dualarla muska yapmak ve üzerinde taşımak caizdir. (Hindiyye) Eshab-ı kiramdan Übeyyübni Ka'b radıyallahü anh diyor ki: Resulullahın yanında oturuyordum. Bir köylü geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. (Hastalığı nedir?) diye sorulunca, cin çarpması dedi. Resulullah, (Kardeşini buraya getir) buyurdu. Kardeşi gelip oturdu. Resulullah [âyât-ı hırz olarak bilinen] âyetleri okuyup hastaya üfledi. Hemen iyi olup, kalktı. (Beyheki, Hakim) Ne olduğu bilinmeyen yazılar bulunan muska, elbette taşınmaz; fakat dinimizin bildirdiği duaları, âyet-i kerimeleri okuyup üflemekte ve muska şeklinde taşımakta hiçbir mahzur yoktur. Mesela, (âyât-ı hırz) okumak ve üzerinde taşımak çok faydalıdır. Üstünde taşıyanı sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hâsıl olur. (İ. Ahlakı) Âyât-ı hırz sitemizde vardır. Buradan okunabilir ve çıktı alıp muska şekline getirilebilir. Muska halinde temin etme imkânı da mevcuttur. ELİ ÖPÜP BAŞA GÖTÜRMEK Sual: (Bir kimsenin elini öptükten sonra, başına götürmek, secde etmek anlamına geleceği için caiz değildir) deniyor, doğru mu? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Secde etmekle ilgisi yoktur. Eli başa götürmek gerekmezse de, götürmenin de mahzuru olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (Ya Resulallah, Müslüman nasıl olur?) diye sordular. Peygamber efendimiz, (Müslüman güler yüzlü ve tatlı sözlü olur) buyurdu. Güler yüz ve tatlı sözün, dinimizin yayılmasında önemli yeri vardır. Böyle olmayan insanlar, dine fazla faydalı olamazlar. Daima tatlı sözlü ve güler yüzlü olmak, Müslüman olmanın birinci alametidir. Bazı insanlar çok hassastır, çok duygusaldır. Ona bir sert bakarsanız kalbi kırılır, üzülür. Karınca hacca gitmeye karar vermiş, demişler ki, sen bu halinle hacca gidebilir misin? Niye gitmeyeyim demiş. Nasıl gidersin, ömrün yetmez demişler. Bir güvercine takılırım. Güvercin uçar, ben de giderim demiş. Dolayısıyla, Allahü teâlâ bizi, böyle karıncayken, uçan bir kuşa rast getirirse yani sevgili bir kulunu tanıtırsa, Kâbe'yi bulabiliriz. Yani Rabbimizin rızasının nerede olduğunu öğreniriz. En zor iş budur. Hadis-i şerifte de bildirildiği gibi, (Ya Rabbi, bana doğruyu doğru olarak, yanlışı yanlış olarak bildir) diye dua etmelidir. İnsan bu ölümlü dünyada, kötü bir şeye doğru diye sarılırsa yanar. Eğer doğru bir şeye yanlış diye saldırırsa mahvolur. Onun için dünyada en zor şey, doğru hangisi, eğri hangisi, ayırabilmektir. Bu, insanın kendi başına yapacağı bir şey değildir. İnsan aklı buna yetmez. Bunu daha önce bilen birinin, bize göstermesi lazımdır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur.) [Tirmizi] İtikadları bozuk olduğu için, bu yetmiş ikisi Cehenneme girecek. Ümmetim dediği için de, Cehennemden sonra, gene çıkacak. Dolayısıyla, Cehenneme uğramadan, bu azabı çekmeden, Cennete girecek olan, (Ehl-i sünnet vel-cemaat) fırkasıdır. Allahü teâlâ sahipsiz olmaktan korusun! O büyükleri tanımayan, o büyükleri sevmeyen, o büyüklerin yolunda gitmeyen, çok büyük tehlikededir. İslamiyet ağaç gibidir. Kökü imandır, gövdesi ameller, ibadetlerdir. Ağaçtan maksat, meyvedir. Ağacın meyvesi de tasavvuftur, sevgidir, ihlâstır. Ağaçsız meyve olmaz, havadan kiraz toplanmaz. Meyveyi yemek için, ağaç lazım. Ağaçtan maksat meyve; ama ağaç olmazsa meyve de olmaz. Demek ki meyveli ağaç makbuldür. Mümin, müminin aynasıdır. Bir Müslüman, başka bir Müslümana, sen şöyle kötüsün, böyle kötüsün gibi şeyler söylerse, bilsin ki, o özellikler kendisinde vardır. Aynada kendisini görüyor demektir. Rastgele çok kitap okumak tehlikelidir; fakat doğru kitabı çok okumak çok iyidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hoparlörlerden gelen sesler, imamın sesiyle karışınca, bu sesler imamın sesini bastırsa da; imamın kendi sesine niyet edip âmin demenin bir mahzuru olmaz) deniyor. İslam Ahlakı kitabında ise, (Hoparlörden çıkan ses, imamın sesi değil, bu sesin benzeridir. Bunu işitenler, imamın sesini değil, bu sese benzeyen başka bir sesi işitiyorlar. İmamın sesine uymayıp, başka sese uyanın ve imamdan başkasının okuduğu Fatiha'ya âmin diyenin namazı sahih olmaz) diye yazıyor. Hoparlörden gelen sese imamın sesi diye uymak sahih olur mu? CEVAP: İmamın hemen arkasında olup da, imamın kendi sesini duyuyorsak, o zaman sahih olur. İmamdan uzak olanlar sese uyarsa sahih olmaz. Sese değil de, imama veya imamı gören cemaatin hareketlerine uyulursa, namaz sahih olur. Hoparlörden gelen sese uyulursa sahih olmaz. Bir örnek verelim: 100 lira parasını faize veren, bir müddet sonra 101 lira alsa, 101 liranın tamamı faiz olur. 1 lirası fakire verilince, diğer kısmı faizden temizlenmiş olmaz. (Mektubat-ı Rabbani) Demek ki, çok az bir faiz, bütün parayı kirletiyor, haram hale getiriyor. İçinden ayırmak mümkün olmuyor. Bunun gibi, gürültülü hoparlör sesleri arasından, imamın kendi sesini ayırmak, işitmek mümkün değildir. İslam Ahlakı kitabında da, hoparlörle namaz kılınırken, sadece hoparlörlerden gelen seslerin işitildiği bildirilmektedir. İMAMIN YÜKSEK SESLE OKUMASI Sual: İmamın namazda yüksek sesle okumasında bir mahzur var mıdır? CEVAP: İmamın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması namazı bozmazsa da, haramdır; çünkü arkadaki cemaatin, imamın okuduğunu duyması şart değildir. (Dürer) KIYMALI PİDE Sual: Fırına verdiğimiz patatesli pideleri, fırıncı başkasına vermiş. Bize kıymalı pide kalmış. Fırıncı bunları da siz alın, dedi. Ne yapmak gerekir? CEVAP: Kıymalı pidelerin sahibi biliniyorsa, gidip helâlleşmeli. Sahibi belli değilse, yiyen için bir mahzuru yoktur. Fırıncı, yanlış verdiği için, ihmali varsa, günahı ona ait olur. İhmali yoksa ona da günah olmaz. GAYRİMÜSLİMLERİN ELBİSESİ Sual: Avrupa'dan getirilen kullanılmamış elbiseler, yıkanmadan giyilebilir mi? CEVAP: Giyilebilir; çünkü Müslüman'ın olduğu gibi gayrimüslimin de elbiseleri temiz kabul edilir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Zengin bir kimse, Kur'ana göre, servetini dilediği gibi harcama hakkına sahip değildir; çünkü onun elindeki mal topluma aittir. Gereğinde zenginin malı, toplumun ihtiyaçlarına sarf edilebilir veya fakirlere verilir) deniyor. Komünizmde özel mülkiyet yok, İslamiyet'te de özel mülkiyet yok mudur? Zenginin malında fakirin, zekâttan başka hakkı var mıdır? CEVAP: Bu, Mısırlı sosyalist yazarların iftirasıdır. Yerli mezhepsizler de onlardan almıştır. Dinimize göre, herkes özel mülkiyet hakkına sahiptir. Müslümanın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resulullah efendimiz, (Malda zekâttan başka hak yoktur) buyurdu. (Ahkâm-üs-sultaniyye) Dinimizde zekâtı verilmiş mal, biriktirilmiş, gayri meşru mal değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Zekâtı verilmiş mal, kenz değildir.) [Ebu Davud, Taberani, Hâkim, Hatib, Münavi] Görüldüğü gibi, zekâtı verilen mal, kenz [istif edilmiş, stok edilmiş mal] değildir. Zekâtını veren, malın hakkını ödemiş olur. Kimse bu malı alamaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir müminin malını, onun rızası olmadan almak helal değildir.) [Ebu Davud] Bir kimsenin mülkü, ondan izinsiz kullanılamaz. (Dürr-ül-muhtar) Zekât veren zenginin malını elinden alıp fakirlere veya başka yerlere vermek zulüm olur. Zekâtını veren zenginin apartman, köşk yaptırması haram değildir. Tembel oturup, çalışmayıp başkasına muhtaç olmak ve kazandıklarını haram şeylere vermek haramdır. Zekâtını veren kimsenin sarayda oturması, lüks vasıtalara binmesi, şık giyinmesi helaldir; çünkü Allahü teâlâ, (Verdiğim nimetleri kullanmalarını severim, çalışana veririm) buyuruyor. Çalışıp kazanmak, mal mülk sahibi olmak yani zengin olmak günah değil, ibadettir. Zengin olduğu için kendini başkalarından üstün görmek haramdır. (F. Bilgiler) YANLIŞ BİLGİ EDİNMEK Sual: Dini bilgiler öğrenmek için, herkes farklı kişilere soruyor. Yahut rastgele kitaplardan bilgi alıyorlar. Öğrendikleri yer yanlış bilgi veriyorsa, öğrenenler de sorumlu olur mu? Suç cevap verenin veya kitabın olmaz mı? CEVAP: Suç cevap verenin veya kitabın olsa da, yanlış bilgi öğrenen sorumluluktan kurtulamaz. Bir de, ihtiyata riayet etmek gerekir. Bir iş için, kitabın biri haram, öteki de helal diyorsa, haram olduğunda şüphe olur, o işi yapmamak gerekir. Doğru kitaptan öğrenilirse, böyle bir şeye lüzum kalmaz. Doğru yolu bulmak için de, dua etmek gerekir. Allahü teâlâ, dinini doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. Cenab-ı Hak böyle samimiyetle yalvarana muhakkak doğru yolu gösterir. Doğru yoldayım diye inat ederek dua etmeyen de, elbette yaptıklarından sorumlu olur.
Atasözünde çelişki aramak!
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşağıdaki atasözleri çelişkili değil mi? CEVAP: Atasözlerinde çelişki olmaz. Onların doğruluğu, her asırda onaylanmıştır. Açıklamaları şöyledir: 1- Damlaya damlaya göl olur//Taşıma suyla değirmen dönmez. AÇIKLAMA: Birinci söz, (Azar azar biriktirirsek, zamanla bu çoğalır, büyük şeyler, küçük birikimlerden meydana gelir) demektir. Tasarruf etmek tavsiye ediliyor. İkinci atasözünün bununla bir ilgisi yok. (Küçük imkânlarla büyük işler çevrilmez) demektir. Bunun gibi, (Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz) denir. Elden gelen öğün olabilir, vaktinde de bulunabilir; ama bu her zaman olmaz. Onun için, elden gelecek diye hazırlıksız olmak, yemek hazırlamamak yanlıştır. Bu iki sözde çelişki yoktur. 2- İyi insan lafının üstüne gelir//İti an çomağı hazırla. AÇIKLAMA: İyi insan da, kötü insan da lafının üzerine gelebilir. Mesela, terbiyeli evlat, buyurmadan iyi işler yapar. Terbiyesiz çocuk da, kötü işler yapar. İyi iş yapan evlat övülür. Leb demeden leblebiyi anlayıp yapmak, ne kadar iyidir. Bunun için, (Buyurmadan tutan evlat, çağırmadan kalkan avrat, tepmeden yürüyen at...) diye övülmüştür; ama ana babaya danışmadan yanlış bir iş yapılınca, neticesi kötü olabilir. Bunun için, (Buyrulmadık yumuşu [işi] puşt [terbiyesiz] oğlan tutar) derler. Yukarıdaki iki atasözü de böyledir. Yani buyrulmadık işi yapmak, yerine göre iyi, yerine göre kötü oluyor. İyi kimse de anılınca gelebilir, kötü kimse de... 3- Fazla mal göz çıkarmaz//Azıcık aşım ağrısız başım. AÇIKLAMA: Birinci söz, (Kullanmasını bilene, fazla mal zarar vermez. Fazla diye atmamalı, saklamalı. Zamanı gelir işe yarar) demektir. (Sakla sarı samanı, gelir onun zamanı) da demişlerdir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. İşler çok olursa, her birine ulaşılamayacağı için bir sıkıntı çıkabilir demektir. Onun için, (Az olsun temiz olsun) denir. 4- Fazla mal göz çıkarmaz//Azı karar çoğu zarar. AÇIKLAMA: Birinci söz, üçüncü maddede açıklanıyordu. İkinci sözdeki çoğu zarar ifadesinin malla bir ilgisi yoktur, aşırı olan şeyler zararlı demektir. Çok konuşmak, çok gülmek, çok yiyip içmek gibi şeyler için söylenmiştir. Bunların çoğunun zararlı olduğuna da, hiç kimse itiraz etmez. 5- Eski dost düşman olmaz//Güvenme dostuna, saman doldurur postuna. AÇIKLAMA: Eski dost düşman olmaz demek, huyunu suyunu bildiğimiz, bizim niyetimizi bilen kimseler genelde vefalı olur, bizim bazı hatalarımızı görmezler, onlardan bize zarar gelmez anlamındadır. İkinci atasözünün bununla bir ilgisi yoktur. Her konuştuğun kişiye güvenme, hemen sır verme, başkasına söyleyebilir demektir. (Dostun da dostu vardır, o da söyler dostuna) derler. Öyleyse, sırrımızı saklamasını bilelim, dostumuza güvenip de yola çıkmayalım demektir. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Atasözünde çelişki olmaz -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
6- Söz gümüşse, sükût altındır//Sükût ikrardan gelir. AÇIKLAMA: Birinci söz, Davud aleyhisselamın sözüdür. Çok konuşmak yerine susmasını bilmek çok iyidir. Başımıza ne gelirse, dilimiz yüzünden gelir demektir. (Sükût, âlimin ziyneti, cahilin ayıbına perdedir) ve (Hayırlı söz keramet, sükût selamettir) buyurulmuştur. Bu konudaki hadis-i şeriflerin birkaçı şöyledir: (Susan kurtulur.) [Tirmizi] (Susan bir mümine yakın olun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace] (Selamet isteyen sussun, dilini tutsun!) [İbni Ebi-d-dünya] (Ya hayır söyle ya sus.) [Buhari] Atalarımız da diyor ki: Sana senden olur, her ne olursa, Başın selamet bulur, dilin durursa. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yok. (Sükût, ikrardan gelir) demek, (Susmak, kabul etmektir) anlamındadır. Bunlar arasında ne çelişki var ki? 7- Bülbülün çektiği dili belası//Bilmemek ayıp değil sormamak ayıp. AÇIKLAMA: İki sözün birbiriyle hiç ilgisi yok. Birinci sözde dilin, yani konuşmanın zararı anlatılıyor ki, bunu kimse inkâr edemez. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Her sabah, bütün uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı gözetmekte, Allah'tan kork, kötü söz söyleme, bizi ateşte yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğri olursan biz de eğri oluruz.) [Tirmizi] (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) [Deylemi] (Kurtuluş için dilini tut!) [Tirmizi] (Cehenneme sürükleyen dildir.) [Tirmizi] (Hataların çoğu dilden olur.) [Taberani] Yunus Emre de diyor ki: Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz. (Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp) sözündeyse sorup öğrenmek gerektiği bildiriliyor. Bunun, (Bülbülün çektiği dili belası) sözüyle ne ilgisi var ki? Elbette, bilmediğimizi sorup öğreneceğiz. Kur'an-ı kerimde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. Sormak ayıp değil, dinin emridir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Atasözünde çelişki olmaz -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
8- İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur//İki çıplak bir hamama yakışır. AÇIKLAMA: Birinci sözde, anlaşmanın önemi vurgulanıyor. İki kişi anlaşırsa, samanlıkta bile yaşasalar, iyi geçinirler, orası onlara saray gibi olur demektir. Anlaşamadıktan sonra, sarayda da oturulsa, saray zindan olur. Buna kim itiraz edebilir ki? İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. Evlenecek kimselerden hiç değilse birinin varlıklı olması gerekir. İkisi de yoksulsa, sıkıntı çekerler demektir. 9- Harama uçkur çözülmez//Güzele bakmak sevabdır. AÇIKLAMA: Harama uçkur çözmek [zina] elbette büyük günahtır. Buna ne denebilir? İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. (Güzele bakmak sevabdır) hadis-i şeriftir. Yani bakması helal olan şeylere bakmak sevab olur demektir, yoksa harama bakmak demek değildir. O zaten haramdır; bunu bilmeyen, çelişkili gibi görür. Güzel manzaraya, güzelliklere, Allah'ın yarattığı harikalara, güzel bir bebeğe, güzel bir çiçeğe bakmak tefekkür olur, ibadet olur. İbretle bakmak, (Allah ne güzel yaratmış) diye düşünmek gerekir. Bunun haramla ilgisi yoktur. Günümüzde bu incelikler bilinmediği için, atalarımıza dil uzatılıyor. 10- Eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir//Ye kürküm ye. AÇIKLAMA: Bir insan elbisesiyle değer kazanmaz, görünüşe aldanmamalı demektir. Bir insan zengin olsa, arabası olsa, sarayı olsa ama kendisi adam değilse, ne kıymeti var demektir. Zarf değil, içindeki yazı önemlidir. Kimse zarfa bakmaz, içindeki mektuba bakar. Zarf çok şahane olsa, içindeki mektup çok kötüyse, zarfın ne önemi olur ki? İkincisi ise, maalesef şimdi görünüşe rağbet ediliyor demektir. Nasrettin Hocanın bu sözü çok yerindedir. Öteki sözü destekliyor. Yani elbiseye değer verilmez; ama cahil halk kürke, görünüşe, elbiseye değer veriyor diye tenkit ediliyor, (Az önce bana ikram etmediniz, kürk giyince ikram ettiniz. Siz bana değil, kürke itibar ediyorsunuz) diye tenkit için söylenmiştir. Kürke itibar edin demek değildir. Bu kadar yanlış anlamak olamaz. Hiç çelişki yok, iki söz birbirini destekliyor. (Maalesef şimdi rağbet güzelle zengine) sözü de, (Ye kürküm ye) sözünü destekliyor. 11- Eğri otur doğru söyle//Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. AÇIKLAMA: Eğri otur doğru söyle, yani yanlış işler yapıp, zararı sana dokunsa da, hakkı teslim etmen, gerçeği olduğu gibi söylemen gerekir demektir. Doğru söylemenin önemi vurgulanıyor. İkinci sözde, doğru söyleme denmek istenmiyor ki. (Dokuz köyden kovsalar da, yine sen doğru söyle; ama dikkatli ol, her doğru her yerde söylenmez, ilm-i siyaseti bilmek gerekir. Doğruyu uluorta söylememeli) diye ikaz ediliyor. (Devamı var) 8- İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur//İki çıplak bir hamama yakışır. AÇIKLAMA: Birinci sözde, anlaşmanın önemi vurgulanıyor. İki kişi anlaşırsa, samanlıkta bile yaşasalar, iyi geçinirler, orası onlara saray gibi olur demektir. Anlaşamadıktan sonra, sarayda da oturulsa, saray zindan olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Atasözünde çelişki olmaz -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
12- Düşenin dostu olmaz//Dost kara günde belli olur. AÇIKLAMA: Elbette düşenin dostu olmaz. Bunu düşen, sıkıntısını yaşayan anlar. Elde bir şeyler varkenle, herkes dost olur veya dost görünür, elde bir şey kalmayınca herkes sırt çevirir. (Düşenin dostu olmaz, hele bir düş de gör) sözü bunu güzel açıklıyor. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. Bir dost, düşen arkadaşının elinden tutup kaldırırsa, o kimsenin kara gün dostu olduğu anlaşılır. İşte böyle, kara günde dostunu terk etmeyen, gerçek dosttur. Kara günler; düşülen günler, dostun hakikisini sahtesinden ayırır. Birbirini tamamlayan iki atasözüdür. Bunlara nasıl çelişkili denir ki? 13- Ava giden avlanır//Atın ölümü arpadan olsun. AÇIKLAMA: Birinci söz, birisine oyun oynamaya, onu kandırmaya çalışırken, kendi tuzağa düşer, kimseye kötülük yapmaya çalışmamalı demektir. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. At arpayı sever, kimi de sigarayı sever. (Sigara içme ölürsün) dense, o yine içer. (Sigara beni öldürürse öldürsün, sigaramdan vazgeçmem) der. (Atın ölümü arpadan olsun) bu anlamda söylenmiştir. Öteki sözle hiç alakası yoktur. 14- Erken kalkan yol alır//Acele işe şeytan karışır. AÇIKLAMA: Birinci söz, hadis-i şeriftir. Erken kalkmak, bir işi zamanında yapmak, yarına bırakmamak övülmüştür. Onun için, (Erken kalkanın nasibi gür olur) denir. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. (Acele şeytandandır) sözü, hadis-i şeriftir. Aceleyle yapılmaya kalkılırsa, birçok yanlışlıklar olur demektir. Bu sözlere itiraz etmek Resulullah efendimize kadar gidiyor. İşin aslını bilmeden, önümüze geleni tenkit etmek hoş olmaz. Atalarımız bunu söylemişse, bir bildikleri vardır demeli, tevilini aramalıdır. Hemen çelişkili diye damgayı basmamalıdır! HAYVANIN ÖLÜMÜNE SEBEP OLMAK Sual: Yolda, arabayla normal hızla giderken, bir tavuk veya bir kedi yola çıkıp çiğnense, biz sorumlu olur muyuz? CEVAP: Kasıt bulunmadığı için ve ölen şey hayvan olduğu için, sorumlu olunmaz. Ölen çocuk ve büyük insan olsaydı, bunun kefareti ve diyeti olurdu. Bir anne, bebeğiyle uyurken, farkında olmadan, çocuk altında kalıp ölse, kasıt olmamasına rağmen annenin kefaret vermesi gerekir. Şimdi, kefaret olarak, 60 gün oruç tutulması gerekir. HABERSİZ PARA ALMAK Sual: Evin ihtiyaçları için, kadın kocasının cebinden para alabilir mi? CEVAP: Alması haramdır. Vermiyorsa sadece nafakasını alabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya, uykudaki bir kimsenin rüyası gibidir. İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Ahiret ebedî hayattır. Cennet dünyanın karşılığıdır. Dünyayı terk edene, bırakana, oranın ebedi nimeti verilecektir. Yani dünyayı, dünya malını sahiplenmeyen, onun bir karanlık olduğuna, emanet olduğuna iman eden için, Allahü teâlâ kalıcı olanı verecektir. Cehennem de dünyanın karşılığıdır. Dünyayı isteyip, ahireti unutana verilir, oradan ebediyen ayrılamaz. Bu bir tercih meselesidir. Allahü teâlâ, ahireti tercih edene Cenneti verecektir, dünyayı tercih edene Cehennemi verecektir. Hayırlı insan odur ki, dünyada Allah'a ve Resulüne iman eder, itaat eder ve ömrünü o yönde bitirir. Eğer bir şey mutlaka olacaksa, onu olmuş bilmelidir. Ölüm muhakkaktır, ona göre yaşamalıdır. Namaz çok önemlidir, dinin direğidir. Namaz kılmayanın yapmış olduğu bütün ibadetler, havada asılı kalır, namaz kılmadıkça bir işe yaramaz. Teknoloji süratle gelişir, insanlara büyük kolaylıklar sağlar. İşleri daha kolay ve daha kısa sürede yapabilirler. Fakat her yeni buluşun zararları da olur. Gün gelir, insanlar, oyun eğlence, merak yüzünden, bu cihazların [bilgisayar, internet, TV vs.] başında bütün zamanlarını harcarlar. Hâlbuki bunların başında az kalmak lazım, işi süratle bitirip başından ayrılmak lazım. Yoksa sizi kendisine esir alır, bütün vaktinizi alıp götürür. Kitap okumaya ve başka iş yapmaya vaktiniz olmaz. Allah diyecek vakit bile bırakmaz. Pislik, tehlike, hadsiz hesapsız olur, çok sakınmak gerekir. İnsanı alıp felakete götürür. Çocuklara, gençlere zararı daha çok olur. Affetmek, günahları örtmektir, mağfiret etmek tamamen kaldırmaktır. Onun için mümin, Allahü teâlâdan af ve mağfiret ister. Allahü teâlâ da af ve mağfiret ederse, her şey tamam olur. Allahü teâlânın bir kulundan razı olması, o insan için en büyük müjdedir. Müminin en güzel duası, birine, Allahü teâlâ senden razı olsun demektir. Eğer Allahü teâlâ bir kulundan razı olursa, ona her şeyi vermiş demektir. Cenab-ı Hak razı olduklarını razı olduğu yerde bulundurur. Rabbimizin de razı olduğu yer Cennettir. Cennete gitmeyi istemelidir. (Vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruluyor. Cenab-ı Allah kuluna bir şey vermek isterse, ona bir şeyler söyletir, istetir. O, vermek istediğini, sebeple verdiği için, bizim sebebe yapışmamızı ister, yani, (Ya Rabbi bize Cennetini ver) dedirtir. Zaten söyleten de, verecek olan da Odur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mezheplere inanmayan biri, (Eskiden İmam-ı Buhari sadece Buhari kitabını biliyordu, diğer muhaddisler de böyledir. Şimdi gelen insanlar bütün hadis kitaplarını biliyor. Şimdikiler onlardan yüzlerce defa âlimdir. Sahabe ise zaten çok az şey biliyordu. Şimdiki insanlar çok daha âlimdir) diyor. Sözlerinde doğruluk payı var mı? CEVAP: Hiç doğruluk payı yoktur. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin]dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin]dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayın.) [Buhari] Bu üç asırdan sonrakiler, bunlardan nakil yapmadıkça onlara itibar edilmez. (Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur.) [Hadika] Gün günü aratıyor, gittikçe bozuluyor. İlk asırların gelmesi mümkün değildir. (Allah'ın salih kulları birbiri ardından âhirete göçer; geride arpa ve hurmanın döküntüleri gibi değersizler kalır. Allahü teâlâ onlara hiç kıymet vermez.) [Buhari] Sonrakilerin, öncekilerden nakil yapmaları gerekir. (Allahü teâlâ bir âlimin ruhunu alırsa, bu İslam'da açılan bir gedik olur. Kıyamete kadar onun boşluğu doldurulamaz.) [Deylemi] Bir âlimin boşluğu doldurulamazsa, o devrin hali ne olur? (Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir] Eski âlimleri hadis bilmez diye suçlayanlar, ilimden haberi olmayan cahillerdir. Eshab-ı kiramın üstünlüğüyse zaten tartışılmaz. Her bakımdan üstün, her bakımdan âlim ve hepsi de Cennetlik insanlardı. Bir âyet-i kerime meali: (Hepsine Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz.) [Taberani, Beyheki, İbni Asakir, Hatib, Deylemi, Darimi, İ. Münavi, İbni Adiy] (Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar] Sonrakiler, Eshab-ı kiram gibi nasıl üstün olabilir? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İçinde Kur'an olan CD ve bilgisayar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İçinde, yazılı veya sesli formatta, Kur'an-ı kerim bulunan CD'ye, MP3 player denen cihazlara veya hard diskinde Kur'an-ı kerim olan bilgisayarın, kasasına da hürmet etmek, abdestle tutmak ve yüksekte bulundurmak gerekir mi? Bunlara, başka şeyler de yüklemek caiz olur mu? Bir de, bu CD'leri kullanmayacak olursak, çöpe atmak, caiz olur mu? CEVAP: Bilgisayar kasaları içinde bulunan hard disklerdeki, kayıt yapılan CD veya MP3 player denen taşınabilir hafızalardaki kayıt sistemi, özel şekillerle oluyor. Orada bütün veriler, harf veya ses şeklinde değil, 0-1 şeklinde kodlamalarla ifade ediliyor. Bunlar Kur'an-ı kerim harflerini ifade etmiyorsa da, yine aşağıda bulundurmamalı, hürmet etmelidir. Bilgisayar veya CD çalıştırıldığında ise, CD veya taşınabilir hafızalar aktif hâle getirildiğinde, yani Kur'an-ı kerim sesli veya görüntülü olarak, hoparlörden duyulduğunda veya monitörde göründüğünde, hoparlör veya monitörün yüksekte olması gerekir. Dizüstü bilgisayarlarda, hoparlör bilgisayarın kendisinde olduğu için, Kur'an-ı kerim dinlerken veya monitörde görünürken, yukarıda durması gerekir. Kur'an-ı kerim CD'leri de, kutu veya zarf gibi bir muhafaza içindeyse, abdestsiz tutulabilir. Bilgisayarların hard disklerinde veya taşınabilir belleklerde Kur'an-ı kerim varken, başka şeyler de yüklemek, caizdir. Çünkü, içinde ne olursa olsun, bu cihazların hafızasında, yine 0-1 şeklinde kodlarla ifade edilir. İçinde Kur'an-ı kerim olan CD'lere ise, başka bir şey yüklememeli; kullanmayacağımız CD'leri de, içindekileri silip de kullanma imkânı yoksa imha ettikten sonra gömmelidir. SAVAŞAN İKİ MÜSLÜMAN ORDU Sual: Cemel savaşında, birbirini öldüren 15 bin Müslüman şehid mi oldu? CEVAP: Evet, her iki taraf da şehiddir; çünkü savaşta imanlı ölen her Müslüman şehiddir. İki Müslüman birbiriyle kavga etmez mi, savaşmaz mı? Kur'an-ı kerimde iki Müslüman ordunun, birbiriyle savaşabilecekleri bildirilmiştir. İki âyet-i kerime meali: (Müminlerden iki fırka birbiriyle savaşırsa aralarını bulun!) [Hücurat 9] (Elbette müminler kardeştir. Öyleyse [ayrılığa düşünce] kardeşlerinizin arasını düzeltin!) [Hücurat 10] CAMİYİ KİRLETEN KUŞLAR Sual: Güvercinler köyümüzün camisini kirletiyor, bir de yuva yapmışlar. Öldürmek caiz mi? CEVAP: Camiyi kirleten kuşları çıkarmak mümkün olmazsa, kesip eti yenir. Eziyet veren hayvanlar her zaman öldürülebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allahü teâlânın varlığını ve dinimizin hükümlerini daha iyi anlamak ve kalbimizin tatmin olması için, bunları akılla izah eden kitapları okumak gerekmez mi? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kalbi itminana kavuşturan tek yol vardır. Bu da, Allahü teâlâyı zikretmektir. Akılla, kalb itminana kavuşamaz, yani tatmin olmaz. Bir âyet-i kerime meali: (Biliniz ki, kalbler ancak zikirle itminana kavuşur.) [Rad 28] Allahü teâlânın ismini söyleyip onu hatırlarken, onunla bir bağlılık kurulamaz; ama hatırlayanla, hatırlanan arasında, az bir bağlantı hâsıl olur. Bu bağlılıktan da, sevgi doğar. Zikredenin, kalbini sevgi kaplayınca, kalbde itminan hâsıl olur. Kalbde itminan hâsıl olması, insanı sonsuz saadetlere kavuşturur. (1/92) Burada delil aramanın yeri yoktur; çünkü Allahü teâlânın varlığı meydandadır. Meydanda olmasında hiç şüphe yoktur. Her şeyden daha açıktır. Ancak, kalbi hasta, gözünde perde olan anormal kimse göremez. Her şey, açıktaki beş duyumuzla anlaşılır. Hepsinin varlığı, Allahü teâlâdandır. (1/247) Aklın Peygambere kolay inanması, kalbde tam iman hâsıl olması için, en yakın yol Allahü teâlâyı zikretmektir. Böylece tam imana kavuşur. Düşünerek, akılla ölçerek bu yüksek makama kavuşmak çok güçtür. Dinî hükümleri kendi aklıyla anlamak isteyen, Peygamberliğe inanmamış olur. (1/214) ÜÇÜNCÜ REKÂTTA OTURMAYAN Sual: Üç rekâtlık namazda, üçüncü rekâtta oturmayı unutarak, dördüncü rekâta kalkan kimse, secdeyi de, yaptıktan sonra hatırlasa, rekâtı beşe mi tamamlar? CEVAP: Beşe tamamlamaz, dörde tamamlayıp selam verir. Namaz nafileye döndüğü için, farzı tekrar kılmak gerekir. Eğer üçüncü rekâtta oturmuş olsaydı, beşe tamamlardı. Secde-i sehvle namazı da sahih olurdu. AZ BİR ŞEY Sual: Ettehıyyatü'den sonra az bir şey okuyarak, üçüncü rekâtı geciktirene, secde-i sehv gerekiyor. Burada az bir şeyden maksat ne kadardır? CEVAP: (Allahümme) dese, yahut sadece (Al...) bile dese, secde-i sehv gerekir. Hemen (Allahü ekber)e çevirip ayağa kalkarsa, secde-i sehv gerekmez. ALTIN NAZARLIK Sual: Erkek çocuklara da altın nazarlık takmak caiz midir? CEVAP: Altını nazarlık olarak takmak caiz, süs olarak takmak caiz değildir. Maşallah yazılı altını, çocuğun yastığına veya beşiğine dikmek veya takmak çok iyi olur. Nazarlık olduğu için üstüne de takmak caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Adak adamak ve mum dikmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Türbelerde hayvan kesmeyi adamak ve orada mum dikmek hurafe midir? CEVAP: Bunlar yeni çıkmış değildir. Fıkıh kitaplarımızda hepsi geniş olarak açıklanmıştır: Bir adağı Allahü teâlâ için adamalı ve türbelerdeki fakirlere vermelidir. (Ya Rabbi! Hastamı iyi edersen, falan velinin türbesi yanındaki fakirlere şu parayı senin için adak ettim. Sadaka sevabını da bu velinin ruhuna bağışladım) demelidir. (Redd-ül-muhtar) İmam-ı Sübki buyuruyor ki: (Resulullah ile tevessül etmek yani ondan şefaat istemek, güzel bir şeydir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı.) Resulullah hakkı için diyerek veya Resulullahın varisi olan evliya hürmetine Allahü teâlâdan bir şey istemenin caiz olduğunu, Maruf-i Kerhi de bildirmektedir. Herhangi bir müctehidin caiz olur dediği bir şeyi yapana mani olmamalıdır. Bunun için, kabir ziyaret edenlere, evliyanın mezarlarıyla teberrük edenlere, hastasının iyi olması için veya kaybolan şeyi bulmak için bunlara nezir yapanlara mani olmamalıdır. Adak yaparken, evliyaya adak demek mecaz olup, türbeye hizmet edenlere adak demektir. Geçmiş evliyaya dil uzatmak, öldükten sonra da keramet gösterdiklerine inanmamak, ölünce velilikleri biter sanmak ve onların kabirleriyle bereketlenenlere mani olmak, haramdır. (Hadika) Bir kimse, ölmüş bir veli için nezir eder ve adak ettiği malın ölünün olmasını niyet ederse, bu nezir sahih olmaz. Ölünün olmasını niyet etmezse, nezri sahih olur. Evliya için adak yapan hiç kimse, adak olunan malın ölüye verileceğini düşünmez. Ölünün bir şey almayacağını, bir şey kullanmayacağını, bu malların fakirlere veya türbede hizmet edenlere verileceğini bilmeyen yoktur. (Tuhfe) Hayvan kesmeyi, Allahü teâlâ için, şartsız olarak adamalıdır. Etleri fakirlere dağıtıp, bunların sevabını bir veliye, büyük zata hediye etmek caiz olur. Sonra, bu nezrin, sadakanın ve bu velinin hürmetine muradın hâsıl olması için dua edilmelidir. Yahut, (Filanca işim olursa, Allah için, mesela Eyyüb'de bir koyun kesip, etlerini Eyyüb Sultan hazretlerinin komşusu olan fakirlere dağıtıp, sevabını Onun ruhuna hediye edeceğim) diye adamalıdır. Böyle şartlı adak hayvanı, murat hâsıl olmadan önce kesilemez. Hayvanı mezarın yanında kesmemelidir. Türbelere bez, iplik bağlamak, mezarlara mum yakmak da, dinimizde yoktur. Bunları Hıristiyanlar yapar. Mezara mum yakılmaz. Türbeye hizmet eden, orada ibadet eden fakirlere mum götürülürse, sadaka sevabı olur. Bu sevab ölüye bağışlanır. Ölüye mum lazım değildir. Müminin kabri, Cennet bahçesidir. Nur içindedir. Kâfirinki ise, Cehennem çukurudur. Azap doludur. Mum onu azaptan kurtarmaz. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Türbelerden şifa beklemek, şirk olan bir hurafe midir? CEVAP: Şifayı veren Allahü teâlâdır. Türbeden şifa beklenmez; ancak orada yatan evliya vasıtasıyla dua etmek ve onlardan yardım istemek gerektiğini Peygamber efendimiz bildirdi. Buna hurafe veya şirk demek, çok tehlikelidir. İbni Mace'nin bildirdiği hadis-i şerifte, kendisi de, (Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum) diye dua ederdi. Gazalarda ve sıkıntılı anlarda da, muhacirlerin fakirleri hürmetine dua ederdi. (Taberani, Ebu Nuaym) İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah'ın kulları bana yardım edin!" desin; çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani] (Hayvanı kaçan, "Ey Allah'ın kulları bana yardım edin, Allah da size acısın" desin!) [Hısn-ül hasin] Evliya, enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi, onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kıldı. Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki: Ölülerden bir şey isterken, yani sebeplere yapışırken; bu işleri sebeplerin değil, Allahü teâlânın yaptığına inanmalıdır. (Hadika) TÜRBEYE GİTMENİN FAYDASI Müfti-yüs-sekaleyn olan, şeyhülislam Ahmed bin Kemal Paşa hazretleri buyuruyor ki: İnsanın ruhu, bedenine âşıktır. Ölüp, ruh bedenden ayrılınca bu sevgisi yok olmaz. Ruhun bedene olan bağlılığı ve çekmesi, öldükten sonra yok olmaz. Ölünün kemiğini kırmak ve kabir üzerine basmak, hadis-i şerifle, bunun için yasak edilmiştir. Bir kimse, bir velinin kabrini ziyaret edince, ikisinin ruhu buluşurlar. Çok fayda hâsıl olur. Kabir ziyaretine izin verilmiş olması, bu faydanın hâsıl olması içindir. Kabirdekinin ruhu ile ziyaretçinin ruhu, birer ayna gibidir. Işıkları birbirlerine akseder. Ziyaret eden, kabre bakıp, Allahü teâlânın kazasına razı olup, ruhu bunu duyunca, ilmi ve ahlakı feyzlenir. Bu feyz, kabirdekinin ruhuna akseder. Meyyitin ruhuna, cenab-ı Hak'tan gelmiş olan ilim ve feyzler de, ziyaret edenin ruhuna akseder. (Şerh-ı hadis-i erbain) İbni Abidin hazretleri buyurdu ki: İmam-ı Şafii, İmam-ı a'zam Ebu Hanife'ye karşı çok edepli, saygılıydı. Onun hakkında, (Ebu Hanife'yle bereketleniyorum. Kabrine gidiyorum. Güç bir sual karşısında kaldığım zaman, kabri yanında iki rekât namaz kılıp, Allahü teâlâya dua ediyorum. Cevabı hemen hatırıma geliyor) buyurmuştur. (Redd-ül-muhtar) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Başarılı olmak için, neler tavsiye edilebilir? CEVAP: Başarılı bir iş adamı diyor ki: Otuz yıllık çalışmalarım esnasında, başarılı olmak için uygulamaya çalıştığım prensiplerimden bazıları: 1- Şirketteki herkesin, işinin sahibi olduğunu anlatmaya uğraştım. Yani, şirketimi sahiplenmedim, bu şirket benim demedim. Başarımızın sırrının sen ben değil, biz olduğuna inandırmaya çalıştım. 2- Yetki verdiğim arkadaşlara, kendimden daha çok güvendim. Onların yalnız bana değil, ahirette yüce Allah'a da vereceği hesaba göre çalışmasını anlattım. 3- Görevine bakmadan, herkesi kendimden daha kıymetli gördüm; kimseyi incitmemeye çalıştım. 4- Bütün çalışanları, dünya ahiret kardeşim olarak gördüm. Hiç kimseye işçi diye bakmadım. 5- Herkesin bütün isteklerine, elimden geldiği kadar yardımcı oldum. Bazılarının hallerine bakarak, karşılıksız yardımlarda bulundum. 6- Görevine bakmadan, haklının yanında oldum. Hiç kimseyi diğerine ezdirmemeye çalıştım. 7- Hep vermeyi düşündüm, almak aklıma bile gelmedi. Menfaatimi hiç düşünmedim. 8- Bana en büyük zararı verip, hakaret edenleri de affettim. Elimden gelen iyiliği yine yaptım. 9- Hiç kimseyi incitmemeye, herkese karşı güler yüzlü ve tatlı dilli olmaya elimden geldiği kadar gayret ettim. 10- Herkesin fikrine hak verdim. Sabırla dinledim. Sonunda da doğru olanı söyledim. 11- Hayatım boyunca kanunlara uymaya çalıştım. Herkesin de uyması gerektiğini anlattım. 12- Mümkün olduğu kadar kendimi aradan çektim. Herkesin başarılı olmasını bekledim. 13- Çok zarar ve sıkıntı çektim; ama hiç kimsenin, yüzüne vurmadım, sabrettim. 14- Birbirlerini çekiştirmekten, dedikodudan ve fitneye sebep olmaktan sakınmalarını söyledim. 15- Görevine bakmadan herkese kıymet verdim. Unutulmuş değil, hep aranır bir eleman durumunda olduğunu hissettirmeye çalıştım. 16- Elemanların getirdikleri teklifleri, uygunsuz olsa bile, takdirle karşılamaya çalıştım. 17- En büyük başarımızın birlik ve beraberlikte olduğunu, kendimizi beğenmekten ve başkalarını hakir görmekten çok sakınmamız gerektiğini, her zaman anlatmaya uğraştım. 18- Hayatın fâni olduğunu, asıl gayenin insanların duasını almaya ve Allahü teâlânın rızasını kazanmaya bağlı olduğunu anlattım. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
ADALET, GÜLER YÜZ VE TATLI DİL 1- Adaletle hareket etmeli. Adalet sınırı aşılınca kalb kırılır. Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerinse, süsü ve güzelliğidir. 2- Başarılı olmak için dört şart var: İman, adalet, doğruluk, fedakârlık. 3- Merhametli olmalı, affetmesini bilmeli. Allahü teâlâ, başkasına acımayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez, başkasının özrünü kabul etmeyenin özrünü kabul etmez. Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de Onun kullarına öyle muamele edelim. Eğer biz Onun kullarına iyilik yaparsak, Cenab-ı Hak'tan iyilik buluruz, eğer biz Onun kullarını kırar dökersek, Allahü teâlâ da bizi kırar döker. Affedersek, biz de Onu affedici buluruz. Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri, (Allahü teâlânın rızasına giden yolların en kestirmesi, insanları sevindirmektir) buyuruyor. 4- Herkes bizi, Allah'ı sevdiğimiz kadar sever. Allah'tan korktuğumuz kadar, bizden korkar. Allah'a itaat ettiğimiz kadar, bize itaat eder. Allahü teâlâya hizmet ettiğimiz kadar, bize hizmet ederler. Her işimiz, Onun için olsun. Yoksa, hiçbir işimizin faydası olmaz. 5- Başkasını düzeltmek isteyen, önce kendini düzeltmeli. Kendi nefsini terbiye edemeyen, başkasınınkini hiç terbiye edemez. 6- Yumuşak ve mülayim olan kazanır. Sertliğin hiçbir yerde ve hiçbir kimseye karşı faydası yoktur. 7- Başarılı olmak iki şeye bağlıdır: Doğruluk, sevgiyle yaklaşıp herkesle barışık olmak. 8- Her iki taraf dinlenilmeden, karar verilmemelidir. 9- Hem kendisine yapılana, hem de kendisinin yapmak istediklerinde sabırlı olmalı. 10- Kızmamalı, öfke insanın aklını örter. Kötülükler her zaman öfkeden doğar. Soğukkanlı ve cesur olmalı. 11- Sözünü dinletmek isteyen, önce kendisi söz dinlemesini bilmeli. 12- Herkese iyi davranmalı, saygılı, edepli olmalıdır. 13- Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olmasıdır. Güler yüzlü olmayanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. Cömert olmayan, vermekten hoşlanmayan, insanların sevgisini kazanamaz. Sırf Allah rızasını gözetmeyenin, yaptığı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyenin, ihlâsı zedelenir. Allahü teâlâ da ihlâssız kimseyi muvaffak etmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
KALB KIRMAMAK, GÜNAH İŞLEMEMEK 1- Hiç kimseye şüpheyle yaklaşmamalı. İnsanlara nasıl yaklaşırsak, onlar da bize öyle yaklaşır. 2- Hiç kimseyi incitmemeli. Küfürden sonra en büyük günah kalb kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmamalı. İnsanların kalıbıyla yani görünüşüyle değil, kalbiyle meşgul olmalı. Onların kalıbıyla değil, kalbiyle iş görmeli. Muhatabımız kalıp değil, kalb olsun. Müslüman kardeşinin kalbini kıran, Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günaha girer. Müslümanın kalbi, nazargâh-ı ilâhidir, çok dikkat etmelidir. 3- Kimseyle tartışmamalı. Münakaşaya girişmek, fayda kapılarını kapatır. Münakaşa dostun dostluğunu giderir, düşmanın düşmanlığını artırır. 4- Maiyetiyle yani emri altındakilerle laubali olmamalı, ciddi ve mert olmalı. 5- Kendisini üstün görmemeli, kibirden, büyüklenmekten sakınmalı. 6- Kısa ve net konuşmalı, işi sürüncemeye bırakmamalı. Hayırlı söz, kısa ve yol gösterici olandır. 7- İşine hâkim olmalı, kâr ve zararın nereden geldiğini bilmeli. 8- Kendisine düşünecek zaman ayırmalı. 9- Hissî davranmamalı ve sabit fikirli olmamalı. 10- Verdiği işin neticesini istemeli ve almalı. 11- Özür dileyenin özrünü kabul etmeli. 12- Kendisini diliyle ve haliyle sevdirmesini bilmeli. Maiyetimiz bizi sevmiyorsa noksanlık bizdedir. 13- Sorulan her suale, kendisinin ve karşısındakinin ahiretini düşünerek cevap vermeli. 14- Her şeyi vaat etmemeli, vaat ettiğini de mutlaka yerine getirmeli. 15- Su-i zan etmemeli, geniş ihtimalle düşünmeli; fakat insanın her an hata yapabileceğini de unutmamalı. Bunun için de, denetimi ihmal etmemelidir. 16- Hüsn-i zan etmeli; ama şeytan ve nefsi unutmamalı. 17- Hıyanete meydan vermemeli, haini affetmemeli. 18- Başarıları Allahü teâlâdan, başarısızlıkları günahlarından bilmeli. 19- Her sıkıntının, her başarısızlığın, her derdin ilacı, doğru kılınan namaz ve istiğfardır. Allahü teâlâ günah işleyen bir kulunu başarılı kılmaz. 20- Allahü teâlâ günah işlemeyenlerden ve günah işlenmeyen yerlerden razıdır. Kendimiz günahtan sakındığımız gibi, arkadaşlarımızı da günahtan korumaya çalışmalıyız. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
LİDERLİK, İYİ VE KÖTÜ YÖNETİCİ 1- Liderlik vermek sanatıdır, almak değil. Başarının sırrı vermektir. 2- Yönetici, dengeyi iyi koruyandır. Cenab-ı Hak her şeyi, hesap ve denge üzerine yaratmıştır. 3- İş liderdedir. Öndeki iyi olursa, netice iyi olur. Öndeki kötü olursa, netice bozuk olur. 4- Lider, kendini aradan çeken kimsedir. Bardaktan kendi benliğini çıkartıp, onun yerine temsil ettiği kimseleri koyan kimsedir. Bardakta kendisi bulunduğu müddetçe, oraya başka bir şey giremez. Kendini aradan çekmedikçe, ben ben dedikçe lider olunmaz. 5- Ateş düştüğü yeri yakar. Yürek yanacak, acı çekecek. Acı çekmiyor, yürek yanmıyorsa, memur zihniyetiyle lider olunmaz. Mevki, mal sevdasıyla lider olunmaz. Ne ki dinimizce "güzeldir", onu örnek almak lazımdır. Bir işin delisi olmadıkça, o işin velisi olunmaz. 6- İnsanlara rehberlik eden, yol gösteren kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik edemez. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip kötülüklerden menedici olması, misafirperver ve geceleri insanlar uyurken ibadet edici olması, bilgili ve cesur olması gerekir. 7- İdareci yükünü dağıtmalı, emri altındakilere durumlarına göre uygun görevler vermeli. Tek kişide bütün yük toplanmamalı. Tek kişide bütün iş, yük toplanırsa, altından kalkılamaz, işler tıkanır. 8- Her işi ben yapacağım diyen idareci, kötü bir yöneticidir. İşi ehline verdikten sonra, artık yöneticinin işi olmaz. İşi olmaz demek, iş yapmaz, işleri takip etmez demek değildir. O, teferruatla uğraşmaz, her şeye karışıp bunaltmaz. İşe yön verir, bu yönde gidilmesini temin eder. 9- Çok çalışmamız, maiyetimizi başarılı kılmaz. Çok fazla müdahale başarıyı önler. 10- Kabiliyetli, iyi yönetici, şahsa göre uygun iş verebilendir. Yoksa ondan iş isteyen değil. Bir şeyin tamamını elde edemezsek, tamamını terk etmeyelim. Bir insandan tamamen istifade edemiyorsak, onu sokağa atmayalım. İstifade edebileceğimiz yerde, istifade edebileceğimiz miktarda, istifade edebildiğimiz kadar ondan istifade edelim, her insan ayrı seviyede, ayrı kemaldedir. 11- Aciz insan kibirli olur. Maiyetine kibirli davranan, zayıf insandır, boş insandır. 12- İyi bir yönetici olmamız, maiyetimizin bizi sevmesiyle belli olur. 13- Hasislik noksanlıktır. Cimriler noksandır. Yanında insan yetiştirmeyen hasistir. Bahçıvan, bir gül için bin diken yetiştirir. Bir kişi deyip geçmemeli. İyiliğin de, kötülüğün de azını küçümsememeli. Tarihe bakınca, bir devleti batıranın da, kurtaranın da birer kişi oldukları çok görülür. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
EMİRE İTAAT VE HEDEF BİRLİĞİ 1- İnsan çalıştırmanın temel şartı, heves kırmamaktır. 2- İdareci olan kimsenin odasına kapı çalınmadan girilebilmeli. Maiyetindekiler, yanına gelmekten çekinmemeli. Eleman, ceketini nefretinden değil, muhabbetinden iliklemeli. Bir Müslüman, bir Müslümanın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, o kendisinden çekinilen Müslümanın son nefesinden korkulur. 3- Bir ekipteki eleman herhangi bir kusur işlerse, bu kusur ve kusurun günahı, ekip başına aittir ve o da sorumludur. Baş olmak, ahirette pişmanlıktır. 4- Bütün idareciler, bir eli boynunda bağlı olarak hesap gününe geleceklerdir. Hesap temiz çıkarsa çözülüp Cennete, kötü çıkarsa, diğer eli de bağlanıp Cehenneme götürülecektir. 5- Emire itaat etmeli, karışmamalı, iki üç başlılık olmaz. Çatal kazık yere batmaz. Ne kadar çok çatal olursa yere batması o kadar zor olur. Müslümanlar bir vücut gibidir. Bu vücudun da bir başı var. İki başlı olsa olmaz. Zaten iki başlı bir yaratık görünce herkes korkar, bir tarafa kaçar. 6- Bir toplumda herkes üzerine düşen vazifeyi yapmalı. Bir vücudun işe yaraması organların sıhhatli çalışmasına bağlıdır. Saatin dişlilerinden birinde arıza varsa saat çalışmaz, doğru göstermez. 7- Müslüman, dinine uydukça başarılı olur. Bu başarı onun değil sistemin başarısıdır. Sıkıntısının sebebiyse sisteme yani dinimize uymamaktan, nefsimize uymaktan kaynaklanmaktadır. Biz dinimize ne kadar uyabilirsek, o kadar rahat eder ve başarılı oluruz. Allahü teâlâ, (Allah'a, Peygambere ve sizden olan amire itaat edin) buyuruyor. Kim kendi aklına göre hareket ederse helak olur. Dinin emirlerine uymak birinci şarttır. Büyük engel insanın kendisidir. Nefsimize uymak, en büyük engeldir. 8- Bütün iş, birlik beraberliktedir. Bu temin edilirse, kimse bize zarar veremez. 9- Vekil asıl gibidir. Vekili üzmek aslı üzmek gibidir. Vekile itiraz asla itirazdır. 10- Emre itaat esastır. Bir vücutta bir ağız bulunur. 11- Emir kim olursa olsun, itaat edilir. Emire itaat etmek, Peygamber efendimizin emridir. Burnu kesik, Habeşli bir köle de olsa, fâsık veya facir de olsa, emire itaat vacibdir. Bunun şakası olmaz. 12- Bu din, kişinin kendisine itaatini kaldıran, sormayı, sorduğuna itaati emreden bir dindir. 13- Emirin haberi olmadan yapılan iş, girdi ve çıktı meşru değildir. 14- Hedef birliği çok önemli. Herkesin çektiği, hedefsizlikten, belirsizliktendir. Hedef birliği sevgiyi artırır. Hedefi olmayan gemiye, rüzgârın faydası olmaz. 15- Bir yumruk gibi olmalı. El açık olursa parmaklar zarar görür. Yumruk haline gelirse zarar görmez. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İSTİŞARE, AKIL VE BAŞARININ ENGELİ 1- Herkes bir sürünün çobanı gibidir. Çoban sürüsünden sorumlu olduğu gibi, her Müslüman da, bir kişi olsa bile, maiyetinden sorumludur. 2- Emîr oturursa, emri altındakiler yatar. Herkes başa bakar. Osmanlı padişahları ordunun başındayken, zaferden zafere koştular. Son dönemlerde saraydan idare başlayınca, olanlar oldu. 3- Âmir, vazife verdiği arkadaşa tam güvenmeli. Onun kendisinden daha kabiliyetli, ihlâslı olduğuna inanmalı. Bu zor iştir, ancak çok güzeldir. İşte mümin, böyle olur. 4- Disiplinli bölük, disiplinsiz ordudan iyidir. Namazını kılan, emîrine de itaat eden topluluk, zafere kavuşur. 5- Başarının sırrı sormaktır. 6- Her şey söz dinleyene verilir, her şey, bu (her şey)in içinde vardır. 7- İşi bilen değil, peki diyen kıymetlidir. Söz dinlemeyen, kabiliyetli olsa da başarılı olamaz. 8- İşlerinin doğru gitmesini isteyen, kendi başına hareket etmemeli. Akıllılarla istişare etmeli. 9- Kim kendi aklına göre karar verip de iş yaparsa, pişman olur. 10- İnsanın nefsi, (Ben haklıyım, ben biliyorum, kimseye ihtiyacım yok) der. Hâlbuki Allahü teâlâ Resulüne, (Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et!) buyuruyor. 11- Mümin istişarede menfaati gözetmez. Soran Allah rızası için sorar, cevap veren de Allah rızası için cevap verirse, zahirde yanlış bile olsa, Allahü teâlâ onu hayra tebdil eder, doğrultur. 12- Aklını bırak, kurtul; tâbi ol, saadet bul! 13- Akıllı insan aklını kullanır. Daha akıllı olan, başkalarının da aklını kullanır. 14- Başarı nedir? Başarı, öldükten sonra ahirette işe yarar şeydir. Ahirette işe yaramıyorsa, o başarı değildir. Başarının manisi insanın kendisidir, yani aklına, nefsine uymasıdır. 15- Yaşça ve ilimce daha aşağı olanın nasihatini kabullenmek, yüksek dereceli olmaya işarettir. 16- Hakkı, doğruyu kim söylerse söylesin kabul etmeli. Söyleyene değil, söylenen söze bakmalı. 17- Allah için istişare edince, Allahü teâlâ en iyisini karşınıza çıkarır. İstişare etmek, sormak nefsi kırar. Sormamak nefsi azdırır. Hiç kimse ilminin çokluğuyla iftihar etmemeli; çünkü ondan daha çok bilen vardır. Şeytan meleklerin hocasıydı. İlmi onu kurtarmadı. 18- Başkalarının acılarından ve geçmiş felaketlerinden ders almalı. Böyle insanların nasihat ve tavsiyelerine kulak vermeli. Yapacağımız işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danışmalıyız; çünkü onlar, kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüş ve bilgileri sana bedava verirler. İllâ bizim de başımıza gelmesini beklememiz doğru olmaz. Bize de çok pahalıya mal olur. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
DÜRÜSTLÜK, TASARRUF VE ÇOK ÇALIŞMAK 1- Âmir öyle olmalı ki, maiyetindeki herkes, (Âmir beni herkesten daha çok seviyor) diyebilmeli. 2- Cehennemlik görmek isteyen, kendi oturduğu halde, başkasını ayakta tutan kimseye baksın! 3- İşi ehline vermek lazımdır. Ehline vermeyen mesul olur. 4- İyi sebebe yapışan, iyi netice alır. Çalışırken netice alamazsak, suçu kendimizde aramalıyız. 5- Başarmak için inanmak lazımdır. 6- Ticaret hayatında rakiplerimizi, dünya hayatında düşmanlarımızı hafife almamalı. 7- Dört şeyi küçük olsa da küçük görmemeli: 1- Hastalık, 2- Yangın, 3- Düşman, 4- Zarar. 8- Tedbir almamak kibirdendir. 9- Zararın neresinden dönülürse kârdır. 10- Önümüze engel çıkarsa, bunu aşmaya uğraşmayalım, yanından dolaşalım. 11- Boş oturanları Allahü teâlâ sevmez. Bir kimse boş oturursa, ona şeytan musallat olur. 12- Çalışmak ibadettir. Çalışkan Müslüman, Allahü teâlânın dostudur. 13- Borçları ödemek, ırzını namusunu korumak ve ölünce geride kalanlara miras bırakmak için mal kazanmayan kimse hayırsızdır. Yani kendine ve topluma zararlıdır. 14- Paranın gittiği yerden, geldiği yer belli olur. Helal kazananın parası, helal yere gider. Haram kazananın parası harama gider. Bunlar birbirine gitmez. 15- Ticarette üç şart vardır: Kalite, fiyat, tatlı dille güler yüz. 16- İbadet için abdest şarttır, ticarette de doğruluk şarttır. 17- Düşünmekle ibadet olmaz, oturmakla ticaret olmaz. Kovandan çıkmayan arı, bal yapamaz. 18- Ticaret, kaidesine göre yapılırsa güzeldir. Ticaretin kaidesi de, dürüstlüktür, aldatmamak ve aldanmamaktır. Açıkçası kul hakkından korkmaktır, kul hakkını korumaktır. 19- Acele etmemeli. Acele eden, ya hata yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isabet kaydeder veya isabet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket Rahman'dandır. 20- Genelde aceleye sebep, dünyalık toplama hırsıdır. Kanaat sahibi olmalı. Kanaat bitmeyen bir hazinedir. Tasarruf ve kanaat edelim; zira bunlar, boyun eğme zilletinden daha kolay ve hayırlıdır. 21- Tevekkül etmek, Allahü teâlâya güvenmek; istişare edip, doğru sebeplere yapıştıktan sonra, boş durmak, yan gelip yatmak değildir. Allahü teâlâya yalvarmak demektir. Hatamız, kusurumuz, eksiğimiz olabilir, niyetimiz halis olmayabilir. Bizi affetmesi, hayırlısını ihsan etmesi, muvaffak etmesi için yalvarmak demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Resulullahı övmek ibadettir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid okumaya bazıları bid'at diyor, doğru mu? CEVAP: Mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid'at diyorlar. Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak, Allah'ı ve Resulünü sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] Erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için mevlid okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, Mevlid gecesinin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat) MEVLİD OKUMAK SEVABDIR Sual: (İmam-ı Şarani, mevlid cemiyetlerine büyük bid'at, İbni Abidin de, "Ölünün arkasından 7, 40 ve 52. geceler tertip etmek bid'attır. Bu gecelerde mevlid okutmak ölüye işkence olur" diyor. Mevlid okumak niye bid'at oluyor ki? CEVAP: Ne İmam-ı Şarani hazretlerinin kitaplarında, ne de İbni Abidin hazretlerinin kitaplarında böyle bir ifadeye rastlamadık. Böyle ifadeler olsa bile, bunlar Mevlid-i şerifin bid'at oluğunu göstermez. O geceleri tayin ederek, ölü için Kur'an okumak da günahtır. Dinimizde 7, 40 ve 52. gece diye bir şey yoktur. Bayram günleri oruç tutmak da günahtır. Suç oruçta değil, orucu, oruç tutulması haram olan bir günde tutmaktır. Kabahat hâşâ Mevlidde veya Kur'anda değil, bunları yanlış yerde okumaktadır. Aşağıda da görüldüğü gibi kötülenen Mevlid değil, haram karıştırılan Mevlid cemiyetleridir. Minarede yakılmak için yağ adamak batıldır. Seyyid Abdülkadir'e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde Mevlid okutmayı nezrederler. Hâlbuki bu Mevlide çalgı, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar) *** NOT: Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gece, Mevlid kandilidir. 8 ve 9 Mart'ta oruç tutulması iyi olur. Peygamber efendimiz, Pazartesi günü niçin oruç tuttuğunu soranlara, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Hak Sözün Vesikaları) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mevlid, Müslümanların bayramıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid ne demektir? CEVAP: Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gece, yani bu gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah'ın oğlu oldu) diyerek müjde getirince, sevinmiş ve (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb'in, her Mevlid gecesinde, azabı hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevab kazanır. Hafız ibni Cezeri Şafii diyor ki: Ebu Leheb'e rüyada sorulduğunda, (Çok azap çekiyorum. Ancak, Resulullahın dünyaya gelişini müjdeleyen cariyemi, sevinip azat ettiğim için, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Cenneti kazanır. (M. Nasihat) Resulullah efendimiz, Mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halifeyken Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah'ın doğumundaki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. (S. Ebediyye) Bugün veya yarın oruç tutmak iyi olur. Resulullah, kendi doğum günlerinde şükür için oruç tutardı. İslam âlimleri Mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid gecesi Kadir gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır. El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında, Mevlid gecesi Kadir gecesinden kıymetli diyor. (Ed-dürer-ül-mesun) (Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır Mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullahı öven çeşitli Mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye'de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid'at olmasını gerektirmez; çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid'at değil, sevab olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin, imanı gereği Resulullahı çok sevmesi gerekir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın alametidir. Bir hadis-i şerif meali: (Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Peygamber efendimizin ahlâkı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Herkesi terbiye eden birisi vardır. Ya ana babası veya hocası. Resulullah efendimiz de, (Beni Rabbim terbiye etti) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamıştır. Hakaret sayılabilecek bir söz söylememiştir. Kâfirlere en sert söz olarak, (Bilmiyorlar, bilseler böyle yapmazlardı) buyurmuştur. Herhangi bir şey istendiği zaman, yok dediği vaki olmamıştır. Varsa vermiş, yoksa susmuştur. Hiçbir kimse, hiçbir bakımdan, hiçbir şekilde Onun zerresi olamaz. Allahü teâlâ, Onu en mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hırka-i şerifin kokusu asırlardan beri sürüyor. Kokluyoruz, kokluyoruz, gitmiyor. Herhangi bir koku sürülmüş değil. Allah bir kulunu aziz ederse, kimse onu zelil edemez. Allah'ın zelil kıldığını da kimse aziz edemez. O âlemlere rahmettir. Onun ahlâkı, Kur'an ahlâkıydı. Yani, her işi Allahü teâlânın rızasına uygundu. ÖKSÜZÜN BAYRAM SEVİNCİ Bir bayram günü Peygamber efendimiz evinden çıkmış, mescide gidiyordu. Yolda bayram sevinci içinde oynayan çocuklara rastladı. Hepsi bayramlık yeni elbiseler giymiş, sevinç içinde sağa sola koşuyorlardı. İçlerinde zayıf ve çelimsiz bir çocuk vardı. Eski ve yırtık elbiseleri içinde, melul ve mahzun bir kenara çekilmiş, neşe ve sevinç içinde oynayan çocuklara bakıyordu. Peygamber efendimiz bu çocuğa buyurdu ki: - Yavrum, niye arkadaşlarınla gülüp oynamıyorsun da, bir kenara çekilmiş böyle duruyorsun? Çocuk kim olduğunu bilmeden dedi ki: - Ben hem öksüzüm, hem de yetimim. Babam, şehid oldu. Annem başka biriyle evlendi. Peygamber efendimiz çocuğun elinden şefkatle tuttu. Sevgiyle saçlarını okşadı. - Yavrum, ister misin ki, Resulullah baban, Aişe annen, torunları Hasan ile Hüseyin de kardeşin olsun? Yetim yavru, karşısındaki şefkat dolu, nur yüzlü insanın Peygamber efendimiz olduğunu anlayınca sevinçle dedi ki: - Ya Resulallah, nasıl istemem? Efendimiz aleyhisselam çocuğun elinden tutarak evine götürdü. Yedirip, içirip, yeni elbiseler giydirdi. Çocuklar onu tanıyıp etrafına toplandılar. Durumundaki değişikliği görüp sordular: - Nedir sendeki bu hâl? Yetim çocuk başından geçenleri anlattı. Diğer çocuklar, bu yetim yavrunun Peygamber efendimiz tarafından evlatlığa alındığını duyunca: - Keşke bizim babalarımız da, o savaşta şehid düşselerdi de, bizi de Resulullah evlatlığa alsaydı, dediler... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ecdadımızın güzel sözleri
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşağıdaki atasözlerinin, kötü maksatla söylendiği iddia ediliyor. Atalarımız, ne diye kötü maksatla söylüyor? Bu sözler kötüyse, niye asırlardır kullanılmıştır? CEVAP: Aşağıdaki atasözlerinin hiçbirisi kötü maksatla söylenmemiştir. Ecdadına kusur bulmak, kıyamet alametlerindendir. Ahir zamanda, sonra çıkan türedilerin eskileri suçlayacaklarını, Peygamber efendimiz haber vermiştir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlar.) [İbni Asakir] (Sonra gelenler, önceki âlimleri kötüler.) [Tirmizi] Atasözleri, birçok tecrübeden geçmiş, klişeleşmiş kıymetli sözlerdir. Bir sözün birkaç manası olabilirse de, ne maksatla söylendiği önemlidir. Sadece atasözlerine değil, hadis-i şeriflere bile, söyleniş sebebi bilinmediği için, uydurma damgası basanlar çoktur. Atasözlerinin kelime anlamına değil; deyim anlamlarına bakılır. (Bu adam gözümüzden düştü) denilince, (Adam gözümüze çıktı, oradan düştü) demek değildir. Kelime anlamı üzerinde durmak yanlıştır. Bakış açısının önemi Her şeye olumlu yaklaşmanın önemi, inkâr edilemez. Yarım bardak su olsa, olumlu bakan kimse, bardak yarısına kadar su ile dolu diyerek, mevcut olanı görür, yani iyi yönden bakar. Olumsuz zihniyetteki kimse ise, bu bardağın yarısı boştur diyerek, yok olanı görür, yani kötü yönden bakar. Bir ayakkabı firması, bir pazarlamacısını ayakkabı satmak üzere Afrika'ya gönderir. Bu adam, Afrika dönüşünde; (Ne yazık ki, bir çift bile ayakkabı satamayız; çünkü Afrika'da hiç kimse ayakkabı giymiyor, ayakkabı nedir bilmiyor) der. Meseleyi iyi bilen patron, hemen ardından bakış açısı farklı, olaylara olumlu bakan bir pazarlamacıyı gönderir. Bu pazarlamacı, büyük bir heyecanla döner, patronun odasına girer; (Afrika'da hiç kimsenin ayakkabısı yok! Bunları ayakkabı giymeye alıştırdık mı, milyonlarca ayakkabı satarız) der. Bu olay, bakış açısının önemini göstermektedir. Atasözlerinin de, ne maksatla söylendiğine bakmalı, öküz altında buzağı arar gibi, kötü anlamlar vermemelidir. Şimdi insafla, sağduyu ile eleştirilen atasözlerini ve parantez içindeki itirazları inceleyelim: 1- Akacak kan damarda durmaz. (Bela tellallığı yapılıyor.) CEVAP: Bazı işler vardır ki, ne kadar acele edilirse edilsin, iş olacağına varır. Olacakla, öleceğe çare yok da denir. Onun için, iki ayağı bir pabuca sığdırmaya çalışmak gereksizdir anlamında, güzel bir sözdür. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ecdadımızın güzel sözleri -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
2- Akıllı düşünene kadar, deli oğlunu evlendirir. (Deli olmak ve düşünmemek daha iyidir.) CEVAP: Başlanan bir işi bitirmeye çalışmalı, sağda solda oyalanarak, ince eleyip sık dokuyarak işi geciktirmemeli anlamında güzel bir sözdür. Düşünmemek ve deli olmakla ne alakası var? Bu kadar ters bakış açısı nasıl olur ki? 3- Ateş, düştüğü yeri yakar. (Çevresini de yaktığını unutmamalı.) CEVAP: Birisinin derdi başkasına fazla etki etmez, kendi başına gelmeyen, bunun acısını anlamaz demektir. Bir çocuğa bir zarar gelse, elbette annesi ve ailesi daha çok üzülür. Onun için, (Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar) demişlerdir. Nasrettin Hoca ağaçtan düşüp, oy kalçam dediği zaman komşular, neyin var, kan falan akmıyor, niye inliyorsun demişler. Hoca da, (Siz hiç ağaçtan düştünüz mü, düşmediyseniz acımı bilemezsiniz) demiş. Öyle ya, kimse kimsenin derdini bilemez. (Ateş düştüğü yeri yakar) atasözü ne kadar güzeldir. Bir arkadaş anlattı: Üç ağabeyim, delikanlıyken, bunların peşine de babam genç yaşta vefat etmişti. Ben küçükken, annem televizyondaki her kaza haberinde, şu kadar ölü var denince ağlardı. Olay dünyanın neresinde olursa olsun, fark etmezdi onun için. Ben de çocuk aklımla, anne ne ağlıyorsun, dünyanın öbür ucunda olmuş, tanımıyorsun etmiyorsun derdim. (Yavrum ben onlara ağlamıyorum, onların sahiplerine ağlıyorum, şimdi ne yapıyorlar!) derdi. Meğer, kendisini yakan ateş, şimdi başka evleri yakıyor diye ağlıyormuş. Annemin meğerini anlayamamıştım. 4- Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın. (Başkalarını sokabilir.) CEVAP: Bizi ilgilendirmeyen ve düzeltemeyeceğimiz zararlı şeylerin üstüne giderek başımızı derde sokmamalıyız demektir. Başkalarının başını derde sokmasına engel olmak, yetkililerin vazifesidir. Herkes, kendisine göre yılan zannettiğini helak etmeye kalkarsa, anarşiden geçilmez. 5- Besle kargayı oysun gözünü. (Kimseye iyilik etme.) CEVAP: Bu kadar ters yorum olur mu? Bülbül denmiyor karga deniyor. Bu, nankör iyilikten anlamaz, üstelik sana zararı dokunur demektir. Bir kimse Hazret-i Ali'ye kötülük ediyor. Hazret-i Ali, (Ben ona hiç iyilik etmemiştim, o niye bana kötülük düşünüyor ki?) buyuruyor. Kötü insanlara iyilik edince, bize bir zararı dokunabilir denmek isteniyor. Bu anlamda hadis-i şerif de vardır. Kötü kimselere iyilik edince, onların vereceği zarara dikkat çekiliyor. Ne kadar güzel bir sözdür! (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ecdadımızın güzel sözleri -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
6 - Merhametten, maraz doğar. (Kimseye acımamalı.) CEVAP: Bir önceki maddede açıklandığı gibi, kargaya iyilik edersek gözümüzü oyar. Yılana acımayıp, koynumuza koyarsak, bizi sokar. Bu söz, kötülere iyilik ederken dikkatli olmayı vurguluyor. 7- Can çıkar, huy çıkmaz. (Eğitim diye bir şey var.) CEVAP: Bu söz, gazap, şehvet gibi insanın fıtratında olan şeylerin tamamen yok edilemeyeceğini bildirmek için söylenmiştir. Kimi insan, ne kadar eğitim alırsa alsın pasiftir, kimi de aktiftir. Bu doğuştandır. Terbiye ile bu vasfı yok etmek mümkün olmaz. Terbiye etmek başka, yok etmek başkadır. Bir erik çekirdeği, ne elmadır, ne de eriktir. Bu çekirdek, toprağa konur, sulanıp gübrelenirse, erik ağacı olabilir. Bu ağaçtan da erik alınabilir. Bu ağaca ne kadar bakılırsa bakılsın, erik çekirdeğinden elma olmaz. İşte can çıkar huy çıkmaz bu anlamdadır. Dinimize uygun, çok güzel bir atasözüdür. Aynı anlamda hadis-i şerif de vardır. 8- İnsan yedisinde neyse, yetmişinde odur. (Gelişme, eğitim, değişim yok sayılıyor.) CEVAP: Bu söz de, (Can çıkar, huy çıkmaz) atasözü de aynıdır. Yukarıda cevap verilmiştir. 9- Bal tutan parmağını yalar. (Yolsuzluğa açık davetiye...) CEVAP: Bunu, ancak hırsız olanlar, böyle yorumlar. Bal yemek denmiyor, parmağını yalamak deniyor. Yani bulaşanı yalamak deniyor. Bir insan bir işte çalışıyorsa, iş yerine zarar vermeyecek kadar normal kabul edilen işlerden faydalanmayı gösterir. Mesela, iş yerinin telefonunu ihtiyaç kadar kullanmak, cep telefonumuzu şarj etmek gibi şeyler kast ediliyor. 10- Fazla mal, göz çıkarmaz. (Başkaları aç kalır.) CEVAP: (Başkaları aç kalır) demekle, zenginliğe ve fazla mala düşmanlık ediliyor. İnsan helalinden çok kazanmışsa, zekâtını da vermişse, ne zararı olur ki? Başkası niye aç kalsın ki? Çok mal sahibi olmak niye suç ki? Komünizmdeki gibi, varlıklı sınıf yok edilmek mi isteniyor? Çok çalışıp çok kazananla tembel, aynı mala sahip olursa, adaletsizlik olmaz mı? Çalışıp kazananın hakkını vermek gerekir. Burada atasözüne değil, fazla mala düşmanlık var. 11- El öpmekle, dudak aşınmaz. (Ama hastalık bulaşır.) CEVAP: Bir insan, önemli bir işini gerçekleştirmek için, birine saygı göstermekle, ricada bulunmakla, alttan almakla bir şey kaybetmez anlamındadır. Burada müdaranın önemi bildiriliyor. Müdara, dini zarardan kurtarmak için dünya menfaatinden vermek, güler yüz göstermek, İslamiyet'in dışına çıkmadan, gönül almaktır. Bu husus, hadis-i şerifle de emredilmiştir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ecdadımızın güzel sözleri -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
12- Köprüyü geçene kadar, ayıya dayı de. (Ayıların dayı yapılması isteniyor.) CEVAP: Kasıtlı bir yorum bu... Ayı nasıl dayı yapılır ki? Niye deyim anlamına değil de, ayının kelime anlamına bakılıyor? Buradaki ayı, hayvan değil, kaba saba adam, görgüsüz kimse demektir. (El öpmekle dudak aşınmaz) sözü de aynı anlamdadır. İşin bitene kadar bunlarla iyi geçinmek, gerekirse müdara etmek gerekir demektir. 13- Çok bilen, çok yanılır. (Bir şeyi bilmeye gerek yok, cahil kal.) CEVAP: İnsan ne kadar bilgili olursa olsun, yanılma ihtimali vardır. Çok bilenlerin de dikkatli konuşmaları gerektiğini ikaz eden kıymetli bir sözdür. Çok bilmek, yanılmayı engellemez demektir. Çok bilen, zirvedeki insan gibidir, onun yanılması yani zirveden düşmesi, başkasının düşmesine benzemez, paramparça olabilir demektir. Bununla ilgili bir menkıbeyi de bildirelim. İmam-ı a'zam hazretleri, yüksek yerde oynayan çocuğu ikaz için, (Yavrum dikkat et, aşağı düşebilirsin) der. Çocuk da, (Amca benim düşmem önemli değil, asıl sen dikkat et, sen düşersen sana ve çok kimseye zararı olur) der. Bu cevaba, İmam-ı a'zam hazretleri çok ağlar. Yüksek yerdeki bir kimsenin düşmesiyle veya düşürülmesiyle sıradan birinin düşmesi aynı olmaz. Mesela bir Menderes'in düşürülmesi tarihe geçti. Burada çok bilenlerin, yüksektekilerin daha çok dikkat etmesi gerektiği vurgulanıyor. Bunu, (cahil kalın) diye yorumlamak art niyetin ürünüdür. 14- İyilik yap, denize at. (Kimseye acımamalı.) CEVAP: Bu atasözünün devamı var: İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. Yani, iyiliği Allah rızası için yap, karşıdakinden teşekkür bekleme! O teşekkür etmese de, Allah sana bunun ecrini verir demektir. İyiliği götür, denize at denmiyor ki. Bu kadar basit anlayış olamaz. İslam âlimleri, (İyilik ticaret değildir, ben şunu yaptım, karşılığında sen ne yapacaksın denmez) buyuruyor. 15- Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane. (Doktora gerek yok.) CEVAP: Ne insafsızlıktır bu. Bu söz, her canlı, hastalık, kaza gibi bir sebeple ölecek demektir. Ecel gelmişse bir şey bahane olur, ölüme çare yok demektir. Doktora gerek yok demek cahilliktir. 16- Tereciye, tere satılmaz. (Bal gibi satılır.) CEVAP: Bir işi iyi bilen kimseye, o konuda uzun uzun anlatmanın uygunsuz olduğunu bildiren güzel bir sözdür. Bunun için, (Arife tarif olmaz) derler. Tarif etmek gereksiz; çünkü arif bunu bilir. Tereyle, tereciyle alakası yoktur. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ecdadımızın güzel sözleri -5-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
17- Elle gelen, düğün bayram. (Mücadele etmemeli.) CEVAP: Toplumu ilgilendiren genel bir sıkıntı varsa, bu, insana bir teselli olur. Mesela bir deprem olunca, herkes etkilenir. Birisinin gelip bizim evimizi başımıza göçürmesiyle depremin göçürmesi farklı olur. Elle gelende bir teselli olur anlamındadır. 18- Üzümünü ye, bağını sorma. (Kaynak araştırması yasak ediliyor) CEVAP: Bu söz, kaynağı yasaklamıyor. (Üstüne vazife olmayan şeylere karışma, her şeye burnunu sokma) demektir. Önemli olan, bir nimetin gelmesidir. Nereden ve nasıl geldiğini araştırmaya kalkmak lüzumsuzdur. Mesela devlet, yeşil kart çıkarttı, tedavide başka kolaylıklar çıkarttı, ihtiyarlara, işsizlere maaş bağladı, niye bu iyilikleri bize yapıyorsunuz, bize verdiğiniz parayı hangi gelirlerden elde ediyorsunuz, bu parayı hazırlayan memurların tahsilleri nedir gibi sözler lüzumsuz denmek isteniyor. 19- Öğretmenin vurduğu yerde gül biter. (Çocukların ruhunda izi kalır.) CEVAP: Bu terbiyenin önemini göstermektedir. Öğretmen, ana baba gibi, acıyarak ikaz ederek terbiye eder. Bu ikazlar, ileride işe yarar demektir. Çocuk ileride, (Öğretmenim beni ikaz etmeseydi, ben kötü yola düşebilirdim, iyi ki beni terbiye etti) der anlamındadır. 20- Bir dirhem et, bin ayıp örter. (Şişmanlar kulübüne dönelim) demekmiş. CEVAP: Zayıf ve cılız insanlar, biraz kilo alınca, daha canlı daha sevimli, daha güzel görünürler demektir. Bu zayıflar için söylenmiştir. Şişmanlayın denmiyor ki. 21- Su akarken, testiyi doldurmalı. (Fırsatçılara davetiye çıkarılıyor.) CEVAP: Art niyetli olan, böyle düşünür. (Ele geçen fırsatları değerlendir, sonra pişman olma) demektir. Şu hadis-i şerif bunu çok güzel açıklıyor: (İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölmeden önce hayatın kıymetini bil.) Elden imkânlar çıkmadan, bunları değerlendirmek gerekir denmek isteniyor. Mesela, yağmurlar yağıp boşa gitmemeli, su akarken testiyi, barajı doldurmalıdır. Kışın ihtiyacını yazdan hazırlamalıdır. Ahiret için de, dünyada hazırlanmalıdır. Yazıyı bir fıkra ile bitirelim; arif olan anlar: İki kör mantı yerken, biri ötekine, (Niye öyle ikişer ikişer yiyorsun?) der. Arkadaşı, (Yahu, sen de körsün, benim öyle yediğimi nereden biliyorsun) der. Diğeri, (Ben ikişer ikişer yiyorum da, seni de, kendim gibi zannettim) der!.. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın, yarattıkları içinde en çok sevdiği zat, Peygamber efendimizdir. Bir hadis-i kudside buyuruluyor ki: (Ey Resulüm, İbrahim'i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) Allahü teâlâ indinde, ondan daha makbul, ondan daha sevgili kul yoktur. Ondan razı olması kesindir. Kim ona benzerse, ondan da elbette razı olur. Kim onu severse, onun sünnetine yapışırsa, Peygamber efendimize benzemeye çalışırsa, onu daha çok sever. Nitekim Ehl-i sünnet âlimleri, (Mütâbeat gibi hiçbir üstünlük yoktur) buyuruyor. Mütâbeat, Peygamber efendimizin sünnetine tâbi olmak, yani ona uymak, onun ahlâkıyla ahlâklanmaktır. Peki, Peygamber efendimizin ahlâkı nasıl bir ahlâktır? Peygamber efendimiz, (Rabbim beni terbiye etti) buyuruyor. Peygamber efendimizin vefatından nice seneler sonra gençler, yani Peygamber efendimizin son zamanlarına yetişenler veyahut da tabiinden olanlar, Hazret-i Aişe validemize geldiler, dediler ki: - Ey annemiz, Peygamber efendimizin ahlâkından bize bir şeyler anlatır mısın? Hazret-i Aişe validemiz de buyurdu ki: - Onun ahlâkı, Kur'an ahlâkıydı. Kur'an ahlakı ne demektir? Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ ne bildiriyorsa, ne buyuruyorsa, Kur'an-ı kerimin sanki şekillenmişi, tecessüm etmiş hâliydi, her hareketi Kur'an-ı kerime uygundu. Yani, Allahü teâlânın rızasına uygundu. Hiçbir fiili, hiçbir sözü, hiçbir hareketi Allahü teâlânın rızası dışında değildi. Öyle bir ahlâk ki, her şeyi Allahü teâlânın rızasına uygun. Onun için Peygamber efendimize benzemek, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'ın sevgili kulu olmak demektir. İşte evliya, hakiki Ehl-i sünnet âlimleri, Peygamber efendimize o kadar benziyorlar, Onun sünnetine o kadar yapışıyorlar, Onun dinine o kadar sarılıyorlar ki, artık onlar için Peygamber efendimize tâbi olmanın dışında herhangi bir harekette bulunmak mümkün değildir. Adeta Peygamber efendimizde fani olmuşlar. Ona zaten tasavvufta, (fena-firresul) yani Resulullah efendimizde fani olmak deniyor. Onun gibi oturmak, Onun gibi konuşmak, Onun gibi yatmak, Onun gibi dinlemek, Onun gibi söylemek... Her hâl ve hareketinde tam ve noksansız olarak Peygamber efendimize benzemek... Kimde teşekkül ederse, o Allahü teâlânın sevgili kuludur; çünkü Peygamber efendimize benzemekle, Allahü teâlânın razı olduğu ahlâkla ahlâklanmış oluyor. İşte ancak buna, sevgili kul denir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: En faziletli şeyler nelerdir? Bu konuda hadis var mıdır? CEVAP: Evet, çok hadis-i şerif vardır. Ancak, hadis-i şeriflerle amel etmek bizlere caiz değildir. Yanlış anlamaya sebep olabilir. Lüzumlu dini bilgiler, fıkıh kitaplarından öğrenilir. Bir şeyin kıymetli olması, hâle, zamana ve kişinin durumuna da bağlıdır. Onun için, (En faziletli şey şudur) diye kesin bir şey söylenemez. Peygamber efendimiz, en faziletli şeyi, soranların hallerine ve içinde bulunulan şartlara göre bildirmiştir. Mesela yiyeceklerin bol bulunduğu; fakat suyun bulunmadığı yerde, susuzluktan yanan kimseye bir bardak su vermek, fırın dolusu ekmek vermekten daha makbul olur. Vahşi hayvanların veya düşmanların saldırısına veya tehlikeli bir hastalığa maruz kalan kimsenin, ölümden kurtulmasına sebep olmak, ona yapılacak diğer iyiliklerden daha kıymetlidir. Faziletli şeylerin bazıları, hadis-i şeriflerde şöyle bildiriliyor: (En faziletli amel, imandır. En faziletli iman, Allah'ı hatırından çıkarmamaktır.) [Taberani] (En faziletli amel, Allah için sevmek, Allah için buğz etmektir.) [İ. Ahmed] (En faziletli amel, namazdan sonra, ana babaya iyilik etmektir.) [Müslim] (En faziletli amel, namazdan sonra, zekâttır.) [Taberani] (En faziletli amel, zikirdir. En faziletli zikir ise, La ilahe illallah demektir.) [Taberani] (En faziletli amel, Allah'a hüsnü zandır.) [Begavi] (En faziletli amel, helal kazançtır.) [İbni Lâl] (En faziletli amel, selamlaşmayı yaymaktır.) [Berika] (En faziletli amel, Kur'an okumaktır.) [İbni Kani] (En faziletli amel, sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi] (En faziletli amel, iyi niyetli olmaktır.) [Hâkim] (En faziletli amel, nefse zor gelendir.) [İ. Gazali] (En faziletli amel, herkes uykudayken, gece namaz kılmaktır.) [C. Yolu] (En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır.) [Ebu Davud] (En faziletli amel, bir müminin ayıbını örtmek, karnını doyurmak veya bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [İsfehani] (En faziletli amel, seni yoklamayanı yoklamak, seni mahrum edene vermek, sana kötü muamele edene af ile muamele etmektir.) [İ. Ahmed] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
(En faziletli amel, aç olan fakiri doyurmak, borcunu ödemek veya bir sıkıntısını gidermektir.) [Taberani] (En faziletli mümin, Allah'ı çok anandır.) [Tirmizi] (En faziletli mümin, fakir diye değer verilmeyendir.) [Deylemi] (En faziletli mümin, görülünce Allah'ın hatırlandığı kişidir.) [Hâkim] (En faziletli mümin, yokken aranıp sorulmayan, hazırken itibar görmeyendir.) [Ebu Nuaym] (En faziletli mümin, dini uğruna yurdunu terk eden garip kimsedir.) [İbni Mace] (En faziletli mümin, az yiyip, bedeni hafif olandır.) [Deylemi] (En faziletli mümin, çoluk çocuğuna faydalı olandır.) [Taberani] (En faziletli mümin, herkesin, elinden, dilinden selamette olduğu kişidir.) [Müslim] (En faziletli mümin, ömrü uzun, ameli güzel olandır.) [Tirmizi] (En faziletli mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi] (En faziletli mümin, hayrı umulan, şerrinden emin olunandır.) [Tirmizi] (En faziletli mümin, kanaat eden, en kötüsü de aç gözlü olandır.) [Kudai] (En faziletli mümin, kendisiyle kolay uyum sağlanandır.) [Beyheki] (En faziletli mümin, Kur'anı öğrenen ve öğretendir.) [Buhari] (En faziletli mümin, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.) [Nesai] (En faziletli mümin, ahlakı en güzel olandır.) [Buhari] (En faziletli mümin, yemek yedirendir.) [Hâkim] (En faziletli mümin, geç kızıp, tez yatışandır. En kötüsü de, tez kızıp, geç yatışandır.) [Tirmizi] (En faziletli mümin, dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.) [Hatib] (En faziletli mümin, sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.) [Deylemi] (En faziletli mümin, en akıllı olandır.) [İ. Gazali] (En faziletli mümin, malıyla, canıyla Allah yolunda cihad edendir.) [Buhari] (En faziletli mümin, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına öğretendir.) [İbni Asakir] (En faziletli sadaka, ilim öğrenip, başkasına da öğretmektir.) [İbni Mace] (En faziletli sadaka, su vermektir.) [Nesai] (En faziletli sadaka, aç bir canlıyı doyurmaktır.) [Beyheki] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
(En faziletli sadaka, iki kişinin arasını bulmaktır.) [Taberani] (En faziletli sadaka, dilini tutmaktır.) [Deylemi] (En faziletli sadaka, gizli verilendir.) [Taberani] (En faziletli sadaka, kin güden yakınına verilendir.) [Taberani] (En faziletli cihad, Allah yolunda, nefsle yapılandır.) [Ebu Davud] (En faziletli cihad, farzları ifa etmektir.) [İ. Ahmed] (En faziletli cihad, canıyla, malıyla müşriklerle mücadeledir.) [Nesai] (En faziletli kazanç, el emeğiyle kazanılandır.) [Ahmed] (En faziletli sure, Fatiha'dır.) [Hâkim] (En faziletli namaz, farzlardan sonra, teheccüd namazıdır.) [Müslim] (En faziletli namaz, Cuma günü, cemaatle kılınan sabah namazıdır.) [Beyheki] (En faziletli tesbih, "Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber"dir.) [Müslim] (En faziletli ibadet, fıkıh öğrenmektir.) [Taberani, Ebu-ş-şeyh] (En faziletli ibadet, duadır.) [Hâkim] (En faziletli dua, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki] (En faziletli dua, af ve afiyet dilemektir.) [Tirmizi] (En faziletli vakit, gecenin ikinci yarısıdır.) [Taberani] (En faziletli isim, Abdullah ve Abdurrahman'dır.) [Müslim] (En faziletli söz, doğru olan sözdür.) [Buhari] (En faziletli yerler, camilerdir. En kötü yerler de, çarşı pazarlardır.) [Taberani] (En faziletli oruç, Davud aleyhisselamın orucudur. O, bir gün tutar bir gün yerdi.) [Müslim] (En faziletli iman, kadere rızadır.) [Ebu Nuaym] (En faziletli huy, kimse zarar görmesin diye susmaktır.) [İbni Mübarek] (En faziletli yemek, üstüne çok elin uzandığı yemektir.) [Taberani] (En faziletli söz, "Sübhanallahi ve bihamdihi" demektir.) [Müslim] (En faziletli ev, içinde yetime ikram edilen evdir.) [Beyheki] (En faziletli hazine, saliha kadındır.) [Hâkim] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
(En faziletli iş, vasat [orta] olanıdır.) [Beyheki] (En faziletli arkadaş, Allah'ı anınca yardım eden, unutunca sana hatırlatandır.) [Hâkim] (En faziletli arkadaş, sözleri ilminizi artıran, ameli de ahireti hatırlatandır.) [Hâkim] (En faziletli kadın, namusunu koruyan, gözü dışarıda olmayandır.) [Deylemi] (En faziletli kadın, kendisini kocasına sevdiren, onunla hoş geçinen ve uyum içinde olandır. En kötüsü de, açılıp saçılan, böbürlenendir.) [Beyheki] EN KÖTÜ ŞEYLER Kötü olan çoktur; fakat bazıları daha kötüdür. Hadis-i şerifte bildirilen birkaçı şöyledir: (İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayandır.) [Buhari] (İnsanların en kötüsü, ömrü uzun, ameli kötü olandır.) [Tirmizi] (İnsanların en kötüsü, ikiyüzlü olandır.) [Buhari] (İnsanların en kötüsü, tez kızan, geç yatışandır.) [Tirmizi] (İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir.) [İ. Ahlakı] (insanların en kötüsü, kötü âlimlerdir.) [Bezzar] (İnsanların en kötüsü, imkânı varken, çoluk çocuğunun rızkını kısandır.) [Taberani] (Ahmaklığın en kötüsü, Müslümanlığı bırakıp, başka dine meyletmektir.) [Deylemi] (İşlerin en kötüsü bid'attir.) [Buhari, Müslim, Nesai] (Yaratıkların en kötüsü, bid'at ehlidir.) [Ebu Nuaym] (En kötü hastalık, cimriliktir.) [Dare Kutni] (En kötü yemek, zenginlerin davet edilip, fakirlerin çağırılmadığı ziyafettir.) [Buhari] (En kötü hırsız, namazından çalandır. Rükû ve secdeden çalar. [Taberani] (En kötü pişmanlık, Kıyamet günü duyulan pişmanlıktır.) [Beyheki] (En kötü ihtiyar, gaflet ve nefse uymakta gençlere benzemeye çalışandır.) [Taberani] (En kötü vasıf, cimrilik ve aşırı korkaklıktır.) [Buhari] ALLAH RIZASI İÇİN Sual: Adak adarken, (Allah rızası için) demeden, sadece, namaz kılmayı, oruç tutmayı veya kurban kesmeyi adayanın adağı sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Bunlar zaten Allah rızası için yapılır. Allah rızası için denmese de, adak sahih olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Müslümanlar da cehenneme girer
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Müslüman veya kâfir, cehenneme girerse, orada temelli kalır. Günahlarının cezasını çekip cennete giden olmaz) diyorlar. Bu konuda âyet ve hadis yok mu? CEVAP: Evet, vardır. Cehennemde temelli kalan, kâfirlerdir. Günahı çok Müslümanlar, affa ve şefaate kavuşamazsa, cezası kadar Cehennemde kalacaktır. Herkes Cehenneme girer, kimi hiç azap çekmeden çıkar; kimi az, kimi çok, kimi de sonsuz olarak kalır. Bir âyet-i kerime meali: (İçinizde Cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin hükmüdür. Allah'tan sakınanları kurtarır; zalimleri [kâfirleri] de dizüstü çökmüş olarak orada bırakırız.) [Meryem 71,72] Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allahü teâlâ iman sahiplerine, Cehennemde, günahları kadar azap eder. Sonra imanları sebebiyle ebedi olarak Cennete sevk eder.) [Ebu Nuaym] (Cehennem ehlinin bir kısmı, ne ölür, ne azaptan kurtulur, ne de hayata kavuşur. Bir kısmı da, ölür kömür halini alır. O zaman şefaat izni çıkar. Onlar Cennet kıyılarına kadar getirilir, Cennet ehline, "Bunları hayat ırmaklarında yıkayın" denir. Yıkandıktan sonra yeni bitmiş taze ot gibi hayat bulurlar.) [Müslim, İbni Mace, Darimi] (Tevhid ehlinden bazıları, günahları sebebiyle Cehenneme girince, puta tapanların onlara, "Allah'a inanmanız size yarar sağlamadı" demeleri üzerine, Allahü teâlâ gazap eder. İman ehlini Cehennemden çıkarıp hayat ırmağında yıkatır. Temiz halde Cennete girerler.) [Ebu Nuaym] (İyi kötü herkes Cehenneme girer. Yalnız mümine, serin ve selamet olur, İbrahim'e ateşin serin olduğu gibi. Allah, takva ehlini kurtarır, zalimleri ise orada yüzüstü bırakır.) [İbni Mace] (Şefaat etmeye devam ederim ve şefaatim de kabul olunur. Yâ Rabbi, lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyen herkese şefaatimi kabul et derim. Böylece, zerre imanı olan hiç kimse Cehennemde kalmaz.) [Deylemi] (Sayısız insan Cehenneme girer. Bana da şefaat izni verilir. Secdeye kapanıp şefaat isterim. O zaman, "Kaldır başını, şefaatin kabul olundu" buyurulur.) [Taberani] İmam-ı Rabbani hazretleri de, (İman ehli, günahları dolayısıyla Cehenneme girince yüzleri kara olmaz ve zincire vurulmaz. Cezalarını çekince Cehennemden çıkarılır) buyurdu. (2/67) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dünyada Müslümanlara karşı oluşan önyargıları gidermek için, (Bütün dinlerin mensupları olarak, dinlerin ortak noktasında, kardeşçe buluşalım) denilerek toplantılar yapılıyor. Gayrimüslimle hangi ortak noktada, nasıl kardeş olacağız? CEVAP: Böyle demek, Allah'a inanmamak, Onun hükmünü beğenmemek demektir. Zira Allahü teâlâ öyle buyurmuyor, (Müslüman olun) buyuruyor, (İslamdan başka dini kabul etmem) buyuruyor. İslamda buluşmayı emredip, (Ancak, müminler kardeştir) buyuruyor. Kardeşçe buluşmanın yolu, Müslüman olmaktır. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazıları şöyledir: (Allah indinde hak din ancak İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (İslam'dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] (Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56] (Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın!) [Muhammed 33] (Ancak müminler kardeştir.) [Hucurat 10] Onlar da Müslüman olurlarsa, hem bizimle kardeş olurlar, hem de dünya ve ahiret saadetine kavuşurlar. İslamiyet'i tanımalarına, Müslüman olmalarına engel olan yahut Müslümanlara düşmanca yaklaşmalarına sebep olan önyargıları varsa da, bunu gidermenin yolu, dinimiz hakkında onları doğru bir şekilde bilgilendirmektir. Onların istediği anlamda diyalog yapmak çözüm değildir. Zaten onların diyalogdan anladıkları şeyin, misyonerlikten başka bir şey olmadığını, kendileri de açıkça itiraf ediyorlar. Vatikan yetkilisi Kardinal Jean-Louis Tauran da, 20 Ekim 2007 tarihinde yaptığı açıklamada, diyalogun şartı olarak, Kur'an-ı kerimin tartışmaya açılmasını teklif ederek şöyle demiştir: (Müslümanlarla gerçek anlamda dini tartışma yapılamaz; çünkü Müslümanlar Kur'anı, Allah'ın kelamı olarak görüyorlar ve Kur'an üzerinde derinlemesine tartışmayı kabul etmiyorlar.) Kardinal, yeni bir konuşmasında şunu rahatça söylerse şaşmayız: (Reformcu Müslümanlar, Kur'anda tarihsel âyetlerin olduğunu bildiriyorlar. Bizimle omuz omuza verebilmeleri için, tarihsel olan bu âyetlerin Kur'andan çıkarılması lazımdır.) Kardinalin zaten, Kur'anı tartışmaya açalım demesi de budur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir zaman, karı koca, Mısır'dan hacca gelmişler. Hac dönüşü Medine'ye uğramışlar. Bu sırada develerini kaybetmişler. Yol paraları da yok. Ortada kalmışlar. Nihayet bir şeyhe gitmişler. Durumlarını anlatmışlar. O da, (Gidin, Hazret-i Hamza'nın kabrini ziyaret edin, Fatiha okuyup mübarek ruhuna gönderin! Sonra, bana anlattığınız gibi halinizi anlatın) demiş. Bunun üzerine, gidip ziyaret etmişler. Adam daha kabirden ayrılmadan, hanımı dışarıdan kocasını çağırmış. Bu bey seninle görüşmek istiyor, demiş. Adam, siz Mısır'a gitmek istiyormuşsunuz, benimle gelin demiş. Bunları bir kervancıya götürmüş. Kervancıya, bunlar benim misafirimdir, bunları rahat bir şekilde memleketlerine gönder diyerek bir kese altın bırakmış. Karı koca şeyhe teşekkür için gidip, gönderdiğiniz adam işimizi halletti, Allah sizden razı olsun, demişler. Şeyh, o gördüğünüz Hazret-i Hamza idi demiş. Bunun üzerine hayretle sormuşlar. Efendim, orada Peygamber efendimizin kabr-i şerifi de varken niçin ona gönderdiniz? Şeyh demiş ki: Burada bir incelik var. Peygamber efendimiz başkasının şekline girmez; fakat başkaları girebilir. Bunun için doğrudan Peygamberimizden istenmez. KENDİNE TERCİH Müslüman her konuda, din kardeşini kendine tercih etmelidir. Kâmil imanın alameti budur. Birçok talebesi, dergâhı olan bir şeyhi, yıllar sonra talebelerinden biri perişan halde, Bağdat'ta tellallık yaparken görmüş. Yanına varıp sormuş: - Hocam, çok merak ettim, bu hallere niye düştünüz? - İbret almanız için söyleyeyim. Bir gün evime misafir gelmişti. Yemekte balık vardı. Misafire ikram etmeden önce balığın iyi taraflarını kendime ayırıp kılçıklı tarafını ona verdim. İşte başıma ne geldiyse bundan geldi. ANNEN UYKUDA GÜNAH İŞLEMİYOR İbadetini beğenmek çok kötüdür. Hele kendi ibadetine bakıp başkasını küçük görmek felakettir. Adam çocuğuyla ibadet etmeye kalkmış, çocuk demiş ki: - Baba, bak biz ne güzel ibadet ediyoruz, annem horul horul uyuyor. Baba üzülüp demiş ki: - Oğlum keşke sen de annen gibi uyusaydın da, onu gıybet ederek günaha girmeseydin. Hiç olmazsa annen uykuda günah işlemiyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam dininin emirleri herkese hitap ediyor; fakat herkesin aklı aynı olmadığına, kimi akılsız olduğuna göre, herkesin aynı şeylerden sorumlu tutulması doğru olur mu? CEVAP: Herkes aklı nispetinde sorumlu olur. Aklı hiç yoksa yani deliyse, hiç sorumlu olmaz. Aklı azsa, anladığı kadar sorumlu olur. Allahü teâlâ hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sorumlu tutmaz. İki âyet-i kerime meali: (Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.) [Bekara 185] (Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!) [Bekara 286] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İnsanların yaptıkları hayırların mükâfatı, akılları nispetinde verilir.) [Ebu-ş-şeyh] NAMAZIN ÖNEMİ Sual: Bir arkadaş, (Namaz kılmakla cennete girilemez) derken, başka bir arkadaş da, (Namaz kılmadan, cennete hiç girilmez) dedi. Hangisi doğru? CEVAP: İki sözde de, doğruluk ve yanlışlık var. Cennete girmek için, namaz kılmak yeterli değildir. Namaz kılan, Ehl-i sünnet itikadında değilse, mutlaka cehenneme girecek, imanını kurtarabildiyse, sonunda cennete girecektir; fakat itikadı doğru olmayanın, imanla ölmesi çok zordur. İtikadının bozukluğu küfre sebep olmuşsa, o zaman cehennemde ebedi kalır. Namaz kılmayan da, imanını kurtarabilirse, günahlarının cezasını çektikten sonra cennete girebilir; ama namaz kılmayanın imanla ölmesi çok zordur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kıyamette önce, namazdan sorulacaktır. Namaz doğruysa, diğerlerinin hesabı, Allahü teâlânın yardımıyla kolay geçecektir. (2/67) CENNETE GİRECEK HAYVANLAR Sual: İstisna olarak cennete girecek hayvanlar hangileridir? CEVAP: Cennete girecek olan hayvanlar: 1- Salih aleyhisselamın devesi, 2- İbrahim aleyhisselamın danası, 3- İsmail aleyhisselamın koçu, 4- Musa aleyhisselamın sığırı, 5- Yunus aleyhisselamın Yunus ismi verilen balığı, 6- Üzeyr aleyhisselamın merkebi, 7- Süleyman aleyhisselamın karıncası, 8- Belkıs'a gönderilen hüdhüd, 9- Eshab-ı Kehf'in Kıtmir isimli köpeği, 10- Muhammed aleyhisselamın devesi. Bu hayvanların, Cennete koç şeklinde gireceği bildirilmiştir. (Mişkat-ül-Envar, Şir'a) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Günde beş vakit namaz çoktur. Avrupa'da Pazar günü yani sadece bir gün Kiliseye gidiliyor, altı gün ibadet yok. Günümüzde yoğun işlerin arasında beş vakit namaz kılmak zordur. Namaz kılma zorunluluğu olunca Müslüman sayısı azalır. Namaz kılınacak günler, sadece bir güne indirilmelidir) deniyor. Böyle bir düşünce yersiz değil midir? CEVAP: Buna, Allah'ın işine karışmak, onun koyduğu hükmü beğenmemek denir. Hâşâ, Allahü teâlâ, işlerin yoğun olup olmayacağını bilmiyor muydu? Dinde reform olmaz. Dini insanlar değiştiremez, kim koymuşsa, değiştirme yetkisi de onda olur. İnsanlar fikir yürütemez. Namaz her gün; ama çok azdır. Farz olarak 2+4+4+3+4 = 17 rekâttır. Vitir vacib de ilave edilirse, 20 rekât olur. 20 rekât, 20 dakikada kılınabilir. Sünnetlerle beraber en fazla bir saat olsun. İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu, kullarına çok acıdığı için, 24 saat içinde ibadete, yalnız beş vakit ayırmış, birkaç şeyi haram edip, çok şeyi mubah etmiş, izin vermiştir. O halde, 24 saatte bir saat tutmayan bir zamanı, Allahü teâlânın emrini yapmak için ayırmamak ne büyük insafsızlık olur. (1/96) Zammı sure okurken Sual: Namazda, zamm-ı surede ikinci rekâtta okunan, birinci rekâtta okunan sureden üç âyet fazla olmaması sünnettir deniyor. O zaman, sadece Fil suresinden aşağısını ezbere bilen birisi, sünnete nasıl uyabilir? CEVAP: Birinci rekâtta Maun okunursa yedi âyettir. Ondan sonra üç veya dört âyetli sureler okunabilir. Mesela birincide Maun, ikincide, Kevser, Nasr veya İhlâs okunabilir. Yahut birincide Kâfirun okunursa, ikincide Nasr okunabilir. İkincide aynı miktar veya iki âyet fazla olanları da okumak caizdir, mekruh olmaz. Mesela üç âyet olan Kevser'den sonra, beş ayet olan Tebbet ve Felak okunabilir. SEFERDE CEM ETMEK Sual: Maliki'yi taklit eden bir kimse, seferde iki namazını cem edebilir mi? CEVAP: Bir ihtiyaç, bir sıkıntı olmadan cem edemez. HAMAMDA ÇAMAŞIR YIKAMAK Sual: Özel banyolara gidince, çamaşırlarımı da yıkıyorum. Mahzuru var mıdır? CEVAP: Su sarf etmek üzere hamama gidilmiştir. Âdet üzere su sarf edilir. Bu bakımdan çamaşırları yıkamakta mahzur yoktur.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Masondan veya fasık Müslümandan müctehid olur mu? Mesela mason Abduh'a mutlak müctehid deniyor. Müctehid olmak için ilim yeterli mi, doğru iman ve amel şartı yok mu? CEVAP: İctihad için gerekli zahirî ilmi, bir gayrimüslim de, bir fasık da öğrenebilir. Müctehid olmak için, gerekli şartlardan ve ilimlerden başka, kuvvetli ve doğru iman sahibi olmak ve itminan ile dolu, nurlu ve saf bir kalbe ve vicdana sahip olmak da şarttır. (Eshab-ı Kiram kitabı) Dinimiz, fasığın doğru okuduğu ezana bile itibar etmiyor, yeniden okunması gerektiğini bildiriyor. Okuduğu ezanı kabul olmayan birinin, dinle ilgili sözüne, itibar edilir mi hiç? Masondan, fasıktan müctehid olamaz. Müctehid olmak için, ilahi mevhibe sahibi de olması gerekir. İkinci husus ise, müctehid âlimler, asr-ı saadette, Sahabe-i kiramın zamanında, Tâbiin ve Tebe-i tâbiin devrinde bulunabiliyor, sohbet bereketiyle yetişiyordu. Zaman ilerleyip, fikirler bozulduktan, bid'atler çoğaldıktan sonra, böyle kıymetli kimselerin azaldığı, hicri dördüncü asırdan sonra, bu sıfatlara malik bir âlimin ortada kalmadığı, Mizan-ül-kübra, Redd-ül-muhtar ve Hadika'da yazılıdır. Şimdiki salih Müslümandan bile müctehid yetişemezken, fasıktan, masondan müctehid olur mu? BİDAT EHLİ CENNETE GİRECEK Mİ? Sual: Bidat ehli Müslüman, doğrudan cennete giremez mi? CEVAP: Bidat ehli, imanındaki bozukluk sebebiyle mutlaka Cehenneme girecektir. Affedilmeleri mümkün değildir, yani affedilmeyecekleri bildirilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizi] Bid'at ehli, iman ile ölürse sonunda elbette cennete gider; fakat bu zamanda, Ehl-i sünnet itikadında olmayanın küfre düşmemesi, imanla ölmesi imkânsız denecek kadar zordur. Çeşitli haramları işlemekten çekinmeyen Ehl-i sünnet itikadındaki kimsenin de bid'at ehli gibi küfre düşmesi çok kolay olur. Namaz kılmayan, içki içen bir kimsenin, küfre düşmesi an meselesidir; çünkü onda dini kaygı kalmamıştır. Rahatça küfre düşürücü söz ve harekette bulunabilir. Namaz kılmadığı, içki içtiği için değil, bu günahları hafife aldığı ve bu da onu küfre düşürebileceği için, Cehennemlik olabilir. Bir kimse, icma ile ve zaruri olarak bildirilmemiş olan inanılacak şeylerde, manası açıkça anlaşılamayan nasslara [âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere] yanlış mana verirse buna bid'at ehli denir; fakat dinde inanması zaruri lazım olan şeylere inanmayan, yani her Müslümanın işittiği, bildiği şeyleri, tevilini bilmeden reddeden küfre girer. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Diş dolgusu olan, Maliki mezhebini taklit ederek gusledince, guslü sahih olduğuna göre, bu sahih gusülle abdest alıp namaz kılamaz mı? Niye abdestte ve namazda da taklit etmek gerekiyor? CEVAP: Gusül, abdest ve namaz, birbirine bağlıdır. Bunlardan biri yoksa namazı sahih olmaz. Eğer abdestte Maliki'nin farz ve müfsitlerine uymamışsa, sadece Hanefi'ye uymuşsa, böyle abdestle kılınan namaz, Maliki'ye göre de, Hanefi'ye göre de sahih olmaz. Maliki'ye göre abdesti yok, Hanefi'ye göre de guslü yoktur. Bir mezhebe göre, üçü de sahih olmalıdır. Din kitaplarımızda da bu husus şöyle bildirilmiştir: 1- Bir işi bir mezhebe göre yaparken, bu mezhebin, bu işin sahih olması için koyduğu şartların hepsini yapması gerekir. Bunlardan biri yapılmazsa, bu iş sahih olmaz. (Hulasat-üt-tahkik) 2- Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklit etmek gerekiyorsa, iki mezhepte de batıl olacak bir şey yapmamak şarttır. Abdestte, Şafii mezhebini taklit ederek, uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli değince, Maliki'ye göre abdest bozulmaz diyerek namaz kılsa, bu namazı batıl olur; çünkü kadına dokunduğu için Şafii'ye göre, uzuvlarını ovmadığı için de Maliki'ye göre abdesti sahih değildir. (Tahrir) 3- Bir iş için, başka mezhep taklit edildiği zaman, o mezhebin bu iş için koyduğu şartların hepsine uymak gerekir. Bu şartlardan biri eksikse, ibadet sahih olmaz; çünkü meşakkat olunca, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, zaruret olmadıkça, ancak bütün şartları yerine getirmekle caiz olur. (Mizan-ül-kübra) İHTİYAÇ HALİNDE MEZHEP DEĞİŞTİRMEK Sual: Şafii mezhebine göre kaynak kitap ve soracak kimse bulunamıyor. Zor durumda kalınıyor. Doğru ibadet edilemiyor. Hanefi mezhebine geçmek caiz olur mu? Caizse ne yapmak gerekir? CEVAP: Böyle bir ihtiyaçtan dolayı Hanefi mezhebine geçmek caizdir. Hanefi'deki ilmihal bilgilerini öğrenip, bundan sonra Hanefi mezhebine göre ibadet edilir. Hakikat Kitabevi yayınlarından Namaz Kitabı'nda, Hanefi mezhebine göre ilmihal bilgileri özet bir şekilde anlatılmıştır. Oradan öğrenilip, Hanefiye göre ibadet edilir. Geniş bilgiler ise, Seadet-i Ebediyye kitabında mevcuttur. KÜL İLE TEYEMMÜM Sual: Kül ile teyemmüm yapmak caiz midir? CEVAP: Hayır. Sadece taş külü müstesnadır. Mesela kireç, taş külüdür. (Redd-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Borcu olan fakir, önce borcunu ödemesi gerektiği için, elindeki parayı, altını hediye edemediğinden, devir ve iskata oturamıyor. Bunun bir çaresi yok mu, mesela borcunu bir başkası üstlenebilir mi? CEVAP: Ölünün ihtiyacından dolayı buna izin verilmiştir. Havale, verenin, alanın ve kabul edenin üçünün de sözleşmesi ile olabileceği gibi, yalnız veren ile alanın veya veren ile kabul edenin yahut alan ile kabul edenin arasındaki sözleşme [anlaşma] ile de olur. Ölünün borçlarını, bir an önce ödemek gerekir. Kabre konmadan, borçları ödenemezse, ölünün yakın bir akrabası, borcu havale yoluyla üstlenir. Böylece, hak sahiplerinin kabul etmesiyle ölü, borçtan kurtulmuş olur. Bu yol, havale metoduna tam uymuyorsa da, ölünün ihtiyacı çok olduğu için, İslamiyet izin vermiştir. Peygamber efendimiz, borçlu olan birinin namazını kılmak istemedi. Ebu Katade ismindeki bir Sahabi, borcunu, bu yolla üstlenince, cenaze namazını kılmayı kabul buyurdu. Resulullah, Ebu Katade'ye, (Bu iki altın borcu üstlendin mi ve ölü borçtan kurtuldu mu?) buyurdu. Ebu Katade hazretleri evet deyince, Resulullah efendimiz cenazenin namazını kıldı. (S. Ebediyye) HİKMET EHLİ ZATLAR Sual: Pazar günü çıkan yazılarda, niye hikmet ehli zat denmiyor da, (Hikmet ehli zatlar) deniyor? CEVAP: Çünkü oradaki yazılar, tek zata ait değildir. Çeşitli âlimlerin, çeşitli kitaplarından alındığı için öyle deniyor. Mesela bir cümlesi İhya'dan alınıyor, bir cümlesi Mektubat-ı Rabbani'den, bir cümlesi Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kitaplarından alınıyor. Çok âlim olduğu için, zatlar deniyor. SEHV SECDESİNİ YAPMAMAK Sual: Sabah namazı kılınırken, sehv secdesi yapması gerekse; fakat secde-i sehv yapınca güneş doğacaksa ne yapmak gerekir? CEVAP: Secde-i sehv yapılmaz, namaz mekruh da olmaz, vaktin darlığı sebebiyle secde-i sehvi sakıt olur. (Hindiyye) Sakıt olmak, düşmek, geçersiz hale gelmek demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber efendimiz Miraca çıkınca, Allahü teâlâyı gözsüz gördüğü, dil yani ses olmadan konuştuğu, kulaksız işittiği bildiriliyor. Gözsüz görmek, dil olmadan konuşmak ve kulaksız işitmek nasıl mümkün oluyor? CEVAP: Allahü teâlâ için imkânsız diye bir şey yoktur. Ana babasız çocuk olmaz, ama Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı ana babasız yarattı. İsa aleyhisselamı babasız yarattı. Nasıl yarattı diye sorulmaz. Her şeye kadir olan Allahü teâlâ için, böyle sual sormak uygun olmaz. İnsan, rüya görür. Rüyasında gözü kapalı olduğu halde, çok şeyler görür, dili hareket etmediği halde rüyasında insanlarla konuşur. Yatakta yattığı halde bir yerlere gider gelir. Yanında yatan kimse, bir şey duymadığı halde o rüyada söylenilenleri duyar. Demek ki, gözsüz görülüyor, kulaksız işitiliyor, dilsiz konuşuluyor, ayaksız yürünüyor. Bu örnek size yetebilir. NAMAZDA KALBDEN OKUMAK Sual: Namazda, dudaklarını hiç oynatmadan, kalbden okumak da caiz olur mu? CEVAP: Hayır, Hanefi'de caiz olmaz. Namazın farzlarından biri de, kıraattir. Kıraat, kendisi işitecek kadar sesli okumaya denir. Kendi işitmezse, o kıraat olmaz. Böyle kılınan namaz, sahih olmaz. Çok kimse, bunu bilmedikleri için, dillerini oynatmadan, okuduklarını duymadan namaz kılıyorlar. Namazları sahih olmuyor. CÜNÜPLÜK İÇİN GUSLETMEK Sual: Hayzı bittiği halde, gusletmeden beyiyle beraber olup yatan, sonra rüyada ihtilam olan, yani gusletmeden önce, iki kere daha cünüp olan, şimdi, kaç kere gusletmesi gerekir? CEVAP: Hayır, kaç kere cünüp olunursa olsun, bir kere gusletmek yeterli olur. Namaz vakti çıkmadan, hemen gusledilmesi gerekir. Namaz kılmadan vakit çıkarsa, namazını kazaya bıraktığı için de, ayrıca büyük günah olur. TUĞLA ERİYİNCEYE KADAR Sual: Livata yapınca veya Çingene'yle zina edince, tuğla eriyinceye kadar yıkanmak mı gerekir? CEVAP: Hayır, öyle bir şey yok, hurafedir. Livata ve zina, büyük günahsa da, bir kere gusleden temiz olur. Livata, erkeğin erkekle ilişkiye girmesi; Zina, erkekle kadının nikâhsız olarak cinsel ilişkide bulunması demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hakikat olmazsa görüntü de olmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dünya, aynadaki bir görüntüdür. Görüntünün olabilmesi için bir hakikatin olması lazımdır. Hakikat ahirettir. Mescidlerin hakiki yeri Cennettir, Cennetin dünyadaki izdüşümü mescidlerdir. Cennetin yolu mescidlerden geçer. Fotoğrafın olabilmesi için bir gerçeğin olması lazım. Ahiret de bir hakikat olmasaydı, dünyadaki bu görüntü olmazdı. Eğer bir toplulukta, bir cemaatin içinde, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği, razı olduğu, kabul ettiği bir tek kişi varsa, Allahü teâlâ o bir kişi hürmetine hepsini affeder. Hak kapısında, o cemaatte ehil ve nâehil olanlar beraberdir. Dünyaya kıymet vermeyip, ahiret için yaşayanlar, hizmet ve ibadetle uğraşanlar, son hallerinde muhtaç olmazlar, unutulmazlar. Kim Allah için ise, Allah da onun içindir. Allahü teâlânın rızasını düşünerek hareket edenleri, (insanlar ne der) diyerek Allahü teâlânın rızasından vazgeçmeyenleri, Allahü teâlâ himayesine alır. İnsanların rızasını gözetip, Rabbimizin rızasına uymayanların işiniyse, insanlara bırakır. Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar. Kurt, çobanı olan sürüye saldıramaz. Sürüden ayrılan yanar. Peygamber efendimiz, (İnsanın kurdu şeytandır) buyuruyor. Eğer topluluktan ayrılırsak, ayrı düşersek, bizi de o şeytan kapar. Allahü teâlâ doğru yolda olan bir topluluğun içine şeytanın girmesini yasaklamıştır. Bu topluluğun içine şeytan giremez. Onları bozamaz; çünkü hepsi aynı şeyi düşünüyor, hepsi aynı şeyleri paylaşıyorlar. Eğer içlerinden bir tanesi farklı düşünürse, farklı konuşursa, şeytan gider ona bulaşır. Nasıl ki sürüden ayrılan koyunu kurt kaparsa, bir topluluktan ayrı olanı da şeytan kapar. O da artık o insanlara karşı kötü düşünmeye, tenkit etmeye yani muhalefete başlar. Muhalefetle kalsa yine iyi, bu sefer, bir müddet sonra, her şeyini borçlu olduğu o kapıya düşman olmaya başlar. Düşmanlığı öyle artar ki; sonunda bu düşmanlık din düşmanlığına dönüşür. Allah muhafaza etsin! Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Toplulukta rahmet vardır, ayrılıkta azabı ilahi vardır.) İşte, birlik ve beraberlik içinde olmanın, hem hayat hem memat [ölüm] bakımından, hem dünya bakımından, hem ahiret bakımından çok faydası vardır. Allahü teâlâ, Müslümanların birlik ve beraberliğini bozmasın! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Günahların birine tevbe etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bütün günahlarına değil de, bunlardan birine, mesela kumar oynamaya tevbe edilse, diğer günahlar geciktirilse, tevbe edilen günah affedilir mi? CEVAP: Günahlar birbirine bağlı değildir. Elbette tevbe edilen ve bir daha yapılmayan günah affolur. Bu, kumar olur, içki olur fark etmez; fakat diğer günahların tevbesini geciktirmek doğru değildir. Tevbe ederken, şu üç şartı gözetmeli: 1- İşlediği günaha pişman olup üzülmeli, 2- Günahtan hemen vazgeçmeli, 3- Bir daha yapmamaya karar vermeli. Bu üç şartı yapmadan, yalnız dille tevbe etmek, yalancılık olur. Günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek, bu günahı işlemekten daha büyük günahtır. Bu günah, her gün bir misli artar. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek gerekir. (Berika) KARŞILAŞINCA KUCAKLAŞMAK Sual: Müsafeha ederken kucaklaşmak veya kafayı kafaya dokundurmak uygun mudur? CEVAP: Müsafeha etmek, sünnet-i müekkededir. Müsafeha ederken birbirine sarılmak, öpüşmek, kafayı birbirine vurmak, uygun değildir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Karşılaştığınız zaman, birbirinize eğilmeyin, kucaklaşmayın!) [Berika] Ancak uzaktan gelince veya uzun zaman görüşülmemişse, o zaman sadece sarılmak caiz olur. ÖPERKEN ELİ ALNA KOYMAK Sual: Eli öpülmesi caiz olan kişilerin, ellerini öperken, alna değdirmek caiz midir? CEVAP: Değdirmek gerekmez, değdirilirse de, âdet olduğu için mahzuru olmaz. GÜN, GÜNDÜZ VE GECE Sual: Dinimize göre gündüz ve gece ne zaman başlayıp biter? CEVAP: Gündüz, imsak vaktinde başlar, akşam vaktinde biter. Akşamdan imsak vaktine kadar olan zamana da, gece denir. Gündüz ile gecenin toplamına ise, gün denir. KUMAR ALETİ SATMAK Sual: Kumar aletlerini satmak, caiz midir? CEVAP: Hayır, caiz değildir. SÜTANNE Sual: Sütü gelen bâkire bir kız, bir çocuğu emzirse, sütanne olur mu? CEVAP: Evet. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri gibi salih zatlardan faydalandığımızı, nasıl anlayabiliriz? CEVAP: Zamanımızda Allahü teâlânın sevgili kullarından istifade etmek, ancak o büyüklerin kitaplarını severek okumakla elde edilir. Kitap okumak, sohbetin yarısıdır. İstifade etmenin, onlardan feyz gelmesinin alameti, kalbden dünya sevgisinin çıkmasıdır. Ne kadar dünyadan uzaklaşırsak, feyz o kadar çok geliyor demektir. Dünyadan uzaklaşmak demek, dünya işleriyle uğraşmamak, para kazanmamak demek değildir. Dünyanın, paranın sevgisinin, kalbden çıkması demektir. Büyük zatlardan biri buyuruyor ki: (Paranın yeri ceptir, kalb değildir. Paranın, dünyanın sevgisi kalbe girerse, bir kova dolusu çöp, tertemiz bir sarayın ortasına boşaltılmış gibi olur.) VEJETARYEN OLMAK Sual: Vejetaryen olmak, yani hiç et yememek, eti kendine zararlı görmek, dine uygun mudur? CEVAP: Et yememek günah değilse de, eti zararlı bilip, kendine haram etmek caiz olmaz. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği, temiz şeyleri haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah, sınırı aşanları sevmez.) [Maide 87] Her gün et yemek, kalbe sıkıntı verir. Hiç et yememek ise, ahlakı bozar. (Şir'a şerhi) KADINLARIN MÜSAFEHASI Sual: Kadınlar da, erkekler gibi mi müsafeha ederler? CEVAP: Evet. KIRAAT FARZDIR Sual: Namazda kıraat farzını yerine getirmek için, Fatiha ile bir zamm-ı sure mi okunur? CEVAP: Hayır. Kıraat Kur'an okumak demektir. Fatiha veya zamm-ı sureden biri okununca, kıraat farzı yerine gelmiş olur. Fatiha ve zamm-ı sure okumak vacibdir. Diğer mezheplerdeyse, Fatiha okumak farz, zamm-ı sure okumak sünnettir. RENKSİZ SU Sual: Yaradan çıkan sarı su veya renksiz su abdesti bozar mı? CEVAP: Yaradan ağrılı çıkan renksiz su, abdesti bozar. Ağrısız olarak çıkıyorsa, abdesti bozmaz. Ağrısız gibi, ağrılı çıkan renksiz suyun da, abdesti bozmayacağını bildiren âlimler olduğu için, uyuz, çiçek ve egzamalı olanların bu kavle uymaları caiz olur. TEVBE SURESİNİ OKURKEN Sual: Tevbe [Berae] suresi okunurken, besmele çekilir mi? CEVAP: İlk bu sureyi okumaya başlarken çekilir. Önceki sureden sonra okurken, besmele çekmek mekruhtur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.03.2009
.Başka mezhebe uymak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir işi, bir ibadeti yaparken zorlukla karşılaşan kimse, ne yapar? CEVAP: Bir iş yaparken, özrü hâsıl olup, bu işin kendi mezhebindeki şartlarından birine uyması güçleşen kimse, bu işi, dört mezhepten herhangi birindeki şartlarına uyarak yapar. Bu ikinci mezhebin, bu iş için olan şartlarının uyabildiklerinin hepsine uyması lazım olur. Bu şartlardan birine uyması zor olur; fakat kendi mezhebinde kolay olursa, bu işi yapması sahih olur. İki mezhep, zaruri telfik edilmiş olur. Kendi mezhebinde de, zor olursa, kendi mezhebindeki birinci şartı yapmaması caiz olur; fakat Eshab-ı kiramdan birinin ictihadına göre caiz olabileceğini düşünmek, iyi olur. Eshab-ı kiramın her biri müctehid idi. Dört mezhepten birini taklit etmekte zorluk hâsıl olduğu zaman, Eshab-ı kiramdan birinin ictihadına uygun olan ibadetimiz sahih olur. Özür olunca, zann-ı galibimiz de makbul olur. (S. Ebediyye) KOLAY OKUNAN MUSHAF Sual: Kur'an-ı kerim okumaya yeni başladım. Hangi Mushaf'ı rahat okuyabilirim? CEVAP: Ahmet Tevfik Tekbaş hattı Mushaf kolay okunmaktadır. Hayrat Vakfı'nınki de buna yakın sayılır. Bir de İpek yayınlarından, yarı bilgisayar hatlı bir Mushaf var. Bunun da, okunuşu kolaydır. Yeni başlayan herkes rahat okuyabilir. Bu Mushaf'ın harfleri ve harekeleri daha büyük, durak ve kasırları dikkat çekici bir şekilde kırmızıdır. Harfler üst üste değil, yan yana dizilidir. İKİ RÜKNE YETİŞEMEMEK Sual: Cemaatle namaz kılarken dalgın olan, imamla birlikte rükû edemese, sonra rükû yapıp secdede yetişse namazına zarar gelir mi? Secdeye de yetişemese ne olur? CEVAP: İmam bir rüknü bitirdikten sonra, bu rükne başlayanın namazı sahih olur. Yani rükû yapıp secdede imama yetişenin namazı sahih olur. Secdeye de yetişemezse, iki rüknü kendi başına yaptığı için namazı sahih olmaz. YEMİN OLUR MU? Sual: (Bu işi yaparsam, Allah lanet etsin) demek yemin olur mu? CEVAP: Hayır, yemin olmaz. Bunun gibi, (Eğer bunu yaparsam, şarap içmiş olayım) demek de yemin değildir; çünkü bu sözlerle yemin etmek, Müslümanların âdeti değildir. (Dürr-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de (Farzları ve vacibleri nafile olarak yapmak, müekked sünnetleri yapmaktan daha çok sevab olur) deniyor. Farzları, nafile olarak yapmak nasıl olur? CEVAP: Bir farzı eda ettikten sonra, onu tekrar yapmak nafile olur. Mesela hacca giden, tekrar hacca giderse nafile olur. Öğlenin veya yatsının farzını yalnız kıldıktan sonra, hazır cemaat varsa, onlara uyup tekrar kılmak nafile olur. Yahut bir namaz, mekruh olarak veya bir sünneti eksik olarak kılınmışsa, o namazı tekrar kılmak nafile olur. Nafile olarak kılınan bu namazın sevabı, mekruh olarak ve bir sünneti eksik olarak kılınan namazdan daha fazla sevab olur. Yalnız kıldıktan sonra, aynı namazı cemaatle kılınca da, sünnet olan kısmının sevabı ötekinden fazla olur. KIBLE DUVARI Sual: Mescidlerin kıble duvarına levhalar asılıyor, süsler yapılıyor, hatta saat başı çalan sarkaçlı saat bile konuyor. Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar, zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu? CEVAP: Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar) Resimli, nakışlı seccadeler, zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. (S. Ebediyye) CUMA GÜNÜ CEM ETMEK Sual: Cuma günü, öğleyle ikindi namazını cem etmesi gereken kişi, nasıl cem eder? CEVAP: Seferiyse, seferi olana Cuma kılmak farz olmaz, öğleyi kılması farz olur. Diğer üç mezhepten biri taklit edilerek, cumayı kılmayıp, öğleyle ikindi cem edilir. Mukimken cem etmek gerekince, Hanbeli mezhebi taklit edilerek cem edilir. Mukimken, Cuma namazını kılmadan önce cem etmeyi gerektiren durum ortaya çıktıysa, o zaman, Cuma namazının farzını cemaatle kıldıktan sonra, Cumanın farzı, ikindinin farzıyla cem edilir, arada başka namaz kılınmaz, başka şeyler okunmaz. İMAMA SONRADAN YETİŞEN Sual: İmama birinci rekâttan sonra yetişen kimse, imam selam verdikten sonra kıldığı rekâtlarda, imamın açıktan okuduğu zamm-ı sureden, bir veya birkaç önceki sureyi okuyabilir mi? CEVAP: Evet, sıraya riayet etmeden okuyabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Rabıta ne demektir, rabıta yapmak gerekir mi? CEVAP: Rabıta; irtibat kurmak, Ehl-i sünnet âlimlerini sevmek, onların yolunda olmak, onların bildirdiği gibi yaşamak, her adımında, acaba bu yaptığımdan razı olurlar mı diye düşünmek demektir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını severek okuyan, elbette maksadına kavuşur. Hakikat Kitabevi'nin, bu kıymetli eserlerden hazırlanan kitaplarını okuyan, hem bilmediklerini öğrenir, hem de kitaplarda ismi geçen evliya zatları tanıyarak, kalbi onlara meyleder, bağlanır. Bütün dünyaya saçtıkları nurları alıp, olgunlaşmaya başlar. Ham bir karpuz, güneşin ışıkları karşısında zamanla olgunlaştığı, tatlılaştığı gibi, o da, yetişerek kâmil bir insan olur. Nefsi de gafletten kurtulup, namazın tadını duymaya, ibadetlerden zevk almaya başlar. Günahlardan, haram olan şeylerden, kötü huylardan nefret duyar. İyi huylar onun âdeti olur. Herkese iyilik eder, insanlara faydalı olur. Ebedi saadete kavuşur ve başkalarının da kavuşmasına sebep olur. Rabıtanın bir de ıstılah manası vardır. Yukarıda bildirilenler yapılınca bu rabıtayı yapmak gerekmez. Yapana da bir şey denmez. İBRETLİK OLAY Sual: Geçen gün Yozgat'ta ibretlik bir olay oldu. İbadetleri yapmayan ve günahları açıktan işlemekten çekinmeyen bir kadın intihar etti. Kabrinden etrafa çok kötü bir koku yayılıyor, kimse kabrin yanına yaklaşamıyor. Neden olabilir? CEVAP: İbadetleri yapmayan üstelik de günahları açıkça işleyen kimsenin, imanını muhafaza etmesi çok zordur. İntihar etmesi de çok büyük günahtır. Bu olay, sanki onun imansız öldüğüne alamettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir şeyle canına kıyan kimseye, Cehennemde onunla azap edilir.) [Buhari] Bu hadis-i şerif, istisnalar hariç, intihar edenlerin Cehenneme gideceğini bildirmektedir. Az da olsa, imansız ölen kimselerin kabirlerinde çektikleri azap görülebiliyor. Mesela Trabzonlu bir arkadaş şunu anlattı: Bir bayanı kabre koydukları zaman sanki deprem oluyor gibi kabir sallanınca, kocası merak edip kabri herkesin gözü önünde açıyor. Karısının kömür haline geldiğini görüyor. Kocası, (Eşim dinin tesettür emrini inkâr ederdi) diyor. Kâfir olarak ölmekten çok korkmak gerekir. Yapamasak bile, dinimizin bildirdiklerine inanmak, hepsini beğenmek lazım. Günah ayrı, inkâr ayrıdır. İnkâr eden, beğenmeyen dinden çıkar. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya hayaldir. Öldükten sonra iki yer var: Cennet ve Cehennem. Ortası yok. İman ve küfrün de, ortası yok. Burada insanın karar vermesi gerekir. İki yol var: Birisi Cennete, diğeri Cehenneme götürüyor. Bunlardan birine karar verip, orada yürümek lazım. Yolsuz yürümek mümkün değil. Bir anda iki yolda birden yürümek, hiç mümkün değil. Aynı anda hem doğuya hem batıya gidemeyiz. Elhamdülillah, biz Allahü teâlâya iman ettik, Peygamber efendimize iman ettik, ne bildirdiyse kabul ettik, beğendik, ahiret gününe iman ettik; ama bu iman ettiğimiz yolda, şüphesiz ki günahlar işliyoruz. Peki, bizim sonumuz ne olacak? Bunu, bir talebesi hocasına sorar: - Efendim biz, dinimizde bildirilen her şeye iman ettik, bu yoldayız; fakat bazen namaz kılarken kaç rekât kıldığımızı bile şaşırıyoruz. Namazda türlü türlü işler hatırımıza geliyor. Böyle ibadetlerimizin, hiçbirisinin kabul olmadığını düşünüyoruz. Hizmetlerimiz de öyle, peki Allahü teâlâ ahirette nasıl muamele edecek? Yani bütün bu hatalarımıza rağmen, bütün kusurlarımıza rağmen, bizim halimiz ne olacak? Bu soru hepimizin hatırına gelir. Mübarek zatın verdiği cevap şöyle olur: - Evladım, bana bir bardak su getir! Talebesi hemen koşup, bir bardak su getirir. Kendisine dört beş adım kala: - Orada dur, buyurur. Talebe durur. Hocası devam eder: - Şimdi aksilik bu ya, ayağın takıldı ve halıya bardakla birlikte düştün, bardak kırıldı; içindeki su da döküldü. Yani su gelmedi. Suyu bana getirirken, başına gelen bu kazadan dolayı sana, kızar mıyım, acır mıyım? Elbette acırım; çünkü o suyu siz bana getiriyordunuz; ama böyle oldu ne yapalım. İşte, bizim ibadetlerimiz de böyle. Allahü teâlâ da Ona giderken yaptığımız hatalar ve kazalar sebebiyle kızmaz. Onun merhameti sonsuzdur, acır ve affeder. Yeter ki biz, suyu Ona götürelim. Yani Ona doğru gittikten sonra korkmayalım; ama Ahmet'e gidip de, Mehmet'ten para istemek olmaz. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ kalbe ve niyete bakar. Bu kulum bu ibadeti yapıyor; ama niçin? Bu hayır ve hasenatı yapıyor; ama niçin? Doğru olmak şartıyla, ilim öğreniyor, ilim yayıyor; ama niçin? İşte, bunu niçin yaptın sorusu, Müslümanlara ahirette sorulacaktır. Bunun da cevabı var. Ya Allah için veya meşhur olmak için yahut zengin olmak için. Yahut da aferin desinler diye. İşte bu çok kötü... O zaman da Cenab-ı Hak ahirette diyecek ki: (Sen bunları kimin için yaptıysan, git ücretini de ondan iste! Eğer benim için yaptıysan, hatasıyla sevabıyla gel seni affedeyim. Başkası için yaptıysan, bana niye geliyorsun?) Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Allahü teâlâ, sizin şeklinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalblerinize ve amellerinize [o işi ne niyetle yaptığınıza] bakar.) Yaptıkları işler bakımından kâfirlerle müminler arasında farklar vardır. Kâfirler her yerde ve her zaman, nasıl sorusuna cevap arar. Nasıl bina yapılır, nasıl şu yapılır vs. Ama mümin, niçin sorusuna kendini ayarlar. Allahü teâlâ ahirette kullarına niçin sorusunu soracaktır. O halde, fark buradadır. Yani birisi dünyalık, diğeri ahiretlik olacaktır. Bu yüzden niyetleri de ıslah etmek, düzeltmek lazımdır. Büyükler, (Allahü teâlâ vermek istemeseydi istek vermezdi) buyuruyor. Ondan, hayırlı ömür, hayırlı ölüm istemeli. Hayırlı ömrün yanında, hayırlı ölümü de unutmamalı. Ölümü hiç unutmamak gerekir. Allahü teala nasıl dilerse öyle olur. Mümine lazım ve layık olan, hastalık ve sıkıntıda sabretmek, sağlık ve rahatlıkta şükretmektir. O halde müminin iki vasfı vardır: Sabır ve şükür. Bir musibet gelince, neden benim başıma geldi derse, zarar eder. Bu Rabbimin bana ihsanıdır, hediyesidir derse, o zaman kurtarır. Sağlığa kavuştuğu zaman da azmamalı; çünkü çok sağlam insanlar, hastalardan daha çabuk ölebilir. Mümin her zaman ve her yerde Rabbiyle beraber olmalı ve başına bir musibet geldiği zaman, sabretmeli. Nimetlere kavuştuğu zaman da şükretmeli; çünkü Allahü teâlâ, şükretmenin de ayrıca sevabını verir. İyiliği Allah için yapmak gerekir: İyilik ticaret, yani tüccarlık değildir. Ben bunu yaptım, sen ne yaptın veya ne yapacaksın denmez. Yaptığımızı unutsak da, hiç ummadığımız yerde karşımıza çıkar. Hazret-i Lokman buyurdu ki: İki şeyi unut, iki şeyi unutma! Yaptığın iyilikleri unut, sakın bir daha bahsetme! Çünkü her anlatışta, bir miktar daha sevabı azalır. O yazılmış bir sevab, onu unut! Sana yapılan kötülükleri de unut! Çünkü sabrettin, Allahü teâlâ sana bir ecir verdi, her söylediğinde kaybediyorsun. İki şeyi de unutma! Allahü teâlâyı bir de ölümü unutma! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: On yaşındaki büyük çocuğuma hediye edilen kazak, ona olmadı. Yedi yaşındaki küçük çocuğuma oluyor. Küçük çocuğuma vermek istedim, büyük çocuğum razı olmadı. Ne yapmalıyım? CEVAP: Büyükten kazağı satın alıp, küçüğe giydirmeli. Büyüğe de bir kazak satın alınırsa, ikisi de sevindirilmiş olur. MEKTUPLA ALIŞ VERİŞ Sual: Bir kimse mektupta, malını şu kadar liraya sattığını birisine bildirse, o da mektubu okuyunca kabul ettim dese, alış veriş sahih midir? CEVAP: Evet, sahih olur. Şimdi, internet yoluyla yapılan alış verişler de, bunun gibi sahihtir. HARAM PARAYLA CAMİ Sual: Avrupa'da uygunsuz yerlerden toplanan haram parayla yaptırılan camide namaz kılınır mı? CEVAP: Haram parayla cami yaptırmak, kirli elbiseyi idrarla yıkamaya benzer, daha çok pislenir. Böyle camide namaz kılınmaz. Elde haram para varsa, bir miktar helâl para karıştırmalı. Haramla helâl karışınca, mülk olur. Her ne kadar tayyib [temiz] olmasa da, kullanmak caiz olur. Böyle, helal haram karışık paralarla yapılan camide, namaz kılmak caiz olur. (Hadika) ERKEKLERE ALTIN YÜZÜK SATMAK Sual: Kuyumcunun, erkeklere haram olan ziynet eşyası, mesela altın yüzük satması caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Altın yüzüğü erkeklerin takması haramdır, satmak haram değildir; çünkü altın yüzüğü yatırım için almış olabilir. Yanımda dursun para ihtiyacı olursa bozdururum diyebilir. Altın yüzüğün kendisi haram değil, kullanılması haramdır. Bir erkek, bir Reşat altını alsa, boynuna kadınlar gibi takmasa; fakat cebinde bulundursa günah olmaz. Takması haramdır, bulundurması günah değildir. TUVALETE DÖKMEK Sual: Çayın posasını tuvalete dökmek caiz midir? CEVAP: Çöpe koyma imkânı varken tuvalete dökülmez, mekruh olur. VEKİL ASIL GİBİDİR Sual: Şirketin alacaklarını tahsil eden veya hayır için, makbuz karşılığı para toplayan kimse, topladığı paraları, daha sonra yerine koymak şartıyla harcayabilir mi? CEVAP: O işin vekili sayıldığı için, yerine koymak şartıyla harcayabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı hadislerde, (Şunu yapan cennete veya cehenneme gider) deniyor. Mesela, (Cömert cennete gider) veya (Savaşta ölen şehiddir) denince, bunun bazı şartları yok mudur? Her cömert, cennete gider mi, savaşta ölen herkes şehid mi olur? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Şartsız bildirilen bir hüküm, şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Şartsız söylenen şeylerin mutlaka bazı şartı bulunur. Birkaç örnek verelim: 1- Cömertlikle ilgili: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cömertler cennete girer.) [Ebu-ş-şeyh] Bu hadis-i şerif, şartsız bildirilmiştir. Her cömert cennete girmez. (Şunu yapan cennete girer) denince bunun da bazı şartları olduğu anlaşılır. Birkaçı şöyledir: a) Birinci şart, o kimsenin imanlı yani Müslüman olmasıdır. İmansızsa, o kimse cömert de olsa, savaşta da ölse, insanlığa, bütün dünyaya büyük hizmetleri dokunsa da cennete giremez. b) İmanı var; fakat sevapları günahlarından çoksa, ancak o zaman cennete girer demektir. c) İmanlı cömerdin cömertliği, birçok günahları affettirir, şefaate sebep olur. Bu bakımdan imanlı cömerdin günahları çeşitli sebeplerle affedilir, cennete layık olur demektir. ç) Cömerdin ve her Müslümanın cennete girebilmesi için, Ehl-i sünnet itikadında olması yani bid'at ehli olmaması, farzları yapıp haramlardan sakınması gerekir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Bid'at ehlinin hiçbir ibadeti kabul olmaz, yağdan kıl çıkar gibi, dinden çıkar.) [İbni Mace, Deylemi] (Bid'at ehli, bid'atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul olmaz.) [Deylemi, İbni Neccar, Ebu Nasr, İbni Ebi Asım] (Elbisesi haram olanın ibadetleri kabul olmaz.) [İ. Ahmed, Bezzar] (Haram gömlekle kılınan namaz kabul olmaz.) [Bezzar] (Bir lokma haram yiyenin, kırk günlük ibadeti kabul olmaz.) [Taberani, Deylemi] Demek ki, bir kimse çok cömert olsa da, ibadetleri yapmıyor ve haramlardan kaçmıyorsa yahut bid'at ehliyse cennete girmesi kolay olmaz. Bu günahlar, zamanla insanı küfre sürükleyerek cehenneme sokar. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Şartsız söylenen şeylerin bazı şartları bulunduğunu gösteren örneklere bugün de devam ediyoruz: 2- Cimrilikle ilgili: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cimri, cennete girmez.) [Taberani] Bu da şartsız bildirildiği için, bazı şartları vardır: a) İmanı yoksa cennete girmez demektir. b) İmanı var; fakat günahları sevablarından çoksa, günahlarının cezasını çekmeden cennete girmez demektir. Sevabları günahlarından çoksa, cennete girer. c) İmanı var, günahı sevabından çoktur; fakat affa veya şefaate kavuşmazsa cehennemde cezasını çekecek demektir. Affa veya şefaate kavuşursa, hiç cehenneme girmeden cennete gider. 3- Şehidlikle ilgili: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Deniz savaşında şehid olanların, bütün günahları, hatta [gıybet, hakaret, gibi bütün] kul hakları da affolur.) [İbni Mace] Ama her deniz savaşında ölen kimse şehid olmaz ve günahları da affolmaz. Affolmanın da şartları vardır. Birinci şart, o kimsenin imanlı yani Müslüman olmasıdır. İmansızsa, o kimse denizde boğulsa da, savaşta da ölse, insanlığa, bütün dünyaya büyük hizmetleri dokunsa da cennete giremez. Hadis-i şeriflerin bir kısmı, diğerini açıklar. Bunu açıklayan bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Nice kendisine silah isabet edip ölen kimse vardır ki, şehid değildir. Nice döşeğinde yatarken ölen kimse de vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir.) [Ebu Nuaym, Ebu-ş-şeyh] 4- Ziynet takmakla ilgili Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kadınlara altın takı helaldir.) [Taberani] Bunun da bazı şartları vardır: a) Yabancı erkeklere göstermeden takabilir demektir. Mesela burna hızma olarak takamaz. b) Altın, gasp edilmiş veya çalınmış olmazsa takabilir demektir. c) Âcil vermesi gereken borç varsa, önce borcunu ödemesi gerekir. c) Altın yüzük çok sıkı olup altına su geçirmezse, guslederken yüzüğü çıkarmak veya oynatmak gerekir. Böyle yapmazsa guslü sahih olmaz. (Devamı var) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Şartsız söylenen şeylerin bazı şartları bulunduğunu gösteren örneklere bugün de devam ediyoruz: 5- Tavşan eti yemekle ilgili: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Tavşan eti yenir.) [Buhari] Tavşan eti yenir; fakat bunun da bazı şartları vardır: a) Ada tavşanı besleyen kimse, bunu kesmeden, bir bacağını koparıp yiyemez. b) Kesenin Müslüman veya Ehl-i kitap olması şarttır. Bunlardan başkası keserse yenmez. Mesela Budistin ve ateistin kestiği yenmez. c) Kesenin Müslüman olması da yetmez. Besmeleyle kesmesi gerekir. Kasten Besmele terk edilirse, o et leş olur. ç) Tavşan hastalıklıysa veya zehirliyse yine yenmez. d) Çalınmış veya gasp edilmişse yenmez. 6- Gümüş yüzük takmakla ilgili Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Gümüş yüzük erkeklere de caizdir.) [Mevahib] Şartsız söylendiğine göre, bunun da bazı şartları vardır: a) Ağırlığı bir miskali [4,8 gramı] geçmemelidir. Demek ki, 10 gram ağırlığında bir şövalye yüzük takmak caiz olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Gümüş yüzük takabilirsin; fakat ağırlığı bir miskali geçmesin!) [Tirmizî] b) Yüzük darsa, abdestte, gusülde çıkarmak veya oynatarak suyun altına girmesini sağlamak gerekir. Böyle yapılmazsa, dar yüzüğü takmak caiz olmaz. Şartsız söylenen haberlerin şartlarının da olabileceğini bilmeyen cahiller, (Altından, gümüşten diş yaptırmak caiz dendiğine göre, kaplama diş gusle mani olmaz) diyerek, milleti cünüp gezdiriyorlar. Yüzüğün de, takma dişin de altını ıslatma şartı vardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Abdest alırken, [altının ıslanması için] yüzüğü hareket ettirin!) [İbni Mace] Altın kaplama protez dişin altına su geçmezse ve çıkarma imkânı varsa, çıkarıp altını ıslatmak gerekir. Buna imkân yoksa, (Gusülde ağzın içini yıkamak farz değildir) diyen Maliki veya Şafii mezhebini taklit etmek gerekir. Taklit ederken, o mezhebin farzlarına uymak ve müfsidlerinden [o ibadeti bozacak şeylerden] sakınmak gerekir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Şartsız söylenen şeylerin bazı şartları bulunduğunu gösteren örneklere bugün de devam ediyoruz: 7- Allah var demekle ilgili: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Lâ ilâhe illallah diyen cennete girer.) [Bezzar] Cennete girmenin birçok şartları vardır: a) Birincisi, Amentü'de bildirilen, imanın altı şartına inanmaktır. Bunların birine bile inanmayan cennete giremez. Mesela bütün peygamberlere inansa, sadece âhir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselama inanmasa, iman etmiş olmaz. İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Allah'tan başka ilah olmadığına Allah'ın bir olduğuna ve ortağı olmadığına, Muhammed'in Onun kulu ve Resulü olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, Allahü teâlâ onu cennetine koyar.) [Buhari, Müslim, Tirmizi] (İman; Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani kıyamete, cennete, cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] b) İmanın altı şartını dille söylemek yetmez; kalble de tasdik etmek ve ihlâsla söylemek gerekir. Birkaç hadis-i şerif meali: (İhlâs, haramlardan sizi men etmesidir.) [Bezzar] (Kalble tasdik edip, ihlâsla kelime-i şehadeti söyleyen cennete girer.) [Taberani] (İhlâsla, "Rabbimin Allah, dinimin İslam ve Peygamberimin Muhammed aleyhisselam olduğuna razıyım" diyen cennete girer.) [İ. Ahmed] c) Bid'at ehli olmaması gerekir. Yukarıdaki bütün şartlar olsa da, Ehl-i sünnet olmayan cennete giremez. İtikadında küfür yoksa, ancak o zaman cehennemde cezasını çektikten sonra cennete girer. ç) Hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak gerekir. Allahın sevdiklerini sevmek, düşmanlarını sevmemek şarttır. Mesela Hazret-i Ömer'e düşmanlık etse, onun dayısı olan kâfir Ebu Cehili sevse, lâ ilahe illallah demesi onu cehennemden kurtaramaz. d) Lâ ilahe illallah diyen kimse, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetleri yapmıyor ve içki, faiz, kumar, hırsızlık, zina, katillik gibi günahlar içindeyse, böyle kimsenin de imanını muhafaza etmesi, dolayısıyla cennete girmesi çok zordur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kalbine imanla ilgili vesvese gelen, ileride büyük makamlara layık kişidir. İbadetleri yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allah'ı, ahireti inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız değil, imanlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara saldırır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İmanla ilgili kötü vesveselerin gelmesine sebep, imanın kâmil olmasıdır; çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu. Peygamber efendimiz Kâbe'deyken, Müslümanların yanı sıra bir de Yahudi geldi. O zamanlar Kâbe'ye Yahudilerle müşrikler de geliyorlardı. Müslümanın biri Peygamber efendimize, (Ya Resulallah, şeytan bana namazda çok vesvese veriyor, ne yapmam gerekir?) diye sordu. Yahudi hemen atılıp, (Bizim dinimizde vesvese yok, şeytan bize vesvese vermiyor) dedi. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, (Ya Ali, bunun cevabını sen ver!) buyurdu. Hazret-i Ali, (Ya Resulallah, boş eve hırsız girmez) dedi. Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli, her zaman Allahü teâlâyı anmaya çalışmalıdır! Peygamber efendimiz, (Şeytan vesvese verir. Allah'ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruyor. Vesvese ilimle, dua ve zikirle azalıp yok olur. Bunun için, bilhassa günaha meyledildiği zaman, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı. Ayrıca, bir meşguliyet bulmalı, boş oturmamalı. Boş oturanları Allahü teâlâ sevmez. Bir kimse boş oturursa ona şeytan musallat olur. Çalışmayıp boş gezenler zengin olsalar bile, bunların arkadaşları şeytan, kalbleri de şeytanın konağı olur. Çalışmak ibadettir. Çalışan Allah'ın dostudur. Onun dostu olmak, rızasını kazanmak için boş durmamalı. Bir gün, Peygamber efendimiz bir yerden geçerken, boş duran birisine selam vermedi. Dönünce aynı kimseye selam verdi. Eshab-ı kiram, bunun hikmetini sorunca buyurdu ki: (Giderken hiçbir iş yapmıyordu. Boş duranı Allah sevmez. Allah'ın sevmediğine selam vermedim. Dönünce ise, bir çöple yeri karıştırmak suretiyle de olsa, bir şeyler yapıyordu. Onun için selam verdim.) Şeytan müminin kalbine giremez. Ancak pencereden vesvese verir. Mümin, kalbinden ruh âlemine pencere açılmış bir kimsedir. İnanmak ve istifade etmek için feyz penceresi açılır. Kâfirin ruh âlemine açılan penceresi kapalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyüklerin kendileri, kabirleri, sözleri, kitapları, eşyaları feyz kaynağıdır; hatta ellerini değdirdikleri taştan bile, kıyamete kadar feyz yayılır. Feyz geldiği şu yollarla anlaşılır: 1- Feyz gelmişse, Allahü teâlâ, onu küfürden korur. 2- Haramlardan uzaklaştırır. 3- Dünyadan soğutur. 4- Büyükleri, salih kimseleri sevdirir. 5- Ölümü sevdirir, ölüme karşı hasret duymaya başlar. İşte bunlar varsa, feyz geliyor demektir. Feyz, insanı küfürden koruduğu gibi, evliyalığa kadar da götürür. Eğer haramlardan, günahlardan soğumuyorsak, dünya hırsı aynen devam ediyorsa, feyz alamıyoruz demektir. Bu da iki sebepten olur: Ya gittiğimiz zat noksandır. Gittiğimiz, görüştüğümüz veya kabirdeki zat, bu işe ehil biri değildir; çünkü noksandan fayda gelmez. Yahut da, gelen feyzi alamıyoruzdur. Gelen feyzi almamıza engel de şudur: Bir büyük günaha devam ediliyordur; çünkü günah engeldir. O zaman, hemen o zatı reddetmemeli, kusuru herkes kendinde aramalı, bütün günahlara istiğfar etmeli. Devamlı tevbe etmeli ki, bu kapı açılsın. Yağmur geliyor; fakat kapta birikmiyor. Kap boş. Yağmur suyu akıp gidiyor. Kabın dolması için, iki ana musluğa ihtiyaç vardır. Biri istiğfar, biri de tevazu; çünkü su, dağlardan ovalara akıyor. Hiçbir su yukarı doğru akmaz. İstiğfar edildiği halde bir şey hâsıl olmuyorsa, orayı terk etmeli. Feyz gelmesi için şart, salih insanlarla beraber bulunmaktır. Feyz geldiğinin alameti, günah işlememektir. Feyzin kesildiğinin alametiyse günahlara dalmaktır. Allahü teâlâ, rızasını Müslümanların rızasına bağlamıştır. Onlar razı olursa, Allahü teâlâ da razı olur. Mesela, ana baba evladından, kocası hanımından, âmiri memurundan, hocası talebesinden razı olursa, Allahü teâlâ da, büyük zatlar da, o kimselerden razı olur. Razı olmak, memnun olmak demektir. Allahü teâlâya kavuşturan en kestirme yol, insanların duasını almaktır. Güzel ahlak demek, onlarla iyi geçinip, iyilik ederek, insanların duasını almak demektir. Evliyanın sohbetinde, kalb rahatlar ve insanı uyku basar. Dinin emir ve yasaklarını anlamak başka şeydir, öğrenmek başka şeydir. Mesela kul hakkını öğrenen kimse, ben kimin kalbini kırdım, kimin malını aldım diye düşünmekten, bir an olsun ayaklarını uzatıp yatamaz. İslamiyet, her safhasıyla, ahlâkıyla, itikadıyla, ameliyle yaşanan bir dindir. Hepsi bulunursa, tam olur; yoksa kişinin dini eksik olur. Hepsi yapılamazsa da, yapılabilen az kısmını elden kaçırmamaya çalışmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şöyle deniyor: 1- Hadis külliyatının, Kütüb-i sitte'nin içindeki sahih hadisleri bir araya getirmeli. 2- Hadis ravileri adil ve güvenilir olsa da, bunları çağın teknolojisine göre düzeltmeli. 3- Hadisler Kur'anı nesh edemez. 4- İslam âliminin mezhebi olmaz. 5- Harem selamlık uygulaması, töreyle, kıskançlıkla ilgilidir, dinde yoktur. Bu görüşler dine aykırı değil midir? CEVAP: Elbette aykırıdır. Kısaca cevap verelim: 1- Kütüb-i sitte'deki hadis-i şeriflerin hepsi sahihtir. İslâm âlimi, Resulullah efendimizin vârisidir, herkesten daha çok Allah'tan korkar ve kitabına uydurma hadis almaz. (Uydurma hadis), bu sözü Allah Resulü söyledi diye iftira etmektir. Sıradan bir Müslümanın bile hayalinden geçiremeyeceği bu iftirayı, bir Ehl-i sünnet âlimine yakıştırmak, çok çirkindir. 2- Hayret, (Âdil ve güvenilir olsa da) deniyor. Yani, (Bu sözü Allah Resulünün söylediği kesin olsa bile, Allah Resulü, günümüzün meselelerini bilememiştir, yanlış söylemiştir. Biz onun yanlışlarını, çağın teknolojisine göre düzeltelim) demektir. Bu iddiayı bir Müslüman nasıl yapar ki? 3- Âyet-i kerimeler, hadis-i şerifle de nesh edilebilir. Mesela zekât, Kur'an-ı kerimde bildirilen 8 sınıf Müslümandan birine verilir. Sekizinci sınıf, (Müellefe-i kulüb) denilen kimselerdi. Hazret-i Ebu Bekir zamanında, Beyt-ül-mal emini olan Hazret-i Ömer, Muaz hadisini okuyarak, Müellefe-i kulub olanlara zekât verilmesini, Resulullahın nesh ettiğini bildirdi. Halife ve Eshab-ı kiramın hepsi, bunu kabul ederek, nesh edilmiş olduğunda ve artık bunlara zekât verilmemesi gerektiğinde icma hâsıl oldu. İslamiyet'e yardım için, düşmanın zararını önlemek için, onlara mal, para her zaman verilir; ama bu Beyt-ül-malın zekât bölümünden değil, başka bölümünden verilir. Müellefe-i kulüb denilen kimselere, mal, para vermek değil, onlara zekât vermek yasaktır. (Bedayı) 4- (Âlimin mezhebi olmaz) demek de çok yanlıştır. Müctehid olan âlimin mezhebi, kendi ictihadlarıdır. Bugün müctehid olmadığına göre, herkesin bir mezhebe uyması şarttır. 5- Dinimizin yasakladığı hususlara töre, kıskançlık deniyor. Ümm-i Seleme validemiz anlatır: Meymune ile Resulullahın yanındaydık. Gözleri görmeyen İbni Ümmi Mektum izin isteyip içeri gireceği sırada, Resulullah bize, (İçeri geçin) buyurdu. (O âmâ değil mi, bizi görmez) dedim. (O sizi görmez; ama, siz onu görürsünüz) Yani, o körse, siz kör değilsiniz buyurdu. (Tirmizi) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hucurat suresinde, (Be-deviler, "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz; fakat "İslam olduk" deyin) deniyor. İmanla İslam, yani Müslümanla mümin farklı mı da böyle bildiriliyor? CEVAP: Kelime olarak farklıysa da, mana olarak farklı değildir. İslam olmak, terim olarak değil de, kelime anlamı itibariyle, teslim olmak, boyun eğmek, anlaşmayı kabul etmek demektir. İslam kelimesinin manası bilinirse mesele kalmaz. Bu âyet-i kerimede, ganimet hevesiyle Müslüman görünen bazı Bedeviler, sadaka almak için, (Biz iman ettik) dedikleri zaman, onlara, (Hayır, siz iman etmediniz, kalben tasdik etmediniz, kılıç korkusundan ve İslam nimetinden faydalanmak için Müslüman göründünüz. İman ettik demeyin, biz size teslim olduk, boyun eğdik deyin) denmiştir. Tefsir kitaplarında bildiriliyor ki: Âyet-i kerime, Esed bin Huzeyme oğullarından, bedevi olan Araplar hakkında inmiştir. Bunlar, Resulullahın huzuruna bir kıtlık yılında gelmiş ve zahiren kelime-i şehadet getirmişti; ancak inanmış değillerdi. Medine yollarını pisliklerle berbat etmiş, fiyatların yükselmesine sebep olmuşlardı. Resulullaha, (Biz sana yüklerimizle, ailelerimizle birlikte geldik. Başkaları seninle çarpıştığı gibi, biz de seninle savaşmadık. Bunun için bize zekât mallarından bir şeyler ver) demeye ve Peygamber efendimize minnet etmeye başlamışlardı. Allahü teâlâ da, onlar hakkında bu âyet-i kerimeyi indirdi. Allahü teâlânın, (Fakat teslim olduk deyin) buyurması, (Öldürülmek ve çoluk çocuğumuz esir alınmak korkusuyla teslimiyet gösterdik deyin) demektir. İşte bu, münafıkların vasfıdır; çünkü onlar kalble tasdik etmeden, inanmış görünmekle, ölüm ve esaretten kurtuldular. İmanın gerçeğiyse, kalble tasdiktir. Müslüman olduk demek, Peygamberin getirdiklerini zahiren kabul etmektir. Bu da ancak, dünyada kişinin kanını dökülmekten kurtarır. (Kurtubi) HAC VE ÖRTÜNMEK Sual: Hacdan gelen kadının örtünmesi şart mıdır? CEVAP: Hacla örtünmenin bir ilgisi yoktur. Yalnız hacdan gelen kadının değil, her Müslüman kadının örtünmesi farzdır. Büluğa erince, örtünmek şart olur. Açık gezmek haram olur. Günah işleyenin ibadetleri, mesela namazı, haccı, orucu sahih olursa da, vaat edilen büyük sevablara kavuşamaz. Namaz, hac ve oruç borcundan kurtulur. Ahirette niye bu ibadetleri yapmadın diye sormazlar, niye açık gezdin, niye şu günahları işledin diye sorarlar. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.coma
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kur'anı ve onun Peygamberini dışlayarak tevhid inancına ve salih amele ulaşmak imkânsız gibi olduğu için, bugün ehl-i kitaba dâhil olan Yahudi ve Hıristiyanların büyük çoğunluğu, tevhidden veya salih amelden uzaklaşmışlardır) deniyor. Yani, (Ehl-i kitab olan Yahudi ve Hıristiyanlardan, hak yolda olan az da olsa vardır) iması verilmeye mi çalışılıyor? CEVAP: İma edilmiyor, açıkça öyle söyleniyor. Ehl-i kitab, tek bir yaratıcıya inansa da, salih ameller işlese de, mesela namaz kılsa, oruç tutsa ve cami yapsa da, Müslüman olmadıkça hiç faydası olmaz. İşte bir âyet-i kerime meali: (Kâfirlerin cami yapmaları ve [hayır olarak yaptıkları] diğer bütün amelleri, boşa gidecek, cehennemde sonsuz kalacaklar.) [Tevbe 17] Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olduğu gibi, kâfire de Müslümandır, cennetliktir demek küfürdür. İslamiyet gelince, önceki bütün dinler yürürlükten kalktı. Hiç değişmemiş, bozulmamış bile olsa, artık bunlarla amel etmek caiz değildir. Üç âyet-i kerime meali de şöyledir: (İslam'dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Âl-i İmran 85] (Kimi, ona [Muhammed aleyhisselama] iman etti, kimi ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr edip kâfir olanları ateşe atacağız.) [Nisa 55, 56] (Elbette, ehl-i kitab [Yahudi ve Hıristiyan] veya müşrik olan bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Beni duyup da, bana inanmayan Yahudi ve Hıristiyan, cehenneme girecektir.) [Müslim] TEVBEYİ GECİKTİRMEK Sual: (Tevbeyi bir saat geciktirince günahı iki kat olur) dendiği gibi, (Günah işleyince melekler üç saat yazmaz, tevbe edilmezse, o zaman yazılır) da deniyor. Buradaki incelik nedir? CEVAP: Bir saat gecikince günahı artıyor; ama üç saat içinde tevbe ederse, hiç günah yazılmıyor. Üç saat içinde tevbe edilmezse, günahı katlanmış olur, o katlanmış haliyle günah yazılır demektir. SESİMİZİ DUYURMAK Sual: Selama cevap verirken veya aksırıp elhamdülillah diyene yerhamükellah derken, mutlaka sesimizi karşımızdakinin duyması şart mı? CEVAP: Bunlara cevap vermek farzdır. Ortam gürültülü olabilir veya o kimse ağır işitebilir yahut başka bir sebeple de duymayabilir. Biz selamı sesli almışsak, mesuliyetten kurtuluruz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ruhun mahiyeti nedir? Ruh uykuda, ölünce olduğu gibi bedenden ayrılır mı? CEVAP: Ruhun mahiyetini bilmek imkânsızdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh Rabbimin işlerindendir, size az bilgi verildi.) [İsra 85] Aklın erdiği bilgileri anlayan, his organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri, hareketleri idare eden, kullanan ruhtur. Ruh, göz vasıtasıyla renkleri, kulakla sesleri kavrar, sinirleri çalıştırır. Adaleleri hareket ettirir, böylece bedene iş yaptırır. Böyle işlere ihtiyarî yani istekli işler denir. Aklı kullanmak, düşünmek ve gülmek gibi şeyleri yapan ruhtur. Ruh, parçalanmadığı ve parçalardan meydana gelmediği için, hiç değişmez, bozulmaz, yok olmaz. Ruh, bir sanatkâra benzer. Beden, sanatkârın elindeki sanat aletleri gibidir. İnsanın ölmesi, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Bu da, sanatkârın sanat aletlerinin yok olmasına benzer. (Ahlak-ı alai) İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Cesetten ayrılan ruh, ya azaba, ya nimete kavuşur. İyilerinki yükselir, kötülerinki yedi kat yerin dibine iner. Bedenden ayrılan ruh, aletsiz, vasıtasız olarak her şeyi bilir. Bunun için, çeşitli nimet veya azapla karşılaşır. Ruh bedendeyken, bir uzuv, mesela insanın bir ayağı felç olsa, ruh bu ayağa tesir edemez. Ölüm ise, bütün uzuvların felç olmasına benzer; ancak ruh, bedenden ayrılınca, yine bilir, görür, anlar, sevinir, üzülür, bu halleri yok olmaz. Uykuda da, ölünce olduğu gibi, ruh bedenden ayrılır; fakat rüyada ayrılmasıyla ölüm esnasında ayrılması arasında, çok fark vardır. Bir âyet-i kerime meali: (Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de, uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Elbette, düşünenler için, bunda, alınacak ibretler vardır) [Zümer 42] İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Uykuda, ruhun bedenden ayrılması, bir kimsenin, geziye, kendi vatanından, sevinerek ayrılmasına benzer ki, gezdikten sonra, sevinç içinde yine vatanına döner. Ölürken ruhun ayrılması, böyle değildir. Bu ayrılık, vatanı yıkılan, evleri, binaları yok olan kimsenin, vatanından ayrılması gibidir. Bunun içindir ki, uykudaki ayrılmasında, sıkıntı ve acı yoktur. Tersine, sevinç ve rahatlık vardır. Ölürken ayrılmasında ise, çok acılar ve güçlükler hâsıl olur. Uyuyanın vatanı dünyadır. Ona, dünyadaki gibi davranırlar. Ölenin ise, vatanı yıkılır. Ahirete göç eder. Ona ahiret muamelesi yaparlar. (3/31) Allahü teâlâ, insanın ruhunu bilinemez şekilde yarattı. Ruh, madde, cisim değildir, belli bir yeri yoktur. Ruh, bedenin ne içinde, ne dışındadır, ne bitişik, ne ayrıdır. Yalnız onu varlıkta durdurmaktadır. Bedenin her zerresini diri tutan ruhtur. Âlemi varlıkta durduran Allahü teâlâ, bedeni de ruh vasıtasıyla diri tutmaktadır. (1/287) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allah ve müminler, sana yeter
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Enfal suresinin 64. âyetinin meali, (Allah, sana ve müminlere yeter) anlamında mı, yoksa (Allah ve müminler, sana yeter) anlamında mıdır? CEVAP: Birinci şekilde de bildirenler olduysa da, tercih edileni ikincisidir. Hazret-i Ömer iman edince, (Allah ve müminler, sana yeter) mealindeki âyet indi. (Beydavi) İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine, Hazret-i Ömer'le yardım ederek, (Allah ve müminler, yardımcı olarak sana yetişir) buyurdu. (2/99) KUR'AN-I KERİMİ HATMETMEK Sual: Bir kimse, Kur'anı baştan itibaren okusa, İhlâs suresine kadar gelse, son iki sureyi de bir başkasına okutsa, Kur'anı hatmetmiş olur mu? CEVAP: Fatiha'dan başlayıp Fil veya İhlâs suresine kadar okuyup, sonra birkaç sureyi başkasına emredip okutsa, o da birinciye vekil olarak kalan sureleri okusa, hatim olmaz. Hiçbiri hatim sevabına kavuşamaz. Hatim olması için tamamını bir kişinin okumuş olması gerekir. (Behcet-ül-fetava) HATİM DİNLEMEK Sual: Mukabele olarak Kur'anı baştan sona dinlesek, hatmetmiş olur muyuz? CEVAP: Kur'an-ı kerimi dinlemek, okumaktan daha çok sevabdır. Okumak sünnet, dinlemek farzdır; fakat dinlemekle hatim olmaz. Mukabele dinlemek çok sevab olmasına rağmen, TV'den, radyodan veya kasetten dinlemenin ise, insan sesi olmadığı için hiç sevabı olmaz. Bunu ibadet diye yapmak, bid'at olur. CENNETİ İSTEMEK Sual: Namazdan sonra cenneti istemek ve cehennemden korunmak için hangi duayı okumalı? CEVAP: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Namazı bitiren kimse, hiçbir şey konuşmadan "Allahümme ecirnî minennâr ve edhılnil cennete" demezse melekler, "Yazık şuna, cehennemden korunmasını istemekten aciz kaldı", cennet de, "Yazık şuna cenneti istemekten aciz oldu" der.) [Taberani] Duanın anlamı, (Ya Rabbi, cehennemden koru, cennete dâhil eyle) demektir. Bu dua, namazdan sonra, dua ederken okunabilir. ÖLÜ KOYUNUN SÜTÜ Sual: Ölmüş koyunun sütü içilir mi? CEVAP: Hanefi'de temizdir, içilir. Şafii'de necistir, içilmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her şey geçici; ancak Allahü teâlâ bâkîdir. Geçici şeylere gönül bağlamak ahmaklık olur. Biz de geçeceğiz, sevdiklerimiz de geçecek. Kalıcı bir şeye gönül bağlamalı. O da Allah sevgisidir. Dünyada her şeyin sonu var. Acı veya tatlı, iyi veya kötü, her şey bir gün biter. Güneşin doğması batışının habercisi, doğmak da ölümün habercisidir. Dünya, ayrılık, ahiret buluşma yeridir. Cehennemden Allah korusun, Cennette buluşmaya çalışmalı. İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibadet etmek için yaratılmıştır. Saadete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalı. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak bir yer değildir. Ahirette saadete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimse, bu fani dünyaya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapar. Hakiki bayram Cennette, Peygamber efendimizle, Eshab-ı kiramla, Ehl-i sünnet âlimleriyle, evliya zatlarla beraber olduğumuz gün olacaktır. Biz bunu istiyoruz. (Allahü teâlâ, vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruluyor. İnşallah hepsini verecek. Ehl-i sünnet bir Müslüman, ne kadar sevinse azdır; çünkü ihsan-ı ilahiye, en büyük nimete yani doğru itikada kavuşmuştur. Böyle iki Müslüman bir araya gelse, konuşmak da şart değil, birbirlerine baksalar yeter; çünkü müminin yüzüne bakmak şifadır, müminin artığı şifadır, müminin kelâmı devadır. Bunlarla beraber olan da müşrik olmaz. Cenab-ı Hak, (Şirk hariç bütün günahları affedeceğim) buyuruyor. Bu nimetler varken, yani Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadında olduktan sonra, Ehl-i sünnet âlimlerini, bu yolun büyüklerini tanıdıktan ve onların kıymetli eserlerine kavuştuktan sonra, bir mümin eğer hâlinden şikâyet ederse, nankörlük etmiş olur. O kadar büyük nimete kavuşan insanın, hâlinden şikâyetçi olması çok ayıptır. Büyük bir zatın talebesi anlatır: Bir gün hocamla beraber, bir ihtiyar zatı ziyarete gittik. İkram için şeker getirdiler. Şekerleri, ikram etmek için ben aldım. Sonra elimde şeker tabağıyla giderken, ayağım halıya takıldı. Şekerler odaya dağıldı. Tam toplamak için eğildim, hocam tebessüm edip buyurdu ki: Dur evladım, bugün tefsirde okuduğum bir olayı hatırladım. Orada yazıyordu ki: Müslüman vefat edince kabirde bir huri gelecek. Gerdanında inciler olacak. Bu incilerden bir tanesi dünyaya gelse güneş kararır; ama bu inciler ince bir pamuk ipliğine bağlıdır. Meyyit incilere elini uzatıp tutunca inciler yere dağılır. Daha sonra onları toplamaya başlar. Son taneyi aldığı zaman, kabir hayatı sona erer. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kalb sünger gibidir. Bulunduğu yerdeki iyi ve kötü her şeyi alır, emer. Bu, kalbin özelliğidir. Bunun için, iyi yerlerde bulunmaya, salihlerle beraber olmaya dikkat etmeli. Bozuk kitapları okumamalı. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin kıymetli eserlerini okumalı; çünkü iyi ve güzel şeyler kalbi parlatır; habis ve bozuk şeylerse kalbi karartır, hasta eder. Son nefeste kalbin aydınlık, parlak olması çok önemlidir. Bunun için, kalbde zulmete sebep olacak yerlerden, bozuk kimselerden, bozuk yayınlardan ve kötü şeylerden uzak durmak, korunmak şarttır. Müslüman, her haramdan uzak durmalı. Haram demek, Allahü teâlâya isyan demektir. Ahirette, Cennetle Cehennemden başka yer yoktur. Ölümün ne zaman geleceği ise bilinmez. Ölmek felaket değildir; ölmeden önce tedbir almamak, ahirette başına gelecekleri bilmemek felakettir. Bir beyit: Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın var mı? Genç olan ölmez mi, ölenler hep ihtiyar mı? (Ben ölmem) veya (Cehennem ateşi bana zarar vermez) diyebilen, dilediği kötülüğü işlesin! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!) Her işin başı, din gayretidir. Bu gayret varsa, kaya bile erir. Muvaffak olmak için, her yaptığımızı Allah rızası için yapmalıyız. Birlik beraberlikten ayrılmayıp, yalan ve hileden sakınarak doğru olmalıyız. Ahirete giden iyi kötü herkes, pişmanlık duyacaktır. İyiler, daha çok iyilik etmedikleri için, kötüler de, kötülük edip iyilik etmedikleri için pişman olacaklar. Dünya için kanaat olur, ahiret için kanaat olmaz. Dünya için tevekkül olur, ahiret için tevekkül olmaz. Dünyada pişmanlık nimettir; fakat ahirette pişmanlık, felakettir. Kabirden birisi çıkıp dünyaya gelse, nasıl yaşar? Herhalde bir anını boş geçirmez, hep ahireti için çalışır, günah işlemez, kalb kırmaz... Peki, biz oraya gitmeyecek miyiz? Gidince başımıza neler geleceğini, nelerle karşılaşacağımızı dinimiz bildiriyor. Allah'a iman etmeyenler, Peygamber efendimizin getirdiklerine inanmayanlar, beğenmeyenler, din-i İslam'ı kabul etmeyenler, Cehennemde feryat edecek. (Ya Rabbi, bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz) diyecekler. Onlara, (Zaten oradan gelmediniz mi?) denilecektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kur'andan başka kaynak tanımam, benim için sadece Kur'an delildir. Meal okuyup onunla amel ederim) diyenler haklı değil midir? Allah'ın kitabı yetmiyor mu, başka kaynağa ne ihtiyaç var? CEVAP: Bunu söyleyen kimsede, zerre kadar samimiyet yoktur. Böyle söyleyenler Kur'an-ı kerime kesinlikle inanmıyorlar. Kur'an-ı kerime inansalar, onun bildirdiklerine de inanırlar. Allahü teâlâ, (Yalnız bana tâbi olun, yalnız bana itaat edin) buyurmuyor. Resulüne ve âlimlere de uyulmasını emrediyor. Şu âyet-i kerimeleri, hangi mezhepsiz inkâr edebilir ki: (Allah'a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20] (Resule itaat de Kur'an-ı kerimin emridir.) (Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71] (Resulüm de ki: "Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!") [Al-i İmran 31] (Allah'a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13] (Resulüne inanmayan da kâfirdir. Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanıp hepsini beğenmek demektir.) (De ki, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çevirenler [kâfir olanlar], bilsinler ki, Allah, kâfirleri sevmez.) [Âl-i İmran 32] (Allah'tan değil, Resulünden de yüz çeviren kâfirdir.) (Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7] (O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157] (Allahü teâlâ, haram kılma yetkisini Resulüne de vermiştir.) (Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54] (Resule itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Allah'a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36] (Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14] (İhtilaflı bir işin hükmünü Allah ve Resulünden [Kitap ve sünnetten] anlayın!) [Nisa 59] (Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini [İslamiyet'i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir halde kendi elleriyle [boyun eğerek] cizye verinceye kadar savaşın.) [Tevbe 29] (Biz her Peygamberi, kendisine itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64] (Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Allahü teâlâ, Resulüne Kur'anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve kelime-i şehadette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor. İki âyet-i kerime meali: (Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44] (Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151] İmam-ı Şafii hazretleri buyuruyor ki: Bu âyetteki hikmet, sünnettir. Önce Kur'an, peşinden hikmet bildirilmiştir. (Risale s.78) Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir: (Cebrail, Kur'anla beraber, onun açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi] (Bana Kur'anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed] (Yalnız Kur'andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah'ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi] (Bana uyan Cennete girer, bana isyan edense Cennete giremez.) [Buhari] (Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim] (Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana şehid sevabı verilir.) [Hakim] (İhtilaflarda, sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Tirmizi] (Bana uyan, Allah'a uymuş, bana asi olan da, Allah'a asi olmuş olur.) [Buhari] Mezhepsizler, dindeki dört delilin ikisini kabul etmeyip, kitap ve sünnetten başka delil yok diyorlar. Mezhepsizleri de geride bırakan türediler, kitap ve sünnet tabirine bile saldırıp, (Kur'andan başka, sünnet adı altında din çıkarılıyor, Kur'anı getirmekle Peygamberin işi bitti, o bir postacıdır) diyerek sünneti Kur'an-ı kerimden farklı gibi gösteriyorlar. Âyet-i kerimelerde bunların kâfir oldukları bildiriliyor. Görüldüğü gibi, yalnız Kur'an diyerek, Resule uymayanların, sahtekâr birer kâfir olduklarını, Allah ve Resulü bildirmektedir. Bunların, Kur'ana inanıyorum demeleri yalandır; çünkü Kur'an-ı kerimi toplayanlar da, hadis-i şerifleri bildirenler de Eshab-ı kiramdır. Birine inanıp öteki inkâr edilmez. Resulullah efendimiz, bunların çıkacağını mucize olarak 14 asır önce bildirmiştir. Üç hadis-i şerif meali: (Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, "Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur'andan söyle" derler.) [Ebu Ya'la] (Bazı kibirli kişiler çıkacak, "Allah Kur'anda bildirilenden başka bir şeyi haram kılmadı" diyecek. Yemin ederim ki, benim de emrettiğim, yasakladığım, koyduğum hükümler vardır. Bunların sayısı Kur'andaki hükümlerden daha çoktur.) [Ebu Davud] (Kur'andan başka delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Davud] (Devamı var) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Kur'an-ı kerimde, (yalnız Kur'ana uyun) denmiyor, (Allah'a ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü dışlayıp, Kur'anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur'anın ifadesiyle kâfir olur. (Bize yalnız Kur'andan söyle) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri, (Ey ahmak! Kur'anda, namazların kaç rekât olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hazret-i Ömer, farzların seferde kaç rekât kılınacağını Kur'anda bulamadık diyenlere, (Kur'anda bulamadığımızı, Resulullah'tan gördüğümüz gibi yaparız. O, seferde, 4 rekâtlı farzları iki kılardı) buyurdu. (Mizan-ül-kübra) Resulullah'a uymanın önemi anlaşılınca, Kur'an-ı kerimin açıklaması olan hadis-i şeriflere de uymak gerektiği anlaşılır. Hadis-i şerifler olmasaydı, namazların kaç rekât olduğu ve nasıl kılınacağı, zekâtın, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Yani hiç kimse, bunları Kur'an-ı kerimden çıkaramazdı. Şu halde Kur'an-ı kerimi anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır. Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Herkes Kur'anı anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? Kur'an-ı kerimi doğru anlayamadıkları için, 72 sapık fırka meydana çıktı? Üç ayet-i kerime meali: (Eğer onun hükmünü peygambere veya ülül-emre [yetkililere, âlimlere] sorsalardı, öğrenmiş olurlardı.) [Nisa 83] (Demek ki, ülül-emre de uyulması gerekiyor.) (Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43] (Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43] Bu âyetler, Kur'an-ı kerimi anlamak için âlimlerin açıklamasına da ihtiyaç olduğunu bildiriyor. Zaten Kur'an meali okuyan, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin bilgi derecesine göre, yaptığı açıklamayı öğrenir. Bir cahilin veya bir sapığın yazdığı meali okuyan da, Allahü teâlânın bildirmek istediğini değil, tercüme edenin anladım sanarak kendi kafasından anlatmak istediğini öğrenir. Kur'an-ı kerim mealini okuyan, amel ve ibadetle ilgili bilgileri öğrenemez. İtikada ait bilgileri ise öğrenmesi hiç mümkün olmaz; çünkü 72 dalalet fırkası, Kur'an-ı kerime yanlış mana verdiği için sapıtmıştır. Kur'an-ı kerim, dinin anayasası hükmündedir. Yüz binlerce hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Âlimler, Kur'an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri açıklamıştır. Bu açıklamalar olmadan Kur'an-ı kerime uyulamaz. Bugünkü Anayasa da öyledir. Kanunlar, tüzükler, yönetmelikler ve mahkeme ictihadlarıyla ülke yönetilmektedir. Bunlar olmadan sırf anayasa ile ülke yönetilmez. Anayasa hep kanunlara havale eder. Kur'an-ı kerim de hep Resulullaha havale eder, âlimlere havale eder. Onun için, sırf anayasa ile memleket idare edilmez, Kur'an mealinden de din öğrenilmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yatsı namazını kıldıktan sonra konuşmanın mekruh olduğu bildirilirken, Peygamberimizin yatsıdan sonra konuştuğu da bildiriliyor. Bu nasıl oluyor? CEVAP: Bir ihtiyaç yoksa konuşmak mekruh olur. Sohbet etmek, kitap okumak gibi faydalı işlerde konuşmak caizdir. Yatsıdan önce uyumak ve yatsıyı kıldıktan sonra, hayırlı iş hariç konuşmak, mekruhtur. Yatsı namazından sonra, dini sohbet edene, namaz kılana, yolcuya veya gerdeğe girene mekruh değildir. (Redd-ül muhtar) Yatsıdan sonra konuşmak, faydasız bir konuşmaysa yahut sabah namazını veya âdet edinen kimsenin gece namazını kaçırmasına sebep olacaksa, mekruh olur. Bir ihtiyaçtan dolayı konuşulursa mekruh olmaz. Kur'an okumak, zikretmek, evliya menkıbelerini anlatmak, fıkıh okumak ve misafirle konuşmak da mekruh değildir. Burada, o günün amel defterine ibadetle başladığı gibi ibadetle bitirerek ikisi arasında işlenen günahların affolmasına sebep olmaya çalışmak vurgulanıyor. Sabah namazından önce de ihtiyaçsız konuşmak mekruhtur. (İmdad-ül-fettah) İmsak vaktinden sabah namazını kılana kadar ihtiyaçsız konuşmak da mekruhtur. (Dürr-ül muhtar) Sual: Şafii bir arkadaş, (Erkeklerin namazda yalınayak, başıkabak olmaları gerekir. Nitekim Hacda da böyle yapılıyor) diyerek takke takmıyor. Bu doğru mu? CEVAP: Şafii'de namazda ayakların açık olması sünnettir; fakat başı kapalı olmalı. Haccın durumuysa farklıdır. Tembellikle veya başı kapalı kılmanın önemini düşünmeden, başı açık namaz kılmak mekruhtur. Kendini aciz, zavallı göstermek, Allahü teâlâdan korktuğu için başını örtmemek mekruh olmaz. [Yani, Allahü teâlânın korkusundan rengi sararıp, vücudu titreyip, kendini ve her şeyi unutan kimse, başını örtmezse, mekruh olmaz.] Fakat bunların da örtmesi, daha iyi olur; çünkü başı açmak, (Namazda ziynetli elbisenizi alınız, örtünüz) âyet-i kerimesine uymamak olur. Namaz kılarken düşen başlığı, az hareketle yerden alıp örtmek iyi olur. Harareti teskin ve rahatlık için başı açmak da mekruhtur. (S. Ebediyye) Namazda başı hiç olmazsa, herhangi bir renkte olan takkeyle örtmelidir. Siyah başlık sünnettir. Takke, yün başlık, külah, kalensüve, kapüşon gibi başlıklar, sarığın yerini tutmazsa da, hiç olmazsa, başı örtmek sünneti, bunlarla yerine getirilmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Kıyamette herkes sevdikleriyle beraber olur) buyuruluyor. Evliyayı, âlimleri sevdiği halde, onlara uymayan, onlar gibi yaşayamayan, ahirette onlarla beraber olabilir mi? CEVAP: Sevmenin şartı vardır. Sadece seviyorum demek yetmez. Sevgi itaat etmektir. Onlara tabi olmak, onların yolundan gitmektir. Mesela içki içen, namaz kılmayan, her günahı işleyen kimse, (Ben Hazret-i Ömer'i, Hazret-i Ali'yi seviyorum, yarın onlarla beraber Cennette olurum) derse, sözünün bir değeri olmaz. Allahü teâlâyı sevmek de böyledir. Hiç ibadet etmeden, günahlardan sakınmadan, (Ben Allah'ı çok seviyorum) demek yalan olur. Resulullahın yolunda olan bir kimse, kıyametin ne zaman kopacağını sorunca ona, (Kıyamet için ne hazırlık yaptın?) buyurdu. (Allah'ın ve Resulünün sevgisini hazırladım) diye cevap verince ona, (Ahirette sevdiklerinle beraber olursun) buyurdu. (Müslim) Hasan-ı Basri hazretleri buyuruyor ki: (Kişi sevdiğiyle beraber olur) hadis-i şerifi seni yanıltmasın! Sen iyilere, ancak onların iyi amellerini yapmakla kavuşabilirsin. Yahudiler ve Hıristiyanlar, Peygamberlerini sevdiklerini söylüyorlarsa da, onlar gibi olmadıkları için, onların yanına gidemeyeceklerdir. Sevmek, üç çeşit olabilir: 1- Sevdiklerinin bütün amellerini ve ahlakını edinmiştir. Hepsini yapabilen, onlardan olur. Onlara olan sevgisi, onu da tam onlar gibi yapmıştır. Sevginin zirvesine erişmiş olur. 2- Ameli de, ahlakı da onlar gibi değildir. Sevdiklerine hiç uymayan, onlara hiç benzemeyen kimse, onlardan hiç olamaz. Sevgisi, sözde kalır. Kalbine girmez. Sevginin yeri ise kalb, yani gönüldür. 3- Birkaçını yapar. Başkalarını yapmayıp, bunların tersini yapar. Bunlar da ikiye ayrılır: a) İmanda onlara uymamışsa, onlardan olamaz. Onları seviyorum demesi yanlıştır. Onun kalbinde, onlara sevgi değil, düşmanlık vardır. Yahudilerin ve Hıristiyanların, Peygamberleri seviyoruz demeleri böyledir. Kişi, sevdikleri gibi inanıp, taat ve ibadetlerde, onlara tam uymazsa, beğenmediği için uymamışsa, seviyorum demesinin yine faydası olmaz. Onlarla birlikte olamaz. b) Gücü yetmediği, nefsine hâkim olmadığı için, hepsine uyamamışsa, onlarla birlikte olmasına mani olmaz. Hazret-i Ebu Zer, Resulullaha, (Bir kimse, bir cemaati sevse; fakat onların yaptıklarını tam yapamasa, akıbeti ne olur?) diye sorunca Peygamber efendimiz, (Herkes sevdikleriyle beraber olur) buyurdu. Bu hadis-i şerif, bu ikinci kısımda olanları bildirmekte ve Ehl-i sünnet itikadında olan Müslümanlara müjde vermektedir. (Hadika) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sevgili kula gelen iki sıkıntı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın sevdiği bir kulun başına iki sıkıntı gelir: Birincisi, bedenine sıkıntı gelir. Bu kimse, ağlar sızlar, dua eder, tevbe eder, günahları affedilir. İkincisi, insanlar onun hakkında ileri geri konuşurlar, iftira ederler. Onun günahlarını yüklenirler, temize çıkarırlar. Cem-i zıddeyn muhaldir; yani iki zıt şey bir arada bulunmaz. Sevgi de böyledir. Bir kalbde iki sevgi aynı anda bulunmaz. Mesela, hem dünya sevgisi, hem de ahiret sevgisi bir arada bulunmaz. Allahü teâlânın veli kulları, âlimler, evliya zatlar görülünce Allahü teâlâ hatırlanır. Genel bir kaide vardır; kim en çok neye düşkünse, o kişi görülünce düşkün olduğu şey hatırlanır. Dolayısıyla, evliya kullar görülünce de Allahü teâlâ hatırlanır. Birisi bize Allah için ihlâsla bir şey sorarsa, eğer biz de Allah için ihlâsla cevap verirsek, verdiğimiz cevap yanlış olsa bile, bu samimiyetten dolayı Allahü teâlâ bu neticeyi, bu yanlışı doğrultur. Onun için, bize birisi bir şey sorarsa, zerre kadar kendi menfaatimizi düşünmeden konuşmalı, yani kendi adımıza değil, onun adına, onun menfaatine konuşmalı. Dinimize bir zararı olmayan bir şeye müdahale etmemeli, sabretmeli. Dinimize bir zararı olmadığı müddetçe, kimseye söz söylememeli. Dinimize zararı yoksa, nefsimize zararı var demektir. Nefs ise, kâfir olarak yaratılmıştır. Bir araya gelince mutlaka, birkaç kelime de olsa dinden, imandan bahsetmeli; çünkü bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Allah'ı anmadan, Peygambere salevat getirmeden toplanıp dağılmak, leşin başından dağılmak gibidir.) Besmeleyle yenen lokmalar vücuda şifadır, besmelesiz yenen lokmalar ise vücutta hastalık yapar. Lokmaları, besmele söyleyerek yiyen kimsenin vücuduna şeytan giremez. Besmelesiz yenen lokmalarla beraber, şeytan da vücuda girer. Büyük zatlar her lokmada besmele çekerlerdi. İki tane şeytan, yola çıkmışlar. Bir beldeye gelmişler. Biri diğerine demiş ki: - Sen şu eve, ben bu eve! Bir ay sonra burada görüşelim. - Tamam. Bir ay sonra bunlar buluşmuşlar. Bir tanesi çok zayıflamış, ip gibi olmuş, diğeri ise aşırı şişmanlamış. O şişman olan demiş ki: - Bu ne hâl? - Mahvoldum ben. - Ne var, ne oldu? - Yahu, ne yeseler Besmele çekiyorlar, bir şey koysalar, Bismillah, Bismillah, Bismillah. Biz bir yere giremedik, bir şey yapamadık. Ölüyorum açlıktan. Peki ya sen? - Ben şimdiye kadar bir sefer bile Besmele dediklerini duymadım. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kâbe-i muazzama ilk görüldüğü zaman, mümin ne dua ederse Allahü teâlâ kabul eder. Müminin kalbi, Kâbe'den çok kıymetlidir. Nasıl Kâbe'yi ilk görünce yapılan duayı, Allahü teâlâ reddetmeyip kabul ediyorsa, bir mümin, bir müminle karşılaştığı zaman ne dua ederse, Allah kabul eder. Bir mümin bir müminle karşılaştığı zaman yapacağı dua, ilk önce, (Esselamü aleyküm) olmalıdır. Esselamü aleyküm demek, Allahü teâlâ, sana hem dünyada, hem ahirette selamet versin, seni Cennetine koysun demektir. O da, (Ve aleyküm selam) veya (Ve aleyküm-üs-selam) derse, Allahü teâlâ sana da, hem dünyada, hem ahirette selamet versin diyerek, duasına karşılık vermiş olur. Devam edip, (Ve rahmetullahi) derse, Rabbim sana rahmet etsin demiş olur. (Ve berekâtühü) de derse, Allahü teâlâ, kazancına, ömrüne ve sağlığına bereket versin demiş olur. İşte müminin, mümini gördüğü zaman yapması gereken en iyi dua selamlaşmaktır. Büyükler unutmaz Büyükler, kendilerini sevenleri ve hizmetlerinde bulunanları, ahirette de unutmazlar. Büyük bir zat buyurur ki: - Allahü teâlâ, bu hizmetlerden dolayı, inşallah bizlere çok büyük nimetler verecek, Cenneti nasip edecek. Eğer Allahü teâlâ bize bu imkânı nasip ederse, ihsan ederse, ben Cennetin kapısında, (Ya Rabbi, bu hizmetleri ben tek başıma yapmadım. Dünyadayken kardeşlerim vardı, arkadaşlarım vardı, talebelerim vardı, onlarla beraber yaptım. Onları da isterim, onlarla beraber Cennete gitmek isterim) diye dua edeceğim. Bir talebesi sorar: - Efendim, orası mahşer, Allah korusun, insan ayrı düşse bulunamaz. Ya orada, garibin birisi bir yerde takılır da kaybolursa, gelemezse ne olacak? O zat bu suale şöyle cevap verir: - İnsanların işi karışık olur; ama Allahü teâlânın işi karışık olmaz. Mahşerde herkes sevdiğiyle beraber olacaktır. Orada ne kaybolma var, ne karışıklık var. Hepsi bir arada olacak, hiç merak etmeyin! Allahü teâlânın işlerinde intizam olur. Kimse kaybolmaz. Yeter ki, dünyada o büyükleri sevip, onlarla beraber olsun. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Allah'ın ipine sarılan kurtulur. Allah'ın ipi de Kur'an olduğuna göre, hadislere, fıkıh bilgisine ve mezheplere ihtiyaç yoktur. Mezhepler bid'attır) diyenler oluyor. Mezhepsiz mi olmak gerekiyor? CEVAP: Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın, parçalanıp ayrılmayın.) [Al-i İmran 103] Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: Bu âyet-i kerime, itikadda parçalanmamayı bildiriyor. (İtikadda, inanılacak bilgilerde parçalanmayın, nefsinize ve bozuk düşüncenize uyarak, doğru imandan ayrılmayın) demektir. İtikadda ayrılmak, parçalanmak elbette caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Cemaatle birlikte olun! Allah'ın rızası, rahmeti, yardımı cemaatte, birliktedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme düşer) buyuruldu. Eshab-ı kiram, günlük işleri açıklayan bilgilerde, birbirlerinden ayrılmışlardı; fakat itikad bilgilerinde hiç ayrılıkları yoktu. (Ümmetimin ayrılığı rahmettir) mealindeki hadis-i şerif, farklı ictihadın ve farklı fıkhi mezheplerin caiz olduğunu göstermektedir. (Hadika) Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri de buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimde bildirilen Allah'ın ipi'nden maksat, cemaattir. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan sapıtır. Sivad-ı a'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Resulullahın ve Hulefa-i raşidin'in yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhepte toplanmıştır. Bu dört mezhep, Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli'dir. Bu zamanda, bu dört hak mezhepten birine uymayan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider. (Dürr-ül muhtar haşiyesi) EMİR EDEPTEN ÜSTÜNDÜR Sual: Kapıdan geçerken veya başka bir şey için, yaşça büyük olanlara, hatta arkadaşlarımıza öncelik vermek iyi değil midir? CEVAP: Öncelik vermek elbette iyidir; fakat ısrar etmek kibirden ileri gelir. Mutlaka benim dediğim olsun demektir, hiç uygun olmaz. Hele yaşça büyük biriyse ve sen geç diyorsa, peki deyip geçmelidir. (El-emrü fevkal edeb) yani emre uymak, edebe riayetten önce gelir. Ayrıca, bize (Buyurun) diyene, (Siz buyurun) diye ısrar etmek, tevazu olmaz, emir vermek gibi olur. YEMİN OLMAYANLAR Sual: Valla demek yemin olur mu? CEVAP: Yemin olmaz. Vallahi denirse yemin olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Trafik kazasında ölmek, intihar etmek veya makineye bağlı hastanın hortumunu çekmek, nefesler sayılı olduğu için, kaderi değiştirmek olur. İntihar etmeseydi, kazaya kurban gitmeseydi, hortumu çekilmeseydi daha çok yaşardı) deniyor. İnsan, kaderini değiştirebilir mi? CEVAP: İntihar etmek ve hastanın hortumunu çekmek caiz değilse de, kaderi değiştirmekle alakası yoktur. Kader, insanların nasıl yaşayıp nasıl öleceğini, Cennete veya Cehenneme gideceğini, Allahü teâlânın bilmesi demektir. Demek ki kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir, zorla yaptırması değildir. Kaza ise, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Muteber din kitaplarındaki bilgiler şöyledir: Eceli gelmeden kimse ölmez. Her türlü ölüm, eceli gelerek, kaderiyle ölmektir. Yani intihar eden veya öldürülenin ömrü ortadan kesilmiş olmaz. O anda eceli gelmiştir, yani ömrü biterek ölmüştür. Her insanın bir tek eceli vardır. İnsan yaptığı işleri kendi yaratmıyor. İrade-i cüziyye ile yapılan işlerin yaratıcısı yani hayrın ve şerrin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Hayrın ve şerrin Allah'tan olduğunu inkâr etmek, (İntihar eden takdir-i ilahiyi değiştirir) demek küfürdür. Allahü teâlâ, onun intihar edeceğini elbette bilir. (Yaratan hiç bilmez mi?) buyuruyor. Allah'ın verdiği ömrü kimse değiştiremez. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'ın takdir ettiği ecel [ölüm] gelince artık o ertelenmez.) [Nuh 4] (Ölümü, Allah'ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran 145] (Sizi yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak Odur.) [Enam 2] (Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) [Araf 34] Demek ki, (İntihar etmeseydi, kazaya kurban gitmeseydi, hortumu çekilmeseydi daha çok yaşardı) demek yanlış olur. İKİ NAMAZI CEM ETMEK Sual: Maliki mezhebini taklit ediyorum. Hanefi'de ve Maliki'de mukimken cem yapılmaz; ancak ben yabancılarla toplantı yapıyorum. Mecbur kaldığım zaman, Hanbeli mezhebini taklit ederek, öğleyle ikindiyi yahut akşamla yatsıyı cem etmek caiz olur mu? CEVAP: Evet, caiz olur. Doktorların, ebelerin ve askerlerin de, ihtiyaç halinde cem etmeleri caiz olur. Maişet için Hanbeli mezhebinde, namazın takdim ve tehiri caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Nafile, cemaatle kılınmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları diyor ki: (Tesbih namazını cemaatle kılmak mekruh; ama biz iki şekilde mubah hale getiriyoruz: 1- Cemaatle tesbih namazı kılmayı adıyoruz. Adayınca, adağı yerine getirmek vacib olduğu için cemaatle kılıyoruz. 2- Cemaatle namaza duruyoruz, mekruh olduğu için namazı bozuyoruz. Bozulan nafileyi iade etmek vacib olduğu için tekrar cemaatle kılıyoruz.) Böyle yapmakla mubah hale geliyor mu? CEVAP: Vacib namaz da cemaatle kılınmaz. Vitir vacib, sadece Ramazanda kılınır. Bu hile-i şer'iyye değil, hile-i batıla'dır. Yani caiz olmayan hiledir: 1- Cemaatle nafile namaz kılmak mekruhtur. Mekruh olan şey adanmaz. Mesela namazın sünnetlerini ve vaciblerini yapmadan, iki rekât namaz kılmayı adıyorum denmez. Eğer bu sene hamsi çok çıkarsa, bir fakire bir domuz vermek nezrim olsun diye adak yapılmaz; çünkü domuz yenmez. Yanlışlık yapıp cemaatle namaz kılmak adanmışsa, yine cemaatsiz kılınması gerekir. Yanlış bir iş, yanlış olarak düzeltilmez. Dine uygun olarak düzeltmeye çalışılır. 2- Namazı şer'i özürsüz bozmak haramdır. Bin rekât nafile namaz kılınsa, tesbih namazı kılınsa bu günah affolmaz; çünkü hadis-i şerifte, (Ufacık bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruldu. (Riyad-ün-nasihin) Dinde, önce haramdan kaçınmak esastır. Haram işleyerek, farz bile yapılmaz. Farzla haram çakışınca, yani farzı işlerken haram işlemek mecburiyeti olunca, haram işlememek için farz tehir edilir. Üstünde çok necaset bulunan kimse, avret yerini açmadan veya başka bir sebeple temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa o haliyle kılar, çıplak kılmaz. Hatta temizleme imkânı olsa; ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar; çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak, necaseti temizlemekse emirdir. Emirle yasak bir araya gelince, yasağa uyulur. Yani avret yeri açılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir terk edilir, yapılmaz. Haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce geldiği gibi, mekruhtan kaçmak, sünneti yapmaktan önce gelir. Haram işleyerek nafile namaz kılmaya çalışmak, kaş yapayım derken göz çıkarmak olur. Adamak veya bozup tekrar kılmak gibi bâtıl sebeplerle, tesbih namazını cemaatle kılmak caiz olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seadet-i Ebediyye'de, hicrî 14. asrın yarısından sonra, dünyanın hiçbir yerinde veli görülemediği bildirilip, (Hiçbir İslam ülkesinde tasavvuf âlimi yok gibidir) yazıyor. Yani, şu anda dünyada evliya yok mu deniyor? CEVAP: Hayır, yoktur denmiyor, yok gibidir deniyor. Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: Evliyayı inkâr etmek, dinin herhangi bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. Allahü teâlâ, Enbiyasını ve Evliyasını başkalarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği, keramet ve mucize gibi harikaları, bu zatlara ihsan etmiştir. (Hadika) Dünyada elbette evliya bulunur. Din kitaplarında birler, üçler, yediler, kırklar, beş yüzler gibi adlandırılan evliya vardır. ebdal denilen evliya her zaman bulunur. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (40 kişi olan ebdallerin bereketiyle düşmana galip gelir, beladan kurtulursunuz.) [İ. Asakir] (Her asırda iyiler vardır. Bunlar 500 kişi olup kırkı ebdaldir.) [Ebu Nuaym] (Yeryüzünde her zaman [ebdallerden] kırk kişi bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketiyle yağmur yağar.) [Taberani] Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki: (Bu zamanda, beş vakit namazını kılan, haramlardan sakınan umumi evliya sınıfına dâhil olur. Bir de hususi evliyalık vardır. Bu, tasavvuf yolunda ilerleyenlere Rabbimizin ihsan ettiği derecelerdir. İşte, bu zamanda böyle evliya yok gibidir.) Hakiki mürşid olan evliya, kıyamete kadar mevcuttur. İlim ve ihlâs sahibi olan taliplere, kendisini tanıtır. Düşmanlardan, ahmaklardan saklanır. Kötü kimseler, kıymetli şeylerin sahtelerini, taklitlerini piyasaya sürerek, insanları aldatır. Böylece, kötü yoldan, menfaat sağlarlar. (H. S. Vesikaları) Eshab-ı kiram ve Tâbiini izam zamanlarında, Evliya çoktu. Herkes bunları ziyaret ederek bereketlenir, dualarını alırlardı. Ahir zaman yaklaştıkça, küfür alametleri, bid'atler çoğaldı. Ulema ve evliya azaldı. Son zamanlarda, hiç görünmez oldu. (F. Bilgiler) (Görünmez oldular) demek, yok demek değil, herkes göremez, az kişi bilir demektir. Maalesef, (Görülemiyor, yok gibidir) ifadelerini göstererek, (Bakın, tasavvuf ve evliya düşmanlığı yapılıyor) diyenler çıkıyor. Bu yanlış ve iftiradır. S. Ebediyye, tamamen tasavvuf büyüklerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin ve Evliyaların kitaplarından tercüme olup, onların sözleridir. Hepsi, o mübarek insanların kitaplarından nakildir. Tasavvufa ve Evliyaya düşmanlık iddiası, çok çirkindir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.04.2009
.Farzdan daha sevab olan nafile
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Farzın yanında, sünnet veya nafile ibadet denizde damla bile değilken, sünnet olan selam vermek, neden farz olan selam almaktan daha çok sevab oluyor? CEVAP: İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Bu, istisna olan birkaç husustan biridir. İstisnalar şöyledir: 1- Selam vermek sünnet, almak ise farzdır. Selam almak terk edilirse, düşmanlığa ve dargınlığa sebep olacağı için vacibdir. Vacib burada farz anlamındadır. Selam vermek, sevgiyi ilk göstermiş olması yönüyle daha faziletlidir. [Selam vermekle, selam alanın farz işlemesine de sebep olunuyor.] 2- Bir fakire sadaka vermek veya ondaki alacağını ona bağışlamak, nafile bir ibadettir; fakat borcunu ödeyemeyen fakire, ödemesi için mühlet vermek, alacağını isteyip onu zor duruma sokup üzeceği için vacibdir. [Vacib burada da, farz anlamındadır.] Buna rağmen, fakirdeki alacağını bağışlamak, mühlet verme farzından daha sevabdır. 3- Vakit girmeden abdest almak mendub, vakit girdikten sonra abdest almak farzdır. Buna rağmen, vakit girmeden abdest almak, vakit girdikten sonra abdest almaktan daha çok sevabdır. Vakit girmeden abdest almak, namazı beklemek içindir. Namazı beklemekse, namaz içinde olmak gibi sevabdır. 4- Seferde Ramazan orucunu tutmak, farz değil, sünnettir; fakat seferde oruç tutmak sünneti, mukimken oruç tutmak farzından daha sevabdır. Yolcunun Ramazanda oruç tutması, evinde oturandan daha meşakkatlidir. O halde onun orucu, sünnet olmakla beraber daha faziletlidir. 5- Cuma namazı için ezan okunduktan sonra, camiye gitmek farzdır. Ezandan önce gitmekse sünnettir. Bununla beraber, Cuma namazına erken gitmek, ezan okunduktan sonra gitmekten daha sevabdır. 6- Çok susamış veya çok acıkmış birisine, gücü yetenin, ihtiyacı kadar su veya ekmek vermesi vacib yani farzdır; ama buna daha çok su veya daha çok ekmek vermek mendubdur. Bu mendubu işlemek, farzı işlemekten daha çok sevabdır; çünkü fazla vermenin faydası daha çoktur. 7- Bir kimseye bir kurban vacib olduğu halde, iki kurban kesmesi daha sevabdır. Demek ki, bu istisna durumlarda nafilenin daha sevab olması, daha fazla faydası olması yönüyledir. (Redd-ül muhtar) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.05.2009Öğrenip öğretmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimiz, şahitlik üzerine kurulmuştur. İki şahit, bir Müslüman için, (Biz şahidiz, bu Müslüman Ehl-i sünnet itikadındadır) diye şahitlik etseler, günahları ne kadar çok olsa da, o iki şahit Müslümanın hatırına, Cenab-ı Hak hepsini affediyor. O halde salih arkadaşları çoğaltmalı. Peygamber efendimiz de, (Din kardeşlerinizi çoğaltın) buyuruyor. Allahü teâlâ, mümine iki vazife verdi: Dinini öğrenmek ve başkalarına öğretmek. Dini öğrenmek gibi, öğretmek de farzdır. O halde hiçbir mümin, bu farzı terk edemez. Herkes imkânı nispetinde öğretir. Başkasına öğretmeyi dinimize uygun şekilde yapmak için, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerini, nakli esas alan doğru din kitaplarını dağıtır, Allahü teâlânın kullarına, bu büyüklerden anlatır yani bedenen, fiilen iştirak eder. Fiilen iştirak etmesi mümkün olmadığı zaman, maddi destekte bulunur. Parası da yoksa Allahü teâlânın ona verdiği makam mevkiiyle dine hizmet eder. Dolayısıyla bir kimse, yetkisini dine hizmet için kullanmazsa, günah işlemiş olur. İşimiz ne olursa olsun, emrimiz altındakiler yüzünden korku içinde bulunmalıyız. Ahirette Cenab-ı Hak bize, (Şu kadar kişinin başına seni tayin ettim, sen gidip baştan sona lüzumsuz şeyler öğrettin. Benden ne anlattın?) derse ne cevap veririz diye, korkumuzdan her fırsatta mutlaka doğru kitaplardan bilgi vermeliyiz. Bunların hiçbiri mümkün değilse de, böyle yapanların başarıları, sıhhat ve afiyetleri, dünya ve ahiret saadetleri için dua eder. Bu da yine, bu hizmete iştirak etmek olur. Ehl-i sünnet itikadı bir cevherdir. Allahü teâlâ bu cevheri bize nasip etmiştir. İnsanın biraz parası olduğu zaman bile, nasıl nereye saklayayım, hırsızlar çalmasın diye, kaç saat düşünür! O kadar kıymetli cevheri nasıl saklayacağım diye düşünmezsek, ayıp olur. Onun için, en hassas olacağımız nokta, Cenab-ı Hakkın bize ihsan etmiş olduğu bu cevheri iyi korumaktır. İki türlü hırsız var: Görünen ve görünmeyen hırsız. Görünmeyen hırsız çok tehlikelidir. Bu hırsızlar, şeytan ve nefstir. Görünenler de, mezhepsizler, ahlaksızlar. Bunların tek gayeleri cevheri çalmaktır. Nefs o kadar kötüdür ki, o cevheri çalmak için son dakikaya, yani kâfir yapıncaya kadar uğraşır... >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.05.2009İnanmak ve sevmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Nasıl ki, elektrik kabloyla, su boruyla nakledilirse, feyz ve nur da kalbden kalbe nakledilir. Bunların nakil vasıtası muhabbettir. Bu nurlar her yere yayılmaktadır. Bundan faydalanmanın iki şartı var: İnanmak ve sevmek. Bu sevgide, sevilenin sevdikleri sevilir, sevmedikleri sevilmez. Büyüklerin hayatını okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır, yerine Allah sevgisi ve evliya sevgisi dolar, insanın ihlâsı artar. Bir kimse, kendi başına İslamiyet'in bütün emirlerini yapsa, kurtulma ihtimali vardır; fakat bir kimse, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe tâbi olsa, onu sevse, kurtulmama ihtimali yoktur. Bu büyük zatları seven, imansız gitmediği gibi, onların sevdikleri de, imansız gitmez. Umumi bela, Resulullah efendimizin bulunduğu yere gelmediği gibi, vârislerinin bulunduğu toplumlara da gelmez. İnsanın, bir yolculuktan dönüşte kârı, yaptığı ibadetler, hayır ve hasenatlar, yani Allah için yaptıklarıdır. Gerisi hayaldir. Dünya yolculuğunun neticesi de buna benzer; kârı Cennettir; zararından Allahü teâlâ korusun! Allahü teâlânın kanunları vardır. Fizik kanunları, tabiat kanunları diye bilinenler, Onun yarattığı ve eşya içine gizledikleridir. İnsanlar bunları araştırırlar, keşfederler ve istifade ederler. Bir de, Onun emir ve yasakları da vardır ki, bunları Kur'an-ı kerimde bildirmiştir. İnsanların huzurlu olmaları, ancak ona uymakla mümkündür. Bunlar, araştırmakla ele geçmez. İslam âlimleri, (Bütün güzellikler ve iyilikler İslamiyet'in içindedir, dışında hiçbir güzellik yoktur ve olamaz) buyuruyorlar. Ahir zamanda İslam'ın iki şiarı kalır: Erkeğin namazı ve kadının örtüsü. Tasavvuftan maksat, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu anlamak ve ona göre kendine çeki düzen vermektir. Büyükler, maddi olsun, manevi olsun, verdiği şeyi geri almazlar. Bir yere gidildiği zaman, ilk olarak Allahü teâlânın evi olan camileri ziyaret etmek sünnettir. Allahü teâlâ da, misafirine güzel ikram eder. Bir kul, iyiliği kırık kalble yaparsa, cenab-ı Hak indinde o amel makbul olur. Şu iki hususa çok dikkat etmeli: 1- Öyle hayat sürmeli ki, kimse bizim yüzümüzden Cehenneme girmesin. 2- Yanımıza üzülerek gelen, yanımızdan neşeyle, gülerek çıksın. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.05.2009Atasözünde çelişki olmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşağıdaki atasözleri çelişkili değil mi? CEVAP: Atasözlerinde çelişki olmaz. Doğrulukları her asırda onaylanarak gelmiştir. Açıklamaları aşağıdadır: 1- Birlikten kuvvet doğar // Körler sağırlar, birbirlerini ağırlar. AÇIKLAMA: Birlikten elbette kuvvet doğar. (Birlik olun parçalanmayın) mealinde hadis-i şerifler de vardır. (Sürüden ayrılanı kurt kapar) diye, hem atasözü, hem hadis-i şerif vardır. Birlik olmaya itiraz edilmez. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. (Şıracının şahidi bozacı olur) yani kötü kötüyü destekler, kusurlu insanlar birbirini övse de bir değeri yoktur, kendileri çalar, kendileri oynar, başkalarını ilgilendirmez anlamındadır. Birinci sözle hiç ilgisi yoktur. Şimdi, mezhepsizlerin, bid'at ehlinin birbirlerini övmeleri, buna çok güzel örnektir. 2- Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır // Lâfla peynir gemisi yürümez. AÇIKLAMA: Tatlı dil, güler yüzle birçok zor iş kolayca halledilir demektir. Hadis-i şerifte, tatlı sözün, hatta gülümsemenin bile sadaka olduğu bildiriliyor. Diğer sözün, birinciyle hiç ilgisi yok. Sadece sözle iş olmadığı, işin yapılmasını gerektiren diğer sebeplere de sarılmak gerektiği bildiriliyor. 3- Gün ola harman ola // Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. AÇIKLAMA: Birinci söz, denilen şeyin gerçekleşmesi kolay kolay mümkün olmaz, takdir-i ilahiyi bilemeyiz anlamına geldiği gibi, bekle bakalım, beklenmeyen bir anda isteklerine kavuşabilirsin, (Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler) anlamına da gelen güzel bir sözdür. İkinci sözün bununla bir ilgisi yok. Böyle giderse neticesi bellidir. Mesela bir çocuk çalışmazsa, tembel ise, (Bu çocuk sınıfta kalabilir, geçemez) demektir. Çarşamba böyle olduğuna göre, perşembenin de böyle olacağı ümit edilir. Adam önüne gelene senetsiz veresiye verir, sonunda iflas ederse, bu iş baştan belliydi, neticenin buraya geleceği anlaşılıyordu demektir. İki söz, birbirine tezat değildir. 4- Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz // İş olacağına varır. AÇIKLAMA: Birinci söz, (Bir şey için olmaz dememeli, olma ihtimalini de düşünmeli. Ne olmaz sanılan işler olmuştur, hemen pes etme, mücadele et) demektir. İkinci söz ise, (Ne yaparsan yap, işi değiştiremezsin, Allah neyi murat etmişse, kaderimizde ne varsa onu görürüz. Acele etme, dinin dışına çıkma) demektir. İkisi birbirinden farklıdır. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.05.2009Atasözünde çelişki olmaz -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
5- Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol // Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma. AÇIKLAMA: (Münafıklık yapma, yani için ve dışın başka olmasın, neysen öyle görün) demektir. Adam fakirdir, zengin gibi görünür, çorba içip çıkar, döner yediği intibaını vermek için dişini kürdanla karıştırır. Böyle gösterişlerden uzak dur demektir. İkinci sözün bununla ilgisi yok. Bu eski bir atasözüdür, yeni çıkmış değildir. Eskiden hocalar, kitaba bakar söyler, kitapta olanları söylerdi. Allah ne diyorsa, Peygamberimiz ne bildiriyorsa, âlimler nasıl açıklamışsa onu söylerlerdi, şimdikiler gibi kendi görüşlerini din gibi anlatmazlardı. Bu söz, (Hoca, kendisi yapamasa da, Allah'ın emrini bildirdiği için bizim yapmamız gerekir) anlamındadır. Yani hoca kitaptan söylüyorsa, doğru söylüyorsa, kendisi tam yapamasa da, onu kabul etmek gerektiği bildiriliyor. Bir hadis-i şerifte, (Kendiniz tam yapamasanız da iyiliği emredin! Kendiniz tam sakınamasanız da kötülükten sakındırın) buyuruluyor. Yani, iki söz de uygundur. 6- Zararın neresinden dönülse kârdır // Gelen gideni aratır. AÇIKLAMA: Elbette zararlı işe devam edilmez, işin neresinden dönülse, daha az zararla işi kapatmak mümkün olacağı için faydalı olur demektir. İkincisi, tamamen ayrı bir sözdür. Nimetlere şükretmezsek, Allahü teâlâ elimizden alır, sonra bizde sıkıntı başlar. Beğenmediğimiz için elimizden çıkanları ararız demektir. Şimdi bu söz, daha çok, (Gelen müdür, gideni aratır, kötü gidip de iyi gelmez) anlamında kullanılıyor. Bu anlamda da kullanılsa, yine birinci söze zıt değildir. 7- Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur // Yüzü güzel olanı değil, huyu güzel olanı sev. AÇIKLAMA: Bunların ikisi de, hadis-i şeriftir. Genelde, güzel ve nurlu yüzlü olanın, huyu da güzel olur. Bu konuda hadis-i şerifler de vardır: (Hayrı, iyiliği, güzel yüzlü olanların yanında arayın!) [Buhari] (İyiliği, güzel yüzlü olanlardan talep edin.) [Beyheki] (Bana bir temsilci gönderirken, [diğer uygun şartların yanında] yüzü ve ismi güzel olanı da tercih edin.) [Bezzar] İkinci sözdeyse, yüz güzelliği, görünüş önemli değil, huy güzelliği önemli demektir. Onun için atalarımız, (Dışı seni, içi beni yakar) demişler, dışı güzel görünse de, içinin yani, huyunun önemli olduğunu, görünüşe aldanmamak gerektiğini bildirmişlerdir. Pazardan alınan güzel bir karpuz, kesilince, ham ise veya içi çürümüşse çöpe atılır. Sadece dışının değil, içinin de önemli olduğu vurgulanıyor. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.05.2009Atasözünde çelişki olmaz -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
8- Akıl akıldan üstündür // Aklın yolu birdir. AÇIKLAMA: Birinci söz, hadis-i şeriftir. Allah, akılları eşit olarak yaratmamıştır. Akıllı da olur, akılsız da. Buna kim hayır diyebilir ki? İkinci söz, selim olan akıl için söylenmiştir. Selim olan akıllar, aynı şeyde birleşirler demektir. Mesela, aldığından ucuza satan bir esnafın iflas etmesi normaldir, her akıl bunu öyle bilir. Aklın yolu, burada birdir. Bu söz, ötekine ters değildir. Çelişki yoktur. Selim olmayan akıllar da var, bunların mantıklarında bozukluk vardır. Onun için, akıl akıldan üstün demişlerdir. Herkesin birleştiği noktalar olur. Yani bu iki söz, birbirine çelişkili değildir 9- El elden üstündür // Alet işler, el övünür. AÇIKLAMA: Akıl akıldan üstün olduğu gibi, el elden üstün de olur. Aynı işi yapan, bir anda daha güzelini yapabilir, diğeri yapamayabilir. Yani birisi beceriksiz olur, diğeriyse hamarattır. Bunun aksini kim söyleyebilir ki? İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Yani, insan aletle bir iş yapar, alet olmasa o işi yapamazdı. Mesela, bir tahtayı bıçakla kesmek çok zor, ama testereyle kesmek daha kolay, hele elektrikli testereyle dakikalık iştir. Alet işliyor, el ben yaptım diye övünüyor. Bilgisayarla bir anda, Amerika'daki okuyucunun sualine cevap verebiliyoruz, alet olmasa bunu nasıl yaparız? Yani alet, insanın övünmesine sebep oluyor, işlerimizi kolaylaştırıyor demektir. Diğer sözle bunun çelişkisi yok. 10- Acı patlıcanı kırağı çalmaz // Yaşın yanında kuru da yanar. AÇIKLAMA: Bu ikisi de, tamamen farklı sözlerdir. Mesela, köyde alışmış olan, yalınayak gezse, hiçbir zararı olmaz; ama buna alışmamış olan muhallebi çocuğu, yalınayak sokağa çıksa hemen hastalanır. Bir işe alışmış kimseye, bunun zararı olmaz demektir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Bir bela geldi mi umumi gelir, bir deprem olsa kötülerin yanı sıra iyiler de ölür. Bir kötünün çok kimseye zararı olur, kötülere engel olunmazsa, onların yüzünden iyiler de zarar görebilir demektir. Bu iki sözde çelişki yoktur. 11- Harama el uzatılmaz // Üzümü ye bağını sorma. AÇIKLAMA: Harama elbette el uzatılmaz, uzatılır demek dine inanmamak olur. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Üstüne vazife olmayan şeye karışma demektir. Yoksa hırsızlıkla alınan üzümü ye demek değildir. Bu da zoraki bir yakıştırmadır. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.05.2009Atasözünde çelişki olmaz -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
12- Zorla güzellik olmaz // Zora dağlar dayanmaz. AÇIKLAMA: (İnsana istemediği, beğenmediği şeyleri zorla kabul ettirmemeli) demektir. Bir kız zorla evlendirilirse, o da bu sözü söyler. Bir şeyi sevmek, içten gelen bir duygudur, zorlamakla bu duygu değişmez demektir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. (İstediğini zorla, yılmadan elde etmeye çalışmış kimselere, çok güçlü görünen işler bile kolay gelir) demektir. (Zor, oyunu bozar) diye de başka bir atasözü var. Mesela, bir pehlivan çok iyi oyun bilse de, öteki kuvvetliyse, oyun bilmese de tutup yere çalabilir. İkisi arasında bir benzerlik ve çelişki yoktur. Zor kelimesi geçtiği için alınmış. Zorla çelişki olmaz ki! 13- İşleyen demir ışıldar // İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur. AÇIKLAMA: İşleyen demir pas tutmaz, şekli de vardır. Çalışan, hantal olmaz, sağlıklı ve dinç olur demektir. Akarsu pislik tutmazken, durgun su kirlenir, mikrop yuvası olur. Burada çalışmanın, hareket etmenin önemi vurgulanıyor. (Nerde hareket, orda bereket) de denir. İkinci sözün bununla hiç ilgisi yoktur. Bir insan, yetmiş yaşına da gelse, doğuştan olan bazı huylar değişmez demektir. Yedi yaşında pasif ise, yetmişinde de pasif olur. Burada kesinlikle çelişki yoktur. 14- Kervan yolda düzelir // Balık baştan kokar. AÇIKLAMA: (Kervan yolda düzelir) sözü, (Yörüğün göçü gide gide düzelir) atasözüne benziyor. Hele bir işe başlayalım, zamanla bu iş düzelir demektir. Bir an önce işe başlamanın önemi bildiriliyor; çünkü bir işin bitmesinin ilk şartı, o işe başlamaktır. İkinci atasözünün bununla hiç ilgisi yoktur. Başa gelen bütün kötülükler ve iyilikler baştakilerden gelir. Yani baştakiler iyi olursa işler iyi, kötü olurlarsa işler kötü olur; iş başa bağlı demektir. İkisi farklı sözlerdir, çelişki yoktur. 15- İnsanın kıymetini insan bilir // İnsanoğlu çiğ süt emmiş. AÇIKLAMA: Burada da, hiç çelişki yok. Burada insan demek, iyi insan demektir. İnsan ol, delikanlı ol demek, iyi ol demektir. Âlimin kıymetini âlim bilir de denir. İyi insan, iyi insanın kıymetini bilir demektir. İkinci sözde, çiğ süt mecazdır, olgun değil anlamındadır. Kötü insanlardan zarar beklenir anlamındadır. Kötü insan, iyiliğin kıymetini bilmez, zararı dokunabilir demektir. Bazıları, çıkarı olan işte kendisine iyilik edene bile nankörlük ederler demektir. Bu iki söz arasında çelişki yoktur. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.05.2009Atasözünde çelişki olmaz -5-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
16- Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al // Beş parmağın beşi bir değil. AÇIKLAMA: Genelde, bir kız anasına çeker. Anası iyi ise, ahlaklıysa, kızı da iyi ve ahlaklı olabilir, anası kötüyse, kızı da kötü olabilir demektir. Bir kız araştırırken, ailesinin iyi mi kötü mü olduğuna bakmalı demektir; çünkü çocuk, ana babasına çekebilir. Eskiden kumaşlar, bezler kenarından bilinirdi, el tezgâhlarında dokunurdu. Kenarı iyi ise iyi, kötüyse kötü olduğu anlaşılırdı. İkinci söz, insanlar birbirinden farklıdır demektir. Uzunu kısası, iyisi kötüsü, huylusu huysuzu, akıllısı delisi, güzeli çirkini, âlimi zalimi olur demektir. Birinci söze zıt değildir. 17- Bir elin nesi var iki elin sesi var // Nerde çokluk orda rezalet. AÇIKLAMA: Bir elin nesi var, bir kişiyle bu işler yürümez, yardımcılarının da olması gerekir, birlikten kuvvet doğar demektir. İkinci söz ise, belli bir görevlisi yoksa bir işe çok kişi karışırsa, o iş yürümez, her kafadan bir ses çıkar. Kimse birbiriyle anlaşamaz demektir. 18- Öfke baldan tatlıdır // Öfkeyle kalkan zararla oturur. AÇIKLAMA: Öfkenin faydalısı ve zararlısı olur. Allah için olan öfke iyidir. Nefsten kaynaklanan öfke zararlıdır. Önce zararlı olanı anlatalım: Nefsimizden gelen öfkede, ipin ucu, nefsin ve şeytanın elindedir; onlar öfkeyi körükler, şuuru örter, aklı giderir, deli gibi eder. İnsan, ne yaptığının farkında bile olmaz. Artık her zararı yapabilir, eşini boşayabilir, hatta öldürebilir. Bunlar, o anda ona tatlı gelir. Bunun için, (Öfkeliyken bağırıp çağırmak insanı deşarj edebilir, rahatlatabilir, içine atmıyor, dışarı atıyor) denmiştir. Öfkeyle kalkıp kırıp dökmek zararlı öfkedir; fakat insan, dine uyarak iradesini kullanabilirse, zararlı olan öfkesini yutar, kimseye zarar vermez. Böyle kimseler övülmüştür. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Asıl pehlivan, rakibini değil, öfkesini yenendir.) [Buhari] Faydalı olup baldan tatlı olan öfke, Allah için olan öfkedir. Dinimiz, Allah için olan öfkeyi övüyor. Din düşmanı zalimlere karşı öfkeli olmak ve devletin onlarla savaşması gerekir. Bir âyet-i kerime meali: (Kâfirlerle [silahla], münafıklarla [dille] cihad et! Onlara sert davran, düşmanlık göster!) [Tevbe 73] Allahü teâlâ Eshab-ı kiramı yani Peygamber efendimizin arkadaşlarını, kâfirlere karşı öfkeli, Müslümanlara karşı merhametli diye övüyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Onlar, kâfirlere karşı çetin ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Fetih 29] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hazret-i Ömer, Musul'a bir vali tayin eder. Bir süre sonra, (Musul'daki bütün fakirlerin listesini bana gönder!) diye haber gönderir. Vali de, en başa kendi ismini yazıp listeyi gönderir. Hazret-i Ömer şaşırır. İki kişi görevlendirip, (Hele bir gidin bakalım, benim valimin yaşama şekli nasıl?) der. İki kişi geri gelip, (Musul'u gezdik, dolaştık. Validen daha fakir kimseyi bulamadık. Ekmeği suya batırıp yiyor, katık yok) derler. Hazret-i Ömer memnun olur, bütün fakir fukarayı doyurur, bin altın da bu valiye gönderir. Vali, altınları hanımının önüne döküp der ki: - Hanım, hazret-i Ömer bunları gönderdi, ne yapacaksan yap! - Yaşadık; al şu on taneyi, hemen pazardan şunları şunları al, gel! - Tamam da, kalan ne olacak? - Saklarız, lazım oldukça kullanırız. - İzin ver, bir iş ortağı bulayım, parayı işletsin. Hem altınlar kalır, hem kâr getirir. Hanımı kabul eder. Vali keseyi alıp gider. On altınla hanımın istediklerini alıp, kalan altınları, ne kadar fakir fukara varsa, hepsine dağıtır. Eve gelince hanımı der ki: - Ne yaptın? - Tamam, ortağı buldum. Altınları ortağa verdim, kâr gelecek. - Çok iyi. Kâr ne zaman? - Ayın başında. Ayın başı gelince, hanım der ki: - Kâr nerede? - Daha ölmedik, ölseydik Cenab-ı Hak verecekti. Ben bütün altınları fakir fukaraya dağıttım; çünkü Rabbimden daha iyi ortak bulamadım. Hepsi beni kandırıyordu; ama Rabbim kandırmaz. Bire yedi yüz verir, yedi bin verir; ama tam verir. Sen misin bunu söyleyen, epey kavga gürültüden sonra kadın, (Bugüne kadar çektiğimiz yetmiyormuş gibi, bir de altınları fakirlere vermişsin. Biraz yüzümüz gülecekti, yine fakir kaldık) diye valiyi kovar evinden. Vali ne yapsın, yatmak için bir arkadaşının evine gider. Birkaç gün geçtikten sonra, hanımlar valinin ailesine gelip, (Yanlış yaptın, koskoca vali başkasının evinde yatıyor. Adamcağız kendi evinden de oldu) derler. Kadını yumuşatmak için, barışmaları için, her yolu denerler. Sonunda barışırlar. Vali eve gelir. Hanımı der ki: - Halife bir daha gönderirse ne yaparsın? - Aynısını yaparım. Eğer benim gördüklerimi görseydin, benden önce dağıtırdın. - Ne görüyorsun? - Sevindirdiğim her bir fakir için, Allahü teâlâ gökten bir nur indiriyor, o nur güneşi karartıyor. O nurları gördükten sonra, mümkün olsa, daha fazlasını veririm. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
09.05.2009İtaat ve yolunda olmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, (Allah'a, Peygambere ve içinizden olan emîre itaat edin) buyuruyor. Emîr, İslam âlimleridir. Bizim en büyük servetimiz, en büyük saadetimiz, başıboş olmamaktır. Çok şanslı insanlarız ki, Allahü teâlâ bizi sahipsiz yaratmadı. Sahipliyiz ve inşallah, o büyüklerle hep beraber olacağız. Bir gün mübarek bir zat, talebelerine buyurur ki: - Allahü teâlâ bu hizmetlerden dolayı, Ehl-i sünnet itikadını yaymaktan dolayı, inşallah bizlere çok büyük nimetler verecek ve Cenneti nasip edecek. Allahü teâlâ bize bu imkânı nasip ederse, Cennetin kapısında Allahü teâlâya dua ederim. (Ya Rabbi, bu hizmetleri ben tek başıma yapmadım. Dünyadayken kardeşlerim vardı, talebelerim vardı, onlarla beraber yaptım. Onları da isterim, onlarla beraber Cennete gitmek isterim) diyerek mahşere döner, hepinizi alırım. ALLAH'IN İŞİ KARIŞIK OLMAZ Bir talebesi sorar ki: - Efendim mahşer yeri çok kalabalık, orada arkadaşlarımızın bir tanesi kaybolursa ne olur? - İnsanların işleri karışık olur; ama Allahü teâlânın işleri karışık olmaz, Onun her işi muntazamdır. Herkes sevdiğiyle beraber olur. Hiç merak etmeyin, hiçbir arkadaş kaybolmaz. - Efendim, sizi çok seviyoruz; ama bu sevginin sınırı nedir? Nerede başlar, nerede biter? - Sevgi itaattir. İtaati ne kadar çoksa, sevgisi o kadar çoktur. Söz dinlemesi ne kadar çoksa, sevgisi o kadar çoktur. Ne kadar söz dinlemiyorsa, sevgisi o kadar azdır. Hatta bir gün de biter, Allah korusun! İtaat de hem peki demektir, hem de yolunda olmaktır. Mesela filan zat, Peygamber efendimizi çok sevdiğini ve çok itaat ettiğini söylüyor; ama yolunda değil. Onun yolunda olmadıktan sonra, bu Peygamber, ondan nasıl razı olsun! Onun için, yolunda olmak, ona benzemek, onun sevdiklerini sevmek, onun sevmediklerini sevmemek şarttır. Eğer hubb-i fillah, buğd-i fillah yani Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek yoksa makbul değildir; çünkü bu, dinin temelidir. Allahü teâlâ İsa aleyhisselama buyurdu ki: (Eğer yerdeki ve gökteki bütün mahlûklarımın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiçbir ibadetin makbul değildir.) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Sual kelimesi öğrenmek için, soru ise imtihan için sorulur) deniyor. Bu doğru mudur? CEVAP: Bazı kimseler arasında bu yaygındır; ama hep o manada kullanılmaz. Sual, Türkçe'de soru demektir. Sorgulamak, sorguya çekmek, sorgu sual ifadeleri imtihan içindir. Sual kelimesi de imtihan için olabiliyor. Sual kelimesinin sorgu anlamında kullanıldığı, din kitaplarında geçmektedir. Birkaçı şöyledir: (Kabir suali haktır.) (Sırat köprüsü üzerinde, yedi yerde olan suale cevap veren geçer.) (İki meleğin kabirdeki suallerine cevap vermek, bir derttir.) Hadis-i şeriflerde de, sorgu anlamındaki sual kelimesi geçmektedir: (Kıyamete herkes, dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz.) [Tirmizi] (Kıyamette, Allahü teâlâ kuluna malından sual eder.) [Hatib] (Allahü teâlâ belaya maruz kalan kuluna kıyamette tekrar sual sormaz.) [Hâkim] (Üç kimseye şu nimetlerden dolayı, sual olmaz: İftar eden, sahur yiyen ve misafirle beraber yiyen.) [Deylemi] (Dünyada kader konusunda konuşan, kıyamette suale çekilir.) [Dare Kutni] (Öğrenmek için sual sorun, teannüt için sormayın.) [Deylemi] (Teannüt=zor duruma düşürmek) Demek ki, soru da, sual de, öğrenmek için sorulabildiği gibi, imtihan için de sorulur. Bu kadar üzerinde durmaya değmez. DUA VE BEDDUA Sual: (Duanla yaşamıyorum ki, niye bedduanla öleyim) sözü uygun mudur? CEVAP: Uygun değildir. Dua hafife alınmış olur. Dua veya beddua kabul olabilir. Yani kabul olan dua ile yaşanabilir. Yahut dua kabul olmasa da, beddua ile insan ölebilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Şu dört dua reddolmaz: Din kardeşinin gıyabında yapılan dua, iyileşinceye kadar hastanın, dönünceye kadar hacca ve cihada gidenin duası.) [Deylemi] (Ana babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları reddedilmez.) [Tirmizi] ÇORAPLA YATMAK Sual: (Çorapla yatıp uyumak uygun değil) deniyor. Niye uygun değildir? CEVAP: Çorapla yatmak uygundur, hiçbir mahzuru yoktur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
11.05.2009Ortak payda, ortak inanç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hıristiyanlık ve İslâm diniyle büyümüş insanlar, Allah'ın birliği, Ona olan sevgi ve inancı gibi, iki ortak temel düşünce benimsemeli ve bu ortak payda, gelecekteki ortak inancın temellerini oluşturmalı) diyenler oluyor. Buradaki ortak inançtan maksat ne ki? Acaba bu zihniyetteki insanlar İslamiyet'le Hıristiyanlığı birleştirip, yeni bir din mi oluşturmaya çalışıyorlar? CEVAP: İki dinin ortak paydası yoktur. İmanın altı esasında bile, müşterek inanç yoktur. Mesela, aynı Allah'a bile inanmıyoruz. Onlar teslise inanırlar. Vaftiz yaparlar, haça taparlar. Hazret-i İsa'ya bizim gibi inanmazlar, bazen tanrı, bazen tanrının oğlu derler. Kitaplara da bizim gibi inanmazlar. Zaten ellerindeki, İncil'in değil, İncillerin hâli malumdur. Kur'an-ı kerime ve Peygamber efendimize inanmazlar. Masum çocukların günahkâr doğduğuna ve meleklerin kız olduğuna inanırlar. O halde, balla sirke, zemzemle şarap birleşmeyeceği gibi, hak olan İslamiyet'le, batıl olan Hıristiyanlık da birleşemez. Birleştirilmeye kalkılırsa, netice de batıl olur. Zaten Hıristiyanlar böyle bir şeye razı olmazlar. (Ortak payda, gelecekteki ortak inanç) gibi ifadeler, Müslümanları Hıristiyanlaştırmak için yapılan sinsi gayretlerden kaynaklanmaktadır. KENZ-ÜL ARŞ DUASI Sual: Kenz-ül arş duası muteber midir? CEVAP: Hadis kitaplarında (Kenz-ül arş) diye bir dua yoktur. Bu duanın faziletinde çok mübalağa vardır. Mesela deniyor ki: (Cebrail bana dedi ki: Kim ömründe bir kere bu duayı okursa, Allahü teâlâ onu, kıyamette yüzü ayın on dördü gibi parlak haşreder. Herkes onu, bir peygamber veya melek sanır. Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz. Ona hesapsız ve azapsız, üzerine binip Cennete girmesi için Cennetten bir Burak getirilir. Sırat köprüsünden şimşek gibi geçer. Onun günahı denizlerin suyundan, yağmurların damlasından, ağaçların yapraklarından, kumların adedinden, daha fazla olsa da, affedilir.) İnsafla düşünmeli, bir insan kum sayısınca içki içse, ağaçların yaprakları sayısınca zina etse, denizlerdeki suyun damla sayısı kadar kumar oynasa, yağmurların damlası sayınca faiz yese, bu duayı bir kere okuyunca hemen affoluyor. Herkes onu melek veya peygamber sanıyor. Bir kimse, her günahı işlese, İslam'ın beş şartını yapmıyorsa, üstelik itikadı da düzgün değilse, bu duayı bir kere değil, bin kere okusa, doğruca Cennete nasıl gidebilir ki? Muteber kitaplarda olmayan bu ve benzeri duaların faziletine itibar edilmemeli. Dua olarak okumanın da, dinen bir mahzuru olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.05.2009 Vehhabi'nin Şirk kitabı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Muhammed bin Abdurrahman el-Humeyyis isimli bir Vehhabi, ŞİRK diye bir kitap yazmış. Adını da, Hanefi ulemasına göre ŞİRK koymuş. Vehhabilerden nakil yaparak, Hanefi ulemasının yaptıklarına şirk diyor. Hanefi uleması diye, Şah Muhammed İsmail Dehlevi adında birinin bozuk fikirleri anlatılıyor. Hanefi ulemasından denilen bu zat kimdir? CEVAP: S. Ebediyye'de deniyor ki: (Şah Veliyullah-ı Dehlevi'nin dördüncü oğlu Şah Abdülgani gençken vefat etti. Bunun oğlu Şah İsmail 1781'de Delhi'de doğdu. Büyük Ehl-i sünnet âlimi olan dedesinin yolundan ayrılarak Vehhabi oldu. Vehhabilik inançlarının Hindistan'da yayılmasına önderlik yaptı. Bu fitnenin başı olan Muhammed bin Abdülvehhab-ı Necdi'nin Kitab-üt-tevhid isimli kitabını Urdu diline tercüme ederek Takviyet-ül iman ismiyle bastırdı. Böylece, Vehhabiliğin Hindistan'da yayılmasına önayak oldu. Farsça'ya tercüme edilip, Takvim-ül beyan ismiyle bastırıldı. Sırat-ı müstakim ve başka kitaplar da neşrettiyse de, Ehl-i sünnet âlimlerinin reddiyeleri karşısında, Pişavur şehrine kaçtı. Müslümanlara önder olmak düşüncesiyle, orada Sihlere cihad ilan etti. Çok Müslümanın telef olmasına sebep oldu. Kendisi de bu savaşta 1831'de öldürüldü. Dedesinin şöhretine aldanarak, bunun tuzağına düşmüş olanlardan Abdullah-ı Gaznevi, Nezir Hüseyin Dehlevi, Muhammed Sıddık Hasan Han, Reşid Ahmed Kenkühi ve Diyobend şehrindeki medresenin bazı hocaları, Vehhabiliğe kendi düşüncelerini de karıştırıp, kitaplar neşrederek, Hindistan'da Vehhabilik ismi altında, yeni bir çığır açtılar.) Vehhabiler kendilerine Hanefiyiz veya Ehl-i sünnetiz diyerek Müslümanları kandırmaya çalışıyorlar. Vehhabileri de, Hanefi veya Hanbeli âlimi gibi gösterebiliyorlar, yani her türlü hileyi yapabiliyorlar. Bunların tuzaklarına düşmemeli. EL HAK İSMİ Sual: Bazıları, (Allah'ın Hak diye bir ismi yok, ona hak demek şirk olur) diyorlar. Biz hep Cenab-ı Hak diyoruz, bu şirk mi oluyor? CEVAP: Hayır, şirk değildir. El Hak isminin, Esma-i hüsnadan yani Allahü teâlânın 99 güzel isminden biri olduğu, Tirmizi'deki hadis-i şerifte bildiriliyor. El Hak: Varlığı hiç değişmeden duran, var olan, hakkı ortaya çıkaran demektir. KENDİNE NAZARI DEĞMEK Sual: İnsanın kendi kendine nazarı değer mi? CEVAP: Evet, değebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ruhsatla ve zaruret halinde zayıf kaville amel etmek günah mıdır? CEVAP: Günah değil caizdir. Bazen lazım da olabilir. Din kitaplarımızda şöyle bildiriliyor: 1- Kolaylıkları yapmak istemeyenin, nefsine muhalefet için, azimetleri bırakıp, ruhsatla amel etmesi iyi olur; ama bu, ruhsatları araştırmaya yol açmamalıdır. (Hadika) 2- Allahü teâlânın sevdiği ruhsat, emirleri yaparken, sıkıntıya düşenler için bildirilmiş olan kolaylıkları yapmaktır. (F. Bilgiler) 3- Şeytan ruhsatları yaptırmak istemez. Mesela, mest üzerine mesh ettirmez. Ruhsatla amel etmelidir. (Hüsn-üt-tenebbüh) 4- Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalıdır. Allahü teâlâ, kolay olanların yapılmasını istiyor; çünkü insanın zayıf yaratıldığını bildiriyor ve (Allah, size kolaylık ister, zorluk, güçlük istemez) buyuruyor. (Mektubat-ı Rabbani 3/22) 5- Din adamlarının, cemaatin anlayamayacakları şeyleri söylemeleri, fitne olur. Herkese, anlayabileceği kadar söylemeli. Yapamayacakları ibadetleri emretmemeli. Zayıf kavil olsa bile, yapabileceklerini söylemelidir. (Berika) 6- İbni Abidin hazretleri, (Suyla toprak karıştırılınca, bu ikisinden biri temizse, meydana gelen çamur temiz olur. Fetva da böyledir. Bu fetvaya zayıf diyenler varsa da, harac olduğu zaman, zayıf kaville amel edilir) buyurdu. Bir ihtiyacı karşılamak için hazırlanan kolonya, ispirtolu ilaçlar ve boyalar, alkolle karıştırılan maddeleri temizse, karışımları da temiz olur. Bunun için, tentürdiyot ve kolonya, Hanefi'de temizdir. (İslam Ahlakı) 7- Başka mezhepteki bir imama uymanın sahih olması için, uyanın mezhebine göre, namazı bozan bir şeyin imamda bulunmaması gerekir. Esas kavil budur. İkinci kavle göre, imamın kendi mezhebine göre, namazı sahih olursa, uyanın mezhebine göre sahih olmasa da, buna uyması sahih olur. Bu ikinci kavil, her ne kadar zayıfsa da, harac olunca zayıf kavle uymak gerekir. (Hadika) Bu hükümlere rağmen, ruhsata veya zayıf kavle uymayı, günah veya tembellik gibi göstermemeli. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlânın verdiği kolaylık ve ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari] (Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat Dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani] (Allahü teâlâ, ruhsatla da amel edilmesini sever.) [Beyheki] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anın emri farz olduğuna göre, Kur'anda (Yapın) denilen her şey farz mıdır? CEVAP: Her yapın denilen ifadenin hükmü farz değildir. Birkaç örnek verelim: 1- ([Namaz kılarken] Her secde edişinizde ziynetli [temiz, sevilen, güzel] elbiselerinizi giyinin!) [Araf 31] (Namazda güzel elbise giymek farz değildir.) 2- (Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit, onu yazın. Alışverişte şahit tutun!) [Bekara 282] (Borçlunun senet vermesi ve alışverişte şahit tutulması, farz değil, sünnettir.) 3- (Evlere girdiğiniz vakit, kendinize [mahrem olan, aileden sayılan ev halkına, kimse yoksa kendinize] selâm verin.) [Nur 61] (Selam vermek, farz değil, sünnettir.) 4- (Cuma namazı kılındıktan sonra, yeryüzüne dağılın!) [Cuma 10] (Dağılmak farz değildir. Dağılmayıp camide durmanın bir mahzuru olmaz. Namazı kılınca, artık gidebilirsiniz demektir.) 5- (Eğer yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız, uygun olan başka kadınlardan 2, 3, 4 tane alın! Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın!) [Nisa 3] (Dörde kadar evlenmek, farz hatta mendub da değildir. Sadece zaruret halinde izin verilmiştir.) [Nimet-i İslam] 6- (Kurban etinden kendiniz yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Kurban etini kendimizin yemesi veya yoksullara verilmesi farz değildir. Üçte birini fakirlere vermek müstehabdır.) Görüldüğü gibi, bizim gibilerin meal okuyup hüküm çıkarması caiz olmaz. ARAPÇA BİLENİN KUR'AN OKUMASI Sual: Ana dili Arapça olanın, Kur'an okurken manasını anlaması, meal okumak gibi zararlı olur mu? CEVAP: Hayır, mahzuru olmaz, hatta iyi olur; ancak âyetlerden hüküm çıkarması caiz olmaz. Mesela Kevser suresini okurken, (Venhar) demenin kurban kes anlamına geldiğini bilmesinin mahzuru olmaz. (Kurban kes demek, fakir zengin, dinli dinsiz herkese kurban kesmek farzdır demektir) diye bir hüküm çıkarırsa yanlış olur; çünkü ana dili Arapça olan Eshab-ı kiram bile, Kur'an-ı kerimin anlamını Resulullah efendimize sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an-ı kerimin manalarının hepsi anlaşılmaz.) [İbni Mace] KEFEN BEZİ Sual: Erkek ve kadın için, kaç metre kefen bezi almak gerekir? CEVAP: Erkek için 7, kadın için 8 metre patiska almak yeterlidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet gemisinde olmak bir şereftir, bir nimettir, bir devlettir. Bu nimete sahip olan herkes, bu nimetin kıymetini bilmeli, birbirimizin kusurlarını görmeyip, birlik beraberlik içinde olmalıdır. İmkânlar ölçüsünde, bu nimete bütün insanların kavuşması için gayret göstermeli. Bu nimet, ne şunun, ne bunundur. Allahü teâlânın dinidir, Cennetten dünyaya inen bir sofradır. Yiyenlere afiyet olsun! Geminin kaptanı, Ehl-i sünnet olan herkesi inşallah selamete çıkaracaktır. Ehl-i sünnet gemisinin kaptanı, İmam-ı a'zam hazretleridir. Kaptan bellidir; çünkü silsilede mechuliyet haramdır, yasaktır. Sahih-ül-yed olmak esastır; yani hocalarının silsilesi Peygamber efendimize kadar belli olmalıdır. Mutlaka birinin diğerini fiilen görerek, severek, elini öpmesi ve duasını, icazetini alması şarttır. Dolayısıyla, rüyada, hayalde bu iş olmaz. Mübarek bir zata, bir gün birisi gelip der ki: - Efendim, benim vaziyetim perişan. Ben kurtulamam, mahvoldum. Siz hayattayken, sizin sayenizde, Cenab-ı Allah bizi korur; ama sizin vefatınızdan sonra benim sonum felaket olur. - Bu büyükler, eğer ileride gemiden atacaklarsa, başta gemiye almazlar. Gemide olan korkmasın, en fazla yeri değişir. Bir başkası yine bu mübarek zata geldiğinde der ki; - Efendim, ahirette bizim halimiz ne olacak, sizin anlattıklarınızla bizim alâkamız yok gibi, bunları yapmamız, kurtulmamız çok zor. - Eğer gemi sahile çıkarsa, yalnız kaptanla değil, içinde kim varsa herkes beraber çıkar. Evliya bir zat, bir gün talebelerine Cenneti anlatırken, bir talebesi der ki: - Efendim, dua buyurun da öleyim. - Maşallah, rahatınıza çok düşkünsünüz, canınızı çok seviyorsunuz. İyiler ölürse, insanlara nasihati kim yapar? Başka bir talebesi de der ki: - Efendim, hizmetlerimiz için bazı kaideler bildirseniz de, bunlara dikkat etsek uygun olmaz mı? - Evladım, birbirimizi sevmedikten sonra, her kaide boş olur. Beni sevmedikten sonra, birbirinizi sevmedikten sonra, her şey boştur. Ben hocamdan naklediyorum. Kitaplarımızda, bize ait tek kelime yoktur. Bu böyle, silsile yoluyla, Peygamber efendimize kadar gider. Dinimiz, nakil dinidir. Sizin vazifeniz, bu yola layık kimselere emaneti vermektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Paranın gelip gittiği yer
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Helal para helal, haram para haram yere gider. Bunlar birbirlerine gitmez. Bir talebe hocasına gelir, (Hocam biraz param var, hayır hasenat yapmak istiyorum, kime vereyim?) diye sorar. Hocası da, (Git köşe başına, ilk gelen fakire ver) der. Talebe peki diyerek, köşe başına gider. Çok fakir, iki gözü âmâ biri gelince, tam adamını buldum diyerek paralarını ona verir. Ertesi gün tekrar oradan geçerken, âmânın arkadaşına bir şeyler anlattığını görünce, bu ne diyor diye merak edip, yanına gelir. Âmânın, (Dün, bu saatlerde, burada dururken, bir adam geldi, bana bir avuç para verdi. Aldığım gibi, doğru meyhaneye gittim, akşama kadar içtim) dediğini duyar. Bunun üzerine, benim param meyhaneye gitmiş diye üzülür. Doğru hocasına gider: - Hocam ben perişan oldum. Dediğinizi yaptım, köşe başına gittim, iki gözü âmâ, fakir bir adama paralarımı verdim. Ertesi gün geçerken, dinledim ki, aldığı paraları gidip meyhanede bitirmiş. - Bunda bir hikmet var. Al şunu, bu da benim param, aynı köşeye git, bir fakire ver! Talebe, yine peki diyerek, köşe başına gider. Bekler, çok fakir bir adam görünce, Allah rızası için, al şunu der, parayı ona verir; ama içinden, (Takip edeceğim, hangi meyhaneye gidecek bakalım) der. O önden, bu da gizlice peşinden gider. Adam bir eve yaklaşınca, koynundan ölmüş bir keklik çıkarıp çöplüğe atar ve eve girer. Bu da arkasından girip der ki: - Arkadaş, bir şey soracağım. - Allah Allah, sen az önce bana para veren kimse değil misin? - Evet benim. Nedir bu çöplüğe attığın keklik, sonra niye eve geldin, paraları nerede harcadın? - Para burada. Kekliğe gelince, biz 3-4 gündür açız. Hanımla ben sabrediyoruz; ama çocukların feryadına dayanamadık. Ben de dilenmekten nefret ediyorum. Onun için, ölmüş bir keklik eti buldum, zaruret dedim, bari çocuklar yesinler dedim. Onu getirdim, pişirip onlara verecektim; ama sen parayı verince, Cenab-ı Allah helal para gönderdi diye onu çöplüğe attım. Hem ailemi sevindirmek, hem de, evin ihtiyacı nedir diye sorup önce onları satın almak için buraya geldim. Bunları duyunca, doğru hocasına gider. Hocası, (Para nereye gitti?) diye sorunca, olanları anlatır. Bunun üzerine hocası der ki: İmam-ı a'zam hazretlerinin bir sözü var. Paranın gittiği yerden, geldiği yer belli olur. Benim helal paranın nereye gittiğini gördün. Senin kazancın bozuktu, bozuk yere gitti. Kabahat kimin? >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bekara suresinin (Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize gücümüzün yetmediği yükü yükleme) mealindeki son âyetinde, önceki ümmetlere böyle yükler yüklendiği bildiriliyor. Bize yüklemese de, öncekilere gücünün yetmediği yükü yüklemek, Allah'ın adaletine uygun mudur? CEVAP: Bunu iki yönden açıklamak gerekir: Biri, Allahü teâlâ güç yetmeyen bir şeyi emretmesinin adaletine uygunluğu yönünden, diğeri de, âyet-i kerimede bildirilen mana yönünden. 1- Adalet yönünden: Allahü teâlâ için adalet, kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulüm ise, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Ondan başka yaratıcı bulunmadığına ve hiç kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Onun yaptığı işler için, (Adalete uymuyor) denilemez. Yasak ettiği bir şeyi, daha sonra serbest bırakabildiği gibi, önceden serbest ettiği bir şeyi de daha sonra yasaklayabilir. Mülk Onundur, dilediği gibi kullanır. Kimse hesap soramaz. Allahü teâlâ, kullarına iyi, faydalı olanı vermeye, kimisine sevab, kimisine azap yapmaya mecbur değildir. Âsilerin, günahkârların hepsini Cennete koysa, fazlına, ihsanına yakışır. İtaat, ibadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine uygun olur. (H. L. O. İman) (Allahü teâlâ dilerse, kâfiri Cennete, mümini de Cehenneme koyabilir) demek, koyacak demek değildir. Koyarsa kimse karışamaz, adaletine aykırı olmaz demektir; fakat iman edip iyi amel işleyenleri Cennete koyacağına söz verdi. Sözünden dönmeyeceğini de bildirdi. 2- Âyetteki mana yönünden: Kurtubi tefsirinde deniyor ki: Bu konuda, Katade, (Bizden öncekilere işi zorlaştırdığın gibi bize de, zorlaştırma demektir) dedi. Dahhak da, (Altından kalkamayacağımız, güç yetiremeyeceğimiz amelleri işlemekle bizi yükümlü tutma demektir) dedi. Süddî de, (Burada takat, yani güç getirilmeyen şeyler, İsrail oğullarına yükletilen ağır yüklerdir) dedi. [Mesela pislik değen uzuv yıkamakla temizlenmez, orayı kesmek gerekirdi. (Beydavi)] Allahü teâlâ, (Ümmi nebi olan resul, sırtlarından ağır yükleri indirir ve zincirleri kırar atar) buyurdu. (Araf 157) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Çayın şekerini karıştırırken, sağdan sola doğru karıştırmak, bardağı sağ elle tutmak, çayı tek sayıda içmek zevaid sünnettir deniyor. Peygamber efendimiz çay mı içti de, bunlar sünnet olsun? CEVAP: Çay, kahve, limonata gibi tek tek isim verilmez. Bunlar mubah şeylerdir. Mubah olan her işe sağdan başlamak, teke riayet ekmek sünnet-i zevaiddir. Yani adetlere ait sünnettir. Buna müstehab da denir. Bunları terk etmek günah olmaz; ama yapılması sevab olur. Birkaç örnek verelim: Camiye sağ ayakla girmek, girince sağ tarafa oturmak müstehabdır. Ayakkabı, gömlek giyerken, başı tıraş ederken ve tararken, tırnak keserken, Müslümanın evine ve odasına girerken, sadaka verirken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, Müslümanın evinden, odasından çıkarken, tuvalete girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehabdır. Özürsüz bunların tersini yapmak, tenzihi mekruh olur. Sağ elle yiyip içmek, sağ elle kurban kesmek, sağ elle yazmak, çay, kahve, su gibi şeyler verirken sağdan başlamak müstehabdır. Solak olanların, sol elle yazmasında ve sol elle kurban kesmesinde mahzur olmaz. BABAMIN TEYZESİ Sual: Erkeğe göre, annesinin veya babasının teyzesi ve halası kendisine namahrem midir? Kadına göre de, annesinin veya babasının dayısı ve amcası kendisine namahrem midir? CEVAP: Erkeğe göre, kendi teyzesi ve halası gibidir, yabancı değildir. Kadına göre de, kendi dayısı ve amcası gibidir, yabancı değildir. Yani namahrem değil, mahremdir. VATAN-I İKAMETE UĞRAMAK Sual: Vatan-ı ikametim Fatih'tir. Buradan Yenibosna'ya gidip iki gün kalsam, sonra Ankara'ya gitmek niyetiyle, Yenibosna'dan çıkıp yine Fatih'e uğrasam, Fatih'te seferi olur muyum? CEVAP: Yenibosna'dan Ankara'ya gitmek üzere yola çıkınca seferilik başlar; ancak Fatih'e uğrayınca seferilik bozulur, mukim olur. Fatih'ten çıkınca, tekrar seferilik başlar; çünkü Fatih'ten ilk defa çıkarken, seferilik mesafesindeki yola gitmeye niyet etmemişti. Fatih'in vatan-ı ikamet olmasının bozulması için, Fatih'ten çıkarken 104 km yola gitmek üzere çıkması gerekirdi. Eğer Fatih'e uğramazsa, mukim olmaz. TEZEKLE ISITILAN FIRIN Sual: Tezekle ısıtılan fırında pişirilen ekmeği yemekte mahzur var mıdır? CEVAP: Necaset yanınca, külü temiz olduğu için, mahzuru yoktur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'ana göre insan, her bakımdan üstün ve mükemmel yaratılmıştır. Bugün, maymunun hafızasının, insandan daha kuvvetli olduğu ortaya çıktı. İnsanın mükemmelliği nerede kaldı? CEVAP: Kur'an-ı kerimde, (Her bakımdan üstün, her bakımdan mükemmel yarattık) denmiyor. (Biz insanı, en güzel şekilde yarattık) buyuruluyor. (Tin 4) Bu âyet-i kerimenin tefsiri şöyledir: Biz insanı ahsen-i takvim üzere, yani en güzel surette, yani boylu boslu, sureti güzel, organların yeri, sayısı, en iyi, kullanmaya müsait tarzda, kâinatın bütün özelliklerini içine alacak şekilde yarattık. (Beydavi) Allahü teâlânın yarattığı her şeyde muhakkak bir güzellik, bir sanat, bir uygunluk vardır. Bundan daha güzeli düşünülemez. Bir ayet-i kerime meali: (Allah, her şeyi güzel yarattı) [Secde 7] Birkaç örnek verelim: Boynuz geyik için lüzumlu ve güzelken, merkep için güzel ve lüzumlu değildir. İnsan için de boynuzlu olmak uygun olmaz. Filin hortumu, onun için lüzumludur, eli gibidir; ama insanın veya başka bir hayvanın buna ihtiyacı yoktur, hatta lüzumsuz olur. Kanguru yavrularını kesesine koyup orada emzirir. Kesenin atta, koyunda veya başka hayvanda olmaması, bu hayvanların değerini düşürmez. Aslan parçalayıcıdır. Koyunda, ceylanda bu özelliğin olmaması onların değerini düşürmez. Şeytan bir anda, dünyanın bir ucundan ötekine gidebilir. Cinler çeşitli şekil alabilir. Bunlar insanla mukayese edilemez. İnsanlar, cinlerden de üstündür. Devenin cüssesi insandan büyük, maymunun hafızası insandan daha kuvvetli, köpeğin koku alması, şahinin görmesi, yarasanın hissetmesi insandan daha hassas ve keskin olsa da, hiçbiri insan seviyesine yükselemez. Hayvan hayvandır, insan insandır. Hayvanlarda zekâ ve içgüdü varsa da, akıl yoktur. Hayvanlarda ve insanlarda, canlılık veren hayvani ruh vardır. İstekli hareketleri yaptıran bu ruhtur. İnsanlarda ayrıca, hayvanlarda olmayan bir ruh daha vardır ki, ruh denince bu ruh anlaşılır. Aklı kullanmak, düşünmek ve gülmek gibi şeyleri yapan, insanı üstün kılan, bu ruhtur. Bu bakımdan, ne kadar üstün özelliği olsa da, hiçbir hayvan yine insandan üstün olamaz. İnsanla hayvanlar arasındaki en büyük fark, insanın aklı ve ruhudur. İnsanlık şerefi hep bunlardan gelmektedir. Hayvanlar insanlar gibi konuşsa bile, akıl ve ruh olmadığı için, insanlardan üstün olamaz. Allahü teâlâ insanı, diğer mahlûklarından daha üstün yaratmıştır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müctehidin sözü, âyet ve hadis gibi senet olmaz. Ebu Hanife veya İmam-ı Şafii ictihadında yanılsa, hiç araştırma yapmadan, deliline bakmadan bu yanlış ictihada uymak nasıl caiz olur? Bunun için, mezheplerin içindeki isabet eden hükümleri tespit edip amel etmek, daha uygun olmaz mı? CEVAP: Müctehid olmayanların dört hak mezhepten birisine uymaları şarttır. İmam-ı a'zam veya İmam-ı Şafii bir hükmün doğrusunu bilemiyorsa, biz nasıl bileceğiz? Sizin yapmak istediğinize, mezhepsizlik denir. Müctehide ictihad etme yetkisini, dinimiz veriyor. Bizim gibilere de, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43) Müctehid hata etse de, sevab alır. Onun yanlış ictihadıyla amel eden de, kurtulur. Bir hadis-i şerif meali: (Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buhari] Eshab-ı kiramdan Ebu Said-i Hudri rivayet ediyor: Seferde iki kişi, su bulamadıkları için teyemmüm ederek namazlarını kılıyorlar. Sonra vaktin içinde suyu bulunca, biri kendi ictihadına göre abdest alıp namazını iade ediyor, diğeri de kendi ictihadına göre iade etmiyor. Durum Resulullaha arz edilince, her ikisini de uygun bulup şöyle buyuruyor: (Namazı iade etmeyen; sünnete uymakla isabet etti. Abdest alıp iade eden de, iki sevab aldı.) [Nesai, Ebu Davud] (Bu hadis-i şerif de Eshab-ı kiramın müctehid olduklarını göstermektedir. İki zat farklı ictihad ediyor ve ictihadlarına uydukları görülüyor.) Peygamber efendimiz, müctehidlerin böyle farklı ictihadlarının Müslümanlar için rahmet olduğunu bildiriyor. Mezheplerin çıkışı da, bu hükme dayanıyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Farklı ictihad rahmettir.) [Beyheki, Deylemi İ. Münavi, İbni Nasr] GÜNAHA ORTAK OLMAK Sual: Çeşitli günah olan konserler tertip ediliyor. Bu konserleri düzenleyenler mi, yoksa konsere iştirak edenler mi günaha giriyor? CEVAP: İkisi de günahta ortaktır. Dinleyen olmasaydı, öyle konser tertip edilmezdi. Mesela, cambaz, ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer; çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz oynamayacak ve ölmeyecekti. Evet, öldürülen kimse, eceli geldiği için ölür; fakat bunu öldüren de, cezasını görür. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir zaruret veya ihtiyaç halinde, mukimken, Hanbeli'den başka, iki namazı cem etmeyi caiz gören başka mezhep var mıdır? CEVAP: Şafii ve Maliki mezhebinde bazı durumlarda mukimken de cem caizdir: Şafii mezhebinde: Şiddetli yağmurda, sadece camide cemaatle cem-i takdim caiz, cem-i tehir caiz değildir. Başka bir kavle göre de, münferit kılan da cem edebilir. Bir kavle göre, hastalık halinde de, cem etmek caizdir. Bir korku sebebiyle cem caiz olduğu gibi, önemli ihtiyaç halinde, mukimken de cem caizdir. Maliki mezhebinde: Önemli bir hastalıkta, ihtiyarlıkta, camide cemaatle kılarken, karanlıkla beraber şiddetli yağmur ve çamur olunca, öğleyle ikindi, akşamla yatsı, takdim edilir. Vitir vaktinde kılınır. Evde kılan cem edemez. Deniz yolculuğunda iki namazı birleştirmek, Maliki'de caiz olmaz. UNUTMAK ÖZÜRDÜR Sual: Çok defa unutup veya uyuyakalıp namazı kazaya bırakıyorum. Unutmak özür olur mu? CEVAP: Unutmak ve uyuyakalmak özürdür; ama bu sık oluyorsa, tedbir alınmadığı için günah olur. Birkaç örnek verelim: 1- Gece çok geç yatılıyorsa, üstelik saat kurulmuyor veya başka tedbir alınmıyorsa, namazın kazaya kalması normal değildir. 2- Bir kimse iş yerinden çıkarken, namaz vakti girmiş olsa, eve gidince kılarım diye düşünse, genellikle de eve vaktinde varamıyorsa, namaz yoldayken kazaya kalıyorsa veya vaktinde eve geldiği halde, iş yerinde kıldığı için evde kılmayı unutuyorsa, nasıl olsa unutmak özür diyerek, namazın kazaya kalmasına önem vermiyorsa, yaptıklarından mazur olmaz. 3- Abdest alırken, sünnete uymak için kıbleye dönen kimse, devamlı olarak unutup ayaklarını kıbleye doğru uzatıyorsa, ayaklarını kıbleye uzatmamak için kıbleye doğru abdest almamalı; çünkü mekruh işlememek için sünnet terk edilir. Yani, imkân varsa, arkası kıbleye gelse de, ayaklarını kıbleye uzatmamak için, abdesti kıbleye dönerek almaması gerekir. TIRNAK KESMEK Sual: Cuma günü tırnaklarını kesemeyen kimsenin, diğer cumayı beklemesi gerekir mi? CEVAP: Hayır, sonraki cumayı beklemeden kesmelidir. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimi tasdik etmek, bundan önceki bütün kitapları tasdik etmek demektir. Peygamber efendimizi tasdik etmek, Onun Peygamber olduğuna iman etmek, Ondan önce gelen 124.000'e yakın peygamberin hepsine inanmak demektir. İşte böyle bir yüce dinin mensubu olmak, büyük saadettir. Onun için, bu iman bir cevherdir. Allahü teâlâ bunu çöplüğe koymaz. Dolayısıyla, kimde iman varsa, o kıymetli bir insandır ve Allahü teâlâ onun kalbine, bu imanı nasip etmiştir. Eğer, Cenab-ı Hak bize iki nimet vermişse, her şeyi vermiş demektir. Hiçbir şey noksan kalmamıştır. İki nimet şudur: 1- Bu yüce dinin Peygamberine inanmak, tâbi olmak, Onun yolunda olmaktır. Ona tâbi olmak, Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadında olmak demektir; çünkü Peygamber efendimiz bir gün toprağa kalın bir çizgi çizdi. Yan tarafına kollar ayırıp buyurdu ki: (Bu kalın kısım, Cennete giden yoldur. Yan yollar dalalet ve bid'at yollarıdır. Ortada olmak lazımdır.) Eshab-ı kiram, (Ortada olmak, orta yerde bulunmak nasıl olur?) diye sorduklarında, buyurdu ki: (Sünnetime ve cemaatime uymakla olur.) Sünnetime, yani dinime uymakla olur buyuruyor. Buradaki cemaat ise Eshab-ı kiramdır. O halde, Ehl-i sünnet vel cemaat oradan geliyor. Yani Eshab-ı kiramın tamamına inanmak! Bir kısmını sevmek, bir kısmını sevmemek, birini diğerine tercih etmek olamaz; çünkü bir insan hocasına güveniyorsa, talebesine elbette güvenmesi lazım, talebesine güvenmeyen hocasına nasıl güvenmiş olabilir ki? Eshab-ı kiramın hepsi Resululullahın arkadaşları ve talebeleridir. Onlar için, Peygamber efendimiz, (Eshabım, gökteki yıldızlar gibidir, hangi birine tâbi olursanız kurtulursunuz) buyuruyor. Tercihi bize bırakmamış. İşte Ehl-i sünnet vel cemaat itikadında olmak birinci nimettir. 2- Dinimizi öğrendiğimiz zatın, Allah adamı yani Allah'ın sevgili kulu olduğuna inanmaktır. Sabahleyin kalkarken vücudun bütün azaları insanın diline yalvarırlar, (Allah rızası için hem kendini hem bizi yakma) derler. Bir insan, bir müminin arkasından doğru bir şey söylese, o müminin de kalbi kırılsa, söyledikleri doğru olsa bile, işitince üzülürse buna gıybet denir. Gıybet o kadar büyük bir günahtır ki, kul hakkına girer, zinadan büyük günahtır. Büyükler, yanlış bir kelam etmemek için ağzına taş koymuşlar. Hele hele, Allah muhafaza etsin, birkaç kelime de ilave olursa, buna iftira ve yalan denir ki, daha büyük günah olur. Gıybet, Âdem aleyhisselamdan beri haramdır. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Nimetin kıymetini bilmeli
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet itikadı ve dinimizi öğrendiğimiz zatın Allah adamı olduğuna inanmak nimeti, çok büyük bir nimettir. Bu çok kıymetli cevher, ancak kıymetli insanlara nasip olur. Herhangi bir hırsıza, uğursuza nasip olmaz; fakat bu iman nimetinin kıymeti bilinmezse çok tehlikelidir. Allahü teâlâ, mealen (Kıymetini bilmezseniz elinizden alırım. Ondan sonra size çok acı azap ederim) buyuruyor. Bu nimetin kıymetini bilmenin yolu, birbirimizi sevmektir. Allahü teâlâ, İsa aleyhisselama, (Eğer yerdeki ve gökteki bütün mahlûklarımın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiçbir ibadetin makbul değildir) buyurdu. Yani, Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, dinimizin temelidir. Bu iki nimete sahip olana ne mutlu! Dünyayı ahirete tercih edenler, Allahü teâlânın nasip ettiği bu cevheri çöplüğe atmışlardır. Cenab-ı Hak, seçiyor, seviyor, bir cevher veriyor, yani bu iki nimeti veriyor, hem Ehl-i sünnet itikadını veriyor, hem büyükleri tanıtıyor; fakat kul, bu cevherin kıymetini bilmeyerek, din kardeşinin kalbini kırarak veya dünyayı ahirete tercih ederek bu cevheri çöplüğe atıyor. Suç kimin? Onun; çünkü Allahü teâlâ, ahirette kimse bir bahane bulmasın diye, her kulunu serbest iradeyle, serbest yarattı. Yine, (Kulum neyi talep ederse, ben ona kavuşturacak yolları açarım) diye ezelde takdir etti. Vezir olmak isteyene vezirlik yolunu açar, zengin olmak isteyene zenginlik yolunu açar, ibadet yapmak isteyene ibadet yolunu açar. Böylece yarın ahirette hiç kimse, ya Rabbi, ben şöyle yapmak istedim de olmadı diyemez. İşte bu serbestlik içerisinde, nefs serbest kalırsa, ipinden kopmuş boğa gibi olur, perişan eder. Sakın, onu serbest bırakmayalım; çünkü Allah korusun, o azdı mı duracağı yer belli olmaz. Onun için, salihlerle, büyüklerin kitaplarıyla, kıymetlilerle ve din kardeşlerimizle beraber olmaya çalışmalıdır. Doğmak, ölmenin alametidir. (Ya Resulallah, dünya ve ahiretin arası ne kadar uzundur?) diye sorulduğunda, Peygamber efendimiz cevaben, (Göz açıp kapayıncaya kadar) buyurdu. Yani ahiret bize çok yakın. (Ya Resulallah, peki insanın ömrü ne kadardır?) diye sordu. Resulullah, (Rüya kadar) buyurdu. İnsan rüyada çok şeyler görür, anlatmakla bitiremez. Hâlbuki bilmez ki, o rüya birkaç dakika veya saniyedir. İşte hadis-i şerifte bildirildiği gibi, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.) Yani bilelim ki, uykudayız. Rüyada insan istediği kadar zengin olsun, istediği kadar fakir olsun, hiçbir kıymeti yoktur! >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ahmak olana verilecek cevap
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bid'at işlemekle meşhur bir arkadaş, Hak Sözün Vesikaları isimli kitaptaki, (Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût) ifadesinin yanlış olduğunu ve bunun, (Ahmağın cevabı ancak sükûttur) anlamına geldiğini söyledi. Dediği doğru mudur? CEVAP: Bu söz, hadis imamlarından İbni Hibban hazretlerine aittir. Bu sözün manası şöyledir: (Ahmağa verilecek hiçbir cevap, cevap olamaz; ona ancak susmak cevap olur.) Türkçe'de o şekilde değil, (Ahmağa susmaktan iyi cevap olmaz) şeklinde söylenir. Kur'an-ı kerimde, böyle (Ve ma... illâ) ifadeli birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçını bildirelim: 1- (Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin) [Enbiya 107] Tercümesi şöyledir: (Biz seni göndermedik, ancak âlemlere rahmet için gönderdik.) Türkçe'de şöyle söylenir: (Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.) Yani seni peygamber olarak göndermemiz, başka bir maksatla değil, Müslüman kâfir herkese rahmet içindir. (Beydavi) 2- (Ve me'l hayat-üd-dünyâ illâ metâ-ül gurûr.) [Al-i İmran 185] Tercümesi şöyledir: (Dünya hayatı ancak bir gurur metaıdır.) veya (Dünya hayatı, gurur metaından başka şey değildir.) [Meta=eğlence, mal, varlık. Gurur=aldatıcı, yanıltıcı] Meali şöyledir: (Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten, bir eğlenceden başka bir şey değildir.) 3- (Ve mâ yeıdühüm-üş-şeytânü illâ gurûra) [Nisa 120] Meali şöyledir: (Şeytan, aldatmak için onlara vaatlerde bulunuyor.) (Şeytanın vaatlerde bulunması, aldatmaktan başka şey değildir.) 4- (Ve mâ erselnâke, illâ mübeşşiren ve nezira) [İsra 105] Tercümesi şöyledir: (Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.) Meali şöyledir: (Seni yalnız [inanıp itaat eden Müslümanları Cennet nimetleriyle] müjdeleyici ve [inkâr edip isyan eden kâfirleri cehennem azaplarıyla] korkutucu olarak gönderdik. [Başka bir maksatla göndermedik.]) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ahmak olana verilecek cevap -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
5- (Ve mâ enzeler-rahmânü, min şey'in in entüm illâ tekzibûn) [Yasin 15] Meali şöyledir: (Rahman hiçbir şey indirmedi. Siz, yalancılardan başkası değilsiniz.) Âyet-i kerimenin tamamı şu mealdedir: (Kâfirler dedi ki: Siz de bizim gibi bir insansınız, bizden ne üstünlüğünüz var ki? Allah kitap falan göndermedi, siz yalandan başka bir şey söylemiyorsunuz.) 6- (Ve ma yechadü bi âyâtinâ, ill-el kâfirun) [Ankebut 47] Meali şöyledir: (Âyetlerimizi kimse inkâr etmez, ancak kâfirler inkâr eder.) Türkçe'de şöyle söylenir: (Âyetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.) [Ehl-i sünnet âlimlerinden yaptığımız nakilleri de, bid'at ehlinden başkası inkâr etmiyor.] 7- (Ve ma yezîdihüm illâ nüfûra) [İsra 41] Tercümesi şöyledir: (Hiçbir şeylerini arttırmaz, ancak nefretlerini artırır.) Mealleri şöyledir: (Ancak onların nefretini artırır.) (Onların nefretinden başka bir şeylerini arttırmaz.) (Kur'anı kerimdeki öğüt verici açıklamalar, kâfirlerin, nefretlerini artırmaktan başka şeye sebep olmaz.) [Ehl-i sünnet âlimlerinden yaptığımız nakiller de, bid'at ehlinin nefretlerini artırmaktan başka şeye sebep olmuyor.] Bu yedi örnek gösteriyor ki, İbni Hibban hazretlerinin sözü çok güzel ve doğrudur. Yanlış olan bid'at ehlinin anlayışıdır. Zaten bid'at ehli, Kur'an-ı kerimi de, âlimlerimizin sözlerini de doğru anlayamaz. Anlayamadığı için de 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Biz yine İbni Hibban hazretlerinin sözünü tekrar ediyoruz: Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût (Ahmağa verilecek en güzel, en isabetli cevap, susmaktır.) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İftitah tekbiri ne zaman söylenir? Eller kulağa kaldırılmadan önce mi, yoksa kulağa kaldırdıktan sonra mı? CEVAP: Namaza başlarken, eller tekbirden önce kaldırılır. Esah olan budur. Hidaye'de de böyle bildirilmiştir. (F. Hindiyye) Eller kulaklara kaldırıldıktan sonra tekbir alınır. (Dürr-ül-muhtar) Eller tekbirden önce kaldırılır sözü, İmam-ı a'zam ve İmam-ı Muhammed'in kavlidir. Bahr ve Nehr'de de, Hidaye'deki gibi bildirilmiştir. Evla olan, bu kavildir. (Redd-ül-muhtar) Bu ifadelerin açıklaması ise şöyledir: Eller kulağa kaldırıldıktan sonra tekbir alınır. Yani eller, kulaktan ayrılırken (Allahü ekber) demeye başlanıp, göbek altına bağlanırken bitirilir. (S. Ebediyye) UYKULUK Sual: Kasaplarda uykuluk diye bir şey satılıyor. Bunu yemek caiz midir? CEVAP: Hayvanın kuyruk yağının çıkarıldığı bölgedeki kıkırdak dokuya uykuluk dendiği gibi, göğüs kafesinin üst kısmında bulunan timüs ve pankreas bölgelerindeki bazı salgı bezlerine de uykuluk denir. Bez olan uykuluklar yenmez, kıkırdak olan uykuluk yenir. FARZ OLAN BİR ŞEYİ ADAMAK Sual: Bu imtihanı geçersem, Eyüp Sultan'da bir vakit ikindi namazı kılacağım diye adansa, evde veya başka camide kılınsa caiz olmaz mı? CEVAP: Yapılması kendisine farz olan bir şeyi adamak sahih olmaz. İkindiyi kılmak zaten farzdır. Yani bu adak sahih değildir. Nafile namaz adanmış olsaydı, adak sahih olurdu; fakat Eyüp Sultan'da kılmak gerekmezdi, başka yerde de kılınabilirdi. KUR'AN-I KERİM OKUNURKEN Sual: Camide Kur'an okunurken, kıbleye mi, yoksa Kur'an okunan tarafa mı dönülür? CEVAP: İkisi de olur. Kur'an-ı kerim okunan tarafa dönmek efdaldir. LATİN HARFLERİYLE KARIŞIK YAZMAK Sual: Arapça kursuna gidiyorum. Arapça kitaplarda, âyet, hadis ve İslam harfleriyle yazılan diğer yazıların altına, Latin harfleriyle anlamlarını yazmak caiz olur mu? CEVAP: Âyet ve hadislerin altına yazmak caiz olmaz. Oraya, numara veya başka bir işaret koyup, anlamlarını başka bir sayfaya yazmalı. İslam harfleriyle yazılan diğer yazıların altına yazılabilir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Doğru yolu bulmak için dua
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Doğru yolu bulmak için dua edilirse, doğru yol hangisiyse, Allah'ın ona göstereceği bildiriliyor. Benim gibi doğru yolu bulmuş bir kimsenin dua etmesi, şüphe etmeye sebep olmaz mı? CEVAP: O dua herkes içindir. Zaten kimse, benim yolum, benim grubum yanlış demez. Yanlış olduğunu bile bile kim o yolda gider ki? Hıristiyan da, Yahudi de, Mecusi de, her türlü bid'at ehli de, doğru yoldayız diyor. Aklını beğenmeyen olmadığı gibi, yolunu da, inancını beğenmeyen de olmaz. Beğenmese orada işi ne? Bir ayet-i kerime meali: (İnsanlar, dinde çeşitli gruplara bölündüler. Her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinir.) [Müminun 53] Bir hadis-i şerif meali: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizi] Bu ümmet, çeşitli fırkalara ayrılıyor ve hepsi ben doğruyum diye seviniyor. Bunu, Allah ve Resulü bildiriyor. Dua etmemek, Allah ve Resulüne karşı gelmek olur. Her grup, ben böyle dua edersem, içinde bulunduğum gruptan şüphelenmiş olurum diye dua etmezse, dua edecek kimse kalmaz; çünkü herkes kendinin doğru grupta olduğunu sanıyor. 73 tane doğru olmaz. Peygamber efendimiz, kendi dininden, kendi yolundan şüphe mi ediyordu da, aşağıdaki şekilde dualar etmiştir: (Allah'ım, Cehennem azabından sana sığınırım.) [Buhari] (Allah'ım, kalb katılığından, gafletten, inkârcılıktan, riyadan Sana sığınırım.) [Hâkim] İmam-ı Rabbani hazretlerinin, 272. mektubunda bildirdiği dua şöyledir: (Allahümme erinelhakka hakkan verzuknâ ittibâ'ahü ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehü bi-hurmeti Seyyidil-beşer. Aleyhi ve alâ âlihi ve eshâbihi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ.) Yani, (Ya Rabbi! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en üstünü hürmetine bu duamızı kabul buyur!) Hazret-i Ebu Bekir'in de böyle dua ettiği İhya'da yazılıdır. Bi-hürmeti'den önceki kısmın hadis-i şerif olduğu da bildirilmiştir. Yani Peygamber efendimiz de, aynı duayı yapmış, (Hakkı hak, batılı batıl olarak göster) diye duada bulunmuştur. Allahü teâlâ, İslamiyet'i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Bir âyet-i kerime meali: (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamberimizin en çok okuduğu dua hangisidir? CEVAP: Peygamber efendimiz, dünya ve ahiret için af ve afiyet isterdi. İmandan sonra afiyetten büyük nimet olmadığını bildirirdi. Bir hadis-i şerif meali: (Duanın efdali, dünya ve ahirette Rabbinden af ve afiyet istemektir. Affa ve afiyete kavuşan, dünya ve ahirette kurtuluşa ermiştir.) [Tirmizi] Peygamber efendimizin en çok okuduğu dua, Rabbena âtina duasıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Ey Âdemoğlu, sen Allah'ın azabına takat getiremezsin. Onun için, "Rabbena âtina fid-dünya haseneten ve fil-âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr" demelisin.) Bu dua, Bekara suresinin 201. âyet-i kerimesidir. (Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyilik, güzellik ver, bizi Cehennem azabından koru) anlamındadır. Bu dua, genel olarak her zaman okunabilir. Kunut dualarını bilmeyen, öğrenene kadar bu duayı okuyabilir. Cenaze namazında, ölü için okunan duayı bilmeyen, bu duayı okuyabilir. Namazda salli bariklerden sonra dua okumak sünnettir. Bu duaların en meşhuru Rabbena âtina duasıdır. BONE KULLANMAK Sual: Fransızlardan gelen ve takılınca eşarbın altından görülebilen boneyi kadınların kullanması caiz mi? Yahudi marka eşarpları kullanmak caiz midir? CEVAP: Hepsi caizdir. Bone, saçları toplamak ve dışarıdan görülmesine mani olmak için kullanılıyor. Bone takılmazsa eşarp kayar ve saç görülebilir. Bone uygun bir örtüdür. Eşarbın veya bonenin gayrimüslimlerden gelmesinin hiçbir zararı olmaz. İbadetlere mahsus olmayan şeyleri kullanmak caizdir. Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği hadis-i şerifle bildirildi. (Mevahib, Tirmizi) Gösterişli ipek bir eşarbı Müslümanlar da imal etse kullanılması uygun olmaz. Gösterişsiz yani uygun olanı, gayrimüslim de imal etse, mahzuru olmaz. HAYRINI GÖR Sual: Abdest almış olana, (Hayrını gör) demek caiz midir? CEVAP: Evet caizdir; çünkü o bir duadır. KIZ ÇOCUĞU VE PANTOLON Sual: Yedi yaşından küçük kızların, evde pantolon giymeleri caiz midir? CEVAP: Evet. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanın ömrü, dünyanın ömrüne nazaran, gelip geçen rüzgâr kadardır. Ha var, ha yok! Bu hayatın içinde, çok acı çekilen günler oldu, hastalıklar, dertler oldu; ama bunlar da gelip geçti. Bu rüzgâr gibi geçen ömrün içerisinde, çok da güzel günler oldu; fakat ne yapalım ki, onlar da bir rüzgâr esintisi kadar kısa geçti. Zalimler, emirlerindeki insanları gariplere karşı kullandılar, zulmettiler; çünkü onlar güçlüydü. O da geçti; fakat mazlumdan geçmedi. Haksızlığa, iftiraya uğrayanlardan geçmedi. Onların boynunda, yazılı olarak asılı kaldı. Ahirete gittiği zaman Cenab-ı Hak bildiği halde soracak: Kulum bu nedir, senin bu boynunda asılı olan? O kul, (Ya Rabbi, dünyadayken ben gariptim, fakirdim, bana zulmettiler, eziyet ettiler. Şimdi ben hakkımı istiyorum) diyecek ve orada, mutlaka adalet yerini bulacaktır. Onun için, hiç kimse zannetmesin ki, ben yaptım, ettim, bana dokunan yok. Vallahi dokunacaklar! Dolayısıyla, ne mutlu, dünyadan ahirete, mazlum gidenlere! Bunlar, orada kârlı çıkacaklardır. Ben haklıyım diye, davamızı ahirete bırakmayalım. Orada haksız çıkabiliriz; çünkü Allahü teâlâ, bizim hak dediğimiz şeyin ölçüsünü, arzu ettiğimize göre vermeyecektir. Rabbimizin kendi ölçüsü var. O ölçüye girdiği zaman, kim haklı, kim haksız, kimse bilemez. Onu ancak Allah bilir. Onun için en iyisi, dünyadayken helalleşip gitmeli. Belli olmaz, bakarız haksız çıkarız. Dönüşü de yok! Orada para da geçmiyor. Bu yüzden, dünyadayken iyi geçinmeye, ara bulmaya ve durmadan kardeşlerimize iyilik etmeye uğraşmalı. Yani akıllı olmalı. Akıllı, ölümden sonrasına yatırım yapandır. Ahmak, ahireti unutup da, sadece dünyasını imar edendir. Ahirette tek sual budur: Niçin yaptın? Allah için yaptıksa, yani Allah'ın dinini, itibarını korumak için yaptıksa, bizden sonrakiler dinimize hizmet etsinler diye yaptıksa, tamam. Nitekim kabrin içindeki evliyanın, kocaman türbeye ne ihtiyacı var? O zaten Cennette. Onun ihtiyacı yok; ama bizim ihtiyacımız var. Saygı ve edeb gösterelim diye, âlimler buna fetva vermişler. İçindekine değil, gelene ders olsun diye; çünkü yerde yatmış bir vaziyette görürse, edebde kusur işler. Edebde kusur işlerse, ister dünyada olsun, ister ahirette olsun, o büyüklere karşı kusur işleyen, sıkıntı çeker. Hiç gecikmeden hem de... Mümin de, en iyi yerde yaşamalı, en iyi elbiseyi giymeli, en iyi vasıtayla gitmeli; çünkü bu zamanda itibar onun imanına değil, kılık kıyafetine, malına mevkiine veriliyor. İşte, (Niçin yaptın?) diye sorulunca, cevabı Allah için olmalı... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her an, her yere, feyiz gelmektedir. Gelen feyiz, Müslümanlara fayda verir, kâfirlere ise zehir olur. Küfürlerinin artmasına sebep olur. Nimetler aralıksız devam ediyor. Kabiliyetlerine göre alıp istifade edenler olduğu gibi, alıp daha beter duruma düşenler de oluyor. İşte birinden Hazret-i Musa ve onun gibi olanlar, diğerinden de Firavun ve onun gibiler yetişiyor. Peygamber efendimize normal bir insan gözüyle bakan Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibilerin küfürleri arttı, daha kötü oldular. Hazret-i Ebu Bekir gibiler de, insanların en üstünleri olmakla şereflendiler. Allahü teâlâ bütün kâinatı insanlar için yarattı. İnsanları da, kendine ibadet etmekle şereflensinler diye yarattı. Allahü teâlâya şükürler olsun ki, bizi insan olarak yarattı. Bunun için ne kadar hamd etsek azdır. İnsana eşref-i mahlûkat denmiştir. Yaratılmışların en şereflisi demektir. Peki, neden yaratılmışların en şereflisi oluyor insan? Çünkü onda, diğer mahlûklarda bulunmayan on haslet vardır. Beşi madde, beşi mânâ ile alâkalı. Bu on hususiyetin bir özelliği de var. O da, hepsinin birbirleriyle zıt olmasıdır. Bu zıtlıkların toplandığı başka bir mahlûk yoktur. Allahü teâlâ öyle yaratmıştır. İnsanların büyük çoğunluğunun inançları çok bozuktur. Hayvana, canlı ve cansız birçok şeylere tapınan o kadar insan var ki, Allah korusun! Elhamdülillah, bizi Müslümanların içinde yarattı. İslamiyet gelmeden önce, insanlar sapıtınca, başlarına toplu cezalar geliyordu. Yalnız bu ümmete mahsus olmak üzere, Peygamber efendimizin hürmetine, dünyada cezaları hemen verilmiyor. Bir gün tevbe edenler çıkar diye, son nefese kadar geciktiriliyor. Ne büyük saadet! Müslümanların büyük bir çoğunluğu da bozuk itikatların, yanlış insanların tesirinde kalmıştır. Ne yazık ki bunlar, müctehid âlimlere, evliya zatlara, Allahü teâlânın, (Hepsine Cenneti söz verdim. Onlar benden razıdır, ben de onlardan razıyım) buyurduğu Eshab-ı kirama dil uzatıyorlar. Cenab-ı Allah bizi, çok az bulunan Ehl-i sünnet vel-cemaat içinde yarattı ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi mürşid-i kâmilleri tanıtıp, sevdirmekle şereflendirdi. Bunlar kolay ele geçebilecek şeyler değildir. Ehl-i sünnet itikadında olmak ne büyük bir saadet! Böyle büyük zatları tanımak ve sevmek, ne büyük bir nimettir! Tesbih taneleri gibi, bir ipe bağlı olmak lazım. Bağ olmazsa, tesbih taneleri dağılır, zayi olur. Bir şeye yaramaz. Birlik beraberlik içinde, muhabbetle dolu olmak gerekir. Üzerimizde, bu mübarek zatların çok büyük himmetleri vardır. Sakın kendimizi bir şey sanmayalım. Cereyan gelmezse motor çalışmaz. Suyun üstünde giden yaprak gibi olmalı. Yaprak ancak, su gittiği için gider... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kaza namazı borcu olan beş vakit namazın sünnetlerini kılarken nasıl niyet etmelidir? CEVAP: Kazası olmasa da, sünnetleri kılarken kazaya niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Mekruh olarak kılınmış veya bilmeden kazaya kalmış namazları varsa, kaza edilmiş olur. Vaktin farzı yanında bir namaz kılınınca, sünnet de kılınmış oluyor. Yani kazası olmayan, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederse, sünnet kılmış olur. Kazası olan ve olmayan için, niyette fark yoktur. Her vakit için ayrı ayrı bildirelim: Sabah namazının farzı ve sünneti aynen kılınır. Öğle namazının ilk sünnetini kılarken: (İlk kazaya kalmış öğle namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek, farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı, kaza namazı yerine geçer. Eğer (vaktin ilk sünnetini kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Hatta yeni abdest almışsa sübha namazına, camideyse tehıyyet-ül-mescid namazına da niyet ederse, her niyeti için ayrı sevab alır. Böyle birkaç niyet etmek iyi olur. Bu sayılan nafile namazların hepsi kılınmış olur. Öğle namazının son sünnetini kılarken: (İlk kazaya kalmış sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek, farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kaza borcu varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Eğer (vaktin son sünnetini kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. İkindi namazının sünnetini kılarken: (İlk kazaya kalmış ikindi namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek, farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kazası yoksa yine sünnet kılınmış olur. Eğer (vaktin sünnetini kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Akşam namazının sünnetini kılarken: (İlk kazaya kalmış akşam namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek üç rekât farz gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Eğer (vaktin sünnetini kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.06.2009Kaza kılarken niyet -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Yatsı namazının ilk sünnetini kılarken: (İlk kazaya kalmış yatsı namazının farzını kılmaya) diye niyet edilir. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kazası yoksa yine sünnet kılınmış olur. Eğer (vaktin ilk sünnetini kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Yatsı namazının son sünnetini kılarken: (İlk kazaya kalmış vitir vacibi kılmaya) diye niyet edilerek, 3 rekât vitir gibi kılınır. Farzın yanında bir namaz kılındığı için, vaktin sünneti de kılınmış olur. Vitir namazı gibi 3 rekât olarak kılınır. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kazası yoksa yine sünnet kılınmış olur. Eğer (vaktin son sünnetini de kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Akşamdan sonra evvabin namazı kılarken: Akşam namazından sonra, iki defa, akşam namazının kazası olarak 6 rekât namaz kılınsa evvabin namazı da kılınmış olur. Hem ilk kazaya kalmış akşam namazının farzına, hem de evvabin namazına diye niyet edilirse, niyet sevabı da alınır. Gece teheccüd namazı kılarken: Gece iki rekât teheccüd kılınacaksa, (İlk kazaya kalmış sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilir. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Gece bir namaz kıldığı için, teheccüd namazı da kılınmış olur. Kazası yoksa teheccüd namazı kılınmış olur. Eğer (teheccüd namazı kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Öğleden önce kuşluk namazı kılarken: Mesela dört rekât kılınacaksa, (İlk kazaya kalmış öğle namazının farzını kılmaya) diye niyet edilir. Kazası varsa, bu kıldığı kaza namazı yerine geçer. Kuşluk vaktinde namaz kıldığı için, kuşluk namazı da kılınmış olur. Kazası yoksa kuşluk namazı kılınmış olur. Eğer (kuşluk namazı kılmaya) diye de niyet edilirse, ayrıca niyet sevabı da alınmış olur. Cuma günü zuhr-i ahiri kılarken: (Vaktine yetişip de kılmadığım son öğle namazının farzını kılmaya) veya (Üzerime son farz olan kılmadığım öğle namazını kılmaya) diye niyet edilir. Cuma namazı sahih olmuşsa, en son kazaya kalan öğle namazı kaza edilmiş olur. Cuma sahih olmamışsa, bugünkü öğle namazı kılınmış olur. Bu bakımdan, zuhr-i ahir namazını mutlaka kılmalı. Burada son demeyip de, ilk denirse, ilk kazaya kalan bir namaz kaza edilmiş olur, öğle namazı kılınmamış olur. Onun için, son demeyi ihmal etmemeli. Cuma sahih olmuşsa ve kaza namazı borcu da yoksa, nafile namaz sevabı hâsıl olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.06.2009Boş giden, dolu döner
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Eskiden İmam-ı Rabbani, Abdülkadir-i Geylani hazretleri gibi mürşidler vardı. Onların huzuruna gidenler için, (Boş giden dolu döner, dolu giden boş döner) diyorlarmış. Bu ne demektir? CEVAP: Ön yargılı gitmemeli. Ne derse, seve seve kabul eden bir düşünceyle gitmeli. Dolu şeye, bir şey koymazlar. Boş olarak gitmeli, dolu olarak dönmeli. Dolu giderse, yani kendinde bir varlık hissederek giderse faydalanamaz, eli boş döner. Yardım edecek kimse de, elbette zengine değil fakir olana, ihtiyaç sahibi olana yardım eder. Doktorlar da, kendilerine tedavi için gelenleri, yani hastayım diyenleri tedavi ederler. Ben hasta değilim, benim bir şeyim yok diyenlere bakmazlar. İşte bunun gibi, ben biliyorum, ihtiyacım yok diyenler, elbette ilimden, feyzden mahrum kalırlar demektir. RADYO VE TV'DEN KUR'AN DİNLEMEK Sual: Bir hadiste şöyle deniyor: (Bir zaman gelecek, Kur'an çalgı aletlerinden okunacak.) [Tergib-üs-salat] Burada çalgı aletinden kasıt nedir? Radyo ve TV'den Kur'an dinlemek caiz değil mi? CEVAP: Ses çıkaran her türlü alete mizmar [çalgı aleti] denir. (Müncid) Hoparlör de mizmardır. Radyo, TV ve bilgisayardan, öğrenmek niyetiyle Kur'an-ı kerim dinlenebilir. İbadet niyetiyle dinlemek caiz olmaz. Elmalılı tefsirinde deniyor ki: Hoparlörden çıkan sese kıraat değil, çınlamak, zırlamak denir. Buradan secde âyeti işitilse, tilavet secdesi yapmak gerekmez. (c.3 s.2361) Fakat bu ses, Kur'an-ı kerimin aslı değilse de, benzeridir. Buna da saygısızlık etmemeli. Kapatılmıyorsa saygıyla dinlemeli, başka bir işle meşgul olmamalı. ABDESTE VE GUSLE MANİ OLANLAR Sual: Japon yapıştırıcı, oje, dişlerdeki tartar, sedef hastalığının kabuğu ve çapak, abdeste ve gusle mani olur mu? CEVAP: Bunlardan oje mani olur, çıkarıp altını yıkamak gerekir. Dişlerdeki tartar, kendiliğinden hâsıl olup, kolayca çıkarabilecek bir ilaç da olmadığı için, abdeste ve gusle mani olmaz. Sedef hastalığının kabuğu ve çapak da, kendiliğinden hâsıl olmaktaysa da, tahriş etmeden, bunlar çıkarılabildiği kadar çıkarılır. Kalan kısımları abdeste ve gusle mani olmaz. Japon yapıştırıcı ve yağlı boya gibi maddelerse, kolayca çıkarılamaz. Çıkarmak için deriyi kazımak da gerekmez. Deriyi tahriş etmeden, çıkarılabildiği kadar çıkarılır, kalan kısmı abdeste ve gusle mani olmaz.
03.06.2009Pozitif ilimler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Fen bilgileri için, pozitif ilimler demek doğru olur mu? CEVAP: Bu tür ifadeleri ilk önce Avrupalılar kullandı. Hurafelerle dolmuş, her türlü ilmî çalışmaya engel ve zıt olan kendi dinî inançlarının bozuk, olumsuz, faydasız, zararlı olduğunu anlatabilmek için, fen bilgilerine faydalı, olumlu, pozitif ilimler demek zorunda kaldılar. Müslüman olarak, bu tür ifadeleri kullanmamak, daha uygun olur. Fen bilgisine pozitif [olumlu] ilim denince, din bilgileri negatif [olumsuz] ilimmiş gibi bir anlam çıkabilir. Fen bilgileri de, İslam bilgilerinin bir koludur. Çünkü İslam bilgileri, iki kısımdır: 1- Naklî bilgiler [din bilgileri], 2- Aklî bilgiler [fen bilgileri] KÂFİR VE BİD'AT SAHİBİ Sual: Mektubat-ı Rabbani'de, (Bid'at sahibiyle arkadaşlık etmek, kâfirle arkadaşlık etmekten, daha fenadır) deniyor. Yani bid'at sahibi olmak, kâfir olmaktan daha mı kötüdür? CEVAP: Kâfir olmaktan daha kötü denmiyor. Kâfirlerle arkadaşlık etmekten daha kötü deniyor; çünkü Müslüman, genelde kâfirin kötü olduğunu bilir, ona inanmaz; fakat bid'at ehlinin namaz kıldığını, dine uygun yaşamaya çalıştığını görünce, ister istemez, kalbi ona meyledebilir. Bozuk sözlerinin, bozuk itikadının tesiri altında kalabilir. Buysa, onu felakete götürür; çünkü bid'at ehlinin namazı, orucu ve diğer ibadetleri kabul olmaz. Bid'at ehlinden, yılandan, aslandan kaçar gibi kaçmalı. Bir hadis-i şerif meali: (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!) [Hâkim] EBEDÎLİK NE DEMEKTİR? Sual: Allah için, ezelî ve ebedî dendiği gibi, Cennete, Cehenneme de ebedî deniyor. Aradaki fark nedir? CEVAP: Allahü teâlânın varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. Yani ezelî ve ebedîdir; ama Cennet ve Cehennem, bu manada ebedî değildir. Onu ebedi kılan, Allahü teâlâdır. Müslümanlar, Cennette ebedî kalacaklardır. Kâfirler de, Cehennemde ebedî kalacaklardır. Yani mahlûklardaki ebedîlik, Allahü teâlânın takdiriyledir, kendiliğinden değildir. HİKMET EHLİ ZATLAR Sual: Hafta sonu çıkan yazılarda, niye hikmet ehli zat denmiyor da, (Hikmet ehli zatlar) deniyor? CEVAP: Çünkü oradaki yazılar, tek zata ait değildir. Çeşitli âlimlerin, çeşitli kitaplarından alındığı için öyle deniyor. Mesela bir cümlesi İhya'dan alınıyor, bir cümlesi Mektubat-ı Rabbani'den, bir cümlesi Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kitaplarından alınıyor. Çok âlim olduğu için zatlar deniyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.06.2009İlk Müslümanlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bilal Habeşi, ilk Müslüman olan köle midir? CEVAP: Hayır. İlk Müslüman olan köle Zeyd bin Harise'dir. Habeşlilerin ilk Müslüman olanıysa, Bilal Habeşi hazretleridir. Bir hadis-i şerif meali: (Süheyb Rum'un, Selman İran'ın, Bilâl de, Habeş'in ilk Müslümanlarıdır.) [Hâkim] İlk iman eden Müslümanlar da, sırasıyla şunlardır: 1- Hatice validemiz, 2- Zeyd bin Harise, 3- Ali bin Ebi Talib, 4- Ebu Bekri Sıddık. (Radıyallahü anhüm) Kur'an-ı kerimde ismi geçen tek sahabi olan Zeyd bin Harise, Resulullahın kölelerinin en sevgilisiydi. Önce Hazret-i Hatice'nin kölesiydi. Resulullah'a hediye etti. O zaman 8 yaşındaydı. Resulullah azat edip, evlat edindi. Zeyd; beyazdı, oğlu Üsame esmerdi; çünkü Üsame'nin annesi Ümmi Eymen, Habeşi idi. CEMAATLE KAZA KILMAK Sual: Bir arkadaşım, kaza borcu olduğu için, cemaatle teravih namazı kılınırken imama uyarak kaza namazı kıldığını söyledi. Bu şekilde, başka bir namaz kılana uyarak kaza kılmak caiz olur mu? CEVAP: Şafii mezhebindeyse, caizdir. Hanefi mezhebinde caiz olmaz. Hanefi mezhebinde, aynı namaz kazaya kalmışsa cemaatle kaza edilebilir. Mesela bugünkü sabah namazını vaktinde kılamayanlar, kazasını cemaatle kılabilirler. Bunun haricinde, Hanefi'de cemaatle kaza namazı kılmak caiz değildir. İMAN ŞARTI Sual: İnanmamanın, ibadet etmemenin Allah'a ne faydası veya zararı var da, emir ve yasaklar bildirmiş, Cennete girebilmek için iman şartını koymuştur? CEVAP: Hiç kimse, Allah'a inanmasa Ona bir zararı olmaz. Herkes Allah'a ibadet etse Ona hiçbir faydası olmaz. İman etmenin ve ibadetlerin faydası insanlaradır. Hadis-i kudside de buyuruluyor ki: (Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz, ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en mütteki, itaatli kulum gibi olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine olarak, hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağı gören düşmanım gibi olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganidir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız için ve varlıkta kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.06.2009İmanla öl yeter
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hakiki bayram, imanla ölmek, son nefeste Allah demektir. Bütün âlimlerin, evliya zatların, bütün ibadetlerin, bütün kitapların, bütün gayretlerin, akla ne geliyorsa hepsinin tek gayesi vardır. O da, kulun Müslüman olması yani iman etmesi, imanla yaşayıp imanla ölmesidir. Peygamber efendimiz, (İmanla öl, gerisine karışma) buyuruyor. Yani imanla ölen, bazı sıkıntılar çekse de, sonunda Cennete gider. Affa ve şefaate kavuşursa sıkıntısız da cennete girer. Rabbimizin merhameti geniştir. Seksen sene kilisede papazlık yapmış, İslam'ı yıkmaya uğraşmış kişiyi bile, bir Kelime-i şehadet söylemekle affediyor. Yeter ki, Müslüman olsun ve imanla ölsün! Kur'an-ı kerimde mealen, (Ey günahı çok olanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah bütün günahları affeder. O, sonsuz mağfiret ve merhamet sahibidir) buyuruyor. Peygamber efendimiz bir savaşa gitmiş, kazanmış. Eshab-ı kiramla beraber, o gün dinleniyor ve savaşı konuşuyorlar. Derken, esirlerin arasında bir kadıncağız, sağa sola bakınıyor, orada, kundak içinde duran bir bebeği hemen kaptığı gibi alıyor yani ölümü unutuyor, esareti unutuyor, her şeyi unutuyor. Sevincinden deli gibi oluyor. Bebeği bulunca, bir ağacın arkasına gidip emziriyor. Oradaki bütün Eshab-ı kiram, o kadının koşturmalarını seyrederken, Peygamber efendimiz Eshab-ı kirama buyuruyor ki: - Kadının halini gördünüz. Evladını bulunca, ne ölüm hatırına geldi, ne de esaret... - Evet ya Resulallah. - Peki, şimdi ben size soruyorum, bu kadın, kavuştuğu bu çocuğu eliyle ateşe atar mı? - Atmaz elbette. - Allah da atmaz! Annenin şefkati, Allahü teâlânın şefkat deryasından sadece bir parçadır. Bir talebe de hocasına der ki: - Efendim, ahirette benim halim ne olacak? Yarın ben orada nasıl hesap vereceğim? - Önce sana bir şey sorayım, ahirette senin hesabını annen mi, baban mı, yoksa Allahü teâlâ mı görsün? - Hocam, ne kadar yaramaz da olsam, annem beni ateşe atamaz. Babam da hiç kıyamaz. - O zaman hiç korkma! Elbette hesabı Rabbimiz görecek; ama bunların hepsinin sana olan merhameti şefkati, Cenâb-ı Hakkın merhamet ve şefkat deryasının bir parçasıdır. Annenin şefkati Cenab-ı Allah'ın şefkatinden bir zerredir. Babanınki de öyle... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.06.2009Ahirete yanımızda ne götüreceğiz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir kimsenin yaptığı bir şey bizi rahatsız etse de, dinimize zararı yoksa müdahale etmemeli, sabretmeli. Dinimize zararı yoksa, nefsimize zararı var demektir. Nefsimiz ise kâfir olarak yaratılmıştır. Bütün dinler ve İslamiyet, işte bu kâfir olan nefsi tanıtmak ve tedbir almak için gönderilmiştir. Bu kadar Peygamber, hep bunun tehlikelerini ve ona karşı alabileceğimiz tedbirleri söylemişlerdir. Bu yolda giden Allah adamları da, hep aynı şeyi anlatmıştır. Nefsimizin hoşuna giden şeyleri yapmamak, gitmeyenleri de yapmak lâzımdır. Bir hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır; ölünce uyanırlar) buyuruluyor. Bu dünya uyku hâlidir, hayal hâlidir. Bu dünyadaki her şey hayaldir. Bu dünyada, gerçek ve ahirete ait olan bir tek şey var, o da namaz kılmak, ibadet yapmaktır. Geri kalanın hepsi, bu dünyada kalacak ve hayal olan şeylerdir. Hayal olan şeyler neye yarar, ne kıymeti olur? Onun için hayal olan şeylere, ne sevinmeye, ne de üzülmeye değer. İnsan ömrü, dünyanın ömrüne göre, sahrada esip geçen bir rüzgâr gibidir. Dünyanın ömrüyse, ahirete göre bir kıymet ifade etmez; çünkü ne kadar uzun olsa da, sonu olan, sonsuzla mukayese edilemez. Bu dünyada güzel günlerimiz geçse ne olacak? Hepsi esen rüzgâr gibi gelip geçicidir. Kahırlı geçen günler de, rüzgâr gibi gelir geçer; fakat kahırlı günlerden ahirete kalan hakkımız olduysa, orada bunu, bize zulmedenlerden alacağız. Hiç kimse orada, ben yaptım oldu diyemeyecektir. O huzurda başka bir adalet, çok ince bir hesap var. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koçtan hakkını alacaktır. Selahaddin-i Eyyubi hazretleri ölmeden önce, vasiyetinde der ki: - Ben öldükten sonra cenazemin önünden askerler yürüyecek, daha sonra hizmetçilerim yürüyecek, daha sonra hanımlarım yürüyecek, daha sonra hazinede ne kadar altın ve mücevher varsa arabaya konulup yürütülecek ve en son beni ihtişamlı bir arabayla defnedileceğim yere götüreceksiniz. Hükümdar öldükten sonra bu söylediklerinin yapılıp yapılmaması konusunda devlet adamları arasında ihtilaf çıkar. En sonunda, vasiyettir, yapalım derler. Cenaze töreni yapılır ve en son cenaze defnedildikten sonra, zamanın âlimlerine, neden hükümdar böyle vasiyet etti diye sorulur. Âlimler şöyle cevap verir: - Hükümdar, cenazesinde bile bize ders verdi, dünyanın her şeyi dünyada kaldı, ahirete giderken yanımızda hiçbir şey götüremeyeceğimizi anlattı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.06.2009Haramdan kaçmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haramdan sakınmak mı, yoksa farzı yapmak mı daha sevabdır? CEVAP: Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Haramdan sakınmak, farzı yapmaktan önce gelir. Zararlardan kaçmak; faydalı şeyleri yapmaktan daha önce gelir. Mekruhtan sakınmak, sünnet işlemekten önce gelir. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Küçük bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) [R. Nasıhin] (Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi] (Haramdan sakınan kimseyle oturmak ibadettir.) [Deylemi] (Ahirette, helal kazancın hesabı, haram kazancın da azabı vardır.) [İ. Ahlakı] (Duanızın kabul olması için, helal lokma yiyin! Çok kimsenin yediği ve giydiği haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur?) [Şir'a] Muhammed Masum-i Faruk hazretleri buyuruyor ki: Teberri etmedikçe, tevelli olmaz; yani günahlardan uzaklaşmadıkça dostluk, yakınlık olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz, ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da iyilik yapabilir. Kötülük yapmamaksa, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Ancak sıddıklar günah işlemez. (1/29) Haram işleyerek farz yapılmaz. Farzla haram bir araya gelince, yani farzı işlerken haram işlemek mecburiyeti olunca, haram işlememek için farz, duruma göre terk veya tehir edilir. Üstünde çok necaset bulunan kimse, avret yerini açmadan veya başka bir sebeple temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa o haliyle kılar, çıplak kılmaz. Hatta temizleme imkânı olsa; ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar; çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak, necaseti temizlemekse emirdir. Emirle yasak bir araya gelince, yasaktan kaçılır. Yani avret yeri açılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için o emir terk veya tehir edilir. Haramların terkinde sadece tasdik yani bunlar haramdır diye inanmak ve kaçınmak vardır, amel yoktur. Farzlardaysa, tasdikle beraber ameli de yapmak vardır. Amel terk edildiği için günahı daha fazladır. Başka bir ifadeyle, farzları yapmayan, ameli terk ettiği için, haram işlemekten daha büyük günaha girer. İçki içen sadece bir haram işlemiş olur. Namaz kılmayansa, çok ameli terk etmiştir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
08.06.2009Kız evlat kıymetlidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mirasta farklı olduğu gibi, erkek çocuğu için iki, kız çocuğu için bir akika hayvanı kesiliyor. Bu evlat ayırımı değil mi? Kız evlada niye az değer veriliyor? CEVAP: Dinimizde kadın, miras almaya muhtaç bırakılmamıştır. Onun bütün ihtiyaçlarını, kocası, babası, erkek kardeş ve amca gibi yakınları, ona vermeye mecbur tutulmuştur. Bakacak hiçbir akrabası yoksa onun ihtiyaçlarını Beyt-ül-mal karşılar. Kadın, çalışıp kazanmak zorunda değildir. Erkeklerin bu güç vazifelerinden dolayı, mirasın hepsini almaları gerektiği halde, dinimiz kadınlara yine ikide bir pay verdi. İki akika kesmek yerine bir akika kesilmesi kızların faziletini gösterir. Yani kız için kesilen bir akika, erkek için kesilen iki akika sevabı kadardır. Dinimiz, kadınlara çok değer verir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.) [Taberani] (Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ, rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.) [Harâiti] (Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiği meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına versin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayanlar gibi sevab kazanır. Allah korkusundan ağlayana ise Cehennem haram olur.) [İbni Adiy] (Kimin kız çocukları olur, onların sıkıntılarına katlanır, iyi yetiştirir ve dengiyle evlendirirse, bu kız çocukları onun için Cehenneme perde olur.) [Tirmizi] (İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir.) [İbni Asakir] (Üç kız çocuğunu terbiye edip evlendiren ve onlara iyilikte bulunan, Cennete gider.) [Buhari] Kadınlara, kızlara değer vermeyenler, Müslümanlığı bilmeyen cahillerdir. Dinini bilen bir Müslüman, kız çocuklarına ve kadına layık olduğu değeri verir. Üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Kadınlara ancak, asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağı kimseler hor görür.) [İ. Asakir] (Allahü teâlâdan hayırlı evlat istedim. Bana kız çocukları ihsan etti.) [Şir'a] (Kız çocuklarını hor görmeyin; çünkü ben kızlar babasıyım.) [M. Cinan] Peygamber efendimiz, kız babası olmakla iftihar ediyor. Bu vesikalar karşısında hiç kimse, İslamiyet kadınlara, kızlara değer vermiyor diyemez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
09.06.2009 Niye imtihan oluyoruz?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir ateist, (Tanrı, insanların ne yapacağını, Cennete veya Cehenneme gideceğini bilmiyor mu? Biliyorsa, insanları imtihan etmeye, denemeye neden gerek duyar ki? Bu, tanrının aciz olduğunu göstermez mi?) dedi. Nasıl bir cevap verebiliriz? CEVAP: Allahü teâlâ, imtihanı kendisi için değil, insanlar için yapıyor. İmtihan etmeden de, kullarının ne yapacağını elbette bilir; fakat bir kimse, henüz suç işlemeden cezalandırılsa, (Suç işlemeden cezalandırılmam, uygun değildir) demez mi? Suç işleyenle işlemeyenin belli olması, ahirette hiç kimsenin ben haksızlığa uğratıldım dememesi, herhangi bir bahane ileri sürmemesi için, emir ve yasaklar konmuştur. Söz dinleyenle dinlemeyen, suç işleyenle işlemeyen, kendileri de bilsin diye, bazı yasaklar konmuş, bazı ibadetleri yapma mecburiyeti getirilmiştir. Elbette Allahü teâlâ, kullarının ne yapacağını bilir. Kendileri bizzat görsün, bir bahane bulamasınlar diye, dünyada imtihana tâbi tutuyor. Böylece kötüler, daha kötüler, iyiler ve daha iyiler meydana çıkıyor. Ahirette herkes dünyada yaptıklarının karşılığını buluyor. Dünyada bir öğretmen bile, öğrencisinin sınıfta kalacağını kesin bilse de, (Sen zaten bilmiyorsun, imtihana girmene gerek yok) demez. Öğretmen, öğrencisinin durumunu çok iyi bildiği için, imtihan etmeden sınıfta bıraksa, öğrenci, (Ben çalışmıştım, eğer imtihan etseydin, elbette bilirdim) diyebilir. Bunun gibi bir itiraz etmemesi için, öğrenci imtihan ediliyor. İyi bilen öğrencinin de derecesini ölçmek, yani orta, iyi veya pekiyi almasını kendisine göstermek için imtihana tâbi tutuluyor. Allahü teâlâ için adalet, kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulümse, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Ondan başka yaratıcı bulunmadığına ve hiç kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Allahü teâlânın yaptığı işler için, (Adalete uymuyor) denilemediği gibi, (Neden bizi imtihan ediyor?) da denemez. Yılanın, (Beni niye yılan yarattın), köpeğin (Niye beni köpek yarattın), zencinin (Beni niye siyah yarattın) demeye hakkı yoktur. Bir insan evindeki eşyaları, istediği gibi kullanır, istediği yerlere koyar; çünkü mal onundur. İnsanlar da, Allahü teâlânın kuludur. Kul, yaratıcısını sorguya çekemez. Allahü tealanın emirlerine uymaya mecburdur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kul hakkının hesabından Peygamberler bile korkmuştur deniyor. Peygamberler masum, günahsız değil mi, niye korkuyorlar ki? CEVAP: Evet, onlar kul hakkı dâhil, hiç günah işlemezler; fakat bu, korkmalarına mani değildir. Kul hakkının hesabı çok çetin olacaktır. Bunu da en iyi bilen peygamberlerdir. Kişinin, bilmediği şeyden korkması zaten mümkün olmaz. Nitekim Allah'ı çok seven ve Onu iyi tanıyan da, Allah'tan çok korkar ve çok ibadet eder. Allahü teâlâyı en iyi tanıyan da Peygamber efendimiz olduğuna göre, en çok korkan ve en çok ibadet eden de elbette Odur. Bir hadis-i şerif meali: (İçinizde, Allah'tan en çok korkan benim.) [Buhari] Âişe validemiz, Resulullahın günahtan masum olduğunu bildiği için, Berat gecesinde çok ibadet etmesinin sebebini sormuş, (Şükredici kul olmak için) cevabını almıştı. (Gunye) Ahmağı ikna etmek Sual: Hadis imamlarından İbni Hibban hazretlerinin (Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût) ifadesinin yanlış olmayıp doğru olduğunu, bir gence çeşitli örnekler vererek açıkladım; fakat ikna olmadı. İkna için ne yapmamı tavsiye edersiniz? CEVAP: Bir hadis âliminin ifadesini sorgulayana, verecek cevap olmaz. Sonra gelenlerin, önceki âlimleri suçlaması, üstelik bir muhaddisin sözünün yanlış olduğunu söylemesi, haddini bilmemektir, ahmaklıktır ve kıyamet alametlerindendir. İsa aleyhisselam, (Allah'ın izniyle baras hastalarını iyileştirdim, anadan doğma körlerin gözünü açtım, hatta ölüleri dirilttim; ama ahmakları ikna edemedim) buyuruyor. Bir peygamberin yapamadığı şeyi biz nasıl yaparız? En uygunu, sükût ederek cevap vermektir. Namazda abdestin bozulması Sual: Namaz kılarken, son teşehhüdde, Ettehıyyatü'yü okuduktan sonra, abdestimiz veya namazımız bozulsa yahut kendimiz kasten bozsak, o namazı iade etmemiz gerekir mi? CEVAP: Teşehhüd miktarı oturduktan sonra kasten abdestini veya namazını bozanın, namazı tamam olur. Mesela Ettehıyyatü'yü bitirdikten sonra birisiyle konuşsa, konuşması günah olursa da, kasten yaptığı için namazı tamam olur. Teşehhüd miktarı oturduktan sonra kendiliğinden abdesti bozulursa, hemen abdest alıp vacib olan selamı verirse yahut abdest almayıp, namazı bozan bir şey yaparsa, mesela selam verirse, namazı tamam olur. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Saygı duymak ne demektir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bizim ibadetlerimize saygı gösteren, bayramlarımızı tebrik eden gayrimüslimlerin ibadetlerine, dini bayramlarına saygılı olmamız, Noellerini tebrik etmemiz gerekmez mi? CEVAP: Gayrimüslim, ibadetlerimize saygılı olsa, kâfirliğine asla zerre kadar bir zararı olmaz. Hatta Müslümanlara saygı için cami yaptırsa, ramazanda oruç tutsa, bayramlarımızı tebrik etse, dinlerine, inançlarına bir zarar gelmez; fakat bir Müslüman, onlara mahsus ibadetleri yaparsa, mesela haç takarsa, zünnar kuşanırsa, Noel'i kutlarsa, âyinlerine iştirak ederse, bu yapılanlar küfür olur. Saygı duymak, kıymet vermek demektir; fakat günümüzde farklı anlamda kullanılabiliyor. Mesela, oruçlu bir kimse rahatsız olmasın diye, yanında yiyip içmeyen için, Müslümanın orucuna saygı gösterdi deniyor. Bu anlamda, Müslümanlar da, hiçbir gayrimüslimin ibadetine, bayramına karışmaz. Dinimiz, herkese din ve ibadet hürriyeti vermiştir; fakat onların kiliselerine, haçlarına ve dini bayramlarına hürmet edilmez. Bu ikisini karıştırmamalıdır. ÇOCUĞUN GETİRDİĞİ SU Sual: Çocuğun getirdiği mubah suyu içmek niye caiz değildir? Evin çeşmesindeki suyu getirse yine mi içilmez? Mubah su ne demektir? CEVAP: Herkesin kullanabildiği göl, pınar, ırmak gibi sular mubahtır. Çocuk bu suyu alınca onun mülkü olur. Çocuk, mülkünü başkasına hediye edemez; ama evin içindeki su onun değildir. Onu getirirse, ana babası içebilir. Marketten kendi parasıyla satın aldığı şişe suyu onun mülkü olur. Onu kimseye hediye edemez. Ana, baba veya veli, çocuğun malını kimseye hediye edemez. Birine hediye etmek isterse, önce bunun kıymeti kadar parayı ona hediye eder. O da, bu parayla çocuğun malını velisinden satın alır. Bu para çocuğun olur. Veli, kendi parasıyla çocuğun kullanması için aldığı şeyleri dilediğine hediye edebilir. Çocuk malını ana veya babasına verse, bunların mülkü olmaz. (S. Ebediyye) ŞÜPHE VE KORKU Sual: Şimdi imanım var mı veya imanım devam edecek mi diye şüphe etmekle, son nefeste imansız gitmekten korkmak farklı mıdır? CEVAP: Evet, farklıdır. İmanı olduğundan veya ileride imanının devam edeceğinden şüphe etmek caiz değildir, hatta küfür olur. Mümin imanı hakkında hiç şüphe etmemeli, ölünceye kadar imanlıyım diye karar vermeli. Son nefes içinse, korku ve ümit arasında olmalı. Son nefeste imansız gitmekten korkmak, şüphe değil iman alametidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturur; çünkü insan iki şeyden meydana gelmiştir: Beden ve ruh. Bedenin arzusu, nefsin arzularıdır. Nefsin arzusu ise, Cenab-ı Hakkın yasak ettikleridir. Nefsin gıdası haramlardır. Ne kadar haram yerse, haram içerse, haram dinlerse, haram seyrederse o kadar çok semizleşir ve o kadar çok azgınlığı artar. Dolayısıyla, nefse bu gıdayı vermemeli; çünkü haramla beslenen bir vücudun gireceği yer, Cehennemdir. Dinimiz 3 kısımdır: İlim, amel ve ihlâs. İhlâs, nefsin gıdasıyla ruhun gıdasını ayırmak için ve nefsi, mümkün mertebe, kendi istediği gıdayla beslememek için gereklidir. Yani akıl ve ihlâsın gayesi, ruhu nefisten ayırabilmektir. Tabii bu çok zor; ama şarttır. Yani ruhun, nefisten ayrılması gerekir. Ruh Allah'ın sevgilisi olduğu, Allah'a âşık olduğu, Allah da ruha âşık olduğu için, Peygamber efendimiz, (Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturur) buyuruyor. Yani ruhu, aşığı olduğu Allah'a kavuşturur. Evliya zatlar, bu çok zor işi hayatlarındayken yapıyorlar, yani ruhlarıyla nefislerini ayırt ediyorlar ve artık sevgiliye kavuşmuş oluyorlar; ama dünyada buna kavuşamayanların ruhu, ancak ölünce nefisten ayrılıyor. (Ölmeden önce ölün) hadis-i şerifindeki ölmekten kasıt nedir? Ölünce, şimdi duyduklarımızın, okuduklarımızın, öğrendiklerimizin hepsinin hakikat olduğunu bizzat göreceğiz. Dolayısıyla, ölmeden önce, öldükten sonra kavuşacağımız, göreceğimiz o gerçeklere şimdiden tam inanmalı, tam iman etmeli ve buna göre de yaşamalıyız. Demek ki, ölmeden önce ölmek; işittiklerimizin, öğrendiklerimizin, öldükten sonra gerçek olduğunu bilip, o gerçeğe şimdiden kavuşmak oluyor. Öldükten sonra başına gelecekleri düşünüp, ona göre hazırlanmak oluyor. Bu kolay iş değildir, çok zordur; ama imkânsız değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Kurtulmanın bir tek çaresi var. O da kurtulanlarla beraber olmaktır) buyuruyor. Yani, bu dünya sıkıntılarından, dünya bağlarından kurtulmak istiyorsak, kendimize iyi, salih arkadaş edinelim. Eğer arkadaşımız iyiyse, artık biz kötü olmayız, kendimize dönemeyiz, yani nefsimizin arzularını yerine getiremeyiz. İyi arkadaşla beraber olunca, iyi olmak zorundayız. O bakımdan, (Kişi sevdiğiyle beraberdir) hadis-i şerifine uygun olarak, insan arkadaşını iyi seçmeli. İyi arkadaş, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarıdır. Bu kitapları okuyup, bunlarla amel edenler de, iyi arkadaştır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Üç nasihat, üç bin dirhem
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Zamanın birinde, yeni evlenen gencin biri, ilim öğrenme hevesiyle köyden ayrılır. Uzun bir yolculuktan sonra şehre varıp medrese ararken, işçiye ihtiyacı olan bir zenginle karşılaşır. Zengin iyi para verince, niyetini bozup onun yanında çalışmaya başlar. 20 yıl bunun yanında çalışıp, üç bin dirhem para biriktirir. Sonra köyüne dönmeye karar verir. Yolda, konakladığı bir yerde biri, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) der. Adam, (Evden ilim öğrenmek için çıkmıştım, bunu öğrenemedim, bari bu nasihati alayım, kalan iki bin dirhem bana yeter) deyip, buna bin dirhem vererek, karşılığında, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur! Kaderde olandan başkası başa gelmez) nasihatini alır. Yoluna devam eder. Başka bir konak yerinde, yine böyle birisiyle karşılaşır. Bu da, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp durur. Adam, (Bin dirheme de, bunu alayım, kalan bin dirhem bana yeter) deyip, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Gönül kimi severse, güzel odur!) nasihatini alır. Yoluna devam ederken, başka bir konaklama yerinde yine birine rastlar. Bu kişi de, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp duruyor. Adam, bu sefer kendisiyle mücadeleye başlar. Bir yandan ilim öğrenememenin acısı, diğer yandan kalan son para! Sonunda ilim öğrenme sevgisi ağır basar, tekrar çalışır kazanırım diyerek, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Hoşlanmadığın, uygunsuz bir durumla karşılaştığın zaman acele etme!) nasihatini alır. Yoluna devam eder. Yolda bir kalabalıkla karşılaşır. Yanlarına vardığında derler ki: (Şu kuyunun içinde bir deli var, yanında da bir kız var. Köyümüzün suyunu kesti. Kim içeri girerse öldürüyor. Bizi bu sıkıntıdan kurtarana, şu çömlekteki altınları vereceğiz.) Adamın aklına birinci nasihat olan, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur) sözü gelir. Kuyuya iner. Deli, (Sana bir soru soracağım bilirsen suyu açacağım. Bu kız mı güzel, yoksa şu kurbağa mı?) diye sorar. İkinci nasihat hatırına gelir, (Gönül kimi severse güzel odur) der. Deli, (Aferin sana! Şimdiye kadar hep, bu kız güzel dediler, bilemediler, sen bildin) der. Deli, kurbağayı sevdiği için, bu söz hoşuna gider, suyu açar. Adam da, önceki parasından çok fazla olan altınları alıp köyüne döner. Evinin penceresinden baktığında, içeride hanımının yanında genç birini şakalaşırken görür. Hemen bıçağına sarılır. Bu sırada, üçüncü nasihat olan (Acele etme!) sözü hatırına gelir. Bıçağı gizleyerek, kapıyı çalar. Hanımı kapıyı açınca, yanındaki gence, (Bak oğlum, baban geldi) der. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müslümanlar arasında çeşitli ayrılıkların çıkacağını Peygamberimiz bildirmiş midir? CEVAP: Evet, bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacak; bunlardan 72'si, Cehenneme gidecek, yalnız bir fırka kurtulacaktır. Kurtulacak olan tek fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizi, İ. Mace] İslamiyet'in dışına çıkıldığı zaman, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda olanlara, kıyamette yüz şehid sevabı verilecektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Fitne fesat yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehid sevabı verilir!) [Hâkim] Çünkü fitne zamanında İslamiyet'e uymak, kâfirlerle savaşmak gibi güç olur. Böyle güç bir zamanda sünnete yapışmak da, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dört elle sarılmakla mümkün olur. NEFSİMİZ KÂFİRDİR Sual: S. Ebediyye'de, (Her mümin, nefsini tezkiye için, yani nefsin yaratılışında mevcut olan küfrü ve günahları temizlemek için, her zaman, "La ilahe illallah" sözünü çok söylemelidir) deniyor. İslamiyet'te herkes, yaratılışta, günahsız olarak doğmuyor mu? CEVAP: Evet, günahsız doğuyor; fakat içimizdeki nefsimiz, kâfirdir. İnsana hep kötülük yaptırmak ister. Onun gıdası küfür, haram ve mekruhlardır. Yaratılışı böyledir. Bir âyet-i kerime meali: (Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder.) [Yusuf 53] Bir hadis-i şerif meali: (İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir.) [Deylemi] Kâfir olarak yaratılan bu nefsi temizlemek için, kelime-i tevhidi çok söylemek gerektiği bildiriliyor. KARŞI CİNS ELBİSESİ GİYMEK Sual: Evde, namaz kılmak gibi herhangi bir ihtiyaç halinde, karı koca birbirinin elbisesini giymesi caiz midir, karşı cinse benzemek olur mu? CEVAP: Caizdir, bir ihtiyaç için olunca mahzuru olmaz. Karşı cinse benzemek olmaz. DÖVME YAPTIRMAK Sual: Dövme yaptırmak caiz midir? CEVAP: Caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kaşlarını incelten ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.) [Ebu Davud] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Teheccüd namazının sınırı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, teheccüd ve kuşluk namazlarının en çoğunun, 12 rekât, evvabin namazının ise 6 rekât olduğu bildiriliyor. Bu namazlar, sınırsız değil midir? CEVAP: Bunlar sünnet namazlardır. Peygamber efendimiz ne kadar bildirmişse o kadarı sünnettir. Sünnetlere de nafile denir. Her sünnet nafiledir; fakat her nafile, sünnet değildir. Nafileler, revatib ve regaib diye ikiye ayrılır. Revatib, farzlardan önce veya sonra kılınan müekked ve gayr-ı müekked sünnetlerdir. Regaib ise, kuşluk, teheccüd ve evvabin gibi diğer sünnetlerdir. (Nimet-i İslam) Teravih namazı da sünnettir ve sünnet olan miktarı 20 rekâttır. Daha fazla kılınırsa nafile olur. Kuşluk, evvabin ve teheccüd namazlarının da sünnet olan miktarı bildirilen miktardır. Bir kimse kuşluk vakti 40 rekât namaz kılsa, bunun 12 rekâtı sünnet, kalanı nafile olur. Akşam namazının farzından sonra, 20 rekât nafile namaz kılınsa, bunun 6 rekâtı sünnet, kalanı nafile olur. Bir kimse gece bin rekât nafile namaz kılsa, bunun 12'si sünnet olan teheccüd namazı, diğerleri nafile olur. SÜNNETLE FARZ ARASINDA KONUŞMAK Sual: Sünnetle farz arasında konuşulmazken, Resulullah'ın sabah namazının farzından önce konuşmasının hikmeti nedir? CEVAP: İslam âlimleri, Peygamber efendimizin yaptığı şeyleri üçe ayırmışlardır: 1- Müslümanların da yapması lazım olan şeylerdir. Bunlara, (Sünnet) denir. 2- Âdete bağlı şeylerdir. Bunları her Müslüman, bulunduğu yerin âdetine uyarak yapar. 3- Resulullah'a has olan, Hasais denilen özel şeylerdir. Bunları başkasının yapması caiz değildir. Resulullah efendimiz, sabah namazının sünnetini evinde kılıp, Hazret-i Aişe ile bir miktar konuştuktan sonra, farzı kıldırmak için mescide giderdi. Bu hal, hasais-i peygamberi'dir. Yani Peygamber efendimize has özel işlerdendir. Âişe validemizle konuşmadan dışarı çıksaydı, ilahi tecellilerden ve nurlardan dolayı, yüzüne kimse bakamazdı. (H.L.O. İman) SALİH İMAM Sual: Ehl-i sünnet âlimlerinin ve kitaplarının aleyhinde konuşan imamın arkasında namaz kılınır mı? CEVAP: Bid'at ehli, fâsık ve mekruh işleyen imamlardan uzak durmalı, salih imamları tercih etmeli. AYAKTA YEMEK Sual: Ayakta çekirdek, şeker gibi şeyleri yemekte mahzur var mıdır? CEVAP: Zaruretsiz, ayakta bir şey yiyip içmemelidir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kitaplarda âlem-i emir, âlem-i misal gibi ifadeler geçiyor. Bunlar ne demektir? CEVAP: Şu kadarını bilmek yeterli olur: Mahlûklar [yaratıklar] üç kısma ayrılır: 1- Âlem-i emir, ruhlar âlemidir. Bunlar, madde olmayan ve ölçülemeyen şeylerdir. Bu âleme, âlem-i ervah veya âlem-i melekût da denir. 2- Âlem-i misal, varlık âlemi değildir. Görünüş âlemidir. Her varlığın, bu âlemde bir misali, görüntüsü bulunur. Bu âlemde, kendiliğinden hiçbir hakikat, hiçbir madde ve mana yoktur. Buradakiler, öteki âlemlerden akseden görüntülerdir. Aynada hiçbir şekil yoktur. Aynada bir şekil görünürse, başka yerden gelen bir görünüştür. Âlem-i misal de aynen böyledir. Rüyada meydana gelen şeyler, âlem-i misalde görülmektedir. Bu âlem, âlem-i emirle âlem-i şehadet arasındadır. Bundan dolayı bu âleme, âlem-i berzah da denir. 3- Âlem-i şehadet, madde âlemidir. Bu âleme, âlem-i ecsad, âlem-i halk veya âlem-i mülk de denir. Bu da ikiye ayrılır: 1) İnsana, âlem-i sagir yani küçük âlem denir. 2) İnsandan başka varlıkların hepsine, âlem-i kebir yani büyük âlem denir. İnsanda bulunan şeylerin bir kısmı âlem-i halktan, bir kısmı da âlem-i emirdendir. Kalb, bu iki âlem arasında vasıtadır. Âlem-i kebirde olan her şeyin, âlem-i sagirde, bir örneği, benzeri vardır. İşte insanın kalbi, ruh âlemine açılan bir kapıdır. Kâfirlerde bu kapı kapanmış, harap olmuştur. Bunun için, kâfirlerin ruh âleminden haberleri yoktur. Kalbin hayat bulması, ruh âlemine açılması için tek çare, tek ilaç, iman etmesi, Müslüman olmasıdır. (İslam Ahlakı) MÜLTEKA TERCÜMESİNE İLAVE Sual: İzahlı Mülteka Tercümesi diye bir kitapta, (Diş dolgusunu çıkarmak mümkün olmayınca, dolgunun üstünden geçen suyla iktifa edilirse, gusül sahih olur) deniyor. Bu kitap muteber değil mi? CEVAP: Mülteka'da böyle bir ifade asla yoktur. Mülteka kitabının yazıldığı zaman, dolgu diye bir şey yoktu. Zaten kitapta, dolgudan hiç bahsedilmiyor, bahsedilmesi de mümkün değildir. Kitabın müellifi İbrahim Halebî, 1549'da vefat etmiştir. Tercüme eden kimse, bu kısmı dip not olarak bu yanlış bilgiyi ilave etmiştir. Yani bu ilave muteber değildir. Bu ilaveyi senet gösterenlere de itibar edilmez. CEMAATE UYMAK Sual: İmam, secde-i sehv yaptıktan sonra cemaate uyan kimse, cemaat sevabını alır mı? CEVAP: Evet, alır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bu zamanda gerçek evliya bulmak zor olduğuna göre, vefat etmiş evliyanın kitaplarını okuyup onlara bağlanacağımıza, direkt Peygamberimize bağlanmak gerekmez mi? CEVAP: Allahü teâlâ, kullarına doğru yolu göstermek için, Peygamber efendimizi gönderdi. O vefat edince, Ona vekil olarak Evliyayı yarattı. (Eyyühel-veled) Evliyanın kalbindeki feyizler, nurlar, güneşin ışığı gibi, her yere yayılmaktadır. İslamiyet'e uyan ve Onu seven Müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyizleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullah'ın sohbetinde, böyle kemale geldiler. Müslümanın feyiz almasına mani olan en zararlı şey, bid'at sahibi olmaktır. (Mektubat-ı Rabbani 1/260) İnsanda Allahü teâlânın rızasına kavuşmak arzusunu yok eden en zararlı şey, cahil tarikatçılardır. Bunların kitapları, sözleri, kalbleri karartır. Bunların tuzaklarına düşen kimse, sahte doktora giden hastaya benzer. (Mekt. Rabbani 1/61) Bir Veliyi veya kitaplarını bulup, bunu tanımak, Resulullah'ın mübarek ruhuna bağlanmak içindir. Bir Veliyi düşünen, gönül gözüyle, onun mübarek kalbine bakmış olur. Orada Resulullah'ın mübarek kalbini görür. Böylece, Resulullah'a bağlanmış olur. Bizim Resulullah'ı düşünmemiz ancak böyle olur. Bu suretle, Evliyanın kabirlerinden, ruhlarından feyz almak, mümkün ve kolay olur. Din bilgileri, ikiye ayrılır: 1- Beden bilgileri, 2- Kalb bilgileri. Beden bilgileri edile-i şer'iyye denilen dört kaynaktan öğrenilmiş, fıkıh kitapları vasıtasıyla bizlere gelmiştir. Resulullah'a uymak isteyenlerin, fıkıh kitaplarının bildirdiği ve mürşid-i kâmilin söylediği gibi ibadet etmeleri lazımdır. Kalb bilgileriyse bizlere, Evliyanın kalbleri vasıtasıyla gelmiştir. Evliya, insanın kalbiyle Resulullah'ın mübarek kalbi arasında, bir vasıtadır. (Ben beden bilgilerini, doğruca Resulullah'ın sözlerinden, yani hadis-i şeriflerden öğreneceğim) diyenler, hadis-i şerifleri yanlış anlayarak, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düştükleri gibi, (Ben kalb bilgilerini doğruca Resulullah'ın kalbinden alacağım) diyenler de, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmüşlerdir. Beden bilgilerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerinden veya kitaplarından, kalb bilgilerinin de, bu âlimlerin, hayatta olanlarının kalblerinden, vefatlarından sonra da, [kitaplarını severek okuyup] ruhlarından alınması lazımdır. Bu bilgilerin mütehassısları olan müctehidler ve veliler, böyle söylemişlerdir. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Cennette boş yer kalınca, doldurmak için yeni insanlar yaratılacaktır) diyenler olduğu gibi, (Cehennemdeki bütün insanlar çıkacak, böylece Cennet dolacak, Cehennemde kimse kalmayacaktır) diyenler de var. Hangisi doğrudur? CEVAP: İkisi de doğru değildir. Allahü teâlâ, Cenneti de, Cehennemi de dolduracaktır. Müminler, Cennette ebedi kalacak ve sayıları hiç eksilmeyecektir. Kâfirler de, Cehennem de sonsuz kalacak ve sayıları eksilmeyecektir. Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır. Cehennemin ve Cennetin sonsuz olduğuna dair birçok âyet-i kerime vardır: (Bekara 25, Al-i İmran 116, Maide 85, Enam 128, Tevbe 68, Hud 107) Âyet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de, (Hüm fî hâ hâlidûn = Onlar orada ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara 81, 82) Ebedi olan Cennet ve Cehennemin dolacağını bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cennet, "Bana güçsüzler ve yoksullar girecektir" diye bazı deliller bildirdi. Cehennem de, "Bana da, cebbarlar ve kibirliler girecektir" dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki: "Ey Cehennem, sen benim azabımsın; dilediğim kimseleri [kâfirleri] seninle cezalandırırım. Ey Cennet, sen de benim rahmetimsin; dilediğim kimselere [müminlere] seninle rahmet ederim. İkinizi de dolduracağım.") [Müslim] FAİZ VE TİCARET Sual: (İslamiyet'te faiz yasak edildiği için ticaretimiz aksadı, geri kalmıştık) diyenlere ne söylemeli? CEVAP: (Faiz, uzun yıllardan beri serbesttir. Buna rağmen niye kalkınmadık?) demek yeterli olur. Eskiden, Müslüman tüccar, zenginlerden ödünç alır, böylece, tefeciden kurtulurdu. Ödünç alamayan tüccar, hisse senetleri çıkarıp, Müslümanları kendine ortak yapardı. Kâra ortak olmak için, zenginler tüccara çok para verirlerdi. Paralarını bankaya değil, ticarete yatırırlardı. Böylece, yurtta ticaret, sanat gelişir, ülke kalkınırdı. Hem de, tefeciler kimseyi soyamaz, millet refaha kavuşurdu. ZAMMI SUREDEN ÖNCE BESMELE Sual: Zamm-ı sureden önce Besmele çekmek gerekir mi? CEVAP: Gerekmezse de, çekilmesi iyi olur. Fatihadan sonra, Besmele çekmek gerekmez; çekmek iyi olur. Fatiha ile sure arasında Besmele çekmek, caiz veya müstehabdır. (S. Ebediyye) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kıyamet derdini bilseydik, dünyada dert diye bir şey tanımazdık. Bütün geçimsizlikler, ölümü unutmaktandır. Ölümü hatırlamak, en büyük nasihattir. Her iman sahibi kimsenin, ölümü çok hatırlaması gerekir. Ölümü çok hatırlamak, emirlere sarılmaya ve günahlardan sakınmaya sebep olur. Haram işlemeye cesareti azaltır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü, çok hatırlayınız!) (Ölümden sonra olacak şeyleri, sizin bildiğiniz gibi, hayvanlar da bilselerdi, yemek için semiz hayvan bulamazdınız.) (Ölümü çok hatırlayın. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve ahirette zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur.) Eski zamandaki valilerden biri, makam mevki sahibi olup, çok zengin olunca ölçüyü kaçırır. Hayatını yeme içme üzerine kurar. Yedikçe şişmanlar, şişmanladıkça yer. Bir zaman gelir ki, şişmanlıktan yerinden kalkamayacak hale düşer. Rahatlığı sıkıntıya dönüşür. Zamanın en meşhur tabibini çağırarak bu haline bir çare bulmasını söyler. Nelere dikkat ederse zayıflayacağını sorar. Tabip, rahat bir şekilde der ki: - Sizin perhiz yapmanıza lüzum yok, siz istediğinizi yiyip içebilirsiniz. Vali şaşırır. Hemen sebebini sorar. Tabip şöyle cevap verir: - Efendim, sizin iyileşmeniz artık mümkün değil, şişmanlık vücudunuza çok zarar vermiş, bir ay kadar ömrünüz kaldı. Bir ay sonra öleceğinize göre sıkıntıya girip perhize gerek yok. Ölüm haberini duyan vali, perişan olur. Yıllarca yaptığı, kötülükler, zulümler, haksızlıklar aklına gelir. Haksızlık yaptığı, zulmettiği kimseleri teker teker çağırtarak, fazlasıyla haklarını öder, onlarla helalleşir. Herkese iyilik yapmaya, kimsenin kalbini kırmamaya özen gösterir hale gelir. Ölüm korkusu iştahını da keser. Getirilen o leziz yemeklere elini bile sürmeden geri gönderir. Yemediği için de, her gün zayıflar. Ay sonunda, vali olmadan önceki kilosuna düşer, normal halini alır. Bir ayı geçtiği halde ölmeyince hemen tabibi çağırtır. Bir ay geçti ben hâlâ ölmedim, bu ne haldir, diye sorar. Tabip der ki: - Efendim, daha önce siz beni, ne zaman, nasıl öleceğim diye çağırmamıştınız. Ben tabibim, siz beni, nasıl zayıflayabilirim, bunun çaresini bul diye çağırmıştınız. Görüyorum ki, maksat hâsıl olmuş. İlacı buydu. Tabibin bu hilesi, valiye ders olur. Dünyaya düşkünlükten; haramdan, zulümden uzak durur... > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hayat hayâldir. Geriye doğru bakınca, geçen ömrümüzün hayâl olduğunu görürüz. Bunun içinde namaz yoksa hiçbir işe yaramaz. Namazsız geçen ömürden Allah muhafaza etsin! Hiçbir şey kalmaz geriye. Hâlbuki namaz öyle mübarek bir ibadet ki, insanın yaptığı bütün dünyalıklar, namaz sayesinde ahiretlik oluyor. Bu ne büyük nimet, ne büyük devlettir. Allahü teâlânın feyizleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, hidayet, irşad ve selamet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da almamak suretiyle, insanlardadır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, kullarına zulüm etmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar.) [Nahl, 33] Eğer bizdeki nimet değişirse, dertler, belalar, sıkıntılar başlarsa, bilelim ki biz kendimiz bozulduk, biz kendimiz değiştik. Allahü teâlâ, mealen, (İnsanlar gidişlerini bozmazlarsa, Allahü teâlâ da bunlara verdiği nimetlerini değiştirmez) buyuruyor. (Rad 11) Ehl-i sünnet itikadını yayanlar, Allahü teâlânın razı olduğu bu yolu yaymakla uğraşanlar, bilsinler ki, çok mümtaz kişilerdir; çünkü Allahü teâlâ rast gele insana, bu kadar kıymetli bir vasfı vermez. Bu mümtaz hizmeti, bu mümtaz devleti nasip etti diye çok şükretmeli ki, Allahü teâlâ ellerinden almasın; çünkü Cenab-ı Hak, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Şükretmeyip nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7) Bu, vaad-i ilahidir. Allahü teâlâ vaadinden, sözünden dönmez. İlâhi kudret karşısında kendi küçüklüğümüzü ve zayıflığımızı düşünerek hareket etmeli. Onun karşısında acizliğimizi ve güçsüzlüğümüzü düşünmeli. Her hususta Ona ihtiyacımız vardır. Ona yönelmeli, rızasını dilemeli. Cezasından korkmalı. Emirlerini yerine getirmeye çalışmalı; çünkü O, iyilikten başkasını emretmez. Yasaklarından kaçınmalı; çünkü O, kötülükten başkasını yasaklamaz. İnsan, aciz demektir. İnsanın kemâli, aciz olduğunu idrak etmesindedir. Hadis-i şerifte bildirildi ki: (Eyyüb aleyhisselam, yıkanırken üstüne yağan altın çekirgeleri toplamaya başlayınca, Allahü teâlâ "Ya Eyyüb, seni, gani kılmamış mıydım?" diye nida etti. O da, "Evet izzetin hakkı için gani kılmıştın" dedi) Yani (Yâ Rabbi; müstağni olan yalnız sensin. Ben ise perişan, muhtaç ve aciz bir kulunum. Sana karşı olan aczimi ifade etmek niyetiyle altın çekirgeleri topladım) diyor... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Ateist diyor ki: Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoksa ne diye insanları, cinleri, melekleri ve canlı cansız mahlûkları yarattı? Bizim ibadetimizin ona bir faydası, günahlarımızın da ona bir zararı olmadığı halde, ne diye ibadet etmeyip isyan edenleri Cehenneme atıyor? CEVAP: Hadis-i kudside, (İnsanları, beni tanımakla şereflenmeleri için yarattım) buyuruldu. Bu şerefe kavuşup kavuşmama tercihini de kullarına bıraktı. Ateistlerin, (Biz Allah'a inanmıyoruz, Allah'ı tanımakla şereflenmediğimize göre, Allah'ın maksadı hâsıl olmadı) demeleri yanlıştır; çünkü çok kimse, belli bir yaşa gelince, Allahü teâlâyı tanımaya başlıyor. Kâfir kalıp hiç tanımasa bile, zaten tercih kullara bırakılmıştı. Kâfirler de, ahirete gidince tanıyacaklar. Tanımayan hiç kimse kalmayacaktır. Bir âyet-i kerime meali: (Cin ve insanları ancak, beni bilip itaat, ibadet etmeleri için yarattım.) [Zariyat 56] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bu âyet-i kerime gösteriyor ki, cin ve insanların yaratılması, Allahü teâlâyı tanımaları içindir ki, bunlar için şeref ve saadettir; yoksa Allahü teâlânın bir şey kazanması için değildir. Hadis-i kudside, (Tanınmak için her şeyi yarattım) buyurması, (Onların beni tanımakla şereflenmesi için) demektir; yoksa (Tanınayım ve onların tanımasıyla kemal bulayım) demek değildir. Bu mânâ, Allahü teâlâya lâyık olmaz. (1/266) (Bizim ibadetimize Allah'ın ihtiyacı yoktur, günahlarımız da ona zarar vermez) diyerek Allahü teâlâya ibadet etmeyen kimse, perhiz yapmayan, ilaç kullanmayan hastaya benzer. Doktor bu hastaya perhiz tavsiye etse, bazı ilaçlar verse, bu hasta da, (Perhiz yapmazsam, ilaçları almasam doktora hiç zararı olmaz, perhizin ve ilaçların ona bir faydası olmaz) diyerek gerekli ilaçları kullanmasa, elbette doktora zararı olmaz; ama kendine zarar verir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, ilacı tavsiye ediyor. Doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulur, uymazsa hastalığı artarak ölür gider. Doktorun bundan hiç zararı olmaz. (İşlediğim günahların Allah'a zararı olmaz, ibadetlerimin de faydası olmaz) diyerek, Allahü teâlâya isyan edip, ibadet etmekten kaçanlar da, Cehenneme gider. SU GELDİ TEYEMMÜM BOZULDU Sual: Teyemmüm ederek namaz kıldıktan sonra, suyu bulan kimse, namazını iade eder mi? CEVAP: Abdesti bozulmuş olursa da, kıldığı namazı iade etmesi gerekmez. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç ayların fazileti nedir? CEVAP: Üç aylar Çarşamba günü yani yarın başlamaktadır. Faziletleri özetle şöyledir: Receb ayı: Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır) [Tevbe 36] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir] (Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb'in hepsini tutmuş gibi sevab verilir.) [Miftah-ül-cenne] (Allahü teâlâ Receb ayında hasenatı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu" der. Receb'de Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberani] (Receb'de, takva üzere oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed] Şaban ayı: Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin, oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban'da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] Ramazan ayı: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müslüman bir erkek talip çıkmayınca, konu komşu evde kaldı demesin diye, ileride müslüman ederim ümidiyle, gayrimüslim bir erkekle evlenmek istiyorum. Bir de ateist talibim var. Hangisini tercih edeyim? CEVAP: Ateist de gayrimüslimdir. Gayrimüslim ise müslüman olmayan demektir. Müslüman olmayan da, ya kitaplı veya kitapsız kâfirdir. Ateistler kitapsız kâfirdir. Müslüman kadın, kitapsız veya kitaplı kâfirle evlenemez. Evlenmeye karar verdiği an kâfir olur. (İbni Abidin) İki âyet-i kerime meali: (İmanlı kadınların, kâfirlerle evli kalmaları helal değildir.) [Mümtehine 10] (Kadınlarınızı, iman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlendirmeyin!) [Bekara 221] Komşuların evde kaldı dememeleri için Allahü teâlânın emrini hiçe sayarak, kâfirle evlenmeye kalkmak, büyük ahmaklıktır. Ebu Ya'la'nın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Peygamber efendimiz, (İki yüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafifülhâz olandır) buyurdu. Hafifülhâz nedir dediklerinde, (Hanımı ve çocuğu olmayandır) buyurdu. Bişr-i Hafi, Bayezid-i Bistami, Ebül-Hüseyn Nuri [ve Rabia-i Adviyye] gibi büyük âlimler bekâr idi. Hicretin iki yüz yılından sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların şeref ve üstünlüklerini, bu hadis-i şerif bildirmektedir. (İhya) Ebu Süleyman-ı Darani hazretleri buyuruyor ki: Bekârlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan, onların eziyetine katlanmak, Cehennem ateşine dayanmaktan daha kolaydır. Bekârın ibadetten aldığı tad ve elde ettiği huzur hiçbir zaman evliye nasip olmaz. Arkadaşlarımızdan hiç birini görmedim ki, evlendikten sonra eski mertebesinde kalmadı, derecesi düştü. (İhya) İyi bir hayat sürmek istiyorsan evinde, Evlenme hiç, bekâr kal, otur yerli yerinde. NEDEN KÂFİR OLUYOR? Sual: Ateistle evlenmeye karar veren kızın, hemen niye imanı gidiyor? CEVAP: Bir kızın, gayrimüslimle, ateistle evlenmesi, aynen erkek kardeşiyle veya babasıyla evlenmesi gibi haramdır. Sadece haram olmakla kalmıyor, küfre de giriyor. Sebebi, Allahü teâlâ, kardeşle, babayla, gayrimüslimle evlenmek haram buyuruyor. Evlenen kimse, bunu kabul etmiyor, evlenmek caizdir diyor, inkâr ettiği için kâfir oluyor. Kâfir olması, zina etmesinden dolayı değil, Allahü teâlânın emrine yanlış diyerek, evlenmeyi meşru kabul etmesindendir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Regaib kandili ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Recebin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu gece Regaib gecesidir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Receb ayında Allah'a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şaban'ın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir] Receb'de edilen dua kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hazret-i Hüseyin anlatır: Kâbe'yi tavaf ederken yanık sesle dua eden birini babam çağırdı. Güzel yüzlü temiz bir gençti. Ancak sağ tarafı felç olmuş, hareketsizdi. Ona dedim ki: - Sen kimsin, vaziyetin ne böyle? - Menâzil bin Lâhık... Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle her yere ün salmış, Arabistan'ın artisti denilen ünlü bir kimseydim. Receb ve Şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allahü teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar, senden şikâyet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, (Bu aylarda oruç tutar, geceleri ibadet ederim. Beytullah'a gidip şerrinden korunmak için Allahü teâlâdan yardım dilerim) dedi. Bir hafta oruç tutup Kâbe'ye giderek, (Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. - Baban bu hâline ne dedi? - Babamdan af ve özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deveyle Beytullah'a gelirken, devenin ürkmesiyle babam düşüp öldü. Şimdi çaresiz kaldım. Hazret-i Hüseyin, (Babam gence dua etti. Receb'deki dua bereketiyle genç şifaya kavuştu) dedi. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Eshab-ı kiram, diğer ümmetlerdeki evliyadan, mesela Eshab-ı Kehf'ten, Hazret-i Meryem'den ve Hazret-i Âsiye'den de mi üstündür? CEVAP: Evet, üstündür. Bir hadis-i şerif meali: (Eshabım, cin ve insanların hepsinden üstündür.) [Bezzar] Hazret-i Meryem ve Hazret-i Asiye, başka ümmetlerden olduğu halde, Eshab-ı kiram gibi üstündür. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatıma, İmran'ın kızı Meryem ve Müzahim'in kızı Âsiye'dir.) [İ. Ahmed, Taberani, Hâkim] Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı kehf de övülüyor. İki hadis-i şerif meali: (Bir ümmet ki, başında ben, sonunda Meryem oğlu İsa ve ortasında da ehl-i beytimden Mehdi varken nasıl helak olur?) [Hâkim, İ. Asakir] (Eshab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır.) [İ. Süyuti] UNUTMAK ÖZÜRDÜR Sual: Günlük virdlerimi yaparken şaşırıp fazla okuduğum oluyor. Mesela 500 lâ havle çekerken, 510 veya 520 olabiliyor. Bunun mahzuru olur mu? Namaz tesbihlerinde de bazen 33 yerine 34, 35 olabiliyor. Mahzuru olur mu? CEVAP: Unutunca mahzuru olmaz. Mahzurlu olan, kasten sünnet olan miktarı değiştirmektir. Yanlışlıkla eksik veya fazla olmasının mahzuru olmaz. KÂĞITLA TAHARETLENMEK Sual: Kâğıtla taharetlenmek caiz midir? CEVAP: Kâğıtla taharetlenmek mekruhtur. Taharetlendikten sonra, arta kalan yaşlığı kurulamak müstehabdır. Tuvalet kâğıdı veya bir bez yoksa elle kurulanabilir. HAYVAN KESERKEN BESMELE Sual: Hayvan keserken (Bismillahirrahmanirrahim) denmez mi? Denirse hayvan yenmez mi? CEVAP: Besmelenin tamamı söylenince de, kesilen hayvan yenir. Evla, yani daha iyi olanı (Bismillahi Allahü ekber) demektir. Sadece Bismillahi dense veya sadece Allahü ekber dense de caizdir. Hayvan keserken, Bismillahi veya Allahü ekber demek farzdır. Besmelenin tamamını söylemek de caizdir. (İbni Abidin) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Süleyman aleyhisselam, hem padişahtı hem peygamberdi. Padişah olduğu zaman devlet reisleri hediyeler götürmeye başladı. Karıncanın biri de, bir çekirgenin kopmuş bacağını ağzına almış, o da saraya gidiyormuş. Nereye gidiyorsun diye sormuşlar. Karınca demiş ki: - Süleyman aleyhisselam padişah oldu, ona hediye götürüyorum. - Yahu sen aklını başına topla, devlet adamları gidiyorlar, çok büyük hediyeler götürüyorlar, senin çekirgenin bacağına mı kaldı bu iş? - Öyle demeyin, Süleyman aleyhisselama, kim hediye getirdi diye listeye yazacaklar. Ben adımı yazdıracağım. Bacağı yazdırmayacağım! Orada, kimler geldi, kimler gelmedi diye listeye bakacaklar. Herkes tarafını belli edecektir. Başka çare yoktur; çünkü ahirette iki yer var: Bir Cennet var, bir de Cehennem var, üçüncü bir yer yok. Diyecekler ki, sen hangi taraftasın? İbrahim aleyhisselamı ateşe atılacağı zaman, yine bir karınca, ağzıyla su taşıyor. Mübarek bir zat diyor ki: - Sen yaklaşamazsın bile bu ateşin yanına, bu suyla bu ateş söner mi? - Sönmez elbette, sönmeyeceğini ben de biliyorum. - Peki, niye taşıyorsun? - Tarafımı belli ediyorum. Ben ateşi söndürmek tarafındayım. Diğer tarafta ise yılan devamlı üflüyor. Yılana diyor ki: - Sen ne yapıyorsun böyle? - İbrahim yanacak, ateşi büyüsün diye üflüyorum. Ateşi körüklüyorum - Neden yapıyorsun? - Tarafımı belli ediyorum, ben bu taraftayım. Zulmedenler, sokanlar tarafındayım. Herkes bir vasıtaya biniyor, herkes bir yola giriyor. Ne mutlu bize ki, Ehl-i sünnet âlimlerinin gösterdiği yola girdik. Bu yol, düşsek de, kalksak da, yürüsek de, sürünsek de bizi Cennete götürür. Bu çıkar yoldur, sonu güzeldir! O kadar çok güzeldir ki, Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Biz o yolun sonunu, en başa koyduk) buyuruyor. En başa koyduk demek, sizi uyandırdık demektir. Herkes bu işin sonunda uyanırken, onlar işin başında bizi uyandırdılar. Yani, doğruyu, yanlışı, iyiyi kötüyü öğrettiler. Dünyada en zor iş budur, hangisi doğru, hangisi yanlış bilmektir. Bunu bilmek mümkün değildir; ancak biri söylerse, biri öğretirse insan bilebilir. Bize, elhamdülillah bunu öğrettiler. Aradaki fark, görenle görmeyen arasındaki fark gibidir. Yani ilk başta gözümüzü açtılar. Dediler ki, bakın, sizin gözünüz artık görüyor, iyiyi kötüyü görebiliyorsunuz, onun için yanlış yapmayın! >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mümin öyle yaşamalı ki, kalbiyle ahirette, vücuduyla dünyada olmalı. Bedeninin dünyadan ayrılması uygun değil. Çünkü çalışmak da bir ibadettir; ama kalbi Allah demeli. Kalbi, bu kazandığım haram mı, helal mi demeli. Kalbi ahiret demeli; çünkü ahiret bâki, dünya fâni. Bugün var, yarın yok. Neyimiz varsa hepsi biter. Bir niyetle bütün dünya çalışmalarımız ahiret olur; çünkü bu dünya fâni, yok olacak. Allahü teâlâ bizi dünyaya, rızasını yani ahiretimizi kazanmamız için gönderdi. Dünya, bir tarladır. Verdiği tohumu ekip, bire yedi yüz alalım; ama o tohumu yemeyelim. O insanın sağlığıdır, ilmidir, inancıdır, her türlü güzel ahlâkıdır. Bunu eğer Allah'ın kullarına sarf eder, Allah'ın dinine harcarsak, yani yatırımı ahirete yaparsak, ebedi saadete kavuşuruz; ama gaflete gelip de, dünya ehliyle yarışa kalkarsak, hepsini kaybederiz. Hatta İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dünya ehliyle şayet aynı köyde yaşıyorsanız, o köyü terk edin! Aynı mahalledeyseniz, kalbiniz meyleder, orayı terk edin! Aynı şehirdeyseniz, oradan göç edin! Vücudu değil, kalbi dünyaya bağlamamalı. Kalb çok önemli; çünkü Allahü teâlâ kullarının amellerine veya işine değil, kalbine ve niyetine bakar. O kalbin niyeti, eğer Allahü teâlânın dinine hizmet, kullarına iyilik etmekse, onun her nefesi zikirdir, her nefesi ibadettir, akıl eremeyecek kadar sevab kazanır. Bir gün İsa aleyhisselam, havarileriyle birlikte giderken bir köye geldiler. Bir de baktılar ki, köyün ortasında bütün köylüler ölmüş. Hiç canlı yok. İsa aleyhisselam, (Bu bir gazab-ı ilâhidir. Eğer hastalık olsa, bunlar tek tek ölürlerdi. Madem toptan öldüler, buraya bir musibet gelmiş) dedi. Sordular ki, (Yâ Nebiyallah, sen ölüleri Allah'ın izniyle dirilten bir nebisin, çağır birini de sor bakalım, ne yapmışlar? İsa aleyhisselam, birine seslenince, adam kalktı, geldi. İsa aleyhisselam, (Bu ne hâldir, ne oldu size?) diye sordu. Dedi ki, (Yâ Nebiyallah, bu köy çok takva ehli, çok dindar, çok iyi ahlâk sahibi bir köydü. Sonra bizim kalbimiz dünyaya yöneldi. Namazı terk ettik, akla ne gelirse, hepsini bıraktık, yalnız parayı düşündük ve ektik biçtik, benimki çok, benimki güzel diye yarıştık. Ne Allah kelâmı var, ne Peygamber! Ahireti unuttuk, Allah'ı unuttuk, Peygamberi de unuttuk. Bir gün, hepimiz eğlenmek için, oynaşmak için buraya toplandık. Bir musibet geldi, hepimiz öldük.) İsa aleyhisselam, yerine git dedikten sonra, yanındakilere buyurdu ki: (Ahiret nimetini bırakıp da dünyaya tapanların, dünyadaki sonu budur. Ahirette de, en acı azapları çekeceklerdir. Onun için, imansız ölmekten, çok korkmak lazımdır.) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sabah akşam okunması gereken dualar nelerdir? CEVAP: Hadis-i şeriflerde bildirilen dualardan bazıları şöyle: (Sabah akşam 7 defa "Allahümme ecirnî minennâr" diyen Cehennemden kurtulur.) [E. Davud] (Sabah akşam, 3 defa, "Bismillahillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüvessemî'ul alîm" okuyan, büyücü ve zalimden emin olur.) [İbni Mace] (Sabah 3 defa, "Eûzü billahis-semî'il alîmi mineşşeytânirracîm" diyerek Haşr suresinin son üç âyetini okuyana, 70 bin melek, akşama kadar dua eder. O gün ölürse şehid olur. Akşam okursa yine aynı şeylere kavuşur.) [Tirmizi] (Şirkten korunmak için "Allahümme innî eûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a'lemü ve estağfiruke li-mâ lâ a'lemü inneke ente allâmülguyûb" okuyun!) [İ. Ahmed] (Sabah akşam 7 defa, "Hasbiyallahü lâ ilahe illâ hü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm" okuyanın, dünya ve ahiret işine Allahü teâlâ kâfi gelir.) [Beyheki] ("Allahümme mâ esbaha bî min ni'metin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke lâ şerîke leke, felekel hamdü ve lekeş-şükr" duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [M. Rabbani 3/17] (Akşam esbaha yerine emsâ denir.) (Bir kimse, sabah akşam yüz defa "Sübhânallahi ve bihamdihi" derse, o gün ve o gece, hiç kimse onun kadar sevab kazanamaz.) [Deylemi] (Evden çıkarken "Bismillahi, tevekkeltü alallahi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizi] (Her gün yüz defa salevat getiren, münafıklıktan ve Cehennem ateşinden uzaklaşır ve kıyamette şehidlerle beraber olur.) [Taberani] (Günde 25 defa "Allahümme bâriklî fil mevt ve fî mâ ba'del-mevt" okuyan şehid olur.) [Redd-ül muhtar] (Eve girerken İhlâs suresini okuyan, yoksulluk görmez.) [T. Kurtubi] (Evden çıkarken Âyet-el kürsi okuyana melekler, eve gelene kadar dua eder.) [Ey Oğul İlmihali] (Sıkıntılı veya borçlu olan kimse, bin kere "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir'a] (İmam-ı Rabbani hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca 100'er defa salevat getirirdi.) [Tefsir-i Mazheri] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Yaratmak Allah'a mahsustur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yapmak anlamında yaratmak kelimesini kullanmakta mahzur var mıdır? CEVAP: Evet, vardır. Yaratmak, yoktan var etmek demektir. Üç âyet-i kerime meali: (Yaratmak Allah'a mahsustur.) [Araf 54] (Her şeyi yaratan ancak Allah'tır.) [Rad 16] (Her şeyin yaratıcısı Allah'tır.) [Zümer 62, Mümin 62] İslam âlimleri de buyuruyor ki: Allahü teâlâ, hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret sıfatlarından kullarına biraz ihsan etti; ama yalnız üç sıfatı, kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiçbir mahlûkuna vermedi. Bunlar, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya; büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak; başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir. (Hak Sözün Vesikaları) Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, her şeyi bir sebeple yaratmaktadır; ama sebeplerin, vasıtaların, Onun yaratmasına hiç tesirleri yoktur. Vasıtasız maliktir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün varlıkları yoktan var etti. İnsanların ve hayvanların hareketlerini, hastalıklarını, şifalarını, hayırlarını, şerlerini, faydalarını, zararlarını yaratan yalnız Odur. İnsan, kendi hareketlerini, düşüncelerini, hiçbir şeyi yaratamaz. İnsanın düşüncelerini, hareketlerini, keşiflerini, buluşlarını hep o icat etmekte, yaratmaktadır. Ondan başkasına yaratıcı demek, cahilce, batıl bir sözdür. (Feraid-ül-fevaid) TAYİNLE HALİFE Sual: Bir halife, kendisinden sonra gelecek halifeyi tayin etme yetkisine sahip midir? Osmanlı sultanlarının yaptıkları tayin meşru mudur? CEVAP: Elbette, bir halife kendisinden sonra gelecek halifeyi tayin etme yetkisine sahiptir. Hazret-i Ebu Bekir, şûraya bile lüzum görmeden, kendisinden sonra Hazret-i Ömer'i halife tayin etmiştir. Osmanlı devletinde de, bu ictihada uygun olarak, halife kendisinden sonraki halifeyi tayin etmiştir. Hiçbir şeyhülislam bu tayinlere karşı çıkmamış, aksine onaylamıştır. Günümüzdeki mezhepsizlerin, Osmanlı halifelerine saldırmalarının hiç kıymeti yoktur. ADAK ORUÇLARI Sual: Muayyen olan ve olmayan adak oruçları nedir? Bunlara ne zaman niyet edilir? CEVAP: Muayyen oruçlar: Belli gün oruç adamak böyledir. Mesela pazartesi günü oruç tutmayı adamak, muayyen adak orucu olur. Bunlara, öğleye bir saat kalana kadar niyet edilebilir. Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün oruç adamak. Mesela, (Allah rızası için üç gün oruç tutacağım) demek böyledir. Bunlara, imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sevgi varsa kural işlemezmiş
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Günah denilen şeyler, bizi Tanrı'dan uzaklaştıran hareketlerdir. Sevgi ve aşkın olduğu yerde kurallar biter; çünkü gerçek sevgi, Tanrı demektir. Cennet ve Cehennem bu dünyadadır. Yunus Emre, "Yaratılanı hoş gördük Yaratandan ötürü. Ben dost cemalin görmüşem, huri cinanı neylerim" diyor. Cennet olsaydı, böyle der miydi? Mevlana da, "Helal haram ölene kadardır. İlahi aşkın sonu yoktur" diyor. Önemli olan, haram helal değil, ilahi aşktır. Sevgi olunca namaza, oruca ve diğer ibadetlere gerek yoktur) diyenler oluyor. Bu sözler küfür değil mi? CEVAP: Evet, açıkça küfürdür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kâfirler, "Peygamber size, ölüp kemikleriniz çürüyüp toz toprak olduktan sonra, tekrar dirilerek kabirden kalkacaksınız diyor. Hiç böyle şey olur mu? Ne varsa, ancak bu dünyadadır. Cennet, Cehennem, hep buradadır. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider. Öldükten sonra, bir daha dirilmek yoktur" dediler.) [Müminun 35-37] (O azgınlar ve İblisin adamları, tepetaklak Cehenneme atılırlar.) [Şuara 94, 95] Sevginin olduğu yerde, kurallar bitmez, aksine kurallara tam uyulur; çünkü sevmenin şartı, sevdiğine itaat etmek, Onun emir ve yasaklarına riayet etmektir. İtaat olmayınca, sevgiden söz edilemez. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Resulüm de ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyun.) [Âl-i İmran 31] (Allah'a ve Resulüne itaat edin. İtaat etmezseniz [kâfir olursunuz], kâfirleri de elbette Allah sevmez.) [Âl-i İmran 32] Yunus Emre, o sözüyle Cenneti inkâr etmiyor. Cenneti inkâr eden veya Cennetin lüzumsuzluğunu söyleyen kâfir olur. Yunus Emre, (Cennet sevgisi, huri sevgisi veya Cehennem korkusuyla değil, yalnız Allah rızası için ibadet etmeli, böyle olan, o nimetlere zaten kavuşur) demek istiyor. Hazret-i Mevlana da, ölene kadar helal ve harama riayet etmek gerekir, dünya imtihanından başarıyla çıkmak yani imanla yaşayıp, imanla ölmek gerekir diyor. İlahi aşkın ise, sonsuz olduğunu söylüyor. Harama helale riayet etmeyin mi diyor? İlahi aşkın sonsuzluğunu bildiren zat, bu aşkın sahibinin, üç günlük dünyadaki emir ve yasaklarına uymayın der mi? Peygamber efendimiz, Allahü teâlâyı sevmiyor muydu? O namaz kılmıyor muydu, oruç tutmuyor muydu? Helale, harama riayet etmiyor muydu? (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sevgi varsa kural işlemezmiş -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir başkası da, (Yunus Emre, bir taraftan "Yaratılmışı hoş gördük yaratandan ötürü" diyerek hoşgörülüğünü sergilerken, bir taraftan da, "Beş vakit namaz kılmayan, bilin Müslüman olmadı, ol Cehenneme girse gerek" diyerek müsamahasızlık çukuruna düşmüştür. Sevgi ve hoşgörünün zirvesine çıkmak, kâfir Müslüman diye ayırmadan herkesi sevmek gerekir) diyor. TDK'nın sözlüğünde hoşgörü kelimesi için, (Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu) deniyor. Dikkat edin, her şey deniyor. Her şeyi anlayışla karşılamak deniyor. Yine TDK sözlüğü, mezhebi geniş ifadesini tarif ederken, (Namus konusunda aşırı hoşgörülü davranan) diyor. Yani mezhebi genişlik, hoşgörülü olarak tasvip ediliyor. Yunus Emre'yi kötüleyen kimseye göre, hoşgörü denilen şeyin bir sınırı yoktur. Ne kadar hoş görülürse, o kadar iyidir. Hâlbuki, sınırsız hürriyet gibi, sınırsız hoşgörü de, çok yanlıştır. Kötüler, katiller hoş görülür mü? Caniler ve suçlular hoş görülürse, toplumun nizamı nasıl sağlanır? Müslüman, dinimizin izin verdiği ölçüde hoşgörülü olur. Bunun azı da, çoğu da zararlıdır. Yunus Emre'nin, (Yaratılmışı hoş gördük yaratandan ötürü) diyerek yetmiş iki millete, bir insan olarak aynı gözle bakması, dinimize aykırı değildir; çünkü dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal] Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek caiz değildir; çünkü kâfir, Müslüman olup ebedi saadete kavuşabilir, Müslüman da, maazallah küfre düşüp Cehennemlik olabilir. Dinimizde, hubb-i fillah, buğd-i fillah var. Bir Müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olduğu gibi, kâfire de Müslüman diyerek onu seven kâfir olur. Hazret-i Mevlana, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, Mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel) diyor. Bu söz, (Gel sana Müslümanlığı öğreteyim de, gerçeği gör. Kâfirsen iman et, günahkârsan tevbe et!) demektir. Yoksa, Allah için olmayan sevgi ve düşmanlığın hiç önemi yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alâmeti, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır.) [Ebu Davud] (Hubb-i fillah Allah için sevmek, Buğd-i fillah Allah için düşmanlık etmek demektir.) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sevgi varsa kural işlemezmiş -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hubb-i fillah, Allah için sevmek, Allah için dostluktur. Müslümanları sevip, onlara yardım ve hayır dua etmektir. Buğd-i fillah, Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmek demektir. Dinimizi beğenmeyenleri, İslamiyet'e ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemek ve imana, hidayete kavuşmaları için dua etmektir. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!) [Ey Oğul İlmihali] Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama sordu: - Ya Musa, benim için ne işledin? - Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim. - Ya Musa, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekâtlar, kıyamette, sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlığında, sana ışıktır. Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın? - Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi? - Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi? Musa aleyhisselam, Allahü teâlâyı sevmenin, Onun için olan en kıymetli amelin, Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah olduğunu anladı. (Mektubat-ı Masumiyye) Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselama da vahyetti ki: (Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saadet] AĞIZLA NİYET Sual: Tam İlmihal'de, namazda niyet bahsinde, (Resulullahın, Eshab-ı kiramın, Tabiinin, hatta dört imamın ağızla niyet ettikleri işitilmemiştir) dendiği halde, Şafii'de ve Hanbeli'de, ağızla niyet etmenin sünnet olduğu da bildiriliyor. İmam-ı Şafii ve İmam-ı Ahmed bin Hanbel de ağızla niyet etmediğine göre, bu iki mezhepte, ağızla niyet etmek nasıl sünnet oluyor? CEVAP: Bu, o iki mezhepte müctehid olan âlimlerin tercih edilen kavlidir. Herkes mezhebinin tercih edilen kavline uymalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İslamiyet, iyi arkadaş, iyi iş ve iyi eş seçme dinidir; çünkü kişi, ahirette sevdiğiyle beraber olur. Eş, iş ve arkadaş üçlüsünde yanılan iflah olmaz. Ben onun yanlışını düzeltirim der; ama düzeltemez. Onlar bunu kendileri gibi yapar, yani bozar. Bir sepet sağlam incirin içine bir tane çürük incir konsa, hepsini bozar; bir sepet sağlam incir, o bir çürüğü sağlam yapamaz. İnsanın dini arkadaşının dini gibidir. İmanını güçlendirmek isteyen, imanı güçlü olanlarla beraber olmalı. İyi ibadet yapmak isteyen, en güzel ibadet yapanla, ihlâsla çalışanla beraber olmalı. Bu sefer o da, onun gibi olur. Dünya ve ahiret saadeti için, iyilerle beraber olmalı. Cahille değil, iyilerle sohbet etmeli; çünkü iyilerin sohbeti yüzünden bizim de adımız iyi olur. Şırlağan susam yağıdır. Ne zaman gülle sohbet eder, hemhâl olur, artık ona susam yağı demezler, gül yağı derler. Menekşeyle hemhâl olursa menekşe yağıdır derler. Gül ve menekşe gibi güzel çiçeklerin hassaları, rayihaları yüzünden, onlarla kırk gün kalınca, susamın adı unutuldu, gül ve menekşeyle anılır oldu. Hatta bu durumu hiç bilmeyen, onu gül yağı menekşe yağı sandı. Onun için Peygamber efendimiz, (Bir kavimle kırk gün düşüp kalkan, onlardan olur) ve (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir) buyurdu. Aynı köyden iki genç vardı, biri Müslüman, diğeri Hıristiyan'dı. Hıristiyan genç, Müslüman arkadaşını çok seviyordu. Bir gün Müslüman olan der ki: - Dinlerimiz farklı, bu arkadaşlık böyle gitmez. Gel Müslüman ol, bir Kelime-i şehadet getir, yanma şu Cehennemde. Cennette de beraber olalım. - Sen gel Hıristiyan ol, bir tanrınızın gücü bizim üç tanrının gücüne erişemez. Bu konuşmalar, bir müddet böyle devam ettikten sonra Müslüman olan der ki: - Vazgeç şu münakaşadan, üç tanrı, dört İncil olmaz, papaz günah affedemez, masum çocuklar günahkâr doğmaz, şimdi boş verelim bunları. Gel bir ateş yakalım, sen de elini koy, ben de elimi koyayım. Hangimizin eli yanarsa bil ki Cehennemde yanacak. - Hay hay, sen kendine bak! Ateşi yakarlar, ikisi de ellerini koyar, ancak ikisi de yanmaz. Müslüman çıldıracak gibi olur, açar ellerini, "Ya Rabbi" der, "Vallahi bu İslam hak, vallahi Hıristiyanlık bâtıl, hem sen bunu Kur'an-ı keriminde defalarca bildiriyorsun; ama bu da yanmadı." Allahü azimüşşân buyuruyor ki: (Sana dua etsin, sen varsın arada, seni sevdiği için senin hatırına onu yakmadık.) Onun üzerine Hıristiyan genç, demek Cenab-ı Hak böyle söyledi deyip ağlamaya başlar, Kelime-i şehadet getirir, Müslüman olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ ilim, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına çok az da olsa ihsan buyurmuştur; fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiçbir mahlûkuna vermemiştir. Bu üç sıfatı, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şeyin Ona muhtaç olması demektir. Allah yaratıcıdır, insansa ihtiyaç sahibidir, yaratıktır, fânidir. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına saldırmak olur. Kula, kibirlenmek yakışmaz. Kibir kötü huydur, haramdır. Allahü teâlâyı unutmanın alametidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Kibirli olan, salih insan olamaz. Ben kibirli değilim diyen, kibirlidir. Nice sarhoşlar vardır ki, yaptığından pişmanlık duyar tevbe eder, imanla gider. Nice dervişler, müritler vardır ki, kibirlidir, günahları için tevbe etmez, imansız giderler. Kendini beğenmekten sakınmalı. Kibir kalbin afetidir. Kişinin kalbinde ne kadar kibir varsa, aklında o kadar noksanlık vardır. Kibir insanı küfre kadar sürükleyebilir, her iyiliğe engeldir. Kâfirlerin iman etmemesinin iki sebebi vardır, kibir ve inat. Her geceyi Kadir, herkesi Hızır bilmeli, kimin ne olduğu belli olmaz. Bir gün Hızır aleyhisselâm, (Biraz vaaz dinleyeyim) diye bir camiye gider. Bir yaşlının yanına oturur. Bakar ki yaşlı uyuyor, dürter onu, (Amca, abdestin bozulabilir, uyuma!) der. Yaşlı zat gözlerini açar, (Sana ne!) deyip tekrar uyumaya başlar. Birkaç dakika sonra Hızır aleyhisselam yine dürter, (Amca abdestin bozulacak, az sonra namaz kılınacak) der. Yaşlı zat gözlerini açıp, (Beni niye rahatsız ediyorsun öyle? Kalkıp millete derim ki, bu Hızır aleyhisselamdır. Saçından birer kıl koparın, cennete gidin derim, saçın sakalın kalmaz, benimle uğraşma) der. Bunun üzerine, (Sen nerden biliyorsun benim Hızır olduğumu?) diye sorunca, yaşlı zât (Sen kendi işine bak) der. Bu defa Hızır aleyhisselam hemen cebinde bulunan defteri çıkartır bakar, evliya zatlar listesinde bu zâtın ismini göremez. Ellerini açar ve Allahü teâlâya, (Yâ Rabbi, bunun evliya listesinde ismi yok; ama beni tanıyor, biliyor. Bu kulun kim, bunu ben bilmiyorum?) der. Allahü teâlâ bunun üzerine Hızır aleyhisselama, (Sen bana âşık olanları bilirsin. Bir de benim âşık olduklarım var. Onları yalnızca ben bilirim. Sen benim âşık olduklarımı nerden bileceksin? Onlar gizlidir. O da bunlardan bir tanesidir) buyurur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namaz kılmadan da, hayır hasenat yaparak dindar olmak mümkün değil midir? CEVAP: Sermaye olmadan kâr etmek nasıl mümkün değilse, namaz kılmadan da dindar olmak mümkün değildir. Namaz kılmayanın hayır hasenatına sevab verilmez. Peygamber efendimiz, (Namaz kılmayanın ibadetlerine sevap verilmez) buyuruyor. (Ebu Nuaym) Namaz, dinin direğidir. Namaz kılan dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın dini yıkılır. Namazları, müstehab zamanlarında ve şartlarına ve edeplerine uygun olarak, mümkünse cemaatle kılmalı. Muhammed Masum hazretleri, (Bunlardan biri yapılmazsa, yas tutulsa yeridir) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir mümin, namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları açılır. Rabbiyle arasındaki perdeler kalkar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devam eder.) [Taberani] ŞARAP FABRİKASINA ÜZÜM SATMAK Sual: Bir hadiste, (Allah, içki içene, içirene, alıp satana, yapana, taşıyana ve parasını yiyene lanet etti) dendiğine göre, şarap fabrikasına üzüm, bira fabrikasına arpa veya rakı fabrikasına anason satmak caiz midir? CEVAP: İçkinin kendisi haram olduğu için, bunu alıp satmak, saklamak, taşımak caiz değildir. İçki fabrikasına üzüm, arpa, anason satmak veya taşımaksa caizdir; çünkü bunların kendileri haram değildir. Bu hususta muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir: Üzüm şırasını, şarap yaptığı bilinen bir kimseye satmak caizdir; çünkü günah şıranın kendisinde değildir. [Şıradan pekmez de, sirke de yapılabilir.] Şıra [şarap yapılarak] değişikliğe uğratıldıktan sonra alınıp satılması günah olur. Şarap sirkeye dönüştürülürse, alınıp satılması caiz olur. (Dürr-ül-muhtar) Şarap yapan Müslümana üzüm satmak caizdir. (K. Saadet) Fitne çıkaranlara, âsîlere silah satmak, tahrimen mekruhtur; fakat silah yapmaya yarayan eşyayı, mesela demir satmak mekruh değildir. (Redd-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Malının tamamı için vasiyet
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, ölmeden önce, malının tamamını dilediğine verebilir mi veya tamamının vârislerinden birine verilmesini vasiyet edebilir mi? CEVAP: Tamamı için vasiyet edemez, sadece malının üçte biri için vasiyet etmeye yetkisi vardır. Hayattayken, malının tamamını dilediği kimseye hediye edebilirse de, salih çocukları arasında ayırım yapmamalı. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hediye verirken, çocuklarınız arasında eşitliğe riayet edin!) [Taberani] Din kitaplarında da deniyor ki: Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, bu mal, çocuğun mülkü olur. Diğer çocukların, bundan bir şey istemeye hakları olmaz; fakat babası, salih çocukları arasında ayırım yaptığı için günaha girer. (Hindiyye) Salih veya ilim tahsilinde olan çocuğa daha çok mal vermek caizdir. Salihlikleri eşitse, eşit vermeli. Çocukları fasık olan kimsenin, miras bırakmayıp, salihlere, hayrata vermesi iyidir. Böylece, onların işleyeceği günaha yardım etmemiş olur. (Bezzâziyye) İHTİYAÇ HALİNDE ÇALIŞMAK Sual: Kadın hangi şartlarda çalışabilir? CEVAP: Bir kadının, kızın, anası, babası ve mahrem akrabası yoksa veya var da, fakir iseler ve devlet de yardım etmez ve kimse yardım etmezse, bu kadın, kendinin, çocuklarının ve hastalık, ihtiyarlık sebebiyle çalışamayan fakir ana babasının nafakalarını temin etmek için çalışmak zorundadır. Erkekle karışık olmayan kadın işlerinde çalışır. Erkek bulunmayan iş yoksa, sıhhatini, dinini, namusunu, Müslümanlık haysiyetini ve şerefini koruyacak kadar farz olan nafakayı kazanmak için, yabancı erkeklerin bulunduğu yerde örtülü olarak çalışması caiz olur. Bu nafakayı kazanmasında mani olunması, ikrah olur. Böyle ihtiyaçtan fazla, orada kalması caiz olmaz. Çalışırken, başını, kollarını açması için zorlarlarsa, açmazsan burada çalışma derlerse, örtülü olarak çalışacak başka yer bulamayınca, kolları açık çalışması, İmam-ı Ebu Yusuf'un kavline göre caiz olur. Kadının kulaklarından sarkan saçlarını örtmesi farz değildir diyen âlimler de vardır. Harac olduğu zaman, bu zayıf kaville amel etmek caiz olur. Başında bulunan saçları örtmenin farz olduğu sözbirliğiyle bildirildiyse de, kulaklardan sarkan saçların açılması, zorlanmak sebebiyle caiz olur. Böyle zorlanan kadın, her zaman, erkekle karışık olmayan veya örtülü çalışacak yer aramalıdır. Bulunca, orada çalışması lazım olur. Saçlarını, kollarını sokakta, gidip gelirken örtmelidir. Müslüman erkekle evlenince, bunun nafakasını kocası temin etmeye mecburdur. Zengin olmadığı için, anasına, babasına ve çocuklarına nafaka vermesi lazım gelmezse de, kocasının izniyle çalışıp onlara bakması lazımdır. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allahın, bir kulunu sevdiği nasıl anlaşılır? CEVAP: Bunun iki alameti vardır: 1- Ona tam iman etmiş olmak, yani hiç şüphe etmeden, doğru bir şekilde, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği gibi inanmak. 2- Onun kullarının dünyasına ve ahiretine hizmet etmek. Dünyasına hizmet etmek, mesela bir işini görmek, maddi yardımda bulunmak, çok sevab olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanlar, Allah'ın ıyalidir [kullarıdır], Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, onun ıyaline iyilik edendir.) [Bezzar] Bir kimseyi ateşte yanarken kurtarmak çok kıymetlidir; fakat bu, ebedi Cehennem ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bunun için, hizmetin en kıymetlisi, ahireti için yardımcı olmaktır. Yani Müslüman değilse Müslüman olması için, Müslümansa dinini doğru olarak öğrenmesine vesile olmak için çalışmaktır. Bugün için, bunun en kolay yolu da, uygun bir din kitabı hediye etmektir. BEN KADILIK YAPAMAM Sual: İmam-ı a'zam Ebu Hanife, kadılık teklifini niye kabul etmedi? Eğer o devlette kadılık yapılmazsa, İmam-ı Ebu Yusuf niye aynı devlette kadılık yaptı? Eğer kadılık caizse, İmam-ı azam niye yapmadı? İkisinden birisi yanlış iş yapmadı mı? CEVAP: Bu, iki müctehidin farklı ictihadıdır. Bir müctehid bir meseleye haram derken, öteki caizdir, hatta farzdır diyebilir. Farklı ictihaddan dolayı müctehidlere bir şey denemez. Deve ve Sıffin olayında da farklı ictihad yüzünden savaş olmuştu. Farklı ictihadı bilmeyenler, Eshab-ı kirama dil uzatıyorlar. Kadılık konusu da, farklı bir ictihaddır. İmam-ı a'zam hazretlerine kadılık teklif edilince, (Ben kadılık yapamam) buyurdu. (Yalan söylüyorsun) denilince de, (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurdu. Demek ki yapmasına bir mani var. Bir mani olmasa, niye itiraz etsin ki? Kabul etmemesi, devlete kadılık yapılmayacağı için değildi. İmam-ı a'zam hazretleri takva ehli olup, dünya malına, makam ve mevkie asla kıymet vermezdi. Bilemediğimiz daha başka sebepler yüzünden kabul etmedi. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri ise, kendi ictihadına uyup, bu vazifeyi kabul etti. Böylece, o makama ehil olmayan insanların gelmesine de mani oldu. Her ikisinin ictihadına da dil uzatmak, bir Müslümana yakışmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: 16. yüzyıl Osmanlı Tarihçilerinden Gelibolulu Mustafa Âli Efendi şöyle diyor: Mesacid-ü meabidi ko âdem yap Kâbe yapmakcadur âdem yapmak Taş ağaç kaydı ne lâzım şâhım Yaraşır şahlara âdem yapmak. Bu şiir, internette dolaşıyor, insan yetiştirmenin önemi anlatılıyor diyerek, herkes birbirine tavsiye ediyor. Bu şiirde Osmanlı idarecileri mi kötüleniyor? CEVAP: Ansiklopedilerdeki bilgilere göre, bu tarihçinin, zamanındaki padişahlardan yüz bulamadığı, onların itimadını kazanamadığı, bazı görevlerinden azledildiği bildiriliyor. Bu şiirin, (Benim gibi bir adamı niye önemli bir yere tayin etmiyorsunuz?) gibi bir düşünceyle yazılmış olma ihtimali kuvvetlidir. Adam yetiştirmek elbette çok önemlidir; fakat yükseğe çıkmak için başkalarının üstüne basmamalı, yani bir hizmet yaparken başkalarına zarar vermemelidir. Adam yetiştirmeli; ama mescit yapmayı da ihmal etmemelidir. (Bırak mescid yapmayı da, adam yetiştir) denir mi hiç? (Ne güzel mescidler yapıyorsun, bir de bunlar için güzel adamlar yetiştir) demek daha uygun olurdu. Padişahları mescid yapmakla tenkit etmek doğru değildir. Osmanlı Sultanları, mescid yaptırdığı için adam yetiştirmeyi ihmal etmediler. Mescid yapmak için kullanılan, (Taş ve ağaçla oyalanmak) ifadesi de hiç uygun değil! Mescid, cami yapmak, dinimizde çok kıymetli bir ibadettir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekât veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.) [Tevbe 18] Kâmil insan nerede yetişir? Elbette medresede, mescidde yetişir. Buralar, insan yetişmesi için bir eğitim merkezi değil mi? Adam yetiştirme yeri yapmak, tenkit edilmemeliydi. İslam âlimleri de buyuruyor ki: Camilerde cemaatle namaz kılmak, Müslümanların kalblerini birbirine bağlar. Aralarında sevgiyi sağlar. Birbirlerinin kardeş olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakirlere ve kuvvetliler, zayıflara yardımcı olur. Sağlamlar, hastaları camide göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahü teâlâdır) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için yarış ederler... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her evliya aynı zamanda mürşid-i kâmil midir? CEVAP: Her mürşid-i kâmil evliyadır; ama her evliya mürşid-i kâmil değildir, hatta mürşid bile olmayabilir. Mürşid-i kâmil, bütün işleri, İslamiyet'e uygun olan, tasavvuf ilminde uzman Ehl-i sünnet âlimi demektir. Derin âlim yani müctehid olmayan, mürşid-i kâmil olamaz. Başka ilimlerin uzmanlarına kâmil denmez. Mürşid-i kâmil, ictihad derecesinde yüksek âlim olduğu için, hem ilim, hem de marifet sahibidir. Buna, (Zül-cenahayn) denir. Akılla anlaşılan bilgilere (ilim), kalble anlaşılan bilgilere (marifet) ve (irfan) denir. İnsan çalışmakla evliya olabilir; fakat mürşid-i kâmil farklıdır. Mürşid-i kâmil, hem zahiri ilimlerde, hem de tasavvuf bilgilerinde ihtisas sahibidir. Kâmil ve mükemmildir, yani hem yetişmiştir hem de başkalarını yetiştirebilme kabiliyetine sahip büyük âlimdir. Bir kimse, kitap okumadan evliya olabilirse de, mürşid olamaz. Mürşidin, müctehid olması ve marifette, (Vilâyet-i hassa-i Muhammediyye) mertebesinde bulunması lazımdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Mürşid-i kâmilin bakışları, kalb hastalıklarına şifa verir. Onun teveccühü, yani kalbini bir kimseye çevirmesi, kötü, çirkin huyları insandan siler, süpürür.) Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki: (Mürşid-i kâmillerin en üstünleri, dört mezhep imamlarıdır. Bu dört imam, İslâm dininin dört temel direkleridirler.) FARSÇA TERKİPLER Sual: İmam Rabbani, İmam-ür-Rabbani ve İmam-ı Rabbani gibi farklı yazılışlar görüyoruz. Bunların hangisi doğrudur? CEVAP: Üçü de, yanlış değildir. İmam-ür-Rabbani, Arapça söyleniş şeklidir. İmam-ı Rabbani, Farsça söyleniş şeklidir. İmam Rabbani ise, Türkçe söyleniş şeklidir. Ceddimiz Osmanlılar, Arapça kelimeleri, Farsça terkiple [tamlama ile] söylemişlerdir. Onun için, İmam-ı Rabbani demek en uygun olanıdır. Arapça olarak yazılan ibn-üs-Sakka, ibn-ür-Rüşd, ibn-ül-Arabî gibi kelimeler Farsça terkiple söylenirse, başlarına sadece İbni getirilir. Mesela, İbni Arabî, İbni Âbidin denir. Emr-i ma'ruf, mürşid-i kâmil ve Fahr-i âlem gibi ifadeler de Farsça terkiplerdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadındaki bir Müslüman, bu yolun büyüklerini tanıyan, seven, onların yolunda olan bir Müslüman, dünyanın en nasipli, en şerefli, en zengin insanıdır; çünkü bunlar gibi binlerce engel arasında, Peygamber efendimize ulaştıran, Ona kavuşturan yolu bulmuştur. Bu insan, Bilal-i Habeşi gibi oynasa yeridir. Bir gün mescitte Bilal-i Habeşi hazretleri oynuyordu. Hazret-i Ömer, (Ya Bilal, burası mescid, ne yapıyorsun, burada oynanır mı?) dedi. Bilal-i Habeşi hazretleri, Resulullahı göstererek, (Buranın sahibi var, sen çık aradan) dedi. Hazret-i Ömer, taaccüp edip, (Ya Resulallah, Bilal mescidin içinde oynuyor) dedi. Peygamber efendimiz onu çağırarak, (Ya Bilal, bu ne hâl, niye oynuyorsun?) diye sordular. (Anam babam sana feda olsun ya Resulallah) dedi, (Bu benim Allahü teâlâya özel teşekkürüm. Allahü teâlâ, her şeyi senin için yarattı, sana her şeyi verdi, sadece bir şeyi vermedi. İşte bu sebepten sevincimden oynuyorum) dedi. Peygamber efendimiz tebessüm buyurup, (O sebep nedir ki ya Bilal, seni sevinçten oynatıyor?) diye sordular. (Anam babam sana feda olsun ya Resulallah, Cenab-ı Hak sana, hidayet verme yetkisi vermedi dedi. Kalbe iman bahşetmeyi sana bıraksaydı, sen önce yakınlarını, bildiklerini, tanıdıklarını hidayete erdirirdin, bu garip Bilal, tâ Habeşistan'da nasıl Müslüman olurdu, onun için oynuyorum) dedi. Peygamber efendimiz yine tebessüm edip, (Oyna ya Bilal!) buyurdular. Resulullaha kavuşmak, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak demektir. Allahü teâlâ, (Ey Habibim, seni seven beni sever, sana kavuşan bana kavuşur) buyuruyor. Allahü teâlâ kendisine kavuşturacak, Cennete girilecek her kapıyı kapatmış, sadece tek kapıyı açık bırakmıştır. Bu tek kapı, Resulullahın mübarek kalbidir. Peygamberler dâhil herkes, bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlâya kavuşamaz. Müslüman olarak, dünya ve ahiret saadetine kavuşmak için çok engel var. 1- İlki içimizdedir, o da nefsimizdir. Allahü teâlâ, (Nefs, bana karşı dikilmiş bir düşmandır) buyuruyor. Nefsten kurtulmak için onu tanımak, bilmek lazımdır. (Nefsini bilen Rabbini bilir.) Nefsi bilmeden kurtulmak mümkün olmaz. Nefsi bilmek için, İslam Ahlakı kitabını okumalıdır. 2- Şeytandır. Şeytan, kibri yüzünden Cennetten kovulmuştur. 3- Bu ikisinden daha tehlikeli, daha kötüdür. O da, kötü arkadaştır. Uygun olmayan kitap, dergi, gazete, radyo, tv hepsi kötü arkadaştır. 4- Kötü din adamlarıdır. Bunlar, Allahü teâlâya giden yolu kesen eşkıyalara benzetilmiştir. Bir de nâkıslar var. Nâkıstan kâmil çıkmaz, eksik olandan tam meydana gelmez. Abdest yok, namaz yok, cilt cilt kitap veya tefsir yazıyorlar. İşte binlerce, yüz binlerce böyle nâkıs eşkıya var. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Göz çok iyi olduğu gibi, çok da yanıltıcıdır. Birçok insanın Müslüman olamamasının sebebi gözdür. Gözüne inanan, mübarek bir zatın kıyafetine, mesleğine bakarak yanılır, onu dinlemez ve faydalanamaz. Baştaki göze değil, kalbdeki göze tâbi olmak lazımdır. Kalbdeki göz, doğruyu yanlışı ayırır, kimin sevilip kimin sevilmeyeceğini bilir. Hakkı hak, bâtılı bâtıl bilir. Hiç kimsenin mesleğine veya kıyafetine bakarak karar verilmez. İşin kaynağına bakılır, naklettiği bilgiyi nereden aldığına bakılır. Büyük evliya zatların görünüşüne bakan kör olur. Eğer mübarek bir zat diye bakarsa kalb gözü açılır. Allahü teâlâ bir kuluna Ehl-i sünnet itikadını vermişse, ona sevgili bir kulunu tanıtmışsa bu, baştaki gözle olmaz, kalb gözüyle olur. Böyleyse, kalb gözü açılmıştır. Kalb gözü, hakkı bâtıldan ayırmak içindir. En zor iş hakkı bâtıldan ayırmaktır. Resulullah, ümmetine öğretmek için, (Ya Rabbi bana hakkı hak, bâtılı bâtıl göster) diye dua etmiştir. Evliyanın zahiri yani görünüşü cahil için zehirdir. Cahil, bâtından haberi olmadığı için zahire bakar. Evliyaya, akılla, gözle, kulakla giden helak olur. Müşrikler de böyle yapmışlardı. Ebu Cehil, Muhammed aleyhisselama Ebu Talib'in yetimi gözüyle baktı, kâfirlikte kaldı. Ebu Bekr-i Sıddık, âlemlerin Rabbinin Habibi gözüyle baktı. Ona her şeyini feda etti, her sözüne, (O söylüyorsa doğrudur) diyerek tam inandı, sıddık oldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. İki talebe, medreseyi bitirdikten sonra, kalb ilimlerini de öğrenmek için bir mürşid-i kâmil bulmaya karar verirler. Yola çıkıp, diyar diyar dolaşırlar. Bir gün bir yere gelirler. Esmer bir zatın, çıplak ayakla, dikenler üzerinde yürüdüğünü görünce ona, (Biz bir mürşid-i kâmil arıyoruz, buralarda var mıdır?) diye sorarlar. O zat, (Hayırlı olsun. Etrafı koklayayım, nerde varsa söylerim) diye cevap verir. Doğuya döner koklar, batıya döner koklar, güneye döner koklar. Sonunda, (Evlatlarım maalesef yok. Sizi irşad edecek kendimden başkasını bulamadım) der. İki arkadaş bu esmer adama şaşırır, sırtında çalı çırpı olan bu adama mı tâbi olacağız derler. Az duraklamadan sonra ikisi de, tamam kabul ettik derler; ama biri içinden yani samimi olarak peki der, diğeri usulen peki der. Dergâha gelirler, içinden peki diyen kısa zamanda inanılmaz derecede bir terakkiye varır. Öteki de yerinde sayar. Bir gün arkadaşına der ki, ya kardeşim ne oldu, sen çok ilerledin, ben olduğum yerde sayıyorum. Arkadaşı da, içini temizle, ben içimden teslim oldum, sen de öyle yap, her şey kalben peki demene bağlı der. O da tevbe istiğfar eder. İlk sohbette, arkadaşından on kat daha fazla ilerler. Bu esmer zat, Zengî Atâ hazretleriydi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah kimleri sevmez? CEVAP: Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz. (1/266) Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32] (Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141] (Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18] Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: ("Allah'tan kork" denince, "Sen kendine bak" diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî] (Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari] (Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.) [Taberani] (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali] (Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika] (Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya] (Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar] (Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi] (Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari] NAMAZI GECİKTİRMEK Sual: İşe erken giden kimse, sabah ezanları geç okunduğu için, vakit girer girmez namazını kılabilir mi? CEVAP: Evet, vakit girer girmez sabah namazını kılmak iyi olur. Ezan okunmamışsa, kendisi evinde yavaşça okumalıdır. Sabahı cemaatle kılmak için, yarım saat kalana kadar geciktirmek müstehab olur. Evinde yalnız kılan, her namazı vakti girer girmez kılmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı hadis-i şeriflerde, şunu yapanın bütün günahları affolur deniyor. Bunlara büyük günahlar da dâhil midir? Mesela kumar, içki, faiz, zina, katillik, gasp, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi büyük günahlar da dâhil midir? CEVAP: Fıkıh bilgisi, hadis-i şeriflerden öğrenilmez. Hadis-i şeriflerin açıklaması, nakli esas alan ilmihal kitaplarından öğrenilir. Mesela hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Abdest alanın bütün günahları affolur.) [Müslim] (Her gün üç kere, Âdem aleyhisselama salevat getirenin yani "Salevatüllahi alâ Âdeme" diyenin bütün günahları affolur.) [Deylemi] (Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları affolur.) [İsfehani] (Her namazdan sonra 3 kere, "Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh" okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni] (Cuma günü sabah namazından önce, "Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh" okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni] (Her namazdan sonra 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahü ekber sonra, "Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerike leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir" diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa da affedilir.) [Müslim] (İşrak vakti iki rekât namaz kılanın, bütün günahları affolur.) [İ. Ahmed] (İki Müslüman, selamlaşıp müsafeha eder [tokalaşır] ve bir de bana salevat-ı şerife okursa, anadan yeni doğmuş gibi bütün günahları temizlenir.) [R. Nasıhin] Bu hadis-i şerifler, şartsız söylendiği için, bazı şartları var demektir. Bütün günahların affolması için bazı şartlar vardır: 1- İtikadın doğru olması şarttır. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın, bid'at ehli olanın hiçbir ibadeti kabul olmaz. 2- Farzları yapıp haramlardan kaçmak şarttır. Mesela namaz kılmayan veya zina eden kimse, bin Müslümanla tokalaşsa da günahları affolmaz. 3- Günahlara tevbe etmek ve kul haklarını ödemek de şarttır. 4- O işleri ibadet olarak yapmaya, niyet etmek de şarttır. 5- Bir de bütün günahlar denince, büyük günahlar anlaşılmaz; genelde küçük günahlar anlaşılır. Yani yukarıda bildirilenler küçük günahlardır. Buna rağmen, hiç yapamıyorsak, yapabildiğimiz kadarını da elden kaçırmamalı. Ayrıca, tevbe edince, büyük günahlar da affolur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Rükûda kunut dualarını okumadığını anlayan kimse, ne yapar? CEVAP: Rükûda kunut dualarını okumadığını hatırlayan kimse, artık geri dönmez, namazın sonunda secde-i sehv yapar; ama zamm-ı sureyi okumadığını hatırlarsa geri döner. Zamm-ı sureyi okur ve rükû yapar. Önceki yaptığı rükû geçersiz sayılır. Rükû etmeyip secdeye giderse, namazı bozulur; çünkü kıraatten sonra rükûa gitmek farzdır. VİTRİ KILARKEN Sual: Ramazanda teravihten sonra vitri kılarken, vitir vacib namazına ikinci rekâtta yetişen kimse, kılamadığı son rekâtı kılarken, kunut dualarını tekrar okuması gerekir mi? CEVAP: Hayır, tekrar kunut dualarını okumaz. EVLİLİK REHBERİ Sual: Evlenecek olanlara, Mürşid-i müteehhilin kitabı tavsiye ediliyor. Bu kitap muteber midir? CEVAP: Osmanlıca orijinali muteberdir. Bunun dışındaki baskıları, bazı mahzurları olduğu için tavsiye etmiyoruz. Evlilikle ilgili, sitemizde ve www.evlilikrehberi.net sitesinde yeterli bilgi mevcuttur. BAYRAMDA YİYİP İÇMEK Sual: Mektubat'ta, (Bayramda yiyip içmek, yıllarca nafile oruçtan daha sevabdır) buyuruluyor. Yiyip içmek niye sevab oluyor ki? CEVAP: Burada sevab olan, yiyip içmek değil, oruç tutmayarak Allahü tealanın emrine uymaktır. Bayram günü oruç tutmak haram olduğu için, oruç tutmamanın, yani dinin emrine uymanın, nafile oruçtan daha kıymetli olduğu bildiriliyor. BELİRSİZ TAKSİTLE SATIŞ Sual: Taksitleri belirlemeden, bir yılda veya altı ayda, azar azar ödemek şartıyla mal satmak caiz midir? CEVAP: Caizdir; çünkü zaman bellidir. Altı ay veya bir yıl sonra ödenmesi gerekiyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Çoğu sarhoş edenin azı haramdır kuralı var. Bu kurala göre, meşrubatların, kolanın içinde alkol olsa da, çok içilince sarhoş etmedikleri için, içilmeleri caiz olur) deniyor. Mesela yemeğe veya bir sürahi suya az bir miktar şarap konsa, bunların çoğu sarhoş etmediği için, o suyu veya o yemeği bu kurala göre yiyip içmek caiz mi oluyor? CEVAP: Caiz olmaz. Su da, yemek de, necis olur. Din kitaplarında deniyor ki: Bir damla şarap içen de cezalandırılır. Şarabın bir damlası da haramdır. İspirto da [alkol de], şarap gibi kaba necasettir, içilmesi haramdır. (Hidaye) Meşrubatlara özel olarak alkol konmuyor. Esansı eritmek için konuyor. Din kitaplarında, ilaçları ve kokuları ıslah için, içlerine konulan necis sıvının [alkolün] affedildiği bildirilmiştir. (İslam Ahlakı) HAYVANLARIN ZEKÂTI Sual: Evde, evin bahçesinde beslenen hayvanların zekâtını vermek gerekir mi? CEVAP: Yılın yarıdan fazlasında, parasız çayırda otlayan hayvanlar, üretmek için, sütü için olursa, bunlara saime hayvan denir. Saime hayvan sayısı, nisabı bulursa, zekâtı verilir. Yün için, yük taşımak için, binmek için olursa, saime denilmez ve zekâtı verilmez. (Mevkufat) Demek ki, parasız çayırda otlamayıp, evde besleniyorsa, üretmek veya eti ve sütü için de beslense yine zekâtı verilmez. Çift sürmek, yük taşımak, binmek için yetiştirilen hayvanların zekâtı olmaz. TAB'AN MEKRUH Sual: Tab'an mekruh ne demektir? CEVAP: Tab'an mekruh, insanın tabiatına çirkin gelen, tiksindiren şey demektir. Çiğ soğan ve sarımsak yemek gibi... Bunları yemek mubahtır. Kokusu rahatsız ettiği için, tab'an mekruhtur. NAMAZ KILARKEN Sual: Namaz kılarken, bir gayrimüslim gelse ve (Bana İslamiyet'i öğret, Müslüman olmak istiyorum) dese, namazı bozup, ona İslamiyet'i anlatması caiz olur mu? CEVAP: Evet. Sonra o namazı iade eder. (Fetava-i Hindiyye) ŞEYTANDAN KORUNMAK İÇİN Sual: Şeytandan korunmak için, cima esnasında, âyât-ı hırzın, boyunda asılı olması caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Yatağa euzü besmele ile girilince de, şeytan yaklaşamaz. GÜMÜŞ ROZET Sual: Gümüş rozet takmak caiz midir? CEVAP: Evet. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyorlar ki: Bir iş, ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur. Peygamber efendimiz, (En çok sıkıntıyı ben çektim) buyuruyor. O halde, hak olan dini de, kıyamete kadar sürecektir. Âdem aleyhisselam, kupkuru bir dünyaya geldi, yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra Peygamber efendimizin yüzü suyu hürmetine dua etti. (Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ) duasını devamlı okurdu. Sonra, iki evladından biri kâfir oldu ve Müslüman olanını öldürdü. Bir baba için ne zordur! Nuh aleyhisselam 950 yıl uğraştı, inanmadılar, çok eziyet ettiler. Döverlerdi, her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir, yaralarını sarardı, tekrar tebliğe başlardı. Sonra Allahü teâlâ Ona gemi yap emrini verdi. İbrahim aleyhisselamı Allahü tealanın haliliyken ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi. Musa aleyhisselam da çok çekti, doğduğu sene Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Yıllarca çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile, zifiri karanlık, çaresiz... Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teâlâ Onunla konuştu. Bu mirac değildi, mirac yalnız Peygamber efendimize verildi. Eyyüb aleyhisselamın kurtlanmadık yeri kalmamıştı. Eyyüb aleyhisselamın, yaralarının kurtlandığını büyük âlim Alâaddin-i Attar hazretleri de bildirmektedir. (S. Ebediyye) Yakup aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti. Yusuf aleyhisselam; kuyuya, zindana atıldı. Zekeriya aleyhisselam, ağacın içinde ağaçla birlikte testereyle kesildi. İsa aleyhisselam, birkaç kişiyi ikna etmek için neler çekti. Öldürmeye çalıştılar. Bunların hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için... Peygamber efendimiz, (Benim çektiğimi, hiçbir Peygamber çekmedi) buyuruyor. Hazret-i Ebu Bekir de, neler çekti, kaç kere dövdüler! Herkesten önce iman etti, malını ve canını feda etti. Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin sevabları, katlanarak Hazret-i Ebu Bekir'e, sonra da bir daha katlanarak, Peygamber efendimize verilmektedir. Hem kâinat, Onun hatırına yaratılmış, hem de, herkesin sevabları da, Ona verilmektedir. Hazret-i Ömer, namaz kılarken, Hazret-i Osman, Kur'an-ı kerim okurken şehid edildi. Hazret-i Ali'nin çektikleri, hele Hazret-i Hüseyin'in başına gelenler... Neticede, Peygamber efendimizin vârisleri de, çok çektiler. Ne için? La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah dedikleri için. Dolayısıyla iman, inanmak çok zor, inandırmak daha zordur. İman, Allahü teâlânın, kullarına ihsan ettiği, özel nimetidir. İmanı olanlar, sevinçten oynasa yeridir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Aklın bittiği, imanın başladığı yer
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyorlar ki: Peygamber efendimiz, Ümmihani'ye Mirac'ı söyleyince, (Aman kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer) dedi. Peygamber efendimiz de, (Anlatmam lazım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın) buyurdu. Akıl durdu, zaman durdu, her şey durdu, iman başladı. Peygamber efendimizin hiç yalan söylemediğini müşrikler de biliyordu. (Cenneti, Cehennemi gidip gören mi var) diyenler oluyor. Evet, var. Kim var? Hayatında hiç yalan söylememiş olan Muhammed aleyhisselam var. Her mübarek gece, kıymetlidir; fakat Mirac gecesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Izdırap ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Peygamber efendimiz, bir ay Taif'te, İslamiyet'i anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar. Üzüntülü bir şekilde dönerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat etti. Addas adındaki, bağın bekçisi, üzüm getirdi. Peygamber efendimiz, Bismillahirrahmanirrahim deyince, Addas şaşırdı, bu sözü buralarda hiç duymadım dedi. Peygamber efendimiz, sen nerelisin diye sorunca Nineveliyim dedi. Kardeşim Yunus'un ülkesindensin, o da benim gibi peygamberdi buyurdu. Addas, Yunus'u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz dedi ve iman etti, ben de sizinle gelmek istiyorum dedi. Peygamber efendimiz, şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti. Gece amcasının kızının evine geldi, (Aç, amcan oğlu Muhammed'im) buyurunca Ümmühani, (Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok) dedi. Peygamber efendimiz, (Yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter) buyurdu. Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Habibim bu halde gene bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git Habibimi bana getir) buyurdu. Önce, Mescid-i Aksa'ya geldi, bütün peygamberlere imam oldu. Sonra göklere çıktı. Allahü teâlâyı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde gördü, (Ya Rabbi, ümmetim için de bunu isterim) dedi. İşte, beş vakit namaz, bize Mirac olarak verildi. Mirac'da ne hikmetler vardır! Namaz kılmayan, Mirac'dan mahrumdur. 1400 yıldır devam eden, başka bir olay yoktur. İşte Mirac, 1400 yıldır devam ediyor. Mirac, aklın bittiği, imanın başladığı yerdir. Mirac namazdır. Allahü teâlâ, namaz gibi bir nimeti insanlara ihsan etti. Namaz, Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne de sebeptir. Namaz varsa, hayat vardır. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz. Namazdan mahrum olan, her şeyden mahrumdur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mirac ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere götürüldüğüne inanmayan sapık olur. (Bahr) Peygamber efendimiz Mirac'ını özetle şöyle anlatıyor: Verilen Burak'a binip Beyt-ül-Makdis'e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekat namaz kıldım. Sonra çıktım. Hazret-i Cebrail bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin dedi. Sonra bizi birinci semaya çıkardı. Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Adem'le karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. 2. semaya çıktık. Yine orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana merhaba diyerek dua ettiler. 3. semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf'u gördüm. O da dua etti. 4. semaya çıktık. Aynı sualler ve konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris'i gördüm. O da dua etti. 5. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun'u gördüm. O da dua etti. 6. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa'yı gördüm. Merhaba diyerek dua etti. 7. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hazret-i İbrahim'i gördüm. O da dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm. Sonra Hz. Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Allahü teâlâ, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hazret-i Musa'nın yanına geldim. Ona elli vakit namaz farz kılındığını bildirdim. Rabbinden azaltmasını iste, ümmetin buna güç yetiremez, tecrübem var dedi. Birkaç defa Rabbimle görüşmeye devam ettim. Nihayet Rabbim buyurdu ki: (5 vakit namazı farz kıldım. Her vakit için 10 sevab var. Böylece 50 vakit namaz olur.) [Müslim] Mirac gecesini ibadetle gündüzünü de oruçla geçirmeli. Bu konudaki iki hadis-i şerif meali: (Bu gece iyi amel eden için yüz yıllık mükâfat vardır.) [İ.Gazali] (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ.Gazali] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslamiyet'in temelini bildiren dört hadis-i şerif hangisidir? CEVAP: İslamiyet'in dört temeli, şu dört hadis-i şerifle bildirilmiştir: 1- (Ameller niyetlere göredir.) [Buhari] 2- (Helal ve haram meydandadır.) [Ebu Davud] 3- (Davacının şahit göstermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır.) [Tirmizi] 4- (Kendi için istediğini, din kardeşi için de istemeyen, imanı kâmil olmaz.) [Ebu Davud] Bu hadis-i şeriften birincisi ibadet bilgilerinin, ikincisi muamelat bilgilerinin, üçüncüsü adalet bilgilerinin, dördüncüsü de ahlâk bilgilerinin temelidir. (H.L.O. İman) PUTPEREST VE HAYALPEREST Sual: Putperest, puta tapan, ateşperest ateşe tapan demek olduğuna göre, tapmak anlamına gelen perest kelimesini kullanarak hayalperest, menfaatperest demek caiz olur mu? CEVAP: Perest, sadece tapmak anlamında değildir. Seven, çok seven anlamında da kullanılır. Hayalperest, hayal kurmayı seven, hayal peşinde koşan; menfaatperest, çıkarını seven, hep kendi menfaatini düşünen kimse demektir. Bunlar gibi, Hakperest, hakkı seven, hak taraftarı demektir. Şehvetperest, şehvetine düşkün demektir. Bu kelimeleri kullanmanın mahzuru olmaz. ÖLÜLERE DUA Sual: Mezarlıktan geçerken ölülere dua etmek gerekir mi? CEVAP: İyi olur. Kendimize de çok sevab olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Kabristana giren kimse, Yasin suresini okusa, o gün ölülerin azapları hafifler; ölülerin sayısı kadar, ona da sevab verilir.) [Etfâl-ül müslimin] (11 ihlâs okuyup, sevabı ölülere gönderilirse, ölü sayısınca ona da sevab verilir.) [İ. Ahlakı] ELLERİ YIKAMAK FARZDIR Sual: Abdestin farzları içinde elleri yıkamak bildirilmeyip sünnetleri arasında bildirildiğine göre, elleri yıkamak sünnet mi oluyor? CEVAP: El kola dâhil olduğu için, elleri kollarla beraber yıkamak farzdır. GUSÜLDE AYAKLARI YIKAMAK Sual: Gusülden sonra ayakları tekrar yıkamak gerekir mi? CEVAP: Eğer ayakların altında su toplanıyorsa, çıkarken ayakları tekrar yıkamak gerekir. Su toplanmıyorsa tekrar yıkanmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, (Cemaat istese de, imamın, farz kıldırırken kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması tahrimen mekruhtur) deniyor. Buna göre, son oturuşta, salli bariklerden sonra Rabbena Âtina duasını okumak mekruh değil mi? CEVAP: Son oturuşta, salli barik dualarından sonra, herhangi bir dua okumak sünnettir. Dua âyetlerinden veya hadis-i şeriflerde bildirilen dualardan biri okunur. Burada genelde, Rabbena Âtina ayet-i kerimesini dua olarak okumak tercih edilmektedir. Bu bakımdan imamın, salli bariklerden sonra Rabbena Âtina okuması mekruh değil sünnettir. Nimet-i İslam kitabında, namazın sünnetlerinin 43. maddesinde, (Salevattan [salli bariklerden] sonra bir dua okumak sünnettir) buyuruluyor. MÜSAFEHA ETMELİ Sual: Müsafeha etmek mi, yoksa müsafeha edip kucaklaşmak mı daha çok sevab olur? CEVAP: İki mümin müsafeha edince günahları dökülür. El öpünce, kucaklaşınca günah dökülmez. Onun için, el öpmek, kucaklaşmak yerine müsafeha etmelidir. UZUN SURE OKUMAK Sual: Zamm-ı sure olarak Kevser suresinden sonra, Kâfirun suresini okumak neden mekruhtur? CEVAP: İkinci rekâtta, birinci rekâtta okunan zamm-ı sureden, üç veya daha fazla âyet okumak mekruh olduğu için, Kevser'den sonra Kâfirun'u okumak mekruhtur. Yanılıp okunursa mekruh olmaz. VÂRİSİ OLMAYANIN VASİYETİ Sual: Hiç vârisim yok. Malımın kaçta kaçını vasiyet edebilirim? CEVAP: Vârisi olmayan, malının hepsini de vasiyet edebilir. Vârisi olan ise, üçte birinden fazlasını vasiyet edemez. Vasiyet etse de, üçte birinden fazlası yerine getirilmez. ŞANS OYUNU Sual: Bazı şans oyunları, tamamen rastlantıya dayanmıyor, bilgi ve yetenek de gerektiriyor. Kendi bilgimizi kullandığımız için, acaba bu tip şans oyunları caiz olur mu? CEVAP: Hayır, caiz olmaz. Ölçü, bilginin kullanılıp kullanılmaması değil, oyunda para verilip verilmemesidir. Bilgi yarışması da yapılsa, katılmak için para verilirse, yine kumar olur, caiz olmaz. ELHAMDÜLİLLAH DEMEK Sual: Namazda, elhamdülillah diyenin, namazı bozulur mu? CEVAP: Hayır, bozulmaz. Eğer aksırdıktan sonra derse, yine namazı bozulmaz; ama aksırdıktan sonra Elhamdülillah diyenin namazı bozulur diyen âlimler de olduğu için, dememek iyi olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Cennetten, Cehennemi seyretme imkânı vardır. Bir mümin, Cehennemdeki bir zalimi görmek istese, ona yapılan azapları görerek sevinir) buyuruluyor. Cennette üzüntü olmadığı da bildiriliyor. Bir kimse, Cehennemde azap gören zalim ana babasını veya çocuğunu görse üzülmez mi? CEVAP: Dünya haliyle ahiretinki farklıdır. Bilinmeyenler, bilinenlere kıyas edilemez. Orada nefsimiz olmayacağı için nefisten gelen duygular da olmayacaktır. Tevbe edilen günahlar affolup, ahirette o günahlar unutturulup, hiç hatıra bile getirilmediği gibi, Cehenneme giden yakınlarımız da unutturulur. Üzülecek bir durum meydana gelmez. Allahü teâlânın işinde karışıklık olmaz. (Cennette üzüntü olmaz) buyurduğuna göre, hiçbir şekilde üzüntü olmayacaktır. ZAMMI SURE OKURKEN Sual: Namazda birinci rekâtta okuduğumuz zamm-ı sureden bir öncekini veya bir sure atlayarak ikincisini okumak mekruh oluyor. Mesela, birinci rekâtta Maun suresini, ikinci rekâtta ise, Kevser suresini okuyacağımız yere, yanılarak bir önceki olan Kureyş veya Kevser'den sonraki Kâfirun suresini okumaya başlayınca, yanıldığımızı hatırlarsak ne yapmak gerekir? CEVAP: Devam edilir. Unutmak özür olur, yanılarak okuyunca mekruh olmaz. KORUNMAK Sual: Erkek, hanımın rızası olmadan, çocuk olmaması için hanımını tedbir almaya zorlayabilir mi? CEVAP: Hayır. YOLDA DOĞAN Sual: Yolda doğmuş, bekâr ve hiçbir yere yerleşmemiş kimsenin vatan-ı aslisi olur mu? CEVAP: Vatan-i aslisiz insan olmaz. Doğduktan sonra getirilip büyüdüğü yer, vatan-i aslisi olur. TESBİH VE DUA OKURKEN Sual: Her gün belli sayıda okuduğum, tesbih ve dualar var. Mesela, her gün 100 salevat-ı şerife ve ardından 500 la havle, sonra 100 salevat-ı şerife okuyorum. Bunları hiç ara vermeden, arada hiç konuşmadan mı okumak gerekir? CEVAP: Hayır, ara vermenin veya bir ihtiyaç olunca, arada konuşmanın mahzuru olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hoparlörle okunan ezan niye sahih olmuyor? CEVAP: Bu konu sitemizde detaylı olarak açıklanmıştır. Şu kadarını bildirmekte de fayda vardır: Toprağa konan bir karpuz çekirdeğinden kocaman bir karpuz meydana geliyor. Bu karpuz o çekirdek değildir. Çekirdek çürümüş, yok olmuştur. Hoparlörün mikrofonuna söylenen söz de yok olmakta, başka ses hâsıl olmaktadır; yani hoparlörün sesi, insan sesine çok benzediği halde, insan sesi değildir. Müezzinin sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın, müezzinin sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Bu sese ezan denmez. Ancak salih Müslüman olan erkeğin kendi sesiyle okuduğuna ezan denir. Hatta kendi sesi olsa da, fasığın, çocuğun veya kadının okuduğuna da ezan denmez. İbadetlere faydalı şeyler ilave ediyoruz demek çok yanlıştır. İslam âlimleri, kendiliklerinden bir değişiklik yapmazlar. Yapılan değişikliğin bid'at olup olmadığını anlarlar. Hoparlörün sünnet olmadığı, bid'at olduğu meydandadır; çünkü Peygamber efendimiz, (İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir) buyuruyor. (S. Ebediyye) ZARURET VE TAKLİT Sual: Haram olan bir şeyi, zaruret halinde, yapmak caiz olduğuna göre, elde olmayan bir sebeple, bir haramı işleyecek veya bir farzı terk edecek olanın, başka bir mezhebi taklit etmesi gerekir mi? CEVAP: Haram işlememek veya farzı terk etmemek için, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde, çıkış yolu yoksa diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çıkış yolu varsa, o konuda, o mezhep taklit edilir. Dört mezhepte de çıkış yolu yoksa ve zaruret de varsa, ancak o zaman, farzı tehir veya terk etmek caiz olur. O iş haram ise, zaruret miktarınca işlemek caiz olur. CENÂB KELİMESİ Sual: Cenâb-ı Allah diyoruz. Cenâb kelimesi, Peygamberimiz için de kullanılır mı? İnsanlar için de, âli Cenâb deniyor. Uygun oluyor mu? CEVAP: Cenâb, büyüklük ifade etmek için, hürmet maksadıyla söylenir. Cenâb-ı Hak dendiği gibi, Cenâb-ı Peygamber de denir. Ayrıca, Hazret-i Peygamber, Hazret-i Muhammed dendiği gibi, Hazret-i Allah da denir. Bunlar saygı ifade eden kelimelerdir. Âli Cenâb ifadesi de, iyilik sahibi, yüksek ahlâklı, cömert, büyük zat gibi anlamlara gelir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ne yapsak, günah deniyor. İslamiyet'te her şey günah mı? CEVAP: Hayır, dinimizde her şey günah değildir. Helal olan şeylerin yanında, haramlar çok azdır. Bütün meyveler, bütün sebzeler, zehirli olanları hariç bütün otlar mubahtır. Deniz haşaratı hariç bütün balık çeşitleri, sarhoş edenler hariç bütün içilecek şeyler helaldir. Mahrem akraba ve dinsiz olanlar hariç, yabancı kadınların hepsiyle evlenmek mubahtır. İpek hariç, bütün giyecekler mubahtır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın mubah ettiği, izin verdiği şeylerin çeşidi ve sayısı pek çoktur. Haram ettiği, yasak ettiği şeylerse, pek azdır. Mubahlardaki fayda ve lezzet, haramlardan çok fazladır. Allahü teâlâ mubah işleyeni sever, haram işleyeni sevmez. Aklı olan kimse, çabuk geçen bir lezzet için, Allahü teâlâyı gücendirmeyi elbette istemez. (1/163) Allahü teâlâ kullarına çok merhamet ve ikram ederek, mubahlarla zevklenmeye izin vermiş ve pek çok şeyi mubah etmiştir. Helal olan bu sayısız zevkleri, lezzetleri bırakıp da, haram edilen birkaç zevke sapmak, Allah'a karşı ne kadar edepsizlik olur. Hem de, haram ettiği lezzetleri, daha fazlasıyla mubahlarda da yaratmıştır. Helal olan çeşitli nimetlerin zevkleri bir yana, insanın işinden, Rabbinin razı olmasından, daha büyük zevk olur mu? Bir kölenin işini, efendisinin beğenmemesinden daha büyük sıkıntı olur mu? Biz kuluz, sahibimiz olan Allah'ın emrindeyiz. Başıboş değiliz. (1/73) İRTİBAT HALİNDE OLMAK İÇİN Sual: Allahü teâlânın sevgili kullarıyla devamlı irtibat halinde olmak ve onlardan gelen feyzlere kavuşmak için hangi duaları okumalıdır? CEVAP: Kitap okumak sohbetin yarısıdır. Her gün, birkaç sayfa da olsa, kitaplarından okumalı. Ayrıca her gün, bir Fatiha ile istiğfar duasını okuyup, sevabını Peygamber efendimizin, Enbiyanın, Evliyanın, Silsile-i aliyyenin mübarek ruhlarına hediye ederek, nurlu kalblerine iltica etmeli. Bu ikisi alışkanlık haline getirilmeye çalışılırsa, onlardan gelen feyzlere kavuşulur. KİLİSEYE GİTMEK Sual: Gezmek için, kiliseye gitmekte, mahzur var mıdır? CEVAP: İbni Abidin hazretleri, (Kilisede şeytanlar toplanır) buyuruyor. (Redd-ül-muhtar) Bir ihtiyaç olmadan, şeytanların toplandığı yere gidilmez. Hele, oradaki âyinlere katılmak ve papazdan dua etmesini istemek, hiç caiz olmaz. Onların âyinlerini beğenmek ise küfür olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: 8 Cennetin, 8 kapısı ve 8 anahtarı vardır. Bu anahtarlardan birincisi, beş vakit namaz kılan müminlerin imanıdır. İkincisi, Besmele-i şeriftir. Altısı da, Fatiha-i şerifenin içindedir. Fatiha suresinde zaten 6 âyet-i kerime var. Allahü teâlâ, her namazda bize Fatiha-i şerife okutuyor. Müslüman namaza durduğu zaman Cennetin 8 kapısı birden açılır; çünkü imanı olan namaza durur. Namazda her rekâtta Besmele okunur. Anahtarlardan ikisi bunlar. Diğer altısı da Fatiha-i şerifede gizli. Her namazda da, her rekâtta da Fatiha-i şerife var. İşte Müslüman namaza durduğu zaman 8 Cennetin 8 kapısı açılır. Namazdayken vefat etmek büyük nimettir. Birisi bizim istediğimizi yapmasa, hayır dese, çok kızarız ki, biz bir kuluz, o da bir kul. Hâşâ, ne onun hücrelerini, kalbini çalıştıran biziz, ne de onun rızkını veren biziz. Hele bu söz dinlemeyen, evladımızsa, daha çok kızarız. Allahü teâlâ, (Bütün kullar benim ıyalim) buyuruyor. Yani hâşâ, benzetmek gibi olmasın, bir aile efradı nasılsa, bütün kullar öyle. Böyle bir yüce Rabbe karşı ki, Cenab-ı Hak, (Eğer benim size verdiğim nimetleri yazmak için, bütün ağaçlar kalem olsa, bütün denizler mürekkep olsa, bu nimetleri yazsa, deryalar biter, yine benim verdiğim nimetler bitmez) buyuruyor. Güneş, ay ve bütün yıldızlar, topraktaki bütün bitkiler, bütün böcekler, havadaki mikroplar, karadaki ve denizlerdeki hayvanlar, kâinatta aklımıza gelebilen ne varsa, Allahü teâlâ, (Bunların hepsini sizin istifadeniz için yarattım) buyuruyor. Bundan mutlaka dolaylı veya dolaysız, insanlara fayda vardır. Namaz kılmayan bir insan, böyle yüce olan Allah'a, bize bu kadar nimetler bahşeden Rabbimize, hayır diyor, ben gelmiyorum diyor. Ezanda, (hayye-alel-felâh) yani kurtuluşa gelin deniyor. Kurtuluşun namazda olduğu bildiriliyor. Namaz kılmayan ise, (Ben gelmiyorum) diyor. Öğleyin, ikindi, akşam, yatsıda bir daha, gelin kurtuluşa... Namaz kılmayan ise yine, (Ben gelmem) diyor. Yani boğulmakta olana diyorsunuz ki, uzat şu elini, seni boğulmaktan kurtaracağım, vermiyorum diyor. Yahut da damdan düşmek üzere olan adama, gel diyorsunuz, elini tutacağım, gelmiyorum diyor. Ne deriz sonunda. Kardeşim ne yapayım, bu kadar el uzattık. Ömrümüz boyunca kurtuluşa gel deniyor, gelmiyor. Ondan sonra da çukura düşüyor. Sonra da, (Ya Rabbi niçin attın beni buraya?) diyecek, hiç böyle şey olur mu? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Adam köprüye çıkmış, oradan atıyor kendini aşağıya. Sonra diyor ki, niye bu köprüyü yaptınız, beni aşağı attınız? Biz bu köprüyü insanlar gelip geçsin diye yaptık, insanlar intihar etsin diye yapmadık ki!.. Üç tane kendini bilmez intihar edecek diye köprü imha edilir mi? Allahü teâlâ, bu dini, bu Kur'an-ı kerimi, bu namazı, insanları Cennete kavuşturmak için köprü yapmış. (Namazı emretmeseydi!) diyor. O zaman Cennete gidemezdik. Allahü teâlâ Cennete gidecek vasıtayı böyle yaratmış. İngiltere'ye, havadan ve denizden gidilir, karadan gidilmez. Cenab-ı Hak da, Cennete giden yolu, böyle yaratmış, (Kim buna uyarsa sonra Cennete gidecek. Kim uymazsa Cehenneme girecek) diyor; çünkü üçüncü bir yer yok. (Ben niye Cennete girmedim?) diyene (Sen Cennete giden yola niye girmedin? Niye her gün beş sefer ben gelmiyorum dedin?) denecektir. Namaz kılmayan kimsenin kalbi temiz olmaz. Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Zaten namaz kılmamak, en büyük günahlardan biridir. Her türlü günahı işleyip de, sen kalbe bak demek, din cahillerinin sözüdür. Namaz kılmayan, bütün dünyadaki yoksulları doyursa, her köye, her mahalleye cami, çeşme yaptırsa, namaz kılmamanın günahı bunların hepsinden fazla olur. Namaz, dinin direğidir, temelidir. Doğru kılınan namaz her hayrın anahtarı, her derdin ilacıdır. Namaz kılan kimse dinini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan elbette dinini yıkar. Namazı doğru kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin kötü şeyler yapmaktan korunmuş olur. Kur'an-ı kerimde, (Doğru kılınan namaz insanı fahşadan ve münkerden mutlaka uzaklaştırır) buyuruluyor. Her namaz uzaklaştırır denmiyor. Doğru kılınan, Allahü teâlânın razı olduğu namaz bildiriliyor. Şayet bir kimsenin namazı kabul olunmuşsa, bu mümin kötülük yapamaz. Helal lokma yiyenler, rahat namaz kılar; çünkü namaza engel, haram lokmadır. Helal lokma yiyen, koşarak namaza gider. Siz, namaz kıl demeseniz de onlar namaz kılar. Bir namazda 12 tane farz var. Bir günde 60 farz eder. Bir Müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. Bu insan nasıl kurtulacak? Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de önem vermiyordur. Önem vermeyen dinden çıkar. Önem vermemek, zerre kadar da olsa üzülmemek demektir. Kıyamet günü hesap, önce imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih etmeli. Nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılmalı. Namaz, nurdur. Namazsız geçen ömür, kayıptır. Peygamber efendimizin, vefat ederken son cümlesi, (Namaza dikkat edin, hanımlarınızı üzmeyin) olmuştur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Mukabele okumak ve dinlemek uygun değildir. Kur'anı okuyanın ve dinleyenin anlaması şarttır. Papağan gibi okumak, fayda yerine zarar verir) diyenler oluyor. Her milletten Müslüman olanlar var. Kur'anı herkesin anlaması mümkün olmadığına göre, Arapça bilmeyenlerin Kur'an okuması günah mıdır? CEVAP: Kur'an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz; hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sual ederdi. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an-ı kerim Allahü teâlânın metin [sağlam] ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace] Kur'an-ı kerimin, çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren, hayrete düşüren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 10] Demek ki, her Arapça bilen, Kur'an-ı kerimi anlayamaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Cenab-ı Hakkın, (Anlayarak da anlamayarak da Kur'an-ı kerim okuyan, benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirmektedir. (İhya) İslam âlimlerinin en büyüklerinden, Hanbelî mezhebinin reisi imam-ı Ahmed hazretleri böyle buyururken, hâlâ herkesin Kur'an-ı kerimi anlayarak okuması gerektiğini söylemek ne büyük gaflettir! BERAT GECESİNDE Sual: Berat gecesinde, kaderimiz tekrar mı yazılıyor? CEVAP: Hayır. Kader, ezelde Levh-i mahfuzda yazılmıştır. Sonradan bir şey yazılmaz. Yani, Levh-i mahfuzda olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır. Allahü teâlânın ezeldeki ilmi nasılsa, Levh-i mahfuzdaki değişiklikler, ona uygun olur. (Tefsir-i Hazin) Allahü teâlâ, ezelde, hiçbir şey yaratmadan önce her şeyi takdir etti, diledi. Bunlardan, bir yıl içinde olacak her şeyi, Berat gecesinde meleklere bildirir. (S. Ebediyye) ZEKÂTI FAZLA VERMEK Sual: Bir kimse, zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın verse, fakire verdikten sonra tekrar hesaplasa, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekâta bu bir altını mahsup edebilir mi? CEVAP: Evet, edebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Nefsimize uyup günah işlediğimiz zamanlar oluyor, bu zamanlar da dahil, her halimize hamdolsun demek caiz midir? CEVAP: Günahlar kast edilmeden, elhamdülillahi alâ külli hâl yani her halimize hamd olsun demek caiz olur. Küfre düşmek veya sapıtmak gibi haller de düşünülünce, o zaman şöyle demelidir: (Elhamdülillahi alâ külli hâl, sivel küfri ved-dalâl.) (Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allah'a hamd olsun) demektir. Şöyle demek de uygun olur: (Elhamdülillahi alâ külli hâl. Ve eûzü billahi min hâli ehlinnâr.) (Her halden dolayı Allah'a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah'a sığınırım) demektir. KENDİNİ ÜSTÜN GÖRMEK Sual: Mektubat'ta, kendisini Frenk kâfirinden aşağı görmek diye bir ifade var. Kendini Frenk kâfirinden aşağı görmek ne demek? Bir de orada İmam-ı Rabbani hazretleri, (Sol tarafımdaki melek durmadan günahlarımı yazıyor; ama sağ tarafımdaki melek yirmi yıldır hiçbir şey yazmıyor) buyuruyor. Bu ne demektir? CEVAP: O büyüklerde ruh ve nefs birbirinden o kadar ayrılmışlardır ki, onlar nefsi kendileri olarak görürler. Nefiste hiçbir iyilik yoktur; çünkü nefsin nihai hedefi günah işlete işlete insanı kâfir yapmaktır. Nefis, âdeta kötülüklerin posasıdır. Sanki bademyağı ile posası gibidir. Hâlbuki kâfirlerde ruh ölüdür; ama dürüstlük, cömertlik gibi iyi vasıflar vardır. O büyükler bundan dolayı kendi nefslerini o Frenk kâfirinden üstün görmezler. Bundan dolayı da, sağ tarafındaki meleğin hiç yazmadığını; sol tarafındaki meleğin ise devamlı yazdığını görürler. KUR'AN-I KERİM OKURKEN Sual: Kur'an okurken, dünya kelamı konuşup sonra okumaya başlarken Euzü çekmeden, sadece (Este'îzü billah) demek yeterli midir? CEVAP: Evet, yeterli olur. PAPAZI TEMSİL ETMEK Sual: Piyeslerde, bir papazı temsil etmek caiz midir? CEVAP: Zaruretsiz caiz değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Dinde namaz, oruç ve başörtüsünden başka bir şey yok mu? Kişinin iyi Müslüman olduğunu anlamak için, artık bunlara değil, başka şeylere bakmak gerekir. Din ve ibadetin özü, güzel ahlâk sahibi olmak, insanlara iyilik etmek, fakirlerin yardımına koşmaktır. Din adına, sadece imanın ve İslam'ın şartlarından bahsetmek, dinin içini boşaltmak olur) diyenler oluyor. İmanın ve İslamın şartları olmadan din olur mu? CEVAP: İman ve İslam olmazsa yani imanın ve İslam'ın şartları kabul edilmezse, tam bir dinsizlik olur. Bir gayrimüslim de insanlara iyilik edebilir, fakirlere yardımda bulunabilir ve insanlığa faydalı şeyler yapabilir; ama Müslüman olmadıktan sonra bunların hiç kıymeti olmadığı Kur'an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. HANIMLA İSTİŞARE Sual: Kadınlarla istişare etmekle ilgili hadis var mıdır? CEVAP: Evet, vardır. Bahsedilen hadis-i şerif istişarenin önemini bildiriyor. Kadınlar genelde hisleriyle karar verirler. Onun için bunların söylediklerini ihtiyatla karşılamak gerekir. Kimse bulunmazsa, kadınlarla da istişare etmeli; ama hisleriyle konuşuyorsa ihtiyatla karşılamalıdır. Yine de onlarla istişareden uzak durmamalıdır. YEMEKLERİ AĞIR YEMELİ Sual: Yemekleri tez mi, yoksa yavaş yavaş mı yemek daha uygundur? CEVAP: İyi hazmetmek için çok çiğnemek, yani ağır ağır yemek gerekir. Yemeği iyi çiğneyerek yemek sünnettir. Bu sünnete uyunca, mide ağrısı, gaz gibi şikâyetler görülmez. ÇOCUĞA NAMAZI ÖĞRETMEK Sual: Kendim namaz kılarken, 9 yaşındaki kızımın da duyması için sesli okuyorum, yani namazı, namaz kılarak, namazda öğretiyorum. Anneyle kızın böyle namaz kılması uygun mu? CEVAP: Öğretmek için sesli okumanız doğru olmaz. Namaz kılmadan aynı şekilde sesli olarak ve tarif ederek namazı öğretebilirsiniz. Mesela rükûa eğilince, bu haldeyken üç kere, Sübhane rabbiyel azîm denir dersiniz. Ayakta şu okuduğum okunur dersiniz. Böyle tarif edersiniz. TAVUĞUN BOYNUNU KOPARMAK Sual: Boynu koparılarak öldürülen tavuğu yemek caiz midir? CEVAP: Hayır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Maliki mezhebinde, bir ihtiyaç olunca, seferde öğleyle ikindi ve akşamla yatsı namazlarını cem etmek caiz olduğuna göre, 10 gün için sefere çıkan Hanefi, ihtiyaç halinde Maliki'yi taklit ederek cem edebilir mi? CEVAP: Başka bir mezhebi taklit edenin, o mezhebin o husustaki diğer şartlarına da uyması gerekir. Maliki'de seferde cem etmek caizse de, giriş çıkış günleri hariç 4 veya daha fazla gün için sefere çıkan, Maliki'de seferi olmaz. 10 gün için sefere çıkan kimse de, Maliki'ye göre seferi olmayacağı için, Maliki'yi taklit ederek cem edemez. Hanbelî'de ise, ihtiyaç halinde mukimken de cem caizdir. Maliki'ye göre seferi olamayan, Hanbelî'yi taklit ederek cem eder. Mukim olacağı için de, cem ederken dört rekât olan farzları yine dört rekât olarak kılar. MALİKİ'DE TEYEMMÜM Sual: Abdest için teyemmüm ederken, ağza ve burna su vermek gerekmediğine göre, Maliki'yi taklit eden, abdest için teyemmüm ederken, Maliki'yi taklit etmesi gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. Abdestte de, ağza ve burna su vermek, farz değil sünnettir; fakat abdestin sahih olması gusle bağlıdır. Guslü sahih olmayanın, abdesti de sahih olmaz. Bundan dolayı, gusülde taklit edenin, abdestte de, teyemmümde de, Maliki'yi taklit etmesi gerekir. Zaten Maliki'de, teyemmüm için fazla farklı bir şey de yoktur. Maliki'de sadece, namaz vakti çıkınca teyemmüm bozulur, her namaz vaktinde teyemmüm etmek şarttır. Vakit girmeden yapılan teyemmüm, Maliki'de sahih olmaz. HALVETE MANİ OLMAK İÇİN Sual: Tesisat veya tamir işleri için gidilen bir evde, evin hanımı yalnızsa, halvet olur mu? CEVAP: Evin hanımı başka odada durursa veya bu işleri yapmak için, iki kişi gidilirse, halvet olmaz. AHİR ZAMAN Sual: (Hicri bin yılından sonra ahir zamandır) deniyor. Ahir zaman Peygamber efendimizin gelmesiyle başlamadı mı? CEVAP: Evet. Muhammed aleyhisselamdan sonra, başka peygamber gelmeyecek, kıyamete kadar Onun bildirdiği İslam dini geçerli olacaktır. (Hicri bin yılından sonra ahir zamandır) demek, ahir zaman alametlerinin çoğalmaya başladığı zaman demektir. Bu alametler gittikçe çoğalacak, en son büyük alametler çıkacak, ondan sonra da artık kıyamet kopacaktır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinimizde insan her istediğini yapma özgürlüğüne sahip değil midir? CEVAP: Yapılabilenler ve yapılamayanlar var. Birkaç örnek verelim: 1- Her devletin kanunları, tüzükleri vardır. O ülkenin vatandaşları bunlara uymak zorundadır. Uymayan cezalara çarptırılır. 2- Her şirketin prensipleri farklıdır. O şirkette çalışan, peşinen bunları kabul etmiş demektir. Orada çalışmak istiyorsa, bunlara uymaktan başka çaresi yoktur. Ya uyacak, ya da istediği yere gidecek... 3- Trafiğin düzeni için trafik kuralları konulmuştur. Herkes istediği gibi gidemez, istediği gibi araç sollayamaz, kırmızı ışıkta geçip gidemez. Bu kurallara uymayan, ceza ödemek zorunda kalır. Bir kaza sonucu hayatından da olabilir. 4- İnsan istediğini yapabilseydi, dinlerin, peygamberlerin ve kitapların gönderilmesine lüzum olmazdı. Bu yüzden, insan, kul olarak yaratıcısının emir ve yasaklarına muhataptır. Bunu kabul etmeyen, istediğini yapabilen, sorumsuz mahlûkların yani hayvanların seviyesini tercih etmiş olur. 5- Eskiden tasavvufun da, prensipleri vardı. Bir mürşide tâbi olup olmamak serbestti; ama tâbi olduktan sonra her istediğini yapamazdı, o yolun edebine, prensiplerine, şartlarına uygun hareket ederdi. Mürşide talebe olan, o yolu veya o zatı temsil ediyor demekti. Her işiyle, kılık kıyafetiyle, oturup kalkmasıyla, konuşmasıyla, kısaca her şeyiyle buna dikkat etmek zorundaydı. Ya uyardı veya uymak istemezse çekip giderdi. Demek ki, her istediğini yapmak doğru bir şey değildir. Herkes istediğini yaparsa, ne düzen, ne hak hukuk, ne de huzur kalır. İslam âlimleri, (Edep, haddini bilmektir) buyuruyorlar. Yani, kendi konumunu, yetkisini bilmektir; ben ne yapabilirim, ne konuşabilirim, ne yiyebilirim gibi, her hususta hakkını bilmektir. Bunun sınırını da, dinimiz bildirmektedir. HANEFİ'YE UYAN ŞAFİİ Sual: Hanefi imama uyan Şafii veya Şafii imama uyan Hanefi, sabah namazında kunut okur mu? CEVAP: Hanefiye uyan Şafii, okumaya fırsat olmadığı için, kunut okumaz. Şafii'ye uyan Hanefi de, okumaz, imamı bekler. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.07.2009
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dünya imtihan yeridir. Gelip geçicidir. Tohum ekme yeridir. Hasat ahirette biçilecektir. Onun için (Dünya ahiretin tarlasıdır) buyuruluyor. Bu dünyada devamlı huzur, rahat arayan ahmaktır. Bu dünyada, Cenab-ı Hakkın ahirette vaad ettiklerini arayanlar, Allahü teâlânın Cennette vereceklerini isteyenler yanılırlar; çünkü Peygamber efendimiz, (Dünya, müminin zindanı, kâfirin Cennetidir) buyuruyor. Müminin zindanı demek, müminler dünyada sıkıntı çekecek demektir; çünkü hapishanede olan sıkıntı çeker. Sabredeceğiz, şükredeceğiz. Rabbimizin bizi af ve mağfiret edeceğini; merhametiyle, lütfuyla, bize Cennetini ihsan edeceğini ümit ediyoruz, onu istiyoruz. Vereceğine de inanıyoruz, zerre kadar şüphemiz yoktur; çünkü Cenab-ı Hak, (Kulum beni nasıl zannederse, onu öyle karşılarım) buyuruyor. Cenneti istemeyenler, alay edenler de var. Onlar da öyle istiyor. Allahü teâlâ, istemeyene Cenneti verir mi? Her işimiz, her yaptığımız, her hareketimiz imtihandır. İmtihanda duyulan heyecan, yaşarken duyulmazsa, emir ve yasaklara dikkat edilmezse, dine uymada gevşeklik olursa, diğer taraf sıkıntılı olur. İşte, imtihana çekileceğimizi unutmamalı, agâh yani uyanık olmalı, gafletten kurtulmalı. Mesela, helalinden kazanmak, helal lokma yemek, dinimize uygun olarak evlenmek, iş kurarken, iş bozarken, Rabbim bundan razı mı, değil mi diye düşünmek, hep agâh olmaktır. İnsan birinin evindeyken daima ev sahibiyle yaşar. Mesela, İmam-ı Rabbani hazretlerinin evinde olsaydık, o anda nasıl o mübarek zatı unuturuz ki? Bu mümkün mü? Her tarafta o mübarek zat var; çünkü onların evi. Orada oturuyor, orada konuşuyor. Yani onların evinde, onların yanında, başka bir şey akla gelmez ki. İnsan nasıl o mübarek zatın evinde olur da, kendisini meyhanede, kendisini sokakta zannedebilir. Olacak iş değildir. İşte bunun gibi, bütün kâinat da Rabbimizindir. Her an Onun nimetlerini yiyoruz. Her an Onun durdurmasıyla hayattayız. Her an bizi konuşturan, işittiren, yürüten, besleyen hep Odur. Her an bizi görüyor, her an bizi işitiyor. Onunlayız. Peki, insan Rabbimizin bize ihsan ettiği mekânda yaşar da, nasıl nimet sahibinden gâfil olur? Nasıl Onu unutur? Allahü teâlâyı unutmamak, Onu her an hatırlamak Müslümanlıktır. Kısmen de Müslümanlık olmaz. Camide Müslümanlık, sokakta canavarlık olmaz. Bütün kâinat Onundur. Biz misafiriz. Allahü teâlâyı unutmazsak, neyi hatırlarsak o şekilde ölürüz. Peygamber efendimiz, (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz) buyuruyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Cennete giden yola girmek, Cennete gitmek, dünya sevgisini kalbden çıkaran Ehl-i sünnet âlimlerine, Silsile-i aliyye büyüklerine tâbi olmak, ancak onları sevmekle mümkündür. Yoksa insan, bunu kendi başına yapamaz. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, (Hocama kavuştum, aklımı bıraktım ve kurtuldum. Aksi halde felakete gidiyordum; çünkü anlattıklarıyla yaptıkları arasında çok fark vardı. Aklım kabul etmiyordu. Zihnimde itirazlar başlayınca, felakete gittiğimi anladım, en sonunda aklımı bıraktım ve kurtuldum) buyuruyor. Kâbe'ye varan, hâlâ (Kâbe'ye nasıl gidilir?) diye sorar mı? Sorarsa, ona ne derler? İnsan bir gemiye veya başka bir vasıtaya bindikten sonra, kaptanına karışmaya hakkı yoktur. Binmeyebilir. Binerse susup oturacak. Yani bizim dinimizin esası, Ebu Bekr-i Sıddık hazretlerinin söylediği sözdür. Ne buyuruyor Ebu Bekri Sıddık hazretleri? (Mademki o söyledi, doğru söyledi) buyuruyor. Mirac hadisesini duyan müşrikler ona gelip, (Kudüs'e ne kadar zamanda gidilip gelinir?) diye sordular. (Bir ayda) buyurdu. (Zaten sen akıllı adamsın, böyle söyleyeceğini biliyorduk) dediler. (Niye sordunuz?) dedi. (Ama senin efendin, "Ben bir anda gidip geldim" diyor, ne dersin?) dediler. (O söylediyse doğrudur) buyurdu. Hâlbuki akıl, bir ayda gidilir diyor. Akıl, hesap, kitap bunu bildiriyor; ama o, aklı bırakmıştı. Ebu Bekr-i Sıddık hazretleri orada eğer, aklıyla konuşmaya devam etseydi, Eshab-ı kiram olmak şerefinden mahrum kalacaktı. Hâlbuki Peygamberlerden sonra en üstün insan oldu. Neden? Bu sözünden, bu imanından, bu ihlâsından dolayı... Her mürşid-i kâmilin talebeleri arasında, aklını kullanmayan çok az kişi olmuştur. Kim aklını ne kadar terk etmişse, o kadar kendini kurtarabilmiştir. Hâlbuki çekilen en büyük sıkıntı, böyle bir nimete kavuştuğu halde, hâlâ aklıyla yol almaya çalışmaktır. Bunlar daima kaybetmiştir ve helak olmuşlardır. Onun için insan, teslimiyeti nispetinde saadete erer. Eshab-ı kiramın erdiği gibi. Kavuşup da âşık olanlar, en büyük rütbeye eriştiler, en büyük saadete kavuştular. Onların iki rekât namazına, sonra gelenler, ömürleri boyunca kıldıkları namazla kavuşamadılar. Öyle sevab aldılar. Kendimizi seversek, başkasından soğuruz. Kendimizi sevmezsek, herkesi severiz. Herkes de bizi sever. İki sevgi bir kalbde olmaz. Ya Allah sevgisi, ya nefs sevgisi. Allah sevgisi varsa, öteki zaten gider. Kalbin saf ve temiz olması lazım. Kalbin saf ve temiz olması da, kendine değil, büyüklerimize tâbi olmakla mümkündür. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, düşmanlarla değil, dostlarla beraber olmayı emrediyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ölüm acısından çok korkanın, ne yapması gerekir? CEVAP: Müslüman, Allah'ın dostudur. Dostlara ölüm acısı olmaz. Acı olmayınca korkmak lüzumsuz olur. Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselama buyurdu ki: (Dostlarımın canını kolay al, düşmanlarımın canını güç al!) [Cennet Yolu İlmihali] Yasin-i şerif okumak, çok faydalıdır. Faydalarından birisi de, eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz. Ayrıca her zaman abdestli bulunmaya çalışmalı. Abdestliyken ölenlere şehid sevabı verilir. Peygamber efendimiz, (Abdestli olarak ölen, ölüm acısı çekmez; çünkü abdest, imanlı olmanın alametidir. Namazın anahtarı, bedenin günahlardan temizleyicisidir) buyuruyor. Şehidler ölürken, kabirde verilecek olan Cennet nimetlerini görerek çok sevinir, çok neşelenir. Ölürken hiç acı duymaz ve Cennet nimetlerine kavuşurlar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Müslümanın kabri, Cennet bahçesidir.) [Tirmizi] MALİKİ'Yİ TAKLİT VE SEFERİLİK Sual: Hanefi mezhebindeki bir kimse, 10 günlüğüne sefere çıksa, orada bir akıntıdan veya başka bir ihtiyaçtan dolayı Maliki mezhebini taklit etmesi gerekse, seferiliği devam eder mi? CEVAP: Maliki'nin şartlarına da uyması gerektiği için, seferiliği devam etmez. ELLE YAZMAK Sual: Dua âyetlerinin ve diğer duaların, evimizde bulundurmak ve üzerimizde taşımak için, elle yazılması şart mıdır? Yazıcıdan çıktı alınsa veya fotokopi çekilse de olur mu? CEVAP: Evet, olur. Mutlaka elle yazmak gerekmez. UZUN PANTOLON Sual: Paçaları yere değen pantolonla veya pijamayla namaz kılmak mekruh mudur? CEVAP: Hayır. Eğer paçalar çok uzunsa, topuklara kadar kıvrılabilir. TESBİH TANELERİ Sual: Tesbihteki taneler, 33 değil de, fazla veya eksik olursa mahzuru olur mu? CEVAP: Bilinmeyince mahzuru olmaz. 33 sayısı, 3'ün katı olduğu için, tesbih çekerken, bazen üçer üçer çekilirse, eksik veya fazla olup olmadığı, ayrıca saymadan anlaşılabilir. UÇAKLA GİDİNCE Sual: Akşamı kıldıktan sonra, çok hızlı giden bir uçakla batıya gidince güneşi görse, güneş batınca akşamı tekrar kılar mı? CEVAP: Evet, tekrar kılar; çünkü vakit esastır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allah'ın rahmeti ve gazabı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İnsanların çoğu Müslüman değildir. Müslüman olmayanların hepsi de Cehenneme gideceğine göre, Allah'ın rahmetinin gazabını aştığı nasıl söylenebilir? CEVAP: (Rahmetim gazabımı aştı) diye bizzat kendisi bildiriyor. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kâfirlere Allahü teâlânın zatı [kendisi] düşmandır. Bütün putlar ve bunlara tapanlar, Allahü teâlânın zatının düşmanlarıdır. Cehennemde sonsuz azap, bu küfrün cezasıdır. Günahlar böyle değildir. Bunlara, Allahü teâlânın düşmanlığı, zatından değil sıfatlarındandır. Günahkârlara gazap etmesi, zatıyla değil gazap sıfatıyladır. Bunlara azap etmesi hep sıfatları ve fiilleriyledir. Günahkârlar, bunun için Cehennemde sonsuz kalmayacaktır. Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı zatından olduğu için, ahirette rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldıramaz. Zatın düşmanlığı, sıfatın acımasından daha kuvvetlidir. Sıfatla yapılan şey, zatın yaptığını değiştiremez. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Sabekat rahmeti alâ gadabî=Rahmetim gazabımı aştı.) [Deylemi] (Rahmet sıfatım, gazap sıfatımı aştı. Yani, müminlerin günahkârlarına karşı olan, gazap sıfatımı aştı) demektir. Yoksa (Rahmet sıfatı, kâfirlere karşı olan, zatın gazabını aşar) demek değildir. (1/266) Muhammed Masum Faruki hazretleri de aynı şeyi bildiriyor: Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatındandır. Lat ve Uzza gibi putlara ve bunlara tapanlara kendisi düşmandır. Cehennemde sonsuz yanmak, bu çirkin işin cezasıdır. Günahlar böyle değildir; çünkü Allahü teâlânın bunlara gazabı, zatından değildir. Gazabı sıfatlarından, azabı fiillerindendir. Bunun için, günahların cezası sonsuz olmadı. (3/55) İMAMIN VE CEMAATİN NİYETİ Sual: İmam cemaatle namaz kıldıracağı zaman nasıl niyet eder? CEVAP: İmam, (Bana uyan cemaate imam oldum) der. İmamın, erkeklere imam olmaya niyet etmesi şart değildir. Eğer niyet etmezse namaz sahih olur; ama kendisi cemaatle kılmak sevabına kavuşamaz. (Cemaate imam olmaya) niyet ederse bu sevaba da kavuşur. Cemaatte kadın da varsa imamın, (Kadınlara imam olmaya) diye niyet etmesi şarttır. Böyle niyet etmezse kadınların namazı sahih olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Berat gecesi ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Berat gecesi Şaban ayının 15. gecesidir. Yani 14 Şaban'ın bittiği günün gecesi ki, bu yıl çarşambayı perşembeye bağlayan gece, yani bu gecedir. Berat gecesinin günü 6 Ağustostur. Oruç tutmak isteyen Perşembe günü tutmalıdır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Şaban öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban ayında üç gün oruç tutana Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ.Asakir] (Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: "Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim." Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] (Cebrail aleyhisselam gelip, "Kalk namaz kıl ve dua et! Bu gece Şaban ayının 15. gecesidir" dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.) [Taberani] (Müşahin, bid'at ehli demektir.) İçki içmek, cimrilik, kin gütmek gibi günahları işleyen kâfir olmaz. İmanı düzgünse, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer. Sevabları günahlarından daha çok gelirse, Cehenneme girmeden de Cennete gider. Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari] Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, Bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir. Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen) duasını çok okurdu. Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir beyitte şöyle deniyor: İnsana bela gelmez, Rabbimiz yazmadıkça, Rabbimiz bela yazmaz, insanlar azmadıkça. Bu ifadeler, Ehl-i sünnete aykırı değil midir? Bu, cebriye fırkasının itikadı değil mi? CEVAP: Hayır, bu iki mısra, hem cebriye, hem de mutezile fırkasına cevaptır. Mutezile, (Kaderini herkes kendi belirler) diyor. Birinci mısra buna cevap olarak, (Takdirde olmazsa insan bir şey yapamaz) deniyor. Cebriye ise, (Her şeyi bize zorla yaptıran Allah'tır) diyor. İkinci mısrada da, (Allah'ın takdiri insanların amellerine göredir) deniyor. İki satırla, iki fırkaya da cevap verilmiştir. PİS YEMEĞİ YEMEK Sual: İki Müslümandan biri bir yemeğe pis, diğeri temizdir dese, o yemek yenir mi? CEVAP: Temiz diyene itibar edilir. (İbni Abidin) TEMİZ KABUL EDİLİR Sual: Döven hayvanı, buğdayın bir yerine idrarını yapsa, bu kısım tam bilinemeyip tahmin edilen yeri yıkamakla, bu buğday temiz kabul edilir mi? CEVAP: Evet. (Hadika) DOMUZ ETİ KESİLEN BIÇAK Sual: Domuz eti kesilen bıçakla koyun eti kesiliyor. Böyle eti yemek caiz midir? CEVAP: Bıçağı yıkadıktan sonra, koyun etini kesmelidir. Domuz eti kesilen bıçakla kesilen koyun etini, yıkadıktan sonra yemelidir. ETLERİN ÜSTÜNDEKİ KAN Sual: Kasabın kestiği etlerden üzerine sıçrayanlar necis midir? Etlerin üzerinde kan olduğu halde, kıyma yapmak caiz midir? CEVAP: Dalak, ciğer ve etlerin üzerinde bulunup akmayan kanlar temizdir. Kesilmiş bir hayvanın etindeki kanlar temizdir. Etleri keserken üstümüze sıçrayanlar necistir. Sıçramayıp et üzerinde kalanlar temiz olduğu için, böyle etleri kıyma yapmakta mahzur yoktur. YEMİNE İNANMAMAK Sual: Salih bir Müslümanın yeminine inanmamak haram mıdır? CEVAP: Evet, haramdır. Yalan yere yemin ediyorsun demektir ki, suizan olur, günah olur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekâtın önemi nedir? CEVAP: Kur'an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah'a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani] (En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani] (Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi] (Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.) (Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.) Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: (Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Al-i İmran 180] Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur'an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35) Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun bütün hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Günahlarımızın temizlenmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müslüman olarak mesuliyetimizi bilmeliyiz. Bu mesuliyeti hiçbir şekilde üzerimizden atamayız, bunu yok sayamayız. Ahirette hesap var, terazi var, ona ameller konacak ve tartılacak. Sonunda ise ya nimet veya azap var. O yüzden bir mübarek zat buyuruyor ki: Allahü teâlâ kullarına üç şey vermiştir. Bunların ikisi dünyada kalır, birisi ahirete gider: 1- Topraktan yaratıldık, yine toprak olacağız. Yani bedenimiz çürümeye mahkûmdur. 2- Müminin ikinci varlığı ruhudur. Ruh da âlem-i emirden gelmiştir. İnsan vefat ederken, kendi mekânına, kendi makamına gider. O da ayrılır. 3- Mahşerde bize kalan kısım sadece amellerimiz, yani yaptığımız iyilik veya kötülüklerimizdir. Bunlar ahirete gidecektir. Allahü teâlâ çok şefkatli, çok merhametli, çok affedici olduğu için, namazlar arasındaki hatalarımız silinsin diye beş vakit namazı emretmiştir. Ayrıca Cuma gününü yarattı. Bu günde ve gecesinde yapılan duaları kabul ediyor ve bir haftalık hatalarımızı, günahlarımızı siliyor. Hatta Cuma günü ve gecesi ve Ramazan-ı şerifin otuz günü ve gecesi, bunların şerefi ve büyüklüğünden dolayı kabirde kâfirler dâhil, kimseye azap yoktur. Ayrıca, mübarek geceleri yarattı. Bu gecelerde yapılan duaları kabul ediyor. Bir de Ramazan-ı şerifi yarattı. Bu öyle bir ay ki, bu ümmete mahsustur. Hazret-i Ali, (Eğer Allahü teâlâ bu ümmeti affetmek dilemeseydi, bunların hepsini affetmeye karar vermeseydi, Ramazan ayını vermezdi) buyuruyor. Ramazan ayı, nimetlerin en büyüklerindendir. Affın, mağfiretin dopdolu olduğu bir aydır. Bir günü, bine bedeldir. Hele içinde bir de, bin aya bedel olan Kadir gecesi vardır. Bir ayın tamamı, yani Ramazanın her günü bayramdır; çünkü her gün binlerce, yüz binlerce Müslüman affa uğruyor, Cennete gidiyor. Bu öyle mübarek bir aydır ki, bütün senenin pisliğine kefarettir ve mutlaka temizleyicidir. Orucunu tutan mümin, bayram sonuna kadar tertemiz olur. Bayramdan sonra, kirli havaya bağlı olarak yine kirlenmeye başlıyor. Bu kirli hava, salihlere de bulaşıyor. Çünkü hava kirlenirse, bundan herkes rahatsız olur. Şimdi manevi hava çok kirli, temiz kimse bile, sokağa çıktığı zaman, bu kirli havayı teneffüs ettiği için kalbi kararır. Havanın kirliliği, haram ve helallerin karışmasından olmuştur. Eskiden haramlar ve helaller ayrıydı. Şimdi karmakarışık oldu... > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Sadaka belayı önler ve ömrü uzatır. Onun için sadaka vermeye çalışmalıdır. Dua da, kaza ve kaderi değiştirir. Bir duayla ömür uzayabilir. Bilhassa anne babadan ve salih akrabalardan alınacak bedduayla da, ömür kısalabilir. Onun için sıla-ı rahim önemlidir; yani eş dost, akraba, anne baba hatta işvereni ziyaret etmek, bunların duasını almak lazım. Bütün bunlar hayra alamettir, iyi şeylerdir; dua etmek ve dua almak güzeldir. Onun için Peygamber efendimiz, (Size [Başta ana baba, hoca, işveren olmak üzere] bir iyilik edene teşekkür etmezseniz, Allah'a şükretmiş olamazsınız.) buyuruyor. Allah sizden razı olmaz. Çünkü o iyiliği Allah yaptı; fakat onlara yaptırdı. O halde siz, önce onlara şükredin, onların rızasını duasını alın, sonra Cenab-Hak'tan ne istiyorsanız isteyin buyuruyor. Bir kahvenin bile kırk yıl hatırı var. Bize bir iyilik edeni ölünceye kadar unutmamalıyız. Mübarek zatlar, kendilerine bir bardak çay içiren kişiye bile senelerce dua eder, onun için Fatiha okurlardı. Hikmeti sorulunca da, (Bana bir bardak çay vermişti, onun bana iyiliği var) derlerdi. İşte İslamiyet, işte insanlık budur. Bu dinde nankörlük yoktur. Bir bardak çay için senelerce dua edilir mi? Evet edilir. Çünkü Allah bundan razıdır. Bir ananın, bir babanın hakkı nasıl ödenir ki, bizim için uykusuz kalan, sağlığını, malını mülkünü feda eden kimseye teşekkür etmemek, onların duasını almamak, akıl alacak iş değildir, büyük nasipsizliktir. Her işin başında büyüklerin duasının alınması gerekir. Başta büyüklerimiz olmak üzere herkesin duasını alalım, hiç kimsenin kalbini kırmayalım. İster Müslüman olsun, ister kâfir olsun, ister inansın, ister inanmasın, ister fâsık olsun, ister evliya olsun, yani kim olursa olsun, kalb kırmayalım; çünkü yüce Allah, yarattığı bu kâinatta, bu mahlûklar arasında, kendisine en yakın olarak kalbi yaratmıştır. Komşuyu üzersek, yandaki sıkılır. Şimdi iki ev yan yana düşünelim, birinde feryat var. Yanındakinin bundan rahatsız olmaması mümkün değil. İşte kalb, Allah'ın komşusudur. Bunları, İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat-ı şerifinde bildiriyor. Eğer bir insanın kalbini kırarsak, o komşuyu darıltmış oluruz. O halde, biz kırılalım; ama bir Müslümanın, bir insanın kalbini kırmayalım; çünkü kalb kırmak, yetmiş kere Kâbe'yi yıkmaktan büyük günahtır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Para paradır, kâğıt parayla niye zekât verilmesin) deniyor. Dinin bu konudaki hükmü nedir? CEVAP: Günümüzde herkes, dinden bahsediyor, aklına göre konuşuyor. Niye böyle olmasın ki, bence bal gibi olur diyorlar. Allah ne emrediyor, Peygamberimiz ne buyuruyor, din kitaplarımız ne yazıyor demiyorlar. Akla göre ölçü olsa, akıl sayısı kadar din olur. Onun için, dinde nakil esastır. Zekât olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır. Başka mal [çek, senet veya paralar] anlaşılmaz; çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüşle anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer) Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca, zekât olarak, bu fülusun değerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (Miftah-üs-seade) Bakır paranın zekâtı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri buyurdu ki: Toprak sahiplerinden uşur ve zekât olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [kâğıt para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı paraysa da, altın değil, bakır paradır. (Redd-ül-muhtar) Zekât olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz [ticaret malı] vermek sahihtir. Elbise tüccarı, ya ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi) Zekât olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekâtı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye) Niye dişi deve verilmesi gerektiğini bilemeyiz. Deveye binilir, eti yenir, yük taşır. Dişi devenin erkek deveden farkı var, süt verir, yavru doğurur; fakat dişi deve, erkek deve olmadan yavru doğuramaz. Buna rağmen dinimiz erkek deveyi zekât olarak vermeyi caiz görmüyor. Bir bakkal, dükkanında sattığı mallardan zekât verebilir, konfeksiyon malından zekât veremez. Bir konfeksiyoncu da, ceket pantolon gibi sattığı mallardan zekât verebilir, pirinç, yağ gibi bakkalın sattığı mallardan zekât veremez. Bir eczacı ancak, sattığı ilaçları zekât olarak verebilir. Yahut altın olarak verir. Konfeksiyon veya bakkal malzemeleri veremez. Halıcı veya mobilyacı ancak ticaretini yaptığı, sattığı malları zekât olarak verebilir. Oyuncakçı mobilya, mobilyacı oyuncak veremez. Bazıları, (Fakire ne versen alır, yeter ki ver, fakir razı olur) diyorlar. Evet, fakir razı olur; fakat fakirin rızası önemli değildir, önemli olan Allah'ın rızasıdır. Kumarda da, faizde de, zinada da tarafların rızası vardır; ama Allah'ın rızası yoktur. Önemli olan Allah'ın emridir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekât nisabı nedir, nasıl hesaplanır? CEVAP: Daha kolay anlaşılması için maddeler halinde yazalım: 1- Zekât nisabı, 20 miskal, yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olan kimseye zengin denir. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Biri zengin, diğeri fakir olabilir. Kim zenginse kendi zekâtını verir. 2- Alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacakların zekâtları tahsil edildikten sonra verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir. 3- Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına dâhil edilmez. Ticaret için alınıp ticaret için saklanan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir; çünkü bunlar ticaret malı olmuştur. 4- Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Diğer paralarıyla ve ticaret malıyla nisap miktarına ulaşıyorsa zekâtı verilir. 5- Zekâta tâbi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı buluyorsa, kırkta biri zekât olarak fakirlere verilir. Nisabdan aşağı ise verilmez. Zekât, kârdan değil, ticaret malının veya paranın tamamından verilir. 6- Kayıp olmuş, gasbolunmuş, gömüldüğü yer unutulmuş mal ve inkâr olunan alacaklar, nisap hesabına katılmaz ve ele geçerlerse, önceki yılların zekâtları verilmez. Senetli veya iki şahitli olan veya itiraf olunan alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir. 7- Kadınların altın ve gümüşten başka diğer süs [ziynet] eşyaları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi ziynet eşyalarının zekâtı verilmez. Şafii'de ise, kadınların altın ve gümüş dâhil süs olarak taktıkları ziynetlerin zekâtı verilmez. (Hidaye) 8- Nisabın helak olması, sıfırlanması demektir. Sıfır veya sıfırın altına düşerse helak olmuş olur. Sıfırlanma demekse, mevcut parası, altını vs. hiç olmamak veya borçlu duruma düşmek demektir. 9- Bir kimse, zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın verse, fakire verdikten sonra tekrar hesaplasa, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekâta bu bir altını mahsup edebilir. 10- Çalışanların alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
1- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7.2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olanın, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise mekruhtur. 3- Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir. 4- Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir. 5- Bir kadın mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları nisap hesabına katar; fakat zekâtını vermez. Aldıktan sonra verir. 6- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kamerî aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb'de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb'in 3'ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur; hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir. 7- Nisap, yıl içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan mesela 50 gram varsa, yıl sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani yıl içindeki sıfırlanma hariç diğer dalgalanmalara itibar edilmez. 8- Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, uşru da zekâtı da verilmez; ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya çevrilirse zekât malı olur. Bir gün sonra da zekât günü gelse zekâtını vermek gerekir. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar. 9- O ay tahakkuk eden kira zekât nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez. 10- Miras alacakları nisap hesabına dâhil edilir; fakat ele geçmedikçe zekâtı verilmez. 11- 25-30 yıllık da olsa, vadeli taksitlerle alınan krediler, zekât hesabında borç olarak düşülür. 12- Altın miktarı yarıdan az olan karışımın zekât hesabı, ağırlığıyla değil kıymetiyle yapılır. 13- Yılın yarıdan fazlasında, parasız çayırda otlayan hayvanlar, üretmek için, sütü için olursa, bunlara saime hayvan denir. Saime hayvan sayısı, nisabı bulursa, zekâtı verilir. Yün için, yük taşımak için, binmek için olursa saime denilmez ve zekâtı verilmez. Parasız çayırda otlamayıp, evde besleniyorsa, üretmek veya eti ve sütü için de beslense yine zekâtı verilmez. Çift sürmek, yük taşımak, binmek için yetiştirilen hayvanların zekâtı olmaz. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekât kimlere verilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur. 2- Kadın, borçlu ve fakir olan kocasına zekât verebilir. 3- Hayır kurumlarına zekât verilmesi caiz değildir. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlarına zekât verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri, icmayı bozamaz. Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez. Buralara zekât verebilmek için dinin emrine uydurulması gerekir. Dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur'an-ı kerim kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekâlet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. Vekil de, aldığı zekâtı, talebelerin veya kurumun ihtiyaçlarına sarf edebilir. 4- Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. 5- Babası zenginse, çocuğuna zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan çocuğa zekât verilir. Deliye de fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zengin birisinin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez; ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verebilir. Burada büyük demek akıl baliğ olmuş demektir. Küçük ise, henüz akıl baliğ olmamış demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
1- Şimdi gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmî, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.] Zimmî varken, zimmîye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi. Bugün, dünyada zimmî yoktur. 2- Zekât verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekât verilmez. Zengine veya Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi soruşturup araştırarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa zararı olmaz. Yani zekâtı sahihtir. Rastgele değil, araştırarak verdiği için yeniden vermek gerekmez. 3- Zekât verirken, salih akrabaları tercih etmek gerekir; çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu; yani zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. 4- Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. 5- Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye dense de caizdir. 6- Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir. 7- Fakire zekât için altın verip, tekrar onu ucuza satın almak mekruhtur. 8- Bir fakirde alacağı olan, zekâtını ona saysa caiz olmaz. Bir zenginin bir fakirden alacağı olsa, fakire borç senedini verip, (Sana alacağım kadar zekât vermeye niyet ettim. Sen de borcuna karşılık kabul et, böylece ödeşmiş olalım) dese, fakir de kabul etse, zengin zekâtını vermiş olmaz; çünkü zekât, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle verilmiş olur. Bu zenginin zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi lazımdır. Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez sadaka olur. (Redd-ül Muhtar) 9- Fakirde alacağı olan, fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire göstererek, (Zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât verilmiş olur, hem de fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yektâ, Mîzân-ı kübra) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dert, bela istemek doğru değil. Dua ederken, (Ya Rabbi, bana sıhhat ve afiyet ver) diye dua etmeli. Bela istenilmez; ancak istemeden gelirse, isyan edilmez, sabredilir. Bir hadis-i şerifinde Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Cennette Allahü teâlâ bazı kullarına o kadar yüksek makamlar, o kadar yüksek köşkler verecek ki, bakanların gözleri kamaşacak. Diyecekler ki, bunlar kim, bu derecelere nasıl kavuştular. Hangi ibadeti yaptılar da bu makama kavuştular? Onlara şu cevap verilir: Bunlar öyle makam sahibi değil, bunlar çok ibadet edenler de değil; fakat bunlar dünyadayken çok acı çektiler, çok hastalık çektiler, çok üzüntü çektiler. Onun için Allahü teâlâ onlara bu dereceleri ihsan eyledi. Onları seyredenler, keşke dünyadayken ellerimiz parçalansaydı, vücutlarımız paramparça olsaydı, o kadar acıyı biz de çekseydik de, kardeşlerimize nasip olan nimet bize de nasip olsaydı, diyecekler.) Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki: (Bazı şeyler sizin çok zorunuza gider, çok gücünüze gider, üzülürsünüz. Bu musibet başıma nereden geldi dersiniz. Hâlbuki bilmezsiniz ki, bu sizin için hayırlıdır. Bazı şeylere çok sevinirsiniz, yaşadık dersiniz. Bilmezsiniz ki, onlar sizin için kötüdür, şerdir.) Hadis-i şerifte de, (Sabretmek, ferahlamanın anahtarıdır) buyuruluyor. Dolayısıyla isyan etmek, itiraz etmek yok. Rabia-i Adviyye hazretleri çok ağır hastalanır. Yanındaki hizmetçiler derler ki: - Anneciğim, siz herkese dua ediyorsunuz o iyileşiyor. Bir de kendinize dua etseniz. Cevabında buyurur ki: - Size bir sevdiğiniz, bir dostunuz, bir arkadaşınız bir hediye getirse, size verse, kardeşim kusura bakma bunu kabul etmiyorum, iade ediyorum deseniz, onun kalbi kırılmaz mı? - Elbette kırılır. Bunun üzerine Rabia hazretleri diyor ki: - Beni yoktan var eden, her an varlıkta durduran Rabbim, bana bir hediye göndermiş. Ben nasıl Rabbime diyeyim ki, yâ Rabbi bu hediyeyi geri al! Bu hastalık Ondan geldi, ben almadım, hiç kimseden de istemedim. Allahü teâlâ öyle lâyık gördü. (Rabia, sana bir hediye göndereceğim, bakalım, sabır mı, isyan mı edeceksin?) dedi. Vallahi yapmam, Rabbimin verdiği bu hediyeyi geri veremem... >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kesin olacak şeyi, olmuş bilmeli
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İki şeyi unutmamalı, Allahü teâlâyı, bir de ölümü. Ölmek, asıl hayatın, ebedi hayatın başlangıcıdır. İnanmayanların dediği gibi kaybolmak, yok olmak değildir. Mümin ölümden korkmaz. Çünkü Peygamber efendimiz, (Ölüm dostu dosta, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan bir köprüdür) buyuruyor. Kim sevgiliye kavuşmak istemez ki? Yeter ki Onu, sevgili kabul etsin. Ölüm haktır. Bir şey mutlaka olacaksa, kesin olacaksa onu olmuş bilmeli. Çünkü ölüm gelecektir. Onun için en huzurlu, en mesut insan ölümü hatırlayandır. Ölüm frendir. Yani koşanın hızını kesen, yuvarlananı durduran ve insana düşünme payı veren, ancak ölümdür. Bir iki dakika düşünmek bile yeterlidir; çünkü insanın nefsi hep ister, bu bana yeter demez. Ne verirsen biraz daha ister. Cenab-ı Hak insanın nefsini Heyula diye bir hayvana benzetiyor. Bu hayvan, doymak bilmeyen bir mahlûkmuş, ne yese doymazmış. Allahü teâlâ hadis-i kudside buyuruyor ki: (Nefsine düşmanlık et! Çünkü nefsin, benim düşmanımdır.) Allahü teâlânın benim düşmanım dediği nefse dost olan, nasıl Allah'ın dostu olabilir ki! İkisinden biri dostumuz, ya Allah, ya nefsimiz. Tam zıt, yani geceyle gündüz gibi... Ya Allah'ın dostu olacağız yahut Onun düşmanım dediği nefsimizin dostu olacağız. Allah'ın dostuysak, Allah'ın dostlarıyla beraberiz demektir. Nefsimizin dostuysak, onun dostlarıyla beraberiz demektir. Nefsimizin dostlarıysa, Allah'ın düşmanları olup, düşmanlık yapıyorlar. Nerede düşmanlık yapıyorlar? Cenâb-ı Hak yediriyor, içiriyor, her şeyi veriyor. Hadi Allah'a bir teşekkür et denince, ben etmem diyor. Allah muhafaza etsin! Bir köylü gelip, (Ya Resulallah, İslam dini nedir?) diye sorunca ona buyurdu ki: (Bu din, Allahü teâlânın bütün emirlerine ve yasaklarına hürmet etmektir, kabul etmektir, beğenmek ve Onun yarattığı her canlıya şefkatli olmaktır, merhametli olmaktır.) Herkese merhamet şekli farklıdır. Kâfire merhamet, dinimizi doğru anlatan bir kitap vermek, dinimizden bahsetmektir. Acıma hissi budur. Yoksa hiç kimseye kızmaya hakkımız yoktur. Kızmak bize yakışmaz. Kızılacak birisi varsa, o da ancak nefsimiz olabilir, çünkü Allah ona düşmandır. Başarılı olmak için mütevazı olmalı. Tevazu göstereni Hak teâlâ yükseltir. O tevazu ettikçe daha yükselir. Kibredeni de alçaltır. O kibirlendikçe halk onu aşağı görür. Hele mahşer günü gururlu ve kibirliler, ayaklar altında kalıp, hakaret görür. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
1- Zekât, ticareti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir. Terzilik yapan, diktiği gömleğin ücretini fakirden almayıp, zekâta dâhil edebilir. Altın olarak vermesi daha iyidir. Kalaycılık yapan, kalayladığı kapların ücretini fakirden almayıp zekâtına sayabilir. Diş doktoru, yaptığı dişlerin ücretini fakirden almayıp, zekâtına mahsup edebilir. 2- Paranın zekâtını kolayca hesap edip vermek için kırkta biri bulunur. Bu kadar liraya ne kadar altın alınıyorsa, o kadar zekât vermek gerekir. 3- Zekât zamanı, hac zamanından önce olan, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı, Hac zamanından sonra olan, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir. 4- Zekât verme günü gelip de zekâtını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimse, malı kendi telef ederse, zekât borcu affolmaz, para kendiliğinden telef olursa zekât affolur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekât affolmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekât affolmaz, zekâtını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekât vermek gerekmez. 5- Ödünç bir altın isteyen fakire, zekâta niyet edip ödünç diye verilse, sonra da o altın hediye edilse zekât sahih olur. 6- Zekâtı dine uygun verebilmek için, bir fakirle devir yapılırken fakire, (Bu parayı bana geri vereceksin, unutma) diye tembih etmek caiz değildir. Öyle anlaşmalı devir olmaz. Devir yaparken, altını verdiğimiz fakir, paranın kendisinin olduğunu kesin olarak bilmeli. Zekâtı dinin emrine uydurmak için bunun yapıldığını, altını kendi rızasıyla, bir lütuf olarak geri hediye ettiğini iyi bilmelidir. Geri bana hediye edeceksin denirse, yani verileni geri vermeye mecbur bırakılırsa, devir sahih olmaz. 7- Nisaba ulaşmayan, [96 gram altını veya bu kadar zekât malı olmayan] erkek, devir ve iskata oturabilir. Taksitli borçlar dikkate alınmaz. 8- Dinimizde zekâtı verilmiş mal, kenz [istif edilmiş, stok edilmiş mal] değildir, gayri meşru mal değildir. Bu malı, kimsenin zorla almaya hakkı yoktur. Zekâtını veren, malın hakkını ödemiş olur. Kimse bu malı alamaz. Bir kimsenin mülkü, ondan izinsiz kullanılamaz. (Dürr-ül Muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Protez dişlerim çok koku yapıyor. Oruçluyken diş macunuyla temizlersem oruç mekruh oluyor. İnsanları rahatsız etmek haram olduğuna göre, diş macunuyla dişlerimi temizlemem caiz olur mu? CEVAP: Sahur vakti dişler diş macunuyla iyice temizlenir, protez diş dışarı çıkarılırsa daha kolay temizlenir. Gün içinde yemek yenmeyeceği için, dişten dolayı artık yemek artığı kokusu olmaz. Ancak oruçlu olanın, açlığın kendi kokusu olur. Onu önlemek için, misvakla ağız iyice temizlenir. Misvak kokuyu azaltır. Öğleden sonra misvaklamak, Şafii'de mekruhtur; çünkü oruçlunun ağız kokusu Allahü teâlâya her kokudan güzel geldiği için, bu güzelliği yok etmek mekruh oluyor. Hanefi'de ise mekruh değildir. Misvak kuru veya yaş olmamalı, ikisi ortası olmalıdır. Misvak yeni olursa daha etkili olur. İftarda ve sahurda şunlar yapılabilir: Maydanoz yemek ağız kokusu için çok faydalıdır. Taze yoğurt da iyi gelir. Yemek arasında veya yemekten sonra çay içmeli. Limonlu su içmek ağız kokusunu giderir. Şekersiz sakız çiğnemeli. Elma yemek de faydalıdır. Tuzlu suyla veya kabartma tozuyla gargara yapmalı. Bunların birkaçı uygulanırsa ağız kokusu önlenmiş olur. TAZİM VE TAHKİR Sual: Dinen kıymetli olan şeylere saygısızlık, küfür olur mu? CEVAP: Her saygısızlık küfür olmaz. İki örnek verelim: 1- Bir ihtiyaç olmadan Kâbe'ye karşı ayaklarını uzatmak, Kâbe'ye saygısızlıktır, ama küfür değildir, tahrimen mekruhtur. Bunu kasten yaparsa, yani Kâbe o tarafta olduğu için, onu hafife alarak veya alay ederek ayaklarını uzatırsa küfür olur. 2- Namaz kılmamak Allahü teâlânın emrine saygısızlıktır; fakat küfür değildir. Namazın farz olduğunu inkâr etmek yahut bu farzı hafife almak, namaza önem vermemek ise küfür olur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müstehcen konuşmak, ayıp şeyler söylemek günah değil midir? CEVAP: Evet, günahtır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Fuhuş söyleyene Cennet haramdır.) [Ebu Nuaym] Fuhuş, çirkin söz demektir. Haddi aşan her şeye fahiş denir. Buradaki manası çirkin olan işleri açık kelimelerle anlatmak, müstehcen konuşmak demektir. Cima için ve abdest bozmak için kullanılan kelimeleri söylemek böyledir. Bu kelimeleri söylemek fuhuştur. Çünkü bunları söylemek, mürüvvete ve diyanete uygun değildir, hayâyı, utanmayı giderir ve başkalarını gücendirir. Cimayı, abdest bozmayı ve necaseti anlatmak gerektiği zaman, açık olarak söylememeli, kinaye olarak söylemelidir! Kinaye, bir şeyi, açık manaları başka olan kelimelerle anlatmaktır. Edepli olan, salih olan, fuhuş söylemeye mecbur olunca, kinaye olarak söyler. Mesela, Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, cima için lems [dokunmak] kelimesini söylemiştir. (Hadika) Dinimizde hayânın, utanmanın yeri çok mühimdir. Hayâsı olan, Allahü teâlâdan utandığı için günah işlemekten çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah'tan da utanmaz. Açıktan günah işleyen, hem insanlardan, hem de Allah'tan çekinmediğini gösterir. (Allah'ın bildiğini kuldan ne saklayayım) demek yanlıştır. Gizli işlediği bir günahı başkalarına açıklamak hayâsızlıktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hayâ ve az konuşmak imandan, fahiş söz ve çok söz nifaktandır.) [Tirmizi] (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyamette, o günahı herkesten saklar.) [Müslim] (Bir günaha düşen, Allah'ın örtüsünü, onun üzerinde bulundurmalıdır!) [Müslim] Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hayâsız kimsenin küfre düşmesi kolay olur. Hadis-i şerifte, (Hayânın azlığı küfürdür) buyuruldu. (Hâkim) Yani hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Hayâ, imanın esasındandır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hayâ, iffet, dile hâkim olmak ve akıl imandandır. Cimrilik, fuhuş, çirkin sözlü olmak ise hayâsızlıktan ve münafıklıktandır.)[Beyheki] (Fahiş ve çirkin sözlerden şiddetle kaçının! ) [Nesai] (Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, fahiş söz söylemez) [Tirmizi] (Cennet, fahiş ve çirkin söz konuşana haramdır.) [İbni Ebi-d-dünya] (Allahü teâlâ, fahiş ve çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hilal görülünce ramazan başlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin doğmasına, görülmesine mi itibar edilir? CEVAP: Hesaba, takvime göre hareket edilmez. Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün doğru olarak hesapla tespit edilir; fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür. Hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz; çünkü Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneş'in ve Ay'ın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar; fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, aramak ve görmek gerekir. Görülünce 29 da olabilir. Eğer görülemezse, Şaban ayını 30'a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir; fakat bir gün önce olamaz; çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması mümkün değildir. Ramazanın her zaman 30 gün çektiğini sananlar da var. Hâlbuki kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün çeker. Hep 30 çekse, hicri yıl 360 gün olur. Her yıl, 10-11 gün erken gelmesinin sebebi, kameri ayların bazen 29 çekmesinden dolayıdır. RAMAZAN AYININ ÜSTÜNLÜĞÜ Sual: Ramazan ayının fazileti nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ size ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Farz namaz sonraki namaza kadar, cuma sonraki cumaya kadar, ramazan ayı sonraki ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani] (Bu aya ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur] (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebi-d-dünya] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya hasta, oruç tutamazsa, ne yapar? CEVAP: Çok yaşlanıp, ölünceye kadar ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesai] Yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zenginse, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un verilir. Bir fıtra miktarı un 1750 gramdır. 1750 gram un ise, 2 TL eder. 30 gün oruç için 52 kg un vermek kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan 30 gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen hasta, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık) Bu yıl için bir çeyrek altın fidye olarak kâfi gelir. Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değeri kadar altın verir. HASTALARIN ORUÇ TUTMASI Sual: Rahatsızlığı olanın oruç tutmaması günah olur mu? CEVAP: Orucun, birçok hastalığa faydalı olduğu, tıp uzmanları tarafından açıklanmıştır. Hadis-i şerifte, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur) buyuruldu. (Beyheki) Zekât veren, malını kirden temizleyip, tehlikelerden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudunu hastalıklardan korur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Sağlığa kavuşmak için oruç tutun!) [Taberani] Midesinden veya başka bir yerinden rahatsızlığı olan bazı kimseler, hastayız diyerek oruç tutmuyorlar. Oruç tutmanın kendisine zararı olup olmayacağını bilemeyen hasta, salih ve uzman bir doktora sorar. Böyle bir doktor, (Oruç tutmak sana zarar verir) derse, orucunu kazaya bırakır. Salih olmayan doktorun sözüyle hareket edilmez. İlaç kullanan hastalar da, doktorun tavsiyesine uygun olarak ilaçların dozunu sahur ve iftara göre ayarlayarak oruçlarını tutabilirler. Oruç tutmaya mani olan hastalık çok azdır. Bu bakımdan salih bir doktora sormadan, orucu kazaya bırakmamalı! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Abdülehad Efendi hazretleri, büyük bir âlim ve evliyadır. Çok kıymetli bir Mektubat'ı var. Muhammed Said hazretlerinin oğludur. İmam-ı Rabbani hazretlerinin de torunudur. Dünyaya gelince İmam-ı Rabbani hazretleri bu torununa, kendi mübarek babasının ismini koymuş. Abdülehad Serhendi hazretleri, babası vefat edince, amcası Muhammed Masum hazretleriyle ilim tahsiline başlamış. Muhammed Masum hazretleri bir gün ona buyururlar ki; (Abdülehad, kırk defa sana teveccüh edeceğim. Kırkıncıdan sonra sen, Vilayet-i Muhammediyye-i hâssaya varacaksın, evliyalığın en üst derecesine ulaşacaksın.) Bu sözü söyledikten sonra, takdir-i ilahi, Muhammed Masum hazretleri, teveccüh 34 olunca vefat etmiş. Tabii ziyaret kalabalık, ağlayan, sızlayanlar... Abdülehad efendi, (Amcam söz verdi, bizim bunu tamamlamamız lazım. Bizim iş yarıda kaldı) diyor. Vefatından sonra bir gece yarısı kabrine gidiyor, (Amca, verdiğin söz, 34'te kaldı. Bunu kırka tamamlayacak mıyız? Bu iş devam mı, tamam mı?) diye soruyor. (Devam, yalnız tenhada gel! Geldiğin zaman hiç kimse olmasın) diyor. O da, (Peki amca) diyor. Gece saat 3-4 gibi, yani herkes uyuduktan sonra gidiyor. Muhammed Masum hazretleri kabirden tecessüm ediyor, yani cisim haline geliyor ve aynen hayattaki gibi teveccüh ediyor, (Etti 35, yarın akşam yine gel) buyuruyor. 36, 37, 38, 39 ve 40... Bu son sefer Abdülehad Efendi, kâğıt kalem bile almış yanına. (Amca, bu yolun sünnetidir. Şu hilafeti yazsan) diyor. O da, (Peki, kâğıt kalem ver) buyuruyor ve Bismillahirrahmanirrahim diyerek, hilafet icazetini yazıyor, altını imzalayıp, (Al, bu da sana vesika) diyor. O da, (Allah razı olsun amca) diyor ve ayrılıyor. Ertesi gün Seyfeddin-i Faruki hazretlerine, yani Muhammed Masum hazretlerinin oğluna gidiyor, (Bu yazıyı tanıyor musunuz?) diyor. O da, (Vallahi babamın yazısı) diyor. Abdülehad hazretleri de, (Dün akşam aldım) diyor. Tarihe bakıyorlar, doğru. (Helal olsun, icazeti de almışsın) diyorlar. İşte bu Abdülehad Serhendi hazretleri bir müjde verip buyuruyor ki: (70 kere "Yâ Allah, Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Kaviyyü, Yâ Kadîr" okuyup da dua eden, ne isterse istesin, Cenâb-ı Hak duasını kabul eder ve ne muradı varsa verir.) Allah rızası için okumalı. Bir seferde 70 defa okumalı, 71 olsa olmaz, yanına başka isim konsa olmaz, bu bir şifredir. İsm-i a'zam, ism-i Celal, Esma-ül Hüsna'dır. Her namazdan sonra okuyana ne mutlu! Hiç olmazsa günde bir defa okumalı. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Peygamber efendimiz, (Bir kimse bu ayda bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Allahü teâlâ onu Cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona da sevab verir) buyurunca Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah her birimiz bir oruçluya iftar edecek ve onu doyuracak kadar zengin değiliz) dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz, (Bir hurmayla iftar ettirene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de, bu sevab verilecektir. Bu ay öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret, sonu da Cehennemden azat olmaktır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, bu ayda çok Kelime-i şehadet söylemek ve istiğfar etmektir. Diğer ikisini de zaten her zaman yapmamız lazımdır. Bunlar da, Allahü teâlâdan Cennetini istemek ve Cehenneminden ona sığınmaktır) buyurdu. Allahü teâlâ her yapılan ibadetin ecrini bildirmiştir, ramazan orucunu bildirmemiştir. Yani oruç tutana şu kadar sevab vereceğim dememiştir. Neden? Bütün açıklarımızı o kapatacaktır. Ölçüsü yok, hesabı yok. O kadar büyük bir fazilet ve rahmet ayıdır. Onu kendine bırakmış Cenâb-ı Hak, onu bildirmiyorum, muhtaç olduğunuz zaman ben size bol bol vereceğim demiş. Ölçü bildirmemiş. Ramazanda dört grup insan hariç, herkesin günahlarının affedileceği hadis-i şerifte bildirilmiştir. Şu dört sınıf insanın günahları affolmaz: 1- Bid'at ehli: Bid'at ehli demek, İslamiyet'e ilave edenler ve İslamiyet'ten çıkaranlar demektir. Yani, İslamiyet'in doğru yolunu saptıranlardır. 2- Ana ve babasına asi olanlar: Tevbe istiğfar etmeli, eğer anne baba vefat etmişlerse dahi onlara iyilikte bulunmalı. Çünkü bir hadis-i şerifte, (Ölü, denizde boğulmak üzere olan insan gibidir. Kendisine anasından, babasından, evladından, eşinden, dostundan gelecek bir dua bekler) buyuruluyor. Onun için hayır hasenat yapılır, hatim okutulur, hatimler gönderilir. İmdat diyen bir adamı gözümüzün önüne getirelim, işte annemiz olabilir, babamız olabilir, akrabamız olabilir. Bu ayda onlara çok hediye gönderelim. 3- Sıla-i rahim yapmayan yani salih olan yakın akrabayı ziyaret etmeyen ve iyilikte bulunmayanlar: Bir mektupla, bir telefonla da olsa, mutlaka eş, dost ve akraba aranmalıdır. Aksi halde, ramazan-ı şerifin mağfiretinden mahrum kalınır. 4- Alkollü içkileri içmeye devam edenler: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Ramazanda ibadetle iyi iş yapabilenlere, bütün sene boyunca bu işleri yapmak nasip olur. Yani bir insan Ramazan-ı şerifte hangi hayırlı işlere başlarsa, Cenâb-ı Hak, yıl boyunca, onu yapmak vaktini ve imkânını nasip eder. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin, bütün senesi günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Evlenen gençler, İslamiyet'e göre yaşarlarsa hiç üzülmezler. İş nefsaniyete girerse sonu hüsran olur; çünkü evlilik kul hakkıyla başlar. Kul hakkına riayet edemeyecek erkek evlenmemeli. Büyük mesuliyettir. O kadın, onun kölesi değildir. Kendisi nasıl Allahü teâlânın mümtaz kulu ise, o da öyledir, fark yoktur; ama maalesef anlayış farkından olsa gerek, evdekilere hizmetçi gözüyle bakıyorlar. Hâlbuki kadın evde hizmetçi veya köle değil, sultandır. Müdafaasız insanlara saldırmak zulümdür. Zulmeden, karşısında Allahü teâlâyı bulur. Onun için kimseye zulmetmemeli, kimsenin âhını almamalıyız. Haklı olduğu zaman münakaşa etmeyene, başkasını kırmayana Cennette köşk verilecektir. Peygamber efendimiz, (Ben kefilim) buyuruyor. Yine buyuruyor ki: (Bir müminin kalbini kıran, yetmiş kere Kâbe'yi yıkmaktan büyük günaha girer.) Ne olursa olsun anlaşmak, helalleşmek iyidir. Hiç kimse ahirete, bunu ben senden alırım, bunda ben haklıyım iddiasıyla gitmesin. Allahü teâlânın adaletinde; bizim ölçülerimiz değil, Onun ölçüleri cari olacaktır. Bu yüzden, bizim nefsimize, aklımıza göre uygun gördüğümüz, haklı gördüğümüz şey, Allah katında suç olabilir. Belki bir yan bakışla, belki adamın kalbini incitmekle, belki bir gıybet yani dedikoduyla, ya da gurur ve kibirle, ondan daha büyük günah işlemiş olabiliriz. En iyisi, helalleşelim ve kurtulalım. Her bayram, kıymetine göre uzun veya kısa sürer. Mesela, Ramazan Bayramı üç gün, Kurban Bayramı dört gündür. Öyle bir bayram var ki; tam otuz gün sürüyor. O da ramazan-ı şerif ayıdır. Çünkü her gün binlerce, yüz binlerce Müslüman affoluyor. Kabirdekiler Cennete gidiyor. Dünyadakilerin günahları siliniyor. Bundan daha büyük bayram olur mu? Onun için her gün, affolmuşların sayısını düşünerek, kendisi de dâhil, akşam olmadan, eyvah bugün bayramın bir tanesi bitti, ertesi gün akşam olduğu zaman eyvah bir gün daha gitti demek suretiyle, ramazan ayında her günün her saatini, her gecesini çok kıymetli bilip, ona göre değerlendirmeli. Şu kıymete bakın ki, bu ayda yapılan, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Onun için bu ayda dilimizi tutmalı, yani ağzımızdan, değil gıybet, dedikodu, kötü laf, boşuna dünya lafı bile çıkmamalı. Hayırlı işler yapmalı, hayırlı sözler söylemeli. Kur'an-ı kerim okumalı. Kaza namazı borcu varsa, onları kılmalı. Vakit buldukça ziyaretler yapılmalı, gönüller alınmalı, hediyeler vermeli. Mümkün olanlara Ehl-i sünnet âlimlerimizin kitaplarından mesela İslam Ahlakı kitabı vermeli. Yani hayır hasenatın tam kabul olacağı, reddolmayacağı bir ay boyunca, bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucun farzları ve oruca niyetin vakti nedir? CEVAP: Orucun farzı üçtür: 1- Niyet etmek. 2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak. 3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak. Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü öğleye bir saat kalıncaya kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarındaysa, akşamdan imsak vaktine kadardır. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Ramazanda bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı ayrı niyet etmek farzdır. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Öğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edilir. Sahura kalkmak niyettir, oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur. İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlamasıdır. Türkiye Takvimi'nde yazılı olan imsak vaktinden önce, yiyip içmeyi kesmeli! Yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam etmemeli. KEFARET GEREKTİRENLER Sual: Orucu bozup kefaret gerektirenler nelerdir? CEVAP: Şunlardır: 1- Oruçlu olduğunu bilerek yiyip içmek, 2- Cinsel ilişkiye girmek, 3- Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan, bu ramazanın başka gününde de bu şeyi, nasıl olsa kefaret gerektirmiyor diyerek, kasıtla yine yapmak, 4- Sigara içmek, 5- Gıybet, sürme çekmek ve kan aldırmak gibi, orucu bozmadığı iyi bilinen şeyden sonra, oruç bozuldu sanarak, yiyip içmek. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan orucunu bozan şeyler nelerdir? CEVAP: Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler şunlardır: 1- Boğaza kar ve yağmur kaçması, 2- Astım spreyi kullanmak, 3- Zorla bozdurulmak, 4- Burna sıvı ilâç koymak, 5- Burna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.] 6- Mukimken başladığı orucu, seferde bozmak, 7- Ud ağacını, amberle tütsülenip dumanını çekmek, 8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek, 9- Kulağın içine ilâç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak, 10- Derideki yaraya konan ilâcın sindirim yoluna girmesi, 11- Vücuda ilaç şırınga etmek, 12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak, 13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması, 14- İmsak vakti bittiğini bilmeden yiyip içmek, 15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak, 16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak, 17- Burna çekilen suyun ağızdan çıkması, 18- Abdest alırken boğaza su kaçması, 19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak, 20- Makattan fitil kullanmak, 21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek, 22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu bozması, 23- Denize girince veya guslederken vücudun içine su girmesi, [Hanbeli'de bozmaz.] 24- Dil altına konan ilacı emmek, 25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi, 26- Basur memesinin, taharetlendikten sonra, ıslak olarak içeriye girmesi, 27- Mastürbasyon yapmak, 28- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması, 29- Lavman yaptırmak, [Maliki'de bozmaz.] 30- Özel olarak su buharı teneffüs etmek, 32- Yaş parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Hanbeli'de bozmaz.] 33- Burundan genze giden kanı yutmak, 34- Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak orucu bozmak. 35- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucu bozmayan şeyler nelerdir? CEVAP: Bazıları şunlardır: 1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek, 2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi, 3- Oksijen tüpüyle suni hava vermek, 4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak, 5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak, 6- Boğaza toz, duman vs. kaçması, 7- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak, 8- Göze ilaç damlatmak, ıslak lens takmak, 9- Gıybet etmek, 10- Rüyada ihtilâm olmak, 11- Diş çukuruna ilâç koymak, 12- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak, deodorant kullanmak, 13- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek, 14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak, 15- Başkasının içtiği sigara dumanı veya yerdeki tozun, sakındığı hâlde ağza, burna girmesi, 16- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak, 17- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak, 18- Dişleri arasında kalan nohuttan küçük olan şeyi yutmak, 19- Hacamat olmak, kan aldırmak, 20- Kulağına su kaçması, 21- Uyanıkken, sadece bakarak cünüp olmak, 22- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak, 23- Gusletmek, banyo yapmak, 24- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şafii'de bozar.] 25- Sağlam deriye ilaç, krem, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak, 26- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi, 27- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi, 28- Arı sokması, 29- Dudaktaki yaşlığı yutmak, 30- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek, 31- Kuru parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Şafii'de bozar.] 32- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması, 33- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şafii'de bozar.] 34- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek, 35- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan burna gelen akıntıyı yutmak. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimlerin fıtra vermesi gerekir? CEVAP: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fıtra vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fıtra vermesi vacib olmaz; fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs] (Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki] (Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.) Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud) Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fıtra vermesi vacib olur. Fıtra, zekât alması, haram olur. Fıtra nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez Sadaka-i fıtr, ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caizse de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii'de ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zenginse fıtra vermesi gerekir. Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fitre verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyn'e göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat) Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fıtra miktarları ve TL olarak bugünkü değerleri yaklaşık olarak aşağıda bildirilmiştir. Ya bu ürünlerin kendisini veya tutarları kadar altın vermek gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyada, Ehl-i sünnet itikadındaki bir Müslümandan daha zengini, daha bahtiyarı yoktur. Yeter ki ayağı yanlış yere kaymasın, yanlış iş yapmasın. Sormadan iş yapmamalı, eli ateşe sokmamalı. Ehl-i sünnet itikadı için Allahü teâlâya ne kadar hamd edilse azdır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (Allahü teâlâ bir kuluna iman verdi, ne ki ona vermedi? Allahü teâlâ bir kuluna iman vermedi, ne ki ona verdi?) Onun için, lütf-u ilahiyle mübarek zatlar vesilesiyle, onların kıymetli kitapları vasıtasıyla Ehl-i sünnet vel cemaat itikadını veren yüce Allah'a ne kadar hamd etsek, şükretsek azdır. Yeter ki O, bizim teşekkürlerimizi kabul etsin; fakat bunun da şartı var. O şartı yerine getirmeyenlerin de teşekkürünü Allahü teâlâ kabul etmiyor. Mübarek bir zatla bir talebesi beraber yürüyerek bir yere giderler. Mübarek zatın, yolda anlattıklarından bir tanesi çok ibretlidir. Buyurur ki: Evladım, geçenlerde bir talebemiz, benden dua istedi. Ben eve geldim. Bu talebe hakkında bizim hanıma sordum. Bizim hanım, (O bahsettiğin kişi, annesini çok üzüyor. Geçenlerde annesi geldi, çok dert yandı) dedi. Ben de ona dua etmedim; çünkü ben dua etsem Allahü teâlâ kabul etmez. Peygamber efendimiz, (Size iyilik eden birisine, siz eğer teşekkür etmezseniz, Allahü teâlâya şükretmiş olamazsınız) buyuruyor. Bu yüzden, evvela şükretmemiz, teşekkür etmemiz lazım olan anne ve babamızdır; çünkü kulağımıza ilk ezanı okuyan, Kelime-i şehadeti söyleyenler onlar. Anne babalarımız ilk mürşidlerimizdir. Dolayısıyla onların duasını almayanın, onların rızasını almayanın, başkasının duasıyla kurtulması zordur. Ama sana dua etsem, Allah kabul eder. Çünkü annen, sana çok dua ediyormuş, her zaman (Ben ondan çok razıyım, Allah da razı olsun) diyormuş. İkinci teşekkür etmemiz gereken, bize dinimizi öğreten, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Ehl-i sünnet âlimleridir. O büyükler, kendilerine bir bardak çay verene, bana iyiliği dokundu diye senelerce dua ederlerdi. Bir bardak çay için bu kadar vefakâr olduktan sonra, bizim dünya ve ahiret saadetimiz için her şeylerini feda eden bu büyük zatlara teşekkür etmezsek, bir Fatiha okuyup mübarek ruhlarına hediye etmezsek ne kadar yanlış iş yapmış oluruz. Teşekkür edersek kazanan biz oluruz. Etmezsek, kaybeden yine biz oluruz. O halde, nereden kaybettiğimizi, nereden kazandığımızı iyi düşünelim. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Silsile-i âliye büyüklerinden Seyyid Abdullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: (Bizi sevene, yolumuzu sevene, bu büyükleri sevene, -Allahü âlem- kabir azabı olmaz.) O büyüklerin tahmini konuşmaları, "Allahü âlem" demeleri, öyle zannediyorum demeleri, belki demeleri katiyet ifade eder, muhakkak manasındadır; çünkü onlar mutlak böyle demezler, avamın anlayışı sebebiyle belki derler, bir açık bırakırlar. Büyük kerametlerden üçü şudur: 1- Bu büyükleri tanımak, 2- Onları sevmek, 3- Onların yolunda gitmek. Bu yol, insanları incitmemek yoludur. Tasavvuf, Allah'ın kullarını incitmemektir. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin vasiyetnamesinin son satırında, (Hiç kimsenin kalbini incitmeyin!) buyuruyor. Çölde bir köle yaşar. Bu bir gün susamış. Orası senin, burası benim derken, her tarafa gidiyor, en nihayet bir pınara rastlıyor. Pınardan bir su içiyor, şeker gibi, gayet güzel. Bu güzel su bizim halifeye uygundur diyor. Alıyor testisini, suyu dolduruyor, beş günlük yola, Bağdat'a gidiyor, halifeye çok sevdiği sudan verecek. İnsanoğlu, sevdiği şeyin, sevdikleri tarafından da içilmesini, yenilmesini sever. Güzel bir şey duyduğu zaman bunu mutlaka sevdiklerine de söylemek ister. Bu köle de almış testiyi, gelmiş Bağdat'a. Tam Bağdat'a girerken, Halife Memun da Bağdat'a girmek üzere. Halifeyi görünce hemen yanına gidip der ki: - Halifem, vallahi seni arıyorum. - Hayırdır inşallah ne var? - Ben pınardan bir su içtim, şeker gibi, o suyu size getirdim, hele bir için bakın, ne kadar güzel. Halife testiyi alıyor ki, su kaynamış, içi yosunlaşmış, her şey var ama garip severek getirmiş. Ne yapsın, Bismillahirrahmanirrahim diyor, gözünü kapatıyor, burnunu tıkıyor, suyu içiyor. Soruyor köle: - Nasıl halifem? - Hayatımda böyle su içmedim. Sana çok teşekkür ediyorum. Köle çok sevinir. Halife de ona bir kese altın hediye eder. Köle ayrılıp gittikten sonar, Halife der ki: - Kimse içmeden şu suyu dökün! - Ama efendim siz nasıl içtiniz? - Ne yapayım, bizim dinimiz insanları incitmemek dinidir. Onu üzmemek için, kalbini kırmamak için kendimi mahvettim, o suyu içmek zorunda kaldım. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Teravih kaç rekâttır ve cemaatle kılmak sünnet midir, nasıl kılınır? CEVAP: Peygamber efendimiz, 3-4 gün teravihi cemaatle kıldırdı, daha sonra evden çıkmadı. Sebebi sorulunca, (Teravih namazının size farz olacağından korktuğum için, evden çıkmadım) buyurdu. (Buhari) Teravihin 20 rekât oluşu ve cemaatle kılınması hadis-i şerifle bildirilmiştir. Sünnet olduğu icma ile sabittir. Peygamber efendimiz teravihi 8, 12 ve 20 rekât olarak da kılmıştır. İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki, Resulullah, yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda 20 rekât teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe) Teravihin yirmi rekât olduğuna inanmayanın bid'at ehli olduğu (Nur-ül-izah) şerhinde de yazılıdır İmam-ı a'zam hazretleri, (Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hazret-i Ömer, teravihin 20 rekât olarak cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmadı. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullahın sünnetine dayanarak emretti) buyuruyor. (El-İhtiyar) Resulullah teravihi hiç kılmasa bile, hulefa-i raşidinin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, (Sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın) buyuruldu. (Buhari) Teravihin cemaatle kılınması, sünnet-i kifaye'dir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa da, sünnet ifa edilmiş olur. Erkeklerin camide cemaatle namaz kılmalarının, evde kıldıkları namazdan 27 derece daha fazla sevab olduğu, kadınlarınsa evde namaz kılmalarının, camide namaz kılmalarından daha çok sevab olduğu hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Kadınlar, zaruretsiz camiye gidemez; çünkü Redd-ül-muhtar'da buyuruluyor ki: (Genç ve yaşlı kadınların 5 vakit namaz için, Cuma, teravih ve bayram namazları için, vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız çok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmişse de, şimdi bunların da gitmesi caiz değildir.) Teravih namazı iki veya dört rekâtta bir selam vererek kılınır; fakat iki rekâtta bir selam vermek daha iyidir. Teravih namazını on rekâtta bir selam vererek iki selamla bitirmek caiz; fakat mekruhtur. Şafii'deyse hiç sahih olmaz. Teravih, vitirden önce kılınır. Vitirden sonra da kılmak caizdir. Bazı imamlar tadil-i erkâna riayet etmeyerek teravihi hızlı kıldırıyor. Hâlbuki Hanefi'de tadil-i erkân vacibdir. Vaciblerinden biri kasten terk edilerek kılınan namazı tekrar kılmak vacibdir. Unutularak vacib terk edilirse, secde-i sehv gerekir. Tadil-i erkân, Şafii'deyse farzdır. Farz terk edilince namaz sahih olmaz. Teravih de olsa, sahih olmayacak kadar hızlı kılmak caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak vücuda zarar verir mi? CEVAP: Hayır; çünkü Allahü teâlâ zararlı olan bir şeyi emretmez. Oruç tutan vücudun zekâtını ödemiş, onu hastalıklardan korumuş olur. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtıysa oruçtur) buyurmuştur. (İbni Mace) Orucun faydaları çoktur. İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Oruç eti eritir ve Cehennem ateşinden uzaklaştırır. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen nimetler, ancak oruç tutana nasip olur.) [Taberani] (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari] Orucun sevabı diğer ibadetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, (Her iyiliğe, 10 mislinden 700 misline kadar sevab verilir; fakat oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm; çünkü kulum, benim için şehvetini ve yeme içmesini bırakmıştır) buyuruldu. (Buhari) Her iyiliğin sevabını Allahü teâlâ verdiği halde, orucun sevabı için, (Ben veririm) buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu halde, Kâbe'ye (Beytullah) yani (Allah'ın evi) denmesi, ona şeref vermek içindir. (Oruç bana mahsustur) demekle de ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevab verilecektir. Başkaları oruç yerken oruç tutmak daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyince, melekler oruçluya dua eder) buyuruldu. (Tirmizi) Oruç tutmayı ganimet bilmeli Sual: Derslerimi daha iyi anlamak için bazı günler oruç tutmasam sakıncası var mı? CEVAP: Oruç tutmak, derslere engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruçluya mekruh olan ve olmayan şeyler nelerdir? CEVAP: Mekruh olanlar şunlardır: 1- Dişleri diş macunuyla fırçalamak. 2- İlaçla gargara mekruhtur. Eğer ağızdaki yara, namazda okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz; çünkü özür vardır. 3- Cünüp olma ihtimali varken hanımını öpmek mekruh olur. 4- Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, seferdeki yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir; yiyip içmeleri mekruh olur. Oruçluya mekruh olmayanlar: 1- Gece ihtilam olup sahura kalkınca, imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yense, imsak çıktıktan sonra gusledilse, yani oruca cünüpken başlansa sahih olur. Daha sonra gusletmek caizdir. 2- Bozulursa kefaret olmasın diye, ramazan orucuna imsak vaktinden sonra niyet etmek caizdir. 3- Ramazanda yatsıdan sonra hanımıyla beraber olunsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz dense, uyandıklarında da güneş doğmuş olsa, oruçlarına zarar gelmez; fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir. 4- Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caizdir. 5- Oruçluyken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. İFTAR DUALARI Sual: İftar açarken hangi dua okunur? CEVAP: İftardan önce, Euzü ve Besmele çekilip, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-mü'minine vel mü'minât yevme yekûmülhisâb) denir. Manası şöyle: (Ey mağfireti çok geniş olan Allahım! Kıyamet günü hesaba çekilirken, beni, ana babamı, hocamı, erkek ve kadın, bütün müminleri affet!) Bir iki lokma iftarlık yiyip, (Zehebezzama' vebtelletil-uruk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. Bu iftar duasının manası ise şöyledir: (Açlık bitti. Damarlarımızın suya kavuşma vakti geldi. İnşallah sevab hâsıl oldu.) Duaların Arapça orijinali, internet sitemizde vardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler nelerdir? CEVAP: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler şunlardır: 1- Hastalık: Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hasta hükmündedir. Hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir. 2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferi olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Seferde sıkıntı içinde oruç tutmak, iyilik sayılmaz) buyuruldu. (Buhari) 3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, gebeyle emzikli kadına oruç tutmaması için ruhsat verdi, orucunu tehir etti) buyuruluyor. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) Emzikli kadın, kendi çocuğunu veya başkasının çocuğunu emzirse de hüküm aynıdır. 4- Açlık ve susuzluk: Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk meydana gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa orucunu bozabilir. 5- İhtiyarlık: Oruç tutamayan yaşlı kimsenin, iyileşme ihtimali de yoksa tutamadığı günler için fidye verir. 30 günün fidyesi 52 kg undur. Veya 52 kg un alacak altın da verilebilir. 6- İkrah: Oruçlu, (Orucunu bozmazsan seni öldürürüz veya bir uzvunu keseriz) diye tehdit edilmişse, dediklerini yapmaya güçleri yetiyor ve blöf yapmıyorlarsa, oruçlunun orucunu bozması mubah olur. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) ORUÇ BOZULUNCA Sual: Ramazan ayında, orucu bozulan kimse, artık yiyip içebilir mi? CEVAP: Ramazan günü orucunu herhangi bir sebeple bozan, seferdeyken kendi şehrine gelen yani gelince mukim olan ve hayzı kesilen kadın, akşama kadar oruçlu gibi durur, yiyip içmez; fakat hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz; yiyip içer. Oruç tutamayacak bir özrü olanlar, oruç tutamadıkları günler, gizli yiyip içmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başkasının fitresini vermek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, yanında kalan ana babasının ve âkil bâliğ olan oğlunun fitresini, onlardan habersiz verse, caiz olur mu? CEVAP: Sonradan bildirmek şartıyla caiz olur. DELİNİN FİTRESİ Sual: Delinin, fitre vermesi gerekir mi? CEVAP: Evet, malı varsa fitresi kendi malından verilir. Velisi vermezse, deli iyileşirse, eski fitrelerini de kendisi verir. İyileşmezse, zaten sorumlu olmaz. (Dürr-ül-muhtar) YOLCU FİTRE VERİR Mİ? Sual: Seferi yani yolcu olan kimse, nisaba malikse fitre vermesi gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. HASTA OLANIN FİDYE VERMESİ Sual: Bir kimse, rahatsızlığından dolayı ramazan ayında oruç tutamasa, iyileşince kaza edecek olsa, yine de ramazan ayında tutamadığı oruçların fidyesini vermesi gerekir mi? CEVAP: Hayır, kaza edecek gücü olan, fidye vermez. Fidye verse bile, iyileşince kaza etmesi gerekir. DEVE ZEKÂTI Sual: Develerin zekâtı dişi deve olarak mı verilir? CEVAP: Beş devesi olan, bir koyun verir. 24'e kadar dört koyun verilir. 25'ten 35'e kadar olan deve için, iki yaşına girmiş bir yavru dişi deve verilir. 36'dan 45'e kadar, üç yaşına girmiş dişi deve yavrusu verilir. 46'dan 60'a kadar, yük vurulabilecek, dört yaşına girmiş dişi deve verilir. Bundan daha fazlası için de, yine belli sayılarda dişi deve verilir. EZAN OKUNURKEN Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır? CEVAP: Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile orucu açmak caizdir. Vakit girmemişse, ezan okunsa da orucu açmak caiz olmaz. İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Namaz kılmak da böyledir. Ezana değil vakte itibar edilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyada Allahü teâlânın bir kuluna verdiği en büyük nimet, imandır yani Müslüman olmaktır. İman, dünyada huzur ve saadet, ahirette Cennet ve Cemalullah demektir. Kimde bu nimet varsa, o seçilmiş kul demektir; çünkü imanı bizzat Allahü teâlâ verir. Bir nimet ne kadar büyükse, ne kadar kıymetliyse, onun düşmanları da o kadar çok ve tehlikeli olur. İmanın en büyük düşmanı üçtür: Birincisi şeytandır. Aldatması zayıftır; ama şeytan, şeytanlığından vazgeçmez. Kendisi gibi, insanların da Cehenneme gitmesini ister. Kalbe giremez; ama kalbe vesvese verir. Bazı tuzakları vardır. Bilhassa servet ve şöhret, en başta gelen tuzaklarıdır. İnsanların da en çok peşinde koştukları şey, servet ve şöhrettir. Onun için çok dikkat etmeli. Servet ve şöhret sahibi olacağım diye, şeytanın tuzağına düşmemeli. İkincisi insanın kendi nefsidir. Nefs Allah'ın düşmanıdır. Allahü teâlâ kendisine bir düşman yaratmış, onu da insanların içine koymuştur. Nefsin amacı insanı kâfir yapmaktır. Şeytan inatçı değildir; ama nefs çok inatçıdır. Son hedefi insanı kâfir yapmaktır. Bunun için de, hedefine ulaşana kadar uğraşır. Çok dikkat etmek gerekir. Üçüncüsü kötü arkadaştır. Bu çok tehlikelidir. Dünyada rezil eder, ahirette ise Cehenneme götürür. İnsanın imanını öyle çalar ki, o şahsın ruhu bile duymaz. Kitap, gazete, dergi, TV, internet gibi yayınların bozuk olanları da kötü arkadaştır. İyilik zor, kötülük tez bulaşır. Nefs kötü olduğu için, kötülük çabuk yayılır. Ölü veya diri Müslümandan feyz, kâfirden ise zulmet yayılır. Bu sebepten dolayı, İslamiyet'in başlangıcında kabir ziyareti yasaktı; çünkü o zaman ölmüş akrabalar kâfirdi. Kâfire ise feyz gitmez. Kabir ziyaretine giden Eshab-ı kiram feyz kaynağıydı; fakat onlardan kâfirlere feyz gitmiyordu; kâfirlerden de zulmet geliyordu. Gidenlerin kalbi kararıyordu. Onun için Peygamber efendimiz, önceleri kabir ziyaretini yasakladı. Bu sebepten, bir gayrimüslimin kabrine gidersek, biz zararlı çıkarız. Hâlbuki bir müminin kabrine gidince, ondan bize feyz gelir veya karşılıklı bir alışveriş olur. Onun için bid'at ehlinden ve kâfirden insana, ancak zarar gelir. Bizden ona fayda gitmez; ama dost olursak biz kaybederiz. Teberri olmazsa tevelli olmaz, uzaklaşmadıkça kavuşulmaz. Yani kötülerden uzaklaşmazsak dosta kavuşamayız, dostlarla birlikte olamayız. Eshab-ı Kehf'in köpeği Kıtmir, iyilerle beraber olduğu için Cennete girecek. O halde kim olduğumuza değil, kimlerle olduğumuza bakmalıyız. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de Onun kullarına öyle muamele edelim. Eğer biz Onun kullarına iyilik yaparsak, Cenab-ı Hak'tan iyilik buluruz. Affedersek affediliriz. Çölde kalmış insanın suya hasreti gibi, herkesten dua almaya bakmalı. Üç kişinin duası kabul olur, reddedilmez: 1- Anne babanın, 2- Misafirin, 3- Mazlumun. İman çarşıda satılmaz, miras kalmaz. İyiliğe elverişli olmayan kişi, Peygamberi görse de Müslüman olamaz. Allahü teâlâ seçiyor, imanı veriyor, onu dost ediniyor. Müslüman demek, Cenab-ı Hakk'ın seçtiği, dost edindiği insan demektir. Müslümanlara karşı, bunu düşünerek hareket etmeli. Evliya bir zat, iyi yetiştirdiği bir talebesine, (Seni halife ilan ettim, filan yere git, orada Allah'ın kullarına İslamiyet'i anlat!) der. Talebe, başüstüne der, icazetnamesini alır. Sonra denilen yere gider, dergâh açar. Herkes gelmeye başlar; fakat gelenler der ki, (Efendim, işim bozuldu, bir dua edin de Allahü teâlâ bana hayırlı bir iş nasip etsin!) Kimi de, (Bizim çocuğumuz olmuyor, bir dua edin de Allahü teâlâ bize bir çocuk versin!) der. Bazısı da, (Efendim, annem hasta, ne olur bir dua edin!) derler. Her gün böyle... Aylarca bekler, kimse fıkıh meselesi sormaz. Kendi kendine, (Yahu ben buraya niye geldim, ben buraya Allahü teâlânın kullarına İslamiyet'i öğretmek için geldim. Sabahtan akşama kadar derdi olanlar geliyor. Burası İslam kapısı olacağına, dert kapısı oldu) der. Dergâhı kapatıp, başka memlekete gider. Bir gece rüyasında hocasını görür. Hocası, (Ne yaptın) der. (Hocam, beni gönderdiğiniz yere gittim, hiç kimse dinini öğrenmek için gelmedi, hiç kimse dini sual sormadı. Eşinden, işinden, herkesten sual var; fakat ahiretten bir sual yok. Baktım ki orada dert babası oldum, ben de köyüme geldim. Onları kurtaramıyorum, bari kendimi kurtarayım dedim) der. Hocası kızarak der ki: Böyle giderse, sana verdiklerimizin hepsini geri alırız. Bu yol müminlerin sıkıntısını, derdini çekmek yoludur. Onlara sıkıntı vermek, onlara dert olmak değil, onların derdini almak yoludur. Senin, dinini öğrenmek için gelenleri beklemen yanlıştır. O, 500 sene önceydi. Şimdi nerede o Müslümanlar ki, ben ahiretimi düşünüyorum desinler; ama sen akıllı ol, onlara dünya çarelerini söylerken, bir hadis-i şerif söyle, bir nasihat söyle, bunu fırsat bil! Yoksa mahvolursun... Bu sefer geri gelip, her gelene bir Mızraklı İlmihâl verdi. Böylece herkesin hem dünyalarına, hem de ahiretlerine yardımcı olmaya başladı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Oruç tutmak için kolaylıklar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak için aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir? 1- Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk suyla yıkanmak, 2- Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak, 3- Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek, kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı kullanmak, 4- Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak veya açlık bandı kullanmak, [Bunlar hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor.] 5- Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak. CEVAP: Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, İmam-ı a'zama göre tenzihen mekruhtur; çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. İmam-ı Ebu Yusuf'a göreyse, bunun mahzuru olmaz; çünkü böyle yapmakla ibadete yardım edilerek sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf'un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir. TERAVİHİ YALNIZ KILMAK Sual: Yatsıyı cemaatle kılan, teravihi yalnız, vitri de cemaatle kılabilir mi? CEVAP: Kılabilir; hatta teravihi kılmasa da, farzı kılmış olduğu imama uyarak vitri kılabilir. İmamla birlikte yatsının farzı kılınsa, sonra imam gitse, cemaatten biri imam olup teravihi ve vitri kıldırsa sahih olur. Birkaç kişi camiye girince, yatsının farzının kılınmış olduğunu görseler, biri imam olup yatsının farzını kıldırsa ve teravih kıldıran imama uysalar, vitri de bu imamla kılsalar sahih olur. Bir özrü sebebiyle camiye gidemeyen, teravihi evde yalnız başına kılabilir. Hanımı, annesi ve kızıyla da cemaat yapıp kılabilir; fakat imamın itikadı düzgünse ve sünnete de uygun kıldırıyorsa, erkekler camiye gitmelidir. ŞAFİİLERİN TERAVİH KILMAMASI Sual: Şafii mezhebindeki cemaat, (Kaza borcumuz var, kazası olan kimse sünnet olan teravihi kılamaz) diyerek teravih kılmıyorlar. Yatsının farzını kıldıktan sonra hemen çıkıp, kahvede oyun oynayarak fitneye sebep oluyorlar. Kazası olan Şafiiler teravih kılamaz mı? CEVAP: Kazası olan Şafii, sünnet ve nafile kılamaz; ama kazası varsa kazasını kılması farzdır, kahvede oturamaz. Şafii'de farz kılan, sünnet kılana da uyabilir. Yani teravih kıldıran imama uyarak kaza kılabilirler. Böylece teravihi de kılmış olurlar. Hanefi'de böyle kılmak caiz değildir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Devamlı şehirler arasında şoförlük yapanın, oruç tutmaması günah olur mu? CEVAP: İşi aksatacak zorluk yoksa ramazan-ı şerifte oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ramazanda mazeretsiz bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Şu halde, bir özür olmadan oruç yememeli. Dini bir özrü olanın, orucunu kazaya bırakması caiz olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Yolculukta [sıkıntı içinde] oruç tutmak, takva değildir) buyuruldu. (Buhari) [Burada takva, daha çok sevab kazanmak manasındadır.] SEFERİ İKEN ORUÇ Sual: İmsak vaktinden sonra sefere çıktığımız için oruca niyet etmiş oluyoruz. Yani o gün seferde de olsak oruç tutmamız lazım. Ancak, mesela sabah 11'de ABD'ye gitmek üzere uçağa biniyoruz. Devamlı Batı'ya gittiğimiz için gün, New York'a giderken 7 saat, Los Angeles' a giderken de 10 saat uzuyor. Bu durumda ne yapmak lazım? CEVAP: Oruç tutabilirse sevab kazanır, açlık ve susuzluğa dayanamayıp bozarsa günah olmaz. Seferdeyken, orucu özürsüz bozana kefaret gerekmez. Sual: Yolculukta oruç tutmamaya izin var diye oruca niyetlenmedim. Saat 11'de uçağa bineceğim için sabah kahvaltımı yapıp yola çıktım. Seferde oruç tutmamak caiz değil mi? CEVAP: İmsak vaktinden önce sefere çıksaydınız, oruca niyet etmeyip sefere çıkınca yiyip içebilirdiniz. Hâlbuki kahvaltı yaptığınız zaman, mukimsiniz ve niyet etmiyorsunuz, yiyip içiyorsunuz, bu yüzden günah oluyor. Niyet edip oruçlu yola çıkacaktınız ve o gün o orucu bozmayacaktınız, yani o gün orucu tutmanız gerekirdi. Niyet etmeden yiyip içtiğiniz için sadece kaza gerekir. Sual: Oruçluyken seyahat ediyoruz. Doğudan batıya gidince mesela Erzurum'dan İstanbul'a gelince, akşam bir saatten fazla geç oluyor. Tersine İstanbul'dan Erzurum'a gidince, bir saatten fazla erken oluyor. Orucu niyetlendiğimiz şehre göre mi, yoksa bulunduğumuz şehre göre mi açacağız? CEVAP: Oruç açılan yerin zamanı esas alınır. Güneş batmadan oruç açılmaz. Saate göre hareket edilmez, güneşin batması esas alınır. Dünyanın hangi şehri olursa olsun, oruçta ve namazda, herkes vardığı şehrin vaktine göre hareket eder. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İftar vermenin sevabı nedir? CEVAP: İftar vermek çok sevabdır. Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben buyurdu ki: (Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir.) [Beyheki] Yine bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ramazanda bir misafire oruç açtırana Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır) [V. Necat] Yemek yedirmek çok sevabdır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevabdır. Oruç tutanın sevabı kadar sevab alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz. SEHER VAKTİ VE SAHUR Sual: Sahura kalkmadan oruç tutmak günah mıdır? CEVAP: Günah değildir; ancak sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ. Ahmed] (Sahura kalkın, sahurda bereket vardır.) [Buhari] (Sahurda yemek yiyerek oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyheki] (Sahur yemeğine kalkmak Allah'ın size bağışladığı berekettir, bunu kaçırmayın!) [Nesai] (Yedikleri helal olmak şartıyla hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesai] (Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin; çünkü onda bereket vardır.) [Deylemi] (Müminin sahurunun hurmayla olması ne güzeldir.) [Ebu Davud] (Allahü teâlâ, sahura kalkanlara rahmet eder.) [Taberani] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hastanede hasta olarak yatıyorum. Oruç tutacak durumum yok. Hastanede gizli yiyip içme imkânım da yok, açıktan oruç yemek günah olur mu? CEVAP: Hasta olduğunuz belli, yani insanlar bunu biliyor ve görüyor, gizleme imkânı da yoksa açıktan yiyip içmek caiz olur. ŞEKER HASTASI VE EMZİKLİ KADIN Sual: Şeker hastası oruç tutabilir mi? Hamile ve emzikli kadın oruç tutmayabilir mi? CEVAP: Şeker hastalığı çeşitlidir. Salih bir doktor, oruç tutamaz demişse tutmaz, fidye verir. Hamile veya emzikli kadın, zayıf olursa oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder. Bir kimse, oruç tutunca sağlığına zarar verip vermeyeceğini bilmeyebilir; çünkü oruç tutabilirim der, oruç tutar ve hastalığı artabilir. Tersine ben oruç tutamam der, hâlbuki oruç tutması ona iyi gelebilir. Bunun için hasta olan kimsenin, oruç tutacaksa da, tutmayacaksa da, salih bir doktora sorup onun tavsiyesine göre hareket etmesi gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Hasta, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadın, oruca gücü yetmeyen ihtiyar, oruç tutarsa öleceğinden korkan çok zayıf kimse oruç tutmaz.) [Deylemi] (Gebe ve emzikli kadın, kendisinin veya çocuğun sıhhatine zarar gelecekse, oruç tutmaz.) [Buhari, Ebu Davud]SAVAŞTA HİLE Sual: Hile haramken savaşta niye caiz oluyor? CEVAP: Haram olan bazı şeyler savaşta caiz olur. Birkaç örnek verelim: 1- Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Yalan üç yerde caizdir: Savaşta; çünkü savaş hiledir. İki Müslümanı barıştırmak için, bir de, hanımını idare etmek için.) [İbni Lal] 2- Kibirlenmek, günah iken, savaşta, düşmana karşı kibirli görünmek caizdir. (Berika) 3- Bıyıkları sünnet miktarından fazla uzatmak caiz değilken, savaşta, düşmana korkutucu görünmek için bıyıkları uzatmak müstehabdır. (Dürr-ül-muhtar) 4- Çalgı çalmak günah iken, savaşta ve savaşa hazırlanırken askere moral vermek için mehter marşı caizdir. (Hadika) 5- Okullarda milli ve siyasi toplantılarda, bayramlarda bando, mızıka çalmak caizdir. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Namaz kılmayan, içki içen, açık gezen veya başka günah işleyen bir kimse, boşuna oruç tutmamalı) diyorlar. Bu söz doğru mudur? CEVAP: Hayır, dine aykırıdır. Birkaç günah işleyenin, diğer günahları da yapması gerekmez. Hem oruç tutup hem de günah işleyen kimse, oruç tutmakla hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz; fakat ahirette, niçin oruç tutmadın diye hesaba çekilmez. Oruç borcunu ödemiş olur; hatta orucun bereketiyle diğer günahlardan da kaçma imkânı olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı.) Namazın dinimizdeki yeri, oruca göre daha önemliyse de, bir kimseye namaz kılmadığı için, (oruç da tutma) denmez. Aksine, (Namaz kılamıyorsan, orucu bari terk etme) denir. Namaz kılmamakla büyük bir günaha giren kimse, oruç tutmazsa günah miktarı daha da çok artar. Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa, o kadar iyi olur. Allah'tan korkup bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allah'ı anan veya Ondan korkan Müslüman, Cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi) Günah işleyen, oruç tutuyor veya zekât veriyorsa, (Aman bunları bari bırakma) demelidir! Bu ibadetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Allah'ın rahmetinden ümit kestirip, dinden nefret ettirenlere lanet olsun! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) buyurdu. (Buhari) Günah işleyen, Müslümanlıktan çıkmaz. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam, "Ümmetine müjde ver ki, müşrik olarak ölmeyen Cennete girer" dedi. Ben, "Zina ve hırsızlık eden de mi Cennete girer" diye üç defa sordum. "Evet, zina ve hırsızlık eden de Cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de, yine sonunda Cennete girer" dedi.) [Buhari] Bu, Ehl-i sünnet itikadıdır; günahları hafif görmek değildir. Bu inanış, insanı günaha sevk etmemeli! Her günah, kalbi karartır, insanı küfre sürükleyip Cehennemde ebedi kalmaya sebep olabilir. Her günahtan kaçınmalı, çünkü Allah'ın gazabı günahlar içinde saklıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlimken, bir günah yüzünden imansız öldü. Günah işleyen hemen tevbe etmelidir! >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Nemime yani söz taşımak, kovuculuk yapmak, emanete hıyanet etmektir. Yalan, gıybet ve hıyanetten uzak durmalı. Şerefli ve asil kimse, sözünde durur. Akıllı olan, yalan söylemez. Mümin olan, gıybet etmez. Şu üç şey Allahü teâlâyı çok üzer: 1- Vakti boşa geçirmek, 2- İnsanlarla alay etmek, 3- Gıybet etmek. Birisi hakkında birisi bir şey anlatıyorsa, onun iyiliklerini ve zararlarını düşünürüz, iyilikleri fazlaysa iyi insan deriz ve kötülüklerini görmeyiz. Allahü teâlâ bile ahirette terazi kuracak, sevablar sağ kefeye, günahlar sol kefeye konacak. Sevabları fazla gelirse, günahları affedecek. Allahü teâlâ kuluna böyle muamele ederse, bizim de öyle yapmamız gerekmez mi? Hemen kötülüğünden bahsetmek değil, iyiliklerini ve kötülüklerini beraber düşünmek lazım. İyilikleri fazla ise, kötülüklerini de affetmek lazım. Bize başkası hakkında söz getirene hüsnüzan edip inanıyoruz da, söylenen kişiler hakkında niye hüsnüzan etmiyoruz? Dinen, birisi biri hakkında bir şey söylerse kabul edilmez. Nemimeyi kabul etmek yani dinlemek, söylemekten daha kötüdür. Yani, biri gelir bize biri hakkında bir şey söylerse, bunu dinlemek söylemekten daha büyük günahtır; çünkü dinlemek, söylemesine izin vermektir. Söylenen söz doğru ise gıybet, yalan ise iftira olur. Bize söz getirenleri düşman gözüyle görmeli; çünkü hem bizi günaha sokuyor, hem de din kardeşimizin kabahatini ortaya çıkararak onu hürmetten düşürmeye çalışıyor. Eğer yalan da varsa, Allahü teâlâya isyan ve şeytana itaat ediyor demektir. Peygamber efendimiz, (En kötünüz, söz taşıyan, dostların arasını bozan ve ayıp araştırandır) buyuruyor. Bize birisi hakkında bir şey söylerlerse, şu altı şeyi yapmak gerekir: 1- Önce inanmamalı; çünkü söz getiren fasıktır. Fasıka inanılmaz. Sözüyle hareket edilmez. 2- Onu susturmalı; çünkü haram işliyor. Harama mani olmak ise farzdır. 3- Allah için onu sevmemeli; çünkü o âsidir, yani günah işlemiştir, âsiyi sevmemek vacibdir. 4- Kötülediği kimseyi kötü bilmemeli; çünkü suizan etmek haramdır. 5- Haber verdiği şeyi araştırmamalı; çünkü söz taşıyanın verdiği haberi araştırmak haramdır. 6- Onun gibi nemmamlık yapmamalı, yani duyduğumuzu bir başkasına bildirmemeli. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir gün daha izin verildi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Herkes kendi alın yazısını kendisi okuyabilir. Yani, yaptığı işe bakarak anlayabilir. Eğer ona Allahü teâlâ hayırlı bir iş nasip ediyorsa, şükretsin ki alın yazısı iyidir. Eğer ona Cenâb-ı Hak hayırlı bir iş nasip etmiyorsa, istiğfar etsin, demek ki işlediği bir haram var, bir günahı onu engelliyor, bu yüzden nasip olmuyor. Dinimize doğru olarak yapılan hizmetler çok kıymetlidir. Yani Ehl-i sünnet itikadını insanlara ulaştırmak için yapılan hizmetler, dünyaya Cennetten inmiş bir sofradır. Bu nimete kavuşanlara afiyet olsun! Bu yemeği yiyemeyenlerde bir hastalık vardır. O hastalık tedavi edilmelidir. Onun tedavisi istiğfardır, pişmanlıktır, nefsine karşı gelmektir; çünkü nefs öyle yaratılmıştır ki, kesinlikle hayırlı hiçbir şeyi istemez. Onun gıdası günahlardır, haramlardır. En büyük mani, en büyük tehlike, kibir ve ucubdur. Hiçbir göz kendini görmez, hep karşısındakini görür. Hiç kimse kendisini göremiyor. Hâlbuki tasavvufta herkes kendini görmeye çalışmıştır. Nasıl görür kendisini? İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir mürşid-i kâmilin aynasında kendisini görür. Ne halde görür? Elbette pis olduğunu görür, iyi olduğunu göremez. Bakacak ki, bütün iyi hasletler o mübarek zatta, bütün kötülükler ise kendisinde. O zaman kendini tedavi etmeye başlayacaktır. Onun için, bu büyük zatların hayat hikâyelerini okumakta, iyi insanlarla beraber olmakta çok büyük faziletler vardır. İnsan, kendi kusur ve hatalarını o zaman anlayabilir. Yoksa şarapçıya veya hırsıza bakan, elbette daima kendini iyi görür. Hiçbir edepsiz Allah'ın sevgilisi olamamıştır. Şah-ı Nakşibend hazretlerine, (Yolunuzun esası nedir, başı, ortası, sonu nedir?) diye sormuşlar, hepsine de, (Edebdir) buyurmuş. Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk, bir dünya kelamı etmemek için ağzına taş koymuş. Bir mübarek zat da, nasıl olsa ahirette her sözümün hesabı sorulacak, öyleyse kendi hesabımı göreceğim demiş ve konuştuğu her şeyi yazmış. Ölümüne yakın, (Ya Rabbi, ağzımdan çıkan her kelimeyi yazdım, hepsini okudum. Baktım ki, bir tek kelime dünyalık değil, sana hamd olsun, hep ahiretlik konuşmuşum, sana bu defterimi teslim ediyorum) diyerek vefat etmiş. Bir başka salih zat da, evin bahçesine mezar kazmış. Havasız ve karanlık kabrin içerisine girip, üzerini de örtermiş. Kâfirlerin Cehennemde söyleyecekleri sözü ve alacakları cevabı söyleyip çıkarmış. Her gün bir defa kabre girip, bu sözleri söyleyip, sonra kendine, (Sana Rabbim bir gün daha izin verdi, bir gün daha ömür verdi, ne yapacaksın bakalım) diyerek kabirden çıkarmış. Kâfirler Cehennemde, (Ya Rabbi bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz) diyecekler. Onlara, (Zaten oradan geldiniz ya...) denilecektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç sorum var: 1- Hanefi'yim, abdest alırken dikkat etmeme rağmen boğazıma su kaçabiliyor. Orucum bozuluyor. Şafii'de bozulmuyormuş. Su kaçınca, Şafii mezhebini taklit etsem orucum bozulmuş olmaz mı? 2- Şafii olan, erkek bir arkadaşım var. İdrar yoluna pamuk konunca orucun bozulduğunu bilmiyormuş. 16 gün pamuk koymuş. Acaba Hanefi mezhebini taklit ederek oruçlarını kurtaramaz mı? 3- Annemin dişi hep kanıyor, ağzı kan içinde kalıyor, uyurken de ağzına kan gitmiş olabilir. Kan yutmak orucu bozduğuna göre, sabah imsak vaktinden sonra uyuyor, annem nasıl oruç tutacak? CEVAP: Dinimizde dört hak mezhep vardır. Bunlar hâşâ sözde değil, fiiliyatta da haktır. Bir mezhepte yapılması zor olan bir şeyi, diğer mezheplerden birini taklit ederek yapmak bütün İslam âlimlerine göre caiz, hatta lazım olur. Şimdi suallere kısaca cevap verelim: 1- Bir mezhep ihtiyaç halinde taklit edilince, o hususta o mezhebin mümkün olan bütün şartlarına uymak gerekir. Şafii mezhebini oruçta taklit eden, Şafii'nin orucun farzlarına ve orucu bozanlarına da, dikkat etmesi gerekir. Bu takdirde taklidi sahih olur. Şafii mezhebi taklit edilirse, abdest alırken dikkat etmesine rağmen elde olmadan boğaza su kaçarsa, orucu bozulmuş olmaz. 2- Şafii'de, idrar yoluna pamuk koymanın orucunu bozduğunu bilmeyen bir Şafii, o halde oruçlarını tutsa, sonradan orucu bozduğunu öğrense, (Bu oruçlarımı Hanefi mezhebine uygun olarak tuttum) diye niyet ederse, oruçları sahih olur. Oruçları Hanefi mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, Hanefi mezhebine uygun tutmuş sayılır. Bunun gibi, diş dolgusunun Hanefi mezhebinde gusle mani olduğunu bilmeden yıllarca namaz kılsa, sonra durumu öğrense, (Bu namazlarımı Maliki mezhebine göre kıldım) dese, namazları sahih olur. Kıldığı namazlar Maliki mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, namazlarını Maliki mezhebine uygun kılmış sayılır. 3- Her mezhepte elde olmadan yapılan şeylerin orucu bozması farklıdır. Mesela Şafii'de abdest alırken boğaza su kaçması orucu bozmaz. Hanefi'de ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek kaçsa, başkalarının içtiği sigaranın dumanı gelerek, ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa orucu bozmaz. Hanbeli mezhebinde, istemeden kan yutmak gibi elde olmayan hususlar orucu bozmaz. Bu durumda olan kimse, Hanbeli mezhebini taklit ederse oruçları sahih olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kadir gecesinin önemi nedir? CEVAP: Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Kadir gecesi, bu ümmete mahsus bir gecedir. Başka peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi] Resulullaha, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti. Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup, Habibinin kalbini ferahlandırdı. (İ. Malik) Resulullah efendimiz, (Benî İsrail peygamberlerinden, 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelip, (Ya Resulallah, senin ümmetin bu peygamberlerin 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsir-i Mugni) İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Sevabını Allah'tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari] (Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur'an-ı kerimi hatmetmekten daha sevabdır. Kadir gecesinde bir (Sübhanallah), bir (Elhamdülillah), bir (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni] Kadir gecesi ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar. O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli. Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli. Orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı. Evliya halk arasında gizli olduğu için herkese iyi muamele etmeli. Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbül afve fa'fü annî) duasını okurdu. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerîmsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayının son Cuma namazından sonra kefaret-i namaz denilen dört rekâtlık namaz kılınırsa, bütün kaza borçlarının, affedileceği söylenmektedir. Bu kefaret namazı nasıl kılınır? CEVAP: Kefaret namazı kılmakla kaza borçları affedilmez. Sadece, namazları vaktinde kılmama ve geciktirme günahları için, yapılan tevbenin kabulüne vesile olur. Dört rekât kılınır. Her rekâtında, bir Fatiha, bir Âyet-el kürsi ve 10 Kevser suresi okunur. (Kazaya bıraktığım ve kazasını geciktirdiğim namazların günahlarının affolması için bu namazı kılmaya) diye niyet edilir. S. Ebediyye kitabında şöyle bildiriliyor: Kefaret-i namaz ve mübarek zamanlarda yapılan diğer ibadetler, kaza edilmiş olan farz namazların, kazaya bırakma ve kazasını geciktirme günahlarının affolması maksadıyla yapılan tevbenin, kabul olması içindir. Yoksa kılınmamış namazlar, kaza edilmedikçe, hiçbir suretle affolmaz. Nitekim oruç kefareti de, oruç borcunu ödemiyor. Gün sayısınca orucun ayrıca kaza edilmesi de lazım oluyor. YEMEK ARTIĞI VE PİRİNÇ TANESİ Sual: Diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç veya buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor? CEVAP: Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor; ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor; ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır. ÇİĞ PİRİNÇ YEMEK Sual: Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek tanesi yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor? CEVAP: Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez. Toprak yemek kefareti gerektirmezken, kilermeni denilen toprağı yemek kefaret gerektirir. Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez; ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak gerektirir. Pişmemiş pirinç gibi, bunlar da, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır. Kilermeni de topraktır; ama ilaç olarak yendiği için kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP: Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından İmam-ı Züfer'e göre, orucunuz sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer'in kavliyle amel etmek caiz olur. BİR AYLIK ORUCA NİYET Sual: Ramazanın başında, ramazanın sonuna kadar oruç tutacağıma niyet ettim. Ondan sonra niyet etmeden oruçlarımı tuttum. Sonradan her gün için ayrı niyet edilmesi gerektiğini öğrendim. Bu oruçlarımı kaza etmem mi gerekir? CEVAP: Her gün ayrı ayrı niyet etmek gerekir; fakat illa dille söylemek gerekmez. Mesela, sahura kalkmak niyettir. Yarın oruç tutacağım diye düşünmek niyettir. Sahura kalkıp oruç tutmak niyetiyle yatan kimse sahura kalkamasa bile, ertesi gün oruç tutmaya niyet ederek yattığı için yine oruç için niyet etmiş olur. Buna benzer niyet olabilecek hiçbir şey yoksa Maliki mezhebi taklit edilir. Maliki mezhebinde, Ramazanın başında bir kere niyet etmek yetişir. (O oruçları, Maliki mezhebine göre tuttum) denirse, kaza etmek gerekmez. Yukarıda bildirildiği gibi İmam-ı Züfer'e göre de, oruçlar sahih olur. NİYETİ UNUTAN ŞAFİİ Sual: Şafiiyim. Akşam niyet etmeden yattım. Uyanınca güneşin doğduğunu gördüm. Şafii'de imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Bu durumda Hanefi'yi taklit edip oruca devam edebilir miyim? CEVAP: Elbette taklit etmek gerekir. Sadece o gün, Hanefi'ye de uygun oruç tutulur. Bugünkü orucumu Hanefi mezhebine uyarak tutuyorum demek yeterli olur. ORUÇLUYKEN ÖLMEK Sual: Abdestliyken ölen şehid oluyor. Oruçluyken ölene de bir ecir var mıdır? CEVAP: Evet, ecri büyüktür. Bir hadis-i şerifte, (Oruçluyken ölen Cennete girer) buyuruldu. (Bezzar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hilali gözetlemekle ilgili 20 yıllık birikimim olduğu için iyi bilirim. Suudiler, hilalin görülmesini esas alıp, hesapla hareket ediyorlar. Türkiye ise hesaba dayanıyor; ama rüyetle hareket ediyor. Her ikisi de yanlıştır. Cumartesi kavuşum olursa, Ramazan Pazar günü başlar) deniyor. Doğru mu? CEVAP: 70 yaşındayım, 40 yıllık birikimim var. Buna rağmen, (Bu konuyu en iyi ben bilirim) demek yanlış olur. Bir konuda çok çalışmak, yaşlı olmak, muhakkak doğruyu bilmek anlamına gelmez. Diyanetinki hesap olarak doğruysa da, önceden ilan etmeleri yanlış olur. Şöyle denirse doğru olur: (Hesaba göre, kavuşum şu gün şu saat olacak, ertesi günü hilal şu ülkenin şu şehrinden veya şu şehirlerden görünecektir. Dinimize göre hilalin doğması değil, görünmesi şarttır. Eğer dünyanın herhangi bir yerinden hilal görülmezse, Ramazan o gün değil, bir sonraki gün başlar.) Genelde dünyanın herhangi bir yerinden görülebildiği için hesaplar doğru çıkmaktadır. 70 yıllık birikimi olan merhum hocamız, muteber kitaplardan alarak, aşağıdaki hususları bildiriyor: Merakıl-felah'daki hadis-i şerifte, (Ayı görünce oruç tutun! Tekrar görünce, orucu bırakın!) buyuruldu. Bu emre göre, Ramazan ayı, hilalin görülmesiyle başlar. Hilali görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlamanın caiz olmadığını, İbni Abidin, Eşiat-ül-lemeat ve Nimet-i islam'da bildirilmiştir. T.Muhammed ibni Dakik diyor ki: İctima-ı neyyireyn'den 1-2 gün geçmeden, hilal hiç görülemez. Şaban'ın 29. günü, güneş battıktan sonra, hilali aramak gerekir, görülmezse Şaban ayını 30'a tamamlamak lazımdır. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslümanın gördüm demesiyle, açık havadaysa, çok kimsenin söylemesiyle, kadı Ramazan olduğunu ilan eder. Kadı bulunmayan yerlerde, bir âdil Müslümanın hilali gördüm demesiyle Ramazan, iki âdil kişinin gördüm demeleriyle bayram olur. Ramazana ve bayrama takvimle, hesapla başlamanın caiz olmadığı Hindiyye'de de yazılıdır. Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Bu hesaplar, kameri ayın başladığı vakti bulmak için değildir. Hilalin görülebileceği geceyi anlamak içindir. İmam-ı Sübki de böyle buyurdu. İmamın sözünü tersine çevirenlere aldanmamalı. (Tahtavi ve Şernblali) İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: (Ramazanın ilk gününü anlamakta takvimlere güvenilmemeli; çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Resulullah, (Hilali görünce oruca başlayın!) buyurdu. Hâlbuki hilalin doğması, görmekle değil hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar; fakat o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. Çünkü İslamiyet böyle emretmiştir.) [S. Ebediyye] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Çölde yaşayan bir bedevi ve ailesinin, bir horozu, bir köpeği ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırır. Bir gün tilki, horozu alıp götürür. Çoluk çocuğu üzülür. Bedevi, hakkımızda belki bu hayırlıdır diyerek onları teselli eder. Bir kurt, yüklerini taşıyan merkebini parçalar. Bedevi, üzülen çoluk çocuğunu yine, belki hakkımızda hayırlısı budur diyerek teselli eder. Bir müddet sonra kendilerine bekçilik eden köpekleri de ölür. Bedevi yine ailesini teselli eder. Bir sabah, ilerideki birkaç çadırda yaşayanlar, esir alınarak götürülür. Hayvanlarının sesleri, merkep anırması, horoz ötmesi ve köpek havlaması, çadırda yaşayanları ele verir. Bedevinin hayvanları olmadığı için, onların varlığından haberdar olamazlar. Mümin daima hayırlısını istemeli; çünkü biz bilemeyiz. Vaki olanda hayır vardır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Bazı şeyler sizin çok zorunuza gider, çok gücünüze gider, üzülürsünüz. Bu musibet başıma nereden geldi dersiniz. Hâlbuki bilmezsiniz ki, bu sizin için hayırlıdır. Bazı şeylere çok sevinirsiniz, yaşadık dersiniz. Bilmezsiniz ki, onlar sizin için kötüdür, şerdir.) Dünyada mümin, illet, zillet ve kılletten hâli olamaz. Yani bunlardan kurtulamaz. Ya hastalık gelir, ya aşağılanma, hakir görülme olur veya fakirlik çeker. Bunların hangisi olursa sabreder. Bu sabır onun için çok iyidir. Eğer isyan ederse felaket gelir. Hatta Peygamber efendimiz, (Fakirlik o kadar tesir eder ki, insanı küfre kadar götürebilir) buyuruyor; çünkü isyan eder. Niye bana vermiyor da, ona veriyor der, Allah korusun! Hâlbuki dert ve bela, Allahü teâlânın sevdiği kullarının boynuna attığı kementtir. Müminin sadece şükretmesi, sabretmesi lazımdır. Bir hakarete uğrayabilir; eğer hakaret mümindense, elini ayağını öpse azdır, çünkü onun din kardeşidir, onu sevmeye mahkûmdur. Allahü teâlâ böyle emretmiştir. Eğer hakaret kâfirdense, ona hiç kıymet vermez. Zira onun muhatabı o değildir. Eğer hakarete uğrayacak bir kişi varsa, o da imansız olarak ölen kişidir; çünkü onlar dünyada ve ahirette, en sonunda mutlaka zelil olacaklardır. En büyük zenginlik, kanaattir. Fazla mal, bazen iyi, bazen kötüdür. Bir gün Musa aleyhisselam Tur-i Sina'ya giderken bir fakir, (Ya Nebiyallah, artık ben bu fakirliğe dayanamıyorum. Dua et, Cenab-ı Hak bana çok mal versin) dedi. (Hayırlısını iste!) buyurdu. (Olsun, sen dua et) dedi. (Ben Peygamberim, ısrar etme, sonra felaketin olur) buyurdu. (Sen dua et, ben zengin olmak istiyorum) dedi. Musa aleyhisselam dua edince, Cenab-ı Hak, (Senin hatırın için veririm) buyurdu. Bir zaman sonra, Musa aleyhisselam aynı yerden geçerken, görevlilerin o adamın boynunu vuracaklarını görünce, ne olduğunu sordu. (Yâ Musa, bu adam fakirken halim selimdi. Sonra zengin olunca, şımarıp çok azdı ve haksız olarak birisini öldürdü. Şimdi verilen hükmü infaz edeceğiz) dediler. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda ne yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, Ramazan bayramında bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Ramazan gittiği için değil, günahlarımız affolduğu için, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bayram sabahı Müslümanlar namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ meleklere, "İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?" diye sorar. Melekler de, "Ücretini almaktır" derler. Allahü teâlâ da, "Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak, kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm" buyurur.) [Beyheki] Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki) Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin def çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, hazret-i Ebu Bekir'e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ali, (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. (Gunye) Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevablar bilinseydi, her günün Ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, (Ramazandaki özel sevablar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazan olması istenirdi) buyuruldu. (Ebu Nasr) Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara... Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır! >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Şevval ayında [bu ayda] oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şevval ayında oruç tutmak sevab mıdır? CEVAP: Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari) Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani] (Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace] (Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme] Bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağı bildirilmiştir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi] (Pazartesi ve perşembe günahların affedildiği gün olduğu için, oruç tutuyorum.) [Müslim] BÜTÜN YIL ORUÇ TUTMUŞ OLMAK Sual: En az bire on sevab verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı kitaplarda yazıyor. Farz olan Ramazan orucuyla nafile olan Şevval orucu aynı kefeye nasıl konar? CEVAP: Her ay üç gün oruç tutanın da, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da kitaplarda bildiriliyor. Burada farz olan Ramazan orucuyla nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu gibi sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa, Ramazandaki bir günün sevabına kavuşamaz. Hatta Ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor? CEVAP: Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, Ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek Ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, Ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç sahih olmadığı için, iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır. ORUÇLU OLDUĞUNU SÖYLEMEK Sual: Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğumuzu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider deniyor. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Hayır, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı; ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Riya kalbde olur. Yani insanlara gösteriş için ibadeti yapmak demektir. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz. SOHBETİN ÖNEMİ Sual: Eskiden hocasına uzak olan; fakat onu çok seven bir talebe mi, yoksa hep sohbetlerde bulunan bir talebe mi daha çok feyz alırdı? CEVAP: Elbette sohbetlerde bulunan daha çok feyz alırdı. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Yanındakiyle uzaktaki hiç eşit olur mu? Veysel Karani, Resulullah'ı göremediği için, hiçbir Sahabinin derecesine ulaşamadı. Bizim yolumuzun esası sohbettir, beraber olmaktır. Aklı başında olan talip, üstadına olan muhabbeti miktarınca, onun kalbinden saçılıp kendisine gelen feyzlerden ve bereketlerden, uzaktayken de, alır. Sevgisi sebebiyle, uzaktan gelen feyzlerden alırsa da, marifete ve vilayet derecelerine kavuşmak için sohbet şarttır. (3/153) İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Kalb, çok zaman his organlarına bağlıdır. Duygu organlarından uzak olanlar, kalbden de uzak olur. Hadis-i şerifte, (Göz görmeyince, gönülden de uzak olur) buyuruldu. (1/117) Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalırmış, Gözlerden ırak olan, gönülden de olurmuş. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimi, İslam yazısından başka yazılar arasına koymanın caiz olmadığını biliyoruz. Acaba Kur'an-ı kerimle birkaç dilde tefsir ve meallerini, videolarını, seslerini ve yazılarını bilgisayarda diğer yazıların, resimlerin, videoların arasında aynı harddisk'te bulundurmak caiz midir? CEVAP: Caiz değildir. Kur'an-ı kerim ile çeşitli dillerdeki tefsirine ve meallerine saygı göstermek gerekir. Böyle bilgiler, CD'de, DVD'de, harici harddisk'te veya flash bellek'te muhafaza edilmeli ve ihtiyaç halinde buradan kullanılmalıdır. S. Ebediyye'de deniyor ki: Teyp bandına ve gramofon plâğına Kur'an-ı kerim almak, kâğıt üzerine yazmak gibidir. Teyp ve gramofon, müzik, şarkı, keyfe, oyun ve eğlence için kullanılıyorsa da, kâğıt da, açık resim, eğlence ve fuhuş dergileri olmaktadır. Kur'an-ı kerim kâğıda yazılınca Mushaf olur. Mushaf, Kur'an-ı kerimin okunmasına ve öğrenmesine ve ezberlenmesine sebep ve vasıta olduğu için kıymetlidir. Mushaf yazmak ve hediye etmek, bunun için, çok sevabdır. Bant ve plak da, Kur'an-ı kerimin benzerini işiterek öğrenilmesine ve ezberlenmesine vasıta olmaktadır. Kur'an-ı kerimi, bu niyetle, teyp, plâk üzerine almak caiz olur. Bunlara da, Mushaf-ı şerife olduğu gibi hürmet etmek, bunlara başka şeyler doldurmamak, yükseğe koymak, üzerlerine bir şey koymamak, abdestsiz tutmamak, kâfirlere, fâsıklara vermemek, başka şeyler bulunan bantlar ve plâklar arasına koymamak, fısk, oyun, eğlence yerlerinde çalmamak lâzımdır. Kur'an-ı kerim dinlemek için kullanılan gramofon ve teyp hiçbir zaman fısk meclislerine götürülmemeli, bunlarda hiçbir zaman, haram olan çirkin şeyler çalınmamalı. Çalgı çalmakta kullanılan bir gramofonun ve teybin Kur'an-ı kerim dinlemek için de kullanılması, şarkı, gazel okuyan fâsık bir hafızın okuduğu Kur'an-ı kerimi dinlemeye benzer ki, caiz değildir. Kısacası, Kur'an-ı kerim bulunan bantlar ve plâklar Mushaf-ı şerif gibi kıymetlidirler. Bunlara da saygısızlık yapmak, küfre sebep olur. Şu kadar var ki, bunlardan Kur'an-ı kerimi dinlemek, hâfız dinlemek olmaz. Tam benzerini dinlemek olur. Kur'an-ı kerimi dinlemek sevabı hâsıl olmaz; çünkü Kur'an-ı kerimi tilâvet etmek, yani okumak demek, şuurlu bir kimsenin, Kur'an-ı kerim okuduğunu bilen insanın okuması demek olduğu Redd-ül-muhtar'da yazılıdır; fakat benzerini de saygıyla dinlemek farzdır. Küçük çocuğun şuursuz olarak okuduğunu dinlemenin de lâzım olduğu yine Redd-ül-muhtar'da yazılıdır. Radyoda İslâmiyet'in yasak ettiği şeyler dinlenmez, hep faydalı ve sevab şeyler dinlenirse, bunlar arasında okunan Kur'an-ı kerimi ve evde teypte, Müslümana yakışan şeylerin, nasihatlerin, derslerin arasında okunan Kur'an-ı kerimi, öğrenmek için dinlemek caiz olur; fakat bunun, Kur'an-ı kerimin aslını dinlemek olmadığı, Elmalılı Hamdi Efendi tefsirinde yazılıdır. (c.3, s.2361) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü) demek, kâfirin her şeyini hoş gör demek midir? CEVAP: Müminin bile kötülükleri hoş görülmezken, suç işleyince cezalandırılırken, kâfirin kötülükleri hiç hoş görülür mü? Kâfir, insan olarak Müslümandan farksızdır, ırk yönüyle üstünlük yoktur; ama küfrü ve kötülükleri yönüyle çok fark vardır, hoş görülemez. Önce, insan olarak kâfirlerin dindeki yerini bildirelim. Birkaç hadis-i şerif meali: (Bütün insanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal] (Arap'ın Acem'e [Arap olmayana], Acem'in Arap'a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar] ([Kâfir de olsa] Bütün insanlar, Allah'ın ıyalidir [kullarıdır]. Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, Onun ıyaline iyilik edendir.) [Bezzar] (Kâfir de olsalar, komşuya, misafire ve ana babaya ikram et! Kâfir de olsa, dilenciyi reddetme!) [Ç. Y. Güzin] (Allahü teâlâ mazlumun bedduasını, kâfir de olsa kabul eder.) [Ç. Y. Güzin] (Kâfir de olsa, mazlumun bedduasından sakının!) [İ. Ahmed] (Kâfir arkadaşını öldüren de, ümmetimden değildir.) [Hadika] (Bir zimmî kâfiri öldüren Cennetin kokusunu duyamaz. Hâlbuki Cennetin kokusu kırk yıllık mesafeden duyulur.) [Buharî] (Zimmî kâfir: Gayrimüslim vatandaş) Zimmî kâfire zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. (Dürr-ül-muhtar) Kâfirlere, kötü sözlerle hakaret eden, onları inciten cezalandırılır; çünkü kâfirleri incitmek, kalblerini kırmak haramdır. (Mülteka) İnsan olarak kâfirler bu manalarda hoş görülür. Yoksa küfürleri ve suçları hoş görülmez. Onları sevmek, onlarla dostluk kurmak haramdır. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabaları da olsa, Allah'ın ve Resulünün düşmanlarını sevmezler.) [Mücadele 22] (Kâfirleri dost edinen, Allah'ın dostluğunu bırakmış olur.) [Âl-i İmran 28] (Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [İslam'a olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Âyet-i kerime meallerine bugün de devam ediyoruz: (Ey iman edenler, benim de, sizin de düşmanınız olanları [müşrikleri] dost edinmeyin! Onlar, size gelen gerçeği [Kur'an-ı kerimi] inkâr etmişken onlara sevgi besliyorsunuz, [Resulün gizlediği sırrı veriyorsunuz]; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan dolayı sizi ve Resulü [Mekke'den] çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için [Mekke'den] çıkmışsanız, [onları dost edinemez] onlara sevgi gösteremezsiniz [sır veremezsiniz]. Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden, onlara sevgi gösteren [düşmanı dost edinen], elbette doğru yoldan sapmış olur.) [Mümtehine 1] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (En kıymetli ibadet, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.) [Ebu Davud] (Allah'ın düşmanlarını sevmemek, imanın tadını artırır.) [Taberani] (Allah'ı sevmeyen ve Onun düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seveni ve kâfirleri düşman bileni, Allah sever.) [İ. Ahmed] (İmanın temeli, Müslümanları yani Allah'ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah'ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ. Ahmed] (Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.) [Taberani] İsa aleyhisselam, (Allah düşmanlarına buğzederek, Allahü teâlânın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah'a yaklaşın! Onlara kızarak Allah'ın sevgisini arayın!) buyurdu. Hazret-i Ömer'e, zeki ve yazısı güzel olan Hireli bir Hıristiyan'ı kâtip yapması söylenince, (Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin!) mealindeki âyeti okuyup, (Kâfiri dost edinemem) buyurdu. Hazret-i Ömer, Ebu Musel Eşari'ye, (Niçin, bir Müslüman kâtip kullanmıyorsun? (Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin) âyetini işitmedin mi?) dedi. O da, (Dini onun, kâtipliği benim) dedi. Hazret-i Ömer, (Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz etme! Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen o kâfiri değiştir!) buyurdu. (H. S. Vesikaları) Şu halde, yaratılanı yaratandan dolayı hoş gör demek, kâfirleri sevmek demek değildir. İnsan olarak ona iyi davranıp, onu kazanmak, hidayetine vesile olmaya çalışmaktır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Silsile-i aliyye büyüklerinden Seyyid Tâhâ hazretleri buyuruyor ki: (Üstadına muhabbet ve onun sohbetinde bulunmak, her şeyden üstündür; çünkü üstad, kemal mertebelerin en yükseğine kavuşturmak ve ona marifetleri vermekle, talebesinin hastalıklarını tedavi eder. İki şeyi size tavsiye ederim, birisi dinin sahibine uymak, ikincisi bağlı bulunduğunuz zata muhabbet etmek. Eğer bu iki şey sizde varsa, geri kalan, ister olsun, ister olmasın, hiç üzülmeyin! Şah-ı Nakşibend hazretleri, yolunun esasını, Eshab-ı kiramın yolu üzere kurdu. Onlar Resulullahın muhabbetiyle şereflendikleri gibi, bize de üstada muhabbetin şerefi gerekir. Bizim yolumuzun yolcularının faydaları, ana ve babalarına, hatta yedi sülalesine ulaşır. Büyüklerimizin yolunu inkâr edenden, aslandan kaçar gibi kaçmalı. Bunun ekmeğini yiyenin kalbi, zikre karşı 40 gün ölür. Bu inkârcılar, Resulullahın zamanında olsaydı, onu da inkâr ederlerdi.) Van'ın Gürpınar ilçesinden genç bir tüccar, Nehri'ye gidip, Seyyid Tâhâ hazretlerine talebe olmak istedi. Kabul edilince, verdikleri tesbihi de alıp geri evine geldi. Bu zat, talebe olduktan birkaç gün sonra, hayvanlarının bir kısmını kurt kaparak telef etti. Bütün işleri ters gitmeye başladı. Şeytan, (Bu hocaya bağlanmak sana yaramadı, uğursuz geldi) diye vesvese verdi. O talebe nihayet, Seyyid Tâhâ hazretlerinin daha önce kendisine hediye ettiği tesbihi de yanına alıp, hocasından ayrılmak maksadıyla onun evine geldi. Kapıyı Köse Halife açtı. Hocasıyla görüşmek istediğini bildirdi. O da şu anda evde olmadığını söyledi. Bunun üzerine, hocasından ayrıldığını, bir daha gelmeyeceğini söyleyerek, tesbihi de hocasına verilmesi için Köse Halife'ye iade etti. Seyyid Tâhâ hazretleri eve geldiğinde, Köse Halife durumu arz edip, tesbihi takdim ettiğinde, tebessüm buyurdu... Aradan aylar geçmişti. Seyyid Tâhâ hazretleri, bir gün öğle vakti namaza kalkarken, birden ellerini uzatıp, (Def ol, ya lâin!) buyurup namaza başladılar. Namazdan sonra Köse Halife sordu: -Efendim, mübarek ellerinizi uzatıp, öyle söylemenizdeki hikmet ne idi? -Gürpınar'da bir Müslüman ölmek üzereyken, şeytan imansız gitmesine çalışıyordu. Büyüklerin bereketiyle defedildi. Adam imanla vefat etti. -Efendim, o zat, tesbihi iade eden genç tüccar mı? -Evet, oydu. -Peki, hocam, o edepsizlik edip hediyenizi iade ettiği halde, neden yardım ettiniz? -Birkaç gün de olsa bizi sevdi. Biz de, onun sevgisine vefa gösterdik. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dünya imtihan yeridir. Her şeyi imtihana tâbidir. Allahü teâlâ çok mal verir veya fakirlik verir, imtihan eder. Hep sıhhat verir veya hastalık verir, imtihan eder. Hepsi imtihandır. İmtihan demek, terlemek demektir. İmtihan demek, uyanık olmak demektir. İmtihan demek, (İyi çalış, verilen süre içerisinde, sorulan sorulara doğru cevap ver) demektir. Vakit dolunca kâğıt alınır, (ben şimdi yazacaktım) diyene, geçti artık denir. Ömrümüz bitince, imtihanda yazdıklarımız için, işte kâğıdın, oku diyecekler. Oku bakalım, ne yapmışsın, gör diyecekler. Eyvah ben ne yapmışım diyeceğiz; ama bir faydası olmayacak. Bunu nasıl olsa söyleyeceğiz, vakit varken onu dünyada söyleyelim. Tevbe edip, ibadetlerimizi yapalım. İçimizde kim bilir Allah'ın ne sevgili kulları var, onların hürmetine dua edelim, inşallah Cenab-ı Hak bizi affeder; çünkü Cenab-ı Hak halis kullarını gizlemiştir. Bu, gönül meselesidir, Allah demek meselesidir. Kimin neyi var, kim Allah'a yakın, biz bilemeyiz. Onun için Müslüman olarak birbirimizi sevmeliyiz, birbirimizin dertlerine koşmalıyız. Kaynaşmalıyız, birbirimizde fani olmalıyız. İnşallah, Cenab-ı Hak, iyilerin hürmetine bizi de affeder. Salih insanlarla arkadaş olmaya çalışmalı. Hayırlı insan olmaya, hayırlı işlerle meşgul olmaya gayret etmeli; çünkü alın yazımız, icraatımızdır. Ne yapıyorsak alın yazımız odur. ŞEYTANIN ARKADAŞI Eskiden adamın biri tek başına yolculuk yaparken, şeytan, insan kılığında yanına gelip, arkadaş olur. Adam öğle namazını, ikindi namazını, akşam namazını ve yatsı namazını kılmaz. Şeytan, herkesin namaz kıldığı bir ülkede, onun namaz kılmamasına hayret eder. Her seferinde, belki vaktin sonunda kılar, belki unuttu, kaza eder diye bekler; ama adamın namazla alakası yoktur. Uyuma vakti gelir, adam yatıp uyur. Sabah olur, adam sabah namazını da kılmayınca, şeytan adamdan ayrılmak istediğini belirtir. Adam, (Ne güzel, yol arkadaşlığı yapıyoruz, seni üzdüm mü? Suçum ne?) der. Şeytan cevap vermez. Adam ısrar edip, (Söylemeden bırakmam) der. Şeytan, (Benim kim olduğumu biliyor musun?) der. Adam, (Söylemiştin ya, filancasın) der. Şeytan, (Hayır, ben şeytanım. Tam 80 bin yıl ibadet ettim. Bu kadar zaman içinde bir kere Allah'a âsi oldum ve ondan dolayı da kovuldum. Sense bir günde tam beş kere isyan ettin. Belki şimdi sana azab-ı ilahi gelir. Senin yanındayken, ben de azaba uğramaktan korkuyorum) diyerek uzaklaşır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, yaşayan insanlardan iş, eş ve aş istiyor. Vefat eden evliya da ölü olmadığı için, onlardan da, böyle dünyalık şeyler istemek caiz olur mu? CEVAP: Vefat eden evliya zat, yaşayandan daha çok feyz verir, daha çok yardım eder. Şehidler ölü olmadığı gibi, peygamberler ve evliya zatlar da ölü değildir. Yaşarken de, bir insana yapma gücünü veren, yürüten, konuşturan, iş yaptıran, Allahü teâlâdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah'tır.) [Saffat 96] Yaşayana bu gücü veren Allahü teâlâ, vefat etmiş evliyasına niye veremesin ki? Ölüye iş yaptıran da Allahü teâlâdır. Onun kudretinden şüphe etmek küfürdür. Kur'an-ı kerimde, (Yardım ancak ve yalnız Allah'tandır) buyuruluyor. (Al-i İmran 126) Terziye gideriz, bir elbise dik deriz. Ona bu gücü veren, elbette Allahü teâlâdır. Emlakçıya gideriz, bize kiralık bir ev bul veya satılık bir ev bul deriz. O da bulur, verir. Ona bu gücü veren, elbette Allahü teâlâdır. Doktora gideriz, tansiyonumuza bakar. Muayene eder, ilaç verir, gerekirse enjeksiyon yapar. Ona bu gücü veren, elbette Allahü teâlâdır. Vefat etmiş olan ama hakikatte ölü olmayan peygambere ve evliya zata giden kimsenin de, esas yaratıcının Allahü teâlâ olduğunu bilerek, o kabirde yatan zattan yardım istemesi gayet normaldir; çünkü veren, yaratan Allahü teâlâdır. Hazret-i Mevlana, (Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim) buyurdu. Deylemi'nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifi de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir. Mesela o zata, (Bana kiralık ev lazım, oğlum için bir gelin, kızım için bir koca istiyorum) demek gayet normaldir. Böylece, bunu işiten evliya zat, bizim için dua eder. Allahü teâlâ da, bu sevgili kulunun duasını kabul eder. Yani sebepleri yaratıp bunlara kavuşturacak olan, Allahü teâlâdır. Vehhabiler ve onların etkisinde kalan mezhepsizler, bunlara şirk diyorlar. Biz, evliya yaratıcı demiyoruz ki! Evliya zatlar, Allahü teâlânın sevgili kulları olduğu için, ya onların hürmetine istiyoruz veya bizzat (Bana kiralık ev bul) diyoruz. Evliya dua ediyor ve Allahü teâlâ da, o sevgili kulunun duasını kabul ediyor. Hepsi bu! Allahü tealanın kudretini inkâr eden, Allah ölüye iş yaptıramaz diyen kâfir olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Tesbih namazını cemaatle kılmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Tesbih namazı istisna olarak cemaatle kılınır) demek yanlış değil midir? CEVAP: Evet, yanlıştır. Muteber kitaplarda diyor ki: Geceleyin nafile kılan kimse, imam olursa, aşikâre okur. Eğer başkalarına duyurulursa, üçten fazla kişiyle kılınması mekruh olur. Üç kişiye kadar ve ilan edilmemek şartıyla, cemaatle kılınınca mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar) Teravih, küsuf ve istiska namazından başka, bütün nafile namazları başkalarına haber vererek cemaatle kılmak mekruhtur. Eğer çağırılmadan, bir iki kişi nafile kılana uysa, mekruh olmaz. Üç kişide ihtilaf vardır. Dört kişinin uyması ise, ittifakla yani sözbirliğiyle mekruh olur. Bu durum Kâfi ve diğer kitaplarda böyle zikredilmiştir. (Halebi-yi sagir) Birbirini çağırarak, nafile bir namazı cemaatle kılmak mekruhtur. İmamdan başka üç kişi olursa mekruh olmaz; fakat dört kişinin nafileyi cemaatle kılmaları, esah olan kavle göre mekruhtur. Hulâsa'da da böyledir. (Fetava-i Hindiyye) Birbirine duyurarak cemaatle nafile namaz kılmak dört kişi olursa mekruhtur. (Dürr-ül-muhtar) Hanefi mezhebinde, ramazan ayı dışında vacib olan vitir vacibi de cemaatle kılmak, nafile kılmak gibi, mutlak surette mekruh olur. İmama uyanlar üç kişiden fazla olurlarsa, cemaatle nafile kılmak mekruh olur, üç veya daha azsa mekruh olmaz. (Mezahib-i Erbea) Ravda-tül Fetâvâ'da diyor ki: Gece veya gündüz, nafile namazı cemaatle kılmak mekruhtur. Teravih namazını bile yirmi rekatten fazla cemaatle kılmak mekruhtur. Vitri de ramazandan başka zamanda cemaatle kılmak mekruhtur. Mebsut'ta diyor ki: Çağrılarak toplanıp cemaatle nafile namaz kılmak mekruhtur. Şemsül Eimme, (Eğer biri imam üç kimseyle, cemaatle nafile namaz kılsalar caizdir) demiştir. (Tergib-üs salat) Teravih hariç, farzı hatırlatacağı için, nafile kılan imamın açıktan okuması mekruhtur. (Nimet-i İslam) Yazıklar olsun, binlerce yazıklar olsun! Birçok bid'atler meydana çıkarıldı. Teheccüd namazını cemaatle kılıyorlar. Gece yarısı, bu namaz için uzaklardan akın edip geliyorlar. Cemaatle kılıyorlar. Hâlbuki nafile namazları cemaatle kılmak, tahrimen mekruhtur. Fıkıh âlimlerinden birkaçı, bunun mekruh olması için duyurulması, ilan edilmesi şarttır demişlerse de, bunlar da, nafile namazı caminin bir köşesinde ve en çok üç kişi cemaatle kılabilir, demişlerdir. Üçten fazla kimsenin cemaatle kılması, sözbirliğiyle mekruhtur. (Mektubat-ı Rabbani 1/131) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hoparlörü ibadette kullanmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hoparlör=haut+parleur. Yani yüksek konuşucu, sesi büyültücü demektir. Sesi yükseltmekse sünnete uygundur) diyerek hoparlörle ibadeti caiz görenler var. Hoparlör bunların dediği gibi sesi mi yükseltiyor, yoksa sesi değiştirdikten sonra, başka sesi mi yükseltiyor? CEVAP: İşin tekniğini bilmeden, bir aletin kelime manasını söylemek cahilliğin daniskasıdır. Haut parleur, Fransızca yüksek konuşucu demekse de, hoparlörün mahiyeti bu cahillerin söylediği gibi değildir. Kelime manasıyla din olmaz. Birçok terimler, kelime manasından çok uzaktır. Mesela gözden düştü, demenin bildiğimiz gözle hiç alakası yoktur. Bunun gibi salât kelimesi dua demektir; ama namaza da salât denir. Namaz farklı bir dua şeklidir. Bu cahiller gibi, salât duadır diyerek, namaz kılmayıp, sadece dua edenler de çıkmıştır. İstiva; oturmak, kaplamak diye, hâşâ Allahü teâlânın Arşa oturduğunu söyleyenler olmuştur. İlim ciddiyeti olan insan, hoparlörün işleyiş şeklini bilen, fizik mühendislerinden öğrendikten sonra yazar. Ana Britannica, Büyük Ansiklopedi, Meydan Larousse, MEB Fizik ve Elektrik dersi kitaplarında özetle deniyor ki: (Ses dalgalarını elektrik sinyallerine çeviren sistemlere mikrofon denir. Elektrik dalgalarını [sinyallerini] ses dalgalarına çeviren sistemlere hoparlör denir. Mikrofonla hoparlör arasında ses nakli olmuyor, yani konuşan insanın kendi sesi nakledilmiyor, sesi yükseltilmiyor, bir enerji dönüşümü oluyor. Mikrofona karşı konuşan insanın sesi, önce elektrik enerjisine dönüşüyor. Buradan hoparlöre giden elektrik sinyalleri tekrar sese dönüşüyor. Hoparlörden çıkan ses, orijinal sesin nakli değildir, farklı frekanslarda enerji dönüşümüyle, başka özellikte yeni bir ses meydana gelmektedir. Bu ses, orijinaline çok benzese de farklı bir sestir. Meydana gelen yeni ses, konuşanın kendi sesi değildir. Elektrik tesiriyle hâsıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği, demir levhanın oluşturduğu başka bir sestir.) İşin teknik yönü budur. İşin dinî yönüne gelince, cemaat, kendi imamından başkasının sesine uyarak namaz kılarsa sahih olmaz. Hoparlörden çıkan ezan sesinin de, müezzinin sesi olmadığı, teknik olarak yukarıda açıklandı. İnsan sesi olmasına rağmen, fâsık insanın, kadının ve çocuğun okuduğu ezan sahih olmaz. Salih erkeğin okuması şarttır. Hoparlörden çıkan ses, fâsık erkeğin sesi bile değildir. Enerji dönüşümünden meydana gelen, bir aletin metalik sesidir. Metalik sesle, namaz kılınmaz, ezan okunmaz ve başka ibadet de edilmez. Dine aykırıdır, bid'at olur. Hadis-i şerifte de, (Her bid'at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir) buyuruluyor. (İbni Asakir) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
.Namaz kılana kâfir denir mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Bir insanda Müslümanlık alametlerinden biri bile olsa, mesela namaz kılsa, onda başka küfür alameti bulunsa da artık ehl-i kıbledir, tekfir edilemez) sözü doğru mudur? CEVAP: Doğru değildir. İslam âlimleri bunun aksini bildiriyor: 1- İmam-ı a'zam ve imam-ı Şafii, (Ehl-i kıble olana kâfir denilmez) buyurdu. Bu söz, (Ehl-i kıble olan, günah işlemekle kâfir olmaz) demektir. 72 sapık fırka, ehl-i kıbledir. İctihad yapılması caiz olan, açıkça anlaşılamayan delillerin tevillerinde yanıldıkları için, bunlara kâfir denilmez; fakat zaruri olan ve tevatürle bildirilmiş olan din bilgilerinde ictihad caiz olmadığı için, böyle bilgilere inanmayan, sözbirliğiyle kâfir olur. Çünkü bunlara inanmayan, Resulullaha inanmamış olur. İman demek, Resulullahın Allahü teâlâ tarafından getirdiği, zaruri olarak bilinen bilgilere inanmak demektir. Bu bilgilerden birine bile inanmamak küfür olur. (Milel-nihal) [Resulullahın getirdiklerinden birine bile inanmayan kâfir olunca Resulullaha inanmayanın kâfir olacağı açıktır. La ilahe illallah dediği halde, kasten Muhammed-ün resulullah demeyen kâfirdir.] 2- 72 bid'at fırkası, namaz kıldığı ve her ibadeti yaptığı halde, bir kısmı mülhid olmuş yani dinden çıkmıştır. Dinde sözbirliğiyle bildirilen bir inanışı veya bir işi inkâr eden, kâfir ve mürted olacağı için, La ilahe illallah dese, her ibadeti yapsa ve her günahtan da sakınsa bile, artık buna ehl-i kıble denmez. (Hadika) 3- Zaruri din bilgilerinden veya iman edilecek şeylerden birine bile inanmayan, La ilahe illallah Muhammed-ün resulullah dese de kâfir olur. Sadece Allah'a inanmak kâfi değildir. Amentü'de bildirilen altı husustan birini, mesela kaderi inkâr eden de kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. (Redd-ül-muhtar) 4- 72 bid'at fırkası ehl-i kıble olduğu için, bunlara kâfir denmez; fakat bunların, dinde inanması zaruri olan şeylere inanmayanları kâfir olur. (Mektubat-ı Rabbani 2/67, 3/38) 5- Meşhur bir farzı inkâr eden kimse, namaz kılsa da kâfir olur. (Berika) [Mesela, günümüzde tesettüre gerek yok demek küfürdür.] 6- Bizim kıblemize dönerek namaz kılan herkes ehl-i kıble sayılmaz. Kâfir oldukları icmayla sabit olan münafıklar da, kıblemize dönüp namaz kılmaktadır. (Tabakat-üş-Şafii) 7- Her namaz kılana ehl-i kıble denmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Yalan söyleyen, sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden, Müslüman olduğunu söylese, namaz kılsa, oruç tutsa da münafıktır.) [Buhari] (Burada bildirilen kimse, Allah rızası için değil, inanmadığından dolayı, ibadetlerini gösteriş maksadıyla yaptığı için münafık oluyor. Yoksa büyük günah işleyen kimse kâfir olmaz.) [Devamı var] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Namaz kılana kâfir denir mi? -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
8- İmanın 6 şartından birine inanmayan, namaz kılsa da kâfirdir. (Eşiat-ül-lemeat) 9- Bir Müslümanın, bir sözünden veya bir işinden yüz şey anlaşılsa, bunlardan 99'u küfre sebep olsa, biri Müslüman olduğunu gösterse, o bir şeyi anlamak ve ona kâfir dememek gerekir; fakat bu husus, bir sözün veya bir işin, yüz manası olduğu durum içindir. Yoksa yüz sözden veya yüz işten biri imanı gösterse, 99'u küfrünü gösterse, bu kimseye Müslüman denilmez; çünkü bir kimsenin yalnız bir sözü veya bir işi bile, açık olarak küfrü gösterse, yani imanı gösterecek hiçbir manası olmasa, o kimsenin kâfir olduğu anlaşılır. Başka sözlerinin ve işlerinin imanı göstermeleri, imanlı olduğunu bildirmeleri, o kimseyi küfürden kurtarmaz, Müslüman olduğuna hükmedilmez. (Kıyamet ve Ahiret) Müslüman olmanın en önemli alametlerinden birisi, namaz kılmaktır. Cemaatle kılması da, ayrıca bir önem taşır. Buna rağmen Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Ahir zamanda bir camide binden fazla kişi namaz kılacak; fakat içlerinde bir tane mümin bulunmayacaktır.) [Deylemi] Demek ki, Müslüman olmak için, sadece Müslüman alametlerinin olması yetmez. Dinde zaruri bilinmesi ve inanılması gereken bilgilerden, birini bile inkâr etmemesi şarttır. TERTİBİN DÜŞMESİ Sual: Tertip sahibi bir kimse, gece kılarım diye yatsıyı kılmadan yatsa, uyanınca güneş doğmasına az bir zaman kalsa, yatsıyı kaza edince güneş doğacağını, sabahı kılamayacağını anlasa, yatsıyı mı kaza eder, yoksa sabahı mı kılar? CEVAP: Vaktin dar olması tertibi düşürür. Yani sabahı kılar, yatsıyı kuşluk vaktinde kaza eder. Vaktin dar olması, kazayı kıldıktan sonra, edaya vaktin kalmaması demektir. (Hindiyye) HOROZ DÖVÜŞÜ, BOKS VE SİRK Sual: Horoz ve deve dövüşünü, boğa güreşlerini ve boks maçlarını seyretmek, sirke gitmek günah mıdır? CEVAP: Horoz ve deve dövüşleriyle boğa güreşleri, hayvanlara zulüm olduğu için günahtır. İnsanları dövüştürmek de günahtır. Avret yerlerinin açık olması da, bir başka günah oluyor. Canlının yüzüne vurmak da günahtır. Sirklerde de, genelde tehlikeli gösteriler, cambazlıklar yapılıyor. Sirke gitmek, bu gösterileri tasvip etmek demektir. Bu günah olan şeyleri seyretmek de günahtır; çünkü din kitaplarında deniyor ki: Cambaz ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer; çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz, cambazlık yapmaz ve ipten düşüp ölmezdi. Öldürülen kimse, eceli geldiği için ölürse de; öldüren veya ölümüne sebep olan kimse de cezasını görür. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bezzazlık [manifaturacılık] yapan bir genç vardı. İşlerinin çokluğunu bahane ederek, namazlarını hep son vaktine bırakırdı. Dükkânın yakınındaki camide, vaktin çıkmasına az zaman kala namazlarını yetiştirirdi. Bir gece, kan ter içinde kalmıştı. Rüyasında ölmüş, hesap için mizan başına getirmişlerdi. (İbadetlerimi yaptım, haram işlemedim, hesabım kolay geçer) diye ümit ediyordu. Melekler önce iman ve doğru itikat aradılar, hemen önlerine geldi. Sonra namaza sıra geldi; fakat aradılar, bir türlü bulamadılar. (Ben hiçbir namazımı kazaya bırakmadım, mutlaka bulmanız lazım) diye feryat ediyordu. Nihayet melekler, (Kusura bakma, sana ait bir tek namaz bulamadık. Şimdi seni cehenneme atacağız) diyerek yüksek bir dağa çıkardılar. Genç çırpınarak, (Hayır, bunda bir yanlışlık var, ben hiç namazlarımı bırakmadım) dediyse de dinlemediler, dağın tepesinden, aşağıda olan cehenneme fırlattılar. O şiddetli korkuyla, dizlerinin bağı çözüldü, birden karşılarına nur yüzlü bir zat çıktı, düşerken havada yakalayıp, (Ben senin kıldığın namazlarım) dedi. Genç heyecanla, (Ben çok perişandım, az sonra cehenneme düşecektim, niye bu kadar geç kaldın?) diye sordu. O da, (Sen de beni hep son vakte bırakırdın) dedi. Genç o günden sonra vakti girer girmez namazlarını kılmaya başladı. SALİHLERLE BERABERLİK Salih Müslümanlarla beraber olmalı ve daima Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, nakli esas alan doğru din kitaplarını okumalı. Şeytan, dışarıda kalana veya ayrı düşünene, kalben iştirak etmeyene, vesvese verir. Sürüden ayrılan koyunu, kurt kapar. Kesinlikle ayrılmamalı, kendi başına hareket etmemeli. İnsanın da kurdu şeytandır; yani ayrı düşmek, ayrı düşünmek, ayrı duyguların içinde olmak, şeytana yem olmak demektir. Şeytan kalbe vesvese verir; çünkü işi odur. Bir zata, (Efendim, kalbime çok kötü düşünceler geliyor, çok korkuyorum. Çare nedir?) diye sorana, o zat der ki: (Şeytan görevini yapıyor. Sen onun vazifesine karışma, sen kendi işini yap! Şeytan seni bozmak istiyorsa, sen de kendini kurtarmaya çalış, salihlerle beraber ol, seni yaratana sığın! Bakalım durabilir mi? Peygamber efendimiz, (Şeytan insanın kalbine vesvese verir. Ancak, Allah anılınca kaçar) buyuruyor. Sen o anda Allah de! Kelime-i tevhid söyle, salevat-ı şerife getir veya ilmihal oku, bir şeyle meşgul ol, yani zıddını yap! O zaman bir şey kalmaz. Şeytan vesvese vermek için yaratıldı, ben insanları bozacağım dedi ve izin istedi, Allahü teâlâ da izin verdi ancak, (Sen benim kullarımı bozamazsın, sen kendin gibi olanları bozarsın) buyurdu. Benim kulum dedikleri de salihlerdir.) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir mümine yapılacak en büyük iyilik, onun Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadında olmasına vesile olmaktır; çünkü o itikat, o iman, onun hem dünyası, hem ahireti içindir. İmanı olan dünyada sıkıntı çeker, ahirette rahat eder diye bir şey yoktur; çünkü müminin her hali ibadettir, her hali sevabdır. Mesela sıkıntı çekince sabreder, sabrın sevabını alır. Nimetlere kavuşunca şükreder, bu sefer şükrün sevabını alır. Yani mümin için kayıp yoktur, boş yoktur. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Müminin her işi, hayırdır. Nimete şükreder, hayra kavuşur. Belaya uğrayınca, sabreder, yine hayra kavuşur.) Musibet zamanında sabretmeli, Allahü teâlâya sığınmalı. Bir müminin başına bir taş gelse, başı yarılsa, o taşı alıp da, sen neden benim başımı yardın, sen neden bana bunu yaptın diye, taşa bir şey söylemez. Taşı kim attı, ona bakar. İnsanlar da birer taştır. Elbette Allahü teâlâ, insanlar eliyle insanlara bir şeyler yaptırır. O halde, bize bir musibet geldiği zaman, o taşa bir şey dememeli, o insana bir şey söylememeli. (Benim başıma bu iş geldi, acaba Rabbime karşı ne suç işledim ki, Allahü teâlâ bu kulunu bana musallat etti?) demeli. Evet, yapan için kötü bir şey, o çok günaha girdi; ama esas onu gönderen yüce Allah'tır. O hissi, o kuvveti ve o imkânı veren Allahü teâlâdır. Onun için mümin, başına ne gelirse gelsin, istiğfar etmeli. Her derde deva, her hastalığa ilaç, her sıkıntıya çare, istiğfardır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (İnsanın üç babası var: Biri dünyaya gelmesine sebep olan baba. İkincisi, kızını veren baba. Üçüncüsü, onu cehennemden koruyan, dünya ve ahiretini kazanmaya sebep olan ve dinini öğreten baba yani hocası.) Eğer bunu sıraya koyarsak, üçüncü diye bahsettiğimiz o mübarek zat, hepsinin önüne geçer, "bir numara" olur. Hazret-i Ömer'in oğlu Hazret-i Abdullah, bir gün deveyle, arkadaşlarıyla birlikte bir yere gidiyorlardı. Birden deveden indi, orada bir köylüyü buldu, yanına aldı, getirip devesine bindirdi. Yuları tutup, nereye gidiyorsan beraber gidelim dedi ve yürümeye başladı. Arkadaşları hayret etmişlerdi, (Ya Abdullah, sen bunu boşa yapmazsın, sebebi ne?) dediler. Abdullah bin Ömer hazretleri buyurdu ki: (Bunun babası, babamın dostuydu. Babam, bunun babasını çok severdi. Bunun babasının babama iyilikleri vardı. Evlada yapılan, babaya yapılmış demektir. (İyiliklerin en iyisi, baba dostuna iyilik etmektir) hadis-i şerifi de bunu bildiriyor.) İşte, bize dinimizi öğreten Ehl-i sünnet âlimleri, mesela İmam-ı Rabbani hazretleri babamızdır. Bu mübarek zatı seven, yolunda olanlar, onun evlatlarıdır. O halde, evlada yapılan babaya yapılmış demektir. Çok dikkat etmeli, çünkü bu yolda olanların hepsinin babası, o büyüklerdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seferilik mesafesindeki bir yerde on gün kalacak olup Maliki'yi taklit eden veya etmeyen kimse, ihtiyaç olunca, namazlarını hangi mezhebe göre cem eder? CEVAP: Bir yerde on gün kalıp seferi olan kimse, Hanefi'ye göre seferi, diğer üç mezhebe göre mukim olur. Maliki ve Şafii'ye göre mukimken iki namaz cem edilmez. Hanbeli'ye göreyse, ihtiyaç olunca mukimken de cem edilebilir. Bir mezhebi taklit ederken, o mezhebin o konudaki şartlarına da uyması lazımdır. Seferde on gün kalan kimse, Hanbeli'de mukim olacağı için, Hanbeli'nin uyulabilen bütün şartlarına da riayet etmesi gerekir. Mukimken dört rekâtlık namazları kısaltmadan kılmak farz olduğu için, cem ederken, farzları iki rekât değil dört rekât olarak kılması gerekir. Maliki'yi taklit eden de, etmeyen de böyle kılar. Hanefi kimse, seferde cem etmediği zamanlarda, dört rekâtlı farzları, Hanefi'ye göre seferi olduğu için, yine iki rekât olarak kılar. SEFERDE CEM EDERKEN Sual: Seferilik mesafesindeki bir yerde 2 gün kalacak olup Maliki'yi taklit eden veya etmeyen kimse, ihtiyaç olunca, namazlarını hangi mezhebe göre cem eder? CEVAP: Seferilik mesafesinde bir yerde 2 gün kalan dört mezhepte de seferi olur. Seferi olduğu için, ihtiyaç olunca diğer üç mezhepten birine göre cem edebilir. Ancak Maliki'yi taklit eden, Maliki'nin şartlarını iyi bildiği için, Maliki'ye göre cem etmesi daha uygun olur. Dört mezhepte de seferi olduğu için, dört rekâtlı farzları iki rekât olarak kılar. SECDE-İ SEHV YAPILMASA Sual: Secde-i sehv gerektiği halde, şüphelenip secde-i sehv yapmayanın bu namazı sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. NAMAZ VAKTİ ÇIKSA Sual: Sabah namazı hariç, bir namazı kılarken namaz vakti çıksa ve başka vakit girse, bu namaz sahih olur mu? CEVAP: İmam-ı a'zam hazretlerine göre sahih olur. Fetva da böyledir. ÇORAPTAKİ YAZI Sual: Çorap altındaki yazı ve resim namazı mekruh eder mi? CEVAP: Evet, mekruh eder; çünkü bedeninde, yani elbisesindedir. Resim, namaz kılanın ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elindeyse, mekruh olur. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazda kıraatin sahih olması için Kur'ânı sesli mi, sessiz mi okumak gerekir? CEVAP: Kendi işitemeyeceği kadar sessiz okunursa namaz sahih olmaz. Dua ve diğer zikirler de böyledir. Namazda, yüksek sesle okunması caiz olan yerler hariç, yüksek sesle okumak mekruhtur. Sesli ve sessiz okumanın ölçüsü şöyle bildiriliyor: Ağızla okumaya kıraat denir. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanında olan kimselerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif sesle okuyanı, bir iki kişinin işitmesi mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. (Bezzâziyye) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Yüksek sesle dua etmek mekruhtur.) [Abdurrezzâk] Peygamber efendimiz, yavaş sesle namaz kılan hazret-i Ebu Bekir'e, niye çok hafif sesle namaz kıldığını sordu. O da, (Ya Resulallah, yalvardığım zat ne kadar yavaş okusam duyacağı için, hafif sesle okuyorum) dedi. Hazret-i Ömer'e de, niçin yüksek sesle okuduğunu sordu. O da, (Uyuyanları uyandırıyor, şeytanı kovuyorum) dedi. Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Ya Ebâ Bekr, sen sesini biraz yükselt! Ya Ömer, sen de, sesini biraz kıs!) [Tirmizi, Ebu Davud] İki âyet-i kerime meali de şöyledir: (İçinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam Rabbini an! Gafillerden olma!) [Araf 205] (Namazda, sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut!) [İsra 110] İMAM-I ÂSIM KIRAATİ Sual: Kur'ân-ı kerimin okunuşunu bildiren 7 büyük kıraat âlimi var deniyor. Biz hangisine göre okuyoruz? CEVAP: İmam-ı Âsım'ın kıraatine göre okuyoruz. Basılan Mushaflar da bu kıraate göredir. SECDE-İ SEHV SAKIT OLUR Sual: Secde-i sehv yaptığı takdirde, sabah namazını kılarken güneş doğacaksa, ikindiyi kılarken mekruh vakit girecekse, secde-i sehv sakıt olur mu? CEVAP: Evet, sakıt olur. Yani artık secde-i sehv yapılmaz. (Dürr-ül-muhtar) >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kaç çeşit gıybet vardır? CEVAP: Gıybet üç türlüdür: 1- Küfür olan gıybet: Gıybet edip, (Benimki gıybet değil, onda olanları söyledim) derse, haram olan gıybete helal dediği için küfür olur. Zaten gıybet, onda olanı söylemektir. Onda olmayanı söylemekse iftiradır, daha büyük günahtır. Tevbe etmek gerekir. 2- Duyulan gıybet: Yaptığı gıybeti, gıybet edilene duyurmaktır. Büyük haram olur. Tevbe etmekle affedilmez, onunla helalleşmek de lazım olur. 3- Duyulmayan gıybet: Gıybet olunanın bundan haberi olmaz. Tevbe ve istiğfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. (Berika) ALLAH ISLAH ETSIN Sual: (Allah ıslah etsin ifadesi çok sakıncalıdır; çünkü Allah ıslah ederse azapla ıslah eder) deniyor. Bu doğru mudur? CEVAP: Yanlıştır. Islah etmek, düzeltmek demektir. İlla azapla düzeltilir diye bir şey yok. Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, ıslah et!) diye dua ederdi. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah'ım, aramızı ıslah eyle!) [Taberani, Hâkim] (Ya Rabbi, hükümdarı ve mahiyetindekileri ıslah eyle!) [İ. Münavi, İ. Gazali] (Allah'tan korkun aranızı ıslah edin! Çünkü kıyamette Allahü teâlâ müminlerin arasını ıslah edecektir.) [Hâkim, Ebu Ya'lâ] (Müslüman idarecilerinizin ıslah olmaları için, Allah'a dua edin! Onların ıslah olmaları sizin de yararınızadır.) [Taberani] Hazret-i Ali her hutbesinde, (Ya Rabbi! Hulefa-i raşidin olan Ebu Bekir'le Ömer'i ıslah eylediğin gibi, bizi de ıslah eyle!) diye dua ederdi. (Mirat-i kâinat) İmam-ı Rabbani hazretleri de, bir mektubunda buyuruyor ki: Allahü teâlâ, maksatlarınızı ıslah eylesin! (1/213) İffet kaidelerini ayaklar altına almış azgın bir hayvan sürüsü gibi, yalnız hayvani hisleri peşinde koşan insanlara söylenecek sözümüz yoktur. Onlara yalnız, Allahü teâlâ ıslah etsin diyebiliriz. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hacla ilgili bazı kelimelerin anlamı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Cem-i takdim: Vakti girmemiş bir namazı, vakti giren bir namazla beraber kılmaktır. Hanefi'de yalnız hac mevsiminde Arefe günü Arafat'ta, öğle ve ikindi, öğle vaktinde kılınır. Cem-i tehir: Vakti çıkan namazı, vakti giren namazla birlikte kılmaktır. Hanefi'de yalnız hac mevsiminde Arefe günü Müzdelife'de akşam, yatsıyla yatsı vaktinde kılınır. Cemreler: Minâ'da birbirine birer ok uzaklıkta bulunan üç taş kümesidir. Bunlardan birincisine Cemre-i Ula, ikincisine Cemre-i Vusta, üçüncüsüne Cemre-i Akabe denir. İstilam: Hac ve umrede Kâbe'yi tavafa başlarken veya tavaf sırasında Hacer-ül-esved önüne gelindiğinde, elleri namaza durur gibi kaldırıp tekbir, tehlil getirerek, (Allahü ekber, lâ ilahe illallahü vallahü ekber) diyerek onu selamlamak. El sürülemiyorsa, uzaktan elleri kaldırıp işaret yapmak. İzar: İhramlının belden aşağıya doladığı örtü. Belden üst kısmını örtene de rida denir. İztiba: Ridanın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak. Böylece sağ omuz ve kolu ihramın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında iztiba sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür. Tavaf namazı omuz örtülü olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman iztiba yapılmaz. Remel: Erkeklerin, tavafın ilk üç şavtında kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve süratli yürümeleri. Devamında sa'y yapılacak tavaflarda, remel yapılması sünnettir. Sonunda sa'y yapılmayacak tavaflarda remel yapılmaz. Mikât: Afakilerin ihrama girdikleri yerler ki, Mekke'ye en uzağı, Zülhuleyf'e en yakın yerlerdir. Sa'y: Safâ'dan başlayarak Merve'ye, Merve'den Safâ'ya dört gidiş, üç geliş. Şavt: Tavafta Hacer-ül-esvedden başlayıp Kâbe'nin etrafında dönüp tekrar aynı hizaya gelmek. Sa'yda Safâ'dan Merve'ye, Merve'den Safâ'ya bir kere gitmek. Her sa'y ve tavafta 7'şer şavt vardır. Tavaf: Kâbe'nin etrafında, Hacer-ül-esvedden başlayıp Kâbe sola alınarak yedi kere dönmektir. Tavaf-ı Kudum: Mekke'ye varınca, yapılan ilk tavaf, Afakiler için sünnettir. Tavaf-ı Sadr: Hac esnasında cemrelerin taşlanması bittikten sonra Minâ'dan Mekke'ye gelindiğinde yapılan tavaf. Tavaf-ı Veda da denir. Hac vazifeleri bununla sona erer. Telbiye: Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnnelhamde venni'mete leke vel-mülke lâ şerîke lek. Terviye günü: Zilhiccenin 8. günü. Bugün Minâ'ya çıkmak ve geceyi orada geçirmek sünnettir. Vakfe: Durma. Arefe günü Arafat'ın Vadi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde, öğle ve ikindi namazlarından sonra bir miktar durmak. Bu farzdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Borçlu hacca gidebilir mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Biz borçlu bir aileyiz. Borçlarımızı ödemeden umreye veya hacca gitmek doğru mu? CEVAP: Borçlarınızı ödemeden hacca, umreye ve başka yerlere gitmek doğru olmaz. Buna rağmen gidenler, istifade edeceğim derken zarar görür, yani kaş yapayım derken göz çıkarır da farkında olmaz; çünkü dinimizin bildirdiğinin değil, kendi arzusunun peşindedir, nefsin ve şeytanın gizli hilesine düşmüştür. Kul hakkı, Allah hakkından önce gelir. Allahü teâlâ böyle takdir etmiştir. Kul haklarını, kul borçlarını sahibine ödemedikçe Cennete girilemez. Sırat köprüsündeki yedinci ve son soru kul hakkıdır. Bütün Peygamberler, hepsi masum, günahsız oldukları halde burada korkacaklardır. Peygamberlerin masum oldukları halde korktukları bir hususta, bizim cesaretimizin sebebi ne? Onun için hac vs. için biriktirilen, temin edilen para, önce borçları ödemekte kullanılmalıdır. Rahmete, feyze kavuşmak isteyen, istifade etmek isteyen dinin emrine uymalıdır. Hadis-i şerifte, (En iyiniz, borcunu bir an önce ödeyeninizdir) buyuruldu. Bir kimse, malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktirirse, zalim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an lanet altında bulunur. Borç ödememek öyle bir günahtır ki, uykuda bile durmadan yazılır. Malı olmak, parası olmak demek değildir. Satabileceği bir şeyi olup da satmazsa, günah işlemiş olur. Âlimler de, (Borcu olan kimse, borcunu ödemedikçe yağlı ve sirkeli yemek yememeli) buyuruyor. Yani borcun vebali, sıkıntısı yüzünden ağzının tadını bile düşünmemeli, yiyip içmekte bile tasarruf edip bir an evvel borcunu ödemeli. Nerede kaldı ki sağa sola parasını savursun! (S. Ebediyye) VEKÂLETEN HAC Sual: Ölü için vekâleten hac nasıl yapılır? CEVAP: Hac borcu olanın, öldükten sonra kendi için hac yapacak vekilin adını bildirerek, vasi olana emretmesi gerekir. Ölü veya ölünün vasi yaptığı yabancı kimse, vârislerden birini, diğer vârisler izin vermedikçe, vekil yapamaz. Bir kimse izin vermeden, başkasını bunun yerine hacca gönderemez. Yalnız vâris, ölen akrabası vasiyet etmemiş, yani hac parası ayırmamışsa, kendine miras kalan parayla, onun yerine hacca gidebilir veya başkasını gönderebilir. Böylece ana babasını hac borcundan kurtarmış olur. İstanbul'daki bir kimsenin babası Erzurum'da sakinken ölse, babası vasiyet etmediyse, babası için birini vekil gönderirse, Erzurum'dan göndermesi farzdır. Başka yerden gönderemez. Mahrem erkeği bulunmayan kadın, ihtiyarlayınca veya iyi olmayacak bir hastalığa yakalanınca, yerine vekil gönderir. Daha önce göndermez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, (İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir) buyuruyor. Kötü arkadaşın insana yapacağı birinci kötülük, insan onun yanında namazı terk edebilir. O sizi, mesela kahvehaneye götürmeyi teklif ederken, siz ona ben camiye gidip geleceğim deseniz, işte orada iş biter. Ya o sizden soğuyacak veya siz ondan soğuyacaksınız. Peygamber efendimizin her hadis-i şerifi, Kur'an-ı kerimin bir âyet-i kerimesinin tefsiridir. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, (İyiler iyilerden hoşlanır, kötüler kötülerden hoşlanır) buyuruyor. Bir iyi, bir kötüyle uzun zaman bir arada olamaz; çünkü Allahü teâlâ öyle buyuruyor. Peygamber efendimiz de, (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz) buyuruyor. İnsanın iyi ölmesi için, iyilerin arasında olması gerekir. İyi insanlarla düşüp kalkması, iyi kişilerle arkadaşlık kurması gerekir. İyilik nedir? Dinimizde birkaç çeşit iyilik var. Birinci iyilik, insanların dünyasına yardımcı olmaktır. Mesela cömertliktir, hastalığında ziyarettir, borç isterse vermektir, bir sıkıntısını giderip yardım etmektir. Bunlar iyiliktir. Peygamber efendimiz, (Bir din kardeşinize, böyle bir iyiliğe koştuğunuz zaman, kendiniz için yaptığınız ibadetlerden daha fazla sevab kazanırsınız) buyuruyor; çünkü arkadaşınızın bir ihtiyacını gidermişsinizdir. Hâlbuki hakiki iyilik, bu da değildir. Hakiki iyilik, onu ölüm acısından, kabir azabından, mahşer sıkıntısından ve cehennemden kurtarmaktır. Bundan daha büyük iyilik olur mu? Dünyalık iyilikler, onu üç beş günlük dünya hayatında biraz rahatlatır, sıkıntısını giderir. Hâlbuki bu, sonsuz iyiliktir. Allah korusun, bir yerde yangın çıksa, içindekiler de yanmaya mahkûm olsa, kapılar kilitlenmiş, yanmış, pencereler yanmış, eşyalar, kilimler tutuşmuş, ateş az sonra onu da yakıp götürecek. Öyle bir hâl içerisinde olan kişiye deseniz ki, bak kardeşim, şu anda benim seni kurtarma imkânım var, bana ne verirsin? Arsa verir misin? Şu kadar para veya mal verir misin? Adam der ki, üstümdeki gömlek bile senin olsun, Allah aşkına kurtar beni bu ateşten. Yani insan orada üç beş kuruşluk toprak parçasını veya kâğıt parçasını düşünür mü? Onun için hakiki iyilik, insanlara dinimizi, Ehl-i sünnet itikadını öğreterek, onları kabir azabından, Cehennem azabından kurtarmaktır. İşte en büyük keramet budur. İnsanların havada uçması veya şunu, bunu bilmesi değil, doğrudan doğruya insanlara dünyada ve ahirette faydalı olmaktır. Dünyada faydalı olmak çok iyidir; ama ahireti için faydalı olmak en iyidir. Onun karşılığını Cenab-ı Hak verir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her günah affolur, her günahın cezası ahirete kalabilir; ama zalim, dünyada cezasını görmedikçe ölmez. Zalim, kendini güçlü, kuvvetli, yetkili bildiği zaman, zayıf insanları üzendir, onlara işkence eden, onlara çeşitli şekilde sıkıntı verendir. Herkes Allahü teâlânın kuludur. Müslüman olsun, kâfir olsun, kim olursa olsun, o bir kuldur, onu üzmeye, onun canını yakmaya kimsenin hakkı yoktur. Suçu varsa adalet cezasını verir. Dolayısıyla bizim dinimizde, kişinin kişiyi cezalandırması yoktur, haramdır. Yani bunun cezasını ben veririm diyemez. Hastalık da, fakirlik de, zenginlik de, makam da, mevki de geçer; ama zalimin zulmü, mazlumun boynunda hesap yerine gelir ve mazlum, zalimden hakkını alır. İsmail Fakirullah hazretleri, 11-12 yaşlarındaki İbrahim Hakkı hazretlerine testiyi verip, çeşmeden su doldurmasını ister. O da gider çeşmenin başına, tam suyu dolduracakken bir atlı, külhanbeyi gelir. Basar kırbacı çocuğa, çekil oradan der. Çocuk köşeye sıkışır, korkar, at da azgın bir at, adam da külhanbeyi. Bu beni öldürür, ben kenardan kaçayım diye düşünürken testi kırılır. Tabii su alamaz, gelir hocasına. Hocası der ki: -Ne oldu sana böyle? -Hocam, tam suyu dolduracaktım, atıyla birlikte bir adam geldi, bana bir kırbaç salladı, ben de kenara çekildim; ama at çok azgındı, bir çifteyle beni öldürecek diye korktum, kaçarken testi kırıldı. -Peki, sen ona bir şey söyledin mi? -Söylemedim efendim. -Çabuk git, ona bir şey söyle! -Ne diyeyim hocam? -Zalimsin de, kötü bir şey söyle, gel! Çocuk gider, ya korkusundan, ya saygısından bir şey söylemeden geri gelir. Hocası sorar: -Ne söyledin? -Bir şey söyleyemedim efendim. -Yapma evladım, koş, yetişebilirsen bir şey söyle! Çocuk gider; fakat at öyle azgın bir at ki, sahibini tekmeleyerek öldürmüş. Çocuk gelince, hocası sorar: -Yavrum ne oldu? -Efendim, at adamı öldürmüş. -Yazık oldu, bir testiye bir can gitti. Eğer sen ona bir şey söyleseydin, biraz ödeşecektiniz, o zalimin zulmü doğrudan doğruya Allahü teâlâya havale olmayacaktı. Aranızda bir mesele olacaktı, ahirette hesaplaşmaya kalacaktı; fakat sen susunca, Allahü teâlâya havale etmiş oldun, Allahü teâlâ da zalimden intikamını işte böyle aldı. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Böbrek nakli yapılınca, böbreği alınanın vasıfları böbrek nakledilene geçer, mesela böbrek sahibi cimriyse o kişi cimri olur, dinsizse dinsiz olur) deniyor. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Bu kesinlikle doğru değildir. İnsan, ruh demektir. İşiten ve tasarruf sahibi olan, ruhtur. Çalışmakla beden yorulsa da, ruh yorulmaz. Ruhta azalma çoğalma olmaz. Mesela, kolu kesilenin ruhundan kesilme olmaz. Başkasının yüreğiyle yaşayan kimsenin ruhunda değişiklik olmadığı için, ahlâksız kimsenin yüreğinin, bu adama hiç tesiri olmaz. Kalble yürek aynı şey değildir. Yürek denilen et parçası, hayvanda da bulunur. İnsana mahsus olan kalbe, gönül denir. Gönül görünmez; fakat tesirleriyle anlaşılır. Kalb, elektrik cereyanı, yürek de ampul gibidir. Ampuldeki elektriği, ampul ışık verdiği zaman anlıyoruz. Elektrik gibi, kalb de madde değildir, bir yer kaplamaz. Yürekte eserleri görüldüğü için, kalbin yeri yürektir denir. Yürek değiştirmek, sanki ampul değiştirmeye benzer. Ampulün değişmesiyle şehir cereyanında azalıp çoğalma olmadığı gibi, yüreğin değişmesiyle, kalb kuvvetinin tesiri değişmez. Yeni takılan yürek, daha iyi çalışır. Mesela kırılmış veya 40 vatlık bir ampulü çıkarıp yerine 100 vatlık bir ampul takılırsa verdiği ışık çoğalır; fakat şehir cereyanında bir değişiklik olmaz. Yanmakta olan bir ampul sökülünce, yani cereyanla olan irtibatı kesilince, cereyanın bir miktarı kesilmiş olmaz. Başka bir ampul takılırsa onun da ışık saçmasına sebep olur. İyi kimsenin yüreği, fâsık veya kâfire takılınca, o kimsenin kalbi yine hep günah işlemek ister, kötü düşünür. Tersine, fâsığın yüreği iyi kimseye takılırsa, o kimsenin kalbi yine günah işlemek istemez, hep iyi düşünür. Yüreğin manevi bir fonksiyonu yoktur. Öldükten sonra çürüyüp gider. Yansa da fark etmez; çünkü insan ruh demektir. Beden değişir, ruh değişmez. İnsan, ruhu sayesinde yaşar. Aklı, düşüncesi, ruhu sayesinde vardır. Vücudun organları, marangozun aletleri gibidir. İnsan ölünce, aletleri çalışmadığından, ruh bu aletlerle iş yapamaz; fakat ruh ölü olmadığı için insanları tanır. Hatta ölmüş evliyanın ruhları insanlara yardım eder. Bu yardımı, bedenindeki aletlerle değildir. Allahü teâlâ ruhlara, aletsiz de iş yapma özelliğini vermiştir. Vefat eden Hızır aleyhisselamın ruhu çok kimseye çeşitli yardımlar yapmaktadır. Bir mümine, bir kâfirin bütün organları takılsa, o insanın aklında, düşüncesinde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri yerine, yeni aletleri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki bilgi, kabiliyet değişmez. Kesmeyen bir testere yerine, iyi kesen bir testere gelirse, daha kolay iş yapar. Görmeyen gözün yerine sağlam göz takılırsa görür. Kanı, kalbi, beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez. Sağlam organ takılmışsa, daha kolay iş görür. İş gördüren ruhtur. Bir insan ölmekle veya yanmakla ruh yok olmaz. Sadece aletleri [bedeni] elinden alınmış olur. Ahirette ona yeni aletler yani yeni bir beden yaratılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacca gitmenin önemi nedir? CEVAP: Gücü yetenin, ömründe bir kere, Kâbe'ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması farzdır. Daha sonra yapılan haclar, nafile olur. Farz olan hacca gitmeye çalışmalı! Bir kere farz olan haccı yapmak, 20 kere Allah yolunda savaşmaktan daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder) buyuruldu. (Taberani) Kabul olan hac, namaz, oruç ve zekât borçlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları verilmedikçe veya helalleşilmedikçe ödenmiş olmaz. Kul ve Hak borçlarından başka günahlar affedilir. Haccın sahih olması için vaktinde hac yapılması gerekir. Kabul olması için de, haccın sahih olması, o kimsenin itikadının düzgün olması, bid'at ehli olmaması gibi şartları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid'at işleyenin orucu, haccı, cihadı kabul olmaz.) [Deylemi] Üç türlü hac vardır: 1- İfrad hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke'de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur. 2- Kıran hac: Bu haccı yapana karin hacı denir. Hacla umreye birlikte niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve sa'y edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac için, tekrar tavaf ve sa'y yapar. 3- Temettü hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında [yani Şevval, Zilkade'yle, Zilhiccenin ilk on gününde] umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve sa'y yapıp ve tıraş olup, ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapar. Yalnız, tavaf-ı ziyaretten sonra da sa'y yapar. Karin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vacibdir. Temettü veya Kıran haccı yapanlardan, kurbanlık hayvan bulunmaması veya alınamaması sebebiyle, kurban kesme imkânı olmayanlar, üç gün Hac esnasında, yedi gün Hac'dan sonra olmak üzere on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, ihrama girdikten sonra, hac ayları içinde ve kurban bayramının ilk gününden önce Mekke'de tutulmuş olması zorunludur. Kurban kesme imkânı elde edilebileceği ümidiyle, bu üç günlük orucun son vaktine kadar geciktirilmesi yani Arefe günü tamamlanmak üzere 7, 8 ve 9 Zilhicce günlerinde tutulması efdaldir. Temettü Haccında bu oruç henüz hac için ihrama girmeden umre ihramından sonra da tutulabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Haccın şartları iki kısımdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın şartları nelerdir? CEVAP: Haccın vücub ve eda şartları vardır. Vücub şartları şunlardır: 1- Müslüman olmak. 2- Kâfir ülkesinde olanın, haccın farz olduğunu işitmesi. 3- Akıl baliğ olmak. 4- Hür olmak. 5- Nafakadan fazla olarak hacca götürüp getirecek ve evindekilere yetecek kadar parası olmak. 6- Hac vakti gelmiş olmak. [Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, 5 gündür.] 7- Hacca gidemeyecek kadar, kör, hasta, ihtiyar ve sakat olmamak. Eda şartları da şunlardır: 1- Hapsedilmiş veya yasaklı olmamak. 2- Hac için gideceği yolda ve hac yerinde selamet ve emniyet olmak. 3- Kadın, kocasının veya ebedi mahrem akrabasından fasık ve mürted olmayan akıl baliğ veya mürâhık bir erkekle beraber gitmesi gerekir. Bunun yol parasını verecek kadar, kadının zengin olması da gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kadın, yanında bir mahremi olmadan hacca gidemez!) [Bezzar] [Şafii'de, mahremsiz olarak, kadınlar, farz olan hacca gidebilir. Kadının mahreminin hac yolunda ölmesi, Şafii'yi taklit etmesi için özür olur.] Erkeksiz kadın hacca gidemez. Giderse, haccı sahih olursa da, haramdır. Erkeğiyle gidince de, otelde, tavafta, sa'yda ve taş atarken, erkekler arasına karışması haccın sevabını giderdiği gibi, büyük günaha da girer. 4- Kadın, iddet halinde olmamak. [Vücub şartları bulunmakla beraber, eda şartları da kendisinde bulunanın, o yıl hacca gitmesi farz olur. O yıl, hac yolunda ölürse hac sâkıt olur. Vekil gönderilmesi için vasiyet etmesi gerekmez. O yıl gitmezse, günah olur. Sonraki yıllarda, hac yolunda veya evinde hasta, hapis veya sakat olursa, yerine başkasını, bedel [vekil] göndermesi veya bunun için vasiyet etmesi gerekir. Vekil gönderdikten sonra iyi olursa, kendinin gitmesi de lazım olur.] >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şehevi isteklere aşk demek doğru mudur? CEVAP: Yanlıştır. Sevgi, gönlün zevk alması, meyletmesi demektir. Bu meylin kuvvetlisine aşk denir. Aşk hep aydınlatan güneşe benzer, Işığı kararmaz, aşk budur işte. Isısı bitmeyen ateşe benzer. Yanmakla azalmaz, aşk budur işte. Pek bulunmaz onu iyi tanıyan? Belalara düşer, onu kınayan, Bir yaradır, bağırlarda kanayan, Kanı durdurulmaz, aşk budur işte. Bülbül onun için güllere gider, Gece gündüz durmaz, hep feryat eder, Hayatını harcar, hep berbat eder, Susturur konuşmaz, aşk budur işte. Çılgınlıkta yoktur, dünyada eşi, Ne yapılsa, söndürülmez ateşi, Görülmez gözüne, kavmi, kardeşi, Yakını göremez, aşk budur işte. Şahları kendine etmiştir köle, Tacını, tahtını vermiştir yele, Yaptıkları gelmez, kaleme, dile, Kolay anlatılmaz, aşk budur işte. Kimse bilmez akıllı mı, deli mi? Kara cahil eder, nice âlimi, Vahşetten kurtarır kimi zalimi, Kimse anlayamaz, aşk budur işte. Tarihe adını çok kez yazdırdı, Nice masumları tutup azdırdı, Evler yıktı, yuvaları bozdurdu, Kimse dayanamaz, aşk budur işte. Mecnunu düşürdü ıssız çöllere, Destan oldu geçti, dilden dillere, Masal gibi gelir gamsız ellere, Hikmeti sorulmaz, aşk budur işte. Söndüremez onu, dağların karı, Getirir kış günü yeşil baharı, Onun için yapar balları arı, Benzeri bulunmaz, aşk budur işte. Der ki: (Gariplikle dolu her yörem), Nice çaresizi etmiştir verem, Aslı için yanmış, kül olmuş Kerem, Derdi anlaşılmaz, aşk budur işte. Şevk verip Ferhat'a, dağı deldirdi, Çok ağlattı, kimisini güldürdü, Kimisini kavuşmadan öldürdü, Başlardan atılmaz, aşk budur işte. Hazret-i Yusuf'u zindana attı, Zeliha'yı yıllar yılı ağlattı, Çok çektirdi, ne yürekler dağlattı, Yarası sarılmaz, aşk budur işte. Ayakta dolaşır, yatağa yatmaz, Uykular kaçırır, asla uyutmaz, Deli saçması der, nasihat tutmaz, Öğütten anlamaz, aşk budur işte. Heyecanla yaşar, hep gönüllerde, Destanı okunur, bütün dillerde, Namı gezer durur, bütün illerde, Yorulmaz, usanmaz, aşk budur işte. Yunus der, aşksızlar buna hasımdır, Seven ve sevilen gerçek hısımdır, Aşırı muhabbet ona isimdir, Bilmeyen anlamaz, aşk budur işte.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın vacibleri nelerdir? CEVAP: Haccın vacibleri şunlardır: 1- Tavaf-ı kudüm'den sonra Safâ'yla Merve tepeleri arasında 7 kere sa'y etmek. Tavafsız sa'y, sahih olmaz. 2- Arafat'tan dönüşte, Müzdelife'de, vakfeye durmak. 3- Mina'da, 3 gün şeytan taşlamak. 4- İhram'dan çıkmadan önce, erkek, başın en az dörtte birini usturayla tıraş ettirmek veya en az 3 cm kırkmak. Berber veya ustura bulamamak özür sayılmaz. Saçsız olan veya başı yara olan da, usturayı, değmeden baştan geçirir. Kadın saçını tıraş etmez, makasla biraz keser. 5- Âfâki, yani mikât denilen yerlerden daha uzak memleketlerin hacıları, Mekke'den son ayrılacağı gün, tavaf-ı veda yapmak. Hayzlı kadına bu tavaf vacib değildir. 6- Arafat'ta, güneş battıktan sonra da, biraz kalmak. Güneş batmadan önce, Arafat meydanından dışarı çıkanın kurban kesmesi gerekir. 7- Tavaf-ı ziyarette, Kâbe etrafında dörtten sonra üç kere daha dönmek. 8- Tavafta abdestsiz ve cünüp olmamak. 9- Üzerindeki elbise temiz olmak. 10- Tavaf yaparken, Hatim denilen yerin dışından dolaşmak. 11- Tavafta Kâbe-i muazzama, sol tarafta kalmak. 12- Tavaf-ı ziyareti, bayramın üçüncü gününün güneşi batıncaya kadar yapmak. 13- Tavaf ederken, avret yeri kapalı olmak. 14- Safâ tepesiyle Merve tepesi arasında sa'y ederken, Safâ'dan başlamak. (Safâ tepesine çıkınca, Kâbe'ye dönüp, tekbir, tehlil ve salevat getirmek ve dua etmek. Sonra Merve'ye doğru yürümek. Safâ'dan Merve'ye dört, Merve'den Safâ'ya üç kere gidilir.) 15- Her tavaftan sonra, Mescid-i haram içinde iki rekât namaz kılmak. 16- Şeytan taşlamayı bayram günlerinde yapmak. 17- Tıraşı, bayramın birinci günü ve Harem hududu içinde yapmak. 18- Sa'yı yürüyerek yapmak. 19- Kıran ve temettü hac yapan, şükür kurbanı kesmek. 20- Kurbanı, bayramın ilk günü kesmek. 21- Arafat'ta durmadan önce cima yapılırsa, haccı bozar. Cimadan başkalarını ihramdan çıkıncaya, cimayı tavaf-ı ziyareti yapana kadar terk etmek vacibdir. Vacibleri hastalık, ihtiyarlık veya kalabalık gibi bir özürle terk edene bir şey lazım olmaz, bir vekile yaptırmak da gerekmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın çok merhametli olduğunu bildiren âyet-i kerimeler, azap âyetleridir. Allahü teâlâ, kulları yanmasın diye, bir emri defalarca bildiriyor, (Yapmayın, böyle yaparsanız şöyle azap çekersiniz) demek suretiyle ikaz ediyor. Herkes imtihandadır. Bu imtihanda, Allahü teâlâ önceden her şeyi bildiriyor. Bunu soracağım, cevabı da budur diyor. Yani, öyle bir imtihan ki, sorular ve cevaplar belli, kitaplara bakmak, kopya çekmek, istediğine sormak serbest. Buna rağmen bu imtihanı verememek çok acıdır. Küfre düşmekten korkmayan küfre düşebilir. Çok korkacağız ve bu korku sebebiyle hazırlıklı olacağız. İmtihanda olduğumuzu unutmamalıyız. Dua ederken, imanla ölmeyi ve şehid olmayı muhakkak istemeliyiz. Eğer dualarımızın kabul olmasını istiyorsak, birinin duasını almamız, birini sevindirmemiz lazımdır. Bir mübarek zata, (Efendim, çocuğumuz çok hasta, şifa bulması için dua eder misiniz?) demişler. O zat, (Şurada fakir biri var, önce onu sevindirin, sonra gelin) buyurmuş. Fakir sevindirildikten sonra yapılan duayla, çocuk sıhhatine kavuşmuş. Demek ki, Allahü teâlânın duamızı kabul edip bizi sevmesi için, Onun kullarını sevindirmek gerekiyor. Bir bölgede yağmur yağmıyordu, kuraklık çok sıkıntı vermeye başlamıştı. Herkes yağmur yağması için dua ediyorsa da; yağmur yağmıyordu. Evliyadan bir zat, ne yapacağını şaşıran insanlara dedi ki: - Bunun çaresi vardır. Sebeplerine yapışmadan yağmur yağmaz. - Aman hocam, çaresi ne ise söyleyin! Şu felaketten bir an önce kurtulalım. - Vermeden istemek olmaz. Allah için de, vermeden istemek olmaz. Benim bu cübbemden başka bir şeyim yok, ben cübbemi veriyorum, herkes bir şeyler getirsin. Bunun üzerine herkes verebileceği şeyleri getirip ortaya koydu, çok şey yığıldı. Bu mübarek zat, birkaç kişinin bunları, bölgedeki fakirlere dağıtmasını istedi. Oradakiler hepsini fakir fukaraya dağıtıp geri gelince, mübarek zat şöyle dua etti: - Ya Rabbi! Kullarını sevindirenlerin dualarını kabul edeceğini bildiriyorsun, biz de senin fakir kullarını sevindirdik, sen de yağmur ihsan edip, bizleri sevindir! Bunun üzerine yağmur başladı. Sonra mübarek zat dedi ki: - İşte gördüğünüz gibi, sadaka vermeyenin, insanları sevindirmeyenin duası kabul olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Haramdan sakınanı Allahü teâlâ korur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Rızık mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir. Artmaz, eksilmez, rızkını almadan hiç kimse dünyadan ayrılmaz. İsteyene helalden, isteyene haramdan gelir; ama gelen miktar aynıdır. Dünyadan sakının demek, haramlardan, yasaklardan sakının demektir. Allahü teâlâyı sevmenin ve ondan korkmanın alameti, haramları terk etmektir. Allahü teâlâ kendisine güvenene yardım eder. Mala mülke, şuna buna güveneni, güvendiğiyle baş başa bırakır. Allahü teâlâ bir kulunu korursa, kimse ona bir şey yapamaz, Allahü teâlâ korumazsa, onu kimse koruyamaz. Timur Han'dan sonra yerine geçen oğlunun zamanında, bir hoca vardı. Bu zat ömrü boyunca tek cümle kullandı. Birisi (Ne yapıyorsun?) veya (Nasılsın?) dese, nasihat istese hep, (Haramdan sakınanı Allahü teâlâ korur) derdi. Yeni sultana gelip dediler ki: - Filan hoca sürekli böyle diyor, başka bir şey söylemiyor. Duası da makbul birisi... - O zaman, buna bir oyun yapalım. Gidin bir yerden koyun çalın, pişirin, bu hocayı da çağırın! Buna haram lokma yedirelim, bakalım duaları kabul olacak mı? Adamlar çaldıkları koyunu pişirip, hocayı saraya çağırdılar. Sultan dedi ki: - Gelin hocam, siz başlayın, siz başlamadan biz başlamayız. Hoca besmele çekip, koyun etini afiyetle yedi. Yemeği yedikten sonra sultan dedi ki: - Hocam bundan sonra yaptığınız dualar herhalde kabul olmayacak... - Hayırdır, niye? - Hocam, siz böyle söylüyorsunuz; ama biz de koyun çaldırdık, size bu çalınan koyunu yedirdik, siz de haram yediniz. Bundan sonra dualarınız kabul olmayabilir, bizi affedin. - Bu koyun eti bana helal, size haramdır. - Hayırdır hocam! Çalındığını bilmediğiniz için mi size haram değil? - Haram olmadığını öğrenmeniz için, gidin bunun sahibini getirip, ona sorun! Sultan adamlarını gönderdi, bir kadıncağızın koyunuymuş. Kadını getirdiler. Hoca da, perdenin arkasına geçip saklandı. Sultan dedi ki: - Kusura bakma anne, biz böyle böyle yaptık. Değeri neyse verelim de, hakkını helal et! - Ah, siz beni yaktınız, mahvoldum. - Hayırdır anne, ne oldu? - Bu koyun doğduğu zaman, bunu güzelce besleyip, semiz hale gelince ellerimle pişirerek, haramdan sakınan o mübarek hocaya ikram edeyim diye niyet etmiştim, bunu yapamadım, onun için çok üzüldüm. Hoca saklandığı yerden çıkıp dedi ki: - Sultanım, inşallah öğrendiniz, haramdan sakınanı Allahü teâlâ korur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Haccın sünnetleri nelerdir? CEVAP: Haccın sünnetleri şunlardır: 1- Âfâki olanların, hemen Mescid-i harama girerek Tavaf-ı kudüm yapmaları, 2- Tavafa Hacer-ül-esved'den başlamak ve burada bitirmek, 3- İmamın üç yerde hutbe okuması, [Zilhiccenin 7. günü Mekke'de, 9. günü öğle namazı olunca öğle ve ikindi namazlarından önce Arafat'ta, 11. günü Mina'da okunur. Arafat'ta, hutbe bitince öğle ve hemen sonra ikindi namazı, cemaatle kılınır. İmama yetişemeyen, ikindi namazını ikindi vaktinde kılar. Namazdan sonra, Mescid-i Nemre'den Mevkıf'e gelip, kıbleye karşı, ayakta veya oturarak vakfeye durulur. Cebel-i rahme kayaları üstüne çıkmak ve vakfe için niyet gerekmez.] 4- Arafat'a gitmek için, Mekke'den Terviye [Zilhicce'nin 8.] günü sabah namazından sonra çıkmak, 5- Arefeden önceki ve bayramın 1., 2. ve 3. günlerinin geceleri Mina'da yatmak, 6- Arafat'a gitmek için Mina'dan güneş doğduktan sonra yola çıkmak, 7- Arefe gecesi Müzdelife'de yatmak, 8- Müzdelife'de vakfeye fecir ağardıktan sonra durmak, 9- Arafat'ta vakfeden önce gusletmek, 10- Mina'dan Mekke'ye son dönüşte, önce Ebtah denilen vadiye gelip burada bir miktar durmak, 11- Hacca giderken, muhtaç olmayan ana babadan izin almak sünnettir. [Ana baba muhtaçsa izinsiz gitmek haramdır. Nafaka bırakmadıysa hanımından izinsiz gitmesi de haram olur.] Haccın sünnetlerini yapmayan kimseye ceza lazım gelmez. Mekruh olur. Sevabı azalır. HACCIN FARZLARI Sual: Haccın farzları kaçtır? CEVAP: Haccın farzları üçtür: 1- Haccı ihramlı yapmak. 2- Vakfeye durmak. [Arefe günü Arafat'ın Vâdi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde öğle ve ikindi namazlarından sonra vakfeye durulur.] 3- Kâbe-i muazzamayı tavaf-ı ziyaret etmektir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her yıl şeytan taşlanırken, izdiham oluyor, insanlar ölüyor. Buna çare olarak şeytan gece taşlanamaz mı? Başka bir yol bulunamaz mı, bir tedbir alınamaz mı? CEVAP: Her türlü tedbir alınabilir. Ancak organize edecek bir güvenliğe ihtiyaç vardır. Sadece bir taraftan girip öte taraftan çıkılsa yine gerekli tedbir alınmış olur. Gelenlerle gidenler aynı yolu paylaşınca izdihama sebep oluyor. Tavafta da tedbir alınmıyor. Kadın erkek, hasta sağlam karışık oluyor. Hâlbuki belli saatlerde kadınlar, yine belli saatlerde erkekler ziyaret etse rahat olur. Mesela, İstanbul'da Hırka-i şerifte kadınların ziyaret saati ayrı, erkeklerinki ayrıdır. Çok rahat oluyor. Tavafta da böyle yapabilirler. Şeytana taş atarken yürüyen merdivenler gibi şeritler yapılabilir, metro, tren, tramvay yapılabilir. Bir taraftan girip öteki taraftan çıkarlar. Hiç izdiham olmaz. Çözüm istense çare çoktur. Gece de taş atmak caizdir. Dinimizin hükmü aşağıda bildirilmiştir: Mina'da, bayram günleri üç gün şeytan taşlanır. Bayramın birinci günü Mina'da, Cemre-i Akabe [Büyük Şeytan] denilen yerde iki buçuk metreden veya daha uzaktan Cemre [Büyük Şeytan] yerini gösteren duvarın dibine nohut kadar yedi taş atılır. Ertesi sabaha kadar caizse de, o gün öğleden önce atmak sünnettir. Bayramın ikinci günü, öğle namazından sonra üç ayrı yerde, yedişer taş atılır. Mescid-i Hıf'e yakın olandan başlanır. Önce küçük şeytan, sonra orta şeytan ve büyük şeytana yedi taş atılır, toplam 21 taş eder. Bayramın üçüncü günü de, böyle yedişer taş atılır ki, hepsi 49 taş olur. [Aynen ikinci günkü gibi.] Bu taşlar, birinci gün öğleden önce atılır, ikinci ve üçüncü gün öğleden sonra atılır. Üçüncü günü güneş batmadan önce, Mina'dan ayrılınır. Dördüncü gün de Mina'da kalıp, sabahtan güneşin batışına kadar dilediği zaman 21 taş daha atmak müstehabdır. [Küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atılır.] Dördüncü günü sabaha kadar Mina'da kalıp da taş atmadan ayrılırsa, ceza olarak koyun kesmek gerekir. (S. Ebediyye) SULU ZEMZEM!.. Sual: Zemzem azaldıkça, içine su ilave ederek, çoğaltmakta mahzur var mıdır? CEVAP: O zaman, "sulu zemzem" olur. Su çok konmuşsa, "zemzemli su" olur. Zemzem özelliği azalır. İçine su ilave etmeden içmelidir. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Mikâttan önce şunlar yapılır: 1- Tırnaklar kesilir. 2- Koltuk altı ve kasık temizlenir. 3- Gusledilir, olmazsa abdest alınır. 4- Erkekler ihram giyer, baş açık ve ayaklar çıplak olur. Mikât sınırında: İhramın sünneti olarak iki rekât nafile namaz kılınır. Birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekâtta İhlas suresini okumak iyidir. Sadece umre için niyet ve telbiye yapılır. İhramdan çıkana kadar ihramlıya yasak olan işlerden sakınılır. Tekbir, tehlil, salevat ve telbiye söyleyerek yola devam edilir. Mekke-i mükerremede: 1- Gusledip veya abdest alıp Harem-i şerife giderek umre tavafı yapılır. 2- Tavaftan sonra, tavaf namazı kılınır. Birinci rekâtta Kâfirun, ikinci rekatta İhlas suresini okumak iyidir. 3- Zemzem içilir. 4- Safâ'yla Merve arasında umrenin say'ı yapılır. Sonra saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece umre bitmiş, ihramdan çıkılmış olur. 5- İhramsız olarak Mekke'de kalınır. İstenildiği kadar nafile tavaf yapılabilir. Terviye günü [8 Zilhicce]: Terviye günü hac için niyet ve telbiye yaparak yeniden ihrama girilir. Sabah namazı mümkün olursa Mekke'de kılınıp Mina'ya çıkılır. Arefe günü sabah namazını müteakip Arafat'a hareket edilir. Arefe günü [9 Zilhicce]: 1- Her fırsatta telbiye, tesbih, tekbir, tehlil ve salevat okunur. Kendine, ana babaya ve bütün müminlere dua edilir. 2- Öğle ve ikindi namazları, öğle vaktinde cem edilerek kılınır. 3- Öğleden sonra vakfe yapılır. 4- Güneş batmadan Arafat'tan ayrılmamalı. Güneş battıktan sonra, akşam namazı kılınmadan Müzdelife'ye hareket edilir. 5- Akşam ve yatsı namazları Müzdelife'de yatsı vaktinde cem-i tehirle kılınır. Gece Müzdelife'de kalınır. Şeytan taşlamalarında kullanılacak taşlar toplanır. Bayramın birinci günü [10 Zilhicce]: 1- Sabah namazı kılınınca, Müzdelife'de Meş'aril harama gidilip, orada vakfe yapılır. 2- Ortalık ağarıp güneş doğmadan, Mina'ya hareket edilir. Mina'da [Çadıra yerleştikten sonra]: 1- Akabe cemresine 7 taş atılır. 2- Vacib olan şükür kurbanı kesilir. 3- Saçın en az dörtte biri veya tamamı kesilir yahut kısaltılır. Böylece, ihramdan çıkılmış olur. Bayramın 2, 3 ve 4. günleri: 1- Bayramın ilk günü yapılmamışsa, ziyaret tavafı yapılır. Daha önce yapılmamışsa, haccın say'ı yapılır. Bunlar üçüncü günü güneş batıncaya kadar yapılmalıdır. Yapılmamışsa vacibi zamanında yapmadığı için ceza gerekir. 2- Küçük, Orta ve Akabe Cemrelerine her gün 7'şer taş atılır. Mina'dan dönünce: Veda tavafı yapılır. Beytullah'a karşı durup kana kana zemzem içilir. Baş ve yüz yıkanır. Sonra imkân bulunursa Kâbe-i şerifin yüksek eşiği öpülür. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hacda ceza gerektiren şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacda ceza gerektiren şeyler nelerdir? CEVAP: Bunlar dörde ayrılır: 1- Bedene [deve veya sığır] gerektirenler. 2- Dem [koyun veya keçi] gerektirenler. 3- Sadaka gerektirenler. 4- Bedelini ödemeyi gerektirenler. Bedene kesmeyi gerektirenler: 1- Arafat vakfesinden sonra ve ziyaret tavafından önce cimada bulunmak, [Arafat'ta durmadan önce olursa, haccı bozar.] 2- Ziyaret tavafını cünüp olarak yapmak. Dem kesmeyi gerektirenler: 1- Kudüm ve veda tavafını cünüp yapmak, 2- Bir uzvun tamamına koku sürmek, 3- Saçına yağ sürmek, kına yakmak, 4- Dikişli elbiseyi tam bir gün giymek, 5- Başını bir şeyle örtmek, 6- Tıraş olmak, 7- Koltuk veya yüz kıllarını veyahut boyun kıllarını koparmak, 8- Tırnakları kesmek, 9- Haccın vaciblerinden birini terk etmek veya zamanında yapmamak. Bir fıtra sadaka gerektirenler: 1- Bir uzuvdan az bir yere koku sürmek. 2- Bir günden az elbise giyinmek. 3- Başın veya sakalın dörtte birinden daha azını tıraş etmek. 4- Bir tırnak kesmek. 5- Veda tavafını abdestsiz yapmak. 6- Veda tavafından bir şavtı terk etmek. 7- Cemrelerde eksik taş atmak. 8- Başkalarını tıraş etmek, tırnaklarını kesmek. Fıtra'dan az sadaka gerektirenler: Çekirge öldürmek. Bedel ödemeyi gerektirenler: Av hayvanını öldürmek. Ayrıca Harem'in, kesilmesi haram olan bitkilerini kesmek.
Hacdan sonra Medine'ye gitmelidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacdan sonra Medine'ye gitmek gerekir mi? CEVAP: Medine-i münevvere şehri çok kıymetlidir. Bu nimetten mahrum kalmamalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Medine, körüğün demirin pasını çıkarıp attığı gibi kötüleri çıkarır.) [Buhari] (Medine'de ölebilen, orada ölsün. Ben orada ölenlere şefaat ederim.) [Tirmizi] (Medine kılıçla değil, Kur'an-ı kerimle fetholundu.) [İbni Neccar] (Haremeynden [Mekke ve Medine'den] birinde ölen, korkulardan emin olarak dirilir.) [Beyheki] (Medine, İslam'ın kubbesi, hicretin toprağı, helal ve haramın meskenidir.) [Taberani] İmam-ı Malik hazretleri, Medine içinde hayvana binmeyip, (Resulullahın yaya gezip mübarek ayağının dokunduğu yerde, hayvana binmekten hayâ ederim) buyururdu. Namazları Ravda-i mutahhara'da kılmaya gayret etmeli. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Mescid-i haram hariç, mescidimde kılınan bir namaz, başka mescidde kılınan bin namazdan daha sevabdır.) [Buhari] (Mescidimde, kırk vakit namaz kılan için, Cehennemden kurtuluş beratı yazılır.) [Tirmizi] Kuba mescidi de önemlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kuba mescidinde namaz kılmak, umre yapmak gibidir.) [Tirmizi] Eshab-ı kiramın bulunduğu Baki kabristanını da ziyaret etmelidir. Peygamber efendimiz, Baki'ye çıkar, (Esselamü aleyküm, ey müminler topluluğunun yurdu) diye selam verirdi. (Müslim) Diğer kabirleri de ziyaret etmelidir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (İki kabristan, güneş ve ayın yer halkına ışık vermesi gibi gök halkına ışık verir. Birisi Medine kabristanı, diğeri de Askalân kabristanıdır.) [İbni Neccar] Resulullahın kabr-i şerifini ziyaret etmek çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacib olur.) [Beyheki] (Kabrimi ziyaret eden, Kıyamette komşum olur, ona şefaat ederim.) [Şir'a] (Hac edip kabrimi ziyaret eden, beni diriyken ziyaret etmiş gibi olur.) [Taberani] (Sırf beni ziyaret etmek için gelen, kıyamette şefaatimi hak etmiş olur.) [Müslim] (Hac edip de beni ziyaret etmeyen, beni incitmiş olur.) [Darekutni] (Kabrimi ziyaret edene şefaatim helal oldu.) [Bezzar] (Kabrimin yanında salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir Müslüman olarak, Ehl-i sünnet itikadını yaymak, Allahü teâlânın dinine hizmet etmek çok kıymetlidir. Bu, peygamberlik vazifesidir. Peygamberlik vazifesi yanında evliyalık, deryada bir damla bile değildir. Evliyalık da iki türlüdür: Bir kısmı nefsî, nefsî der. Bir kısmı da ümmetî, ümmetî der. Yani bir kısmı, (Kurtar beni yâ Rabbi, şu makamı ver, şu dereceyi ihsan eyle) der. Diğer kısmı da, (Yâ Rabbi, bedenimi o kadar büyük yap ki, benim vücudum Cehennemi doldursun, benden başka hiçbir mümin yanmasın, ben onların hepsine feda olayım) der. Bu hizmetleri yaparken, çok sıkıntı, çok çile çekilir, belki bazı hakaretlere de uğrarız, evimizden, yurdumuzdan ayrı kalırız; ama unutmayalım ki, bu çektiğimiz sıkıntılar Eshab-ı kiramın çektiği sıkıntıların yanında deryada damla olmaz; çünkü onlar yurtlarından kovuldular. Habeşistan'a gitmek kolay mı? O sahra nasıl geçilir? Kadın, çoluk çocuk... Çöl bu, kolay değil. Beş vakit namazlarını kılacaklar, yürüyecekler, çok zor. İki defa Habeşistan'a gidenler var. Canlarını değil, dinlerini korumak için gittiler. Bir kere vedalaştılar, bir daha geri dönmediler. Dünyanın her tarafında, Türkistan'dan Afganistan'a, Tunus'a, Cezayir'e kadar, her yerde Eshab-ı kiram kabirleri var, Anadolu'da, nerede yok ki? Nedir bu? İlâ-yi kelimetullah [Allahü teâlânın dinini yaymak] için evini terk edip bir daha geri dönmemek üzere, Allah'a giden yolda buluşmak... Bir seferinde, Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize dediler ki: - Yâ Resulallah, bu müşrikler bize çok işkence yapıyorlar, görüyorsunuz, ne kadar sıkıntı çekiyoruz. Bir beddua etseniz de, Allah bunları kahretse, biz de bu sıkıntılardan kurtulsak... Peygamber efendimiz buyurdu ki: - Sakın hâlinizden şikâyet etmeyin! Sizden önce gelen ümmetlerde, mümin olduğu için, bu sizin çektiğiniz sıkıntılardan daha çok sıkıntı çekenler vardı. - Yâ Resulallah, bundan daha büyük eziyete, bundan daha büyük sıkıntıya nasıl tahammül ettiler ki? - Evet, tahammül edilemeyen sıkıntılar çektiler. İman edenleri yarı beline kadar toprağa gömüyorlardı, testereyle ikiye bölüyorlardı. Onlar yine, Allah bir diyorlardı. Niyet çok mühimdir. Hesap gününde, herkes yaptığının karşılığını görecektir. Hesapta günahları sevablarından ağır gelenleri Cehenneme atmaya hazırlanan melekler, bir de bakacaklar ki, son anda çok büyük sevabları gelip terazinin kefesine konuyor. Bu duruma şaşıran melekler soracaklar, (Yâ Rabbi, bu kulların Cehenneme gidecekken, her şey değişti. Cennetlik oldular. Hikmeti nedir?) Allahü teâlâ onlara, (O kullarımın sizin bilmediğiniz, yalnız benim bildiğim güzel niyetleri vardı. Onları yapmış gibi, bu kullarıma sevab verdim) buyuracak. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bayram edilecek nimetler çoktur. Önce, insan yaratıldığımıza mı bayram edelim, eli ayağı düzgün yaratıldığımıza mı bayram edelim? Allahü teâlâ bizi bir İslâm ülkesinde dünyaya getirdiği için mi bayram edelim? Yetmiş bin türlü itikadın kol gezdiği bir dönemde, Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadını bize nasip ettiği, yani bizi seçtiği için mi bayram edelim? Ehl-i sünnet âlimlerini, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi mübarek bir zatı, sevgili bir kulunu tanıttığı, kitaplarına kavuşturduğu için, binlerce büyük zatın mübarek sözlerinden toplanmış, birçok çiçeklerden toplanıp bal gibi hazırlanmış olan, kıymetli eserlerini görmek, tanımak nimetine kavuştuğumuz için mi bayram edelim? Büyükler buyurdu ki: (Eğer Allahü teâlâ bir kuluna, sevdiği bir kulunu tanıştırmışsa, ona her şeyi vermiştir. Bu, Eshab-ı kiramın Cenâb-ı Peygamberi tanıması gibidir. Allahü teâlâ bir kuluna iki şeyi vermişse, üçüncüsünü istemeye hakkı yoktur: 1- Ehl-i sünnet itikadı, 2- Bir büyüğü tanıyıp, ona şeksiz ve şüphesiz teslim olmak.) Bu, büyük nimettir; çünkü seçmek hakkı bize ait değildir. Allahü teâlâ milyonlarca insanın içinden bizi seçti ve Ehl-i sünnet âlimlerini tanıttı, sevdirdi, yollarında bulundurdu. Bu ne büyük saadet... Yalnız bunun için bayram etsek azdır. Onun için, ışığa yani bu büyüklere kavuşan, karanlıklarda dolaşmamalı; çünkü doğruyu ve yanlışı görmemizi sağlayan, kazasız, belasız yürümemizi sağlayan, bu nimettir. Eğer bunun kıymeti bilinmezse, yavaş yavaş, güneşin battığı gibi bu nimet kaybolur. Ondan sonra herkes başını taştan taşa vurur. Bu nimetin değeri, ölçülemeyecek kadar çoktur. İnsan elini bir ateşe soksa veya birkaç saniye elini kibrit alevine tutsa, o zaman büyük zatların kıymetini anlar. Görmekle tanımak bir değildir. O devirde, Peygamber efendimizi de insanlar gördü. Tanıyanlar iman etti, Eshab-ı kiram oldu. Tanımayanlar müşriklikte devam ettiler. Bu tanımanın kıymetini, büyük nimet olduğunu bilelim! Cenab-ı Hak dilemeseydi, büyük zatları bize tanıtmazdı; çünkü Allahü teâlâ, pırlantayı çöplüğe koymaz. Eğer kalbimiz, Rabbimiz tarafından seçilmeseydi, bu büyükleri tanımak bize nasip olmazdı. Onun için, çok dikkat edilmeli ki, bu nimet elimizden gitmesin. Bu nimetin elimizde kalması için de tek şart var, o da birbirimizi sevmektir; çünkü müminin kalbi kırılınca, Rabbimiz kırılır. Allah korusun! Müminin kalbini kıran, Kâbe'yi yetmiş kere yıkmış gibi günaha girer. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mekke'de mukim olunmaz mı?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tam İlmihâl'de, (Mekke, Minâ ve Arafât gibi başka başka yerlerde, toptan 15 gün kalmaya niyet eden de mukim olmaz) deniyor. Bir kimse Mekke'de bir ay kalsa, mukim olmaz mı? CEVAP: Bir yerde 15 günden fazla kalan mukim olur. Mesela, bir kimse 13 gün Mekke'de kalmaya, sonra bir gün Arafat'ta veya Mina'da kalmaya, sonra 13 gün yine Mekke'de kalmaya niyet edip, sonra Medine'ye gitmeye niyet etse, bir yerde 15 günden fazla kalmaya niyet etmediği için, Mekke'de toplam 26 gün kalmasına rağmen seferi olur. Namazlarını kısaltarak kılar. Seferi olanın da bayram kurbanını kesmesi vacib olmaz; fakat şükür kurbanını kesmesi vacib olur. Ama kişi ramazanda gidip, Mekke'de 15 günden fazla, mesela bir ay kalmaya niyet etmişse, artık Mekke'de mukimdir. Arafat'ta da, Mina'da da, Müzdelife'de de seferi olamaz, mukimdir. Namazlarını kısaltamaz ve bayram kurbanını da kesmesi vacib olur. Bütün fıkıh kitapları hep aynı şeyi yazmaktadır. Farklı bir kavil yoktur; fakat anlatılışları farklıdır. Birkaç örnek verelim: Misafir olan yolcu, Mekke ve Mina'da 15 gün ikamet etmeye niyet etse, namazları dört kılmaz; çünkü iki yerde kalmayı niyet etmek, çok yerde kalmayı gerektirir. Buysa, yolculuğun gerçekleşmesine manidir. Ancak, yolcu gece birinde kalmaya niyet ederse, oraya girmesiyle mukim olur; çünkü kişinin ikameti, gece kaldığı yere izafe olunur. (Hidaye) Mekke ve Mina'da 15 gün kalmaya niyet eden, namazları dört kılmaz; çünkü iki yerde kalmaya niyet etmekle mukim olunmaz. Yolcunun ikametleri toplansa, 15 günü geçse de seferidir. Ancak, geceyi birinde ikamet etmeye niyet ederse, o zaman oraya girmesiyle mukim olur; çünkü kişinin ikameti, kaldığı, yattığı yere izafe olunur. Hac farzını yerine getirmek için, hac ayının 10 günü içinde Mekke'ye girse ve 15 gün ikamete niyet etse mukim olmaz; çünkü Arafat'a çıkmak zorundadır. Bir yerde 15 günden çok kalmadıkça mukim olamaz. (Bahr-ür-raik) Yolcu bir yerde 15 gün kalmaya niyet ederse mukim olur; ama iki yerde 15 gün kalmaya niyet ederse, bu iki yerin her biri kendi başına bir şehirdir. Dolayısıyla, biri diğerine tâbi değildir. Mekke ve Mina'da toplam 20 gün kalmaya niyet eden, mukim olmaz. Ancak, bu iki yerden birinde 15 gün kalmaya niyet eden mukim olur. (Tuhfet-ül-fukaha) Diğer üç mezhepte seferilik farklıdır. Giriş çıkış günleri hariç, bir yerde dört gün kalmaya niyet eden mukim olur. Bir ihtiyaçtan dolayı bu mezheplerden birisini taklit eden Hanefi de, taklit ettiği mezhebin şart ve müfsitlerine riayet eder. Yani dört gün kalınca mukim olur ve namazlarını kısaltamaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İhram ve hükümleri nelerdir? CEVAP: İhram iple bağlanmaz, düğümlenmez. Hac, umre veya herhangi bir şey için uzaktan gelenlerin, mikât denilen yerleri ihramsız geçerek, Mekke Haremi'ne girmeleri haramdır. Geçenin, geri mikâta gelip ihrama girmesi gerekir. İhrama girmezse, kurban kesmek gerekir. Mikât denilen yerlerle, Harem-i Mekke arasına Hil denir. Mikâttan geçerken, bir iş için Hil'de kalmaya niyet edenlerin ve Hil'de oturanların, hacdan başka niyetle, ihramsız Harem'e girmeleri caizdir. Mikât yerinden önce, hatta kendi memleketinde de giymek caiz ve daha iyidir. İhramlıya yasak olanlar: 1- Karadaki av hayvanlarını öldürmek, 2- Dikilmiş elbise giymek, 3- Bir yerini tıraş etmek, 4- Cima etmek, 5- Kavga ve münakaşa etmek, 6- Koku sürünmek, 7- Tırnak kesmek, 8- Mest, ayakkabı giymek ve başını örtmek [Erkek için], 9- Eldiven, çorap giymek, 10- Kendiliğinden çıkan ot ve ağaçları koparmak. Bunları bilerek veya bilmeyerek, unutarak yapanlara, kurban, sadaka cezaları lazım olur. Ceza olarak kesilen kurban etinden sahibi yiyemez. İfrad hacda, bir kurban icap ettiren suçu, karin hacı işlerse, biri umre için olmak üzere iki tane kesmesi gerekir. İhramlıya yasak olmayanlar: 1- Pire, her türlü sinek, başkasının üzerinde bulunan bit, fare, yılan, akrep, kurt, çaylak gibi zararlı ve insana saldıran hayvanları öldürmek, 2- Başını kokusuz sabunla yıkamak, 3- Terlik gibi üstü açık ayakkabı giymek, 4- Diş çektirmek, 5- Renkli ihram giymek, 6- Gusletmek, 7- Başına dokundurmamak şartıyla, tavan, çadır, şemsiye altında gölgelenmek, 8- Başı âdet olmayan şeyle [tas, tepsi] örtmek, paket gibi şeyler koymak, 9- Beline kuşak, kemer, para kesesi, silah bağlamak, 10- Yüzük takmak, 11- İnsanların dikip yetiştirdiği sebze ve ağaçları koparmak, 12- Düşmanla dövüşmek, 13- Kadınların, deriye değmemek üzere yüzlerini örtmeleri ve dikilmiş elbise, mest, çorap giymeleri, örtü altına ziynet eşyası takmaları caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Akika, adak, kurban, sadaka
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Akika nedir? CEVAP: Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika, çocukları bela ve hastalıklardan korur. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibidir. Şefaat etmesi için, ölmüş çocuk, torun için de kesilebilir. Hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Vacib olan kurban gibi, adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşriyle meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, dine uygun şekilde, zekât, fitre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardımlar, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. Malı olup da, zekât, sadaka vermeyen, sıkıntı içinde yaşar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hastalarınızı sadakayla tedavi edin! Sadaka, her hastalığı defeder, bela sadakayı geçemez, onun için sadaka vermekte acele edin!) [Taberani, Beyheki] İhlâs Vakfı, öğrenci yurtlarında, binlerce üniversiteli fakir öğrenciyi ve bilhassa Türk dünyasından gelen muhtaç öğrencileri barındırmaktadır. Onların birçok ihtiyacı, hayırseverlerin yardımlarıyla sağlanmaktadır. İhlâs Vakfı senelerdir, hayırsever vatandaşlarımızın yaptıkları yardımları, en iyi şekilde değerlendirmektedir. Çeşitli konulardaki eserlerimizi birçok dillere tercüme ettirerek, yurt içinde ve yurt dışında karşılıklı veya karşılıksız dağıtmakta, böylece dinimizin, ülkemizin ve milletimizin tanınmasına vesile olmaktadır. Yurtlarda üç öğün yemek çıkmaktadır. Bu öğrenci yurtlarının bir yıllık et ihtiyacı, hayırseverlerin verdikleri kurban vekâletleriyle karşılanmaktadır. Vakfa verilen kurban vekâletleriyle, hayırseverler adına kurbanlıklar satın alınmakta ve dinimize uygun olarak kesilen kurbanlar, soğuk hava depolarında muhafaza edilmektedir. İhlâs Vakfı, ülkemizin yüz akıdır. Eğitime ve devletimize verdiği hizmet ve destekle, en iyi şekilde kamu hizmeti yapmaktadır. Dünya tarihinde vakıf medeniyetini kuran dedelerimizin torunu olarak, vakıfları, hayır kurumlarını ve ilim yuvalarını kurban vekâleti vererek veya başka şekilde desteklemek, bilgili, kültürlü öğrencilerin yetişmesine katkıda bulunmak, millî ve dinî bir vazifedir. İhlâs Vakfı'na kurban vekâleti veren, İhlâs Vakfı'nın hizmetlerine iştirak etmiş olur. Kurban vekâleti vermek isteyen, herhangi bir İhlâs Vakfı Öğrenci Yurduna veya Türkiye Gazetesi bürosuna telefon ederek, kurban vekâleti verebilir. Kurban bedelleri ve her türlü yardım için gerekli banka hesap numaraları, (0 212) 513 99 00 numaralı telefondan öğrenilebilir. www.ihlasvakfi.com adresinde de gerekli bilgiler mevcuttur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Adakla adak kurbanı ayrıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Adakla adak kurbanı arasındaki farklar ve dikkat edilecek hususlar nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Adakla adak kurbanı ayrıdır. (Hastam iyi olursa, Allah rızası için bir horoz kesip etini fakire tasadduk edeceğim) diyen, horozu keser ve etini bir fakire verir. Fakire tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakirlere verileceği için sahih olur. (Horoz kesmek nezrim olsun) dese de adak sahih olur. Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak caiz değildir. 2- Fakir olsun, zengin olsun, adak eden, adak edilerek kesilen hayvanın etinden yiyemez ve zekât alması caiz olmayanlara yediremez. Ana babasına, evlatlarına, karı koca birbirine, fakir olsalar da yediremezler. Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir. 3- Adak kurbanını bayramdan önce kesen, daha sonra kurban dediği için Kurban bayramında kesileceğini öğrense, Kurban bayramında tekrar kesmesi gerektiği için, şimdi kestiği hayvanın etinden, adak olmadığı için yiyebilir. Adak hayvanının etini bir fakire verdikten sonra; fakir, bu etten zenginlere ve adak sahibine verebilir, çünkü mal kendisinindir. İstediğine verebilir. 4- (Şu işim olursa, bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunup, sonra adadığı hayvanın cinsini hatırlayamayan koyun keser. Adakta âdete bakılır. Adaklık hayvan dendi mi, genelde koyun anlaşılır. Hangi zaman keseceğini hatırlamayan kimse de, ihtiyaten Kurban Bayramında keser. 5- Kurban mı, adak mı dediğini unutan, Kurban Bayramında keser. Halk arasında teamül olan, kurban demektir. Adak demiş olsa bile, adağın Kurban Bayramında kesilmesinde mahzur olmaz. 6- Koç adayanın, illa koç kesmesi şart değildir. Koyun, keçi, inek de kesebilir; ama inek adayan, bir koç kesemez. Yedi koç kesebilir. İki üç kişi, bir koçu adasa, sahih olmaz. Kurban da olsa, adak da olsa, bir koçu ancak bir kişi kesebilir. Bir yaşını doldurmuş iki küçük kuzu adayan, ikisinin değerinde büyük bir koç kesemez. İki hayvan kesmesi gerekir. Koyun adayan, bunun yerine keçi kesebilir. 7- Kurban adayan, bayramın ilk üç günü içinde keser. Bundan sonraya kalırsa, mevcutsa, diri olarak sadaka verir. Adak olan kurban kusurlu olursa, zengin de, fakir de onu keser. Adak ölürse, başka almaları gerekmez. 8- Şükür niyetiyle, (Hastalıktan kurtulan babam için bir kurban keseyim) demek adak olur. 9- Zengin, (Hastam iyi olursa, bir koç keseceğim) diye bir adakta bulunsa, hastası iyileşse ama fakirleşip adağını kesemese, maddi durumu düzelene kadar adağını geciktirmesi caiz olur. 10- Horozdan kurban olmayacağını bilmeden, (Horoz kurban edeceğim) diye adakta bulunan kimsenin, adağını yerine getirmesi lazımdır. Horoz kurban olmazsa da, eti sadaka olarak veya diri olarak fakire verilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kurban kesmek hayvan katliamıdır, onlara ölüm acısı çektirilmektedir. Tanrı, kurbana ve kana bu kadar aç olamaz. Ben kurban kesenlerin dininden değilim) deniyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir? CEVAP: Elbette âyet ve hadisle sabittir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Bir mazeretle] alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki, o tam on gündür, oruç tutmak gerekir.) [Bekara 196] (Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [kurbanlık] hayvanlar üzerine, belirli günlerde [kurban bayramında] Allah'ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (Hepsini dağıtmak veya hepsini evde bırakmak da caizdir.) (Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine, Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34] (Kurbanlık deve ve sığırları, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye, onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac 36] (Ey iman edenler, Allah'ın hac âdetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, [onlardaki] gerdanlıklara, Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram'ı kastedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin!) [Maide 2] (Allah, hürmetli ev olan Kâbe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide 97] (Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!) [Kevser 2] Kurban kesmek hâşâ katliam olsaydı, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim'in sünnetidir.) [Hâkim] Her gün dünyanın her yerinde kasaplarda kesilen yüz binlerce hayvan görülmeyip, özellikle Kurban'a dil uzatılması, Allah'ın emrinin hayvan katliamı olarak gösterilmesi, art niyetin ürünüdür. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ezelde rızıkların üzerlerine, kime ait olduğu yazılmıştır. Bir kimse Hindistan'da, Afganistan'da veya Bağdat'ta olabilir. Allahü teâlâ bizi yaratmadan önce rızkımızı yarattı, sonra bizi yarattı. Onun için, dünyada en ahmak insan, rızkı için endişe duyandır; çünkü rızkın kefili Allahü teâlâdır. Peygamber efendimiz de, (Rızkın için üzülme! Takdir edilen rızkın seni bulur) buyuruyor. Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor, başka yerde kazadan, diğer bir yerde zelzeleden ölüyor. Oradakileri öldüren kıtlık, kuraklık, buradakileri öldüren kaza, deprem ve benzerleri, birer sebeptir. Gerçek olan odur ki, rızkı biten ölür. Kimse kimsenin rızkını yiyemez, hiç kimse de rızkını bitirmeden ölmez. İsmail Fakirullah hazretleri, çocuk yaşta bir talebesini çeşmeye, su almaya gönderir. Çocuk oraya gider; fakat bakar ki, arkadaşları oyun oynuyor. Testiyi bırakır, başlar onlarla koşup oynamaya. Aradan iki saat geçer, çocuk su getireceğini hatırlar, eyvah, yandım der. Alır testiyi, gider suyu doldurur, gelir; fakat gelince kendisinden daha büyük olan diğer arkadaşları, (Sen nasıl hocamızı bekletirsin) diyerek onu döverler. Yapmayın, etmeyin, vurmayın derken, Fakirullah hazretleri gürültüye gelir, ne oluyor diye sorar. Çocuklar, (Efendim, bu edepsiz tam iki saat oyuna dalmış, suyu geç getirdi, o yüzden onu haşlıyorduk) derler. Mübarek zat buyurur ki: (Dokunmayın çocuğa! Allahü teâlâ ezelde herkesin rızkını ayırmış ve üzerine ismini yazmıştır. Bu arkadaşınız çeşmeye gittiğinde, bize ait olan su daha yoldaydı, o bizim rızkımızı bekledi. Allahü teâlâ bir gaflet verdi, unutturdu. Ne zaman bizim su çeşmeye geldi, o zaman hatırlattı. Dolayısıyla, o gittiği zaman dolduramazdı; çünkü o rızık bize ait değildi. Hiç kimse bir başkasının rızkını yiyemez.) Bütün üzüntüler, dertler, sıkıntılar, hepsi bu dünyada kalacak, ahirete gitmeyecektir; ama sevgi, muhabbet bu dünyadan bizimle beraber ahirete gidecektir. İki zıt şey bir arada bulunmaz, yan yana gelmez. Dünyayla ahiret birbirinin zıddıdır. Bu yüzden, neyi tercih ettiğimize, neyi sevdiğimize çok dikkat etmeliyiz. Nasibi olan, aklı olan, elbette ahireti tercih eder, dinimizin emir ve yasaklarına severek uyar. Bu sevgiyle de dünyadan imanla ayrılır, ebedi Cennet nimetlerine kavuşur. Bu dinin esası, gönül kırmamak ve müminlerin arasını bulmaktır. Sen haklısın, sen haksızsın demek kolaydır; ama bu makbul değildir. Çünkü haksız olanın kalbi kırılır, adı yalancıya, kötüye çıkar. Bir mümin, bir mümin kardeşine bunu yapamaz. Makbul olan, haksız olana gerekirse kendi malından verip, bu iki müminin arasını bulmaktır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâyı tanımak demek, Ona iman ve itaat etmek demektir. Bildirdiği haramlarına, farzlarına riayet etmek demektir. Eğer insan tanıdığına, sevdiğine itaat etmezse buna tanımak denir mi? Buna sevgi denir mi? Dolayısıyla tanımaktan maksat onu sevmektir, sevmekten maksat itaat etmektir. İtaatten maksat da, haramlardan sakınmak ve farzları yapmaktır. Bir gün mübarek bir zat, bir talebesine buyurur ki: -Evladım, Cenab-ı Hak bize ne kadar çok nimet vermiş. Sabah namazından sonra oturdum, yarım saat veya daha fazla, kalbimin, gözlerimin, midemin, kulaklarımın ve diğer uzuvlarımın faydalarını düşündüm; ama burnum hatırıma gelmedi. Az sonra doğalgaz kokusunu hissedince, burnumu da düşündüm. Ocak açık kalmış, kokusunu hissetmeseydik, gaz zehirleyebilir veya yangına sebep olabilirdi. Hepsi ne büyük nimet! Diğer nimetleriyse zaten saymakla bitmez. Hele hele, bir de iman nimeti var. Bu kadar büyük nimetlere karşı, Allahü teâlâ kullarından bir şey istiyor: O da, sadece kendisini tanımalarıdır. Bunun üzerine bir talebesi sorar: -Efendim, Allahü teâlâyı tanımak çok kolay değil mi? Allahü teâlâyı inkâr eden yok sayılır. Herkes Allahü teâlâyı tanıyor. Ayyaşı da tanıyor, aşçısı da tanıyor. Herkes, hatta dinle hiç alakası olmayanlar bile bir yaratıcının olduğunu biliyorlar. Türbelere gidip, ellerini açıp dua edenleri görüyoruz. Demek ki inanıyorlar, tanıyorlar ki, dua ediyorlar. -Onlar Allahü teâlâyı değil, nefslerini tanımaya uğraşıyorlar. Allahü teâlâyı tanımanın alameti, Ona itaat etmektir. Tanıyorum de; ama itaat etme, olmaz. İki âmir bir arada olmaz. Âmir ya Allahü teâlâdır veya nefsidir. İtaat etmeyen, neyi tanıyor ki? İtaat, haramlardan sakınmak, farzları yapmak mesela beş vakit namazını kılmaktır. Dolayısıyla itaat etmeyen, Allahü teâlâyı tanımamış olur. Tanısaydı emirlerine ve yasaklarına riayet ederdi. -Onlar, (Dualarımız kabul oluyor. Allah bizi sevmese duamız kabul eder mi) diyorlar. Bunun hikmeti ne olabilir? -Duaların kabul olması, iki bakımdan çok kötüdür: Birincisi, şeker hastasının baklava yemesine benzer. Tatlı der; ama zehirleneceğinin farkında değildir. İkincisi, duam kabul oluyor diye, İslamiyet'i yani dinini öğrenmez. Onun için, dine uygun yaşamayanın dualarının kabul olması, bir felaket ve istidraçtır, yani aldatmacadır. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbanlık hayvanın vasıfları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hangi hayvanlardan kurban olur, vasıfları nelerdir? CEVAP: 1- Davar, sığır ve deveden kurban olur. Başka hayvanlardan kurban olmaz. Davar denince koyun ve keçi; sığır denince inek, boğa, manda, dana, düve ve tosun anlaşılır. 2- Dişi hayvan da, erkek hayvan da kurban edilebilir. Koyunun erkeği ve beyazı siyahından çok olanı, keçinin dişisi daha sevabdır. Kıymetleri eşitse, koyun kesmek, sığır kesmekten daha sevabdır. 3- Yünü kırkılmış koyunu kurban etmek ve kurban için almak mekruhtur. 4- Davarın 1, sığırın 2, devenin 5 yaşını geçmesi gerekir. 6 ayı geçen kuzu, iriyse kurban edilebilir. 5- Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan, bir ayağı kesik veya ölmek üzere olan hasta hayvan kurban olmaz. 6- Geyik gibi eti yenen vahşi hayvandan kurban olmaz. Yabani öküz [buffalo], yabani deve [lama] ve yabani koyundan da kurban olmaz. Melezse, mesela yabani bir koçla, evcil bir koyundan meydana gelen yavru kurban edilir. Tersi, yani bir erkek keçi [teke], bir geyikle çiftleşse, meydana gelen yavru, kurban edilmez; çünkü hükümde anneye itibar edilir. Annesi evcilse, yavrusu kurban edilebilir. 7- Husyeleri küçük, gebe, tüyü dökülmüş hayvanı kurban etmek mekruhtur. 8- Burnu veya dili kesik yahut ekserisi yok olan hayvan kurban olmaz. 9- Davarda bir, sığırda iki meme kesik olsa kurban olmaz; ama yavrusunu emzirebiliyorsa olur. 10- İki kulağı kesik, biri kökten kesik, kuyruğu kesik; bir veya iki kulağı olmayan, kurban olmaz. 11- Diz kapakları gibi bir yeri kemik başına kadar kırılan hayvan kurban olmaz. Kurban olmaya mani olmayan kusurlar: 1- Boynuzu kırık veya boynuzsuz olan, kurban olur. 2- Kulakta ekserisi kesilip ayrılmasa, asılı kalsa kerahetle caizdir. Yarıdan azı kesik olsa, kurban olur. Kulağı enine veya boyuna yarık olsa, kurban olur. Kulağın yırtık olması tenzihen mekruhtur. Burnunun hükmü de kulak gibidir. Uyuz, burulmuş olanı kurban etmek caizdir. 3- Kulağı, kuyruğu küçük olarak doğan, kurban olur. Kuyruğu kesik değilse merinos kurban olur. 4- Hünsa [çift cinsiyetli] olanı kurban etmemeli. 5- Yayılmasına mani olmayacak kadar deli olup, sürüsünden ayrılmayan hayvan, kurban olur. 6- Bir gözünde görmeye mani olmayan perde bulunan hayvanı kurban etmek caizdir. 7- Kurbanlık, kesilme yerine getirilirken, tepinir ve bir ayağı kırılır; sonra kesilirse, caiz olur. 8- Dişlerinin ekserisi varsa, mekruh olmakla beraber caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban için vekâlet nasıl verilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurbanı başkasına kestirirken, (Allah rızası için bayram kurbanımı kesmeye seni vekil ettim) demek ve kalben de niyet etmek gerekir. Eğer kurbanı başkasına aldıracaksa, kurbanı alacak kimse de başkasına kestirecekse, (Bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve kestirmeye seni umumi vekil ettim) der. 2- Bir kimse, kendisine kurban kesmesi vacib olmasa da, vekil vacib diye kesse, kurban yine sahih olur. Adak hayvanı, akika veya nafile kurban yanlışlıkla vacib diye kesilse mahzuru olmaz. 3- Bir kimsenin kendi hayvanını başkası adına kesmesinin caiz olması için, bu kimsenin, kendi hayvanını başkasına veya onun vekiline hediye etmesi, onların da teslim alması, sonra bunu vekil ederek geri verip kestirmeleri gerekir. 4- Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek caizdir. 5- Kurban kesmeye vekil olan, zekât hariç, sahibinden ayrıca izin almadıkça veya (İstediğini yap) diyerek umumi vekil edilmedikçe, başkasını kendine vekil yapamaz. Umumi vekilse başkasını, o da bir başkasını vekil yapabilir. 6- Bir kimse birine, kurban işimi hallet dese, ona para vermese bile vekâlet vermiş olur. O kişi de bir hayvan alıp kesebilir. 7- Vekâleten kurban kesene, kimi çok, kimi az para verebilir. Kimi de hiç para vermeden, (Bana da bir hisse verin) diyebilir. Vekil asıl gibidir. Vekil, vekâlet aldığı kimseler adına kurban keser veya kestirebilir. Daha sonra vekil, ondan para ister veya istemez. İki kurbana yetecek para veren için de, iki kurban alır veya ona iki hisse verir. Yahut iyisinden bir kurban alır. Çünkü umumi vekil, tam yetkilidir. 8- Birden çok kişiye vekâlet vermek sahihtir. Bir işe vekil olan iki kişiden biri, tek başına yetkili olamaz. Ancak emaneti vermede, borcu ödemede, kurban kesme gibi işlerde, birisi tek başına yetkili olabilir. Çünkü bu işlerde vekillerden birisinin, diğerinin görüşünü sormaya ihtiyacı yoktur. Bir kimse, kurbanını kesmek üzere dört kişiye vekâlet verse, bu vekillerden biri kesince, ötekilerin görüşünü almaya ihtiyaç yoktur. Kurban, dinimize uygun kesilmiş olur. 9- Vekâlet almadan, hanımının adına vacib kurban kesen bir kimse, daha sonra hanımına anlatsa, o da razı olsa, kurban sahih olur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbana ortak olacaklarda aranan şartlar nelerdir? CEVAP: Bazıları şöyledir: 1- Her ortağın Müslüman olması, kurban ve ibadete niyet etmesi ve her birinin hissesinin yedide birden az olmaması şarttır. Sırf eti için ortak olan varsa ve biliniyorsa, hiçbirinin kurbanı sahih olmaz. Ortakların bir kısmı ölmüş olsa yahut bunak olsa, zararı olmaz. 2- Ortaklardan biri, (mutlak nezir) için giremez. Yani belli bir hayvanı, mesela şu boynuzlu koçu keseceğim diye adayan, bunun yerine başkasını kesemez, bu adağı için ortak giremez. Ortaklardan biri geçen sene kesmediği kurbanı niyet etse caiz olmaz. 3- Bir sığırı veya deveyi, yedi kişiye kadar Müslüman ve âkil baliğ kimselerle ortak olarak da, satın alıp kesebilirler. Bunlara adak veya akika kurbanı da ortak edilebilir. 4- Zenginin satın aldığı sığıra, sonradan ortak olmak caizse de mekruhtur. Bir kavle göre fakir, bir sığırı kurban etmek için satın alsa, sonra başkalarını ortak edemez. Onunki adak hükmüne girer. 5- Bir sığırı mesela bir ineği, en çok 7 kişi kesebilir. Bir sığıra 3, 5, 7 gibi tek ortak şartı yoktur. 2, 4, 6 gibi çift de olur; fakat her işte teke riayet iyidir. Sünnet-i zevaiddir. 6- Eti tartarak, eşit olarak paylaşmak gerekir. Yağ, sakatat ve yenilen her şey paylaşılır. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz, faiz olur. Yedi kişiden dördüne etle birlikte birer bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. 7- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil, bölüştürmeden etin tamamını herhangi bir kimseye verebilir veya tartmaya lüzum kalmadan ortaklar arasında göz kararıyla paylaştırabilir. 8- Mutfakları bir olan karı koca veya baba oğul da, kestikleri kurbanı, tartıp paylaşırlar. Paylaştıktan sonra, biri diğerine isterse etin tamamını hediye edebilir. Paylaşmadan hediye edemez. Yahut yukarıda bildirilen usullerle tartmadan paylaşmak caiz olur. 9- Biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için olmak üzere kurban kesmek istense, bir inek kesilebilir. Akika, vacib, adak hepsi katılır. Yedi kişiye kadar ortak olmak caizdir. Ancak ilk alırken, yedi kişiye kadar ortak olmak niyetiyle hayvan alınmalıdır. Sırf kendisi için alıp da sonradan başkasını ortak etmek mekruh olur. >> Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurbana parasız ortak olmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbanlık ineğe 7 kişi ortak girse, ortaklardan birisinin parası olmasa, diğer ortaklardan birisi, ben senin yerine veririm dese, herkes kendi parasını verse, biri de kendi parasıyla birlikte param yok diyeninkini verse, kurban için para vermeden kurban sevabı alır mı, yani kurban sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Biri kurbanlık ineği yedi kişiye hediye etseydi, hiçbirisi para vermeden kesseydi, hepsinin de kurbanı sahih olurdu. Kurban için illa para vermek gerekmez. Başkasının hediye ettiği hayvan da kurban edilir. Vacib sevabı alınır ve kurban borcundan kurtulmuş olunur. ÜCRETSİZ ORTAK Sual: Mal sahibiyim, hayvan ticareti yapıyorum. 3 bin liraya satmak istediğim bir ineğe, 3500 lira diyorum. Altı hisseyi satarken, bir hisse için de, (Benim adamım var, hisse başı 500 lira verin) diyorum. Kendi adamımdan para almıyorum. Böyle hayvan satmak caiz midir? CEVAP: Caizdir. KURBANA FARKLI ORTAK OLMAK Sual: Üç ortak, farklı para verseler kurbanları sahih olur mu? Mesela 2800 liraya bir inek alınsa, ortağın birisi 800 lira, biri de 1600 lira, üçüncü ortak da 400 lira verse, eti de verdikleri para oranında paylaşsalar caiz olur mu? CEVAP: En az veren üçüncü ortağın parası, yedide birden az olmadığı için caizdir. Eti paylaşırken üçüncü ortak bir hisse alır, ikinci ortak dört hisse, birinci ortaksa iki hisse alır. Hepsi yedi hisse olur. Birisi yedide bir hisseden yani 400 liradan az para verseydi caiz olmazdı. Her ortak kaç hisseye giriyorsa o kadar para verir. Etin paylaşılması da bu hisseye göre yapılır. SONRADAN ORTAK OLMAK Sual: 4 kişi kurban için ortak bir inek aldık, sonradan birkaç kişi daha bu kurbana katılabilir mi? CEVAP: 4 kişi alırken 7 kişiye kadar ortak oluruz diye düşünülmüşse ortak olmak caizdir, değilse mekruh olur. Mekruhtan kurtulmak için, onu bir başkasına satarsınız veya içinizden biri de satın alabilir. Sonra o kimse bunu alırken, 7 kişiye kadar ortak ederim diye alırsa yeniden ortak olabilirler. ÇOCUK, ATEİST VEYA FASIK Sual: Yedi kişilik kurban ortaklarından biri çocuk, ateist veya fasıksa, kurban caiz olur mu? CEVAP: Kâfir veya çocuksa, kurban sahih olmaz. Fasığın ortaklığı caiz olursa da, fasık, bayramda kurban ibadetine değil, et kesmeye niyet edebilir, o zaman da kurban sahih olmaz. Fasığa güven olmaz. İhtiyaten fasıklarla kesmemelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban alırken nelere dikkat etmelidir? CEVAP: Şunlara dikkat etmelidir: 1- Kurban satın alırken, (Bayram günü kesmesi vacib olan kurbanı almaya) diye niyet etmeli. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir. Bu aldığı hayvanı kurban etmesi de şart değildir; fakat keseceğinin kıymeti bundan az olmamalı. Satın alırken, hiç niyet etmese de olur; fakat bunu keserken veya kesecek olanı vekil ederken, niyet etmesi gerekir. 2- Bazı yerlerde kurbanlık hayvan alırken satıcı, (Hayvanı kesip et haline getirdikten sonra kilosunu şu fiyattan veriyorum. Sen hayvanı seç, bayramda gelirsin, eti kaç kilo gelirse, parasını verirsin) diyor. Canlı olarak tartıp satanlar da vardır. Bu şekilde alışveriş haramdır; fakat haram işlenerek alınmış olan hayvanı kesince, kurban yine sahih olur. Canlı olarak tartıp, (Bu hayvana şu kadar para vereceksin) denirse, o zaman alışveriş de sahih olur. 3- Üç ortak, farklı para verip, 980 liraya bir inek alsa, ortağın ikisi 420'şer lira, üçüncü ortak da 140 lira verse, üçüncüye düşen para, yedide birden az olmadığı için caiz olur. 4- Eşit para verip, 3 kişi, 3 koyun alsa, kesmeden önce, (Şu senin, şu onun, şu da benim) diye paylaşmak caizdir. 5- Başkasının hayvanını ondan habersiz, onun için kurban etmek caizdir. Başkasının hayvanını, ondan izinsiz, kendi için kurban eden, sonra kıymetini öderse caiz olur. Sahibi kıymetini kabul etmeyip, kesilmiş hayvanı alırsa, sahibi için kurban edilmiş olur. 6- İki kişinin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği, kendi kurbanı olur. Yedikten sonra helalleşirse, yine sahih olur. 7- Emanet olarak bırakılan hayvanı kurban etmek, caiz değildir. 8- Allah rızası için niyet ettikten sonra, ayrıca çoluk çocuk çok et yesin diye semiz koyun almayı niyetine karıştırmamalı, semiz alırken sadece sevabını düşünmeli. 9- Herkes, beslediği kendi hayvanını kurban edebilir. Nisaba malik olan birisine bir koyun hediye edilse, o da bunu kurban olarak kesse, vacib kurban yerine gelir. Kurbanı parayla alma şartı yoktur. 10- Kurbanı veresiye veya kredi kartıyla almak caizdir. 11- Kurban rayiçten çok pahalıysa, rayice uygunu bulunamazsa, kurban alıp kesmek gerekmez. 12- İki kurbanlıktan biri diğerini öldürmüşse, sahibine ödetilemez. 13- Kurban alan, niyetini değiştirip, akika veya adak olarak kesebilir.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bütün ilaçlar meydanda; ama içen yok, yani Ehl-i sünnet âlimlerinin çok kıymetli kitapları maalesef raflarda duruyor, okunmuyor. Hâlbuki ilaç, rafta durmakla faydalı olmaz. Ne dinimizi öğreniyoruz, ne de yaptığımızın doğru veya yanlış olduğunu biliyoruz. Her gün, az da olsa okumaya çalışmalı. Ahirette bunun hesabını zor vereceğiz. İslamiyet bize kadar terle, canla malla geldi, yani kolay gelmedi. Tarihe bakarsak, Müslümanların neler çektiğini görürüz. Eshab-ı kiramın hiçbiri yatağında ölmedi. Allahü teâlânın dinini Onun kullarına ulaştırmak için, onların dünya ve ahiret saadetlerine kavuşmaları için, evlerini, yurtlarını terk edip, her yere dağıldılar, gittikleri yerlerde şehid oldular. Bu yüzden, Müslüman olarak üzerimizde mesuliyet var, bundan da hiç kimse kurtulamaz. Hem dinimizi öğreneceğiz ve yaşamaya çalışacağız, hem de bir kişinin daha yanmaktan kurtulması için diğer insanlara bu nimeti ulaştırmaya çalışacağız. Yoksa ahirette, bu insanlar bizden hak talep ederler, çok sıkıntı çekeriz. Eğer bir yerde dinimize doğru olarak hizmet ediliyorsa, her müminin, gücü nispetinde buna iştirak etmesi farzdır: 1- Bedenen iştirak eder, yani kim ne yapıyorsa aynısını yapar. 2- Bunu yapamayan da, gücü nisbetinde, az da olsa, malla, parayla yardım eder, destek olur. 3- Bu da yoksa en azından, (Ya Rabbi, bir şey yapamıyorum; ama yapamadığım için içim yanıyor, yapanlara yardım et) diye dua eder. İyilik yapalım! Bunun mükâfatı iyilik bulmaktır. Ne kadar? Yaptığımız kadar. Herkes gücünün yettiği kadarının hesabını verecek. Yani gücümüzden fazlasını yapmayacağız, zaten böyle bir talep de yok. Böyle olmakla beraber, ahir zamanda yapılan ufak bir hareket, belki bin sene önceden yapılan iyilikten daha çok sevabdır; çünkü bu, dinin bozulduğu zamana rastlıyor. Yani herkes din hakkında konuşuyor, kendi anladığını din diye anlatıyor. Yeni manalar vermeye, yeni yorumlar getirmeye, yeni bir şeyler çıkarmaya uğraşanlar, bid'at karıştırırlar, dine zarar verirler. Allahü teâlâ, Ehl-i sünnet âlimlerinden razı olsun, asırlardan beri geldiği şekliyle bu dini korudular ve kolladılar. Ehl-i sünnet yolunun iki esası vardır: Birincisi, olduğu gibi muhafaza etmek, ondan hiçbir şey çıkarmamak, İkincisi, ona bir şey ilave etmemek yani sünnete uymak, bid'ate karşı çıkmak. Sünnete uymak burada, İslam'a uymak demektir. Ehl-i sünnet âlimleri, Peygamber efendimizden gelene hiçbir şey ilave etmemişler, bir şey de çıkarmamışlardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Günahlarımız için mağfiret dileyelim. İyilikler günahları giderir. Her iyilik, bir günaha kefarettir. Namaz hasenattır. Namaz kılmayanın hiçbir iyiliğine sevab verilmez, isterse cami yaptırsın! Beş vakit namaz kılıyorsa, her iyiliğine sevab verilir. Namazsız Müslüman düşünülemez. İmanla namaz, bir bütündür. Namaz imandan bir parça değil; ama İslam'ın birinci şartıdır. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimin birçok yerinde, imanla namazı birlikte zikretmiştir. Kıyamette hesap, önce imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih etmeliyiz. Nerede ve ne şart altında olursa olsun, mutlaka namaz kılmalıyız. İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey, namazdır. Namaz kılmak, huzur-u ilahiye çıkmak demektir. Namazda, Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilmeliyiz. Namazı, ne olduğunu bilerek kılmalıyız. Bir namazda 12 tane farz var. Bir günde 60 farz eder. Bir Müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. Bu insan nasıl kurtulacak? Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de önem vermiyordur. Önem vermeyen dinden çıkar. Önem vermemek, zerre kadar da olsa üzülmemek demektir. Tefekkür etmek, çok önemlidir. Yani belli bir zaman diliminde Allahü teâlâyı tefekkür etmek, 60 senedeki nafile namaz, oruç ve diğer ibadetlerden daha kıymetlidir. Mesela, insan vücudunda milyonlarca hücre vardır. Bu, Allahü teâlânın kudretini gösterir. Fen ilimleri, İslami ilimlerin bir koludur. O yüzden, İslami ilimlerle fen ilimlerini birbirinden ayrı tutmak yanlıştır. Bir anneyle oğul, insanlardan uzaklaşıp, bir köşeye çekilerek, (Biz haramlardan uzak duralım, bütün ömrümüzü ibadetle geçirelim, tefekkür edelim) derler. Bu genç oğlan, tefekkür ve ihlâs sahibi olduğu için, dışarıya çıktığı zaman üzerine bir bulut gelir, sıcaktan korunması için gölge eder. Bir gün yine dışarıya çıkar; fakat bulutu göremez. Hemen, acaba ben ne günah işledim diye düşünmeye başlar. Düşünür, düşünür, bir sefer bile hata işlediğini hatırlayamaz ve hemen annesine koşar. Olayı annesine anlatır. Annesi de evliya bir kadındır. (Mutlaka bir hata veya günah işledin, o yüzden bulut kayboldu, hemen tevbe et!) der. O da, (Ne günah işlediğimi hatırlayamadım. Bugün tefekkür etmemiştim, acaba o olabilir mi?) der. Annesi de, (Tabii oğlum, bundan büyük günah olur mu?) der. Oğlu da, hemen tevbe, istiğfar edip, tefekkür eder. Dışarı çıktığı zaman bulut tekrar üzerine gelir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbanda sefere çıkacak nasıl hareket eder? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Bir zengin, bayramın birinci veya ikinci yahut üçüncü günü kurban kesip, sefere çıksa vacibi yerine getirmiş olur. Üçüncü günü seferden dönse de, artık tekrar kurban kesmesi gerekmez. 2- Zengin, bayramın üçüncü günü, kurban kesmeden sefere çıkarsa, üzerine vacib olduktan sonra çıktığı için günaha girer. Birinci veya ikinci günü çıksaydı, kendisine vacib olmadan çıktığı için günah olmazdı. 3- Kurban kesmeden sefere çıkan zengin, seferdeyken kurban kesmiş olsa bile, bayramın üçüncü günü memleketine gelip mukim olunca, tekrar ona kurban kesmek vacib olur. 4- Bir zengin, kurban kesmek niyetiyle bir koyun satın aldıktan sonra, sefere çıksa ve bayramın üçüncü günü de seferde olsa, vekâlet verip o koyunu kestirmesi gerekmez, yani seferi olduğu için kurban kesmesi vacib olmaz. Nafile de olsa, kurban kesmek çok sevabdır, Sırat'tan geçirir. Bu bakımdan zengin olanın, sevabdan mahrum kalmaması için seferde de kurban kesmesi iyi olur. 5- Sefere çıkarken kurbanını kesmek için birini vekil eden zengin, gittiği yerde mukim olsa, vekilin kestiği hayvan, vacib kurban olur; çünkü zengin mukimdir ve vekâletle istediği şehirde kestirebilir. Kendisi bulunduğu yerde de kestirebilir. 6- Seferi olan vekil, vekâleten mukim kimsenin kurbanını kesebilir, vekilin seferi olmasının önemi yoktur. 7- Hacca giden kimse, Mekke'de 15 günden fazla kalmışsa, mukim olduğundan, kendine vacib olan bayram kurbanını, telefonla Türkiye'deki bir tanıdığına vekâlet verip kestirebilir. Ancak Mekke'de genelde 15 günden aşağı kalınıyor, seferi olunuyor. Seferi olanın, bayram kurbanını kesmesi gerekmiyor. Kesilmesi gereken şükür kurbanınıysa, Harem'de kesmesi gerekir. Vekâletle Türkiye'de veya başka yerde kestiremez. 8- Seferde olan zengin, Kurban bayramının üçüncü günü vatan-ı aslisinin içinden transit geçse, şehir küçükse, içinden geçiyorsa kurban kesmesi vacib olur. Büyük şehirse, evleriyle çevre yolu arasında mezarlık, fabrika, kışla, ırmak, deniz, harman yeri, futbol sahası gibi yerler varsa, o zaman vatan-ı aslisine girmemiş olur, vacib olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Evli olup ailesiyle beraber gurbette bulunduğu şehirde, uzun yıllar bulunsa; fakat ömür boyu yerleşmeyi düşünmese, buradan doğup evlendiği yere bayramlarda 15 günden az süreyle gidip orada kurban kesse, kesilen kurbanlar vacib kurban olur mu? CEVAP: Bir günlüğüne de gitse, orada mukim olur, kestiği kurban vacib olur. MEMLEKETİNDE KURBAN KESMEK Sual: Birçok insan Kurban Bayramlarında memleketine gidip kurban kesiyor. Bunlar yaşadıkları şehre yerleşmeye niyet etmişse ve bayram vesilesiyle gittikleri memleketlerinde kurban kesseler, vacib olan kurban borcundan kurtulur mu? CEVAP: Sefere gidene, kurban vacib olmuyor. Kesmesi iyi olur. Kesmese de günah olmaz. BAŞKA ŞEHİRDEKİNE KURBAN KESTİRMEK Sual: Vatan-ı aslimiz İstanbul. Hanımım nisab miktarı mala sahip olduğu için kurban kesmesi vacib. Bayramda Tekirdağ'a gidiyoruz. Tekirdağ'da birisine kurban için vekâlet verdik; fakat Tekirdağ'da seferi oluyoruz. Vacib sevabı almak için ne yapmak gerekir? CEVAP: Tekirdağ'da kurban kesilirken İstanbul'da bulunursanız yani mukim olursanız, kurban vacib olur. Telefonla öğrenirsiniz. Kestik derlerse buradan hareket edersiniz. MALİKİ'Yİ TAKLİT EDEN Sual: Namazda Maliki'yi taklit eden bir zengin, 10 gün kaldığı yerde kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Kurbanda taklit edilmiyor. 10 gün kalan Hanefi'de seferi olur, kurban kesmesi gerekmez. SEFERDE KURBAN KESMEK Sual: İstanbul'a temelli yerleştik. Bayramda, memleketim olan Ankara'ya gidip, orada kurban kesmemde mahzur var mıdır? CEVAP: Hiç mahzuru yoktur. İstanbul'a temelli yerleşmekle, memleket olan Ankara, vatan-ı asli olmaktan çıkar. 15 günden az kalmak üzere, memlekete yani Ankara'ya gidince orada seferi olunur. Seferde, kurban kesmek gerekmez. Kesilirse sevab olur. VATAN-I ASLİDE SEFERİ OLUNMAZ Sual: Vatan-ı aslim Van; ama bir yılı aşkın bir zamandır yurt dışındayım. Birkaç yıl daha kalırım. Kurban bayramı için gideceğim Van'da 10 gün kalırsam seferi miyim, kurban kesmem vacib mi? CEVAP: Vatan-ı aslide bir saat bile kalan seferi olmaz. Kurban kesmek vacib olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban ne zamana kadar kesilebilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban, bayramın üçüncü günü, güneş batıncaya kadar kesilebilir. Cuma kılınmayan, mezra denilen küçük köylerde, fecirden sonra, bayram namazından önce de kesilebilir. Gece kurban kesmek, caizse de mekruhtur. Şafii'de, bayramın 4. günü de, kesilebilir. Birçok kimsenin vekili olan kimse, bir mazeretle bayramın 3. günü de kurbanları kesememişse, Şafii'yi taklit edip, 4. günü kesebilir. 2- Nafile, akika ve adak hayvanı her zaman kesilebilir; fakat bayramda kesilmesi iyi olur. 3- Bayram cumaya rastlasa da, yine kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir. 4- Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilene, ilk günü kurban kesmek vacib olmaz. Keserse vacib olarak eda etmiş olur. 5- Fakir, bayramın ilk günü bir koç alıp kestikten sonra, 3. günü zengin olsa, iade gerekmez. Vacib yerine gelmiş olur. 3. günü zengin olacağını bilenin de, ilk günü kurban kesmesi caizdir. Hayvan kesilirken mekruh olan şeyler: 1- Kurbanı, kesilecek yere sürükleyerek çekmek, sebepsiz incitmek mekruhtur. 2- Bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. 3- Soğumaya başlamadan yani çırpınması durmadan, ensesini de kesmek mekruhtur. 4- Hayvan tamamen ölüp, çırpınması durmadan, omuriliğini keserek başını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak mekruhtur. 5- Kamış, taş gibi keskin şeylerle kesmek, kör bıçakla kesmeye çalışmak mekruhtur. 6- Doğurması yakın olan gebe hayvanı kesmek mekruhtur. 7- Gasbedilmiş bıçakla kesmek mekruhtur. KURBAN SAHİBİ ÖLSE Sual: Kurbanlık olarak bir koç aldıktan sonra, babam öldü. Bu koçu kesmek gerekir mi? CEVAP: Koç mirasçılara kalır. Kesmek gerekmez. FAKİRİN KURBANI ÖLSE Sual: Fakirin aldığı kurban Arefe günü ölse, bunun yerine başka bir kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Fakir olduğu için gerekmez. İLK DEFA KURBAN KESEN Sual: İlk defa kurban kesecek kimsenin, mutlaka koyun kesmesi mi gerekir? CEVAP: Hayır, öyle bir şey yoktur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nasıl kesilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra, bismillahi Allahü ekber diyerek, deveden başka hayvanın, boğazının herhangi bir yerinden kesilir. Bismillahi derken, h'yi belli etmek gerekir. Belli edince, Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. h'yi açıkça belli etmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek gerekir. Bunu da düşünmezse hayvan leş olur, yenmez. 2- Besmele çekilince, hemen kesmek şarttır. Besmele çektikten sonra bıçağı bilerse, Besmeleyi tekrar etmesi gerekir. Besmele çektikten sonra, hayvan yerinden kalkarsa, yatırdığı zaman tekrar Besmele çekmesi gerekir; fakat bir kelime söylemek, bir lokma yemek ve bir yudum su içmek gibi az bir ara vermenin zararı yoktur. 3- Bir hayvan için Besmele çekildikten sonra, onu bırakıp başka bir hayvan kesilecek olsa, Besmeleyi tekrar çekmek gerekir. 4- Arka arkaya birkaç hayvanı boğazlayacak kişinin, hepsi için ayrı ayrı Besmele çekmesi gerekir; fakat hayvanları, üst üste yatırıp kesecek olsa, bir Besmele kâfidir. Bir hayvanı iki kişi kesse, ikisinin de Besmele çekmesi gerekir. 5- Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır. 6- Hayvanın boğazında yemek, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört damardan üçü bir anda kesilmelidir. 7- Şafii'de, yemek borusuyla nefes borusu kesilirse kâfidir. Ancak gırtlak düğümü baş tarafında kalmalıdır. Gırtlak düğümünün tamamı vücut tarafında kalırsa, kesilen hayvan yenmez. 8- Kurban kesenin, kıbleye karşı dönmesi sünnettir. 9- Erkek ve kadın Müslümanın, sarhoşun, cünübün, delinin, bunağın, çocuğun ve sarhoşun Besmeleyle kestiği hayvan yenir. Dilsiz ve sünnetsizin, hayvan kesmesi mekruhtur. 10- Solak bir kimsenin, sol eliyle kurban kesmesinde mahzur yoktur. 11- Bir ihtiyaç varsa, kurbanı bayıltıp kesmek caizdir. 12- Kurban hayvanını yüzmek için, şişirmek caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban eti hakkında yapılacak işler nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Eti tartıp, eşit olarak paylaşmak gerekir. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz. Altı kişiden dördüne etle birlikte bir bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. Eğer ortak dört kişiyse birer ayak koymak da yeterlidir, beş kişiyse birine de baş veya deri konur. 2- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur'a çekmek iyidir. Bir malı, ortaklar arasında taksim etmek için, kur'a çekmek caiz ve sünnettir. 3- Kurban eti tartılmadan paylaşılıp, biri diğerine, mendil, defter, kalem gibi bir şey verse, paylaşma sahih olur. 4- Taksim etmeden etin bir kısmını pişirip, ortakların müşterek yemeleri caizdir. 5- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden eti dağıtabilir. 6- Mutfakları bir olan baba oğlun, karı kocanın ortak olarak kestikleri kurbanı, tartıp paylaşmaları gerekir. 7- Müslüman bir kimsenin kesip, gayrimüslimin yüzdüğü kurbanın etini yemek caizdir. 8- Kurbanın ve her hayvanın şu yedi yeri yenmez: Akan kanı, zekeri, husyeleri [koç yumurtası denilen yerleri], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve idrar kesesi [mesanesi]. 9- Ölü mü, diri mi olduğu bilinmeyen hayvan, kesilince kan çıkar ve hareket ederse, eti yenir. 10- Kurban etini, kesen de yiyebilir. Fakir zengin herkese de verebilir. Etin üçte birini evine, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehabdır. 11- Kurban etini, evinde 3 günden fazla bırakabilir. Kurban sahibi zengin değilse, çoluk çocuğunun et ihtiyacını karşılamak için hepsini evinde bırakabilir. 12- Hayvan kesildikten sonra eti telef olsa [mesela yansa, köpekler yese] vacib sakıt olur. Tekrar kesmek gerekmez. Kan akıtmakla vacib yerine gelmiştir. 13- Kurbanın hiçbir yeri satılmaz. Eğer bir kısmı satılırsa, satılan kadarının bedelini sadaka olarak vermek gerekir; fakat kurbanın etiyle yenecek bir şey alınıp yense, o miktarı sadaka etmek gerekmez. 14- Kurban derisi namaz kılan fakire verilir. Ne yapıldığı bilinmeyen yerlere vermemelidir. Evde de kullanılabilir. Parayla satılmaz. Derisi, eti satılırsa, parası fakirlere sadaka olarak verilir. Yahut devamlı kullanılacak bir şey karşılığı da satılabilir. 15- Ortaklardan birisi kurban kesmeden ölse, hissesi mirasçılarına verilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İtibarı gideren, yok eden üç şeyden biri, paraya düşkün olmaktır. Parayla itibar, bir araya gelmez. İnsan dünyaya düşkün olursa, dünya kadar kıymeti olur. Dünya ise bir hiçtir. Hiçle meşgul olmak yine bir hiçtir. Hakiki varlık, hakiki meziyet, hakiki üstünlük, hakiki güzellik, ölüm ve sonrası, yani ahirettir. Kılık kıyafet, elbise çok önemlidir. Yani giydiğimiz elbisenin adı, dünya mı yoksa ahiret mi? Buna dikkat etmek gerekir. İnsanlar daima, hayatlarında düşkün oldukları şeyle anılırlar. Filan zengin denince, ister parasını iyi yolda harcasın, ister kötü yolda harcasın, ilk hatıra gelen paradır; ama evliya zatlardan bahsedilince de, hemen hatıra Allah gelir. O halde, insanlar hayatlarında neye düşkünse, onların sıfatları artık odur, öyle anılırlar. Onun için, birinci özelliğimiz, para olmasın, ikinci özelliğimiz şöhret olmasın, üçüncü özelliğimiz, Allah korusun, bir kötü alışkanlık olmasın. Bütün bunlar insanın ilk hatırına gelen şeylerdir. Peki, ne olmalı? Ehl-i sünnet âlimlerini, evliya zatları sevmeli. Düşkün olduğumuz bu sevgiyi, insanların kalbine yerleştirmeye çalışmalı. Evliya zatlar denince, hatıra muhabbet gelir, sevgi gelir, cömertlik gelir, Allah rızası gelir. Herkesin kalbindeki önemlidir; çünkü o şahittir. Dil ne derse desin, kalbdeki şahitlik çok önemlidir. Şöhretimiz, ahirete düşkünlük olsun. Peygamber efendimiz, (Mal hırsı, şöhret hırsı, aç iki kurttan daha tehlikelidir) buyuruyor. Aç iki kurt ne yapar, sürüyü perişan eder, gider. Cem-i zıddeyn muhaldir yani iki zıt şey bir araya gelmez. Ahiretle dünya zıttır. İnsanın en büyük düşmanı kendisi yani nefsidir. Bu öyle bir düşmandır ki, başka düşmanı aratmaz. Bütün okunan kitaplar, bütün öğrenilen ilimler, insan ölürken beyinden silinir, gider. İnsanın vücudunda duran en son şey kalbdir. Sevginin beyinle, hatırlamakla alakası yoktur. O andaki bilgilerin hepsi zaten sinirlerdedir, ölüm başlayınca hepsi unutulur. En son ruhun çıktığı yer, kalbdir. Kalbde muhabbet varsa, işte o bizi kurtarır; çünkü onun düşünmekle ilgisi yoktur. O halde hepimizi kurtaracak olan şey, Rabbimize, Peygamber efendimize, Kur'an-ı kerime, büyüklerimize yani Ehl-i sünnet âlimlerine ve din kardeşlerimize yani birbirimize olan muhabbetimizdir. Kendisini seveni hiç kimse sevmez, kendisini sevmeyeni herkes sever; çünkü Allah onu sever, Allahü teâlâ, (Sen nefsini [kendini] sevme! O senin sevdiğin, benim düşmanımdır) buyuruyor. Yani, (O senin nefsin, bana düşmandır. Sen onu nasıl seversin, nasıl beğenirsin, nasıl ona hak verirsin, nasıl onun peşinden gidersin? O benim düşmanımdır) buyuruyor. Bu düşmanı sevmezsek, isteklerini yapmazsak yani onu terk edersek, işte ancak o zaman kurtuluruz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyük bir zata, (Efendim, çok çalışıyorsunuz, biraz istirahat etseniz) denilince, (Bizim istirahatimiz musalla taşında başlar) buyurur ve kıymetli eserlerini hazırlamakla meşgul olurmuş. Ziyarete gelen sevenlerinin görüşme arzularını haber veren talebesine de, (Ben de kendilerini görmeyi çok isterim; fakat şu anda beş kişi için değil, binlerce Müslüman için çalışıyorum. Beni arayan, kitaplarımın satırları arasında bulur. Misafirlerimize selam söyleyiniz, inşallah ayrılık olmayan yerde hep beraber olacağız dersiniz) buyurmuş. Ebul Hasan Harkani hazretleri, son günlerinde devamlı olarak Abdullah ibni Mübarek hazretlerinin ismini söyler. İki lafından biri, (Ey ibni Mübarek, sen ne mübareksin) imiş... Bu durum günlerce böyle devam eder. Bir gün kapı çalınır, oğlu kapıyı açar. Bir de bakar ki, karşısında Abdullah ibni Mübarek hazretleri. Koşarak, sevinçle babasının yanına gelir, (Babacığım, günlerdir ismini sayıkladığınız dostunuz kapıda, içeri girmek istiyor) der. Ebul Hasan Harkani hazretleri, (Selam söyle ona, kendisiyle görüşemem. Ayrılık olmayan yerde görüşeceğiz inşallah de!) buyurur. Oğlu şaşkın bir vaziyette, kapıya gelir; ama bir şey de söyleyemez. Abdullah ibni Mübarek hazretleri, durumu anlar, (Ne buyurdu?) diye sorar. Oğlu da, mahcup bir şekilde babasının sözünü aktarır. Misafir de selam söyleyerek ayrılır. Oğlu şaşkın bir şekilde babasının yanına döner, (Ey babacığım, siz ne yaptınız? Her gün ismini sayıkladığınız sevgili dostunuz kapıya geldi ve siz böyle dediniz. Bunun hikmeti nedir?) der. Babası, (Ey oğul, sen bizim muhabbetimizi anlayamazsın. Neticede misafirimiz bir zaman sonra buradan ayrılmayacak mı ve ben de yine onun hasretiyle yanmayacak mıyım? Ben onu bir kere görseydim, hasretine bir daha dayanamazdım. Onun için böyle yaptım) der. Seyyid Emir Külal hazretleri buyurdu ki: (Allahü teâlâdan üç sınıf kimseyi affetmesini istedim: Beni, talebelerimi ve beni sevenleri affetmesini istedim. Bu üç isteğimin kabul olduğu müjdesi verildi.) Tertipli ve temiz olmalıyız. Mübarek zatların mühim iki özelliği vardı: Biri tertip, ikincisi temizlik. Onların her işleri düzenli, tertipli olurdu. Onlara benzemeye çalışmalıyız. Evimiz, iş yerimiz pis, tozlu olmamalı. Tozlu yere şeytanlar toplanır, temiz yere melekler toplanır. Tabiinden gençler, Eshab-ı kirama, (Efendim, sizin ne hususiyetiniz vardı da, Allahü teâlâ sizi böyle yüce bir Peygambere Eshab yaptı, Onun sohbetine kavuşturdu?) diye sordular. Eshab-ı kiram, (Biz temiziz, temizliği severiz) buyurdular. Temizlik imandandır. Allahü teâlâ temizleri sever. Kalbi temiz olmak ise, ayrı bir nimettir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Peygamberimiz için kurban
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber efendimiz için kurban keserken nasıl niyet edilir? CEVAP: (Sevabı Peygamber efendimizin mübarek ruhuna olmak üzere, Allah rızası için kurban kesmeye niyet ettim) denir. Diğer ölülerimiz için de böyle niyet edilebilir. Mesela, ölmüş baba için hayvan keserken, (Sevabı babamın ruhuna olmak üzere, Allah rızası için kurban kesmeye niyet ettim) denebilir. Resulullah efendimiz için kurban kesmek müstehabdır ve çok sevabdır. Peygamber efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti içindi. Kestiği iki kurban için, (Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, veda haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63'ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali'ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. İKİ KİŞİ BİR KOYUNA ORTAK OLAMAZ Sual: (Peygamberimize nafile kurban keseceğiz) diye herkesten 5-10 lira toplayanlar oluyor. 50-100 kişinin bir koyunu kurban etmesi caiz midir? CEVAP: Hayır, caiz değildir. Nafile de olsa, bir koyunu ancak bir kişi kesebilir. Nafile kurban olarak da, bir koyunu iki ve daha çok kişi, sığırıysa sekiz veya daha çok kişi kesemez. Kurban, koyun, keçi, sığır, deveden birini, Kurban Bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Bir sığır veya deve, yedi kişiye kadar ortak olarak da kesilebilir. Hiçbirinin hissesi yedide birden az olamaz. Sekiz kişinin yedi sığırı ve iki kişinin iki koyunu satın alıp ortak olarak kesmeleri caiz olmaz; çünkü her birinin her hayvanda hissesi vardır. Dinde böyle bid'atler çıkarmamalı. Müslüman dinin emrine uyar. Benim niyetim iyidir demek insanı kurtarmaz. (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyuruluyor. İyi niyetle dine aykırı iş yapan kimse, Cehenneme gider demektir. Mesela, gayrimüslim kadınları Müslüman etmek gibi iyi niyetle, onlarla zina eden veya düşmana karşı kuvvetlenmek gibi iyi niyetle şarap içen kimse, haram işlemiş olur, iyi niyeti onu asla kurtarmaz. (Ameller niyete göre iyi veya kötü olur) mealindeki hadis-i şerif, mubahlar içindir, haramlar için değildir. Çok kimse, bu hadis-i şerifi yanlış anlayıp, (Niyet önemli, benim niyetim iyi) diyerek, işledikleri bid'at ve haramları normal göstermeye çalışıyorlar. İyi niyetle haram, helal hale gelmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir? CEVAP: Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace] (Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevab verilir.) [Beyheki] (Terviye günü oruç tutup günah söz söylemeyen Müslüman, Cennete girer.) [Ramuz] (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş yahut Kâbe'ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin] (Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günüyse on bin güne eşittir.) [Beyheki] (Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani] Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir; ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olanın cihadı daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki: Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir; çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir'a) Her hafta saç, sakal, tırnak kesmek sünnettir. İbni Âbidin hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemeli. (Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını ve tırnağını kesmesin) hadis-i şerifi, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek müstehabdır) buyurmaktadır. Kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının ilk gününden, kurban kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehabdır; fakat vacib değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz. Bu on gün içinde bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhiccenin ilk on gününün faziletinden, oruç tutulmasının öneminden bahsedildiği halde, neden onuncu günün faziletinden bahsedilmiyor? CEVAP: Onuncu günü bayramdır. Bayram günü oruç tutulmayacağı için oruçtan elbette bahsedilmez. Bayramın diğer faziletinden bahsediliyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan ve Kurban Bayramının gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İ. Mace] (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan Bayramının ve Kurban Bayramının birinci geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.) [İsfehani] BAYRAM NAMAZINA GEÇ GELEN Sual: Bayram namazına geç yetişen ne yapar? CEVAP: Diğer namazlardaki gibi, imam selam verince, kalkıp kılamadığı rekâtları tamamlar. İkinci rekâtta yetiştiyse, imam selam verince kalkıp Sübhaneke okur. Sonra, üç defa tekbir getirerek ellerini kulaklara kaldırır, birinci ve ikincisinde iki yana bırakır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlar. Fatiha ve zammı sure okur, rükû ve secdeleri yapıp oturur ve namazını tamamlar. İkinci rekâta da yetişemediyse, yukarıda bildirildiği gibi birinci rekâtı kılıp kalkar. Fatiha ve zammı sureden sonra, iki elini üç defa tekbir getirerek kaldırır. Üçüncüde yanlara bırakır. Dördüncü tekbirde elleri kulaklara kaldırmayıp, rükûa eğilir. Secdeleri yapıp oturur ve namazını tamamlar. AREFE GÜNÜ ORUÇ Sual: (Arefe günü de, Müslümanlar için bayramdır. Arefe günü oruç tutulmaz) diyenler oluyor. Arefe günü oruç tutmak çok sevab değil midir? CEVAP: Hazret-i Ebu Hureyre, (Resulullah, Arafat'ta Arefe günü oruç tutmayı yasakladı) buyuruyor. İbni Abidin hazretleri de buyuruyor ki: Arefe günü hacının oruç tutması, Arafat'ta vakfeye durmaya ve dualara mani olmamak şartıyla mendubdur [müstehabdır]. Oruç tutmak zayıf düşürürse, o zaman tutması mekruh olur. (Redd-ül-muhtar) Görüldüğü gibi, Arafat'ta olup da oruç tutamayanlar için Arefe günü oruç tutmanın mekruh olması, herkes için değildir. Arefe günü oruç tutmak çok sevabdır. KURBAN KESMEDE ÜÇÜNCÜ GÜN Sual: Bir fakir, kurban bayramının üçüncü günü zengin olsa veya bir zengin üçüncü günü fakirleşse yahut ölse kurban kesmek vacib olur mu? CEVAP: Fakirlik, zenginlik ve ölüm için, vaktin sonuna itibar edilir; bayramın başında zenginken üçüncü günü fakirleşse veya ölse, o kimsenin üzerine kurban vacib olmaz. Üçüncü günü zengin olana da, kurban kesmek vacib olur. (Dürer ve gurer) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban için zenginlik ölçüsü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimseye kurban bayramında kurban kesmesinin vacib olması için şartlar nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Mukim, âkil baliğ ve Müslüman olması lazımdır. 2- İhtiyacı olan eşyadan ve verilmesi gereken borçlarından fazla olarak, zekât nisabına malik olması lazımdır. Taksitli borçlar zekâtta nisaba dâhil edildiği halde, kurbanda dâhil edilmez. 3- Miras ve mehir malları, nisab hesabına katılır. 4- Kadınların incisi, pırlantası ve her çeşit ziynet eşyası, kurban nisabına katılır. Zekâta katılmaz. 5- İki veya daha çok evi olanın, nisaptan düşürecek kadar borcu yoksa kurban kesmesi gerekir. 6- Kurban nisabı hesabına katılacak malın, ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez. Taksitli olmayan borçlar, alacaklardan ve mevcut maldan çıkarılır. Kalan alacaklar, zekâtta olduğu gibi, kurban nisabına dâhil edilir. 7- İhtiyaç eşyaları kurban nisabına dâhil edilmez. İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl için üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve aletler, hizmetçiler, binecek vasıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bunların mevcut olmaları şart değildir. Mevcut ise, zekât, fıtra ve kurban için nisab hesabına katılmazlar. 8- Ticaret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, kiradaki evler, evdeki süs eşyası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, sanat ve ticaret aletleri, burada ihtiyaç eşyası sayılmaz, kurban nisabına katılır. Hepsinin değeri, 96 gram altını bulursa, kurban kesmek vacib olur. 9- Bilgisayar, telefon, tabanca, teyp, kaset, CD, DVD, saat, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, temizlik robotu, kıymetli dini levha, avize gibi ev eşyaları, kullanıldıkları için kurban nisabına dâhil edilmez. Hiç kullanılmayıp kenarda duran eski yeni ev eşyaları, kap kacak nisaba dâhil edilir. Evde kullanılmayan eşyalar, nisabın üzerinde olursa, kurban kesmek vacib olur. Mesela çeyiz olarak alınan eşyalar kiminse, o kurban keser. Baba, çeyiz olarak aldığı halde kızına hediye etmemişse, çeyiz hâlâ babanın malıdır. Babanın kurban nisabına dâhil etmesi gerekir. 10- Mushaf'ı, hadis, fıkıh ve diğer ilim kitapları bulunan kişi, bunları okuyorsa nisaba dâhil etmez. Okumuyorsa veya okumayı bilmiyorsa dâhil eder. 11- Her yıl, evdeki 3 kat elbise, ihtiyaç eşyasıdır. Fazlası eski de olsa nisaba dâhil edilir. [Üç kat elbise demek, üç ceket, üç pantolon, bir palto, üç gömlek, üç atlet, üç don ve bir kazak demektir. Bundan fazla olanlar kurban nisabına katılır.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Evde kimler kurban kesecek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aylığı az olan karı kocanın kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Aylığın az veya çok olmasının hiç önemi yoktur. Bir kimse ayda 3000 lira alır, harcar, elinde para kalmaz, zekât vermez, kurban kesmez. 500 lira alan birinin elinde 96 gram altın değerinde para veya bileziği olur, borcu olmaz, zengin olduğu için hem zekât verir, hem de kurban keser. İkinci bir husus, kadın erkek dinen birbirinden ayrıdır, herkesin kazancı kendinedir. Diyelim ki, hanımın 100 gram altını varsa, borcu da yoksa dinen zengindir, zekât verir ve kurban keser. Bayram günü borçlar mevcut paradan çıkarılır, geriye elinde nisab kadar para kalan zengin demektir, kurban keser. ÇALIŞAN BAYAN VE ERKEK Sual: Çalışan bayan ve erkeğin kurban kesmesi mecbur mu? CEVAP: Kurban nisabına malik olanın kurban kesmesi gerekir, çalışmakla alakası yoktur. Fakir bir kapıcının hanımının 100 gram bileziği varsa, borcu da yoksa bu kadının kurban kesmesi vacib olur, aksine arabası evi olan adamın parası nisabı bulmuyorsa kesmez. GELİRİ İYİ OLAN BAYAN Sual: Nisaba malik olan kadının kurban kesmesi gerekir mi? Yoksa eşi keserse ona gerekmez mi? CEVAP: Nisaba malik olanın kesmesi gerekir. Karı koca zenginse, ikisinin de kesmesi gerekir. İkisi de fakirse ikisinin de kesmesi gerekmez. Yani zengin olan keser, fakir olanın kesmesi gerekmez. DİNEN ZENGİN OLAN KESER Sual: Bir evde kadın, kocası, oğlu ve kızı var. 4 tane kurban kestirmek istiyorlar. Bu dört kişinin adına evin erkeği nasıl vekâlet vermesi lazım? CEVAP: Hepsi zenginse hepsinin kurban kesmesi gerekir. Hepsi fakirse hiçbirisinin kesmesi gerekmez. Kimi fakir, kimi zenginse zengin olanlar keser. Fakirler de kesse zararı olmaz, iyi olur. Hepsi birisine vekâlet verebilir. O da başkasına vekâlet verebilir. EVDE KAÇ ZENGİN VARSA Sual: Hali vakti yerinde olan bir ailenin, kaç kurban kesmesi gerekir? CEVAP: Evde kaç zengin varsa, o kadar keserler. KESMEK İYİ OLUR Sual: Babam yıllardır kendisine vacib olmadığı halde, çocuklarım çalışıyor diyerek kendine kurban kesmiş. Annenize hiç kesmedim, bu sefer ona keselim diyor. Anneme de vacib değil. Uygun mu? CEVAP: Babanıza vacib değilse, anneniz için nafile olarak kesebilir. Mahzuru olmaz, iyi olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allah iman selameti versin
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsan doğduğu zaman bir beyaz beze sararlar, buna kundak bezi derler, bunda cep yoktur. İnsan ölünce, yine beyaz bir beze sararlar, buna da kefen bezi derler, onun da cebi yoktur. O halde insanın ömrü, kundak beziyle kefen bezi arasıdır. İmanla ölmek, en büyük gayedir. Son nefeste imanla ölmek için dua etmek çok önemlidir. Kibir, küfre en yakın, en büyük günahtır; çünkü Allahü teâlâ, (Azamet ve kibriya bana aittir, kim bu hususta bana ortak olmak isterse onu yakarım) buyuruyor. İki felaket vardır ki, bu kötü huylar kimde varsa çok fenadır. Biri inat, biri de kibirdir. Yani ben haklıyım demek ve kendini başkasından üstün görmek... Bunlar kâfirde varsa, Müslüman olmasına engeldir. Şayet Müslümanda varsa, son nefeste imansız gitmesine sebep olabilir. Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul'u fethettiği zaman, hocası Akşemseddin hazretlerine, cuma namazını Ayasofya'da kılmak istediğini ve hocasına kendisinin imam olmasını söyler. Ayasofya'yı cami yapmak için seferber olunur. Cuma gününe cami yetiştirilir, cemaat namaza başladığı sırada Fatih Sultan Mehmed Han'ın abdesti kaçar. Tabii sultanın yanında da rastgele insanlar olmaz. Sağında ve solunda da en büyük hocalar, şeyh efendiler saf tutarlar. Kamet getirilir, imam Allahü ekber der. Fatih Sultan Mehmed han, ne yapacağını şaşırır. Abdestsiz namaz kılınmaz. Abdest almaya çıksa izdiham olacak... Namaz kılar gibi eğilip kalksa, Cumadan mahrum kalacak. Ya Rabbi, ben ne yapayım şimdi derken, yanındaki bir şeyh efendi firasetiyle vaziyeti anlar. Cübbesini açar, buradan abdest al der. Sultan bakar ki, çeşme var, su var. Acele olarak abdestini alır ve rükûa varmadan önce imama yetişir. Namaz biter, selam verilir, dualar yapılır. Ertesi gün Fatih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddin hazretlerini ziyarete gider. Ayrılırken, (Hocam dua buyurun) der. O da, (Allah iman selameti versin) der. Daha uzun dua bekleyen Fatih Sultan Mehmed Han, şaşırıp kalır. Hocası sorar; - Ne oldu, beğenmedin mi? - Bu kadar mı efendim? - Evladım yetmez mi? En kıymetli dua budur. Dün sana cübbesini açıp abdest aldıran şeyh, bir saat önce öldü; ama imansız gitti; çünkü bu kerametinden dolayı ona kibir geldi. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet itikadında olup, bu yolda hizmet edenler, bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye çırpınanlar, kazanılan sevabda ortaktır. Yani dünyanın bir ucunda hizmet edenin kazandığı sevaba, dünyanın diğer ucunda aynı hizmete iştirak eden de ortak olur. Bu hizmetler, sevaba ortak şirket gibidir. Ortak, her zerrede ortaktır. Bir misal verilecek olursa, mesela bir çuval buğdaya iki kişi ortak olsa, buğdayın yarısına biri ortak, diğer yarısına biri ortak olmaz. Her buğday tanesinde yarı yarıya ortaktırlar. Dolayısıyla, bu hizmetlerin sevabı, hizmetlere iştirak eden herkese dağıtılacak. Başka ülkelerde olmalarının hiçbir önemi yoktur. Her ne şekilde olursa olsun, Allah için hizmet edenlere, eğer imkânı yoksa dua edenlere, muhabbet besleyenlere, yani herkese ihlâsı derecesinde çok sevab verilecektir. Nafİle hacdan fazla sevab Bişr-i Hafi hazretlerine birisi der ki: - Efendim ben hacca gidiyorum, bana dua edin! - Sen daha önce hacca gittin, farzı yerine getirdin. Bu nedir? - Bu nafile hac efendim. - Niçin gidiyorsun nafile hacca? - Rabbimin rızası için gidiyorum efendim. Bunun üzerine Bişr-i Hafi hazretleri buyurdu ki: - Aferin; ama Rabbimizin rızasını kazanacak daha başka işler de var. Mesela, mahallede birçok kimsesiz, dul kadın var, yetim çocuklar var, evine hiç et girmeyen, nafakasını teminde sıkıntı çeken, borç altında inleyen çok kimse var. Nafile hac için ayırdığın paraları buralara harcarsan, hac sevabından daha çok sevab alırsın. Orada bir günah işlersen haccın da boşa gider. Gel sen bu sevabları kazan! Cenab-ı Hak bundan dolayı sana daha çok sevab verir. Adam durakladı. Bişr-i Hafi hazretleri, peki, kalbin ne diyor diye sorunca, hac diyor cevabını verdi. Bunun üzerine Bişr-i Hafi hazretleri buyurdu ki: - Haklısın. Ben zannettim ki sen Allahü teâlânın rızası için gidiyorsun; ama gördüm ki sen nefsinin rızası için gidiyorsun. Paranın gittiği yerden, geldiği yer belli olur. Yani kazandığın paranın yeri belli oldu; çünkü sen o parayı Allah rızası için kazanmamışsın, onun için Onun razı olduğu yere harcayamazsın!.. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban kesmek kime vacibdir? CEVAP: Mukim, âkil baliğ Müslümanın, ihtiyacından fazla nisab miktarı malı veya parası varsa, kurban kesmesi vacib olur. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin fakir, mukim misafir, akıllı deli, baygın ayık olmaya bakılmaz. Bayramın ilk günü dinen zengin olan, kurban keser ve vacib sevabı alır. Bayramın ilk günü komadayken 3. günü ayılana, ilk günü fakirken 3. günü zengin olana, ilk günü seferiyken 3. günü mukim olana, ilk günü esirken 3. günü hür olana, diğer şartlar da varsa kurban kesmek vacib olur. Bir zengin, bayramın birinci ve ikinci günü kurban kesmeden ölse, kurban borcuyla ölmüş olmaz. Kesip ölürse, vacib sevabı alarak ölmüş olur. BUNAĞIN KURBAN KESMESİ Sual: Dinen zengin olan bir alzheimer hastasının bayramda kurban kesmesi gerekir mi? CEVAP: Fıkıh kitaplarında, (Bayramın üçüncü gününü baygın halde geçiren zengine kurban kesmek vacib olmaz) deniyor. Üçüncü günü ayık olmak önemli. Birinci günü ayık olsa ve kurban kesse, üçüncü günü baygın geçirse de, kestiği kurban vacib olur. Bunayanın da, üçüncü günü şuuru yerindeyse, (Bugün kurban bayramıdır, bana kurban kesin) diyorsa, kurban kesmek gerekir. Bayramın, kurbanın ne olduğunu anlamıyorsa, kurban kesmesi gerekmez. Kurban kesmek, zengin olan akıllı Müslümana vacibdir. ÇOCUK İÇİN KURBAN KESMEK Sual: (Çocuk için kurban kesmenin vacib olduğu Dürer'de yazıyor) deniyor. Bu doğru mu? CEVAP: Hayır yanlıştır. Büluğa ermemiş çocuk için, zengin de olsa kurban kesmek gerekmez. Şeyhayn'e göre, babasının, zengin çocuğu için de, çocuğun malından kesmesi gerekirse de, fetva İmam-ı Muhammed'in kavlidir. Fetva verilen bu kavle göre, babanın, zengin çocuğu için, kendi malından da, çocuğun malından da kurban kesmesi gerekmez. (Dürer) TEŞRİK TEKBİRLERİ Sual: Teşrik tekbiri nedir, hangi günlerde getirilir? CEVAP: Kurban bayramının arefesinin sabah namazından, dördüncü günün ikindi namazına kadar, 23 farz namazın akabinde, teşrik tekbiri okumak vacibdir. Bir kere, (Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) denir. Camiden çıktıktan sonra veya konuştuktan sonra, okumak lazım değildir. İmam tekbiri unutursa, cemaat terk etmez. Erkekler, yüksek sesle okuyabilir. Bu tekbir getirilen günler, Arefe, bayram ve eyyam-ı teşrik denilen üç gündür, hepsi beş gün ediyor. İlk güne Arefe, ikinci güne bayram, Zilhicce'nin 11, 12 ve 13. günü olan diğer üç güne de, eyyam-ı teşrik deniyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban kesmenin önemi nedir? CEVAP: Kurban nisabına malik olanın zaruretsiz kurban kesmemesi günah olur. Kurban kesmesi vacibken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sahibine beddua edip, (Kurban kesmediğin gibi Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!) der. O ev, o yıl belalara düçar kalır. Kurban kesenin evi ise memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmeli! Kurban kesen Müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Cimrilerin en kötüsü [vacib olduğu hâlde] kurban kesmeyendir.) [S. Ebediyye] (Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hakim] (Kurbanın postunun her kılına ve her parçasına bir sevab vardır.) [Hakim] (Kurbanlarınız, semiz olsun. Onlar, Sıratta bineklerinizdir.) [Zâd-ül mukvin] (Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevab vardır. Kanının her damlası kadar mükâfat vardır. O sizin mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!) [İbni Mace] (Kurbanlarınızı gönül hoşluğuyla kesin; çünkü hiçbir Müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyamette kendi mizanına konan sevabı olmasın!) [Deylemi] (Sevab umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberani] (Kurban bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ, onu muhafaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizi] (Kurbanların en hayırlısı boynuzlu koçtur.) [İbni Mace] (Ya Fatıma, kurbanının yere akacak ilk kan damlasıyla, geçmiş günahların affedilir.) [İ. Hibban] (Kesilen kurban, Kıyamette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mizana konur.) [İsfehani] BİN İHLAS OKURKEN KONUŞMAK Sual: Arefe günü Besmeleyle bin İhlâs suresi okurken, ihtiyaç hâlinde, arada konuştuktan veya başka bir iş yaptıktan sonra devam etmenin bir mahzuru olur mu? CEVAP: Hayır, bir mahzuru olmaz. Peş peşe okumak şart değildir. Mesela, bir kısmı sabahtan, bir kısmı öğleden veya ikindiden sonra okunabilir. *** NOT: Bu yıl da, kurbanlar, bayramın birinci günü kesilebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Arefe günü neler yapmak gerekir? CEVAP: Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır: 1- Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir. Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebî) 2- Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmak sevabdır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur'a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevab yazılır.) [R. Nasıhin] (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani] (Arefe günü tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilin] (Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh] (Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim] (Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik] (Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.) [Gunye] (Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye] (İbadet olarak, ilim öğrenmek en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi öğrenmiş oluruz.) (Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki] (Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah'ın kıymet verdiği bir gündür.) [Deylemi] (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmaksa, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden Arefe gününü değerlendirmiş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban nedir ve kimler keser? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban, davar [koyun, keçi], sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi, Kurban Bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Kurban, vacib vazifesini yerine getirerek sevaba kavuşmak için kesilir. 2- Kurban kesmenin vacib olmasında, bayramın üçüncü günü esas alınır. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin fakir, mukim misafir, akıllı deli olmaya bakılmaz. Bayramın üçüncü günü nisaba malikse, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. 3- Zengin olan, birinci ve ikinci günü keserse vacib sevabı alır. Namaz da böyledir. Namazın kılınması vaktin sonunda farz olursa da, vakti girince kılınırsa farz yerine gelmiş olur. 4- Kurbanın vakti, ilk üç gündür. Bu günlerin birinde kesilince, vacib yerine gelmiş olur. 5- Babanın, zengin çocuğu için, çocuğun malından kurban kesmesi gerekmez. Deli ve bunak da kesmez. 6- Büyük çocuk ve hanımdan izinsiz, onlar adına kurban kesilmez. 7- Mukim bir zengin, seferdeki bir vekile kurban kestirse vacib sevabı alır. 8- Tarlasından aldığı mahsul veya tarlanın, evin, dükkânın [atölyenin, kamyonun] bir yıllık kirası çok olsa da, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş, ücret, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamayan kimse, imam-ı Muhammed'e göre fakirdir. Fetva da böyledir. Şeyhayn'e göre zengin sayılır. Mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş malların değeri, ihtiyacını karşılar ve nisabı da bulursa, bunun kirayı her alışta bir miktar ayırıp biriktirerek fıtra vermesi ve kurban keserek büyük sevaba kavuşması gerekir. Böyle bir kimse, fıtra vermez ve kurban kesmezse, imam-ı Muhammed'e göre, günahtan kurtulur. Tarlasından hiç mahsul almayan, kiraya da veremeyen ve ihtiyacından fazla malı olup da, parası bulunmayan kimsenin, imam-ı Muhammed'e uyarak, kurban kesmesi gerekmez; ama keserse, kurban sevabına kavuşur. 9- Güç geçinen kimse, nisaba malikse, para biriktirip kurban kesmeli. Etin hepsini kavurma yaparak veya dondurarak muhafaza edip, birkaç ay et parasından biriktirip, gelecek yılın kurban parası olarak saklamalı. Böylece, kurban sevabından mahrum kalmamalı. 10- Aile efradı çok olup güç geçinenin, kurbanın etini evinde bırakması müstehabdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda neler yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek sünnettir. Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Bayram gecelerini ihya eden, büyük saadete kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberani] Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan [mümin], herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusuru için kimseye darılmamak gerekir. Dargınlık olsa bile, üç günden fazla sürmemelidir. ARAFAT'TA DURMAK Sual: Arafat'ta durmak gerekir mi? CEVAP: Bir hacı, Arefe günü, öğle ezanından, bayramın birinci günü sabah namazı vaktine kadar olan zaman içinde, Arafat'ta biraz dursa veya ihramlı olarak Arafat'tan geçse veya ihramlandıktan sonra hasta olup, uykudayken, baygınken sedye içinde veya başka bir şeyle taşınarak ibadetler yaptırılırsa veyahut ihrama girmeden önce, hasta olan, bayılan yerine başkası ihrama girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o bunun yerine de ibadetleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafat'ta dursa, haccı sahih ve tavaf-ı kudüm sâkıt olur. O yerin Arafat olduğunu bilmek ve niyet etmek lazım değildir. O gün veya gece, Arafat'ta bulunmayan veya Arafat'tan geçmeyen, hacı olmaz. ZEMZEM İÇMEK Sual: Zemzem içilmese mahzuru olur mu? CEVAP: Zemzem içmeyi bir nimet bilmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Zemzemi, belalardan korunmak niyetiyle içeni Allah korur.) [Hakim] İbni Abbas hazretleri de, zemzem içerken, (Ya Rabbi, senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa istiyorum) derdi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Sevmenin alameti itaattir. Sevginin derecesi, itaatteki süratle ölçülür. Büyük zatların hiçbir sözünü ikiletmemeli; çünkü ikinci uyarı tehlikedir, üçüncüsü ise felakettir. Birkaç örnek verelim: Şâh-ı Nakşibend hazretleri bir gün talebeleriyle yemek yerken, bir talebesinin uzakta durup yemeğe katılmadığını görür. Çağırıp sebebini sorar. Talebe, (Oruçluyum efendim) der. Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Gel şu nafile orucunu boz da, aramıza katıl) diye ısrar eder. Talebe bir kez daha, (Olmaz efendim) deyince, son bir kez daha (Gel, ayrı kalma, Ramazan ayında tutulmuş bir farz oruç sevabı kazanırsın) der; fakat yine razı edemez. Bunun üzerine Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Bundan uzak durun, gün gelir bu, Allahü teâlâyı da inkâr eder) buyurur. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin bir talebesi, memleketine gitmeyi çok ister. Hocasına sorunca, (Hayır, gitme) cevabını alır. Sonra tekrar sorunca yine, (Hayır) cevabını alır. Gitmek için bir daha ısrar edince, Mevlânâ hazretleri bakar ki olmuyor, (Git ama akrabalarından sakın hediye kabul etme) buyurur. Talebe gider; fakat son gün dayanamaz, hediyelerden birini alır ve dergâha döner. Ancak bir de bakar ki, artık ne hocasının feyzi kalmış, ne de arkadaşlarının muhabbeti. Herkes onu farklı bir gözle görmeye başlar ve kazandığı her şeyini kaybeder. Şems-i Tebrizî hazretleri yaya olarak Şam'dan Konya'ya doğru yola çıkar. Yolda aç, susuz kalır. Gece olur, yatacak yer de bulamaz. Ne yaparım diye düşünürken, aklına mescidde gecelemek gelir. Yatsıdan sonra duayı biraz uzatır, herkes evine gidince yatar, uyurum diye düşünür. Namaz biter, herkes gider, müezzinle baş başa kalırlar. Şems hazretleri, ibadetini uzatır. Buna canı sıkılan müezzin, biraz hava almak için dışarı çıkınca, o da bir kenarda yatar. İbadeti herhalde bitmiştir diye müezzin içeri girince, onun bir kenarda uyuduğunu görür. Hemen yanına gidip bağırmaya başlar. Dışarı çıkmayınca da tekmelemekle tehdit eder. Şems hazretleri ne kadar yalvarırsa da, razı olmaz ve yaka paça dışarı çıkarır. Şems hazretleri beş on adım uzaklaşmadan arkada bir gürültü kopar. Müezzin, sanki birisi boğazını sıkıyormuşçasına, nefes alamaz bir şekilde kıvranır. O sırada imam gelince, müezzin son bir gayretle Şems hazretlerini gösterir. İmam durumu anlar ve Şems hazretlerine yetişip, (Efendim, arkadaş bir hata etti, özür diliyor, lütfen affedin de bu durumdan kurtulsun. Bakın ölmek üzere) diye yalvarmaya başlar. Bunun üzerine Şems hazretleri, (İş benden çıktı, bu insan büyükleri üzdü, benim yapabileceğim bir şey kalmadı; ama ben sadece imanla ölmesi için dua edebilirim) buyurur. Kıvranmakta olan müezzin, az sonra Kelime-i şehadet getirip vefat eder. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri bayrak gibidir ve hep dalgalanırlar. Bozuk insanlar, o bayraklara düşmandır; ancak onları Allahü teâlâ korur. Onlar Allah der, başka bir şey demez. Allahü teâlâ, (Kim Allah der ve Allah için varsa, Allah da, onun içindir) buyuruyor. Onlar, Allah için yaşar, Allah için çalışır, kimseyi üzmezler, kötülük etmezler. Böyle bir şeyi yapmaları hayal edilmez. Değil kötülük yapmak, kötülük nedir düşünemezler bile. Kötüler ise, Resulullahın yolunda olanlarla uğraşırlar. Peygamber efendimiz âlemlere rahmetti, hâşâ kime kötülük yaptı? Buna rağmen hep Onunla uğraştılar, hatta savaştılar. İslam âlimlerinin, evliyaların hayatlarını okumalıyız. O mübarek zatları tanımalı, sevmeliyiz. Esas olan emir değil, sevgidir. Yani içinde sevgi olmayana, bunu yap, şunu yapma demek fayda getirmez. İnsan büyük zatları sevince, ister istemez dinimize uyar, emir ve yasakları yerine getirir. Büyüklerin sevgisiyle hâsıl olan sevgi, kalıcı sevgidir. Kalbe nakşetmek gibidir. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına muhabbetle, saygıyla elini sürenin eline Cehennem ateşi ulaşmaz. Eli yakmayan Allahü teâlâ, vücudu da yakmaz. Dolayısıyla endişeye mahal yoktur. Büyükler bizi ortada bırakmaz. Baş nereye giderse, vücut da oraya gider. Sarhoşun biri yalpalayarak evine giderken bazı sesler duyar. Kulak kabartır ve anlar ki, Allahü teâlâyı zikredenler var. Sesin geldiği tarafa gider ve açık duran pencereden evin içine bakar. Orada Gavs-ı a'zam Seyyid Abdülkadir Geylani hazretlerinin talebelerini görür. Olay, Gavs hazretlerinin vefatından yüzlerce yıl sonra gerçekleşmektedir. İçinden, (Ne güzel insanlar, bir benim halime bak, bir de onlarınkine! Rabbimi zikrediyorlar) diye düşünür ve onlara muhabbetle bakar, daha sonra evine gider ve hikmet-i ilahi, o gece vefat eder. Kabre koyarlar. Melekler bunu Cehenneme götürürken, Gavs hazretleri önlerine çıkıp, (Nereye götürüyorsunuz bunu?) diye sorar. Melekler, (Ya Gavs, bu çok kötü biri, Cehenneme götürüyoruz) derler. Gavs hazretleri, (Tamam ama başını vermem, isterseniz vücudunu götürebilirsiniz. Baş bana ait; çünkü o baş, benim talebelerime sevgiyle baktı. Benim talebelerime sevgiyle bakan gözü ateş yakmaz) buyurur. Melekler, (Ya Gavs, olur mu öyle şey, baş bir tarafta vücut bir tarafta olmaz) deyince, (O zaman Cenab-ı Hakk'a arz edin) buyurur. Melekler de durumu Cenab-ı Hakk'a arz ederler, (Ya Rabbi, bu mevtayı ne yapacağız, baş ayrı, gövde ayrı, nasıl muamele edelim?) derler. Allahü teâlâ da, (Baş neredeyse vücut da oradadır, gövde başın gittiği yere gidecek) buyurur ve adam Cennete gider. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ölü için kesilecek kurbanda aranan şartlar nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Sevabını ölüye göndermek için kesilecek kurban da, her kurban gibi, yalnız Allah rızası için kesilir. Kesilen kurbanın sevabı, ölüye ve ölülere gönderilebilir. Farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra sevabı, ölü, diri herkese hediye edilebilir. Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur'an-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban, zikir gibi ibadetlerin sevabları başkasına hediye edilebilir. Hediye edenin kendi sevabından hiç azalma olmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Yani sevab, hediye edilen ölü ve diri müminlere, taksim edilmeden, her birine bütünü kadar erişir. Bu Allahü teâlânın bizlere bir lütfudur. Onun için, kazandığımız sevabları ölü diri bütün Müslümanlara bağışlamalıyız. 2- Bir kimse, biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için kurban kesmek istese, bir inek alıp kesebilir. 3- Kurban kesemeyen Müslüman, ölürken, bıraktığı maldan kendi için kurban kesilmesini vârisine vasiyet ederse, vasiyet edilen kurban, bayram günleri kesilir. Bunun etinden, kesen kimse, fakir olsa da yiyemez. Etinin hepsini fakirlere vermesi gerekir. 4- Vasiyet etmemiş ölü için, vârisi veya başkaları, her zaman kendi malından hayvan kesip sevabını ölüye hediye edebilir. Sevabı, kesenin olur. Bunların etinden, kesen de yiyebilir. 5- Vefat etmiş bir evliya için kurban keserken, (Allah rızası için kurban kesmeye) diye niyet edilir ve sevabı o evliyanın ruhuna hediye edilir. 6- Sevabı ölüye gönderilecek olan hayvan, her zaman kesilebilir. ADAK KURBANI Kurban demek, bayramın ilk üç gününde zengin için vacib, fakir içinse, nafile olarak kesilen koyun, keçi, sığır veya deve demektir. Kurban adayan kimse, bayramın ilk üç günü içinde keser. Bundan sonraya kalırsa, mevcutsa diri olarak sadaka verir. Adak kurbanının, bayramın ilk üç gününde kesilmesi gerekir. Bu günler gelmeden önce kesilirse, kurban olmaz ve adak yerine getirilmiş olmaz. Adak kurbanı, belli üç günde kesilemediyse, altın, gümüş olarak değeri veya diri olarak kendisi fakirlere verilir. Belli üç günden sonra kesilip de, eti fakirlere dağıtılırsa, etin değeri, diri kurban değerinden az olmamalıdır. Az olursa, aradaki fark kadar para da dağıtılır. Kurban denmeden adanırsa, mesela bir koyun keseceğim denirse, gün ve yer belli etse de, kurban bayramı günleri dâhil, istediği zaman ve istediği yerde yani söylediğinden farklı zamanda ve yerde de kesebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İsmi çeşitli iddialarla gündeme gelen Ömer Öngüt'ün kitaplarını yayınlayan Hakikat Yayıncılık ile Hakikat Kitabevi arasında bir bağlantı var mı? CEVAP: Hayır, uzaktan veya yakından hiçbir bağlantı yoktur. Sadece isim benzerliğidir. Hakikat Kitabevi'nin merkezi İstanbul'un Fatih ilçesindedir. İnternet adresi de, www.hakikatkitabevi.com'dur. Birçok dildeki kitaplarının yanında, yayınladığı Türkçe kitaplar şunlardır: Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, Mektubat Tercemesi, Faideli Bilgiler, Hak Sözün Vesikaları, Herkese Lazım Olan İman, İslam Ahlakı, Eshab-ı Kiram, Kıyamet ve Ahiret, Cevap Veremedi, İngiliz Casusunun İtirafları, Kıymetsiz Yazılar, Namaz Kitabı, Şevahid-ün Nübüvve, Menakıb-ı Çihar Yar-i Güzin. Hakikat Kitabevi'nin, bunlardan başka Türkçe yayını yoktur. HAMAMA GİTMEK UYGUN MU? Sual: Kadınların ve erkeklerin, hamama gitmeleri uygun değil midir? CEVAP: İkisi de uygun değildir; çünkü kadınlar kadın hamamında avret yerlerini açıyorlar ve birbirlerinin avret yerlerine bakıyorlar. Kadının kadına avret yeri, göbekle diz arasıdır. Buralarını, kadınlar yanında da açmak ve başkasının açık olan avret yerine bakmak günah olur. Erkeğin erkeğe avret yeri de, göbekle diz arasıdır. Bundan dolayı erkeklerin de, avret yerini açan erkeklerin bulunduğu hamamlara gitmeleri doğru değildir. Hastalık veya başka bir ihtiyaç sebebiyle umumi hamama veya umumi kaplıcaya gidince de, diz ve göbek arasını örtmeli; açık olanlara bakmamalı. İhtiyaç olunca, Hanbelî mezhebini taklit etmeli; çünkü Hanbelî mezhebinde erkeklerin avret yeri sadece seveteyndir. Yani ön ve arka edep yerleridir. UYGUN OLMAYAN ELBİSELER SATMAK Sual: Dışarıda giyilen açık saçık elbiseler satıyoruz. Mağazamıza Müslüman olmayanlar da geliyor. Uygun mudur? CEVAP: Sadece gayrimüslim olanlar gelseydi mahzuru olmazdı. Müslümanlar da geldiği için, yani onlara da satılacağı için uygun değildir. ÜÇGEN ŞEKLİNDE MUSKA Sual: Muska taşımak caiz midir? Muska nasıl kaplanır? Üçgen şeklinde olmasının, onunla tuvalete girilmesinin mahzuru var mıdır? CEVAP: Dinin bildirdiği dua ve âyetlerin yazılı olduğu muskayı taşımak caizdir. (F. Hadisiyye) Muskanın üçgen veya başka bir şekilde olmasının da hiç mahzuru yoktur. Muska ya yedi kat balmumu kaplanmış muşamba denilen beze sarılır veya tek kat deri yahut naylona sarılır. Bu haliyle tuvalete girmekte de mahzur olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Uykudayken de yazılan sevab ve günahlar var mıdır? CEVAP: Evet, vardır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadettir.) [Deylemi] (Abdestli olarak yatan, uykudayken, gündüz saim [oruçlu], gece kaim [gece uyanıp ibadet eden] gibi sevaba kavuşur.) [Deylemi] (Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ.Gazali] Ölü gibi yatan, Allahü teâlânın lutfüyle, uyurken de sevab kazanıyor. Uykuda insana günah yazılmaz; çünkü şuurlu olarak bir günah işlemiyor. Bir hadis-i şerif meali: (Şu üç kişiden kalem kaldırıldı: Uyuyan uyanana, çocuk büluğa erene ve deli olan iyileşinceye kadar.) [Ebu Davud] Şartsız bildirilen bu hadis-i şerife bakınca, uyurken sevab da yazılmadığı anlaşılır; çünkü kalem kalktı deniyor. Ölenin defteri de kapanır, artık sevab günah yazılmaz; ama bunun da uyku gibi istisnaları vardır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir mümin ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üçü bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendisine dua eden salih evlat bırakan.) [Buhari] (Bir sünnet-i hasene çıkarana [iyi bir çığır açana], onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab yazılır. Sünnet-i seyyie çıkarana [kötü bir çığır açana] da, onun günahı ve kıyamete kadar onu işleyenlerin günahı kadar günah yazılır.) [Müslim] Uykuda sevab ve günah yazılanlar olduğu gibi, ölünce de sevab ve günahı devam edenler oluyor. Uyuyan da, çocuk, deli ve ölü gibi günah işlemiş olmaz; ancak gücü yeterken borcunu ödememişse, işlediği zulmün günahı uykudayken de yazılır; çünkü gücü yeterken borcunu ödememek zulümdür. Bir hadis-i şerifte, (Zenginin [ödeme imkânı olanın] borcunu ödemeyip, oyalaması zulümdür) buyuruldu. (Buhari) Uyurken zulüm kalkmadığı gibi, eskiden işlediğimiz günahlar da silinmez. Günahlarımız, uyurken de, uyanıkken de devam eder. Malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktiren, zalim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an lanet altında bulunur. Borç ödememek öyle bir günahtır ki, uykuda bile durmadan yazılır. (Bey' ve şira risalesi şerhi) Buradaki incelik: Uyuyan, uyurken günah işlediği için değil, daha önce borcunu, imkânı varken ödemediği için günah yazılıyor. Uykudayken yaptığı bir şey yazılmıyor, eski günahı devam ediyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Avam yani müctehid olmayan kimse, rast geldiği müftüye sorar. Sorduğu müftünün mezhebini bilmek zorunda değildir) diyenler oluyor. Mesela Hanefi bir Müslüman, Şafii olan müftüye, (Üç defa emdiğim kadının kızıyla evlenebilir miyim?) dese, Şafii müftü de, (Evlenebilirsin) dese, Hanefi olan sütkardeşiyle evlenebilir mi? Yine Hanefi bir kimse, Şafii müftüye, (Benim elim kanadı, abdestim bozuldu mu) diye sorsa, müftü de, (Bozulmaz) diye cevap verse, Hanefi'nin abdesti bozulmamış mı olur? CEVAP: Şafii müftü, Hanefi olan avama, (Üç kere emdiğin kadının kızıyla [sütkardeşinle] evlenebilirsin) demez; çünkü Hanefi'de evlenilmeyeceğini bilir. Şafii sanarak evlenebilirsiniz dese de, evlenilmez. Bunun gibi, (Kan abdesti bozmaz) dese de, Hanefi'nin abdesti bozulmuş olur. Rastgele müftüye sormak, Eshab-ı kiram ve Tabiin zamanındaydı; çünkü o zaman mezhepler tedvin edilmiş değildi. Her zaman aynı müctehide sorma imkânı da yoktu. Mezheplerden meydana çıktıktan sonra, rastgele bir müftüye soramaz. Sorulması gereken müftü ise, müctehid olan âlim demektir. (Feth-ul-kadir) Mezhepler varken, avam, kendi mezhebinde olan müftüye sorar, kendi mezhebinde olan müftü bulamazsa, ancak o zaman başka mezhepteki müftüye de sorabilir. O müftüye sorarken de, kendisinin Hanefi veya Şafii olduğunu söylemesi gerekir. Şimdi müctehid müftü olmadığı için, kendi mezhebindeki kitaba bakar. İmam-ı Kurafi hazretleri buyuruyor ki: Eshab-ı kiram zamanında herkes, herhangi bir sahabiye sorar ve öğrendiğiyle amel ederdi. Delil soran olmazdı. Şimdiyse, yeni iman edenlerin, aynı mezhepteki âlimlerden, delil aramadan sorup öğrenerek amel etmeleri, aynı mezhepte olan âlimleri bulamazlarsa, her âlimden sormaları, sonra bir mezhebi öğrenip, bu mezhebi taklit etmeleri gerektiğini âlimler söz birliğiyle bildirmişlerdir. Yani icma hâsıl olmuştur. (Mizan-ül-kübra) ALLAH'IN EVİ Sual: Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere Allah'ın evi denir, deniyor. Bir camiye bid'at işleyenler de geliyor, orası yine Allah'ın evi olur mu? CEVAP: Evet. OTURARAK KILANA UYMAK Sual: Namazı ayakta kılan, oturarak kılana uyabilir mi? CEVAP: Ayakta durarak namaz kılan kimsenin, oturduğu yerde secde edebilen kimseye uyması caizdir. Ayakta namaz kılan kimse, imayla namaz kılan kimseye uyamaz. (Hindiyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şerefli, şerefsiz deniyor. Şeref nedir? CEVAP: Şeref, yücelik, büyüklük, Allah katındaki üstünlük demektir. Bunun için, Müslümana şerefsiz diye hakaret etmekten çok sakınmalı. İnsanın şerefi, Allah indindeki değeri, ilim ve edep sahibi olmasıyla ölçülür. Zenginlikle, makam ve mevki sahibi olmakla, şöhret veya soyla ölçülmez. (İslam Ahlakı) İnsanın şerefi, ilmi ve edebiyle ölçüldüğü gibi, mekânların [yerlerin] şerefi de orada bulunanların şerefiyle ölçülür. Onun için, (Şeref-ül-mekân bil-mekîn) demişlerdir. Bir evde salih kimseler varsa, günah işlenmiyor, ibadet ediliyorsa, orası şerefli bir mekân olur. Bir evde de, fasıklar oturuyor, orada çeşitli günah işleniyorsa, orası fısk meclisi olur. İSTİŞARE Sual: İstişare ettiğimiz kimse yanlış cevap verirse, istişarenin ne faydası olur? CEVAP: İstişare, herkesle yapılmaz. O işin ehli olanla yapılır. Bir iş, salih olan ehliyle istişare edilirken, soran Allah rızası için sorar, cevap veren de Allah rızası için ihlâsla cevap verirse, cevap yanlış bile olsa, Allahü teâlâ o işin neticesini hayra çevirir, yani o iş mutlaka hayırla sonuçlanır. SAVUNMA SAVAŞI Sual: Cihad sadece savunma savaşı mıdır? CEVAP: Cihad, insanların İslamiyet'i işitmelerine ve Müslüman olmalarına mani olan zâlimleri, sömürücüleri ortadan kaldırarak, insanların Müslüman olmakla şereflenmeleri, böylece iki cihanda da saadete kavuşmaları için yahut Müslümanlara saldıran kâfir, zâlim ordularına karşı Müslümanların mallarını, canlarını ve ırzlarını, namuslarını korumak için, canla, malla, yayın yoluyla yapılan savaştır. Güç kullanarak cihadı yalnız devlet yapar. Fertlerin başkalarına saldırmalarına cihad değil, çapulculuk, barbarlık denir. Sözle, yazıyla cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble ve duayla bunlara yardım etmek ise, her Müslümanın vazifesidir. (Hadika) KİRACININ İHMALİ YOKSA Sual: Tabii afetlerden ev zarar görürse veya hırsızlar eve, kapıya zarar verirse, bu zararları kiracı mı öder? CEVAP: Hayır; çünkü bunda kiracının ihmali yoktur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, evliya zatlar, kendilerine bağlı olanlardan gâfil değildir. Bu büyükler talebelerine, evlatlarından daha çok düşkün olur. Dua ederken, önce talebelerine dua ederler. Şah-ı Nakşibend hazretleri, bir gün bir talebesiyle dolaşmaya çıkar. Bir saat kadar sonra gezerlerken atlı bir külhanbeyi gelir, siz nasıl benim arazime izinsiz girersiniz diye, elindeki kırbaçla talebeye vurmaya başlar. Talebeyi öldüresiye döver. Şah-ı Nakşibend hazretleri araya girip müdahale etmeye çalışır, onun suçu yok dediği halde adam dinlemez. Bu sırada at şaha kalkar ve adam düşer; ama ayağı üzengiye takılı kalır. At koşmaya başlar. Adam, kafası taştan taşa çarpa çarpa ölür. Sonunda nasıl olduysa adamın ayağı üzengiden kurtulur cesedi yere düşer. At çifte atarak adamın ölüsünü nehre gönderir. Talebe, (Bu hâl nedir hocam?) diye sorunca, Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Talebemize dokunan böyle gider) buyurur. Bir köyde, dervişin biri saç tıraşı olmak için berbere girer. O zamanda dervişler şeyhlerine giderken saçlarını kazıtırlar, yani hiç saç bırakmazlarmış. Berber saçların yarısını kesince, kapı açılır ve o bölgenin külhanbeyi içeri girer. Heyyttt diye bir nâra atarak, dervişin kafasına bir tokat vurur ve (Kalk bakalım kelek, ben oturacağım) der. Derviş de, (Peki, emrin olur ağam) deyip çekilir ve adam oturur. Berber de korkusundan bir şey diyemez. Tıraş olan külhanbeyi, oturduğu yerden ikide bir dervişe, (Kelek ne yapıyorsun, kelek nereye gidiyorsun) diye sataşır. Derviş, (Siz bilirsiniz efendim, hay hay efendim) der, yani ona bulaşmaz. Adamın tıraşı bitince berberden çıkıp gider ve derviş tekrar oturur. O sırada dışarıdan değişik sesler gelir. Bir bakarlar ki bu kabadayı, başı parçalanmış şekilde yerde yatıyor. Atı, başına çifte atarak öldürmüş. Berber, (Derviş efendi, bu ceza çok ağır olmadı mı?) deyince, Derviş, (Vallahi ben yapmadım. Beddua falan da etmedim... Ama benim hocam, talebelerine evlatlarından daha çok düşkündür. Bu, dayağı yukarıdan yedi. Ben hiçbir şey yapmadım, zaten bir şey yapmamıza lüzum yok, biz sahipsiz değiliz elhamdülillah) der. Hazret-i Mevlana'yı, zamanın valisi yemeğe çağırır. Mübarek zat da kabul eder ve yola çıkarlar. Konağa gelirler, vali kapıda hürmetle beklemektedir. Mevlana hazretleri, önce talebeler girsin buyurur. Talebeleri tek tek içeri almaya başlar. Oğlu, (Babacığım, bakınız vali bey ayakta sizi bekliyor. Bu iş uzun sürecek, önce siz girseniz de, talebeler nasıl olsa girerler) deyince, (Ey oğul! Ben içeri girince, talebelerden birisi dışarıda kalırsa ne olur? Bu dünyada talebelerini konağa sokamayan, ahirette Cennete nasıl sokar?) der. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinî kitap iki maksatla okunur: İlim öğrenmek ve feyz almak için. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerden feyz almak için, onların kitaplarını, okumalıdır. Büyüklerle görüşmek isteyen, onları, kitaplarının satır aralarında bulabilir. [Hakikat Kitabevi'nin yayınladığı bütün kitaplar, Ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerinden tercüme olup, o büyüklerin sözleri nakledilmiştir. Dinimizi doğru öğrenmek ve bu büyük zatlardan feyz almak isteyenler bu kitapları okumalıdır.] Genç bir talebe, gemiyle uzun bir yolculuğa çıkar. Gemiye biner; ama seferi miyim, namazları nasıl kılacağım diye kafası karışır. Bir türlü işin içinden çıkamaz ve bu sıkıntı içinde bir kenarda uyuyakalır. Rüyasında mübarek hocasını görür. Heyecanla, (Efendim, durum bu. Ben şimdi ne yapacağım?) diye sorar. Mübarek hocası, (Kolayı var efendim, kitaba bakalım) der ve Dürr-ül Yekta'nın 85. sayfasını açarak meseleyi izah eder. Talebe de uyanır uyanmaz meseleyi öğrenmiş olarak ibadetlerini yapar. Dönüşte soluğu mübarek hocasının evinde alır. Meseleyi yine kendilerine arz ettiğinde, (Kolayı var efendim, kitaba bakalım) buyurup, aynı kitabın aynı sayfasını açarlar. Talebe, gayr-i ihtiyari gülümser. Mübarek hocası, gülümsemenin sebebini sorunca, o da rüyayı olduğu gibi anlatır. Hocası, (O bizden değil kardeşim, sizin ihlâsınızdandır) diyerek konuyu kapatır. Evliya bir zata da, (Efendim, bu yolu nasıl öğrendiniz?) diye sorarlar, (Duvarcı ustasından) diye cevap verir. Herkes şaşkın bakarken, şöyle buyurur: (Evet, duvarcı ustasından öğrendim. Bir gün bir sokaktan geçiyordum, bir usta ve çırağı duvar örüyorlardı. Usta boş elini uzatıyordu, çırak tuğlayı eline veriyor, usta dönüyor ve duvarı yükseltiyordu. Elini boş uzatmadan, çırak başka bir tuğla vermiyordu. Demem şu ki, elini boşaltır ve talep edersen doldururlar! Mesele, elini boş tutabilmektir.) Hâli vakti yerinde zengin bir şeyh, Ali Râmitenî hazretlerinin bulunduğu şehre gelerek, o da bir dergâh açar. Halkın kendi dergâhına gelmesi için birçok ihsanlarda bulunur. Karınlarını doyurur, sıkıntıda olanlara para verir. Gelenleri memnun etmek için her türlü fedakârlığı gösterir. Hâl böyleyken, gelenler bir müddet sonra buradan ayrılıp, böyle ihsanlar olmamasına rağmen, Ali Râmitenî hazretlerinin dergâhına gider. Bu şeyh bir gün dayanamayıp, Ali Râmitenî hazretlerinin kapısını çalar. Kendisine, (Bana gelenleri memnun etmek için elimden geleni yapıyorum; fakat sonunda yine senin kapına geliyorlar. Bu işin hikmeti nedir?) diye sorar. O da, (Sen insanları memnun etmek için çalışıyorsun, ben Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak için çalışıyorum. Aramızdaki fark bu!) der. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacılara dağıtılan, ünlü vehhabi İbni Baz'ın, sualli cevaplı Tuhfet-ül ihvan isimli kitabı ektedir. Dine aykırı yerleri nelerdir? CEVAP: Kitabın tamamı dine aykırıdır. Birincisi, âyet ve hadislere indî yorumlar yapmıştır. Muteber hiçbir İslam âliminden nakil yapmamıştır. Mezhepler üstü, yani mezhepsizce yazmıştır. İkincisi, İbni Teymiye ve İbni Kayyım'ın sözlerini delil olarak almış; fakat dört imamın sözlerine ve hiçbir fıkıh kitabına itibar etmemiştir. Zaten hiçbir mezhebi kabul etmemektedir. (Gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun) âyetini, hiç ilgisi olmayan birçok meseleye delil göstermiştir. Mesela, (Namaz kılarken önünden geçene mani olma gücün olmadığı için, hiç mahzuru olmaz) diyor. Hâlbuki fıkıh kitaplarında herkesin gelip geçeceği yere duran da günah işler buyuruluyor. Ya öne sütre koymalı veya insanların geçmeyeceği bir yere durmalı. Bir hadis-i şerifte de, (Namaza dururken sütre koyun! Geçmek isteyene mani olun!) buyuruluyor. (İbni Mace) (Ameller niyete göredir) hadis-i şerifini de, ilgisiz yerlere delil getirmiş, niyetin düzgünse, yaptığın yanlış olmuş, önemi yok demektedir. Üçüncüsü, kendini bütün âlimlerin üzerinde görüyor. (Âlimlerin iki görüşünden en doğru olanına göre şöyledir) diyor. Farklı ictihadlara, doğru veya yanlış diyebiliyor. İctihadın ictihadla nakzedilemeyeceğini yani iptal edilemeyeceğini bilmiyor. Birkaç örnek verelim: 1- Kitabın büyük bölümünde, kabir ziyaretine, Resulullah'tan ve evliyadan yardım istemeye şirk denmektedir. Hatta İbni Baz, (Türbede kılınan namaz bâtıldır. İsterse kabir arkada kalsın fark etmez; çünkü kabrin yanında kılınan namaz şirke götürür) diyor. Hâlbuki kabir yanda veya arkada olursa mahzuru olmaz. Hadis-i şerifte sadece, (Kabre karşı namaz kılmayın!) buyuruluyor. (Nesai) Kabre karşı değilse, namaz mekruh olmaz. Kıbleyle kabir arasında, perde, duvar olursa veya kabir yandaysa, namaz mekruh olmaz. (Hindiyye) 2- (Elbisesinde namaza mani olacak necaset bulunduğu halde, unutup necasetli elbiseyle namaz kılsa, (Rabbimiz unutur veya hata edersek, bizi sorumlu tutma) âyeti gereğince namazı sahih olur) diyor. Âyet-i kerime bütün unutmalara, hatalara şamil olur mu hiç? Mesela bir kimse unutup öğleyi kılacakken ikindiye niyet edip kılsa namazı sahih olmaz. Abdestsizken unutup namaz kılsa, sonra hatırlasa namazı sahih olmaz. Demek ki, bu âyeti her yere delil getirmek yanlıştır. 3- (Meşru sebeple 3 gün veya daha az bayılan, ayılınca bunları kaza eder) diyor. Hâlbuki 24 saatten çok baygın kalan kaza etmez. 24 saatten az bayılan kaza eder. (Eşbah) [Devamı var] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
4- (İki görüşten en doğru olanına göre, kazaya kalan namazları kaza etmek gerekmez; çünkü namazı kazaya bırakmak küfürdür. Kâfirse, ibadetten sorumlu değildir) dedikten hemen sonra, (Namazı kasten terk eden kimse, namazın farz olduğunu inkâr etmezse kâfir olmaz diyen çoğunluktaki âlimlerin görüşüne uyarak namazlarını kaza etmesinde bir sakınca yoktur) diyor. Görüldüğü gibi, ikisi birbirine zıttır. 5- (Namazda eller göğsün üstüne bağlanır. Göbek altına bağlamak zayıf kavildir. Elleri bağlamadan yana salmaksa, sünnete aykırıdır) diyor. Resulullah elleri yana salarak da namaza durduğu için Maliki mezhebinde elleri yana salarak durmak caizdir. Hanefiler ise, (Namazda sağ el, sol el üstüne konur, göbek altına bağlanır) hadis-i şerifine göre hareket ederler. (Ebu Davud) Bütün Hanefi fıkıh kitaplarına göre, namazda eller göbek altına bağlanır. Mesela Hazret-i Ali, (Elleri göbek altına bağlamak sünnettir) diyor. Namazda erkek, ellerini göbeğinin altına koyar. Muhtar olan kavil budur. (Dürr-ül-muhtar) 6- (Uçaktan inince, vakit olsa da, namazı ilk vaktinde kılabilmek için, uçakta imayla kılmalı; çünkü Kur'anda, "Gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun" buyuruluyor) diyor. İnip kılmaya gücümüz yetmiyor mu? İnip namazı kâmil olarak farzlarına riâyet ederek kılma imkânı varken ne diye uçakta imayla kılınır ki? Hatta diyelim ki, öğle vakti uçakta geçse, ikindi vakti inilse, seferiyse üç mezhepten birini taklit ederek, ikindiyle birlikte cem etmeye niyet edilir. Seferi değilse, Hanbeli taklit edilerek cem edilir. 7- (Namaz kılarken üç hareketin namazı bozacağını bildiren kavil zayıftır. Hareket etmenin bir sınırı yoktur. Namaz kılanın kendine göre bu hareket çoksa, o zaman namaz bozulmuş olur) diyor. Dinin hükmünü namaz kılanın görüşüne bağlıyor. Bir rükünde üç veya daha çok hareketin namazı bozacağı Hanefi fıkıh kitaplarının hepsinde yazılıdır. Mesela Dürr-ül-muhtar kitabında diyor ki: Bir rükünde, eli üç kere kaldırmak namazı bozar. (Redd-ül-muhtar) 8- Eskiden secdeye giderken dizlerden önce ellerin yere konmasını bildirirken, bu son kitabında, Hanefiler gibi önce dizlerin yere konmasını savunarak, (Önce dizleri yere koymak sünnettir) hadis-i şerifini yazdıktan sonra, (Peygamberimiz, secdeye giderken, devenin çökmesi gibi, yere çökmeyi yasaklamıştır. Elleri dizlerinden önce yere koymak deveye benzemek olur. Dizler ellerden önce yere konmalı. Büyük âlim İbni Kayyım da böyle bildirmektedir) diyor. [Bunu bildirmemizin sebebi şudur: Türkiye'deki selefiler hâlâ İbni Baz'ı örnek alarak ellerini önce secdeye koydukları için, son durumu onlara duyurmak istedik.] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
9- (Gereksiz yere öksürmek namazı bozmaz; fakat mekruhtur) diyor. Hâlbuki Hanefi fıkıh kitaplarında diyor ki: Boğazından özürsüz öksürür gibi ses çıkarmak namazı bozar. Kendiliğinden olursa bozmaz. Okumayı kolaylaştırmak için yaparsa zararı olmaz. (Dürr-ül muhtar) 10- (Her namazdan sonra tokalaşmak caiz mi?) sualine cevap olarak, (Müslümanların birbirleriyle tokalaşması sünnettir, bir mahzuru olmaz) diyor. Tokalaşmak yani müsafeha etmek sünnettir; ama her zaman değildir. Mesela namaz kılarken tokalaşılmaz. Selamı almak farzdır diye, namaz kılarken birinin selamını alamayız. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Camide her namazdan sonra birbiriyle müsafeha etmek [tokalaşmak] bid'attir. (Redd-ül muhtar istibra bahsi) 12- Bazı hadis-i şeriflerde, (Bu duayı namazdan sonra okumalı) buyuruluyor. İbni Baz da bunu, hemen selam verdikten sonra okunur zannetmiş. Mesela şu hadis-i şerifi de öyle anlamış: (Sabah namazından sonra on defa, "La ilahe illallahü vahdehü lâ şerike leh lehül-mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şey'in kadîr" okuyan, akşama kadar her çeşit zarardan korunur. Akşam namazından sonra okuyan, sabaha kadar şeytandan korunur. On sevaba kavuşur, on günahı affolur ve on köle azat etmiş gibi sevab verilir.) [Nesai, Tirmizi] (Bunu sabah ve akşam namazından sonra selam verir vermez hemen okumalı) diyor. Hanefi fıkıh kitaplarında şöyle deniyor: Farzla sünnet veya sünnetle farz arasında konuşmak ve herhangi bir dua okumak, sünnetin sevabını azaltır. Esah olan kavilde, sünneti iade etmek gerekir. (Dürr-ül-muhtar, Tahtavi, N. İslam) Böyle duaları, tesbihleri çekip dua bittikten sonra okumalı. 13- Buhari ve Müslim'deki, (Cemaatle namaz kılarken, imamın kıraati kendisinin kıraatinin yerine geçer) mealindeki hadis-i şerifi bildirdiği halde, (İmam arkasında Fatiha okumak farzdır) diyor. Halbuki bu husus, Şafii'de farz ise de, Hanefi'de tahrimen mekruhtur. (Halebî) 14- (Safın arkasında tek başına imama uyanın namazı hiç sahih olmaz) diyor. Hâlbuki özürsüz tek başına durmak mekruhtur, namazı sahih olur. (Redd-ül muhtar) 15- (Cemaat sevabına kavuşmak için, imamla en az bir rekât kılmak gerekir) diyor. Hâlbuki son teşehhüde, hatta secde-i sehv yapılırken yetişen de cemaat sevabına kavuşur. (Halebi) [Devamı var] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
"Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı -4-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
16- (İmamın erkeklere de imam olmaya niyet etmesi farzdır) diyor. (Ameller niyete göredir) hadis-i şerifini delil gösteriyor. Bu hadis-i şerifin imamın niyetiyle hiç ilgisi yoktur. İmamın kadınlara imam olmaya niyet etmesi farz ise de, erkeklere imam olmaya niyet etmesi farz değildir. (Tahtavi) İbni Baz yine, (Mesbuk olana uymakta mahzur yoktur) diyor. Bu da yanlıştır. Mesbuk imam olamaz. Ayrıca, bu sözü önceki sözüyle tenakuz halindedir. Mesbuk imamlığa niyet etmediğine göre, nasıl imam olabilir ki? Hâlbuki imam olmak için niyet farz diyordu. 17- (Sabah namazının sünnetini kılmadan farzını kılan kimse, daha sonra sünnetini kılar) diyor. Hâlbuki sabahın farzı kılındıktan sonra artık sünnet ve nafile kılınmaz. (Nimet-i İslam) 18- (Seferde olan yolcunun sabah namazının sünneti hariç, diğer sünnetleri terk etmesi sünnettir) diyor. Bu da yanlıştır. Yolcu müsaitse sünnetleri kılar, müsait değilse kılmaz. (Hindiyye) 19- (Tilavet secdesi için abdeste gerek yoktur) diyor. Hâlbuki abdest almanın şart olduğu bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. (Dürr-ül-münteka) 20- (Farz veya nafile kılarken, unutarak veya bilmeyerek konuşanın namazı bozulmaz; çünkü Kur'anda, (Rabbimiz unutur veya hata edersek, bizi sorumlu tutma) buyuruluyor) diyor. Bütün fıkıh kitaplarında unutarak da olsa, namazda konuşanın namazı bozulur buyuruluyor. (Hindiyye) Bu âyet-i kerimeyi her unutmaya delil olarak gösteriyor. Kendi görüşüyle çelişkili olarak, (Unutarak abdestsiz namaz kılanın o namazı iade etmesi gerekir) diyor. Hani unutmak özürdü? 21- (Unutarak yapan, bilmeden yapan gibi sorumlu olmaz. Aksıran birine bilmeden yerhamükellah demek namazı bozmaz) diyor. Hâlbuki aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah demenin namazı bozduğu, bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. (Dürr-ül muhtar) 22- (Zenginin, yıl içinde eline çeşitli aylarda paralar geçse, eline her geçen paranın, bir yıl sonra zekâtını verir) diyor. Hâlbuki yıl içinde ele geçenlerin bir yıl beklemesi gerekmez. İlk zengin olduğu tarih önemlidir. Yılsonunda elinde ne varsa onun zekâtını verir. Sebze ve meyveyi de, aynı hükme sokmuştur. Hâlbuki bir manavın elinde bir yıl bekleyen meyve veya sebzenin bulunması imkânsız gibidir. İbni Baz'a göre manavın zekât vermesi gerekmez; çünkü (Her malın üstünden bir yıl geçmesi gerekir) diyor. Hâlbuki paranın veya ticaret malının üstünden, bir yıl geçmesi gerekmez. İlk zengin olma tarihinin üstünden bir yıl geçmesi gerekir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı -5-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
23- (Faiz olarak alınan para, hayır yoluna harcanmalı) diyor. Hâlbuki haram para hayır yolunda harcanmaz, sevab beklemeden fakire verilir. Din kitaplarında buyuruluyor ki: Haramdan sadaka verse, alan fakir de haramdan olduğunu bilerek, verene, Allah razı olsun dese veya Allah kabul etsin dese ve veren de, âmin dese, ikisi de kâfir olur. (Birgivi şerhi) Haram olduğu bilinen belli malla cami veya başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevab beklemek küfürdür. (Redd-ül-muhtar) İbni Baz ise, fıkıh kitaplarına aykırı olarak, haramı hayra verin diye, küfre teşvik ediyor. 24- (Damardan ve kastan yapılan iğne orucu bozmaz; fakat damardan verilen serum orucu bozar) diyor. Hâlbuki damardan yapılan iğneyle serum arasında hiç fark yoktur. Her ikisi de sindirim yoluna gider ve orucu bozar. Kastan yapılan iğne de orucu bozar. Türkiye'de İbni Baz'ın görüşüne uygun konuşup yazan olsa da önemi yoktur. Dört mezhepte de, yaraya konulan ilaç, cevfe [içeriye] giderse oruç bozulur. Şafii kitaplarında, dimağ [beyin], karın, bağırsak, mesane birer cevftir. Mesela, baştaki kemik yarılsa, buradaki yaraya konulan ilaç, cevfe yani beyne gideceğinden oruç bozulmuş olur. Şafii'de karnımıza bıçak saplansa, bıçağın ucu mideye, yani cevfe girdiği için oruç bozulur. Sağlam deriden bıçak cevfe girince oruç bozulduğu gibi, iğneyle adaleyi veya damarı yırtarak verilen ilaç, cevfe ulaşınca da oruç bozulmuş olur. 25- (Kan bağışında bulunan da, hacamat gibi kan vereceği için orucu bozulur) diyor. Hâlbuki genel kaide şöyledir: Vücuda giren şeyler orucu bozar, vücuttan çıkan şeyler, orucu bozmaz. Yani kan vermek orucu bozmaz. 26- (Tenkiye şırıngası yani lavman orucu bozmaz. Yeme ve içmeye benzemediği için, Şeyhülislam İbni Teymiye bu görüştedir) diyor; ama İmam-ı a'zam bozar diyor. İmam-ı Şafii bozar diyor; çünkü tabii deliklerden içeri su girmiş oluyor. Delil olarak (Yemeye içmeye benzemiyor) diyor. Kan vermek de yemeye içmeye benzemiyor. Niye kan vermekle oruç bozulur diyor? Kıyası da birbirini tutmuyor. 27- (Namaz kılmayanın tuttuğu oruç geçersizdir. Namaz kılmayan kâfir olduğu için, onun orucu ve diğer ibadetleri geçerli olmaz; çünkü Allahü teâlâ, "Eğer onlar Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları ibadetler elbette boşa giderdi [Enam 88]" buyuruyor) diyor. Âyete kendi aklına göre mânâ vererek, namaz kılmamayı şirk kabul ediyor. Bu da, Ehl-i sünnet olmadıklarını açıkça gösteriyor. Yukarıda bildirilen sebeplerden dolayı, hacılara dağıtılan kitaplara itibar etmemelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âhir zaman, Ehl-i sünneti doğru öğrenip, iman hırsızlarına karşı imanı koruma, zamanıdır. Başka şey çalınsa, o kadar önemli olmaz; ama Allah korusun, imanı çalınan sonsuz olarak Cehenneme gider. İlmihalini bilmeyen imanını koruyamaz. Bozuk din adamlarını dinlemek, bozuk bir din kitabını okumak çok zararlıdır; çünkü imanı kaybetme tehlikesi var. İnsan altını, elması sokağa bırakmaz. Aksine, en iyi şekilde korumaya çalışır. İman ise bunlarla kıyaslanamayacak derecede kıymetlidir. Bu yüzden, öyle kimseleri dinlemek, öyle yazıları okumak çok tehlikelidir. Bir gün Hazret-i Huzeyfe Resulullah'a sordu: - Yâ Resulallah, acaba Müslümanlar İslamiyet'ten önceki hallerine döner mi? - Hayır, dönmezler; ama bizden sonra bulanık bir zaman gelir. - Bulanık ne demektir yâ Resulallah? - Yani iyiler olur, kötüler olur, âlimler olur, zalimler olur, karışık bir zaman olur. Ondan sonra, daha kötü bir zaman gelir. - O zaman neler olur ya Resulallah? - O zaman, dini anlatanların peşine gidenler Cehenneme gidecek. - Din diye neyi anlatacaklar? - Kur'an-ı kerimden, hadis-i şeriften bahsederler. Ancak Allah'ın, Resulullahın bildirdiklerini değil, kendi düşüncelerini Allah'ın, peygamberin emri gibi anlatırlar. İşte onların peşinden gidenler felakete uğrayacaktır. - Yâ Resulallah, o zamanda ben dünyaya gelmiş olsam ne yapmam gerekir? - Dünyada hak yolda olan bir cemaat kıyamete kadar bulunur. Bu cemaati bul, onlara uy ve kurtul! - Yâ Resulallah, o cemaati de bulamazsam ne yapmalıyım? - Onu da bulamazsan evinde otur, kimseye karışma! (Mişkat-ül-mesabih) Allahü teâlâ, kimseyi karanlıkta bırakmasın! Müslüman olarak çok şanslıyız. O kadar şanslıyız ki, kör bir insanın hayatıyla gözü açık bir insanın hayatı bir olur mu? Allah'a, Peygambere iman eden, gözü açık, görebilen bir insana benzer. Bundan mahrum kalanlar, köre benzer. Köre yani imanı olmayana ise bir şey yapılmaz, sadece acınır. Gerekirse elinden tutulur; ama o insanla tartışılmaz, kavga edilmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir gün hazret-i Ömer, bir yere vali tayin ederek der ki: - Yarın filan yerde bekle, geleceğim. Sana, iyi valinin nasıl olacağını, başarının yollarını anlatacağım inşallah. Herkes, acaba ne nasihatler verecek, ne tavsiye edecek diye merak eder. Ertesi gün Eshab-ı kiramın hepsi gelir. Vali gelince, Hazret-i Ömer, valinin kolundan tutup der ki: - Eğer başarılı olmak istiyorsan, namazını tadil-i erkânla vakti girince kıl! Ramazan-ı şerif gelince orucunu tut! Hac zamanı hacca gel! Zekâtını noksansız şekilde ver! Kelime-i şehadeti çok söyle, imanını muhafaza et! Haydi, güle güle, git yoluna, Allahü teâlâ yardımcın olsun! - Yâ emir-el-müminin, bunlar zaten İslam'ın şartları. Ben başka şeyler de söyleyeceğinizi, valilik hakkında başarılı olmanın yollarını anlatacağınızı zannettim. - Allahü teâlâ böyle buyuruyor, İslam'ın şartı beştir. Ben bunu altı yapacak değilim ya! Bu beş şartı doğru yapan, başarılı olur. Biz de, İslam'ın beş şartını en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Başarının şartı budur. Bunun için çok sevinelim, çok şükredelim, rahatımıza bakalım. Bu imanı Allahü teâlâ, severek, seçerek bizzat kendisi verdi. Biri vasıtasıyla vermiş olsa da, Allah nasip etmese, Peygamberi görse bile, nasibi yoksa iman edemez. Mademki Allahü teâlâ bu cevheri bize nasip etmiştir, bu istisnai bir muameledir, bir imtiyazdır. Bu bir cevherdir, bir hazinedir, bunun korunması artık bize kalmıştır. Onun için iyilerle görüşmeye ve konuşmaya gayret edelim ve bu cevheri taşıyanların da kıymetini bilelim. Onları üzmekten, kırmaktan Allahü teâlâya sığınalım; çünkü Cenab-ı Hak kendi rızasını kullarının rızasına bağlamıştır. Allahü teâlânın kullarını razı eden, Allahü teâlâyı razı eder. Onları üzen, Allahü teâlâyı üzer. Bir gün Peygamber efendimize dediler ki: - Yâ Resulallah, burada bir kadın var, gece gündüz ibadet ediyor; ama çenesiyle insanları kırıp döküyor, komşuları illallah diyor. Cevaben buyurdu ki: - Onun gideceği yer cehennemdir. Onun için, herkesle iyi geçinmeli, hiç kimseyi kırmamalı, kimse bizden şikâyet etmemeli. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Bildiğiniz gibi, Ahmet Mekki efendi hazretlerinin sakalı sünnete uygunken, sakalıyla alay edenler olduğu için sakalını kısaltmıştı. Benim de sünnete uygun sakalım vardı. Benim sakalımla da alay edenler oldu. Temelli kessem sakalını kazıttı diye söyleyenler çıkacağı için, mecburen kısalttım. Bu sefer de, (Böyle sakal bid'attir, haram işliyorsun) diyorlar. Acaba kısa sakalı sünnet niyetiyle değil de, bir özürden dolayı bıraktığım için, bid'at işlemekten kurtuluyor muyum? CEVAP: Evet, sünnet niyetiyle bırakılmazsa bid'at olmaz. Ahmet Mekki Efendi hazretleri, tanınmış müftü idi. Sakalını kesmesi elbette uygun görülmezdi. Alay edilmemesi için de, kısaltmak zorunda kalmıştı. Bunu sünnet diye bırakmıyordu. Siz de sünnet diye bırakmazsanız bid'at ve haram olmaz. Seadet-i Ebediyye'de, (Kâfirlere veya kadınlara benzemek için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya tamamen kazımak haramdır. Benzemek niyeti olmayıp, memleketin âdetine uymak için olursa, mekruh olur) deniyor. Demek ki, sünnet denmezse haram olmuyor, mekruh oluyor. Bid'at sakal için, sünneti ifa ediyorum denmezse, haram olmadığı açıkça bildiriliyor. İslam Ahlâkı kitabında da, (Dar-ül-harbde bulunan veya zulüm görmemek, nafakadan olmamak yahut emr-i maruf yapabilmek, Müslümanlara ve İslamiyet'e hizmet edebilmek, dinini, namusunu koruyabilmek için sakalını kazımak caiz hatta lazım olur. Özürsüz olarak kısaltmak ve kazımak mekruh olur) deniyor. Buradan da bir özürle kısaltmanın veya kazımanın caiz olduğu anlaşılıyor. Sünnet olmayan bir şeyi sünnet diye işlemek bid'attir. Mesela Aşure günü, sünnet sanarak aşure pişirmek bid'attir. Sünnet olmadığını bilerek, o gün bir tatlı yapmak niyetiyle aşure pişirmek bid'at olmaz. Bu inceliği iyi anlamak lazımdır. ÜÇ HARFLİLERİ ÇAĞIRMAK! Sual: Cin yerine "üç harfli" diyorlar. Cin denirse, onlar çağırılmış mı oluyor? Böyle bir şey var mı? CEVAP: Böyle bir şey yok. Cine, cin demenin hiç mahzuru yoktur. Cin çağırılınca gelmez. Çağırılmasa da musallat olabilir. İmam-ı Rabbani hazretleri, cinden korunmak için, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm) okunmasını bildirirdi. ÇENE ALTINI KAPATMAK Sual: Kadınlar, namaz kılarken çene altlarını da, kapatmaları gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Abdestte unutulan sünnetler
Sual: Güzel abdest alınmalı deniyor. Güzel abdest, farzına, sünnetine ve müstehabına uyularak ve mekruhlarından sakınılarak alınan abdest olduğuna göre, günümüzde unutulan veya uyulmayan sünnet ve müstehablar nelerdir? İşlenen mekruhlar var mıdır? CEVAP: Genel olarak unutulan sünnetlerden bazıları şunlardır: 1- Abdeste başlarken Besmele okumak. Hanbeli'de Besmele okumak farzdır. 2- Elleri bilekleriyle beraber, ayrı ayrı suyla üç kere yıkamak. 3- Ağzı ayrı ayrı suyla üç kere yıkamak. Ağzı yıkarken, oruçlu değilse hafif gargara yapmak veya suyu boğaza ulaştırmak, abdestte de, gusülde de sünnettir. Oruçluyken mekruhtur. [Daha çok unutulan sünnetlerden birisi de budur.] 4- Dişleri bir şeyle temizlemek. Misvak tercih edilmelidir. 5- Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak. 6- Başın tamamını bir kere mesh etmek. [Daha çok unutulan sünnetlerden birisi de budur. Maliki'de başın tamamını mesh etmek farzdır.] 7- Yıkanacak yerleri, üç kere ayrı suyla yıkamak. [Genelde ayaklar bir kere yıkanıyor. Üç kere ayrı ayrı suyla yıkanması gerekir. En çok unutulan sünnetlerden birisi budur.] 8- Yüzü yıkarken, abdeste niyet etmek. Şafii'de farzdır. 9- Her uzvu birbiri arkasından yıkarken başka işle uğraşmamak. Maliki'de farzdır. Abdestin unutulan müstehablarından bazıları şunlardır: 1- Abdesti namaz vakti girmeden önce almak. 2- Kıbleye karşı abdest almak. 3- Her uzvu yıkarken kelime-i şehadet okumak. 4- Ayak parmaklarının aralarını, sol elin küçük parmağıyla ve alt taraflarından hilallemek. 5- Ayak parmaklarını her üç yıkayışta da hilallemek. Abdestte işlenen mekruhlardan bazıları şunlardır: 1- Her uzvu üçten eksik veya fazla yıkamak. [Suyun pahalı olması, havanın çok soğuk olması, suya muhtaç olmak gibi özürlerle üçten eksik yıkamak mekruh olmaz.] 2- Ayaklarını yıkarken kıbleye doğru uzatmak. 3- Abdestte ve gusülde suyu israf etmek. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Hicri yılbaşı ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571'de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke'de doğdu. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine'nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, hicri [kameri] yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi [bu yıl Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece, yani bu gece] Müslümanların yılbaşı gecesidir. Yılbaşı gecemiz mübarek olsun! Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu. İslamiyet'ten önce Araplar, Muharrem ayında harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu. (Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah'ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah'ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti. Kur'an-ı kerimde bildirilen ve dinde kullanılan Arabî ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur; çünkü mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir. İslamiyet'te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Peygamber efendimizin doğum günü [mevlid kandili] ve mübarek geceler, hicri yılla kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da miladi bir ayda mesela ocakta yapmak, orucu ramazanda değil de şubatta tutmak, dini değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de, kameri aylara göre tespit edilir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri de başka günlere almak, dini değiştirmek olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Bugün hicri yılbaşı oluyor. Yılbaşında hangi duayı okumalı? CEVAP: Muharrem ayının ilk günü aşağıdaki duayı 3 defa okuyanın, gelecek Muharrem ayına kadar bütün belalardan emin olacağı, Aşûre Günü [Muharremin onuncu günü] 3 defa okuyanınsa, ölümden de emin olacağı; çünkü o sene öleceği takdir edilmiş olana, bu duayı okumak nasip olmayacağı bildirilmiştir. Duanın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir: (Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Hâzihî senetün cedîdetün. Es'elüke fîhe'l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihinnefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.) Duayı doğru olarak orijinalinden okumak gerekir. www.dinimizislam.com sitemizde orijinali vardır. Kıymet verilen dört aydan biri: Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb'le beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36) Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma'dır.) [Deylemi] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut! Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, o günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] İSLAM HARFLERİNE HÜRMET Sual: Yere serilen halı veya başka bir şeyde, İslam harfleriyle yazılmış bir yazı olsa, yazının üstü, okunamayacak şekilde boyanırsa, bunu yere sermek caiz olur mu? CEVAP: Evet, caiz olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Sandalyede namaza cevaz vermek, dinde reform değil midir? CEVAP: 20 Haziran 1928 tarihli Vakit gazetesinde, şu haber çıkmıştı: (Dinimizde yeni hayata, ilerlemeye uygun olarak yapılacak yenilikleri, İstanbul ilahiyat fakültesi profesörleri rapor halinde hazırlamışlardır.) İttihatçılardan Köprülü Fuat, İzmirli İsmail Hakkı, Şerafettin Yaltkaya, Mehmet Ali Ayni gibi dinde reformcuların imzalarını taşıyan bu rapor şöyleydi: (Din de, diğer sosyal teşekküller gibi hayatın akışına uymalı. Din, eski şekillere bağlı kalamaz. Türk demokrasisinde, din de muhtaç olduğu inkişafı göstermeli. Camilerimiz kullanılır hale getirilmeli, sıralar, [koltuklar, sandalyeler] konmalı, içeriye ayakkabıyla girilmeli. İbadet dili Türkçe olmalı, hutbeler Türkçe okunmalı. Camilere müzik aletleri konmalıdır.) Bu rapor zamanla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Hastaların, namazlarını nasıl kılacakları, din kitaplarımızda açıkça bildirilmiştir: Ayakta duramayan hasta, farzları da, secde ettiği yerde oturarak kılar. Rükû için eğilir. Secde için, başını yere koyar. Duvara, direğe, insana dayanarak, biraz ayakta durabilenin, ayakta tekbir alması ve o kadar da olsa, ayakta okuması farzdır. Hiç secde edemeyen kimse, ayakta durabilse bile, yere oturarak imayla kılar. Yere oturamayan, koltuğa, sandalyeye, çekyata oturursa, ayaklarını sallamaz. Ayaklarını büküp oturamazsa, ayaklarını sehpa veya benzeri bir şeye koyarak imayla kılar. (Feth-ul-kadir, Merak-ıl-felah, Halebi, Mecma-ul-enhür) Yazar M. Emin Parlaktürk de, 17 Kasım 2009 tarihli yazısında, orta yaşlı olup da hasta olmadığı halde, camilerde sandalye üstünde namaz kılanları gördüğünü söyledikten sonra diyor ki: (...Camilerde sandalye, tabure, koltuk ve benzeri oturakların hiç mevcut olmadığı zamanları da düşünerek, bugünleri görünce yarınlardan endişe edip, "Acaba, camilerimiz giderek kiliseye mi dönüşüyor?!" diyor, korku ve endişe arası bir düşünceye kapılıyorum! Bu düşünceler beni Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ateşli tartışmalara götürüyor. Camileri modernleştirme adına mecliste yapılan konuşmalarda bazı mebusların, "Camilere kiliselerdeki gibi masa sandalye koyalım, Müslümanlar ibadetlerini oturarak yapsınlar" şeklinde teklifler sundukları dönem aklımıza geliyor. O dönemde şiddetle reddedilen bu teklifi, acaba biz cami cemaati olarak kendi ellerimizle hayata geçirmenin adımlarını mı atıyoruz? Camilerde sandalye sayısı o kadar çok arttı ki, korkum bu gidişle cemaat safları sandalyelerle dolacak! Sahipleri de belli olduğu için yerinden kaldırılmayacak olan o sandalyeler, camilerin sedirleri gibi oturma mekânları haline gelecek!) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimizde yapılması istenilen şeylerden birincisi, iman etmektir. Bundan sonra ilim gelir. İlim, yani ne haram, ne helal, hangisi uygun, hangisi değil, onu bilmek gelir. Bütün ibadetler ilme bağlıdır. İlim öğrenmek şarttır. İlim olmazsa insan yanlış yapar, hatta küfre de girer. Peygamber efendimiz, (Rütbetül-ilmi a'ler rüteb) yani, (Rütbelerin en üstünü, ilim rütbesidir) buyurdu. Yine, (Bir âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir) buyurdu. Yani bir âlim vefat ederse, bütün insanlar ölmüş gibidir. Başka bir hadis-i şerifte de, (Bir âlimin ölmesi, bir şehir halkının ölümünden daha büyük ziyandır) buyurulmuştur. Ondan sonra haramdan sakınmak, sonra farzları ve vacibleri yapmak, sonra da, mekruhtan sakınmak, sünnetleri yapmak gelir. Dikkat edilirse, farzları yapmaktan önce haramdan sakınmak, sünnetleri yapmaktan önce de mekruhtan sakınmak geliyor. Yani, hep sakınmak önce geliyor. Mecelle'de de, (Def-i mefasid, celb-i menafiden evladır) deniyor. Bu ifade, (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir) demektir. Yani, kötüden uzaklaşmak, kötülüğü yapmamak, yanlış yapmamak, iyiyi yapmaktan daha iyidir; çünkü o mutlak suçtur, niyeti ne olursa olsun yazılır. Sevablar ise, kabul oldu mu, olmadı mı, ne niyetle yaptı, belli değildir, yani şüphe vardır. Onun için sakınmak, yapmaktan önce gelir. Dolayısıyla tevbe etmek, mutlak lazımdır. Hatta ibadeti yaptıktan sonra da tevbe etmeli. Günahlara olduğu gibi, ibadetimize de tevbe etmeli; çünkü biz ibadetlerde de günah işleyebiliriz. Müminin şiarı, her halükârda tevbe istiğfar etmektir. Hiç olmazsa yatarken, sana sığındım yâ Rabbi diyerek istiğfar etmeli, sonra da yatıp uyumalı. TAKVA VE EMRE MUHALEFET Bir zata, (Bu sene kurban bayramı, takvimdeki gününde mi?) diye talebeleri sorarlar. O zat da, hesaba göre de, takvime göre de aynı gün olduğunu bildirir; fakat daha sonra der ki: Bunu söyledikten sonra sabaha kadar uyuyamadım; çünkü kardeşlerimizin arasında çok takva ehli olanlar vardır. (İhtiyaten kurbanları ikinci gün keselim, ihtiyaten takvimdeki birinci günde de Arafat'a çıkalım) diye düşünerek emre muhalefet ederler diye korktum. (İsteyenler ihtiyaten ikinci gün de kesebilirler, yine isteyenler ihtiyaten tekrar Arafat'a çıkabilirler) dedim; çünkü kendi akıllarına göre yaparlarsa, emre muhalefet etmiş olacaklardı. Hâlbuki hocamız, benim sözümün kendi sözleri olduğunu açıkça bildirdi. Muhalefet edenler, sadece bana değil, hocamıza da muhalefet etmiş olurlar!.. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dünyada en çok düşmanı olan, Allahü teâlâdır. Riyad-ün-nasıhin kitabında diyor ki: Allahü teâlânın yarattığı kulların içinde 1000 kişiden 999'u Allah'a iman etmiyor. Birisi ancak Allah'a iman ediyor; çünkü diğerleri Allahü teâlânın istediği gibi inanmıyor. Onların inandıkları ilah, Allahü teâlâ değildir. Allahü teâlânın bildirdiği gibi, yani (Bana böyle iman edin) buyurduğu şekilde inanmak, imandır. Dünyadaki her çeşit milletten, her çeşit insan bir şeye inanıyor, kâfirler de Allah diyor; ama onlar kafalarındaki, kendi hayallerindeki şeye Allah diyorlar. Allahü teâlâyı Allah olarak bilmiyorlar. Bilmenin alameti, Ona, bildirdiği gibi iman etmektir. Bundan sonra da, Ona itaat etmektir, Ona ibadet etmektir. Doğru iman ve ibadet olmadıkça, Allah'ı seviyorum demesi yanlıştır. Bazıları dualarının bile kabul olduğunu söylüyorlar. Bir büyük zata, (Efendim böyle söyleyenler var, kâfir olduğu halde, putperest olduğu halde, Müslümanlıkla alakası olmadığı halde, ben dua ettim, bütün dualarım kabul oldu diyenler var. Hakikaten duaları kabul oluyor mu?) diye soruyorlar. O zat buyuruyor ki: Dualarının kabul olduğu doğrudur. Duanın kabul olması için, Eh-i sünnet itikadında bulunması haramlardan kaçması, farzları yapması ve üzerinde kul hakkı olmaması gerekir. Hatta gömleğinin bir ipi haramdan olsa, o gömlekle kılınan namaz kabul olmaz. Nerede kaldı ki, itikadı bozuk, namaz yok, niyaz yok, duası kabul olsun! Onlarda, bu şartların hiçbirisi yok; ama duaları kabul oluyor. Bu, şeker hastasının baklava yemesine benzer. Şeker hastası baklavayı yer, o baklava içeride zehre dönüşür. Onun ölümüne sebep olur. Bunların dualarının kabul olması, onun daha çok felakete gitmesine, kötüleşmesine, daha çok Allah'tan uzaklaşmasına sebep olur. Halini, itikadını, yolunu doğru zanneder. Bunlar, duanın kabulü için gerekli olan şartları yerine getirmediği ve bozuk yolda olduğu halde, duaları kabul olduğu için, hak yola girmek hatırlarına bile gelmez. Onların dualarının kabul olması, istidractır, yani bünyesinde zehre dönüşen baklava gibi etki yapar. Bu iyiye değil, kötüye alamettir. Eğer itikadı düzgün olmadığı halde, haramlarla uğraştığı halde duaları kabul oluyorsa, bu onun için felakettir. Dualarının kabul olması onun felaketini artırır. Allah korusun, imanı zayıf olan kimseler de, bunların duaları kabul olduğu için, onları hak yolda zannedebilir. Çok tehlikelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: (Resulullah, Gadir-i Hum hutbesinde Hazret-i Ali'yi halife tayin etmiştir; ama Ehl-i sünnet âlimleri bunu gizlemiştir) diyebilen kimse, Ehl-i sünnet olabilir mi? CEVAP: Mümkün değildir. Ehl-i sünnet âlimleri, Resulullahın vârisleridir. Onlar hakkı gizlemez, her şeyi açıkça yazarlar. Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Hazret-i Ali'nin, Yemen'e hâkim [vali] olunca, Beytülmal'de olan bir cariyeyi hizmetlerinde kullanması dedikoduya sebep oldu. Bu dedikodu Resulullahın mübarek kulağına kadar geldi. Fitneyi önlemek için, Hazret-i Ali'yi sevmeyi emrederek, (Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) buyurdu ki, (Beni seven, Aliyi de sevsin) demektir. Mevla kelimesi, Kur'an-ı kerimin birçok âyetinde vardır. Sevilen kimse demektir. Bu hadis-i şerif, yalnız Hazret-i Ali için değildir. Hazret-i Hasan için, (Ya Rabbi, Onu seviyorum. Onu sen de sev! Onu sevenleri de sev) buyuruldu. Resulullah, Gadir-i Hum'a gelince, Hazret-i Ali'nin elini tutup, (Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır! Ya Rabbi, onu seveni sev! Onu sevmeyeni sevme) buyurdu. Sonra, Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali'nin yanına gelip, (Ne mutlu sana yâ Ali! Bütün müminlerin sevgilisi oldun) dedi. Gadir-i Hum'da Resulullah hutbe okudu. (Ben de insanım. Bir gün ecelim gelecek. Size Allah'ın kitabını ve Ehl-i beytimi bırakıyorum. Kur'an-ı kerimin gösterdiği yola sarılınız! Ehl-i beytimin kıymetini biliniz!) buyurdu (Müslim) Hazret-i Ali, esir denilen cariyelerden birini kendine aldı. Dört kişi, bunu Resulullaha söylediler. Resulullah çok üzüldü. (Ali'den ne istiyorsunuz? Ali bendendir. Ben de ondanım. Benden sonra, O her müminin velisidir) buyurdu. (Tirmizi) Bu hadis-i şerifler, Ehl-i beyti sevmeyi emretmektedir. Mevla, veli, sevilen kimse demektir. (Size iki şey bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, benden sonra doğru yolda kalırsınız. Biri, ötekinden daha büyüktür. Bu, Allah'ın kitabıdır. İkincisi, Ehl-i beytimdir. Havz başında bana kavuşuncaya kadar, ikisi birbirinden ayrılmaz!) hadis-i şerifindeki (birbirinden ayrılmaz) demek, Kur'an-ı kerime sarılan kimsenin, Ehl-i beyti sevmesi gerekir demektir. Ehl-i beyte yapışmak, onları sevmektir. Bu hadis-i şeriflerin hiçbiri, Hazret-i Ali'nin Resulullah efendimizden sonraki ilk halife olacağını göstermiyor. Bu hadis-i şerifleri ileri sürerek Ehl-i sünneti kötülemek, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak çok yanlıştır. Allahü teâlâ hepimize, Ehl-i beyt ve Eshab-ı kiramın hepsini sevmek nasip eylesin! (Kurret-ül ayneyn) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i Ali ve Eshab-ı kiram
Sual: Rafızîler, (Peygamberimiz Gadir-i Hum'da Hazret-i Ali'yi resmen halife tayin etti; fakat sahabenin tamamı bunu kabul etmeyip başka birini halife seçti) diyorlar. Niye sahabeler Resulullahın sözünü dinlemediler? CEVAP: Bu hem Peygamber efendimize, hem Hazret-i Ali'ye, hem de bütün Eshab-ı kirama yapılmış, çok çirkin bir iftiradır. Öyle bir şey olsaydı, Allah'ın aslanı olan Hazret-i Ali, kimseden çekinmeden halifeliğini açıkça ilan ederdi. Kendini halife ilan etmemesi, Resulullahın sözünü kabul etmemek olur. Bu iftira Hazret-i Ali'ye nasıl yapılır? Resulullahın böyle bir sözü olmadığı için Hazret-i Ali, Resulullahın vefatının ikinci günü, mescide gelerek Hazret-i Ebu Bekir'e biat eyledi. Hazret-i Ebu Bekir, söz birliğiyle halife yapıldı. Hazret-i Ali, Hazret-i Ebu Bekr'in halifeliğini seve seve kabul etmişti. İstemeseydi, korkak değildi, (Resulullah halife olarak beni seçti) der, Sıffin'de nasıl savaştıysa, onlarla da savaşırdı. Hazret-i Ali, Hazret-i Ebu Bekir'i seçtiğini bildirip biat ettikten sonra, minberin önünde oturup, Halifenin suallerine tesirli cevaplar vererek Halifeyi destekledi. (Redd-i Revafıd) Sahabe Resulullahın sözünü dinlemedi demeleri de çirkin bir iftiradır; çünkü Eshab-ı kiramın tamamı Kur'an-ı kerimde övülmüş, hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmiştir. Bu Cennetlik olan insanlar, Peygamber efendimiz için mallarını hatta canlarını feda etmeye her an hazırdılar. Bunların, Resulullahın halife tayin ettiği kimseyi bırakıp da, bir başkasını söz birliğiyle halife yapması, yani hepsinin hâşâ Peygamber efendimize düşman olması nasıl düşünülebilir? Bu iftirayı ancak İbni Sebeci veya Rafızî denilen kimseler yapar. Başka hiçbir Müslüman böyle şey düşünemez. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Mekke'nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah [Eshabın] hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etti.) [Hadid 10] (Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Eshabıma dil uzatmakta Allah'tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buhari] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dinin emri zamanla değişir mi?
Sual: (Dindeki hukuki hükümler itikadî değil, gelenekseldir, yani zamanla değişebilir. Mesela zina edenlere verilecek recm gibi cezalar, nikâh, boşanma gibi konularla ilgili hükümler gelenekseldir. Bunlara dini hükümdür diyen klasik fukahanın taassubu artık kırılmalı, yeni yorumlar getirilmelidir) deniyor. Bu doğru mu, din zamanla değişir mi? Dinin hükümleri kıyamete kadar geçerli değil mi? Reform mu yapılmak isteniyor? CEVAP: Evet, açıkça reform yapılmak isteniyor. Zamanın değişmesiyle, örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir. Ancak Nass'a, delile dayanan hükümler zamanla değişmez. (Dürer-ül-hükkam) Zina cezası, nikâh ve boşama geleneksel bir ceza değil, hepsi de Nass ile bildirilen açık hükümlerdir. Nikâh ve boşanmayla ilgili birkaç âyet-i kerime meali: (Mümin kadının kâfirle evlenmesi helâl değildir.) [Mümtehine 10] (Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın!) [Mümtehine 10] (İman etmedikçe, müşrik [ateist] kadınlarla evlenmeyin. Kadınlarınızı da, iman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlendirmeyin!) [Bekara 221] (Kitap ehli [Yahudi ve Hıristiyan] kadınlarla evlenmeniz helaldir.) [Maide 5] (Evli kadınlarla evlenmeniz haram kılındı.) [Nisa 24] (Kadınlara mehirlerini gönül rızasıyla verin.) [Nisa 4] (El dokunmadan boşadığınız kadınlara, mehrin yarısını verin!) [Bekara 237] (Kadınları boşayacağınızda, onları, iddetlerini gözeterek boşayın.) [Talak 1] (Ölen kimselerin hanımları, [evlenmeden önce] 4 ay 10 gün iddet bekler.) [Bekara 234] (Boşanmış kadınlar, üç ay iddet bekler.) [Bekara 228) (İki defa boşanan kadın, ya iyilikle tutulur veya güzellikle bırakılır. Kadınlarınıza verdiklerinizi [mehirlerini] geri almanız size helal olmaz. Eğer, bu karı kocanın Allah'ın emirlerini yerine getirmelerinden korkarsanız, o zaman kadının [serbestçe boşanması için] fidye vermesinde [hakkından vazgeçmesinde] günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır, onları çiğnemeyin. Allah'ın sınırlarını aşanlar ancak zalimlerdir.) [Bekara 229] (Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin!) [Nisa 22] (Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden boşarsanız, onlara iddet bekletme hakkınız yoktur.) [Ahzab 49] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dinin emri zamanla değişir mi? -2-
Bir âyet-i kerime meali daha: (Eğer erkek kadını, üçüncü defa boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onunla evlenmesi kendisine helal olmaz. Eğer bu kişi de o kadını boşarsa, [her iki tarafın da] Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlarıdır.) [Bekara 230] Görüldüğü gibi, (Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlarıdır) buyuruluyor. Demek ki, evlenmekle ve boşanmakla ilgili hükümler, birer gelenek değildir. Bu konuda birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Üç talâkla boşanan kadın, başka bir erkekle evlenip ondan da boşanmadıkça, eski kocasıyla evlenmesi helal olmaz.) [Taberani] (Din kardeşinin evlenme teklifinde bulunduğu kadına, onunla nikâhlanıncaya veya ondan vazgeçinceye kadar talip olmayın!) [Tirmizi] (Kadınları muvakkat [geçici] nikâhlamak haramdır. Allah'a, haramları helal sayandan daha düşman bir kimse yoktur.) [İbni Kani'] (Muta nikâhı haramdır.) [Buhari, Müslim, Tirmizi] (Evlenip zifafa girdiği kadının kızıyla evlenmek helal değildir. Zifafa girmediği kadının kızıyla evlenmek caizdir. Nikâhladığı kadının [zifaf olmasa da] annesiyle evlenmek helal değildir.) [Tirmizi] Zina ile ilgili bir âyet-i kerime meali: (Zina eden kadın ve zina eden erkeğe yüz sopa vurun!) [Nur 2] Bu konuda bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ya Üneys, bu şahsın hanımına gidin, eğer zina ettiğini itiraf ederse onu recm edin!) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İbni Mace, Muvatta, İ.Ahmed, Taberani] Evlenmek ve boşanmak gibi hükümler gelenek olmadığı gibi, işlenen suçlara verilecek cezalar da gelenek değildir. Bunlara gelenek demek, dinimizin bu hükümlerini inkâr etmek olur. İslamiyet, adaleti, zulmü, insanların birbirlerine karşı, aile ve komşuların birbirlerine, milletin devlete ve birbirlerine karşı haklarını, vazifelerini, suçları açıkça bildirmiş, bu değişmez kavramlar üzerinde, temel hükümler kurmuştur. Bu değişmez hükümlerin, olaylara, uygulanmasını örf ve âdetlere göre kullanılmasını emretmiştir. Allahü teâlâ İslam dinini, her ülkede, her yeniliği ve buluşu karşılayacak şekilde kurmuştur. Tarihte nice milletler, dinin emirlerine uyarak, başarıları, şanları, tarihlere ün salmıştır. Dinin emrine uymayan insanlar ve milletler, sıkıntıdan kurtulamamışlardır. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Aşure günü ve gecesinin önemi nedir? CEVAP: Muharrem ayının onuncu günü yani yarın, Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesi yani bu gecedir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un, oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu. Aşure günü yapılması iyi olan işler: 1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim] (Aşure günü, bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ. Ahmed] (Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmalı.) 2- Sıla-i rahim yapmalı, yani akrabayı ziyaret edip, hediyeyle veya çeşitli yardımla gönüllerini almalı. 3- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) (Bugün aşure pişirmek ibadettir) diye, aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevab olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken, bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hakim) 4- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) 5- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki) 6- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir'a) Bu sevablar, namaz kılan ve haramlardan kaçan itikadı düzgün mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsan niçin yaratıldı? Allahü teâlâ insanları niye yarattı? Rabbimiz insanı, kendisini tanımakla ve ona kulluk etmekle şereflenmesi için yarattı. Yaratılış gayesini bilmeyen insan, hep sıkıntı içinde olur. Her zaman kendimize, (Dünyaya niçin geldik, geliş gayemiz nedir?) diye sormak gerekir. Hepimiz Allah'ın kullarıyız. O, kullarına ne isterse yapar. O ne isterse, yapmak mecburiyetindeyiz. Ne yaparsak yapalım, Onun rızası için yapmamız gerekir. Hac Onun için, namaz Onun için, hediyeleşmek Onun için, para Onun için, yani her şey onun için olmalı. Eğer onun için değil de başkası içinse, felaket olur. Arkadaşlık, dostluk, düşmanlık, sevgi, nefret, hatıra ne gelirse, burada Rabbimizin emri ne, yasağı ne, rızası ne, onu düşünmek zorundayız. Aksi halde nefsimizin istediğini yapmış oluruz ki, bu çok tehlikelidir. Ana baba, sadece dünyaya gelmemize sebeptir. Su, hava, ekmek de sebeptir. Bunlar olmasa yaşayabilir miyiz? Ama biz, onlar için yaratılmadık, Allah için yaratıldık. Bu sebeplerin hepsine hürmetimiz var; fakat biz onların değil, Allah'ın kuluyuz. Eğer Onun rızasını gözetmeden, ana babamıza yıllarca, hatta asırlarca hizmet etsek, zerre kadar kıymeti yoktur. Bunun gibi, Hazret-i Ali'yi Peygamber efendimizden ayırarak seven, ayrı bir din gibi gören küfre girer. Ehl-i beytin ve Eshab-ı kiramın hepsini sevmeliyiz; ama Cenab-ı Peygambere iman ettikleri için, Ona tâbi oldukları için sevmeliyiz. Bütün Müslümanları da bunun için sevmeliyiz. Şirk, Allah'a ortak koşmaktır, en büyük felakettir. Allah var, şeriki yani ortağı yoktur. Allahü teâlâ, (Şirk hariç her günahı affedebilirim; ama şirki affetmem) buyuruyor. (Şirki affetmem) demek, (Şirk üzere [imansız] ölenleri affetmem) demektir. Yoksa bir müşrik, Müslüman olunca onu affeder. Yiyip içtiğimiz, çalıştığımız, konuştuğumuz, dinlediğimiz, yazdığımız her şey, yani bütün yaptıklarımız Allah için olmalı; çünkü Cenab-ı Hak Kur'an-ı kerimde mealen, (Kim Allah içinse, Allah da onun içindir) buyuruyor. Hiçbir köle, iki evin birden kölesi olamaz. Ya o evin kölesi oluruz, ya bu evin kölesi oluruz. Hem nefsimizin kölesi, hem de Allah'ın kölesi olamayız. İkisinin de kölesi oluruz dersek, kendimizi kandırmış oluruz. Sadece nefsimizin kölesi olmuş oluruz, Rabbimizin kölesi olmamış oluruz. Allahü teâlâyı, her şeyimizi yaratan Rabbimizi bırakıp da, başkasına tapmamız olacak şey değildir. Her şeyi Rabbimiz veriyor, biz kime teşekkür ediyoruz? Rabbimiz bizi görüyor, işitiyor, yani ne yapıyorsak biliyor; ama biz utanmadan Ona isyan edersek, bunun vebali büyük olur. Ölmeden önce tevbe eden, geç kalmamıştır. O halde hemen tevbe edip, kendimize gelmek zorundayız. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, (Ölmeden önce ölün) buyuruyor. Öldükten sonra bütün gerçekler ortaya çıkacak ve insanlar eyvah diyecekler. Öldükten sonra, dinimizin bildirdiği her şeyin doğru olduğunu göreceğiz. Ölmeden önce ölmek demek, başımıza gelecekleri şimdiden görmek demektir. Öldükten sonra karşılaşacağımız bu işlerle ölmeden önce karşılaşmaya çalışmak, yani ölmeden önce bunların gerçek olduğuna yakîn elde etmek demektir. Bugüne kadar geçen ömrümüz gitti, hayal oldu, bundan sonra da öyle olacak. Kurtulmanın tek çaresi, kurtulanlarla beraber olmaktır. İyilerle beraber olmak, kurtulmanın alametidir. Âhirette kiminle beraber olmak istiyorsak, dünyada onunla beraber olmalıyız. Kendi başımıza kaldığımız müddetçe, felaketten kurtulamayız. İyi arkadaş seçmeyen, kurtulamaz. Kötülük, bulaşıcı bir hastalıktır. İyilik, her zaman çok zor yayılır; çünkü iyiliğin baş düşmanı insanın kendisi yani nefsidir. Kötülük ise çok çabuk bulaşır; çünkü nefs ona müsaittir. Kabulü içeriden görür. İki kişi bir araya gelince dedikodu, gıybet yerine, dinimizi öğrenmek için, uygun bir ilmihalden birkaç satır okumalı, yani Allah demeli. Düşüncesi yalnız dünya olan kişilerle görüşmemeli, onlardaki dünya sevgisi bize de bulaşır. Görüşme mecburiyeti olunca da, ihtiyaç kadar yanında durup, hemen oradan uzaklaşmalıdır. Bir mümin, din kardeşine ait hoş olmayan bir iş duyarsa, yetmiş özür kapısı aramalı. Yani bunu şu haklı sebepten dolayı işlemiştir diye, yetmiş tane mazeret bulmalı. Yine kalbi rahat etmezse, (Bak arkadaşın sana yetmiş tane mazeret söyledi, sen onun bu kadar özür dilemesini kabul etmiyorsun) diyerek, nefsini azarlamalı. Büyük zatlardan istifade etmek için iki şart lazımdır: 1- Sahih-ül-yed olmaktır; yani hocasının, onun da hocasının, böylece Resulullah efendimize kadar silsilesinin belli olması gerekir. 2- İntisap ettiği, bağlandığı ve Resulullaha kadar silsilesi belli olan bu zat hakkında, (Bu Allah adamı mıdır, değil midir? Bu anlattıklarında yanlışlık doğruluk var mıdır, yok mudur?) diye zerre kadar şüphesi olmamalı. Böyle zerre kadar şüphe varsa istifade yolları kapanır. Feyz, güneşin ışığı gibi ona yine gelir; fakat içeride zehre dönüşür; aynı şeker hastasının baklava yemesi gibi olur. Nitekim Allahü teâlâ mealen, (Kur'an-ı kerim, imanı olanların imanını, kâfirlerin de küfrünü artırır) buyurdu; çünkü Kur'an-ı kerim nurdur. Büyük zatlardan birisi vefat etmiş, mezarlığa defnetmişler. Bir başka zat, bu zatı rüyasında görmüş; ama devamlı ağlıyormuş. (Efendim niye ağlıyorsunuz?) diye sormuş. O da, (Bu mezarlığa gelen on kişiden sadece biri imanlı geliyor. Ona ağlıyorum) buyurmuş. İmanla ölmenin yani kurtulmanın yolu ise, kurtulmuş olanları yani Ehl-i sünnet âlimlerini sevmek, onların yolunda olmak ve onların yolunda bulunanlarla beraber olmaktır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Bir resme tazime, bazen haram, bazen küfür olur deniyor. Tazim etmek ne demektir? CEVAP: Bir resmi belden yukarı asmak ona hürmet sayılır; haramdır. İnsan resmine tazim etmek iki sebeple olur: 1- Hocasının, babasının, âmirinin, evliyânın, resmi olduğu için hürmet eder. O kimsede ilahlık sıfatlarından, yani Allahü teâlâya mahsus olan sıfatlardan birinin bulunduğuna inanmaz. Onu mahlûk bilir. Onu sevdiğini bildirmek veya onu sevindirmek için hürmet eder. Böyle hürmet etmek, küfür olmazsa da, haram olur. Gayrimüslimlerin resmine böyle tazim etmek küfür olur. 2- Resmin sahibinde veya ateş, güneş, inek gibi herhangi bir şeyde yahut haçta ilahlık sıfatı bulunduğuna inanarak, istediğini yaratır, her istediğini yapar, diyerek tazim etmekse, küfür, şirk olur. ŞEHVETLE DOKUNMAK Sual: Maliki'de şehvetle karşı cinse dokununca abdest bozuluyor. İkisinden biri şehvet duymazsa, onun abdesti de bozulur mu? CEVAP: Şehvet duymayan tarafın abdesti bozulmaz, hangi taraf şehvetlenmişse, sadece onun abdesti bozulur. (Mezahib-il-erbaa) GÖZLÜKLE NAMAZ Sual: Namazda gözlükleri çıkarmak gerekir mi? CEVAP: Secdeye alnı koymak farzdır. Burunla beraber koymak vacibdir. Eğer gözlük burnun yere değmesine mâniyse, mekruh olur. Gözlüklü kimse alın ve burun yere iyi değsin diye başını bastırmaya kalkarsa gözlüğü kırılabilir. Böyle bir problem yoksa gözlükle de kılınabilir. SAĞIRLARIN TAKTIĞI KULAKLIK Sual: Hoparlöre uyarak namaz kılmak caiz olmadığına göre, sağırların, imamın sesini kulaklıkla işitmesi caiz olur mu? CEVAP: Sağırların kulaklık takarak işitmesi, hoparlörden işitmesi gibidir; fakat sağır olanın, zaruret olduğu için, imamın sesini kulaklıkla işiterek kıldığı namaz sahih olur. İmamın veya cemaatin hareketlerini görerek kıldığı için de, namazı sahih olmaktadır. Namazı hoparlörle kıldırmaksa, hiçbir zaman zaruret değildir. (İ. Ahlakı)
Sual: Nefsime yenik düşerek, namaz kılmayı terk ettim. Şimdi bir bunalım içindeyim. Arkadaşlar, (Böyle zamanda namaz kılmak daha önemlidir) dediler. Peki, şimdi başlarsam, Allah, bu kulum sadece bana ihtiyacı varken, bunalımdayken namaz kılıyor demez mi? CEVAP: Öyle düşünmek doğru değildir. Var olabilmek, varlıkta ve hayatta kalabilmek için, zaten her an Allahü teâlâya muhtacız. Gözümüzün görmesi, kulağımızın duyması, konuşmamız, nefes almamız, yürümemiz, oturmamız, kalkmamız için hep Allah'a muhtacız. Muhtaç olmadığımız bir an düşünülemez. Allahü teâlâya, sadece sıkıntıda olduğumuz zaman değil, her an muhtacız. Yaptığımız ibadetlerinse, bununla hiçbir ilgisi yoktur. Onlar zaten bizim kulluk vazifelerimizdir. Rabbimizin emridir. İmandan sonra en büyük vazifemiz, beş vakit namaz kılmaktır. Bunun için hemen namaza başlamalı. Dualarımızın kabulü için de, sadece sıkıntılı zamanlarda değil, her zaman dua etmeli, Allahü teâlâdan af ve afiyet istemeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Sıkıntıda duasının kabul edilmesini isteyen, rahat zamanında çok dua etsin!) [Tirmizi] KUR'ANI DOĞRU OKUYAMAMAK Sual: Kur'an okurken, bütün gayretlerime rağmen kelimeleri tam telaffuz edemiyorum. Kur'an okumam sahih oluyor mu? Okumaya devam etmem mi, yoksa bırakmam mı gerekir? CEVAP: Cenab-ı Hak, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yapmayı emretmez. Herkese yapabildiğinden sorar. Bilenlerden öğrenmeye çalışmalı, okuyabildiğiniz kadar devam etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kur'an için vekil edilen bir melek, Arap olmadığı için doğru okuyamayan kimsenin hatasını düzeltir ve doğru olarak yükseltir.) [Şirazi] NECİS OLMA İHTİMALİ Sual: Piyasadaki herhangi bir gıdanın, necis olma ihtimali olduğu için, sakınıp yememek caiz mi? CEVAP: Necis olduğu kesin bilinmeden sakınmak, vesvese, kuruntu ve zararlı olur. (K. Saadet) *** NOT: İngilizce internet sitemiz www.ourreligionislam.com ve İngilizce mail grubumuz yayına başlamıştır. Üye olmak isteyenler veya yabancı tanıdıklarını üye yapmak isteyenler, bize bildirebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Kocam gereksiz harcamalar yapıyor. Mesela, neredeyse her gün gereksiz yere dışarıda yemek yiyor, cep telefonlarını gereksiz yere değiştiriyor, telefonla çok uzun konuşuyor, süs olsun diye lüks eşyalar alıyor. Bir de bunlar için borçlanıyor, aldığı para borçlara gidiyor. Nafakamızı sağlamak için, ev temizliğine gitmek gibi bazı işler yapıyorum. Bazen haram işlemek zorunda da kalıyorum. Bu şartlar altında, haram işlemem mazeret olur mu? CEVAP: Mazeret olmaz. Dışarıda yemek yemek, cep telefonu değiştirmek, lüks eşyalar almak günah değilse de, önce evin nafakasını temin etmesi gerekir. Nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Bunu yapmayıp, ailesini zor durumda bırakan günahkâr olur. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Çalışıp kazanmak her Müslümana farzdır.) [Taberani] (Kimseye muhtaç olmamak ve ana baba, çoluk çocuğunu muhtaç etmemek için işe gidenin, her adımı ibadettir.) [Taberani] (Çalışmayıp kendini sadaka isteyecek hâle düşüren, 70 şeye muhtaç olur.) [Tirmizi] KADIN CENAZENİN DEFNİ Sual: Mahremi olmayan bir kadın ölünce, cenazesini kocası kabre koyabilir mi? Yoksa kadınlar mı koymalı? CEVAP: Kadınlar koyamaz. Diğer üç mezhepten birini taklit ederek, kocası, ölen karısını kabre koyabilir. Çünkü kadını, kocasının yıkaması da, diğer üç mezhepte caizdir. Hazret-i Ali, hanımı Hazret-i Fatıma'yı, kendisi kabre koymuştu. MALİKİ'DE ABDESTTE NİYETİN VAKTİ Sual: Maliki'de abdestte niyetin ilk ve son vakti ne zamandır? CEVAP: Elleri yıkarken, ağza veya burna su verirken veya yüzü yıkarken de niyet edilebilir. Unutulursa, ne zaman hatırlanırsa o zaman niyet edilirse, abdest sahih olur. Gusülde de böyledir, yani gusle başlarken niyet etmeyi unutan, gusülden sonra ne zaman hatırlarsa, bir saat sonra veya bir gün yahut bir ay sonra hatırlasa, hatırladığı zaman niyet ederse niyeti sahih olur. ŞEKERİN TADINI DUYMAK Sual: Namazdayken, daha önce yenilen şekerin tadını duymak namazı bozar mı? CEVAP: Namazdan önce yenilen şekerin tadını duymak, hattâ bu tadı tükürükle yutmak, namazı bozmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sual: Yılbaşı ve Noel'i kutlamak caiz midir? CEVAP: Yılbaşıyla Noel farklıdır. Noel, Hıristiyanların dinî bayramıdır. Noel'i kutlamak kesinlikle caiz olmaz. Bir zaruret olursa, mesela devletlerarası protokolde, zaruret olduğu için kutlamak caiz olur. Yeni yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek, (Yeni yılın kutlu olsun) diyene (seninki de kutlu olsun) demek caizdir; fakat bu geceye farklı muamele etmemeli, her gece ne yapılıyorsa onları yapmalı. Mesela bu gece, evi çamla süslememeli, hindi kesip yememeli. Hele mübarek bir geceymiş gibi mevlid okutmak, sohbetler, toplantılar düzenlemek uygun olmaz. NOEL GECESİNİN ZAMANI Sual: Hıristiyanların dinî bayramı olan Noel gecesi ne zamandır? CEVAP: İsa aleyhisselam, dünyada az kalıp göğe çıkarıldığından, kendisini de ancak 12 havari bilip, İseviler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından, Noel gecesi doğru anlaşılamamıştır. 25 Aralık, 6 Ocak veya başka bir gündür, kesin değildir. (Takvim-i Ebüzziya) Miladi yıl, en az 300 yıl noksandır; çünkü İsa aleyhisselamla Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman, bin yıldan az değildir. (Burhan-ı kat'i) İsa aleyhisselamla Muhammed aleyhisselam arasında, 963 yıl vardır. (Mevahib-i ledünniyye) Hicri yıl kesindir. Miladi yıl, doğru ve kesin değildir. Günü de, yılı da yanlıştır. (S. Ebediyye)YENİ YIL TEBRİĞİ Sual: Miladi yeni yıl için tebrik kartı satmak, yeni yıl için tebrik kartı göndermek, tebrik etmek caiz midir? CEVAP: Evet, yeni yıl için caiz, Noel için caiz değildir. İMANIN ALAMETİ Sual: Çok günah işliyor, pişman oluyorum. Kendi kendime acaba ben imansız mıyım diyorum. İmanlı olduğumu gösteren net bir ölçü yok mu? CEVAP: Namaz kılmak, kişinin imanlı olduğunun kesin alametidir. Şu hadis-i şerif de, iman için bir ölçüdür: (İyilik edince sevinen, günah işleyince üzülen gerçek mümindir.) [Tirmizi, Hâkim] Daha sonra, işlediği günaha üzülmek de, iman alametidir.
31.12.2009
.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
.
Sual: Yaşça küçük olan mı, yoksa büyük olan mı önce selam verir? CEVAP: Büyük olan, makam ve nimeti çok olan, önce selam verir. Peygamber efendimiz, (Ben bu edebi [büyüğün küçüğe önce selam vermesini] Rabbimden öğrendim) buyurdu. (R. Nasihin) Mirac gecesinde, önce Allahü teâlâ, Resulullaha selam verdi. Peygamber efendimiz de, (Ettehiyyatü lillahi, vessalevâtü, vettayyibatü) diyerek Rabbimizi övdü. Allahü teâlâ, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi veberekâtühü) buyurunca, Peygamber efendimiz, (Esselâmü aleyna ve alâ ibâdillahissâlihîn) dedi. Cebrail aleyhisselam da, (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü) dedi. Baba oğluna, âmir memuruna, hoca talebesine, yaşlı olan genç olana önce selam verir. SELAM VERİRKEN Sual: Selam verirken, sünnet olduğunu düşünmek gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. Sünnet olduğu düşünülmeden, alışkanlık halinde, şuursuzca selam verilince sevab olmaz. EUZÜ BESMELE Sual: Amenerresulü, Âyet-el kürsi gibi âyetleri okumaya başlarken, Euzü Besmele okumanın hükmü nedir? CEVAP: Âyet-i kerime okumaya başlarken, Euzü okumak vacibdir. Besmele çekmek gerekmez. Bazı âlimlere göre, Besmele de çekilebilir. Sure okumaya başlarken, Euzü'den sonra Besmele okumak sünnettir. Okumaya devam ederken yeni sure gelince, Besmele okumak yine sünnettir. Euzü çekilmez. FATİHA OKURKEN BESMELE Sual: Fatiha okumaya başlarken Besmele çekmenin hükmü nedir? CEVAP: Fatiha okumaya başlarken Besmele okumak vacib, namaz içinde Fatiha'dan önce Besmele okumak ise sünnettir. MUSHAFA SAYGI Sual: Evde mukabele okunurken yerde oturanlar da oluyor. Bunların elindeki Mushaflar, kanepede oturanların aşağısında kalıyor. Günah oluyor mu? CEVAP: Arada mesafe olursa, günah olmaz. AÇIK OLANIN YANINDA Sual: Açık duranların yanında Kur'an-ı kerim okumak caiz midir? CEVAP: Kendi avret yeri açıkken ve avret yeri açık olanların yanında, ezberden de olsa, Kur'an-ı kerim okumak mekruhtur. (S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âdet-i ilahi şöyledir ki, İslamiyet'te bir emîr vardır, herkes ona itaate mecburdur. İslam devletlerinin başarısı bundan olmuştur. Tabii emîr de, krallık yapmamıştır, başucunda Şeyhülislam vardı. Allahü teâlânın dinine muhalif bir iş yapmamak için, önce ona sorardı. Kendi müşavere heyeti de vardı. Onlara danışıp istişare ederdi, sonra karar verince, artık o karardan dönüş olmazdı. Padişahın emrini uygulamanın dışında, başka bir maksatla emir veren yoktu. Başarmak, emîr olan o bir kişinin emirlerine uymakla mümkündür; çünkü muhatap odur. Himmet, yardım onun vasıtasıyla gelir. Ona itaat ve sevgi, başarıyı getirir. Allahü teâlâ, dinine hizmet etme yetkisini bir kişiye vermiş, aynı anda iki kişiye vermemiştir. O bir kişiye, itaat edenler, başarıya ulaşmışlardır. Onun yetki verdiklerine de, itaat ve sevgi gerekir. Yetki verdiklerinin tek vazifesi vardır, o da sadece onu taklit etmek, onun yolunda gitmektir. Onların kendi akıllarıyla herhangi bir şey yapması, fiilen işi yıkmaktır. Eğer kendinden bir şey ilave ederse, o ilave ettiklerinin hepsi boştur, faydasızdır, hatta zararlıdır. Madem kendisi bir vekildir, aslına uymak zorundadır. Arada mesafenin oluşu, ayrı düşüncelerin, ayrı görüşlerin olmasını gerektirmez. Ancak o zaman yekvücut ve yek cihet olabilirler. Ancak o zaman yek kalb olabilirler. Müslümanlar, bir kalb olacak. Peygamber efendimiz, (Ümmetim bir vücut gibidir) buyuruyor. Bir vücutta iki kalb, sekiz göz, kırk kulak olmaz. O zaman o, vücut olmaz zaten. Herkesin kalbi, bir kalb olacak. Herkesin gözü aynı göz, kulağı da aynı kulak olacak. O zaman başarılı olunur. İmam-ı a'zam hazretleri gibi, talebelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için ticaretle uğraşan ve çok başarılı olan bir talebeye hocası, (Nasıl başarılı oluyorsun? Kimlerle yapıyorsun bu işleri?) diye sorar. Talebe de der ki: (Beni taklit edin) emrinize uyup sizi taklit ediyorum. Yeni bir usul ortaya koymadık. Bildirdiğiniz şekilde yapıyoruz. Bazen yeni durumlar çıkınca şaşırıyorum, size o anda arz etme imkânı da olmuyor. O zaman, siz olsaydınız ne yapardınız diye düşünüyor, ona göre hareket ediyorum. Bir yanlışlık yapmışsam düzelteyim diye de, o gün size arz edince, siz de, (Ben de olsaydım öyle yapardım) diyorsunuz. Kabiliyetli olanları değil, söz dinleyenleri, peki diyenleri, ihlâslı olanları seçip, onlarla işe başlıyor ve onlarla çalışıyorum. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hocası talebeye tekrar sorar: - Vazife verdiğiniz kimselere karşı nasıl davranıyorsunuz? - Onlara kendimden daha fazla güveniyorum. Kendimden şüphelensem bile, onlardan şüphelenmiyorum; fakat kontrol güvenmeye aykırı olmadığı için, kontrolü de elden bırakmıyorum. Onlara tam yetki ve serbestlik veriyorum. Onlar, duruma göre hareket edip, her gün bana bilgi veriyorlar. - İşte büyüklerimizin yolu da böyledir. Bu yolun esası taklittir. Ben de mübarek hocamı taklit ediyorum. Bir gün, (Beni dinleyen rahat eder; ama dinleyen yok; fakat sen dinlersin) buyurmuşlardı. Sizin, benim ve bütün hizmetlerin olmasının tek sebebi, mübarek hocamın bu iltifatına kavuşmamızdır. Başarılı olmak isteyen yardımcılarınız da aynı yolu takip ederse, aynı neticeye varacaktır. Başka hiçbir şeye lüzum yoktur. Yaptıkları bir işte, bir sıkıntı varsa, bir hataları var demektir. O da, ya size karşı bir hata etmiştir, söz dinlememiştir, bildiğini yapmıştır. Ya da dinimize uymamış, bir günah işlemiştir. Ben, hocamı taklit ediyorum, onun gibi olmaya çalışıyorum. Siz de beni taklit ediyorsunuz. Yardımcılarınızın da vazifesi sizi taklit edip, sizin gibi olmaya çalışmaktır. Yolun edebi ve başarının sırrı budur. İşlerinizi, plan programınızı yazıya dökün. Bu insanları disipline eder. Bilgileri kaybolmaktan korur. İnsana daha iyi hedef gösterebilir. Bir de, his ve yorum aradan kalkar. His ve yorum felakettir. Hazret-i Ali, istek ve şikâyetleri hep yazılı istermiş, sözlü dinlemezmiş. Öncelik sırası, hata işlememektir. Yanlış yapmamak birinci maddemizdir. Hiç kimse bize, daha iyisini yapmadın demez; ama niçin hata yaptınız der ve bu bizi çok sıkıntıya sokar. Büyüklerimizin kimliğini taşıyoruz, yani onları temsil ediyoruz. Onların güzel ahlakına uygun olarak, onların bildirdikleri şekilde hareket etmeliyiz. Bizim şahsi olarak yaptığımız bir hata, onlara gidebilir, bu da felaketimiz olabilir. İtibarımız, paramızdan daha kıymetlidir. Büyüklerimizin, dinimizin itibarını sarsacak şekilde, para ön plana alınırsa, o zaman felaket olur. Her işimizde esas olan ihlâstır, yani her işi sadece Allah rızası için yapmaktır. İhlâs oldu mu, istemeden yapılan hata da güzel gözükür. Hep paradan puldan konuşulsa bile, bütün bunlar zikir olur; çünkü bunlar dinimize ve insanlara hizmet için yapılıyor, şahsi menfaat için yapılmıyor. Çok hatamız, kusurumuz olsa; ama niyetlerimiz halisse, Cenab-ı Hak bizi bu niyetimize bağışlar. Niyet ihlâs demektir. İhlâs ise sırf Allah için yapmak demektir. İşin başı budur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Herkese Lazım Olan İman kitabı nelerden bahsediyor? CEVAP: Bu kitap, 4 bölümden meydana gelmiştir: 1- Bu bölümde, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin İtikadname kitabının tercümesi mevcuttur. İmanın ve İslam'ın şartları, geniş olarak açıklanmıştır. 2- Allahü teâlânın varlığına iman, Peygamberler, dinler ve kitaplar hakkında bilgi verilmiştir. Müslüman olmadıkları halde Müslümanlığa hayran olanların ve sonradan Müslümanlığı seçenlerin, İslamiyet hakkındaki sözleri yazılmıştır. 3- Bugünkü Tevrat ve İnciller'deki hatalarla, Kur'an-ı kerim hakkında bilgi vardır. Ayrıca Resulullah efendimizin mucizeleri, faziletleri, güzel ahlâk ve âdetleri bildirilmiştir. 4- Bu bölümde, İslamiyet hakkında geniş bilgi mevcuttur. İslam dinine yapılan iftiralara da cevap verilmiştir. İslamiyet bir vahşet dini değildir, Haçlı Seferleri, Müslümanlara yapılan zulümler, İngilizlerin İslam düşmanlığı, Müslümanlar cahil değildir, Din ile felsefenin farkı, İslamiyet'te felsefe var mıdır gibi konular da mevcuttur. Kitabın önsözünde özetle deniyor ki: (İslam dininin inançlarını, emir ve yasaklarını bildiren binlerce kıymetli kitap yazılmış, bunların çoğu, yabancı dillere çevrilerek, her ülkeye yayılmıştır. Buna karşılık, kısa görüşlü kimseler ve İngiliz casuslarına aldanmış olan cahil din adamları, her zaman, İslam'ın faydalı ahkâmına yani emirlerine ve yasaklarına saldırmış, onu lekelemeye, değiştirmeye, Müslümanları aldatmaya uğraşmışlardır. Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, yanlış, bozuk manalar çıkarılacağını, böylece 72 sapık fırkanın türeyeceğini, Resulullah efendimiz haber vermiştir. Büyük İslam âlimi ve din profesörü adı altında ortaya çıkmakta olan, bu sapık fırkalardaki kimselerin kitaplarına, konferanslarına aldanmamalı, bu din, iman hırsızlarının tuzaklarına düşmemek için, çok uyanık olmalı. İslam âlimleri, bunların hepsine, gerekli cevapları önceden yazmışlar, Allahü teâlânın dinini, huzur ve kurtuluş yolunu bildirmişlerdir. Biz de bu kitabımızda, hakiki âlimlerden, büyük İslam âlimi, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin İtikadname kitabını seçtik. Neşrolunmasını nasip ettiği için, Allahü teâlâya sonsuz hamd ve şükürler olsun! İmanın altı esası üzerinde, bu kitabımızda geniş bilgi vardır. Her Müslüman bu kitabı iyi okumalı, çocuklarının ve bütün tanıdıklarının okumaları için gayret etmelidir.) Bu kıymetli kitap, www.dinimizislam.com ve www.hakikatkitabevi.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, ücretsiz olarak da okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ülkemizde yabancı uyruklu kimselerin öldürülmesinin sebebi ne olabilir? CEVAP: Ülkemizde bu tür olayları, devletimizin güçlendiği, milletimizin birlik beraberlik içerisinde olduğu zamanlara denk getirmeye çalışıyorlar. Vatan ve millet düşmanlarının oyununa gelen kimseler, böyle işlere alet olabilir. Yoksa aklı başındaki bir Müslüman, böyle bir işe kalkışamaz! Peygamber efendimizin Müslüman olmayanlara özellikle Hıristiyanlara verdiği emanı çok kimse bilir. Resulullahın bu husustaki bir mektubu özetle şöyledir: (Bu yazı, Abdullah oğlu Muhammed'in bütün gayrimüslimlere verdiği sözü belirtmek için yazılmıştır. Kim ki, bu ahdin aksine hareket ederse, ister sultan, ister başkası olsun Allahü teâlâya karşı isyan ve din-i İslam ile alay etmiş sayılır ve Allahü teâlânın lanetine layık olur. Kendi dinine göre ibadetle meşgul olan gayrimüslim din adamları veya bir turist, benim korumam altındadır. Onlara zor kullanmayın. Onların dinî reislerini makamlarından indirmeyin! Onları ibadet ettikleri yerden çıkartmayın! Seyahat edenlerine mani olmayın! Bunların manastırlarını, kiliselerini yıkmayın! Buna riayet etmeyen, Allahü teâlânın ve Resulünün emrini dinlememiş olur. Kendileriyle bir müzakere yapılınca, merhamet, iyilik ve şefkatle hareket edilmelidir. Onları, daima merhamet ve şefkat kanatları altında koruyun! Onların kiliselerinde, kendi dinlerine göre ibadet etmelerine mani olmayın! Her kim ki, Allahü teâlânın bu emrine itaat etmez ve bunun zıddına hareket ederse, Allahü teâlânın ve Resulünün emirlerine isyan etmiş sayılır. Bu sözleşme kıyamete kadar değişmeden devam edecek. Hiçbir kimse, bunun aksine bir harekette bulunmasın!) [Bunun aslı, Mecmua-i Münşea-tus-salâtin kitabındadır.] Bunları bilen bir Müslümanın, gidip de, kendi aklı ve düşüncesi ile bir Hıristiyanı öldürmesi nasıl mümkün olur? Ayrıca, ortada yanlış bir durum olsa bile, bunun nasıl düzeltileceği, herkesin her şeye müdahale edemeyeceği, din kitaplarımızda da açıkça yazılıdır. Elle, güç kullanarak kötülüklere mani olmak; devletin [polisin, askerin] görevidir. Sözle, yazıyla bildirmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble dua etmek ise, her müminin vazifesidir. (Birgivi, Hadika) Dua yerine silaha sarılmak, anarşi ve fitne olur. (Fitne çıkaranlara lanet olsun) buyurulmuştur. TELEVİZYON SATMAK Sual: Televizyon satmak caiz midir? CEVAP: Günah olan işlerde kullanılması kesin olmadığı için, mubah şeyler seyretme ihtimali de olacağı için caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her insanın yanında bir melek ve bir şeytan var mıdır? Bir de, İslam Ahlakı kitabında (Şeytanım Müslüman oldu) hadisi geçiyor. Şeytanım Müslüman oldu ne demektir? CEVAP: Her insanın yanında bir şeytan olduğu gibi, herkesin yanında bir de melek vardır. Şeytan, insanın kalbine kötü düşünceler, vesveseler getirir. Melek ise, insana iyi düşünceler ilham eder. Üç hadis-i şerif meali: (Melekten gelen ilham, İslamiyet'e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet'ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ, benim yanımdaki şeytanın vesveselerinden beni muhafaza etti.) [Berika] (Allahü teâlâ, bana ihsan etti. Şeytanım Müslüman oldu.) [Berika] (Buradaki Müslüman oldu demek, teslim oldu, bana zarar veremedi demektir. Zaten kelime olarak Müslüman, teslim olan, kayıtsız şartsız boyun eğen demektir.) GÜNÜN ÂYETİ DEMEK Sual: Gazetelerde, internet sitelerinde, günün âyeti denilerek âyet mealleri yazmakta bir mahzur var mıdır? CEVAP: Böyle yazmak uygun olmaz. Âyet-i kerimeler her gün içindir. Günün âyeti, ayın âyeti demek hoş değildir. Bunun ikinci mahzuru da şudur: Kur'an-ı kerimin kelime kelime tercümesini yapmak mümkün olmadığı için verilen mana yanlış olur. Böyle bir tercümeyle murad-ı ilahi anlaşılamaz. Bu şekilde, âyet meallerini yazmak ve bunları okumak yanlış anlaşılmalara sebebiyet vereceği için uygun olmaz. Âyet mealinden din öğrenilemez, bununla amel edilemez. SULU ZEMZEM Sual: Zemzem azaldıkça, içine su ilave ederek, çoğaltmakta mahzur var mıdır? CEVAP: O zaman sulu zemzem olur. Su çok konmuşsa, zemzemli su olur. Zemzem özelliği azalır. İçine su ilave etmeden içmelidir. KUR'AN-I KERİM OKUNURKEN Sual: Okunan Kur'an-ı kerimi dinlemek mi daha sevab, yoksa Mushaf'tan takip etmek mi? CEVAP: Kur'an-ı kerim dinlemek farz-ı kifayedir, hiç kimse dinlemezse hepsi haram işlemiş olur. Dinlerken gözle takip etmenin ise mahzuru olmaz, hatta iyi olur, gözler de ibadet etmiş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Önemli sualler ve cevaplar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
- Çok zengin olmak için ne yapmalı? - Kanaatkâr olan, insanların en zengini olur. - En hayırlı kimse kimdir? - İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. - En adaletli kimdir? - Kendisi için istediğini insanlar için de isteyen, insanların en âdili olur. - Allah'ın en has kulu olmak için ne yapmalı? - Allah'ı çok zikredip anan, Allah'ın en has kulu olur. - İhsan sahibi olmak için ne yapmalı? - Allah'a, Onu görür gibi ibadet eden ihsan sahibi olur. - Kâmil imana kavuşmak için ne yapmalı? - Güzel ahlaklı olmalıdır. - Nur içinde haşrolmak için ne yapmalı? - Hiç kimseye zulmetmeyen, nur içinde haşrolur. - Günahların azalması için ne yapmalı? - İstiğfar ederek, günahlarının bağışlanması için Allah'a yalvaranın günahları azalır. - Kerem sahibi olmak için ne yapmalı? - Allah'a kullarını şikâyet etmeyen, insanların kerimi olur. - Rızkın bol olması için ne yapmalı? - Temizliğe devam edenin rızkı bol olur. - Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz tarafından sevilmek için ne yapmak gerekir? - Sevilmek için, onların sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir. - Allah'ın gazabından kurtulmak için ne yapmalı? - Dünya için kimseye kızmayan, Allah'ın gazabından kurtulur. - Duaların kabul olması için ne yapmalı? - Haramlardan sakınanın duaları kabul olur. - Başkalarının yanında rezil olmak istemeyen ne yapmalı? - Namusunu koruyan, iffetli olan, insanlar yanında rezil olmaz. - Ayıpların gizli kalması için ne yapmak gerekir? - Din kardeşlerinin ayıplarını örtenin ayıplarını Allah örter. - Günahları ne affettirir? - Gözyaşları ve hastalıklar. - Hangi iyilik daha faziletlidir? - Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza... - En büyük günah nedir? - Kötü ahlâktır. [Verilen cevapların hepsi hadis-i şerif mealidir.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İman mahlûk mudur, yani sonradan mı yaratılmıştır? CEVAP: İslam âlimleri buyuruyor ki: İman, Allahü teâlânın hidayeti olması bakımından mahlûk değildir; fakat kulun tasdik ve ikrar etmesi bakımından mahlûktur. İş sahibi, işi yaratan değil, bu işi yapandır. İnsan, mahlûk olduğu gibi, insanın küfrü de, imanı da mahlûktur. (Milel ve Nihal) Sual: Kur'andaki, (O gün, her fırkayı imamlarıyla çağırırız!) mealindeki ifadeden kasıt nedir? CEVAP: Tefsir kitaplarında şöyle bildiriliyor: Her ümmet, Peygamberleri ve dinde uydukları imamların isimleriyle çağırılırlar. Mesela, yâ ümmet-i Musa, yâ Şafii yahut yâ Hanefi denilir. (Beydavi, Tefsir-i Hüseyni, Ruh-ul-beyan) Kötü milletler de, zalim krallarıyla çağırılır. Mesela Firavun ve taraftarları, Nemrut'un adamları diye çağırılır. Kötüler kötü, iyiler de iyi liderleriyle çağırılır. (Meâlim-üt-tenzîl) ZEKÂT BORCU Sual: Yıllarca verilmemiş zekât borcu nasıl hesaplanır? CEVAP: Her yıl için kırkta birini verecek şekilde hesap edilir. İlk yıl için kırkta birini düşünce, ertesi yıl için kalan miktarın kırkta biri verilir. Böylece, her yılın zekâtı hesaplanıp altın olarak verilir. Sual: Bir kimse bize, filana selam söyle dese, selamını ona iletmemiz gerekir mi? CEVAP: Falancaya selam söyle diyene, (ve aleyküm selam) dense de, denmese de, o selamı götürmek kabul edilmiş olur ve o selamı yerine iletmek gerekir. İnşallah denirse, iletilemediği zaman mahzuru olmaz. Sual: Bir tarla satın aldım. Tarlanın içinde ekin ve diğer ürünler var. Bunları kullanabilir miyim? CEVAP: Tarla satılınca, içindeki ekini de satılmış olmaz. İçindeki ürünleri hemen toplaması gerekir. Eğer ekiniyle birlikte diye satış yapılmışsa, ekini de satılmış olur. DEVİR VE İSKAT Sual: Devir iskat yaparken nelere dikkat etmek gerekir? CEVAP: Devir yaparken, altını verdiğimiz borçsuz fakir, paranın kendisinin olduğunu bilmeli. Ancak iskat yapılmadan önce, yapılan bu iskat işinin, ölmüş bir Müslümanın namaz ve oruç gibi Hak borçlarından kurtulması niyetiyle, Allahü teâlâya yalvarmak demek olduğunu anlatmalı. İskata oturan fakir, verilen altının kendi malı olduğunu bilmeli ve kendi rızasıyla, sevab kazanmak için başka fakire hediye etmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müslüman, kimseye kötülük etmez. Kendine zarar verene, karşılık vermeyip sabreder. Ona tatlı dille, güler yüzle nasihat eder. Başarının sırrı, tatlı dil ve güler yüzdür. Âhir zamanın cihadı budur. Bunun aksi ise sıkıntı verir; çünkü dostun kalbini kırar, düşmanın düşmanlığını arttırır. Başarıyla insan arasında nefis vardır. İnsan nefsini aradan ne kadar çekerse, o kadar başarılı olur. Araya nefis karıştığı müddetçe başarısız olur. Başarıdan kastımız, sadece para kazanmak değildir. Cenab-ı Hakkın rızasına uygun iş yapmaktır. Allahü teâlânın rızasına uygun iş yapmak için, elden geldiği kadar nefsi aradan çekmek gerekir. Arada ne miktarda nefis varsa, başarı da o miktarda azdır. Büyükler hep, başkasıyla değil, nefsimizle mücadele etmeyi bildirmişler ve bunu istemişlerdir. Hatta bazı büyükler, işleri idare eden talebelerine, nefsi aradan çekmek için, (Bizimle, hizmetlerimizle ilgili size müracaat edenlere, eğer peki diyebiliyorsanız diyebilirsiniz; ama hayır demeyin! Hayır demek, bize aittir. Öyle bir durumda bize havale edin! Çünkü o bize geliyor, size gelmiyor. Bizim adımıza hayır dediğiniz takdirde, bunun sonucuna katlanmak size sıkıntı verir. Belki biz ona evet diyeceğiz. Evet demekte serbestsiniz; ama hayır diyemezsiniz. Belki biz de, hayır diyeceğiz; ama bizim dememiz başkadır, biz onun ahiretine bakarak evet veya hayır deriz. Onun için faydalı olan cevabı veririz. Bunu siz bilmezsiniz) buyurmuşlar. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Allah yolunda bir mücahid, bir kılıç sallamakla, bir dervişin, kırk sene riyazet çekerek bir kapalı odada zikretmesinden kazandığı sevabdan daha çok sevab kazanır) buyuruyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, (Bugünün silahı top, tüfek değil, kâğıt, kalemdir) buyuruyor. Bu yüzden, bu büyüklerin yolunda Ehl-i sünnete hizmet edenler, her nerede olursa olsun, hangi vazifede olursa olsun, cephede olan mücahidin tâ kendisidir; çünkü o gemide, o birliğin içerisindedir, o cemaatin, o cemiyetin içindedir. Bu hizmetler, sevaba ortak bir şirkettir. Herkes, âhirette ihlâsı nispetinde pay alacaktır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Eğer bir insan günahlardan kurtulur da, emr-i maruf yaparsa, onun hiç malı mülkü olmasa da, çok zengin sayılır. Hiçbir askeri, hiçbir kuvveti olmasa da, çok güçlü bilinir. Bütün insanlar arasında, bir şey olmadığı halde, en kıymetli, en aziz o olur.) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Sebeplere yapışmak ibadettir; çünkü nefse hakarettir. Dinin temeli, esası da, nefse karşı gelmektir. Yani sebebe yapışmaktan maksat, nefse hakaret etmektir; çünkü orda bir acizlik ifadesi vardır. Nefsimiz bunu istemez. Bazıları yardım etmek ister, şunları, bunları yapsana der. O ise, (Lüzum yok, ihtiyacım yok. Ben yaparım, ben ederim) diye cevap verir. Bunları hep nefsimiz dedirtir. Hâlbuki ihtiyaç hâlini belli etmek rahmettir. Allahü teâlâ, vesileyle yani bir sebeple yapılan duaları kabul eder. Duaların kabul olacağı yerleri yaratmış, mübarek ayları, günleri, geceleri yaratmış. Kişiler yaratmış, sebepler yaratmış. Tabii en büyükleri de, Kâbe-i muazzama, Peygamber efendimizin zatı, mübarek kabri, Arafat... Allahü teâlâ, zamansız ve mekânsız, hiçbir yerde olmayarak, her an, hazır ve nâzırdır. Bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak, (Beni zikredenin iki dudağı arasındayım) buyuruyor. O bize bu kadar yakın; biz ise çok uzağız. Günahlar, bedenimiz, her şey, bizi Cenab-ı Hakk'tan çok uzaklaştırıyor; ama Kâbe-i muazzama, Peygamber efendimizin huzuru, bizi Cenab-ı Hakk'a yaklaştırır. Biz çok uzağız; ama bu vesilelere yaklaşırsak, işte o zaman, dualar daha çabuk kabul olur, daha bereketli olur. Bir mümin, bir mümin kardeşi için, onun arkasından ne dua ederse, melekler âmin der. Melekler günahsız olduğu için de, Allahü teâlâ onların duasını kabul eder. Bu sefer melekler der ki: Ya Rabbi bu mümin, bunun için ne istediyse, aynısını sen de ona ver! Bu duaları da kabul olur. Evliya zatların, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin huy ve ahlâkında, verirken sevinmek, alırken de üzülmek vardır. Evliya bir zat, verirken duyduğu zevk ve şevki, başka şeylerde duyamaz. Alırken çektiği sıkıntı ve üzüntü de böyledir. Allah'ın ismiyle, yalan yere yemin etmek çok tehlikelidir. Doğru da olsa, lüzumsuz yere yemin etmemek gerekir. Allahü teâlânın ismini, üç beş paralık dünya için kullanmamalı. Allah'ın ismiyle olunca, karşı taraf elbette inanır. Mesela, Âdem aleyhisselamın Cennetten çıkarılmasının sebebi, şeytanın yemin etmesi oldu. Şeytan ona, vallahi şöyle, billahi böyle diye yeminle söyledi. Allah'ın ismine yemin edince, o da inandı, yalan olmaz dedi... > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Genelde bir saf cemaat oluyor. Birinci safın ortalarında bir iki kişilik boşluklar oluyor. İmam ikaz ediyor. Herkes yan yana gelerek bu boşlukları doldurmaya çalışıyor. Vakit kayboluyor, imam da namaza başlamış oluyor. Tek başına duran olmuyor, herkesin yanında birkaç kişi oluyor. Arada boşlukların kalması mekruh olur mu? CEVAP: Tek başına duran yoksa mekruh olmaz. Müezzin veya başkaları, bir veya birkaç kişiyle arkada dursalar da mekruh olmaz. Akşam namazı hariç, imam boşlukları doldurun diye ikaz etmemeli; çünkü Hanefi mezhebinde, sünnetle farz arasında konuşulmaz, hatta dua ve zikir bile yapılmaz. VATAN-I ASLİ Sual: Hanımı vefat ettikten sonra başka bir hanımla evlenenin, vatan-ı aslisi değişir mi? Yani ilk evlendiği yer vatan-ı aslilikten çıkıp, son evlendiği yer mi vatan-ı aslisi olur? CEVAP: Evet; ama eğer şimdiki yerde temelli kalmaya niyet etmişse, evlilik temelli kalınan yeri vatan-i aslilikten çıkarmaz. GÜNDÜZÜN İLK VAKTİ Sual: Bostan-ül ârifin kitabında, (Gündüzün ilk vaktinde uyumak mekruhtur) deniyor. Bu vakit, ne zamandır? CEVAP: İmsak vaktinden, işrak vaktine kadar olan zamandır. SECDEDE PARMAKLARI BİRLEŞTİRMEK Sual: Secdede parmakların hepsini birleştirmek gerekir mi? CEVAP: Evet. DUA EDERKEN Sual: Dua ederken, parmakların araları açılır mı? CEVAP: Hayır, bitişik olur. AKŞAM NAMAZINI GECİKTİRMEMELİ Sual: Önemli bir iftar davetine gidince, akşam namazını yemekten sonra kılmak caiz olur mu? CEVAP: Vaktin girdiği kesin belliyse, önce orucu açıp, sonra akşam namazını kılmalı, sonra yemek yemeli. Namazı mekruh vakte bırakmamalı. Akşam namazını, yıldızlar görününceye kadar, [yaklaşık yarım saat] geciktirmemeli. Son sünneti olan namazlarda, farzdan sonra son sünneti hemen kılmamak da mekruhtur. Bir mecburiyet olmadan, akşamın sünnetini terk etmek caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allahü teâlânın gayret etmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah kıskanır, haset eder demek yanlış değil midir? CEVAP: Allahü teâlâ için kıskanmak, haset etmek ifadesi kullanılmaz, gayret sahibi denir. Gayret, bir kimsede olan hakkına, onun başkasını ortak etmesini istememektir. Allahü teâlânın gayreti, kulunun kötü, çirkin şey yapmasına razı olmamasıdır. Bunun kıskançlıkla, hasetle ilgisi yoktur. Haset, bir kimsenin iyi bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp kendinde olmasını istemektir. Bu kötü bir şeydir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Günah değildir. Gayret etmek hakkını istemektir. Allahü teâlâ, kendisinden başkasına ibadet edilmesini istemez. Kendisinden istemeyip, başkalarına el açanlara gayret eder. Allahü teâlâ, çok sevdiği kimselere, bazı evliya ve enbiyaya gayret etmiştir. Mesela Yusuf aleyhisselamın, (Sultanın yanında benim ismimi söyle!) demesi gayret-i ilahiyyeye dokunarak, yıllarca zindanda kalmasına sebep oldu. İbrahim aleyhisselamın, oğlu İsmail aleyhisselamın dünyaya gelmesine sevinmesi, gayret-i ilahiyyeye dokunarak, bunu kurban etmesi emrolundu. (İ. Ahlakı) DOĞRUYU BULMAK Sual: Bir arkadaş, (Ben de Ehl-i sünnet kitaplarını okuyorum, sen yanlış anlıyorsun) diyerek birkaç konuda farklı şeyler söyledi. Hangimizin doğru anladığını nasıl tespit ederiz? CEVAP: Okuduğu kitabı doğru anlamak önemlidir. Allahü teâlâ, dinini doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. Herkes, (Ya Rabbi! Dinimi doğru olarak öğrenmek istiyorum. Razı olduğun, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup, doğru olarak anlamayı nasip eyle!) diye ihlâsla dua etmeli, Allahü teâlânın sözüne güvenmelidir. Cenab-ı Hak ona muhakkak doğru yolu gösterir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69] BEBEĞİN ÖLÜMÜNE SEBEP OLMAK Sual: Bir kimse, elinden düşürüp bebeği ölse veya bebekle yatakta yatarken, üstüne yatıp çocuğun ölümüne sebep olsa, bugün için dinen cezası nedir? CEVAP: Kasıt olmayıp, hatayla ölümüne sebep olduğu için, 60 gün kefaret orucu tutması gerekir.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimisi, kötü birisiyle evleniyor, o kötü de kötülük yapınca, (Ne yapayım kaderim böyleymiş) diyor. Kimi gaza basıyor, kaza yapıyor. (Ben ne yapayım alnımın yazısı böyleymiş. Tedbir, takdiri bozamaz) diyor. Kimi hırsızlık ediyor, mahkûm oluyor. (Ne yapayım benim kaderim böyle kötüymüş, ben kader mahkûmuyum) diyor. Kimisi, zararlı şeyler yiyip içiyor, hastalanıp felç oluyor. (Ne yapalım, kaderin önüne geçilmez, olacakla öleceğe çare olmaz, biz tevekkül ediyoruz) diyor. Bunlar dine uygun mu? CEVAP: Burada yanlış olan, tedbir almamaktır. Tedbir almadan suçu kadere yüklemek yanlış olur. Evet, kaderinde bunlar vardı; ama bunlara kendisi sebep oldu. Resulullah efendimiz, bir köylüye, (Deveni ne yaptın?) diye sorunca, o da, (Allah'a tevekkül edip, kendi hâline bıraktım) dedi. Köylüye, (Deveni sıkı bağla ve sonra tevekkül et!) buyurdu. (İbni Asakir) Kaza ve kaderimizi, başımıza gelecekleri bilmediğimiz için, tedbir almak gerekir. Tedbir almak, sebeplere yapışmak dinimizin emridir. (Dürer) Kötü kimselerle gezip, kötü işler yaptıktan sonra, (Kaderim kötüymüş) diyerek suçu kadere yüklemek, cahillikten, ahmaklıktan başka şey değildir. BORSA Sual: Borsaya girmek, alım satım, yatırım yapmak caiz mi? CEVAP: Caizdir. Hisse senedi almak, bir şirkete ortak olmak demektir; fakat kumar oynar gibi, sürekli bununla meşgul olmamalı. Borsa yüzünden evini barkını satan, hatta intihar edenler bile olmuştur. DÜŞÜK FİYAT Sual: Bir malı, herhangi bir sebeple, alış fiyatından daha düşük bir fiyatla zararına satmakta mahzur var mıdır? CEVAP: Bir ihtiyaç varsa, çok ucuza da satmakta mahzur olmaz. Mesela, müşteri çekmek için, fakire yardım için veya bu mal zamanla bozulacaksa ucuza satılabilir. CİN VE ŞEYTAN Sual: Cinle şeytanın yaratılış bakımdan farkı nedir? CEVAP: Şeytan da, cin gibi, ateşle havadan yaratılmıştır; fakat cinde hava, şeytanda ateş fazladır. Cinlerin kâfir olanları olduğu gibi Müslüman olanları da vardır. Şeytanların ise hepsi kâfirdir. (Keşkül risalesi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Müminin silâhı, sabır ve duadır) hadisindeki sabır ve dua, silah olarak nasıl kullanılır? CEVAP: Silah, daha çok savunma aracıdır. Dua ve sabırla kötü şeyler önlendiği gibi, iyi şeyler de ele geçer. Sıkıntılı şeylerden kurtulmak için, rahat ibadet edebilmek ve haramlardan kaçmak için, sabrederek dua etmek gerekir. Her ikisine de birkaç örnek verelim: SABIR SİLAHININ FAYDALARI Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak, sabırsız ele geçmez. Resulullah efendimize (İman nedir?) diye sorulduğunda, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemi) Sabır acı ise de, meyvesi tatlıdır. Beş âyet-i kerime mali: (Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10] (Sabredenlere [ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155] (Allah sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153] (Allah sabredenleri sever.) [Âl-i İmran 146] (En güzel şekilde sabret!) [Mearic 5] Birkaç hadis-i şerif meali: (Sabreden kuldan Allah razı olur.) [Deylemi] (Sabırlı ve ihlâslılar, hesaba çekilmeden Cennete girer.) [Taberani] (En faziletli amel, sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi] (Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.) [İ. Maverdi] (Sabır üç çeşittir: 1- Belaya sabır, 2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır, 3- Günah işlememek için sabır. Belaya sabredene 300, ibadet yapmaya sabredene 600, günah işlememeye sabredene ise 900 derece ihsan edilir.) [Ebu-ş-şeyh] DUA SİLAHININ FAYDALARI Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Kaza-i muallâkı hiçbir şey değiştirmez. Yalnız dua değiştirir.) [Hâkim] (Kader tedbirle değişmez; ama kabul olan dua, bela gelirken korur.) [Taberani] (Dua 70 türlü kazayı önler. Ömrün bereketini artırır.) [Tirmizi] (Dua belayı önler.) [Deylemi] (Dua edenin, ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür yahut ahirette mükâfatını bulur.) [Deylemi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hak Sözün Vesikaları kitabında neler var? CEVAP: Bu kitapta, tam 10 risale [kitapçık] vardır: 1- Abdullah-ı Süveydi hazretlerinin Hücec-i kat'ıyye kitabıdır. Ehl-i sünnetle Şiilerin arasındaki ayrılığın giderilmesini ve Nadir Şah'ın bu husustaki fermanını bildirmektedir. 2- İmam-ı Rabbani hazretlerinin Redd-i Revâfıd kitabıdır. 3- Osman Efendi'nin Tezkiye-i ehl-i beyt kitabıdır. Bir din cahilinin yazdığı Hüsniye kitabına cevap verilmektedir. 4- Bu bölümde, din cahillerinin çeşitli fikirlerine cevap verilmekte, bilhassa namaz ve mescidler konusunda geniş bilgi olup, namazın beş vakit olduğu delillerle açıklanmaktadır. 5- Bu bölümde, Ehl-i beytle Eshab-ı kiramın birbirlerini çok sevdikleri açıklanmakta ve bu hususta iftira edenlerin sözleri, ilmî olarak cevaplandırılmaktadır. 6- İmam-ı Rabbani hazretlerinin Peygamberlik nedir kitabıdır. Bu bölümde Peygamberliğin ve mucizenin ne olduğu, Muhammed aleyhisselamın peygamberliğinin ispatı bildirilmektedir. 7- İmam-ı Rabbani hazretlerinin hayatıdır. Bu bölümde ayrıca, İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğlu Muhammed Masum hazretlerinin 33 kıymetli mektubu da mevcuttur. 8- İmam-ı Gazali hazretlerinin, Eyyühel-veled yani Ey Oğul kitabıdır. 9- Bu bölümde, İslamiyet'e iftira atanlara cevap verilmektedir. 10- Bu bölümde, komünizm ve komünizmde din düşmanlığı hakkında geniş bilgi vardır. Kitabın önsözünde de, özetle deniyor ki: (Herkes, insanlığa hizmet etmenin en şerefli vazife olduğunu ve bunun için çalıştığını söyler. Kendi keyfi, zevki için ve para kazanmak için olan çalışmalarını, didinmelerini, bu hizmet maskesiyle örtenler pek çoktur. İnsanlara hizmet, onları dünyada ve ahirette rahata, huzura kavuşturmak demektir. Bunun da tek yolu, insanları yaratan, yetiştiren, merhameti ve ihsanı sonsuz olan Allahü teâlânın gösterdiği saadet yolu yani İslamiyet'tir. O halde insanlığa hizmet, İslam'a hizmetle olur. İslam'a hizmet, insanlığa hizmettir. İnsanlığa düşman olanlar, İslamiyet'i yok etmeye çalışmıştır. Saldırılarının en tesirlisi, Müslümanları aldatmak, içeriden yıkmak olmuştur. Onları bölmüşler, birbirine düşman etmişler, dinsizlerin pençesine düşmelerine sebep olmuşlardır.) Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan, www.dinimizislam.com ve www.hakikatkitabevi.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İman edip, Ehl-i sünnet âlimlerini tanıyan ve onların yolunda olan Müslümanlar, ne kadar şükretse azdır. Kur'an-ı kerimde, Allahü teâlâyı tanımayan için, açıkça, (Gözleri vardır, görmezler) buyuruluyor. Ehl-i sünnet âlimlerini görmez, din kitaplarını görmez, hizmetleri görmez, camileri görmez. (Kulakları vardır işitmezler) buyuruluyor. Ezanı işitmez, dinî nasihatleri işitmez. Sonra, (Çünkü onların kalbleri mühürlüdür) buyuruluyor. Kapı kilitli, kapalı. Göz ne kadar bakarsa baksın, kulak ne kadar açık olursa olsun, eğer içeride bir işitme veya görme işi olmazsa, baksa da görmez, işitse de duymaz; çünkü duyuracak olan kulağın kendisi değil, Cenab-ı Hak'tır. Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini, kitaplarını tanımak, onların yolunda hizmette bulunmak nimetleri çok büyüktür. Bunun ne kadar kıymetli ve büyük olduğu, dünyada pek anlaşılmasa da, ölünce hepimiz anlayacağız. Ne büyük bir fırsatı elden kaçırdığımıza yanacağız. Bir daha geriye dönebilir miyiz? Bir daha tevbe edebilir miyiz? Onun için, Peygamber efendimiz, (Ölmeden önce ölün) buyuruyor. İnsanlar ahirette feryat edecektir. (Yâ Rabbi, bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz, hep dinine hizmet edeceğiz) diyecekler. Onlara, (Zaten oradan geldiniz ya...) denilecektir. Başarılı olmak isteyen, din büyüklerimizin yoluna sarılmalı. Onların yolunda, işi geciktirmek yoktur; çünkü Peygamber efendimiz, (Sonra yaparım diyenler, işini sonraya bırakanlar helak oldu) buyuruyor. Araya sonra girdi mi, o iş kaldı demektir; çünkü unuturuz, bir mani çıkar, hastalık olur, ölüm olur, bir daha o işi yapamayız. Her başarının engeli, insanın kendi nefsidir. Önümüze konan duvar gibidir. Allahü teâlâdan gelen yardıma, evliya zatlardan gelen feyze, insanın nefsi, kibri, engeldir. Bu aradan ne kadar çekilirse, o kadar feyz gelir. Biz neredeyse, hep o gelen feyzi kapatmanın yollarını arıyoruz. Devamlı, benim dediğim olsun, bana tâbi olun, benim sözüm olsun, benim mevkiim olsun diyoruz. O benim dediğimiz her şey, bir gün gelecek, başımıza bela olacak. Öldükten sonra hepsini anlayacağız. Bir şeyi iyi yapmak, ilmini bilerek, onu çok ve devamlı yapmakla mümkündür. Mesela bir terzi, ne kadar çok kumaş keserse, o kadar iyi bir terzi olur. İnsan da kendini ölüme ne kadar alıştırırsa, yani her şeyi bırakacağına, bu işlerin hepsinin geçici olduğuna ne kadar alıştırırsa o kadar rahat ölür. Demek ki, ölüme hazırlanarak kendimizi ölüme alıştırmamız gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bid'at ehline saygı göstermek, İslam'ın yıkılmasına yardım etmek olur. Bu ise, amelin boşa gitmesine sebep olur. Bid'at ehli, İslamiyet'e ekleme ve çıkarma yapan kimsedir. Yani İslamiyet'in doğru yolunu saptırandır. Bid'at sahibi, Resulullah efendimizin sünnetinden, yolundan ayrıldığı için, ondan gelen feyizlerden faydalanamaz. Hadis-i şerifte, (Bid'at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kılma! Ben onlardan değilim) buyuruldu. Şibli hazretlerinin Halife Harun Reşid'e nasihati şudur: (Sen bir suyun, bir pınarın başındasın, millet bu suyu içiyor, evlere bu su gidiyor. Bu suya ne koyarsan, millet onu içecektir. Bu suyu kirletme! Allahü teâlâ, Peygamber efendimizden beri akıp gelen bu İslamiyet suyunun bekçisi olmayı sana nasip etti, bu suya pislik karıştırma, karıştırılmasına da izin verme! Yeni bir şey ilave etme, bid'at karıştırma, onu tertemiz olarak koru! Bu suya ilave edilecek her şey o suyu kirletir. Ona bir şey ilave etme, milleti bozma! Çünkü artık millet, seninle beraber Cennete veya Cehenneme gidecek. Sen bunların başına geçtin. Bunlara söyleyeceğin bir yanlış yüzünden, bunlar Cehenneme giderse, seni de götürecekler. Yahut sen giderken, bunları da götüreceksin. Bunlara da acı, kendine de acı!) İşte Emîr-ül-mü'minîn'in yani Müslümanların başındaki idarecinin vazifesi, mevcudu muhafaza etmektir. İlave edilen her şey, her bid'at, mutlaka bir sünneti yok eder. Yani suya ilave edilecek her şey, sudan bir şey çıkarmayı gerektirir; çünkü o su, kemal derecesindedir. Allahü teâlâ, (Ben dininizi kemale erdirdim) buyuruyor. Kemale ermiş olan bu dine, bir şey ilave etmek için, bir şeyin çıkması gerekir. Ona bir şey ilave ediyorsunuz, taşırıyorsunuz. İşte bid'at budur. İlave edilen her şey, aslından bir şey çıkarır. Onun için dini korumak, aslını muhafaza etmek, her Müslümanın, hele işin başındakinin aslî görevidir. Dolayısıyla, milletin başına geçmekten, onların önüne düşmekten daha büyük tehlikeli şey yoktur. Herkesin vebalini omuzlarında taşıyor. İmtihana tâbiyiz. Allahü teâlâ yaptıklarımızı sınıflandıracaktır. Kendisi için yapılanları kendisine ayıracak, nefsimiz yani kendimiz için yapılanları bize bırakacaktır. Bu tercihi benim için yaptın, o halde bu tarafa gel diyecektir. Kendimiz için yaptıklarımız ise hiçbir şeye yaramayacak; hatta zararı olacaktır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başka mezhebi taklit etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, ihtiyaç halinde başka bir mezhebi taklit etmeyi, mezhepten, hatta dinden çıkmak gibi kabul ediyorlar. Din kitapları mezhep taklidi konusunda ne yazıyor? Mezhep taklidi zaruret midir, yoksa ihtiyaç mıdır? CEVAP: Zaruret halinde taklit gerektiği gibi, ihtiyaç halinde de taklit gerekir. Bir farzı yapmanın veya bir haramdan sakınmanın imkânsız veya meşakkatli, güç olması durumunda, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde çare yoksa, diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çare varsa, o iş için, o konuda o mezhep taklit edilir. Bu konuda muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir: Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. (Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika) Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. (Redd-ül-muhtar) Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklit caizdir. (Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat) Tâbi olduğu mezhebe uyarak bir işi yaparken harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklit ederek yapılır. (İbni Emir Hac) Bir Hanefi'nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için, Şafii'yi taklit etmesinde bir mahzur yoktur. (Bahr-ür-raık, Nehr-ül-faık) Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki'ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi'de bildirilmemişse, Maliki taklit olunur. (Redd-ül-muhtar) Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç olan şeylerin, Hanefi'ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani) İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklit etmesi caizdir. (İ. Hümam) Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklit etmek için, o mezhebin o konudaki şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak gerekir. Sebepsiz uymazsa, taklit caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf'a, Cuma'yı kıldıktan sonra, abdest aldığı suyun necis olduğu söylenince, (Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir) buyurdu. (Hadika) [Müctehid, müctehidi taklit edemez. Bir müctehid olan İmam-ı Ebu Yusuf'un ictihadı, burada İmam-ı Şafii'ye uygun gelmiştir.] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başka mezhebi taklit etmek -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Herkes, kendine kolay gelen, dilediği bir mezhebe uyabilir. İhtiyaç halinde, bir işini bir mezhebe, başka işini başka mezhebe göre yapabilir. Ancak bir işin hepsini, bir mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapması gerekir. (Redd-ül-Muhtar) Bir işi bir mezhebe göre yaparken, bu mezhebin, bu işin sahih olması için koyduğu şartlardan, yapılabilmesi mümkün olanların hepsini yapması gerekir. Bunlardan biri yapılmazsa, bu iş sahih olmaz. (Hulasat-üt-tahkik) Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklit etmek gerekiyorsa, iki mezhepte de bâtıl olacak bir şey yapmamak şarttır. Mesela abdestte, Şafii mezhebini taklit ederek uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli dokununca, Maliki'ye göre abdest bozulmaz diyerek namaz kılsa, bu namazı batıl olur; çünkü kadına dokunduğu için Şafii'ye göre, uzuvlarını ovmadığı için de Maliki'ye göre abdesti sahih değildir. (Tahrir) Bir iş için, başka mezhep taklit edildiği zaman, o mezhebin bu iş için koyduğu şartların hepsine uymak gerekir. Bu şartlardan biri eksikse, ibadet sahih olmaz; çünkü meşakkat olunca, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, zaruret olmadıkça, ancak bütün şartları yerine getirmekle caiz olur. (Mizan-ül-kübra) İsmail Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: İhtiyaç olunca, başka mezhebi taklit ederek işini yapabilir; fakat bu iş için, o mezhepte olan şartların hepsini, uyabildiği kadar yerine getirmesi gerekir. (İkd-ül-ferid) Dünyalığa, şehvetine kavuşmak için, başka mezhebi taklit caiz değildir. (Ukud-üd-dürriyye) Muhammed Bağdadi hazretleri buyurdu ki: Başka mezhebi taklit etmek için üç şart vardır: 1- Kendi mezhebine göre başladığı bir işi, başka mezhebe uyarak tamamlayamaz. Mesela, Şafii'nin şartlarına uymadan, sadece Hanefi'ye göre aldığı abdestle, Şafii'ye göre namaz kılamaz. 2- Taklit ettiği iki mezhep de, bu işe bâtıl dememeli. Bir Şafii, (Şafii'de abdestte uzuvlarını ovmak farz değil, Maliki'de de kadına dokunmak abdesti bozmaz) diyerek, yabancı kadına dokunarak ve uzuvlarını ovmadan aldığı abdestle namaz kılarsa, bu iki mezhebe göre de namazı sahih olmaz; çünkü yabancı kadına dokunmak Şafii'de abdesti bozar. Ovmak ise Maliki'de farzdır. 3- Mezheplerin kolaylıklarını toplamak caiz değildir. Mesela, Hanefi'de velisiz veya Maliki'de şahitsiz yapılan nikâh sahihtir; ama hem velisiz, hem de şahitsiz olan bir nikâh sahih olmaz. (Taklid risalesi) [Devamı var] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başka mezhebi taklit etmek -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Taklidin zaruret olduğu durumlara örnek: 1- Şafii'ye göre zekâtın, Kur'an-ı kerimde bildirilen sekiz sınıfın her sınıfına verilmesi gerekir. Bunlardan, müellefe-i kulub sınıfı [ve zekât toplayan memur sınıfıyla, kölelikten kurtarılacak borçlu sınıfı] bugün yoktur. Bunları bulup zekât vermek imkânsız olduğu için, Şafiilerin bu sınıflardan sadece birine verebilmek için, Hanefi'yi taklit etmeleri gerekir. (Mektubat-ı Rabbani 3/22) 2- Hacda kadınlara dokunarak, abdestinin bozulma ihtimali olan Şafiilerin, Hanefi veya Maliki'yi taklit etmesi gerekir. Zaten tatbikat da böyledir. Taklidin caiz olduğu durumlara örnek: 1- Şafii'de sütkardeş olmak için, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmek gerekir. 1-2 kere emen bir Hanefi, (Şafii'de sütkardeş olmaz) diye, sütkardeşiyle evlenemez; ancak evlendikten sonra sütkardeş oldukları meydana çıkmışsa, o zaman bir yuvanın yıkılmaması için, Şafii taklit edilerek evliliğe devam edilebilir. 2- Üç talakla boşanan kadın, başka bir erkekle evlenip, o erkek de, bunu boşamadıkça, eski kocasıyla evlenemez. Böyle bir durumda, ilk nikâhları Şafii'ye uygun yapılmamışsa, Şafii mezhebi taklit edilerek, Şafii'ye uygun nikâh yapmaları caiz olur. (Redd-ül-muhtar) 3- Şafii'de, fitre için, buğdayın veya diğer maddelerin kıymeti kadar altın, gümüş vermek caiz değildir. Hanefi taklit edilerek, buğday yerine, değeri kadar altın veya gümüş vermek caizdir. (Şemseddin-i Remli fetvası) 4- Hanefi'de lavman, orucu bozar. Ancak şiddetli kabızlık çeken, Maliki'yi taklit ederek, oruçluyken lavman yaptırırsa, oruca devam edebilir; çünkü Maliki'de lavman orucu bozmaz. (Mizan-ül-kübra) 5- Hanefi'de, ödünç verirken ödeme tarihi belirlemek caiz değildir. Ödeme tarihi koyabilmek için, Maliki'yi taklit etmek caiz olur. (Eşbah) 6- Şafii'de, ölü için iskat yapılmaz. Hanefi taklit edilerek iskat yapılabilir. (Neful-enam) 7- Şafii'de, oruca imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Uyumak, unutmak gibi herhangi bir sebeple bunu yapamayan bir Şafii, hatırlayınca, orucunu kurtarmak için, (Bu orucumu Hanefi mezhebine uyarak tuttum) derse oruç sahih olur. 8- Bir işi yapmakta harac olursa, zayıf kavle uyulur. Buna uymakta da harac olursa, başka mezhep taklit ederek yapılır. (İbni Abidin, Hadika) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Nebe suresi 23. âyetinde, sonsuz olarak değil, asırlar boyunca cehennemde kalınacağı bildiriliyor. Dolayısıyla, kâfirler de cehennemde ebedi kalmayacaktır) diyorlar. Bu doğru olabilir mi? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Bahsedilen âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Onlar orada ahkâb [hukublar, devirler] boyunca kalacaklardır.) [Nebe 23] Ahkâb, hukub kelimesinin çoğuludur. Hukub, birçok seneleri ihtiva eden bir devir demektir. İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde buyuruyor ki: Devirler boyunca orada kalacaklar demek, devirler devam ettiği sürece cehennemde kalacaklar demektir. Bu devirlerin ardı arkası kesilmeyecektir. Her bir devir geçtikçe bir başkası gelecektir. Sonsuza kadar, ardı ardınca günler gelecek demektir. Eğer beş ya da on ahkâb denilseydi ya da buna benzer bir ifade kullanılmış olsaydı, o zaman belirli bir zamana delalet ederdi. Ahkâbın söz konusu ediliş sebebi, hukubun onlar nazarında en uzun süreyi kapsadığından dolayıdır. Böylelikle onların anlayışlarının benimsediği ve bildikleri şekilde onlara hitap etmiş olmaktadır. Burada bu ifade, ebedilik için kullanılmıştır. Yani onlar orada ebediyen, sonsuz olarak kalacaklardır. Ahkâb ifadesi kalblere daha bir dehşet verir ve ebediliğe daha açık bir delil teşkil eder. Anlamlar birbirine yakın olduğu için ahkâb ifadesi kullanılmıştır. (Cami'u li-Ahkâm) Beydâvî, Celâleyn, Medârik tefsirlerinde de, (Sonsuz devirler boyunca içinde kalacaklar) buyuruluyor. Bu husus şu mealdeki âyet-i kerimelerde, daha açıkça bildirilmiştir: (Kötülükleri [günahları, küfürleri] kendilerini çepeçevre kuşatanlar Cehennemliktir, orada ebedi kalırlar.) [Bekara 81] (Şüphesiz, kâfirlere Cehennem azabı ebedidir, sonsuzdur.) [Zuhruf 74] MÜSLÜMAN OLUNCA Sual: Bir gayrimüslim, Müslüman olunca, gusletmesine gerek var mı? CEVAP: Cünüp olduktan sonra yıkanmışsa, Müslüman olunca gusletmesi müstehabdır. Cünüp kâfir, kir için yıkanmışsa cünüplüğü de kalmaz; çünkü Hanefi'de gusülde niyet farz değildir. Yıkanmakla gusletmiş olur. Cünüp olduktan sonra yıkanmamışsa, Müslüman olunca gusletmesi farzdır. (İ. Ahlakı) İBADETTEN SEVAB BEKLENİR Sual: S. Ebediyye'de orucun Allah'ın emri olduğuna inanmak ve sevab bekleyerek tutmak lazım olduğu bildiriliyor. Oruç gibi, namaz için de, aynı şekilde sevab beklemek lazım mıdır? CEVAP: Elbette sevab beklemek lazımdır. Zekât da öyle, hac da öyledir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah, dünyayı ve insanları niye yarattı? Niye bir kısmını Cennete, bir kısmını da Cehenneme koyacak? CEVAP: Allahü teâlâ dünyayı ve kâinatın tamamını insan için yarattı. Bitkileri, hayvanları, su, taş, toprak, maden gibi her şeyi insanın faydalanması için yarattı. İnsanları da, kendisini tanımaları ve kendisine ibadet etmeleri için yarattı. Bu tanımanın ve ibadetin faydası da, yine insanlaradır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, hiçbir şey için, hiçbir şeye muhtaç değildir. Yaratılmakla, biz kıymetlendik, şereflendik. Zâriyat suresinin, (İnsanları ve cinleri, bana ibadet etmeleri için yarattım) mealindeki 56. âyet-i kerimesindeki (ibadet etmeleri için) ifadesi, (beni tanımaları için) demektir. Yani, Allahü teâlâyı tanımak, inanmak için yaratıldık. Hadis-i kudside, (Tanınmak için, her şeyi yarattım) buyurması, (Beni tanımakla şereflenmeleri için) demektir. (1/266) Cennet ve Cehennem de, insanların amellerine göre yaratıldı. İman edip iyi işler yapanlar Cennete, iman etmeyenler Cehenneme gidecek ve hepsi orada sonsuz kalacaktır. Hiç kimseye zulmedilmeyecek, orada herkes yaptığının karşılığını görecektir. ALLAH'IN VARLIĞI Sual: Allah'ın varlığının kendinden olduğu, sonradan var olmadığı nasıl ispat edilir? CEVAP: Ahmed Asım Efendi buyuruyor ki: Allahü teâlâ, hâşâ ezeli olmasaydı, sonradan var olsaydı, Onu yaratan bir yaratıcı bulunurdu. Bu yaratıcı ezeli ise, Allah odur. Sonradan var olduysa, onu da yaratan biri lazım olur. Böylece, ezeli olmayan yaratıcılar zinciri mevcut olur. Bu zincire teselsül denir. Teselsül ise imkânsızdır. Şöyle ki: Bir şeyin sonsuz yaratıcılarını, birinciden başlayarak, sonsuz olarak, yan yana dizelim. İkinci yaratıcıdan başlayarak, ikinci bir sıra daha düşünelim. Sonsuza giden ikinci sıra, birinci sıradan bir noksan olduğu için, kısadır. Kısa olana sonsuz denilemez. İkinci sıra, sonsuz olamadığı için, bundan bir fazla olan birinci sıra da, sonsuz olamaz. Yani, bir ucu sonsuza giden yarım doğru düşünülebilir; fakat böyle bir şey mevcut olamaz. Teselsül olamaz. Sonsuz sayıda yaratıcılar olamaz. Sonsuz var olan bir yaratıcı olur. Bu tek yaratıcı, ezelidir, ebedidir, sonsuz olarak vardır. Varlığı kendindendir, başkasından değildir. (Emali kasidesi şerhi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda dinimize hizmet edenler, çok şük-retmeli; ancak hizmetlerdeki başarısını kendisinden olduğunu sanarak kibre düşmemeli, kendisini bir şey zannetmemeli. Bu hizmetler, Allahü teâlânın yardımıyla, büyüklerin himmet ve dualarıyla yürümektedir. Sıkıntılardan, engellerden, düşmanlardan kurtulmaları da böyledir. Leşker-i dua [dua ordusu], leşker-i gazadan [orduda hizmete katılanlardan] öndedir ve kuvvetlidir. Leşker-i gazâ, leşker-i duanın yardımına muhtaçtır. Sultan Mirza Mahmud, kardeşi Sultan Ahmed Mirza'nın bulunduğu topraklarda gözü olduğu için büyük bir orduyla Semerkand üzerine yürüdü. Sultan Ahmed'in bu orduya karşı koyacak gücü yoktu. Kaçmak için Ubeydullah-i Ahrar hazretlerinden izin istedi. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri bu sırada medresede bulunuyordu. Sultana, (Sen kaçarsan, bütün Semerkand halkı başsız kalır ve esir düşer. Yerinde dur ve gönlünü hoş tut! Ben dua edeceğim; ama benim duamın kabulü için, bir emîr-ül-mü'minîn olması şart. Allahü teâlâ bize yardım eder. Dua, kaderi de, kalbi de değiştirir; fakat kabul olmasının şartı var, emîr-ül-müminin de olacak) dedi. Sultanın hâlâ tedirgin olduğunu görünce ona, (Semerkand düşecek olursa, kalenin arka kapısından çıkar gidersiniz!) dedi. Sultan, tamam dedi. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri, dört beş talebesini de kalenin burçlarına gönderip, (Siz de orada zikre devam edin. Savaş bitene kadar yerinizden ayrılmayın) dedi. Komutana da, (Ne zaman işaret edersem, kaleden birkaç bölük dışarıya çıksın) dedi ve savaş başladı. Ondan sonrasını askerlerden dinleyelim: (Biz kılıcımızı sallıyorduk, sekiz on tane kelle önümüze düşüyordu. Biz sadece kılıcı sallıyoruz, kelleler düşüyordu. Sonra birdenbire, kale tarafından korkunç bir kasırga esmeye başladı, karşı taraftan gelenler ne yapacağını şaşırdı. Kimse gözünü açamaz oldu. İnsanlar ve hayvanlar devrilmeye başladı. Çadırlar, eşyalar havada uçuşuyordu. Dağdan kopan büyük bir kaya parçası da çok kimseyi öldürdü. Kayanın düşüşünden öyle korkunç bir ses çıkmıştı ki, süvarilerin atları ürküp boşanmış ve sahiplerini çiğneyerek kaçmaya başlamışlardı. Herkesin birbirini çiğneyip ezdiği bir ana-baba günü olmuştu. Bu durumdan dehşete düşen Sultan Mirza Mahmud, atına atlayıp kasırga istikametinde dörtnala kaçmaya başladı. Ordusu da arkasından kaçtı. Bunun üzerine Sultan Ahmed, ordumuzun başına geçti ve peşlerine düştük, çoğunu kılıçtan geçirdik.) Sonunda, burç üzerindeki talebeler de, Sultan Ahmed de, Ubeydullah-i Ahrar hazretlerinin yanına döndüler. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri Sultanı sarayına gönderdi. Kendileri de medreseye döndüler... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyük bir dergâhı olan bir zat, bazı talebelerinin, büyüyen hizmetler yüzünden kibre, ucba düştüklerini, bu başarıyı kendilerinden zannettiklerini görünce der ki: (Kendimizi bir şey zannetmeyelim. Bu hizmetler, Allahü teâlânın yardımıyla, büyüklerimizin himmet ve dualarıyla yürümektedir. İşin esası budur. En korktuğumuz şey, esası unutup teferruata gönül bağlamaktır. Biz teferruatız. Buna rağmen kibre, ucba kapılırsak, başarıyı kendimizden bilirsek, kalb kırarsak, Allahü teâlâ bizi helak eder. Bu yolun incelikleri vardır. Birinci inceliği edeb, ikinci inceliği de edebdir. Üçüncü inceliği yine edebdir; çünkü biz, büyüklerin temsilcileri olarak, onların edebiyle başarılıyız. Ancak edepliysek, bizim bilgimizden, bizim verdiğimiz hizmetlerden, insanlar faydalanır. Bu yol çok yücedir; çünkü Allah'a yakın olmak, Allahü teâlânın dinini yaymak, anlatmak kadar ince iş olur mu? Ruha hitap ediyoruz, nefse veya bedene değil. Ruh çok hassastır. Onu elde etmek, ona kavuşmak çok zordur. Ne kadar başarılı olursanız olun, ne kazanırsanız kazanın, edebe uymadığınız takdirde hiçbir kıymeti yoktur. Çok hizmet edilse de, eğer edeb yoksa, sevgide samimiyet yok demektir. Şah-ı Nakşibend hazretleri, "Bu yolun başı da, ortası da, sonu da edebdir" buyuruyor; çünkü hiçbir edepsiz, Allah dostu olamaz. Edeb, haddini bilmek, karşısındakini üzmemek, kalb kırmamak, gıybet etmemektir.) Nerede öfke yoksa, melekler oradadır. Nerede öfke varsa, şeytanlar oradadır. Onun için Peygamber efendimiz üç sefer, (Öfkelenme, öfkelenme, öfkelenme) buyuruyor. Öfke hem aklı, hem de imanı giderebilir; çünkü öfkenin olduğu yerde, hemen şeytanlar toplanır, burada biraz fitne var, halledelim şunları derler. Öfke olmayan yere melekler gelir, (Şu Müslümanlara dua edelim) derler. Bir gün bir müşrik geldi. Peygamber efendimize çok ağır hakaretlerde bulundu, çok şeyler söyledi. Resulullah efendimiz hiç cevap vermiyordu, sadece dinliyordu. Orada bulunan Hazret-i Ebu Bekir dayanamadı, (Yeter, bu Allah'ın Resulü, günahtır! Sen ne mel'un adamsın, Hazret-i Peygambere böyle şeyler söylenir mi?) dedi. Resulullah efendimiz çok üzüldü ve kalkıp orayı terk etti. Arkasından Ebu Bekr-i Sıddık koşarak gitti, (Ya Resulallah, dayanamadım, çok gücüme gitti. Bir kabahat mi yaptım, kalbinizi mi incittim?) dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ya Ebâ Bekr, o bana öyle hakaretler yaparken, biz sabrederken, aramızda melekler dolaşıyordu. Sen işi münakaşaya, öfkeye dökünce melekler gitti şeytanlar doldu. Şeytanların olduğu yerde benim ne işim var?) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Din kitaplarında, (Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamdan beri, her bin yılda bir Peygamber vasıtasıyla, insanlara bir din gönderdi) dendiği halde, neden Hazret-i İsa ile Peygamberimiz arasında bin yıl yok? CEVAP: Her iki Resul arasında yaklaşık bin yıl olduğu din kitaplarında yazılıdır. Hazret-i İsa ile Peygamber efendimizin arasında da bin yıla yakın olduğunu din kitapları bildiriyor. Roma İmparatoru büyük Kostantin, Miladın 320 yılında İznik'te 319 papazı toplayıp, bölünmüş Hıristiyanlığı birleştirmek istedi. Papazların hazırladığı Hıristiyanlık dinine, Eflatun'un teslisini de soktu. Üç tanrılığı Eflatun'un uydurmayıp, Hazret-i İsa'nın söylediğine herkesi inandırmak için, Eflatun'un milattan 300 yıl önce yaşadığını ilan etti. Böylece, miladi yılların başlangıcı, 300 yıl geri alınmış oldu. Platon ismi de verilen bu Yunan filozofu Eflatun'un, İsa aleyhisselam zamanında yaşadığı Burhan-ı kat'i kitabında yazılıdır. Avrupa kitaplarında, Eflatun'un, milattan, yani İsa aleyhisselamın doğumundan 347 yıl önce öldüğü yazılıdır. İsa aleyhisselamın doğumunu bilen az kimse olduğundan ve dünyada az kalıp, göğe çıkarıldığından ve kendisini ancak 12 havari bilip, İseviler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından, milat [Noel gecesi] doğru anlaşılamadı. Aralık ayının 25'inde veya Ocak ayının 6'sında veya başka gün olduğu sanıldığı gibi, bugünkü miladi yılın 5 yıl fazla olduğu, çeşitli kitaplarda, mesela Hasib Bey'in 1915 baskılı Kozmoğrafya kitabında ve Takvim-i Ebüzziya'da yazılıdır. O halde, miladi yıl, Müslümanların yılı olan hicri yıl gibi doğru ve kesin olmayıp, günü de, yılı da şüpheli ve yanlıştır. İmam-ı Rabbani hazretlerinin de bildirdiğine göre, 300 yıldan fazla olarak noksandır ve İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman, bin yıldan az değildir. Hadis âlimi İbni Asakir'in, Tabiinin büyüklerinden İmam-ı Şabi'den haber verdiğine göre, İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasında, 963 yıl fark vardır. (Mevahib-i ledünniyye cilt 2, fasıl 3) Hıristiyanlar arasında kendisine kıymet verilen Augustin, Hıristiyanlıktaki teslis inancının aynen Eflatun'un felsefesinde bulunduğunu itiraf etmektedir. Hatta teslisi ispat için Eflatun'un görüşlerini delil olarak zikretmektedir. Milattan 350 yıl önce ölen bir kimsenin fikirlerinin, Hıristiyanlık inançlarıyla aynı olması, Hıristiyanlığın fikirlerini Eflatun'dan aldığını göstermez mi? Doğrusu, Eflatun'un, Hazret-i İsa zamanında yaşadığını gösterir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şir'at-ül-İslam kitabının şerhinde, (Kadın kocası için koku sürünür de, sokağa çıkarken, başka erkeklere kokusunu duyurmak niyeti olmasa günah olmaz) deniyor. Sokağa koku sürünerek çıkmak haram değil mi? İyi niyetle haram, helal hâle gelir mi? CEVAP: Şir'at-ül-İslam şerhi, kıymetli bir kitapsa da böyle hataları da vardır. S. Ebediyye'de de, (Şir'at-ül-İslam kitabını şerh eden, Yakub bin Seyyid Ali'nin [rahmetullahi aleyh], dua faslına yaptığı ilâvelerde, "Dualardan sonra, Sübhâne rabbinâ demek, Sübhâne rabbike demekten daha yerinde olur; çünkü maksat, âyet okumak değil, dua ve senâdır" demesi yanlıştır. Kur'an-ı kerimdeki duaları okurken değiştirmek, Kur'an-ı kerimi değiştirmek olur) denilerek, doğrusu bildirilmektedir. İslam Ahlâkı kitabında ise, (Şir'at-ül-İslam) kitabından sadece, (Kadının koku sürünerek, ziynetlerini göstererek sokağa çıkması haramdır) kısmı alınmış, bildirdiğiniz kısım alınmamış. Nikâhta, boşamakta, boşamaktan vazgeçmekte, köle azadında, adakta, alışverişte, hediyede söz geçerli olup niyet geçersiz olduğu gibi, haram işlemekte de, iyi niyet geçersizdir. (Ameller niyete göredir) hadis-i şerifi, taat ve mubahlara niyete göre sevab verileceğini bildirmektedir. Günahlar, iyi niyetle de işlense, günah olmaktan çıkmaz. Bir kadın sokağa çıkarken iyi niyetlerle koku sürünse, kolye, bilezik gibi ziynetlerini gösterse haram işlemiş olur. İyi niyeti onu kurtarmaz. Ben kolyeyi kocam için takmıştım, kokuyu kocam için sürünmüştüm demesi günahtan kurtarmaz. Kadınların sokağa çıkarken koku sürünmeleri haramdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarsa, evine gelinceye kadar Allahü teâlânın gazabında olur.) [Taberani] (Bir kadın koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir topluluğun yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zina günahı [göz zinası] yüklenir.) [Nesai] (Kadın sokağa çıkarken koku sürünmesin.) [Müslim] (Koku sürünen kadın, sokağa çıkarken, cünüplükten yıkanır gibi yıkansın!) [Nesai] ŞAFİİ'DE MAHREMSİZ HAC Sual: Şafii mezhebinde, kadınlar, mahremsiz nafile hacca ve sefere gidemez mi? CEVAP: Evet, gidemezler. Sadece farz olan hacca, kadınlarla birlikte gidebilirler; ama Hanefiler Şafii'yi taklit ederek gidemez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İyilik yapmak ve yapılan iyiliği hatırlatmak günah olur mu? CEVAP: İyilik yapmak değil, hatırlatmak maskesi altında yapılan iyiliği başa kakmak günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ şu üç kişinin yüzüne bakmaz, onlar için acıklı bir azap vardır: 1- Eteklerini yerde sürüyerek yürüyen kibirli kimse, 2- Verdiği bir şeyi başa kakan kimse, 3- Yalan yere yeminle malını satan kimse.) [Müslim, Nesai] (Allahü teâlâ, kıyamette, şu dört kişiye, rahmetle nazar etmez: 1- Ana babasına âsi olan, 2- Ettiği iyiliği başa kakan, 3- Devamlı içki içen, 4- Kaderi inkâr eden.) [İ. Adiy] (Allahü teâlâ şu üç kimseye buğzeder: 1- Başa kakana, 2- Kibirlenene, 3- Çok yemin eden esnafa.) [Hâkim] (Hilekâr, cimri ve yaptığı iyilikleri başa kakan kimse cennete giremez.) [Tirmizi] (Cennetin kokusu beş yüz yıllık yerden duyulur. Yaptığını başa kakan, anaya babaya asi olan ve içkiye devam eden cennetin kokusunu duyamaz.) [Taberani] (Allahü teâlânın verdiği malı, gizli ve aşikâre Hak yoluna harcayan ve yaptığı iyilikleri başa kakmayan, müminlerin en kıymetlisi olur.) [İ. Ahlakı] İki âyet-i kerime meali de şöyledir: (Yaptığın iyiliği çok görerek, başa kakma!) [Müddessir 6] (Medarik tefsiri) (Mallarını Allah yolunda harcayıp, daha sonra verdiklerini başa kakmayanların, kalb kırmayanların, Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlar için hiçbir korku ve üzüntü yoktur.) [Bekara 262] BÜYÜKLER KİMDİR? Sual: Dini yazılarda (Büyükler böyle buyurdu) deniyor. Büyükler kimdir? CEVAP: Dini yazılarda büyükler denince, genelde evliya zatlar ve âlimler anlaşılır. Eğer bu sözü İmam-ı Rabbani gibi tasavvuf silsilesi olan zatlar söylemişse, onlar da hocalarını kast ediyorlardır. Ev içindekilerden bahsedilirse, ana baba ve dedeler kast edilir. "PAPAZ OLDUK" DEMEK Sual: Biriyle tartışınca veya kavga edince, "papaz olduk" deniyor. Böyle söylemek küfür mü? CEVAP: Kavga ettik, birbirimizi kırdık anlamında söylemek küfür değilse de, uygun olmaz; çünkü şakadan bile, ben papazım, ben Hıristiyan'ım demek küfür olur. Bazı kimseler kâfir olan yani Müslüman bile olmayan papazları takva sahibi kimseler olarak bildiriyorlarsa da, Allahü teâlâ Müslümanları papaz olmaktan korusun. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Menkıbelerden hüküm çıkarmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir menkıbede, su dağıtıcısı, (Benim suyumdan içene Allahü teâlâ rahmet etsin) deyince evliya bir zat, su dağıtıcısının duasına kavuşmak için nafile orucunu bozuyor. Biri dua etti diye nafile orucu bozmak caiz mi? CEVAP: Böyle, birisi dua edince oruç bozulmaz. Zaten menkıbeler dinde ölçü olmaz. Bizim için geçerli olan, dinimizin bildirdiği hükümlerdir. Evliyanın hâli başkadır, bilmediğimiz başka bir sebep de olabilir. Evliya-yı kiramın menkıbelerini okumak iyi olur, ihlâs ve muhabbetin artmasına sebep olur; fakat onları okuyup dini hüküm çıkarmak caiz değildir. HAZRET-İ YEZDAN Sual: Yezdan, Zerdüştlerin "iyilik tanrısı"na verdikleri isim imiş. Bu durumda mehter marşında geçen (Kur'anda zafer vaat ediyor, hazret-i Yezdan!) ifadesi uygun mu? CEVAP: Mahzuru yoktur. Eski İran'ın en büyük dini olan, ateşe tapınmayı kuran Zerdüşt, putların arasından Yezdan ve Ehremen isminde iki uknum tayin etti. Yezdan iyilik tanrısı, Ehremen ise kötülük tanrısı veya Yezdan'ın nur, aydınlık, Ehremen'in de zulmet, karanlık olması gibi, benzeri görülmemiş batıl bir inanç ortaya koydu. (Cevap Veremedi kitabı) Yezdan, ilah, mevlâ demektir. Onlar bu güzel ismi taptıkları şeye koymuşlar. Bundan dolayı Yezdan isminin kötü olması gerekmez. Putlarına Mevlâ ismini de koyabilirlerdi. Bu durumda Mevlâ isminin de kötü olması gerekmezdi. KENDİ İŞİTECEĞİ SESLE OKUMAK Sual: Kıraati kendimiz işitecek kadar sesli okumazsak namaz sahih olur mu? CEVAP: Sahih olmaz. Kendimizin işitecek kadar sesli olması gerekir. Üç mezhepte, kendi işitecek kadar sesli okumak farzdır. Maliki'de farz değil, müstehabdır. EZEL VE EBED Sual: Peygamber efendimiz, Miraca gidince, Cennet ve Cehennemdekileri gördü. Hâlbuki daha kıyamet kopmadı. Bunları nasıl gördü? CEVAP: Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Resulullah, Mirac gecesinde zaman ve mekân dairesinden çıktı. Ezel ile ebedi, "bir an" olarak buldu. Başlangıcı ve sonu bir noktada birleşmiş gördü. Cennete gidecekleri Cennette gördü. (1/283) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Müctehide "hata etti" demek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şöyle diyenler var: İmam-ı Rabbani, (Dağda yetişip, hiçbir din duymayıp, puta tapan müşrikler, imanları olmadıkları için Cennete girmez. Peygamber gönderip haber vermeden, yalnız akıllarıyla bulamadıkları için, kullarını sonsuz olarak Cehenneme atmaz. Bunlar bütün hayvanlar gibi yok edilir) diyorsa da, ictihadında hata etmiştir. Fetret devrinde olduğu gibi, dinin ulaşmadığı kimseler, ehl-i necat yani Cennetliktir. Ayrıca yok etmek, Cehenneme sokmaktan daha büyük cezadır. Dinin ulaşmadığı bir kimseye, Cehennemden daha ağır ceza verilir mi? CEVAP: Burada iki büyük hata var: Bir kimse, İmam-ı a'zam, İmam-ı Şafii ayarında büyük bir müctehid olsa bile, başka bir müctehide hata etti diyemez; çünkü (İctihad ictihadla nakzolunmaz) kaidesi meşhurdur. Şafii'de imam arkasında Fatiha okumak farzdır. Hanefi'de ise, tahrimen mekruh yani haramdır. Hanefiler, (Şafiilerin bu hükmü yanlıştır) diyemediği gibi, Şafiiler de, (Hanefilerin bu hükmü yanlıştır) diyemez. İmam-ı Matüridi ile İmam-ı Eş'arinin farklı ictihadları için, biri doğru, öteki yanlış denmez. (İmam-ı Rabbani ictihadında hata etmiştir) demek cüretini göstermek, taassup kadar cahilliği de ortaya sermek demektir. İkinci hata ise, (Bir kimseyi yok etmek toprak haline getirmek, Cehennemden büyük cezadır) sözüdür. Cehennemin şiddetli azabına göre yok olmak büyük kurtuluştur. Çünkü âhirette, kâfir Cehennemin şiddetine dayanamayacak, (Yâ leyteni küntü türaba) yani (Keşke toprak olsaydım) diyecektir. (Nebe suresi, âyet 40) Eshab-ı kiram ve diğer İslam âlimleri, Cehennemin şiddetinden, hatta hesap vermekten o kadar çok korktukları için, taş, toprak, kuş olmayı, hiç doğmamış olmayı istemişlerdir. Birkaç örnek: Hazret-i Ebu Bekir, (Keşke bir kuş, bir yeşil ot olsaydım, hiç insan olmasaydım da kıyamette hesaba çekilmeseydim) buyururdu. Hazret-i Ömer de, Cehenneme düşme korkusundan, bir avuç toprak, bir çöp ve hiç doğmamış olmayı istemiştir. (İhya, Zeyn-ül-mecalis, Kurret-ül ayneyn) Hazret-i Osman da, (Ölünce dirilmemek isterdim) derdi. Sahabeden Ebu Zer hazretleri, (Cehenneme düşmektense, bir ağaç olmak isterdim) derdi. (İhya) Kâfirlerin, sonsuz azaba dayanamayacaklarını, toprak olmak isteyeceklerini bildiren âyet-i kerimeyi hiçe sayıp, bu sonsuz azabı, yok olmaktan daha hafif görmek kadar ahmaklık olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Fitne çıkarıp Müslümanları sıkıntıya sokmak haramdır. Fitnenin, onlarca bağlı aslanı vardır. Bunlardan bir tanesinin zinciri çözülürse, diğerleri de durdurulamaz. Bu yüzden, ya hayır söylemeli yahut susmalı. Zeki insanlara, anlatarak yeni bir şey kabul ettirmek çok zordur. Bu insanlara ne kadar anlatılsa da, değer verdikleri şey, bizim yaşayışımızdır. Biz farklı bir şey yapıyorsak ve bu onların hoşuna giderse kabul ederler. Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden entaktır; yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Yaşayarak örnek olmak, sözle anlatmaktan daha etkilidir. Gerçek Müslümanlık anlatılabilse, böyle insanların olduğu yerlerde, bir tane gayrimüslim kalmazdı. Mücahidleri donatanlar, silahlarını teçhiz edenler, onlardan daha fazla sevab alırlar; yoksa mücahid neyle mücadele edecek? Hazret-i Osman'ın büyüklüğü de buradan gelir. Hatta sorgusuz sualsiz Cennete girecektir. Malla çok destek verdi. Hele bir savaşta, nesi varsa, ne lazımsa verdi. En sonunda Resulullahın, (Yâ Rabbi, Osman'a hesap sorma) duasına mazhar oldu. Üç tip insan vardır: Birinci kısımdakiler hayvan gibidir. Bunlar, (Benimki benim, seninki de benim) derler, tavuk gibi, kendi önündekiyle yetinmeyip, diğerinin önündekine saldırırlar. İkinci kısımdakiler, insan hükmündedir. Bunlar da, (Benimki benim, seninki senin) derler. Bir de son kısım vardır ki, bunlara hakiki Müslüman denir. Bunlar, (Benimki de senin, seninki de senin) derler. İşte, örnek alınması gerekenler bunlardır. Salih bir Müslüman çok şefkatli, merhametli olduğu için, gelmiş geçmiş bütün haklarını herkese helal eder, yani ahirette hiç kimseden hak talep etmez. Yâ Rabbi, ben bundan davacıyım demez. Benim yüzümden azap görmek şöyle dursun, kimsenin ayağına diken bile batmasın der. Yapamaz, üç tane karınca ölmesin diye, öyle sıçrar ki, düşer, yere başını vurur, az daha kendisi ölür. Sinek yakalar, açar pencereyi dışarı atar. Benimle uğraşma, uç, işine git der. Ondan bir sıkıntı gelmez, o davacı olmaz, yük olmaz. Bir insan daha yanmaktan kurtulsun diye çırpınır. Böyle bir insanı şeytan sevmez. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin yolunda olup Ehl-i sünnete hizmet edenler, çok bahtiyar, seçilmiş insanlardır; ancak bütün bu hizmetlerin elimizden alınmaması için şükrünü eda etmek gerekir. Aksi takdirde Allahü teâlâ bizden alır. Şükrünü eda etmek için de, birbirimizi sevmek gerekir. Bu hizmette olanlar, her ne olursa olsun, birbirlerini sevmedikçe bu nimetin şükrünü eda edemezler. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (Allah iman selameti versin) demek, çok güzel bir duadır. İmanla ölmek, en büyük nimet, en büyük gayedir. Son nefeste imanla ölmek için dua etmek de çok mühimdir. Mübarek zatlar yani âlimler, evliya zatlar, hep son nefes korkusundan ağlamışlardır. Kibir, küfre en yakın, en büyük günahtır; çünkü Allahü teâlâ, (Azamet ve kibriya bana aittir, kim bu hususta bana ortak olmak isterse hiç acımam, onu yakarım) buyuruyor. Kibir ve kendini beğenmek, her iyiliğe engeldir. Başaramamak iki sebeple olur: Kibir ve israf. Eğer (İğneyle dağ toz hale gelebilir) dense inanılır; fakat (Kalbdeki kibri tamamen çıkarmak mümkündür) dense, inanılmaz. Kibir böyle kötü bir hastalıktır; çünkü hücrelerin içine geçmiştir. Bu kibrin tamamen çıkması, temizlenmesi neredeyse mümkün değildir. O halde çare nedir? Ne yapmalı? Kötü huylu birinin, bir bahçesi varmış. Bahçesinin kenarlarına, insanlara zarar versin diye diken dikmiş. Zamanla dikenler büyümüş, bahçenin dışına taşmış. İnsanlar da geçecek başka yer olmadığından oradan geçiyorlarmış; fakat her taraflarına diken batıyormuş. Dayanamamışlar, ne olur bu dikenleri kes demişler. O da, (Size ne, bahçe benim) demiş. Onlar da valiye şikâyet etmişler. Vali de adamı çağırmış, insanlar rahatsız oluyorlar, dikenleri kes demiş. Adam yine, bahçe benim demiş. Vali de, (Bahçe seninse millet de benim, bağlayın bunu, atın hapse) demiş. Adam hapse götürülürken, (Beni valiye götürün) demiş. Valiye geri getirmişler. (Vali bey, siz haklısınız, ben yanlış yaptım) demiş ve doğru bahçesine gitmiş; ama dikenler o kadar büyümüş ve kök salmış ki, temizlemek mümkün değil. Daha küçükken temizlenmesi lazımdı; fakat başka çaresi de yok, valinin emri var, temizlenecek. Kartlaşmış dikenleri keserken, her tarafına dikenler batmış ve adam ölmüş. Peki, ne yapması gerekirdi? O ağaçların aşı olması lazımdı, o köklerin üzerinde, dikenler yerine güller açabilirdi. Yani bir aşı ustasına, mürşid-i kâmile gitmesi lazımdı ve o mübarek zat aşı yapacaktı, sonra o aynı köklerden güller, sümbüller, çiçekler açacaktı, meyveler yetişecekti. Mademki bu kötü ahlâk kök salmış, yapacağımız şey mürşid-i kâmile gidip, onun vereceği ahlâkla ahlâklanmak, yani aşı yaptırmaktır. Aşı tutar; fakat bu aşıyı yapabilen uzmana gitmek lazım. Sahtelerine gidilmez, gidilirse de fayda yerine zarar olur. Hakikisi bulunamazsa kitaplarına müracaat edilir. [Hakikat Kitabevi'nin yayınlarının hepsi, o büyüklerin kitaplarıdır.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.01.2010
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hastanede, yatağından hiç kalkamayan hastanın yatağı uygun değilse, namazını nasıl kılar? CEVAP: Kıble sağ tarafındaysa sağ tarafa, kıble solundaysa sol tarafa dönerek kılar. Kıble ayak yönündeyse, başının altına yastık koyarak, yüzü kıbleye gelecek şekilde ima ile kılar. Başı kıble tarafına geliyorsa veya ara yönlerden bir tarafa doğruysa, dönebildiği kadar başını kıbleye dönmeye çalışır. Sağ tarafa yatmak, sol tarafa yatarak kılmaktan evladır. Sırtüstü yatmak da, sağa yatıp ima ile kılmaktan evladır. İMAM-I EŞ'ARİNİN SÖZLERİ Sual: Herkese Lazım Olan İman kitabında, (Eş'arî ve Mutezile mezheplerine göre, mümkün olmayan bir şeyin yapılmasını, Allahü teâlânın emretmesi caiz değildir. Kendisi mümkünse de, insanların gücü yetmediği şeyleri emretmesi de, Mutezileye göre caiz değildir. Eş'arîye göre, bu caizdir; fakat emretmemiştir. İnsanın havada uçmasını emretmek böyledir) deniyor. İmam-ı Eş'ari, Ehl-i sünnetin iki imamından biri olduğuna göre, caiz demesinin sebebi nedir? CEVAP: Caiz demesi, (Emretseydi, Allahü teâlânın adaletine aykırı olmaz, zulüm olmazdı) demektir. Yine aynı kitapta deniyor ki: Allahü teâlâ için adalet, kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulüm ise, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Ondan başka yaratıcı bulunmadığına ve hiç kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Onun yaptığı işler için, (Adalete uymuyor) denilemez. Allahü teâlâ, kullarının kimisine sevab vermeye, kimisine azap yapmaya mecbur değildir. Âsilerin, günahkârların hepsini Cennete koysa, fazlına, ihsanına yakışır. İtaat, ibadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine aykırı olmaz. (H.L.O. İman) Allahü teâlâ bu ümmete merhamet ederek, güç yetmeyen şeyleri emretmemiştir. İmam-ı Eş'ari, (Emretmemiştir; ama emretseydi zulüm olmazdı. Çünkü kendi mülkünü kullanmış olur) demek istiyor. Yani Müslümanları Cehenneme, kâfirleri Cennete atsa, adaletine aykırı olmaz; ama Müslümanları Cennete, kâfirleri Cehenneme koyacağına söz vermiştir. Sözünden dönmeyeceğini de bildirmiştir. Yani mümin olarak ölen, garanti Cennete gidecek, kâfir olarak ölen ise sonsuz olarak Cehennemde kalacaktır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir yazıda ("Ümmetin rahibi" diye anılan Amir bin Abdullah da, çok ağlar, ayakları şişinceye kadar namaz kılardı) ifadesi geçiyor. Rahip, burada ne anlama geliyor? CEVAP: Bazı kelimelerin birkaç manası olabilir. Rahip, âbid yani çok ibadet eden demektir. Amir bin Abdullah hazretleri, "bu ümmetin âbidi" diye bildiriliyor. Bunu, ümmetin rahibi diye tercüme edince, yanlış anlaşılmaya sebep olmuştur. Piyasadaki tercüme kitapların, hemen hepsinde, hatalar, indi [kişisel, keyfi] düşünceler bulunmaktadır. Kasıtlı yapanların dışında, özellikle, o dildeki deyimlerin, Türkçe'deki karşılıkları iyi bilinmediği için, kelime kelime tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor. Rahip; keşiş, papaz ve aslan anlamına da gelir. Cümledeki yerine göre mana verilir. (Bir rahip, ormandaki bir geyiği parçaladı) denince, bunun, papaz değil aslan olduğu anlaşılır. (Bir rahip, kilisede istavroz çıkardı) denirse, bunun keşiş olduğu anlaşılır. (Tabiinden, Amir bin Abdullah rahmetullahi aleyh rahip idi) denince, bu zatın âbid, çok ibadet eden bir Müslüman olduğu anlaşılır. Eshab-ı kiramın arasında da, Amir bin Abdullah isminde biri var idi. Bu zat, Ebu Ubeyde bin Cerrah diye meşhur olmuştur. (Amir bin Abdullah, Bedir'de babasını öldürdü) denince de, bunun sahabeden, Ebu Ubeyde bin Cerrah radıyallahü anh olduğu anlaşılır. ALAY EDİLİNCE GÜLMEK Sual: Hıristiyanlıkla veya Yahudilikle alay edilen filmlere gülmenin, mahzuru olur mu? CEVAP: Allahü teâlâ ile, Peygamberlerle, meleklerle alay edilirse, buna gülmek caiz olmaz, kasten gülmek küfre sebep olur. Gayr-i ihtiyari yani istemeden, elinde olmadan gülmek küfür olmaz. Gayrimüslimlerin uydurduğu bir hurafe veya batıl bir inançla alay edilirse, ona gülmek küfür olmaz. Kendileri de, Müslüman olunca, bu hurafelere nasıl inandık diye hayret edip gülüyorlar. KÖPEK ALIP SATMAK Sual: Köpek alınıp satılabilir mi? CEVAP: Hanefi mezhebinde köpek satılır, kiraya verilir, öldürülürse ödenir, derisinden seccade bile yapılabilir. (Redd-ül Muhtar) Şafii'de köpek, necaset gibi aynî necis olduğu için, satmak caiz değildir. Şafii olan, çoban köpeği, bekçi köpeği gibi bir köpeğe ihtiyaç duyarsa, Hanefi'yi taklit ederek köpek satın alabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kâinat, bir sanat eseridir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tabiattaki varlıklar ve kâinat için, sanat eseri demek, Allah için de, sanatçı demek caiz mi? CEVAP: Bütün kâinat, tabiattaki her varlık, birer sanat eseridir. Böyle söylemenin mahzuru olmaz. Bir yaprak parçası, muazzam bir fabrikadır. Bir kum tanesi, bir canlı hücre, fennin bugün biraz anlayabildiği ince sanatların birer sergisidir. Bugün, fennin buluşları, başarıları diye övündüklerimiz, bu tabiat sanatlarından birkaçını görebilmek ve taklit edebilmek sonucu ortaya çıkmıştır. Her sanat eserinin, bir sahibi olur. Allahü teâlâ da, bütün kâinatın sahibidir. Onun yaratması, bir sanatçının bir şey yapması, bir eser ortaya çıkarması gibi değildir. Bir sanatçının yaptığı eseri de yaratan, yine Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, bir şeyi yaratmak istediği zaman, ona sadece (Ol) der, o şey hemen var olur. Allahü teâlâ için sanatçı demek ise, caiz olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri de, buyuruyor ki: Allahü teâlânın isimleri, tevkîfîdir, yani dinin sahibinin bildirmesine bağlıdır. İslamiyet'in söylediği ismi söylemeli. İslamiyet'in bildirmediği isim ne kadar iyi, güzel isim olsa da söylenemez. (2/67) KADININ ÂYİSE YAŞI Sual: Kadın kaç yaşından sonra âdetten kesilmiş sayılır? CEVAP: Hanefi'de 55 yaşından sonra kan gelse de artık âdet sayılmaz. Fetva da böyledir. Bazı âlimlere göre, kadın siyah ve koyu kırmızı kan görürse hayz olur. Eğer akıntı, sarımtırak, yeşilimsi ve toprak renginde ise özür sayılır. ALTIN İĞNE VE ROZET Sual: Kravat iğnesinin ve rozetin altından olması caiz midir? CEVAP: Hayır; çünkü altın ziynettir. KREDİ KARTI PUANLARI Sual: Bir tanıdığın kredi kartıyla alışveriş edilse, kazanılan puanlar kimin hakkıdır? CEVAP: Özel bir anlaşma yapılmamışsa, puanlar kart sahibinin olur. KALBDEN YEMİN VE ADAK Sual: Dille söylemeden, kalbden yapılan adak ve yemin geçerli olur mu? CEVAP: Hayır, kalbden geçirmekle adak veya yemin olmaz. Dille söylenmesi gerekir. SİRKE VE SÜT Sual: Elime bulaşan kan veya idrar, sirke veya sütle temizlenir mi? CEVAP: Sirkeyle temizlenir. Sütle temizlenmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Cenazeyi türbeye götürmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazı orada kılınan cenazeler, Eyyüb Sultan hazretlerinin türbesinin önüne getirilerek dua ediliyor. Merhum hocamızın ve oğlunun cenazeleri de oraya götürülüp dua edilmişti; fakat geçen gün, sevilen bir amcamızın cenazesinin oraya getirilmesine, bid'at diye mani olundu. Bereketlenmek bid'at olur mu? CEVAP: Hayır, cenazelerin öyle büyük bir zatın kabr-i şerifinin yanına götürülerek bereketlenmesi büyük nimettir. Din büyüklerimiz, (Cenazeyi orada durdurup dua etmeli, bereketlenmeli ve buna mani olmamalı) buyuruyorlar. İmam-ı Buhari'nin kabrinden misk kokusu duyulurdu. Bereketlenmek için toprağından alıp götürürlerdi. Hiçbir âlim buna mani olmazdı. (Üsul-ül-erbea, Faideli Bilgiler) Mübarek zatların ve eşyanın yanında bulunmakla ve onlara dokunmakla bereket hâsıl olur, çok nimetlere kavuşulur. Bunun gibi, kötü kimselerden ve kötü şeylerden de zulmet gelir. Bir örnek verelim: Bir kimse, kazancı bol olmasına rağmen geçim sıkıntısı çektiğini bildirince, Resulullah efendimiz, (Bu bereketsizlik, namaz kılmamaktan ileri gelir) buyurdu. O zat, evde herkesin namaz kıldığını söyledi. Resulullah, (Komşularınızda namaz kılmayan olabilir, sizin eve gelmiş olabilirler) buyurdu. O zat, mahallesinde bile namaz kılmayan olmadığını düşündükten sonra, namaz kılmayan birinin cenazesi geçerken, tabutunun evlerinin duvarını çizdiğini söyleyince, (İşte evinizdeki bereketsizlik bundandır. O duvarı yıkıp yeniden yapın) buyurur. Buhari'deki bir hadis-i şerifte, sahabeden Ebu Cuheyfe hazretleri, (Resulullah, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, Onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler) buyurdu. Buradaki (Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifadesi, faziletli ve salih kimselere dokunarak bereketlenmenin faydasını gösteriyor. İmamı Şafii (İmam-ı a'zam Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Zor bir durumda kalınca, kabrine gidip, iki rekât namaz kılarak Allahü teâlâya yalvarıyor ve dileğime kavuşuyorum) buyurdu. (S. Ebediyye) Taştan, ağaçtan, puttan veya kâfir mezarından teberrük şirk olur; fakat Enbiyanın ve Evliyanın kabirlerini ziyaret edip, onların bereketiyle Allahü teâlâdan feyz ve bereket beklemeyi bunlara benzetmek, cahilliktir. (Kıyamet ve Ahiret) Evliyanın kabriyle teberrük edenlere mani olmak haramdır. (Hadika, S. Ebediyye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazen sıkılıyoruz, başımıza bir bela geliyor veya bir şeyden korkuyoruz, borcumuzu ödeyemiyoruz. Bunlardan kurtulmak için okunacak bir dua var mıdır? CEVAP: Her derdin çaresi vardır. Allahü teâlâ çaresiz dert yaratmamıştır. Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmıştır. Sebebine yapışmayan, bu nimetlerden elbette mahrum kalır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Mesela tembelliğin ilacı namaz kılmaktır. İnsan maruz kaldığı şeylere karşı gafil olmayıp çaresine bakmalıdır: 1- Yunus aleyhisselâmın okuduğu duayı okumalı. İki hadis-i şerif meali: (Dert ve bela gelince, Yunus nebinin okuduğu, "Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn" zikrini söyleyen, dert ve beladan kurtulur.) [Tirmizi, İ. Sünni] (Bir hasta, kırk defa "Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn" okursa, şehid olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları affolur.) [Necat-ül-musalli] 2- Bir şeyden korkup sıkılan kimse, (Hasbiyallahü ve ni'mel vekîl) demeli. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: ("Hasbiyallahü ve ni'mel vekîl" sözü her korku için bir emniyettir.) [Deylemi] (Sıkıntıdan kurtulmak için, "Hasbiyallahü ve ni'mel vekîl" okuyun!) [İ. Merdeveyhi] (Sabah akşam yedi kere, "Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabb-ül arşil azîm" okuyan, dünya ve ahiret sıkıntısından kurtulur.) [İbni Sünni] Korkulu zamanda, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il-aliyyil'azîm) okumalı. (M. Rabbani) 3- Borcu olan çok istiğfar etmeli. Ha-dis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İstiğfara devam eden, geçim darlığından kurtulur ve ummadığı yerden rızka kavuşur.) [İbni Mace] (Eve girerken İhlâs suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T. Kurtubi] (Her gece Vâkıa suresini okuyan fakirlik görmez.) [İbni Asakir ] (Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il-aliyyil'azîm" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir'a] Borçtan kurtulmak için, (Allahümme ekfini bihelâlike an harâmike ve agninî bi fadlike ammen sivâke) duasını okumalı. (Ya Rabbi, helal ile iktifa edip, haramdan sakınan ve beni fazlınla senden başkasına muhtaç olmaktan müstagni eyle) demektir. (Kıymetsiz yazılar) Fakirlikten kurtuluş için, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm) tesbihini çok okumalı. (Tergib-üs salât) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya için kanaat olur, ahiret için kanaat olmaz. Dünya için tevekkül olur, ahiret için tevekkül olmaz. Herkes kıyamette pişmanlık duyacaktır. Dünyada pişmanlık nimettir; fakat kıyamette pişmanlık felakettir. İnsanlara hizmet etmek, insanlara faydalı olmak için, dinimizi doğru anlatmak gerekir. İslamiyet insanların hem dünyada rahat olmasını sağlar, hem de ahirette Cehennemden korur. Zaten mutluluk da budur. Dünyada insan rahat yaşamak ister, bu da dinimize uymakla olur. İnsan ahirette Cennete gitmek ister, bu da iman edip, ibadet yapmakla olur. O halde insanlara yapılacak en büyük iyilik, dinimizi doğru anlatmaktır. İnsanın, maddi gıdasının temiz olması gerektiği gibi, manevi gıdasının da temiz olması, yani dinini doğru olarak öğrenmesi gerekir. Yarın ahirette hiç kimse, (Benim bundan haberim yoktu) diyemez. Bu din asırlardır anlatılıp kitaplara yazılmış, eksik bir şey bırakılmamıştır. Onun için akıllıca hareket edip, hesabımız görülmeden önce hesabımızı görelim. Evliya zatlar, sadece yaptıklarının değil, düşündüklerinin bile hesabını yapmışlardır. Büyük zatlardan birisi, bir gün kabristandan geçerken, yeşil sarıklı, yeşil cübbeli mübarek bir zatın kabrin başında beklediğini görür. Hemen yanına giderek selam verip sorar: - Dünya ehlinden misin, ahiret ehlinden misin? - Ahiret ehlindenim. - Hayırdır inşallah? - Cenab-ı Allah, (O kuluma git, sorduğuna cevap ver) buyurduğu için buradayım. Şimdi bana bir sual sor; ama sadece bir sual soracaksın. - Herhalde Cennettesin. O zaman soruyorum, bu nimete neyle kavuştun? - Allahü teâlâ bana üç şeyle Cenneti nasip etti: 1- Ben, Rabbimin sevdiğini sevdim, sevmediğini sevmedim. Kim dinimi yani Müslümanlığı sevdiyse onu çok sevdim. Kim dinime yan gözle baktıysa ondan uzaklaştım, nefret ettim. 2- Rabbimin emir ve yasaklarına elimden geldiği kadar uymaya riayet ettim, ne emrettiyse yapmaya çalıştım. 3- Saçım, sakalım Onun yolunda ağardı. Rabbim, kusurlarımı, bu sakalımın, saçımın beyazlığı sebebiyle affetti. Mübarek zat bunları söyleyip gözden kaybolur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dağıttıkların bizim oldu"
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, Aişe validemize, (Ya Aişe kurbanın etini ne yaptın?) diye sorunca, (Ya Resulallah, iki kolu kendimize bıraktım, diğerlerini, fakirlere dağıttım) dedi. (Demek ki, iki kol hariç hepsi bize kaldı, yani asıl o dağıttıkların bizim oldu) buyurdu. Demek ki, verilenlerin sevabı daha çok oluyor. Çok varlıklı olmak, çok zengin olmak, her zaman ve her yerde iyiye alamet olmayabilir. Eğer dinimizin emir ve yasaklarına ihlâsla sarılırsak, o mal ve mülk insanı Cennete götürür. Hazret-i Osman'ın sorgusuz sualsiz, hesap görmeden Cennete girmesine, malını ve mülkünü Allah yolunda hesap yapmadan vermesi sebep olmuştur. Allah için çok verdi, her şeyi kazandı. Büyük zatların yolunda olan bir kimse vefat edince, büyükler onu hoş geldin diye karşılar. Nasıl ki insan, gurbetteyken, orada bir dost onu hoş geldin diye karşılayınca, insan sevinçten ne yapacağını şaşırırsa, vefat edince de, mesela İmam-ı Rabbani hazretleri bizi orada hoş geldin diye karşılarsa ne hoş olur, dünyalar bizim olur! Bu nimete, bu hitaba kavuşmak için, insan o büyükleri çok anmalı, kitaplarını severek çok okumalı. Dünya sevgisini kalbden çıkarmak, kalbden dünya sevgisini çıkaranlarla beraber olmak yani o büyük evliya zatları sevmek ve onlara tâbi olmakla mümkündür ancak. En zor iş İslamiyet'e hizmet etmektir; çünkü Allahü teâlâ en zor işi, en güvendiğine, en çok sevdiklerine, yani Peygamberlere ve vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimlerine vermiştir. Dünyadayken Allahü teâlânın dinine doğru olarak hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teâlâ onlarla mekândan münezzeh olarak konuşacaktır. Onlar için ne hesap var, ne de azap... Allah'ın dinini, Onun kullarına öğretmeye giderken basılan yere, melekler kanatlarını serer. Birkaç Müslümanın Allah için toplanıp sohbet ettiği yere gökteki melekler imrenir. Hizmet ettiği yerlere ise, bütün mahlûkat imrenir. Bir topluluk içinde Allahü teâlâ, en çok, o topluluğa hizmet edeni sever. Dünyalarına hizmet etmek de kıymetli; ama ahiretlerine hizmet etmek, yani dinlerini doğru olarak öğrenmelerine vesile olmak daha kıymetlidir. Çalışmak, sebeplere yapışmak dinimizin emridir. Biz emri yerine getirip, sebeplere yapışalım. Ondan sonrası Allahü teâlâya kalmıştır. Dilerse ihsan eder, dilerse ihsan etmez. Neticeyi Allahü teâlâdan değil de, sebeplerden bilmek küfürdür. Kulun işi emre uymak ve sebebe yapışmaktır, takdir Allahü teâlânındır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Âlimlerin birisinin ak dediğine, öteki âlim kara diyor. Kusursuz insan olmaz. Âlimler de, insan olduğuna göre, onların da hatası niçin olmasın? Onların sözleri niye dinde senet oluyor? CEVAP: (Müctehid bir âlim, hata etmez) dense yanlış olmaz; çünkü birinin ak dediğine, ötekinin kara deme yetkisini, onlara dinimiz vermiştir. Burada kastedilen, günümüz yazarları ve profesörleri değil, yetkili âlimler, müctehidlerdir. Âlimin ictihadı hatalı bile olsa senettir. Allahü teâlâ ahirette onun ictihadına göre amel edip etmediğimizi soracaktır. Hanefîlere Hanefî mezhebindeki hükümlere, Şafiîlere de Şafiî mezhebindeki hükümlere uyup uymadığı sorulacaktır. Dinimizde âlimlerin yeri büyüktür. Üç âyet-i kerime meali: (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43] (Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43] (Bunun hükmünü Resule ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, öğrenirlerdi.) [Nisa 83] Âyet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek olduğu tefsirlerde yazılıdır. Peygamber efendimiz de, (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi) Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki: (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) [Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud] (Ümmetimin âlimleri, benî İsrail'in peygamberleri gibidir.) [İmam-ı Yâfiî, İmam-ı Rabbani, Abdülgani Nablusi, Neşr-ül-mehasin] (Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.) [Deylemi] (Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.) [İ. Neccar] (Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) [İ. Maverdi] (Bilmediklerinizi salih [âlim]lerden sorup öğrenin!) [Taberani] Peki, bu kadar kıymetli olan âlimler hata ederse ne olacak? Dinimiz, onların hatasına uyanların da kurtulacağını bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.) [Buhari] Sevab olan bir şey için mezhepsizlerin hata demesi çok yanlıştır. Böyle farklı ictihadlar da Allahü teâlânın bir rahmetidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ümmetimin [âlimlerin] ihtilafı [farklı ictihadları] rahmettir.) [Beyheki, İ. Münavi, İbni Nasr, Deylemi] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Dünkü yazıda, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle âlimlerin kıymetini ve onların ictihadlarının rahmet olduğunu bildirmiştik. İşte bu rahmetten dolayı mezhepler meydana çıkmıştır. (Bu dört hak mezhepten biri doğru diğer üçü yanlıştır) denemez; çünkü bir müctehid, başka müctehidin ictihadının hatalı olduğunu söyleyemez. (Benimki doğru, seninki yanlıştır) diyemez; çünkü Mecelle'de (İctihad, başka ictihadla nakzedilemez yani bozulamaz, geçersiz hale getirilemez) buyuruluyor. (Madde 16) Mesela Hanefî ve Hanbelî'de gusülde ağzın içini yıkamak farz iken, Malikî ve Şafiî'de farz değildir. Bunun için mezhebin birine doğru, ötekine yanlış denemez. Yanlış da olsa müctehidin ictihadıyla amel eden kurtulur; çünkü müctehide bu yetkiyi dinimiz vermiştir. Farklı ictihadda bulunmak gibi, her müctehidin bir hadisten hüküm çıkarması da farklıdır. Hatta bir müctehidin sahih dediği bir hadis-i şerife, başka bir müctehid sahih değildir diyebilir. O sahih değildir dedi diye, o hadis uydurma olmaz. Sahih değildir diyen âlim, kendisi bu hadise göre amel edemez; ama sahih diyen âlim de, ona tâbi olanlar da, bu hadis-i şerife göre amel eder. Mezhepsizler ve ona uyan cahiller, bu inceliği bilmedikleri için, (Falanca âlimin kitabında uydurma hadisler vardır) diyebiliyorlar. Mesela (İmam-ı Gazali'nin kitaplarında uydurma hadis çoktur) diyen mezhepsiz az değildir. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (Usûl-i hadis ilminde müctehid olan bir âlim, bir hadisin mevdu olduğunu ispat edince, bu ilmin bütün âlimlerinin de, mevdu demesi lazım gelmez; çünkü mevdu diyen müctehid, bir hadisin sahih olması için lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadis için, benim mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur der. Yoksa "Resulullahın sözü değildir" demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu sözün hadis olması, bence anlaşılmadı demektir. Bu âlime göre hadis olmaması, hakikatte hadis olmadığını göstermez. Hadis usulü ilminin başka bir müctehidi de, hadisin doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. Dört mezhep arasında ayrılık bulunması, sözlerinin yanlış olacağını göstermediği gibi, hadisler için de böyledir. Böyle şeyler ictihad işi olduğundan, bir müctehidin mevdu demesiyle, gerçekte mevdu olması gerekmez.) Şu halde, (Falanca âlimin kitaplarında uydurma hadis vardır) demeye yetkimiz olmadığı gibi, yetkili âlimler, müctehidler için (Âlimler de insandır, onların hataları olur) dememiz de asla caiz olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Birlik ve beraberliğin önemi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinimizde birlik ve beraberlik içinde olmanın yeri nedir? CEVAP: Çok önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Toplulukta, birlik ve beraberlikte rahmet var, ayrılıkta ise azab-ı ilahi vardır.) [Beyheki] Birlik ve beraberlik içindeki toplum çoğaldıkça, rahmet de artar. Bir hadis-i şerif meali: (İki kişi bir kişiden, üç kişi iki kişiden hayırlıdır. O halde birlik olun!) [İ. Asakir] Hangi iş olursa olsun, toplulukla birlik ve beraberlik içinde hareket etmekte çok faydalar vardır. Mesela toplu olarak yemek yemekte bile rahmet vardır. Bir hadis-i şerif meali: (Yemeği toplu olarak yiyin; bereket topluluktadır.) [İbni Mace] (Kim olduğumuz değil, kiminle olduğumuz önemlidir) buyurulmuştur. Yani kendimiz çok kötü biri olsak bile, iyilerin topluluğuna katılmalıyız. Bize gelecek beladan, onların içinde olunca kurtuluruz. Onlarla bir yere gidince, onlarla birlikte bizi de oraya kabul ederler. Hatta ahirette Cennete iyiler giderken, biz de aralarındaysak, bizi ayırmazlar. Eshab-ı kehf'in köpeği, salihlerin, iyilerin peşinden gittiği, onları sevip bırakmadığı için, Allahü teâlâ onu, bir hayvan olduğu halde, salihlerle birlikte Cennete koyacağını bildirdi. Demek ki, iyilerle beraber olan hayvan da olsa kurtulur. İki hadis-i şerif meali: (Allah bir cemaate rahmet ederse, içlerindeki kötü birini affetmemekten hayâ eder.) [Ebu-ş-şeyh] (Kişi sevdikleriyle haşrolur. Kâfirleri seven onlarla beraberdir, yaptığı iyi amellerin hiç faydası olmaz.) [Taberani] Resulullah, bu ümmetin çeşitli gruplara ayrılacağını, ancak kendisinin ve mübarek Eshabının yolunda olanların kurtulacağını bildirdi. Bu fırkaya Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkası dendi. Bu fırkada olmayanların Cehenneme gideceği yine hadis-i şerifle bildirildi. Bir hadis-i şerif meali: (Ümmetimin âlimleri asla sapıklıkta birleşmez. O halde, sivad-ı a'zam üzere [salih âlimlerin yolunda] olun; çünkü Allah'ın rahmeti cemaatle beraberdir. Bunlardan ayrılan Cehenneme gider.) [Hâkim, İbni Cerir, Hakîm-i Tirmizi] Birlik ve beraberlik içinde olmanın önemini bildiren üç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Şeytan insanın kurdudur. Sürüden ayrılan koyunu kurt kaptığı gibi, şeytan da cemaatten ayrılanı kapar. Sakın cemaatten ayrılmayın!) [Tirmizi] (Cemaatten bir karış ayrılan, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.) [Ebu Davud] (Cemaatten [Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkasından] ayrılan yüzüstü Cehenneme düşer.) [Taberani] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hazret-i Ebu Bekir'in hilafeti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Eshab-ı kiram kitabında, Fetih suresinin bir âyetinin, Hazret-i Ebu Bekir'in halifeliğinin hak olduğunu gösterdiği bildiriliyor. Madem âyetle bildiriliyor, niye halife seçimi oldu? CEVAP: Eshab-ı kiram kitabında şöyle deniyor: (Fetih suresinin, (Arabdan size uymayanlara söyle...) mealindeki emri, Hazret-i Ebu Bekir'in hilafetinin hak ve doğru olduğunu göstermektedir; çünkü bu âyet-i kerime geldikten sonra, Müslümanları kâfirlere karşı gaza etmeye çağırmak, Hazret-i Ebu Bekir'in mürtedlerle gazaya çağırmasından sonra olduğu muhakkaktır. Bu âyet-i kerimede mealen, (Ona itaat ederseniz, Allahü teâlâ size sevab verir) buyuruluyor. Hazret-i Ebu Bekir'in hilâfeti haksız olsaydı ona itaat edenlere sevab verilir denilmezdi.) Bu âyet-i kerimenin tamamının meali şöyledir: (A'rabîlerin [Bedevilerin, Hudeybiye savaşından] geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı [O günkü Emîr tarafından, Yemame'deki mürtedlere karşı] savaşmaya çağrılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya [onlar savaşmadan] Müslüman olurlar. Eğer [savaşın başındaki Emîr olan zatın savaş emrine] itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir; ama önceden [Hudeybiye'deki savaştan] döndüğünüz gibi, yine dönerseniz sizi elem verici bir azaba uğratır.) [Fetih 16] Âyet-i kerimede, (Yakında savaşacaksınız) buyuruluyor. Yakında yapılan ilk savaş, Yemame'de Müseyleme-tül-kezzab ve diğer mürtedlerle yapılan savaştır. (Bu savaşa çağıran Emîr olan zata itaat ederseniz, mükâfat yani sevab kazanırsınız) buyuruluyor. Bu savaş meşru olduğu için, bu savaşa katılanlara mükâfat verileceği bildiriliyor. Bu savaşın Emîri de Hazret-i Ebu Bekir idi. Eğer Hazret-i Ebu Bekir haksız olarak halife olsaydı, (Ona itaat edenlere mükâfat verilecek) buyurulmazdı. Onun için bu âyet-i kerime, hazret-i Ebu Bekir'in hilafetinin hak ve doğru olduğunu göstermektedir. Biri çıkıp da, (İtaat edilmesi istenen Emîr, Ebu Bekir değil, Ömer, Osman veya Ali'dir) diyemez; çünkü en yakında yapılan savaşın Emîri Hazret-i Ebu Bekir'di. (Niye halife seçimi oldu?) sualinin cevabı da şöyledir: Halife seçiminde, halifenin olacağını Allahü teâlâ biliyorsa da, o âyet-i kerimede bildirilen halifenin kim olacağını Eshab-ı kiram bilmiyordu. Halife seçilip ilk savaş olunca, âyet-i kerimede bildirilen meşru halifenin Hazret-i Ebu Bekir olduğu meydana çıkıyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Herkesle başarılı bir iletişim kurmak için, ne yapmalı? CEVAP: İslam ahlâkına uymalı. Buna uymadan sağlanan iletişim, karşılıklı menfaate dayanır. Yani, hep almaya dayanır. Hâlbuki dinimiz alma değil, verme dinidir. Müslüman almak için değil, vermek için çırpınır. Menfaat [çıkar] üzerine yapılan iyilik yanlıştır, menfaat üzerine kurulan dostluk geçicidir, menfaat bitince dostluk da biter. Hatta menfaat olmazsa, dostluk hiç başlamaz. İslam ahlâkı bilgileri ve İslam âlimlerinin tavsiyeleri, sitemizde geniş olarak vardır. Karşımızdakinin bizim gibi düşünmesini sağlamak için, İslam ahlâkına uygun olarak, iletişim uzmanlarının bildirdikleri şu hususlara dikkat etmeli: 1- Söze iltifatla, dostça başlamalı. 2- Başkalarının görüşleri yanlış da olsa, yanlış dememeli. 3- Eğer yanılıyorsak, yanıldığımızı itiraf etmekten sakınmamalı. 4- Tartışmayı kazanmanın tek yolu, tartışmadan sakınmaktır. 5- Önce karşımızdakine, evet dedirtecek sorular yöneltmeli. 6- Konuşmanın çoğunu, karşımızdakinin yapmasına fırsat vermeli. 7- Kabul ettirmek istediğimiz düşüncenin, kendisine ait olduğunu sanmasını sağlamalı. 8- Her şeyi karşımızdakinin bakış açısından görmeli. 9- Karşımızdaki insanın düşüncelerine anlayış göstermeli. Gücendirmemek ve kızdırmamak için de şunları yapmalı: 1- Överek ve dürüstçe takdir ederek söze başlamalı. 2- Onun yanlışlarını dolaylı yoldan anlatmalı. 3- Onu eleştirmeden önce, kendi yanlışlarımızdan söz etmeli, (Biz böyle yapıyorduk; ama yanlış olduğunun sonra farkına vardık) demeli. 4- Doğrudan emir verme yerine, soru yöneltmeli. Mesela, (Beni biraz dinle) yerine, (Bir şey söylesem beni dinler misiniz) demeli. 5- Hiç kimsenin ayıbını yüzüne vurmamalı. 6- Muhatabımızdaki en küçük gelişmeyi, samimiyetle takdir etmeli. 7- Herkese iyi sıfatlar vermeli, onlar bu sıfatlara yaraşır olmaya çalışabilirler. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kâb-ül-Ahbar hazretleri, Hazret-i Ömer'e, (Ey Emir-ül-müminin! Allah'tan korkan bir kimsenin amelini yap! Kıyamet günü yetmiş Peygamberin yaptığı amelle gelsen, orada gördüklerinden dolayı amelini yine az görürdün) dedi. Bunları işiten Hazret-i Ömer, düşüp bayıldı. Ayıldığı zaman, (Bize nasihat et) dedi. Kâb-ül-Ahbar hazretleri; (Ey Emir-ül-müminin! Şayet Cehennemden doğuda çok ufak bir yer açılsaydı, batıdaki adamın beyni kaynar, sıcaktan erirdi) dedi. Bunu işiten Hazret-i Ömer çok ağlayarak, (Devam et ey Kâb) dedi. O da buyurdu ki: (Ey müminlerin emiri! Kıyamet günü Cehennem öyle şiddetlenir ki, mukarreb melekler, Peygamberler ve bütün herkes dizüstü çökerler. Bütün Peygamberler, "Ya Rabbi! Bugün nefsimi isterim" diyecekler, sadece Resulullah efendimiz "Ya Rabbi! Ümmetimi isterim, başka bir şey istemem" diyecektir.) İşte bu azaptan kurtulmanın çaresi, kurtulanları sevmektir. Peki muhabbet, yani sevmek nedir? Ben bir kimseyi çok seviyorum denir. Bu sevgi gerçek mi değil mi? Yani kişi doğru mu söylüyor, yalan mı söylüyor? Bunun iki alameti var. Bu iki şart varsa doğru söylüyor, eğer bu iki şart yoksa yalandır. Birincisi, eğer seviyorsa, onu sevenleri sever, onu sevmeyenleri sevmez ve onun sevdiklerini sever, sevmediklerini sevmez. Buna hubb-i fillah, buğd-i fillah denir. Ben Allah'ı çok seviyorum diyor, Ona isyan edenlerle dost oluyor, muhabbet besliyor. Bunun Allah'ı seviyorum demesi yalandır. Ben Resulullahı çok seviyorum diyor; ama Resulullah efendimizi inkâr eden, hatta Peygamberliğini kabul etmeyenle münasebet kuruyor. Onunla dost olanın, Resulullahı seviyorum demesi yalandır. Bir kimse de, Ehl-i sünnet âlimlerini, hocamı çok seviyorum der de, onların düşmanlarıyla dost olursa, bu nasıl sevgi demezler mi? Yol ikidir. Allah var, bir de düşmanı var. Allah'ın dostu olan, dostlarıyla beraber olur. Hem düşmanlarıyla beraber olmak, hem de aşk ilan etmek kadar yanlış şey olmaz. Bu, ikiyüzlülüktür. İkincisi, sevginin şartı itaattir. İnsan sevdiğine itaat eder. Allah ve Resulünü seviyorum diyen kimse; sözünde samimiyse, Allah ve Resulüne itaat etmesi gerekir. Demek ki, muhabbet ince bir yoldur. Böyle gözü kapalı gidecek bir yer değildir. Muhammed aleyhisselama zerre kadar tâbi olmak, bütün dünya nimetlerinden ve bütün ahiret lezzetlerinden daha makbuldür. Bütün dünya nimetleri bir tarafa, Ona tâbi olmanın zerresi bir tarafa! Bütün Cennet nimetleri bir tarafa, Ona bağlılığın, Ona muhabbetin zerresi bir tarafa! Yani bu daha ağır gelir. Onun Allah indinde makbuliyet derecesi böyledir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kelime-i tevhidi söyletmek için milyonlarca mümin şehid düştü, bu kelime-i tevhidi söylememek için milyonlarca kâfir Cehenneme gitti; çünkü kelime-i tevhid hakla bâtılı ayırıyor. Asırlardır Müslümanlarla kâfirler arasındaki savaşların sebebi sadece budur. Söyleyen şehid oldu, söylemeyen Cehenneme gitti. İnsan bir daha dünyaya gelmeyecek, bu son vadedir. Bundan sonra bir daha fırsat yoktur. Kıyamette herkes, pişmanlık duyacaktır. Dünyada pişmanlık nimettir; fakat oradaki pişmanlık felakettir. Kabirden birisi çıkıp dünyaya gelse nasıl yaşardı? Elbette bir an boş geçirmez, hep ahireti için çalışırdı, günah işlemezdi, kalb kırmazdı. Peki, biz oraya gitmeyecek miyiz? Gidince başımıza neler geleceğini, nelerle karşılaşacağımızı dinimiz bildiriyor. Allah'a iman etmeyenler, Peygamber efendimizin getirdiklerine inanmayanlar, beğenmeyenler, din-i İslam'ı kabul etmeyenler, Cehennemde feryat edecektir. (Ya Rabbi bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz) diyecekler. Onlara, (Siz zaten oradan gelmediniz mi) denilecektir. Mübarek bir zat, bir Müslümana ait kabrin önünde durup, talebelerine sorar: - Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce neyle uğraşır, ne yapar? Talebenin birisi, (Elbette sürekli namaz kılar) der. Diğer biri de, (Devamlı oruç tutar) der. Bir diğeri de, (İslamiyeti yayar) der. Her talebe faydalı bütün işleri sayar. O zat buyurur ki: (Doğru söylüyorsunuz; ancak bu mezarda yatan kişinin dünyaya tekrar geleceği şüphelidir. Sizin oraya gideceğiniz ise kesindir. Yani siz de onun gibi öleceksiniz. O halde neden şimdi bu söylediklerinizi yapmıyorsunuz? Neyi bekliyorsunuz? Onun kaybettiği fırsatı siz bir ganimet bilmelisiniz, yarına bırakmadan bu faydalı işlerle uğraşmalısınız.) Peygamber efendimiz de, (Bu dünyada garip gibi yaşa, yolcu gibi ol ve kendini ölmüş kabul et!) buyuruyor; çünkü bir gün mutlaka öleceğiz. Muhakkak olacak şeyi, şimdiden oldu bilmeli. Öldükten sonra pişmanlık, ah demek, yandım demek fayda vermeyecek. Şimdiden ona hazırlanmakta fayda var. Onun için şimdiden kendimizi o kabir ehlinden kabul etmek ve ölmeden önce uyanmak gerekir. Yine Peygamber efendimiz, (Şu kişiye şaşılır ki, o dünyanın peşinde, ölüm de onun peşindedir) buyurdu. O halde, (Nasihat olarak ölüm yeter) hadis-i şerifini de düşünerek ölenlerden ibret almaya çalışmalıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Salih Müslüman olarak yaşayıp, imanla ölmek için, neler yapmalı? CEVAP: Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek gerekir. Şu yedi geçidi geçen, muradına kavuşur. Bu geçitler: 1- İlim, 2- Pişmanlık, 3- Eşkıya, 4- Bela, 5- Sebep, 6- İhlâs, 7- Şükür. İlim geçidi: İlimsiz bir şey olmaz. İlim öğrenmek herkese farzdır. İlim, gerçek bir rehberdir. İlim başlara taçtır, herkes ona muhtaçtır. Doğru ibadet yapabilmek, hakkı bâtıldan ayırmak için, ilim öğrenmek şarttır. İlmi bugün bir kişiden öğrenemeyeceğine göre, gerçek İslâm âlimlerinin yazdıkları muteber eserleri okuyup öğrenmek gerekir. İlim ve âlimler çok kıymetlidir. Birkaç hadis-i şerif meali: (Âlimle oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.) [Hakim] (Âlimin nefesi zikir ve tesbihtir.) [Deylemi] (Âlimin iki rekât namazı, cahilin bin rekâtından daha hayırlıdır.) [Şirazi] (Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ. Gazali, İ. Rabbani, T. Kurtubi muhtasarı] Âlim, yatarken sabah namazına kalkacağım, yarın şu faydalı işleri yapacağım diye niyet ederek uyur ve uykusu ibadet olur. Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır. Cahil, ibadet ediyorum diye bid'at işleyebilir, günaha ve küfre düşebilir. Hakkı söyleyeceğim diye fitneye sebep olabilir. Onun için (Cahille bal yeme, âlimle taş taşı) demişlerdir. İlmi ağaca benzetirsek, ibadet bu ağacın meyvesi gibidir. Ağaç olmadan meyve olmaz. Fakat meyvesiz ağacın az da olsa kıymeti vardır. Odun olarak istifade edilebilir. Bunun için ilmiyle âmil olmayan âlim, muma benzetilir. Başkalarını aydınlattığı halde, kendisini yakıp bitirir. Herkesin, tevhid ilminden doğru itikadı bilecek kadar öğrenmesi ve namaz oruç gibi ibadetler için lüzumlu ilimleri bilmesi farzdır. İlim geçidi, meşakkatlıysa da, hedefe ulaşabilmek için geçilmesi şarttır. İhlâssız ve ibadetsiz, bu geçit geçilemez. Bir hadis-i şerif meali: (Âlimlere övünmek, cahillerle tartışıp onları susturmak, insanların takdirini kazanmak için ilim öğrenen, Cehenneme gider.) [Tirmizi] Peygamber efendimiz, miraç gecesi Cehennemdekilerin çoğunun fakirler olduğunu görmüştü. Bu fakirlerin, mal para fakiri değil, ilim fakirleri [cahiller] oldukları bildirilmiştir. O halde, Allahü teâlânın emir ve yasakları öğrenilip, ilmiyle âmil olmaya çalışılırsa, Allah'ın izniyle, bu engel geçilmiş olur. (Yarın: Pişmanlık geçidi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İlim geçidini geçenin, günahları için tevbe etmesi gerekir. Tevbe etmeyen, ibadetlerinde başarılı olamaz; çünkü günahların yükü, ağırlığı perişanlığa sebep olur. Her günah bir bağ, bir engeldir. Bu bağları koparıp, engelleri aşarak iyilik yapmak zordur. Günahlar kalbi karartarak, her türlü hayra mani olur. Hayra koşma arzusu olmayan, günahlarla bağlanmış demektir. Günahlara pişman olmak ve kendinde hakkı olanların rızalarını almak farzdır. Tevbe, gazab-ı ilahiden korkup, rıza-i ilahiye kavuşmak için, günah işlememeye azmetmektir. Tevbenin doğru olabilmesi için gerekli dört şart şudur: 1- Bir daha günah işlemeyeceğine, kesin karar vermek, 2- İşlediği günahlara tevbe etmek, 3- Tevbe ettiği günahı tekrar yapacak güçte olmak. Mesela, eşkıyalık yapıp da, felçli olanın, (Artık eşkıyalık yapmayacağım) demesi abes olur. İstese de yapamaz. 4- Tevbe, sırf Allah'ın rızasına kavuşmak ve gazabından kurtulmak için yapılmalı. Dünyevi gayelerle yapılan tevbe, makbul değildir. Mesela, insanların korkusundan dolayı tevbe etmiş olmamalı. Midesi ağrıdığı için içkiyi bırakan, içkiyi bırakmış sayılmaz. Tevbe, pişmanlıktır. Bir hadis-i şerifte, (Günahlara pişmanlık, tevbedir) buyuruldu. (Hâkim) Tekrar günah işleme korkusu, tevbeye mani değildir. Günahlar üç kısımdır: 1- Kazası farz olan günahlar. Bunlar için tevbe edip, kaza etmeye çalışmalı. 2- İçki ve kumar gibi günahlar için, tevbe edip bir daha yapmamalı. 3- Kul haklarıyla ilgili günahlar. Bunlar; mal, can, namus ve gıybetle ilgili olabilir. Bu pişmanlık geçidinin, aşılması güçtür, bir an önce geçilmezse daha büyük zararlara sebep olur. Gecikmesi çok tehlikelidir. Günahla kalb kararır, pişman olup tevbe etmedikçe kalb temizlenmez. Eğer günahlarımız bizi korkutmuyor, ibadet etmeye zaman ve zemin bulamayıp doğru yola gelemiyorsak, kalbimiz kararmış demektir. Hiçbir günahı küçük görmemeli. Her gün tevbe ve istiğfar etmeli. Bir hadis-i şerifte, (Günahına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir) buyuruldu. (Taberani) Günahlarımızı teker teker düşünerek ağlamalıyız. Kırık kalble Allahü teâlâya dua etmeliyiz! Mesela, (Ey Rabbim, kaçak kulun, âciz kulun, günahkâr kulun, kapına geldi. Senden af ve mağfiret diliyor. Günahlarımı affet, ömrümün kalan kısmında sana isyan etmekten beni koru! Çünkü her şey senin kudretindedir) diye dua ve tevbe etmeli. Bu engeli de geçmek için, (Günah işlerken acizlik göstermediğin gibi, tevbede de acizlik gösterme!) kuralını unutmamalı. (Yarın: Eşkıya geçidi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bu geçitte, insanı soyup soğana çevirecek dört eşkıya bulunur. Bunlar; dünya [faydasız iş], kötü arkadaş, şeytan ve nefstir. Birinci eşkıya dünyadır; yani faydasız şeyler ve haramlardır. Dünya geçicidir. Dünyada yapılan iyilikler, ahiret içindir. Sonsuz olanı, geçici olana tercih etmeli. Dünyanın faydasız şeylerinden yüz çevirip, Allah için olan işlerle meşgul olmalı, salihlerle beraber olmaya çalışmalı. Bir hadis-i şerif meali: (Âlimin sohbetinde bulunmak, bin rekât nafile namazdan üstündür.) [İ. Gazali] Allah'a bağlanmak için, uzun emelden, imkânsız olan muratlardan, hayal peşine düşmekten, insanı meşgul edecek faydasız düşüncelerden de uzak durmalı. Allah sevgisinden başka, her sevgiyi kalbden çıkarmalı. Allah sevgisine götürecek şeyleri sevmek, Allah sevgisindendir. Allahü teâlâ, dünyanın Allah için olmayan her şeyine düşmandır. Allah'ı seven, O'nun sevmediklerine düşman olur, haramlardan zevk almaz; çünkü haram, ateş gibidir, hatta ateşten daha yakıcıdır. Ahiret ateşinin şiddetini düşünen, haram ateşine elini uzatmaktan son derece kaçar. Zehirli necaset, süslü bir pasta haline getirilse, altın tabak içine konsa, bilen biri onun süsüne, cilasına aldanmaz; ama pastanın içinde ne olduğunu bilmeyen, onu yiyebilir. Hatta bu çok hoş görünen pastayı yemediği için arkadaşını ayıplar, onu aptallıkla suçlar. Alkolik olan da, içki içmeyeni böyle ayıplar. İkinci eşkıya kötü arkadaştır ki, şeytandan ve nefisten daha zararlıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin!) [Hâkim] Kötü arkadaşı düzeltmek için, onunla düşüp kalkmaya çalışırsan, sen onun bir eğrisini düzeltmeye çalışırken, o senin on doğrunu bozar. Bir hadis-i şerifte, (Akıllı, diline sahip olur, zamanını iyi kullanır, işine yönelir ve en sağlam dostuna karşı da ihtiyatlı olur) buyuruldu. (Deylemi) Tanımadıklardan zarar görmeyiz. Ne zarar görmüşsek, tanıdığımız kötülerden görmüşüzdür. Bunun için, kötü arkadaştan uzak durmalıdır. Üçüncü eşkıya şeytandır. Şeytanın şerrinden kurtulabilmek için onun hilelerini bilmek gerekir. Nasıl ev sahibi uyanıkken eve hırsız giremezse, şeytan da uyanık olana hile yapamaz. İlim geçidini geçen, şeytanın yaptığı hileleri bilir, ona göre tedbirini alır. Dördüncü eşkıya nefsimizdir. Nefis, o kadar ahmaktır ki, her istediği kendi zararınadır. Çok zararlı bir iç düşmandır. İçteki yaranın tedavisi zordur. Nefis, aynı zamanda, binek atımızdır. Nefis çok beslenirse azar, ele avuca sığmaz, azgın atın sürücüsünü yere attığı gibi yere vurur. Çok zayıflatmak da kötüdür. Onunla hayırlı işler yapılmaz. Gemle idare edecek kadar beslemeli. (Yarın: Bela geçidi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İbadet ederken, gelecek şu belalara sabretmeli: 1- Rızık ve geçim derdi, gafilleri doğru ibadet etmekten alıkoyar. Her canlının rızkını, Allahü teâlâ verir. Sebeplere yapışarak, rızık için çalışmalı. Hem çalışmalı, hem de Allahü teâlâya tevekkül etmeli. Tevekkül, gerekli tedbirleri aldıktan sonra, neticeyi Allah'tan beklemektir. Rızık için tevekkül edenin, imanı kuvvetlidir. Bir hadis-i şerifte, (Eğer Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi, sizin de rızkınızı verirdi) buyuruldu. (Tirmizi) 2- Kuruntu, huzurlu ibadet etmeyi önler. Bundan kurtulmanın çaresi, gerekli tedbirleri aldıktan sonra işin sonucunu Allah'a bırakmaktır; çünkü biz, bir şeyin sonucunun iyi mi, kötü mü olacağını bilemeyiz. Hayır sandığımız çok şey şerle sonuçlanabilir, şer sandığımız çok şey de hayırla sonuçlanabilir. Bir âbidin, şeytanı görmek için yaptığı dua, kabul olur. Şeytan buna, (Eğer 40 yıllık ömrün olmasaydı, şimdi seni öldürürdüm) der, gözden kaybolur. Âbid de, (Önce dünyadan murat alayım, 20 yıl hayatımı yaşarım, sonra tevbe ederim, nasıl olsa Allah tevbeleri kabul eder. Kalan 20 yılı da ibadetle geçiririm) diyerek ibadeti bırakır, sefahate dalıp felakete düşer. 20 yılı doldurmadan ölür. Tevbe etmeye fırsat kalmaz. 3- Belalar ibadet etmeyi engelleyebilir. Bir hastalık, bir bela gelince bağırıp çağırmak faydasızdır. Aksine zararlı olur. Bunun çaresi, Allah'ın takdirine razı olmaktır. 4- Belaların ve çekilen zahmetlerin getireceği perişanlıktan kurtulmanın çaresi sabretmektir. Sabırlı olmayan, başarılı olamaz. Dünya ve ahiret hayatını kazanmak isteyenin, açlığa, insanların kötülemesine ve çeşitli musibetlere sabretmesi gerekir. Allah'tan korkarak sabreden, sıkıntılardan kurtulur, muradına erer. Allahü teâlâ, Eyüp aleyhisselamı sabrından dolayı övmüştür. Bir anlık sabır, büyük hayırlara kavuşturur. Sabır, erişmek istenilen şeylerin anahtarıdır. Her hayra sabırla ulaşılır. Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılır, çağırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Bir hadis-i kudside, (Kaza ve kaderime razı olmayan, belalara sabretmeyen, verdiğim nimetlere şükretmeyen, benden başka rab arasın!) buyuruldu. (Taberani) Allahü teâlâ, sevdiklerini sıkıntılara maruz bırakır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir.) [Tirmizi] Allahü teâlânın gönderdiği bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek, büyük nimettir. Sabredemeyen, felakete maruz kalır ve bu engelden geçemez. (Yarın: Sebepler geçidi) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bu geçit, havf ve reca engelidir. Havf yani Allah korkusu, günah işlemeye engel olur. Nefsimiz, günah işlemeye meyyaldir. Korkmazsa, nefsi gemlemek mümkün olmaz. Salih bir zat, günah işlemek ister. Özel bir banyoya gider. Çok sıcak olan su, bu zatın elini yakar. Sıcakta fazla duramaz, bayılırken, kendini dışarı atar. Kendine gelince nefsine, (Şu sıcaklığa dayanamadın, Cehennem ateşine nasıl dayanırsın? Bunu bilerek Cehennemlik iş yapmak ahmaklıktır) der. Allah korkusu olmazsa nefis, ibadetlerindeki kusurları göremez, hatta ibadetiyle övünür. Bir zat, nefsine, (Salih gibi konuşur, münafık gibi iş yaparsın. Bu hâlinle, Cenneti nasıl istersin?) der. Reca yani ümit, Allah'a ibadet etmeye sebep olur. İbadet nefse ağır gelir. Nefs, bu çektiklerinin karşılığının bire 10, bire 700, hatta daha fazla verileceğini bilirse, o zaman hayırlı işler pek ağır gelmez. Nimete kavuşmak için, sıkıntılara katlanır. İşin sonunda para alacağını ümit eden hamal, ağır yükleri yazın terleyerek, kışın üşüyerek seve seve götürür. Hasat zamanı ürün alacağını ümit eden çiftçi, bütün yıl, soğuk sıcak demeden çalışır. İşte nefse, Cennette hayal edilemeyen nimetlere kavuşmak için salih amel gerektiği anlatılırsa, ibadetler kolay gelir. Bu geçidin, iki yanında tehlikeli iki yol vardır. Birisi yeis [Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesme] yolu, diğeri de, güven [Allahü teâlânın azabından emin olma, korkmama] yoludur. Bu iki yol çok tehlikelidir. Bu yolda yürüyenler, uçuruma yuvarlanırlar. Orta yol ise havf ve reca [Allah'tan korkup, rahmetinden de ümidini kesmeme] yoludur. Bu yol, korkuyla karışık, sevgi ve ümit yoludur. İnsan, acizliğini düşünmeli, Allahü teâlânın azabının çok şiddetli olduğunu iyi bilmeli. Dünyada ilmine, ibadetine, soyuna ve hiçbir faziletine güvenmemeli. Allahü teâlâ, 80 bin yıl ibadet edip dünyada secde etmediği yer bırakmayan İblis'i, bir emrini yerine getirmediği için ebedi olarak kovdu. 80 bin yıllık ibadetini yüzüne çarptı. O halde, Allah'ın azabından emin olmayıp Ondan çok korkmalı. Çok günahkâr da, Allah'tan ümit kesmemeli; çünkü Allah'ın rahmeti boldur. Eshab-ı kehfin köpeği bile, Cennete girecektir. Zâlimlerin şerrinden kaçıp, mağaraya giden müminlerin peşine düşen bir köpeğe, Rabbimiz böyle muamele ederse, ömrünü dine hizmet etmekle geçiren müminlere neler vermez? O halde günahım çok diye Allah'ın rahmetinden ümit kesmemeli, ibadetim çok diye de, kendini garanti Cennetlik bilmemeli. (Pazartesi: İhlâs geçidi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir mümin, kendi menfaati için bağırırsa, bu öfkedir, şeytanîdir. Ancak, karşısındaki müminin menfaati için yüksek sesle konuşursa, bağırırsa, bu rahmanîdir, buna gayret denir. Nefsin karıştığı şey çok tehlikelidir. Şeytan insanın imanını, öfkelendiği zaman daha kolay bozar. Peygamber efendimiz üç kere, (Lâ tagdab, lâ tagdab, lâ tagdab) yani (Öfkelenme!) buyuruyor. Öfke, aklı da imanı da giderebilir. Haklı olduğu zaman bile münakaşa etmeyene, başkasını kırmayana Cennette köşk verilecektir. Eğer şaka da olsa yalan söylemezse, Cennetin ortasında ona köşk verilecektir. Peygamber efendimiz, (Ben kefilim) buyuruyor. Yine, (İçinizde asıl pehlivan, öfkelenince öfkesini yenendir) buyuruyor. Bir kimse kalb kırdığı zaman, Kâbe'yi yetmiş defa yıkmış gibi günaha girer, kul hakkına da girmiş olur. Bir insana, Ehl-i sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini doğru olarak anlatan bir kitap vermek çok sevabdır. Peygamber efendimiz, (Bid'atler yayıldığı zaman, bir sünnetimi açığa çıkarana yüz şehid sevabı verilir) buyuruyor. Vereceğimiz kitapta kaç tane sünnet, kaç tane vacib, kaç tane farz var. En önemlisi de, iman var. Yani yüz şehid sevabından çok daha fazla sevab kazanır insan. Bu fırsatı kaçırmamak gerekir. Allah için dostluk ve bir araya gelmek, çok kıymetlidir. Bir iki kişi, Allah için toplanıp bir iki nefes Allah'tan bahsederse oraya melekler gıpta ederler. Ahir zamanda, doğru bir şekilde iman edip namaz kılmak ve haramlardan sakınmak, en büyük keramet olur. Dünyada hiçbir şeyin yaratılışı tesadüfî değildir, başıboşluk yoktur. Her şey, hesap kitap dâhilindedir. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, (Ben, insanları ve cinleri bana ibadet etsinler, beni tanısınlar diye yarattım) buyuruyor. Yaradılış gayemiz ne ise, o gayeye uygun yaşamaya çalışmalıyız. Allahü teâlâ ihsan sahibidir. İnsanların kusurlarına bakmadan, bol bol ihsan eder. Merhametle muamele eder. Şayet adaletle muamele etse, hepimiz mahvoluruz. Adalet, hak ettiğini vermek, ihsan ise, hak ettiğinden fazlasını vermektir. İnsan, acaba ben Rabbimin indinde makbul müyüm, değil miyim, insanlardan dua alabiliyor muyum diye düşünürse, daha faydalı işler yapma gayreti artar. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Feyz aşağıya akar, yukarıda olan mahrum kalır. Kibir on kısımdır. Dokuz kısmı, kendisini âlim zannedenlerde olur. İnsan bu duruma düşeceğine, garip bir köylü olsa daha iyidir. Hiç olmazsa kibirden kurtulur. Ahkâm kesmeye başlayınca zerre kadar kibir gelse, o zaman kalbi hasta, imanı da tehlikede demektir. Bu tehlikeden kurtulmak için, kurtulanlarla beraber olmak gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin, evliya zatların kitaplarını, hayatlarını okumak, onlarla irtibat kurmak gerekir. İnsanın, kendisinin ne halde olduğunu görmesi için, arada bir aynaya bakması gerekir; çünkü insanlar birbirine bakar. Tabii göz kendini görmediği için, hep karşısındakine bakar. Hâlbuki kendine de bakması gerekir. İnsan, büyük zatların hayatını okursa, kendisinin ne halde olduğunu anlar. Onların nasıl yaşadıklarını, nasıl tevazu ehli olduklarını, nasıl gözyaşı döktüklerini görür. Onlar, o büyük hallerine rağmen, hiçbir işe yaramadıklarını açıklamışlar, (İslam âlimleri, öyle büyük zatlardı ki, onların yanında bizim ismimiz geçmez. Hazır olsak hesaba katılmayız, orada değilsek aranmayız. Biz bir hiçiz) buyurmuşlardır. Şöhret afettir. Eğer bir kimse dünya menfaati elde etmek için şöhrete kavuşmuşsa, bu, onun için felakettir. Ancak, dünya menfaati olmadan, Allahü teâlâ onu meşhur etmişse, Allah onu bu felaketten korur. Sabreden zafere kavuşur, rahat eder. Sabretmek, ferahlamanın anahtarıdır. Dinimizin iki ayağı, iki kolu ve iki gözü var, bunlar sabır ve şükürdür. Yaşlı bir adam, çok cimri olup, ömrü fakirlik içinde geçer ve evladına bir vasiyette bulunur: (Sana iki çuval altın bırakıyorum. Bunun birisini kendin al, diğerini de bulacağın en ahmak kimseye ver!) Evladı çok şaşırır bu işe; ama vasiyet bu, yüklenir çuvalı. Kime sen ahmak mısın diye sorsa kabul etmez, tartaklanır, hakarete uğrar. Tabii, ahmak olana bir çuval altını vereceğim dese kabul ederler; ama öyle de demez. Derken bir ağacın altında otururken, bir adamın asıldığını görür. Sorar, kim bu asılan diye. Sadrazamdı derler, üzülür. Bir de cümbüş duyar, bir kalabalık sevinçle geliyor. Yine sorar, bu gelen kimdir diye, yeni sadrazam derler. Tamam, buldum der. Geçer sadrazamın önüne, al sana bir çuval altın, bunu sana babam yolladı der. Sadrazam şaşırır. Neden deyince, olanları anlatıp, (Şurada asılı olan kimse, senin yaptığın işi daha önce yapan adammış. Belki bir sonraki ağaca da seni asacaklar. Aynı işe talip olmak, büyük ahmaklık olmaz mı) der. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
İbadet çok olsa da, ihlâs yoksa boştur. İhlâs, yalnız Allah rızası için yapmaktır. Kabul olmayan çok amel kıymetsizdir. Az da olsa, ihlâslı ve devamlı amel makbuldür. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, ancak ihlâsla yapılan ameli kabul eder.) [Nesai] Altın bir vazoyu bir liraya satmak ahmaklıktır. Bir hayra karşılık Rabbimizin vereceği sevablar karşısında, kulların onu övmesinin, milyarların yanında bir kuruş kadar değeri yoktur. Böyle bir kula, Allahü teâlâ, (Ey kulum, mutlak kudret sahibini bilirken, ibadetlerine karşılık, benim bilmem ve seni ödüllendirmem yetmezmiş gibi, başkalarının bilmesini ve seni övmelerini istemen vefasızlık değil mi? Kimin rızasını kazanmak için yapmışsan git, karşılıklarını onlardan al) derse halimiz nice olur? Bütün insanlar bizi beğense, el üstünde tutsa; fakat Allahü teâlâ beğenmese ne kıymeti vardır? Tersine, bütün insanlar bizden nefret etse, Allahü teâlâ razı olsa ne zararı olur? Bununla beraber, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği kimseleri, diğer insanlar da sever. Hedefi yalnız Allah rızası olanlar, dünya ve ahirette rahat ederler. Riya gibi, ucub da ibadetleri yok eder. Ucba düşen, Allah'ın lütfunu düşünemez. (Bunu ben yaptım, ben olmasaydım bu olmazdı. Ben müdür olsam, bakan olsam, şöyle yapardım) demek ucub olur. Riya ile ucub, farkına varılmadan amellere girer, onları bozar. Süfyan-ı Sevri hazretleri, bir hacıya misafir olur. Hacı, (Oğlum ikinci hacdan getirdiğim tabağı ver) der. Üstad, (Bu sözünle, yaptığın her iki haccı da ifsat ettin) buyurur. Ne kadar kabul olmuş çok ibadet yapılsa da, yine kul kendi ibadetiyle Cennete giremez. Bir hadis-i şerifte, (Hiç kimse, kendi ameline karşılık, Cennete girmeye hak kazanamaz) buyuruldu. Kulun kıymetli bir amelini götüren melekler, birinci göğe gelince, oradaki vazifeli melek, (Götürün bu ameli, sahibinin yüzüne çarpın. O gıybet ederdi, gıybet edenlerin ameli buradan geçmez) der. 2. gökteki melek, ihlâssız amelleri geçirmez. 3. kattaki melek, kibirlilerin amellerini geçirmez. 4. kattaki ucub edenlerinkini geçirmez. 5. kattaki hasetçilerinkini geçirmez. 6. kattaki merhametsizlerinkini geçirmez. 7. kattaki melek, riyakârların amelini geçirmez. Yedi kat göğü geçen amel bile, rıza-ı ilâhi kastedilmezse geri çevrilir. O halde her işte, ihlâsa çok önem vermeli! (Yarın: Şükür geçidi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Çok önemli altı engeli geçtik. Şimdi bu büyük nimetlere karşılık, Allahü teâlâya şükretmeli, Ona olan minnet borcumuzu ödemeye çalışmalıyız! Nimetler, şükredilirse devamlı olur. Şükredilmezse yok olur. Bir hadis-i şerifte, (Nimet, yabani bir kuştur. Uçup gitmemesi için, ayağını şükürle bağlayın) buyuruldu. Nimet iki kısımdır: 1- Dünyevi nimetler: Faydalı şeylere kavuşmak ve zararlı şeylerden korunmak. 2- Dînî nimetler: Hidayete ermek, küfür ve bid'atten korunmak. Şükür, Allah'ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah'a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa, şükretmiş olmaz. Bir hükümdar, bir hizmetçisine, çok değer verse, ona saray yaptırıp, emrine de hizmetçiler tahsis etse, (Bu nimetlere karşılık günde sadece bir saat hükümdara hizmet edeceksin, diğer saatlerde serbestsin) dese, hizmetçi bu bir saati, diğer hizmetçilerin elindeki, birkaç kuruşu almak için, yalvarmakla geçirse, hükümdar buna ne der? (Bu hizmetçi, yapılan ikramın değerini takdir edemeyecek kadar aşağı biri. Bunu kapımdan kovun) demez mi? İşte insanlar, nefislerine uydukları zaman, bu hizmetçinin durumuna düşerler. En büyük nimet, salih Müslüman olmaktır. Verilen bu nimetler elden çıkarsa, büyük felâket olur. Çünkü en acı ve en güç şey, sevildikten sonra itibardan düşmektir. Allahü teâlâ sana Müslümanlığı nasip ettiğine göre, Onun yanında itibar sahibisin. Bu nimetlerine şükretmezsen, itibardan düşer, kapısından kovulabilirsin. Bu nimetleri saymak mümkün mü? Nimet bollaştıkça şükrü zorlaşır. Bir defa nefes alıp vermesek ölürüz. Bu hava nimetine günde kaç kere şükrediyoruz? Bedavadan elde ettiğimiz için, şükrü hatırlamayız bile. Rahat nefes alabilmenin kıymetini bilebilmek için astımlı mı olmak gerekir? Bir astımlı rahat nefes alabilmek için, görürken kör olan bir kimse görebilmek için, konuşurken lal olan konuşabilmek için, kolları varken kopan, ayakları sağlamken felçli olan, duyarken sağır olan, tekrar eski nimetlerine kavuşabilmek için, bütün varlıklarını vermeye hazırdır. Bu nimetlere sahip olan insanların şükredebilmeleri için, bu nimetlerden yoksun olmaları mı gerekir? Akıl nimetini düşünelim, akılsızın hâlinden ibret almak ve Rabbimizin verdiği sayısız nimetlere, her an şükretmek gerekir. Bir kişi, akıllı ama âlim değilse, âlim ama ilmiyle amel etmezse, ilmiyle amel eder; ama ihlâslı değilse, ihlâslı; ama akıbetini düşünmezse, bunlara çok şaşılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Resulullahı övmek ibadettir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid okumak bid'at midir? CEVAP: Mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid'at diyorlar. Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak Allah'ı sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir: (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin.) [Kalem 3-4] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor. Ey iman edenler, siz de salevat getirin!) [Ahzab 56] Erkek kadın karışık olmadan, çalgı, müzikli ilahi ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni'met-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat) MEVLİD OKUMAK SEVABDIR Sual: İmam-ı Şarani, (Mevlid cemiyetleri bid'attir), İbni Abidin de, (Ölünün arkasından 7, 40 ve 52. gecelerinde mevlid okutmak ölüye işkence olur) diyormuş. Mevlid okumak niye işkence oluyor ki? CEVAP: Ne İmam-ı Şarani, ne de İbni Abidin hazretlerinin kitaplarında böyle bir ifade yoktur. Olsa bile, bunlar mevlid-i şerifin bid'at olduğunu göstermez. O geceleri tayin ederek ölü için Kur'an okumak da günahtır. Dinimizde 7, 40 ve 52. gece diye bir şey yoktur. Bayram günleri oruç tutmak da günahtır. Suç oruçta değil, orucu, oruç tutulması haram olan bir günde tutmaktır. Kabahat mevlidde veya Kur'anda değil, bunları yanlış yerde okumak uygun olmaz. Minarede yakılmak için yağ adamak batıldır. Seyyid Abdülkadir'e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde mevlid okutmayı nezrederler. Hâlbuki bu mevlide çalgı katıyorlar, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar) O günkü mevlidlerde de, bugünkü bazı mevlidlerde olduğu gibi teganni ve uygunsuz şeyler de var imiş. Onun için bu iki büyük âlime isnat edilen yazılarda, mevlid kötülenmiyor, haram işlenen mevlid cemiyetleri kötüleniyor. Bugün de mevlidlere bid'at karıştırılıyor. Kadın erkek beraber oturup dinliyorlar. Böyle mevlid okumak uygun değil demek, Mevlidin kendisi kötü anlamına gelmez. Mevlid, Resulullah efendimizi övmektir ve ibadettir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Mevlid, Müslümanların bayramıdır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mevlid nedir, bid'at midir? CEVAP: Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah'ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb'in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevab kazanır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb'e rüyada hali sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, Resulullahın dünyaya gelişini müjdeleyen cariyemi sevincimden azat ettiğim için, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar. (M. Nasihat) Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halifeyken, Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin doğumundaki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutmak iyi olur, sevab olur. İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta Mevlid gecesi Kadir gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır. (Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Bunların asr-ı saadetten sonra yazılması, bid'at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin, imanı gereği Resulullahı çok sevmesi gerekir. Çok sevmek kâmil müminin alametidir. Buhari'deki hadis-i şerifte, (Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz) buyuruldu. Mevlid okumak değil, mevlidde dine aykırı şeyler yapmak günahtır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hazret-i İsa, kıyamete yakın yere inecek, teslis inancını kaldıracak, hakiki Hıristiyanlığı getirecek, Hıristiyanlıkla İslamiyet'i yaklaştıracak, böylece İsevi Müslümanlar ortaya çıkacaktır) deniyor. İsevi Müslüman olur mu? Yani ahir zamanda, iki dinli insanlar mı çıkacak? CEVAP: Hayır, İsevi Müslüman veya Müslüman İsevi olamaz! Sütlü idrar veya idrarlı süt denmez, ikisi de necistir. Bu ifade, Müşrik Müslüman veya temiz necaset yahut namuslu fahişe tabirine benziyor. Bunlardan biri kötü ise, ötekini de kötü eder. Biri necis ise veya kâfir ise ikisi de, aynı hükme girer. Bir Hıristiyan, İsevi Müslüman'ım veya Müslüman İsevi'yim demekle Müslüman olmuş olmaz. Dinine, putuna zarar vermez, batıl dininden çıkmış olmaz. Yani bir gayrimüslim, ben Müslüman'ım dese de Müslüman olmuş olmaz; fakat bir Müslüman şakadan bile, ben Hıristiyan'ım dese, onun kâfir olacağı fıkıh kitaplarında yazılıdır. Yani, Müslüman İsevi'yim diyen kâfir olduğu gibi, Müslüman Mu-sevi'yim diyen de kâfir olur. Musevilik ve İsevilik hiç bozulmamış olsa yahut hakiki halini getirme imkânı olsa da, onlarla amel etmek caiz olmaz. Zira İslamiyet'in gelmesiyle, eski dinlerin hepsi nesh edildi yani yürürlükten kalktı. Eski dinlerin kiminde içki haram değildi, kiminde iç yağı haramdı. Kiminde yakın akrabayla evlenmek caizdi. Bunların hepsi nesh edildi; yalnız İslamiyetle amel etmek emredildi. Üç âyet-i kerime meali: (Allah indinde hak din yalnız İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (İslam'dan başka din arayanın bulacağı din, asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Allahü teâlâ, hak dinin yalnız İslam olduğunu, İslam'ı beğendiğini ve İslam'dan başka dini kabul etmeyeceğini açıkça beyan ederken, Müslümanlığı Hıristiyanlığa yaklaştırmak ne demektir? İsa aleyhisselam, kıyamete yakın geldiğinde, İslamiyet'le hükmedecek yani bu ümmetten biri olarak, İseviliği tamamen kaldıracaktır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah'a yemin ederim ki, Meryem'in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam'dan başka her şeyi yasak edecektir.) [Buhari] (İsa inince İslamiyet'le hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.) [Ebu Davud] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Herkes sevdiğiyle beraberdir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerini, büyük zatları sevmek kurtuluş için yeterlidir; fakat gerçekten sevip sevmediği önemlidir. Gerçekten seviyorsa, seven, sevdiğine itaat eder. Dinin emir ve yasaklarına hiç uymadan, sadece seviyorum demek yalan olur. Eshab-ı kiramdan birinin çok üzüldüğünü gören Peygamber efendimiz, ona niçin üzüldüğünü sordu. O zat, (Ya Resulallah, benim hâlim ne olacak, sizi çok sevmeme rağmen, bu anlattıklarınızı tam yapamıyorum) dedi. Ona, seviyorsa mesele kalmayacağını anlatmak için, (El mer'ü mea men ehabbe) buyurdu. Bu, dünyada kimi seversen, ahirette onunla beraber olursun demektir. Üzüme mi sözüme mi? Üftade hazretleri, bir kış günü talebeleriyle dergâhta sohbet ederken, (Taze üzüm olsa da yesek... Kim gidip Çekirge'deki bağdan üzüm toplar getirir?) buyurur. Mevsim kış, dışarıda diz boyu kar vardır. Talebeler, bu kışta, karda üzüm olmaz ki... Hocamıza bir şeyler oldu, istiğrak hâli görüldü galiba, neyse birazdan geçer diye düşünürler. [İstiğrak, ilahî aşkla dünyayı unutup kendinden geçmek demektir.] Bu arada, talebelerden Kadı Mahmud, (Bunun bir hikmeti vardır, bizim için hocamızın sözü önemli) der. İzin isteyip Çekirge'deki bağa gider. Asmanın birini sarsar, karlar döküldüğünde, salkım salkım üzümleri görür, bu hocamın kerameti diyerek, bir sepet üzüm toplayıp dergâha döner. Yolda gelirken de bir çukura düşer. Boğazına kadar su dolu bir çukurdur. Civarda kimse yoktur. Sepet ıslanmasın diye yukarıda tutup, Cenab-ı Hakka yalvarırken, çukurun başından bir ses gelir, (Ey Mahmud! Uzat elini de yukarı çekeyim) der. Başını kaldırdığında birisinin kendisine gülümsediğini görür. Elini uzatır. Yukarı çıktığında, bir anda o kimseyi göremez olur. Yine sepeti omzuna alarak süratle, dergâha gelir. Talebeler hayretler içinde üzümlere bakarken Üftade hazretleri, (Evlatlarım, biliyorum, bu mevsimde üzüm olmaz. Maksadım üzüm değil, benim sözüme mi, yoksa üzüme mi kıymet verdiğinizi anlamaktı. Üzüme peki diyenler kaybederler, hiç üzüm bulamazlar. Sözümüze peki diyenler, bulsa da kazanırlar bulmasa da kazanırlar. Şunu unutmayın, dine hizmette, hocasına hizmette, çok sıkıntı olur. Arkadaşınızın çukura düşüp, Hızır'ın kurtarması gibi... Çile çoktur ama ecri de çoktur.) Böylece Kadı Mahmud, hocasının sözüne kıymet verip, Kadı Mahmud iken Aziz Mahmud Hüdai hazretleri oldu. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Herkes ateşini kendi götürür
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âdem aleyhisselamdan beri herkes, şu veya bu şekilde tarafını belli etmiştir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Âhiret yolcusu, iki ana yoldan birinde olmak zorundadır. İki yolda birden de olamaz. Bu iki yol, doğuyla batı gibidir. Ya doğuya veya batıya gidilir. Hiç kimse, batıya gittiği halde, ben doğuya gidiyorum diyemez. Tersini de söyleyemez. Çaresi yok, ya doğuya ya batıya, yani mutlaka bir yere gidilecek. Sadece, hangi tarafa gideceğini kendisi tercih edecek. Ahirette iki yer var: Cennet ve Cehennem. Üçüncü bir yer yok. Nemrut'un, İbrahim aleyhisselamı atmak için yaktığı büyük ateşe, bir karınca durmadan su taşıyor. Evliya bir zat karıncaya, (Bu getirdiğin suyla bu ateş söner mi? Bir damla su atıyorsun, tekrar gidip su getiriyorsun. Neden bu kadar yoruluyorsun?) diye sorar. Karınca, (Ben de biliyorum ki, bu suyla bu ateş sönmez; ama ben tarafımı belli ediyorum. Ben ateşi söndüren taraftayım) cevabını verir. O zat, bir yılanın da devamlı ateşe üflediğini görür. Yılana, (Sen ne yapıyorsun?) diyor. O da, (Bu ateşi körüklüyorum, ateş alevlenip İbrahim'i hemen yaksın diye) diyor. Yani, o da tarafını belli ediyor. O halde insanlar iki tarafta. Biri ateşi söndüren, diğeri ateşi körükleyen... Herkes kendine bakacak, ateşi söndüren tarafta mı, körükleyen tarafta mı? Yani tarafını, rengini belli edecek. Renksizlik iyi değildir, başıboşluktur. Sürüden ayrılmış koyun, kurda kuşa yem olur. Din gayreti Bir Mecusi yani ateşe tapan, kendi din gayretiyle, insanlar için çok lüzumlu bir yere, güzel bir köprü yaptırır. Sultan Mahmud Gaznevi hazretleri bu köprüyü görünce, yaptıran kişiye dua etmek ister. Bunun üzerine yakınları, köprüyü yapanın Müslüman olmadığını söylerler. Sultan Mahmud Han bu kişiyi çağırtır, ona teşekkür edip, (Güzel ve faydalı bir hizmet yapmışsın. Gel, bir de Müslüman ol! Allahü teâlânın rızasını da kazan, ahiretini de kurtar, Cennetlik ol) der. Mecusi kabul etmez. Sultan, masrafının iki katını vererek köprüyü satın almak ister. Mecusi yine kabul etmez, (Ben bunu dinim için yaptım, parayla satmam) der. Bâtıl dini için bile, yaptığını parayla değişmez. Padişah, bedelini çok daha fazla vererek satın almakta ısrar eder. Mecusi yine kabul etmez. Zorla alacaklarını zanneder. Canımdan olurum da, köprüyü vermem diyerek köprüden kendisini aşağı atar. Ferideddîn-i Genc-i Şeker hazretleri bunu anlatırken, (Ey Müslüman! Sen din gayretini Mecusi'den mi öğreneceksin? O dini için canından oldu. Senin gayretin nerede?) buyurur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
28.02.2010
.Menâkıb-ı çihâr yâr-i güzîn
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hakikat Kitabevi yayınlarından Menâkıb-ı çihâr yâr-i güzîn kitabı hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Dört halifenin ve Eshab-ı kiramın büyüklüğünü çok güzel anlatan bu kitabı Seyyid Eyyûb bin Sıddık hazretleri yazmıştır. Dört halife başta olmak üzere, Ehl-i beytin, cennetle müjdelenmiş olan Aşere-i mübeşerrenin ve diğer Eshab-ı kiramın menkıbeleri ve bu ümmetin üstünlükleri anlatılmaktadır. Kitabın önsö-zünde deniyor ki: "Bütün hamd ve senalar, sağlam dinin esasının dört duvarını, Seyyid-il mürselinin dört halifesiyle sağlam ve kuvvetli kılan Allahü teâlâya mahsustur. Bu dört halifenin her biri, Peygamberimizin tebliğ ettiği dinin birer rüknüdür. Ömrü Onların sevgisiyle geçirmemek uygun değildir. Onların sevgisi olmadan, kurtuluş mümkün değildir. İslam dininde gayretli olan ve sünnet-i seniyyeye bağlı olan, yakîn sahibi din kardeşlerimiz açıkça bilirler ki, bu zamanda yazılacak ve öğrenilecek en mühim şey, Hulefa-i raşidinin yani Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın dört büyük halifesinin güzel menkıbelerinin beyanıdır. O hidayet imamlarının üstün makamlarını açıklamaktır. Böylece, dostların kalblerine sefa, gözlerine sürme ve cila olup, düşmanların kalblerine cefa ve kötü gözlere bela dikeni olur. Allahü teâlânın lütfu, sevdiklerine gölgelik ve yardım olsun. Onun lütuf gölgesinde sıkıntı çekmesinler!" Bu kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. FATİHA OKURKEN DÜŞÜNMEK Sual: Namazda veya başka zaman Fatiha'daki, (Yalnız sana ibadet ederiz) mealindeki (İyyake na'büdü) âyetini okurken, başka şey, mesela para, kadın gibi dünyevi şeyler düşünmek küfre sebep olur mu? CEVAP: Küfür olmaz. Onlara tapılmıyor ki, küfür olsun! Namaz kılarken de, başka zaman da, insanın hatırına yetmiş türlü kötü şey gelebilir. Bunlar küfür olmaz. Hatta hatıra küfür düşünce bile gelse yine küfür olmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kalbe gelen kötü düşünce, söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affedilir.) [Buhari] TEK BAŞINA Sual: Bir kimsenin evde tek başına yaşaması caiz midir? CEVAP: Mekruhtur. Bir mazereti varsa, o zaman yalnız kalabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Bir Müslüman kaç kişiye eşittir?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ateist diyor ki: Bir âyette yirmi Müslüman iki yüz kişiye bedel. Bir âyette de yüz Müslüman bin kişiye bedel. Yani bire on. Başka bir âyette yüz Müslüman iki yüz kişiye bedel. Bu bir çelişki değil mi? İşte âyetler: Ey Nebi, müminleri savaşa teşvik et! Sizden sabırlı yirmi kişi, iki yüz kişiye galip gelir. Yüz kişiniz de, bin kâfire galip gelir; çünkü onlar hakkı ve işin neticesini düşünmeyen anlayışsız bir toplumdur. (Enfal 65) Allah, sizde bir zaaf olduğunu bilip, yükünüzü şimdi hafifletti. [Bire ondan bire ikiye indirdi.] O halde, azimli, sabırlı yüz kişiniz, iki yüz düşmana, bin kişiniz de, Allah'ın izniyle iki bin düşmana galip gelir. Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal 66) CEVAP: İki âyet arasında çelişki yoktur. Ateistin anlamayıp çelişki var sanması, anlayışsızlığından ileri geliyor. Allahü teâlâ, birinci âyette kâfirler için, (Çünkü onlar hakkı ve işin neticesini düşünmeyen anlayışsız bir toplumdur) buyuruyor. Anlayışsız olan, ne anlar ki? Önceleri Müslümanların sayısı azdı; çoğalınca Allahü teâlâ onların yüklerini hafifletti. Bire ondan bire ikiye indirdi. Müslüman ordunun, kendisinden iki misli çok olan düşmanla savaşabileceğini bildirdi. (Beydavi tefsiri) Nitekim Bedir Savaşında, üç yüz küsur Müslüman, atlı, silahlı, malzeme ve mühimmat bakımından çok üstün olan binden fazla düşmana galip gelmiştir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ın izniyle, ne kadar küçük topluluk, büyük topluluğa galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 249] YOL LEVHASI OLMAK Sual: İnsanlarla emr-i maruf için tartışıyorum, hiç birisine hakkı kabul ettiremiyorum. Dediklerimi kolayca kabul ettirmenin bir yolu yok mudur? CEVAP: Münakaşayla, tartışmayla hiç kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allahü tealadır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O büyük âlimlerin mübarek sözleriyle hakkı kabul etmezse, bizim sözümüzü nasıl kabul eder? Biz, yol gösteren trafik levhası gibi olmalıyız, büyüklerin sözlerini yani kitaplarını, kendi sözümüze tercih etmeliyiz. Sadece doğru kitapları göstermeli, gerisine karışmamalıyız. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başın tamamını mesh etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Başın tamamını mesh etmek için, başın üstünde hiç kuru yer kalmaması mı gerekir? Başın tamamı, kulaklar ve ense, kolayca nasıl meshedilir? CEVAP: Mesh etmek, ıslak eli sürmek demektir. Yıkamada olduğu gibi, hiç kuru yer kalmaması gerekmez. Islak el, başın tamamına sürülürse mesele kalmaz. Artık kuru yer kaldı mı diye düşünmek, vesvese olur. Başı, kulakları ve enseyi birlikte mesh edebilmek için iki el ıslatılıp, iki elde de üç bitişik ince parmak birbirine yapıştırılıp, iç tarafları başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere iki el başa konur. İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şehadet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz. İki el, arkaya doğru çekilerek, üçer parmak, başı mesh eder. Eller, arkadaki saç kenarına gidince, üçer parmak, baştan ayrılıp, iki elin avuç içleri, başın yan tarafındaki saçlar üzerine yapıştırılıp, arkadan öne çekilerek, başın yan tarafları mesh edilir. Sonra şehadet parmakları kulakların iç tarafına ve başparmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir. Sonra, kullanılmamış olan diğer üç parmakların dış yüzleri enseye konup, ensenin ortasından, iki tarafına doğru çekilerek mesh edilir. (S.Ebediyye) BEZİ KİRLİ ÇOCUK Sual: Bezinde necaset olan çocuğu sırta sarıp namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Necasetli çocuğu, sırta sararak namaza durunca, namaz sahih olmaz. Bu, cepte idrar şişesi taşımaya benzer; fakat çocuk, kendiliğinden kucağa oturur, sırta binerse, üstü necasetli de olsa, namaza mani olmaz. SÜNNET KILARKEN İMAMA UYMAK Sual: Tam İlmihal'de (Dört rekât sünnet kılarken, farz kılan imama uyan, namazı farz gibi kılar) deniyor. Sünnet kılarken, farz kılan imama nasıl uyulur? CEVAP: Nafile kılan farz kılana uyabilir. Mesela, öğlenin sünnetini kılmadan cemaate yetişen kimse, öğlenin farzını kıldıktan sonra, ilk sünneti kılacağı sırada, yanında yeniden cemaat teşekkül etse, o imama uyarak öğlenin sünnetini kılar. İmama uyduğu için de, farz gibi kılar. Son sünneti kılarken de uyulabilir; hatta son sünneti kıldıktan sonra da, imama uyup nafile kılınabilir. VİTİR VE TEHECCÜD Sual: Yatsıyı veya vitri seher vaktinde kılmak daha sevab olur mu? CEVAP: Yatsıyı, gece yarısından sonraya bırakmak, tahrimen mekruhtur. Kolay uyanacaksa, vitri seher vaktinde kılmak müstehabdır, yani daha çok sevab olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadiste, resim bulunan eve, rahmet meleklerinin girmeyeceği bildiriliyor. Evin bir odasında resim olsa, diğer odalara rahmet melekleri girmez mi? CEVAP: Burada beyt, ev değil, oda demektir. Onun için diğer odalara girer. Beyt, genel olarak oda anlamında kullanılır. Birkaç örnek verelim: 1- Beytullah: Allah'ın evi yani Kâbe demektir. Tek oda şeklindedir. 2- Beyt-i makdis [mukaddes]: Mescid-i Aksa'dır. 3- Beyt-i atik: Kâbe-i muazzama. 4- Beytülmal: Hazine odası. 5- Beyt-ül ankebut: Örümcek evi, örümcek yuvası, örümcek ağı. 6- Beyt-üz-zifaf: Gerdek odası. Bunu gerdek evi diye tercüme etmek yanlış olur. Gerdeğe bir odada girilir. Evin bütün odalarına gerdek odası denmez. 7- Beyt-ül aruz: Gelin odası. 8- Beyt-ül edeb: İhtiyaç giderme evi, tuvalet. Beyt-ür-rahati de denir. Rahatlama evi demektir. Ev değil odadır. Eskiden abdesthane derlerdi, abdest evi anlamındadır. Hane yani ev dense de, bir odalı küçük bir yerdir. 9- Beyt-ül halâ: Ev boşluğu, yani hela, tuvalet. 10- Sözlüklerde, dâr kelimesi mesken olarak bildirilir. Fukaha ise, dâr kelimesini, içinde birkaç beyti [odası] ve avlusu bulunan yer diye tarif etmektedir. Onun için, (Resim bulunan beyte rahmet melekleri girmez) hadis-i şerifindeki beyt kelimesini, ev olarak değil, oda olarak anlamak gerekir. Eğer yanlış olarak ev denirse, evin beş odası da olsa, oraya rahmet melekleri girmez. Hatta apartmandaki diğer evlere de girmez. Odalar müstakil olduğu gibi, evler de müstakildir. O zaman bir odada resim bulunursa, bütün apartmandaki ev ve odalara rahmet melekleri girmez. Hatta bitişik apartmanlara da girmez. Böyle düşünmek çok yanlış olur. Her oda müstakildir. Evin bir odası tuvalet olduğu gibi, başka odası de mescit olabilir. SABAH NAMAZINA KALKAMAYAN Sual: Genelde sabah namazına kalkamayanın ne yapması gerekir? CEVAP: Erken yatmalı, yatarken de, saati kurmalı. Bu tedbirleri aldıktan sonra, Kevser suresini okuyup, (Ya Rabbi, sabah namazına vaktinde kalkmamı ihsan et) diye dua etmeli. (Cennet Yolu İlmihali) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sevilen kulun duası gecikir mi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allahü teâlânın, sevdiği kulunun dua etmesini sevdiği için, duasını geciktirdiği doğru mudur? CEVAP: Öyle durumlar da olabilir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle anlatıyor: (Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam der ki: - Ya Rabbi bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir ki? Allahü teâlâ buyurur ki: - Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum. Bırakın, duaya devam etsin! Kul, ya Rabbi der, Allahü teâlâ lebbeyk der, (Senin her istediğini vereceğim ve memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim ki, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini ya dünyada veya ahirette veririm. Ahirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur. Kıyamet günü, teraziler kurulur, namaz ehli getirilir, karşılığını tam alırlar. Oruç tutanlar getirilir, karşılığını tam alırlar. Zekât ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Hac ehli getirilir, onlar da karşılığını tam alırlar. Belaya, musibete uğrayanlar getirilir, onlar için terazi kurulmaz, ücretleri, mükâfatları tartısız bol bol verilir. Bunlara verilen sevabların büyüklüğünü görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler. İşte şu mealdeki âyet-i kerime bunu bildiriyor: (Ey îman eden kullarım, Rabbinizden [emir ve yasaklarına riayetsizlikten] korkun. Bu dünyada [Allahü teâlâya itaat ederek] iyi iş yapanlar için, [ahirette] bir güzellik [Cennet] vardır. Allah'ın toprağı yeryüzü geniştir. [Kâfirler içinde daraldığınız zaman, başka ülkelere hicret edebilirsiniz.] Ancak [ibâdete, taate, belâlara ve vatanından ayrılıp hicretin güçlüklerine] sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir.) [Zümer 10] (Dürr-ül mensûr-İmam-ı Süyûti) KIBLEYİ ARAŞTIRMAK Sual: Kıbleyi bilmeyen, kâfir ve fasıklara sorup öğrenebilir mi? CEVAP: Cami bulunmayan, hesap, yıldız, pusula, güneş gibi şeylerle de anlaşılamayan yerlerde, kıbleyi bilen, salih Müslümanlara sormak gerekir. Kâfirlere, fâsıklara ve çocuklara sorulmaz. Bunlara, yönleri anlamak için, güneşin ne taraftan doğduğu ve battığı sorulabilir. Böylece kendi araştırır. Karar verdiği yöne doğru kılar. Sonradan, yanlış olduğunu anlarsa, namazı iade etmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Yağmur suyu saftır. İçilirse zehir tesiri yapabilir. O yağmur suyunun toprağa inmesi, toprakta tuzlarla, minerallerle karışması gerekir. Bunlarla karışan ve içeceğimiz hâle gelen su, yerin üstüne çıkar, borularla çeşmeye kadar gelir ve musluktan onu içeriz. İşte Kur'an-ı kerim, Cenâb-ı Hak tarafından inzal olunmuştur. Saftır; fakat Peygamber efendimiz, (Kim Kur'an-ı kerime mânâ çıkarmak için, anlamak için el uzatırsa, anlamaya çalışırsa kâfir olur) buyuruyor. İçtiğimiz su, yağmur suyu; ama içilmesi zararlı olabilir. Kur'an-ı kerim de kitabımız; ama anlayamayız. Onu Peygamber efendimiz anlar. Ona nazil olmuştur. O da hadis-i şeriflerle Eshabına anlattı. Eshab-ı kiram tedricen Ehl-i sünnet âlimlerine nakletti. Özellikle mezheb imamlarımız, bizim anlayacağımız şekilde hazırladılar ve içilecek su haline getirdiler. Rastgele su içemediğimiz gibi, rastgele din kitabı da okuyamayız. Mutlaka tescillenmiş, bu su içilir diye damgası vurulmuş sudan istifade edebiliriz. İşte bir mezhebe uymayan, bir Ehl-i sünnet âlimine tâbi olmayan, rastgele su içmiş olur. Rastgele su içen, mikroplu su da içebilir, lağımlı su da içebilir, perişan olur; çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin en büyük özelliği, gelen bu temiz suyu koruma altına almalarıdır. Ona ne bir bid'at karıştırdılar, ne bir pislik bulaştırdılar, ne de onu zayi ettiler. Çok sağlam boruların içerisinde, bize kadar getirdiler. Suyun kaçağını önlediler, suyu korudular. İçine bir şey bulaşmasın diye de muhafaza altına aldılar. O halde, en iyi insan, en iyi âlim, nakledendir, aracı olandır. Kendinden söyleyen, kendine bağlayan değildir. Hepimizin asli görevi, postacı olmaktır. Postacının vazifesi mektubu almak, adrese bakmak, yorum yapmadan kişiye vermektir. Gerisine karışmaz. Bizim de vazifemiz, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği o kıymetli bilgileri, olduğu gibi, güzel zarflara koyarak insanlara iletmektir. Bu zarfları açıp, mektupları okuyanlar, dinlerini rahat bir şekilde ve doğru olarak öğrenirler. Bid'at ehlinin yaptıkları şey ise, kendilerine gelen bu zarfı açıyorlar, okuyorlar; ama bu olmamış diyorlar. (Bunda eksikler var) diyerek, oturuyor kendileri mektup yazıyorlar. Kendilerinin yazdığı mektupları etrafına verip dağıtıyorlar. O zaman bu, o kişinin mektubu oluyor. Biz ise, Peygamber efendimizden itibaren gelen, emanet olarak, elden ele nakledilen ve mezhep imamlarımız tarafından da çoğaltılan bu mektubu dağıtıyoruz. Böyle yapan, dünyanın hiçbir ülkesinde, ne kanunlar ve insanlar tarafından sıkıntı çeker, ne de Allahü teâlâ indinde sıkıntı çeker; çünkü kendisi bir şey koymuyor. Kendisine geleni aynen naklediyor. Burada üstünlük de yoktur. Kim ne kadar ihlâsla ve gücü nispetinde ne kadar çok mektup dağıtırsa, o makbuldür. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ehl-i sünnet âlimleri birer ışıktır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya, mayın tarlası gibidir, bu mayınlara çarpmadan karşı tarafa geçmek çok zor bir iştir. Ahiret yolculuğunda, bu mayınların yerlerini bilen, bize rehberlik yapacak bir mübarek zat elimizden tutmazsa, bu meşakkatli, tehlikelerle dolu yolculukta yürüyebilmemiz imkânsızdır. Işık olmazsa, göz görmez. İnsan kör gibi olur, yolunu bulamaz, hiçbir yere gidemez. Bunun gibi, eğer Peygamberler gelmeseydi, hiç kimse Allahü teâlâyı tanıyamazdı. Önce refik sonra tarik... Yani yoldan önce yol arkadaşı gerekir. Allahü teâlâ kime ışık nasip ederse, çok şükretmesi gerekir. Behaüddin-i Buhari, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid-i Bağdadi, Seyyid Fehim-i Arvasi hazretleri gibi mübarek zatlar, birer ışıktır. Bu dünyada Allahü teâlânın bir kuluna en büyük nimeti, böyle mübarek bir rehberi, sevgili bir dostunu ona tanıtmasıdır. İmanımızı, ihlâsımızı, her şeyi onlara borçluyuz. Böyle hocanın hakkı ödenmez; çünkü Peygamber efendimiz, (Ümmeti arasında peygamber neyse, talebesi arasında hoca odur) buyuruyor. Ayağımızı mayınlara bastırmadan, selametle karşıya geçirecek böyle büyük zatlar çok önemlidir. Her birinden Allahü teâlâ razı olsun. Elimizden geldiği kadar dua, tesbihat okuyup sevablarını ruhlarına göndermek, onların gıyabında onlara teşekkür etmek zorundayız; çünkü hadis-i şerifte, (Eğer birisi size bir iyilik yaparsa, siz de teşekkür etmezseniz, Allahü teâlâya şükretmiş olamazsınız) buyuruluyor. Yani, bize gelen nimete vesile olan kişiye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü, Allahü teâlâ kabul etmez. Böyle mübarek zatların kıymetli kitaplarından Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, ele geçmez bir hazinedir. Peygamber efendimiz, (Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi dalalette olacak, Cennete gidecek olan bir fırkası, "Benim ve eshabımın yolunda gidenler" kurtulacak) buyuruyor. Yalnız, "benim yolumda" buyurmadı, ayrıca "Eshabımın yolunda" buyurdu. Cenab-ı Hak, (Sana uyan, bana uymuş olur) buyuruyor. Resulü de, (Benim Eshabıma uyan, bana uymuş olur) buyuruyor. Dolayısıyla Resulullah efendimizle Eshabını ayırmak, dini bölmek, dinden çıkmak demektir. İşte Allahü teâlâ, 73 fırkanın içerisinden bir fırka olan Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkasını bize nasip etti. Bu, doğrudan doğruya Cennete gidecek olan bir fırkadır. Bu fırkanın bir mensubu olmak ne büyük saadettir! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sünnet veya kaza kılarken
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sünnet veya kaza namazı kılarken, cemaat farza başlarsa, namazı bozup, imama uymak gerekir mi? CEVAP: Dört rekât sünnete başlamış ise, iki rekât kılınca selam verip imama uyar. Üç rekât kılmışsa dörde tamamlar. Sünnet kılarken kaza namazına da niyet eden, farza başlanıldığını görürse, namazını bozmaz. İki veya dört rekâta tamamlar. Mesela öğlenin ilk sünnetinde iki rekâtta selam veren, farzdan sonra, iki daha kılarak, dörde tamamlar. Yeniden dört rekât kılması, daha iyi olur. Kaza kılarken cemaate başlanırsa, tertip sahibi olan bozmaz. Maliki mezhebinde de böyledir. Kaza borcu olmadığı halde, kazaya da niyet ederek sünnet kılanın yanında cemaatle farza başlasalar, kıldığı nafile olacağı için, ikinci rekâtta selam verir ve imama uyar. Üçüncü rekâta başlamışsa, namazı bitirip sonra uyar. Kaza borcu olup da, sünneti kılarken kazaya da niyet eden veya tertip sahibi olup da, sünnetten ayrı kaza namazı kılan namazı bozmaz. Cemaatle namaz kılarken, başka bir namaz kılmak tahrimen mekruhtur. Bunun için, iftitah tekbirine yetişemeyeceğini zanneden, başka namaza başlamaz, cemaati bekler. Eğer yetişecekse iki rekâtlık bir namaz kılabilir. MEKRUH VAKİTTE KAZA KILMAK Sual: Öğle namazını vaktinde kılamayan, mesela uyuyakalan, uyandığında da mekruh vakit girmiş olsa, önce öğleyi kaza edip sonra ikindiyi mi kılar, yoksa ikindiyi kılıp, öğleyi daha sonra mı kaza eder? CEVAP: Tertip sahibi değilse, sadece ikindi namazını kılar, öğleyi sonra kaza eder. Mekruh vakitte ikindinin farzından başka namaz kılınmaz; fakat tertip sahibi ise, önce öğleyi kaza edip, sonra ikindi namazını kılar. İKİ DAKİKA KALINCA Sual: Güneşin doğmasına 2-3 dakika kalsa, bir kimse nasıl abdest alır ve nasıl namaz kılar? CEVAP: Namazı özürsüz kazaya bırakmak haramdır. Bunun için, abdestin ve namazın sünnetleri terk edilir. Erkekler, takke, çorap aramakla vakit geçirmez. Sübhaneke ve Euzü besmele okumaz. Rükû ve secdelerde tesbih okumaz. Ettehıyyatü'yü okuyup, hemen selam verir. Sadece farzı kılınır. Farz içindeki sünnetler terk edilir. Daha az zaman varsa, vacibler de terk edilebilir. Mesela sadece fatihayı, hatta Fatiha'nın bir kısmını okur. Zamm-ı sure okumaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazda dünya işlerini düşünmemek için ne yapmalı? CEVAP: Namazda dünya işlerini düşünmek, ihlâs noksanlığından ileri gelir. Buna sebep olan eksiklikleri gidermeye çalışmalı. Her iş, Allah rızası için yapılırsa, ihlâs elde edilir. Namaza başlarken, Allahü teâlâyı görür gibi, edeple namaza başlamalı ki, namaz hakiki namaz olsun. Eğer beden namazda, kalb başka yerde olursa, o namaz sahih olsa da, makbul bir namaz olmaz. Bunun için, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil'azîm) dedikten sonra namaza başlamak faydalıdır. İslam Ahlakı kitabında da deniyor ki: İmama uyunca, imam Fatiha'yı okurken, (Sağımda Cennet ve solumda Cehennem, ensemde Azrail aleyhisselam, karşımda Beytullah, önümde kabir ve ayağımın altında Sırat, acaba benim sualim kolay olur mu? Ettiğim ibadet, ahirette başıma taç, yanıma yoldaş ve kabrimde ışık olur mu? Yoksa kabul olmayıp, eski bez gibi yüzüme vurulur mu?) diye tefekkür etmelidir. ARAŞTIRMADAN KIBLEYE DÖNMEK Sual: Kıbleyi araştırmadan namaz kılan, sonra kıbleye rastladığını anlarsa namazı sahih olur mu? CEVAP: Bir kimse, camilere, güneşe bakmadan, bilen birine sormadan ve araştırma yapmadan namaz kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile, namazı kabul olmaz; fakat rastlamış olduğunu, namazdan sonra öğrenirse sahih olur. Namaz arasında, öğrenirse sahih olmaz. Kıbleyi araştırıp da, karar verdiği yöne kılmazsa, rastladığını anlasa bile, tekrar kılması gerekir. NESH VARDIR Sual: Kur'anda nesh var mıdır? CEVAP: Elbette vardır. Nesh, emir ve yasakların yürürlükten kaldırılması veya değiştirilmesi demektir. Allahü teâlânın, Hazret-i Âdem'den itibaren gönderdiği dinlerin hepsi itikatta aynı, amelde ise farklıydı. Sonra bütün dinleri nesh edip, İslamiyet'i göndermiştir. Kur'an-ı kerim 23 senede indi. Bu zaman zarfında bazı hükümler tedrici olarak indi. Mesela, içki önce haram değildi. Bir âyet inip fayda ve zararından bahsedilmiş, zararı daha fazladır denilerek bırakılması istenmiş; fakat kesin olarak haram edilmemişti. Daha sonra kesin olarak haram edildi. Bir âyet-i kerime meali: (Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden, bir âyeti nesh etmez veya unutturmayız.) [Bekara 106] Hâşâ, bu âyet-i kerime lüzumsuz yere inmemiştir. Nesh var ki, böyle bildirilmiştir. İslam âlimlerinin kitaplarında bu hususta çok açıklama vardır. Türedilerin, nesh yok demelerine itibar etmemelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anda bir âyette, (Müslüman olarak can verin) dendiği halde, başka bir âyette ise, (Müminler kardeştir) deniyor. Bu, müminle Müslümanın farklı olduğunu gösterir mi? CEVAP: Göstermez. İslam âlimleri, (Her mümin Müslümandır, her Müslüman mümindir) buyuruyor. Kelime olarak mümin, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. Müslüman da, İslam'ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam'ın beş şartına inanmazsa o kimse mümin de, Müslüman da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam'ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, mümin de, Müslüman da olmaz. İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde, (Müslüman olarak can verin) mealindeki âyet-i kerimenin, (Müminler olarak can verin) demek olduğunu bildiriyor. (Müminler kardeştir) mealinde âyet-i kerimenin tefsirinde ise, (Müslümanlar kardeştir) anlamına da geldiğini bildiriyor. Peygamber efendimiz de bu âyet-i kerimeleri, aynı şekilde açıklamıştır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Müslümanlar kardeştir. Takva hariç, biri ötekinden üstün değildir.) [Taberani] (Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder.) [Buhari, Müslim] (Müslüman Müslümanın kardeşidir. Kardeşine sattığı malın kusurunu gizlemesi helâl olmaz.) [Müslim] (Allahü teâlâ, Müslüman kardeşine karşı surat asana lânet eder.) [Deylemi] (Müslüman kardeşini evinde ziyaret edip, yemeğinden yiyen, yemek yedirenden daha fazla sevab kazanır.) [Hatib] (Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durmak helâl değildir.) [Ahmed] (Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gideren, hac ve umre sevabı kazanır.) [Hatib] İKİ KERE FATİHA OKUMAK Sual: Namazda vacibin tekrarında secde-i sehv gerekiyor. Fatiha'yı bir defa zamm-ı sureden önce, bir de zamm-ı sureden sonra okumak secde-i sehvi gerektirir mi? CEVAP: Gerektirmez; çünkü orası kıraat [okuma] yeridir. Fatiha peş peşe iki kere okunursa, vacib tekrar edildiği için secde-i sehiv gerekir. Eğer farzların son iki rekâtında, Fatiha peş peşe iki kere okunsa, orada Fatiha okunması, esah olan kavle göre vacib olmadığı için, secde-i sehv gerekmez, mekruh da olmaz. Farzların son iki rekâtında, zamm-ı sure okunmaz. Okunursa veya peş peşe iki kere okunsa da, secde-i sehv gerekmez; çünkü orada zamm-ı sure okumak vacib değildir. (Redd-ül muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaşım önceleri, (Allah'a inanırım; ama peygamberlere inanmam) diyordu. Daha sonra, (Allah'a inanınca peygamberlerine de inanmak gerekir) dedi ve artık peygamberlere de inanıyor; fakat şimdi de, (Mezheplere inanmam, âlimlere inanmam. Âlim de insandır, o da hata eder. Din kitaplarındaki bilgilerin mutlaka doğru olduğu söylenemez. Onlar da insandır, hata edebilir) diyor. Böyle demesi uygun mu? CEVAP: Âlim diye, günümüzdeki yazarları ve profesörleri değil de, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi yetkili âlimleri ve onların eserlerini kastediyorsa kesinlikle uygun değildir. Peygamber efendimiz çeşitli hadis-i şeriflerinde, (Âlimler benim vârislerim, vekillerimdir. Eshabımın hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz) buyuruyor. Vekilin yaptığı işin hükmü, aslın yaptığı işin hükmü gibi geçerlidir. Mezhebe uyan Peygamber efendimize uymuş olur. (Âlimler de insan, ya hata ederlerse ne olacak?) diye hatıra gelebilir. İctihad makamına yükselmiş bir âlimin hatasını, ictihad derecesine yükselmiş başka bir âlim bile bilemez; çünkü (İctihad ictihadla nakzedilemez) yani onun hükmünü bozamaz, o ictihadı hükümsüz hale getiremez. Onun için müctehidin hatası bilinemez. Onun Allah indinde bir hatası varsa, yine ictihadı için sevab alır. Sevab alınan bir ictihad için hata denmez. (Âlim de insandır, o da hata eder) demek yanlış olup, âlimlere olan itimadı sarsar. Hele, Peygamber efendimize kadar hocaları, silsilesi malum olan ve icazet sahibi, yetkili bir âlim için, (O da insandır, hata edebilir) demek çok yanlıştır. Bu da, hocaya olan itimadı sarsmak için söylenmiş bir sözdür. Hocaya itimat sarsılınca, onun vekiline de itimat kalmaz. Hocayı kabul edenin, vekilini de aynen kabul etmesi gerekir. Kabul etmezse hocasına da itimat etmediği anlaşılır. (Hoca, onu değil de şunu vekil etmeliydi) demek de, hocayı kabul etmemek olur. Vekili kötülüyor gibi görünse de, aslında itiraz hocayadır. Ebu Cehil de, (Kureyş büyükleri, zenginler dururken bir yetim nasıl peygamber olur) diyerek Resulullahın peygamberliğini kabul edememişti. Ebu Cehil, burada Allahü teâlâyı suçlamaktadır. (Bu işe layık olmayan birisini nasıl peygamber yaparsın) demek istiyordu. İşte bunun gibi, hocanın vekilini kabul etmeyenler de, hocayı kabul etmemiş olurlar. Resulullahın vârisleri, vekilleri olan müctehidlerin mezheplerini kabul etmeyenler, Resulullahı kabul etmemiş olurlar. (Niye buna ictihad etme yetkisini verdin?) demek, aslında Resulullahı suçlamak olur. Hiçbir zaman unutulmamalı ki, vekil asıl gibidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ansiklopedilerde özetle deniyor ki: (Milyarlarca yıl önce, bütün kâinat bir tek parçadan ibaretti. Bu tek parçanın ortasında büyük bir patlama oldu ve bu tek parça birçok parçalara ayrıldı. Parçaların her biri başka bir yöne doğru gidiyordu. Nihayet, bu parçaların bazıları birbirleriyle birleşerek çeşitli gezegenler ve ayrı ayrı galaksiler meydana getirdiler. Bu galaksiler uzayda kendi yörüngelerinde dönmeye ve yüzmeye devam ettiler. Dünya, içinde güneşin de bulunduğu bir galaksidedir. Kâinatta sayılamayacak kadar çok galaksi vardır. Kâinat, gittikçe genişleyen bir sistemdir. Galaksiler yavaş yavaş dünyadan uzaklaşmaktadır; çünkü kâinat genişlemektedir.) Ateistler bu genişlemenin kendiliğinden olduğunu, her şeyi olduğu gibi bunu da Allah'ın yapmadığını söylüyorlar. Bunlara nasıl bir cevap vermelidir? CEVAP: Ateist, âyete, hadise inanmaz. Ona ne söylesek faydasızdır. Ateist, bir galaksiyi veya gezegeni veya bir güneşi yaratamadığı halde, kâinatı yoktan var edene inanmaz. Bir böcek, bir bitki bile yaratamaz. Var olan her aletin bir yapanı elbette vardır. Hiçbir şey kendiliğinden olamaz. Ansiklopedide bildirilen hususları yapan Allahü teâlâdır. Orada, (Bütün kâinat bir tek parçadan ibaretti) deniyor. O parça nereden geldi? Kendiliğinden mi oldu? Eğer kâinat genişliyorsa genişleten de Odur, daralıyorsa daraltan da Odur. Onun emri olmadan sinek kanadını kımıldatamaz. Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Yerde ve göklerde bulunan bütün varlıkları, maddeleri, cisimleri, özellikleri, olayları, kuvvetleri, kanunları, bağlantıları yaratan, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Her şeyi yaratan Allah'tır.) [Zümer 62] (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah'tır.) [Saffat 96] (Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah'tır.) [Mümin 62] (Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O birdir.) [Rad 16] (Her şeyi O yaratmıştır.) [Enam 101] (Yaratmak Ona mahsustur.) [Araf 54] Enbiya suresi, 30. âyetinde de mealen, (İnkâr edenler, gökler ve arz küresi birbirlerine yapışıkken, onları ayırdığımızı bilmezler mi?) buyurulmuştur. Demek oluyor ki, Allahü teâlâ, fen adamlarının ancak 50-60 sene önce meydana çıkarabildikleri dünyanın yaratılışını, bundan 1400 yıl önce insanlara bildirmiştir. Hiçbir şey bildirmese de, yine her şeyi yaratan Odur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hiçbir insanı incitmemeli, hiç kimsenin kalbini kırmamalı. Kalb kırmak, yetmiş kere Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günahtır. Bir kalb kırmanın günahı, 70 kere Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günah olunca, nasıl olur da, bir mümin birine el kaldırır, tokat atar veya öldürür. Bu, akıl alacak iş değildir. Öyle bir din ki, bir çiçeği bile koparmaya çekiniyorsun, bunda bir can var diye... Üftade hazretleri, talebeleri içinde Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerini çok sevdiği için, diğer talebeleri onu kıskanırlar. Bunun üzerine Üftade hazretleri, bir gün talebeleriyle kır gezisine çıktığı zaman onlara, (Bana birer demet çiçek getirin) der. Hepsi dağılır. Bir süre sonra, Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri kurumuş bir çiçek getirir. Diğerleri tabii, hocamıza vereceğiz diye düşünerek, güzel çiçekler getirirler. Üftade hazretleri, Hüdayi hazretlerine, (Bak arkadaşların ne güzel çiçekler getirdi, sen niye kuruyup solmuş bir çiçeği getirdin, bize bunu mu layık gördün?) diye sorar. Hüdayi hazretleri, (Efendim, elbette siz en güzel çiçeklere layıksınız. Ancak hangi çiçeğe gittiysem, baktım, hepsi Allah'ı zikrediyor. Bir türlü kıyıp koparamadım. Bu zavallı ölmüş, artık zikr-i ilahi kalmamış, onu size getirmeye mecbur kaldım) diye cevap verir. Üftade hazretleri diğer talebelerine (İşte aranızdaki fark bu!) der. Düşünün bir çiçeği bile koparamıyor. Yani nasıl bir insana tokat atılabilir veya masum insanlar, hem de din adına öldürülebilir, olacak iş değildir bu! Böyle oluyorsa, bunun içinde cehalet vardır; çünkü Peygamber efendimiz, (İlim neredeyse din oradadır, din neredeyse ilim oradadır) buyuruyor. Yani ilimsiz din olmaz, din olmayınca da ilim olmaz. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Evet, iman etmek şart, ama imandan sonra ilk iş, ilim öğrenmektir; çünkü namaz da kılsak, oruç da tutsak, ticaret de yapsak, nasıl yapılacağını bilmek şarttır. Ne iş yaparsan yap, onun ilmini bilmek gerekir. Bir mümin sabahleyin kalktığı zaman ya âlim olarak kalkmalı, yani o gün bir şey öğretmeli veya talebe olarak kalkmalı, yani gidip bir şey öğrenmeli yahut dinleyici olarak kalkmalı yani gidip bir yerden dinler, mesela bir camiye veya bir hocaya gider, istifade eder. Eğer bu da olmazsa, muhabbetle kalkar. Yani bunları yapamadığının üzüntüsünü duyar ve bu üç halden birinde olanlara sevgi besler, Allah'ım bana da nasip et der... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanın vücudunda en kıymetli organ kalbdir. Bizim dinimizin esası, kalbi hastalıktan kurtarmaktır; çünkü insanın içinde kalbi hasta yapan bir düşman vardır. Hem Allah'a düşman, hem de kalbe düşmandır. O da insanın nefsidir. Nefse karşı bir ilaç gereklidir. Bu ilaç, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyük zatların sevgisi ve eserleridir. Eser deyince, hem kitapları, hem de onları sevip onların yolunda olanlar anlaşılır. O zatlardan birine rastlayan kurtulur. İnsan, dünyada beraber olduğu, sevdiği kişilerle haşr olunacaktır. İnsan, seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmelidir. Kim olduğumuz değil, kiminle olduğumuz önemlidir; çünkü insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir. Kimlerle berabersek, âhirette de onlarla beraber olacağız. Peygamber efendimiz, (El mer'ü mea men ehabbe) buyuruyor. Yani kimi seviyorsanız, dünyada kimlerle beraberseniz, âhirette de onunla berabersiniz buyuruyor. Kim Allahü teâlâyı çok anarsa, Onunla beraber olur. Kim Peygamber efendimize çok salevat-ı şerife getirirse, onunla beraber olur. Hastaneler, hapishaneler sevgilime dokundun diyenlerle doludur. Muhammed aleyhisselam Allahü teâlânın sevgilisidir. Kim Allahü teâlânın sevdiklerine sataşırsa mahvolur. Peygamberimize ve vârisleri olan evliyaya ne kadar muhabbet beslersek, onlar bize daha çok muhabbet beslerler. Kim onlara bir adım yaklaşırsa, onlar da bin adım yaklaşır. Büyük zatların yolu, okumak ve okutmaktı. Çok okudular, öğrettiler ve kitaplar yazdılar. Dolayısıyla onları seven, onların yolunda olmalıdır. Onların yolunda olmak, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve öğrendiğini öğretmektir. Onlar, arının bin türlü çiçekten toplayıp bal yaptığı gibi, o kitapları hazırlayıp önümüze koydular. Bizim de okumamız ve o kitapları başkalarına da vermemiz gerekir. İlim mutlaka yayılmalıdır; çünkü imandan sonra ilk emir (Oku) yani öğrenmektir, ilimdir. İlim olmazsa din olmaz. [Hakikat Kitabevi'nin yayınladığı, www.hakikatkitabevi.com adresinde de bulunan bütün kitaplar, hakiki Ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerinden tercüme olup, o büyüklerin sözleri nakledilmiştir. Dinimizi doğru öğrenmek isteyenlere, bu kitapları okumalarını tavsiye ederiz.] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hâtim-i Esam hazretlerinin açıkladığı, dinde temel sayılan 8 madde nelerdir? CEVAP: Şakîk-i Belhî hazretleri, talebesi Hâtim-i Esam hazretlerine sordu: - Ne kadar zamandır benden ders alıyorsun? - 33 senedir. - Bu kadar zaman içinde benden neler öğrendin? - Sekiz şey öğrendim. - Çok üzüldüm, emeklerim boşa mı gitti? - Hocam, siz sordunuz, ben de doğrusunu söyledim. Sekiz şey öğrendim. - Peki, nedir bu sekiz şey? - Birincisi: İnsanlara baktım. Sevdiği şeyler, onlarla mezara kadar arkadaşlık ediyor ve sonra onu yalnız bırakıp ayrılıyorlar. Onlarla beraber mezara girip, dert ortağı olmuyorlar. Bu hâli görünce, (Dünyada öyle bir dost seçmeliyim ki, mezara benimle gelsin, bana orada arkadaşlık etsin) diye düşündüm. Aradım, taradım, Allahü teâlâya yapılan ibadetlerden başka, böyle sadık bir sevgili bulamadım. Ben de ibadetlere sarıldım. Ne dersiniz? - Çok doğru, çok güzel düşünmüşsün. Peki, ikincisi nedir? - İkincisi: İnsanlara baktım, çok kimse, arzuları, nefsleri peşinde koşuyor. O zaman, (Allahü teâlâdan korkarak nefslerine uymayanlar, elbette Cennete gideceklerdir) mealindeki âyet-i kerimeyi hatırladım. Nefsimi düşman bilerek, ona aldanmamaya karar verdim ve arzularıma uymadım. - Allah sana iyilikler versin, ne güzel yapmışsın. Üçüncüsü nedir? - Üçüncüsü: İnsanlara baktım, herkes dünyalık toplama sıkıntısı içine girmiş. Sonra, (Dünya malından sarıldığınız, sakladığınız her şey, yanınızda kalmayacak, sizden ayrılacaktır! Ancak Allah rızası için yaptığınız iyilikler ve ibadetler sizinle beraber kalacaktır) mealindeki âyet-i kerimeyi düşündüm. Dünya için topladıklarımı Allah yolunda harcadım. Yani Allahü teâlâya ödünç verdim! Nasıl yapmışım? - Ne güzel yapmışsın. Peki, dördüncüsü nedir? - Dördüncüsü: İnsanlara baktım, başkalarını beğenmiyorlar, birbirlerine haset ediyorlar, birbirlerinin mevki, mal ve ilimlerine göz dikiyorlar. Bunu görünce, (Dünyadaki maddî manevî bütün rızıklarını aralarında taksim ettik) mealindeki âyet-i kerimeyi hatırladım. Herkesin ilim, mal, rütbe, evlat gibi rızıklarının dünya yaratılmadan önce ezelde taksim edildiğini, kimsenin elinde bir şey olmadığını ve çalışmayı, sebeplere yapışmayı emrettiğinden, Ona itaat etmiş olmak için çalışmak gerektiğini, hasedin zararlarını ve lüzumsuz olduğunu anladım. Allahü teâlânın ezelde yaptığı taksime razı oldum. Bütün Müslümanlarla iyi geçindim, herkesi sevdim ve herkes tarafından da sevildim. - Ne iyi, ne güzel yapmışsın. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
- Benden öğrendiklerinin beşincisi nedir? - Beşincisi: İnsanlara baktım, çok kimse, insanlık şerefini, bir makam sahibi olmakta zannediyor ve makamıyla iftihar ediyor. Kimi, kıymet ve şerefi, çok mal ve evlatta görüp, bunlarla iftihar ediyor. Kimi de, malı, parayı Allahü teâlânın emrettiği yerlere değil de, insanların hoşuna gidecek, herkesi eğlendirecek yerlere sarf ediyor, insanlık şerefini bunda sanıyor. Bunu görünce, (En şerefliniz, en kıymetliniz, Allahü teâlâdan en çok korkandır) mealindeki âyet-i kerimeyi düşündüm. Bunların yanıldıklarını anladım ve takvaya sarıldım. Rabbimin af ve ihsanlarına kavuşmak için, Ondan korkarak, İslamiyet'in dışına çıkmadım. - Ne güzel yapmışsın. Altıncısı nedir? - Altıncısı: İnsanlar, birbirlerinin mallarına, mevkilerine ve ilimlerine göz dikiyor, parça parça ayrılıyorlar, birbirlerine düşmanlık ediyorlar. Bunları görünce, (Sizin düşmanınız şeytandır. Onu düşman bilin) mealindeki âyet-i kerimeyi hatırladım. Şeytanı ve onun yoldaşları olan sapıkları düşman bilip, sözlerine aldanmadım. Allahü teâlânın emirlerine itaat ettim. Kurtuluş yolunun, yalnız Ehl-i sünnet yolu olduğuna inandım. Müslümanları aldatmaya uğraşanları dinlemedim. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından ayrılmadım. - Ne güzel, ne iyi yapmışsın. Yedincisi nedir? - Yedincisi: Kimi insanlar, para kazanmak için haram ve şüpheli şeylere dalıyorlar ve zillete, hakaretlere katlanıyorlar. Bunları görünce, (Allahü teâlâ tarafından rızkı gönderilmeyen yeryüzünde bir canlı yoktur) mealindeki âyet-i kerime hatırıma geldi. O canlılardan birinin kendim olduğumu bildim. Rızkımı göndereceğine söz verdiğine, elbette göndereceğine güvenerek, Onun emrettiği gibi çalıştım. - Ne iyi yapmışsın. Sekizincisi nedir? - Sekizincisi: Baktım, herkes bir şeye güveniyor. Kimi altına, mal ve mülküne, kimi sanatına ve kazancına, kimi makam ve rütbesine, kimi de kendi gibi bir insana güveniyor. Bunları görünce, (Allahü teâlâ, yalnız kendisine güvenenlerin her zaman imdadına yetişir) mealindeki âyet-i kerimeyi düşündüm. Her zaman ve her işimde yalnız Allahü teâlâya güvendim. O emrettiği için çalıştım, sebeplere yapıştım; fakat yalnız Ondan istedim. Yaptıklarımda bir eksiklik var mı? - Yâ Hâtim, dini tam ve doğru anlamışsın. Senin gibi bu sekiz temel kaideye uyanlar, dinimize tam uymuş olurlar. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kıyamet ve Âhiret kitabında neler var? CEVAP: İki bölümden meydana gelmiştir: 1- Kıyamet ve Âhiret: Büyük İslâm âlimi, İmam-ı Gazali hazretlerinin Dürret-ül-fâhire kitabının tercümesidir. İnsanın ölümü, ruhun bedenden ayrılması, kabir hayatı, kabir sualleri, kıyamet günü insanların hesaba çekilmesi, Cennet ve Cehenneme nasıl gidileceği geniş olarak açıklanmaktadır. Ayrıca, İmam-ı Gazali hazretlerinin Kimya-yı Seâdet kitabından alınan Nefs muhasebesi kısmında, bir Müslümanın kendisini nasıl hesaba çekmesi ve ne şekilde hareket etmesi gerektiği çok güzel bir şekilde izah edilmektedir. 2- Müslümana Nasihat: Feth-ül-mecid isimli bir Vehhabi kitabından kısımlar alınarak, kitaptaki bozukluklar izah edilmiş, Ehl-i sünnet âlimlerinin cevapları yazılmış, tasavvufun ne olduğu çok güzel açıklanmıştır. Resulullah efendimizin kabrini ve diğer kabirleri ziyaret, kabirdekilerin hâlleri, Resulullaha salevat okumanın önemi, evliyalığın ne olduğu, kıyamet günü herkesin sevdiğinin yanında olacağı konuları açıklanmıştır. Ayrıca, Ehl-i sünnet itikadından ayrılan Vehhabiliğin inanç esasları, yayılma şekli geniş olarak izah edilmiştir. Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. MEZARDAN KALKIŞ Sual: Herkes mezardan bu bedenle mi kalkacak? CEVAP: Evet, herkes mezardan dünyadaki gibi kalkacaktır. Cennete ve Cehenneme girecekleri zaman başka şekil alacaklardır. Cennetlikler genç, yakışıklı ve güzel olacaktır. Üç hadis-i şerif meali: (Cennet ehli sakalsız, siyah kirpikli olacaktır.) [Tirmizi] (Cennet ehli sürmeli, sakalsız ve Yusuf aleyhisselamın güzelliğinde olacaktır.) [İbni Asakir] (Cennette herkes genç olur.) [Tirmizi] Cehenneme giden kâfirler ise, çok çirkin olacaklardır. Çok azap görmeleri için vücutları da çok büyük olacaktır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Cehennemden birisi dünyaya gelse, onun korkunç görünüşü ve saçtığı pis kokudan herkes ölür.) [İbni Ebi-d-dünya] (Kâfirin bir dişi, Uhud dağı kadar büyük olacaktır.) [Müslim] (Kâfirin iki omuz arası, atla gidilen üç günlük yol kadar uzun olacaktır.) [Buhari] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Maliki'de hayzın değişmesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Maliki'de, hayz müddeti değişirse, en fazla kaç gün artabilir? CEVAP: Maliki'de, âdetinden en çoğunun üç gün fazlası hayz olur. Daha çoğu ve 15 günden fazlası istihaza olur. (S. Ebediyye) Yani bir kadının âdetinin en çoğu 9 gün olsa, ertesi ay 14 gün kan görse, Maliki'ye göre, bunun ancak, 9+3=12 günü hayz, diğer iki kanlı gün istihaza olur. Hanefi'ye göre ise, hayzı yine 9 gün olur, diğer kanlı günler istihaza olur. Eğer kesilmeden 15 gün devam etse, Maliki'ye göre, yine 12 günü hayz, geri kalanı istihaza olur. Maliki'yi taklit eden kadın, âdeti olan 9 günden sonra kılamadığı namazları kaza eder. HAKİKİ HRİSTİYAN Sual: Bir arkadaşa niçin kiliseye gittiğini sordum, (Ben hak yolda olan, bizim Peygamberimize de inanan hakiki Hristiyanlarla görüşüyorum, küfre karşı onlarla omuz omuza cihat ediyoruz) dedi. Hak yolda olan Hristiyan olur mu? CEVAP: Hakiki Yahudi gibi, hakiki Hristiyan da gayrimüslimdir, yani Müslüman değildir, şeksiz, şüphesiz kâfirdir. Resulullahın, sadece peygamber olduğunu kabul etmek yetmez; bildirdiklerinin hepsine de iman etmek şarttır. Resulullahı sevip, onun düşmanlarını sevmemek ve İslamiyet geldikten sonra, diğer bütün dinlerin, bozulmamış olsalar bile artık geçersiz olduğunu yani Hristiyanlığın batıl olduğunu bilmek de, şarttır. Bir kimse Lenin veya Mao için, (O vardır, komünizmin büyük lideridir) dese; fakat komünizmi kabul etmese, komünistler için bunun önemi olmaz. Peygamber efendimizi kabul etmek demek, İmanın altı şartını da kabul etmek demektir. Birini kabul etmeyen kâfir olur. Hristiyanlar, Kur'an-ı kerimi de, Peygamber efendimizin bildirdiği İslamiyet'i de kabul etmiyor. Hak din yalnız İslamiyet'tir. Bir âyet-i kerime meali: (İslam'dan başka din arayanın, o dini asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhari] Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerife de, ancak Müslüman olan inanır, hakiki Hristiyanlar inanmaz. KÜFÜR DİYARINDA Sual: Gayrimüslim ülkelerde, Müslüman olmayan devlet başkanının veya ona bağlı olan kurumların tayin ettiği imamın kıldırdığı cuma, bayram ve vakit namazları sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. (Redd-ül-muhtar) Nerede olursa olsun, zuhr-i ahir namazını da mutlaka kılmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Samimi olmadığını sandığım kimsenin özrünü kabul etmek zorunda mıyım? CEVAP: Samimiyse, samimi değil demek suizan olur. Suizan da haramdır. Yaptığı bir iş için özür dileyip, bir daha yapmayacağını söyleyen kimsenin, samimi olmasa da özrünü kabul etmek gerekir. Özür dilemek üç türlü olur: 1-Yaptığı şeye mazeret göstermek, mesela (Unuttuğum için gelemedim) veya (Hastaydım, gelemedim) demek gibi. Böyle bir özrü, doğru olup olmadığını araştırmadan kabul etmelidir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Din kardeşinin özrünü kabul etmeyen, Kevser havuzundan içemez.) [Hâkim] (Müslüman kardeşinin özrünü kabul etmemek günahtır.) [Ebu Davud] (Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur.) [İbni Mace] Bu hadis-i şerifler, din kardeşinin kötülük yaptığını ve özrünün yalan olduğunu bilmeyen kimse içindir. Böyle kimsenin özrünü reddetmek, suizan etmek olur. 2- (Yaptım; ama bir daha yapmam, keşke yapmasaydım) demek. Bu, suçunu kabul edip özür dilemektir. Müslümanın özrünü kabul etmemek mekruhtur. Özrü kabul etmek ve kusurları affetmek, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, özür dileyenin özrünü kabul eder.) [Ebu Ya'la] Böyle özrü kabul etmeyene, Allahü teâlâ azap ve gazap eder. Mümin, affetmek için özür dilenmesini bekler; münafık, ayıpların ortaya çıkmasını ister. 3- Yapmadım diyerek inkâr etmek. Bu da pişmanlık alâmetidir. Yalan söylediğini bilerek özrünü kabul etmek, o kimseyi affetmek olur. Yalan söyleyerek özür dileyen böyle bir kimseyi affetmek, vacib değil müstehabdır. Affetmek çok faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim] (Affedin ki affedilesiniz!) [İ. Ahmed] (Özür dileyen kardeşiniz niyetinde samimi olmasa da, özrünü kabul edin.) [Hâkim] (Kaba davranana nazik olan, zulmedeni affeden, vermeyene ihsan eden, kendinden uzaklaşana yaklaşan, yüksek derecelere kavuşur.) [Bezzar] Allahü teâlâ, acımayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez, özür kabul etmeyenin özrünü kabul etmez. O halde, özürleri kabul edip, suçları örtmeliyiz! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanın bu dünyada üstünlüğü, haysiyeti, şerefi, ilim ve edebi iledir. Malda, mülkte, rütbede ve soyda değildir. Şerefli insan, edebe riayet eden ve dinin emirlerine uyan insandır. Edeb ise, haddini, sınırını bilmek demektir. İş yerinde, evlilikte, toplumda, her yerde herkesin bir sınırı vardır. O sınır içinde kalınırsa, geçici dünya Cennet gibi olur. Bütün üzüntüler, sıkıntılar, kavgalar, hep sınır ihlalinden doğmaktadır. Eğer evin hanımı, kendi sınırını bilirse, yani o edebi takınırsa, Cennet hanımı gibi olur. Bir erkek de kendi sınırını bilirse, o sınır içinde konuşur, hareket ederse, orası bir Cennet olur. Peki, bu sınır nedir? Bunu bilmek ilim öğrenmekle olur. İlim öğrenmeyen sınır tanımaz. Hazret-i Ali, (Bana bir kelime yani dinimize ait bir mesele öğretenin kölesi olurum) buyuruyor. Peygamber efendimiz de buyuruyor ki: (Bir talebe, dinden bir mesele öğrenmek için evinden çıksa, hocasının evine kadar yürüse, "Bu şerefli kul benim üzerime bassın" diye melekler kanatlarını, onun ayaklarının altına döşer. Gökteki bütün kuşlar, karadaki bütün hayvanlar, denizdeki bütün balıklar, bu kul için, "Ya Rabbi, bu senin dinini öğrenmek için yola çıkmış, affet bunu" diye istiğfar ve dua ederler.) Bu, sadece öğrenmek için gidene verilen ecirdir. Öğretmek için giden, elbette bundan daha çok ecir alır. Eğer bir yerde Allahü teâlânın dinine hizmet varsa, her Müslümanın üzerine şu üç şeyden birini yapmak farzdır. Üçünü de yapmazsa ahirette bunun çok sıkıntısını çeker. Eğer ecdadımız, bizden öncekiler, bu üç şartı yerine getirmeselerdi, bugün biz belki de bir gayrimüslim çocuğuyduk, belki dinsizdik; çünkü İslamiyet bize bir emekle gelmiştir. Bunun için, emeği olanların üstümüzdeki hakkı çok büyüktür. Üç farzdan birincisi, bizzat bedenen katılmaktır. Nitekim Eshab-ı kiram tâ Mekke-i mükerremeden, Medine-i münevvereden İstanbul'a kadar geldiler. Niye geldiler? Toprak sahibi veya ganimet sahibi olmak için değil, Allahü teâlânın dinini kullarına anlatmak için geldiler. İkinci farz, fiilen katılmaya imkân yoksa, malla, parayla desteklemektir. Bu da mümkün değilse üçüncü farz, elini açıp dua etmektir. (Allah'ım ben iştirak edemiyorum, acizim, hastayım, sıkıntım çok, malım mülküm yok; ama bunlara yardım eyle, onları her türlü kötülükten muhafaza eyle, işlerini rast getir, insanlar kurtulup, dinsiz, imansız yaşamasınlar) diye dua etse, yine bu şartı yerine getirmiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âlim, çok kitap okuyan, çok bilgi sahibi olan değil, hakkı bâtılı seçebilen, yani yanlışı doğruyu ayırabilen, kimlerin sevilip sevilmeyeceğini anlayandır. En zor iş, hakkı bâtıldan ayırmaktır. Kendi görüşümüz olarak hiçbir şey söylememeli. Nakledersek aziz oluruz, kendi görüşümüzü anlatırsak rezil oluruz. Seyyid Abdülkadir Geylani veya İmam-ı Rabbani hazretleri şu kitabının şu sayfasında şöyle buyuruyor denirse, bu büyük zat acaba ne demiş diye herkes dinler. O zaman onu dinlerken, rabıta hâsıl olur. Yani severek dinleyenlerin kalbi, o zatın ruhuna bağlanır ve ondan feyz alırlar. Abdülkadir Geylani veya İmam-ı Rabbani hazretlerinin ruhu orada hazır olur ve kalbler nurlanır. 40 sene sonra insan yine hatırlar. Kalblere hiçbir şey tesir etmiyorsa, konuşanın kalbi ölü demektir. Anlatanın kalbi ölü de olsa, âlimlerin, evliya zatların sözlerini nakledince Allahü teâlâ bundan feyz ve bereket yaratır. Ahir zamanda, dinsizliğin, ahlâksızlığın son sürat yayıldığı zamanda, imanı muhafaza edip dinimize hizmet etmek yani bu feci cereyanın içinde ters yöne gidebilmek, kişinin kendi başına yapabileceği iş olmaktan çıkar. Evliya zatlardan bir himmet, bir dua olmazsa, bu sel akıntısına karşı durmak, hele onun ters yönüne doğru ilerlemek çok zor ve imkânsız olur; ama Ehl-i sünnete hizmet edenlerin üzerinde Müslümanların, evliya zatların duası olursa, Allahü teâlânın yardımı da olur. Cenab-ı Hak yeminle bildiriyor, (Siz Allah'ın dinine hizmet ederseniz, ben size yardım ederim) buyuruyor. Bu nimete kavuşanlar, kendini bir şey zannetmemeli. Bu hizmetler, hep dua, himmet, ihsan-ı ilahi ve Allahü teâlânın yardımıyla olur. Müminleri sevindirmek çok kıymetlidir. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri, daha gençliğinde, bir medresede, dört arkadaş, bir odada beraber kalıyordu. Kalb hallerinden de hiç haberi yoktu. Sadece ilim öğreniyordu. Bir gün, üç arkadaşı çok hasta oldu. Doktor geldi, Ubeydullah-i Ahrar hazretlerine, (Hemen bu odayı terk et, çünkü bunlar bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış, sen de ölürsün) dedi. (Kader böyleyse ölürüm) diyerek, arkadaşlarını bırakmadı. Gece onların hizmetlerini yaptı, odayı terk etmedi. Sabah bir kalktı ki, bütün vücudu değişmiş, nura gark olmuş. Durumu anladı. Hemen ellerini açıp, (Ya Rabbi, bu arkadaşlarıma şifa ver) diye dua etti ve arkadaşları sapasağlam ayağa kalktılar. Demek ki, müminleri sevindirmek, onlara hizmet etmek insanı kolayca ilerletiyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Rükûdan kalkarken, imam, cemaat ve yalnız kılan Rabbenâ lekel hamd der mi? CEVAP: Yalnız kılan kimse, rükûdan kalkarken hem Semi'allahü limen hamideh, hem de Rabbenâ lekel hamd der. (Redd-ül-muhtar) Namaz kılan kimse, imama uymuşsa, Semi'allahü limen hamideh demez, Rabbenâ lekel hamd der. Yalnız kılıyorsa, bunların ikisini de söyler. Muhit, Tatarhaniyye ve Hidaye kitaplarında da böyle bildirilmiştir. (F. Hindiyye) Rükûdan kalkarken Semi'allahü limen hamideh demek, imama ve yalnız kılana sünnettir. Cemaatle kılarken, cemaat, Semi'allahü limen hamideh demez, sadece Rabbenâ lekel-hamd der. (S. Ebediyye) İmam, Semi'allahü limen hamideh demese de, cemaat Rabbenâ lekel hamd der. İmam-ı azama göre, İmam, Rabbenâ lekel hamd demez, İmameyne göre ise der. Kitapların çoğunda, İmam-ı a'zamın kavli tercih edilmiştir. (Redd-ül-muhtar) Hanbelî ve Şâfiî'de ise, imamın, cemaatin ve yalnız kılanın Rabbenâ lekel hamd demesi sünnettir. Mâlikî'de yalnız kılanın ve cemaatin demesi mendubdur. (Mezahib-i Erbea) SAVAŞ PEYGAMBERİ Sual: Peygamberimiz çok savaştığı için Savaş peygamberi, Kur'an-ı kerimi yaşadığı için de Yürüyen Kur'an diyorlar. Buna benzer başka lakaplar da veriyorlar. Böyle söylemek uygun mudur? CEVAP: Uygun olmaz. Peygamber efendimizin yaptığı her iş için bir lakap takılmaz. Çok namaz kıldığından dolayı, namaz peygamberi denmez. Çok oruç tuttuğu için, oruç peygamberi denmez. Kur'an-ı kerimi uyguladığı için, yürüyen Kur'an denmez. Kur'an için antivirüs programı, Allah için mimar, sanatçı diyenler de var. Böyle söylemek caiz değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın isimleri tevkifîdir, yani dinin sahibinin bildirmesine bağlıdır. İslamiyet'in söylediği ismi söylemelidir. İslamiyet'in bildirmediği isim, ne kadar iyi, güzel görünse de söylenmez. (2/67) CEM ETMEDEN MUKİM OLMAK Sual: Bir yolcu, Malikî mezhebini taklit ederek öğleyle ikindiyi, ikindi vaktinde cem etmeye niyet edip de, ikindi vakti girince mukim olsa, öğleyi kazaya bırakmış olacağı için, günaha girmiş olur mu? CEVAP: Kasten kazaya bırakmadığı için günah olmaz. (Fetava-i fıkhiyye) Böyle durumlarda, Hanbelî'yi taklit ederek mukimken de cem edebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Evliya için Allah'ın dostu denirse, diğer Müslümanlar Allah'ın düşmanı anlamına gelmez mi?) diyenlere, ne demek gerekir? CEVAP: (Akılla, kıyasla din olmaz; nakli esas almak gerekir) demelidir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah İbrahim'i halil [dost] edindi.) [Nisa 125] İbrahim aleyhisselam Allahü teâlânın dostu olunca, diğer peygamberler hâşâ düşmanı olur demek değildir. Bütün peygamberler de Allah'ın dostudur. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi de habibim diye övmüştür. Bir hadis-i kudside buyuruluyor ki: (Ey Resulüm, İbrahim'i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim.) [Mevahib] Bütün peygamberler de Allah'ın dostudur. Özellikle böyle buyurulması, bunların önemini göstermektedir. Her Müslümanın dostu da, Allahü teâlâ ve Onun sevdiği kimselerdir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Sizin dostunuz, yâriniz, yardımcınız ancak Allah, Resûlü ve iman edenlerdir; bunlar Allah'ın emirlerine uyar, namaz kılar, zekât verirler. Allah'ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinenler bilsin ki, Allah'ın taraftarları galip gelir.) [Maide 55, 56] MELEKLERİN İSİMLERİ Sual: Meleklerde erkeklik ve dişilik olmadığı halde, niye Hristiyanlar melekleri kız gibi gösteriyorlar, Müslümanlar da, Meleklerin isimlerini erkeklere veriyorlar? CEVAP: Hristiyanlar meleklere kız dedikleri için, bu intiba ortadan kalksın diye, Müslümanlar, Cebrail, Mikail, İsrafil gibi melek isimlerini erkek çocuklarına vermişlerdir. Böyle bir intiba söz konusu olmazsa, erkeğe de, kıza da verilebilir. Salih Müslümanlar için, erkek de, kadın da olsa, çocuk da, büyük de olsa; temiz, günahsız anlamında, "melek gibi insan" veya "o bir melektir" demekte mahzur olmaz. SEFERİ İMAMA UYAN Sual: Seferi imam son teşehhüdde salli barik ve Rabbenâ'yı okurken, mukim olan cemaat Ettehıyyatü'yü okuduktan sonra kelime-i şehadeti tekrar eder mi? CEVAP: Tekrar etmesi iyi olur. Susup beklemesi de caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ücretle namaz kıldıran imamın arkasında, namaz kılınır mı? CEVAP: İmamlık şartlarını taşıyan bir kimse, ücret veya maaş karşılığı imamlık yapıyorsa, bunun arkasında namaz kılmanın caiz olduğuna fetva verilmiştir. Kur'an-ı kerim, din dersi öğretmek, ezan ve imamlık için parayla insan görevlendirmek caiz olur. Son zamanlarda, dinde gevşeklik olduğundan, Kur'an-ı kerimin ve din bilgilerinin unutulmaması ve imamlığın, müezzinliğin yapılabilmesi için, ücretle yaptırılması zaruret haline gelmiştir; fakat bu fetva, bütün ibadetlerin ücretle yapılabileceğini göstermez. (Redd-ül-muhtar) TESBİH NAMAZINI CEMAATLE KILMAK Sual: Redd-ül-muhtar'da, (Tesbih namazı cemaatle kılındığı zaman, imam tesbihleri de açıktan okur) deniyor. Buradan, nafile namazların cemaatle kılınacağı anlaşılmaz mı? CEVAP: Bu, caiz olacak kadar kişiyle kılınan nafileler için bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Nafile namazları cemaatle kılmak, tahrimen mekruhtur. Birkaç âlim, (Bunun mekruh olması için ilan edilip duyurulması şarttır) demişlerse de, bunlar da, (Nafile namazı caminin bir köşesinde ve en çok üç kişi cemaatle kılabilir) demişlerdir. Üçten çok kimsenin cemaatle kılması, söz birliğiyle mekruhtur. (1/131) Önceden ilan edilmeden, en çok üç kişiyle cemaatle kılındığı zaman, imamın tesbihleri açıktan okuyacağı bildiriliyor. Nafile cemaatle kılınır denmiyor. KORKU NAMAZI Sual: Korku namazı nasıl kılınır? CEVAP: Bir tehlike anında veya düşman saldırınca, cemaat iki gruba ayrılır, imamın arkasında, farz namazı nöbetleşe kılarlar. İki rekâtlı bir namazın ilk rekâtını veya dört rekâtlı bir namazın ilk iki rekâtını imamla birlikte kılan birinci grup, ikinci secdeden veya ilk oturuştan sonra cemaatten ayrılıp görev başına gider, ikinci grup gelerek imamla birlikte kalan rekâtları tamamlayıp görevlerine dönerler. İmam kendi başına selam verir. Daha sonra da birinci grup kıraatsiz, ikinci grup kıraatli olarak nöbetleşe namazlarını tamamlar, böylece hem cemaatle namaz ifa edilmiş, hem de görev aksatılmamış olur. (F. Hindiyye) HAYZ OLMAZ Sual: Dokuz yaşından küçük kızdan kan gelse, hayz olur mu? CEVAP: Hayır, istihaza yani özür olur. (Redd-ül-muhtar) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Bize borcu olan kimse, borcunu ödese mi daha çok seviniriz, yoksa bir hediye getirse mi? Elbette hediye getirse daha çok seviniriz. Borcunu zaten ödemek zorundadır. Bunun gibi Allah da, farzı yapanları değil, nafile ibadet yapanları daha çok sever. Farzlar zaten borçtur; ama nafile, fazladan ibadet olduğu için, bunlar daha önemlidir) diyenler varmış. Söyledikleri doğru mu? CEVAP: Kıyas bâtıldır. Bizim sevinip üzülmemiz dinde senet olmaz. İnsan rüşvete de, kumardan kazandığına da sevinebilir. Alacaklı hediye getirirse sevinebilir; ama Peygamber efendimiz, (Menfaat getiren ödünç, faizdir) buyuruyor. Ahir zamanda, faize de sevinenler oluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. Nafilelere yol gösteriyor. Zekât yerine nafile sadakaları güzel gösteriyor. Hâlbuki zekât niyetiyle fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevabdır; çünkü zekât vermek, farzı yerine getirmektir. Zekât niyeti olmadan verilenlerse, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. (1/29) Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri buyuruyor ki: (Farz namaz borcu olanın nafilesi kabul olmaz) hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafileyle meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, alacaklıya borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin, bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafilelerse kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz. (Fütuh-ul-gayb m. 48) İsmail Hakkı Bursevi hazretleri buyuruyor ki: Bazı avamın [cahillerin] iddia ettiği gibi farzı bırakıp da nafileyle uğraşmanın mesela, evvabin namazının farz kazalarının yerine geçeceğini iddia etmenin dinde yeri yoktur. (Ruh-ul-beyân 3/127) Allahü teâlâ bir hadis-i kudside buyuruyor ki: (Kulumu bana yaklaştıran en kıymetli şey, farzlardır.) [Buhari] SEFERDE HAYZI BİTEN Sual: Seferde hayzı biten kadın, gusletmek için uygun yer bulamazsa ne yapar? CEVAP: Önce gusül için bütün imkânları araştırır. Varsa kadınlar hamamına gider. Uygun birisine durumu anlatır. Yine uygun yer bulamazsa, iki namazı cem etme imkânı varsa, guslünü tehir eder. Bu da mümkün olmazsa, gusül için teyemmüm eder ve suyla abdest alıp namazını kılar. Yolda, otobüste olup gusledecek yer bulamayan da, cem etme imkânı da yoksa mola yerinde teyemmüm eder. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinde uğursuzluk yoksa, (Kadın, at ve ev uğursuzdur) hadisi uydurma değil mi? CEVAP: İslamiyet'te uğursuzluk yoktur. O hadis-i şerifin aslı da şöyledir: (Bir şeyde uğursuzluk olsaydı, atta, kadında veya evde olurdu.) [Buhari, Müslim, Muvatta, İmam-ı Ahmed, Ebu Davud] Görüldüğü gibi, uğursuzluk var denmiyor, olsaydı deniyor. Atın da, evin de, kadın veya erkeğin de iyisi makbul, kötüsü de elbette kötüdür. Aşağıdaki iki hadis-i şerif de, yukarıdaki hadis-i şerifin açıklaması mahiyetindedir: (Evin, hanımın ve atın kötü olması, talihsizliktir. Dar olan ve komşuları kötü olan ev kötüdür. Bindirmeyen at kötüdür. Huysuz kadın kötüdür.) [Taberani] (Saliha bir hanım, iyi bir binek, geniş ve rahat ev mutluluğa sebeptir. Huysuz kadın, kötü binek, dar ve sıkıntılı ev de bedbahtlığa sebeptir.) [Ebu Davud] RABBİNİZ DEĞİL MİYİM? Sual: (Allah bütün insanlara, ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorduğu zaman, kâfir olanlar evet demedi) deniyor. O zaman, hepsi evet dememiş miydi? CEVAP: Evet, hepsi evet demişti. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Kıyamette, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye, Rabbin Âdemoğullarının sulbünden soyunu çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" [Onlar da,] "Evet, [buna] şahit olduk" dediler.) [Araf 172] İmam-ı Gazali hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlâ, onlara, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) buyurdu. Hepsi, (Rabbimizsin, biz buna şahidiz) dediler. Allahü teâlâ, melekleri ve Âdem aleyhisselamı da şahit tuttu ki, onlar Allahü teâlânın Rab olduğunu ikrar ettiler. (Kıyamet ve Ahiret) İŞ YAPARKEN KUR'AN DİNLEMEK Sual: İş yaparken veya araba sürerken, teybi açıp Kur'an-ı kerim dinlemek uygun olur mu? CEVAP: Uygun olmaz. Benzeri de olsa, Allahü teâlânın kelamına saygı duymak gerekir. Kur'an-ı kerimi veya hoparlörden gelen benzerini dinlerken, hiçbir iş yapmamalı. Yapılacaksa, kapatmalı. İLLALLAH DEMEK Sual: Çocuk yaramazlık edince, (İllallah dedirtiyor) diyorlar. Böyle söylemek caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. İllallah demek, (Ancak Allah...) demektir. Yani, ancak Allah bu işi halleder demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allahü teâlânın sevdiği kul
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, Allahü teâlânın sevdiği, razı olduğu kullarıdır. Peygamber efendimizin vârisleridir. Bir kimseye tâbi olan, iyi veya kötü, her neye kavuşursa, uymuş olduğu kimseden kavuşur. Büyük zatlara tâbi olanlar ve hizmet edenler için, büyüklere gelen nimetlerden pay vardır. Resulullahın vârislerine uyanın kavuştuğu şey, nimettir, rahmettir, hazinedir. Bozuk insanlara uyanın kavuştuğu şey ise zehirdir, felakettir, iflastır. O büyük zatlara uyan, onlardaki nimetlere kavuşur, dünyada ve ahirette rahat eder. Allahü teâlânın en büyük nimeti, ihsanı, ikramı, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi sevdiği bir kulunu tanıtmasıdır. Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğinin alameti, o kulun böyle mübarek bir zatı sevmesidir. Allahü teâlâdan ağlayarak, yalvararak bu nimeti istemek gerekir; çünkü onlar bizi Resulullaha götürüyorlar. Resulullah efendimizi ise Allahü teâlânın sevdiğinde hiç şüphe yoktur. Gece gündüz ibadet yapan çok mübarek bir zatın bir gün dişi ağrır. Izdıraptan ibadet yapamaz hâle gelince doktora gidip der ki: - Ne olur, şu ağrımı dindir! - Diş ağrını gideririm, ancak sen bana ne vereceksin? - Kaç para istersen veririm. - Senden para istemiyorum, sen salih bir zatsın, yaptığın bütün ibadetlerin sevabını olduğu gibi bana ver, ben de senin ağrını dindireyim. Mübarek zat, gece gündüz namaz kılmış, ibadet yapmış, bir diş ağrısına hepsini feda edecek. Verse bir türlü, vermese bir türlü... Vermese, ibadet yapacak hâli yok. Kendi kendine, (Ya Rabbi, ben bu sevabları vereyim, sana tekrar ibadet yapmaya başlarım. Sen çok merhametli ve çok cömertsin, ben verdim desem de sen zaten benden almazsın, ona da verirsin) diye düşünür. Sonra, (Tamam, verdim) der. Doktor da ağrısını giderir. Tam giderken, doktor der ki: Dur bakalım nereye? Sen bir diş ağrısına bütün ömrünün ibadetlerini verdin, daha otuz bir dişin var, gözlerin, kulakların var. Her zerren için, daha vereceksin, ibadetin yeter mi? İnsan acizdir, bir diş ağrısına bile bütün ibadetlerini verir. O halde bizim Allahü teâlâya arz edeceğimiz ne ibadetimiz olabilir ki? Salih zat doktora (Sen benden daha mübarekmişsin) der. Bunun üzerine doktor der ki: Kimin mübarek olduğu belli olmaz, dış görünüşe göre karar verilmez. Mübarek olan, doktor da olabilir, tüccar da olabilir, kimyager de olabilir. Bu doktordur, tüccardır, kimyagerdir, dinden ne anlar diyen, öyle aldanır ki, bu aldanması dünyasını da ahiretini de harap eder. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın dostlarının iki alameti vardır. Bu alametlere bakarak, onun Allahü teâlânın sevgili kulu olup olmadığı anlaşılır. Birincisi, onlar Allah için yaşar, Allah için konuşur. Yaptıkları her iş Allah rızası içindir. Onlar, Allahü teâlânın emir ve yasakları için vardır. İkincisi, Allahü teâlânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Mesela Allahü teâlânın sıfatlarından birisi rahmettir. Dinli dinsiz, canlı cansız, kâinatta ne varsa hepsinde Cenab-ı Hakk'ın şefkati, merhameti vardır. Bu zatlar da Allahü teâlânın bu şefkat, rahmet sıfatıyla sıfatlandıkları için kesinlikle, hiçbir canlıya zarar vermezler, intikam almazlar; ama onların kılıçları çok keskindir, kılıçları kâğıdı keser. Kılıçlarına çarpmamak gerekir. Cenab-ı Hakk'a çok yaklaştıkları için, Onda fani oldukları için, o yüce kudret sahibinin kudretiyledir. Allah muhafaza etsin! Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin bir talebesi bir hata yapmış, yüz bin türlü özür dileyince, Mevlana hazretleri buyurmuş ki, (Benden özür dilemen yeter mi? Ben kırılınca, benim hocam, onun hocası, onun da hocası yani hepsi kırıldı, hangisini bulup özür dileyeceksin?) Çok tehlikelidir. Ne iş yaparsak yapalım; ama saygı ve edepten geri kalmayalım; çünkü öyle bir yol ki, tasavvufun zirvesine ulaşsak, ilmin zirvesine ulaşsak, büyük zatlara karşı bir saygısız hareket yaparsak, hepsi elimizden çıkar. Edeb, ilmin başı olduğu gibi, hem ortası, hem de sonudur. Edep, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, cemiyette, herkesin bir sınırı vardır. Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona göre hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya güllük gülistanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir. Sınır tecavüzü yapmamalı, hiç kimsenin sınırına girmemeli! Neticede karşımızdaki de bir insandır, o da Allah'ın kuludur, kalbini kırmayalım. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Mahşerde, güneş bir mızrak boyu alçaldığı zaman, yedi sınıf insan, Arş'ın altında gölgelenecektir. Onlardan biri de müminin yüzüne sevgiyle, muhabbetle bakandır.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sünnetler özürsüz terk edilmez
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sünnetleri kılarken kazaya da niyet edince, sünnet de kılınmış oluyor, sünnetler terk edilmiş olmuyor. Peki, hiç sünnet kılınmasa günah olmaz mı? CEVAP: Bu hususta din kitaplarımızda bildirilenleri nakledelim: 1- İbni Hümam buyuruyor ki: Sünnetleri kılmamak, sevablarına ve yüksek derecelere kavuşmamaya sebep olur. (Cevhere, Dürr-ül-münteka, Redd-ül-muhtar, Tahtavi) 2- Müekked ve gayri müekked sünnetleri terk etmek günah olmaz. Bunları terk eden, yalnız sevablarına ve yüksek derecelere kavuşamaz ve azarlanır. (Halebî-yi sagir) 3- Sabahın sünneti çok faziletli olmasına rağmen, kılmayan için bir ceza bildirilmedi. (Tahavi) 4- Sünnetleri özürsüz terk eden, günaha girmezse de, sorguya çekilip, azarlanır. (S. Ebediyye) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Saçları dağınık biri gelip, Resulullaha sordu: - Ya Resulallah İslam nedir? - Günde beş vakit namaz kılmaktır. - Beşten fazla değil mi? - Hayır, nafile kılmak isteyen kılabilir. Bir de yılda bir ay ramazan orucu vardır. - Bundan başka, oruç yok mu? - Nafile olarak tutmak isteyen tutabilir. Bir de zengin için malının zekâtı vardır. - Bundan fazlası var mıdır? - İsteyen nafile olarak sadaka verebilir. - Vallahi bundan ne fazla, ne de noksan yaparım. - Bunları yapan mümin, kurtuluşa erer.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai] Bu hadis-i şerifi esas alan bazı âlimler, nafile ibadetler yapılmasa da, sünnetler kılınmasa da, farzları noksansız yapmak gerektiğini bildirmişlerdir. Bununla beraber, beş vakit namazın sünnetlerini özürsüz terk etmemeli; çünkü kılınmış olan farzlardaki noksanlar, bu sünnetlerle tamamlanır. Kaza borcu olan, sünnet ve nafile kılarken, kazaya da niyet etmelidir. Farzın önemini bildiren birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (En faziletli cihad, farzları ifa etmektir.) [İ. Ahmed] (Herkes nafileyle meşgulken, siz farzları yapmaya çalışın!) [Miftah-ün-necat] (Farzı yapmakla Allah'a yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz.) [Beyheki] (Farz ibadetleri yapan, insanların en âbidi olur.) [İbni Adiy] (Kazaya kalmış namaz borcu olanın, nafile namazları kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire] (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Sünnetler özürsüz terk edilmez -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki: Allahü teâlâ, farz borcu olanın nafile ibadetini, bunları ödemeden kabul etmez. (Kitab-ül Harac) İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Nafilelerin farzlar yanındaki değeri, okyanus yanında bir damla bile değildir. (1/260) Nafile ibadet, bir farzı terk etmeye sebep olursa ibadet olmaz, zararlı olur. (1/123) Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyurdu ki: (Farz namaz borcu olanın nafilesi kabul olmaz) hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafileyle meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, borçlunun alacaklıya hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafileler ise kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz. (Fütuh-ul-gayb m.48) Farzı terk etmek gibi, kazasını geciktirmek de büyük günahtır. Sünnetler kılınırken kazaya da niyet edilmezse, farz olan kaza namazı geciktirilmiş, günaha girilmiş olur. Onun için sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmeli. Böylece sünnetler kılındığı gibi, kaza borcu da ödenmiş olur. (Nevadir-i fıkhıyye) CELSEDE ÇOK DURMAK Sual: Cemaatle namaz kılarken imamın tesbihleri üçten yani sünnetten fazla söylemesi de mekruh olduğu halde, Mekke'deki vehhabi imamları rükû ve secdeleri uzatıyorlar. Celsede sünnetten çok durmaları mekruh olmuyor mu? CEVAP: Onların itikadı bozuktur. İtikadı bozuk olanın, mekruh işlemesinin ne önemi olur ki? Namazın makbul olması için, önce imanın, itikadın doğru olması gerekir. Bunlar bozuksa, namazın bütün şartlarına riayet edilse de, yine faydası olmaz. FAKİRİ HOR GÖRMEK Sual: Mahallemizde garip, kimsesiz bir amca var. Namazında niyazında, kimseye karışmaz; fakat fakir olduğu için horlanıyor. Bir de, ahlâksız kötü birisi var; fakat zengindir. Belki işimiz düşer diye, ona da saygı gösteriliyor. Böyle davranmak uygun mudur? CEVAP: Hiç kimseyi, hor ve aşağı görmek uygun değildir. Zengine zengin olduğu için ikram etmek çok kötü olduğu gibi, fakiri fakir olduğu için, hor görmek de caiz değildir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (En üstün kimse, malı az olduğu için değer verilmeyen mümindir.) [Deylemi] (Zengine, zenginliğinden dolayı tevazu edenin, dininin üçte ikisi gider.) [Beyheki] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şimdi bir Müslümanın, Avrupa'ya gidip gayrimüslimlere hizmet etmesi caiz midir? CEVAP: Gayrimüslimlerin ülkesinde kâfire ücretle hizmet etmek caizdir. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Ücretle kâfirin şarabını taşımak, kilise tamir etmek ve Hristiyana zünnar gibi küfür alametlerini satmak İmam-ı a'zama göre caizdir. Müslüman müşteriye, Mecusi mesti yapmak veya fasık elbisesi dikmek mekruhtur; çünkü Mecusilere ve fasıklara benzemeye sebep olmaktır. (Redd-ül-muhtar) Hiçbir dinde, kâfir ülkesinde çalışmak ve kâfire hizmet yasak değildi. Dinimizde de böyle bir yasak yoktur. Şimdiki Müslümanların, Avrupa'ya çalışmaya gitmesi gibi, Mekke Müslümanları da, Habeşistan'a hicret etmişler, orada gayrimüslimlerin işlerinde çalışmışlardı. Hazret-i Yusuf, peygamber olduğu halde, kulların sıkıntıda olduğunu görüp, kâfir reisten vazife istedi. Böylece insanlara hizmet etti. O halde, kullara hizmet edeceğini bilen ve bunu kendinden başka yapacak kimsenin bulunmadığını gören kimsenin, bu vazifeye bir zalimin geçmesini önlemek ve Müslümanlara hizmet etmek için, gayrimüslim olan âmirden bile vazife istemesinde, imamlık, müftülük, vaizlik, öğretmenlik gibi devlet memurluğunu talep etmesinde mahzur yoktur. Bir iyilik yapamasa da, hiç olmazsa Müslümanların zararına çalışmayı önlemek de, ibadet olur. Geçerli bir mazereti olmadıkça, vazifeden istifa etmek de, bunun için caiz değildir. (Yusuf aleyhisselamın dininde gayrimüslime hizmet caizdi, Müslümanlıkta yoktur) demenin de ilmî kıymeti yoktur. Gayrimüslime hizmet ederek çalışmak, her dinde vardır. Kâfirler arasında kalıp, malından, canından korkanın, onlara kalben değil de, dilden sevgi göstermesi caizdir. Peygamberim diyen yalancı Müseyleme, doğru söyleyen bir sahabiyi şehid etmişti. O sahabinin inancını gizlemesi de caizdi. Nitekim müşrikler, Hazret-i Ammar'a, babası Hazret-i Yasir ve annesi Sümeyye hatuna işkence edip, (Lat ve Uzza putu, Muhammed'in dininden iyidir de) derler, demeyince de işkenceyi artırırlardı. Nihayet ana babası işkenceyle şehid edildiler. Hazret-i Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine dediklerini diliyle söyledi. Ammar kâfir oldu dedikleri zaman, Resulullah efendimiz, (Ammar kâfir olmadı, o baştan ayağa imanla doludur) buyurdu. Demek ki küfür olan bir sözü, böyle durumlarda yalnız dille söylemek caizdir. Resulullah efendimiz, Hazret-i Ammar'a, (Müşrikler eziyet ederse, yine böyle söyle) buyurdu. (İbni Asakir, İ. Mace) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.03.2010
.Cevap Veremedi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: "Cevap Veremedi" kitabında neler var? CEVAP: Harputlu İshak Efendi'nin Diyâ-ül-kulûb kitabının tercümesidir. İsa aleyhisselama gönderilen ve hak kitap olan İncil'in tahrif edilmesiyle ortaya çıkan dört kitap, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri hakkında bilgi vermekte, bunlar arasındaki çelişki ve ihtilafları açıklamaktadır. Kur'an-ı kerimle İncil karşılaştırılmakta, İncilin hükümlerinin yürürlükten kalktığı, Kur'an-ı kerimin bütün semavî kitapların hükümlerini yürürlükten kaldırdığı izah edilmektedir. Hıristiyanların teslis [üç tanrı] inancının yanlış olduğu, Allahü teâlânın bir olduğu, ilim ve kudret sıfatları açıklanmaktadır. İsa aleyhisselâmın insan ve Peygamber olduğu, ona tapılamayacağı izah edilmektedir. Yahudilik, Tevrat ve Talmud hakkında da yeterli bilgi vardır. Kitabın önsözünde özetle deniyor ki: "Allahü teâlâ, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselâmdan beri, her bin senede, din sahibi yeni bir Peygamber vasıtasıyla, insanlara dinler göndermiştir. Bunlar vasıtasıyla, insanların dünyada rahat, huzur içinde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Şimdi, dünyada semavî kitabı olan üç din vardır: Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet. Yahudiler, Musa aleyhisselamın, Hıristiyanlar İsa aleyhisselamın getirdiği dine tâbi olduklarını söylerler. Şimdi, hiçbir yerde, hakikî Tevrat ve İncil yoktur. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Kur'an-ı kerim, en son Peygamber olan, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama gönderilmiştir. Kur'an-ı kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün bütün insanların, Kur'an-ı kerime tâbi olmaları lazımdır." Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. EMÎR OLANIN VASIFLARI Sual: Emîr olanın vasıfları nelerdir? CEVAP: Emîr olan, kızmamalı, gücenmemeli, güler yüzlü, tatlı dilli olmalı. Sabırlı olmalı. Affedici olmalı. En çok çalışan, o olmalı. Emri altındakilerden zerre menfaati olmamalı. Kendisi yüzünden, arkadaşlarının Cehenneme gidecek fiiller işlememelerine çalışmalı. Dini konularda kendinden konuşmamalı, her konuşması, büyüklerimizin bahsettiklerinden veya kitaplarından olmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.04.2010İstişare, istihareden üstündür
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İstişare edecek salih, güvenilir kimsesi olanın, istişareyi bırakıp istihare yapması uygun mu? CEVAP: Bir işin, hakkımızda hayırlı olup olmadığını anlamak için rüyaya yatmaya istihare denir. Bir işi ehline sormaya da istişare denir. İstişare sünnettir; hatta Resulullaha farzdı. Hâlbuki elbette vahiyle öğrenebilirdi. Cebrail aleyhisselamdan Allahü teâlânın muradını sorup öğrenebilirdi veya bizzat kendisi devamlı istihare yapabilirdi; ama Allahü teâlâ istişare yapmasını emretti. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et!) [Al-i İmran 159] İyi kimseler övülürken de, (İstişare ederek iş yaparlar) buyuruluyor. (Şura 38) İnsan, malını, güvendiği kimseye bıraktığı gibi, doğru söyleyeceğine emin olduğu kimseyle istişare eder, danışır. Meşveret [danışmak], insanı pişman olmaktan koruyan bir kale gibidir. Meşveret olunacak kimsenin, insanların halini, zamanın ve memleketin şartlarını bilmesi lazımdır. Buna, siyaset bilgisi denir. Bundan başka, aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören, hatta sıhhati yerinde olması gerekir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Salih olan âlimlerle istişare edin!) [Taberani] (İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ. Maverdi] (İstişare eden, pişman olmaz.) [Taberani] (Yapacağı işi ehliyle istişare edene, o işin en güzeli nasip olur.) [Taberani] (Akıllıya danışıp onu dinleyen doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.) [İ. Maverdi] (Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona göre hareket eder.) [Ebu Davud] Hazret-i Âdem, (İşlerinizi istişareyle yapın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım) buyuruyor. Hazret-i Ömer de, (Allah'tan korkanlarla istişare edin) buyurmuştur. Demek ki, işin ehli olanla istişare, istihareden üstündür, yani istişare şartları varken istihare yapılmaz. Ancak, danışacak salih, güvenilir bir zatı tanımayan, istihare yapmalıdır. KABRİN DERİNLİĞİ Sual: Kadınların kabrini, erkeklerin kabrinden, daha derin kazmak gerekir mi? CEVAP: Hayır. Genelde, kadın için olsun, erkek için olsun, kabri derin kazmak iyidir. Derinliğinin, insanın göğsüne kadar, hatta insan boyu kadar olması iyidir. (Cami-ul-fetava) YATALAK ANNEYE HİZMET Sual: Annesi yatalak hasta olan erkek kimsenin, annesinin altını temizlemesinde mahzur var mıdır? CEVAP: Böyle hizmetleri bir kadına yaptırmalıdır. İmkân olmazsa, mecburen oğlu da yapar. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.04.2010Bu dünya yalandır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ölmek üzere olan bir mümin ne isterse, şimdi onu istemek gerekir. Ağrıları, sıkıntısı olan insan, ne ister? Ona mal mülk deseniz dönüp bakmaz, hatta kalbi kırılır. Mevki makam deseniz üzülür, yine kalbi kırılır. İstediği sadece duadır, rahmet-i ilahidir, imanla ölmektir. Gün bugündür, yarın belli değildir. Tevbe ve istiğfarı geciktirmemek gerekir. Peygamber efendimiz, (Helekel müsevvifûn) yani (Sonra yaparım diyenler helak oldu, tevbeyi geciktirenler aldandı) buyuruyor. Onun için, tevbeyi geciktirmek uygun değildir. Çok günah içinde yüzenin de, belki sözümde duramam diyenin de, yine tevbeye devam etmesi gerekir; çünkü tevbe etmemek veya tevbeyi geciktirmek, o günaha girmekten, o günaha devam etmekten daha büyük günahtır. Tevbe etmek iman alametidir; suçunu, günahını kabul etmek, yaptığına pişman olmak demektir. Yine Peygamber efendimiz, (Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: Ömrünü nasıl geçirdi, ilmiyle nasıl amel etti, malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcadı, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) buyuruyor. Her mümin, ahirette sorulacak bu dört suale hazırlanmalı. Müslümanın, imandan sonra en kıymetli varlığı vaktidir; çünkü vakit gidince, bir daha geri gelmez. (Vaktini nerede harcadın, neyle geçirdin?) sorusuna çok iyi hazırlanmak gerekir. Bir mübarek zat sohbeti bitirince en son, talebelerine der ki: - Şimdi size bir yalan söyleyeceğim. Talebeler şimdiye kadar hocalarından böyle bir şey duymadıkları için sormuşlar: - Efendim af edersiniz, anlayamadık. - Şimdi size bir yalan söyleyeceğim. Eğer yalanım sonradan meydana çıksaydı günaha girerdim; ama ben yalan olduğunu önceden söylüyorum. Talebeler dikkatle dinlerler. Hocaları, (Filan yerin en meşhur zatı, filanca efendi, şu anda dergâhın bahçesine geldi, az sonra kapıdan içeri girecek) buyurunca, talebelerin hepsi birden pencereye koşar. Bakarlar ki, gelen giden yok. (Efendim, kimse yok) derler. O mübarek zat der ki: - Evet, kimse yok. Ben size yalan söyleyeceğim dedim, siz yine de pencereye koştunuz. Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Bütün kitaplar yazıyor, bu dünya yalandır diye. Siz hâlâ dünyanın peşinde koşuyorsunuz. Yalanın peşinde koşuyorsunuz. İşte insanın nefsi budur. İşte şeytanın aldatması budur. Adamı rüya peşinde, hayal peşinde koşturur. Bir bakar ki, ömrü bitmiş... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalı. İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için, yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalı. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya, sonsuz kalınacak bir yer değildir, âhirette saadete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimse, bu fani dünyaya düşkün olmaz, dünyada kulluk vazifesini hakkıyla yapar. Kalb, dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, âhireti nasıl sevebilir? İki arkadaş gemiyle uzak bir yere gideceklerdi. Sırtlarında da eşyaları vardı. Biri gemiye binince sırtından yükünü indirdi, üstüne oturdu. Diğeri ise indirmedi. Arkadaşı ona, (Yükünü indirsene) dedi. O da, (Ben indirmem. Benim malım kıymetli, sırtımda taşırım) dedi. Arkadaşı, (Yahu, delilik etme, indir! Üstüne de güzelce otur, bir dinlen! Bak ben ne güzel dinleniyorum) dedi. O ise, (Sen dinlen, ben indirmem) dedi. Bu şahsın yükünü sırtında taşıması, diğer insanların da dikkatini çekti. Onlar da sorunca, aynı şeyleri söyledi. Herkesin böyle kendisine tuhaf tuhaf bakması üzerine, malımı alacaklar galiba diye şüphelendi, gittikçe geminin kenarlarına, köşelerine yaklaştı. Buralarda durmak tehlikeliydi. Fırtınayla, dalgayla denize düşülebilirdi. Gemidekiler, bunu da ona söylediler. Öyle tehlikeli yerlerde durma, gel, yanımızda dur dediler. Bu, onları dinlemedi, malında gözleri olduğunu zannediyordu. Birkaç saat sonra, bir fırtına, bir dalga, adam yüküyle birlikte denize uçup gitti. Malından olduğu gibi, canından da oldu. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, bu olayı anlattıktan sonra buyuruyor ki: - Ey aziz! Dünya malını sırtından indiren, ne kadar rahat yolculuk yaptı. Âhireti zaten rahat. Allah demeye vakti çok. Diğerininse hem dünyası harap, hem de âhireti. Yoruldu, korktu, üzüldü, malım malım diye kahroldu. Allah demeye bile vakit bulamadı. Dünyasını da mahvetti, ahiretini de... İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Eğer dünya malına tapan birisine rastlarsan sokağını değiştir, aynı köyde veya aynı mahallede oturuyorsan, oradan başka yere git ki, kalbin ona meyletmesin! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.04.2010Yalnız Allah'tan korkmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimdeki, (Yalnız Allah'tan korkun) ve (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki ayetlerden kasıt nedir? CEVAP: Bizi Cennete koyacak olan da, Cehenneme atacak olan da Allahü teâlâdır. Bir başkası bu işi yapamaz. (Putların gazabına uğrarız da, bizi Cehenneme atar) gibi bir korku yanlış olur. Deccal veya başka zalimlerden, bizi Cehenneme sokar diye korkulmaz. Bu hususlarda yalnız Allahü teâlâdan korkulur. Yılandan, hırsızdan, caniden korkmalar, bununla ilgili değildir. Allahü teâlâ dilerse, bu korkulardan da bizi muhafaza eder. (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki âyet-i kerimeden önce, (Yalnız sana ibadet ederiz) buyuruluyor. Demek ki, ibadet yalnız Allahü teâlâya olur. Putlara veya başkalarına olmaz. İbadetten sonra yardım istemek, bu ibadetin yapılmasında, kabul edilmesinde ve neticede Cennete girmemizde, yalnız senden yardım dileriz demektir. (İnsanlardan istenen yardımda da, yardımı yaratan sensin, başkasından bir yardım istesek bile, bu yardımı yaratan sensin, bize her türlü yardım senden gelir, yükümüzü birisi kaldırsa buna o gücü veren sensin, senin emrin olmadan kimse kimseye yardım edemez) demektir. Nitekim Abdülaziz Dehlevi hazretleri, Fatiha suresinin tefsirinde buyuruyor ki: Birisinden yardım istenirken, yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah'ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeple yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünerek ondan yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur. (Tahkik-ul-hakkıl-mübin) Kurtubi tefsirinde buyuruluyor ki: (Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz) mealindeki âyet-i kerimeyi kabul edip söyleyen, Cebriye'den de, Mutezileden de uzak kalmış ve onlara gerekli cevap verilmiş olur. Mutezile fırkası, (Allah bizim yaptığımız işlere karışmaz) diyor. Biz, (Ya Rabbi, senden yardım isteriz) demekle, işi yapanın Allahü teâlâ olduğu meydana çıkıyor ve Mutezile rezil oluyor. Cebriye fırkası ise, (Her işi yapan Allah'tır, kulların hiçbir rolü olmaz, günahı, sevabı işleten de odur) diyor. Biz, (Ya Rabbi, sana ibadet eder ve senden yardım isteriz) demekle, kulların da iş yaptığı, ibadet ettiği ve yardım istediği meydana çıkıyor. İbadeti bizim yaptığımız, günahı bizim işlediğimiz, dolayısıyla günahtan mesul olduğumuz meydana çıkıyor. Cebriye'ye gereken cevap verilmiş oluyor ve Cebriyecilikten de kurtulmuş oluyoruz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.04.2010Küfür olmayan bazı sözler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşağıdaki sözleri söylemek küfür olur deniyor, doğru mu? CEVAP: Tevil edilme imkânı olan sözlere, küfür denmez. İnternette yayılan aşağıdaki sözlerin hiçbirisi küfür değildir. (Fala inanma, falsız da kalma) demek: Fala inanmak gerekir denmiyor. Fala inanılmaz; ama sen yine fala bak diyerek günaha teşvik var. (İçki haram; ama sen yine içmeye devam et) demek gibi uygunsuz bir sözdür. Böyle söylemek caiz değilse de, küfür de değildir. (Onda iman ne gezer) demek: İmanı olmayan için, böyle söylemenin mahzuru olmaz. (Kur'an çarpsın) demek: Bu söz, küfür değildir. Böyle söylemek yemin olur; fakat böyle yemin etmek de uygun değildir. (Hastalığıma dayanamıyorum, artık beni öldür Allah'ım) demek: Ölümü istemek uygun değil; ama küfür de değildir. (Haram ne tatlı şeymiş) demek: Nefsin gıdası, küfür, haram ve mekruh olan, söz ve işlerdir. Haramların tatlı gelmesi, bu yüzdendir. Burada niyet geçerlidir. Haramı güzel ve tatlı görmek küfür olur. Haram; ama tatlı olduğu için seviyorum demek de haramı tasvib manası olduğu için haramdır; ama küfür olmaz. Bir hırsız, tereyağlı baklava çalsa, yerken, bu ne tatlıymış dese, küfür olmaz. Harama helal demiyor, tatlıya tatlı diyor. Haramı övücü söz olmadığı için, küfür olmaz. Açık gezen güzel bir kadına da güzel demek küfür olmaz. Eğer açıklığına güzel deniyorsa küfür olur. Bu inceliği iyi anlamalıdır. Ramazan ayı gelince, (Ağır bir ay geldi) demek: Bu söz küfür değildir. Bir ay oruç tutmak herkese kolay gelmez, bazısına ağır gelir. Zâlime âdil, âdil olana zalim demek: Burada zâlimin zulmüne iyi denmiyor. İyi dense, harama helal dendiği için küfür olur; fakat yalan söylüyor, zâlim birine âdil diyor. Âdil olana da zalim diye iftira ediyor. Böyle söylemek günahsa da, küfür olmaz. Ölen birisi için, (Ah oraya gitmeseydi ölmeyecekti) demek: Bu söz de, küfür değildir. Bu söz, (Yüzme bilmediği halde kendini denizin ortasına atmasaydı, boğulmazdı) demek gibi bir şey. Burada kaderi inkâr yoktur. (Allah zengine çok veriyor, bana neden vermiyor) demek: Vermeyiş sebebini araştırıyorsa, küfür olmaz. Hâşâ, Allah haksızlık yapıyor, beni de zengin etmesi gerekirdi demek istiyorsa küfür olur; fakat dinini bilen hiçbir Müslüman da böyle söz söylemez. Onun için Müslümanın söylediği sözlere, hemen küfür dememelidir. (Atın ölümü arpadan olsun) demek: At arpayı sever, kimi de baklavayı sever. Şeker hastasına, (Baklava yeme ölürsün) dense, o da, (Ölümüm baklavadan olsun) derse küfür olmaz; çünkü günah işleniyorsa da, harama helal denmiş olmuyor. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.04.2010Küfür olmayan bazı sözler -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
(Kıyamet, hacılar, hocalar yüzünden kopacak) demek: Bu söz de küfür değildir. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda din adamları, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal diyecekler, Kur'anı ticarete, menfaate alet edecekler) buyuruyor. Bu, kıyamet alametlerindendir. Hakiki hacı, hoca ve hiçbir Müslüman kalmayınca kıyamet kopacaktır. (Güzele bakmak sevab) demek: Bu, niyete göre değişir. Eğer, kâinatta Allahü teâlânın yarattığı güzellikler için, mesela ne güzel ağaç, ne güzel kuş, ne güzel meyve, ne güzel çocuk gibi şeyler söylemekte mahzur olmaz. Kumar oynamak, şarap içmek, yabancı kadına bakmak gibi, haram olan bir şey için söylemek, elbette caiz olmaz. (Haydan gelen huya gider) demek: Bu söz, kolayca kazanılan şeyler, kolayca elden çıkar demektir. Buradaki hay kelimesinin Allahü teâlânın ismiyle alakası yoktur. Bunun gibi, hayhay, baş üstüne demektir. Buradaki hay kelimesi de, Allah anlamında değildir. (Allah'ın sopası yok) demek: Günah işleyeni, hainlik edeni, caniyi hemen cezalandırmaz gibi anlamlarda söyleniyor. Her ne kadar hoş bir söz değilse de, küfür de değildir. (Şu işi yaparsam kâfir olayım, Allah'ımı inkâr edeyim) diye yemin etmek: Bu husustaki, iki kavilden biri şöyledir: Küfre sebep olan şeyleri yemin niyetiyle söylemek küfür olmaz, yemin edilmiş olur; fakat böyle yemin, Müslüman yemini değildir. Namaz kıl denince, (Sonra kılarız) demek: Farz olduğunu inkâr etmedikçe, namazla alay etmedikçe, sonra kılarım demek, küfür olmaz. BİR RÜKÜNDE ÜÇ KERE Sual: S. Ebediyye'de, (Bir rükünde, üç kere Sübhanallah diyecek kadar avret yeri açılırsa veya imamın önüne geçerse yahut aynı imama uymuş olan kadınla bir hizada olursa namaz bozulur) deniyor. Yani, bir rüknün tamamında değil, bir rüknün içinde üç kere Sübhanallah diyecek kadar zaman avret yeri açılırsa veya imamın önüne geçerse yahut kadınla yan yana durursa mı namaz bozuluyor? CEVAP: Evet, rüknün uzunluğu veya kısalığı ölçü alınmıyor. Son teşehhüdde oturmak, uzun bir rükündür. Rükû ve secdeler ise çok kısadır. Allah diyecek kadar çok az durmak, bir rükündür. Uzun rükünde olsun, kısa rükünde olsun, üç kere Sübhanallah diyecek kadar bir zaman, bildirilen bu işler yapılınca namaz bozuluyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.04.2010Dört mezhepte abdestin farzları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dört mezhebe göre, abdestin ve guslün farzları nelerdir? CEVAP: Hanefî mezhebinde: 1- Yüzü yıkamak, 2- İki kolu yıkamak [Eller kola dâhildir], 3- Başın en az dörtte birini mesh etmek, 4- İki ayağı yıkamak. Mâlikî mezhebinde: 1- Niyet, 2- Yüzü yıkamak, 3- İki kolu yıkamak, 4- Başın tamamını mesh etmek, 5- İki ayağı yıkamak, 6- Muvalat [Ara vermeden, uzuvları peş peşe yıkamak], 7- Delk [Yıkanan yerleri ovmak]. Şâfiî mezhebinde: 1- Niyet, 2- Yüzü yıkamak, 3- İki kolu yıkamak, 4- Başın, az bir kısmını mesh etmek, 5- İki ayağı yıkamak, 6- Tertip [Sırayla yıkamak]. Hanbelî mezhebinde: Abdestin farzı altıdır. Abdestin şartları da farzdır. Bu farzlar da dâhil edilince, abdestin farzları on oluyor: 1- Niyet, 2- Besmele çekmek, 3- Yüzü yıkamak, 4- Ağzı yıkamak, 5- Burnu yıkamak, 6- İki kolu yıkamak, 7- Başın tamamını mesh etmek [Kulaklar başa dâhildir], 8- İki ayağı yıkamak, 9- Tertip, 10- Muvalat. Dört mezhebe göre guslün farzları: Hanefî'de: 1- Ağzın içini yıkamak, 2- Burnun içini yıkamak, 3- Bedenin her yerini yıkamak. Mâlikî'de: 1- Niyet, 2- Bedenin her yerini yıkamak, 3- Delk, 4- Muvalat, 5- Saçları hilâllemek. Şâfiî'de: 1- Niyet, 2- Bedenin her yerini yıkamak. [Bazı kitaplarda, Şafii'de guslün farzı üçtür deniyor. Bedendeki necaseti temizlemeyi de ekliyorlar. Beden yıkanınca, necaset de temizlenmiş olacağı için, guslün farzına iki denmesinin mahzuru olmaz.] Hanbelî'de: Guslün farzı birdir, bu da bütün vücudu yıkamaktır. Bu, guslün rüknüdür. Yani guslün içindeki farzdır. Gusle başlarken, niyet etmek ve Besmele çekmek de farzdır. Ağzın ve burnun içi, bedenin dışı sayıldığı için, buraları da yıkamak farzdır. Bunlar da ilave edince, guslün farzı 5 oluyor: 1- Niyet etmek, 2- Besmele çekmek, 3- Bedenin her yerini yıkamak, 4- Ağzın içini yıkamak, 5- Burnun içini yıkamak. SİGARA VE ABDEST Sual: Sigara veya bira içmek, abdesti bozar mı? CEVAP: İkisi de bozmaz. Biranın haram olması ayrı, abdesti bozup bozmaması ayrıdır. İnsan haram olan idrarı veya kanı içse haram işlemiş olur; fakat abdesti bozulmuş olmaz.
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamberimizin, kendisi gelince ayağa kalkmayı yasakladığı söyleniyor. O zaman kimler için ayağa kalkmak caiz olur? CEVAP: Ana babamıza, hocamıza, âlime, âmirimize, seyyidlere ve şeriflere ayağa kalkılır. Resulullah efendimizi görenler ayağa kalkınca, onlara, (Başkalarının birbirlerine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayın! Ben de, sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yer içer ve yorulunca otururum) buyurdu. (H.L.O.İman) Kendisi için böyle buyurmuşsa da, ayağa kalkılması gerekenleri de bildirmiştir. Hazret-i Ömer'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Şu beş kimse için ayağa kalkılır! Ana babaya, size Kur'an-ı azimüşşan öğreten hocaya, ilmine hürmet için âlime, şerefleri dolayısı ile seyyidlere ve adaleti sebebiyle âdil sultana.) [M. Cihar-i Yari Güzin] Ensar-ı kiramın toplandığı yere, reisleri olan Sad bin Muaz hazretleri gelince, Resulullah efendimiz, (Reisiniz için ayağa kalkın!) buyurdu. (Faideli Bilgiler) Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: (Kureyş için ayağa kalkmayın; ancak Hasan ile Hüseyin ve onların sülalesi [seyyidler ve şerifler] müstesnadır.) [Hatîb] Merak-ıl-felah kitabında diyor ki: Gelen büyüğe karşı ayağa kalkmak, gelen böyle yapılmasını sevmezse, mekruh değildir. Severse, kendisine mekruh olur. Şerrinden korkup kalkana mekruh olmaz. Giderken kalkmak da böyledir. Âlimin ve âdil sultanın, ana babanın elleri öpülür. (İslam Ahlâkı) Buradan başka büyüklere de ayağa kalkmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. KIYMETLİ KİTAPLAR Sual: Niye hep Hakikat Kitabevi'nin kitaplarını tavsiye ediyorsunuz? CEVAP: Nakli esas aldığı için, ilave ve çıkarma yapılmadan tercüme edildiği için tavsiye ediyoruz. Nakli esas alsa bile, icazetsiz, yetkisiz kimselerin yazdığı veya tercüme ettiği kitaplara itibar edilmez. Hakikat Kitabevi'nin neşrettiği kitaplarda, tercüme edenlere ve neşredenlere ait bir yazı yoktur. Hepsi büyük zatların yazısıdır. Tercüme edenler de, icazetli âlimlerdir. Bunun için kıymetlidir. Hakikat Kitabevi'nin kitaplarından alarak hazırladığım, eskiden basılmış birkaç kitabımı bile tavsiye etmiyorum. Kendi kitabım bile olsa, başka kitap okumak, Hakikat Kitabevi'nin kitaplarının okunmasına, onlardan gelecek feyz ve berekete mani olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
09.04.2010Nasıl evliya oldular?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Evliya zatların asırlardır unutulmayıp, herkesçe sevilmelerinin sebeplerinden bazıları şunlardır: 1- Kendi hocalarının rızalarını kazandılar: Bütün büyükler, (Ümmeti arasında peygamber neyse, talebesi arasında hoca odur) hadis-i şerifine uyarlardı. Buyururlardı ki: Bizim yaptığımız bunca hizmetin ecri, sadece mübarek hocamızadır; çünkü hocamızı tanımasaydık, doğruyu bulamazdık. Bu hizmetler sadece onlar vasıtasıyla olmaktadır. Bize ait bir şey var dersek, felakete uğrarız. Bu hizmetlerin zerresini kendimizden bilirsek, yanarız, mahvoluruz. Bizi doğru yola sevk eden, o büyüklerdir. Onların haklarını ödeyemeyiz. 2- Ömürleri iyilik etmekle geçti: Kendilerini, insanlara iyilik yapmak için adarlardı. Evlada yapılan iyilik, anaya babaya yapılmış demektir. Allahü teâlâ da, kendi kullarına yapılan iyiliği sever. Allahü teâlânın sevdiği kişiyi de herkes sever. Sevgi Allah'tan gelir. Allahü teâlânın sevgisini kazanmak isteyen, salih kulların sevgisini kazanarak, insanların hayırlısı olmalı. (İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır) hadis-i şerifi de hayırlı insanın kim olduğunu bildirmektedir. 3- Doğruluktan hiç ayrılmadılar: Hiç kimse için kötülük düşünmezlerdi. Hak neyse, onu söyler ve yaparlardı. (Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir) hadis-i şerifine uygun yaşarlardı. Müslüman, her yönüyle doğru insan demektir. İmanı doğru, ameli doğru, sözü doğru, özü doğru kimsedir. (Bir elime güneşi, bir elime ayı verseniz, doğruyu söyleyeceğim) hadis-i şerifine uygun yaşarlardı. 4- Çok sabrettiler: Öfkelenip, kalb kırmazlar, (Allahü teâlâ sabredenleri sever) ve (Sabreden, zafere kavuşur) hadis-i şeriflerine uyarak, hep sabrederlerdi. 5- Huyları çok yumuşaktı: (Allah yumuşaktır, yumuşaklığı sever) hadis-i şerifine uyarak, hep tatlılıkla, şefkatle muamele ederlerdi. 6- Fitneden uzak dururlardı: Müslüman, Allah'tan başka kimseden korkmaz. Ancak kendisinden korkar. Bilir ki, benim yanlış bir hareketim, yanlış bir sözüm, bütün Müslümanlara zarar verir. Müslüman, (Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin) hadis-i şerifine uyarak, taşıdığı elbisenin, kendi elbisesi değil, İslamiyet'in ve bağlı olduğu büyüklerin elbisesi olduğunu bilir. Buna bir şey dökülmesin, buna bir laf gelmesin diye titrer. Bilir ki, kendisi yüzünden bir Müslüman zarar görürse, bunun vebali çoktur. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
10.04.2010Nasıl evliya oldular? -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
7- Kalb kırmaktan çok korkarlardı: Kalb kırmak, yetmiş kere Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günahtır. Kalb kırmakla küfür arasında çok ince bir perde vardır. Kalb kırmanın kapısı açılınca küfre girilebilir. Küfrün hemen yanında kalb kırmak vardır. Mümin, elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyen kimsedir. Mümin, hep güler yüzlü, tatlı sözlü olur. Müminin ağzından kötü söz çıkmaz. Evliya bir zata, Allahü teâlânın en çok sevmediği nedir diye sorulunca, o zat, (Allahü teâlânın en çok sevmediği, iman etmemek, kâfir olmak, bundan sonra da en çok sevmediği, kalb kırmaktır) buyurur. 8- Emir vermekten sakınırlardı: İnsanları felakete sürükleyecek olan huy, emir vermektir. İnsanların hücrelerinde emir vermek arzusu vardır. Bu, can çıkmadan önce, en son çıkacak huydur. İnsanlar için en büyük felaket, emir verme sevgisidir. Bu sevgi olmayan, emir verebilir; ama bu arzu ve heves varsa, verilen her emir kul hakkına girer. Büyükler, (Bize çavuş değil, er lazım) derlerdi. Er, emir vermez, peki der. Er olmak, kul olmak, en şerefli meziyet, en şerefli rütbedir. (Ben Allah'ın kuluyum) hadis-i şerifi, kulluğun, er olmanın önemini göstermektedir. Er olmayı kabul etmeyen, kaybeder; çünkü sular daima denize doğru akar, tepeye doğru akmaz. Bu nefsin azgınlığını durdurmak zor iştir. Bunu durduracak en iyi ilaç, peki demektir; çünkü nefs, hayır der, yaratılışı öyledir; ama peki derse, dünya ve ahiret saadetlerine kavuşur. Eshab-ı kiram, devenin üstündeyken kırbaçları yere düşse deveden inerler, kırbacı kendileri alır, tekrar binerlerdi. Deveye inip binmek zahmetli bir iştir. Buna rağmen, emir vermemek için böyle yaparlardı. 9- Kibirden çok korkarlardı: Allahü teâlâ, (Azamet ve kibriya benim hakkımdır, kim bana ortak olursa, ona hiç acımam, yakarım) buyuruyor. O halde küfürden sonra en kötü ahlak, en büyük günah, kibirli olmaktır. İnsanın kalbinden kibri çıkarmak, iğneyle dağı toz haline getirmekten daha zordur. Aile içerisinde, cemiyet içerisinde, her çektiğimiz sıkıntı kibirdendir. (Kalbinde zerre kadar kibir bulunan Cennete giremez) hadis-i şerifine uymaya çalışmalı. Kibri çıkarmadan Cennete girmek zordur. Güzel ahlâk, kalb kırmamaktır. Kibirli olan, öfkeli olan, kalb kırar. 10- Hep güler yüzlüydüler: (Müslüman, tatlı dilli, güler yüzlü olur) hadis-i şerifine uygun hareket ederlerdi. Herkesin bir derdi vardır. Onlara yeni bir dert katmayıp, o derdi yok etmeye çalışmalıdır. Bunun da bir ibadet olduğunu bilen Müslüman, onları neşelendirir, ferahlandırmaya uğraşır. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
11.04.2010Nasıl evliya oldular? -3-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
11- Kul hakkından çok korkarlardı: Kul hakkı, İslam ahlâkının temelidir. Ahirette herkes, kul haklarından hesaba çekilecektir. Peygamber efendimiz, Sırat köprüsünde sorulacak yedi sualden sonuncusunun kul hakkı olduğunu, bundan peygamberlerin bile korktuklarını bildirmiştir. Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa; fakat üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe Cennete giremez. Kul hakkı o kadar önemli ki, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaatle kılınmış, kabul olmuş yedi yüz namazın sevabı alınıp hak sahibine verilecektir, sevabı yoksa onun günahı buna yüklenecektir. Müslüman, (Önce senin hakkın, sonra benim hakkım, önce senin menfaatin, sonra benim menfaatim, önce sen rahat et, mutlu ol, sonra ben; çünkü senin hakkın çok büyüktür. Allahü teâlâ bana, senin hakkından soru soracak) diye düşünür. Müslümanlık su gibidir. Hayat suyla vardır. Ateş suyla söner. Suyu sevmemek olmaz. Müslüman da, herkes tarafından sevilen ve aranan su gibi olmalı. Hiç kimse ondan şikâyet etmemeli; ama herkesin ihtiyacı olmalıdır. Müslüman demek, hasreti çekilen insan demektir. Bir kimsenin hasreti çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir. Nitekim, (Eğer bir Müslümana yaklaşmak zorsa, bu, onun felaketine sebep olabilir) hadis-i şerifi bu durumu açıklıyor. 12- Tevazu ehliydiler: (Allah için alçak gönüllü olanı, Allahü teâlâ yükseltir) hadis-i şerifine uyarak tevazu sahibiydiler. Kendini yüksek gören kimse, yalnız kendisi kendisini yüksek bilir, herkes ondan nefret eder. Kibirliyi Allahü teâlâ sevmediği gibi, insanlar da sevmez. 13- Çok cömertlerdi: Hiçbir cimri, Allah dostu olamaz. (Cömertlik öyle bir haslettir ki, insanın kötü huylarını örter. Cimrilik de, insanın iyi huylarını örter) hadis-i şerifine uyarak, hep vermişlerdir. Verdiği zaman, alandan daha çok sevinen, hakiki mümindir. Cömertlik, Cenab-ı Hakkın çok sevdiği bir ahlâktır. Bu, her kula nasip olmaz. Cömert olan bir kâfire, son nefeste iman nasip olma ihtimali yüksektir. 14- Anlaşılmaları kolaydı: (İnsanlara, akılları derecesinde konuşun) hadis-i şerifine uyarak, kısa, açık ve herkesin seviyesine göre konuşurlardı. İslamiyet nedir diye soran bir bedeviye, Resulullah efendimiz, (Allahü teâlânın bütün emirlerine hürmet etmek, beğenmek ve Onun bütün mahlûklarına acımak, şefkat göstermektir) diye cevap vermiştir. Allah'ın emirlerine hürmet etmektir deniyor, onları yapmaktır denmiyor! Öyle deseydi, kaç kişi Müslüman olabilirdi? İmanla ölmek için, elbette yapmaya çalışmak da şarttır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.04.2010Sünneti tekrar etmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazda sünnetleri, mesela Salli Barik'leri birkaç defa okusak, Sübhaneke'yi tekrar etsek, rükû ve secdedeki tesbihleri, 21 kere, 41 kere 100 kere çeksek, secde-i sehv gerekir mi? CEVAP: Secde-i sehv gerekmez; fakat kasten yapılırsa sünnete uyulmamış, mekruh işlenmiş olur. Rükû ve secde tesbihleri, en fazla 11'e kadar okunabilir. Abdestte de, sünnet olan miktardan yani üçten fazla yıkamak mekruhtur. TELEFONLA SOHBET Sual: (Kendileri görülmediği için, namahremle telefonla sohbet, mesajlaşmak veya mailleşmek caiz olur) deniyor. Bunda bir ölçü yok mudur? CEVAP: İhtiyaçsız konuşmak caiz olmaz. Kur'an-ı kerimdeki, (Zinaya yaklaşmayın) ifadesi, zinaya götürecek sebeplerden, hâllerden, hareketlerden ve işlerden sakının demektir. Mesela erkekler için, yabancı kadınları düşünmeyin, onlara gülümsemeyin, ihtiyaç olmadıkça onlarla konuşmayın, selam vermeyin, hâl hatır sormayın, onlar duyacak şekilde dua etmeyin, onlara mektup, mesaj yazmayın, mailleşmeyin, chat yapmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın gibi anlamlara geldiği kitaplarda yazılıdır. FLÖRT VE BOŞANMA Sual: Evlenecek tarafların, iyi niyetle, birbirlerini daha iyi tanımaları için flört etmeleri, nikâhsız beraber yaşamaları, niye uygun değildir? CEVAP: Çünkü dinimiz, nikâhsız gezip tozmayı haram etmiştir. Haram edilen bir şeyde ise, fayda aranmaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ haramda şifa tesiri yaratmadı.) [Buhari, Hâkim] Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Herken de, (Flörtle evlenenler, boşanmaya daha yatkın oluyorlar) diyor. (netgazete.com) Flört edenler birbirlerini severlerse, bu daha kötü netice verir. Böyle biri, kendisine verilecek nasihati, deli saçması kabul eder. Onun için Peygamber efendimiz, (Aşırı sevgi, insanı sağır ve kör eder) buyurdu. (İbni Mace) Sağıra ne anlatsanız duymaz. Köre bütün renkleri gösterseniz, birini diğerinden ayıramaz. Seven kimsenin de gözüne bir şey görünmez. Morfinman gibi olur. Her bakımdan yanlış da olsa, yine onunla evlenmeyi ister. Bu duruma düşmeden önce tedbir almak gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
13.04.2010Çıplak ayakla namaz mekruhtur
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Erkeklerin çıplak ayakla namaz kılması, Hanefi'de mekruh mudur? CEVAP: Fıkıh kitaplarında deniyor ki: 1- Namazı, temiz mest veya ayakkabıyla, ayakları örtülü olarak kılmak, çıplak ayakla kılmaktan kat kat efdaldir. Hadis-i şerifte, örtülü ayakla kılmak emredildi. (Dürr-ül-muhtar) 2- Resulullah ve Eshab-ı kiram, nalınla namaz kılarlardı. Namazı, çorap veya mestle kılmalı, çıplak ayakla namaz kılan Yahudilere benzememelidir. (Redd-ül-muhtar) 3- Namazı ayakları örtülü kılmanın sevabı çok fazladır. (Halebî, Berika, Hadika) 4- Erkeklerin, ayakları çıplak olarak namaza durması mekruhtur. Ayakkabı veya mest kirliyse, ayakları, temiz çorapla örtmek sünnet olur. Namazın vacibi gibi, sünnetini de terk etmek mekruh olur. (İ. Ahlakı) 5- (Yahudilere benzememek için, namazları nalınla [meste benzer bir ayakkabıyla] kılın) hadis-i şerifi, çıplak ayakla namaz kılmanın mekruh olduğunu göstermektedir. (S. Ebediyye) AYAKLARI ÖRTMEK Sual: Fıkıh kitaplarında, (Secdede ayakları elle örtmek mekruhtur) deniyor. Örtmek niye mekruh oluyor? CEVAP: Erkeklerin çıplak ayakla namaz kılmaları mekruhtur. Çıplak ayakla namaza duran kimse, bu mekruha mani olmak için, elleriyle ayaklarını örtmeye çalışırsa, ikinci bir mekruh işlemiş olur. Otururken, eli uyluklardan ayırmak mekruh olduğundan, ayağın açık olması mekruhluğunu gidermek için, ikinci bir mekruh işlememelidir. (Halebî-yi kebir)'de yazdığı gibi, ayakta, rükûda, secdelerde ve otururken, elleri sünnet olduğu gibi koymamak mekruhtur. (Merakıl-felah)'da, (Sünneti terk etmek mekruhtur. Bunun için, erkeklerin secdede, çıplak ayağını eliyle örtmesi mekruh olur) demesi de, bu sebeptendir. (S. Ebediyye) PARMAKLARI HİLALLEMEK Sual: Şir'at-ül İslam tercümesinin 95. sayfasında, (El parmaklarının arasını hilallemek sünnet, ayak parmaklarını hilallemek ise farzdır) deniyor. Bu yanlış değil mi? CEVAP: Evet, yanlıştır. Şir'a şerhinde, bunun gibi başka hataların da olduğunu, daha önceki yazılarımızda bildirmiştik. Muteber kitaplarda deniyor ki: Abdestte, el ve ayak parmaklarını hilallemek, müekked sünnettir. (Redd-ül-muhtar, F. Hindiye, M. Erbea, Dürer ve Gurer) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
14.04.2010Günah işlenen yerde
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, (Çalgıyla zikretmek, fısk meclislerinde tesbih çekmek günahtır) deniyor. Radyo dinlerken, TV seyrederken veya müzik çalınan yerde tesbih çekmek de günah mıdır? Ben evde hep TV izliyorum. Eğer TV izlerken tesbih çekemezsem, başka hiç boş zamanım olmuyor. TV'yi bırakamayacağıma göre ne yapmam gerekir? CEVAP: Müzik eşliğinde zikir, tesbih caiz olmaz. Çalgının ritmine uydurarak salevat vesaire söylemek caiz olmaz. Kumarhaneye gidip kumar oynarken tesbih çekilmez. Meyhaneye gidip orada biraz tesbih çekeyim denmez; ama bir iş için kumarhaneye, meyhaneye veya müzik çalınan yere gidilmişse, orada zikretmekte mahzur yoktur, hatta çok iyi olur. Bindiğimiz dolmuşta, girdiğimiz mağaza ve lokantalarda çalgı çalınırken zikretmekte mahzur yoktur. Bir hadis-i şerifte, (Gafiller arasında Allahü teâlâyı anan, kuru ağaçlar arasındaki yeşil ağaç gibidir) buyuruluyor. TV'de de, günah olmayan bir şey izlerken tesbih çekmenin mahzuru olmaz. BURNA, GÖZE, DİŞE TAKILAN SÜSLER Sual: Kadınların burna hızma, göze renkli lens veya dişe renkli taş takmaları, ziynete girer mi? Gusle mani olur mu? CEVAP: Evet, ziynete girer. Gözü bozuk olanlar, renkli lens yerine, renksiz lens takmalı. Lens gusle mani olmaz; çünkü gözün içini yıkamak farz değildir; fakat dişe takılan taş gusle manidir. Gusle mani olmaması için, Maliki mezhebini taklit etmek gerekir. Hızmalar iki çeşittir. Birincisi, küpe gibi burna halka olarak takılıyor. Bunlar gevşekse, küpe gibi olup gusle mani olmaz. Bir de, burna iğne gibi batırıyorlar. Bunların altına su geçmeyeceği için, dört mezhepte de gusle mani olur. Mezhep taklidine de imkân olmadığı için, çıkarmaktan başka yolu yoktur. Eğer abdestte ve gusülde çıkarma imkânı varsa, abdest ve gusül yönünden problem olmaz; ama ziynet olduğu için takılması caiz olmaz. SESSİZ OKUMAK Sual: Namazda sessiz okunması gereken yerde, başkaları da duyacak şekilde okumak uygun mudur? CEVAP: Sadece kendisi işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanındakilerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif okunacak yerde, diğerleri de duyacak kadar sesli okunursa, mekruh olur. Bir iki kişinin işitmesi, mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. Başkalarının huşuuna mani olacak veya onları şaşırtacak kadar yüksek sesle okumamalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birkaç arkadaş bir araya gelerek, her hafta İslam âlimlerinin kitaplarından okuyoruz. Böyle toplantılarda pasta, börek gibi çeşitli ikramlar oluyor. İkram yüzünden kitap okumaya, sohbete pek zaman kalmıyor. Sadece çay ikram edilse nasıl olur? CEVAP: Çok iyi olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Salihler, külfete girmez ve zahmet vermez.) [Dare Kutni] (Misafir için külfete girme, misafir üzülebilir. Misafirini üzen de, Allahü teâlâyı üzmüş olur.) [İbni Lâl] Böyle devamlı yapılan toplantılarda, sadece çay olacak diye baştan karar alınabilir, almalıdır. Çeşitli ikramlar olursa, diğerlerinin evlerine gidildiğinde, kendilerini benzer ikramlarda bulunmak zorunda hissedenler çıkabilir. Şunlar bunu yaptı, falanca yapmadı gibi dedikodulara da sebep olabilir. Toplantıya gölge düşürebilecek her çeşit işten uzak durmalıdır. Sadece çay olursa problem olmaz. Bu toplantıların haricinde, her zaman arkadaşlara çeşitli ikramlar yapılabilir, ziyafet verilebilir. Toplantı ile ikramı birbirine karıştırmamalıdır. ÇIPLAK AYAKLA NAMAZ Sual: Şâfiî'de, erkeklerin çıplak ayakla namaz kılması sünnet, Hanefî'de ise mekruhtur. Herkesin kendi mezhebine göre hareket etmesi gerekmez mi? CEVAP: Evet. Mezhepler arasında böyle farklı hüküm çoktur. Mesela Şâfiî'de imam arkasında Fatiha okumak farz iken, Hanefî'de harama yakın mekruhtur. Herkes, kendi mezhebinin hükmüne göre hareket eder. Hanefî'de böyledir denince, Şâfiîlerin de öyle yapması gerekmez. KIRAAT VE TİLAVET Sual: Kıraat ve tilavet ne demektir? CEVAP: İkisi de, Kur'an-ı kerim okumak demektir. Genelde kıraat, namaz içinde okumak; tilavetse, namaz dışında okumak anlamında kullanılır. ZAMM-I SURE OKUMAK Sual: Farzların veya kaza namazının 3. ve 4. rekâtlarında, kasten veya unutarak, Fatiha'dan sonra, zamm-ı sure okumak veya besmele çekmek, secde-i sehvi gerektirir mi? CEVAP: Hayır, gerektirmez. KOMİSYON ALMAK Sual: Özel ders veren bir arkadaşın, kendisine bulduğumuz her öğrenci için, bize vereceği komisyonu almamız caiz olur mu? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
16.04.2010 Saltanatın dört esası
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Harun Reşid, oğluna hilafeti bırakmadan önce der ki: Bak oğlum, şu benim oturduğum koltuk dört ayaklı. Bu ayağın bir tanesi kırılsa ben oturamam. Sen hiç oturamazsın. Onun için, bu dört ayağın sağlam olması şarttır. İşte, saltanatın da dört esası vardır. Bu dört esastan biri sakatlanırsa bütün saltanat yıkılabilir: 1- Adalet: Kayırmak, ayırmak olmamalı. Adaletin önünde, çoban ve sultan eşit haklara sahiptir. Büyük devletlerin yükselmesi, durması ve çökmesi hep adalete bağlılıkları nisbetinde olmuştur. Dünyada adaletle iş görmeyenler, her nerede olursa olsun adaletten sapan insanlar, ahirette çok sıkıntı çekecekler; çünkü asıl adalet oradadır. Dolayısıyla bize düşen vazife, daha çok ihsanda bulunmak, daha çok vermek, paylaşmakta dikkat etmektir. 2- Emniyet: İnsanlara emniyet vermelisin ki, herkes sana güvenmeli ve emniyet içinde yaşamalı. Emniyet ve güven olmadığı zaman, saltanat yaşayamaz. Güven elde etmek çok zordur; ama kaybetmek an meselesidir. Menfaatini düşünen, kaybeder. Hak ne ise, onu savunmalı. 3- Hesabını yapmak: Nasıl Cenâb-ı Hak ahirette hesap soracak, o zaman sen de dünyadayken hesabını dürüst ver! Gelirinin, giderinin hesabını iyi yap! Milletin parası emanettir. İdareci kendine ait olanla ne yaparsa yapar; ama milletin parasını harcarken, kullanırken, gösterilen hassasiyet nispetinde, sevab veya günah kazanacaktır. Tasarruf etmeden, gelir artırılsa da, hiç faydası olmaz. Tasarruf edip, helalinden geliri artırmak gerekir. Bardağın dolması değil, taşması önemli. Su taşmazsa, millete faydası olmaz. Tasarruf ve geliri artırmak, milletin gücünü, hızını artırır. 4- Haberleşmek: Doğru bilgi, sana vaktinde gelmeli, senden de vaktinde gitmeli. Bunda aksaklık, eksiklik olmamalı. Yoksa çok sıkıntı çekersiniz, bütün sıkıntınız aranızdaki haberleşme eksikliğinden olur. Bilgi almadan bilgi verilmez. Doğru bilgi alamazsan, doğru bilgi veremezsin. Yanlış bilgi alırsan, yanlış karar verirsin, yani yanlış bilgi verirsin. Doğru bilgi altındır. Hatta altından daha kıymetlidir. Milletin iki emaneti var, bunlara çok dikkat etmek şarttır. Birisi bilgi, ikincisi para. Her emanete olduğu gibi bu emanete de hıyanet edilmez. Emanete hıyanet ve verdiği sözde durmamak, münafıklık alametidir. Münafık ise Cehennemin en dibine gider. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hüküm neticeye göre verilir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hüküm, neticeye göre verilir. Yaptığımız işlerin, başı, ortası, şöyle böyle olabilir; ama neticesi nedir? İbadet yapmaktan, çalışmaktan, yorulmaktan, ticaretten, aklımıza ne gelirse, bütün bunları yapmaktan maksat, eğer rıza-yı ilahi ise, neticesi iyidir; hüküm ahirettir. Eğer bunları yapmaktan maksat, nefsin arzularıysa, insanların takdirlerini kazanmaksa, neticesi kötüdür; hüküm dünyadır. Dünyanın ise, Allah katında, sivrisineğin kanadı kadar bile değeri yoktur. Ahirette herkes, yaptığı işin neticesine göre muamele görecek. Niçin, ne maksatla yapılmışsa, işte hüküm, buna göre verilecek. Bu kadar uğraşmak, bu kadar yorulmak, bu kadar gayretle birlikte, neticede hüküm dünya olursa mahvoluruz. Cenâb-ı Hak, (Benim için yapmadınız. Başkasından beklediniz. Dünyada da alacağınızı aldınız. Benden ne istiyorsunuz?) derse, işte hüsran odur, felaket, azap odur. Bu nasıl belli olur? Bunun yeri kalbdir, dışarıdan anlaşılmaz. Bunun dışarıdan görünen bir alameti yoktur; çünkü herkes ibadet yapıyor, çalışıyor, kendine göre bir şeyler yapıyor. Allahü teâlânın razı olduğu ve olmadığı işler var. Razı olmadıklarını zaten hesaba katmıyoruz. Dinimizin emrettiği işleri, Allah için mi yapıyoruz, yoksa başka şey için mi? Mesele bu! Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâ sizin işlerinize, şeklinize, görünüşünüze bakmaz, kalbinize ve niyetinize bakar, o işi niçin yaptığınıza bakar) buyuruyor. O halde niyetimizi düzletmemiz şarttır. Ucubdan yani kendini beğenmekten çok sakınmalıyız. Bir insanda ucb var mı, yok mu, nasıl anlaşılır? Ucub sahibi olanın beş tane alameti var: 1- Kibirli olur. Yani başkalarını beğenmez. 2- Allahü teâlânın azabından korkmaz. Hep, Allah mağfiret edicidir der. Her gün yangından, selden, depremden, kazadan ölenleri görür; ama anlamaz. Yani Allahü teâlânın gadabı da var; fakat ucb sahibi, hiç bunları düşünmez. Sadece, (Allah gafur-ur-rahimdir) der. 3- Günahı olduğunu kabul etmez. Hâlbuki kendini günahsız zannetse de, Allahü teâlâyı hatırlamadan geçen zaman elbette günahtır; ama kendini beğenen, kendine günahı kondurmaz. Günahını az görür ve hiç önem vermez. 4- Büyüklerin sohbetinden faydalanamaz. Zaten kibir, her iyiliğe engeldir. 5- Sormaz, istişare etmez. Bu da onu felakete götürür. Hiç kimse, ben ucb sahibiyim demez. Ucb sahibiyim dese, zaten ucb sahibi olmaz; çünkü hiç kimse Cehenneme gitmeyi kabul etmez. Bu beş huy kimde varsa, o ucb sahibidir. Ucb sahibinin gideceği yer de Cehennemdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Konuşurken, (Koş Allahım koş), (Ye Allahım ye) gibi şeyler söylemek veya (Allah yarattı demem, döverim) demek caiz midir? CEVAP: Allahü teâlânın ismini lüzumsuz yere kullanmak, hürmetsizlik olur, günah olur. Lüzumsuz yere yemin etmeye benzer. BENDENİZ DEMEK Sual: Bazıları, bu günahkâr, bu âciz, bu naçiz, bu fakir, bendeniz, köleniz gibi ifadelerle tevazu gösteriyorlar. Gerçek tevazu sahibi olmayanın böyle söylemesi uygun mudur? CEVAP: Samimi söylüyorsa hepsi uygundur; fakat bunlar günümüzde genel olarak tevazu göstermek için yapmacık olarak söyleniyor. Bendeniz, köleniz demektir. Köle, emredilen işleri hiç yüksünmeden yapar. Böyle tevazu sahibi olan kimsenin, öyle demesi çok güzel olur. Eğer emredilen işi yapması zor geliyorsa, bunu laf olsun diye söylediği, yapmacık, hatta kibir alameti olduğu anlaşılır; çünkü Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, (Tevazu göstermeye çalışmak da kibirdir; çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Gerçek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalışsın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık değildir) buyuruyor. Kibirdendir yapmacık tevazu göstermek, Bu âciz, bu günahkâr diye kendini yermek! KATİLİN ÖLDÜRÜLMESİ Sual: İslamiyet'te ceza olarak, katilin öldürüldüğü doğru mudur? CEVAP: Bu ceza, mahkeme kararıyla yapılırdı. Mahkemece katil öldürülünce, bu durum, diğerleri için gözdağı olurdu. Birini öldürmek isteyen kimse, beni de öldürürler korkusuyla, katillikten vazgeçer, böylece her ikisi de, hayatta kalırdı. Eski Araplarda kan davası hüküm sürüyordu. Birisi ötekini öldürünce, her iki tarafın kabilesi de gayrete ge≠lir ve savaşırlardı. Bu da, pek çok kimsenin öldürülmesiyle sonuçla≠nırdı. Katili öldürme âyeti gelince, artık savaş≠mayı terk ettiler. Böylece, cinayetler önlenmiş oldu. (Tefsir-i Kurtubi) GUSÜLDE NİYET Sual: Şafii mezhebinde gusülde niyet farzdır; cünüplükten temizlenmeye de niyet farz mıdır? Mesela bir kimse, Cuma günü sünnet olduğu için gusletse, sonra cünüp olduğunu hatırlasa, o kimsenin tekrar gusletmesi gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. Maliki'de de böyledir. Bu iki mezhepten birini, gusül, abdest ve namazda taklit edenlerin, buna dikkat etmeleri gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kabir ziyaretinde hangi dualar okunur? CEVAP: Kabristana girince, ayakta, (Esselâmü aleyküm, yâ ehle dâr-il kavm-il müminîn! İnnâ inşâallahü an karîbin biküm lâhikûn) denir. Besmeleyle, 11 İhlâs ve bir Fatiha'dan sonra, (Allahümme rabbel-ecsâdilbâliyeh, vel-ızâmin nahire-tilletî harecet mineddünyâ ve hiye bike mü'minetün, edhıl aleyhâ revhan min indike ve selâmen minnî) duasını okumalı. Kabrin yanına gelince, kabrin kıble ve ayak tarafından yaklaşıp selam vermeli. Vaktimiz müsaitse, ayakta, çömelerek veya oturup, Bekara suresinin başını ve sonunu, Yasin-i şerif, Tebareke, Tekasür, İhlas ve Fatiha surelerini okuyup, ölüye hediye etmelidir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, "Allahümme innî es'elüke-bi-hürmeti Muhammed aleyhisselâm en lâ tüazzibe hâzelmeyyit" denirse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.) [Etfal-ül-müslimin] ŞEHİDİN KANI Sual: Şehid, kanlı elbisesiyle gömülüyormuş. Kan necis değil midir? Temiz sayılan kan var mıdır? CEVAP: Kendi üzerinde kaldıkça, şehidin kanı temizdir. Yenilen et, karaciğer, yürek ve dalakta bulunup, akmayan kanlar ve balık da temizdir. Bit, pire ve tahtakurusu kanları da necis değildir. Yani, bunların kanı bulaşınca da, namaz kılınabilir. (S. Ebediyye) CENAZE NAMAZI Sual: Namaz kılması mekruh olan vakitlerde, cenaze namazı kılınır mı? CEVAP: Eğer cenaze, mekruh vakitte hazırlanmışsa, geciktirmemek için, mekruh vakitte de kılmak caizdir. Daha önce hazırlanmış olan cenazenin namazını, mekruh vakte bırakmak caiz değildir, mekruhtur. (Redd-ül muhtar) MALİKİ'DE ABDESTİN BOZULMASI Sual: Maliki'de karşı cinse şehvetle dokununca abdest bozulur deniyor. Şehvetsiz dokunur da şehvet hâsıl olursa, yine abdest bozulmuş mu olur? Bir taraf şehvetlense, öteki taraf şehvetlenmese, ikisinin de mi abdesti bozulur? CEVAP: Lezzet kastıyla dokunur da, lezzet hâsıl olmasa, yine abdesti bozulur. Lezzet kastetmeden dokunur da, lezzet hâsıl olursa yine abdest bozulmuş olur. Karşı tarafın niyetini ve durumunu bilemeyiz. Bizi, bizim abdestimiz ilgilendirir. Şehvetle tutmuşsak veya şehvetsiz tutup da şehvetlenmişsek abdestimiz bozulur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İngiliz Casusunun İtirafları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İngiliz Casusunun İtirafları kitabında neler var? CEVAP: Bu kitapta, İslamiyet'i bozmak, yok etmek için yapılan planlar ve Vehhabiliğin kuruluşu anlatılmaktadır. İngiliz casusu Hempher, 18. asırda, kendisine devleti tarafından verilen emirlerde, Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için nelerin tavsiye edildiğini bildirmiştir. Bunlar özetle şöyledir: 1- Müslümanların arasında, ırkçılığı körüklemeliyiz. 2- Peygamberin, İslam'dan kastının mutlak din olduğunu, hoşgörüye dayandığını, bu dinin Yahudilik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslam dininin olmadığı inancını aşılamalıyız. 3- Kilise yapmanın mahzuru olmadığını, Peygamber ve Halifeleri kiliseleri yıkmadığını, bilakis onlara hürmet gösterdiğini söylemeliyiz. 4- (Allah'ın ibadete ihtiyacı yok) diyerek Müslümanları, ibadetten soğutmaya çalışmalıyız. 5- Müslümanlığa bid'atler sokup, İslamı gericilik ve terör dini gibi göstermeliyiz. 6- Çocukları ailelerinden uzaklaştırmaya çalışmalı, böylece dini terbiyelerinden mahrum bırakmalıyız. Onları biz, gereği gibi eğitmeliyiz. 7- Örtü için, İslami bir emir değil, sonradan çıkmış bir âdettir diyerek, kadının örtüsünü açmaya çalışmalıyız. Müslümanlığı yok etmek için, bu iş çok tesirlidir. Önce, bu işi gayrimüslim kadınlara yaptırmalıyız. Sonra, Müslüman kadınlar, kendiliğinden bozulup, gayrimüslimlere benzeyecektir. 8- Türbelerin bid'at olduğunu, bunun için hepsinin yıkılması gerektiğini söylemeliyiz. 9- Dinde zorlama yoktur, Hristiyanlar da, Yahudiler de kendi dinlerini yayabilir, kimse kimseyi dine girmeye zorlayamaz diyerek, dinin emirlerinin anlatılmasına mani olmaya çalışmalıyız. 10- Müslümanları Kur'an hakkında şüpheye düşürmeliyiz. Bu maksatla içinde noksanlık ve fazlalık bulunan, tahrif edilmiş Kur'an mealleri hazırlayıp, (Kur'an bozulmuş. Birbirini tutmuyor. Birinde bulunan ayet diğerinde bulunmuyor) demeliyiz. Yahudi, Hristiyan ve diğer gayrimüslimleri tahkir eden ve emr-i maruf ve nehy-i münkeri emreden ayetleri çıkarmalıyız. Kur'anı diğer dillere çevirip, Arap ülkeleri dışında Arapça okunmasına mani olmalıyız ve yine Arap ülkeleri dışında ezan, namaz, hutbe ve duaların Arapça yapılmasını önlemeliyiz. Herkes, Kur'anı kolay anlamak için kendi diliyle okumalıdır fikrini yaymaya çalışmalıyız. Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gazetemizin kırkıncı kuruluş yıl dönümü hepimize mübarek olsun. 40 yıldır okuyorum. Özellikle, daha önceki ismi Bizim Sayfa olan İnsan ve Toplum sayfasını hiç kaçırmıyorum. Bize dinimizi, Ehl-i sünnet itikadını öğretiyorsunuz. Hafta sonları yayınladığınız sohbet tadındaki yazılarla da, Allahü teâlânın sevgili kullarını sevmemize, tanımamıza vesile oluyorsunuz. Bütün bunlar için, size ne kadar teşekkür etsek azdır. Gazeteden ve kitaplarımızdan öğrendiğim bilgileri, çevremdekilere, arkadaşlarıma da aktarmaya çalışıyorum. Bazıları kabul edip teşekkür ediyor. Bazıları ise kabul etmediği, inanmadığı gibi, hakaret edenler de oluyor. Ne yapmam uygun olur? CEVAP: Her şey, herkese anlatılmaz. Kabul edebileceklere tavsiye edilebilir. Zaten söylediklerimiz doğru olsa bile, kendi ifadelerimizle anlatmak uygun olmaz. Karşı taraf, (Senin neren benden üstün, sen kim oluyorsun da bana akıl veriyorsun) diye düşünebilir. Kendisinin bilmediğini kabullenmek, nefsine ağır gelebilir; fakat gazeteden veya kitaptan okursa, kendisiyle baş başa kalır. Büyük zatların yazıları da olduğu için, kabul etmesi daha kolay olur. Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri, (Evliya zatların sözlerinde, Rabbânî tesir vardır) buyuruyor. Bunun için, arkadaşlarımıza, yakın çevremize, gazeteye abone olmasını tavsiye ederek veya uygun dini kitaplardan vererek, tavsiye ederek, faydalı olmaya çalışmalıyız. Peygamber efendimiz, (Bir talebe, dinden bir mesele öğrenmek için evinden çıksa, hocasının evine kadar yürüse, "Bu şerefli kul benim üzerime bassın" diye, melekler kanatlarını onun ayaklarının altına döşer. Gökteki bütün kuşlar, karadaki bütün hayvanlar, denizdeki bütün balıklar, bu kul için, "Yâ Rabbi, bu senin dinini öğrenmek için yola çıkmış, affet bunu" diye istiğfar ve dua ederler) buyuruyor. Bu, sadece öğrenmek için gidene verilen ecirdir. Öğretmek için giden, elbette bundan daha çok ecir alır. DUANIN ÖNEMİ Bir gazetenin, 40 yıl boyunca istikrarla yayınlarına devam etmesi, okuyucularının ilgisi, sahip çıkması ve dualarıyla mümkün olabilir. Gazetemizin sahibi de, duanın önemini her fırsatta dile getirmiş; bir konuşmasında, (Büyüklerimizin, ana babamızın, arkadaşlarımızın ve bütün Müslümanların dualarıyla, bugünlere geldik elhamdülillah. Çölde kalmış insanın suya hasreti gibi, herkesten dua almaya bakmalıyız. İnsan, dua alarak Allah'a yakın olur. Din büyüklerimiz bildiriyor ki, şu üç şey kibirdendir: Bilmediğini sormamak, danışmamak; hatasını söyleyene teşekkür etmemek ve insanlardan dua istememek) demiştir. Gazetemizin, daha uzun yıllar hizmete devam etmesi için, dualarınızı bekliyoruz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Bazen söz küfür olsa da, söyleyeni kâfir yapmaz. Elfaz-ı küfrü, küfründen değil, cehaletinden söylemiş olabilir; çünkü kalben imanı terk etmemişse, sırf bu sözden dolayı imanı gitmiş olmaz) diyorlar. Cahillikten dolayı söylemek küfür olmuyor mu? Burada, küfre girmemek için, herkesin cahil olması mı isteniyor? CEVAP: Küfür sözleri bilmemekte, cahillik özür olmaz. Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin olduğu gibi, bir mümin de, bir söz söylemekle kâfir olur. Bir hadis-i şerif meali: (Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz.) [Deylemi] Bir Müslüman, âlimlerin sözbirliğiyle küfre sebep olacağını bildirdikleri bir sözün veya işin küfre sebep olduğunu bilerek, istekle veya başkalarını güldürmek için söyler, yaparsa, manasını düşünmese de, imanı gider. Buna küfr-i inadi denir. Eğer, cahillikle, yani bunun küfre sebep olduğunu bilmeyip, isteyerek söyler, yaparsa, yine küfür olur. Buna küfr-i cehli denir. Her Müslümanın, bilmesi gereken şeyleri öğrenmesi farzdır. Cahilliği özür değildir. Küfre sebep olan sözü, ancak yanılarak, tevilli olarak veya tehdit edilerek söylerse, kâfir olmaz. (Berika, Hadika, Mecma-ul-enhür) KÜFÜR SÖZ SÖYLEYEN Sual: Küfrü gerektiren bir sözü söyleyen Müslümana, kâfir gözüyle bakılabilir mi? CEVAP: Müslümana hüsnü zan edilir. (Belki yanılarak söylemiştir, belki tevili olan bir sözdür, belki de tevbe etmiştir) diye hüsnü zan etmelidir. O tevbe etmemişse de, biz hüsnü zan ettiğimiz için günaha girmeyiz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bir Müslümanın, bir sözünden veya bir işinden yüz şey anlaşılsa, bunlardan 99'u küfre sebep olsa, biri Müslüman olduğunu gösterse, o bir şeyi anlamak ve ona kâfir dememek gerekir. (3/37) Bu husus, bir sözün veya bir işin, yüz manası olduğu durum içindir. Yoksa, yüz sözden veya yüz işten biri imanı gösterse, 99'u küfrü bildirse, bu kimseye Müslüman denilmez; çünkü bir kimsenin yalnız bir sözü veya bir işi bile, açık olarak küfrü gösterse, yani imanı gösterecek hiçbir manası olmasa, o kimsenin kâfir olduğu anlaşılır. Başka sözlerinin ve işlerinin imanı göstermeleri, imanlı olduğunu bildirmeleri, o kimseyi küfürden kurtarmaz, Müslüman olduğuna hükmedilmez. (Kıyamet ve Ahiret) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın rızasına kavuşturan yolda, yalnız ilim kâfi değildir. İlmiyle amel etmek de gerekir. İlmiyle amel etmek de kâfi değildir, ihlâslı olmak da gerekir. O halde kurtuluş için, ilim, amel ve ihlâsın birlikte olması şarttır. İhlâslı Müslüman, her yerde rahat eder. Nerede ihlâs yoksa, orada huzur, başarı olmaz. Hiç ihlâsı olmayan, Allah için yapılan hizmette barınamaz. İhlâslı olanlar kapışılır. Mıknatıs, ancak cevheri çeker. Cevher, çok az da olsa çeker. Hiç kalmayınca çekmez; çünkü mıknatıs saman çöpünü çekmez. Nefsi aradan çekmeli, tenkit etmekten uzak durmalı. Kendini beğenmemeli, kendinden iğrenmeli. Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz. Bir gün öleceğiz ve yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Sakın, (Ben olmazsam bu hizmetlerin hali nice olur) dememeli. (Ben olmazsam bu hizmetler daha iyi yürür, nefsim hizmetlere engel oluyor) diye düşünmelidir. Herkes, beraber çalıştığı arkadaşların sıhhat ve huzurunu düşünmeli. İşçi veya işveren olarak değil, baba, evlat, abi, kardeş gibi davranmalı. O insanlar bizim için değil, Allahü teâlânın dinine hizmet için geldiler, yani Peygamber efendimizin vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimlerine hizmet için geldiler. Onlar, bu büyüklerimizin emanetidir. Emanete hıyanet edilmez. O büyükler, kötü niyetli olanları aralarından seçmesini bilirler. Bize şerefin onlardan geldiğini unutmamalı. Eğer bir kıymetimiz varsa, bu büyük zatlara olan sevgimizden geldiğini anlamalıyız. Bulunduğumuz mevkiye kendimizin layık olduğunu düşündüğümüz anda başa döneriz, yani yaptıklarımız boşa gider. Güneş varken yıldızlar görünmez, onlar varken biz de görünmemeliyiz. Bizim yok olmamız gerekir. Onlar varken "biz" demek çok acayiptir ve abestir. Allahü teâlâ, nasıl gökteki güneş sebebiyle hayat veriyorsa, bu güneşlerle yani Ehl-i sünnet büyükleri vasıtasıyla da, rüşd, hidayet, maddi ve manevi rızıklar verir. Mümin, mümine âşık olmalı. Eshab-ı kiramın başarısının sebebi, birbirlerini çok sevmeleridir. İster Müslüman olsun, ister kâfir olsun, hiç kimsenin bedduasını almamalı. Birisine kızdığımız zaman, birisi bize kızdığı zaman, hemen iki rekât namaz kılmalı, "Estagfirullah" demeli. İsyan ve günah bize aittir. Kusuru kendimizde arayacağız, başkasında değil. Yaptığımız ibadetleri, hizmetleri, Allah rızası için yapmalı. Başkası görsün diye yaparsak, boşa gider. Aferin almak için, gösteriş için, öğünmek için yapan, dünyada alacağını almıştır. Kıymeti yoktur. Allah rızası için yapan kurtulur, kazanır. Ölüm çok ani gelir. Gaflet içinde olmayalım... > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ razı olduğu kullarını dinine hizmette kullanır. Bir insan, en kıymetli işi, en çok sevdiği ve en çok güvendiği kimseye verir. İşte İslamiyet'i yaymayı da, Habibim dediği ve en çok sevdiği Peygamber efendimize verdi. Peygamberimizden sonra da bu hizmetleri, yine sevdiği kullarına vermiştir. Bunlar ise Peygamber efendimizin vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleri, evliya zatlar, Silsile-i aliyye büyükleri ve bunları sevip, onlara tâbi olanlardır. Bu hizmetlere katılanlar, İslami bilgileri de öğrenmeli. İlim, amel ve ihlâs oldukça, hizmetler devam eder. Allahü teâlâyı unutarak yapılan hizmet, hezimet olur. Ehl-i sünnet itikadına hizmet için yola çıkan, kendi aklına, konuşmasına, gücüne, gayretine güvenirse, Allahü teâlâ onun işini kendine bırakır, rezil ve zelil olur. Allah rızası için çıkıp, benim elimde bir şey yok diye, bütün gayretiyle yola çıkarsa, netice ne olursa olsun, hayırlıdır. İhlâslı olan başarır. Bugünkü işimizi yarına bırakmayalım. Niyetlerimizi düzeltelim. Bir başarı elde edersek, sakın bunu kendimizden bilmeyelim. Daima büyüklerle beraber olalım. Münakaşa ve itiraz etmeyelim, fitne çıkarmayalım. Başımızda olan âmirlerimize itaat edelim. Her zaman güler yüzlü, tatlı dilli olalım. Kendimizi suçlamadığımız an, rahat ve huzur bulmayız. Huzur, başarı arayan ve iyi geçinmek isteyen, yüzünü ahirete çevirmelidir. Mümin demek, affedici, güler yüzlü, tatlı dilli insan demektir. Her Müslüman kendine, (İnsan ancak bu kadar iyi olabilir) dedirtmeli. Herkese yumuşak söylemeli, yumuşaklıkla muamele etmeli, az konuşmalı, kimseyi incitmemeli. Gücendiğimiz veya sevmediğimiz kimseye ihsan etmeliyiz, sıkıldığımız insana güler yüz göstermeliyiz. Dini yaymakta sabırlı, cömert, merhametli ve affedici olmalıyız. Dünya meselesi için kimseyi tenkit etmemeliyiz. Bir işin zahmeti ne kadar çoksa, rahmeti de o kadar çok olur. Kalbi en çok nurlandıran şey, kızdığımız kimseye dua etmektir. Gıybet etmemeli, malayani denilen boş şeyler konuşmamalı. Başkasına değil, herkes kendine bakmalı, niyetini, ahlâkını, yanlış işlerini düzeltmeli. Her şeyimiz Allah için olmalı! İhlâssız amel, geçersiz, sahte para gibidir. Mütevazı olmalı, az konuşmalı, ağızdan çıkan her sözün, ya sevab veya günah olduğu iyi bilinmeli. Yaptığımız iyilikleri ve bize yapılan kötülükleri unutmalıyız; fakat Allahü teâlânın bizi her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutmamalıyız. Çaresiz kalındığı zaman, büyük evliya zatların yardımı, mutlaka; ama mutlaka yetişir. Yeter ki, o zatı sevmeli, büyüklüğüne ve yardım geleceğine inanmalıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Âlimler de insandır demek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinde, din kitaplarından nakli esas almak yanlıştır. Âlimler de insan, biz de insanız. Niye onlardan nakli esas alalım ki? CEVAP: Bu söz, mezhepsizlerin çok kullandığı bir ifadedir. İnsan denince, cahili de, âlimi de, kâfir de anlaşılır. Her Müslüman, hatta Peygamber efendimiz de insandır. Bunların hepsinin, insan olduğunu bilmeyen yoktur. Bunun için, (Onlar da insandır) sözünün içinde hakaret yatmaktadır. Onlar da, sıradan bir insan denilmek isteniyor. Bu sözü ancak, kendini de onlar gibi büyük bilen veya onları da kendisi gibi aşağı gören söyleyebilir. Muteber kitap demek, dinde senet olan kitaplar demektir. Dinde dört delil vardır. Bunlardan sonuncusu, kıyas-ı fukahadır. Fukaha yani âlimler, insan diye atılırsa, ortada din kalmaz; çünkü bu âlimler, Resulullahın vârisleridir. Kur'an-ı kerimde, (Âlimlere sorun) buyuruluyor. Âlimleri, onlar da insandır diyerek küçültmek, insanı küfre kadar sürükleyebilir; çünkü Allahü teâlânın ve Resulünün kıymet verdiği kimseleri küçültmek, dinin sahibini yalanlamak olur. CEHENNEMİ GÖRMEK Sual: Tekasür suresinde, (Kesin bilgi sahibi olsaydınız, Cehennemi elbette görürdünüz) deniyor. Niye bilirdiniz denmiyor da, görürdünüz deniyor? CEVAP: Burada görmekten maksat, kalb gözüyle görmektir. Yani, (Bildirilenleri kesin olarak bilip iman etseydiniz, kalb gözlerinizle görürdünüz) deniyor; çünkü ilm-i yakînle bilmek, insanın Cehennemi kalb gözüyle görmesini sağlar. Bazı âlimlere göre, burada bildirilen, ahirette görmektir, bu hitap da kâfirleredir. (Ahirette Cehennemi [ve layık olduğunuz azabı] muhakkak göreceksiniz) demektir. (Kurtubi tefsiri) GECE NAFİLE KILMAK Sual: Erkeklerin, geceleyin nafile namaz kılarken sesli de okumaları caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir; fakat gündüz kılınan, farz ve nafile bütün namazları, gizli okumak vacibdir. (F. Hindiyye) MELEKLER KORUSUN DEMEK Sual: Hristiyanlar gibi (Seni melekler korusun) diye dua etmek uygun olur mu? CEVAP: İbadetlerde gayrimüslimlere benzemek, caiz değildir. Müslümanlar, (Seni Allahü teâlâ korusun) diye dua ederler! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Allah için, sahi, fakih, tanrı; Peygamberimiz için, dua kahramanı, namazcı, oruç yiğidi gibi sözler söylemenin mahzuru olmadığını düşünüyorum) denebilir mi? CEVAP: Allahü teâlânın isimleri tevkîfîdir. Yani, İslamiyet'te bildirilen isimleri söylemek caiz olup, bunlardan başkasını söylemek caiz değildir. Ne kadar kâmil, güzel isim olsa da, söylenmez. Cevâd denir, çünkü İslamiyet, Cevâd demektedir, fakat yine cömert manasında olan sahî ismi söylenemez; çünkü İslamiyet Ona sahî dememiştir. (Mektubat-ı Rabbani 2/67) Allahü teâlâya âlim denir; fakat âlim demek olan fakih denmez, çünkü İslamiyet, Allahü teâlâya fakih dememiştir. (S. Ebediyye) Bunun gibi, Allah ismi yerine, tanrı demek caiz değildir; çünkü tanrı, ilah, mabud demektir. Mesela, Hintlilerin tanrıları inektir denilmektedir. (Birdir Allah, Ondan başka tanrı yok) denebilir. Başka dillerdeki Dieu, Gott ve God kelimeleri de, ilah, mabud manasına kullanılabilir. Allah ismi yerine kullanılamaz. Resulullaha verilecek unvanları da dinimiz bildirmiştir. İnsanlar kendi kafasına göre unvan veremez. Herkes kafasına göre övgü yapamaz. Dua kahramanı, namazcı, oruç yiğidi gibi tabirler de uygun olmaz. (Düşünüyorum) sözü de çok yanlıştır. Bizim sözümüz dinde senet midir de, bizim düşüncemiz bir işe yarasın? Dinde, dört delilin haricindekilerin hiç önemi yoktur. O öyle düşünüyorsa, bir başkası da başka türlü düşünür. O zaman düşünce yığını olur, ortada din kalmaz. Onun için muteber din âlimlerinin kitaplarından alınmayan yazılara itibar etmemelidir. ALLAH HER YERDE DENMEZ Sual: Allah mekândan münezzeh olduğuna göre, (O her yerdedir) demek caiz olur mu? CEVAP: Her yerde demek de, mekân tayin etmek olur. Bütün mekânları yani her yeri yaratan, Allahü teâlâdır. Yaratılan, yaratana mekân olamaz. Bunun için, her yerde değil, (Mekândan münezzehtir) demelidir. Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (Allah her yerde hazır ve nazırdır) denirse, bunu mecaz olarak anlamak gerekir. Yani zamansız ve mekânsız, hiçbir yerde olmayarak hazır ve nazır demektir. Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekânlı bilmek olur ki, bu da caiz olmaz. Görüldüğü gibi, (Her yerde hazır ve nazır) sözünü bile mecaz olarak anlamak gerekiyor. (Allah her yerdedir) demekse, caiz olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kitaplarda, (Çalgı aletleriyle hayhuy etmek zikir değildir) deniyor. Birisine şunu yapar mısın denince, isteyerek, seve seve anlamında (hayhay) deniyor. (Haydan geldi, huya gitti) de deniyor. Böyle söylemekle, Allah'ın hay ismiyle alay edilmiş olmuyor mu? CEVAP: Hayhuy, Farsça bir kelimedir, gürültü, karışıklık, kargaşa demektir. Hay ismi kalın Ha harfiyle, Farsçadaki hayhuy kelimesi ise ince He harfiyle yazılır. Yani hayhuy kelimesinin Hay ismiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kelimenin yarısını alıp, (Hay, Allah'ın ismidir) demek yanlıştır. Haydutluk kötü dense, içinde hay kelimesi olduğu için, Hay ismine hakaret sayılır mı? Çalgıyla zikretmek, la ilahe illallah demek de haramdır, küfürdür. Çalgıyla zikredenler, hayhuy ediyorlar, yani gürültü çıkarıyorlar. Çalgılı zikir, ibadet olmaz, hayhuy olur. Bu da, haramdır, hatta küfür olur. Haydan gelen huya gider deyimi de, kolayca kazanılan şeyler, kolayca elden çıkar demektir. Buradaki hay ve huy da, Farsçadaki, ince He harfiyle yazılan ve bir anlamı da boş yere uğraşmak olan hay-u huy'dan geliyor. Deyimde geçen hay ve huy kelimelerin, Allahü teâlânın Hay ismiyle alakası olmadığı gibi, birisine şunu yapar mısın denince, isteyerek, seve seve anlamında (Hayhay yaparım) demenin de, Hay ism-i şerifiyle ilgisi yoktur. Böyle indî benzetmeler, cahillerin işidir. SABAH VE İKİNDİDEN SONRA Sual: (Sabah ve ikindi namazlarından sonra son sünnet olmadığı için cemaatin yerinden kalkmaması gerekiyor) diyenler var. Doğru mudur? CEVAP: Doğru değildir. Safları bozmak müstehabdır, son sünneti olmayan namazlar bundan istisna tutulmamıştır. Kitaplarda deniyor ki: Farz namazları kılınca, safları bozmak müstehabdır. (S. Ebediyye) Cemaatin farz namazdan sonra safları bozması, sonradan gelen kimselerin onların farz kıldığını sanmaması için müstehabdır. (Halebî-yi sagir) Görüldüğü gibi safları bozmak, sabah ve ikindi namazları dahil bütün namazlar için bildiriliyor. ZI HARFİNİ ZE OKUMAK Sual: Tam İlmihal'de, İbni Abidin'den alınarak, (Rükû tesbihinde Zı ile azîm denir ki, Rabbim büyüktür demektir. Eğer ince Ze ile okunursa, Rabbim düşmanımdır demek olur ve namaz bozulur) deniyor. Azîm, ince Ze ile olursa düşman anlamına mı gelir? CEVAP: İnce Ze ile söylenince, manası değişiyor. Müncid lügatinde, şiddetli düşman anlamına geldiği yazılıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kabristanda Kur'an okumak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Selefi bir genç, (Mezarlıkta Kur'an okumak caiz değil) diyor. Kabristanda Kur'an okumak sünnet değil midir? CEVAP: Evet, sünnettir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Ölülerinize Yasin okuyun!) [İ.Ahmed] (Yasin-i şerif okuyun. Onda, on bereket vardır: 1- Aç okursa, doyar. 2- Çıplak, okursa, giyinir. 3- Bekâr okursa, evlenir. 4- Korkan okursa, emin olur. 5- Mahzun okursa, ferahlar. 6- Misafir okursa, seferde yardım görür. 7- Kayıp olan bulunur. 8- Hasta okursa, şifa bulur. 9- Ölüye okunursa, azabı hafifler, 10- Susayan okursa, suya kavuşur.) [Deylemi] (Ana babasının veya birinin kabrini her cuma günü ziyaret edip Yasin suresini okuyana, Allah, Yasin'deki her harf miktarınca mağfiret eder.) [İ.Rafii] Ahmed bin Hanbel hazretleri, (Kabristana girince, Fatiha, Kul-euzüler ve İhlâs surelerini okuyun! Sevabını ölülere gönderin! Sevabı hepsine vasıl olur) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (Bir kimse, kabristandan geçerken, 11 kere İhlas suresi okuyup sevabını ölülere hediye ederse, kendisine ölüler adedince sevab verilir) buyuruldu. (Etfal-ül müslimin - İmam-ı Birgivi) Kabristanda Kur'an-ı kerim okumak sünnettir. (Seyyid Ahmed Tahtavi) Kabristanda oturup Kur'an-ı kerim okumak caizdir. (Halebi-yi kebir s. 496) Mezarlıkta Kur'an-ı kerim okuyup, sevabını ölülere hediye etmeli. (Fetava-yı Hindiye c.5, s.350) Mezarda yüksek sesle veya yavaş Mülk suresi veya diğer sureler okunabilir. (Zahire) Kur'an-ı kerimin sesini duyarak ölünün rahatlamasına niyet eden, yüksek sesle okur. (Haniyye) Selefi genç, mezhepsiz İbni Teymiyye ve talebesi İbni Kayyım'dan örnek verdikten sonra, (Kabrimi bayram yapmayın) ve (Evlerinizi kabre çevirmeyin, evlerinizde namaz kılın) hadislerinin, kabirde Kur'an okumanın bid'at olduğunu gösterdiğini söylüyor. Hadis âlimlerinden Abdülazim-i Münziri hazretleri, (Kabrimi bayram yapmayın!) hadis-i şerifini açıklarken, (Kabrimi bayram gibi yılda bir ziyaret etmekle bırakmayın! Her zaman ziyaret etmeye gayret edin!) demek olduğunu bildirmiştir. (Evlerinizi kabre çevirmeyin) hadis-i şerifi de, (Evlerinizi namaz kılmamakla, kabirlere benzetmeyin) demektir, çünkü kabristanda namaz kılınmaz. Bunun için, (Kabrimi bayram yapmayın) hadis-i şerifinin manası da, (Kabrimi ziyaret için, bayram gibi belli gün tayin etmeyin! Yahudiler ve Hıristiyanlar, Peygamberlerinin mezarlarını ziyaret için toplanıp çalgı çalar, bayram yaparlardı. Siz de onlar gibi yapmayın, ziyaret için, bayramda haram şeylerle eğlenir gibi, çalgı çalmayın, merasim yapmayın) demektir. (F. Bilgiler) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yılan, akrep, kene veya başka zehirli hayvan sokmaları için, ilaç tedavisinden başka, okunacak dua da var mıdır? Böyle hayvan sokmasından ölen şehit olur mu? CEVAP: Evet, akrep ve yılan gibi zehirli hayvan sokmasından ölen şehittir. (Redd-ül-muhtar) Bu konuda okunacak duaların birkaçı şöyledir: 1- Bir kimseye, Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlâs, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunursa, büyü, nazar, zehirli hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur. (Fevaid-i Osmaniyye) 2- Euzü Besmele ve Kul euzü surelerini okuyup, sonra (Eûzü bi-kelimâtillahittâmmeti min şerri külli şeytânin ve hâmmetin ve min şerri külli aynin lâmmetin) okumalı, okurken manalarını düşünmeli. Duanın manası: Şeytanların, haşeratın ve kem gözlerin şerrinden Allah'ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine] sığınırım. Bu dua, her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya hastanın üzerine üflenirse, göz değmesinden, şeytanların ve hayvanların zararından korur. (Mevahib) 3- Sabah akşam, bu duayı okuyan, sihirden, büyüden, nazardan, zalimlerin şerrinden ve her çeşit beladan emin olur: (Bismillahillezî lâ-yedurru ma'asmihî şey'ün fil-erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semî'ul'alîm.) [İbni Mace] 4- Âyat-ı hırzı okumak ve üstünde taşımak da her çeşit beladan korur. (İslam Ahlakı) KOLONYA VE PARFÜMLER Sual: Kolonya, tentürdiyot ve parfüm gibi, alkollü karışım sürülmüş elbiseyle, namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Caizdir. Alkol; ilaç, koku veya su gibi şeylere bir menfaat için karıştırılınca, karışım temiz olur. (İ. Ahlakı) Demek ki alkol; kolonya, tentürdiyot ve parfüm gibi maddelere, bir menfaat gayesiyle karıştırıldığı için namaza mani olmuyor. Bir menfaat olmadan karıştırılırsa, karışımlar temiz olmaz. Mesela suyun içine alkol döküp onu elbiseye sürsek, bu da karışımdır diyerek, böyle elbiseyle namaz kılınmaz. MİSVAK PARÇALARI Sual: Misvak parçalarını yutmakta mahzur var mıdır? CEVAP: İsteyerek yutulmaz. İstemeden yutulursa mahzuru olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanın yarını değil, beş dakika, hatta bir saniye sonrası bile belli değildir. Her şeyden önce, her an, Allahü teâlânın varlığına muhtacız. İnsana en lüzumlu şey havadır, fakat Allahü teâlânın kudreti her an lazımdır. Yani o, havadan da daha mühimdir. Her an, hayatta kalabilmek için şarttır. Bütün kâinat, her an Allahü teâlânın varlığına muhtaçtır. Yüce Allah'a karşı isyan etmek, düşünülecek, akla sığacak iş değil. Her an Ona muhtacız, Onun varlığıyla varız. O bizi yoktan var etmiş, rızkımızı veriyor, her türlü musibetlerden koruyor. Bunun karşılığında istediği tek şey, iman etmek, (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah) demek. İhlâsla bunu söyleyip, imanımızı muhafaza edip, bu imanla ölürsek, ne kadar günahkâr olursak olalım, şefaat var. Belki azap var, ama ebedi ateş yok. İnsan iman etse veya Allah korusun inkâr etse, rızkında, ecelinde bir değişiklik olmaz. Yani aynı şeyler için, ya Cennete gidecek veya Cehenneme... İman ettikten sonra da, Cenab-ı Hakkın emirlerine ve yasaklarına uymak gerekir. İbadet yapmalı, haramlardan sakınmalı, fakat iman ettiği halde haram işleyen, günahları sevabından çok olan kimse, imanını muhafaza ederek ölürse, yine Cehennemden kurtulacak, sonunda Cennete gidecek ve orada ebedi kalacaktır. Ahir zamanda, fitne fesat çok olur. Dinimizi öğrenmek veya yaşamak yönünden, iş çok zor olur. Yeri gelir, insanlar evine bir din kitabı sokamaz hâle gelir. Sokakta dinimize uygun giyinemez hâle gelir. İbadetlerini açıkça yapamaz hâle gelir. O zaman Ehl-i sünnet vel cemaat yolunda olup dinimize hizmet edenler, yaptıkları hizmetleri az görmemeli. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir kitap verdikleri şahsın belki hayatı fazla değişmeyecek, ama yanlış itikadından sıyrılacak, (Allah var) diyecek, (Peygamberimiz hak) diyecek, (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah) diyecek, (Bizim gittiğimiz yol iyi değil) diyecek. İşte bu şekilde, ne kadar günahkâr olursa olsun, ebedi yanmaktan kurtulacak. Buna hizmet denmez mi? Her sahada hizmet etmeli, çünkü bunlara, imanı olan gelir. Nasibi olan, muhakkak bu hizmetlerdeki farkı görür ve istifade eder. Bu, Peygamber efendimizin mübarek kalbinden fışkıran ve hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık vasıtasıyla bize kadar, mis gibi, tertemiz gelen, içine hiçbir şey karıştırılmadan korunan zemzem suyu gibidir. Her türlü bid'atlerden koruyarak, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadının insanlara ulaşmasına vasıta olmak, ne büyük nimet, ne büyük şereftir! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.05.2010Zindanda saadet aramak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dünya bir zindandır. Zindanda saadet aramak hayaldir. Mesut görülenlerin hemen hepsi elemli ve kederlidir. Eğlence aramaları, bunun en büyük delilidir. Bu dünyada saadet, kadere rıza göstermektir. Bu dünya imtihan yeridir. Hayatın en tatlı zamanları, elemli, kederli hallerde bile Rabbimize şükredildiği zamanlardır. Bu zamanlar, ölünceye kadar hep lezzetle hatırlanır. Kişi dünyada kimi severse, ahirette onunla beraberdir. Ahirette kiminle beraber olacağımızı merak ediyorsak, dünyada kimi sevdiğimize, kiminle beraber olduğumuza bakmalıyız. Ahirette de onunla beraber oluruz. Silsile-i aliyye büyüklerinden Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin bir talebesine, birisi der ki: - Görüştüğüm kimseler, (Hocanız bu edepli, terbiyeli çocukları nereden buluyor?) diye soruyorlar. Gerçekten, ben de merak ediyorum. Hepiniz çok terbiyeli ve edeplisiniz. Hocanız sizi nereden buluyor böyle? O talebe de gülümseyerek cevap verir: - Bu, çeşmeden içilen suya ve alınan gıdaya bağlıdır. Bu çeşmeden içen edepli olur. İnsan, aldığı havaya, içtiği suya ve beslendiği gıdaya göre yetişir. Bu ihlâs çeşmesidir, yani her şeyimiz Allah içindir. Onun kullarına iyilik etmek içindir. Dünya ve ahiret saadetlerine kavuşmaları içindir. Derdimiz, bir kişinin daha yanmaktan kurtulmasıdır. Müslüman, tatlı dilli güler yüzlü olur. Müslüman edepli olur. Bize bunları hep hocamız öğretti. Bizde gördüğünüz her iyilik hep hocamızdan geliyor, yoksa biz diğer insanlardan beter olurduk. Şu örnek, belki maksadı daha iyi anlatır: Mübarek bir zat, abdest almak için bir çeşmeye gitmiş, tam abdest alırken, avucunun içine çamur düşmüş. (Bu, temiz bir çeşme, burada çamur ne gezer?) demiş. Çamuru koklamış, mis gibi. Bir daha koklamış, mis gibi kokuyor. Çamura, (Sen neden böyle kokuyorsun? Çamur her yerde çamurdur. Sende bir özellik var, niye kokuyorsun?) demiş. Çamur da, (Ben vallahi billahi çamurum. Yani çamurluğumda hiç şüphe yok, ama ben öyle bir çamurum ki, benim bulunduğum yere gül ağacı diktiler. O gülün yaprakları üzerime düştü. Yağmur yağdı. O yapraklar benimle karıştı. Dolayısıyla ben şimdi, mis gibi gül kokarım, ama gül ağacından dolayı, çamurluktan dolayı değil. Ben yine çamurum, ama gül kokulu çamurum) demiş. Biz de çamuruz, ama öyle bir çamur ki, Allahü teâlâ bu çamurun olduğu yere bir gül ağacı dikti, o gülün yaprakları üzerimize döküldü. İşte o gül ağacı hocamızdır, her şeyimizi ona borçluyuz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kibirle ucub birbirine çok benziyor. Birinin diğerinden farkı nedir? CEVAP: Kibir, kendini başkasından üstün göstermek, ucub ise, kusurlarını görmeyip, ibadet ettiği için kendini ve ibadetlerini beğenmek, başkasından kendini üstün bilmektir. Buna egoizm de denir. Hiç kimsenin bulunmadığı yerde insan ucba kapılabilir, fakat kibirli olamaz. Çünkü insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir, fakat kimse olmadığı için, kendini büyük gösteremez, kibirlenemez. Ucub, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Kendini beğenen, başkalarından üstün görebilir. Bu üstün görme işi de, kibirdir. Yani ucubdan kibir doğar. Bir örnek: Bir kadın, evinde güzel bir dantel işlese, bir marangoz güzel bir masa yapsa, bir ressam güzel bir tablo çizse, bunlardan birinin, eserine bakıp beğenmesi, ne maharetliyim, benim gibi kaç kişi çıkar diye düşünmesi ucub olur. Eğer yanında başkaları da varsa, bakın bendeniz (!) veya üstadınız neler yapabiliyor diye büyüklenerek onlara sanatını göstermesi kibir olur. Ucbu onu kibre sürüklemiş olur. Kibirden kurtulmak için, tevazu sahibi olmaya, ucubdan kurtulmak için de minnet ehli olmaya çalışmalı! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti güzeldir. Bundan dolayı kendini beğenir yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allahü teâlânın lütfuyla kavuştuğunu düşünmektir. Hitabet güzelliğinin, Cenab-ı Hakkın bir lütfu olduğunu düşünen, kendini beğenemez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Üç şey felakete götürür: Hasislik, nefse uymak, ucublu olmak.) [Beyheki] Bir kişinin ucublu olup olmadığı şu alametlerden belli olur. Ucublunun vasıfları: 1- Kibirlidir, 2- Günahlarını ve Allahü teâlânın azabını unutur, 3- Büyüklerden faydalanamaz, âlimlerin sohbetinden mahrum kalır, 4- İstişare etmez, danışmaz. İnsanı kibre düşüren ucubdur. Ucub ise, ilim, ibâdet, yakınlarının çokluğu gibi sebeplerle kendini beğenmektir. Bunların Allahü teâlânın lütfu olduğunu bilen, ucba düşmez, dolayısıyla kibirlenmez. İslam âlimleri buyuruyor ki: En kötünüz mescidden çıksın denilse, benden önce kapıya çıkan olmaz. Ancak daha hızlı koşan olursa onu bilmem. (Malik bin Dinar) Başkanlığı, emir vermeyi seven, iflah olmaz. (Fudayl bin İyad) Kendinden daha kötünün bulunduğunu zanneden kibirlidir. (Bayezid-i Bistami) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.05.2010Necaseti üç kere yıkamak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Necaseti temizlerken nelere dikkat edilmeli? CEVAP: Hanefi'de, necaset dirhem miktarından fazlaysa, yıkamak farzdır. Yıkamakta adet yoktur. Temizleninceye kadar yıkamalı. Katı necaset, kemer, çanta, mest, ayakkabı üzerinde olunca, ovmakla, silmekle temizlenir. Emici olmayan, düz parlak şeyler, mesela cam, ayna, kemik, tırnak, bıçak, yağlı boyalı eşya, vernikli eşya üzerindeki katı veya akıcı her necaseti, elle, toprakla veya başka şeyle silip, bunun üç sıfatı, [rengi, kokusu ve tadı] gidince temiz olur. Testi, çanak ve bakır gibi, necaseti emmeyen şeyleri ve muslukta yıkanan her şeyi sıkıp kurutmak lazım değildir. Kurumuş meniyi ovmakla, bulunduğu yer ve deri temiz olur. Meni yaşsa, elbiseyi ve deriyi yıkamak gerekir. Şarabın damlasını yıkamak farzdır diyen âlimler de vardır. İhtiyata riayet etmeli. Her şeyde asıl olan, temizliktir. Necaset bulaştığı kesin bilinmedikçe, zannetmekle necis denmez. Ehl-i kitabın kestiği hayvan, aksi sabit olmadıkça, temiz kabul edilir. Üzüm suyu temizdir, şaraba dönünce pis olur. Şarap, sirke olunca temiz olur. Eldeki, çok az necaseti de yıkamak farzdır. Hanefi'de, kedi ve fare idrarının elbiseden temizlenmesinde, harac [meşakkat] olduğu için, dirhemden fazlası da affedilmiştir. Necis boyayla boyanan kumaş, üç kere yıkanınca temiz olur. İdrarlı eşya, leğende, çamaşır makinesinde, ayrı sularla, temizlendiği zannedilinceye kadar yıkanır. Bir kere yıkamakla temizlenirse, kâfi olur. Yıkarken, diğer eşya necis olmaz. Vesveselinin üç kere yıkaması ve hepsinde sıkması gerekir. Çürük, ince veya büyük olduğu için sıkılmayan eşya, mesela halı, deri gibi necaseti emen şeyler, her üç yıkayışta, su damlaması kesilinceye kadar beklenir. Necis yağla tabaklanmış deri, üç kere yıkayıp sıktıktan sonra temiz olur. Kaynamayan sıcak suda bırakılan, içi boşaltılmamış tavuğun, yalnız derisi necis olur. İçi boşaldıktan sonra, üç kere soğuk suyla yıkanınca, her yeri temiz olur. İşkembe de, böyle üç kere yıkamakla temiz olur. İdrarlı bez, üç defa muslukta yıkanmakla temiz olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
04.05.2010Şükretmek nasıl olur?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şükür nedir? Allahü teâlâya nasıl layıkıyla şükredebiliriz? CEVAP: Şükür, her nimetin Allah'tan geldiğini bilip yerinde sarf etmek ve dille de hamd etmektir. Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimet sahibinin emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmaktır. Bu da, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalble iyiliğe niyet eder. Dille hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükürse, Allahü teâlânın verdiği nimetleri, onun sevdiği ve istediği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâya layıkıyla şükretmek mümkün değilse de, şunlar yapılırsa, şükredilmiş kabul edilir: 1- Her nimetin Allah'tan geldiğini bilmek. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa'ya buyurdu ki: (Kendine verdiğim nimeti benden bilen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışmasıyla bilip benden bilmezse, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ. Gazali] 2- Nimetleri Allahü teâlânın istediği şekilde kullanmak. Mesela gözün şükrü, ibretle bakmak, harama bakmamak, Müslümanın ve arkadaşının kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, iyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, söylenilen ayıpları dinlememektir. 3- Kendimiz dinin emir ve yasaklarına uyarken, diğer insanların da bu nimetten istifade etmesini, hidayete ermelerini sağlamak için çalışmak. 4- Allahü teâlâ çeşitli nimetler verince, buna layık olmadığını düşünüp utanmak şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmek de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmek de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demek de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür. 5- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak. 6- Nimetlerden faydalanıldığı müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek. 7- Yapılan iyiliği anıp ihsan edeni övmek, yani dille de Elhamdülillah demek. 8- Bir hadis-i şerif meali: ("Allahümme mâ esbaha bî min ni'metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr" duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [M. Rabbani 3/17] (Bu duayı akşam okurken, esbaha yerine emsâ denir.) 9- Vasıtalara şükretmek. Allahü teâlâ nimetlerini, rızkımızı bir vasıtayla gönderir. Onlara teşekkür etmekle de, Allahü teâlâya şükretmiş oluruz. Bir hadis-i şerif meali: (İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) [İ. Ahmed] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.05.2010Çirkinin çirkini
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı günahları gençler işleyince normal gibi karşılanıyor da, yaşlılar işleyince, kocaman adam nasıl yapar deniyor. Günahsa herkese günah değil mi? Bir bankacı içki içse göze batmaz da, bir imam içki içse basında konu olur. İkisine de aynı günah değil mi? CEVAP: Güzelin güzeli olduğu gibi, çirkinin de çirkini olur. İyi işler, güzellikler bazısında daha çok dikkati çeker. Bir hadis-i şerif meali: (Güzellik, kiminde daha güzeldir. Mesela adalet güzeldir, fakat idarecide daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, zenginde daha güzeldir. Hayâ güzeldir, kadında daha güzeldir.) [Deylemi] Bir kimsenin adaletli olması iyidir, ama bir müdürün, bir bakanın veya bir padişahın adaletli olması daha farklıdır. Bir padişahın adaleti, dillere destan olur. Hazret-i Ömer'in adaleti, asırlar geçmesine rağmen hâlâ unutulamamıştır. Cömertlik güzeldir, ama fakir cömert olsa ne yapabilir, kaç kişiye ne verebilir ki? Zenginin cömertliğiyse, her tarafa yayılır. Mesela Hatem-i Tai isimli zenginin cömertliği dillere destan olmuş, 15 asır geçmesine rağmen unutulmamıştır. Çirkin şeyler de böyledir. Kibir herkes için kötüdür, ama fakirin, âcizin, cahilin, işçinin kibirlenmesi daha çok dikkati çeker. Malınla mı büyükleniyorsun, ilminle mi büyükleniyorsun, makamınla mı büyükleniyorsun demezler mi? Böyleleri için, (Kavurga yer, kavurma yedim der) diye kötülenir. [Kavurga, buğday, mısır gibi tahılların, kuru yemiş olarak yenmesi için, ateşte kavrulmuşuna denir.] Dinden uzak bir kimse, içki içse, kumar oynasa göze batmaz, ama bir din adamı, bir imam camiye sarhoş gelse günün olayı olur. Din adamı beyaz elbise gibidir, ufak bir leke hemen görünür. Başı kapalı bir bayan, mini etek giyse, herkesin dikkatini üzerine çeker. Cumhurbaşkanı lüks arabayla gelse kimse yadırgamaz, ama fakirin aynı arabayla hava atması ayıplanır. Onun için derler ki: Adamın ayranı yoktur içmeye, Altın gümüş köprü ister geçmeye. Herifin açlıktan nefesi kokar, Lüks araba ile gezmeye çıkar. Zina büyük günah ve çok çirkin bir iştir, fakat ihtiyarın zina etmesi daha çirkin, daha kötüdür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ şu üç kişiye şiddetli azap eder: 1- Zina eden ihtiyara, 2- Yalan söyleyen idareciye, 3- Kibirli fakire.) [Müslim] 70-80 yaşında bir nine, boyansa, mini etek giyse normal karşılanmaz, belki gülünç olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.05.2010Kıymetsiz Yazılar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kıymetsiz Yazılar kitabına niye kıymetsiz deniyor? CEVAP: Bu kitabın birinci kısmı İmam-ı Rabbani hazretlerinin, ikinci kısmı ise oğlu Muhammed Masum hazretlerinin Mektubat'ından seçilen çok kıymetli ifadelerdir. Bu cümleler alfabetik olarak dizilmiştir. Her cümlenin sonuna alındığı cildin ve mektubun sıra numaraları yazılmıştır. Merhum hocamız, bunları hazırladıktan sonra, Seyyid Abdülhakim Arvâsî hazretlerine okuyunca, çok takdir edip, (Bu nadide eserin ismi "Kıymetsiz Yazılar" olsun, bunun kıymetine karşılık olabilecek bir şey bulunabilir mi?) buyurmuştur. Bu kıymetli kitap, (0212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. EMEKLERİMİZİ BOŞA ÇIKARMA Sual: Allah'ım emeklerimizi boşa çıkarma diye dua ediliyor. Sanki Allah emeklerimizi boşa mı çıkarır? Böyle dua etmek caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Emeklerimize sevab veren veya boşa çıkaran elbette Allahü teâlâdır. Kalbleri kaydırıp Cehenneme atan da odur. Bir âyet-i kerime meali: (Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi saptırma, kaydırma!) [Al-i İmran 8] Bu, gaflete düşüp eski kötü hâlimize dönmek istersek, lütfedip, bizi eski halimize döndürme, ibadetlerimiz noksan olsa da kabul et, günahlarımızdan dolayı bizi perişan etme, hak ettiğimiz cezayı bize verme demektir, ama mesela (Ya Rabbi, rahmetini esirgeme!) denmez, çünkü esirgemek cimrilik anlamındadır. Burada Allahü teâlâ cimrilikle suçlanmış olur. SELAM VERMEK Sual: Namazın sonunda unutup, sağa selam vermeden, sadece sola verilip namazdan çıkılsa namaz sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur; çünkü vacib olan selam verilmiş oluyor. Boynu sağa döndürmek sünnet veya müstehab olduğu için unutarak çevrilmeyince bir mahzuru olmaz. NAMAZ VAKİTLERİ Sual: Namaz vakitleriyle ilgili bütün konuları, doğru olarak nereden öğrenebilir ve bu konuyla ilgili suallerimizi nereye sorabiliriz? CEVAP: www.turktakvim.com ve www.namazvakti.com sitelerinde geniş bilgi vardır. Sualleri de onlara sormak gerekir. bilgi@namazvakti.com mail adresine veya (0 212) 454 23 87 numaralı faksa sorulabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.05.2010Cennete açılan tek kapı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ kendisine kavuşturacak, Cennete girilecek, tek açık kapı bırakmıştır. Bu tek kapı, Peygamber efendimizin mübarek kalbidir. Peygamberler dâhil herkes bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlâya kavuşamaz. Onun Peygamberliğini kabul etmeyen, kim olursa olsun, Cennete giremez. Peygamber efendimize zerre kadar benzemek, bütün dünya ve ahiret lezzetlerinden, nimetlerinden daha tatlıdır, daha üstündür. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, (Allah ve melekleri, Resule salât ediyor. Ey iman edenler, siz de salât edin) buyuruyor. Allah'ın salât etmesi rahmet, meleklerinki dua, müminlerinki ise Onun şefaatini taleptir. Allahü teâlâyı seven, Kur'an-ı kerim okumayı sever. Kur'an-ı kerim okumak ruhun gıdasıdır. Allah'ı seven, Onun bildirdiğiyle amel eder. Allah'ı seven, Habibine tâbi olur, onu sever. Onu seven de Ona çok salevat okur ve sünnetine uyar. Peygamber efendimiz, (Allah'ı anmadan, Peygambere salevat getirmeden toplanıp dağılmak, leşin başından dağılmak gibidir) buyuruyor. Âhir zamanda bütün dünyayı küfrün zulmeti kaplar. Herkes bu havayı teneffüs etmeye mecbur olur. Bu pisliği çıkartmanın, bundan kurtulmanın yolu, birkaç arkadaş bir araya gelince dinden, imandan, Allahü teâlânın sevgili kullarından bahsetmektir. Böyle yapınca bu pislik çıkar, insan temizlenir, rahatlar. Müminler, Allah için bir araya geldiği zaman, isteseler de, istemeseler de Allah sevgisi mutlaka kalbden kalbe geçer. Bir Müslüman, rüyasında imam-ı Şafiî hazretlerini görünce ona, (Efendim, bu dereceye, bu makamlara nasıl kavuştunuz, nasıl bu kadar büyük bir zat oldunuz, çok merak ediyoruz) diye sorar. İmam-ı Şafii hazretleri, (Merak ediyorsan yazdığım kitaba bak) buyurur. Başucunda onun yazdığı bir kitap vardır. İmam hazretleri sözüne devamla, (Ben, Peygamber efendimizin her ismi geçtiğinde "aleyhissalatü vesselam" diye salatü selam verdim. Hiçbir zaman Onun mübarek ismini salatü selamsız yazmadım. Rabbim bunun için bana bu makamı ihsan etti) buyurur. O mümin uyanıyor, kitaba bakıyor ki, İmam-ı Şafii hazretleri, Peygamber efendimizin isminin geçtiği her yerde, salevat-ı şerife yazmış. Kendimizde ihlâs yoksa, Allah aşkı yoksa, başkasının kapısını çalmamızın ne faydası olur? Ne bize, ne ona hayır gelir, çünkü ihlâssızlık fitneye sebep olacak işler yaptırır. İhlâs olmayan yere, menfaat girer, dünya girer. İhlâs demek, ahiret için, Allah için çalışmak demektir. İmam-ı Gazali hazretleri vefat ederken, talebelerine son nasihat olarak, üç defa (İhlâslı olun) buyurmuştur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
08.05.2010Zalim değil, mazlum gitmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Cenâb-ı Hak, kendisiyle kulu arasındaki günahları affeder veya cezalandırır, Rabbimizin bileceği iştir, ama kullar arasındaki günahlarda mutlaka adalet olacaktır. Yani ahirette, kul haklarından herkes hesaba çekilecektir. Ahirete giderken borçlu gitmek yerine alacaklı gitmeli. Zalim olarak değil, mazlum olarak gitmeli. Orada zalim verecek, mazlum alacak. Sevablarımızdan alacaklılara vereceğiz, sevabımız kalmazsa onların günahlarını yükleneceğiz. Ben haklıyım diyen çok kimse, orada haksız çıkacaktır. Bir kimse, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda, çok faydalı, çok çalışkan, gayretli, iyi hizmet ediyor olabilir. Böyle kıymetli, seçilmiş hali varken, yaptığı icraat iyi olsa da, kalb kırıyorsa, hizmetlerin faydasını görmez, büyük günaha girmiş olur. Hele aynı hizmette bulunan arkadaşlarını, yani hocasının talebelerini kırıyorsa, büyükler onu sevmezler, mübarek kalbleri ona karşı kırık olur. Gül toprakta biter, toprak olmadan gül yetişmez. Toprak tevazuyu temsil eder. Tevazusuz insanın verdiği ürün, gül değil diken olur. Kim dünyadayken, hiç dünya menfaati olmaksızın, yalnız Allah için, kimi severse ahirette onunla beraber olacaktır. O halde seveceğimiz kimseyi, ona göre seçmeliyiz. Büyüklerin etrafındaki insanlar çok kalabalık olabilir, ancak onlarla gönülden beraber olan insan azdır, çünkü çok kimsede ihlâs eksikliği olur. İhlâssız beraberliğin faydası çok olmaz. Büyükler iki şeyi affetmez: 1- Saygısızlığı: Çünkü bu yolun başı, ortası, sonu edebdir. Edeb, Müslümanın bariz özelliğidir. Edebsiz insanda ne Allah sevgisi, ne kul sevgisi olur. Kalb kırması edepsizliğindendir. Edebsiz insan, tek başına kalmaya mahkûmdur. Edeb, haddini bilmektir. 2- Fitneyi: İnsanların arasını açan, dedikodu gıybet eden, kendisi mahvolduğu gibi başkalarını da mahvedebilir. Kimin başına ne geldiyse fitneden gelmiştir. Birisinin aleyhinde konuşulup fitneye sebep olunacağı zaman, (Allah'tan kork, sus!) diyebilen, yüz şehid sevabı alır. Fitne çıkarmak haramdır. İnsanları sıkıntıya sokan fitnelerden uzak durmalı. Her fitne bir parçayı götürür. En sonunda eseri bile kalmaz. Onun için dine hizmet etmek, yani insanlara iyilik etmek isteyen, önce kendine hizmet etmeli. Yani kendini hesaba çekmeli. İtikadı doğru mu, yediği içtiği helal mi? Ehl-i sünnet âlimleri ne bildirmiş, kendisi ne yapıyor? En etkili hizmet, edepli ve güzel örnek olmaktır. Yol tabelası gibi olmaktır. Tabela, yönü gösterir, fakat konuşmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaş, (Çatal kazık yere batmaz) ata-sözünün yanlış olduğunu, çatal kazığın daha iyi batacağını söyledi. Bu atasözünde ne denmek isteniyor? CEVAP: Maalesef atasözü düşmanları, her atasözüne bir kulp takıyorlar. Atasözünün ne maksatla söylendiğine bakmayıp da kelimeler üzerinde duruyorlar. Manası hiç düşünülmese bile, çatal kazık, istenildiği gibi yere çakılmaz. Sadece çatal kısmına kadar çakılabilir, daha fazla çakılmaz. Çatal kazığa bağlanan at, çatalı söküp kaçabilir, ama düz kazıksa, sonuna kadar çakılır. Düz kazığa bağlanan at, kolayca bu kazığı çıkaramaz. Eğer bu atasözü düşmanlığı değilse, çok cahilce bir tenkittir. Atalarımıza düşmanlık etmekteki maksat ne olabilir ki? Atasözünün manası bilinmeden tenkit etmek, uygun olmaz. Çatal kazık bir örnektir. Düz kazığın görevini çatal kazık yapamaz. Bunun gibi, iki başlı bir idare de iyi yürümez. Bu atasözünde anlatılmak istenen de budur. Çatal kazık siyasette de kullanılır. Koalisyona karşı olanlar, (Çatal kazık yere batmaz) derler ve tek parti iktidarını isterler. Atalarımız tecrübelerle bunu tespit edip, veciz sözlerle bu gerçeği dile getirmişlerdir. (Çatal kazık yere batmaz) atasözünden başka benzer atasözleri de var: İki kaptan bir gemiyi batırır: Atasözü düşmanı, (Niye iki kaptan bir gemiyi batırsın ki? Nöbetleşe gemiyi kullanırlar. Biri yatar, öteki devam eder) diyebilir, ama bu sözün söyleniş maksadını düşünmek gerekir. Kaptanlardan biri Hindistan'a, öteki de Amerika'ya gideceğiz dese ne olacak? Karar verilmediği sürece gemi yola çıkamaz. İki kaptandan biri âmir ise, onun dediği olur ve işler yürür. Bir başka atasözü: Bir çöplükte iki horoz ötmez: Atasözü düşmanları, hemen görünüşe göre tenkit edip, (Bir çöplükte iki değil, beş horoz bile öter) diyebilir. Burada ötmekten kasıt, sözü geçmek demektir. Senin borun burada ötmez demek, senin burada sözün geçmez demektir. Bir yerde iki kişinin borusu ötüyorsa, orada işler normal yürümez, anarşi olur. Bir başka atasözü: İki kıbleli din olmaz: Atasözü düşmanları, (İki kıbleli değil, beş kıbleli din de olabilir) diyebilir. Öyle, kıblesi çok olana din değil, belki felsefe denebilir. Çatal kazığın batmadığı gibi, iki veya çok kıbleli dinden fayda gelmez. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
10.05.2010Çatal kazık -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bir başka atasözü: İki cambaz bir ipte oynamaz: Atasözü düşmanları, (İki değil, beş cambaz aynı ipte oynayabilir) diyebilir. Şahsen biz de gördük. Karı koca iki cambaz, bir ipte oynuyorlardı. Burada oynamaz sözünden maksat, her biri, benim cambazlığıma bakılsın diye ötekini düşürebilir demektir. Çatal kazık yere batmaz ata-sözü, tasavvufta da geçerlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İstediğiniz yardıma kavuşabilmeniz için, şu bir şartı gözetmek lazımdır. O da, kalbi yalnız bir yere bağlamaktır. Kalbi birkaç yere bağlamak, insanı harap eder. (Bir yerde olan, her yere kavuşur. Her yere dağılan, hiçbir yer bulamaz) buyurulmuştur (1/75) Eskiden, hak olan tarikat çok olsa da, sadece birine bağlanılırdı. Aynı tarikat olsa bile, farklı mürşidleri varsa, onlardan da sadece birine intisap edilirdi. İki mürşidli mürid olmazdı. Bu, diğer mürşidleri inkâr etmek değildi, fakat çatal kazık batmadığı gibi, iki mürşidi olan da, mürşidlerinden istifade edemezdi. Bunlar gibi, iki kişinin bir kölesi olmaz. Köle, iki efendisinden birini bile memnun edemez. İki işi bir kişiye vermek uygun olmadığı gibi, bir işi de iki kişiye vermek uygun olmaz, çünkü iki iş, bir kişiye verilince, bu iki işten biri hep bozuk ve kusurlu olur. Bir kişi bu işten birine gereğince gayret gösterirse, öteki işte bozukluk ve kusur meydana gelir. Eğer öteki işe gereğince gayret gösterirse, bu defa bu işte mutlaka bozukluk meydana gelir. İki işi olan her kişinin, daima iki işi de bozukluk içinde olur. Bunun gibi, ne zaman ki, iki kişiye bir iş verilir, bu ona, o buna atar, sonunda, o iş yatar. Onun için atalarımız, (İki hanımlı ev, süpürülmeden kalır) buyurmuşlardır. İki başlı idare, istenildiği gibi yürümez. İkilik, iki başlılık, her zaman için kötüdür. Bunun için Kur'an-ı kerimde, Allahü teâlâdan başka ilah olmadığı, iki ilahın olamayacağı, iki ilah olsaydı kâinatın düzeninin bozulacağı bildirilmektedir. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah'tan başka, yerde gökte ilahlar olsaydı, her ikisinin [yerin, göğün] de nizamı bozulurdu.) [Enbiya 22] (Allah'tan başka ilah olsaydı, her ilah, kendi yarattığını idare eder, bir gün biri diğerlerine galip gelirdi. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir.) [Müminun 91] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
11.05.2010Sadakanın faydaları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Sadakanın önemi nedir? CEVAP: Allah rızası için yapılan, maddi ve manevi her iyiliğe sadaka denir. Şeytan verdirmek istemese de sadaka vermelidir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Şeytan sizi [Allah yolunda infak ederken] fakir olursunuz diye korkutur ve [sadaka vermemenizi] emreder.) [Bekara 268] Sadakanın faydaları hakkında, hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Gizli açık çok sadaka verin ki, rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olun ve duanız kabul edilsin.) [İbni Mace] (Hastalarınızı sadakayla tedavi edin. Sadaka, her hastalığı ve belayı defeder.) [Beyheki] (İlmi olan ilminden, malı olan malından sadaka versin.) [İbni Sünni] (İyilik ömrü artırır, sadaka günahları giderir ve kötü ölümden korur.) [Taberani] (Sadaka, kibri yok eder.) [Tirmizi] (Sadaka verenin rızkı artar ve duası kabul olur!) [İbni Mace] (Sadaka vermeye engel olana lanet olsun.) [Isfahanı] (Sadaka, kabir azabından korur. Kıyamette de himaye altına alır.) [Beyheki] (Sıkıntılarınızı sadakayla önleyin.) [Deylemi] (Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları yok eder.) [Tirmizi] (Vallahi, sadaka vermekle mal eksilmez. O halde sadaka verin!) [İ. Ahmed] (Sadaka malı artırır. Öyleyse sadaka verin.) [İbni Ebiddünya] (Sadaka 70 çeşit belayı önler. Bunların en hafifi cüzzam ve barastır.) [Hatib] (Sadaka şeytanın belini kırar.) [Deylemi] (Sıkıntılarınızı sadakayla önleyin.) [Deylemi] (Gizli verilen sadaka, Allahü teâlânın gazabını söndürür.) [Beyheki] (Rızkının bol olmasını isteyen, sadaka versin.) [Deylemi] (Sadaka, malı çoğaltır.) [İbni Adiy] (Sadaka vermede acele edin, çünkü bela, sadakayı geçemez.) [Taberani, Beyheki] (Sadaka verin, çünkü sadaka Cehennemden kurtuluşunuza sebep olur.) [Taberani] (Sadaka, nafile oruç tutmaktan daha faziletlidir.) [Beyheki] (Sevabı Müslüman ana babasına niyet edilerek verilen sadakanın sevabı, onlara da gider. Kendi sevabından da bir şey eksilmez.) [Taberani] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.05.2010Neler sadakadır?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Neleri yapmak, sadaka olur? CEVAP: Allah rızası için yapılan her iyilik, sadakadır. Birkaç hadis-i şerif meali: (Her iyilik, sadakadır.) [Tirmizi] (Kendine ve çoluk çocuğuna harcadıkların birer sadakadır.) [Beyheki] (Güzel söz, sadakadır.) [İ. Ahmed] (Güler yüzle selam vermek, sadakadır.) [Beyheki] (Din kardeşine güler yüz göstermek, sadakadır.) [Tirmizi] (Bir ağaçtan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için sadaka olur.) [Müslim] (Birine iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, sorana yol göstermek, sokaktaki zararlı şeyleri temizlemek, birer sadakadır.) [Tirmizi] (Herkesin eklem yeri kadar sadaka vermesi gerekir. Sübhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah veya Allahü ekber demek, birer sadakadır. İyiliği tavsiye etmek, kötülüğü önlemeye çalışmak, birer sadakadır. İki rekât kuşluk namazı kılmaksa, bütün bunları karşılar.) [Müslim] (Emr-i maruf, nehy-i münker yapmak sadakadır.) [Müslim] (Müdara etmek, sadakadır.) [Deylemi] (Hastanın nefes alıp vermesi, sadakadır.) [Hatib] (Camiye giderken atılan her adım da bir sadakadır.) [İ. Ahmed] (Ölümü hatırlamak, sadakadır.) [Deylemi] (Borçlu fakire, ödemesi için mühlet verenin, her günü, bir sadaka olur.) [Taberani] (Yolunu kaybetmişe yol göstermek bir sadakadır.) [C. Sagir] (Zevcine hizmet, sadakadır.) [Deylemi] (Nikâhlısıyla beraber olmak, sadakadır.) [Müslim] (Haramdan sakınanla istişare etmek, sadakadır.) [Deylemi] (Kötülük yapmaktan sakınmak, bir sadakadır.) [İbni Ebiddünya] (Ödünç vermek, bir sadakadır.) [Taberani] (Selam vermek, sadakadır.) [Buhari] SIKINTI İÇİN Sual: Dört bin kere Allah ism-i şerifini söyleyip, kendi üstüne üfleyenin, sıkıntısından kurtulacağı doğru mudur? CEVAP: Evet. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
13.05.2010En üstün sadaka
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: En üstün sadaka nedir? CEVAP: Bu, sadaka verenin veya verilenin durumuna göre değişir. Mesela, aç bir kimse varsa, onu doyurmak en üstün sadaka olur. Bir kimsenin, maddi imkânı olmayan, borçlu bir arkadaşı varsa, onun için en üstün sadaka bu arkadaşını borçtan kurtarmak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En üstün sadaka, su vermektir.) [Nesai] (En üstün sadaka, aç bir canlıyı doyurmaktır.) [Beyheki] (En üstün sadaka, iki kişinin arasını bulmaktır.) [Taberani] (En üstün sadaka, dilini tutmaktır.) [Deylemi] (En üstün sadaka, gizli verilendir.) [Taberani] (En üstün sadaka, ilmi yaymaktır.) [Taberani] (En üstün sadaka, ilim öğrenip, başkasına da öğretmektir.) [İbni Mace] (En üstün sadaka, kin güden yakınına verilendir.) [Taberani] (En üstün sadaka, sağlıklı, mala tamahı çok olup, zenginliği umup fakirlikten korkarken verilen sadakadır.) [Müslim] (En üstün sadaka, doğru sözü yerinde söylemektir.) [Hâkim] (En üstün sadaka, ramazanda verilendir.) [Tirmizi] SADAKADA ÖNCELİK Sual: Sadaka verirken, öncelik sırası nasıl olmalıdır? CEVAP: Bu, kişinin durumuna göre değişir. Mesela, borcu olanın, önce borcunu ödemesi gerekir, fakat taksitli borcu olup da, günü gelince ödeyebilecek olan, borcu bitmeden de sadaka verebilir. Zekât borcu varken verilen sadaka da, kabul olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Zekât niyetiyle fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevabdır, çünkü zekât vermek, farzı yapmaktır. Sadakalarsa, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. Şeytan aldatarak, kazaları kıldırtmayıp ve zekât verdirmeyip, nafileleri güzel gösteriyor. (3/17) Kendi ailesinin nafakasını temin etmeden de, başkasına sadaka verilmez. Sadaka verirken, kendi ailesinden sonra, salih olan fakir akrabalara öncelik vermelidir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Fakire verilen sadaka, bir sadakayken, akrabaya verilen sadaka, hem sadaka ve hem de sıla-i rahim olmak üzere, iki sadakadır.) [Nesai] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
14.05.2010Tanımayan sevemez
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyanın kendisi değil, sevgisi çok kötüdür. Taşın, toprağın, ağacın ne suçu var? Suç olan, felaket olan, kalbi bunlara bağlayıp âhireti unutmaktır. Bütün mesele buradadır. Rastgele herkese (Namaz kıl, kılmazsan yanarsın) demek uygun olmaz, ama ahiret yolcusu olan mümine böyle söylenebilir. Yoksa dünya yolcusu olan, namaz da kılsa, hacca da gitse sapıtır. Önce onun yönünü, dünyadan ahirete çevirmek gerekir. Bunun yolu da, ahiret yolcularını sevdirmektir. Çok kimse, evliya zatların sevgisini alamadıkları ve Allah sevgisine kavuşamadıkları için, yollarını şaşırıyorlar, çünkü Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için Onun sevdiği bir kulu bulmak çok önemlidir. Su isteyen, duvara gitmez, musluğa gider. Eğer böyle mübarek zatların sevgisini insanlara verebilirsek, onlara en büyük iyiliği yapmış oluruz. Bu yüzden insanlara, Resulullahın vârislerini, yani Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini tanıtıp anlatmalı, sevdirmeliyiz. İmam-ı Rabbani veya Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri gibi büyük zatları anlatırken, karşımızdaki onları bir severse, zaten iş kökten biter, çünkü büyükler, (Evliyayı seven, evliya olur) buyuruyorlar. Ne demek evliya olur? Allah dostu olur. Ondan sonra artık dostlarla haşrolur. Evliya zatları sevebilmek için, onları tanımak gerekir. Tanımadan sevgi olmaz. Bir kimse kapının önünden geçse, o da büyük bir âlim olsa, fakat gören kimse tanımasa, nereden bilecek ki? Bu yüzden mübarek bir zat, (Ben hocamı görmeseydim, hocam da bana Mektubat-ı Rabbani'yi anlatmasaydı ve ben de bu kitabı elime geçirseydim, şöyle bir bakardım, bu kitap anlaşılmıyor der, bırakırdım. Hatta bazı kısımlarına hiç aklım bile ermezdi, belki sıkılırdım, ama hocam öyle anlattı ki, Mektubat'a ve İmam-ı Rabbani hazretlerine bizi âşık etti. Ben de sıkılmadan okudum. Mektubat'ın her satırında hayat bulduk) buyuruyor. Şimdi Halid-i Bağdadi hazretleri Bağdat'a gelse ve caddelerde dolaşsa, hiç kimse onun yüzüne bakmaz, çünkü gördükleri halde tanımazlar. Onun için dinimizde esas olan, görmek değil, tanımaktır. İslamiyet'i anlatmak isteyenin, Peygamber efendimizi anlatması gerekir. Peygamber efendimizi anlatmak isteyenin de, Onun vârislerini anlatması gerekir. Onun vârislerini anlayan, tanıyan Resulullah efendimize âşık olur. Ona âşık olan, Allahü teâlâya âşık olur. Yoksa hiçbir aracı, vasıta olmadan, doğrudan doğruya Allah'ı severim diyen, kimi sever? Nefsini sever. Tanımadığını nasıl sevecek? Kendini sevdiğinin farkında değil, çünkü bu, bülbül sesini veya göl manzarasını veya ağaç manzarasını sevmek gibi değildir. Allahü teâlâyı tanımanın yolu da, tanıyanları tanımak ve onları sevmektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Sevmenin nefsanî, şehvanî veya rahmanî olduğunu nasıl ayırabiliriz? Gerçek sevgi, ancak o sevgiyi elde edenlerin vereceği aşkla, sevgiyle elde edilir. Bizim kendi arzumuzla olan sevgi, rahmanî sevgi olamaz, ayıramayız çünkü. Dünyaya tapan, dünya peşinde koşan, Cenab-ı Hakka şiirler yazsa, aşk ilan etse ne kıymeti var, çünkü gittiği yön bozuktur. O bozuk yönde nasıl Allahü teâlâyı sevsin? Ancak insan, büyüklerin gösterdiği yön üzerinde yol alırsa, hedefe varır ve kurtulur. Aklına göre, arzusuna göre, kendi bilgisine göre yol almak isteyen, yolda kalır; yolu bulamaz, şaşırır, kurda kuşa yem olur. Çölde, sahrada, deryada iz yok, alamet yok, hiçbir şey yok, siz burada öyle bir yere gideceksiniz ki, Cenab-ı Hakkın razı olduğu kapıyı bulacaksınız. Dünyada en zor şey budur. Maksat, zaten buna kavuşmaktır. Bu kadar engelleri aşacaksınız, engellerin verdiği ızdırapları aşacaksınız. Çalışmanın, para kazanmanın sıkıntılarını geçeceksiniz. Her tarafın haramla, küfürle dolduğu bir zamanda kendinizi koruyacaksınız. İtikadı bozuk olanların, her tarafta saldırdığı bir ortamda olacaksınız; bu durumda Allahü teâlâya giden, çok ince olan yolu nasıl bulacaksınız? Çok zor. Bu ancak, Allahü teâlânın özel ihsanıyla mümkündür. Büyükleri tanımasaydık, hiçbirimiz bu hizmetleri yapmaz, bunları da konuşmazdık. Hep nefsimizin peşinde koşardık. Ölünce aklımız başımıza gelecek, ama hiçbir faydası olmayacak. Bu yüzden, hem kavuştuğumuz bu nimetin elimizden çıkmaması, hem de bütün insanların bu nimete kavuşması için çok gayret göstermek, çok fedakârlıkta bulunmak gerekir. Dinimiz, bencilliği yıkan bir dindir. (Ben kurtuldum, başkasından bana ne) diyenlerin dini değildir. Hazret-i Ebu Bekir imana kavuştuğu anda, ağzından çıkan ilk cümle, (Yâ Resulallah, altı arkadaşım var. Hemen getireyim, onlar da iman edip kurtulsun) oldu. İşte bu, imanın kemâlidir. Yani bir insan kurtulduğu anda, bir başkasını da kurtarmak istiyorsa, o imanın kemâline kavuşmuş olur. Kâmil iman budur. Demek ki, işimiz, görevimiz ne olursa olsun, asıl görevimiz, insanlara merhametle yaklaşarak, onların da imanlı olmasına, kurtulmasına çalışmaktır. Bu görevi yaparken doktor, öğretmen veya iş adamı olabiliriz. Ne olursak olalım... Gaye, Allah'ın kullarına her fırsatta İslamiyet'i öğrenmelerine vesile olmak ve onlara bu nimeti elde edecek imkânı sağlamaktır. Bunun da ilk şartı güzel ahlâkımızla kendimizi sevdirmektir, çünkü insan sevdiğini dinler, sevmediğini dinlemez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
16.05.2010 Hoparlörden Kur'an dinlemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerimi teypten ve hoparlörden okumak ve dinlemek caiz midir? CEVAP: Caiz değildir. Bu aletlerden, sadece öğrenmek niyetiyle dinlenebilir. Mesela, namaz surelerini bilmeyen, bunlardan öğrenebilir. Bunun haricinde, sevab kazanmak niyetiyle dinlemek caiz olmaz. Ses çıkaran eğlence âletleri, davul, dümbelek, zilli maşa, ney, kaval, hoparlör, hepsi birer çalgıdır. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak, yani kullanmak için, davul tokmağını gergin deriye vurmak, kavala üflemek, hoparlöre söylemek lazımdır. Bunlardan çıkan ses, bu çalgıların hâsıl ettiği sestir. Üfleyen ve söyleyen insanın sesi değildir. Hoparlörden işitilen Kur'an-ı kerim, hoparlörün hâsıl ettiği seslerdir. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri buyuruyor ki: Eshab-ı kiramdan Ebu Hüreyre hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifte, (Bir zaman gelir ki, Kur'ân-ı kerimi mizmarlardan [çalgılardan] okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevab verilmez. Allahü teâlâ bunlara lanet eder) buyuruldu. (Müsamere) Mizmar, çalgı demektir. Hoparlör de, mizmardır. Bunun gibi, birçok hadis-i şerif, Kur'an-ı kerimin teyp ve hoparlör gibi çalgı çalınan âletlerde okunacağını haber veriyor. Hoparlörle Kur'an-ı kerim, mevlid okumak, dinlemek, ibadeti değiştirmek olur, yani bid'at ve günahtır. (S. Ebediyye) Bunun gibi sebeplerle, Kur'an-ı kerimi kasetlere, bilgisayara ve cep telefonlarına almamalıdır. Sadece, okumayı öğrenmek için alınabilir. HOPARLÖR VE ÇALGI Sual: Hoparlörden çıkan ses söyleyenin sesi olmadığına, başka ses olduğuna göre, hoparlörden çıkan çalgı sesini dinlemek caiz olmaz mı? CEVAP: Hoparlör de çalgıdır. Yani çalgıyı kim söylerse söylesin, caiz olmaz. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak yani kullanılmaları için, davula vurmak, kavala üflemek ve hoparlöre söylemek gerekir. (S. Ebediyye) KAZA ORUCUNA NİYET Sual: Hiç oruç kazası olmayan kimse, kaza orucu tutabilir mi? Mübarek günlerde tuttuğu oruçları kazaya da niyet edebilir mi? CEVAP: Ramazan-ı şerif ayı dışında, pazartesi, perşembe günlerinde, her ayın 13, 14 ve 15'inde veya ay başlarında yahut diğer mübarek günlerde, her zaman, nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmek iyi olur. Eğer sahih olmamış oruçlarımız varsa, hem bu oruçlar kaza edilmiş olur, hem de bildirilen mübarek günlerde nafile oruç tutulmuş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Telefonla boşamak, yemin etmek, vekâlet vermek gibi şeyler geçerli oluyor da, aynı ses ve nakil olması sebebiyle niçin namazda hoparlördeki ses imamın sesi olmuyor? CEVAP: Telefonda, radyoda ve hoparlörde, hem söyleyenin sesi var, hem de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses var. Bu iki ses birbirine çok benzese, hiç ayırt edilmese de birbirinin aynı değildir. Birisi asıl, diğeri bunun benzeridir. Sinema ve televizyonda hareket eden şekiller, resimler gibidir. Hiç kimse, bu resimler, kendilerini meydana getiren asıllarının aynıdır diyemez. Boşanmada, zekât vermede, yazışmalarda vasıta, araç kullanmak, yani bu işleri bir vekile de yaptırmak caizdir. Telefonla hoparlör, mektup gibi araç olduğu için caiz olmaktadır. Mektupla, boşama, vekâlet caiz olur. Ezanda, namazda ve Kur'an-ı kerim okumada, dinlemede, bizzat kendisinin bu işleri yapması şarttır. Başkası yapsa kendisi yapmış sayılmaz. Mesela bir kimsenin namaz kılışı kameraya alınsa, bu film gösterilse o kişi namaz kılmış olmaz. Birisine, (Git, okunan Kur'an-ı kerimi dinle) denilse, o da dinlese, gönderen bizzat dinlemiş olmaz. Namazda, o namazı kılan imam ve müezzinin sesinden başka sese uymanın caiz olmadığı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Onun için zekâtla namaz birbirinden ayrılır. Din kitaplarımızda deniyor ki: Toprağa konan küçük bir karpuz çekirdeğinden, kocaman bir karpuz meydana geliyor. Bu karpuz o çekirdek değildir. Çekirdek çürüyüp, yok olmuştur. Hoparlörün mikrofonuna söylenen söz de, yok olmakta, başka ses hâsıl olmaktadır. Yani, hoparlörün sesi, insan sesine çok benzediği halde, insan sesi değildir. Müezzinin sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın, müezzinin sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Bu sese ezan denmez. Ancak salih Müslüman olan erkeğin kendi sesiyle okuduğuna ezan denir. Hatta kendi sesi olsa da, fasığın, çocuğun veya kadının okuduğuna da ezan denmez. İbadetlere faydalı şeyler ilave ediyoruz demek çok yanlıştır. İslam âlimleri, kendiliklerinden bir değişiklik yapmazlar. Yapılan değişikliğin bid'at olup olmadığını anlarlar. Hoparlörün sünnet olmadığı, bid'at olduğu meydandadır, çünkü Peygamber efendimiz, (İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir) buyuruyor. (S. Ebediyye) ÖLÜNÜN SOYKASI Sual: (Soyka evde kalmaz) diyorlar. Ölen kimsenin bütün kıyafetlerini fakirlere vermek mi gerekir, bazılarını hatıra olarak saklamak caiz olmaz mı? CEVAP: Soyka [ölünün elbiseleri], vârislerinin olur. Vârisleri, paylaştıktan sonra, istedikleri gibi kullanırlar veya başkasına verebilirler. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Selefiyim diyen biri, (Hazret-i Ömer, Osman, Ali ve Hüseyin gibi zatlar, şehit olurken, Resulullahtan yardım istemediler, çünkü biliyorlardı ki, Resulullah ölüdür, kabirdeki yardım edemez) diyor. Gerçekten de, onlar yardım isteseydi, Resulullah elbette yardım ederdi. Yardım etmemesinin sebebi nedir? CEVAP: (Ölüler yardım etmez) sözü Vehhabi inanışıdır. Enbiya ve evliya ölü değildir. Hatta Allah yolunda ölen müminler bile ölü değildir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, onlar Rablerinin yanında diridir, rızıklandırılır.) [Al-i İmran 169] Allah yolundaki müminler ölü olmayınca, peygamberlere ve evliyaya nasıl ölü denebilir ki? Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Peygamberler kabirlerinde diridir, namaz kılarlar.) [Ebu Ya'la, Beyheki] Resulullah, (Cuma günü bana çok salevat getirin, çünkü salevatınız bana arz olunur) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, salevatımız sana nasıl ulaşabilir ki, sen artık kabrinde toprak olmaz mısın?) dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Allahü teâlâ toprağın Peygamberleri çürütmesini haram etti.) [Ebu Davud, Nesai, Beyheki] İnsanlar nimet ve bela yönünden dörde ayrılır. 1- Nimet gelince sevinir; dert belâ gelince isyan eder. Genelde fâsıklar böyledir. 2- Nimete sevinir; belâya isyan etmez; sabredip, gitmesini ister. Genelde salihler böyledir. 3- Dert belâya da sevinir, razı olur. Evliya zatlar böyledir. 4- Dert belâya da sevinir, hatta nimetlerden alınan zevkten daha çok zevk alır; gitmesini istemez. Tatlı gelen şeyin gitmesi istenir mi? Peygamberler, Eshab-ı kiram böyle idi. Bildirilen şehid zatlar, bu dördüncü sınıfa dâhildir. Allahü teâlânın gönderdiği şehidlik nimetini, geri teperler mi hiç? Bilirler ki, dert ve belâ kemend-i mahbûbdur. Kement, sevilenin, seveni kendine çekmek için attığı iptir. Peygamber efendimiz, bir gün, bir dizine torunu Hazret-i Hasan'ı, öteki dizine de oğlu Hazret-i İbrahim'i almış severken, Cebrail aleyhisselam gelip, (Allahü teâlâ bunun ikisinden birisini almak istiyor, hangisini tercih edersen onu alacak) dedi. İkisini de almasın deseydi, Allahü teâlâ onun duasını elbette kabul ederdi. Buna rağmen, birisine razı oldu. Hazret-i Hasan'a razı olsa idi, kızı da, damadı da üzülecekti. Onların üzülmemesi için Hazret-i İbrahim'e razı oldu. Allahü teâlânın attığı kemende severek yapıştı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, (Bedenin, ıslatılmasında harac olmayan yerlerini yıkamak farzdır. Harac yani meşakkat, zorluk bulunduğu zaman haraca sebep olan şey zaruri var ise, buraları yıkamak sakıt olur) deniyor. Bu ifadelere göre, dolgulu dişi sökmek harac olmaz mı? Bir de, ikisi de örgü olduğu halde, kadının, gusülde örgülü saçını çözmesi harac oluyor da, erkeğin örgülü saçını çözmesi niye harac olmuyor? CEVAP: Dolgu dişi çıkarmak elbette haracdır, hem de çok kuvvetli zorluktur. Ancak, başka mezhepte bir çıkış yolu olduğu için, o mezhebi taklit edince mesele kalmıyor. Farzı yapmakta haraca sebep olan, yani yapmaya mani olan zaruret, ya zorla olur. Kadınların saçlarını uzatması böyledir, çünkü İslamiyet, saçlarını kesmelerini yasak etmiştir. Yahut hasta bir uzvu sıhhate kavuşturmak ve tehlikeden korumak için olur. Yahut da, başka şey yapmaya imkân olmadığı için olur. Harac bulunduğu zaman, başka mezhebi taklit mümkün olmazsa, zaruret aranır. Kadınların örgülü saçlarını çözmelerinde harac vardır. Bu haracdan kurtulmak için, başka mezhebi taklit etmeye de imkân olmadığı ve saçlarını uzatmalarında zaruret olduğu için, saçlarının örgülerini açmaları affolmuştur. Kadınların örgülü saçlarını açmamaları, erkeklerin örgüsünü açması gibi değildir, çünkü birincisinde zaruret ve harac birlikte vardır. Erkek örgüsünü çözmede harac varsa da, zaruret yoktur. Zaruret olmayınca da, erkeklerin örgülerini çözmeleri gerekir. KADINLARIN ERKEKLERE BAKMASI Sual: Kadınların, yabancı erkeklere şehvetsiz bakması, caiz değil midir? CEVAP: Şehvetsiz, ihtiyaç kadar, avret yeri açık olmayan yabancı erkeklere bakmak caizdir. Şehvetten emin olan kadının yabancı erkeğe bakması, erkeğin erkeğe veya erkeğin, mahremi olan kadınlara bakması gibi caizdir, yani günah değildir. Şehvetle bakması ise, haram olur. Ancak ben şehvetsiz bakıyorum diyerek, yabancı erkeklere bakmayı âdet haline getirmesi, ihtiyaçsız bakması uygun olmaz. TESBİHLERİ FARKLI SÖYLEMEK Sual: Rükû ve secdelerde okunan tesbihleri, 5, 7, 9 veya 11 kere okumanın müstehab olduğu bildiriliyor. Bir namazda bunları bilerek veya unutarak farklı okusak, mesela rükûda 5 kere, secdede 7 kere, ikinci rekâtta rükûda 11 kere, secdede 5 kere okusak, yani hep farklı okusak bir mahzuru olur mu? CEVAP: Bir mahzuru olmaz. Üçten az söylememeli, bir de teke riayet ederek 5, 7 gibi okumalı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir mezhebe bağlanmadan, bütün mezheplerden faydalanmak caiz midir? CEVAP: Caiz değildir. Herkesin bir mezhebinin olması lazımdır. Bir mezhebi olanın da, harac, sıkıntı olmadıkça, bir işi bir mezhebe göre, başka bir işi de başka mezhebe göre yaparak, mezhepleri karıştırması caiz olmaz. Bir kimse, dört mezhepten hangisini seçmişse, o mezhepteki bilgileri öğrenmesi, harac, sıkıntı olmadıkça, her işinde o mezhebe uyması lazımdır. (M. Nafia) Dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Her Müslümanın yalnız bunlardan birine uyması şarttır. Dört mezhebin kolaylıklarını araştırıp, bunları bir araya toplayarak, yeni bir kolaylıklar mezhebi uydurmaya telfik denir ki, caiz değildir. (Hadika) İki mezhebi telfîk edenin ibadetinin sahih olmayacağı sözbirliğiyle bildirilmiştir. Bir ibadetin bir şartı bir mezhebe, başka şartı da başka mezhebe göre sahih olursa, bu ibadet sahih olmaz. (Redd-ül-muhtar) Bir ibadetin bir kısmını bir mezhebe göre yaparken, diğer kısmını, bu mezhebe göre yapmayıp, başka mezhebe göre yapmaya kalkışmak, birinci mezhep imamının bilgisini beğenmemek olur. Selef-i salihini cahil saymak küfürdür. (F. Bilgiler) DOYURABİLECEK KADAR Sual: Yemin kefareti olarak, bir öğün için fakire ne kadar para vermelidir? CEVAP: Belli bir para miktarı yoktur. Ölçü, fakirin doymasıdır. Karnını doyurabilecek kadar vermelidir. YEMİN KEFARETİ İÇİN PARA VERMEK Sual: Yemin kefareti olarak, bir fakire 10 gün, sabah akşam doyuracak kadar kâğıt para vermek caiz olur mu? CEVAP: Verilen parayla karnını doyuracağı kesin bilinirse, para vermek caiz olur. TIRNAK KESERKEN Sual: Tırnakları hangi sırayla kesmek gerekir? CEVAP: Sağdan başlayarak kesmek gerekir. (S. Ebediyye) Tırnak kesmeye sağdan başlanır. Önce sağ elin şehadet parmağından başlanır, küçük parmağa doğru sırayla kesilip, sol elin küçük parmağından başlayarak, başparmağından sonra, sağ elin başparmağının tırnağı kesilerek bitirilir. Ayak parmaklarında da, sağ ayağının küçük parmağından başlar ve sol ayağın küçük parmağında bitirilir. (Hindiye) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Resulullahın vârislerini yani Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini tanıyanla tanımayan insan arasındaki fark, görenle görmeyen arasındaki fark gibidir. Bu büyükleri tanımayan âmâ yani kör gibidir. Evet, iman etmek basiretle görmek işidir, fakat büyükleri tanımak net görmektir. O pırıl pırıl görür. Diğeri ise bulanık görür, yolunu şaşırabilir. Bu büyükleri tanıyanın, sevenin, teslim olanın, imansız gitme ihtimali yoktur. Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Biz yolun sonunu, en başa koyduk) buyuruyor. En başa koyduk demek, sizi uyandırdık demektir. Herkes bu işin sonunda uyanırken, onlar işin başında bizi uyandırdılar. Yani doğruyu, yanlışı, iyiyi, kötüyü öğrettiler. Dünyada en zor iş budur, hangisi doğru, hangisi yanlış bilmektir. Bunu bilmek mümkün değildir, ancak bilen biri söylerse, öğretirse insan bilebilir. Elhamdülillah bunu bize öğrettiler; yani ilk başta gözümüzü açtılar. Dediler ki, sizin gözünüz artık görüyor, iyiyi kötüyü görebiliyorsunuz, onun için yanlış yapmayın! Bu nimete kavuşan Müslümanlar olarak, o kadar bahtiyarız ki, herkesin otuz kırk yıl, araya araya, o da nasibi varsa bulabileceğini, Allahü teâlâ bize daha başta verdi. Neyi verdi? Bu büyükleri tanımayı verdi, çünkü İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. Birincisi, dostlarını tanıtır. Eshab-ı kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi. İkincisi de, ona hayırlı bir iş nasip eder) buyuruyor. Hayırlı işin manası, neticesine göredir. Hayır ve şer hükmü, neticeye göre verilir. Yoksa başına veya ortasına göre değil. Bu büyüklerin yolundaki hizmetlerin neticesi ve gayesi bellidir. O da, Allahü teâlânın rızasını kazanmak ve Onun kullarına iyilik etmektir. Onun dışında hiçbirimizin, ne mal mülk, ne de başka bir düşüncesi yoktur. Hâl böyle olunca, bu iki nimete kavuşanların da hiçbir şeyi şikâyet etmemeleri gerekir. Şikâyet eden neye benzer? Bir milyon lirası olan bir adamın, beş kuruşu kaybedip de, feryat figan etmesine benzer. Kazandıklarından hiç bahsetmiyor da, kaybettiği beş kuruşu anlatıyor. Niye kazandığı nimetleri anlatmıyor da, üç beş sıkıntı gelmiş başına ondan şikâyet ediyor? Allah'tan utanmıyor mu? Dünyadaki bu kadar insan içerisinde, Müslüman olmak bir nimettir. Dünyadaki o kadar Müslüman içerisinde, Ehl-i sünnet olmak, ayrı bir nimettir. O kadar Ehl-i sünnet içerisinde, bu büyükleri tanımak ayrı bir nimettir. Yani seçile seçile bu hale gelmiş, ondan sonra kalkıp kuyunun dibindeki beş kuruşu arıyor. Ayıptır, Allah'tan utanmalı. Üzüntüsüz insan olmaz, fakat öyle nimetlere kavuşmuşuz ki, ufak tefek sıkıntıları boş vermeli. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Din büyükleri bazı şeyleri örnekle anlatırlar, çünkü söz unutulabilir, ama örneğin unutulması biraz zordur. Bir örnek: Hava soğuyunca, leylekler sıcak memleketlere gitmek için yol hazırlığına başlamışlar. Bir kaplumbağa onlara demiş ki: - Ne olur, beni de gittiğiniz yere götürün! - Bu mümkün olur mu? Biz havadan gideriz, sen yerden gidersin. Hem bize yetişmen mümkün olmaz. - Ne olur, yalvarıyorum, bir yol bulun da, beni de o güzel yerlere götürün! Leylekler şaşırmışlar. Bu işe bir çare düşünüyorlar ve diyorlar ki: - Bak, şu sağlam sopayı görüyorsun. Bunun iki ucundan, bizden iki leylek, gagalarıyla sıkı tutacaklar, sen de ortasından ağzınla sıkı tutacaksın, fakat biliyorsun biz uçarak gidiyoruz, seni de çıkabildiğimiz yüksekliğe kadar çıkaracağız, ama ondan sonra iş sana kalıyor. O sopanın ortasından çok sıkı yapışacaksın. Ağzını bir açarsan, mahvolursun. Yukarıdan düşmenin tehlikesi çok fazladır. Bir düşün, uygun dersen götürelim. Kaplumbağa demiş ki: - Düşünmeme gerek yok, beni de götürün! Elbette hiç ağzımı açmam. Leylekler, peki o zaman, sen bilirsin demişler. İki leylek sopanın iki ucunu gagalarıyla tutmuş, bu da ortasından tutmuş ve üçü birlikte kalkmışlar. Bir müddet sakin ve güzel şekilde gitmişler. Ancak kaplumbağa aşağıda bir şehir görmüş. (Ne güzel şehir, biraz yavaş uçun, seyredeyim) diyecek olmuş, tabii aşağı düşmüş. Leylekler, (Biz ne yapalım, o kadar tembih ettik, eden kendine eder, fakat yine biz merhameten gidelim, bir bakalım, ne olur ne olmaz, belki bir kurtuluş çaresi vardır) demişler. Gelmişler, bir bakmışlar ki, kayaların üzerine düşmüş paramparça olmuş. Bu büyüklere tâbi olmak, bir gemiye binmek gibidir. Kaptanı bellidir, ama bir insanın tek başına, kendi ilmiyle, koca deryayı aşması, o engebeli yollardan aşarak, maksadına ulaşması çok zordur. Din büyükleri, (Kavuştuktan sonra, aklını bırak ve kurtul) buyuruyorlar. Kavuştuğumuz halde, hâlâ aklımızı kullanıyorsak, işte o, bizim için büyük sıkıntı kaynağı olur. Gemiye bindikten sonra kaptana, [uçağa binince pilota] karışmaya ne hakkımız var! Tercihimizi yapalım, ister binelim, ister binmeyelim, ama bindikten sonra, artık onların işine karışılmaz. Dünya hayatı hayaldir. Bu hayalin peşinden koşanlar, ne kadar yanılıyorlar, ne kadar huzursuz ve perişan oluyorlar, akıl almıyor. Hayal, hakikat getirmez. Adı üstünde, hayaldir zaten. Asıl hayat, âhiret hayatıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Bu işin kaderinde şu vardır) demek, dine aykırı mıdır? Tedbire mani midir? CEVAP: Hayır, dine aykırı değil, tedbire de mani değildir. Her işte belli olayların olması tabiî bir şeydir. Mesela savaşta kazanılabilir, tedbir alınmasına rağmen kaybedilebilir, gazi veya şehid olunabilir. (Savaşın kaderinde gazi veya şehid olmak var) denir, dine aykırı yönü de yoktur. Av hayvanı avlanabilir. (Gözü tanede olan, kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz) derler. Böyle bir kuş, tuzağa yakalanabilir. Olgunlaşan meyve, ağacın dibine düşer demek, tecrübeyle elde edilen bir bilgidir. Denize düşen ıslanır demek de böyledir. Denize düşenin kaderinde ıslanmak vardır demek, yanlış olmaz. Trafik kilitlenebilir. Trafiğe çıkanın, bunu göze alması gerekir. Trafiğin kaderinde, tıkanmak olabilir. Ateş düştüğü yeri yakar deriz. Ateşin düştüğü yeri yakması, kaderinde var denir. Tedbir alınsa da, çok yağmur yağarsa alçak yerleri sel basabilir. Binalar çok sağlam olsa da, şiddetli bir deprem çok yeri yıkabilir. Denizde yüzen boğulabilir. Tedbir alınsa da, yer altında çalışan, göçük altında kalabilir. Her mesleğin kaderinde böyle şeylerin olması tabiîdir. Bunların hepsi normal ise de, istismarı normal değildir. KALB KIRMAK Sual: Kalb kırmanın hükmü nedir? CEVAP: Kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. (Mektubat-ı Rabbani 3/45) Kalb, sırça sarayına benzer. Yani, çok ince camdan yapılmış bir kâse gibidir. Kırılırsa bir daha yapılması çok zordur. Hele salihlerin kalbinin kırılmasından, arş-ı ilâhî titrer. ÖĞRETMEN ÖĞRENCİ İLİŞKİSİ Sual: Öğretmenin öğrenciyle ilişkisi nasıl olmalıdır? CEVAP: 1- Öğrenciye kendisini sevdirmeli. 2- Onu tenkit etmemeli, özellikle başkasının yanında hakaret edip mahcup etmemeli. 3- Hak ettiği notu esirgememeli. GÖZYAŞI VE TER Sual: Ölünün terlemesi ve gözünden yaş gelmesi neye alamettir? CEVAP: Hayra alamettir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler için, (Post modern dönem müceddidi, reformcu, dini yeniden yorumlayıp modern hayata uyduran) gibi tabirler kullanılıyor. Dini yeniden yorumlamak, modern hayata uydurmak ne demektir? CEVAP: Modern hayattan kasıt ne? Avrupa tarzı, ahlâk ve namus tanımayan bir hayat yaşamak mıdır? Öyleyse bu, dini değiştirmek olur. Zamana uygun yaşamak için ise, dini yeniden yorumlamaya, reform yapmaya yani dini değiştirmeye zaten ihtiyaç yoktur. Böyle yapmak dini yıkmak olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bugün, kalbler kararmış olduğundan, bid'at sahibinin işleri iyi ve güzel görülürse de, yarın kıyamet günü, kalbler uyandığı zaman, bunların zarar ve pişmanlıktan başka bir netice vermedikleri görülecektir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Sözlerin en iyisi, Allahü teâlânın kitabı, yolların en hayırlısı, benim yolumdur. İşlerin en kötüsü, bu yolda yapılan reformlardır. Her bid'at sapıklıktır.) [Mektubat-ı Rabbani 1/186] Her yüzyılda bir gelen müceddidlerin görevi de, dinde yenilik yapmak değil; aksine, yapılan bid'atleri, reform ve yenilikleri temizleyerek, dinin aslını ortaya çıkarmaktır. Yeni ictihadlara, yorumlara ihtiyaç yoktur. Din kitaplarımızda deniyor ki: Allahü teâlâ ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselam, kıyamete kadar hayat şekillerinde ve fende yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsini kapsayan hükümleri bildirdiler. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. (S. Ebediyye) Müslüman olan Alman ilim ve fikir adamı Dr. Hamid Marcus diyor ki: İslam dininde akla sığmayan, inanılması mümkün olmayan hiçbir inanca rastlanmaz. İslamiyet'te, modern ilimlere uymayan hiçbir nokta yoktur. Emir ve telkin ettiği bütün hususlar, tamamıyla mantıkî ve faydalıdır. İslamiyet'te, diğer dinlerde olduğu gibi, imanla mantık arasında hiçbir ayrılık yoktur. Fransız Roger Garaudy de diyor ki: İslam, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinlerse, çağların arkasında sürüklendi. Yani, İslam dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tâbi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi. Kur'an-ı kerim ise, indirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Eskiden, insanlar neden bir mürşid-i kâmil aramışlardır? Mürşid-i kâmilsiz Allah'ın rızasına kavuşmak mümkün değil miydi? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâya kavuşturan yolu bulmak çok lüzumludur. İnsan, her bakımdan çok aşağıdır. Allahü teâlâ ise, her bakımdan yüksek ve kusursuzdur. Ondan gelen feyzlerin alınması için vericiyle alıcı arasında bir bağlantı, bir yakınlık olması gerekir. İnsanlarda bu yakınlık yoktur. Bunun için, bu yolu bilen bir kılavuza ihtiyaç şarttır. (1/169) Böyle bir zatı seven kimse, kitaplarını severek okur, onu edeple, sevgiyle düşünürse, bunun da kalbi, temizlenmeye ve feyz almaya başlar. Allahü teâlâ bedenimizi, maddemizi, yetiştirmek için güneş enerjisini sebep kıldığı gibi, ruh ve kalblerimizi olgunlaştırmak için de, Muhammed aleyhisselamın kalbini, oradan yayılan nurları sebep kılmıştır. Kalbe, ruha gıda olan, evliyanın sohbetleri ve yazıları da, hep Resulullahın mübarek kalbinden yayılan nurlarla hâsıl olmuştur. (S. Ebediyye) ULEMA VE EVLİYA Sual: Âlimler mi daha üstündür, yoksa tasavvuf yolunda ilerleyen evliya mı? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İlim öğrenen kimse, nefsine uyarak günah işlerse, kendine zarar yaparsa da, onun ilminden faydalananlar olur. Kendini yakarsa da, başkalarının kurtulmasına sebep olur. Tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışan kimse, kendini kurtarmakla uğraşır. Başkalarına faydası olmaz. Dinimiz, insanların saadetine çalışanları, kendini kurtarmaya çalışanlardan, daha üstün tutar. Tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimse, tasavvufta bildirilen makamlara erer ve sonra insanları davet etmek vazifesiyle şereflendirilirse, İslamiyet'i bildirenlerden, herkesi saadete erdirenlerden olur. İslam âlimleri gibi üstün ve kıymetli olur. Bu, Allahü teâlânın öyle bir nimetidir ki, dilediği seçilmişlere ihsan eder. Onun ihsanı pek büyüktür. (1/48) MAAŞ VE MİRAS Sual: Ölen babamın emekli maaşını annemle kız kardeşim alıyor. Ben de, oğlu olarak vârisiyim. Bu maaşı benim de paylaşmam gerekmez mi? CEVAP: Emekli maaşı, miras malı olmadığı için, sadece kimlere veriliyorsa onlar alır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Japonya, Amerika ve Avrupa'nın dinleri bozuk olduğu halde, dünya işlerinde nasıl başarılı oluyorlar? CEVAP: Kur'an-ı kerim insanlara iki yol gösterir: 1- Ahiret yolu: İnanarak, severek tatbik eder. Dünyayı da, ahireti de kazanır. 2- Dünya yolu: İnanmasa da, gösterdiği yolda giderse dünyada kazanır, başarılı olur. Aspirin gibidir. Müslümanlar da içse faydasını görür, kâfirler de içse faydasını görür. Kur'an-ı kerimin gösterdiği yolda giden, kâfir de olsa faydasını görür. Allahü teâlâ, (Sadece Müslümana veririm) demiyor, (Çalışana veririm) buyuruyor. Dünyayı kim isterse, ona veririm buyuruyor. Ahireti isteyene ise, hem dünyayı hem ahireti veririm buyuruyor. Kur'an-ı kerimin bildirdiği güzel ahlaka, çalışma prensiplerine uymayan bir millet başarılı olamaz. Başarılı olan gayrimüslimlerde, dürüstlük, çalışkanlık, temizlik var, yalan yok. İnsanların haklarını veriyorlar. Bunlar, Kur'an-ı kerimin emrettiği şeylerdir. Kim uyarsa, o kazanır. Eczaneden bir kutu ilaç alsak, tarifesini okuruz. Tarifeye uygun kullanılırsa faydalı olur, tarifeye uyulmazsa ölüme kadar götürür. Bunun gibi, dünya işlerinin de tarifesi vardır. Dünyadaki bütün işlerin tarifesi Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. Herkes, ona uyduğu kadar başarılı olur. Gayrimüslimlerin başarıları bu yüzdendir. Onların dünya için yaptığı faydalı işlerin hiçbirinin Kur'an-ı kerime aykırı olduğu gösterilemez. Bazı gayrimüslim fen adamları, dinlerinden uzaklaşınca, başarılı oluyor. Müslüman ismini taşıyan bazı cahiller de, İslamiyet'ten uzaklaşınca başarısız oluyorlar. Buradaki inceliği iyi anlamak gerekir. BAŞKA MÜCTEHİDİ TAKLİT ETMEK Sual: İmam-ı Şafii hazretleri, İmam-ı a'zam hazretlerinin kabrini ziyaret ettiğinde, sabah namazı kılarken, ona hürmeten kunut okumamış. Bir müctehid, başka bir müctehidi taklit edemediğine göre buradaki incelik nedir? CEVAP: İmam-ı Şafii hazretleri burada taklit etmiyor. O anda öyle ictihad ediyor, yani yine kendi ictihadıyla kunut okumamış oluyor. SABAHIN KÖRÜ Sual: (Sabahın körü denmez, sabahın nuru demelidir) deniyor, doğru mu? CEVAP: Hayır, doğru değildir. Sabahın körü ifadesi, sabahın en erken saatinde, ortalığın iyice aydınlanmadığını anlatıyor. Göz iyice görmediği zaman demektir. Ayrıca nur, aydınlık demektir ki, o saatte aydınlık olmuyor. Sabahın nuru demek yanlış olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Milletin kaderini değiştireceğiz, milletin kaderi bu değildir) gibi sözler söyleniyor. Mehmet Akif de, bir şiirinde (Kadermiş, öyle mi? Hâşâ! Bu söz değil doğru/Belanı istedin, Allah da verdi, doğrusu bu) diyor. Meydana gelen bir şey için, kader değildir demek, kaderi inkâr olmaz mı? CEVAP: Bu sözler, kaderi bilmemekten kaynaklanıyor. Kadere iman, Amentü'nün altı şartından biridir. İnkâr eden küfre girer. Özellikle mutezile fırkası, (İnsan kendi kaderini kendi çizer) diyerek Allahü tealadan olan kaderi inkâr ediyor. Kadere iman eden Müslümanların, tehlike karşısında tedbir almadıkları sanılıyor, kaderci deniyor. Tevekkül de böyle yanlış anlaşılıyor. Tevekkül eden, tedbir almaz, sebeplere yapışmaz zannediliyor. Hâlbuki tevekkül, gerekenleri yaptıktan, tedbir aldıktan sonra sebeplere değil, sadece Allahü teâlâya güvenmek, sebeplerin tesir etmesini Allah'tan beklemek demektir. Kader ise, olacak şeylerin hepsini, ezelî ilmiyle Allahü teâlânın bilmesi, kaza da zamanı gelince bunları yaratması demektir. Kadere imanın, tedbir alıp almamakla alakası yoktur. Bir kimsenin yaptığı çürük bina depremde yıkılsa, sağlam bina yapanınki yıkılmasa, Allahü teâlâ, birinin yıkılacağını, ötekinin de yıkılmayacağını bilir. Zamanı gelince de bunlar, meydana gelir. İşte kaza ve kader budur. Tedbir almayanın başına bir iş gelince, bu kader değildir demek, kaderi inkâr etmek veya kaderi bilmemek demektir. Suçlu veya suçsuz, sarhoş veya ayık bir kimse trafik kazası yapsa, bu da kaderdendir. Sarhoşun kaza yapması kaderdendir. İntihar edenin yaptığı iş de kaderdendir. Yani bunların hepsinin olacağını Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Başa gelen, iyi kötü her şey, kaderdendir. Kaderin dışında bir iş olmaz. Bu, imanın altı şartından biridir, inkâr edilmesi insanı küfre sürükler. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kadere iman etmedikçe, başa gelecek olanın asla şaşmayacağına, başa gelmeyecek olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.) [Tirmizi] (Kadere inanmayan, imanın gerçeğine erişmez.) [Nesai] (Kaderi inkâr edenin İslam'dan nasibi yoktur.) [Buhari] (Kaderi inkâr edene, bütün peygamberler lanet eder.) [Taberani] (Ahir zamanda, kaderi inkâr edenler çıkacaktır.) [Tirmizi] Görüldüğü gibi Peygamber efendimiz, ahir zamanda kaderi inkâr edenlerin çıkacağını bildirmiştir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Büyüklere karşı teşekkür ve edep, Allah'a karşı şükür ve edepten kaynaklanır. Büyüklerin şahsının, teşekküre, edeb gösterilmeye ihtiyacı yok. Allahü teâlâ böyle istiyor. Allah böyle yaratmış, bazı kullarını, maddi ve manevi iyiliklere vasıta yapmış. Bu iyiliklere kavuşmak isteyen, mutlaka bu vasıtalardan geçmek zorundadır. Geçmeyen ve vasıtayı beğenmeyen mahrum kalır, felakete gider. Bunu Peygamber efendimiz bildiriyor, (İnsanlara teşekkür etmeyen, [edep, saygı göstermeyen] Allah'a şükretmiş [Ona karşı edep göstermiş] olamaz) buyuruyor. Yani, bize gelen nimete vesile olan kişiye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü, Allahü teâlâ kabul etmez. Bize iyilik edene teşekkür etmezsek, onun gönlünü almazsak, onun rızasını almazsak, Allah bizden razı olmaz. Asıl teşekkür, bize dinimizi öğreten hocanın hakkıdır. Yani Ehl-i sünnet âlimlerinin, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin hakkıdır. Her birinden Allahü teâlâ razı olsun. Hazret-i Ali, (Bana bir harf [dinden bir mesele] öğretenin kırk yıl kölesi olurum) buyuruyor. Bu dünyada Allahü teâlânın bir kuluna en büyük nimeti, böyle mübarek bir rehberi, böyle sevgili bir dostunu ona tanıtmasıdır. İmanımızı, ihlâsımızı, her şeyi onlara borçluyuz. Her şeyin hakkı ödenebilse de böyle hocanın hakkı ödenmez, çünkü Peygamber efendimiz, (Ümmeti arasında peygamber neyse, talebesi arasında hoca odur) buyuruyor. Bu büyük zatlara teşekkür etmek, onların söylediklerine kıymet vermekle olur. Onları sevmekle, yollarında gitmekle olur. Hazret-i Osman, Resulullah efendimizle ilk müsafeha ettiği andan itibaren, ölene kadar artık sağ elini edep yerine değdirmedi. İmam-ı a'zam hazretleri, aralarında yedi sokak olmasına rağmen hocası Hammad'ın evine doğru ayaklarını bir kere uzatıp oturmadı. İmam-ı Malik hazretlerinin Medine-i münevverede hayvana bindiği görülmedi. (Resulullah efendimizin mübarek kabrinin bulunduğu bir yerde hayvan üzerinde nasıl gezebilirim) derdi. İmam-ı Şafii hazretleri, bir odada talebelerine ders verirken, tam on defa ayağa kalkıp oturdu. Talebeler şaşırıp hikmetini sordular. İmam-ı Şafii hazretleri, (Kapının önünde seyyid bir çocuk oynuyor. Kapının önüne gelip, kendisini gördüğüm zaman, ona hürmeten ayağa kalkıyorum. Resulullah efendimizin torunu ayakta dururken oturmak reva değildir) buyurdu. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kendisine dinini imanını öğreten ana babası ondan razı olmadıkça, bir kimse Allahü teâlânın sevgili kulu olamaz. İhsana kavuşma sebebi, anne baba duasıdır. Büyükler, (Annesini üzene yapılan dua kabul olmaz. Anne baba duası almayan, bizden dua istemesin) buyurmuşlardır. Kendisine dinini imanını öğreten, Ehl-i sünnet itikadı üzere yetiştiren anne babasını üzen, rıza ve dualarını almayan, ölene kadar başını secdeden kaldırmasa bile Cehennemden kurtulması çok zordur. Evliya bir zat talebeleriyle beraber otururken, dışarıdan bir talebesi gelir, bazı hususları arz ettikten sonra der ki: - Efendim filan kişi de sizden dua istiyor. O zat şu cevabı verir: - Ben dua etsem Allahü teâlâ duamı kabul etmez. Bütün talebeler şaşıp kalır, çünkü o dua isteyen, iyi tanıdıkları çok hizmet eden bir arkadaşlarıdır. Bunun üzerine, mübarek zat sözüne devam ederek buyurur ki: - Ana babasının duasını almıyor. Onların duasını almazsa Allah ondan razı olmaz. Allahü teâlânın razı olmadığı kişiye, ben dua etsem ne fayda! Benim ona yapacağım dua kabul olmaz. Peygamber efendimiz, (Ana babasının duasını almayan, Allah'ın rızasına kavuşamaz) buyuruyor, ama şu kardeşinize dua etsem, kabul olur, çünkü duydum ki, annesi ona çok dua ediyormuş. O kadar razıymış ki, (Oğlum, sana gündüz ettiğim dua beni tatmin etmiyor, sırf sana dua etmek için geceleri de kalkıyorum. Ya Rabbi, ben bu oğlumdan razıyım, sen de ondan razı ol! Onun tuttuğu taşı altın yap diye dua ediyorum) diyormuş. İşte bu kardeşinize dua etsem, elbette kabul olur. Yine mübarek bir zatın talebesi, hocasına şunu anlatır: (Babamın ölümüne belki 2-3 saat kala onun duasını almak nasip oldu, bana dua etti, ondan sonra da vefat etti. Belki size kavuşmama, bu dua sebep oldu. O zaman 13-14 yaşımdaydım. Babam ağır hastaydı, ama şuuru yerindeydi. Evde yatıyordu. Bir gün canı portakal istedi. Hemen gidip, bir portakal bulup getirdim. Acele soyup, birkaç dilim verdim. Ağzına aldı, iki üç defa biraz suyunu emdi, tamam dedi, alın bunları diye ağzından çıkardı. Ben de, oğlum benden iğrendi demesin diye, ağzından çıkanı geriye koymadım, aldım ağzıma attım. Sen ne yapıyorsun der gibi, yüzüme baktı. Gözleri dolmuştu, bana baktı, baktı, Allah senden razı olsun dedi. Ondan sonra konuşmadı, sonra da vefat etti.) Hocası da, (Allah senden razı olsun) der ve ağlamaya başlar, talebelerin hepsi de ağlarlar. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kaza borcu olmayanın, kaza namazı kılmasında mahzur var mıdır? Sünnetleri kılarken kazaya da niyet edebilir mi? CEVAP: Hiçbir mahzuru yoktur, hatta böyle ömür boyu kaza kılmak ihtiyatlı olur. Çeşitli sebeplerle sahih olmayan namazları olmuşsa, bunlar kaza edilmiş olur. Namazın içindeki bir sünnet terk edilerek veya mekruh olarak kılınanlar varsa, onlar da telafi edilmiş olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı a'zam hazretleri, abdestin edeblerinden bir edebi terk ettiği için, kırk yıllık namazı kaza etmiştir. (1/29) Resulullah efendimiz, farzın yanında nafile namaz kılardı. Kıldıkları bu nafile namazlar bize sünnet olmuştur. Farz namazların yanında, nafile, adak, vacib veya kaza namazı gibi, farzdan başka bir namaz daha kılınınca, beş vaktin sünnetleri de kılınmış oluyor. Sünnetler terk edilmiş olmuyor. (Nevadir-i fıkhiyye fi mezheb-il-eimmet-il hanefiyye) Kazası olmayan kimse, sünnetlerin haricinde, herhangi bir vakitte kaza namazı kılarsa, mesela kuşluk, evvabin, teheccüd namazı gibi bir namazı, kazaya da niyet ederek kılarsa o zaman, dört rekâtlı farzların son iki rekâtında da zamm-ı sure okumalı. Beş vaktin sünnetlerini kılarken, farzların 3. ve 4. rekâtında zamm-ı sure okumak gerekmez, okunsa da mahzuru olmaz. HÜRMET-İ MUSAHERE Sual: Şehvetle tutmak veya öpmek suretiyle, hem bir kızla ve hem de kızın annesiyle hürmet-i musahere olsa, hangisiyle evlenmek caiz olur? CEVAP: İkisiyle de artık evlenmek caiz olmaz. Eğer annesiyle hürmet-i musahere olsaydı, kızıyla olmasaydı, o zaman annesiyle evlenmek caiz olurdu. Kızıyla hürmet-i musahere olup annesiyle olmasaydı, kızıyla evlenmek caiz olurdu. Bir kadını şehvetle tutunca veya öpünce, artık o kadının annesiyle veya kızıyla evlenmek caiz olmuyor. MAHREMİ OLMAZ Sual: Hürmet-i musahere olan yabancı kadının annesiyle veya kızıyla evlenmek haram olduğuna göre, bu kadınlarla aynı odada yalnız kalmak helal olur mu? CEVAP: Helal olmaz, haram olur. KUNUT DUALARI Sual: Kunut dualarının ikisini de mi okumak vacibdir? CEVAP: Birini okumak vacib, diğerini de okumak sünnettir. MAHREM BİLGİLER Sual: S. Ebediyye'deki hayz, gusül ve evlilikle ilgili mahrem bilgileri birkaç kişinin birlikte okumaları caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.05.2010
.Bu maili herkese gönderin!"
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birçok mailde, "bu maili, şu kadar kişiye gönderin" gibi ifadeler oluyor. Özellikle bayanlar arasında çok rağbet görüyor. Mesela deniyor ki: 1- Bu maili şu kadar kişiye gönderirseniz bir mucizeyle karşılaşacaksınız, göndermezseniz başınıza şu felaketler gelir. 2- Şehitlerimiz için Fatiha ve salevat zinciri oluşturuyoruz, bu maili alan herkes bu zincirin parçası olmuş demektir ve 3 Fatiha ile 5 salevat okuyup 15 kişiye göndermek zorundadır. 3- Allah'ın isimlerinin yazılı olduğu bu mesajı 9 kişiye gönderirseniz, yarın güzel haber alırsınız, eğer göndermezseniz şanssızlık 9 sene peşinizi bırakmaz. Allah'ın adı geçti, artık göndermek zorundasınız. 4- Resulullahı rüyada gördüm, bunu herkese duyurun! Duyuran şu nimetlere kavuşur, inanmayan belalara maruz kalır, çünkü Peygamberimiz, (Bir cümle de olsa, benden duyduğunuz her şeyi iletin) demiştir. 5- Bu duayı 7 veya 13 kapıya dağıtanın muradı hâsıl olur, inanmayan ise musibete uğrar. 1251 yılında birinin eline geçmiş, 7 veya 13 kapıya dağıtmış, zengin olmuş. Sonra bir fakirin eline geçmiş, inanmamış, evi yanmış ve çocuğu ölmüş. 6- Lösemi hastası olan kızımın ilaç parası için yardıma ihtiyacım var. Lütfen yardım edin ve bu maili herkese gönderin. Bu maili başkalarına iletmeyenlere yazıklar olsun! 7- Yakında bazı mail adresleri paralı olacak, ancak bu maili şu tarihe kadar, şu kadar kişiye gönderirseniz o zaman sizinki ücretsiz olacak. [Her sene farklı tarihler verilerek gönderiliyor.] 8- Bu maili ileten herkes için Microsoft, 245 Euro verecektir. Ne kadar çok kişiye gönderirseniz, o kadar çok para kazanırsınız. Doğru olmasa da ne kaybın olacak ki? 9- Bir hacker rekor için Türkiye'deki bütün kullanıcıların adreslerini imha edecektir. Sakın listenize rea adlı bir msn adresi kabul etmeyin! Virüs tuzakları da dur durak bilmiyor. Aslı olmasa da, bu uyarıyı bütün sevdiklerinize gönderin! Çünkü tedbirli olmakta fayda var. 10- Birisi, "Şu firmadan arıyoruz, telefonunuzu kontrol etmek zorundayız. Bunun için 9090'ı aramanız gerekiyor" derse siz de ararsanız, bütün kimlik bilgilerinize ulaşır ve kendi telefon görüşmelerini sizin hesabınıza geçirir. Bu maili yakın dostlarınıza ulaştırın! (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
"Bu maili herkese gönderin!" -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Herkese gönderin denilerek gönderilen diğer maillerde de deniyor ki: 11- Bütün hastaneler Türkiye'nin her yerinden ulaşılabilen tek bir telefon numarasında birleştiler. Bu telefonu aradığınızda, en yakın ambulans, olay yerine gönderiliyor. Sizin ihtiyacınız olmasa bile, sevdiklerinize bir gün lazım olabilir. [Bunun doğru olmadığı ortaya çıkmıştı.] 12- Kızım kanser oldu ama hastane masraflarını karşılayamıyorum, lütfen bana yardım edin! [Bu yolla da vurgunlar oluyormuş.] 13- Bu maili herkese gönderip, linkteki ankete katılmak milli ve dini bir davadır. Yoksa vebal altında kalırsınız. Böyle mailleri herkese göndermek mi gerekir? CEVAP: Hayır. Bunları göndermemekle kimse vebal altına girmez. Aksine, göndererek bunlara alet olmak, bizi vebal altında bırakabilir. Milli ve dini dava denen mailleri çok kimseye göndermekle, kimse yapacağı işten vazgeçmez. Anketler de böyledir. Yardım isteyen mailler de genelde yalan çıkmaktadır. Bunların hepsinde, çeşitli menfaatler veya art niyetler vardır. Özellikle dini içerikli olup, göndermezseniz başınıza felaketler gelir denen mailler, misyonerlerin daha önce mektup yoluyla yaydıkları Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi türünde hurafelere benziyor. Mucizeyle karşılaşacaksınız diye gönderilen maillerin ne kadar cahil kişiler tarafından yazıldığı meydandadır. Mucizeler, sadece Peygamberlerde görülür. Mucize kelimesini başka anlamda kullanmak yanlıştır. Fatiha veya salevat zinciri oluşturuyoruz demek de uygun değildir. Herkes istediği kadar okuyabilir. Okumak ve insanlara göndermek için, belli bir sayı tayin etmek, bid'atlerin ortaya çıkmasına ve yayılmasına sebep olur. Allah'ın ismi geçti diye veya hadis-i şerif diye de göndermek gerekmez. Bilakis göndermemek gerekir. Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin ismini böyle işlere alet etmek çok çirkindir. Herkese gönderin denen bütün bu maillerde, siyasi veya maddi menfaatler de vardır. Bu tür mailleşmelerle, mail adreslerinin reklâmı yapılıp, spam mail arayanlara, mail adresi bulunmaya da çalışılıyor. Bunların ve mail gönderdikçe para kazanacaksınız denilen maillerin de yalan olduğu ve altında çeşitli menfaatlerin olduğu meydandadır. Çocuğunun veya bir yakınının hasta olduğunu söyleyip maddi yardım isteyen mailler genelde yalan çıkıyor. Bu tür mailleri hiç kimseye göndermemeli, zaten çoğunda yalan yanlış bilgiler bulunuyor. Bunları hemen silmeli, imha etmelidir. Sözümüzü kabul edecek biriyse, bize göndereni de ikaz edip bunlara alet olmamasını söylemelidir! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir genç, Hud suresi 88. âyetindeki, (Başarım ancak Allah'tandır) ifadesinden, başarıyı Allah'ın verdiğini, başarılı olmak için çalışmak gerekmediğini söyledi. Başarılı olmak için çalışmak gerekmez mi? CEVAP: Âyet veya hadislerden böyle hüküm çıkarmak çok yanlış olur. İyiyi de, kötüyü de, hayrı da, şerri de yaratan Allah'tır. Kul, hayır veya şer ister, Allahü teâlâ da dilerse kul, irade-i cüziyyesi ile onu işler. Allah izin vermezse kul, hayrı da, şerri de işleyemez. Onun için Peygamberimiz, (Hayır da, şer de Allah'tandır) buyurmuştur. Yoksa kimseye, zorla hayır veya şer işletmez. Öyle olsa, şer işleyen kimse, (Falancaya hayır işlettin, bana niye şer işlettin?) der. Cebriye fırkası, hayrı da, şerri de Allah zorla işletir der. Mutezile ise, hayra da, şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır der. Bunun ikisi de yanlıştır. Doğru olan Ehl-i sünnet itikadıdır. Başarı Allahü teâlâdan olduğu gibi, Allah'tan olmayan hiçbir şey yoktur. İki âyet-i kerime meali: (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah'tır.) [Saffat 96] (Her şeyin yaratıcısı Allah'tır.) [Zümer 62] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da, şer olanı da.) [Taberani] (Allahü teâlâ buyurur ki: "Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim.") [İ. Neccar] Her şeyde olduğu gibi, başarı da Allah'tandır. Müslümanın başarılı olmak için çalışması gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, hayır murat ettiğini, iyi işler yapmakta başarılı kılar.) [Hâkim] (Herkes, kendisi için mukadder olan neyse, o işte başarılı olur.) [Taberani] (Allah sabredeni başarılı kılar.) [Hâkim] İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Bütün insanların ihtiyaçlarını gidermek için Cenâb-ı Hak size başarılar vermiştir. Allahü teâlâ başarılarınızı arttırsın. (1/25) Evinden çıkarken Âyet-el-kürsi'yi okuyan, her işinde muvaffak olur ve hayırlı işler başarır. (İslam Ahlakı) Başarmak için çalışanın emeğini, Rabbimiz boşa çıkarmaz. İki âyet-i kerime meali: (Biz, iyiliğe çalışanların ecrini, mükâfatını zayi etmeyiz.) [Araf 170] (İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir.) [Necm 39] Bu kadar vesikaya rağmen, başarmak için çalışılmaz demek, cahillik olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Küçük çocuğa getirilen yiyecekleri kimler yiyebilir? CEVAP: Çocuğa gelen hediyeyi, çocuğa zaruri lazım değilse, fakir olan ana babası yiyebilir, ama başka fakire veremezler. Ana baba zenginse ve kendilerinde bulunmayan bir şeyse, kıymetini çocuğa ödemek şartıyla yiyebilirler. Ana babaya hediye etmek niyetiyle getirilen şey, kıymetsiz olduğunu bildirmek için, çocuğa hediye diyerek verilirse, anaya babaya getirilmiş olur. Bunu, zengin ana baba da yiyebilir ve herkese verebilirler. (Eşbah) ÇOCUĞUN MALINI ONA HARCAMAK Sual: Çocuğun malını, onun için harcamaya kim veli olabilir? CEVAP: Babası veya dedesi olur. Annesi veli olamaz. Annesi sadece, kendi yanında kalan çocuğun ihtiyacını onun parasıyla satın alabilir. (Eşbah) ÇOCUĞUN MALINI SATMAK Sual: Baba çocuğun malını satabilir mi? CEVAP: Âdil olan baba, mükellef olmayan çocuğunun her malını, piyasa fiyatına veya daha pahalı olarak, kendine ve başkalarına satabilir, parasını çocuğa ve fakirse kendine de nafaka yapar. (Dürer-ül-hükkam) OĞLUNU EVLENDİRMEK Sual: Zengin baba, fakir oğlunu evlendirmek zorunda mıdır? CEVAP: Evet, zengin babanın fakir çocuğunu evlendirmesi vacibdir. (Uyun-ül-besair) ANA BABANIN EMRİ Sual: Ananın babanın, günah olmayan emirlerine itaat etmek farz mıdır? CEVAP: Evet, farz-ı ayndır. BOYNUNU BÜKMEK Sual: Namaz kılarken boynu bir tarafa bükmek caiz midir? CEVAP: Mekruhtur. MELEKLER VE KUR'AN-I KERİM Sual: Melekler de Kur'an-ı kerim okur mu? CEVAP: Kur'an-ı kerimi okumak çok büyük bir nimettir. Allahü teâlâ, bu nimeti Habibinin ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu nimetten mahrumdur. Bunun için melekler, Kur'an-ı kerim okunan yere toplanıp dinlerler. (H.L.O. İman) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (Allahü teâlâ, dua edin kabul edeyim buyurduğu halde, dua ediyoruz ama kabul olmuyor) dememeli. Kabul oluyor, fakat Cenab-ı Hak merhametinden hemen o işi yaratmıyor. Yani, (Ey kulum, sen bu sıkıntıdan kurtulmak istiyorsun, ama bunun karşılığında sana vereceğim nimetleri bilmiyorsun) buyuruyor. O halde dua etmeye devam etmeli, kabul olduğundan şüphe etmemeli. Eskiler, (Ya Rabbi, memleketimizi kaht-ü galâdan muhafaza eyle) diye dua ederdi. Kaht yokluk, galâ da pahalılık demektir. Bir şeyin yokluğu, pahalılığından daha kötüdür. Şimdi böyle dualar unutuldu. Sadece şikâyetler kaldı. (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm) demek, musibet ve belayı geri çevirir. Gelmiş olan bela ve musibetin kalkması için ise, istiğfar etmek lazımdır. Cenab-ı Hak, (Tevbe ederseniz, imdadınıza yetişirim) buyuruyor. Günahlar ve belalardan korunmak için, tevbe ve istiğfar etmelidir. Hatm-i tehlil yani 70 bin kelime-i tevhid, ölü veya diri birine hediye edilse, ne kadar günahkâr olursa olsun, hediye edilen affolur. Ölümü düşünmek, ömrü uzatır, uzun emel ömrü kısaltır. Güzel huylu olmak, İslam ahlâkının esasıdır. Kalb kırmanın kapısı açılınca küfre girilebilir. Demek ki, küfrün hemen yanında kalb kırmak vardır. Kalb Allahü teâlâya en yakın organdır, Onun komşusudur. Kalb rahatsız olunca komşu da incinir. Kalb kırmamalı. Hiç kimsenin kalbini incitmemeli. Birçok kişi, komşu yüzünden evini değiştirmiştir. Çok dikkat etmeli, Müslümanın kalbi, nazargâh-ı ilâhidir. Hadis-i şerifte, (Kalb kırmak, Kâbe'yi yetmiş defa yıkmaktan daha kötüdür) buyuruluyor. İyi, kötü, hiç kimsenin kalbini incitmemeli. Allahü teâlâyı en çok inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Buyuruluyor ki: Hakiki Müslüman hiç gönül kırmaz, Bilir, bundan büyük bir günah olmaz. Bir Müslümana çatık kaşla bakmak bile haramdır. Güler yüzlü olmayan kimse, mümin sıfatlı değildir. Müslüman olsun, gayrimüslim olsun, herkese karşı güler yüzlü, tatlı sözlü olmalı. Başkasının kötü ahlâkından şikâyet edenin, kendisi kötü ahlâklıdır. Güzel ahlâk, sıkıntılara sabretmek, eziyetleri sineye çekmektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bütün Müslümanlara hizmet etmeli, onları sevindirmeli. Bir kimse bir kimseyi sevindirirse, Allahü teâlâ onun bu iyiliği için bir melek yaratır. Vefat edince, iyiliklerine karşılık ne kadar melek varsa onu kabirde karşılarlar ve (Korkma, şimdi Münker ve Nekir gelecek. Sual soracaklar. Takıldığın yerde biz sana yardımcı olacağız. Bizim görevimiz, seni burada rahatlatmak ve Cennetin kapısından içeriye sokuncaya kadar arkadaşlık etmektir) derler. Kim hizmet ederse, karşılığını burada veya ahirette mutlaka görecektir, çünkü Peygamber efendimiz, (Men hademe hudime) buyuruyor. (Hizmet eden hizmet görür) demektir. Dinin güzel ahlakını yaymak zordur. Buna nefs manidir. Dinsizlik ve ahlaksızlığın yayılması ise kolaydır, çünkü nefs, buna yardımcıdır. Silsile-i aliyye büyüklerinden Ali Râmitenî hazretleri buyuruyor ki: (Duanızı, öyle bir delil araya koyarak edin ki, o günah işlememişlerden olsun. O delil, Allah dostudur. Onlara tevazu ve sevgi gösterin ki, sizin için dua etsinler.) Mübarek bir zat, her cuma günü, cuma namazından sonra hatim duası yapardı. Duası bir veya bir buçuk saat kadar sürerdi. Başta Peygamber efendimiz olmak üzere, bütün Ehl-i beytin ve Eshab-ı kiramın, Tabiin ve Tebe-i tabiinin, mezhep imamlarımızın, itikad imamlarımızın, bütün Silsile-i aliyye büyüklerinin, büyük âlim ve evliya zatların tek tek isimlerini zikrederdi. Ayrıca, o güne kadar vefat etmiş kendi talebelerinin, akrabalarının, arkadaşlarının isimlerini de zikrederdi. Bir gün talebelerinden birisi cesaret edip bu durumu mübarek zata sual eder: - Efendim, "kâffe-i ehli imanın ervahına" yani "bütün iman ehlinin ruhlarına" desek, bu sevabların hepsi bütün Müslümanlara gider mi? - Tabii gider. - Peki efendim, tek tek isim saymanın farkı nedir? - Kardeşim, ismen sayıldığı zaman, o hediye edilen hatim, Fatiha, dua ve tesbihler, yani her ne varsa, altın tabaklar içerisinde vefat etmiş olan o zata verilirken, bunu sana dünyadan, seni seven şu kişi gönderdi derler. "Kâffe-i ehli imanın ervahına" denilince, kim göndermişse onun ismi bildirilmez, ama isim söylenirse, şuna gönderdim, buna gönderdim denirse, büyük bir zat ismen gönderilen bu sevabların kimden geldiğini bilirse, dikkatini çeker, o da ona dua eder. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Biz o büyük zata gönderirsek, o da muhakkak bize dua ve şefaat eder. Elimizdeki fırsatı kaçırmamalı, vakit müsaitse, hiç olmazsa birkaç büyüğe, ismen göndermeye çalışmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Enbiyadan ve evliyadan bir şey yapmalarını istemek mesela, (Yâ Resulallah, bana şefaat et, yâ Abdülkadir Geylani, kiralık ev bulmama yardım et) demek caiz midir? CEVAP: Abdülaziz Dehlevî hazretleri Fatiha suresinin tefsirinde buyuruyor ki: Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah'ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeple yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur. Peygamberler ve evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur. (Tahkik-ul-hakkıl-mübin) Abdülhakîm Siyalkütî hazretleri de buyuruyor ki: Ölü yardım yapamaz diyenler, ne demek isterler ki? Dua eden, Allahü teâlâdan istiyor. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapıyor. (Ya Rabbi! Kendisine bol bol ihsanda bulunduğun bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver) diyor. Yahut Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek, (Ey Allah'ın velisi, bana şefaat et! Benim için dua et! Allahü teâlânın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!) diyor. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Veli yalnız vesiledir, sebeptir. (Zad-ül-lebib) Ebul-Hasan-ı Harkanî hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkışınca benden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Allahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, (Yâ Ebel-Hasan, imdat!) der. Eşkıya o talebeyi göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah'tan yardım istediğimiz halde soyulduk, fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, "Yâ Rabbi, bu talebemi kurtar!" dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verdi. (Tezkiret-ül-evliya) Bir kimsenin, (Yâ Abdülkadir Geylani, kiralık ev bulmama yardım et) demesinin hiç mahzuru olmaz. Şartlarına uyarak, sebeplerine yapışarak isterse, Allahü teâlâ ona kiralık ev nasip eder. Bu şartların birincisi, o zatın Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna, nerede yardım istenirse oradaymış gibi yardım edeceğine inanmak, ikincisi de yardım edeceğinde hiç şüphe etmemektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kur'an-ı kerim kim için indi?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'anın bazı âyetlerinin müşrikler veya münafıklar için indiğini söylemek yanlıştır. Hepsi Müslümanlar için inmedi mi? CEVAP: İbni Sebeciler, münafıklar için inen âyetleri gösterip, Eshab-ı kirama saldırırlar. Mezhepsizler de, müşrikler için inen âyetleri gösterip Müslümanlara müşrik derler. Kur'an-ı kerim Peygamber efendimize inmiştir. Muhatabı odur. (İnananlara de ki, müşriklere de ki, münafıklara de ki, kitap ehline de ki) gibi ifadeler vardır. Birkaç örnek verelim. Mezhepsizler aşağıdaki iki âyet-i kerimeyi gösterip, mezheplere, âlimlere ve âlimlere tâbi olan Müslümanlara saldırıyorlar: (Onlara [Kâfirlere] Allah'ın indirdiğine uyun denilince, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" dediler. Ya ataları bir şey anlamadı, doğruyu bulamadıysa?) [Bekara 170] (Onlar [kâfirler] atalarını sapıklıkta bulup, peşlerinden koşup gittiler.) [Saffat 69, 70] Müslümanlar, Resulullahın vârisleri olan âlimlere uyarsa, müşriklere uymuş olmaz. Eğer Müslümanların ataları doğru yoldaysa elbette uymak gerekir. Nitekim Yakub aleyhisselam, vefat edeceği zaman oğullarına, (Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?) dedi. Oğulları dediler ki: (Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz.) [Bekara 133] Hazret-i Yusuf dedi ki: (Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum.) [Yusuf 38] Mezhepsizler, âyet-i kerimelere kendi akıllarına göre mana vererek, Ehl-i sünnet Müslümanları, doğru yolda olan atalarına ve mezhep imamlarına uymakla suçluyorlar. Bu âyet-i kerimedeki ataların, mezhep imamlarıyla hiç ilgisi olmadığını, şu iki hadis-i şerif de açıkça bildiriyor: (Ahir zamanda bazıları, sizin ve atalarınızın yolundan ayrılıp, sünnetimden uzak kalacaklar, onlardan uzak durun.) [Müslim] (Kâfirler, kâfirler için gelmiş olan âyetleri, Müslümanlara yükletirler.) [Buhari] İbni Sebeciler de, münafıklar hakkında inen âyet-i kerimeleri, (Eshab için indi) diyerek, Eshab-ı kiramın hemen hepsine saldırırlar. Bir iki örnek verelim: Münafikun suresinin, (Münafıklar, sana geldiği zaman) mealindeki ilk âyetinin, münafık Abdullah bin Selul ve arkadaşları için indiği bütün tefsirlerde yazılıdır. Muhammed suresinin (Onlardan, seni dinleyenler, yanından çıktıkları zaman...) mealindeki 16. âyeti de, münafıklar için gelmiştir, çünkü Allahü teâlâ, müminleri münafıklardan ayırarak, âyetin sonunda, (Onların kalblerini Allah mühürledi) buyurdu. Bundan sonraki âyette de, Eshab-ı kiramı kurtuluşla müjdeledi. Said bin Cübeyr hazretleri de, (Muhammed suresinin, (Kalblerinde hastalık olanları gördün) mealindeki 20. âyeti, münafıkları göstermektedir) buyurdu. (Hak Sözün Vesikaları) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, dört aylık olmamış çocuğu, din bilgisi verememek, İslam terbiyesiyle yetiştirememek korkusuyla aldırmanın caiz olduğu bildirilirken, İslam Ahlakı kitabında, Fetava-yı Hindiyye'den naklen, bir şart bildirilmeden, dört aydan önce aldırmanın caiz olduğu bildiriliyor. Bu iki ifade arasında bir çelişki yok mu? CEVAP: Hayır, bir çelişki yoktur. İslam Ahlakı'nda, (Dört aylık çocuğunu aldıran kadın cezalandırılır. Daha önce aldırması caizdir) deniyor. Hindiyye'ye bakılınca, mesele daha kolay anlaşılıyor. Bir özürle, dört ayı geçmiş bir çocuğu aldıran kadının cezalandırılacağı bildirildikten sonra, ancak dört aydan önce aldırabileceği açıklanıyor. Yani özürle de olsa, zaruretsiz dört aydan sonra aldıramaz, dört aydan önce özürle aldırabilir deniyor. İfade şöyle: Emzikli bir kadın, gebe olur, sütü kesilir ve emen çocuğun hayatı tehlikeye düşer, o çocuğun da babası olmazsa; gebelik 4 ay olmadan önce, o kadın ilaçla çocuğunu düşürebilir. Ancak 4 ay geçtikten sonra, çocuğunu aldırması caiz olmaz. (Fetava-yı Hindiye) Dinimizde, özürsüz çocuk aldırmak haramdır, yasaktır. Hele fakirlikten korkarak, çocuğu, anne karnındayken, ilaçla veya başka metotla öldürmek, kürtajla almak, cinayet olduğu gibi, evlat hakkını da tanımamaktır, büyük günahtır. Ananın veya süt emen diğer çocuğun ölümüne sebep olacak bir özür varsa, uzuvları teşekkül etmeden, yani 120 günlük olmadan önce aldırmak caiz olur. Kütüb-i sittedeki, (İnsan, anne karnında nutfe [sperma] olarak 40, aleka [embriyo] olarak 40, et parçası olarak da 40 gün kalır. Bundan sonra ruh verilir) mealindeki hadis-i şerifini de esas alan âlimler, bir özürden dolayı, 4 aya kadar kürtaja izin vermişlerdir. (Redd-ül-muhtar) Demek ki, çocuk aldırabilmek için iki şart gerekiyor: 1- Çocuğun 120 günlükten küçük olması, 2- İslam terbiyesi verememe endişesi, çocuğa veya anneye bir zarar gelmesi gibi bir özrün bulunması. 5 AYLIK ÇOCUK Sual: Down sendromu olduğu anlaşılan beş aylık çocuğu kürtaj caiz midir? CEVAP: Dört aydan büyük olursa, caiz olmaz. Down sendromu, bir hastalıktır. Hasta diye, çocuk öldürülmez. Dört aydan önce aldırmak gerektiği zaman, niyet başka da olsa değiştirip, İslam terbiyesi verememek endişesiyle çocuk aldırdığına niyet etmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kitab-ı mukaddeste Ahmed ismi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Peygamber efendimizin isminin, mukaddes kitaplar dedikleri Tevrat ve İncil'de geçtiği, Kur'anı kerimde bildirilmiş midir? CEVAP: Evet, bildirilmiştir. Allahü teâlâ, bütün din kitaplarında, (bir son Peygamberin geleceğini) ve bu son Peygamberin insanları en doğru yola, hidayet yoluna koyacağını beyan etmiştir. Bu ifade, hem Tevrat'ta, hem de birçok değiştirmelere rağmen, İncillerde vardır. Şöyle ki, Yuhanna İncilinin 16. babının 12. ve 13. âyetlerinde, (Benim size söyleyeceğim pek çok şeyler vardır, fakat siz henüz bunlara tahammül edemezsiniz. O geldiği zaman, sizi her gerçeğe ulaştıracaktır) denilerek Muhammed aleyhisselamın geleceği bildirilmiştir. Barnabas İncilinin 72, 96, 136, 163. kısımlarında, Hazret-i İsa havarilerine, (Bir son Peygamber gelecek, ismi Ahmed olacak, o gelinceye kadar bozulacak olan İncil'i tekrar düzeltecek ve yeni bir kitap getirecektir) dediği bildirilmektedir. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Meryem oğlu İsa, "Ey İsrail oğulları! Ben size Allah'ın peygamberiyim. Tevrat'ın tasdikçisi ve benden sonra gelecek bir peygamberin müjdecisi olarak geldim ki, o peygamberin ismi [Muhammed ismiyle aynı manada olan] Ahmed'dir" demişti. Ancak o resul, kendilerine burhanla [vesikalarla, delillerle, mucizelerle] geldiği zaman, bu apaçık büyüdür, sihirdir dediler.) [Saf 6] Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Habeşistan'a giden Eshab-ı kirama, Necaşi dedi ki: Görür gibi bilirim ki, Muhammed aleyhisselam Allah'ın peygamberidir. O elbette İsa aleyhisselâmın müjdelediği insandır. Eğer hükümdarlık sebebiyle halkın işini yüklenmemiş olsaydım, elbette ona gider, onun ayakkabılarını taşırdım.) [Ebu Davud] İNCİLLERİN DEĞİŞTİRİLMESİ Sual: Dört İncil'in zaman zaman değiştirilip basılmasının sebebi nedir? CEVAP: İncilleri zamanın şartlarına uydurabilmek ve dört İncil arasındaki çelişkileri azaltmak için değiştiriyorlardı. Bir başka sebebi de, kazanç sağlamak içindir, çünkü ister inansın, ister inanmasın, her Avrupalının evinde bir Kitab-ı mukaddes [Tevrat ve İncil] vardır. Hele Avrupalı köylülerin çoğu, Kitab-ı mukaddesten başka bir kitap okumazlar. Avrupalıların kültür seviyesi, çok kimsenin zannettiği kadar yüksek değildir. Köylerde oturanlar okuma yazma bilirlerse de, dünyadan haberleri yoktur. Ancak Kitab-ı mukaddes okurlar. Onun için, gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş her yeni Kitab-ı mukaddes, milyonlarca nüsha basılmakta ve basanlar her sene milyarlar kazanmaktadır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç aylar ne zaman başlıyor ve fazileti nedir? CEVAP: Üç aylar 13 Haziran Pazar günü başlıyor. Faziletleri özetle şöyledir: RECEB AYI: Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır.) [Tevbe 36] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir] (Cennette öyle köşkler vardır ki, onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb'in hepsini tutmuş gibi sevab verilir.) [Miftah-ül-cenne] (Allahü teâlâ Receb ayında hasenatı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların af oldu" der. Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı Receb'de gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberani] (Receb'de, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, "Ya Rabbi, onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed] ŞABAN AYI: Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfil olurlar. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban'da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] RAMAZAN AYI: Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] AYIN BAŞI VE SONU Sual: (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb'in hepsini tutmuş gibi sevab verilir) buyuruluyor. Başı 1, ortası 15, sonu da 30 mu oluyor? CEVAP: Hayır. Başında demek, ayın ilk günleri demektir. Ortası, ortadaki günlere yakın olan günler demektir. Sonu da, ayın son günlerinde demektir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yani dünya sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz şeyler okumaktan ve seyretmekten hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Peygamber efendimiz, (Sizin küfre, şirke düşeceğinizden korkmuyorum, dünyaya dalacağınızdan korkuyorum) buyurdular. Faydasız kitap, gazete, mecmua, roman ve hikâye okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Şarkı, çalgı dinlemek, uygunsuz resimler ve görüntüler seyretmek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır. Allahü teâlâya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran her şeyden sakınması lazımdır. Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, kalbi temizlemeye ve nefsi ezmeye çalışmayanlara, zevklerini, şehvetlerini bırakmayanlara, kötülükleri terk etme nimetini ihsan etmez. Kalb, muhabbet yeridir. Aşk yani Allah sevgisi, bulunmayan kalb, ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi yahut Allah sevgisi bulunur. Burada dünya demek, haram olan şeyler demektir. Kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince kalb kararır, hasta olur. Dünya muhabbeti yerleşerek, Allah sevgisi gider. Tevbe, pişmanlık ve günahı bırakmaktır. İşlenen günahlara tevbe etmemek, o günahı işlemekten daha kötüdür. Genç yaşta Allah diyen, namaz kılan bir Müslüman o kadar kıymetlidir ki, Silsile-i aliyye büyüklerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri gibi bir zat, (Rabbimin rızasını kazanmak için, o gencin ayağında bir kıl olsam, bana yeter) buyuruyor. Şah-ı Nakşibend hazretlerine bir gün sormuşlar: - Efendim, Allah'a varan derece çoktur, mesela yüz derece olsaydı siz hangi derecelere talip olurdunuz? - Birincisi, muhabbet, sevgi derecesine talip olurdum, çünkü sevgi, bütün sıkıntıları, kirli şeyleri, yok etmese de örter. Sevgi, sevdiği insanın birçok kusurlarını affettirir. Bu yüzden muhabbet derecesine talip olurdum. Rabbimizin rızasına kavuşmak için başka bir derece daha var. O da, genç yaşta Allahü teâlâya tevbe eden bir gencin ayağında bir kıl olmayı isterdim. Genç yaşta Allah'a dönen, nefsinin şerrinden korunan bir delikanlının ayağında bir kıl olmak, benim için büyük şereftir, büyük nimettir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mümin, mümine şifadır. Hastanın en büyük ihtiyacı, bir mümini görmektir. Âlimin kıymetini âlim, müminin kıymetini de mümin anlar. İman o kadar kıymetli ki, Allahü teâlâ bu imanın mükâfatını dünyada vermiyor. Zira dünya imanın karşılığı olacak nimete, altyapı olarak müsait değildir. Cenab-ı Hak bu nimeti Cennette verecek, çünkü bozulmamak, yok olmamak, ancak Cennette olur. Dünya ise bugün vardır, yarın yoktur. Her gün binlerce kişi vefat ediyor. Yani dünya da, insanlar da fanidir. Allahü teâlâ çok merhametlidir. İnsanın her yaptığı ibadet ve hayra, hemen sevab yazılır. İnsan bir hayır işlemeye niyet edince, hemen bir sevab yazılır. O hayrı işlemeye giderken attığı her adımı için sevab yazılır. Hele o hayrı işleyince, sayısız sevab yazılır. Günahlar ise hemen yazılmaz. Belki affedilir diye, melekler akşama kadar bekler. Eğer hemen tevbe ederse hiç yazılmaz. Tevbe etmezse daha sonra günah yazılır, fakat sonra tevbe ederse silinir. Günah işlemeyen var mı? Herkesin günahı var, ama hemen pişman olunca, kul hakkı yoksa yazılmaz. Neşe Müslümanlara, asık suratlı olmak ise imansızlara aittir, çünkü imanlı olan, güler yüzlü, tatlı sözlüdür, imansız olan ise çatık kaşlı, asık suratlıdır. NİYE GÜLÜYORSUNUZ? Bir gün Hazret-i Osman abdest alıyor. Abdest bitiyor, kurulanıyor, gülmeye başlıyor. Yanındakiler, hayırdır inşallah diyorlar. Hazret-i Osman onlara soruyor: - Ne için güldüğümü niye sormuyorsunuz? Yanındakiler de soruyorlar: - Efendim af edersiniz, niye gülüyorsunuz? Hazret-i Osman anlatıyor: - Bir gün, benim şu abdest aldığım yerde Resulullah efendimiz abdest alıyordu. Biz de oradaydık. Resulullah abdestini aldı, gülmeye başladı. Sonra, (Neden güldüğümü niye sormuyorsunuz?) diye sorduğu hatırıma geldi. - Peki efendim, ne oldu? - Biz de, (Ya Resulallah niye güldünüz?) diye sorduk. Cevaben buyurdu ki: (Bir müminin abdestte, yüzünü yıkarken, bütün [küçük] günahlarının, suyla beraber aktığını görüyorum. Elini yıkarken, başına mesh ederken, ayaklarını yıkarken, bütün günahlarının döküldüğünü görüyorum. Ben, ümmetim kurtuluyor diye sevinip gülmeyeyim de, kim gülsün?) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hakikat Kitabevi yayınlarından "Namaz Kitabı" hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP: Bu kitap, dokuz bölümden meydana gelmektedir. Ehl-i sünnet itikadı, küfrü gerektiren sözler, namaz, abdest, gusül, teyemmüm, oruç, hac ve zekât bilgileri anlatılmaktadır. Sonunda da, namazın içinde ve dışında okunacak dualar yer almaktadır. Yani her Müslümanın bilmesi gereken zaruri bilgileri ihtiva eden, çok kıymetli bir kitaptır. Kitabın önsözünde özetle deniyor ki: "İman ettikten sonra en mühim emir namazdır. Beş vakit namaz kılmak, her Müslümana farzdır. Kılmamak büyük günahtır. Namazı tam ve doğru olarak kılabilmek için, önce namaz bilgilerini öğrenmek lazımdır. Bu kitapta, namaz bilgileri kısa ve öz olarak bildirilmiştir. Birçok İslam âliminin kitabından istifade edilerek hazırlanan bu namaz bilgilerini, her Müslüman mutlaka öğrenmeli ve çocuklarına da öğretmelidir. Namazın doğru kılınabilmesi için, namazda okunacak sure ve duaları da ezberlemeli. Hiç olmazsa, namaz kılabilecek kadar dua ve sureyi, bunları okumasını iyi bilen, tam telaffuz eden birinden öğrenmeli. Kur'an-ı kerimi doğru olarak okumasını mutlaka öğrenmeli, çocuklara da öğretmelidir. Kur'an-ı kerimin Latin harfleriyle yazılması mümkün değildir. Onun için aslını okumalı. Mealini okumak da aslının yerine geçmez." Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. BÜYÜKLERİN DUASI OLSUN Sual: Dua isteyene (Büyüklerin duası olsun) demekle, dua edilmiş oluyor mu? CEVAP: Kitaplarımızda, büyüklerimizde böyle bir ifadeye rastlamadık. Dua isteyince, dua etmeli. Namaz kılmadan (Büyüklerin namazı olsun), oruç tutmadan (Büyüklerin orucu olsun), hayır hasenat yapmadan (Büyüklerin hayır hasenatı olsun) demekle, bu ibadetler yapılmış olmayacağı gibi, (Büyüklerin duası olsun) demekle de, dua edilmiş olmaz. (Büyükler neyi istemişlerse, neden sakınmışlarsa, Allahü teâlâ onları sana nasip etsin) veya (Büyüklerin ettiği dualar sana nasip olsun) gibi şeyler söylenebilirse de, dua isteyene edilecek en güzel dua, Allahü teâlâ razı olsun demektir. >Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dini nikâh kıyılırken, aldım, verdim, kabul ettim gibi geçmiş zaman olarak söylemek şart mıdır? CEVAP: Evet, şarttır. Mesela, kabul ettin mi diye sormalı, cevap veren de, kabul ettim demelidir. Bunun gibi, soran emir şeklinde söyleyip, cevap veren geçmiş zaman şeklinde söylese de olur. Yani soran, benimle veya şununla evlenmeyi kabul et der, cevap veren de, kabul ettim derse, nikâh yine sahih olur. (S. Ebediyye) Şafii'de, kızın babası, (Kızımı sana nikâhladım) dese, damat da (kabul ettim) dese, nikâh sahih olmaz. (Nikâhını kabul ettim) demesi gerekir. ŞAKASI OLMAZ Sual: S. Ebediyye'de, (Erkek, filanca kadın zevcemdir der, kadın da tasdik ederse, nikâhları sahih olur) deniyor. Mesela Ali, iki erkek şahit yanında, (Zeynep benim karımdır) dese, Zeynep de, (Evet, bu Ali benim kocamdır) dese, nikâhları sahih olmuş olur mu? CEVAP: Evet, sahih olmuş olur. Dinde söze bakılır. Şaka olarak söylese bile, yine nikâhları sahihtir. Mehir işini daha sonra hallederler. Şakayla boşasa da, boşamış olur. Nikâh ve boşama işleri oyuncak değildir, şakaları da ciddi gibi sahih olur. KIZINI VERDİN Mİ? Sual: Bir erkek evleneceği kızın babasına, iki erkek şahit yanında, kızını bana verdin mi dese, babası da verdim dese, nikâh sahih olur mu? CEVAP: Kitaplarda şöyle deniyor: Kızın babasına, (Kızını bana zevce olarak verdin mi?) dese, o da (Evet) veya (Zevce olarak verdim) dese, nikâh olmaz. Evlenmeyi teklif edenin tekrar, (Kabul ettim) demesi lazımdır, çünkü önce sormuştu. Soruyla vekil yapılmaz. (Kızını bana zevce olarak ver) deseydi olurdu, çünkü emirle vekil yapmış olur. Bu vekilin cevabı, iki taraf adına söylenmiş olup, iki şahit de varsa, nikâh tamam olur. (Redd-ül-muhtar) HABER GÖNDERMEK Sual: Bir erkek, hanımı olması için bir kıza haber gönderse, kız da habercinin sözünü işiten iki erkek şahit yanında (kabul ettim) dese, nikâh sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. (Mecmua-i Zühdiyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Regaib Kandili ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Receb ayının ilk cuma gecesine Regaib Gecesi denir. Yarın gece Regaib Gecesidir. Her cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Yarın oruç tutup, gecesini de ihya etmeli. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Receb ayında Allah'a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, şaban ayının 15. gecesi, cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ. Asakir] Receb ayında edilen dua kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da kat kat olur. BAŞKA YERDE KABUL ETMEK Sual: Nikâh için teklif yazılı mektubu, bir kız, bir yerde şahitlerin yanında okusa, sonra başka yerde de, yine aynı şahitlerin yanında kabul etse, nikâh sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Nikâhta icap [teklif] ve kabulün aynı yerde yapılması şart olduğu halde, başka yerdeki birinden gelen icap mektubunu, şahitlere bir oturumda söyleyip, kabul ettiğini başka oturumda söylemek caizdir. (Mecmua-i Zühdiyye) MEHİRSİZ NİKÂH Sual: Mehirsiz kıyılan nikâh sahih olur mu? CEVAP: Nikâh sahih olur. Daha sonra da anlaşabilirler. Anlaşamayıp erkek mehir vermezse, mehr-i misil vermesi vacib olur. Yani kadının baba tarafından akrabasına verilen miktar kadar verir. Hiç vermezse kul hakkı olur, fakat kadın isterse, alacağı mehrini hediye edebilir. KUR'AN-I KERİMDEKİ İLİMLER Sual: Tefsir kitaplarında, âyetlerin bütün mânâları bildiriliyor mu? CEVAP: Hayır. Bütün tefsirler, Kur'an-ı kerimdeki ilimlerden çok azını bildirmektedir. Kıyamet günü, Muhammed aleyhisselam minbere çıkıp Kur'an-ı kerim okuyunca, dinleyenler bütün ilimlerini anlayacaklardır. (H.L.O. İman) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her gün okuduğum dua ve tesbihleri, evliya zatların ruhlarına hediye ederek, onların hürmetine dua ediyorum. Bazısı, (Her gün meşgul etme, her gün seninle mi uğraşacaklar) diyor. Evliya zatlar bundan rahatsız olur mu? CEVAP: Asla rahatsız olmazlar, bilakis memnun olurlar, şefaat ederler. Allahü teâlâ, mürşid-i kâmillere bir anda çeşitli yerlere gidebilecek gücü vermiştir. Melekler de, bir anda çeşitli yerlere gider. O büyüklerin ruhları, meleklerden daha üstündür. Nasıl ki, Azrail aleyhisselam aynı anda insanların ruhlarını alıyor, Allahü teâlâ mürşid-i kâmillerin ruhuna da, bir anda çeşitli yerlerde bulunma kuvvetini vermiştir. Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri de buyuruyor ki: Melekler, Peygamberlerin ve evliyanın ruhları, her kim, nerede, ne zaman ve her ne halde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır aleyhisselamın, sıkıntıda olanların imdadına yetişmesi böyledir. Peygamber efendimizin, ümmetinin her birine, hele ölüm zamanında, imdada yetişmesi de böyledir. Azrail aleyhisselamın, ruh [can] almak için her anda, her yere gelmesi de, böyledir. Her mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de böyledir. (S. Ebediyye) KÂĞIDA YAZMAKLA NİKÂH OLUR MU? Sual: Kâğıda yazmakla nikâh olur mu? CEVAP: İki erkek şahidin yanında, erkek, (seni zevceliğe aldım) diye bir kâğıda yazsa, kız da (kabul ettim) diye yazsa, nikâh olmaz. Söylemeleri lazımdır. Orada bulunmayan erkeğin, (Seni zevceliğe aldım) yazısını, kız, şahitlere okuyup da, (kabul ettim) derse, nikâh olur. Yazıyı okumayıp, yazılmış olduğunu söylerse, yani (beni zevceliğe aldığını bildirdi, ben de kabul ettim) dese, nikâh yine olur. (Mecmua-i Zühdiyye) MEKTUPLA NİKÂH Sual: Evleneceğim kıza mektup veya mail yazsam, kız da, beni tanıyan iki erkek yanında mesela babasıyla abisinin yanında okusa, (Ben de kabul ettim dese), nikâh sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Babasıyla abisi şahit yerine geçer. Kitaplarda şöyle yazıyor: Erkekten gelen yazıyı, kız, iki erkeğe okur veya anlatır, (Şahit olun, onun karısı olmayı kabul ettim) derse nikâh sahih olur. Yazıyı şahitlere okuması, erkeğin şahitler yanında sözle teklif etmesi gibi sahih olur. (Redd-ül-muhtar) ALLAH'IN İSMİNE HÜRMET Sual: Konuşurken, (Koş Allahım koş), (Ye Allahım ye) gibi şeyler söylemek veya (Allah yarattı demem, döverim) demek caiz midir? CEVAP: Allahü teâlânın ismini lüzumsuz yere kullanmak, hürmetsizlik olur, günah olur. Lüzumsuz yere yemin etmeye benzer. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başkasının mailini okumak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı arkadaşların kiminle mailleştiğini, neler yazdığını merak ediyorum. Herhangi bir yolla veya şifresini kırarak başkasının maillerine, bilgisayarındaki diğer yazılara ve özel resimlerine bakmak günah mıdır, kul hakkına girer mi? CEVAP: Kendisi izin vermişse günah olmaz. İzinsiz bakılırsa büyük günahtır, kul hakkına da girer. Genel izin verilse bile, bilgisayarında özel şeyler olacağı için ihtiyaç kadar bakmalı, başka ne var, ne yok diye araştırmamalı. Dört hadis-i şerif meali şöyledir: (Arkadaşının yazısına izinsiz bakan, Cehennem ateşine bakmış olur.) [Taberani] (Arkadaşının mektubuna izinsiz bakan, ateşe bakmış olur.) [Ebu Davud] (İzinsiz bir evin içine bakan, haram işlemiş olur.) [Ebu Davud, Tirmizi] (Birinin evine izinsiz bakanın, gözü çıkarılsa yeridir.) [Müslim] Başkasının özel bilgilerine izinsiz bakmak kul hakkı olduğu gibi, onu bir başkasına göstermek de, söz taşımaya, gıybete girer. Bunlar da haramdır. Bir kimseye mail gönderirken, o mailde, kendi yazdıklarımızdan başka, başkasının yazıları, daha önce verdikleri cevaplar da varsa, gizli [bcc] kısma başkalarının mail adresini yazarak, onlara da gizlice göndermek, o yazıları başkalarına göstermek olur. Böyle bir şey yapılmışsa tevbe etmeli ve o kimseyle helalleşmelidir. DELİKLİ TAKKE Sual: Delikleri büyük olup, saç görülen dantel takke ve parmak sığacak kadar yırtığı olan takkeyle, erkeklerin namaz kılması mekruh mudur? CEVAP: Mekruh değildir. Erkeklerin saçlarının görülmesi mekruh olmaz. Başı kapatmak sünnettir. Delikli takkeyle de, bu sünnet yerine gelir. CAMİDE KONUŞMAK Sual: Camilerde dünya kelâmı konuşmak sevablarımızı azalttığına göre, camide ihtiyâç halinde konuşmak, (Soğuk geliyor, pencereyi kapatın, ön saftaki boş yerleri doldurun, balkonda yer var, oraya çıkın) gibi sözler dünya kelâmı sayılır mı? CEVAP: Camiye girerken itikâfa niyet edilirse, konuşmak zarar vermez. İhtiyaç halinde yukarıdaki sözleri konuşmakta mahzur yoktur. İtikâf edene, hep ibâdet etmiş, namaz kılmış gibi sevab yazılır. İtikâf demek, bir müddet camiye girip orada kalıp ibadete niyet etmek demektir. KANAVİÇE Sual: Etamin üzerine işlenen kanaviçe, artı işaretine benziyor. Bu işareti haça benzetiyorlar. Böyle işlemeli seccadeler üzerinde namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Çok kişinin duasına kavuşmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, (İnsanların hayırlısı, insanların kendisinden faydalandığı kimsedir) buyuruyor. İnsana yapılacak en büyük iyilik, onun af ve mağfireti için dua etmektir. Bir müminin diğer din kardeşi hakkında, gıyabında yani arkasından yaptığı duayı Allahü teâlâ kabul ediyor. Yüzüne karşı yapılan duaya riya karışabilir, ama gıyabında olunca, sırf Allah rızası için dua edilmiş olur. Böyle olunca da, bu duaları Allahü teâlâ kabul eder. Ayrıca Allahü teâlâ, onun için istediğimiz şeyi, ona vermeden önce bize verir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Müminin din kardeşi için, arkasından yaptığı hayır dua kabul olur. Bir melek, "Bu iyiliği Allah sana da versin" der. Allahü teâlâ ise, "Önce senden başlarım" buyurur.) Meleğin duası reddedilmez. (Rabbenağfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-mü'minîne vel-müminât el-ahyâ-i minhüm vel-emvât) duasında ana babalarımız, hocalarımız ve ölü diri bütün Müslümanların af ve mağfireti için dua ediliyor. Böyle dua sayesinde, kendilerinin affa uğradığını gören, vefat etmiş olan bütün Müslümanlar, (Ya Rabbi, dua ederek bizi sıkıntıdan kurtaran, her kim ise, sen de onu kurtar) diye dua ederler. Bu şekilde, bir anda milyarlarca insanın duasına kavuşuruz. Allahü teâlânın sevdiğini sevmek, Onun sevmediğini sevmemek, imanın temelidir. Bir Müslüman nasıl sevilmez, bir kâfir nasıl sevilir? Olacak iş değildir. Evlada yapılan, babaya yapılmış demektir. Mümine yapılan da Allahü teâlâya yapılmış demektir. Hatta bir hadis-i kudside Allahü teâlâ, (Evliya zata, yani mümin kuluma düşmanlık, bana savaş ilan etmektir) buyuruyor. İhlâsla Kelime-i şehadet getiren Allah'ın evliyasıdır. Evliyalığın yüzlerce derecesi var, ama ilk basamağı Kelime-i şehadettir. O halde, bir mümine karşı kin ve düşmanlık beslemek, Allahü teâlâya karşı savaş ilan etmek demektir. Tevbe etmeli, herkesle helalleşmeli. (Kabahatli benim) diyerek işi bitirmeli, suçlu aramaya kalkmamalı! Büyüklerimiz, (Allahü teâlânın size nasıl muamele etmesini istiyorsanız, siz de Onun kullarına karşı öyle muamele edin. Affedin ki, Allahü teâlâyı affedici bulun! Onlara verin ki, Allahü teâlâ da size versin. Onları sevindirin ki, Allahü teâlâ da sizi sevindirsin) buyuruyor. O halde, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, kızdığımız, darıldığımız, konuşmadığımız mümin kuluna gidip sarılmalı, helalleşmeli, böylece Cenab-ı Hakkın sevgili kulu olmaya çalışmalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ kullarını Cennete davet ettiği zaman, davetiyesinin altındaki imza "Bismillâhirrahmânirrahîm" olacak. Âdem aleyhisselama ilk gelen âyet, Besmele'dir. Besmele'nin daha birçok faziletleri vardır. Besmele'yle yenen lokmalar vücuda şifadır, Besmele'siz yenenler ise vücutta hastalık yapar. Besmele söyleyerek yiyip içenin vücuduna, şeytan giremez. Besmele'siz yenilen ve içilen gıdalarla beraber, şeytan da vücuda girer. Büyük zatlar, her yudumda, her lokmada Besmele çekerler. İki tane şeytan yola çıkıp bir beldeye gelirler. Biri diğerine, (Sen şu eve, ben bu eve! Bir ay sonra burada görüşelim) der. Diğeri de tamam diyerek, ayrılırlar. Bir ay sonra buluşurlar. Bir tanesi çok zayıflar, ip gibi olur, diğeri ise aşırı şişmanlar. Şişman olan, zayıf olana, bu ne hâl diye sorunca, o da, (Mahvoldum, ne yeseler, ne iş yapsalar Besmele çekiyorlar, bir yere giremedim, bir şey yapamadım. Açlıktan ölecek hale geldim) der. Şişman güler, (Benim gittiğim evdekilerin gâfilliklerinden dolayı, hiçbir işte Besmele hatırlarına gelmiyor) der. Yeni evlenen bir kadın, bir şey alırken, bir yere bir şey koyarken, her işinde hep Besmele çekermiş. Kocası, (Bu kadarı da çok) diye onun bu haline kızarmış. Bir gün, ona bir oyun oynamak istemiş. Bir kese altın verip, (Bunu sakla, ihtiyaç olunca senden alırım) demiş. Hanımı keseyi alıp, Besmele çekerek sandığa koymuş. Kocası da gizliden onu takip etmiş. Bir gün hanımı yokken, keseyi oradan alıp bahçedeki kuyuya atmış. Sonra da, hanım, ihtiyaç oldu, keseyi getir demiş. Kadın, Besmeleyle sandığı açmış, Besmeleyle elini sandığa uzatıp, keseyi çıkarmış. Bir de bakmış, keseden sular damlıyor. Çok şaşırmış, (Hayret, bu nasıl ıslandı?) demiş. Bunu takip eden kocası ise, daha çok şaşırmış ve çok utanmış. Meğer Besmele'nin hürmetine, melekler oradan alıp getirmiş. VASITAYA BİNERKEN Bismillahillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüvessemî'ul alîm. Bu duada, karada, denizde, havada, yani nerede olursa olsun, bir mümin, başladığı herhangi bir işte Besmele çekerse, ona bir zarar gelmeyeceği bildiriliyor. Herhangi bir vasıtaya [uçağa, gemiye, otobüse] binerken Besmele çeken hiç korkmasın! O halde, her işe başlarken Besmele çekmeyi ihmal etmemelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Maille dini sual sorarken, nelere dikkat etmek gerekir? CEVAP: Birkaçını bildirelim: 1- Sormadan önce, sitemizde o konuyla ilgili bilgileri okumalıdır. 2- Sorarken cevapla ilgisi olmayan, lüzumsuz detaya girmemeli, çok kısa yazıp anlaşılmaz durumda da olmamalı. Ayrıca mesela (Küfre sebep olan bir şey yapılırsa) dememeli, ne yapıldığını söyleyerek yani örnekle sormalı. 3- Cevap için bilinmesi gerekenleri mutlaka söylemeli, bunu sormaya veya ikinci bir yazışmaya sebep olmamalı. Mümkünse soruyu bir arkadaşa okumalı, ne anladığını sormalı. Herkes kolayca anlayabilmeli. Özellikle, hayzla ilgili suallerde, önceki ayda kaç gün hayz olduğunu ve kaç gün temiz kalındığını, önceki aylarda 10 günden fazla kan gelmişse, 10 günden az olarak en son kaç gün kan geldiğini, Maliki mezhebinin taklit edilip edilmediğini, taklit ediliyorsa en çok gördüğü hayz miktarını bildirmek şarttır. Bir de, mesela ayın 5'inden 10'una kadar kan görülse dememeli, 5 gün kan görse diyerek, yani gün sayısını söyleyerek sormalı. 4- Seferilikle ilgili suallerde, vatan-ı asliyi, gidilen yerin kaç kilometre mesafede olduğunu bildirmeli. Önce siteden okuyarak, vatan-ı asli ve vatan-ı ikametin ne olduğunu öğrenmeli. 5- (Haram bir iş yapanın getirdiği hediyeyi almak, getirdiğini yemek caiz midir?) dememeli, haram işten kastın ne olduğu, o kişinin tek gelir kaynağının bu iş olup olmadığı da bildirilmeli. 6- (Elimize geçen haram parayı ne yapmalı?) dememeli. Haram paranın ne olduğu bildirilmeli. Belki de, haram zannedilen para, haram olmayabilir. 7- Cevabı, ekte veya link olarak gönderilen yazı, sonuna kadar okunmalı. Cevap suale, yani anlatılana göre verilir. Sualde yanlışlık veya eksiklik varsa, cevap da yanlış olabilir. Bu bildirilen hususlara dikkat edilirse, hem doğru, hem de daha çabuk cevap almak mümkün olur. Ayrıca, lüzumlu olmayan, bilinmesi emredilmeyen ve dinle ilgisi olmayan, her hatıra gelen şeyi sormamalı. Merak etmek de mazeret olmaz. Herkes her şeyi merak edebilir. Sadece iman ve ibadet bilgileriyle ilgili lüzumlu hususları sormalı. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Çok sual sormayın! Sizden öncekiler, bu yüzden helak oldu.) [İ. Maverdi] (Sizi çok sual sormaktan nehyediyorum.) [Taberani] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Beş vakit namazı doğru kılana, her gün için bin şehid sevabı verilir) buyuruluyor. Namazı doğru kılmak nasıl olur? CEVAP: Namazın doğru olması için şu şartlara riayet etmek gerekir: 1- Ehl-i sünnet itikadında olmalı. Bid'at ehlinin kıldığı namaz, sahih olsa da, namaz borcu ödenmiş olsa da, kabul olmaz yani doğru namaz olamaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bid'at ehlinin namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tevbesi, farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [İbni Mace] O halde, Ehl-i sünnet itikadında olmalı ve bid'at işlemekten çok sakınmalı. 2- Haramlardan sakınmalı. Haramlar çeşitli şekilde işlenir. Elle, dille, gözle, kulakla, ayakla, kalble, mideyle ve elbiseyle olabilir. Elle: Haramlara uzanıyorsa, Dille: Yalan, gıybet gibi haramlar işliyorsa, Gözle: Harama bakıyorsa, kâinata ibretle bakmıyorsa, Kulakla: Çalgı veya gıybet gibi günahlar dinleniyorsa, Ayakla: Günah işlenen yerlere gidiliyorsa, Kalble: Kin, haset, kibir, suizan, riya gibi kötü huylar varsa, Mideyle: Haram şeyler yenilip içilmişse, [Bir hadis-i şerifte, (Bir lokma haram yiyenin kırk günlük güzel ameli kabul olmaz) buyuruldu. (Taberani)] Elbiseyle: Bir elbisenin sadece bir düğmesi veya bir ipliği haram olsa, bu elbiseyle kılınan namaz kabul olmaz. 3- İhlâsla yani sırf Allah rızası için kılmalı, riya karıştırmamalı. 4- Namazın farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına, edebine de riayet etmeli. 5- Namazın doğru olması için guslün ve abdestin de doğru olması şarttır. Abdest ve guslün doğru olması için de, bunların farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına, edebine riayet etmeli. Bu beş maddeye riayet edilirse, namaz doğru kılınmış olur. GÜÇSÜZLERİN GÜCÜ Sual: Sakat, engelli, düşkün ve güçsüzlere yardım eden rızka kavuşur mu? CEVAP: Evet, kavuşur. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Siz, güçsüzleriniz sayesinde rızka ve zafere kavuşuyorsunuz.) [Müslim] (Aranızdaki zayıflar sebebiyle yardıma ve rızka kavuşuyorsunuz.) [Buhari] (Allah bu ümmete, ancak zayıfların duaları, namazları ve ihlâsları sayesinde yardım ediyor.) [Nesai, Tirmizi] (Nice [kıymetsiz ve hakir görülerek] kapılardan kovulan, pejmürde kılıklı kimseler vardır ki, [onlar Allah yanında çok kıymetlidir, şu şöyle olacak diye] yemin etseler, Allah [onlara ikram için, dediklerini yaratır] yeminlerini doğru çıkarır.) [Müslim] (Bazı âlimler bu hadis-i şerifi, "Güçsüz kimseler dua etse, Allah duasını kabul eder" diye açıklamışlardır.) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Secde-i sehv gerektirmeyenler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Secde-i sehvi gerektirmeyen hususlar nelerdir? CEVAP: Böyle soru yanlış olur, çünkü secde-i sehvi gerektirmeyen yüzlerce, binlerce mesele olur. Nelerin secde-i sehvi gerektirdiği bilinirse, onlardan başkasının gerektirmediği anlaşılır. Abdesti bozmayanlar nelerdir diye bir soru da uygun olmaz. Bozanlar bilinirse, diğerlerinin bozmadığı anlaşılır. Bozan ise sadece yedi şeydir. Bu yedi şeyi öğrenince diğerlerinin bozmadığı kolayca anlaşılır. Secde-i sehvi gerektiren haller ise, farzın gecikmesi ile tekrarı, vacibin terki, gecikmesi ve tekrarı ile değişmesidir. Bu altı husustan başkası, secde-i sehvi gerektirmez. Buna rağmen, çok sorulduğu için, secde-i sehvi gerektirmeyen bazı hususları aşağıya çıkardık: 1- Namazda, Sübhaneke okumak sünnettir. Unutulursa secde-i sehv gerekmez. 2- Fâtiha ve zamm-ı sureden sonra tekrar Fatiha okunsa, secde-i sehv gerekmez, çünkü orası kıraat mahallidir. 3- Kıyamda, Fatiha'dan önce, Ettehıyyatü sonra Fatiha okunsa, secde-i sehv gerekmez. 4- Namazda yanlış okuduğu bir kelimeyi düzeltip tekrar okuyunca, secde-i sehv gerekmez. 5- Zamm-ı sure okunurken, unutarak bir veya birkaç âyet atlansa, secde-i sehv gerekmez. Eğer üç âyet okunmuşsa mesele kalmaz. 6- Sübhaneke'den önce veya sonra Ettehıyyatü okunsa, secde-i sehv gerekmez. 7- Rükûdan kalkarken yanılıp Allahü ekber dense, secde-i sehv gerekmez. 8- Namazda bir sure atlayarak okumak, aynı sureyi tekrar okumak veya bir öncekileri okumak, mesela Kâfirun suresinden sonra, Nasr suresini okumak yerine Kevser suresi okunsa, secde-i sehv gerekmez, ama mekruh olur. Unutularak okunursa, mekruh da olmaz. 9- Namazda unutarak, ikinci rekâtta, önceki rekâtta okuduğu zamm-ı sureyi veya ondan öncekini okumak yahut bir sure atlayarak okumak secde-i sehvi gerektirmez. Kasten böyle okumak mekruh olur, fakat yine secde-i sehv gerekmez. 10- Farzların son iki rekâtında Fatiha unutulsa veya peş peşe iki kere okunsa, secde-i sehv gerekmez. Bu iki rekâtta Fatiha okumak, vacib değil sünnettir. 11- Farzların son iki rekâtında zamm-ı sure okunsa secde-i sehv gerekmez. 12- Namazda esnerken, bir rükün miktarı geçse de secde-i sehv gerekmez. 13- Namazda sünnetleri, mesela Salli Barik'leri, Sübhaneke'yi birkaç defa okumak, rükû ve secde tesbihlerini, 3'ten az ve 11'den fazla, mesela 21 kere, 41 kere, 100 kere çekmek, celsede ve kavmede sünnet miktarından çok durmak, secde-i sehvi gerektirmez, fakat bunları kasten yapmak mekruh olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Besmeleyi leylek ve başka hayvan şeklinde yapmak, B'si veya Sin harfinin dişleri olmadan yazmak caiz mi? CEVAP: Hiçbiri caiz değildir. Besmelenin B'sinin noktasını koymayan, Sin harfinin dişlerini yapmayıp düz çeken bir hattatı Hazret-i Ömer cezalandırmıştır. Hele leylek, hayvan veya insan şeklinde yazmak daha çirkindir. Tersten simetri olarak yazmak da caiz değildir. Kur'an-ı kerimi düzgün yazan hattatlar övülmüştür. Dine aykırı şekilde yazı yazan hattatlar facirdir. (İzhar-ül hak) KARAHİSARİ'NİN YAZDIĞI BESMELE Sual: Ahmet Karahisari, Osmanlı döneminde yaşamış bir hattat olduğu halde, yazdığı Besmele hattı niye uygun değildir? CEVAP: Kur'an-ı kerimde, nimetin kıymeti bilinmezse, elden gideceği bildirilmektedir. Osmanlı'nın son dönemlerinde, dine aykırı olarak, mezar taşlarına âyeti kerimeler yazılmıştı, hatta dizden aşağı gelecek şekilde olanlar mevcuttu. Dine aykırı işler çoğalıp, nemelazımcılık başlayınca da, koca Osmanlı devleti yıkılıp gitmiştir. Piyasada Karahisari'ninkine benzetmeye çalışılmış birçok Besmeleye benzeyen şekiller vardır. Hiçbirini Besmele olarak asmak caiz değildir. BESMELEYLE BAŞLAMAK Sual: Her hayırlı işe Besmeleyle başlamak gerektiğine göre, mektuplara, maillere de Besmeleyle başlamak gerekmez mi? CEVAP: Besmeleyi İslam harfleriyle yazmak gerekir. Ancak Besmele şimdiki mektuplarda yerlerde sürünebileceği için mektuplara yazmamak daha uygun olur. Maillerde ve mektuplarda, İslam harfleriyle yazılı şeklini Latin harfleriyle karışık yazmamalı. İslam harfleriyle yazılı olup elden götürülecek mektuplara ve yine İslam harfleriyle yazılan maillere Besmeleyle başlamak sünnettir. Büyük İslam âlimi Dost Muhammed Kandihârî hazretleri, 29. mektubunda buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, mektupların başına, Bismillâhirrahmânirrahîm yazardı. Mesela, Dıhye-i Kelbî aracılığıyla Rûm kayseri Herakliyus'a gönderdiği mektuba Besmeleyle başladı. Kâfire bile yazılan mektuba Besmeleyle başlamak sünnettir. Hudeybiye barışında Hazret-i Ali'ye Besmele yazmasını emretti. Her hayırlı işe Besmeleyle başlamalıdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Birkaç kişi, cemaatle namaz kılarken, imam olmak istemeyen olduğu gibi, teklifsiz imam olan da oluyor. Hangisi uygundur? CEVAP: İkisi de uygun değildir. Aşağıda bildirilen hususlara göre kendi aralarında imam seçmelidir. İmamlığa en layık olmada tercih sırası şöyledir: 1- Sünneti yani din bilgilerini en iyi bilen, namazı bozanları ve bozmayanları en iyi bilen, 2- Kur'an-ı kerimi en iyi okuyan, tecvidi en iyi bilen, 3- Takvası daha çok olan, 4- En yaşlı olan, 5- Huyu, ahlakı daha güzel olan, 6- Yüzü en güzel olan, 7- Nesebi en güzel olan, 8- Sesi en güzel olan, 9- Elbisesi daha temiz ve güzel olan, 10- Malı, mevkii daha çok olan, 11- Mukim misafire tercih edilir. 12- Çoğunluğun seçtiği imam olur. 13- Çoğunluk da seçmezse, kur'a çekilir. Daha üstünü varken, başkası seçilirse, uygun değilse de, günah olmaz. Ümminin, kendisi gibi ümmi olanlara imam olması caizdir. Ümmi, Kur'an-ı kerimi yüzünden okumasını bilmeyen kişidir. Ümminin, Kur'an-ı kerim okumasını bilene imam olması caiz değildir. Tecvitle okuyamayan da, tecvitle okuyana imam olamaz. Kendisinden daha ehli varken imamlığa geçmemelidir. ÖZÜRLÜNÜN İMAMLIĞI Sual: Abdesti bozan bir şeyden dolayı özürlü olan bir âlim, cahile imam olabilir mi? CEVAP: Özürlü olduğu için, özürsüze imam olamaz. Özürleri birbirine benzeyenler, birbirlerine ve bir özrü olan, iki özrü olana imam olabilir. Maliki'de ve Şafii'de, özürlü olan, özürsüz olana imam olabilir. GECE NAFİLE KILMAK Sual: Erkeklerin, geceleyin nafile namaz kılarken sesli de okumaları caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir; fakat gündüz kılınan, farz ve nafile bütün namazları, gizli okumak vacibdir. (Hindiyye) Gündüz namazları, öğle ve ikindidir. Gece namazları ise, akşam, yatsı ve sabah namazlarıdır. KIRAAT VE TİLAVET Sual: Kıraat ve tilavet ne demektir? CEVAP: İkisi de, Kur'an-ı kerim okumak demektir. Genelde kıraat, namaz içinde okumak; tilavet ise namaz dışında okumak anlamında kullanılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Evlat da Cenab-ı Hakkın bir nimetidir. Eğer kıymeti bilinmezse elden gider. Evlat nimetinin şükrü, ona dinini ve Kur'an-ı kerimi öğretmektir. Bu iki vazife yapılmazsa, nimet elden gider. Çocukların eğitimine, büyüklerimizin yani âlimlerimizin başladığı yerden başlamalı. Onlar önce, evliya zatların, Silsile-i aliyye büyüklerinin sevgisini kalbe yerleştirirlerdi. Bu sevgi kalbe yerleştikten sonra, artık onun elini kolunu kessen, başıyla işaret eder, yine namazını terk etmez, namazı dinin direği olarak bilir. Diğer emir ve yasaklara da bu hassasiyetle uyar, severek yapar. Esas olan emir değil, sevgidir. Yani içinde sevgi olmayana, bunu yap, şunu yapma demek, fayda vermez. Anne ve baba, evlatlarına bu büyüklerin sevgisini, İslamiyet'in sevgisini veremiyorsa, evlat onların baş düşmanı olur. Nefsine düşkün anne ve baba, yani çocuklarını nefsi için seven anne ve baba, çocuklarının en büyük düşmanıdır. Çocuklarımıza önce Kur'an-ı kerimi okumasını öğretmeliyiz. Çocuğuna Kur'an-ı kerimi öğreten ana babaya çok sevab yazılır. Kâbe'yi ziyaret sevabı verilir. Bilal-i Habeşi hazretleri dünyada en acı çileleri çekenlerden biriydi. Köleydi, kızgın kumlar üzerinde, üstüne de kızgın kayalar koyup işkence ettikleri zaman dahi, Allah diyordu. Sonra hazret-i Ebu Bekir geldi, satın alıp azat etti. Allah Resulüne müezzinlik yaptı, çok sevdiklerinden oldu. İnsanları kurtuluşa çağırıyordu. Kendisine müezzinlerin piri dendi. Mübarek bir zat, Müslüman kabristanından geçerken bir feryat duyar. Sesin geldiği kabre gider. Oradaki bir ölü ağlıyormuş. (Niçin ağlıyorsun?) diye sorunca der ki: (Evimin adresi şu. Bak, buradaki bütün ölüler neşe içindeyken, ben ağlıyorum. Bu cuma gecesi bütün bunlara evlatları Yasin-i şerif okudular, gönderdiler, neşe içindeler. Benim de oğlum var, ama okumuyor. Ben mahcup oluyorum, bildirin de o da okusun, beni sıkıntıdan kurtarsın.) Mübarek zat o adrese gidip oğlunu bulur ve der ki: - Evladım, dün cuma gecesiydi, gece ne yaptın? - Kötü bir şey yapmadım efendim, sabaha kadar yattım. - Niye babana bir Yasin-i şerif okumadın? Babanın yanından geliyorum, herkese okunmuş, sen okumamışsın, baban orada üzülüyor. Oğlu, bu ikaz üzerine hemen okuyacağına söz verir. Ertesi gün mübarek zat tekrar kabristana gidince, aynı ölü der ki: - Allah razı olsun, bak, bana da altın tabaklar içerisinde hediyeler geldi, şimdi diğerleri gibi ben de neşeliyim... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir el, Allah'a açılırsa aziz olur, insanlara açılırsa zelil olur. İzzet, vermekte ve Allah'a dua etmektedir. Zillet almaktadır. Evliya zatlar, hep verdikleri için bu izzete kavuşmuştur. Onlar, hiç almayı düşünmediler, hep vermeyi düşündüler. Allahü teâlâ da onlara çok verdi. Asırlardır unutulmadılar. Asırlardır, sözleri, kitapları, ışık saçıyor, nasibi olanların hidayetine vesile oluyor. Asırlardır onları rahmetle anıyor, dualar ediyoruz. Kalb, o kadar yüce bir varlık ki, Cenab-ı Hak, (Ben yere göğe sığmam, bir müminin kalbine sığarım) buyuruyor. Kalbin ufkunu tasavvur etmek mümkün değil, bir anda nereye ulaşacağını kimse tayin edemez. Yürek yani et parçası değil, bu yürek koyunda da var. Kalb, ampuldeki elektrik gibidir. Tutamayız, göremeyiz, ama vardır. Kalbin temiz olanı çok kıymetlidir. Cenab-ı Hak ezelde böyle takdir etmiş, (Kulum kalbinde neyi talep ederse, ona o yolu açarım, yapmak isteyene, yapma yolunu, yıkmak isteyene yıkma yolunu açarım) buyurmuştur. Cenab-ı Hak kullarını hür iradelerine teslim etmiş. Kul, kalbinden neyi talep ederse, onu oraya sevk eder. Hiç kimse ahirette, (Allah'ım, niye beni buraya gönderdin?) diyemeyecek. O öyle istedi, Allah da öyle yarattı. İnsanların kötü olmaması, yanlış yollara gitmemesi için de Peygamberler, kitaplar, evliya zatlar, âlimler gönderdi. Bizim için hiçbir özür, bahane bulamayacağımız şekilde her şeyi açıkladı. Buna rağmen, insanların çoğu, kendine yazık ediyor. Onun için Cenab-ı Hak, (Allah kullarına zulmetmez. Onlar kendi iradelerini, kendi arzularını öyle kullandılar, ben de onların arzu ettiği şekilde yarattım. Şimdi dünyada ne yaptılarsa hesap verecekler) buyuruyor. Eskiden büyükler, çocuklarına terbiye vermesi için başka zatlara verirlerdi, çünkü gece gündüz beraberlik, yakınlık, samimiyet sebebiyle, baba çocuğuna faydalı olamaz. Atalarımız, (Mum dibine ışık vermez) derler. Yolun esası edep olduğu için, bunu ancak hocasının huzurunda elde edebilir. Dinin aslı, esası arkadaştır. Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Arkadaşını seçemeyen mahvolmaya mahkûmdur. Rüzgârlar sert, denizler fırtınalı ve dalgalı, uçurumlar derin. Kapanın elinde kalır, çok tehlikeler var. Onlara, beraber olabilecekleri iyi arkadaşları bulmalı. Salih bir kimsenin çocuğu olmak büyük bir nimet, büyük bir şeref, ama kurtulması babasının elinde değildir. Çocuklara sahip çıkmak demek, onun çevresine sahip çıkmak demektir, yoksa bizatihi kendisine sahip çıkmak değildir. Nefs kötü olduğu için, kötülükler iyiliklerden bin kat daha hızlı yayılır. Otuz yıl, kırk yıl uğraşırız, sonra bir ters rüzgâr eser, alır götürür. Allah muhafaza etsin! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Emîr olan kişi, mubah bir şeyi yasaklar veya onun yapılmasını emrederse, bu emre itaat gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. Emîr [başkan], bir maslahat [fayda] için bir mubahın yapılmasını emreder veya yasaklarsa, ona uyanlara itaat vacib yani farz olur. (Berika) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Günahı emretmedikçe, emîre itaat vacibdir.) [Beyheki] Mesela emîr (Namaz kılma) derse, namaz yine kılınır; fakat (Çay içme, sigara içme) derse, itaat gerekir. Bir hadis-i şerif de şöyledir: (Emîrin, beğenmediğiniz işlerine de sabredin, çünkü cemaatten ayrılan imansız ölür.) [Buhari] Emîre itiraz edip, bölücülük yapmaktan sakınmalı. EMÎR SEÇERKEN Sual: (Üç erkek sefere çıkınca, aralarında birini emîr [başkan] seçsinler) hadis-i şerifine göre, başkan seçerken neyi ölçü almak gerekir? CEVAP: Takvası en fazla olanı, görüşü isabetli olanı, en iyi tedbir alanı, en mürüvvetli olanı, en cömerdi, en olgunu, en şefkatlisi ve en merhametlisi, başkanlığa daha layıktır. Bunlar eşitse kur'a çekilir. Emîr seçmek sünnet, emîre itaat vacibdir. ÖDÜNÇ İSTEMEK Sual: Hangi durumlarda ödünç istemek caiz olur? CEVAP: Şu üç durumda ödünç istemek caiz olur: 1- Nafaka almak için. Lüzumlu gıda gibi, lüzumlu çamaşır da nafakaya dâhildir. 2- Ev almak, kirada oturmak, soğuktan korunmak maksadıyla elbise almak veya tedavi ücreti gibi ihtiyaçlar için. 3- Mevkii, görevi sebebiyle, âdete uygun giyinmek için. Yalnız bunlara ödünç verilir. Zalimlere, fasıklara, ihtiyacı olmayana, malını lüzumsuz yere, harama harcayana ödünç verilmez. Başkasına ödünç vererek, kendini sıkıntıya düşürmek doğru değildir. (S. Ebediyye) BAHÇEYE İZİNLİ GİRMEK Sual: Birinin bahçesinde izinsiz namaz kılmak caiz midir? CEVAP: Bahçeye zarar verilmezse caizdir. Bahçenin etrafı çevriliyse izinli girmeli! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Seferi imam, iki rekât kılması gereken farzı dört kılarsa, kendisinin ve cemaatin namazı sahih olur mu? CEVAP: Seferi olan imam, ikinci rekâtta teşehhüdü okuduktan sonra, yanılıp üçüncü rekâta kalksa ve namazı dörde tamamlasa, imamın ve ona uyan seferilerin namazı sahih olur. Mukimlerin namazı sahih olmaz, çünkü imamın son iki rekâtı nafile olur. Nafile kılana, farz kılanlar uyamaz. Seferi imam, ikinci rekâtta teşehhüdü okuyup, üçüncü rekâta kalkınca, seferi olan cemaat kalkmayıp selam verse, namazları sahih olur. İmama uyup dört rekât kılan seferilerin namazlarıysa, mekruh olur. Mukimlerin namazı ise hiç sahih olmaz. ALLAH SALEVAT GETİRİR Mİ? Sual: Ahzab suresi 56. âyette, Allah'ın, peygambere salevat getirdiği yazıyor. Allah salevat getirir mi hiç? CEVAP: O âyet-i kerimenin meali şöyledir: (Allah ve melekleri, Nebiye salât ederler. Ey müminler, siz de, ona salât edin.) [Ahzab 56] Salât, dua, övme, rahmet, şefaat gibi anlamlara gelir. Bu âyet-i kerimede Allahü teâlânın, Peygamber efendimizi övdüğü, ona rahmet ettiği bildiriliyor. Meleklerin salâtı ise, ona duadır. Müminlerinki ise, onun şefaatini talep etmektir. ÖLÜM HÂLİ Sual: Ölmek üzere olan hasta, nasıl yatırılır? CEVAP: Ölmek üzere olan bir hasta, sağ yanı üzere yatırılıp, yüzü kıbleye çevrilir. Böyle yatırmak sünnettir. Baş altına bir şey koyarak, ayakları kıbleye doğru, sırtüstü yatırmak da caizdir. Böylece yüzü kıbleye karşı olur. Bunlar güç olursa, kolayına gelecek şekilde yatırmak da caiz olur. HASTAYA TELKİN Sual: Ölüm hâli yaklaşan hastaya, kelime-i tevhid nasıl telkin edilir? CEVAP: Hastanın durumuna göre La ilahe illallah denebilir, ancak Muhammedün Resulullah da demek iyi olur. FARZI GECİKTİRMEK Sual: (İkindi namazını mazeretsiz akşama 5-10 dakika kalana kadar geciktirmek haramdır, ama bir dakika kalsa bile, hemen kılınması farzdır) deniyor. Haramla farz çakışınca, haramdan kaçmak, yani namazı tehir edip akşamdan sonra kılmak gerekmiyor mu? CEVAP: Burada haramla farz çakışmıyor. İkindiyi o vakte kadar geciktirmek haramdır. O vakte kadar kılınmamış olan ikindinin farzını kılmak farzdır, kılmamak haramdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: 1- Suyla toprak karıştırıldığı zaman, bu ikisinden biri temizse, meydana gelen çamur temiz olur ve bu kavil sahihtir. Fetva da böyledir. 2- Bu fetvanın zayıf olduğunu bildiren âlimler varsa da, harac olunca, zayıf kaville amel olunur. 3- Necis olan sıvı, mesela ispirto, ilaç, koku [su veya toprak] gibi şeylere [bir menfaat için] karıştırılınca, karışım temiz olur. [Lakin ilaç için olmayanları içmek haramdır.] Bunun için, tentürdiyot ve kolonya, Hanefi'de temizdir. Bu ifadelerden, harac, sıkıntı olmadan kolonya dökülerek kılınan namazın sahih olduğunu anlıyorum. Kolonya temiz dendiğine göre, harac olmadan da üstümüze döksek, onunla namaz kılmanın caiz olduğu mu anlaşılıyor? CEVAP: Evet, öyle olduğu pek açıktır. Burada iki ayrı kavilden bahsediliyor: Birinci kavilde, (Karışım temizdir, bu kavil sahihtir ve fetva da böyledir) buyuruluyor. Fetva böyledir denince artık mesele kalmamıştır. 3. maddede, 1. maddedeki sahih olan fetvanın açıklaması yapılıyor. Tentürdiyot ve kolonyanın temiz olduğu, bir de ilaç için olan karışımların da, yani içinde alkol bulunan ilaçları kullanmanın da caiz olduğu açıkça bildiriliyor. İkinci maddede, sahih olan ve fetva verilen kavle, bazı âlimlerin zayıf dediği bildiriliyor. Sahih kavli bildirdikten sonra, bazı âlimler denince, bu kaville amel etmek lazım gelmediği anlaşılıyor. Burada kolonya, tentürdiyot gibi karışımların temiz olduğunu bildiren kavil, zayıf değil, sahih kavildir ve fetvanın da böyle verildiği bildiriliyor. Zayıf kavil diyerek, bunun aksini söyleyip Müslümanları sıkıştırmak, caiz olmaz. ARAYA ŞEYTAN GİRMESİN Sual: Sıcak havalarda, cemaatle namaz kılarken, safları seyrek tutmak caiz midir? CEVAP: Hava sıcak da olsa, safları sık tutmalı. Safların sık olması, rahmetin gelmesine sebep olur. Saflar sıklaştırılıp omuzlar birbirine sıkıca değmeli. Eshab-ı kiram safta çok sık durduğundan, elbiselerinin omuzları eskirdi. İki hadis-i şerif meali: (Namazda, omuz omuza sık durun! Açıklıkları kapatın ki, şeytan girmesin!) [Hâkim] (Hak teâlâ, safı sıklaştırana rahmet, safta boşluk bırakana gazap eder.) [Nesai] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
.Yardım istemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yusuf aleyhisselamın, zindandan kurtulmak için birinden yardım istemesi, senelerce zindanda kalmasına sebep olmuş. Buna göre, ölü olsun, diri olsun, Allah'tan başkasından yardım istemek nasıl caiz olur? CEVAP: Burada Yusuf aleyhisselam yani bir Peygamber suçlanıyor. Peygamberler, caiz olmayan, günah olan işi yaparlar mı hiç? Aksine bu durum, başkasından yardım istemenin caiz olduğunu gösteriyor; çünkü Peygamberler kesinlikle günah işlemez. Allahü teâlânın, sevdiği kullarına böyle gayret etmesi çok vaki olmuştur. Yani Yusuf aleyhisselamın zindanda kalması, bunun günah olduğunu göstermez. İnsan, her zaman başkasından yardım isteyebilir. Doktora gider, hastalığının iyileşmesi için yardım ister. Hapse düşmemek veya hapisten kurtulmak için, avukata gidip yardım ister. Denizde boğulmak üzereyken, imdat, beni kurtarın diye insanlardan yardım ister. Elindeki ağır yükü taşıyamayınca, birine (Yardım et de, şu yükü sırtıma alayım) demesinde de bir mahzur olmaz. Bunlar şirk olmaz, sebebe yapışmak olur. Bir âyet-i kerime meali: (Onun [Musa aleyhisselamın] kavminden olan bir kimse, düşmanına [üstün gelmek için, Kıptiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan] istigasede bulundu [yardım istedi].) [Kasas 15] Ölüden veya diriden yardım istemenin sakıncası olmaz. Ölüye de, diriye de yardım etme kuvvetinin verenin Allahü teâlâ olduğu bilinince, mesele kalmaz. NAMAZDAKİ SÜNNETLER Sual: Fıkıh kitaplarında, kaza namazı borcu olanın sünnet ve nafile namazlarının kabul olmayacağı bildirildiğine göre, bir an önce kazaları bitirebilmek için, namaz içindeki sünnetleri mesela Sübhaneke'yi, rükû ve secde tesbihlerini, Salli ve Barik'leri okumadan namaz kılmak caiz olur mu? CEVAP: Hayır, caiz olmaz. Namaz, farzıyla, vacibiyle, sünnetiyle namazdır. Namazın içindeki sünnetleri terk etmek mekruh olur, yani namazın sevabı noksanlaşır. Vaktin farzını veya kaza namazı kılarken de namazın içindeki sünnetler terk edilmez. NAMAZ DIŞINDA Sual: Namazda idrarlı, kanlı elbise giymek caiz olmadığı gibi, namaz dışında da giymek caiz değil mi? CEVAP: Namaz dışında da, zaruretsiz necis yani pis elbise giymek mekruhtur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Adaletli bir toplum için dinimiz ne emrediyor? CEVAP: Adaleti temin etmenin yolunu akılla bulmak çok güç olduğu için, Allahü teâlâ, kullarına acıyarak, ülkeleri korumak için, bir ölçü gönderdi. Bu ilahi ölçüyle, adaleti bilip ölçmek kolay oldu. Bu ölçü, Peygamberlerin getirdikleri dinlerdir. Kıyamete kadar kullanılması emredilen ilahi ölçü, Muhammed aleyhisselama gönderilen dindir. Bu ölçüden sonra, bir de ikinci ölçü var. İnsanlar, hayvanların aksine, medeni olarak yaratılmıştır. Birbirleriyle karışmak, bir arada yaşamak, yardımlaşmak zorundadır. İnsan nazik, zayıf yaratıldığı için, pişmemiş yemek yiyemez. Gıda, elbise ve binanın, ustalar, sanatkârlar tarafından hazırlanması gerekir. İhtiyaç olan bu sanatlar için, araştırmaya, düşünmeye ve tecrübeye gerek vardır. İslamiyet, fenni, tekniği, çalışmayı, güzel ahlâkı emretmektedir. İnsan, her ihtiyacını hazırlamaya mecburdur. Bunu hazırlayan da, fen ve sanattır. Bir insanın her sanatı öğrenmesi mümkün değildir. Her bir sanatı belli kimseler öğrenir, yapar. Herkes, kendine gerekli şeyi, bu sanat sahibinden alır. Bu sanat sahibi de, kendine lazım olan başka bir şeyi, onu yapan diğer sanat sahibinden alır. Böylece insanlar, birbirlerinin ihtiyaçlarını temin eder. Bunun için, insan yalnız yaşayamaz. Bir arada yaşamaya mecburdur. Zaten medeniyet, beldeleri imar etmek ve insanların refaha ve bolluğa kavuşması için bir arada yaşaması demektir. RESULULLAHIN KABRİNİ ZİYARET Sual: Resulullahın kabri ziyaret edilirken neler yapılmalıdır? CEVAP: Resulullah efendimizin kabr-i şerifini ziyaret etmek için sünnet şöyledir: Abdestli olmalı, Resulullah'a salevat getirmeli, önceden yapmış olduğu namaz, sadaka, oruç, Kur'ân-ı kerim okumak gibi hayırlı işlerin sevabını ona bağışlamalı, gönlü uyanık olmalı, onu sevmeyi ve sünnetine uymayı, Allahü teâlâdan dilemelidir. HAYATİYETİN İSPATI Sual: Kur'anda, (Her canlı, ölümü tadacaktır) deniyor. Ölenin tatması nasıl olur ki? CEVAP: Bu âyet-i kerime, ruhun ölmediğini, sadece ölümü tattığını bildiriyor. Ölümden sonraki hayatiyeti yani canlılığı ispat ediyor. Ölmek, yok olmak demek değildir. İnsan ölünce, ruhu bedenden ayrılır ve yepyeni bir hayat başlar. (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) mealindeki hadis-i şerif de, ruhun ölmediğini göstermektedir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İki zıt şeyde hedef aynı olmaz
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu dünyada zahid, ahirete râgıb yapar. Ona kusurlarını gösterir) buyuruyor. Zahid olur demek, dünya varlığıyla övünmez, bunlara kıymet vermez demektir. Malı mülkü, mevki makamı, şanı şöhreti sevmez olur. Bunlar onda olabilir, ama hiç sevmez. Olmakla sevmek çok farklı şeylerdir, çünkü Peygamber efendimiz, (Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır) buyurdu. Dünyanın kendisi değil, sevgisi kötüdür, çünkü dünya sevgisiyle Allah sevgisi birbirine zıttır. İki zıt şeyde, hedef aynı olmaz. Doğuya giden batıdan, batıya giden ise doğudan uzaklaşır. Demek ki, bir insanda dünya sevgisi azaldıkça, kendi kusurlarını görmek arttıkça, Cenab-ı Hakkın onu sevdiği anlaşılır. Ahirete râgıb kılar demek de, gayesi Allah sevgisi ve ahiret olur demektir. Şayet böyle şeyler onun hatırına bile gelmiyorsa, onun işi bitmiştir. Peygamber efendimiz, (Hayat, ahiret hayatıdır) buyuruyor. Bu dünya, ahiretin kapısıdır. Dünya hayatı bir rüyadır, hayaldir. Gün gelecek, bunların hepsi hayal olacak. Bir yere misafirliğe gidip gelmek gibidir. Hayat da böyle bitecek. Aklı olan, hayal peşinde koşarken, başkasını üzer mi, kalb kırar mı? Hiç insan, rüya âleminde, mal varlığıyla, mevki ve makamıyla öğünür mü? Çünkü uyandığımız zaman hesabını vereceğiz. Dünya sevgisi, mal mülk, mevki makam, şan şöhret sevgisi, sarhoş eden içkiye benzer. Bunu içen ancak ölürken ayılır, onun da faydası olmaz. Onun için ölmeden önce, ölümle uyanmadan önce, birbirimize, (Ölüm var, kendine gel) diye hatırlatmamız, yardım etmemiz lazım. Dostluk, din kardeşliği böyle olur. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama, (Kendine dost ara! Herhangi bir arkadaşın, seni benim sevgime teşvik etmezse, o senin düşmanındır) buyurdu. Hazret-i Ömer'in Şam'da bir arkadaşı vardı. Gelenlerden sordu. (Şeytana arkadaş oldu, günah işliyor) dediler. Birisine, (Giderken bana uğra) dedi. Hazret-i Ömer, dönüşte o kimseye bir mektup verdi. Mektupta Mümin suresinin ilk üç âyet-i kerimesini yazıp lüzumlu nasihatlerde bulundu. Âyet-i kerimede mealen, (Allahü teâlânın her şeyi bildiği, günah işleyenler tevbe ederse tevbesini kabul edeceği ve azabının şiddetli olduğu) bildiriliyordu. Arkadaşı mektubu okuyunca ağladı. (Allahü teâlâ, kelamında doğrudur. Ömer de bana nasihat etti) diyerek, tevbe edip günahlarından vazgeçti. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ahiret yolcusunun vazifesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünya hayaldir, yalandır. Allahü teâlâ dünya için, meta-ül-gurur buyuruyor. Dünya, aldatıcı bez parçası gibidir. Sıcak tencereyi tutmaya yarayan beze meta denir. Gurur da aldatıcı demektir. İşte, insanların peşinden koştuğu, milyonlarına milyon, binalarına binalar kattığı dünya, meta-ül-gururdur, yani insanı aldatıp, Allah yolundan alıkoyan dünya menfaatidir. Herkes bir yolculuğa çıkarken, kendisine yolda ve gittiği yerde lazım olan eşyalarını alır; daha fazlasını almak ahmaklıktır. Hepimiz ahiret yolcusuyuz, bunu inkâr mümkün değil. Bize, yolda ve gittiğimiz yerde lazım olanlar faydalıdır, onun dışındakiler zararlıdır. O halde, bu dünyada, yolda ve gittiğimiz yerde lazım olanları tedarik etmek zorundayız. Bunun dışında her ne varsa, yola ve gittiğimiz yere faydası olmayan işlerle uğraşmak ahmaklıktır. Peki, bu kadar kazandığımız dünyalıklar ne olacak? Eğer ahiret niyetiyle, yani Allah rızası için kazanılmışsa ve Allah rızası için sarf edilmişse hepsi mübarektir, hepsi yolculuğa aittir. Aksi halde, nefse ait olanların, nefs düşüncesiyle elde edilenlerin hepsi zararlıdır, bir kıymeti yoktur. Ahirette hangi iş, hangi eşya işe yarar? İşe yarayan iş, amel-i salih olandır. O halde dünyada elde ettiklerimiz veya edeceklerimiz, ancak ahirete ait olursa faydalıdır, ahirete faydası olmayacak olan her icraat ise dünyalıktır, azab-ı ilahidir ve beladır. Dünya hayatında bir yolcu olduğumuzu unutmamalı. Bavulumuzu ahirette açacağız. Ona ne doldurduğumuza dikkat etmeliyiz. Lüzumlu ve kıymetli şeyleri, gittiğimiz yerde geçerli, işe yarayan şeyleri seçmeliyiz. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir kaynağı vardır. Haramlardan sakınmanın kaynağı, ariflerin kalbleridir) buyuruyor. Yani, veranın kaynağı, Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini tanımaktır. Onları tanıyan kurtulur. Büyükleri tanımadan, kitaplarını okumadan yapılan çok ibadet, insanı kurtarmaz. Yanlışlıklar yapar. Doğru yapsa bile, kendini beğenir, perişan olur, kibre düşer, mahvolur. Allah korusun! Görmekle tanımak da farklı şeylerdir. Bu büyükleri tanımanın alameti, verdiğini arttırmaktır. Tanımak arttıkça, vermek, ihsan etmek artar. Tanımak azaldıkça, vermek azalır. Peygamber efendimiz yine, (Her şeyin bir esası vardır. İmanın esası da veradır) buyuruyor. O zaman, büyükleri tanımanın kıymeti, önemi bin kat daha artıyor. Bu büyükleri tanımak, onları tanıtmak, ne büyük ibadetse, onları kırmak da o derece kötüdür. Allah korusun! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kıyamete kadar hak üzere cihad edeceği bildirilen cemaatin özelliği nedir? CEVAP: Önce bu husustaki hadis-i şerifleri bildirelim: (Ümmetimden bir taifenin zaferi kıyamete kadar devam eder. Onları yardımsız bırakanların kendilerine bir zararı olmaz.) [Tirmizi] (Ümmetimden hak üzere bir taife, kıyamete kadar galip olarak cihad eder.) [İbni Asakir] (Ümmetimden bir taifeye Hakkın yardımı kıyamete kadar devam eder. Bunları bırakıp ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.) [İbni Mace] (Ümmetimden hak üzere bir taife, düşmanlara galip olarak cihad ederler. Sonuncu taife, Deccal ile savaşır.) [Ebu Davud] (Ümmetimden bir taife, Hakkın yardımıyla cihada devam eder.) [Buhari] Bunlar, fırka-i naciye denilen Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Şimdi çok kimse kendilerinin bu fırkadan olduğunu söylese de, önemli değildir. Bu fırkanın Türkiye'de olması da şart değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde olabilir. Önemli olan Ehl-i sünnet vel cemaat itikadına sahip olmaktır. BAŞKA MEZHEBİ TAKLİT Sual: Diş dolgusu için mezhep değiştirmek mi gerekiyor? CEVAP: Diş dolgusu için mezhep değiştirmek gerekmiyor. Sadece gusül, abdest ve namazda, yine kendi mezhebine uymaya devam etmekle beraber, Maliki mezhebinin de bu konudaki şartlarına, yani farz ve müfsitlerine de uyuyor. Böylece taklit gerçekleşiyor. SELEFİN MEZHEBİ Sual: Selef-i salihinin mezhebinin Ehl-i sünnet vel-cemaat olduğu, Selefiye diye bir mezhebin olmadığı kitaplarda yazılıdır, ama Eş'ari ve Matüridi ne oluyor? Ehl-i sünnet vel cemaat ne demektir? CEVAP: Sünnet, bilindiği gibi Resulullahın bildirdiği yoldur. Cemaatten kasıt da Eshab-ı kiramdır. Sünnet ve cemaat ehli yani Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın gittikleri, itikattaki tek doğru yol demektir. Yani Eshab-ı kiramdan bugüne kadar, tek kurtuluş fırkası Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı kitaplara geçmemişti, Ehl-i sünnetin iki imamı olan İmam-ı Eş'ari ve İmam-ı Matüridi, Ehl-i sünnet itikadını açıklayıp sistemleştirerek kitaplara geçirdi. Ameldeki mezheplerin nasıl imamları varsa, mesela Hanefi mezhebinde, imam-ı Ebu Yusuf, imam-ı Muhammed gibi müctehidler varsa, bu iki zat da itikat imamlarıdır. Aralarındaki ictihad farkları, Ehl-i sünnete aykırı değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Doktorların ve bazı fen adamlarının haber verdikleri faydalı şeyler, tecrübeyle anlaşıldığı için bunlara inanılır diyen, ama ibadetlerin faydaları tecrübe edilmediği için inanmayanlara ne demeli? CEVAP: İslâmiyet'in bildirdiği çok şeylerin faydaları da görülmekte, tecrübe edilmektedir. Ancak ibadetleri, faydalarından dolayı değil, Allahü teâlânın emri olduğu için yapmak gerekir. Fen adamlarının, doktorların tecrübe ederek faydalı olduklarını anladıkları ve herkesin, bunlara inanarak kapıştıkları, çok para vererek satın aldıkları bazı teknik ve tıbbi ilaçların zararlı oldukları sonradan anlaşılıyor. Bu ilaçların isimleri listeler halinde Sağlık Bakanlığı tarafından eczanelere bildirilerek, satışları yasak ediliyor. Böyle ilaçların fabrikaları hükümetler tarafından kapatılıyor. Çok kıymet verilen bazı ilaçların zararlı olduklarının sonradan anlaşıldığı, günlük gazete haberleri haline geldiği görülüyor. Son senelerde çok kıymetli olduğu bildirilen birçok ilacın, kalb hastalığına ve kansere sebebiyet verdikleri ve bazı temizlik maddelerinin sağlığa olan zararları ilgililerce açıklanmıştır. İlaçları tanımayan zeki bir gencin babası iyi bir doktor olsa ve babasının başarılarını yetkili çok kimseden işitse, bu genç hasta olsa, babasının kendisini çok sevdiğini de bilse, babası kendisine ilaç verse ve bunu içince hastalığının hemen geçeceğini, bunu çok tecrübe etmiş olduğunu bildirse, yapılacak iğneyle, canının yanacak olduğunu bilse bile, çocuğun babasına, (Bu ilacı ben tecrübe etmedim. Hastalığıma iyi geleceğini bilmiyorum. Senin sözünün doğru olduğuna inanamıyorum) diyebilir mi? Demez elbette. Derse, bu cevabı akla, tecrübeye uygun olur mu? Akıllı, insaflı bir kimse, Resulullahın sözlerine dikkat ederse ve insanları irşad için uğraşmalarını ve herkesin hakkını korumaktaki titizliğini ve güzel ahlâkı yerleştirmek için lütufla, merhametle çalışmalarını bildiren haberleri incelerse, Onun ümmetine olan merhametinin, sevgisinin, babanın oğluna olandan kat kat fazla olduğunu açıkça görür. Onun şaşılacak işlerini ve Onun mübarek ağzından çıkan, Kur'an-ı kerimdeki şaşılacak haberleri ve dünyanın sonunda olacak şaşılacak şeyleri bildiren sözlerini anlayan kimse, Onun aklın üstünde bulunan yüksek derecelere erişmiş olduğunu ve aklın erişemeyeceği, anlayamayacağı şeyleri anlamış olduğunu hemen görür. Böylece, Onun söylediklerinin hep doğru olduğu meydana çıkar. Kur'an-ı kerimde bulunan bilgileri öğrenip düşünen ve Onun hayatını inceleyen insaflı bir kişi, bu hakikati açıkça görür. Fen adamlarının bildirdikleri şeylerin bazılarının zamanla yanlış ve zararlı olduğu meydana çıkabilirse de, Kur'an-ı kerimin bildirdiklerinin her zaman doğru olduğu görülür. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Mirac ne demektir, bu gecenin önemi nedir? CEVAP: Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere götürüldüğüne inanmayan sapık olur. (Bahr) Peygamber efendimiz miracını özetle şöyle anlatıyor: Verilen Burak'a binip Beyt-ül-Makdis'e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekât namaz kılıp çıktım. Cebrail bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi birinci semaya çıkardı. Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben Cebrail'im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Âdem ile karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. 2. semaya çıktık. Yine orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa ve Yahya ile karşılaştım. Onlar da bana, merhaba diyerek dua ettiler. 3. semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf'u gördüm. O da dua etti. 4. semaya çıktık. Aynı konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris'i gördüm. O da dua etti. 5. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun'u gördüm. O da dua etti. 6. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa'yı gördüm. Merhaba diyerek dua etti. 7. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hazret-i İbrahim'i gördüm. O da dua etti. Beyt-ül-Mamur'u gördüm. Sonra Cebrail beni Sidret-ül-Münteha'ya götürdü. Allah, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hazret-i Musa'nın yanına gelip anlattım. (Rabbinden azaltmasını iste! Ümmetin buna güç yetiremez. Tecrübem var) dedi. Birkaç defa Rabbimle görüşmeye devam ettim. Nihayet Rabbim buyurdu ki: (Beş vakit namazı farz kıldım. Her vakit için on sevab vardır. Böylece elli vakit namaz olur.) [Müslim] Mirac gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirmeli. İki hadis-i şerif meali: (Mirac gecesinde iyi amel eden için yüz yıllık mükâfat vardır.) [İ.Gazali] (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ.Gazali] (Bu yıl Recebin 27. günü Cumaya denk geliyor. Cuma günü tek olarak oruç tutmak mekruh olduğu için, orucu Perşembe veya Cumartesi ile birlikte tutmalı.) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Evini süpürür, koyununu sağar, ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamar. Hizmetçisiyle birlikte yemek yer, onun işine yardım eder. Çarşıdan, pazardan öteberi alıp eve getirir. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verir. Tokalaşmak için, elini önce uzatır. Irk ve renk ayrımı yapmaz. Her kim olursa olsun, çağırılan yere gider. Güzel huyludur, iyilik etmeyi sever. Herkesle iyi geçinir. Güler yüzlü, tatlı sözlüdür. Söylerken gülmez. Mütevazıdır. Üzüntülü görünür. Heybetlidir, yani saygı ve ciddiyet hâsıl eder. Nazik ve cömerttir. İsraf etmez. Herkese merhamet eder. Kimseden bir şey beklemez. Hizmetçisi, (10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana öf demedi. Şunu niçin böyle yaptın diye sormadı) diyor. Kâfirlerin yok olması için dua etmesi istenildiği zaman. (Ben, lânet etmek için değil, herkese iyilik etmek için dua ederim) der. Bir şey istendiğinde yok demez. Bir ihtiyar kadın, kızını ona gönderir. (Namaz kılmak için örtünecek elbisem yok, bir elbise gönder) diye yalvarır. Onun da o anda başka elbisesi olmadığından gömleğini çıkarıp verir. Namaz vakti gelince, elbisesiz mescide gidemez. O gün damadı gelip, (Bugün 8 lira ödünç almıştım. Bunun yarısını size vereyim. Kendinize gömlek alın) der. Çarşıya çıkıp, 2 lirayla bir gömlek satın alır. Geri kalan 2 lirayla yiyecek almaya giderken görür ki, bir âmâ, (Allah rızası için bana kim bir gömlek verir?) der. Aldığı gömleği bu âmâya verir. Âmâ, gömleği alınca, misk gibi güzel koku duyar. Bunu kimin verdiğini anlar, çünkü onun bir kere giydiği her şey, eskise de misk gibi güzel kokar. Âmâ dua edip, (Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç) der. İki gözü hemen açılır. 1 lirayla bir gömlek satın alır. 1 lirayla da yiyecek satın almaya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını görür. Niçin ağladığını sorar. (Bir Yahudi'nin hizmetçisiyim. Bana 1 lira verdi. Bununla bir şişe ve yağ satın al dedi. Alıp gelirken elimden düştü, hem şişe, hem de yağ gitti) der, son 1 lirayı da çocuğa verir. (Bununla şişe ve yağ al, evine götür) der. Kızcağız, (Eve geç kaldığım için, Yahudi beni döver diye korkuyorum) der. (Korkma! Seninle birlikte gelir, gerekeni söylerim) der. Eve gelip, kapıyı çalarlar. Yahudi kapıyı açınca şaşırıp kalır. Kapıda Yahudi'ye olanları anlatıp, kıza bir şey dememesi için ricada bulunur. Yahudi, (Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce aslanın, emrini yapmak için beklediği ey büyük zat! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir fakirin kapısını şereflendirdin. Bu kızı senin şerefine azat ettim. Bana İslam'ı öğret, hemen Müslüman olayım) der. Yahudi'ye Müslümanlığı öğretir. O da Müslüman olur. Evine girip çoluk çocuğuna anlatır. Hepsi Müslüman olurlar. Bunlar, hep onun güzel huylarının bereketiyle olur. O, âlemlere rahmettir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İnsan çok sevdiği birinden, basit bir şey yüzünden nefret edebiliyor veya nefret ettiğini sevebiliyor. Bazen kalbim sakin oluyor, bazen vesveseler, düşünceler beni rahatsız ediyor. Neden böyle oluyor? CEVAP: Kalb, kelime olarak, bir hâlden bir hâle değişme, dönme gibi anlamlara gelir. Bir Müslüman da, çeşitli vesveselere, günahlara maruz kalabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Müminin kalbi, kaynayan tencereden çok değişikliğe maruz kalır.) [İ. Ahmet] (Kalb serçe kuşu gibidir, her an bir tarafa yönelebilir.) [Hâkim] (Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tevbe ederse o leke silinir. Tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini tamamen kaplar.) [Tirmizî] (Kalbler, çeşitli fitnelere maruz kalır. Fitneye maruz kalan kalbde bir siyah leke hâsıl olur. Fitneyi reddeden kalbde ise, beyaz bir nokta meydana gelir, kalbi bembeyaz olur. Fitne artık ona zarar veremez. Bulanık kalb, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Marufu bilmez, münkeri yadırgamaz. Nefsinin esiri olur.) [Müslim] Kalb, böyle hallere girebileceği için, Peygamber efendimiz, ümmetine öğretmek için şöyle dua etmiştir: (Ey kalbleri [iyiden kötüye, kötüden iyiye] çeviren Allah'ım, kalbimi, dininde sabit kıl [dininden döndürme, ayırma]!) [Tirmizi] Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (İman edenlerin kalbleri, Allah'ı anmakla itminana [huzura] kavuşur. İyi bilin ki, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.) [Rad 28] İman etmeyeceği Allah indinde bilinen kâfirin kalbi ise, mühürlüdür. Onun hidayete gelmesi mümkün değildir. Hakkı işitmezler, gerçekleri görmez ve anlamazlar. Bir âyet-i kerime meali: (Biz onların kalblerini mühürleriz de, onlar [gerçekleri] işitmezler.) [Araf 100] İSTEKSİZ İBADET Sual: Bazen içimizde ibadet isteği olduğu halde, bazen de farz namazları bile istemeden kıldığımız oluyor. Bu namazlar sahih oluyor mu? CEVAP: Evet, namaz sahih olur. Her zaman, özellikle böyle zamanlarda, tevbe ve istiğfar ederek Allahü teâlâya sığınmalı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir kimse neye kıymet verirse, Allahü teâlâ ona, kıymet verdiği şey kadar kıymet verir. Onun için büyüklerimiz, (Düşüncesi, arzusu, maksadı sadece dünya olanın, yediği içtiği haram olanın kıymeti, bağırsaklarından çıkardığı kadardır) buyurmuşlardır. Biz bunun için yaratılmadık. Cenab-ı Hak bizi Cennet için yarattı. İnkâr eden, elbette mahrum kalır. Nimet ne kadar kıymetliyse, onun düşmanı da o kadar çoktur. İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Bu nefs, Allahü teâlâya düşmandır. Nefsten büyük düşman yoktur. Farzlardan biri de hubb-i fillah ve buğd-i fillah olduğuna göre, demek ki, Allah'ın düşmanı olan nefsimizi sevmeyeceğiz. Allahü teâlâ, (Nefsine düşman ol ki, dostum olasın) buyuruyor. Din, iyilerle beraber olmaktır. Başka türlü kurtulmak zordur. Kim feraha çıkmak isterse Allahü teâlâ onu feraha çıkarır, kim de sıkıntı çekmek isterse Allahü teâlâ ona sıkıntı verir. O halde eden, kendine eder. Bir balıkçı varmış. İşi gücü balık tutmakmış. Yine böyle balık tuttuğu bir gün, oltasına ağır bir şey takılmış. Oltayı çekmiş, bir bakmış, kocaman bir kuru kafa. Kuru kafaya bakmış, bakmış ve başlamış kendi kendine söylenmeye: - Ey kuru kafa, bir zamanlar belki sen çok zengindin, ama bak ne hâle geldin. Belki çok fakirdin, belki padişahtın, belki de hizmetçiydin, belki de çok güzel veya çok çirkindin... Akşama kadar böyle saymış ve eklemiş sonunda: - Ama bak ne hâle geldin! Sonra, (Peki ben ne olacağım?) demiş kendi kendine ve yine kendisi cevap vermiş: - Ben de senin gibi olacağım! Tevbe istiğfar etmiş. Kuru kafayı atmış suya, kayığı, oltayı bırakıp, ilim tahsiline gitmiş. Senelerce uğraşmış, ilerlemiş ve sonunda İbni Semmak hazretleri olmuş. İmam-ı Ali Rıza hazretleriyle sohbet etmiş, asrının evliyası olmuş. Maruf-i Kerhi hazretleri Firuz isminde bir Hıristiyan çocuğuyken, onun Müslüman olmasına sebep olmuş ve onu irşat etmiş. Bir gün halife Harun Reşid, kendisini görüp, nasihat almak isteyince ona, (Kendini Mahşer yerinde, Cenab-ı Hakk'ın huzurunda hesap verdiğini düşün! Sana verilecek hüküm, ya Cennet veya Cehennem. Hükmü Allahü teâlâ verir. Ona göre hareket et) buyurmuş. Nasihat isteyen birine de şöyle demiş: - Allahü teâlâ helaller için hesaba çekeceğini, haramlar için azap edeceğini bildirdi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir insana yapılacak en büyük iyilik, ona Müslümanlığı öğretmektir. Bir Müslümana yapılacak en büyük iyilik de, ona Ehl-i sünnet itikadını öğretmektir. Bunlardan daha büyük iyilik yoktur. Bir insanı, ebedi Cehennem ateşinden kurtarmaktan daha büyük keramet olur mu? İnsan sadece, (Sonsuz ne demek?) bir düşünse, bir anlasa beyni akar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: (Cehennemdeki kâfirlere, "Siz dünyadaki bütün sulardaki damlalar adedince, bütün kumlardaki tanecikler adedince yanacaksınız, sonra çıkıp Cennete gideceksiniz" denilseydi, sonunda kurtulacağız diye çok sevinirlerdi. Bütün dünya, gökyüzü dâhil, buğday tanesi dolu olsa, bir serçeye, "Her sene bir tane yiyeceksin" deseler, o buğdaylar biter, sonsuzun yanında hesabı bile olmaz.) Allah yolunda halis niyetle yapılan hizmetler zayi olmaz. Bu niyet olduktan sonra Cenab-ı Hak yardım eder. Allah yolunda çalışmak herkese nasip olmaz. Büyüklerimizin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda, kime, İslam'a hizmet etmek nasip olursa, gece gündüz haline şükretsin, Rabbine hamd etsin! Düşman ne kadar kuvvetli olursa, cihadın sevabı o kadar çok olur, kat kat fazla olur. Kerimlerin kapısında, ehil olanlarla olmayanlar beraberdir. Allahü teâlâ, ihsan sahiplerinin en büyüğüdür. İnşallah içimizde ehil olan vardır. Bunlara ihsan ederken, mükâfat verirken, onların yanı sıra bize de verir, çünkü kerim olan, saçarmış, isteyen alsın dermiş. Şibli hazretleri vefat ettikten sonra, bir tanıdığı onu rüyada, Cennette görünce sormuş: - Bu makama nasıl ulaştın? Nasıl Cennetlik oldun? O da buyurmuş ki: - Dört yüz hocadan ders okudum. Bunlardan dört bin hadis-i şerif öğrendim. Bütün bu hadis-i şeriflerden bir tanesini seçip kendimi ona uydurdum, çünkü kurtuluşu ve sonsuz saadete kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasihatleri hep bunun içinde gördüm. Seçtiğim hadis-i şerif şudur: (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhiret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!) Mesela insan bir çıra yakıp, alevine elini koymalı. Ne kadar dayanabilirse, o kadar günah işlemeli. Bir dakika dayanabilirse, o zaman bir dakika günah işlemeli. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Resulullahın kaç türlü vazifesi vardı? CEVAP: Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: Peygamber efendimizin üç türlü vazifesi vardı: 1- Kur'an-ı kerimin hükümlerini, yani iman edilecek bilgileri ve fıkhi hükümleri herkese tebliğ etmek. Fıkhi hükümler, yapılması emir veya yasak edilen işlerdir. Bu bilgilere İslami hükümler denir. 2- Kur'an-ı kerimin manevi hükümlerini, yani Allahü teâlânın zatına ve sıfatlarına ait marifetlerini, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmaktır. Bu vazife, birinci tebliğ vazifesinden farklıdır. Ebu Hüreyre hazretleri buyuruyor ki: (Resulullah'tan iki türlü ilim öğrendim. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini söylersem, beni öldürürsünüz.) [Buhari, Hadika] 3- Fıkhi hükümleri vaazla, nasihatle yapmayan Müslümanlara dinin emirlerini uygulamaktır. Resulullah'tan sonra dört halifeden her biri, bu üç vazifeyi tam olarak başardı. Hazret-i Hasan'ın hilafeti zamanında fitneler çoğaldı. İslâmiyet üç kıtaya yayıldı. Resulullahın nuru, yeryüzünden uzaklaştı. Sahabe-i kiram azaldı. Bu üç vazifeyi, bir kişi yapamaz oldu. Bu üç vazife, farklı üç sınıfa ayrıldı: 1- İmanı ve fıkhi hükümleri bildirmek vazifesi, müctehid âlimlere verildi. [Böylece dört hak mezhep meydana çıktı.] 2- Dileyen Müslümanları, Kur'an-ı kerimin manevî ahkâmına kavuşturmak, Ehl-i beytin 12 imamına ve tasavvuf büyüklerine verildi. Mesela Cüneyd-i Bağdadi ve Sırri-yi Sekati hazretleri bunlardandır. [Böylece tarikatlar meydana çıktı.] 3- Devleti idare etme işi, sultanlara yani hükümetlere verildi. PEYGAMBERİMİZİN BOŞAMASI Sual: Peygamberimizin Hafsa validemizi boşayıp sonra tekrar aldığı söyleniyor. Hanımını boşamak Peygamberimize yasak değil miydi? CEVAP: Önce serbestti, daha sonra âyet-i kerimeyle yasak edildi. Hafsa validemizi boşaması da, yasak edilmeden önceydi. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Atasözlerinin hemen hepsi yanlıştır. Şu birkaç örnek yeter: 1- (Kendi düşen ağlamaz) atasözü yanlış; benim çocuk oynarken, kendi düşünce de ağlıyor. 2- (Aç köpek fırın duvarı yıkar) atasözü de yanlıştır. Ben hiç fırın duvarı yıkan köpek görmedim, kimse de görmemiştir, çünkü buna imkân yoktur. 3- (Acele giden ecele gider) ata-sözü de yanlıştır. Ben çok aceleciyim, hızlı da araba kullanırım, ama hiç ecele gitmedim. Bakın, hayattayım. 4- (Çocuğun yediği helal, giydiği haramdır) atasözü de yanlıştır. Çocuğa alınan elbise niye haram olsun ki? Bir de çocuk haram yemez mi hiç? 5- (Acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa söyler) atasözü de yanlıştır. Ben acıkınca her şeyi yemem, haram da yemem. Acıyla kıvransam da yine her şeyi söylemem. 6- (Rüzgâr eken, fırtına biçer) atasözü de yanlıştır; çünkü ne rüzgâr ekilir, ne de fırtına biçilir. 7- (Şimdi rağbet, güzel ile zengine) atasözü de yanlıştır. Nice güzeller ve zenginler rağbet görmüyor. Atalarımız niye bu kadar cahilce söz etmişler ki? CEVAP: Atasözlerimiz, her asırda doğruluğu onaylanarak bugüne kadar gelmiştir. Söyleniş maksadı bilinmeden suçlamak yanlış olur. Atasözleri ve deyimler, genelde gerçek anlamından çok farklı olurlar. Bunu bilmeyen kimse, atalarımızı suçlar. Yukarıdaki atasözlerinin hepsi doğrudur. 1- (Kendi düşen ağlamaz) demek, kendi hatasından dolayı, bir zarar gören kimsenin, başkalarını suçlamaya hakkı olmaz demektir. Düşmekle, ağlamakla alakası yoktur. Gözümden düştün demek, gözümün üstünde otururken aşağı düştün demek değildir. Yanımda itibarın kalmadı demektir. 2- (Aç köpek, fırın duvarı yıkar) demek, açlık, çaresizlikten umulmadık kötü işler yaptırır, hırsızlık ettirir, gasp yaptırır. (Aç kurt aslana saldırır) atasözü de böyledir. Aç kimsenin gözüne, tehlike görünmez. (Aç olan kılıca sarılır) atasözü de böyledir. Karın doyurmak için çaresizlikten silaha sarılır, cinayet işleyebilir demektir. (Aç aslandan, tok domuz yeğdir) atasözünde de, en kötü, en pis olan domuzun, ormanların kralı aslanla mukayese edilmesi, açlığın çaresizliğini göstermektedir. 3- (Acele giden ecele gider) demek, (Aceleyle kalkan, pişmanlıkla oturur) demektir. (Acele şeytandandır) hadis-i şerifi de, acelenin zarar getireceğini bildirmektedir. Bazen, ölüm de getirebilir. 4- (Çocuğun yediği helâl, giydiği haramdır) atasözü, çocuğun hastalıklardan korumak ve sağlıklı büyütmek maksadıyla iyi beslenmesi için harcanan paraya acınmaz, fakat çocuk değerli kumaşların kıymetini bilmeyip hor kullanacağı için, pahalı elbiselerle donatmak lüzumsuz demektir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
5- (Acıkan ne olsa yer, acıyan ne olsa der) ata-sözü, açlık sevmediği şeyleri de yedirtir, canı acıyan da farkında olmadan istenmeyen şeyler söyleyebilir. Yani zor durumlarda, normal şeyler beklememeli demektir. 6- (Rüzgâr eken fırtına biçer) atasözü, çevresine hep zarar veren kişi, (Etki tepki doğurur) sözüne uygun olarak, bir gün daha büyük tepki görebilir demektir. Kötülük eden, daha büyük kötülük görebilir. Onun için, (Eden bulur) ve (Su testisi, su yolunda kırılır) da demişler. 7- (Şimdi rağbet, güzelle zengine) atasözü, iyi şeyler her zaman ilgi görür, el üstünde tutulur anlamında söylendiği gibi, daha çok tenkit için, (Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır) anlamında söylenir. Onun için, (Para her kapıyı açar) denilerek paranın önemi vurgulanmaktadır. (Paran varsa cümle âlem kulun, paran yoksa tımarhane yolun) atasözü de, aynı şeyi ifade etmektedir. Yani sen iyi olsan da, paran yoksa hiç kıymetin olmaz demektir. İBADET DE, KABAHAT DE GİZLİDİR Sual: Genelde atasözlerini, tecrübelere dayanılarak söylenmiş ve bir toplum tarafından onaylanmış sözler olarak bildiriyorsunuz. Ataların akla ve dine aykırı hiç sözleri olmaz mı? Ben bir tane buldum. Bakalım ne diyeceksiniz? Dinimizde camiler açık, herkes açıkça ibadet ediyor, ibadet gizli olmaz. Bir de, kabahatin gizlisi de, açığı da günahtır. Öyleyse, (İbadet de gizli, kabahat de gizlidir) atasözü tamamen yanlış değil mi? CEVAP: Kesinlikle yanlış değil, çok güzel bir sözdür. Dinimize uygundur, hadis-i şeriflere uygundur. Evet, kabahatin gizlisi de, açığı da suçtur, fakat kabahati açık işlemek daha çirkindir. Atasözünde bu vurgulanmak isteniyor. Kabahatin gizlenmesini, açığa vurulmaması gerektiğini bildiren iki hadis-i şerif meali şöyledir: (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, o günahı Kıyamette herkesten gizler.) [Müslim] (Bir günaha düşen, Allah'ın örtüsünü kaldırmasın, onu gizlesin!) [Müslim] Çünkü insanlardan utanarak günahı gizlemek, hayâdandır. Hayâ da imandandır. Günah gizlenmezse, fasıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?) diyebilir. Hikmet ehli zatlar, (Hayâ elbisesine bürünenin ayıpları görülmez. Duyulunca hoşlanılacak şeyleri yap! Kimsenin duymasını istemediğin ve duyulunca insanların hoşlanmayacağı şeylerden kaç!) buyuruyorlar. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İbadet de, kabahat de gizlidir
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Gizli işlenmiş bir günahı açığa vurmak ayrıca günahtır. İbni Âbidin hazretleri, (Günahını açığa vurmak, ayrıca günah olur. Gizli yapılan günahı başkalarına anlatmak da günahtır) buyuruyor. Günahtan el çekemeyen kimse, kötü örnek olmamak için günahını gizlemelidir. Oruç tutmayan, orucunu gizli yemelidir. Açıktan yemesi ayrıca günah olur. Gizli yapılması istenen ibadet, nafile ibadetlerdir. Nafile ibadetler açıktan yapılınca riya karışma tehlikesi vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Farzlar yapılırken araya riya karışmaz. Nafile ibadetlerdeyse, gösteriş çok olur. Bunun için, zekâtı açıktan verip iftiradan kurtulmalı. Sadakayı ise gizli vermeli ki, kabul olma ihtimali fazla olur. (2/82) Nafile ibadetleri gizli yapmak daha iyidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Gizli sadaka daha iyidir.) [Bekara 271] (Rabbinizi gizli, sessiz çağırın.) [Araf 55] (Rabbini, içinden zikret!) [Araf 205] Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kıyamette, Allahü teâlânın himayesine aldığı yedi kişiden biri, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar, sadakayı gizli verendir.) [Buhari] (Sadakayı gizli vermek Cennet hazinesidir.) [Hatib] (Sadakayı gizli vermek iyilik hazinesidir.) [Taberani] (Farzlar hariç, evde kılınan namaz, mescidimde kılınandan üstündür.) [İ. Abidin] (Farzlar hariç, namazı evde kılın; evde kılınan namaz daha hayırlıdır.) [Buhari] (Tenhada kılınan nafile namazın sevabı, herkesin yanında kılınandan 25 kat daha fazladır.) [İ. Ahmed] (Hafaza meleklerinin işitmediği zikir, işittiklerinden 70 kat daha sevabdır.) [Beyheki] (Allah'ı gizlice zikredin!) [İbni Mübarek] FAVORİYİ UZATMAK Sual: S. Ebediyye'de, (Erkeklerin yanak üzerine saç uzatarak kadınlara benzemeleri haramdır) deniyor. Favori uzatmak da haram mıdır? CEVAP: Favori uzatmak uygun değilse de, favori uzatan, kadınlara benzemiş olmaz, orası sakal kısmıdır. Sakalı o şekilde uzatmak caiz değildir. Bunun için de, favoriyi kulağın ortasından daha fazla uzatmamalı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de (Ağaçtaki meyve hediye edilmez) deniyor, fakat mal sahibi, (Bahçeme gir, istediğin kadar meyve ye, istediğin kadar al evine götür, başkalarına da ver! Hepsi helal olsun) dese, o kişi de yese, başkasına verse, evine götürse helal olur mu? CEVAP: Sadece yedikleri helal olur. Evine götürdükleri ve başkalarına verdikleri helal olmaz, çünkü miktarı bilinmeyen yiyeceğin yenmesini helal etmek caizdir, fakat miktarı bilinmeyen malı almak için vekil etmek, meçhul ve ayrı olarak teslimi mümkün olan malı ayırmadan hediye etmek sahih değildir. (S. Ebediyye, Dürret-ül-beyda) YANIK YEMEK Sual: Kızartılan yiyeceklerin çok kızarmış yerini yemek haram mıdır? CEVAP: Hayır, haram değildir. Yanmışsa ve yanık da vücuda zarar verecek kadar çoksa, o zaman yenmez. KURTLU ELMA YEMEK Sual: Kurtlu elmanın, kurdun yediği yerini atıp o elmayı yemek günah mıdır? CEVAP: Hayır, hiçbir mahzuru olmaz. HAYVANLA İLİŞKİYE GİRMEK Sual: Koyun gibi eti yenen veya köpek gibi eti yenmeyen hayvanla ilişkiye girmenin hükmü nedir? CEVAP: Çok çirkin ve büyük günahtır. Bunu sadist denilen ruh hastaları yapar. Tecavüze uğrayan hayvan, kesilip yakılır. Eti yenenin, etini yemek de caizdir. (S. Ebediyye) DOMUZ SÜTÜYLE BESLENEN KUZU Sual: Domuz sütüyle beslenen bir kuzunun etini yemek caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Necaset yiyen hayvanın etinin yenebilmesi için, deve 40, sığır 20, davar 10, tavuk 3, serçe 1 gün hapsedilir. Bir başka kavilde ise, deveyle sığır 10, koyun 4, tavuk 3 gün hapsedilir, yani necaset yedirilmez. (Redd-ül-muhtar) KOBE DANASI Sual: Kobe danasının eti en iyi et kabul ediliyormuş, fakat bunlara bira da içiriliyormuş. Böyle bir hayvanın etini yemek caiz olur mu? CEVAP: Kobe danası da, domuz sütüyle beslenen kuzu gibidir. 10 gün bira verilmeyip kesilirse mesele kalmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz âlemlere rahmettir. Bu rahmet, kıyamete kadar Onun vârisleriyle yani Ehl-i sünnet âlimleriyle, Silsile-i aliyye büyükleriyle devam etmektedir. Nasıl ki Eshab-ı kiram için en büyük nimet, en büyük saadet, Peygamber efendimize kavuşmaktır, Onun bu vârislerine, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklere kavuşmak, yani onları tanımak, sevmek ve kitaplarını okumak da böyle en büyük nimet, en büyük saadettir. Bu nimete, bu saadete kavuşanlar, çok bahtiyar insanlardır. Kim bu nimete kavuşmuşsa, Allahü teâlânın bu nimetine, bu ihsanına çok şükretmesi gerekir. (Vücudumun her hücresi, gelse de dile, şükrünün binde birini yapamaz bile) sözü, bu nimete kavuşanlar için söylenmiştir. Allah korusun, bu büyükleri incitmek, Peygamber efendimizi üzmeye, Allahü teâlâyı incitmeye kadar gider. Çok tehlikelidir. Tabiî, bu büyükleri direkt olarak hiç kimse üzemez, ama bu büyüklerin yolunda olup da, sözlerini dinlememek veya onların nasihatlerine kalben yahut şeklen muhalefette bulunmak, fiilî olarak kırmaktan daha tehlikelidir. Onlar, (Gıybet, dedikodu etmeyin, kalb kırmayın, birbirinizi üzmeyin) buyuruyorlar. Bu yüzden, birbirimizde hiç kusur, kabahat aramayalım. Daima iyi taraflarımızı görelim. Bir sıkıntı olmuşsa, o günü bitmiş kabul edelim. Dünkü olaylarla yarına çıkmayalım. Biz bugünü güzel değerlendirmeye bakalım. Bize yapılan kötülükleri de, yaptığımız iyilikleri de unutalım. Allahü teâlâyı ve ölümü ise hiç unutmayalım. Din büyükleri, evlatlarına, talebelerine, (Endişe etmeyin. Ölsem de sizi yalnız bırakmam) buyurmuşlardır. İmam-ı Rabbani hazretleri vefat ederken, çocukları ağlayınca, onlara, niye ağlıyorsunuz diye sormuş. (Efendim sizden sonra bizim hâlimiz ne olacak? Bize kim sahip çıkacak) demişler. Bunun üzerine buyurmuş ki: (Vefat ettikten sonra size daha çok faydalı olacağım, size söz veriyorum, çünkü dünyada ne de olsa, dünya hâlleri içindeyim. Beşerî münasebetlerim var, ama vefat ettikten sonra, bütün bu sıkıntılardan da kurtulacağım, size olan faydam, şimdikinden daha fazla olacak, bundan hiç endişe etmeyin! Peygamber efendimizin, tespit edebildiğim, bilebildiğim, bulabildiğim, bütün sünnetlerini ifa ettim. Bir tanesini yapamadım. Vasiyet ediyorum, benden sonra o sünnet yerine getirilsin! O da, benim kızım evlenecek, onun bir erkek oğlu dünyaya gelecek, kızımdan olan o torunumu benim kabrime getirin, omzumun hizasına oturtun, çünkü Peygamber efendimizin, mübarek kızı hazret-i Fâtıma'dan olan torunları hazret-i Hasan'la hazret-i Hüseyin'i omzuna aldığı gibi, kızımdan bir torunum olup da omzuma almadım. Bu hususta da Ona benzemek istiyorum.) Her Müslüman da, o büyükler gibi, imkân nispetinde, her sünnete uymaya çalışmalıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âb-ı hayata kavuşan, ebediyen ölmez, ama âb-ı hayata kavuşmak kolay değildir. Arada yüksek dağlar, çok tehlikeler var, çok zordur, fakat Ehl-i sünnet itikadında olup da bu yolun büyüklerini sevenler, bu zorluklarla karşılaşmadan lütf-i ilâhi ile bu nimete kavuşmuşlardır. Âb-ı hayat, doğru imandır, sonsuz Cennettir. Ancak bu nimetin şükrü lazımdır, yoksa Allah korusun, elden gider. Şükrü, hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini Allah için sevmemektir. Allahü teâlâ İsa aleyhisselâma, (Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz) diye vahyetmiştir. Birlik ve beraberliğe dikkat etmeli, çünkü bir hadis-i şerifte, (İnsanın kurdu şeytandır. Şeytan aynı inançta olanların arasına giremez. Farklı inançta olanların arasına girip onları parçalar, dağıtır) buyurulmuştur. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerimizin yolunda olan, gaflete düşüp günah işleyebilir, ama müşrik olmaz, bid'at ehli olmaz, çünkü bunlar Ehl-i sünnettir. Onları sevip, beraber olanlar da kurtulur. Bu büyüklerin gemisi, sağlam gemidir. Ocağı, iyi ocaktır. Bu geminin içinde olmalı. Bu ocaktan ayrılmamalı. Semerkand tarafında mübarek bir zat varmış. Talebelerinden birisi de tüccarmış. Bu talebe son zamanlarda sohbetlere az gelmeye başlamış ve bir müddet sonra da hiç gelmeyince, hocası diğer talebelerine, onun nerede olduğunu sormuş. Onlar da, (Ticareti arttı, gelmeye vakti yok) demişler. Mevsim kış, dışarıda kar yağıyor. Hocası, kar kış dinlemeyip atına atladığı gibi, o kurtulsun diye onun bulunduğu şehre gitmiş. Kapıya gelince talebesi şaşırmış, hem sevinmiş, hem de biraz korkmuş. İçeri buyur etmiş. Hocası bir selam vermiş, başka tek kelime konuşmamış. Odada ocak var ve odunlar yanıyormuş. Yemek yendikten sonra yine konuşma yok, ama hocası ocaktan korlaşmış bir odunu maşayla alıp, ocağın yanındaki taşın üzerine bırakmış. Tüccar, hocam bunu niye yaptı diye merak etmiş. Bir müddet sonra o kıpkırmızı yanan odun soğuyup kapkara olmuş. Hocası, yine konuşmadan, kalkıp dışarı çıkmış. Atına bineceği sırada talebesi yetişmiş, (Hocam, şimdi dersimi aldım, bekleyin, ben de dergâha geliyorum. Artık kovsanız da oradan ayrılmam) demiş. Hocası demek istiyor ki: (Sohbetten ayrılırsanız, ayrı kalırsanız, soğumaya başlarsınız, sonra sönersiniz. Sonra siyahlaşırsınız, sonra muhalefet edersiniz, daha sonra da düşman olursunuz.) Sohbet imkânı yoksa, o büyüklerin kitapları okunmakla da, sohbete kavuşulmuş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hakikat Kitabevi yayınlarından Eshab-ı kiram kitabında neler var? CEVAP: Eshab-ı kiram kitabının başında, Eshab-ı kiramın üstünlüğü, Eshab-ı kirama dil uzatanların haksız ve cahil oldukları anlatılmakta, ayrıca ictihadın ne olduğu açıklanmaktadır. Tenbih kısmında, iftiralarla dolu Hüsniye kitabına cevap verilmekte, bir kısmında da, büyük İslâm âlimi İmam-ı Rabbani hazretlerinin ve Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin örnek hayatları anlatılmaktadır. Müslümanların iki göz bebeği kısmında, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer'in üstünlükleri, İslam'da ilk fitne kısmında, Eshab-ı kiram arasındaki hâdiseler, İmam-ı Rabbani hazretlerinin kaleminden çok güzel ve açık olarak izah edilmekte, Ehl-i beytin ve Eshab-ı kiramın hepsini sevmenin, Ehl-i sünnet olmanın temel şartı olduğu açıklanmaktadır. Kitapta ayrıca, İmam-ı Rabbani ile Muhammed Masum hazretlerinin Mektubat kitaplarından, çok kıymetli mektuplar vardır. Sonunda da, kitapta ismi geçen 265 zatın hayatları kısaca anlatılmaktadır. Önsözünde de özetle deniyor ki: "Daha Eshab-ı kiram zamanında, Müslüman olduğunu söyleyerek Abdullah bin Sebe adını alan Yemenli bir Yahudi, Müslümanlar arasına ilk olarak fitne, ikilik soktu. Bozuk bir çığır açtı. Resulullah'ın Eshabını kötülemeye kalkıştı. Sonraları, nice din düşmanları, Müslüman adı alarak, hatta din adamı şekline bürünerek, bozuk, sapık yollar meydana çıkardı. Milyonlarca Müslümanın doğru yoldan ayrılmasına sebep oldular. Resulullah, ümmetinin başına gelecek bu hâli haber vererek, (Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunlardan yetmiş ikisi, doğru yoldan saparak, Cehenneme gidecek. Bir fırkası, benim ve Eshabımın izinde, doğru yolda kalacaktır) buyurdu. Doğru yolda kalan bu fırkaya Ehl-i sünnet denildi. İşte bu kitapta, diğer fırkaların bozuk ve çürük iftiraları, Ehl-i sünnet âlimlerinin Kur'an-ı kerimle ve hadis-i şeriflerle bildirdikleri doğru inanışlar, çok değerli vesikalarla açıklanmıştır." Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 numaralı telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile www.dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir. ESKİ MÜRŞİDLER Sual: Eskiden Mürşid-i kâmil olan zatlar, müridlerinin hallerinden nasıl haberdar olurdu? CEVAP: Bazıları, Hazret-i Ömer'in gördüğü şekilde, televizyon ekranındaki gibi net görürlerdi, buna tayy-i mekân denir. Bazıları da, tevilli olarak, yani alametlerini görüp anlarlardı. Bazıları da, hiç görmeden kalblerine ilham olunurdu. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Bir mezhebi taklit etmem, tahkik ederim) diyen birisi, şimdi de, (Ben ölüleri, ölü kabirlerini ziyaret etmem, benim ölülerle işim yoktur. Ben dirileri ziyaret ederim) diyor. Ölüleri ziyaret etmek dine aykırı mıdır? CEVAP: Öyle kimselerin sözlerinin hiç kıymeti yoktur. Nakli esas almayanların sözleri geçersizdir. Kabir ziyaretini caiz görmemek, Ehl-i sünnet itikadına aykırıdır. İbni Hacer-i Mekki hazretleri, (İbni Teymiyye, kabir ziyaretine karşıydı) buyuruyor. (Fetava-i Hadisiyye) Ölüleri, ölü kabirlerini ziyaret etmek sünnettir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Kabir ziyaretini önce yasaklamıştım. Şimdi ziyaret ediniz! Böylece ibret alır, dünyaya gönül vermekten kurtulur, ahireti hatırlarsınız) [İbni Mace] (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, "Allahümme innî es'elüke-bi-hürmeti Muhammed aleyhisselam en lâ tüazzibe hâzel-meyyit" denirse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.) [Etfal-ül müslimin] (Ana babasının kabrini, Cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi] (Ölünün mezardaki hâli, imdat diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulurken, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, ana babasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duayı gözler. Ona bir dua gelince, dünyaya ve dünyada olanların hepsine kavuşmaktan daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşayanların duaları sebebiyle ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir.) [Deylemi] Görüldüğü gibi, (Ben ölüleri ziyaret etmem, benim ölülerle işim yok) demek, İbni Teymiyye'nin sözünü esas alıp, bu hadis-i şeriflere önem vermemek olur. Bunu da ancak mezhepsiz yapar. Mezhebi olan Müslüman, Resulullahın emirlerine uyarak ölüye dua eder, bir Fatiha okur. BİR KABRE İKİ ÖLÜ Sual: Birisi öldükten beş yıl sonra aynı mezara başka bir ölünün konması caiz midir? CEVAP: Bir ölü çürüyüp, kemikleri toprak olmadan, bu mezara başkası gömülemez. Başka mezar kazılamazsa, kemikler toplanıp, mezar içinde, toprakla örtülerek, başkası, toprağın öte yanına gömülebilir. Ölü çürüyüp, toprak olunca, bu mezara başkası defnolunabilir. (S. Ebediyye) Ölünün ne kadar sene sonra çürüyeceği toprağın durumuna bağlıdır. Bazı topraklarda tez, bazı topraklarda çok geç çürür. Beş yılla kayıtlamak yanlış olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah ismi de, Esma-i hüsna'dan mıdır, bu ismin anlamı nedir? CEVAP: Evet, Allah ism-i şerifi, Esma-i hüsna'nın yani Allahü teâlânın isimlerinin birincisidir. Bu ism-i şerif, Allahü teâlânın her isminin vasfını ihtiva eden öz ismidir. Cenab-ı Hakk'ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği bütün güzel vasıfları ve ilâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi mânâlarına delâlet ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir isim tutamaz. Bu isim, Allah'tan başkasına mecazen de olsa verilemez. Diğer isimlerinden bazılarının ise, Allah'tan başkasına isim olarak verilmesi caizdir. Allahü teâlânın 99 ismine Esma-i hüsna denir. Onun isimleri, İslamiyet'in bildirmesine bağlıdır. Sadece İslamiyet'in bildirdiği isimlerle çağrılır ve onlarla zikredilir. Bunlardan başka isimlerle çağırmaya ve zikretmeye, İslamiyet izin vermemiştir. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi) Allahü teâlâya Tanrı demek, Tanrı diye zikretmek günah olur. Allah ismini kullanmak istemeyip, bunun yerine, Tanrı demek veya 99 isimden birini bile kullanmak istemek, çok büyük ve çirkin suç olur. (S. Ebediyye) Yani, Allah ismini kasten kullanmak istemeyip de, başka bir isim kullanmak caiz değildir. Mesela Allah ismini söylememek için, kasten Rab, Rahman, Hak gibi isimleri bile söylenmez. Yani burada suç olan, Allah ismini kullanmayı istememektir. Allah ismini kullanmamakta ısrar edip, Esma-i hüsna'daki diğer isimleri kullanmak suçtur. Yoksa Allah ismini kullanırken, Esma-i hüsnayı da, kullanmakta mahzur yoktur. Allahü teâlânın ismini söyleyince, işitince, yazınca, Sübhanallah, Tebarekallah, Celle-celalüh veya Teâlâ gibi saygı sözlerinden birini söylemek, yazmak birincisinde vacib, tekrarında ise müstehabdır. C.C. diye kısaltarak yazmak zaten uygun değildir. NİYETİN SEVABI Sual: Bir hayır kurumuna Allah rızası için 50 lira veren kimse, (İmkânım olsaydı, 500 lira verirdim) diye niyet etse, bu niyetinden dolayı sevab kazanır mı? CEVAP: Evet, ihlâsla niyet edince, vermiş gibi sevab kazanır, fakat niyetle birlikte bizzat vermenin sevabı daha çoktur. (Niyet edince, para verilmese de nasıl olsa sevab kazanılıyor) diye niyet edilince, sevab kazanılmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye kitabında deniyor ki: (Ehl-i sünnet vel-cemaat âlimleri buyurdu ki, miracda, ruh ve cesed birlikte olarak, Mekke-i mükerreme'den Kudüs'e ve oradan, yedi kat göke ve sonra Sidre denilen yere ve Sidre'den Kâbe kavseyn makamına, uyanık olarak, gece, bir anda götürülmüş ve getirilmiştir.) Cesed, ruhsuz bedene denmiyor mu? (Ruh ve cesed birlikte) demek yerine, (Ruh ve beden birlikte) demek gerekmez mi? CEVAP: Bazı kelimelerin birkaç mânâsı olur. Bu da cümledeki durumuna göre mânâsı değişir. Örnek verelim: Harç kelimesinin birkaç manası vardır. Mesela maliyede harç demek, vergi demektir. İnşaatta, su, kum karıştırılmış çimento demektir. Ziraatta gübre karıştırılmış toprak demektir. Mutfakta da harç vardır: Köfte harcı, dolma harcı gibi. Maliyenin harcı, çimento değildir. Ziraattaki harç vergi değildir. Mutfaktaki köfte harcı da, vergi veya çimento değildir. Piyasada birçok Osmanlıca sözlük vardır. Hepsinde de cesed için; ten, gövde, vücut, beden, ruhsuz vücut diye yazar. Ruh ve cesed kelimeleri birlikte kullanılınca, ruhsuz yani ölü beden anlaşılmaz. Ölünün cesedi soğuktur denirse, ruhsuz beden olduğu anlaşılır. Cesedin çoğulu ecsaddır. Cesedler, cisimler, tenler, vücutlar demektir. Mesela madde âlemine, âlem-i ecsad denir. Bir de cümlenin sonunda, (Uyanık olarak, gece, bir anda götürülmüş ve getirilmiştir) deniyor. Uyanık dendiği için de, ölü denmediği, canlı olarak götürüldüğü pek açıktır. ÂLİM VE ALÎM İSİMLERİ Sual: S. Ebediyye'de, (Allahü teâlâya âlim denir, fakat âlim demek olan fakîh denmez, çünkü İslamiyet Allahü teâlâya fakîh dememiştir) deniyor. Esma-ül-hüsna'da Âlim diye bir isim yok, el-Alîm ismi var. Allahü teâlânın Âlim ismi de mi vardır? CEVAP: Evet, vardır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Gaybı ancak Allah bilir. O, Âlim-ül-gayb [gaybı bilen]dir.) [Haşr 22] Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlânın isimleri sonsuzdur. İnsanlara bildirilen binbir ismi var diye meşhurdur. Bunlardan 99'una Esma-ül-hüsna denir. (İtikadname) VERDİĞİ ALTINLARI ZEKÂTA SAYMAK Sual: Dinen fakir olana altın takan kimse, bunları daha sonra, vereceği zekâta sayabilir mi? CEVAP: Altın fakirde bulunduğu müddetçe, sayabilir. Fakir altını harcamışsa zekâta sayılamaz. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekâtın önemi nedir? CEVAP: Kur'an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah'a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani] (En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani] (Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi] (Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz, sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.) (Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği hâlde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.) Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: (Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Âl-i İmran 180] Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur'an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35) Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun hiçbir hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her Müslümanın maksadı, (Allahü teâlânın dinine biraz daha fazla nasıl hizmet ederiz, bir insanı daha nasıl Cehennemden kurtarırız) olmalıdır. Kurtarmak için, önce kurtulmak lazımdır. Doğru namaz kurtarıcıdır. Doğru namaz; doğru gusle, doğru abdeste, doğru itikada yani Ehl-i sünnet itikadına bağlıdır. Bunlar tam olmadan, namaz tam olmaz. Herkes, her şeyden önce bunları öğrenmeli, eksiği varsa tamamlamalı. Sorumlu olduklarına da öğretmeli. Her müminin birinci vazifesi, ateşten korunmaktır. Kendi korunmayan, kendisi yanan, başkasını yanmaktan nasıl kurtarır? Gelişigüzel ibadet, rastgele hizmet olmaz. (Yap da, nasıl yaparsan yap) sözü, din cahillerinin sözüdür. İnsan gece gündüz tam bin sene tesbih çekse, bunun hepsi, yarım sayfa, dinini, imanını doğru öğreneceği kitabı okumak yerine geçmez, çünkü tesbih çekmek nafile ibadettir. Kendimize lazım olan ilmi öğrenmek ise farzdır. Nafile, farzın yanında denizde damla değildir. İslamiyet ilim dinidir. Bilinmezse, İslamiyet olmaz. İlimsiz din olmaz, din olmayınca da ilim olmaz. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Evet, iman etmek şart, ama imandan sonra ilk iş, ilim öğrenmektir, çünkü namaz da kılsak, oruç da tutsak, ticaret de yapsak, yaptığımız işin ilmini bilmek şarttır. Peygamber efendimiz, (İlim bulunan yerde Müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde Müslümanlık kalmaz) buyuruyor. KUŞUN SON SÖZÜ Birkaç arkadaş ava gider. Uzun süre bir şey vuramazlar. Sonunda ufak bir kuşu bacağından vururlar. Kuş, can havliyle uçmaya başlar. Kuş kaçar, onlar kovalar. Derken kuş, uzakta kendilerinden geçmiş ve sesli zikreden bir topluluk görür. Çok sevinir, bunlara sığınayım, beni avcılardan kurtarsınlar der. Son bir gayretle kendini şeyhin önüne atar, ama yaralıdır, dermanı da kalmamıştır. Şeyh ve talebeleri, zikirle kendilerinden geçmişlerdir. Kuştan haberleri bile olmaz. Zavallı kuş, oracıkta can verir. Zikir bitince şeyh gözlerini açar, önünde ölü bir kuş görür, üzülür. Talebelerine, (Bakın, kuş zikre dayanamadı, kuş kadar olamadık) der. Talebeleri de, doğru diyerek üzülürler. Ancak şeyh, o gece rüya görür. Âhirette mahkeme kurulmuş. Kuş, şeyhten davacı. Kuşa, anlat diyorlar. Kuş da, (Yaralıydım, avcılardan kaçıyordum, can havliyle kendimi bu şeyhin önüne attım, beni kurtarmadı) diyor. Şeyhe, cevap ver diyorlar. Şeyh de, (Zikirde kendimden geçmişim. Görmedim, haberim olmadı) diyor. (Tamam, sen kendinde değildin, mazeretin var. Sana ceza yok) diyorlar. Kuşa da, (Dava bitti, ama son sözün ne?) diyorlar. Kuş da, (Bu şeyh benim gibi küçücük kuşu kurtaramadı, kendini ve talebelerini mi kurtaracak?) diyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Evliya zatların huzuruna boş giden dolu döner, dolu giden boş döner. Dolu şeye, bir şey koymazlar. Boş olarak gitmeli, dolu olarak dönmeli. Dolu giderse, yani kendinde bir varlık hissederek ve ilmine güvenerek giderse faydalanamaz, eli boş döner. Ayrıca, tam inanmış olarak, sadık olarak gitmelidir. Maksada kavuşmak için çok çalışmak, nefsi terbiye etmek için çok uğraşmak gerekir, fakat bir yol vardır ki, nefsi itminana kavuşturup, ruhu kısa zamanda yüksek derecelere ulaştırır. O da, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin gönlünü kazanmaktır. Zira onların kalbi, Allahü teâlânın nazar ettiği yerdir. Bir tüccar, ticaret için başka bir şehre gider. Ticaretini yapar, iyi kazanır. (Buralarda büyük bir zat varsa sohbetine gideyim, istifade eder, duasını alırım) diye düşünür. Araştırır, böyle bir zatın olduğunu öğrenir. Onun dergâhına gider. Dergâh tıklım tıklımdır, ama kimse konuşmaz. Mübarek zat da konuşmaz. Herkes başını eğmiş, edeple oturur. O da arkalarda bir yer bulur, başını eğer oturur. Kimse konuşmayınca, (Herhalde bu tekkenin usulü de böyle) diye düşünür. Teslimiyetle oturur. Bir saat kadar sonra o mübarek zat başını kaldırır, tüccar nerede diye sorar. Tüccar, herhalde beni çağırıyor diye düşünerek, buradayım efendim der. Bunun üzerine, (Sen yanıma gel, siz de bana kâğıt kalem getirin) buyurur. Kâğıda, (Bu bizden kendisine mutlak icazettir) yazıp tüccara verir ve (Seni icazet-i mutlaka ile vazifelendirdim. Yani sen kemâle erdiğin gibi, artık başkalarını da yetiştirebilirsin. Git, memleketinde insanları irşad et) buyurur. Tüccar da, (Baş üstüne) diyerek gider. Talebeler, yolunu kesip sorarlar: - Allah aşkına söyle, ne yaptın? Hayatında ilk defa bu zâtı görüyorsun. Hiç konuşmadın, sadece bir müddet oturdun. Mürşid-i kâmil olarak, mutlak icazetle gidiyorsun. Nasıl oldu bu, lütfen bize anlat! Bizler senelerdir buradayız. Onlara şöyle anlatır: - Hazret-i şeyh, bana manevi bir hortum taktı, içimde ne varsa damarlarıma, hücrelerime kadar ne varsa hepsini boşalttı. Sonra mübarek göğsünden kalbime akıttı, akıttı. Tam ben taşarken gözlerim açıldı ve icazet yazıldı. Anlayacağınız, tüccar geldim, derviş gidiyorum. Artık malda, mülkte, parada gözüm yok. Talebeler bu sefer, hocalarına gidip derler ki: - Hocam, tüccar için ne saadet. Bu nasıl oldu? Mübarek zat onlara şu cevabı verir: - O kalbinde hiçbir düşünce olmadan, sırf istifade etmek için ve tam bir teslimiyetle gelmişti. Tam bir yetkiyle de gitti. Öyle gelen, böyle gider! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Berat gecesi ne zamandır, önemi nedir? CEVAP: Berat gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir ki, bu yıl pazartesiyi salıya bağlayan gece, yani bu gecedir. Berat gecesinin günü, 27 Temmuzdur. Oruç tutmak isteyen yarın yani salı günü tutmalı. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Şaban öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban ayında üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ.Asakir] (Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: "Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim." Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] (Cebrail aleyhisselam gelip, "Kalk, namaz kıl ve dua et! Bu gece Şaban ayının 15. gecesidir" dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.) [Taberani] (Müşahin, bid'at ehli demektir.) İçki içmek, cimrilik, kin gütmek gibi günahları işleyen kâfir olmaz. İmanı düzgünse, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer. Sevabları günahlarından daha çok gelirse, Cehenneme girmeden de Cennete gider. Âişe validemiz buyuruyor ki: Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi. (Buhari) Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, bilhassa ilim öğrenmelidir. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir. Peygamber efendimiz Berat gecesinde, (Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyyen) duasını çok okurdu. Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Para paradır, kâğıt parayla niye zekât verilmesin) deniyor. Dinin bu konudaki hükmü nedir? CEVAP: Günümüzde herkes, dinden bahsediyor, aklına göre konuşuyor. Niye böyle olmasın ki, bence bal gibi olur diyorlar. Allah ne emrediyor, Peygamberimiz ne buyuruyor, din kitaplarımız ne yazıyor demiyorlar. Akla göre ölçü olsa, akıl sayısı kadar din olur. Onun için, dinde nakil esastır. Zekât olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır. Başka mal [çek, senet veya paralar] anlaşılmaz; çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüşle anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer) Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca, zekât olarak, bu fülusun değerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (Miftah-üs-seade) Bakır paranın zekâtı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri buyurdu ki: Toprak sahiplerinden uşur ve zekât olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [kâğıt para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı paraysa da, altın değil, bakır paradır. (Redd-ül-muhtar) Zekât olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz [ticaret malı] vermek sahihtir. Elbise tüccarı, ya ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi) Zekât olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekâtı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye) Niye dişi deve verilmesi gerektiğini bilemeyiz. Deveye binilir, eti yenir, yük taşır. Dişi devenin erkek deveden farkı var, süt verir, yavru doğurur; fakat dişi deve, erkek deve olmadan yavru doğuramaz. Buna rağmen dinimiz erkek deveyi zekât olarak vermeyi caiz görmüyor. Bir bakkal, dükkânında sattığı mallardan zekât verebilir, konfeksiyon malından zekât veremez. Bir konfeksiyoncu da, ceket pantolon gibi sattığı mallardan zekât verebilir, fakat pirinç, yağ gibi bakkalın sattığı mallardan zekât veremez. Bir eczacı, ancak sattığı ilaçları zekât olarak verebilir yahut altın olarak verir. Konfeksiyon veya bakkal malzemeleri veremez. Halıcı veya mobilyacı ancak ticaretini yaptığı, sattığı malları zekât olarak verebilir. Oyuncakçı mobilya, mobilyacı oyuncak veremez. Bazıları, (Fakire ne versen alır, yeter ki ver, fakir razı olur) diyorlar. Evet, fakir razı olur, fakat önemli olan, fakirin rızası değil, Allahü teâlânın rızasıdır. Kumarda da, faizde de, zinada da tarafların rızası vardır, ama Allah'ın rızası yoktur. Önemli olan Allah'ın emridir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekât nisabı nedir, nasıl hesaplanır? CEVAP: Maddeler halinde yazalım: 1- Zekât nisabı, 20 miskal yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olana zengin denir. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Biri zengin, diğeri fakir olabilir. Kim zenginse kendi zekâtını verir. 2- Alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacakların zekâtları tahsil edildikten sonra verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir. 3- Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına dâhil edilmez. Ticaret için alınan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir; çünkü bunlar ticaret malı olmuştur. 4- Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Diğer para ve ticaret mallarıyla nisaba ulaşırsa zekâtı verilir. 5- Zekâta tâbi malların veya paranın, yıl içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı bulursa, kırkta biri zekât olarak verilir. Zekât, kârdan değil, eldeki ticaret malının veya paranın tamamından verilir. 6- Kaybolmuş, gasbedilmiş, saklanılan yeri unutulmuş mal ve inkâr olunan alacaklar, nisaba katılmaz ve ele geçerlerse, önceki yılların zekâtları verilmez. Senetli veya iki şahitli veya itiraf olunan alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa, nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir. 7- Kadının altın ve gümüşten başka diğer ziynet eşyaları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas gibi ziynet eşyalarının zekâtı verilmez. Şâfiî'de ise, kadının ziynetlerin zekâtı verilmez. (Hidaye) 8- Nisabın helak olması, sıfırlanması demektir. Borçlanıp sıfırlanır veya sıfırın altına düşerse nisab helak olmuş olur. 9- Zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın veren, bunu anlayınca ikinci yıl vereceği zekâttan bu bir altını mahsup edebilir. 10- Çalışanların alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz, çünkü bunlar, hak edilmiş ücret iseler de, hak edilen mal, ele geçmeden önce mülk olmaz. Maaşlardan kesilen yardım sandığı ve sigorta paraları zekât hesabına katılmaz. Yıllarca sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
1- Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7.2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar tartılıp kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olanın, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise mekruhtur. 2- Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir. 3- Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir. 4- Bir kadın mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları nisap hesabına katar, fakat zekâtını vermez. Aldıktan sonra verir. 5- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb'de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb'in 3'ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir. 6- Nisap, yıl içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra, nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan mesela 50 gram varsa, yıl sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani yıl içindeki, sıfırlanma hariç diğer dalgalanmalara itibar edilmez. 7- Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, uşru da zekâtı da verilmez, ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya, altına çevrilirse zekât malı olur. Bir gün sonra da zekât günü gelse zekâtını vermek gerekir. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar. 8- O ay tahakkuk eden kira, zekât nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez. 9- Miras alacakları nisap hesabına dâhil edilir, fakat ele geçmedikçe zekâtı verilmez. 10- 25-30 yıllık da olsa, vadeli taksitlerle alınan krediler, zekât hesabında borç olarak düşülür. 11- Altın miktarı yarıdan az olan karışımın zekât hesabı, ağırlığıyla değil kıymetiyle yapılır. 12- Yılın yarıdan fazlasında, parasız çayırda otlayan hayvanlar, üretmek için, sütü için olursa, bunlara saime hayvan denir. Saime hayvan sayısı, nisabı bulursa, zekâtı verilir. Yün için, yük taşımak için, binmek için olursa saime denilmez ve zekâtı verilmez. Parasız çayırda otlamayıp, evde besleniyorsa, üretmek veya eti ve sütü için de beslense yine zekâtı verilmez. Çift sürmek, yük taşımak, binmek için yetiştirilen hayvanların zekâtı olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zekât kimlere verilir? CEVAP: Maddeler hâlinde bildirelim: 1- Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur. 2- Kadın, borçlu ve fakir olan kocasına zekât verebilir. 3- Hayır kurumlarına zekât verilmez. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlarına zekât verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri, icmayı bozamaz. Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez. Buralara zekât verebilmek için dinin emrine uydurulması gerekir. Dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur'an-ı kerim kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekâlet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni zekât almaya umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. O zaman vekil de, aldığı zekâtı, talebelerin veya kurumun ihtiyaçlarına sarf edebilir. Böylece dine uyulmuş, zekât dine uygun olarak verilmiş olur. 4- Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. 5- Babası zenginse, küçük çocuğuna zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan büyük veya küçük çocuğa zekât verilir. Deliye de, fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zengin birisinin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez, ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verebilir. Burada büyük demek akıl baliğ olmuş demektir. Küçük ise, henüz akıl baliğ olmamış demektir. 6- Peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlere ve şeriflere eskiden zekât verilmezdi. Günümüzde, bunlara zekât verilir. (Dürr-i Yekta) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Herkes ahirette, dünyadayken kızdıklarıyla değil, sevdikleriyle beraber olacaktır. Salihlerle beraber olmalı. Eğer ilim sahibiysek, ilmimiz onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsek, onlardan bir şeyler öğreniriz. Allahü teâlâyı hatırlamayanlarla, unutanlarla beraber olmamalı. İlim ehli de olsak, ilmimizin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsek, daha çok zarara gireriz. Eğer Allahü teâlâ onlara gazap ederse, biz de helak oluruz. İyilerle beraberken, Allahü teâlâ onlara rahmet ederse, layık olmasak da, biz de o rahmetten faydalanırız. Bir kimse, salihler gibi amel işlese, fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese, fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur. Evliya bir zat talebelerine buyurur ki: (Ahirette amellerin ihlâslı olanları bir tarafa, ihlâssız olanları bir tarafa ayrılacak. Allahü teâlâ müminin ne kadar ihlâslı ameli varsa, onlara bakacak. Eğer ihlâs yoksa, ona hiç faydası olmayacaktır. İhlâslı olanlar kurtulacak, ihlâssız olanlar kurtulmayacaktır. Onun için, ihlâslı olun!) O zatın talebelerinden biri, (Bu anlatılanlar bende yok, o halde hocamı boş yere oyalamayayım) der ve dergâhı terk eder. Birkaç gün sonra o mübarek zat, (Bir talebemiz vardı, nerede o?) diye sorunca, diğer talebeler, (Efendim, o arkadaş, "Bende ihlâs yok, hocamı boşuna meşgul etmeyeyim" diye gitti) dediler. O zat, (Hemen onu bulup, zorla da olsa buraya getirin) der. Bir yerde yakalayıp getirirler. Büyük zat o talebeye sorar: - Evladım niçin gittin? - Efendim, o anlattığınız vasıflar bende yok, ben çok berbat birisiyim, bende ihlâs yok. - Sende ihlâs yoksa, bizim anlattıklarımızda, bizim sohbetlerimizde ihlâs var, o mutlaka sana tesir eder. Hadi diyelim ki tesir etmedi, hep böyle kaldın, fakat unutma ki, Peygamber efendimiz, (Dünyada kim kimi severse, ahirette de onunla beraber olacaktır) buyuruyor. Sen beni sevmiyor musun? - Elbette seviyorum hocam. - Sen ahirette benimle beraber olmak istemez misin? - Elbette isterim hocam. - O zaman bir daha böyle yapma, aklınla hareket etme! İhlâs sahibi olmak çok iyidir, ancak ihlâs yoksa da sevgi var, beraber olmak var. O bakımdan evladım, aynı gemide olmak büyük saadettir. Dünyada kim kimi seviyorsa, ahirette onunla beraber olacaktır. Bunun üzerine talebe orada kalır ve sevdikleri sayesinde kurtulur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Allahü teâlâ beni görüyor
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini tanıyan, seven ve yollarında olan Müslümanlar, yeryüzünün en bahtiyar insanlarıdır, hepsi çok şanslıdır. Bunu bir anlasak, ufak tefek bütün kusurlar bitecek, herkes birbirine âşık olacak. Eskiden bu yoldakiler, birbirlerinin değil elini, ayağının altını öpmek için fırsat kollarmış, uyuyunca gidip ayağının altını öperlermiş. Birkaç saat birbirlerini görmeseler, hasretten ağlarlarmış. Bu nimetin ve birbirlerinin kıymetini anlayanlar öyle yaparmış. Biz de birbirimizin kıymetini bilelim, çünkü çok büyük nimete kavuştuk. Allahü teâlâ idrak nasip etsin! Bir nimetin kıymeti ne kadar çok bilinirse, Cenab-ı Hak (O nimeti arttırırım) diye söz veriyor. Bir nimetin kıymeti ne kadar bilinmezse, (Elinizden alırım ve sonra acı azab yaparım) diyor. İnsan olmanın, sıhhatli olmanın, aklın, imanın, büyükleri tanımanın, camide olmanın kıymeti, hepsi, ayrı ayrı şükrü gerektiren nimetlerdir. Cami, Allahü teâlânın evidir. İnsan evine sevdiğini ve tanıdığını davet eder. Cenab-ı Hak sevdiğini mescide çağırıyor. Sevmediğini çağırmıyor. Bir insana Cenab-ı Hak, camiye gitmek nasip ediyorsa, o, çok şanslı, talihli bir insandır. Nasip etmiyorsa, Cenab-ı Hakk'a yalvarması lazım. (Ya Rabbi! Ne kusurum var ki, beni çağırmıyorsun? Benim kulaklarımdan bu gaflet pamuğu çıkmıyor, ben göremiyorum, işitemiyorum) diye yalvarması gerekir, çünkü Kur'an-ı kerimde Cenab-ı Hak, (Kulakları vardır işitmez, gözleri vardır görmez) buyuruyor. Niye görmüyor ve duymuyor? Kapı kilitli çünkü. İnsan bir yere girerken kapıdan girer. Kapı kilitliyse giremez. O kapı neresidir? Kalbdir. Peygamber efendimiz, (Allah'a, onu görür gibi ibadet edin. Siz onu görmüyorsunuz, ama O sizi görüyor) buyuruyor. İnsanlar yalnız bu hadis-i şerifle amel etse, ne harama bakabilir, ne harama el uzatabilir, ne harama gidebilir, ne kalb kırabilir, çünkü Allahü teâlânın her an kendisini gördüğünü biliyor. Gördüğünü bile bile nasıl günah işler? Muhbir-i sadık böyle haber veriyor. İnsan, sevdiği bir kimsenin istemediği şeyleri, onun yanında yapamıyorsa, ama Allah'ın istemediği şeyleri yani haramları Allahü teâlânın huzurunda yapıyorsa, bir haramı hiç çekinmeden işliyorsa, onun imanı tehlikededir. Mübarek bir zat, üç yaşındaki yeğenine, (Allahü teâlâ benimledir, beni görüyor, her sözümü duyuyor, ne yaparsam biliyor) sözünü ezberletmiş ve her gece okutmuş ve ona, (Sana öğrettiğimi iyi muhafaza et ve hep o halde ol! Ölünceye kadar bırakma! Dünya ve ahirette mükâfatını alırsın) demiş. Buna devam eden o çocuk, Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri oluyor. Böyle söyleyen, böyle inanan, hiç günah işleyebilir mi? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
01.08.2010Zekât verip alırken
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
1- Gayrimüslime zekât verilmez. 2- Zekât verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekât verilmez. Zengine veya Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi araştırarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa zararı olmaz. Yani zekâtı sahihtir. Rastgele değil, araştırarak verdiği için yeniden vermek gerekmez. 3- Zekât verirken, salih akrabaları tercih etmek gerekir, çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. 4- Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalı. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olur. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. 5- Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye dense de caizdir. 6- Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır, fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı mümkünse, salih olan muhtaçlara vermeli. 7- Fakire zekât için altın verip, tekrar onu ucuza satın almak mekruhtur. 8- Fakirdeki alacağı zekâta saymak caiz olmaz. Fakirde alacağı olan zengin, fakire borç senedini verip, (Alacağımı zekât olarak sana verdim. Sen de borcuna karşılık kabul et) dese, fakir de kabul etse, zengin zekâtını vermiş olmaz, çünkü zekât, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle verilmiş olur. Bu zenginin zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir. 9- Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez, sadaka olur. (Redd-ül-muhtar) 10- Fakirde alacağı olan, fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire göstererek, (Zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât verilmiş olur, hem de fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yekta, Mizan-ı kübra) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.08.2010Zekâtla ilgili meseleler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
1- Ticaret malının zekâtı, ticareti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir. 2- Paranın zekâtını kolayca hesap edip vermek için kırkta biri bulunur. Bu kadar liraya ne kadar altın alınıyorsa, o kadar zekât vermek gerekir. 3- Zekât zamanı hac zamanından önce olan, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı hac zamanından sonra, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir. 4- Zekât verme günü gelip de zekâtını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimse, malı kendi telef ederse, zekât borcu affolmaz. Para kendiliğinden telef olursa zekât affolur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekât affolmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekât affolmaz, zekâtını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekât vermek gerekmez. 5- Ödünç bir altın isteyen fakire, zekâta niyet edip verilse, sonra da ona hediye edilse zekât sahih olur. 6- Zekâtı dine uygun verebilmek için, bir fakirle devir yapılırken, fakire, (Bu parayı bana geri vereceksin, unutma) diye tembih etmek caiz değildir. Öyle anlaşmalı devir olmaz. Devir yaparken, altını verdiğimiz fakir, paranın kendisinin olduğunu kesin olarak bilmeli. Zekâtı dinin emrine uydurmak için bunun yapıldığını, altını kendi rızasıyla geri hediye ettiğini iyi bilmelidir. Geri bana hediye edeceksin denirse, yani verileni geri vermeye mecbur bırakılırsa, devir sahih olmaz. 7- Nisaba ulaşmayan [96 gram altını veya bu kadar zekât malı olmayan] erkek, devir ve iskata oturabilir. Taksitli borçlar dikkate alınmaz. 8- Dinimizde zekâtı verilmiş mal, kenz [istif edilmiş, stok edilmiş mal] değildir, gayrimeşru mal değildir. Bu malı, kimsenin zorla almaya hakkı yoktur. Zekâtını veren, malın hakkını ödemiş olur. Kimse bu malı alamaz. Bir kimsenin mülkü, ondan izinsiz kullanılamaz. (Dürr-ül-muhtar) 9- Zekât veya sadaka-i fıtır verirken vekil olanın mutlaka sahibinin ismini söylemesi gerekmez. Kendi adına, bu benim zekâtım dese veya hediyem dese caiz olur, çünkü vekil asıl gibidir. 10- Terzilik yapan, diktiği gömleğin ücretini fakirden almayıp, zekâta dâhil edebilir. Altın olarak vermesi daha iyidir. Kalaycılık yapan, kalayladığı kapların ücretini fakirden almayıp zekâtına sayabilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
03.08.2010Altının gram fiyatı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kâğıt paranın zekâtı hesaplanırken, altının gram fiyatı nasıl bulunur? CEVAP: Kâğıt paranın zekâtı hesaplanırken, Cumhuriyet altını, Hamit lira, Aziz lira, Reşat lira gibi, piyasadaki basılmış, damgalı altın liraların fiyatı en düşük olanı esas alınır. Bunlar 7.2 gramdır. En düşüğünün fiyatı 7.2'ye bölünerek, altının gram fiyatı bulunur. Diyelim ki, Aziz lira en düşük olanıysa ve fiyatı da 396 liraysa, bir gram altının fiyatı, 396/7.2=55 liradır. PARANIN ZEKÂTI Sual: 11000 lira param var. Bunun zekâtı nasıl verilir? CEVAP: Önce altının gram fiyatı bulunur. Mesela gramı 55 liraysa, 11000 lira, 200 gram altın eder. 200 gram altının kırkta biri de, 5 gram altın eder. 5 gram altın zekât olarak verilir. Tam 5 gram bulunamazsa, 7.2 gram, yani bir altın lira verilir. Fazla verilen miktar, gelecek senenin zekâtından düşülebilir. ALTIN VE PARA Sual: 70 gram 14 ayar altınla, 2750 lira parası olan, zekâtını nasıl verir? CEVAP: Önce 2750 liranın ne kadar altın alabileceği hesaplanır. Altının gramının 55 lira olduğunu kabul edersek, 2750/55=50 gram altın eder. Bunu, 70 grama ilave edince, 120 gram olur. Bunun kırkta biri 3 gram eder. Zekât olarak 3 gram altın vermek gerekir. Bu 3 gramı 22 ayardan vermek çok iyi olur. 18 ayardan verilirse de caizdir. Eğer 70 gramını 14 ayardan, kalan 50 gramını da 22 ayardan verirse bir mahzuru olmaz. Hepsi 14 ayardan verilirse mekruh olur. ÇEŞİTLİ AYARLARDA ALTINI OLAN Sual: 35 gram 14 ayar, 25 gram 18 ayar, 40 gram 22 ayar altını olan zekâtını nasıl verir? CEVAP: Altınlar toplam, 35+25+40=100 gram ediyor. Bunun kırkta biri yani 2.5 gramı, zekât olarak verilir. Hepsini 22 ayardan vermek çok iyi olur. 18 ayardan verilirse yine uygun olur, ama hepsi 14 ayardan verilirse mekruh olur. Eğer altınların hepsinin ayarı 14 ise, o zaman 14 ayardan vermek mekruh olmaz. Yani altının ayarı ne ise, o ayardan veya daha yükseğinden vermelidir. GÜMÜŞ VE ALTIN NİSABI Sual: Gümüş nisabına göre zengin sayılan kimsenin, zekât alması caiz olur mu? CEVAP: Caiz olur. 200 dirhem [672 gr] gümüş, 20 miskal [96 gr] altının değerinden aşağı olduğu müddetçe, zenginlikte altının nisabı esas alınır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Balın uşru verilirken, yapılan fenni tesisat ve diğer masraflar çıkarılır mı? Kaçta kaçı verilir? CEVAP: Hiçbir masraf çıkarılmaz. Balın miktarı az olsa da, onda birini uşur olarak, zekât alması caiz olan bir veya birkaç fakire vermek farzdır. FİDANIN UŞRU Sual: Fidan alıp, bunları bakıp büyüterek satan kimse, ticaret yaptığı için bunların zekâtını mı verir, yoksa uşrunu mu verir? CEVAP: Toprak ürünlerinin uşru olur, çünkü kendi yetiştiriyor. Eğer kendi yetiştirmeyip, hazır fidan alıp fidan satsaydı, ticaret malı olup, zekâtı olurdu. YAPRAKLARIN UŞRU Sual: Çay yaprağı, tütün yaprağı, dut yaprağı, pamuk ve yoncanın uşru verilir mi? CEVAP: Evet, verilir. UŞRU MİSLİNDEN VERMEK Sual: Uşru verilmeyen malın mislini satın alıp vermek caiz olur mu? Yani elimizdeki mahsulden değil de, çarşıda aynı vasıfta olan başka mahsulden satın alıp uşur vermek caiz midir? CEVAP: Caiz olmaz, fakat o senenin mahsulünden geçmiş senelerin uşrunu verilebilir. SIĞIRIN ZEKÂTI Sual: Sığırın zekâtı nasıldır, kaç sığır için kaç tane vermek gerekir? CEVAP: 30'dan az sığırı olan, bunların zekâtını vermez. 30 sığır için bir tane, bir yaşını aşmış erkek veya dişi buzağı verilir. 39'a kadar hep böyledir. 40'tan 59'a kadar sığırı olan, bir tane, iki yaşını bitirmiş, erkek veya dişi dana verir. 60'tan 69'a kadar sığır için, iki buzağı verilir. 70 sığır için, bir dana ile bir buzağı verilir. 70'ten sonra, her 10 tane için, böyle hesap edilir. Her 30 tane için bir buzağı, her 40 tane için bir dana artmaktadır. 80 olunca, iki dana artmaktadır. Manda zekâtı da sığır gibidir. (S. Ebediyye) DEVE ZEKÂTI Sual: Develerin zekâtı dişi deve olarak mı verilir? CEVAP: Beş devesi olan, bir koyun verir. 24'e kadar dört koyun verilir. 25'ten 35'e kadar olan deve için, iki yaşına girmiş bir yavru dişi deve verilir. 36'dan 45'e kadar, üç yaşına girmiş dişi deve yavrusu verilir. 46'dan 60'a kadar, yük vurulabilecek, dört yaşına girmiş dişi deve verilir. Bundan daha fazlası için de, yine belli sayılarda dişi deve verilir. (S. Ebediyye) Erkek deve de para ettiği halde, erkek deve verilmiyor. Din neyi bildiriyorsa onu vermek gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
05.08.2010Günah işleyenin orucu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazıları, (Namaz kılmayan, içki içen, açık gezen veya başka günah işleyen, boşuna oruç tutmamalı) diyorlar. Bu söz doğru mudur? CEVAP: Hayır, dine aykırıdır. Birkaç günah işleyenin, diğer günahları da yapması gerekmez. Hem oruç tutup hem de günah işleyen kimse, oruç tutmakla hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz, fakat ahirette, niçin oruç tutmadın diye hesaba çekilmez. Oruç borcunu ödemiş olur, hatta orucun bereketiyle diğer günahlardan da kaçma imkânı olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı.) Namazın dinimizdeki yeri, oruca göre daha önemliyse de, bir kimseye namaz kılmadığı için, (oruç da tutma) denmez. Aksine, (Namaz kılamıyorsan, orucu bari terk etme) denir. Namaz kılmamakla büyük bir günaha giren kimse, oruç tutmazsa günah miktarı daha da çok artar. Birkaç günaha müptela olan kimse, birinden vazgeçmek isterse ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre, bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa, o kadar iyi olur. Allah'tan korkup bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i şerifte, (Ömründe bir defa Allah'ı anan veya Ondan korkan Müslüman, Cehennemden çıkar) buyuruldu. (Tirmizi) Günah işleyen, oruç tutuyor veya zekât veriyorsa, (Aman bunları bari bırakma) demelidir! Bu ibadetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Allah'ın rahmetinden ümit kestirip, dinden nefret ettirenlere lanet olsun! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) buyurdu. (Buhari) Günah işleyen, Müslümanlıktan çıkmaz. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam, "Ümmetine müjde ver ki, müşrik olarak ölmeyen Cennete girer" dedi. Ben, "Zina ve hırsızlık eden de mi Cennete girer" diye üç defa sordum. "Evet, zina ve hırsızlık eden de Cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de, yine sonunda Cennete girer" dedi.) [Buhari] Bu, Ehl-i sünnet itikadıdır. Günahları hafif görmek değildir. Bu inanış, insanı günaha sevk etmemeli! Her günah, kalbi karartır, insanı küfre sürükleyip Cehennemde ebedi kalmaya sebep olabilir. Her günahtan kaçınmalı, çünkü Allah'ın gazabı günahlar içinde saklıdır. Belam-ı Baura, çok ibadet eden büyük bir âlimken, bir günah yüzünden imansız öldü. Günah işleyen hemen tevbe etmelidir! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
06.08.2010Ölümü şevkle beklemek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hepimizin ömrü malum, belli bir zamanda bitecektir. Bizim en büyük rahatlığımız ve huzurumuz, Rabbimizden gelecek olan o güne, o saate, zevkle, şevkle hiç korkmadan bakmaktır. İşte Müslüman, Allahü teâlâya kavuşma saatinden endişesi olmadığından, nimetlere kavuşacağından dolayı güler yüzlüdür, ancak bundan korkanlar, huzursuz olurlar, çok sıkıntıya düşerler. Müslümanın işleri ters gitse de, o yine güler, çünkü dünya işi ters gitmiş, düz gitmiş ne kıymeti var ki! Eğer dünya işinin ters gitmesi dinden bir noksanlığa sebep oluyorsa, o zaman, o bir felakettir. Önemli olan, dinde bir noksanlığın olmamasıdır. Dünya işleri için, sevilmeye veya üzülmeye değmez! Kendimiz de, malımız da, mülkümüz de Allah'ındır, bizim değil. İnsana sadece kullanma izni ve imkânı verilmiş. Bu kullanmakta da, (Böyle yaparsan iyi, şöyle yaparsan kötü. Böyle yaparsan Cennete, şöyle yaparsan Cehenneme gideceksin) diye iki şey bildirilmiş. (Paranı istediğin yerde kullan, ama hesabını vereceksin) denilmiş. Kişinin şerefi, ne malıyla, ne parasıyla, ne de mevki ve makamıyla ölçülmez. İnsanın haysiyet ve şerefi, dine hizmet etmekle, ibadetle ve takva ile yani haramlardan sakınmakla ölçülür. İnsanların kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsizdir. Allahü teâlânın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetlidir. İnsanın ne kıymeti vardır ki? Allahü teâlânın kıymet verdiğine kıymet veren elbette kıymetlidir. Allahü teâlâ neye kıymet verir? Mesela güzel ahlaka, herkesle iyi geçinmeye, namaz kılmaya, çalışmaya, güler yüzlü, tatlı dilli olmaya kıymet verir. Bunlara kıymet veren kıymetlidir. Yoksa, senin şu kadar paran var, benim şu kadar evim var; bunun ne önemi olur ki? TAŞA TOPRAĞA GÜVENMEK Şimdi insanların tek ölçüsü dünya olmuş. Mesleği, makamı nedir? Ne kadar maaşı var? Evi, arabası var mı? Evlilikte, dindarlığın değil, dünyalığın aranması çok üzücüdür. Yani Allahü teâlâya tevekkülü bırakıyor, üç beş tane bez parçasına, üç beş tane taş yığınına bel bağlanıyor, bunlara güveniliyor. İnsan neye güvenirse, yardımı ondan beklesin! Allah'a güvenen Allah'tan beklesin! Arkasında Allah olanlar yani Allah'a güvenenler korkmasın! Arkasında Allah değil de, taş toprak, mevki makam, para pul olanlar, yani onlara güvenenler çok korksunlar, hallerinden utansınlar! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
07.08.2010Güvendiğimiz şeyler de Allah'ındır
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kim, Allah'tan başka, yüzünü neye dönerse, neye güvenirse, neyi severse, iyi bilsin ki o da Allah'ındır. Bunları yaparken Allahü teâlâ onu görüyor. Bu duruma düşmek, Müslüman için çok çirkin ve utanılacak bir haldir! Arkamda filan zengin var dense, arkamda şu kadar ev, şu kadar para var dense tamam deniyor. Arkamda padişah veya şu vali var dense yine tamam diyoruz, ama arkamda Allah var derse, (Orasını karıştırma, biz de Müslümanız) deniyor. İyi de, bu ne biçim Müslümanlık? Allah var denince niye inanılmıyor? Niye Allah'a güvenilmiyor? O tamam denilen şeyler de Allah'ın değil mi? Hiç utanmıyor muyuz? Aklımıza, kabiliyetimize, malımıza mülkümüze, mevkiimize makamımıza güvenmemeliyiz. Yoksa bunlarla baş başa kalırız. Gün gelir, aklımız yetmez, sapıtırız. Gün gelir, malımız mülkümüz gider, mahvoluruz. Böyle şeylere güvenen, bunlar bitince, elinden çıkınca, mahvolur, kaybolup gider, ama Allahü teâlâya güvenen, devam eder. Hem dünyada, hem ahirette, kıymetli olur, rahat olur, mesut olur. Biz Müslüman olarak, Allah için varız ve Onun rızası için çalışıyoruz. O şimdi bizi görüyor, kalbimizden geçenleri biliyor. Bir tam bağlanabilsek, o hâlin tadına doyum olmaz. İbrahim aleyhisselam ateşe atıldığı zaman, Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselamı gönderdi. (Kulum İbrahim'in bir ihtiyacı var mı, bir öğren!) buyurdu. Cebrail aleyhisselam İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, havadayken ona dedi ki: -Yâ İbrahim, bir ihtiyacın var mı? -Elbette var. -Ne istiyorsun? -Rabbimin sevgisini istiyorum. -Yâ İbrahim, bak ateşe gidiyorsun, derdine çare iste! -Ateşi yakan O, beni gönderen O, beni yaşatan O. Yakmak isterse yakar, yakmak istemezse yakmaz. Bana Rabbim yeter. O beni görüyor, derdimi biliyor. Senden bir isteğim yok. Allahü teâlâ, (Kulumu nasıl buldun?) diye sorunca, Cebrail aleyhisselam, (Ya Rabbi bu Halil'inin, bu dostunun gözü, senden başkasını görmüyor. İşte dost böyle olur) dedi. Cenab-ı Hak, (Şimdi sen, orayı serin, güllük gülistanlık yap, oradan soğuk pınarlar akıt) buyurdu. Cebrail aleyhisselam emredildiği gibi yaptı. İbrahim aleyhisselam indi, (Ben nereye geldim, ateş yok) dedi. O kadar büyük ateş ki, herkes kül olur diye bekliyordu. Yani ateş sönecek de küllerini bulacaklardı. Ateş bitti. İbrahim aleyhisselamı gül bahçesi içinde görünce şaşırdılar, bununla başa çıkılmaz dediler. İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, (Hasbiyallahü ve ni'mel vekil) yani (Bana Allah'ım yetişir, O ne iyi yardımcıdır) demişti. Her işinde, onun gibi sadece Allahü teâlâya güvenen, dünyada ve âhirette huzura, saadete kavuşur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
08.08.2010Ramazan, hilal görülünce başlar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin görülmesine mi itibar edilir? CEVAP: Hesaba, takvime göre hareket edilmez. Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün, doğru olarak hesapla tespit edilir, fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayramı, hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür. Hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz, doğmadığı için de görülmez, çünkü Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneşin ve ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için, hilali aramak ve görmek gerekir. Hicri kameri ay 29 gün de çekebileceği için, hilal görülünce Şaban ayının 29'u da olabilir. Eğer görülemezse, Şaban ayını 30'a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir, fakat bir gün önce olamaz, çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması ve görülmesi mümkün değildir. Ramazan ayının her yıl 30 gün çektiğini sananlar da var. Hâlbuki kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün çeker. Hep 30 çekse, hicri yıl 360 gün olur. Her yıl, 10-11 gün erken gelmesinin sebebi, kameri ayların bazen 29 çekmesinden dolayıdır. RAMAZAN AYININ ÜSTÜNLÜĞÜ Sual: Ramazan ayının fazileti nedir? CEVAP: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Farz namaz sonraki namaza kadar, Cuma sonraki Cumaya kadar, Ramazan ayı sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani] (Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur] (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya hasta, oruç tutamazsa, ne yapar? CEVAP: Çok yaşlanıp, ölünceye kadar ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz, fakir değilse fidye verir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, fidye verir.) [Nesai] Yaşlı olup oruç tutamayan ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, fakir değilse her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un verilir. Bir fıtra miktarı un 1750 gramdır. Bir aylık oruç için 53 kg un vermek kâfidir. Yahut bunun kıymeti kadar altın, tutulamayan bir aylık orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hale gelen hasta, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık) Bu yıl için, bir çeyrek altın, bir kişinin bir aylık orucunun fidyesi olarak, fazlasıyla kâfi gelir. Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun tutamadığı her oruç için, fakire fidye verir. HASTALARIN ORUÇ TUTMASI Sual: Rahatsızlığı olanın oruç tutmaması günah olur mu? CEVAP: Orucun, birçok hastalığa faydalı olduğu, tıp uzmanları tarafından açıklanmıştır. Hadis-i şerifte, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur) buyuruldu. (Beyheki) Zekât veren, malını kirden temizleyip, tehlikelerden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudunu hastalıklardan korur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Sağlığa kavuşmak için oruç tutun!) [Taberani] Midesinden veya başka bir yerinden rahatsızlığı olan bazı kimseler, hastayız diyerek oruç tutmuyorlar. Oruç tutmanın kendisine zararı olup olmayacağını bilemeyen hasta, salih ve uzman bir doktora sorar. Böyle bir doktor, (Oruç tutmak sana zarar verir) derse, orucunu kazaya bırakır. Salih olmayan doktorun sözüyle hareket edilmez. İlaç kullanan hastalar da, doktorun tavsiyesine uygun olarak ilaçların dozunu sahur ve iftara göre ayarlayarak oruçlarını tutabilirler. Oruç tutmaya mani olan hastalık çok azdır. Bu bakımdan salih bir doktora sormadan, orucu kazaya bırakmamalı! HASTANIN FİDYE VERMESİ Sual: Bir kimse, rahatsızlığından dolayı ramazan ayında oruç tutamasa, iyileşince kaza edecek olsa, yine de ramazan ayında tutamadığı oruçların fidyesini vermesi gerekir mi? CEVAP: Hayır, kaza edecek gücü olan, fidye vermez. Fidye verse bile, iyileşince kaza etmesi gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
10.08.2010Orucun farzı ve imsak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucun farzları ve oruca niyetin vakti nedir? CEVAP: Orucun farzı üçtür: 1- Niyet etmek. 2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak. 3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak. Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü dahve-i kübra vaktine kadardır. Dahve-i kübra vakti, şer'î gündüzün yani imsak vaktiyle akşam vakti arasındaki zamanın yarısıdır. Bu vakit, Türkiye'de öğleye 60-70 dakika kadar kalan zamandır. Kaza ve kefaret oruçlarındaysa, akşamdan imsak vaktine kadar niyet edilebilir. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Ramazanda bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı ayrı niyet etmek farzdır. Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Sahura kalkınca da, daha önce niyet edilmiş olsa da, imsak vaktine kadar yiyip içilebilir. Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Niyetin son vaktinden önce kesin karar vermek gerekir. Oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur. İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlamasıdır. www.turktakvim.com sitesinde yazılı olan imsak vaktinden önce, yiyip içmeyi kesmeli! Yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam etmemeli. Ezan geç okunursa, suçu müezzine bulmak insanı sorumluluktan kurtarmaz. Farklı takvim ve imsakiyeler hakkında, www.turktakvim.com sitesinde, Bilgiler kısmında geniş açıklama vardır. KEFARET GEREKTİRENLER Sual: Orucu bozup kefaret gerektirenler nelerdir? CEVAP: Şunlardır: 1- Oruçlu olduğunu bilerek yiyip içmek, 2- Cinsel ilişkiye girmek, 3- Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan kimsenin, bu ramazanın başka gününde de bu şeyi, nasıl olsa kefaret gerektirmiyor diye kasıtla yine yapması, 4- Sigara içmek, 5- Gıybet, sürme çekmek ve kan aldırmak gibi, orucu bozmadığı iyi bilinen şeyden sonra, oruç bozuldu sanarak, yiyip içmek. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
11.08.2010Orucu bozan şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan orucunu bozan şeyler nelerdir? CEVAP: Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler şunlardır: 1- Boğaza kar ve yağmur kaçması, 2- Astım spreyi kullanmak, 3- Zorla bozdurulmak, 4- Burna sıvı ilâç koymak, 5- Burna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.] 6- Mukimken oruca başlayıp, sefere çıkınca yiyip içmek, 7- Ud ağacının, amberle tütsülenip dumanının çekilmesi, 8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek, 9- Kulağın içine ilâç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak, 10- Derideki açık yaraya konan sıvı ilâcın sindirim yoluna girmesi, 11- Vücuda ilaç şırınga etmek, 12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak, 13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması, 14- İmsak vakti bittiğini bilmeden yiyip içmek, 15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak, 16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak, 17- Burna çekilen suyun ağızdan çıkması, 18- Abdest alırken boğaza su kaçması, 19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak, 20- Makattan fitil kullanmak, 21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek, 22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasten bozması, 23- Denize girince veya guslederken vücudun içine su girmesi, [Hanbeli'de bozmaz.] 24- Dil altına konan ilacı emmek, 25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi, 26- Basur memesinin, taharetlendikten sonra, ıslak olarak içeriye girmesi, 27- Mastürbasyon yapmak, 28- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması, 29- Lavman yaptırmak, [Maliki'de bozmaz.] 30- Özel olarak su buharı teneffüs etmek, 31- Yaş parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Hanbeli'de bozmaz.] 32- Burundan genze giden kanı yutmak, 33- Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak yiyip içmek, 34- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak. LAVMAN ORUCU BOZAR Sual: Lavman, fitil ve dil altı hapı orucu bozar mı? CEVAP: Lavman yaptırmak, Maliki hariç, diğer mezheplerde bozar. (El-fıkh-u alel-mezahib-i erbaa) Makattan ve vajinadan fitil kullanmak, hatta pamuğun girip kaybolması, parmağın yaş olarak girmesi, kulağa ilaç damlatmak ve burna sıvı ilaç çekmek de orucu bozar. (Redd-ül-muhtar, Hindiye, Hidaye) Dil altı hapı ilaçtır, mukoza denilen yumuşak dokudan emildiği için, deri altına iğneyle ilaç zerki gibi olup orucu bozar. Ağız içindeki mukozadan değil de, vücuttaki sağlam deriden emilen ilaçlar bozmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
12.08.2010Orucu bozmayan şeyler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Orucu bozmayan şeyler nelerdir? CEVAP: Bazıları şunlardır: 1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek, 2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi, 3- Oksijen tüpüyle suni hava vermek, 4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak, 5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak, 6- Boğaza toz, duman vs. kaçması, 7- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak, 8- Göze ilaç damlatmak, ıslak lens takmak, 9- Gıybet etmek, 10- Rüyada ihtilâm olmak, 11- Diş çukuruna ilâç koymak, 12- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak, 13- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek, 14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak, 15- Sakındığı hâlde toz ve dumanın boğazdan veya burundan içeri girmesi, 16- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak, 17- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak, 18- Dişleri arasında kalan nohuttan küçük olan şeyi yutmak, 19- Hacamat olmak, kan aldırmak, 20- Kulağına su kaçması, 21- Uyanıkken, sadece bakarak cünüp olmak, 22- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak, 23- Gusletmek, banyo yapmak, 24- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şafii'de bozar.] 25- Sağlam deriye ilaç, krem, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak, 26- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi, 27- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi, 28- Arı sokması, 29- Dudaktaki yaşlığı yutmak, 30- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek, 31- Kuru parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Şafii'de bozar.] 32- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması, 33- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şafii'de bozar.] 34- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek, 35- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan burna gelen akıntıyı yutmak. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
13.08.2010"Sen olmasaydın"
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Ey Resulüm, İbrahim'i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) buyuruyor. Böyle yüce bir Peygamberin ümmeti olmak, en büyük saadettir, çünkü bizden önceki peygamberler bile, bu ümmetten olmak istemişlerdir. Kur'an-ı kerimde bu ümmet için, (Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz) buyuruluyor. Onun için Peygamber efendimize biraz benzemek, Allahü teâlânın rızasını, sevgisini kazanmaya ve günahların affına sebep olur. Peygamberimize benzemek nasıl olur? Onun getirdiği dine, sünnetine uymak, ona benzemek olur, fakat asıl önemli olan, onun vazifesine yardımcı olmaktır. Peygamber efendimiz İslamiyet'i Allahü teâlânın kullarına tebliğ etmek, yaymak için gelmiştir. İşte kim, her ne şekilde, Peygamber efendimize bu bakımdan benzerse, Onun vârisi, Onun sevgilisi olur. Allahü teâlâ ondan razı olur. Onun için, dinimizi doğru bildiren Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir kitap vermeyi, böylece insanların dinlerini doğru öğrenmelerine vesile olmayı az görmemeli. Bu, o yüce Peygambere benzemektir. Peygamber efendimiz, yalnız ümmetine değil, bütün Peygamberlere de şefaat edecektir. Allahü teâlâ bütün Peygamberlere ayrı ayrı, (Sen kimsin?) diye soruyor. Âdem aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Safiyullahım) diyor. İbrahim aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Halilullahım) diyor. Nuh aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Neciyullahım) diyor. Musa aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Kelimullahım) diyor. İsa aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Ruhullahım) diyor. Sıra Peygamber efendimize gelince, (Yâ Rabbi, ben Ebu Talib'in yetimiyim) diyor. Habibullah olduğunu söylemiyor. Bu tevazu, Allahü teâlânın çok hoşuna gittiği için buyuruyor ki: (Ey Habibim, senin bu tevazuun yok mu, senin bu güzel huy ve ahlakın yok mu, ben sana âşığım. Seni yalnız ümmetine değil bütün Peygamberlere de şefaatçi kıldım. Yalnız ümmetine değil, Peygamberlere de şefaat edeceksin.) (Herkesin bir hocası var, beni ise Rabbim terbiye etti) hadis-i şerifini de iyi anlamalı. İslamiyet, Resulullah efendimizin hayatı, sözleri, emirleri ve yasakları demektir. Dini tebliğ eden, Kur'an-ı kerimi, sözleriyle ve yaşayışıyla açıklayan Odur. Bizi böyle yüce bir Peygambere ümmet eden Allahü teâlâya ne kadar şükretsek azdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
14.08.2010 Cennet kapısının anahtarı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her şeyin sahibi ve yaratanı Allahü teâlâdır. Her iyiliğin, her nimetin sahibi, Odur. Esas kaynak Odur. Maksat da, Onun sevgisine ve rızasına kavuşmaktır. Ancak Allahü teâlâ, kendisine kavuşturacak, Cennete girilecek her kapıyı kapatmış, sadece tek kapıyı açık bırakmıştır. Bu tek kapı, Peygamber efendimizin mübarek kalbidir. Diğer Peygamberler dâhil herkes, bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlânın rızasına ve sevgisine kavuşamaz. Allahü teâlâ, Cennete girilecek tek kapının anahtarını Peygamber efendimize verdi. Onun Peygamberliğini kabul etmeyen, yani Müslüman olmayan, kim olursa olsun, Cennete giremez. Onu tasvip etmeyen, sevmeyen, tasdik edip yolunda gitmeyen, asla Cenneti göremez, çünkü anahtar ondadır. Cennetin kapısından, ancak Peygamber efendimize imanı olan girebilir. Evliya bir zata bir talebesi, (Efendim, kâfirlerden de, Allah'a inandığını söyleyenlerin, Peygamberimizi övenlerin olduğunu görüyoruz. Bunlar da Cennete girerler mi?) diye sorar. O mübarek zat da, (Hayır, Peygamberimizi övse de, kesinlikle giremez. Cennete ancak Müslüman olanlar girer. Anahtar, sevgili Peygamberimizdedir) cevabını verir. Çok kimse, Allah diyor. Onların Allah dedikleri, hakiki Allah değildir. Onlar, kendi kafalarındaki, hayallerindeki tanrıya Allah diyorlar. Allah'ın değil, kendi isteklerinin peşindeler. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi kabul etmeden, ne kendisine yapılan ibadeti, ne de imanı kabul eder. İslamiyet'in ilk şartı, kelime-i şehadettir. (Muhammedün Resulullah) demeyen mümin olamaz. Musa aleyhisselam zamanında günahkâr biri vardı. Ölünce, cesedini çöplüğe attılar. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama, (Filanca çöplükte bir evliya kulum var, onu temizle, namazını kıl ve defnet) emrini verdi. Musa aleyhisselam adamın cesedini buldu, emredileni yaptı. Ahali, kendilerinin çöpe attığı adama, Allah'ın Peygamberinin gösterdiği ilgiye şaşırdı. Definden sonra Musa aleyhisselam, adamın hanımını buldurup, (Ey hatun, bu adam hangi hayırlı ameli yaptı?) diye sordu. Kadın, (İyi bir ameli yoktu) dedi. (İyi düşün, bunun iyi bir amelinin olması lazım) dediyse de, kadın, (Hiçbir iyiliği yoktu, hep günah işlerdi, kimse sevmezdi onu) dedi. (Bunun mutlaka bir şeyi var ki, Allahü teâlâ ona sevgili kulum dedi ve bana onu defnetmemi emretti) dedi. Kadın, (Belki şu olabilir: Bir gün Tevrat okuyordu, okurken Muhammed aleyhisselamın "Ahmed" ismi geçti. Bu ne güzel isim dedi. Tekrar okudu, yine bu ne güzel isim dedi. Sonra, "Yâ Rabbi, ismi böyle güzel olanın, kim bilir kendisi ne kadar güzeldir, ben ona âşık oldum" dedi ve ismini öptü. Bu ismi her okuduğunda böyle öperdi) dedi. Musa aleyhisselam, (Tamam, anlaşıldı) buyurdu. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinde reformcular, (Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) hadisini indî şekilde şöyle yorumluyorlar: (Abdest alırken ağza bulaşan suyun orucu bozmadığı gibi, ağza sıkılan ilaçlı sprey de orucu bozmaz. Burun damlası da içeri girse de bozmaz. İğne veya serumla ilaç vermek, lavman yaptırmak, makattan ve vajinadan fitil kullanmak, dilaltı hapını emmek ve kulağa damlatılan ilaç da orucu bozmaz.) Bu reformcuların dedikleri yanlış değil mi? CEVAP: Elbette yanlıştır. Hepsi, dört mezhepte de orucu bozar. Fıkıh kitaplarında orucu bozup kefareti gerektirenler bildirilirken, gıda veya deva [ilaç] olan bir şeyi yutmak diye geçiyor. Kum, toprak, maden gibi gıda ve deva olmayanlar ise orucu bozarsa da, kefaret gerektirmez. (Redd-ül-muhtar) Gıda ve deva olanların serumla, iğneyle verilmesi kefareti değil kazayı gerektirir. Mesela açık yaraya konulan sıvı ilaç emilirse, orucu bozarsa da kefaret gerekmez. Astım spreyinin içinde ilaç olduğu için bozar. Ağza girip yutulan şeyin, az veya çok olmasının önemi yoktur. Bir damla ilaç veya bir damla su, isteyerek yutulursa oruç bozulmakla kalmaz, kefaret de gerekir. Abdest alırken istemeden yutulursa kefaret gerekmez, çünkü bunda kasıt yoktur. Abdest alırken ağızda kalan yaşlığı yutmakla, ağza burna verilen ilacın yutulması mukayese edilemez, çünkü abdest almak zarurettir. İlaç almak da zarurettir denirse, zaten oruç tutamayacak kadar hasta olanın oruç tutmamasına ruhsat verilmiştir. İyileşince tutar. Reformcuların dediği gibi, (Hem ilacı alır, hem de oruçlu olurum) demek çok yanlıştır. Dört mezhepte de ve bütün müctehid imamlara göre, yaraya konulan ilaç, cevfe [içeriye] giderse oruç bozulur. Şafii mezhebinde, dimağ [beyin], karın, bağırsak, mesane birer cevftir. Mesela, baştaki kemik yarılsa, buradaki yaraya konulan ilaç, cevfe yani beyne gideceğinden oruç bozulmuş olur. Şafii'de karna bıçak saplansa, bıçağın ucu mideye, yani cevfe girdiği için oruç bozulur. Sağlam deriden bıçak cevfe girince oruç bozulduğu gibi, iğneyle adaleyi veya damarı yırtarak verilen ilaç, cevfe ulaşınca oruç bozulmuş olur. Bugün tıpta, serumun mesaneye, dimağa ve vücudun her yerine gittiği kesin olarak bilinmektedir. O halde serum, dört mezhepte de orucu bozar. Sadece kaza gerekir. Tıp, damardan veya adaleden verilen ilacın, dimağ ve mesaneye gittiğini bildirirken, hiç kimse, (Serum veya enjeksiyonla verilen ilaç, cevfe [yani dimağ ve mesane gibi yerlere] gitmez) diyemez. Derse de ilmî olmaz, indî olur ve hiç kıymeti olmaz. [Yazıdaki Hanefi mezhebiyle ilgili bilgiler, Tahtâvi, Mebsut, Bedayi ve benzeri kitaplardan, Şafiilerle ilgili bilgiler ise, Mecmû, Muğn-il-muhtaç, Tuhfe, Envâr, Kummesrâ, Bâcuri, Şerh-i İbni Bâcuri gibi muteber eserlerden alınmıştır.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Fitre (fıtra) vermenin önemi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimlerin fıtra vermesi gerekir? CEVAP: İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacib olmaz, fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs] (Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyheki] (Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.) Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fitre vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud) Dinen zengin olmayan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın, fitre vermesi vacib olur. Fitre, zekât alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caizse de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafii'de ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zenginse fitre vermesi gerekir. Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa fıtra verilir. Hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevab olur. İmameyn'e göre, borçlu ve fakir kimseye, hanımı fitre verebilir. (Mevkufat) Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fitre miktarları ve TL olarak bugünkü değerleri yaklaşık olarak aşağıda bildirilmiştir. Ya bu ürünlerin kendisini veya tutarları kadar altın vermek gerekir. Fıtranın cinsi Miktarı (gr) Değeri (TL) Buğday 1750 1.5 Un 1750 2 Un (iyi) 1750 3 Arpa 3500 2 Kuru üzüm 3500 30 K.üzüm (iyi) 3500 50 Hurma 3500 18 Hurma (iyi) 3500 140 > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Teravih kaç rekâttır ve cemaatle kılmak sünnet midir, nasıl kılınır? CEVAP: Peygamber efendimiz, 3-4 gün teravihi cemaatle kıldırdı, daha sonra evden çıkmadı. Sebebi sorulunca, (Teravih namazının size farz olacağından korktuğum için, evden çıkmadım) buyurdu. (Buhari) Teravihin 20 rekât oluşu ve cemaatle kılınması hadis-i şerifle bildirilmiştir. Sünnet olduğu icma ile sabittir. Peygamber efendimiz, teravihi, 8, 12 ve 20 rekât olarak da kılmıştır. İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki, Resulullah, yatsıdan sonra, vitirden önce, yirmi rekât namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda yirmi rekât teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe) Teravihin yirmi rekât olduğuna inanmayanın bid'at ehli olduğu (Nur-ül-izah) şerhinde de yazılıdır. İmam-ı a'zam hazretleri, (Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hazret-i Ömer, teravihin yirmi rekât olarak cemaatle kılınmasını, kendiliğinden ortaya çıkarmadı. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullahın sünnetine dayanarak emretti) buyuruyor. (El-İhtiyar) Resulullah teravihi hiç kılmasa bile, hulefa-i raşidinin kılması, sünnet olması için kâfidir. Hadis-i şerifte, (Sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın) buyuruldu. (Buhari) Teravihin cemaatle kılınması, sünnet-i kifaye'dir. Yani bir mahallede cemaatle kılınınca, diğerleri evde kılsa da, sünnet ifa edilmiş olur. Erkeklerin camide cemaatle namaz kılmalarının, evde kıldıkları namazdan 27 derece daha fazla sevab olduğu, kadınların ise, evde namaz kılmalarının, camide namaz kılmalarından daha çok sevab olduğu hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Kadınlar, cemaatle namaz kılmak için camiye gidemez, çünkü Redd-ül-muhtar'da buyuruluyor ki: (Genç ve yaşlı kadınların beş vakit namaz için, cuma, teravih ve bayram namazları için, vaaz dinlemek için camiye gitmeleri caiz değildir. Eskiden, yalnız çok yaşlı kadınların, akşam ve yatsı namazına gitmesine izin verilmişse de, şimdi bunların da gitmesi caiz değildir.) Teravih namazı iki veya dört rekâtta bir selam vererek kılınır, fakat iki rekâtta bir selam vermek daha iyidir. Teravih namazını on rekâtta bir selam vererek iki selamla bitirmek mekruhtur. Şafii'deyse hiç sahih olmaz. Teravih, vitirden önce kılınır. Vitirden sonra da kılmak caizdir. Bazı imamlar tadil-i erkâna riayet etmeyerek teravihi hızlı kıldırıyor. Hâlbuki Hanefi'de tadil-i erkân vacibdir. Vaciblerinden biri kasten terk edilerek kılınan namazı tekrar kılmak vacibdir. Unutularak vacib terk edilirse, secde-i sehv gerekir. Tadil-i erkân, Şafii'de ise farzdır. Farz terk edilince namaz sahih olmaz. Teravih de olsa, sahih olmayacak kadar hızlı kılmak caiz olmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruçluya mekruh olan ve olmayan şeyler nelerdir? CEVAP: Mekruh olanlar şunlardır: 1- Dişleri diş macunuyla fırçalamak mekruhtur, macunsuz mekruh olmaz. 2- İlaçla gargara mekruhtur. Eğer ağızdaki yara, namazda okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz, çünkü özür vardır. 3- Cünüp olma ihtimali varsa hanımını öpmek mekruh olur. 4- Ramazan günü, iğne olmak, kendi isteğiyle ağız dolusu kusmak gibi bir sebeple oruç bozulursa, seferdeki yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi, sakınmaları gerekir, yiyip içmeleri mekruh olur. Oruçluya mekruh olmayanlar: 1- Gece ihtilam olup sahura kalkınca, imsak vaktine az kalmışsa, önce yemek yense, imsak çıktıktan sonra gusledilse, yani oruca cünüpken başlansa sahih olur. Daha sonra gusletmek caizdir. 2- Bozulursa kefaret olmasın diye, ramazan orucuna imsak vaktinden sonra niyet etmek caizdir. 3- Ramazanda yatsıdan sonra hanımıyla beraber olunsa daha sonra geç vakitte uyuyup biraz sonra guslederiz dense, uyandıklarında da güneş doğmuş olsa, oruçlarına zarar gelmez; fakat namaz kılmak için ilk fırsatta yıkanmak gerekir. 4- Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caizdir. 5- Oruçluyken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. İFTAR DUALARI Sual: İftar açarken hangi dua okunur? CEVAP: İftardan önce, Euzü ve Besmele çekilip, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb) denir. Manası şöyledir: (Ey mağfireti çok geniş olan Allahım! Kıyamet günü hesaba çekilirken, beni, ana babamı, hocamı, erkek ve kadın, bütün müminleri affet!) Bir iki lokma iftarlık yiyip, (Zehebezzama' vebtelletil urûk ve sebe-tel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. Bu iftar duasının manası ise şöyledir: (Açlık bitti. Damarlarımızın suya kavuşma vakti geldi. İnşallah sevab hâsıl oldu.) [Duaların Arapça orijinali www.dinimizislam.com sitemizde vardır.] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak vücuda zarar verir mi? CEVAP: Hayır, çünkü Allahü teâlâ zararlı olan bir şeyi emretmez. Oruç tutan, vücudun zekâtını ödemiş, onu hastalıklardan korumuş olur. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtıysa oruçtur) buyurmuştur. (İbni Mace) Orucun faydaları çoktur. İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Oruç eti eritir ve Cehennem ateşinden uzaklaştırır. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen nimetler, ancak oruç tutana nasip olur.) [Taberani] (Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allahü teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle Cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar.) [Buhari] Orucun sevabı diğer ibadetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, (Her iyiliğe, 10 mislinden 700 misline kadar sevab verilir; fakat oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm, çünkü kulum, benim için şehvetini ve yeme içmesini bırakmıştır) buyuruldu. (Buhari) Her iyiliğin sevabını Allahü teâlâ verdiği halde, orucun sevabı için, (Ben veririm) buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu halde, Kâbe'ye (Beytullah) yani (Allah'ın evi) denmesi, ona şeref vermek içindir. (Oruç bana mahsustur) demekle de ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevab verilecektir. Başkaları oruç yerken oruç tutmak daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyince, melekler oruçluya dua eder) buyuruldu. (Tirmizi) ORUÇ TUTMAYI GANİMET BİLMELİ Sual: Derslere çalışılan veya imtihana girilecek günlerde oruç tutmamak uygun mudur? CEVAP: Oruç tutmak, derslere, imtihana engel olmaz. Bilakis destek olur. Mide çok doyarsa insanın kafası o kadar çalışmaz. Aç olanın zekâsı keskin, anlayışı kuvvetli olur. Ders için oruç tutmamak haram olur. Ramazan günü oruç tutmak büyük nimettir. Bu nimetten mahrum kalmamalı, oruç tutmayı ganimet bilmelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimizde, bir kimseyi kendine bağlamak veya büyük bir zata bağlanmak, iple, parayla, mevki ile değil, sevgi ile olur. Hadis-i şerifte, (El mer'ü mea men ehabbe) buyuruluyor. Dünyada kim kimi severse, ahirette onunla beraber olacak demektir. Sevgi ile bağlananları kimse koparamaz. Menfaatle bağlananlar, her an kopabilir. Cehennem yedi tabakadır. Her birinin azabı üstündekinden daha şiddetlidir. En üst tabaka, en hafifi olduğu halde, ateşi, dünya ateşinden yetmiş kat daha şiddetlidir. Burada, günahkâr Müslümanlar azap görür. Diğer katlardakilerin hepsi sonsuz yanacaktır. İkinci katta Tevrat'ı bozanlar, üçüncü katta İncil'i bozanlar, dördüncü katta güneşe, yıldızlara tapanlar, beşinci katta ateşe, ineğe tapanlar, altıncı katta ateistler, yedinci katta mürtedler ve münafıklar. Bu son tabaka, en şiddetli azap olunan yerdir. Allah korusun, bırakın ateşte yanmayı, sonsuz olarak insanı bir odaya kilitleseler, orada çıldırır. Zaten insan, sadece şu "sonsuz" kelimesini ne demek diye bir düşünse, eli ayağı titrer, yiyip içemez. Sonsuz, yani sonu yok, ister hapiste ol, ister ateşte ol! Sonu yok. Mahcup ve mahzun bir vaziyette, Allahü teâlânın yardımına çok muhtacız. Seyyid Abdullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: (Bir gün bu ateş beni sardı, her tarafımı korku kapladı. Yâ Rabbi, sen muhafaza eyle, bilerek veya bilmeyerek, yanlışlıkla ben bir hata işlemişsem, ya orayı hak etmişsem, adaletinle beni oraya gönderirsen...) derken Peygamber efendimiz tecessüm etti ve şöyle bir müjde verdi: (Kimin kalbinde benim sevgim varsa, benim ismim varsa, korkmasın. O kalb ve o vücut yanmaz, benim olduğum yeri ateş yakmaz.) Peygamber efendimizin elini sürdüğü mendil bile yanmıyor, ya Onun sevgisi bulunan kalb yanar mı? Günde hiç olmazsa, 100 salevât-ı şerîfe getirmeli ki, bir irtibat kurulsun. Mübarek bir zat, bir gün rüyasında, Peygamber efendimizi Eshâb-ı kirâmla, Müslümanlarla beraber otururken görmüş, birisi orada misafirmiş. Melekler gelmiş, başta Peygamberimiz olmak üzere hepsine su dökmüşler, abdest almışlar. Misafire gelince, hiç yüzüne bile bakmamışlar. Sonra melekler gitmiş. O zat gelip Peygamber efendimize, (Yâ Resulallah! Ben de Müslümanım, ben de senin ümmetindenim. Elime döksünler diye su istedim, bırakıp gittiler) demiş. Peygamber efendimiz, (Sen kimsin?) buyurmuşlar. Ya Resulallah, ben falancayım demiş. Peygamber efendimiz, (Ben seni tanımıyorum) buyurmuşlar. Aman ya Resulallah! Kusurum her ne ise tevbe ettim, ne olur affedin deyince, buyurmuşlar ki: (Bana günde kaç defa salevât-ı şerîfe getiriyorsun ki, ben seni tanıyayım. Benimle ne irtibat kuruyorsun?) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: En rahat, en huzurlu mümin, kendisiyle hesaplaşandır, başkasıyla değil. Maalesef hep başkasına baktığımız için, kendimizi göremiyoruz. Halbuki bize, kendimizi görebilmemiz için ayna veriyorlar. İşte o aynaya bakıp kendimizi görmemiz gerekir. O ayna, imam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerimizin eserleridir. Dolayısıyla o aynaya bakıp, kendisini tanıyanlar kurtulacaktır. Yusuf aleyhisselam Cennet güzeli, insan güzeliydi. Çok sevdiği bir arkadaşı onun ziyaretine geldi. O da ona takılıp sordu: -Hiç hediyen yok mu? -Olmaz mı, size lâyık bir hediyeyi aradım ve en sonunda buldum. -Neymiş o? -Bir ayna. -Bu ayna ne işe yarar? -Güzelliğinizi biz görüyoruz, biliyoruz, ama kendiniz bilmiyorsunuz. Biz yanıyoruz, siz yanmıyorsunuz... Büyüklerin bizim getireceğimiz hediyeye ihtiyacı yok, ama hediye sevgiyi arttırır. Unutmayalım ki, Peygamber efendimiz de bizden hediye bekliyor, Allahü teâlâ da bizden hediye bekliyor. Sakın onları ihmal etmeyelim. Biz Resulullaha ne kadar salevât getirirsek, verdiğimiz hediyeden dolayı, O da o kadar bizden çok memnun olur. Beş vakit namazı kılarsak, Allahü teâlâ da bizden hoşnut olur. Allahü teâlânın kullarından beklediği beş vakit namazdır. Namazını kılmayan Cenab-ı Hakk'a hediye vermemiş oluyor demektir. Nefes alıp veriyorsak, namaz kılmak zorundayız. Eğer nefes alıp vermiyorsak, namaz sâkıt oldu demektir. Birisi bir hocaya gelmiş, namazı kılamayacağıma dair bana bir fetva verirsen sana yüz altın vereceğim demiş. Hoca, (Olur, sana bir değil beş fetva vereyim) demiş. (Bunların hangisini yapabilirsen, namaz senden sâkıt olur: 1-Hayvan olursan, 2-Deli olursan, 3-Bebek olursan, 4-Allah muhafaza, mürted olursan, 5-Ölürsen, namaz senden sâkıt olur. Bunların hiçbirine namaz farz olmaz) diye sıralayınca, adam, (Hocam, bunlar bana yaramadı) der ve namazını kılmaya gider. Velhâsıl mümin, mümin olarak yaşadığı müddetçe namazını kılacaktır. İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri, vefat hâlindeyken doğrulup, hemen buraya toplanın, son sözümü söyleyeceğim diyor. Toplandıklarında, (Sakın namazı ihmal etmeyin. İster talebem olsun, ister akrabam olsun, ister seyyid olsun, namazını kılmayana ceza var) dedikten sonra, kelime-i şehâdet getirip vefat ediyor. Kusurlu da olsa namaz inşallah kabul olur. Biz yeter ki Allah'a yönelelim. Onun yolunda olalım. Her halükârda kılmaya çalışalım. Namaz kılmak esastır. Kabul oldu mu, olmadı mı diye, Allahü teâlâ ile pazarlık yapmak durumunda değiliz. Kulun görevi emredileni yapmaktır. Kabul edip etmemek, Allahü teâlânın bileceği iştir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler nelerdir? CEVAP: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler şunlardır: 1- Hastalık: Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artan kimse, oruç tutmaz veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hastaya bakmak için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir. 2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferi olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Seferde sıkıntı içinde oruç tutmak, takva sayılmaz) buyuruldu. (Buhari) 3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve emzikli kadın oruç tutmaz. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, gebeyle emzikli kadına oruç tutmaması için ruhsat verdi, orucunu tehir etti) buyuruluyor. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) Emzikli kadın, kendi çocuğunu veya başkasının çocuğunu emzirse de hüküm aynıdır. 4- Açlık ve susuzluk: Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk meydana gelen kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara uğrayacaksa orucunu bozabilir. 5- İhtiyarlık: Oruç tutamayan yaşlı veya hasta kimsenin, iyileşme ihtimali de yoksa, tutamadığı günler için fidye verir. 30 günün fidyesi 53 kg undur. 53 kg un değerinde altın da verilebilir. 6- İkrah: Oruçlu, (Orucunu bozmazsan seni öldürürüz veya bir uzvunu keseriz) diye tehdit edilmişse, dediklerini yapmaya güçleri yetiyor ve blöf yapmıyorlarsa, oruçlunun orucunu bozması mubah olur. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi) ORUÇ BOZULUNCA Sual: Ramazan ayında, orucu bozulan kimse, artık yiyip içebilir mi? CEVAP: Ramazan günü orucunu herhangi bir sebeple bozan, seferdeyken kendi şehrine gelen yani gelince mukim olan ve hayzı kesilen kadın, akşama kadar oruçlu gibi durur, yiyip içmez; fakat hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içer. Oruç tutamayacak bir özrü olanlar, oruç tutamadıkları günlerde gizli yiyip içmelidir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Protez dişlerim çok koku yapıyor. Oruçluyken diş macunuyla temizlersem oruç mekruh oluyor. İnsanları rahatsız etmek haram olduğuna göre, diş macunuyla dişlerimi temizlemem caiz olur mu? CEVAP: Sahur vakti dişler diş macunuyla iyice temizlenir, protez diş dışarı çıkarılırsa daha kolay temizlenir. Gün içinde yemek yenmeyeceği için, dişten dolayı artık yemek artığı kokusu olmaz. Ancak oruçlu olanın, açlığın kendi kokusu olur. Onu önlemek için, misvakla ağız iyice temizlenir. Misvak kokuyu azaltır. Öğleden sonra misvaklamak, Şafii'de mekruhtur, çünkü oruçlunun ağız kokusu Allahü teâlâya her kokudan güzel geldiği için, bu güzelliği yok etmek mekruh oluyor. Hanefi'de ise mekruh değildir. Misvak kuru veya yaş olmamalı, ikisi ortası olmalıdır. Misvak yeni olursa daha etkili olur. İftarda ve sahurda şunlar da yapılabilir: Maydanoz yemek ağız kokusu için çok faydalıdır. Taze yoğurt da iyi gelir. Yemek arasında veya yemekten sonra çay içmeli. Limonlu su içmek ağız kokusunu giderir. Şekersiz sakız çiğnemeli. Elma yemek de faydalıdır. Tuzlu suyla veya kabartma tozuyla gargara yapmalı. Bunların birkaçı uygulanırsa ağız kokusu önlenmiş olur. BAŞKASININ FİTRESİNİ VERMEK Sual: Bir kimse, yanında kalan ana babasının ve âkil bâliğ olan oğlunun fitresini, onlardan habersiz verse, caiz olur mu? CEVAP: Sonradan bildirmek şartıyla caiz olur. DELİNİN FİTRESİ Sual: Delinin, fitre vermesi gerekir mi? CEVAP: Evet, malı varsa fitresi kendi malından verilir. Velisi vermezse, deli iyileşirse, eski fitrelerini de kendisi verir. İyileşmezse, zaten sorumlu olmaz. (Dürr-ül-muhtar) YOLCU FİTRE VERİR Mİ? Sual: Seferi yani yolcu olan kimsenin, nisaba malikse fitre vermesi gerekir mi? CEVAP: Evet, gerekir. ÇOCUĞUN FİTRESİ Sual: Küçük çocuk ve deli zenginse, fıtraları kendi mallarından verilebilir mi? CEVAP: Küçük çocuğun ve delinin malları varsa, yani zenginse, bunların fıtraları kendi mallarından verilir. Velileri vermezse, çocuk büyüyünce, deli iyileşince, eski fıtralarını da kendileri verir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Oruç tutmak için kolaylıklar
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruç tutmak için aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir? 1- Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk suyla yıkanmak, 2- Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak, 3- Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek, kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı kullanmak, 4- Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak veya açlık bandı kullanmak, [Bunlar hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor.] 5- Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak. CEVAP: Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, İmam-ı a'zama göre tenzihen mekruhtur, çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. İmam-ı Ebu Yusuf'a göreyse, bunun mahzuru olmaz, çünkü böyle yapmakla ibadete yardım edilerek sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf'un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir. TERAVİHİ YALNIZ KILMAK Sual: Yatsıyı cemaatle kılan, teravihi yalnız, vitri de cemaatle kılabilir mi? CEVAP: Kılabilir, hatta teravihi kılmasa da, farzı kılmış olduğu imama uyarak vitri kılabilir. İmamla birlikte yatsının farzı kılınsa, sonra imam gitse, cemaatten biri imam olup teravihi ve vitri kıldırsa sahih olur. Birkaç kişi camiye girince, yatsının farzının kılınmış olduğunu görseler, biri imam olup yatsının farzını kıldırsa ve teravih kıldıran imama uysalar, vitri de bu imamla kılsalar sahih olur. Bir özrü sebebiyle camiye gidemeyen, teravihi evde yalnız başına kılabilir. Hanımı, annesi ve kızıyla da cemaat yapıp kılabilir, fakat imamın itikadı düzgünse ve sünnete de uygun kıldırıyorsa, erkekler camiye gitmelidir. ŞAFİİLERİN TERAVİH KILMAMASI Sual: Şâfiî mezhebindeki bazı kimseler, (Kaza borcumuz var, kazası olan kimse sünnet olan teravihi kılamaz) diyerek teravih kılmıyorlar. Yatsının farzını kıldıktan sonra hemen çıkıp, kahvede oyun oynayarak dedikoduya sebep oluyorlar. Kazası olan Şafiiler teravih kılamaz mı? CEVAP: Kazası olan Şâfiî, sünnet ve nafile kılamaz, ama kazası varsa, kahvede oyun oynamak yerine kazasını kılması farzdır. Şâfiî'de farz kılan, sünnet kılana da uyabilir. Yani teravih kıldıran imama uyarak kaza kılabilirler. Böylece teravihi de kılmış olurlar. Hanefi'de böyle kılmak caiz değildir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kur'an-ı kerim gibi, mealler de Allah kelamı mıdır? Namazda okunabilir mi? CEVAP: Allah kelamı olmadığı için namazda okunamaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın kelamı olan Kur'an-ı kerimi okurken ağızdan çıkan harfler, ateş demeye benzer. Ateş demek kolaydır, fakat ateşe kimse dayanamaz. Bu harflerin mânâları da böyledir. Bu harfler, başka harflere benzemez. Bu harflerin mânâları meydana çıksa, yedi kat yer ve yedi kat gök dayanamaz. Allahü teâlâ kendi sözünün büyüklüğünü, güzelliğini bu harflerin içine saklayarak insanlara göndermiştir. (K. Saadet) Kur'an-ı kerimi anlamak, murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Meal ise, yazarın âyet-i kerimeden kendi anladığını bildirmesi demektir. Yani mealle, murad-ı ilahi öğrenilmiş olmaz, aksine o meali yazanın düşüncelerine esir olunur. Kur'an-ı kerimi doğru anlamak için, Peygamber efendimizin açıklamasına ihtiyaç vardır. Yoksa Peygamber efendimizin gönderilmesine lüzum kalmaz, Arapça bilenler aslından, bilmeyenler de mealinden okuyarak iman ve ibadetlerini buna göre yapardı. Kur'an-ı kerimde Peygamber efendimize hitaben mealen, (Kur'anı insanlara beyan edesin, açıklayasın diye sana indirdik) buyuruluyor. Huccetullahi alel-âlemin kitabında bildirildiğine göre, buradaki beyan etmek, âyet-i kerimeleri başka kelimelerle ve başka şekilde anlatmak demektir. Eğer herkes Kur'an-ı kerimi doğru olarak anlasaydı, 72 sapık fırka ortaya çıkmaz, herkes doğru itikada sahip olur, Ehl-i sünnet itikadında olurdu. Herkes farklı anladığı ve farklı tercüme ettiği içindir ki, 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Kur'an-ı kerim sağlamdır diye, meallerine de sağlamdır denilemez. Meal okumakla, Kur'an-ı kerimde nelerin anlatıldığı da doğru olarak öğrenilemez. Tabir caizse, Kur'an-ı kerim anayasa gibidir. Yani kanunlar, tüzükler, yönetmelikler olmasa, sırf anayasa ile suçlular cezalandırılamaz. Nakli esas alan fıkıh, kelam, tasavvuf, ahlak, ilmihal, siyer kitaplarında, Kur'an-ı kerimde bildirilen bütün hususlar, detaylı olarak, Peygamber efendimizin hadis-i şerifleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamaları esas alınarak bildirilmiştir. Kur'an-ı kerimde neler anlatıldığı, doğru olarak ancak bu kitaplardan öğrenilir. OSMANLI İSLAM DÜŞMANI MI? Bir başka husus da, asırlardır, İslam âlimleri, günümüzde olduğu şekilde meal yazmamışlardır. 600 senelik Osmanlı'da da meal yazılmamıştır. Daha önceki Müslümanlar da yazmamıştır. Meal yazılmasına ilk olarak gayrimüslimler önayak olmuş, daha sonra çeşitli maksatlarla meal enflasyonu başlamıştır. Acaba meal yazmayan Osmanlılar, İslam düşmanı mıydı? Meale karşı olmayı Kur'an-ı kerime karşı olmak gibi gösterenler, bu kadarını da düşünemiyorlar mı? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İftar vermenin sevabı nedir? CEVAP: İftar vermek çok sevabdır. Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de iftar verme sevabına kavuşulur. Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben buyurdu ki: (Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir.) [Beyheki] Yine bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ramazanda bir misafire oruç açtırana Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır) [V. Necat] Yemek yedirmek çok sevabdır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevabdır. Oruç tutanın sevabı kadar sevab alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz. SAHURA KALKMANIN ÖNEMİ Sual: Sahura kalkmadan oruç tutmak günah mıdır? CEVAP: Günah değildir, ancak sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmak iyi olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Sahur yemeği mübarektir. Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ. Ahmed] (Sahura kalkın, sahurda bereket vardır.) [Buhari] (Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyheki] (Sahur yemeğine kalkmak Allah'ın size bağışladığı berekettir, bunu kaçırmayın!) [Nesai] (Yedikleri helal olmak şartıyla hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesai] (Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin; çünkü onda bereket vardır.) [Deylemi] (Müminin sahurunun hurmayla olması ne güzeldir.) [Ebu Davud] (Allahü teâlâ, sahura kalkanlara rahmet eder.) [Taberani] EZAN OKUNURKEN Sual: Ezan okunurken hemen orucumuzu açmakta mahzur var mıdır? CEVAP: Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur. Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz. İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İki güneş vardır. Biri maddi güneş olup ışınlarıyla canlılara rızk ve hayatta kalma gücü gönderir. Hayvanlar, bitkiler hep güneş enerjisiyle hayatta kalırlar. Böyle bir güneş olduğu gibi, bir güneş daha var, o da âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz, Muhammed aleyhisselamdır. Maddi güneş nasıl ışınlarıyla maddi hayata can veriyorsa, Muhammed aleyhisselam da kalblerin temizlenmesi, iman etmesi, canlanması için, bilinse de, bilinmese de, devamlı feyz verir. O feyz hangi kalbe gelirse o kalb nurlanır, doğru imana kavuşur, doğru amele koşar. Dolayısıyla bir mü'minde Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadı ve Allahü teâlânın sevgili kullarına sevgi meydana gelmişse, işte bu feyzden bir damla bunun kalbine isabet etmiş demektir. Hatta büyük âlim Muhammed Masum hazretleri, (Bütün Peygamberler, bu feyzden kalblerine bir avuç indiği içindir ki, peygamberlik makamına kavuşmuşlardır) buyuruyor. Kıyamete kadar gelecek müminlerin de kalbine bu feyzden bir zerre iner. Biraz fazla olsa zaten mürşid-i kâmil olur. Bütün ölçü, güneşin ışınlarının yayıldığı gibi, o yayılan feyzden bir parçaya kavuşmaktır. Feyz herkese gelmez. Peygamber efendimizden feyz gelmesinin, iki şartı vardır: Birinci şart: Onu tasdik etmektir. Yani bu zat peygamberdir, son peygamberdir, ben buna iman ettim, inandım, getirdiklerini kabul ettim, beğendim demektir. Peygamber efendimizden gelen nimetlerin vasıtası kalblerdir. Nasıl ki elektrik, kabloyla gelir, yani vasıtası kablodur, nasıl ki su, boruyla gelir, vasıtası borudur, Peygamber efendimizden gelen nimetlerin vasıtası da kalblerdir. Bu tasdik olunca, bizim bilmediğimiz, görmediğimiz, anlamadığımız şekilde, o şahısla Peygamber efendimizin mübarek kalbi arasında bir irtibat kurulur. İkinci şart: Peygamber efendimizi çok sevmektir. Gelen nimetlerin miktarı, bu sevginin derecesine bağlıdır. Bu, Peygamber efendimizin zamanında, yani O hayattayken böyleydi, vefat ettikten sonra ne oldu? Bunu Peygamber efendimiz bildiriyor, (Kalbimde ne varsa, kardeşim Ebu Bekr'in kalbine akıttım) buyuruyor. Yani, Peygamber efendimizin vefatından sonra, Ondan gelecek nimetler artık hazret-i Ebu Bekir'den gelecektir. Ondan sonra da Selman-ı Farisi hazretlerinden... Bu silsile yoluyla yani Silsile-i aliyye büyüklerinden devam ederek günümüze kadar geliyor. Bu büyükleri inkâr eden, bu nimetlere kavuşamaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Eshab-ı kiramın istisnasız hepsini çok sevmeliyiz. Hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, hepsinden razı olduğunu ve hepsine Cenneti vaad ettiğini Kur'an-ı kerimde açıkça bildirmektedir. Peygamber efendimizin yolunu bütün dünyaya onlar yaydı. Onlar Peygamber efendimizin cemaatidir. Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın yolu demektir. Eshab-ı kiramın bildirdiği yol, Peygamber efendimizin yoludur. Eshab-ı kiram, sadece sohbet ile nihayetsiz üstünlüklere ulaştılar. Hiçbir evliya zat, onların mertebesine varamaz, çünkü Resulullah efendimizi görmekle, sohbetinde bulunmakla, melekle birlikte olmakla ve vahyi, mucizeleri görmekle, Eshab-ı kiramın imanları, görerek inanmak şeklinde olmuştur. Bu saydığımız üstünlükler, bütün başka üstünlüklerin temeli ve kaynağıdır, çünkü bizim işiterek inandığımızı, onlar bizzat gördüler. Eshab-ı kiramdan başkası bunlara kavuşamamıştır. Veysel Karani hazretleri, sohbetin bu üstünlüklerini bilseydi, hiçbir şey onu bu sohbetten alıkoyamazdı. Anneye, babaya hürmet, hocaya saygı, hepsi Rabbimizin rızası içindir, nefsimiz için değildir, onların şahsı için de değildir. İnsan annesini, Rabbim bundan razı diye sever. İnsan, Rabbim razı diye namaz kılar. İnsan hocasını, Rabbim bundan çok razı diye sevip sayar. Maksat hep Rabbimizin rızasıdır, başka bir şey değildir. İnsan nefsi için her ne yaparsa yapsın, isterse oruç tutsun, isterse namaz kılsın, makbul değildir. Mutlaka Allah rızası için yapması lazımdır. Allahü teâlâ dilediğine rahmetini saçar. Bize imanı nasip etmesi, Ehl-i sünnet itikadına kavuşturması, hep Onun ihsanı olmuştur. Allahü teâlâ bizi diledi, ondan sonra bize hep rahmet saçtı. Bunun için çok bahtiyar insanlarız. Biz, Rabbimizin dilediğine kavuştuk. Bizim kavuştuğumuz şeref, üstünlük, hiçbir şeref ve üstünlüğe benzemez. Hâlbuki insanlar, hep zahire aldanırlar. Mutlaka rütbesi olsun, malı mülkü olsun derler, bunlara kıymet verirler. Allahü teâlâ dilediğine rahmetini saçar. Bu dileğe dâhil miyiz, değil miyiz, işte ona bakmalı. Ancak Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanlar, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi Ehl-i sünnet âlimlerine sevgisi olanlar buna dahildir, çünkü Allahü teâlâ bunları dilemiştir. Ben bunları sevdim demiştir. O halde, Allahü teâlânın sevdim dediği kişiye karşı muhabbetsizlik, düşmanlık olur mu? Biz zaten Onun sevdiğini sevmeye mahkûmuz. Allahü teâlâ, ben kâfiri sevmedim diyor. Biz onu sevmemeye mecburuz. Onun için müminler, mutlaka birbirlerini severler. Bu nimete kavuşmak ihsan-ı ilahidir. Nasip meselesidir. Ne kadar sevinsek, ne kadar şükretsek azdır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İtikâf nedir? Kadınlar evde itikâfa nasıl girer? CEVAP: Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikâf denir. Ramazan-ı şerifte itikâf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikâf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkânı olanlar itikâfa girmelidir. İtikâf eden, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace] (Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir] (Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyheki] (Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberani, Hakim] Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye) Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Mirac gecesi, beşinci göğe geldiğimde, Osman'ın suretini gördüm. Bu mertebeye neyle eriştin dedim. Mescidde itikâf etmekle dedi.) [Menakıb-ı Cihar Yâri Güzin] İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur, çünkü başlı başına bir ibadettir. Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim denmez. Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim demek adak olur. (S. Ebediyye) İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer) Kadınlar camide itikâf yapmaz. Evdeyse şarta bağlıdır. Eğer mescid olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikâfa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiçbiri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz. Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifayedir. Az itikâf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi... İtikâfa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şafii mezhebinde oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların evde itikâfa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hastanede hasta olarak yatıyorum. Oruç tutacak durumum yok. Hastanede gizli yiyip içme imkânım da yok, açıktan oruç yemek günah olur mu? CEVAP: Hasta olduğunuz belli, yani insanlar bunu biliyor ve görüyor, gizleme imkânı da yoksa açıktan yiyip içmek caiz olur. ŞEKER HASTASI VE EMZİKLİ KADIN Sual: Şeker hastası oruç tutabilir mi? Hamile ve emzikli kadın oruç tutmayabilir mi? CEVAP: Şeker hastalığı çeşitlidir. Salih bir doktor, oruç tutamaz demişse tutmaz, fidye verir. Hamile veya emzikli kadın, zayıf olursa oruç tutmayıp, iyi olunca kaza eder. Bir kimse, oruç tutunca sağlığına zarar verip vermeyeceğini bilmeyebilir, çünkü oruç tutabilirim der, oruç tutar ve hastalığı artabilir. Tersine ben oruç tutamam der, hâlbuki oruç tutması ona iyi gelebilir. Bunun için hasta olan kimsenin, oruç tutacaksa da, tutmayacaksa da, salih bir doktora sorup onun tavsiyesine göre hareket etmesi gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Hasta, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadın, oruca gücü yetmeyen ihtiyar, oruç tutarsa öleceğinden korkan çok zayıf kimse oruç tutmaz.) [Deylemi] (Gebe ve emzikli kadın, kendisinin veya çocuğun sıhhatine zarar gelecekse, oruç tutmaz.) [Buhari, Ebu Davud] AĞIZDAKİ KAN VE ORUÇ Sual: S. Ebediyye'de, (Ağız bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veya diş çektirmeden, iğne yapılan yerden yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz) deniyor. Buradan iğne yapmanın orucu bozmadığı mı anlaşılıyor? CEVAP: Hayır, iğne yapılınca dört mezhepte de oruç bozulur. Orada oruçla abdest bir arada bildirilmiştir. Teker teker yazarsak anlaşılması kolay olur: 1- Ağızdaki yaradan kan çıkınca, oruç da abdest de bozulmaz. Kan yutulursa oruç bozulur, abdest bozulmuş olmaz. Kan, ağızdan çıkınca abdest bozulur, oruç bozulmuş olmaz. 2- Diş çektirince gelen kan yutulmadıkça, oruç bozulmaz, ağızdan dışarı çıkmadıkça abdest bozulmuş olmaz. 3- İğne yapılan yerden gelen kan, ağızdan dışarı çıkmadıkça abdesti bozmaz, yutulmadıkça orucu bozmaz. Orada bildirilmek istenen budur. Oruçluyken iğne yaptırmak orucu bozar. 4- Mideden ağza kan gelse, orucu da abdesti de bozmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
31.08.2010
.Oruçta mezhep taklidi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Üç sorum var: 1- Hanefî'yim, abdest alırken dikkat etmeme rağmen boğazıma su kaçabiliyor. Orucum bozuluyor. Şâfiî'de bozulmuyormuş. Su kaçınca, Şâfiî'yi taklit etsem orucum bozulmuş olmaz mı? 2- Şâfiî olan abim, idrar yoluna pamuk konunca orucun bozulduğunu bilmiyormuş. 16 gün pamuk koymuş. Acaba Hanefî mezhebini taklit ederek oruçlarını kurtaramaz mı? 3- Annemin dişi hep kanıyor, uyurken de ağzına kan gitmiş olabilir. Sabah imsak vaktinden sonra da uyuyor. Kan yutmak orucu bozduğuna göre, annem oruç tutmayacak mı? CEVAP: Dinimizde dört hak mezhep vardır. Bunlar hâşâ sözde değil, fiiliyatta da haktır. Bir mezhepte yapılması zor olan bir şeyi, diğer mezheplerden birini taklit ederek yapmak, bütün İslam âlimlerine göre caiz, hattâ bazen lazım olur. Şimdi suallere kısaca cevap verelim: 1- Bir mezhep ihtiyaç halinde taklit edilince, kendi mezhebine ilave olarak, o mezhebin o husustaki mümkün olan bütün şartlarına uymak gerekir. Şâfiî mezhebini oruçta taklit eden, bu mezhebin oruçtaki farzlarına ve orucu bozan hususlara da, dikkat etmesi gerekir. Bu takdirde taklidi sahih olur. Şâfiî taklit edilirse, sünnete uygun abdest alırken dikkat etmesine rağmen elde olmadan boğaza su kaçarsa, orucu bozulmuş olmaz. 2- Şâfiî'de, idrar yoluna pamuk koymanın orucunu bozduğunu bilmeyen bir Şâfiî, o halde oruçlarını tutsa, sonradan orucu bozduğunu öğrense, (Bu oruçlarımı Hanefi mezhebine uygun olarak tuttum) diye niyet ederse, oruçları sahih olur. Oruçları Hanefi mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, Hanefi mezhebine uygun tutmuş sayılır. Bunun gibi, diş dolgusunun Hanefi mezhebinde gusle mani olduğunu bilmeden yıllarca namaz kılsa, sonra durumu öğrense, (Bu namazlarımı Maliki mezhebine göre kıldım) dese, namazları sahih olur. Kıldığı namazlar Maliki mezhebinin bütün şartlarına uygun olmasa bile, başka çare olmadığı için, yani zaruret olduğu için, namazlarını Maliki mezhebine uygun kılmış sayılır. 3- Her mezhepte elde olmadan yapılan şeylerin orucu bozması farklıdır. Mesela Şâfiî'de, mübalağa etmeden, normal abdest alırken boğaza su kaçması orucu bozmaz. Hanefî'de ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek kaçsa, başkalarının içtiği sigaranın dumanı gelerek, ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa orucu bozmaz. Hanbelî'de, istemeden kan yutmak gibi elde olmayan hususlar orucu bozmaz. Bu durumda olan kimse, Hanbelî'yi taklit ederse oruçları sahih olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her yerde ramazan eğlenceleri, ramazan konserleri düzenleniyor. Ramazan, eğlence ayı mıdır? Bir de, 'tasavvuf müziği' eşliğinde iftarlar veriliyor. Bunlar dine uygun mu? CEVAP: Hiçbirinin dinde yeri yoktur. İslam âlimleri buyuruyor ki: Çağıranın yemeği şüpheliyse veya İslamiyet'in yasak ettiği şey varsa, mesela çalgı çalınıyorsa, oyun, kumar gibi şeyler varsa, o çağrılan yere gidilmez. (İhya) Gıybet, oyun, şarkı bulunan yemeğe gidilmez. (Muhit, Metalib-ül-müminin) Ramazan ayı, eğlence ayı değil, ibadet ve fırsat zamanıdır. Ramazan ayında, çeşitli çalgılı programlar, konserler düzenlenmesi dine aykırıdır. En tehlikelisi de, bunların bir kısmı, tasavvuf müziği, semah gösterisi vs. adı altında yapılarak, ibadet olarak sunulmaktadır. Hâlbuki dinimizde, her çeşit çalgı haramdır. İbadete haram karıştırmak ve bundan daha da kötüsü, bizzat ibadet olarak sunmak, küfre kadar götürür, fakat maalesef, bugün Müslümanların çoğu bu gaflet içindedir. Çalgının haram olduğunu bilen azalmıştır. Bu durumu mucize olarak, sevgili Peygamberimiz şöyle bildiriyor: (Bir zaman gelecek, ümmetimden bazıları, mizmarı [çalgıyı] helal sayacaktır.) [Buhari] (Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenenleri, Allahü teâlâ, yerin dibine batırır.) [İbni Mace] (Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Lanetleşme, içki içme, erkeklerin ipekli giymesi, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.) [Deylemi, Hâkim] (Ben, mizmarları [çalgıları] ve putları yasaklamak için de gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym] (İblise, senin müezzinin mizmarlar [çalgılar] denildi.) [Taberani] (Nimete kavuşunca çalgıyla eğlenmek lanetlenmiştir.) [Bezzar] (Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.) [Begavi] İncil'in yasakladığı müziği, sonradan papazlar, Hristiyanlığa soktular. (Mevahib-i ledünniyye şerhi) Müzik, çalgı, bütün dinlerde büyük günahtır. (Dürr-ül-münteka) Çalgısız da olsa, tegannili sesleri çok dinlemekten sakınmalı, çünkü sima, kalbi öldürür. Kalbde nifak hâsıl olur. (Mekatib-i şerife, m. 90, 99) İbni Âbidin hazretleri de buyuruyor ki: Tarikatçıların yaptığı gibi, ölçülü hareketlerle sallanıp oynamaya raks denir. Fıkıh âlimleri, (Raksı helal sayıp, bilhassa defle oynayarak teganni eden kimse kâfir olur) demişlerdir. Bezzaziye kitabının sahibi Kurtubi'den, (Çalgının ve raksın haram olduğu hususunda müctehid imamların icma'ı vardır) diye nakledip, (Şeyhülislam Kirmani'nin, "Raksı helal gören kâfir olur" fetvasını gördüm) demiştir. Raksı helal sayanların, fâsık olacağını bildiren âlimler de olmuştur. Bütün bunlar, kâfirlerin âdetidir. Her çalgı haramdır. Eğer ansızın kulağına gelirse, mazur sayılır. Dinlememek için, bütün gücünü sarf etmek farzdır. (Redd-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayının son cuma namazından sonra kefaret-i namaz denilen dört rekâtlık namaz kılınırsa, bütün kaza borçlarının, affedileceği söylenmektedir. Bu doğru mu? CEVAP: Doğru değildir. Kefaret namazı kılmakla kaza borçları affedilmez. Sadece, namazları vaktinde kılmama ve geciktirme günahları için, yapılan tevbenin kabulüne vesile olur. Kefaret-i namaz ve mübarek zamanlarda yapılan diğer ibadetler, kaza edilmiş olan farz namazların, kazaya bırakma ve kazasını geciktirme günahlarının affolması maksadıyla yapılan tevbenin, kabul olması içindir. Yoksa kılınmamış namazlar, kaza edilmedikçe, hiçbir suretle affolmaz. Nitekim oruç kefareti de, oruç borcunu ödemiyor. Gün sayısınca orucun ayrıca kaza edilmesi de lazım oluyor. (S. Ebediyye) Bu namaz, dört rekât olarak kılınır. Her rekâtında, bir Fatiha, bir Âyet-el kürsi ve 10 Kevser suresi okunur. (Kazaya bıraktığım ve kazasını geciktirdiğim namazların, günahlarının affolması için, kefaret namazı kılmaya) diye niyet edilir. Cuma namazından sonra, ikindi namazına kadar kılınır. İkindinin sünneti gibi kılınır. Ondan tek farkı, her rekâtın kıyamında Fatiha'dan sonra 1 Âyet-el kürsi ile 10 Kevser suresi okunur. Diğerleri aynıdır. İFTAR VAKTİ DUA Sual: İftar açmadan önce dua etmek uygun mudur? CEVAP: Çok iyi olur. İftardan önce yapılan dua kabul olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Oruçlunun iftar vaktinde geri çevrilmeyen [kabul edilen] bir duası vardır.) [İ. Mace] (Oruçlunun duası reddedilmez.) [Tirmizi] Mesela şöyle dua etmek iyi olur: Euzü ve Besmele çekilip, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh, igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-mü'minîne vel mü'minât yevme yekûmülhisâb) denir. Manası şöyledir: (Ey mağfireti çok geniş olan Allah'ım! Kıyamet günü hesaba çekilirken, beni, ana babamı, hocamı, erkek ve kadın bütün müminleri affet!) ORUCU BOZMAYANLAR Sual: Oruçluyken kaş, bıyık aldırmak, etek tıraşı olmak, yıkanmak, ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi, istemeyerek ağız dolusu kusmak, boğaza istemeden toz ve duman kaçması, gündüz uyurken rüyada ihtilam olmak, parfüm koklamak, kan aldırmak, abdestten sonra ağızda kalan yaşlığı tükürükle yutmak, orucu bozar mı? CEVAP: Hiçbiri bozmaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bayram gecesi müminler affedilir, yalnız dört sınıf insan affedilmez. Bunlardan biri, suizan edenlerdir. Suizan, Müslümanlar hakkında kötü düşünmek, kötü zanda bulunmaktır, çok büyük günahtır. Suizan edene, Allahü teâlâ tevbe etmek nasip etmez. Bid'at ehli de böyledir, çünkü bunlar, kendilerinin doğru düşündüklerine, doğru bildiklerine inanırlar. Yanlış yaptıklarına inanmazlar ki, tevbe etsinler. Günahını bilip tevbe ederse, elbette affolur. Bir zat, herkese karşı hüsnüzan ediyordu, ama bir gün deniz kenarında alaca karanlıkta bir adamın bir kadınla birlikte yiyip içtiklerini görünce, (Artık, bu kadarı da fazla. Buna da hüsnüzan edilmez) der. O sırada, gelen bir kayık alabora olur, içindeki üç kişi denize düşer. Kadının yanındaki adam, deniz üzerinde koşarak, ikisini kurtarır. Sonra dönüp buna, (Sen de gel, diğerini kurtar) der. O zat, (Ben denizin üzerinde yürüyemem ki) der. O adam gidip diğerini de kurtardıktan sonra, buna dönüp, (Denizde yürümesini bilmiyorsun, ama suizan etmeyi biliyorsun. Bu benim annem. Biz oruçluyduk, iftar ettik. Bu içtiğimiz de zemzemdi, şarap içiyorlar sandın. Annem için de kötü şeyler düşündün, ama denize düşenleri kurtaramadın. Suizanla yani günahınla baş başa kaldın) der. Ebül-Hayr el-Akta hazretleri de, insanları suizan ve gıybetten sakındırır, kendinden misal verirdi: Birisinin yanına yolculukta lazım olacak, su ve yiyecek gibi ihtiyaçları almadan yola çıktığını görmüştüm. (Şunun hâline bak!) diye içimden geçirince, o kişi bana, (Kardeşim, suizan haram değil mi) dedi. Hata ettiğimi anlayınca bayıldım. Kendime geldiğimde tevbe ettim. O derviş bana bakıp, Şûra suresindeki, (Kullarından tevbeyi kabul eden, günahları affeden Odur) mealindeki 25. âyet-i kerimeyi okudu ve oradan ayrıldı. Allahü teâlâ hepimizi kötü düşünmekten, suizandan muhafaza etsin! Henüz hayattayken, pişmanlık fayda etmeyen yere gitmeden önce, aklımızı başımıza toplayıp, kendimize çekidüzen verelim. Çok günahkâr, doksan yaşında birisi, mübarek bir zata gidip, tevbe etmeye geldim demiş. O da, (Biraz geç kalmadın mı?) diye latife yapınca, (Hayır geç kalmadım. Allahü teâlâ, (Ölünceye kadar tevbeyi kabul ederim) buyuruyor. Ben henüz ölmedim ki, niye geç kalmış olayım? Ölmeden önce geldim) demiş. O zat da, (Haklısın, çok güzel söyledin, nasihat almaya geldin, ama nasihat verdin) demiş. Nitekim Allahü teâlâ Nasr suresinde, (Af dile, tevbe et, Allahü teâlâyı tevbeleri mutlaka kabul edicidir) buyuruyor. Bu âyet-i kerimedeki inne, mutlaka demektir. Allahü teâlâya karşı hüsnüzanda bulunalım. Sakın, acaba affoldum mu diye, Allahü teâlâya karşı suizanda bulunmayalım. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ramazan ayı ve Kadir Gecesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, mübarek gecelerde yapılan duaları kabul ediyor. Ramazan-ı şerif ayı, bu ümmete mahsustur. Hazret-i Ali, (Eğer Allahü teâlâ bu ümmeti affetmek dilemeseydi, bunların hepsini affetmeyi takdir etmeseydi, ramazan ayını vermezdi) buyuruyor. Ramazan ayı, nimetlerin en büyüklerindendir. Affın, mağfiretin dopdolu olduğu bir aydır. Bir günü, bine bedeldir. Hele içinde, bir de, bin aya bedel olan Kadir Gecesi vardır. Bir ayın tamamı, yani ramazanın her günü bayramdır, çünkü her gün binlerce, yüz binlerce Müslüman affa uğruyor, Cennete gidiyor. Bu öyle mübarek bir aydır ki, bütün senenin pisliğine kefarettir ve mutlaka temizleyicidir. Orucunu tutan mümin, bayram sonuna kadar tertemiz olur. Bayramdan sonra, kirli havaya bağlı olarak, insanlar yine kirlenmeye başlıyor. Bu kirli hava, salihlere de bulaşıyor, çünkü hava kirlenirse, bundan herkes rahatsız olur. Şimdi manevi hava çok kirli. Temiz kimse bile, sokağa çıktığı zaman, bu kirli havayı teneffüs ettiği için kalbi kararır. Havanın kirliliği, haram ve helallerin karışmasından olmuştur. Eskiden haramlar ve helaller ayrıydı. Şimdi karmakarışık oldu. YA HAYIR SÖYLE, YA SUS! Günahlar iki kısımdır. Biri, Allahü teâlâ ile kulları arasında, diğeri ise kulların kendi arasındadır. Allahü teâlâ çok merhametli olduğu için çoğunu affediyor, ama kullar arasında kul hakkı olursa, o adalete sevk ediliyor. Namaz kılmamışsa, namaz borcu varsa, o da mahkemeye gidiyor. Onun için, her fırsatta kaza namazı kılmalı, namazsız geçen zamanların affı için de, Ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerinden, çok kitap dağıtmalı. Gıybet, iftira gibi kul hakkı olan günahlar nasıl affolur? Köyün birinde çok laf taşıyan, dedikoducu biri varmış. Köyün hocasına gitmiş ve (Hocam, ben yaptıklarıma tevbe ettim. Acaba affoldum mu?) diye sormuş. Hoca efendi de ona, (Sen yarın köy meydanına gel, orada göreceksin. Yalnız gelirken kuş tüyü dolu bir yastıkla gel) demiş. Ertesi gün adam yastıkla köy meydanına gelmiş. Herkes orada. Hoca, cebinde getirdiği makasla yastığı kesmeye başlayınca, kuş tüyleri rüzgârın tesiriyle etrafa dağılmaya başlamış. Hoca, (Şimdi bütün tüyleri topla, o zaman affedilirsin) demiş, ama ne mümkün? (Hocam, uçup gittiler, nasıl toplarım) demiş. Tabii herkes, bu işin hikmeti nedir diye merakla beklerken Hoca, (İşte bu tüyleri tek tek toplaman gerektiği gibi, kimin dedikodusunu yaptıysan, kimin hakkına girdiysen, onların hepsiyle tek tek helalleşmen gerekir) demiş... Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Oruçluyken ağzımıza giren ter veya gözyaşı orucu bozar mı? CEVAP: Oruçlunun ağzına gözyaşı veya ter girerse, bir iki damla gibi azsa, orucunu bozmaz, çünkü bundan korunmak zordur. Çok olur da tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozmaz. ORUÇ KEFARETİ Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan veya iyileşmesinden ümit kesilen hasta için, oruç kefareti niyetiyle fakire bir defada 60 günlük yemek parasını verip, her gün yemesini söylemek caiz olur mu? CEVAP: Caiz olmaz. 60 fakiri, bir günde iki defa doyurmak gerekir. Yahut bir fakiri her gün iki defa doyurmak üzere 60 gün veya her gün bir defa doyurmak üzere 120 gün yedirmek de olur. AĞIZDAKİ YAŞLIĞI YUTMAK Sual: Oruçluyken ağza gelen tükürüğü yutmanın mahzuru olur mu? CEVAP: Hiç mahzuru olmaz. Hatta abdest aldıktan sonra ağızdaki yaşlığı da yutmak orucu bozmaz. AKUPUNKTUR Sual: Akupunktur kullanmak orucu bozar mı? CEVAP: Hayır, bozmaz. ORUÇTA TAKLİT EDİLMİYOR Sual: Maliki mezhebini taklit eden kadının, aylardan beri muayyen hâli her zaman 15 gün devam ediyor. 15 gün de temiz oluyor. 10 günden sonra hayzı devam ederken, oruç tutabilir mi? CEVAP: Oruçta Maliki taklit edilmediği için, 10 günden sonra orucunu tutar. AKINTI VE ORUÇ Sual: Belsoğukluğu hastalığından dolayı gelen akıntı, orucu bozar mı? CEVAP: Bozmaz. BOĞAZA SU KAÇMASI Sual: Abdest alırken boğaza su kaçarsa, oruç bozulur mu? CEVAP: Hanefî ve Mâlikî mezhebinde bozulur. Şafii'de, mübalağa edilirse yani normalden çok su verirse veya üçten fazla su verip de, boğaza kaçarsa, o zaman oruç bozulur. Normal abdest alırken, elde olmadan su kaçarsa oruç bozulmuş olmaz. Hanbeli'de ise, mübalağa olsa da, istemeden boğaza su kaçması, orucu bozmaz. (Mizan-ül-kübra, El-fıkh-u alel-mezahib-il-erbea) Abdestte boğazına su kaçan Hanefi, Şâfiî'yi veya Hanbelî'yi taklit ederek orucuna devam edebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi? CEVAP: Niyetsiz oruç sahih olmaz. Kaza etmek gerekir. Ancak bunun gibi istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından İmam-ı Züfer'e göre, niyetsiz oruç sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer'in kavliyle amel etmek caiz olur. BİR AYLIK ORUCA NİYET Sual: Ramazanın başında, ramazanın sonuna kadar oruç tutacağıma niyet ettim. Ondan sonra niyet etmeden oruçlarımı tuttum. Sonradan her gün için ayrı niyet edilmesi gerektiğini öğrendim. Bu oruçlarımı kaza etmem mi gerekir? CEVAP: Her gün ayrı ayrı niyet etmek gerekir; fakat illa dille söylemek gerekmez. Mesela, sahura kalkmak niyettir. Yarın oruç tutacağım diye düşünmek niyettir. Sahura kalkıp oruç tutmak niyetiyle yatan kimse sahura kalkamasa bile, ertesi gün oruç tutmaya niyet ederek yattığı için yine oruç için niyet etmiş olur. Buna benzer niyet olabilecek hiçbir şey yoksa Maliki mezhebi taklit edilir. Maliki mezhebinde, ramazanın başında bir kere niyet etmek yetişir. (O oruçları, Maliki mezhebine göre tuttum) denirse, kaza etmek gerekmez. Yukarıda bildirildiği gibi, İmam-ı Züfer'e göre de, oruçlar sahih olur. ŞAFİİ'DE NİYETİ UNUTMAK Sual: Bir Şâfiî, gece yatarken ertesi gün için oruç tutmaya niyet etmeyi unutsa, sahura da kalkamasa, güneş doğunca uyansa, niyet edip oruç tutsa sahih olur mu? CEVAP: Şâfiî'de niyet imsak vaktine kadardır. Unutunca, Hanefî mezhebine uyarak niyet edip orucunu tutar. Böyle oruç tutmaya mani bir özür olunca, kurtaran hangi mezhep varsa, o mezhep taklit edilerek, oruç kurtarılır. ORUÇLUYKEN ÖLMEK Sual: Abdestliyken ölen şehid oluyor. Oruçluyken ölene de bir ecir var mıdır? CEVAP: Evet, ecri büyüktür. Bir hadis-i şerifte, (Oruçluyken ölen Cennete girer) buyuruldu. (Bezzar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Suudiler, hilalin görülmesini esas alıp, hesapla hareket ediyorlar. Türkiye ise hesaba dayanıyor, ama rüyetle hareket ediyor. Her ikisi de yanlıştır. Kavuşumun ertesi ramazan günü başlar) deniyor. Doğru mu? CEVAP: Yanlıştır. Diyanet'inki hesap olarak doğruysa da, önceden ilan edilmesi yanlış olur. Şöyle denirse doğru olur: Hesaba göre, kavuşum şu gün şu saat olacak, ertesi günü hilal şu ülkenin şu şehrinden veya şu şehirlerden görünecektir. Dinimize göre hilalin doğması değil, görünmesi şarttır. Eğer dünyanın herhangi bir yerinden hilal görülmezse, ramazan o gün değil, bir sonraki gün başlar. Genelde dünyanın herhangi bir yerinden görülebildiği için hesaplar doğru çıkmaktadır. Merakıl-felah'taki hadis-i şerifte, (Ay'ı görünce oruç tutun! Tekrar görünce, orucu bırakın!) buyuruldu. Bu emre göre, ramazan ayı, hilalin görülmesiyle başlar. Hilali görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlamanın caiz olmadığı, İbni Abidin, Eşiat-ül-lemeat ve Nimet-i islam'da bildirilmiştir. Takıyyuddin Muhammed ibni Dakik diyor ki: İctima-ı neyyireyn'den 1-2 gün geçmeden, hilal hiç görülemez. Şabanın 29. günü, güneş battıktan sonra, hilali aramak gerekir, görülmezse şaban ayını 30'a tamamlamak lazımdır. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslümanın gördüm demesiyle, açık havadaysa, çok kimsenin söylemesiyle, kadı ramazan olduğunu ilan eder. Kadı bulunmayan yerlerde, bir âdil Müslümanın hilali gördüm demesiyle ramazan, iki âdil kişinin gördüm demeleriyle bayram olur. Ramazana ve bayrama takvimle, hesapla başlamanın caiz olmadığı Hindiyye'de de yazılıdır. Hilali görmekle ramazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Bu hesaplar, kameri ayın başladığı vakti bulmak için değildir. Hilalin görülebileceği geceyi anlamak içindir. İmam-ı Sübki de böyle buyurdu. İmamın sözünü tersine çevirenlere aldanmamalı. (Tahtavi ve Şernblali) İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki: Ramazanın ilk gününü anlamakta takvimlere güvenilmemeli, çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Resulullah, (Hilali görünce oruca başlayın!) buyurdu. Hâlbuki hilalin doğması, görmekle değil hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar, fakat o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. Çünkü İslamiyet böyle emretmiştir. (Redd-ül-muhtar) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda ne yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, Ramazan Bayramında bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Ramazan gittiği için değil, günahlarımız affolup, büyük sevaba ve büyük nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca Allahü teâlâ meleklere, "İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?" diye sorar. Melekler de, "Ücretini almaktır" derler. Allahü teâlâ da, "Siz şahit olun ki, ramazan ayındaki oruçların ve namazların karşılığı olarak, kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm" buyurur.) [Beyheki] Peygamber efendimiz, (Ramazan ayının son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir Gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki) Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin def çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirip, onların susmalarını söyledi. Düğünlerde ve bayramlarda, kadınların def çalmaları caiz olduğu için, Peygamber efendimiz hazret-i Ebu Bekir'e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ali, (Bugün, orucu kabul edilen, çalışmasının mükâfatını gören ve günahları affedilenlerin bayramıdır) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (Allahü teâlâ, ramazanda içkiye devam eden, ana babasına âsi olan ve sıla-i rahmi terk eden hariç, herkesin günahlarını affeder) buyuruldu. (Gunye) Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevablar bilinseydi, her günün ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, (Ramazan ayındaki özel sevablar bilinmiş olsaydı, bütün yılın ramazan olması istenirdi) buyuruldu. (Ebu Nasr) Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara... Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır! Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Şevval ayında [bu ayda] oruç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayından sonra, Şevval ayında oruç tutmanın önemi nedir? CEVAP: Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari) Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani] (Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace] (Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme] Bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağı bildirilmiştir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Nafile veya kaza oruçlarını, pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi] (Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim] BÜTÜN YIL ORUÇ TUTMUŞ OLMAK Sual: En az bire on sevab verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı söyleniyor. Farz olan Ramazan orucuyla nafile olan Şevval orucu aynı kefeye nasıl konur? CEVAP: Her ay üç gün oruç tutanın da, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da kitaplarda bildiriliyor. Burada farz olan Ramazan orucuyla nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu gibi sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa, Ramazandaki bir günün sevabına kavuşamaz. Hatta Ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, insana çok kıymet veriyor, (Ey kulum) diyor, (Ben sana kitap gönderdim, Peygamber gönderdim) diye hitap ediyor. Müslümanlar olarak biz, Rabbimizin hitabına mazhar olduk. Sadece biz değil, bütün insanlar muhatap oldu, fakat özel olarak da Cenab-ı Hak, (Ey iman eden kullarım, eğer emirlerime uyarsanız, yasaklarımdan sakınırsanız, size Cennetler vereceğim) buyuruyor. Yani iman edenlere, ayrı hitap ediyor. Cennette gözlerin görmediği, akılların almadığı, hatıra, hayale gelmeyen nimetler hazırlandı, orada hiçbir üzüntü yok, ebedi nimetler var. Ömür üç gündür: Dün, bugün ve yarın. Dün geçti. Yarının, gelip gelmeyeceği belli değil. Geriye kalan bugünü değerlendiremezsek, yarını nasıl değerlendireceğiz? Yarın ya var, ya yok, fırsat ele ya geçer, ya geçmez. Onun için, bugün elimizde fırsat varken, ölüm gelmeden önce, ahirette karşımıza çıkacak olan ibadetlerimizi düzgün yapalım, çocuklarımıza, sorumlu olduklarımıza dinimizi öğretelim. Önce biz dinimize uygun yaşayalım. Namaz kılmayan bir kişi, nasıl gider bir başkasına namaz kıl der. Kendimiz yaşamazsak, başkasına şöyle yaşa demek tesirli olmaz. Bir kişi Kur'an-ı kerim okumuyorsa, nasıl başkasına oku der. İlmin yaşı olmaz. Hemen tevbe edip, ölmeden ahirete hazırlanmalı, çünkü ölüm ani gelir. Bunlar asırlardan beri söylenen sözler ve verilen nasihatlerdir. Biz, Rabbimizin rızasına tâlibiz. Bir kişinin daha yanmaktan kurtulmasını istiyoruz, çünkü azap var, öyle bir azap ki, Hazret-i Ali yemin ederek, (Vallahi, azap vasıtası olarak ahirette, dağlar kadar büyük akrepler ve yılanlar var) buyuruyor. Peki, bizim bu derdimiz ne? Mal mülk, mevki makam, şan şöhret sevdasından önümüzü göremiyoruz. Bunlar mı bizi kurtaracak? Bunlar meziyet değil. Meziyet Allahü teâlânın rızasına uygun yaşamaktır, biz bunun için çalışalım. Çok kısa olan bu ömrümüz, hızla geçiyor. Cenab-ı Hak bütün ruhları yarattığı zaman melekler, (Ya Rabbi, bütün bu insanlar bu dünyaya sığar mı?) diye sormuşlar. Cenab-ı Hak, (Ben onları kısım kısım göndereceğim. Kimisi ölecek, yerine yenileri gelecek, onlar da ölecek, yenileri gelecek, bu dünya böyle dolacak) buyurur. Melekler yine, (Ya Rabbi, insan babasını, ailesini mezara koyduktan sonra, ne yapar artık, daha yaşayabilir mi?) diye sorunca, Allahü teâlâ, (Onlarda öyle gaflet olur ki, mal mülk davasından, başka şey düşünemez) buyurur. Şimdi, kaç kişi babasının ölmesini bekliyor, çünkü mirası paylaşacaklar. Hatta duyuyorsunuz, bazıları ölmesini de bekleyemiyor, öldürüyorlar. Onun için biz, güzel ahlâk sahibi olmaya ve bizden sonrakilere de iyi ahlâkı, doğru imanı miras bırakmaya çalışalım, çünkü bunlardan başkasında hayır yoktur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Görmek başka, inanmak başka
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Elhamdülillah, Cenab-ı Hak, bize en büyük nimeti ihsan etmiştir. O da doğru iman yani Ehl-i sünnet itikadıdır, çünkü onu elde etmek insanın iradesinde değildir, yalnız ve yalnız Allahü teâlânın ihsanıdır. Bugün inanmayanlar, Peygamber efendimiz zamanında olsalardı yine inkâr ederlerdi. Bugün inananlar o zaman olsalardı yine Peygamber efendimiz için canını malını feda ederlerdi. Değişen bir şey yoktur. İman etmek için, görmek şart değildir. Görmek kâfi gelseydi, bütün Kureyş kâfirlerinin Müslüman olması gerekirdi. Ebu Cehil, Peygamber efendimizi, yüzlerce mucizesini gördü, Ebu Leheb de gördü, fakat iman etmediler, üstelik düşmanlık ettiler, görmek kurtulmaya vesile olamadı. Bilal-i Habeşi de gördü, Ebu Bekr-i Sıddık da gördü. Bunlar ise, hem iman ettiler, hem de canlarını mallarını, her şeylerini Allah Resulüne feda ettiler. İnanmak, Allahü teâlânın bir lütfu, bir ihsanıdır. Hatta Peygamber efendimiz, (Neden inanmıyorlar, bunlar ebedi azaba uğrayacaklar) diye göğsünü paralarcasına ibadet ederdi, namaz kılmaktan, yalvarmaktan mübarek ayakları şişerdi. Sonra âyet-i kerime geldi, Allahü teâlâ mealen buyurdu ki: (Ey habibim! Sen göğsünü paralayacak gibi böyle kendini harap etme, çünkü hidayet benim elimde, kimin mümin olacağını, kimin olmayacağını ben bilirim, bir hikmeti vardır bunun. Sen sadece anlat! Çünkü hidayete getirmek senin elinde değil, o yalnız benim elimdedir. Her şeyi sana verdim, ama onu vermedim. O benim bileceğim bir iştir.) Bu dünyada bin kişiden biri inanmış, 999'u inanmamış, inkâr etmiştir. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde çok yerde mealen, (insanların çoğu bana inanmadı) buyuruyor Âdem aleyhisselam dünyaya indiği zaman, Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Cehennemden bir parça ateş al, dünyaya indir) emrini verdi. O da hazret-i Malik'e gidip, (Bir parça ateş ver, onu dünyaya indireceğim) dedi. Hazret-i Malik, (Nasıl vereyim, sen Cehennem ateşinden bir parça dünyaya götürsen, dünya yanar yok olur, zerre kalmaz) dedi. Bunun üzerine durumu Cenab-ı Hakk'a arz etti. Allahü teâlâ buyurdu ki: (Bir parça ateş al, Cennette 70 nehirde yıka, bir nehirden çıkar, bir başka nehre koy. Ordan çıkar, bir başka nehre koy. 70 nehirde yıka, ondan sonra dünyaya indir.) İşte dünyadaki en hararetli ateş bile, Cehennemden çıktıktan sonra 70 defa yıkanmıştır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor? CEVAP: Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Böyle şüpheli tutulan yerlerde, ramazandan sonra iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır. ORUÇLU OLDUĞUNU SÖYLEMEK Sual: (Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğunu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider) deniyor. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Riya için, gösteriş için tutulmuyorsa, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı, ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz. İYİ İNSAN VE İYİ KOMŞU Sual: Başkalarına iyilik etmeyen ve onlara zarar da vermeyen, iyi insan, iyi komşu olamaz mı? CEVAP: İyi insan, sadece komşularına ve diğer insanlara zarar vermeyen değil, onlardan gelecek zararlara ve sıkıntılara da katlanandır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Malına veya çoluk çocuğuna zarar verir korkusuyla komşusuna kapısını kapatan, onunla görüşmeyi kesen, [hakiki] mümin değildir.) [Harâiti] (İnsanların içinde yaşayıp da, onlardan gelen sıkıntılara sabreden mümin, kenara çekilip onlardan gelecek sıkıntılara sabretmek sevabından mahrum kalan müminden daha iyidir.) [Tirmizi, İ. Mace, İ. Ahmed, Beyheki] ÇOCUĞUN MEZHEBİ Sual: Eşlerden biri Hanefî, diğeri Şâfiî olursa, çocuğunun mezhebi ne olur? CEVAP: Çocuk anne babaya tâbi değildir. Çocuk dört hak mezhepten hangisini iyi biliyorsa veya hangisini doğru öğrenebileceği kaynak kitap varsa, o mezhebi seçer. Sual: Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor? CEVAP: Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Böyle şüpheli tutulan yerlerde, ramazandan sonra iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır. ORUÇLU OLDUĞUNU SÖYLEMEK Sual: (Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğunu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider) deniyor. Böyle bir şey var mı? CEVAP: Riya için, gösteriş için tutulmuyorsa, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı, ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz. İYİ İNSAN VE İYİ KOMŞU Sual: Başkalarına iyilik etmeyen ve onlara zarar da vermeyen, iyi insan, iyi komşu olamaz mı? CEVAP: İyi insan, sadece komşularına ve diğer insanlara zarar vermeyen değil, onlardan gelecek zararlara ve sıkıntılara da katlanandır. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Malına veya çoluk çocuğuna zarar verir korkusuyla komşusuna kapısını kapatan, onunla görüşmeyi kesen, [hakiki] mümin değildir.) [Harâiti] (İnsanların içinde yaşayıp da, onlardan gelen sıkıntılara sabreden mümin, kenara çekilip onlardan gelecek sıkıntılara sabretmek sevabından mahrum kalan müminden daha iyidir.) [Tirmizi, İ. Mace, İ. Ahmed, Beyheki] ÇOCUĞUN MEZHEBİ Sual: Eşlerden biri Hanefî, diğeri Şâfiî olursa, çocuğunun mezhebi ne olur? CEVAP: Çocuk anne babaya tâbi değildir. Çocuk dört hak mezhepten hangisini iyi biliyorsa veya hangisini doğru öğrenebileceği kaynak kitap varsa, o mezhebi seçer. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimse, Amentü'de bildirilen imanın altı şartına inandığı halde, Allah dostlarını sevmese, Allah düşmanlarına muhabbet beslese, kâfir mi olur? CEVAP: Amentü'ye inanmanın geçerli olması için, çok önemli iki şart vardır: 1- Hubb-i fillah ve buğd-i fillah: Hubb, sevmektir, dostluktur. Hubb-i fillah, sevdiğini Allah için sevmek, Allah için dost olmaktır. Buğd, sevmemektir, düşmanlıktır. Buğd-i fillah, sevmediklerini Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmektir. Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meali: (Allah'ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah'ın sevgisine kavuşur.) [İ. Ahmed] (Din, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.) [Ebu Nuaym, Hâkim] (İmanın esası, en sağlam temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillah, yani Allah için sevgi, Allah için buğzdur.) [Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani] Eshab-ı kiram, hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere idi. İki âyet-i kerime meali: (Allah'ın Resulüyle birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29] (Allah onları [Eshab-ı kiramı ve diğer salihleri] sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidir; Allah yolunda savaşırlar, hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir.) [Maide 54] 2- Gayba iman etmek: İmanda esas olan, gayba inanmaktır. Gayba iman, Resulullah'ın, Peygamber olarak bildirdiği İslam dinini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenerek inanmaktır. Üç âyet-i kerime meali: (O müttekiler ki, gayba [Resulümün bildirdiklerine, görmeden] inanırlar, namaz kılarlar ve kendilerine verdiğimiz mallardan [zekât ve her türlü hayır hasenat için] harcarlar.) [Bekara 3] (Allah'ın dinine ve Resullerine gayba inanıp yardım edenleri belirlemek için...) [Hadid 25] (Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namaz kılanları uyarırsın.) [Fatır 18] Bir hadis-i şerif meali de şöyle: (Allahü teâlâ, hayır murat ettiği kulunun kalb gözünü açar, kul da gayba inanır.) [Deylemi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Namazı iadeyi gerektirenler
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazı iade etmeyi, yani tekrar kılmayı gerektiren durumlar nelerdir? CEVAP: Bazıları şunlardır: 1- Namazın vaciblerinden birini kasten terk edene, bu namazı iade etmek vacibdir. Unutarak terk edilirse secde-i sehv yapılır. 2- Namazı kıldığında şüphe eden kimse, vakit çıkmadıysa tekrar kılar. 3- Secde-i sehvi kasten yapmayanın veya namazın vaciblerinden birini, mesela Fatiha okumayı, bilerek terk edenin, o namazı tekrar kılması vacib olur. 4- Namazdan sonra, bir âdil Müslüman yanlış kıldın derse, tekrar kılması iyi olur. İki âdil Müslüman söylerse, tekrar kılması vacib olur. Âdil olmazsa, sözüne itibar edilmez. 5- Bir kimse, gusülde bir yerini yıkamayı unutup namaz kılsa, sonra hatırlasa, orasını yıkayıp farzı tekrar kılar. Maliki'de, yıkanmadık yer kaldığı bir ay sonra bile hatırlansa, yalnız orayı hemen yıkamalı. Hemen yıkanmazsa, gusül bâtıl olur, fakat kılınan namazlar sahih olur. 6- Kıble yönünü bilmeyen kimse, kıbleyi araştırıp da, karar verdiği yöne kılmazsa, rastladığını anlasa da, tekrar kılması gerekir. Rastgele dursa, kıbleye isabet ettiğini daha sonra anlasa yine namazı iade etmesi gerekir. Araştırıp karar verdiği istikamete dursa, orasının kıble olmadığı meydana çıksa namazını iade etmez. 7- İmamda namazı bozan bir şey bulunduğunu anlayan kimse, bu namazı tekrar kılar. 8- İmam abdestsiz olduğunu hatırlarsa yahut namazdayken namazı bozan bir şey hâsıl olursa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olanlara söyler veya haber gönderir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavle göre, imamın cemaate haber vermesi gerekmez. Cemaatin namazı sahih olur. İmam namazını tekrar kılar. 9- Tertip sahibi olan, kaza borcu varsa, önce kazayı kılıp, sonra vaktin farzını kılar. Sadece vaktin farzını kılacak kadar vakit kaldıysa, kazayı sonra kılar. Farzı tekrar kılması gerekmez, ama vakit daraldı sanarak, vakit namazının farzını kılan, sonra daha zaman olduğunu anlasa, kazayı ve sonra vaktin farzını tekrar kılar. 10- Tadil-i erkânı kasten terk edenin, o namazı iade etmesi vacibdir. 11- Hapiste, eli ayağı bağlı olan, teyemmüm edemezse, abdestsiz, bir şey okumadan, rükû ve secde yapar. Bunu da yapamazsa, ayakta ima eder. Kurtulunca iade eder. 12- Hapiste, temiz yer, su ve toprak bulamayan kimse, okumadan, namaz kılar gibi yapar. Kurtulunca, hepsini iade eder. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Namazı iadeyi gerektirenler (2)
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
13- Şehirlerarası otobüsle giderken, uyuyup ihtilam olan kimse, inip gusletme imkânı da yoksa, teyemmüm ederek namazı kılar, guslettikten sonra iade eder. 14- Yatılı okulda veya benzeri yerlerde, banyoyu güneş doğduktan sonra açsalar, tuvalette filan gusletme imkânı da yoksa, teyemmümle kılar. Guslettikten sonra iade eder. 15- Yanında âdil bir Müslüman bulunan kimse, suyu sormadan teyemmüm edip namaza dursa, sonra su olduğunu haber alsa, abdest alıp namazı iade eder. 16- Suyunun bittiğini zanneden, namazdan sonra suyunu görse, teyemmümle kıldığı namazı iade eder. Abdestsiz kılan da, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder. 17- Su yakın olsa, fakat su yanında düşman, zarar verecek hayvan ve ateş varsa veya hapisteyse, teyemmüm ederek kılarsa da, bu sebepler kul tarafından oldukları için, gusül ve abdest alınca, bu namazları tekrar kılması gerekir. 18- Vaktin girmediği zannıyla namaz kılan, namazdan sonra vaktin girdiği anlaşılsa bile, tekrar kılar, çünkü vaktin girdiğini kesin bilerek namaza durması gerekirdi. 19- Tenha yer yoksa taharetlenmek için başkasının yanında avret yerini açmaz. Tenha oluncaya kadar bekler. Namaz vakti daralırsa, başkaları yanında taharetlenmez. Çamaşırını da yıkamaz. Necasetle namaz kılar, çünkü haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce gelir. Sonra, tenha yer bulunca taharetlenir, çamaşırını yıkar veya değiştirir ve namazı iade eder. (S. Ebediyye) İMAM BEŞİNCİ REKÂTA KALKSA Sual: İmam son teşehhüde oturmadan beşinci rekâta kalkınca cemaat ne yapar? CEVAP: İmam dördüncü rekâtta oturmayıp beşinci rekâta kalkarsa, cemaat, imamı oturduğu yerde bekler. İmam hatırlayınca secde yapmadan oturup teşehhüdden sonra selam verirse, secde-i sehv ile namaz sahih olur. İmam, geri dönmeyip, beşinci rekâtın secdesini de yapınca, hepsinin namazları bozulur. Cemaatin yalnız başına teşehhüd yapması ve selam vermesi fayda vermez. (Redd-ül muhtar) CENAZEDE TEKBİR ALIRKEN Sual: Cenaze namazında her tekbirde elleri kaldırmak gerekir mi? CEVAP: Hayır, sadece ilk tekbirde eller kaldırılır. Diğer üç mezhepte ise, her tekbirde eller kaldırılır. (Halebî) 13- Şehirlerarası otobüsle giderken, uyuyup ihtilam olan kimse, inip gusletme imkânı da yoksa, teyemmüm ederek namazı kılar, guslettikten sonra iade eder. 14- Yatılı okulda veya benzeri yerlerde, banyoyu güneş doğduktan sonra açsalar, tuvalette filan gusletme imkânı da yoksa, teyemmümle kılar. Guslettikten sonra iade eder. 15- Yanında âdil bir Müslüman bulunan kimse, suyu sormadan teyemmüm edip namaza dursa, sonra su olduğunu haber alsa, abdest alıp namazı iade eder. 16- Suyunun bittiğini zanneden, namazdan sonra suyunu görse, teyemmümle kıldığı namazı iade eder. Abdestsiz kılan da, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder. 17- Su yakın olsa, fakat su yanında düşman, zarar verecek hayvan ve ateş varsa veya hapisteyse, teyemmüm ederek kılarsa da, bu sebepler kul tarafından oldukları için, gusül ve abdest alınca, bu namazları tekrar kılması gerekir. 18- Vaktin girmediği zannıyla namaz kılan, namazdan sonra vaktin girdiği anlaşılsa bile, tekrar kılar, çünkü vaktin girdiğini kesin bilerek namaza durması gerekirdi. 19- Tenha yer yoksa taharetlenmek için başkasının yanında avret yerini açmaz. Tenha oluncaya kadar bekler. Namaz vakti daralırsa, başkaları yanında taharetlenmez. Çamaşırını da yıkamaz. Necasetle namaz kılar, çünkü haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce gelir. Sonra, tenha yer bulunca taharetlenir, çamaşırını yıkar veya değiştirir ve namazı iade eder. (S. Ebediyye) İMAM BEŞİNCİ REKÂTA KALKSA Sual: İmam son teşehhüde oturmadan beşinci rekâta kalkınca cemaat ne yapar? CEVAP: İmam dördüncü rekâtta oturmayıp beşinci rekâta kalkarsa, cemaat, imamı oturduğu yerde bekler. İmam hatırlayınca secde yapmadan oturup teşehhüdden sonra selam verirse, secde-i sehv ile namaz sahih olur. İmam, geri dönmeyip, beşinci rekâtın secdesini de yapınca, hepsinin namazları bozulur. Cemaatin yalnız başına teşehhüd yapması ve selam vermesi fayda vermez. (Redd-ül muhtar) CENAZEDE TEKBİR ALIRKEN Sual: Cenaze namazında her tekbirde elleri kaldırmak gerekir mi? CEVAP: Hayır, sadece ilk tekbirde eller kaldırılır. Diğer üç mezhepte ise, her tekbirde eller kaldırılır. (Halebî) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Namazı iadeyi gerektirmez
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namazı iade etmeyi, yani tekrar kılmayı gerektirmeyen durumlar hangileridir? CEVAP: Bazıları şunlardır: 1- Kıbleyi bilmeyen, araştırır. Karar verdiği yöne doğru kılar. Sonradan, yanlış olduğunu anlarsa, namazı iade etmez, çünkü araştırarak kılmıştır. 2- İmam doğru kıldık derse, cemaat ise yanlış kıldık derse, imam kendine güveniyorsa veya bir şahidi olursa, namaz tekrar kılınmaz. 3- Tertip sahibi olanın kaza borcu olursa, önce kazayı kılıp, sonra vaktin farzını kılar. Önceki vaktin namazını kılmadan, vakit daraldı sanarak vaktin namazına başlarken veya namaz içindeyken, önceki vakti kılmadığını unutursa, namazdan sonra hatırlasa da, kıldığı namazı sahih olur; çünkü unutmak özürdür. Tekrar kılmak gerekmez. 4- Suyu araştırıp teyemmüm ederek namaz kıldıktan sonra, suyu görse, namazını iade etmez. 5- Hastalık sebebi, malın çalınmak tehlikesiyle veya gemide batmaya sebep olursa veya yırtıcı hayvan, düşman görmek tehlikesi varsa, iki namazı cem eder. Cem edemezse, farzı da gücü yettiği tarafa doğru kılar ve namazı artık iade etmez, çünkü bu özürlere kendisi sebep olmamış, semavi yani gayr-i ihtiyari, elinde olmadan meydana gelmiştir. 6- İki elinin ve iki ayağının, yıkaması farz olan yerleri kesik olanın, yüzü de yara ise, teyemmüm edemeyeceğinden abdestsiz kılar ve kıldığı namazı iade etmez. 7- Elbisenin veya vücudun bir yerine necaset gelse, bu yeri bulamasa, zannettiği yeri yıkasa temiz olur. Namazdan sonra, necis olan yer meydana çıksa, kıldığı namazı iade etmez. 8- Dörtte birinden azı temiz olan örtüden başka bir şey bulamayan kimsenin, bu örtüyle kılması veya oturup ima ile kılması caizdir. Dörtte biri temiz olan örtüyle, ayakta kılması gerekir ve kıldığı namazı iade etmez. 9- Seferi olan, bir mil içinde, içmeden fazla su bulamazsa, namazını necasetli örtüyle kılar ve kıldığı namazı iade etmez. [Bir kara mili, 1609 metredir.] 10- Namazı kıldığında şüphe edenin, vakit çıktıysa tekrar kılması gerekmez. (S. Ebediyye) CENAZEDE SELAM VERİRKEN Sual: Cenaze namazında, dördüncü tekbirden sonra bir şey okumadan mı selam verilir? Selam verirken kimlere niyet edilir? CEVAP: Dördüncü tekbirden sonra, dua okumadan, ölüye ve cemaate niyet ederek iki tarafa selam verilir. (Redd-ül-muhtar, Halebî-yi sagir) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyaya yeni gelen bebeğin hiçbir şeyden haberi olmaz. Annesi onu besler, büyütür, sonra kelimeler öğretir. Biraz daha büyüyünce, yürümeye çalışır, bir adım atıp düşer, bir daha derken, oradan oraya koşar. Konuşmaya başlar, bir şeyler öğrenmeye çalışır. Okula gönderilir, orada yamuk yumuk çizgiler çizer. Öğretmeni, ne güzel çiziyorsun diye takdir eder. Evde, ana babanın neler çektiklerini, onlara sormalı. Bu, çocuğun dünyası için, ana babanın verdiği emektir. Ne kadar yaşayacağı da belli değil. Allahü teâlâ o çocuğun yetişmesi için yardımcılar veriyor. Şefkat, merhamet veriyor. Ağlayıp sızlamasına, kırıp dökmesine rağmen, çocuğa ihtimamla bakıyorlar. Bir geçici dünya hayatı, bir de sonsuz ahiret hayatı var. Nasıl ki doğan çocuğu, annesi, babası ihtimamla büyütüyorsa, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi hakiki mürşid-i kâmiller, Müslümanı, gerçek bir anne baba gibi ahiret hayatına hazırlar. Hatalarını görmez, birdenbire her şeyi söylemez, azar azar, sohbetle yetiştire yetiştire, önemli bir seviyeye getirir. İLMİN ASLI SEVGİDİR Bu büyükler işe, ilmin aslından başlarlar. İlmin aslı, sevgidir, çünkü insan sevdiğini dinler, sevmediğini dinlemez. Bu büyüklere ilk gidildiği zaman, gelenlere ne abdesti, ne guslü, ne de namazı anlatırlar. Sadece büyüklerin hayatını anlatırlar, kıymetli kitaplarını okurlar, Şah-ı Nakşibend hazretlerinden, İmam-ı Rabbani hazretlerinden bahsederler. Yani o büyüklerin sevgisini vermek, bu işin hazırlık safhasıdır. Ondan sonra, o gelenler, içlerine düşen o ateşle, İslamiyet'in bütün şartlarını, kalbden isteyerek, inanarak yerine getirmeye çalışırlar. Her an, namazı düşünürler, haramlardan kaçarlar. Bu büyükleri tanımayanların çocukları, babaları hoca bile olsa, niçin bu şekilde dindar olamıyorlar? Çünkü daha bu çocuk yeni yeni gelişirken, eline sopayı alıyor, kılmazsa namaz, vur kafasına, yaramazlık yaparsa vur eline! Yani sevgiden ziyade, korkuyla yetiştiriyorlar. Sadece korkunun hiçbir faydası olmaz. Burada korkar, başka yere gidince azar, kudurur. Su üstüne, buz üstüne, yazı yazılmaz, kaybolur gider. Mermere yazılırsa kolay kolay silinmez. Din büyüklerinin sevgisini vermek, mermere yazmak gibidir. Böyle sevgiyi verdikten sonra, bu adamı idama götürseler bile, ben önce namazımı kılayım, sonra idam edin der. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peki demek çok zordur. Eğer Ebu Cehil, Peygamber efendimize peki deseydi, İslamiyet'in en ileri gelenlerinden olurdu. Hazret-i Ömer'den daha büyük pehlivandı, ama demedi. Allah korusun, hazret-i Ömer hayır deseydi, Ebu Cehil'den kötü olurdu. Onun için, yerine göre, dünyada söylenmesi çok önemli olan iki kelime vardır: Peki ile hayır. Bir kimse, peki der, Müslüman olur, sonsuz nimete kavuşur. Hayır der, kâfir olur, sonsuz azaba maruz kalır. İtaat etmek, peki demek zordur, çünkü iki büyük engeli var. Bu iki engeli aşmak çok zordur: Birinci engel, insanın nefsidir. İnsan ölmeden önce, ondan çıkacak en son huy başkanlık, emretme, şef olma arzusudur. Eskiden, adamın biri helaya gitmiş, dizili ibriklerden birini alırken, hela bekçisi; - Onu değil, yanındakini al demiş. O da, denilen ibriği almış, çıktıktan sonra demiş ki; - Birinci ile ikinci arasında ne fark vardı da, ötekini aldırmadın? - Burası bana ait, ben ne dersem onu yapmalısın, yoksa su vermem demiş. İşte başkanlık arzusu budur, hep benim dediğim olsun diye düşünür. İtaate, peki demeye, nefs şiddetle karşıdır. İkinci engel, akıldır. Her şeye inanıp gemiye bindikten sonra (Bu yanlış) deniyor, çünkü akıl içeride duruyor. Bindiğimiz geminin kaptanına karşı, şuradan git, şöyle hareket et gibi, bir defa bile söz hakkımız yoktur. Sadece (Ne diyorsun) derlerse o zaman, varsa fikrimizi söyleriz. Demek ki, dünyada en zor iş aklını ve nefsini bir tarafa koyarak peki demektir. Peki demek için, birincisi, iç düşman olan nefsinden ve aklından kurtulmalı. İkincisi, dış düşman olan şeytandan ve kötü arkadaştan uzak durmalıdır. Bütün bunları atlatacak ve ondan sonra da peki diyecek. Bu hâle kavuşmak çok zor, ama bir şeyin tamamı ele geçmezse, tamamı da terk edilmez. Ne kadarını yapabilirsem o kadar diyerek devam etmelidir. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, (Hocama kavuştum, aklımı bıraktım ve kurtuldum) buyuruyor. Eğer aklına uysaydı, Mevlana olamazdı. Onun için akıl, hocasını buluncaya kadardır. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi, hakiki bir mürşid-i kâmile, yoksa bu büyüklerin kitaplarına kavuşana kadardır. Gemiye binenin akılla ne işi var, gidip bir kenarda oturur veya yatar. Aklı, nefsi karıştırmayıp, ihlasla teslim olursak, ana babanın çocuğunu şefkatle geçici dünya hayatına hazırlaması gibi, o büyükler de bizi asıl hayata, ebedi ahiret hayatına hazırlarlar. Allahü teâlâya, Peygamber efendimize, Cennete kavuştururlar. Buna vesile olan böyle mübarek zatın hakkı, hiç ödenebilir mi? Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de, (Hanefi mezhebindeki bir kimsenin, dişleri kaplama ve dolguluyken gusül abdesti sahih olmadığından, namazları da sahih olmaz. Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklide başlayıncaya kadar kılmış olduğu namazları kaza etmelidir) deniyor. Yine S. Ebediyye'de, (Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. Mesela Ebu Yusuf hazretlerine, cuma namazını kıldıktan sonra, gusül abdesti aldığı kuyuda, fare ölüsü görüldü dediler. "Şâfiî mezhebine göre guslümüz sahihtir" dedi) deniyor. Hanefî mezhebindeki bir kimse, dolgu dişi varken, Malikî'yi taklit etmeden, yıllarca kıldığı namazları için, bu hükme uyarak, (Bu namazlarımı Mâlikî mezhebine göre kıldım) diye niyet etse, kaza etmeye lüzum kalmadan, bu namazları sahih olur mu? CEVAP: S. Ebediyye'nin müellifi merhum hocamıza, otuz yıl sual sordum. Bu suali de sormuştum. Sual ve cevaplardan birkaçı şöyleydi: Sual 1: On yıldır dolgu dişle namaz kılan, şimdi bunları Şâfiî veya Mâlikî'ye göre kıldım derse, hepsi kaza edilmiş olur mu? CEVAP: Evet. Sual 2: S. Ebediyye'de, dolgusu olan kimse için, (Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklide başlayıncaya kadar kılmış olduğu namazları kaza etmelidir) buyuruluyor. (Beş on senelik de olsa, sahih olmayan bu namazlar için, "Bu namazları Mâlikî veya Şâfiî mezhebine göre kıldım" denirse, hepsi kaza edilmiş olur ve kaza edilmeleri lazım gelmez) ifadesi, başka bir kavil midir? CEVAP: Aynı kavlin devamıdır. [Yani aynı hükümdür.] Sual 3: Dolgu dişten dolayı mezhep taklit edileceğini bilmeyen biri, beş sene önce hacca gidip geliyor. Şimdi Mâlikî'yi taklit etmeden kıldığı namazlar için, (Beş yıldır dolgu dişle kıldığım namazları, Malikî mezhebine göre kıldım) diyerek bu namazları kaza etmesine lüzum kalmadığı gibi, (Beş sene önce yaptığım hacda, gusülde, abdestte ve namazda da, Malikî'yi taklit ettim) dese haccı sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Sual 4: Unutarak necasetli elbiseyle namaz kılan, namazdan sonra hatırlasa, (Bu namazı Mâlikî'ye göre kıldım) diye niyet etse, kıldığı namaz sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Sual 5: Mâlikî'yi taklit eden Hanefî, mukimken unutup mestlere iki gün mesh etse, bu mestle kıldığı namazlar için, (Bu namazları Mâlikî'ye göre kıldım) dese, namazları sahih olur mu? CEVAP: Evet, unuttuğu için sahih olur. Sual 6: On yıl önce hacca gittim. Şâfiî mezhebini taklit ediyordum. Kadınlara dokunmanın abdesti bozduğunu bildiğim için, tekrar Hanefî'yi taklit ederek haccımı yaptım. Haccım sahih oldu mu? CEVAP: Tekrar hacca lüzum yoktu. Hacdan sonra taklidi niyet caizdi. Tekrar gitmek, takva olmaz. İyi olmuş. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Duaları kendine vird edinip, her gün belli sayıda okumak bid'at midir? CEVAP: Hayır, bid'at değil, sünnettir. Vird, devamlı yapılan, âdet haline getirilen ibadet, tesbih ve dualar demektir. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: ("Bismillâhillezî lâ-yedurru me' asmihî şey'ün fil-erdı velâ fissemâi ve hüves-semî'ul'alîm" duasını sabah 3 kere okuyana akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace] (Her namazdan sonra 3 kere, "Estagfirullâhel'azîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh" okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni] (Sabah-akşam 7 kez, "Hasbiyallahü lâ ilahe illâ hü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil'azîm" okuyan dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtulur.) [İbni Sünni] (Cuma namazından sonra, 7 kere İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyan, bir hafta kazadan, beladan ve kötü işlerden korunur.) [İbni Sünni] (Sabah veya akşam namazını kıldıktan sonra, 7 defa "Allahümme ecirnî minen-nar" diyen, o gün ölürse Cehennemden korunur.) [Nesai] (Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni] (Her namazdan sonra 33 kere "Sübhanallah", 33 kere "Elhamdülillah", 33 kere "Allahü ekber", sonra bir kere, "Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerîke leh, lehül-mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" diyen kimsenin deniz köpüğü kadar günahı olsa da affedilir.) [Müslim] (Bir kimse, sabah akşam yüz defa "Sübhânallahi ve bihamdihi" derse, o gün ve o gece hiç kimse onun kadar sevab kazanamaz.) [Deylemi] (Vird edinip, her zaman okuduğu dua veya tesbihi, ihmal edip, okumadan yatan kimse, sabah namazından öğle namazına kadar olan vakit içinde okursa, yine gece okumuş gibi sevaba kavuşur.) [Müslim] ÇALGILI YERDE Sual: Çalgılı yerlerden geçerken veya market, dolmuş gibi yerlerde bizim irademiz dışında müzik çalınırken, Kur'an-ı kerim okumak veya zikretmek günah olur mu? CEVAP: İrademiz dışında çalındığı için, günah olmaz, aksine çok sevab olur. Müziği dinlemeye mani olmuş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam Ahlakı ve Cevap Veremedi kitabında, yedi büyük günah, (1- Şirk, 2- Adam öldürmek, 3- Sihir, yani büyü yapmak, 4- Yetim malı yemek, 5- Faiz alıp vermek, 6- Savaştan kaçmak, 7- Namuslu kadınlara iftira etmek) olarak bildiriliyor. Niye şirk, büyük günahlar arasında bildiriliyor? Günah ayrı, küfür ayrı değil mi? CEVAP: Günah veya haram, Allahü teâlâya isyan demektir, onun yasak ettiği şeyi çiğnemek demektir. Bu yasakların en büyüğü elbette şirktir, küfürdür. Onun için şirk, küfür, büyük günahlar arasında sayılıyor. İsyan etmenin en büyüğü demek oluyor. Peygamber efendimiz de, şirki büyük günahlar arasında bildiriyor. Demek ki, haramların içinde şirk de, küfür de vardır. Herkes bu inceliği anlayamıyor. Anlayamayınca da kitaplara kusur buluyor. HARAMI CAİZ GÖRMEK Sual: S. Ebediyye'nin nikâh bahsi ile namazı bozanların 21. maddesinde, kâfirle evlenmeye karar veren Müslüman kızın, hemen mürted, kâfir olacağı bildiriliyor. Hâlbuki nikâh bahsinde, anneyle, kız kardeşle ve müşrik kadınla evlenmenin haram olduğu bildiriliyor. Burada haram, küfür mü demektir? CEVAP: Sualde bildirilen kadınlarla zina eden, büyük günah işlemiş olur, fakat kâfir olmaz. Ancak anneyle, kız kardeşle ve müşrik kadınla evlenmeyi kabul eden, bu evliliği meşru görmüş oluyor, Allahü teâlânın emrini beğenmemiş oluyor ve kâfir oluyor. Kâfir olması, zinadan dolayı değil, Allahü teâlânın emrini yanlış kabul ederek, evlenmeyi meşru kabul etmesindendir. Allahü teala, (Müşrik kadınla evlenilmez) buyuruyor. Bu emri hiçe sayıp evlenen kimse ise, (Niye evlenilmesin ki, ben evlendim bile) demiş sayılıyor. Zina ile evlilik farklıdır. Zinanın haram olduğunu bilerek yapan, sadece haram işlemiş olur. Müşrik kadınla veya anneyle evlenen ise, haramı caiz gördüğü için kâfir oluyor. Müslüman kızın gayrimüslimle evlenmesinin haram olması da böyledir. Evlenmeye karar verince mürted oluyor, çünkü bu evlenmeyi meşru görmüş oluyor. Bu inceliği herkesin anlaması elbette kolay değildir. Bu hususu merhum hocamıza da sormuştum. Sual ve cevap şöyle idi: Sual: Mecusi, dinsiz bir kadınla evlenen erkek, mürted olur mu? CEVAP: Evet, mürted olur. Dinimiz, müşrik, dinsiz kadınla evlenmeyi haram kılmıştır. Böyle bir kadınla evlenen erkek, zina ettiği için değil, Allah'ın bu haram emrini beğenmediği, yersiz bulduğu için, evlenmesi küfür oluyor. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Herhangi bir şey almak için zaruret varsa, bankadan faizle kredi çekmek caiz olur) deniyor. Hâlbuki faizle kredi çekmek de haramdır. Haram işlememek için, bir başka haramı işlemek nasıl caiz olur? CEVAP: Bu kıyas, dinimize aykırıdır. Bir şey zaruret mi, değil mi, o ayrı şeydir. Eğer zaruretse, zarureti giderecek kadar işlenen haram caizdir. Bunun aksi asla iddia edilemez. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Zaruretler, haramlığı ortadan kaldırır) buyuruyor. Aynı anlamda, Mecelle'de, (Zaruretler, haramları mubah kılar) buyuruluyor. Demek ki bir işi yapmak zaruretse, o işi yapmak haramlıktan çıkıyor. Burada önemli olan o işin zaruret olup olmadığını tespittir. Bir iki örnek verelim. Din kitaplarındaki ifadeler şöyledir: Bahr kitabında diyor ki: (Muhtaç olanın faizle borç alması caizdir.) Fakat buna da faizle ödünç vermek haramdır. Nafakası olmayıp, bulamayanlara muhtaç denir. İslamiyet, bu ihtiyacı zaruret kabul etmektedir. [Eşbah] (S. Ebediyye) Etkili olduğu tecrübeyle bilinen haram maddeleri, zaruret halinde ilaç olarak kullanmak haram olmaz. (Redd-ül-muhtar) Erkek doktorun, kadının avret sayılan yerlerine bakması caiz değildir, fakat kadın doktor bulunmazsa, hastalık tehlikeli veya çok ağrılıysa erkek jinekologa da gidilebilir. (S. Ebediyye) Açlıktan ölecek kimsenin, leş yemesi caizdir. (Hindiyye, İslam Ahlakı) Buhari'deki hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, haram olan şeylerde, size şifa yaratmamıştır) buyurulmuştur. Bunun manası, şifası olduğu tecrübe edilen haram maddeler, ilaç için helal olur, demektir. Nitekim susuzluktan ölecek kimseye, ölümden kurtaracak kadar şarap içmek helal olur. Haram olan şeyde, şifa bulunması, mütehassıs olan Müslüman bir doktorun söylemesiyle anlaşılır. Yalnız, domuz eti ve yağı, şifası bulunsa da, ilaç olarak da kullanılmaz. (Redd-ül muhtar, Tam ilmihal) Demek ki, bu vesikalardan da anlaşıldığına göre, zaruret olunca haram, mubah hale geliyor, haramdan kurtulmuş oluyoruz. HAYIR KURUMU Sual: Cami için verilen parayı, daha önemli bir hayır kurumuna vermek caiz midir? CEVAP: Daha önemliyse, daha iyi olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Küfre sebep olacağı bildirilen işleri yapan herkes kâfir midir? CEVAP Bu hususta, İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Bir kimse, dinde inanılması lazım olan şeylerden, bir tanesine bile inanmamış, şüphe etmiş veya beğenmemişse imanı gider, kâfir olur. Bu kimse Cehennemde ebedî kalır. Bir kimse de, Kelime-i tevhid söyleyip, bunun manasını kabul eder, (Muhammed aleyhisselam, Allahü teâlânın Peygamberidir, her sözü doğrudur, güzeldir) diyerek, ona uygun olmayanlar yanlıştır, kötüdür diye inanırsa ve son nefesinde de öyle ölüp, ahirete bu imanla giderse, onun durumu farklıdır. Bu kimse, kâfirlerin mukaddes bildikleri günlerinde ve gecelerinde, onların yaptıklarını yaparsa veya bir günahı hafif görerek, önem vermeden işlerse, bunlara küfür bulaşığı denir. Bu kimse de Cehenneme girer, ama kalbinde zerre kadar imanı olduğu için, Cehennemde sonsuz kalmaz. İmanı olanlardan, büyük günah işleyen [ve tevbe etmeden ölen]lere gelince, Allahü teâlâ, bu günahları isterse affeder, isterse günahı temizleninceye kadar Cehennemde azap eder. Cehennem azabı, ister sonsuz olsun, ister belli bir zaman olsun, küfür için, küfür sıfatları ve bulaşıklıkları içindir. Küfürden kaçınan iman sahiplerinin yaptıkları büyük günahlar, ya imanları hürmetine, cenab-ı Hakk'ın merhametiyle veya kalble tevbe, dille istiğfar ederek ve bedenle hayırlı bir iş yaparak veya şefaate kavuşmalarıyla affedilir. Günahta kul hakkı varsa, hak sahibiyle helalleşmek de lazımdır. Böyle affedilmeyenler, dünya sıkıntıları ve dertleriyle veya son nefeste can verirken, çekecekleri zahmetlerle temizlenir. Bunlarla da temizlenmezse, bazıları kabir azabı çekmekle affa kavuşur. Bazıları ise, kabir azabı, sıkıntıları ve kıyamet gününün şiddetleriyle affedilip günahları biter ve Cehennem azabıyla temizlenmeye lüzum kalmaz. Nitekim Enam suresi, 82. âyetinde mealen, (İman edip de imanlarını şirk ile bulaştırmayanlar, Cehennemde ebedî kalmaktan emindirler. Onlar için, bu korku yoktur) buyuruldu. Bu ayet-i kerime, sözümüzün doğru olduğunu göstermektedir, çünkü buradaki zulüm, şirk demektir. Kalbinde iman varken, [zaruret yokken de] kâfirlerle düşüp kalkan, onların bayramlarına, paskalyalarına uyanların cenaze namazlarını kılmalı, bunları kâfir bilmemeli. Bunların, imanları sayesinde Cehennemden çıkacaklarına inanmalı, fakat hiç imanı olmayanlara [Muhammed aleyhisselamın bir sözünü ve âdetini bile beğenmeyenlere] af ve mağfiret yoktur. Bunlar, küfürlerinin karşılığı olarak Cehennem azabında sonsuz kalacaklardır. (Mektubat Tercümesi 1/266) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Gün bugün, fırsat bu fırsat
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Rabbimize hamd olsun ki, dinimizden bize bildirilmeyen hiçbir şey kalmadı. Söylenmesi gereken her şey söylendi. Postacının vazifesi mektubu taşımaktır. Mektuplar bize ulaşmıştır, fakat içindekileriyle amel edip etmemek, bizim hür irademize bırakılmıştır. Bazıları bunu kabul eder, saadete erer. Bazıları kabul etmez, felakete gider. Kur'an-ı kerim bir kitap, bir mektup. Bunu kabul edenler Cennete, kabul etmeyenler Cehenneme gider. Allahü teâlâya dua edelim, bizi haramlardan muhafaza eylesin! Gıybet, dedikodu haramdır, büyük günahtır. Günahkârlar için ateş bekliyor. Böyle bir duruma, böyle bir fitneye düşmekten Allah korusun, çünkü Peygamber efendimiz, (Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin) buyuruyor. Üç beş gün sonra zaten hepimiz öleceğiz. Ömrü bu günahlarla geçirmeye değmez. Köle, vazifesini ve haddini bilmeli, önüne bakmalı, ne deniyorsa onu yapmalıdır. Dua edelim, Allah'a dönelim. Birbirimizle uğraşmayalım. Namaz için, sohbet ve başka faydalı şeyler için beraber olmalı. Araya dünya menfaati girerse çok tehlikelidir. Peygamber efendimiz, (İki Müslüman bir araya gelir de, Allah'tan ve Peygamberden bahsetmezse, Allah onlara lanet eder) buyuruyor. Peki, ne yapacağız? Ya ilmihal okuyup dinimizi öğreneceğiz, ya susacağız, çünkü başka şeylerle kaybedecek vaktimiz yok. Bu dünya fanidir. Evet, kazanç hanemiz açık, fakat kayıp hanemizden hiç bahseden yok. Allahü teâlâyı hatırlamadan alıp verdiğimiz her nefesten hesap sorulacak. O hesap günü, çok dehşetli bir gündür. O güne hazırlanmak şarttır. Aman, yumuşak olalım, sert olmayalım, affedici olalım, kin tutmayalım. Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de onun kullarına öyle muamele edelim. Eğer biz Onun kullarına iyilik edersek, Cenab-ı Hak'tan iyilik buluruz. Eğer biz Onun kullarını kırıp dökersek, Allahü teâlâ da bizi kırıp döker. Affedersek, Onu affedici buluruz. Dünya, ayrılık dünyasıdır. Bugün değilse yarın birbirimizden ayrılacağız. Dua edelim de, Müslüman olarak, imanla ölüp, ahirette buluşalım. Ahirette buluşmak için de, birbirimizi çok sevmeliyiz. Kusurlarımızı, ayıplarımızı değil de, iyi taraflarımızı düşünmeliyiz. Bunu son fırsat bilmeliyiz. Allahü teâlânın dinine hizmet için çalışmalıyız. Herkese doğru kitapları ulaştırmalıyız. Allahü teâlânın dininden bir kelime öğretene veya öğretilmesine sebep olana yüz umre sevabı verilir. Gün bugündür, fırsat bu fırsattır. Yarına çıkacağımız belli değildir. O halde, içinde bulunduğumuz her ânı değerlendirmeye çalışmalıyız. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyanın bir hayal, bir rüya olduğunda şüphe yoktur, çünkü Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, (İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar) buyuruyor. İnsan rüyada çok zengin olabilir, yüksek mevki makam sahibi olabilir, çok işler yapabilir, ama uyanınca hepsi biter. Uyanınca, (Benim şu mallarım vardı, şöyle mevki makamım vardı) demesinin ne kıymeti olur? Bunun gibi, insanlar da ölünce, malı mülkü, serveti, evladı, hanımı, hepsi dünyada kalır. İnsanlar ölüp uyandıklarında, (Biz nereye geldik, burası neresidir? Bizim mallarımız, mevki makamlarımız vardı, eş dostlarımız vardı, nerde bunlar?) deseler de, hiç kıymeti olmayacak. Bazı büyük zatlar da, (İnsanlar sarhoştur, ölünce ayılırlar) buyurmuşlardır. Yani sarhoşluk, ölünce biter. Mal sarhoşudur, rütbe sarhoşudur, mevki sarhoşudur, ama ölünce her şey biter. Gerçekler anlaşılır, ama iş işten geçmiş olur. Peygamber efendimiz, (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz) buyuruyor. İnsanlar, dünyaya meylettikçe sıkıntıdan kurtulamaz, çünkü dünya, sıkıntı kaynağıdır. Bu sıkıntıdan kurtulmak için, mutlaka ahirete, ışığa dönmek lazımdır. Eğer insan ışığa dönerse, gölgesi arkada kalır ve peşinden gelir. Işığa arkasını çevirirse, karanlığa dönmüş olur, işleri karanlık olur, hiçbir zaman gölgesine de yetişemez. İnsan, yönünü dünyaya çevirirse insanlarla çarpışır, ahirete çevirirse insanlar onun gibi olmak için yarışır. Halife Harun Reşid, bir gün Behlül Dânâ hazretleriyle görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi. Adamlarına onu bulup getirmelerini söyledi. Gidenler onu mezarlıkta uyur halde buldular. Uyandırdıklarında, (Siz ne yaptınız! Beni padişahlık makamından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım?) dedi. Görevliler gidip bu sözleri bildirince, Halife buna bir mânâ veremedi, huzuruna geldiğinde sordu: - Ey Behlül! Bu ne iş? Sen hangi padişahlıktan indirildin? - Rüyada ne güzel padişahtım. Saraylarım, ordularım vardı. Saltanat ve ihtişam içindeydim, lakin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum ben. - İyi ama Behlül, rüyadaki padişahlığa itibar olur mu? Bak, gözünü açınca her şeyin bittiğini gördün. - Benim padişahlığım gözümü açınca bitti, seninki gözünü kapatınca bitecek. Aradaki fark ne? Üstelik, ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapatınca, saltanatından olacaksın ve pişmanlığın başlayacak, sorgu suale çekileceksin. O halde söyler misin, hangimizin hükümdarlığına itibar edilir? Harun Reşid söyleyecek söz bulamadı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Okuduğumuzu anlamadan kılınan namazların ve yapılan ibadetlerin faydası olur mu? Anlaması için her millet, ibadetlerini kendi diliyle yapsa daha uygun olmaz mı? CEVAP: Dinimiz, ibadet dilinin Arapça olduğunu bildirmiştir. İbadetin geçerli olması için Arapça okumak şarttır, anlamak şart değildir. Anlamayıp öğrenmek için, nakli esas alan ilmihal kitapları okunur. Kur'an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz, hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin mânâlarını Resulullaha sual ederdi. Bir hadis-i şerif meali: (Kur'an-ı kerim Allahü teâlânın metin [sağlam] ipidir. Mânâlarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace] Kur'an-ı kerimin, çok veciz olup, bitmez tükenmez mânâlarının bulunduğu, bütün mânâları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı, Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren, hayrete düşüren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 10] Demek ki, her Arapça bilen, Kur'an-ı kerimi anlayamaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Cenab-ı Hakk'ın, (Anlayarak da anlamayarak da Kur'an-ı kerim okuyan, benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirmektedir. (İhya) EVLİYA KABRİ ÖPMEK Sual: Ana babanın kabrini öpmek caiz olduğu gibi, Resulullahın kabr-i şerifini ve Evliya-yı kiramın kabirlerini öpmek de caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir, fakat fitneye sebep olmadan yapmak gerektiği bildirilmiştir, çünkü Vehhabi nöbetçiler görürse, şirk diye kamçı vururlar. Türkiye'de de Evliya kabri öpülürse, selefiye maskeli Vehhabilerin şirk saldırısına uğranır, dikkatli olmalıdır. İŞLEM MASRAFI Sual: Banka, müşterilerine, borç para da veriyor, ancak belli bir miktar işlem masrafı alıyor. Bu şekilde borç almak caiz midir? CEVAP: İşlem masrafı diyorsa mahzuru olmaz. Faiz diyorsa caiz olmaz, çünkü dinde, böyle işlerde söze bakılır, niyete bakılmaz. Niyete bakılan yerlerde de söze bakılmaz. Söz ve niyetin yerleri değişiktir. BETON KABİR Sual: Altı toprak dört tarafı betondan yapılmış hazır kabir satıyorlar. İçine lahd kazıp meyyiti defnetmek caiz mi? CEVAP: Evet, caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Yaptığımız ibadetlerin sevabını ölmüşlerimize gönderince, haberdar olup çok seviniyorlar. Hayatta olanlara gönderince, haberleri olmadığına göre, bunlara sevab hediye edilmez mi? CEVAP: Hayatta da olsa, ölmüş de olsa, her mümine, yaptığımız ibadetlerin sevabı hediye edilir. Bizim sevabımızdan hiç eksilmeden, onlara da aynı sevab gider. Kabul olması için haberdar olmaları gerekmez. Yani haberdar olmasa da, o sevab onların amel defterine yazılır. Mümin, ibadetlerinin sevabını ölü diri herkese hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye) Hatm-i tehlilin, ölü diri, herkese faydası vardır. (Mekatib-i şerife) Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Kendisi için veya başka Müslüman için 70 bin kelime-i tevhid [hatm-i tehlil] okuyanın günahları affolur.) [Makamat-ı Mazheriyye] CUMA GÜNÜ ÖLMEK Sual: Cuma günü veya Ramazan ayında ölen mümine ve kâfire hiç azap olmaz mı? CEVAP: Cuma günü kabir azapları durdurulur. Bazı âlimlere göre, müminin azabı artık başlamaz. Kâfirin Cuma günü ve Ramazan ayı hariç, kıyamete kadar azabı devam eder. Cuma günü ölen müminler, hiç kabir azabı görmez. (S. Ebediyye) Cuma günü denince, gecesi de anlaşılır. Ramazan ayı denince de, geceleriyle birlikte bir ay anlaşılır. FARZ SEVABI TERCİH EDİLİR Sual: Camide her sabah Kur'an-ı kerim okunuyor. Sabahın sünnetini evde kılınca, camiye geç kaldığım için Kur'an-ı kerimi dinleme imkânı olmuyor. Kur'an-ı kerimi dinleyerek farz sevabı kazanmak için, sünneti evde kılmayıp camide mi kılmak daha evladır? CEVAP: Evet. SEVAB BEKLEMEK Sual: Namaz, oruç, zekât, hac gibi her ibadeti yaparken Allah'ın emri olduğuna inanmak ve sevab beklemek lazım mıdır? CEVAP: Elbette. EVİ BAĞIŞLAMAK Sual: Ölene kadar içinde oturmak şartıyla, evi birine bağışlamak caiz olur mu? CEVAP: Evet, caiz olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir arkadaş, (Biz, hocamıza çok bağlıyız. Bizim hocamız bana hristiyan ol dese, tereddütsüz olurum) dedi. Böyle söylemek küfür olur mu? CEVAP: Evet, küfür olur. Bu söz, hocaya bağlılığını göstermek için söylenmiş gibi görünse de, bu sözden o hocanın talebelerine hristiyanlığı ne kadar cazip ve şirin gösterdiği de anlaşılmaktadır. İçki içerim, filan günahı işlerim yahut Yahudi veya başka dinden olurum demiyor da, özellikle Hıristiyan olurum diyor. Bir kimse, filan şey, filan kimsededir yahut yoktur, kâfir olayım, Yahudi olayım diye, yemin etse, o şey, onda olsun veya olmasın, o kimse, kendi rızasıyla küfre varmıştır. İmanını ve nikâhını yenilemesi gerekir. (İslam Ahlakı) Bir kâfir için, başka kâfirden daha hayırlıdır demek küfür olur. (Redd-ül muhtar) Mesela Hıristiyan olmak Yahudi olmaktan daha iyidir veya Yahudi olmak Hıristiyan olmaktan iyidir demek küfür olur, çünkü böyle söylemekle bu bâtıl dinlere iyi denmiş oluyor. Bu konu bu kadar hassasken, sebebi ne olursa olsun, Hıristiyan olurum demenin ne kadar tehlikeli olduğu meydandadır. İhtiyaç olunca, biri diğerinden daha kötüdür demek gerekir. Hak din, iyi din, yalnız İslam'dır. BORÇ YİĞİDİN KAMÇISIDIR Sual: (Borç yiğidin kamçısıdır) atasözüyle, Hazret-i Ali'nin, (Dünyada en büyük sıkıntı borçlu olmaktır) sözü çelişmiyor mu? CEVAP: Çelişmiyor, birbirini açıklıyor. İhtiyacı olunca borçlanmak günah değildir. Peygamber efendimiz de borçlanmıştır. Bir demir zırh ceketini, borcundan dolayı bir Yahudi'ye rehin bırakmıştı. İnsan borçlu olunca, rahat olamaz, boş oturamaz, ödemek için çalışır, gayret eder, bir an önce borcumu ödeyeyim der. Borcu çalışmasına yardımcı olur. Yiğidin kamçısı da, bu demektir. Yiğit, kamçı sayesinde, Hazret-i Ali'nin dediği sıkıntıdan kurtulur. KAZASI OLMAYAN Sual: Hiç kaza namazı olmayan kimse, öğlenin sünnetini kılarken, (İlk kazaya kalmış öğlenin farzını kılmaya) diye de niyet etse, eda niyetiyle kaza, kaza niyetiyle eda caiz olduğuna göre, yani kaza borcu olmadığı için, bu kimse, o günkü öğlenin farzını kılmış sayılır mı? CEVAP: Hayır. Kazası yoksa, kıldığı nafile olur. Sünnet yerinde kılındığı için vaktin yani öğlenin sünneti de kılınmış olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İbadet yerine hayır yapmak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bazı kimseler, (Namaz kılmak yerine, birkaç yetimi doyurmak yeter. Hacca gidene kadar bir talebe okutmak, daha çok sevabdır. Oruç tutmak yerine, birkaç fakiri doyurmak kâfi gelir) diyorlar. O zaman zenginler bu işi parayla yaparsa, fakirler ne yapsın? CEVAP: Böyle söylemek dini değiştirmek ve dini yıkmak olur, yani büyük sapıklıktır. Dinin kanunlarını şahıslar mı belirliyor? Dinin sahibi ne bildirmişse, o emre ve yasağa riayet etmek gerekir. Bir kimse dünyadaki bütün yetimleri, fakirleri doyursa, hepsine birer ev verse, bir vakit kazaya bıraktığı namazının günahını ödeyemez, tutmayıp bir gün kazaya bıraktığı orucun günahını karşılamaz. Dünyanın bütün talebelerini okutsa, bir vakit farz namazın veya bir gün farz orucun yahut haccın sevabına kavuşamaz. Nafile ibadetlerin farzların yanında denizde damla bile olmadığını İslam âlimleri bildirmektedir. Bir vakit namaz kılmamak veya bir gün Ramazan orucunu tutmamak haramdır. Bir haramdan kaçmanın sevabı, bütün insanların ibadetlerinin toplamından üstündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Ufacık bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.) [R. Nasıhin] KADIN RESMİNE BAKMAK Sual: Yabancı kadınların resmine veya TV'deki görüntülerine bakmak, caiz midir? CEVAP: Bir ihtiyaç olmadan, kadınların saçlarına, kollarına, şehvetsiz bakmak mekruh, şehvetle bakmak haram olur. Kaba [galiz] avret yerlerine, mesela göğüslerine, uyluklarına ise, şehvetsiz de bakmak haramdır. KÂFİRLE HELALLEŞMEK Sual: Hıristiyan arkadaşlarımızla nasıl helalleşebiliriz? Ne demeliyim onlara? CEVAP: Üzerimdeki maddi manevi haklarını bana bağışla denir. Mesela İngilizce şöyle denebilir: "Forgive all your spiritual and material claims on me." O da, okeylerse mesele kalmaz. KOL DÜĞMESİ Sual: Kravatı tutturmak için kravat iğnesi takmak, gömleğe madeni kol düğmesi geçirmek ve cekete rozet takmak caiz midir? CEVAP: Altından başkası caizdir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.09.2010
.Dinimizin emirlerine uymak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinin emrine uyularak yapılan bir iş, yanlış da olsa affoluyor mu? Mesela kıbleyi bilmesek, dinin emrine uyup araştırsak, sonra yanlış bir yöne dursak namaz sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. Dinin emrine uyularak yapılan iş, yanlış kabul edilmez, dinin emrine uyulduğu için doğru olur. Mesela kıbleyi bilmeyen, araştırmadan kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile, namazı kabul olmaz. Araştırıp kıbleden başka istikamete doğru kılsa da, namazı sahih olur, çünkü dinin emrine uyarak gerekli araştırmasını yapmıştır. Demek ki önemli olan, isabet ettirmek değil, dinin emrine uygun şekilde hareket etmektir. Birkaç örnek daha verelim: 1- Yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, vesvese olur. Haram veya necis olduğu kesin bilinmedikçe, temiz kabul edilir. Dinimizin emri, mutlaka helal veya temiz olanı bulmak değildir. Haram veya necis olduğu bilinmiyorsa yemek caiz olur. Bu kural bilinirse, dinin emrine uyulmuş ve rahat edilmiş olunur. Yiyip içtiğimiz gıdalar şüpheli olsa da, dinin emrine uyulduğu için temiz kabul edilir. 2- Elbiseye necaset bulaşsa, bu yer unutulsa veya bulunamasa, tahmin edilen yer yıkansa temiz olur. Namazdan sonra meydana çıksa, namazı iade etmek gerekmez. Burada da emredilen, mutlaka necis olan yeri temizlemek değil, emre uyarak tahmin ettiği yeri yıkamaktır. 3- Ramazan ayının bitip Şevval'in başlaması, yeni hilalin doğmasıyla değil, görülmesiyle anlaşılır. Mesela, Ramazan 29 çekse ve 29. günü hilal, gerçekte doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Ramazanın 30. günü gerçekte bayram olsa da, o gün oruç tutulur. Hâlbuki bayram günü oruç tutmak haramdır, ama dinin emrine uyulunca, o gün oruç tutmak haram olmuyor, aksine farz oluyor. YIKANMADIK YER KALIRSA Sual: Maliki'yi taklit anlatılırken, (Gusülde veya abdestte yıkamadık yer kaldığını bir ay sonra bile hatırlayınca, yalnız orasını yıkamak kâfidir. Hemen yıkamazsa, guslü veya abdesti bâtıl olur, fakat bir aydan beri kıldığı namazları kaza etmesi gerekmez) deniyor. Bu durum, Hanefî mezhebinde olan birinin başına gelse, bir aylık, hatta bir vakit namazı kılması harac olacağı için, Maliki'yi taklit ederek namazlarını kaza etmemesi caiz olur mu? CEVAP: Evet, caiz olur. Maliki'de olduğu gibi, o şekilde kıldığı namazları kaza etmesi gerekmez. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âmirliğin şartlarını gözetemeyen, âmir olmaktan sakınmalı. Âmir olan, maiyetinde olanları bir hizmetçi, bir işçi gibi görmemeli. Onların içerisinde Allah'ın sevgili kulları, evliya zatlar olabilir. Onlara tepeden bakan, tepetaklak gider. Onlara karşı kibirli olmamalı, yoksa Allah onları helak eder. Onların kalblerini kıran, Kâbe'yi yetmiş sefer yıkmaktan daha büyük günaha girer. Allahü teâlâ bir hadis-i kudside, Peygamber efendimize, (Ey Habibim, beni talep edene hizmetçi ol!) buyuruyor. Allahü teâlâyı kim talep eder? Müslüman talep eder. Yani Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: (Ey habibim, bir Müslüman gördüğün zaman ona hizmetçi ol, iyilik et, âmirlik yapmaya kalkışma!) Allahü teâlânın, kâinatı hürmetine yarattığı habibine emri budur. İnsanlar ne çekmişse ve ne çektirmişse, baş olma sevdasından çektirmiştir. İki üç kişi bir araya geldi mi, biri Emîr olmalı. Emîr olan ise hizmet beklememeli, aksine, arkadaşlarına hizmet etmeli. Nitekim iki kişi, sırtlarında birer çuvalla bir yere giderlerken, biri diğer arkadaşına der ki: - Sünnettir, birimizin Emîr olması lazım. Sen Emîr ol! - Peki. Şimdi ben sana Emir oldum mu? Sen şimdi emrimi dinleyecek misin? - Elbette, çünkü Emîr'e itaat vacibdir. - O zaman emrediyorum, senin çuvalı benim sırtıma vur! - Nasıl olur efendim? - İtiraz yok, madem ben âmirim, kendi çuvalını da vur sırtıma! - Ama bu uygun olur mu? - Hiçbir şeye itiraz etme! Şimdi senin bütün vebalin, bütün mesuliyetin bana ait. Senin rahat etmen için ne gerekiyorsa benim onu yapmam lazım. Emîr, yük olan değil, yük çeken, hizmet eden demektir. BAŞARILI OLMAK İÇİN Allahü teâlâ insanların kalbine, insanlar da insanın güler yüzüne bakar. Başarılı olmak için, kalbi Cenab-ı Hakk'a döndürmek ve güler yüzlü olmak gerekir. Bu ikisi, başarının sırrıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda yapılan hizmetlerin devam etmesi, yükselmesi, zirveye çıkması iki şarta bağlıdır: Birincisi inanç, ikincisi de sevgidir. İnsan inanmadığı şeyi nasıl yapabilir? İnsan sevmediği şeyde nasıl başarılı olabilir? Bu yüzden, nerede inanç ve sevgi varsa, mutlaka orada başarı vardır. Dua dağları devirir. Ama dua ehlinin duası bunu yapar. Kimin duasının makbul olduğunu bilemeyiz. Bunun için herkesin duasını almaya çalışmalıyız. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İyilik, cömertlik, insanlara hizmet, Allahü teâlânın çok sevdiği bir ahlaktır. Bu, her kula nasip olmaz. Eğer bu ahlak bir kâfirde varsa, onun imana kavuşma ihtimali çok yüksektir. Peygamber efendimiz, bu güzel ahlak sahibi insanlara, ölümlerine yakın görünüp, (Senin çok iyiliklerin var, ama iman etmedikçe bunların faydası olmaz. Ben Allah'ın resulü Muhammed aleyhisselamım. Eğer beni tasdik edip, Kelime-i şehadet getirirsen Cennete gidersin) buyurur.?Çoklarına da, iman nasip olur, kelime-i şehadeti getirir, oradakiler de duyar ve ondan sonra imanla ölür. Cömertlik, kökü Cennette, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Bu dallar, cömertleri kendilerine yapıştırır. Cömertler, bu ağacın dallarına, istese de, istemese de yapışır, çünkü onların iradesinde değildir. Mıknatısın metali çektiği gibi, o ağacın dalları da cömertleri kendine çeker. Sonra, ağaç dalları Cennete gidince, dallara yapışmış olanlar da böylelikle Cennete gider. Fakat ne kadar cömert olursa olsun, imanı yoksa, Cennet'e giremez, Cehennem'de sonsuz kalır. Biz Allahü teâlânın kullarına nasıl davranırsak, yüce Allah da bize öyle davranır. Yani, affedersek, Allah'ın affettiği kul oluruz. Verirsek, O da bize verir. O, kullarına yapılan iyilikleri sever. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Din kardeşine yardım edene, Allahü teâlâ yardım eder. Allahü teâlâ, din kardeşinin sıkıntısını giderenin, kıyametteki sıkıntısını giderir, bir Müslümanı sevindireni, kıyamette sevindirir.) Harun Reşid'in oğlu Memun, oğlu Abbas'ı halife yani kendine vekil yapacaktı. Bir gün, Abbas'ın hizmetçisine yarım kuruş verdiğini görür. (Git, çarşıdan bir avuç şundan al da gel) dediğini duyar. Babası, oğluna der ki: - Oğlum, ben ömrümde yarım kuruş diye bir şey görmedim. Sen bu parayı nereden buldun? - Baba, para çok kıymetli, hele hele bu zamanda... - Öyle mi? Seni azlettim, artık vekilim değilsin, sana kefil değilim ve veliaht da değilsin, kendine iş ara! - Baba, ben ne yaptım? - Bir insanın halife veya idareci olabilmesi için, şu üç şarta sahip olması gerekir. Bu üç şarttan birine sahip değilse, o idareci olamaz: 1- Cömert olmalı. Cimri, yönetici olamaz, idare ettiği herkesi de kendine düşman eder. 2- Merhametli ve şefkatli olmalı. Yani önce iğneyi kendine, sonra çuvaldızı başkasına batırmalı. 3- Mütevazı, alçak gönüllü olmalı. Bunun da ölçüsü şudur: Kendi arkadaşlarından ve mahiyetinde çalıştırdıklarından farklı bir şey yiyorsa, onlarla beraber sofraya oturamıyorsa, o mütevazı olamaz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Akılla nakil çakışırsa, akla uyulur) veya (Akılla nakil çelişirse akıl esas alınır, nakil akla göre tevil edilir) sözleri muteber midir? CEVAP: Evet, sözler muteberdir; fakat açıklamasını İslam âlimlerinin kitaplarından almak lazımdır. Selim aklın gösterdiği bir hakikat, hiç değişmez. Selim akılla, nakil zaten çelişmez. Aklın da bir anlayış sınırı vardır. Bu sınırın dışında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlayamaz. Akıl, erişemediği şeyleri anlamaya kalkışırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla güvenilemez. Mesela, Allahü teâlânın sıfatları, Cennette ve Cehennemde olan şeyler, ibadetlerin nasıl yapılacağı gibi şeyler böyledir. Akıl bunlara eremez. Bu bilgilerde akılla nakil çakışırsa, çelişirse nakle uyulur, aklın yanıldığı anlaşılır. Nakil ile fen bilgisinde çatışma olduğu zaman ise, akla uyulur. Yani nakil, akla uygun olarak açıklanır. (Akılla nakil çakışırsa, akla uyulur) sözü sanki bir kural olarak söylenmiş, bir örnek gösterilmesi imkânsız gibidir. Bunun gibi, (Allahü teâlâyı dünyada görmek caizdir, fakat gören olmamıştır. Gördüm diyen zındıktır) buyuruluyor. Caiz olmak ayrı şey, gördüm demek ayrı şeydir. Akılla nakil çakışırsa, akla uymak caizdir, ama akılla çelişen bir nakil varsa da biz bilmiyoruz. ESHABA SÖVMENİN CEZASI Sual: Bir hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, kıyamet günü, Eshabıma sövenlerin farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez) buyuruluyor. Söven kimseler Cehenneme mi gidecektir? CEVAP: (Farzı, sünneti kabul edilmez) demek, hiçbir ibadeti kabul edilmez demektir. İbadetleri kabul edilmeyince elbette Cehenneme gider. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Eshabıma sövenler hariç, Kıyamette her Müslümanın kurtulma ümidi vardır. Kıyamet halkı Eshabıma sövenlere lânet eder.) [Hâkim] Demek ki her günahkâr Müslümanın kurtulma ümidi vardır. Affa veya şefaate uğrayıp Cennete gidebilir, fakat bildirilen hadis-i şerife göre, Eshab-ı kirama sövenlerin, pişman olup tevbe etmedikçe, kurtulma ümitleri yoktur. Dinimizde sövmek ibadet değildir. Ebu Cehil kâfirine, hatta Şeytana bile sövülmese, ahirette niye sövmedin diye hesap sorulmaz. Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğu Kur'an-ı kerimde bildiriliyor. Resulullah efendimizin Cennetlik olan arkadaşlarına sövmek, ne kadar çirkin günahtır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Her işte, her zaman çoğunluğa uymak yanlış değil midir? Mesela deniyor ki: 1- Çoğu, bir dine inanmadığı için, ben de inanmıyorum. 2- Çoğu, namaz kılmadığı için, ben de kılmıyorum. 3- Çoğu, açık gezdiği için, ben de açık geziyorum. 4- Çoğu, çalgı dinlediği için, ben de çalgı dinliyorum. 5- Çoğu, müzikli ilahi dinlediği için, ben de dinliyorum. 6- Çoğu, kiliseye gittiği için, ben de âyinlere katılıyorum. 7- Çoğu, gayrimüslimlerin Cennete gideceğini söylediği için, ben de öyle inanıyorum. 8- Çok kimse, mezhepler sonradan çıktı dediği için, ben de mezhebi kabul etmiyorum. 9- Hristiyanlar, Müslümanlardan çok olduğu için, Hristiyanlığın hak olduğu doğrudur. 10- Budistler, Hristiyanlardan daha çok olduğu için Budizm haktır. 11- Dünyada dine inanmayan çoğaldığı için, ben de ateistim. 12- Kültürlü ve rütbeli insanlar mason olduğu için, masonluk doğru yolda olmaktır. 13- Bütün dünya ibadete hoparlör karıştırıyor. Bu kadar insan bid'at işleyecek değil ya... 14- Hanefi'de gusülde ağzın içini yıkamak farzdır, ama dolgu dişi olan sayısız insan var. Bunlar cünüp gezmiyor ya... 15- Dünyada İslam halifesi olmadığı halde, halkı Müslüman olan ülkelerin dar-ül-İslam olduğu çok kimsece kabul ediliyor. Çoğunluğun yanılması mümkün müdür? CEVAP: Yukarıdaki yanlış örneklerde olduğu gibi, çoğunluk örnek gösterilerek, (Herkes böyle yapıyor, ben de yapsam ne çıkar?) demek caiz olmaz. Sui misal emsal olmaz. Yani kötü şey, yanlış şey örnek gösterilemez. Kötü şeyleri, yanlışları herkes yapsa bile, o şey kötü olmaktan, yanlış olmaktan çıkmaz. İyilik, doğruluk, hak gibi hususlar, her zaman çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz. Kur'an-ı kerimde birçok hususta çoğunluğun, insanların çoğu veya onların çoğu ifadesi kullanılarak yanlış yolda olduğu bildiriliyor. Bu örnekleri yarın bildiriyoruz. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Çoğunluğa uymanın zararlarını bildiren âyet-i kerime meallerinden bazı örnekler: 1- İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116) 2- Allah'ın mucize yaratabileceğini çoğu bilmez. (Enam 37) 3- Rızkı Allah'ın verdiğini çoğu bilmez. (Sebe 36) 4- İnsanların çoğu kâfirdir. (Nahl 83) 5- Çoğu fasıktır. (Maide 49, 81,Tevbe 8, Hadid 16, 27) 6- Çoğu müşriktir. (Rum 42) 7- Çoğu inanmaz, iman etmez. (Bekara 100, Hud 17, Rad 1) 8- Çoğu inkârcıdır. (İsra 89) 9- Çoğu gâfildir. (Yunus 92) 10- Çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38) 11- Çoğu zanna uyar. (Yunus 36) 12- Çoğu nankördür. (Furkan 50) 13- Çoğu yalancıdır. (Şuara 223) 14- Çoğu Allah'a ortak koşar. (Yusuf 106) 15- Çoğu haktan hoşlanmaz. (Zuhruf 78) 16- Çoğu Kur'andan yüz çevirdi. (Fussilet 4) 17- Kâfirlerin çoğu akıl etmez, kafası çalışmaz. (Maide 103) 18- Ölüleri Allah'ın dirilteceğini çoğu bilmez. (Nahl 38) 19- Kıyametin geleceğine çoğu inanmaz. (Mümin 59) 20- Doğru olan dinin Müslümanlık olduğunu, çoğu bilmez. (Rum 30, Yusuf 40) 21- Kıyametin ne zaman kopacağının bilinmeyeceğini çoğu bilemez. (Araf 187) Genelde kıymetli şeyler azdır. Birkaç örnek: 1- Verilen nimetlere şükretmek çok iyidir, fakat şükreden azdır. (Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Secde 9, Mülk 23, Bekara 243, Yunus 60 Yusuf 38, Mümin 61, Neml 73) [Şükür, İslamiyet'e uymak demektir. (Mektubat-ı Rabbani)] 2- Hazret-i Nuh'a inanıp, gemisine binip kurtuluşa erenler çok azdı. (Hud 40) 3- İman edip iyi işler yapan, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç, insanlar zarardadır. Zararda olmayan kimseler ise azdır. (Asr suresi, Sad 24) 4- Gayrimüslimlerden pek azının iman ettiği bildiriliyor. Bu azlar övülüyor. (Bekara 88) 5- Musa aleyhisselamın kavmi, Allah için elbette savaşırız dedikleri halde, savaş emri gelince çok azı savaşa iştirak etti. Bu azlar övülüyor. (Bekara 246) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Müziğin haram olduğunu biliyorum çünkü bu konuda birçok hadis var, fakat çok kimse müzik dinlediği için bunu söylemek itici olur, İslamiyet'ten insanların soğumasına sebep olur. Hâlbuki dinimiz, (Ürkütmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin!) buyuruyor. O halde, (Namaz kılmayan veya açık gezen yahut içki içen Cehenneme gider) diyerek halkı korkutmak yanlış olur. Günah olanları değil de, sevab olanları bildirmek gerekmez mi? CEVAP: Bu mantık, çok yanlıştır, dinimize aykırıdır. Yalnız Allah'ın rahmetinden bahsedip de, azabından hiç bahsetmemek Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere aykırıdır. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi müminler için müjdeleyici, kâfirler için korkutucu [ikaz edici, uyarıcı] olarak göndermiştir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: (Ey nebi, biz seni [inanıp inanmayan ve iyi amel edip etmeyen için] bir şahit, [inanana Cenneti] müjdeleyici ve [inanmayanı Cehennemle] korkutucu [uyarıcı] olarak gönderdik.) [Ahzab 45] Yine bir âyet-i kerime meali şöyledir: (İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Âl-i İmran 104] Marufu emretmek, iyi şeyleri bildirmektir. Namaz kılın, oruç tutun, güzel ahlaklı olun gibi. Münkeri nehyetmek ise, dinimizin yasakladığı şeylerin mesela içkinin, zinanın, çalgının zararlarını anlatıp önlemeye çalışmak demektir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Kötülüğü gören, onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu da, imanın en zayıf derecesidir.) [Müslim] Görüldüğü gibi, Allahü teâlâ da, Resulü de, kötülükleri önlemeye çalışın buyuruyor. Herkes, yaptığı kötülüğün cezasını görecektir. Azapla ilgili üç âyet-i kerime meali şöyledir: (Rabbinin yapacağı azaptan kurtuluş yoktur.) [Tur 7,8] (Allah ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.) [Enfal 13] (Dünyada kibirlenip, günah işlediniz. Bugün şiddetli azap göreceksiniz.) [Ahkaf 20] Birkaç da hadis-i şerif bildirelim: (Çalgıları yok etmek için gönderildim.) [Ebu Nuaym] (Şarkıcılar çoğaldığı ve içkiler mubah gibi içildiği zaman, bazı belalara maruz kalınır.) [Tirmizi] (Cenab-ı Hak, bütün çalgı aletlerini kaldırmamı emretti.) [İ.Ahmed] (Çalgı aletleri çoğaldığı, bu ümmetin sonra gelenleri [âlim geçinen cahilleri], önceki âlimleri kötülediği zaman bazı belaları bekleyin.) [Tirmizi] (Bir zaman ümmetimden mizmarı [çalgıyı] helal sayacak olanlar çıkacaktır.) [Buhari] (Çalgı çalmak, Allah'ın gazabına vesiledir.) [Deylemi] Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hazret-i Mevlana'nın veya Yunus Emre hazretlerinin ismini kullanıp, (Dünya kardeşliği) veya (Evrensel din birliği) gibi isimler altında yayınlar yapılıyor. (Herkes kardeştir. Bütün dinler aynıdır. İleride tek kutsal kitap olacak) gibi şeyler söyleniyor. Bunların dinimizdeki yeri nedir? CEVAP: Bu açıkça dinsizliktir. Hakla bâtıl birleşmez. Mezhepsizler de, bid'at yani sapık mezhepleri hak mezheple birleştirip, tek mezhep haline getirmek için çalışıyorlar. Domuz sütüyle inek sütü aynı kaba konursa, inek sütü de necis olur. Bid'at mezheplerle, hak mezhep birleşirse bâtıl bir mezhep ortaya çıkar. Hıristiyanlık, Yahudilik ve Mecusilik gibi batıl dinlerle İslamiyet birleştirilmeye kalkılırsa, inek sütünün içine, idrar, kan ve zehir katmaya benzer. Allahü teâlâ, (Hak din İslamiyet'tir. Başka dini kabul etmem) buyuruyor. (Âl-i İmran 19, 85) Allahü teâlânın emrine aykırı hareket etmek, dinsizlik olur. Dünya kardeşliği demek çok yanlıştır. Batıl din mensuplarıyla müminler kardeş olamaz. Allahü teâlâ, (Ancak müminler kardeştir) buyuruyor. (Hucurat 10) Masonların ve bazı başka grupların da bunlara benzer çalışmaları vardır. Sözün özü, İslamiyet'e aykırı olan her şey dinsizliktir. SEYYİDLERE HÜRMET Sual: Resulullahın soyundan gelenler yani seyyidler ve şerifler günah işleseler de, onlara hürmet etmek gerekir mi? CEVAP: Elbette hürmet etmek gerekir. Bir kimseyi sevenin, onun sevdiklerini, çocuklarını, torunlarını da sevmesi gerekir. Düşmanlarını ise sevmemesi gerekir. Bir kimsenin çocuğu, torunu yaramazlık yapsa ona kızar, hatta belki döver, ama başkası yan gözle baksa üzülür, çocuğuna sahip çıkar, onu korur. İşte bütün seyyidler ve şerifler de Peygamber efendimizin torunlarıdır. Günah işleseler de, onlara kötü davranan, hürmetsizlik eden Resulullahı üzmüş olur. Peygamber efendimiz, (Benim evlâdımın iyilerini, Allah rızası için kerim tutun! Onlara hürmet edin! İyi olmayanlarına da benim hatırım için hürmet edin!) buyuruyor. Büyüklerden birisinin küçük bir kızı, oyuncak bebeklerine birer isim takar. Birine de, Seyyid ismini verir. Babası, bunlar put sayılır diye, oyuncak bebekleri ateşe atar. Kızı feryat eder, (Baba, onu ateşe atma, o Seyyid'dir) der. Babası, oyuncak bebek olduğu için, hiç aldırmadan ateşe atar. Bu zat rüyada Resulullah efendimizi kızgın bir halde görür. (Benim Ehl-i beytime bu hürmetsizliği niye yaptın?) diye azarlar. Âlim korkuyla uyanıp tevbe ve istiğfar eder. (Riyad-ün-Nasihin, Resail-i İbni Âbidin) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ticaret, cesaret ve kalite
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ahir zamanda, parasına sahip olmayanın, dinine sahip olması zordur. Parasına sahip olan, dinine sahip olur. Peygamber efendimiz, (Korkak tüccar kazanamaz, cesur tüccarın rızkı bol olur) buyuruyor. Bir mal veya bir ticaret üzerine ısrarlı olmamalı. Şartlar değişmişse onu bırakmalı, başka şey yapmalı. Korkak tüccar mahvolur. Ahir zaman, sürat zamanıdır. Erken, hızlı başlayan ve zamanla yarışan kazanır. Sürat onu büyütür. Süratini kaybeden iflas eder. Ticaretin bir kaidesi var. Önce yatay büyüme, sonra dikey büyüme olur. Yatay büyüme, toprağa tohum ekmek; dikey büyüme, ağaç hâline gelmektir. Yatayda ısrarlı olmak batağa götürür. Ticaret düzgün olmalı. Aldatılan müşterinin zararı kanserden tehlikelidir. Dinimizde aldanmak da, aldatmak da haramdır. Müşteri menfaatine bakar, tercihi menfaatiyle beraber yapar. Ticarette başarı, müşteriyi haklı görmektir. Onu razı edene kadar çalışmalı. Kırk defa istese de, malı indirip çıkararak ve değiştirerek müşteriyi memnun etmeli. Müşteri ne derse desin, haklıdır. Ben haklıyım diyen tüccarın, o pazarda yeri olmaz. Ticarette büyük olmak, inanca ve kaliteye bağlıdır. Ticarette insanın ve malın kalitesi çok önemlidir. Malımız, hizmetimiz kaliteli değilse, ne yapsak başaramayız. Satış yapabilmek, yüzde elli kabiliyet meselesidir. Kalite esastır. Kaliteli insan yetiştirmeli. İş insanda biter. Bizim dinimiz, mevki ve makamla değil, insanla meşgul olmak dinidir, çünkü o mevki, o makam bir insana teslim edilir. Onun için insan eğitimi, dinin de, ticaretin de temelidir. İş yerlerindeki ünitelere bizi temsil edebilecek, kültürlü, bilgili, edepli, kaliteli eleman koymalı. Bizi temsil edenler, tam yetkili olmalı, ama bize de bağlı olmalı. Osmanlı valileri padişaha çok bağlıydılar, ama orada sanki bir padişah gibi müstakildiler, Padişah onlara tam yetki vermişti. İşler aksamadan yürüyordu. Hitler'in savaşı kaybetmesine sebep, kimseye böyle bir yetki vermemesiydi. "Benden habersiz kimse bir iş yapamaz, bir karar veremez" demesiydi. Yeni bir emir gelene kadar da, ordu Rusya'da mahvolmuştu. Başarılı olmak isteyen patron, her işi kendisi yapmaya çalışmamalı, bu hareket çok yanlıştır. İş yerlerinde çalışan herkes, o şirketin sahibi gibi çalışmalı. Böyle tam yetkiyle çalışılırsa başarılı olunur. Elemanlara görev ve sorumluluk vermeli. İçimizdeki cevherleri çıkarmalı. Bütün liderlerin hatası, kendilerinden sonra gelecek halefi yetiştirmemektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ticarette müşteriyi fethetmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir iş yerinde ücretli çalışanlar, müşteriyi, kendilerine iş imkânı tanıyan mal sahibinin bir emaneti olarak görmeli. Ne mal sahibine ihanet etmeli, ne de müşteriye. İşe zarar vermemeli, mal sahibine de söz söyletmemeli. O kendisine güvenip, işi teslim etti, ona nankörlük etmemeli. Müşteriyi de aldatmamalı. İster ücretli çalışan olsun, ister mal sahibi olsun, müşteriyi aldatmaya tevessül etmemeli. Karşımızdaki müşteri kim olursa olsun, bilinen azılı bir kâfir bile olsa, daha hiç konuşmadan, en ufak bir art niyet taşırsak, yani şunun çok parasını alayım, kötü mal vereyim gibi bir düşüncemiz olursa, araya böyle bir perde koyarsak, o da daha hiç konuşmadan, aynı perdeyi koyar, çünkü ruhlar anlaşır. Bu sefer iş menfaat çatışmasına döner. Biz en kötü şeyi, en pahalı satmaya çalışırsak, o da en güzel şeyi, en ucuz şekilde almaya çalışır. Bu şekilde olunca, satış olmaz. Tek tük olsa bile, çok zor olur, neticesi de hoş değildir. Sadece malımız neyse, onu vermiş oluruz, karşılığını da almış oluruz. Bu şahısla ilişkimiz de orada biter. Ancak, aynı şahıs için, yine başta, yani daha hiç konuşmadan, kendimiz için istediğimizi, onun için de istersek, böyle yaparsak, araya hiçbir perde koymazsak, o da koymaz. Bu sefer onun gönlünü fethetmiş oluruz. O zaman satış da kolay olur, al dersek alır, alma dersek almaz. Üstelik bu şahısla ilişkimiz de orada bitmez, her zaman devam eder. Artık o, hem de bütün imkânlarıyla bizim yanımızdadır. Başka zamanlarda bir şey alacağı zaman da bizde varsa bizden alır, yoksa kimden alayım diye, ne yapayım diye bize sorar. Söz vermek zorunda değiliz. Yerine getiremeyeceğimiz sözü vermemeliyiz. Söz verdik mi, ne olursa olsun, ondan asla dönmemeliyiz. Ne yapıp edip vaadimizi yerine getirmeliyiz. Mümin, elinden dilinden, emin olunandır. Söz borçtur. Geciktikçe günah yazılır. İlim, amel ve ihlas. Başarı, bu üç şeye tâbidir. Bu üçlü formül herkes için geçerlidir. Yapacağı mesleğini iyi öğrenmeli, iyi iş yapmalı ve yaptığı her işi Allahü teâlânın rızası için yapmalı. Başarılı olmak, her şeyden önce; mutlu, huzurlu ve sıhhatli olmaya bağlıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Allah'ı inkâr edene kâfir dendiğine göre, Allah'ın varlığına inanan ehl-i kitaba, kâfir denir mi? CEVAP: Müslümanlığa göre insanlar ikiye ayrılır: 1- Müslüman olanlar, 2- Müslüman olmayanlar. Müslüman olmayanlara gayrimüslim veya kâfir denir. Kâfirler de ikiye ayrılır: 1- Kitaplı kâfirler [ehl-i kitap], 2- Kitapsız kâfirler. Hristiyanlarla Yahudiler, kitaplı kâfirdir. Ateist, müşrik, Budist, Mecusi ve daha başka dine inananlar kitapsız kâfirdir. Kitaplı kâfirler de, kitapsız kâfirler de Cehennemliktir. Kitap ehli kâfirler, yani Hristiyan ve Yahudilerin hepsi Cehennemliktir. Birkaç âyet-i kerime meali: (Elbette, ehl-i kitaptan [Yahudi ve Hristiyan] olsun, müşriklerden olsun, bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6] ("Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kâfir olmuştur. Hâlbuki Mesih demişti ki: Ey İsrail oğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Bilin ki, Allah, kendine ortak koşana Cenneti haram kılar. Artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcı yoktur.) [Maide 72] (Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin! Onlar, [İslam düşmanlığında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de, onlardan [kâfir] olur. Allah, [kâfirleri dost edinip kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] (Ehl-i kitap hak olsa, onlarla dost olana kâfir denir miydi?) (Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini [İslamiyet'i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir halde kendi elleriyle [boyun eğerek] cizye verinceye kadar savaşın.) [Tevbe 29] (Âyetlerimizi yalanlayanlar kâfirdir, onlar Cehennemliktir, orada ebedî kalırlar.) [Bekara 39] (Müslüman olmayanların hepsi, âyetleri inkâr edip kâfir oluyor.) (Âyetlerimizi inkâr edip kâfir olanları, yarın ateşe sokacağız.) [Nisa 56] KÜFRÜN ŞAKASI OLMAZ Sual: Güldürmek niyetiyle kötü kimselere, (Deyyusan-ı kiram hazretleri) demek küfür olur mu? CEVAP: Evet, küfür olur. Küfür söz ve işlerden meşhur olanlarını, bilmeyerek veya şaka olarak yahut herkesi güldürmek için yapmak da küfür olur. (Birgivi vasiyetnamesi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Allah'a inanmayana kâfir denir. Bâtıl da olsa, başka bir dine inanana kâfir denmez. Kâfir olmayan da Cehenneme gitmez) diye biliyorum. Bu bilgim doğru değil mi? CEVAP: Doğru değildir. Kâfir, Müslüman olmayan demektir. Hatta Müslüman olduğunu söylese, ama dinin bir emrini inkâr etse, yine kâfir olur. Her ateist kâfirdir, ama her kâfir ateist olmayabilir. Deist olabilir. Deistler de kâfirdir. Deist, deizm yanlısı demektir. Deizm, kâinatı bir yaratıcının yarattığına inanmakla beraber, yaratıcının kâinata hiçbir müdahalesi olmadığını ve olmayacağını savunan, vahyi reddeden felsefî görüştür. Müslüman olmayan herkes kâfirdir ve kâfir olarak ölenlerin hepsi Cehennemdedir. Allahü teâlâ bizzat Kur'an-ı kerimde, kullarını küfürden korunmaları için ikaz etmekte ve kâfirlerin akıbetinin ne olacağını bildirmektedir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah, Meryem oğlu Mesih'tir diyenler kâfir olmuştur. Allah, kendine ortak koşana Cenneti haram kılar, artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcı yoktur.) [Maide 72] (Yahudiler Üzeyr'e, Hristiyanlar da İsa'ya Allah'ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin.) [Tevbe 30] (Allah'a ve Resûlüne inanmayan o kâfirler için, çılgın bir ateş hazırladık.) [Fetih 13] MAZLUM KÂFİRLER Sual: (Mazlum olarak öldürülen kâfirler de Cennete gider) demek doğru olur mu? CEVAP: Yanlıştır, öyle demekle Allahü teâlâyı yalanlanmış olur. Kur'an-ı kerimde her çeşit kâfirin sonsuz Cehennemde kalacağı bildiriliyor. Mazlum olanlar bundan istisna edilmemiştir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ehl-i kitap [Yahudi ve Hristiyan] olsun, müşrik olsun bütün kâfirler, muhakkak Cehennemdedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6] Bunların mazlumları Cennete gider diye bir şey yoktur. BOŞANMA DİLEKÇESİ Sual: Hanımla avukata gidip, boşanmaya karar verdik diye bir dilekçe yazdırdık. Dilekçeye, ayrılmaya karar verdik diye imza atınca, dinen bir talak mı vaki oldu? CEVAP: Evet. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Hazret-i Davud, mizmar yani çalgı eşliğinde zikrederdi. Suudi Arabistan ve diğer İslam ülkeleri dâhil, günümüzdeki Müslümanların hepsi ibadetlerde hoparlör kullanıyor. Bu kadar insanın yanlış yapması mümkün olur mu?) diyorlar. Herkesin yapması bu konuda icma olduğunu ve bunun caiz olduğunu göstermez mi? CEVAP: Mizmar, çalgı demektir. Hoparlör de, mizmardır. Birçok hadis-i şerif, Kur'an-ı kerimin, teyp ve hoparlör gibi çalgı çalınan âletlerde okunacağını haber veriyor. Hoparlörle Kur'an-ı kerim okumak, dinlemek, ibadeti değiştirmek olur, yani bid'at ve günahtır. (S. Ebediyye) Herkesin ibadetlerde hoparlör kullanması, o işin caiz olduğunu göstermez. İnsanların çoğuna uyan zarardadır, çünkü Kur'an-ı kerimde mealen, (Yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar) buyuruluyor. (Enam 116) Günümüzdeki insanların sözbirliğine icma da denmez. Din kitaplarımızda deniyor ki: Dördüncü asırdan sonra mutlak müctehid yetişmediği için, icma kalmadı. Önceki asırlardaki icmalar, sonraki asırlarda gelen âlimler için delil olur. Mukallidlerin, cahillerin ve hele dinde reformcuların sözbirliğine ise icma denilmez. (F. Bilgiler) Teganninin haram ve caiz olan kısımları olduğu gibi, mizmar, güzel ses anlamına da gelmektedir. Davud aleyhisselam güzel sesliydi. Güzel sesli olana Davudî sesli denir. Davud aleyhisselam, Zebur'u güzel sesle okurdu. Buna çalgı ile okurdu demek, büyük iftira olur. Eshab-ı kiramdan Ebu Musa el-Eş'arî, Kur'an-ı kerim okuyordu. Bunu işiten Resulullah efendimiz, (Bunun sesi, tıpkı Davud aleyhisselamın mizmarları [güzel sesi] gibidir) buyurdu. (Mecma-üz-Zevaid) Aşağıdaki hadis-i şeriflerde ise mizmar, ses çıkaran her türlü çalgı aleti ve hoparlör anlamında kullanılmıştır: (Kur'anı mizmarlardan okuyanlara Allah lanet eder.) [Müsamere] (Kur'an mizmarlardan okunmadan önce, salih amel işlemekte acele edin.) [Taberani] (Kur'an mizmarlardan okunduğu zaman, ölebilirsen öl!) [Taberani] Ayrıca, önceki dinlerde helal olup, bizim dinimizde haram olan çok şey vardır. Mesela içki içmek, önceki dinlerin bazılarında haram değildi. (Eski bir dinde çalgı çalınıyordu, şimdi de helaldir) demek, (O zaman içki içmek serbestti, şimdi niye yasak olsun) demeye benzer. Mizmar yani çalgı hakkındaki birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Çan, şeytanın mizmarıdır.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] (Allahü teala, İblis'e, "senin müezzinin mizmarlardır" buyurdu.) [Taberani, İ. Cerir] (Bir zaman gelecek, zina, içki ve mizmarı helal sayanlar çıkacaktır.) [Buhari] (Mizmarları, putları yok etmek için gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İ. Neccar] (Nimete kavuşunca mizmar çalmak, gazabı ilahiye sebep olur.) [Deylemi] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hacca gitmenin önemi nedir? CEVAP: Gücü yetenin, ömründe bir kere, Kâbe'ye gidip, oraya mahsus ibadetleri yapması farzdır. Daha sonra yapılan haclar, nafile olur. Farz olan hacca gitmeye çalışmalı! Bir kere farz olan haccı yapmak, 20 kere Allah yolunda savaşmaktan daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder) buyuruldu. (Taberani) Kabul olan hac, namaz, oruç ve zekât borçlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları verilmedikçe veya helallaşılmadıkça ödenmiş olmaz. Kul ve Hak borçlarından başka günahlar affedilir. Haccın sahih olması için, vaktinde hac yapılması gerekir. Kabul olması için de, haccın sahih olması, o kimsenin itikadının düzgün olması, bid'at ehli olmaması gibi şartları vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid'at işleyenin orucu, haccı, cihadı kabul olmaz.) [Deylemi] Üç türlü hac vardır: 1- İfrad hac: Bu haccı yapana müfrid hacı denir. İhrama girerken, yalnız hac yapmaya niyet eden kimsedir. Mekke'de oturanlar, yalnız müfrid hacı olur. 2- Kıran hac: Bu haccı yapana karin hacı denir. Hacla umreye birlikte niyet eden kimsedir. Önce umre için tavaf ve sa'y edip, sonra ihramını çıkarmadan ve tıraş olmadan, hac günlerinde hac için, tekrar tavaf ve sa'y yapar. 3- Temettü hac: Bu haccı yapana mütemetti hacı denir. Hac aylarında, yani Şevval, Zilkade ile, Zilhiccenin ilk on gününde umre yapmak için ihrama girip ve umre için tavaf ve sa'y yapıp ve tıraş olup, ihramdan çıkar. Memleketine gitmeyerek, o sene, terviye gününde veya daha önce, hac için ihrama girerek, müfrid hacı gibi hac yapar. Yalnız, tavaf-ı ziyaretten sonra da sa'y yapar. Karin ve mütemetti hacıların şükür kurbanı kesmesi vacibdir. Temettü veya Kıran haccı yapanlardan, kurbanlık hayvan bulunmaması veya alınamaması sebebiyle, kurban kesme imkânı olmayanlar, üç gün hac esnasında, yedi gün hacdan sonra olmak üzere on gün oruç tutarlar. İlk üç günün, ihrama girdikten sonra, hac ayları içinde ve kurban bayramının ilk gününden önce Mekke'de tutulmuş olması zorunludur. Kurban kesme imkânı elde edilebileceği ümidiyle, bu üç günlük orucun son vaktine kadar geciktirilmesi yani Arefe günü tamamlanmak üzere 7, 8 ve 9 Zilhicce günlerinde tutulması efdaldir. Temettü haccında bu oruç henüz hac için ihrama girmeden, umre ihramından sonra da tutulabilir. Not: Hacla ilgili bütün bilgiler, www.dinimizislam.com sitemizde vardır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Şerleri yani kötülükleri nefsimiz işlettiğine göre, (Hayır da, şer de Allah'tandır) demek, doğru olur mu? CEVAP: Sebep olmak bakımından, şer yani kötülük elbette nefstendir, ama yaratmak bakımından, hayır da, şer de Allah'tandır. Nefs kötülüğü ister, sebep olur, Allahü teâlâ da yaratır. Yani kötülükleri de Allahü teâlâ yaratır, O irade eder. Allahü teâlâ irade etmezse, yaratmazsa, sivrisinek kanadını oynatamaz. Başımıza gelen her türlü kötülük, Allah'ın iradesiyle ve yaratmasıyla meydana gelir. Hâşâ, nefsimiz yaratıcı değildir, şerri de, hayrı da yaratamaz. Her şeyin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Her şeyin yaratıcısı Allah'tır.) [Zümer 62, Mümin 62] (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah'tır.) [Saffat 96] (Rabbin, kendi istediğini yaratır, dilediğini seçer. Onların seçim hakkı yoktur.) [Kasas 68] Kul belayı hak ederse, Allahü teâlâ da ona bela gönderir. İşte bir âyet meali: (Başınıza gelen bir bela, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. [Bununla beraber] Allah çoğunu affeder.) [Şura 30] (Demek ki bela, günahlarımız yüzünden gönderiliyor, ama gönderen yine Allah'tır. Âyetin devamında, Allah çoğunu affeder deniyor. Demek ki belayı gönderen Odur, çoğunu da affediyor.) (Sana gelen her iyilik, Allah'tan [bir ihsanı olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir.) [Nisa 79] Görüldüğü gibi, bu âyette, günahlarınız yüzünden kötülük geliyor buyuruluyor, ama kötülüğü yaratan yine Allahü teâlâdır. Bundan önceki âyette, şerri de Allah'ın yarattığı bildiriliyor. O âyet-i kerimenin meali: (Kendilerine bir iyilik dokununca, "Bu Allah'tan" derler, başlarına bir kötülük gelince de "Bu senin yüzünden" derler. "Küllün min indillah" [Hepsi Allah'tandır] de!) [Nisa 78] Hayrı da, şerri de Allahü teâlânın yarattığına inanmak, imanın şartıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kaderin, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmayan mümin değildir.) [Tirmizi] Bid'at ehlinin kimi kaderi, kimi de hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğunu inkâr eder. İmanın şartını altıdan aşağı indirenler olduğu gibi, yediye çıkaranlar da var. Hatta İslam'ın şartı diye bir şey olmadığını söyleyenler de var. Bu hastalık, eski âlimleri suçlamak için, onların üstüne basarak yükselmeye çalışmaktan kaynaklanmaktadır. Çok çirkin bir iştir. Dinde reform yapmak isteyen türedilerin, önceki âlimleri suçlamasının kıyamet alameti olduğu, hadis-i şerifle bildirilmektedir. Yine Peygamber efendimiz, (Âlimler, Resulullah'ın vârisleridir) buyuruyor. Resulullah'a vâris olan eski âlimleri suçlamak, vârisin sahibi olan Resulullah'ı üzmez mi? Önceki âlimleri suçlama hastalığından kurtulmalıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Başarının sebebi ve derecesi
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Tarih boyunca, Müslümanların başarılı olma sebepleri incelenirse, bunun dine uymaktan kaynaklandığı görülür. Başarının derecesi, dinimize uymanın derecesine bağlıdır. Kim dine ne kadar uyarsa, o kadar başarılı olur. Tam uyan, tam başarılı olur. Dinimizde nelerin, nasıl yapılacağı bellidir. Bunları kusursuz uygulayanın başarısı, o nispette fazla olur. Çok başarılı olunan zamanlardaki Müslümanların bazı özellikleri şöyleydi: 1- Onlar, dinli dinsiz herkese şefkat gösterirlerdi. Allah için buğz etmek gereken durumlar bunun dışındadır elbette. Dine düşmanlık eden olursa, onlara karşı sert olurlardı. Nitekim Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde Eshab-ı kiramı överken, (Onlar birbirlerini çok severler, birbirlerine çok merhametlidirler, ama Allah düşmanlarına karşı çok çetin ve metin idiler) buyuruyor. 2- Bir vücut gibiydiler. Vücutta, baş da, el de, ayak da olur. Bir uzvun ağrıması bütün vücuda tesir eder. Başarı, vücudun sıhhatli olmasına bağlıdır. 3- Tek kalb gibiydiler. Aynı inancı taşırlardı, aynı sevinci, aynı üzüntüyü hissederlerdi. 4- Maksatları, gayeleri, hedefleri tekti. O da, Allahü teâlânın rızasıydı. 5- Emîr'e itaat ederler, isyan etmezlerdi. Fitne fesat çıkarmazlardı. 6- Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye, gece gündüz ihlâsla çalışırlardı. 7- Dinimize uymaya çok dikkat ederlerdi. 8- (Öyle yaşayalım ki, bizim yüzümüzden kimse Cehenneme gitmesin, Allah'ın kulları bize dua etsinler, beddua etmesinler) derlerdi. 9- Yalan söylemezler, gıybet, dedikodu etmezlerdi. Birbirlerine dua ederlerdi. Gıyaben ve karşılıksız yapılan duanın makbul olduğunu bilirlerdi. 10- İyilik etmeye, dua almaya çok önem verirlerdi. Sadaka, belayı önler. Dua, kaza ve kaderi değiştirir. Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize gelip, bir gencin o gece öleceğini haber verdi. Peygamber efendimiz o genci çağırıp, ne gibi bir arzusu olduğunu sordu. Genç evlenmek istediğini söyledi. Hemen evlendirildi. O gece, genç ve hanımı namaz kılıp dua ettiler. Kendileri için hazırlanan yemekleri yiyecekleri esnada, kapıya bir fakir gelip yiyecek istedi, yemeğin hepsini ona verdiler. Fakir çok sevindi, dua edip gitti. Sabah oldu. Peygamber efendimiz gencin ölüm haberini bekliyordu. Bir haber gelmeyince, birisini gönderdi. Haberci geri gelip, gencin hayatta ve neşe içinde olduğunu bildirdi. Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize gelip, gencin gece bir fakire kendi yemeğini verdiğini, fakirin de ettiği dua sebebiyle, Cenab-ı Hakkın, gencin ömrünü uzattığını bildirdi. Gencin yatağındaki yastığın altına bakılmasını istedi. Yastığının altında, ölmüş büyük bir yılan buldular. Verdiği sadaka ve fakirin duası sebebiyle, yılanın genci sokamadığı anlaşıldı. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Ticaretin şartları ve esası
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ticarette üç şart vardır: Kalite, fiyat ve tatlı dille güler yüz. Kalite ve insan önemli olduğu gibi, fiyat da önemlidir. Ticaretin durgunlaştığı bir dönemde, Abdurrahman bin Avf hazretleri günde bin deve satardı. Aldığı fiyata verir, yularları ona kâr kalırdı. Yuların değeri fazla olmasa da, miktarı çok olunca, satıldığında elde edilen kâr çok oluyordu. Ticarette istif zararlıdır. Bir tüccar parayı biriktirirse, o tüccar silinir gider. Tüccar, parayı işleten insandır. Parayı döndürmeyen, parayı altına çeviren, parayı arsaya yatıran, ticaret yapamaz. Başka şeyler yapsa da, büyük tüccar olamaz. Akan su, temiz, gıdalı sudur. Akan para, temiz, gıdalı paradır. Akan para, az kârla çok iş yapıp, parayı çok çevirmektir. Bazı çok büyük tüccarların başarılarının tek sebebi, parayı döndürmeleridir. Aldığını vadeli alırlar, sattığını cüz'i kârla peşin satarlar, ama çok satarlar. Çok satıp sürümden kazandığı gibi, hem stok maliyetinden, hem de enflasyonun zararından kurtulmuş olurlar, çünkü imalatta ham maddenin beklemesi, satıcıların elinde de ürünün beklemesi, her saat onun zararınadır. Ahir zamanda, ticarete dayalı olmayan, gelir kaynakları sağlam olmayan hiçbir icraata girmemek lazım, çünkü zaman, macera zamanı değildir. Bir ülkede hukuk yoksa, orada yatırım yapılmaz. İdarede faydalı olmak iki şarta bağlıdır, adalet ve merhamet. Sırf adaletle iş yaparsak, ahirette zelil oluruz. İşlenen suçlara hemen ceza verilseydi, dünyada bir şey kalmazdı. Adalet ve merhametten vazgeçmeyeceğiz, ama ilim, ahlak ve ihlâstan da vazgeçmemek gerekir. İtibarımızın, paramızdan kıymetli olduğunu unutmamalıyız. Ticaretin esası şudur: Vermesini bilmeyen, almasını bilemez. Vermeden almak olmaz. Veren el, alan elden üstündür. İnsanları sevindirelim ki, Allahü teâlâ da bizi sevindirsin. İnsanları sıkıntıdan kurtaralım ki, Allahü teâlâ da bizi sıkıntıdan kurtarsın. Müminleri, Allahü teâlânın kullarını sevindirelim, onlara elimizde olanlardan verelim. Allahü teâlâ da bizi sevindirir ve bize bol bol mükâfat verir. Mümin, (Önce sen, sonra ben diyebilen yiğit kimse) demektir. Yani Müslüman, (Önce senin hakkın, sonra benim hakkım, önce senin menfaatin, sonra benim menfaatim gelir. Önce sen rahat et, mutlu ol, sonra ben, çünkü senin hakkın çok büyük. Allahü teâlâ, bana senin hakkından soru soracak) der. Önceliği hep din kardeşine verip, gerçek mümin olmaya çalışmalıyız. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Namaz kılmayan ve tesettüre riayet etmeyen Hristiyan bir kızla evlenmek caiz olduğuna göre, namaz kılmayan, oruç tutmayan, açık saçık giyinen bir Müslüman kızla evlenmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Bu görüşüm yanlış mıdır? CEVAP: Evet, yanlıştır. Hristiyan kızla evlenmek de tahrimen mekruhtur, harama yakındır. Yani Hristiyan kızla evlenmek zaruretsiz caiz olmaz. Bugün kitap ehli yani Hristiyan kız da bulmak çok güçtür. Çoğu müşriktir. Müşrikle evlenmek ise kesinlikle caiz değildir. Kitap ehli kız bulunsa bile, Hristiyan yani kâfir kızla, fâsık Müslüman kız mukayese edilmez. Hristiyan kızın başını kapatması ve hiçbir ibadeti yapması gerekmez, çünkü gayrimüslimin önce iman etmesi gerekir. İmansız ibadetlerin faydası olmaz. Âhirette Hristiyan kadına, niye namaz kılmadın, oruç tutmadın, içki içtin diye sorulmaz. Ona sadece, niye Müslüman olmadın diye sorulur, ama Müslüman kadının namaz kılma zorunluluğu vardır, içki içemez, saçlarını açamaz. Böyle bir kadın fâsık olur. Fâsık, çekinmeden, açıkça günah işleyen, mesela beş vakit namaz kılmayan, açık gezen kimse demektir. Fâsıkla evlenmemeli, çünkü Şir'at-ül İslam kitabındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kızını fâsıkla evlendirenin duası ve ibadetleri kabul olmaz.) (Fâsıkla evlenmeye razı olan kabrinden kalkarken, alnında "Allah'ın rahmetinden ümidini kesmiş" yazısı bulunur.) (Şefaatime kavuşmak isteyen, kızını fâsıkla evlendirmesin!) S. Ebediyye'deki bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bir kimse, kızını fâsıka [kötü kimseye] verirse, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet edenlerin gideceği yer, Cehennemdir.) Görüldüğü gibi, Hristiyan kızla da, fâsık kızla da evlenmek uygun değildir. Saliha bir kızla evlenmek ise bir nimettir. EVLİLİK GÖRÜŞMESİNDE Sual: Taraflar, yakınları tarafından gerekli araştırmayı yapıp, karar verme safhasındayken, sünnet olan evlilik görüşmesinde, her iki taraf, neler konuşur, neler yapar? CEVAP: Sadece görünüşüne, konuşmasına, sağır, dilsiz, kör, topal, çolak gibi bedenî bir kusurunun olup olmadığına bakılır. Orada evlilik pazarlığı yapılmaz. Ben şunları isterim gibi şeyler söylenmez. Onlar daha önce yakınları tarafından konuşulup karara bağlanır. Evlilik görüşmesinde, her iş bittikten sonra, sadece görünüşe bakılır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Tesettürlü, namazını kılan bir abla, uygunsuz giyinen ve uygunsuz bir iş yapan başka bir kadını yola getirmek için, onunla arkadaş oldu. (Eninde sonunda ben bunu doğru yola getireceğim) diye çok gayret sarf etti. Bir müddet sonra bu ablayla karşılaştım, onun da öteki gibi açıldığını gördüm. Elini verip kolunu alamayan kimsenin durumuna düştü. Bu olay beni ürküttü. Peki, o zaman emr-i marufu nasıl yapacağız? Kendimizi tehlikeye atarak mı? CEVAP: Bu olay da gösteriyor ki, kötü bir kimseyi düzeltmeye çalışacağım diye onunla arkadaşlık edilirse, kendisinin bozulma ihtimali daha fazla olabilir. Kötü arkadaşı düzeltmek için onunla düşüp kalkmaya çalışırsak, onun bir eğrisini düzeltmeye çalışırken, o bizim on doğrumuzu bozar. (Kötünün bana ne zararı dokunur?) demek çok yanlıştır. Çürük bir meyve, bir çuval meyvenin çürümesine sebep olur. Bir çuval meyve bir çürüğü sağlam hâle getiremez. Yapmak, düzeltmek çok zor, yıkmak ise çok kolaydır. (Süleymaniye Camisini iki işçi yıkabilir, ama yapmak için bir Sultan Süleyman, bir de Mimar Sinan lazımdır) demişlerdir. Yine bunun gibi, (Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış) denmiştir. Büyük bir taşı, dağın tepesinden aşağıya yuvarlamak çok kolay, fakat aşağıdan yukarı çıkarmaksa çok zordur. Kötü arkadaştan uzak durmaya çalışmalı. Onun için Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!) [Hâkim] Yukarıda görüldüğü gibi, namaz kılan tesettürlü abla, kötü kimseyle arkadaşlık etti ve bunun neticesinde de, onun bozuk yoluna, onun bozuk dinine girmiş oldu. Kalb, kötü kimselerin yanında gaflete dalınca, şeytan da vesvese verir. Zamanla o arkadaşa uymaya çalışır. Bunun için, arkadaşın ve çevrenin etkisi çok büyüktür. Fâsık kadınla arkadaşlığın zararı daha büyük olur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Bir kötü kadının fücuru [kötülüğü] bin erkeğin fücuruna bedel, bir saliha kadının iyiliği yetmiş sıddıkın iyiliğine bedeldir.) [Ebu Nuaym, Ebu-ş-Şeyh] Görüldüğü gibi kadınların iyisi çok iyi, kötüsü de çok kötü oluyor. Kötülerinden uzak durmaya çalışmalı. Onu düzelteceğiz diye kendimizi bozmamalıyız. Onun için, (Kötü bir kadın, doğru olan kırk erkeği yoldan çıkarır) demişlerdir. Böyle kimselere emr-i maruf yapmak için, onlarla düşüp kalkmak yanlış olur. Uygun bir kitap vermeli, nasibi varsa okur, doğru yolu bulur. O, doğru yolu bulamasa da, okumasa da, biz görevimizi yapmış oluruz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (İster herhangi bir dinden olsun, ister dinsiz olsun, bir gayrimüslim eğer ihtiyarsa, fakirse, zayıfsa, belalara maruz kalarak çok sıkıntı çekmişse, zulme uğramışsa veya iyi huyları varsa mesela mütevazı ise, insanlığa faydalı buluşlar yapmışsa, bunların hepsi küfrüne kefaret olur, hatta şehitlik mertebesine yükselir ve Cennete gider) diyenler oluyor. Bir gayrimüslim, ihtiyar genç, fakir zengin, zayıf kuvvetli olsun, ister sıkıntı içinde, ister refah içinde yaşasın, zalim veya mazlum olsun, mütevazı yahut kibirli olsun, cami ve çeşme gibi hayır hasenat yapsın, isterse bilgisayarı bulsun, iman etmedikten sonra bu yaptıklarına sevab alabilir mi, şehit olmasına ve Cennete girmesine sebep olur mu? İmanları olmadıktan sonra, bu bildirilen hususların Cennete gitmek ve şehit olmakla ne ilgisi var? İmansızın iyi amellerinin fayda vermeyeceğine dair âyet yok mudur? CEVAP: Müslüman olmayanların hiçbir iyi ameline sevab verilmez. Doğruca Cehenneme giderler. Bir âyet-i kerime meali: (İslamiyet'in hükümlerini tanımayıp imanı inkâr edenin yaptığı bütün [iyi] işler boşa gitmiştir, o âhirette hüsrana uğrayanlardandır.) [Maide 5] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Ahirette Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama uyanlara mahsustur. Dünyada yapılan bütün iyilikler ve keşifler, Onun yolunda bulunmak şartıyla ahirette işe yarar. Ona uymayanın yaptığı her iyilik dünyada kalır, ahiretinin yıkılmasına sebep olur. (1/184) Kâfirin hiçbir iyiliği, hayratı, hasenatı, ahirette faydalı olmaz. Zulmen öldürülen kâfir, şehid olmaz, Cennete girmez. İmanı olmayanın hiçbir iyiliğine sevab verilmez. (Berika, İ.Ahlakı) Allahü teâlâ, Cennete girmek için, önce Müslüman olma, yani iman etme şartını koymuştur. Müslüman değilse, iyi işleri faydasızdır. İyi işlere, ibadetlere sevab verilebilmesi için, düzgün iman sahibi olmak gerekir. Bid'at ehli bile, Müslüman olduğu halde, ibadetlerine sevab alamaz. Nerede kaldı ki, gayrimüslimler iyiliklerine sevab alıp da Cennete girsin! Gayrimüslim, hangi dinden olursa olsun, "Müslüman olmayan" yani "kâfir olan" demektir. Kâfirin, hiçbir iyiliğine sevab verilmez; cami, çeşme yaptırsa, namaz kılsa, oruç tutsa hiç sevab alamaz. Zengin fakir, genç ihtiyar, zalim mazlum olmasına bakılmaz. Üç âyet-i kerime meali şöyledir: (İmansızların yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu kül gibidir. Ahirette o işlerin hiçbir faydası olmaz.) [İbrahim 18] (Kâfirlerin cami yapmaları ve diğer bütün [iyi] işleri, boşa gidecektir.) [Tevbe 17] (Kâfir olarak ölenlerin yaptıkları işler, dünyada da, ahirette de boşa gider.) [Bekara 217] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cennete ancak Müslüman girer.) [Buhari] (İmanı olmayan Cennete girmez.) [Tirmizi] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Gayrimüslim kadınla evlenmek
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Günümüzde Yahudi veya Hristiyan'la evlenmek caiz midir? CEVAP: Müslüman bir kadının, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi, kesinlikle caiz değildir. Evlenmeye niyet ettiği anda imanı gider. (S. Ebediyye) Bugün dünyada zimmî olmadığı için, bir erkeğin Hristiyan veya Yahudi kadınla evlenmesi tahrimen mekruh, yani harama yakındır, caiz değildir, günahtır. Gayrimüslim kadınla evlenmek, dünyaya gelecek olan çocukları açısından da çok mahzurludur. Eskiden İslam devletinde çocuklar, çevresinin etkisiyle, dinini koruyabiliyordu. Bugün Hristiyan ülkesinde evlenen erkeğin, çocuklarını çevresinden koruması çok zordur, belki mümkün bile değildir. Halkı Müslüman olan bir ülkede olsa bile, böyle bir zamanda, annesi Müslüman olmayan çocuğu İslam terbiyesiyle yetiştirmek imkânsız gibidir. Çocuğunu kâfir olarak yetiştirmek kadar büyük vebal olmaz. Onlarla birlikte, kendisi de Cehenneme gider. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim] (Çok Müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir, çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyif sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evlatlarına Müslümanlığı ve Kur'an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmeyenler Cehenneme gidecektir.) [S. Ebediyye] Annesi Hristiyan olan bir çocuğa, dinini öğretmek, ne kadar zordur! Herhangi bir sebeple çocuğuna dinini öğretmezse, onunla birlikte Cehenneme gideceği yukarıdaki hadis-i şerifte bildirilmektedir. ELLERİ AŞAĞIYA ÇEVİRMEK Sual: Namazdan sonra yapılan dualarda eller aşağıya çevrilir mi? CEVAP: Hayır, çevrilmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Dua ederken ellerinizi göğe doğru açın, aşağı doğru çevirmeyin, bitince yüzünüze sürün!) [Ebu Davud] Kuraklıkların geçip yağmur yağması için yapılan duada da eller aşağıya çevrilmez. Yağmur duasında eller omuzdan yukarı kaldırılır. Bir şey istemek için yapılan dualarda, avuçlar göğe karşı açılır. Sadece hastalık, kıtlık ve düşmandan kurtulmak için yapılan dualarda, avuç içleri yere çevrilir. (Merakıl-felah şerhi) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam Ahlakı ve Faideli Bilgiler kitabında, (Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır ve diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır) deniliyor. Bu ne demektir? CEVAP: Aşağıda açıklandığı gibi, dört hak mezhepten birine uyan kimse, (Benim mezhebim doğrudur) demezse, zaten o mezhebe uyması uygun olmaz, fakat buradaki yanlış ifadesi, bâtıl, geçersiz demek değildir. Mezhebimizin hükümlerinden farklı bir ictihad demektir. İctihadın yanlış olduğu zaten bilinemez. Yani ictihad, başka bir ictihadla geçersiz hâle getirilemez. Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını anlamaya çalışırken yanılırsa, günah olmaz, sevab olur. Uğraşmasının sevabını kazanır, çünkü insana gücü, kuvveti yettiği kadar çalışması emrolundu. Müctehid yanılırsa, çalışması için bir sevab verilir. Doğruyu bulursa, on sevab verilir. Eshab-ı kiramın hepsi büyük âlim, yani müctehid idiler. Bunlardan sonra gelenler arasında, ilk zamanlar ictihad yapabilecek büyük âlim çoktu. Bunların her birine nice kimseler uyardı. Zamanla, bunların çoğu unutularak, Ehl-i sünnet içinde, yalnız bu dört mezhep kaldı. Sonraları, olur olmaz kimselerin çıkıp da, müctehidim diyerek, bozuk fırkalar çıkarmamaları için, Ehl-i sünnet, bu dört mezhepten başka mezhebe uymadı. Bu dört mezhepten her birine, Ehl-i sünnetten milyonlarca kimse uydu. Dört mezhebin itikadı bir olduğundan, birbirine yanlış demez, bid'at sahibi, sapık bilmezler. Doğru yolun, bu dört mezhepte olduğunu ve her biri kendi mezhebinin doğru olmak ihtimalinin daha çok olduğunu bilir. İctihad ile anlaşılan işlerde, İslamiyet'in açık emri bulunmadığı için, bir kimsenin mezhebi yanlış olup da, diğer üç mezhepten birisinin doğru olma ihtimali varsa da, herkes (Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır ve diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır) demelidir. (F. Bilgiler) Diğer üç mezhep de hak olduğu için, bir ihtiyaç olunca, o konudaki diğer mezhebin hükmünü taklit etmek caiz olur. (Mizan-ül Kübra) ŞARABIN DAMLASI Sual: Namaz kılabilmek için, kaba necasetin ne kadarını yıkamak farzdır? CEVAP: Deride, elbisede, namaz kılınan yerde, dirhem miktarı [4.8 gram] katı necaset bulunursa, tahrimen mekruh olur ve yıkamak vacib olur. Sıvı necasetlerde ise bu miktar, açık el ayasındaki suyun genişliği kadar yüzeydir. Sıvı necaset bundan fazlaysa ve katı necaset de dirhemden çoksa, yıkamak farz olur. Şarabın ise, damlasını da yıkamak farzdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ, her işinde doğru olan tüccarı sever, yalancıyı asla sevmez. Peygamber efendimiz, (Emin ve doğru sözlü tüccar, kıyamette, Peygamberlerle, sıddıklarla ve şehidlerle birlikte diriltilir) buyuruyor. Ticaret, Allahü teâlânın gördüğü yerde yapılır. Allahü teâlânın görmediği yer olmadığına göre, kimseyi aldatmamalı, müşteriyi hep haklı görmeli. Ona naz yapmamalı, aksine onun nazını çekmeli. Ona Allah rızası için hizmet etmeyi nimet bilmeli. Allah için çalışmalı, yaptığım bu işten Rabbim razı mı, değil mi, diye düşünmeli. Peygamber efendimiz vefat etmeden önce, Bilal-i Habeşi hazretlerine buyurdu ki: (Ya Bilal! Git, ümmetime haber ver! Eğer şu üç şeyi yaparlarsa, her işte başarılı olurlar: 1- Dosdoğru olsunlar, doğruluktan ayrılmasınlar. 2- Birlik ve beraberlik içinde olsunlar, 3- Niyetlerini düzeltsinler, yaptıkları her işi Allah rızası için yapsınlar.) Allahü teâlâyı en fazla üzen günah, insanların kalbini kırmaktır. Mümin de, kâfir de olsa, kimsenin kalbini kırmamalı. İnsanların gönlünü almalı, onları sevindirmeli, kıymetlerini bilmeli. Müşteriyi, yolunacak kaz gibi, sağılacak inek gibi görmemeli, onları velinimet bilmeli. Alışveriş Allah'ın takdiridir. Olup olmayacağını bilemeyiz, biz sadece sebebine yapışmalıyız. Mutlaka para diye yanlış iş yapmamalı, ama insanları kazanmayı ve onları memnun etmeyi vazife bilmeliyiz. Alçak gönüllü, sevgiyle dolu olanlar, her işte başarılı olurlar. Az tamah çok zarar getirir. Hırs ve tamah, iki aç kurt gibidir, tamahkârı kemirir, bitirir. Onların hayatı böyle biter. Kanaatkâr olmalı, Allah'ın verdiği nimetlere şükretmeli. Kanaatkâr olan çalışmaz mı? Elbette çalışır. Eğer pozitif enerji alırsa, duaya kavuşursa, onu kimse tutamaz, adımlarını sayamaz, fakat geçimsizse, sıkıntılıysa, onunla bununla kavgalıysa, yani kendini bitirmiş biriyse, düzgün iş yapması çok zordur. Başarının yüzde sekseni gönül almak, yüzde yirmisi çalışmaktır. Önce dua, sonra para gelir. Bunu tersine çevirmek, önce para demek çok yanlıştır. Önce, dua almak için çalışmalı. Dua almak için de, iyilik etmemiz, karşımızdakinin önce sevgisini, güvenini kazanmamız şarttır. İnsan sevdiğini dinler, sevdiğine itaat eder. Sevgiyi kaybeden, geçici bir süre için belki başarılı gözükebilir, ama o başarı kalıcı olmaz. Biz bugünün değil, yarının tüccarı olmalıyız. Müslümanlığın tarifine göre çalışmalı. Peygamber efendimiz, (Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir) buyurmuştur. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müşteriye gittiğimiz zaman, müşteriye bir şey vereceğimiz veya ona bir şey anlatacağımız zaman, kendimizi onun yerine koymalıyız. Ona nasıl faydalı olacağımızı düşünmeliyiz, verdiğimiz ürünün mutlaka iyi olduğuna, yaptığımız hizmetin mutlaka onun lehine olduğuna, önce kendimiz inanmalıyız. Ahir zamandayız. İnsanlar artık kime, neye inanacaklarını şaşırdılar. Toplumda doğruluk, mertlik yok gibi. Bu ikisine sarılırsak, başarılı oluruz, ama herkese uyarsak, herkesin yaptığını yapmaya kalkarsak, kaybetmeye mahkûm oluruz, herkesten bir farkımız kalmaz. Farklılık inançta, dürüstlükte, insanları Allah için çok sevmektedir, çünkü Allahü teâlânın yarattığı insanın karşısındayız, eften püften bir şeyin karşısında değiliz. Onun gözünü, kulağını, burnunu, kalbini yaratan, ona o güzelliği veren yüce Allah hakkı için, o mümin sevilmez mi? İşte bugün dünyada kaybolan şey, karşılıklı güven ile bundan kaynaklanan sevgi ve başarıdır. Peki, ne kaldı geriye? Karşılıklı, güç kuvvet kullanımı kalmıştır. Sen bu kadar güçlüysen, ben de bu kadar güçlüyüm deniyor, hâlbuki dünyada insandan daha âciz ne var ki? Helal olmak şartıyla, rızkın onda dokuzu ticarettedir, çünkü insanın elbisesinde, düğmesinin bir ipliği haram olsa, bu elbise ile kılınan namaz kabul olmaz. Yani bizim dinimiz, başkasının hakkı bize geçmesin diye, çok sevab kazanmaktan önce, kötülükten çok sakınmayı emrediyor. Müşteri velinimetimizdir, müşteri daima haklıdır, biz daima haksızız, çünkü hak ondadır. Alın teriyle kazandı, zorla kazandığı parayı bize veriyor, biz de ona bir ürün veriyoruz. O halde üründe bir bozukluk, yanlışlık varsa sorumluluk bize aittir. Ticaretin kuralı, dürüstlüktür, kul hakkından korkmak, aldatmamak ve aldanmamaktır. Aldatmak ne kadar günahsa, aldanmak da o kadar günahtır. Aldatmak, aldanmaktan daha kötüdür. Aldanırsak yine bir hak geçer, onu günaha sokmuş ve onun Cehenneme gitmesine sebep olmuş oluruz. İmam-ı Gazali hazretleri de buyuruyor ki: Fakirlerin malını fazla parayla almalı, onları sevindirmeli, fakat zenginden mal alırken aldanmak sevab değildir, kötüdür. Malı zayi etmektir. Pazarlık edip ucuz almak gerekir. Hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, her aldıklarında pazarlık eder, ucuz almaya uğraşırlardı. Kendilerine, (Bir günde birçok sadaka veriyorsunuz da, bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz?) dediklerinde, (Verdiklerimizi Allah rızası için veriyoruz, ne kadar çok versek yine azdır, fakat alışverişte aldanmak, aklın ve malın noksan olmasındandır) buyururlardı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına) atasözünün dine aykırı olduğu, çünkü çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batırmak gerektiği, hatta iğneyi başkasına hiç batırmamak lazım olduğu söyleniyor. Atasözü dine aykırı olur mu? CEVAP: Atasözlerimiz, her asırda doğruluğu onaylanarak bugüne kadar gelmiştir. Söyleniş maksadı bilinmeden suçlamak yanlış olur. Atasözleri ve deyimler, genelde görünen anlamından çok farklı olurlar. Bunu bilmeyen kimse, atalarımızı suçlar. Bu sözün de, dine aykırı yönü yoktur. Çok güzel bir sözdür. Birisini incitici bir söz söylemeden önce, bu söz bize söylense tepkimiz ne olur diye düşünmemiz, eğer bunu kendimiz kabul etmezsek, daha ağırını başkasına uygulamanın yanlışlığını anlamamız gerektiği vurgulanıyor. Kendine layık görmediğini, başkasına da layık görmemeli deniyor. Nitekim bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Kendine layık görmediğini başkasına da layık görmeyen kimse, kâmil imana sahiptir.) [Taberani] Demek ki, incitici bir şey yapmadan önce, onun daha azı kendimize yapıldığında, nasıl tepki vereceğimizi düşünmemiz gerekiyor. İnsanın, kendisinin hoşlanmadığı bir şeyi, başkasına yapmaması gerekir. Görüldüğü gibi bu atasözü de, dinimize çok uygundur. MEVLİDE GÜNAH KARIŞTIRMAK Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin, (Mevlid okutmak, mevlid cemiyetleri tertip etmek ve ilahi okuyup dinlemek uygun değildir) dediği doğru mudur? CEVAP: Hayır. Nağmeli okunmasını, dine aykırı teganni yapılarak, şarkı söyler gibi okunmasını, yani günah işlenerek yapılmasını uygun görmüyor. Mesela günümüzde olduğu gibi, çalgı aletleriyle ve kadın erkek karışık mevlid okutmak da doğru değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimi, kasideleri [ilahileri] ve mevlidi güzel sesle okumak caizdir. Haram olan, nağme yapmak, yani sesi musiki perdelerine uydurmaktır ki, harfler değişmekte, mana bozulmaktadır. Bunları, nağme yapmadan ve Allah rızası için okumak şartıyla güzel sesle okumak caizdir, fakat dinlerini kayırmayanlar, bu şartları gözetmeyeceklerinden, buna da müsaade etmemek, bu fakire daha uygun geliyor. (3/72) GÖZLERİ GÖRMEYEN Sual: Gözleri görmeyene cuma namazı farz mıdır? CEVAP: Gözleri görmeyene, yardımcısı olsa da cuma namazı kılmak farz değildir, fakat yardımcı olmadan kendisi camiye gidebiliyorsa, o zaman farz olur. (S. Ebediyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban ve hayır kurumları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Vacib kurbanları, akika ve adak kurbanları hayır kurumlarına nasıl kestirebiliriz? CEVAP: Vacib olan kurban, adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban, işin dini yönünü de iyi bilen ve ilim neşriyle meşgul bir vakfa, vekâlet yoluyla kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, dine uygun şekilde, zekât, fitre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardımlar, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur. Malı olup da, zekât, sadaka vermeyen, sıkıntı içinde yaşar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Hastalarınızı sadakayla tedavi edin! Sadaka her hastalığı defeder, bela sadakayı geçemez, onun için sadaka vermekte acele edin!) [Taberani, Beyheki] İhlas Vakfı, öğrenci yurtlarında, binlerce üniversiteli fakir öğrenciyi ve Türk dünyasından gelen muhtaç öğrencileri barındırmaktadır. Onların birçok ihtiyacı, hayırseverlerin yardımlarıyla sağlanmaktadır. Çeşitli konulardaki eserlerimizi birçok dillere tercüme ettirerek, yurt içinde ve yurt dışında dağıtmakta, böylece dinimizin, ülkemizin ve milletimizin tanınmasına vesile olmaktadır. Ayrıca, Türk Dünyası'ndan ve yurt içinden gelen fakir öğrencilere her türlü yardımı yapmaktadır. Yurtlarda üç öğün yemek çıkmakta, İhlâs Vakfı öğrencilere sevgi ve şefkat kucağını açmaktadır. Bu öğrenci yurtlarının bir yıllık et ihtiyacı, hayırseverlerin verdikleri kurban vekâletleriyle karşılanmaktadır. Vakfa verilen kurban vekâletleriyle, hayırseverler adına kurbanlıklar satın alınmakta ve dinimize uygun olarak kesilen kurbanlar, soğuk hava depolarında muhafaza edilmektedir. Yıl boyu, bu etler yurtların yemek ve et ihtiyacında kullanılmaktadır. İhlâs Vakfı, eğitime ve devletimize verdiği hizmet ve destekle, en iyi şekilde kamu hizmeti yapmaktadır. İhlâs Vakfı'na kurban veya zekât vekâleti veren, İhlâs Vakfı'nın hizmetlerine iştirak etmiş olur. Vekâlet vermek isteyen, herhangi bir İhlâs Vakfı öğrenci yurduna veya Türkiye Gazetesi bürosuna telefon ederek, kurban vekâleti verebilir. Kurban bedelleri ve her türlü yardım için gerekli banka hesap numaraları, (0 212) 451 49 00 numaralı telefondan öğrenilebilir. www.ihlasvakfi.org.tr adresinde de gerekli bilgiler mevcuttur. Bu sitede, kredi kartıyla online vekâlet verme imkânı da vardır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hadis-i şerifleri anlamak
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: S. Ebediyye'de bildirilen, (Bir zerrecik [yani çok az] bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) hadis-i şerifindeki ibadetlere, farzlar dâhil midir? CEVAP: Sık sık yazdığımız gibi, özellikle hüküm bildirilen hadis-i şeriflere, Ehl-i Sünnet âlimlerinin açıklaması olmadan mânâ vermek yanlış olur. Bir de, şartsız bildirilen hadis-i şeriflerde, bazı şartların olduğu anlaşılır. Açıklanması gereken hadis-i şeriflere birkaç örnek verelim: Bazı hadis-i şeriflerde, (Şunu yapan mümin değildir) ifadesi geçer. Bunlardan bazıları, bu günahları işleyenler kâfirdir demek değil, kâmil yani olgun mümin değil demektir. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Komşusu açken tok yatan, mümin değildir.) [Buhari] Bazı hadis-i şeriflerde, (Şunu yapan bizden değil) ifadesi geçer. Bunlardan bazıları, bunları yapanlar kâfir olur anlamında değildir. (Günah olur) anlamında olanlar da vardır. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Selamı almayan bizden değildir.) [İ. Sünni] Bazı hadis-i şeriflerde, (Şunu yapan Cehenneme girmez) ifadesi geçer. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Cömert, çok günah işlese de Cehenneme girmez.) [R. Nasıhin] Böyle bir kimsenin Cehenneme girmemesi için bazı şartları vardır: İlk şart, Müslüman olmasıdır. Müslüman olmayan muhakkak sonsuz olarak Cehenneme gider. İkinci şart, Ehl-i Sünnet itikadında olmasıdır. Bu itikatta olmayana bid'at ehli denir. Bid'at ehli imanını kurtarsa bile, önce muhakkak Cehenneme gider. Ancak bozuk itikadının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Üçüncü şart, sevablarının günahlarından çok olması yahut affa veya şefaate kavuşmasıdır. Bazı hadis-i şeriflerde, (Şunu yapan Cennete giremez) ifadesi geçer. Bunlardan bazıları da, (Kâfir olur) anlamında değildir. (Günah olur) anlamında olanlar da vardır. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Yaptığı iyilikleri başa kakan, Cennete giremez.) [Tirmizi] Bazı hadis-i şeriflerde de, (Şunu yapan Cehenneme gider) ifadesi geçer. Bunlardan bazıları da, (Kâfir olur) anlamında değildir. (Günah olur) anlamında olanlar da vardır. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Gıybet eden Cehennemdedir.) [İsfehani] (Şunu yapan Cennete giremez) veya (Cehenneme girer) denilen hadis-i şeriflerde, böyle bir kimse, imanlı ve itikadı düzgünse, affa veya şefaate kavuşursa Cennete girer. Sevabları günahlarından çoksa Cennete girer. Bunların hiçbiri de yoksa, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer demektir. (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hadis-i şerifleri anlamak -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Bazı hadis-i şeriflerde, (Şunu yapanın bütün günahları affolur) ifadesi geçer. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Abdest alan, bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim] Bu ifadedeki bütün günahlardan kasıt, küçük günahlardır. Büyük günahların affedilmesi için ayrıca tevbe etmek, kul hakkı varsa hak sahipleriyle helalleşmek gerekir. Namaz, oruç gibi farz ibadetler terk edilmişse, hem tevbe istiğfar etmek, hem de bunları kaza etmek gerekir. Bunlar yapılmadan, hadis-i şeriflerde bildirilen işleri yapınca bu günahlar affolmaz. Bazı hadis-i şeriflerde de, (Yaptığı ibadet kabul olmaz) ifadesi geçer. Bu anlamdaki bir hadis-i şerifin meali şöyledir: (Namaz kılmayanın ibadetleri kabul olmaz.) [Ebu Nuaym] Burada (Kabul olmaz) demek, boşa gider, sahih [geçerli] olmaz demek değildir. O ibadet sahih olur, fakat bildirilen büyük sevablara kavuşamaz veya sevabı çok azalır demektir. Bir hadis-i şerifte de, (Kadın, kocasından izinsiz oruç tutamaz) buyuruldu. Burada bildirilen, nafile oruçtur. Farz oruç için, hiç kimseden izin almak gerekmez. (Bir zerrecik bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) hadis-i şerifindeki ibadetlerden kasıt da, nafile ibadetlerdir, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmak ise, herkese farzdır. (S. Ebediyye) Görüldüğü gibi, Kur'an-ı kerimin mealini okuyup, kendi anladığına uymak nasıl yanlış olursa, hadis-i şeriflerden kendi anladığına uymak da yanlış olur. Ehl-i Sünnet âlimlerinin açıklamasına uymak gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Hadislerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı görünen hadis-i şerifler, Ehl-i Sünnet âlimlerinin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. (1/ 312) Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür, çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlış değildir, çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değişmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika) Müctehid olmayan din adamı, okuduğu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Müctehidlerin âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anlayarak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır. (Kifâye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Boşanmada çocukların durumu
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Erkek, hanımını boşarsa, çocukları yetiştirmek dinen kimin hakkıdır? CEVAP: Ayrılıkta, çocuğu yetiştirmek, başkasıyla evli olmayan annenin hakkıdır. Anadan sonra, anneanneye, sonra babaanneye verilir. Bundan sonra kız kardeşe, sonra teyzeye verilir. Çocuk kimde olursa olsun, nafakasını babası verir. Kadın fakirse, çocukla birlikte yiyebilir. Babası yoksa çocuğun malından sarf edilir. Malı da yoksa nafakayı kendilerinin vermeleri vacib olur. Küçük kızı, başkasıyla evli olan annesi, annesinin teyzesi ve halası isteseler, annesinin teyzesine verilir. Oğlan yedi yaşına gelince, kız büluğa erince babasına zorla verilir. Babası yoksa fâsık olmayan, baba tarafından akrabaları alabilir. (S. Ebediyye) BİRİNCİ TALAKI TASDİK Sual: Avukata gidip, (Karımı boşamaya karar verdim) diye bir dilekçe yazdırdım. Avukat bana (Ciddi olarak hanımından ayrılmayı kabul ediyor musun?) diye sorunca da, evet dedim. Sonra pişman oldum. Dilekçeye (Boşamaya karar verdim) diye imza atınca, bir talak mı vaki oldu? Avukat sorunca evet demem ikinci bir talak mı? CEVAP: Boşamaya karar verdim denince, yani geçmiş zaman şeklinde söylenince, bir talak vaki olur. Avukata evet denince, birinci söz tasdik edilmiş olur. İkinci bir talak yani boşama olmaz. SEN HARAMSIN Sual: Nikâh kıyılırken, boşama yetkisi verilmiş olan kadın, kocasına (Sen haramsın) dese boşama vaki olur mu? CEVAP: Boşama olmaz. Eğer, (Sen bana haramsın) derse o zaman bir talak-i bain olur. (Hindiyye) Çünkü bir erkek, nikâhı olmayan bütün kadınlara haramdır. Sen bana haramsın denince, kime haram olduğu bildiriliyor. O zaman da, talak vaki oluyor. MEKRUH VAKİTTE KAZA Sual: Namaz kılmanın mekruh olduğu üç vakitte, kaza namazı kılmak caiz midir? CEVAP: Tertip sahibi olmayanların, bu vakitlerde kaza kılması mekruhtur. Tertip sahibi olanların ise, kılmadığı namazı kaza etmesi mekruh değildir. (Redd-ül-muhtar) Mesela, tertip sahibi olan bir kimse, öğle namazını kılmayı unutsa ve ikindiden sonra kerahat vakti girince hatırlasa, hemen öğleyi kaza edip, ikindiyi de iade etmesi gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kul hakkı ve haram kazanç
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, insanın nefsini kıran, hastalık, açlık ve ölüm için, (Eğer Allahü teâlâ bu üç felaketi vermeseydi, insanlar azar, kudururdu) buyuruyor. İnsan; hastalık, deprem, kaza veya başka bir sebeple ölebilir. Ölüm herkesin peşindedir. Biz dünyanın peşindeyiz, o da bizim peşimizdedir. Nerede, ne zaman, ölüme nasıl yakalanacağımızı bilemeyiz. Bu yüzden, ölüm unutulmamalı, o gün mutlaka gelecek. İşte o ölüm gelmeden önce, ona hazırlıklı olmalı. Ölüme hazırlık, helal kazanıp helal yere harcamaya ve helal lokma yemeye dikkat etmekle olur. Haramın sonu ateştir. Çürük mal satışıyla, milleti aldatarak elde edilen parayı veya başka bir haksız kazancı, Allah kapıdan içeri sokmasın! O öyle bir çıkar ki, çıkarken de, beraberinde çok şey alıp götürür. O mikrobu içeri sokmamalı. Bir kimsenin, vücuduna ateş doldurması akıl kârı değildir. Peygamber efendimiz anlatıyor: (Miracda, sırt üstü yatan, karınları davul gibi şeffaf, içinde her türlü mahlûk olan insanlar gördüm. Kardeşim Cebrail'e, "Bunlar ne?" diye sordum. "Ya Resulallah, bunlar senin ümmetindendir" dedi. "Suçları ne?" dedim. "Onlar, helal haram demeden mal toplayıp, kazandığı paranın helal veya haram olduğunu düşünmeyenlerdir. İşte bu yedikleri haram, onların vücutlarında bu hale gelmiştir" dedi.) İnsan, kendisini başkasının yerine koyarak düşünmedikçe, onlara faydalı olamaz. Yani alıcının yerine kendimizi koymalıyız. Bu adam bunu nasıl öder, bu ürünün ona faydası nedir, nerede, nasıl kullanacak diye düşünmeliyiz. Parasını almadan önce duasını almalıyız. Allahü teâlânın huzuruna kul hakkıyla gitmemeli. Hayatta en korkulacak şey kul hakkıdır. Allahü teâlâ, kendisiyle aramızdaki suçlarımızı cezalandırır veya ihsanıyla affeder, o ayrıdır. Ama insanlar arasındaki kul haklarıyla ilgili hususlarda, adalet gözetilir. Kimsenin hakkı kimsede bırakılmaz. Yüce Allah'ın huzurundaki adalet, dünyadaki adalete benzemez. Orada iğneden ipliğe hesap sorulacaktır. Gizli bir şey kalmayacaktır. Onun için, ne kendimiz günaha girmeliyiz, ne de başkasını günaha sokmalıyız. Alış verişten sonra da helalleşmeli, yoksa çok sıkıntı çekilir. Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini büyük bir zat yapan, bir köylünün duası olmuştur. Herkesten dua almaya çalışmalı, çünkü kimin duasının makbul olduğu belli olmaz. Din büyüklerimiz, (Her geceyi Kadir bil, her geleni Hızır bil) buyuruyorlar. O halde, herkesle iyi geçinmeli, gözüne, kaşına ve kıyafetine bakmadan, hürmette kusur etmemelidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyanın en başarılı tüccarı, parayı, bir gün değil, bir saat elinde tutmayandır. Elde tutulan para zarardır. Parayı çok süratli çevirenler, çok başarılı olanlardır. Hiçbir tüccar, sermayesinden mal alıp satmaz. Ne yapar peki? Oradan aldığı parayı, buraya yatırır, buradan aldığını başka işe yatırır, yani birbirinin üzerine bindirmek suretiyle, o parayı döndürür. Akıllı tüccar, yapıp satmaz, satıp yapar. Yani, ben mal yaptım, gel al demez. Siparişini alır, yapıp teslim eder. Satmadan da almaz, almadan satar. Yani hazır mamule paraları yatırıp, sonra bunları satmak için müşteri beklemez. Önce satar, sonra üreticiden, bunları müşterisi için sipariş eder. Bir şirketin başarılı olması için, şu üç şart birlikte bulunmalıdır: 1- Hedefin iyi tayin edilmesi, 2- Kadro ve paranın olması, 3- İyi bir yöneticinin işin başında bulunması. Hedef, Allahü teâlânın rızasını kazanmak olursa, kadro da, salih insanlardan kurulur ve bunlarla çalışılırsa, "Para bulunmaz, para kazanılır" diye çalışılırsa, işlerin başına başarılı yönetici konursa, o da, (Başarı benim değil, bu kadronun başarısıdır) diyerek, bu inançla hareket ederse, bütün şirket, bütün işler topyekûn iyiye gider. Emrimiz altında çalışanlara âmir veya patron değil, abi olmalıdır. Abi, aynı düşünceyi paylaşan, aynı şeyi yiyebilen, aynı sıkıntıya düşen, aynı neşeyi paylaşan, yani hiç ayrılmayan, çalışanlardan hiçbir fark gözetmeyen insan demektir. Hiç kimse, hiç kimsenin kölesi olmak istemez. Hele bu asırda, böyle şey düşünmek çok yanlıştır. Zaten köle devri çoktan bitmiştir. İhlâslı ve başarılı idareci, bardağa bakıp, (Ben de bunun bir parçası olarak, buna hizmet etmek isterim. Gelin bu bardağa hep beraber sahip çıkalım) diyendir. Biz hedefi ortaya koyarsak, hedefe bütün insanların sahip çıkmasına sebep olursak, hedefe ulaşmak kolay olur. Kendimiz sahiplenirsek, bu ancak benimle olur, benden başka kimse bunu yapamaz, ancak ben varsam bu iş olur diyen, yok olur gider. Sevgi, her işte başarı kazandırır. Seven insan, sevilir. Sevmekten nasibi olmayan, daima korkulan insandır. Herkes ondan kaçar. Herkesin kaçtığı insan da, çok kötü biridir. Hâlbuki insan, su gibi olmalı, insan ona ihtiyaç duymalı, ona koşmalı. İşte insanlık budur, hizmet budur, başarı budur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kimi, (Kaza namazı borcu yoksa, kaza kılınmaz) diyor. Kimi de, (Mekruh olma ihtimali olanları kaza etmeli) diyor. İmam-ı a'zam hazretleri, hiç kazası yokken kırk yıllık namazını kaza etmiş midir? CEVAP: İmam-ı Rabbani hazretleri, (İmam-ı a'zam Ebu Hanife hazretleri, abdestin edeblerinden birini terk ettiği için kırk yıllık namazı kaza etmiştir) buyuruyor. (1/29) Fetâvâ-yi Attâbî kitabında diyor ki: İhtiyaten, mekruh olarak kıldığı namazları kaza etmek iyi olur. Bazı âlimler, bütün ömründeki namazları kaza etmişlerdir. İmam-ı a'zam hazretleri, abdest alırken ayak parmaklarını üst taraftan yukarıdan aşağıya doğru sol elinin küçük parmağıyla hilâllerdi. Sonra, Resulullahın ayağını, alt tarafından aşağıdan yukarıya doğru hilâllediğini anlayınca, ayak parmaklarını sünnete uygun şekilde hilâllemediği için böyle kıldığı namazlarını kaza etmiştir. (Tergib-üs-salât) Görüldüğü gibi, kazası olmayanın da, kaza namazı kılması iyi oluyor. Sünnetleri kılarken kazaya da niyet edilince, hem sünnetler kılınmış, hem de varsa kaza borcumuz ödenmiş olur. Ömür boyu böyle devam etmek iyi olur. HALVETTE NAMAZ KILMAK Sual: Bir erkek, evine gelen yabancı kadınlara imam olabilir mi? CEVAP: Evde erkek, mahremi olan kadınlara imam olur, yabancı kadınlara imam olamaz, çünkü halvet olur. Eğer cemaat arasında, bir erkek veya imamın mahremi kadın bulunursa, yabancı kadınlar da cemaate girebilir. (S. Ebediyye) Bir evde kadınların arasında yalnız bir erkek bulunur da, o erkeğin kızı, kız kardeşi, annesi, halası, teyzesi gibi bir mahremi veya karısı bulunmazsa, kadınlara imam olması mekruhtur, ama yanında bunlardan biri bulunur yahut kadınlara mescidde imam olursa mekruh olmaz. (Dürr-ül muhtar) NAMAZLARDAN SONRA Sual: Hadis-i şeriflerde, (Farz namazlardan sonra şu duayı okumak sevabdır) deniyor. Farzı kılınca mı okunacak, yoksa duadan sonra mı? CEVAP: Hanefî'de namaz bitip dua ettikten sonra okunur, çünkü farzla sünnet, sünnetle farz arasında dua okumak, Hanefî'de caiz değildir. (İbni Abidin) BURULMUŞ HAYVAN Sual: Burulmuş boğa ve tosunu yahut koçu kurban etmek caiz midir? CEVAP: Evet, caizdir. Hattâ burulmuş olanı, burulmamış olandan daha sevabdır, çünkü kısırlaştırılan erkek hayvanlar, daha yağlı ve etleri de daha lezzetli olur. Hidaye kitabında bildirildiğine göre, Peygamber efendimiz, burulmuş iki koç kurban etmiştir. (Dürr-ül-muhtar, Redd-ül-muhtar, Hindiyye, Mecmua-i Zühdiye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Kurban için zenginlik ölçüsü
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir kimseye kurban bayramında kurban kesmesinin vacib olması için şartlar nelerdir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Mukim, âkil baliğ ve Müslüman olması lazımdır. Yani seferi, deli ve çocuk olmaması lazımdır. 2- Nisaba malik olması lazımdır. 3- Kadınların incisi, pırlantası ve her çeşit ziynet eşyası, kurban nisabına katılır. Zekâta katılmaz. 4- Birden çok evi olan erkeğin, nisaptan düşürecek kadar borcu yoksa, kurban kesmesi gerekir. 5- Kurban nisabı hesabına katılacak malın, ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez. Bütün borçlar, alacaklardan ve mevcut maldan çıkarılır. Kalan alacaklar, zekâtta olduğu gibi, kurban nisabına dâhil edilir. KURBAN SATIN ALIRKEN Sual: Kurban alırken nelere dikkat etmelidir? CEVAP: Şunlara dikkat etmelidir: 1- Kurban satın alınırken, (Bayram günü kesmesi vacib olan kurbanı almaya) diye niyet etmeli. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir. Bu aldığı hayvanı kurban etmesi de şart değildir, fakat keseceğinin kıymeti bundan az olmamalı. Satın alırken, hiç niyet etmese de olur, fakat bunu keserken veya kesecek olanı vekil ederken niyet etmesi gerekir. 2- Bazı yerlerde kurbanlık hayvan alırken satıcı, (Hayvanı kesip et haline getirdikten sonra kilosunu şu fiyattan veriyorum. Sen hayvanı seç, bayramda gelirsin, eti kaç kilo gelirse, parasını verirsin) diyor. Canlı olarak tartıp satanlar da vardır. Bu şekilde, alışveriş haramdır, fakat bilmeden haram işlenerek alınmış olan hayvanı kesince, kurban yine sahih olur. Günahı için de tevbe etmeli. Canlı olarak tartıp, (Bu hayvana şu kadar para vereceksin) denirse, o zaman alışveriş de sahih olur. 3- Üç ortak, 1400 liraya bir inek alsa, ortağın biri 600 diğeri de 600 verse, üçüncü ortak 200 lira verse, üçüncüye düşen hisse, yedide birden az olmadığı için caiz olur. 4- Eşit para verip, 3 kişi, 3 koyun alsa, kesmeden önce, (Şu senin, şu onun, şu da benim) diye paylaşmak caizdir. 5- Kurbanı veresiye veya kredi kartıyla almak caizdir. 6- İki kişinin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği, kendi kurbanı olur. 7- İki kurbanlıktan biri diğerini öldürmüşse, sahibine ödetilemez. 8- Kurban alan, niyetini değiştirip, akika veya adak olarak kesebilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
02.11.2010 Kurbanlık hayvanın vasıfları
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hangi hayvanlardan kurban olur, vasıfları nelerdir? CEVAP: 1- Davar, sığır ve deveden kurban olur. Başka hayvanlardan kurban olmaz. Davar denince koyun, keçi; sığır denince de, inek, boğa, manda, dana, düve, tosun anlaşılır. 2- Dişi hayvan da, erkek hayvan da kurban edilebilir. Koyunun erkeği ve beyazı siyahından çok olanı, keçinin dişisi daha sevabdır. Kıymetleri eşitse, koyun kesmek, sığır kesmekten daha sevabdır. 3- Yünü kırkılmış koyunu kurban etmek ve kurban için almak mekruhtur. 4- Davarın 1, sığırın 2, devenin 5 yaşını geçmesi gerekir. 6 ayı geçen kuzu, iriyse kurban olur. 5- Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan, bir ayağı kesik veya ölmek üzere olan hasta hayvan kurban olmaz. 6- Geyik gibi eti yenen vahşi hayvandan kurban olmaz. Yabani öküz [buffalo], yabani deve [lama] ve yabani koyundan da kurban olmaz. Melezse, mesela yabani bir koçla, evcil bir koyundan meydana gelen yavru kurban edilir. Tersi, yani bir erkek keçi [teke], bir geyikle çiftleşse, meydana gelen yavru, kurban edilmez, çünkü hükümde anneye itibar edilir. Annesi evcilse, yavrusu kurban edilebilir. 7- Husyeleri küçük, gebe, tüyü dökülmüş hayvanı kurban etmek mekruhtur. 8- Burnu veya dili kesik yahut çoğu yok olan hayvan kurban olmaz. 9- Davarda bir, sığırda iki meme kesik olsa kurban olmaz, ama yavrusunu emzirebiliyorsa olur. 10- İki kulağı kesik, biri kökten kesik, kuyruğu kesik, bir veya iki kulağı olmayan, kurban olmaz. 11- Diz kapakları gibi bir yeri kemik başına kadar kırılan hayvan kurban olmaz. Kurban olmaya mani olmayan kusurlar: 1- Boynuzu kırık veya boynuzsuz olan, kurban olur. 2- Kulakta çoğu kesilip ayrılmasa, asılı kalsa mekruh olmakla beraber, caizdir. Yarıdan azı kesik olsa, kurban olur. Kulağı enine veya boyuna yarık olsa, kurban olur. Kulağın yırtık olması tenzihen mekruhtur. Burnunun hükmü de kulak gibidir. Uyuz, burulmuş olanı kurban etmek caizdir. 3- Kulağı, kuyruğu küçük olarak doğan, kurban olur. Kuyruğu kesik değilse, merinos kurban olur. 4- Dişiye aşamayan, zekeri kesik olan kurban olur. Hünsa [çift cinsiyetli] olanı kurban etmemeli. 5- Yayılmasına mani olmayacak kadar deli olup, sürüsünden ayrılmayan hayvan, kurban olur. Sürüsünden ayrılan ve otlamayacak kadar deli olan hayvan kurban olmaz. 6- Bir gözünde görmeye mani olmayan perde bulunan hayvanı kurban etmek caizdir. 7- Kurbanlık, kesilme yerine getirilirken, tepinir ve bir ayağı kırılır, sonra kesilirse, caiz olur. 8- Dişlerinin çoğu varsa, mekruh olmakla beraber caizdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir? CEVAP: Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmek gibidir.) [İbni Mace] (Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, yedi yüz misli sevab verilir.) [Beyheki] (Terviye günü [Arefe'den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz] (Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe'ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin] (Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyheki] (Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani] Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir, ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olanın cihadı, daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki: Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir, çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir'a) Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i Sünnet'e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir. CEMAATE YETİŞMEK İÇİN Sual: Bir kimse sabah namazının sünnetini kılarken, cemaatle namaza başlansa, cemaate, imam selam vermeden önce yetişemeyeceğini anlayan, namazın sünnetlerini terk edebilir mi? CEVAP: Cemaatle kılınan yirmi yedi derece sevaba kavuşabilmek için, Euzü'yü, Sübhaneke'yi terk eder, Rükû ve secdelerdeki tesbihleri birer defa söyler. (Halebî-yi sagir) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutmak ve ibadet etmek sevab olduğu gibi, onuncu günü ve bayramın diğer günleri ibadet etmek de sevab mıdır? CEVAP: Evet, çok sevabdır. Zilhicce'nin onuncu günü, bayramın birinci günüdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.) [İsfehani] (Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İbni Mace] BAYRAM NAMAZINA GEÇ GELEN Sual: Bayram namazına geç yetişen ne yapar? CEVAP: Diğer namazlardaki gibi, imam selam verince, kalkıp kılamadığı rekâtları tamamlar. İkinci rekâtta yetiştiyse, imam selam verince kalkıp Sübhaneke okur. Sonra, üç defa tekbir getirerek ellerini kulaklara kaldırır, birinci ve ikincisinde iki yana bırakır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlar. Fatiha ve zammı sure okur, rükû ve secdeleri yapıp oturur ve namazını tamamlar. İkinci rekâta da yetişemediyse, yukarıda bildirildiği gibi birinci rekâtı kılıp kalkar. Fatiha ve zamm-ı sureden sonra, iki elini üç defa tekbir getirerek kaldırır. Üçüncüde yanlara bırakır. Dördüncü tekbirde elleri kulaklara kaldırmayıp, rükûa eğilir. Secdeleri yapıp oturur ve namazını tamamlar. AREFE GÜNÜ ORUÇ Sual: (Arefe günü de Müslümanların bayramı olduğu için, oruç tutulmaz, çünkü Arefe günü oruç tutmayı yasaklayan hadis vardır) diyorlar. Böyle bir hadis var mıdır? CEVAP: Hazret-i Ebu Hureyre, (Resulullah, Arafat'ta Arefe günü oruç tutmayı yasakladı) buyuruyor. İbni Abidin hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklayarak buyuruyor ki: Arefe günü, hacının oruç tutması, Arafat'ta vakfeye durmaya ve dualara mani olmamak şartıyla mendubdur [müstehabdır, yani iyi olur]. Oruç tutmak zayıf düşürürse, o zaman tutması mekruh olur. (Redd-ül-muhtar) Görüldüğü gibi, Arafat'ta olup da oruç tutamayanlar için, Arefe günü oruç tutmanın mekruh olması, herkes için değildir. Arefe günü oruç tutmak çok sevabdır. ŞAFİİ'DE KURBAN Sual: Şafii'de, ailenin geçimini sağlayan kimse kurban kesse, diğer ev halkı kesmese de olur mu? CEVAP: Evet, olur. Bir ev halkı için kurban kesilmesi sünnet-i kifâyedir. Aile reisi kesince diğerlerinin kesmesi gerekmez. Hanefi'de ise, ailede, kurban nisabına malik olan herkesin kesmesi vacibdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Evlenirken, dini tercih önce gelmeli, yani salih erkeği veya saliha kızı tercih etmek, hem dünya, hem de âhiret saadeti için, çok büyük nimettir. Evlilik binası, bu niyetle, bu ihlâsla, bu temel üzerine kurulmazsa, o bina çürüyüp yıkılmaya mahkûmdur. Bir kızı, güzelliği için alan güzelliğinden mahrum kalır. Serveti için alanın serveti başına bela olur. Ahlâkı ve dini için alan, hem dünyasını, hem âhiretini mamur eder, mesut ve bahtiyar olur. Sokak kızıyla evlenenin dünyası da ahireti de yıkılabilir. Onun için evlenecek kızda din ve asalet aranır. Asalet, dindar bir ana babanın kızı olmak demektir. Böyle bir kız asildir, yani soyludur. Damatta aranılacak vasıflar da aynıdır. Ehl-i sünnet itikadında olmalı, namazlarını hiç aksatmamalı, güzel ahlâklı ve ihlâslı olmalı. Zenginliği, şöhreti veya mevkii için, yani dünyası için evlenen mahvolur. Buna çok dikkat etmelidir. İnsanların imanı zayıfladıkça, dünyalık arıyorlar. Hâlbuki dünyalıklar, o aradıkları, istedikleri, güvendikleri şeyler de Allah'ındır. Mülkün sahibi de, yaratan da, veren de Allah'tır. Dünyalık peşinde koşanlar, sadece bunu anlayabilseler, utançlarından kahrolurlar. Allahü teâlâya güven tam olunca, dünyalık hiç aranmaz. Sadece dünyalık, mutluluk getirmez. İmanı zayıf olanlara göre, dünyalığın çok faydası vardır. Tahsilli, geliri bol, malı mülkü var derler. Tamam da, bunlar bugün varsa, yarın yok olan şeylerdir. Bizi sonsuza götüremez. İman parayla ölçülemediği gibi, sağlık bile parayla ölçülemez. Evlendi, her şeyi tam, sonra kör oldu, felç oldu, o para sağlığı bile yerine getiremez. Maksadı dünyalık olan, bu durumda kahrolur gider. Bir insanın tercih sebebi dünya olursa, o dünya onu perişan eder. Tercih sebebi âhiret olursa, ömür boyu mesut ve bahtiyar olur, çünkü imanı kuvvetli olan, sabırlıdır, cesurdur, olaylardan fazla etkilenmez. Dünyalık şeylerin olup olmaması, artıp eksilmesi, ona tesir etmez. Onun her işte yardımcısı Allahü teâlâdır. Diğerlerinin gafleti, olayların altında ezilmesi, hep iman zaafından kaynaklanıyor. Dünyalık şeyler geçicidir. Ayrıca, biraz sonra kimin başına ne geleceği de belli değildir. Onun için Rabbimize gönül verelim, Onun rızasını arayalım. Tercih sebeplerimizde, dinden, imandan, ahlâktan ve âhiretten başka hiçbir ölçü olmasın, çünkü diğer ölçülerin hepsi geçicidir, kesin ve kalıcı değildir, emanettir. Bugün var, yarın yok. İman ve güzel ahlâk ise gerçektir, tükenmez. Bu şuura sahip olan damatla gelin, buna sahip olan ana baba, değil eli, ayağının altı öpülecek kimselerdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ imanı, kıymetli ve güzel olarak yaratmıştır. Dolayısıyla, kimde iman varsa, o kimse, imanının kuvvetliliği nispetinde güzel ve kıymetlidir. İmanı olmayan, kim olursa olsun kıymetsizdir, çirkindir. O halde, insanın güzelliği, göz ve kaş güzelliği değil, iman güzelliğidir, kalb güzelliğidir. İmanı kuvvetli olan, daha güzeldir. Mesela âlimler, evliya zatlar ve takva sahiplerinin imanı daha güzeldir. Eshab-ı kiram çok güzel olduğu gibi, Peygamberler daha çok güzeldir. Peygamber efendimiz ise en güzeldir, çünkü her hücresi imandır, iman nuruyla nur olmuştur. O iman nurunun zerresi kimde varsa o güzeldir. Müminin mümine âşık olması, imanlarının güzel olmasındandır. Yakup aleyhisselam, oğlu Yusuf aleyhisselam'a âşıktı. Onun imanına, Cennet güzelliğine âşıktı. Bir özellik olarak, Allahü teâlâ, Yusuf aleyhisselam'da Cennet güzelliğini fazla yarattı, fakat onu herkes göremedi, sadece babası gördü. Bu Cennet güzelliğinin ayrılığından dolayı, ağlaya ağlaya gözleri görmez oldu. İmanın nuru arttıkça güzellik de artar. Asırlar geçmesine rağmen, evliya zatların hayatlarını okumaya, dinlemeye doyamıyoruz. İmanlının, imanlıyı sevmesi, kaşı gözü için değil, imana olan sevgisindendir. Bu, kalbin, ruhun sevgisidir. Bir de, fiziki olarak, göze kaşa olan sevgi vardır. Erkeğin yakışıklısına, kadının cazibeli olmasına da güzel deniyor, ama bu işin nefsani, şehvani, hayvani tarafıdır. Nefsani olan bu sevginin sonu vardır, onu elde edinceye kadardır, sonrası ise leştir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Bunlar, şeker kaplanmış necaset gibidir) buyuruyor. Cazibesi güzel, ama biraz elinizi sürdünüz mü, leş gibi kokar. Nitekim o cazibeye vurularak, nefsani sevgiye dayalı yapılan evlilikler, mahkeme kapısında, hapishanede veya mezarda bitiyor, çünkü o evliliğin temeli, nefsani ve cismanidir. Rahmani ve ruhani değildir. İmana, iman güzelliğine dayalı evlilikler ise, 50-60 yıl sonra bile tazeliğini kaybetmez, sanki yeni evlenmiş gibi, aralarında sevgi devam eder. Elbette, Allah için atılan temelle, başka şeyler için atılan temeller arasında çok fark olur. Güzele bakmak sevabdır sözü, doğrudur. Ancak, güzel nedir, bunu iyi düşünmeli. Nefsin değil, ruhun ve kalbin kıymet verdiği şeyler önemlidir. Mesela, ana babanın yüzüne, merhamet ve şefkatle bakmak, ibadettir, sevabdır. Salihlerin yüzüne bakmak da güzeldir, sevabdır. Şehvani, hayvani olarak bakmak ise felakettir. O güzellik değil, rezalettir. Onun için, her şeye doyulur, ama iman güzelliğine doyulmaz. Zahiri çirkin de olsa, tadından geçilmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban için vekâlet nasıl verilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurbanı başkasına kestirirken, (Allah rızası için bayram kurbanımı kesmeye seni vekil ettim) demek ve kalben de niyet etmek gerekir. Eğer kurbanı başkasına aldıracaksa, kurbanı alacak kimse de, başkasına kestirecekse, (Bayram kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve kestirmeye seni umumi vekil ettim) der. Yahut kısaca, (Kurban işimi halletmek için seni umumi vekil ettim) demek de yetişir. 2- Bir kimse birine, (Kurban işimi hallet) dese, ona para vermese bile vekâlet vermiş olur. O kişi de bir hayvan alıp kesebilir. 3- Bir kimse, kendisine kurban kesmesi vacib olmasa da, vekil, vacib diye kesse, kurban yine nafile olarak sahih olur. Adak hayvanı, akika veya nafile kurban yanlışlıkla vacib diye kesilse mahzuru olmaz. 4- Kurban kesmeye vekil olan, sahibinden ayrıca izin almadıkça veya umumi vekil edilmedikçe, başkasını kendine vekil yapamaz. Umumi vekil ise başkasını, o da bir başkasını vekil yapabilir. 5- Vekâleten kurban kesene, kimi çok, kimi az para verebilir. Vekil asıl gibidir. Vekil, vekâlet aldığı kimseler adına kurban keser veya kestirebilir. Daha sonra vekil, ondan para ister veya istemez. İki kurbana yetecek para veren için de, iki kurban alır veya ona iki hisse verir. Yahut iyisinden bir kurban alır, çünkü umumi vekil, tam yetkilidir 6- Birden çok kişiye vekâlet vermek sahihtir. Bir işe vekil olan iki kişiden biri, tek başına yetkili olamaz. Ancak emaneti vermede, borcu ödemede, kurban kesme gibi işlerde, birisi tek başına yetkili olabilir, çünkü bu işlerde vekillerden birisinin, diğerinin görüşünü sormasına ihtiyacı yoktur. Bir kimse, kurbanını kesmek üzere dört kişiye vekâlet verse, bu vekillerden biri kesince, ötekilerin görüşünü almaya ihtiyaç yoktur. Kurban, dinimize uygun kesilmiş olur. SON İKİ REKÂTTA Sual: Son iki rekâtta, Fatiha okumayı unutanın, secde-i sehv yapması gerekir mi? CEVAP: Farz ve kaza namazlarında, secde-i sehv gerekmez, çünkü farzların son iki rekâtında Fatiha okumak vacib değil, sünnettir. Nâfilelerde, sünnetlerde veya vitirde ise, her rekâtta Fatiha okumak vacib olup, biri unutulursa secde-i sehv gerekir. (Hindiyye) Mâlikî ve Şâfiî'de, her rekâtta Fatiha okumak farzdır. Bir ihtiyaçtan dolayı bu iki mezhepten birini taklit edenin, okuması farzdır. Okumazsa namaz sahih olmaz. Secde-i sehvle de kurtulmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurbana ortak olacaklarda aranan şartlar nelerdir? CEVAP: Bazıları şöyledir: 1- Her ortağın Müslüman olması, kurban ve ibadete niyet etmesi ve her birinin hissesinin yedide birden az olmaması şarttır. Sırf eti için ortak olan varsa ve biliniyorsa, hiçbirinin kurbanı sahih olmaz. Bilinmiyorsa sahih olur. Ortakların bir kısmı ölmüş olsa yahut bunak olsa, zararı olmaz. 2- Biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için olmak üzere kurban kesmek istense, bir inek kesilebilir. Akika, vacib, adak hepsi katılır. Yedi kişiye kadar ortak olmak caizdir. 3- Mutlak adağı olan ortaklığa giremez. Yani belli bir hayvanı, mesela şu boynuzlu kara koçu keseceğim diye adayan, bunun yerine başka kara koçu kesemez, bu adağı için ortak giremez. 4- Zenginin sırf kendisi için satın aldığı sığıra, sonradan ortak olmak caizse de mekruhtur. Yedi kişiye kadar ortak bulmak niyetiyle satın almalıdır. 5- Bir sığıra 3, 5, 7 gibi tek ortak şartı yoktur. 2, 4, 6 gibi çift de olur. Tek sayıda olması daha iyidir. 6- Bir kişi, geçen yıl kesmediği kurbana niyet edip kurban kesse, o kurbanı kaza etmiş olmaz, kestiği nafile olur. Böyle zamanında kesilemeyen kurbanın bedeli, altın olarak fakirlere verilir. ECEL VE RIZIK Sual: Rızık ve ecel değişir mi? Mesela define bulan kimsenin rızkı artmış mı olur? İntihar eden veya vurularak öldürülen, eceliyle ölmemiş mi olur? CEVAP: Hayır, ecel de, rızık da değişmez. Bunlar ezelde takdir edilmiştir, yani herkesin rızkını ve ecelini Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Define bulacaksa, ezelde, define bulacak, zengin olacak diye takdir edilmiştir. Takdir edilenden fazla veya eksik olmaz. Ecel de öyledir. İntihar edecekse veya trafik kazasında ölecekse, yine öyle takdir edilmiştir. Takdirin dışına çıkılamaz. Ecelsiz ölüm olmaz. (Eceliyle öldü) veya (Eceliyle ölmedi) gibi sözler çok yanlıştır. Nasıl ölürse ölsün, herkes mutlaka eceliyle ölür. Bir âyet-i kerime meali: (Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34] Rızık da, aynen ecel gibidir. Hiç kimse, takdir edilen rızkını tüketmedikçe ölmez. Eceli takdir eden gibi, rızkı da gönderen Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali: (Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allah'a aittir.) [Hud 6] (Nice canlı, rızkını kendisi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir.) [Ankebut 60] Fakir define bulsa, zengin iflas etse, takdir edilen rızkı yine değişmez. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban eti hakkında yapılacak işler nelerdir? CEVAP: Maddeler hâlinde bildirelim: 1- Eti tartarak, eşit olarak paylaşmak gerekir. Yağ, sakatat ve yenilen her şey paylaşılır. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz, faiz olur. Yedi kişiden dördüne etle birlikte birer bacak, beşinciye etle birlikte derisi, altıncıya etle birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. Yahut yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, (Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik) deseler, umumi vekil, bölüştürmeden etin tamamını herhangi bir kimseye verebilir veya tartmaya lüzum kalmadan ortaklar arasında göz kararıyla paylaştırabilir. 2- Hayvan kesildikten sonra eti telef olsa [mesela yansa, köpekler yese] vacib sakıt olur. Tekrar kesmek gerekmez. Kan akıtmakla vacib yerine gelmiştir. 3- Kurbanın hiçbir yeri satılmaz. Eğer bir kısmı satılırsa, satılan kadarının bedelini sadaka olarak vermek gerekir, fakat kurbanın etiyle yenecek bir şey alınıp yense, o miktarı sadaka vermek gerekmez. SEFERİLİK VE KURBAN Sual: Kurbanda sefere çıkacak olan nasıl hareket eder? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Bir zengin, bayramın birinci veya ikinci yahut üçüncü günü kurban kesip, sefere çıksa vacibi yerine getirmiş olur. Üçüncü günü seferden dönse de, artık tekrar kurban kesmesi gerekmez. 2- Zengin, bayramın üçüncü günü, kurban kesmeden sefere çıkarsa, üzerine vacib olduktan sonra çıktığı için günaha girer. Birinci veya ikinci günü çıksaydı kendisine vacib olmadan çıktığı için günah olmazdı. Kurban, bayramın üçüncü günü imsak vaktinden sonra vacib olur. 3- Kurban kesmeden sefere çıkan zengin, seferdeyken kurban kesmiş olsa bile, bayramın üçüncü günü memleketine gelip mukim olunca, tekrar ona kurban kesmek vacib olur. 4- Bir zengin, kurban kesmek niyetiyle bir koyun satın aldıktan sonra, sefere çıksa ve bayramın üçüncü günü de seferde olsa, vekâlet verip o koyunu kestirmesi gerekmez, yani seferi olduğu için kurban kesmesi vacib olmaz. Nafile de olsa kurban kesmek, çok sevabdır, Sırat'tan geçirir. Bu bakımdan zengin olanın, sevabdan mahrum kalmaması için seferde de kurban kesmesi iyi olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramın 3. günü sefere çıkan zengin, kurban kesmese günaha girer mi? CEVAP: Zengin, kurban bayramının birinci veya ikinci günü sefere çıkarsa, seferde olduğu için üçüncü gün kurban kesmesi ona vacib olmaz, ama üçüncü günü yani kurban vacib olduktan sonra sefere çıkarsa, borçtan kurtulmuş olmaz. Kurban, üçüncü günü vacib olur. Peki, gün ne zaman başlar? Şer'i gün, imsak vaktinde başlar. (S. Ebediyye, Miftah-ul-Cennet) Kurban bayramının üçüncü günü girer girmez, kurban kesmek vacib olur. Daha önce keserse, vacib sevabı alırsa da, üçüncü gün girmeden vacib olmaz. Aynen namaz da böyledir. Kurban üç gün içinde kesilebildiği gibi, namaz da, vakti girince, son vakte kadar kılınabiliyor. Vakit girince kılınırsa farz sevabı alınıyor. Vakti girdikten sonra kılmasa ve vakti çıkmadan on dakika kadar önce ölse namaz borcu ile ölmüyor, çünkü namaz, vaktin çıkmasına, o namazı kılacak kadar bir zaman kalınca farz oluyor. Vakit çıkarken ölse, namaz borcu ile ölüyor. Namaz, nasıl son vakitte farz oluyorsa, kurban da bayramın son günü, imsak vaktinden sonra vacib oluyor. Orucun farz olması da böyledir. Seferde oruç tutmak farz olmuyor, kazaya bırakması caiz oluyor. Bir kimse, Ramazan günü mukimken, hiç niyet etmeden oruç tutmasa haram işlemiş olur. Yarın öğle vakti sefere çıkacağım diye, oruç tutmaya niyet etmese yine haram işlemiş olur. İslam Ahlakı kitabında deniyor ki: (Bir kimse, sefere niyet etmeden orucunu yese ve sonra sefere niyet edip gitse, hem kaza, hem kefaret lazım gelir. Yolculuk, orucu bozmayı mubah yapmaz. Sefere çıkan kimsenin o gün orucu bozmaması vacibdir. Gece veya gündüz Dahve vaktine kadar niyet eden misafirin o gün orucunu bozması helal olmaz. Eğer bozarsa, yalnız kaza eder.) Zekât da böyledir. Günü gelmeden zekât vermek caizdir. İmsak vaktinden itibaren zekât vermek farz olur, çünkü şer'i gün, imsak ile başlar. Zekâtı gününde vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmasa, zekât borcu affolmaz. Hac da böyledir. Hac farz olduktan sonra mal elden çıksa hac borcu affolmaz. Demek ki, kurban bayramının üçüncü günü, imsak vaktinden sonra sefere çıkan zengin, kurban borcundan kurtulmuş olmaz, çünkü şer'i gün imsak vaktiyle başlar. Vacib olmadan, yani kurban bayramının üçüncü günü, imsak vaktinden önce sefere çıkarsa o zaman borçlu kalınmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Kurban kesmenin önemi nedir? CEVAP: Kurban nisabına malik olanın, zaruretsiz kurban kesmemesi günah olur. Kurban kesmesi vacibken, içindekilerin kurban kesmediği ev inleyerek, sahibine beddua edip, (Kurban kesmediğin gibi Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!) der. O ev, o yıl belalara düçar kalır. Kurban kesenin evi ise, memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmeli! Kurban kesen Müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Cimrilerin en kötüsü [vacib olduğu hâlde] kurban kesmeyendir.) [S. Ebediyye] (Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hâkim] (Sevab umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberani] KURBAN KESME ZAMANI Sual: Kurban ne zamana kadar kesilebilir? CEVAP: Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban, bayramın birinci günü bayram namazından itibaren üçüncü günü, güneş batıncaya kadar kesilebilir. Cuma kılınmayan, mezra denilen küçük köylerde, fecirden sonra, bayram namazından önce de kesilebilir. Gece kurban kesmek, caiz ise de mekruhtur. Şafii'de, bayramın 4. günü de, kesilebilir. 2- Nafile, akika ve adak hayvanı, her zaman kesilebilir, fakat bayramda kesilmesi iyi olur. 3- Bayram, Cumaya rastlasa da, yine kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir. 4- Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilene, bayramın birinci ve ikinci günü kurban kesmek vacib olmaz. Keserse vacib olarak eda etmiş olur. 5- Fakir, bayramın ilk günü bir koç alıp kestikten sonra, 3. günü zengin olsa, iade gerekmez. Vacib yerine gelmiş olur. 3. günü zengin olacağını bilenin de, ilk günü kurban kesmesi caizdir. BİN İHLAS OKURKEN Sual: Hadis-i şerifte, (Arefe günü [Besmele ile] bin İhlas okuyanın günahları affolup duası kabul olur) buyuruluyor. Bunu okurken, ihtiyaç hâlinde, arada konuştuktan veya başka bir iş yaptıktan sonra devam etmenin bir mahzuru olur mu? CEVAP: Hayır, bir mahzuru olmaz. Peş peşe okumak şart değildir. Mesela, bir kısmı sabahtan, bir kısmı öğleden veya ikindiden sonra okunabilir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini seven, bu mübarek zatların yolunda olan Müslümanın ilk gayesi, ilk hedefi, insanların sonsuz azaptan kurtulmasına çalışmak olmalı. Bu yüzden, iman doğru olmalı. İmanı bozuk olan, Cehennemde geçici; imansız olan da sonsuz azap çekecek. Bunları Cehennem azabından kurtarmak için uğraşmalı. Bu da, doğru imanı öğrenip öğretmekle olur. Doğru imanı yani Ehl-i sünnet itikadını öğrenmeyen insanın ibadetleri onu kurtaramaz. Bir müminin kendisi için yaptığı bütün ibadetlerinin sevabı, Allah yolunda cihada giden bir mücahide verilen sevab yanında, deryada damla gibidir. Eğer, Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerinden bir kitap verip, emr-i maruf ve nehy-i münker yaparsa, yani birine İslamiyet'i öğretirse, cephede cihad eden mücahide verilen sevab, onun kazandığı sevabın yanında deryada damla gibidir. (Fitne fesat yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehid sevabı verilir) hadis-i şerifi gösteriyor ki, İslamiyet'in bozulduğu zamanda, din adamlarının ve kitapların bozulduğu, yanlışla doğrunun karıştığı bir zamanda, insanlar keşmekeş içindeyken, Ehl-i sünneti öğrenip, dinimize uygun amel edenler, yüz şehid sevabına kavuşurlar. Sabahları evden çıkarken Euzü Besmele çekip, Allahü teâlânın dinine hizmete, emr-i maruf yapmaya niyet eden Müslümanın, akşama kadar her adım ve nefesi, ibadet ve cihad olur. Maddi bir çıkar düşünmeden ihlâsla yola çıkmalı, çünkü herkesin bir gayesi var. O gayeye göre, Cenab-ı Hak da ahirette ceza veya nimet verecek. Ehl-i sünnet yolundaki hizmetin başlangıcında gariplik ve fakirlik olur. Bunu hizmete engel bilmemeli, azimle çalışmalı. Dine hizmet edeni bekleyen üç tehlike: 1- Unvana sahip olmak ve itibarlı olmak. Bunlar kibre, zulme sebep olursa felakettir. 2- Malı, parayı sevmek. Malın paranın kendisi değil sevgisi felakettir. 3- Başarıyı kendinden bilmek. (Ben yaptım, ben olmasam bu işler yürümez) demek. Kur'an-ı kerimde mealen, (Siz kendinizi değiştirmezseniz, Allahü teâlâ size verdiği nimeti değiştirmez) buyuruluyor. Dine hizmet için bu üç tehlikeden uzak durmalı, şu üç şeyi de uygulamaya çalışmalı: 1- Hizmet edenler birbirini aşk derecesinde sevmeli. 2- Hiçbir menfaat gözetmeden hizmete koşmalı. 3- Vakıf inancıyla çalışmalı, bu yolla özel mal, mülk sahibi olmamalı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İslamiyet'e hizmet etmek, en hayırlı iştir ve en hayırlı insanlara nasip olur. Ancak, kolay değildir. Çok zordur, çeşitli engelleri vardır. Dine hizmet ederken ihlâs bozulur ve gaye değişirse, o zaman menfaatler ön plana çıkar. Bu hizmetlerde, ben yaptım demek kibirdendir, yanlış ve bid'attir. Bid'at ehli, Cehennem köpeği olur. Bid'at ehline, büyüklerin feyz ve ihsanları gelmez. Bid'atlerin başı ben demektir. Ben demek ise, Allahü teâlâdan, büyüklerden gelen feyz ve bereketi keser. Allahü teâlâ hepimizi, başkasından gelecek felaketten önce, kendimizin kendimize vereceği felaketten korusun, çünkü başkasının felaketi bunun yanında hiç kalır. En büyük düşmanımız nedir? Bunu Allahü teâlâ, şu hadis-i kudsi ile bildiriyor: (Nefsinize düşman olun, çünkü o bana düşmandır.) Kâfir de Allah'ın düşmanıdır, ama Allahü teâlâ öncelikle, kendi nefsimize düşman olmayı emrediyor. Onun için, düşmanı dışarıda değil, içeride aramak ve ona karşı uyanık olmak gerekir. En büyük korku, başkasından değil, kendimizden gelecek zarardadır. Peygamber efendimiz, (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez) ve (Mala ve paraya tapınana Allah lanet etsin) buyuruyor. Dine edilen hizmet ne kadar büyürse büyüsün, ilk başlangıç noktasından, sağa veya sola bir milim sapmamalı, çünkü hizmet edenler kendini değiştirirse, onlara verilen nimet de değişir. O zaman da felaket olur. Hızlı giden bir vasıtanın kullanılması, çok dikkat ister. Kaptanın başarılı olması, vasıtayı iyi kullanması, bir maharettir. Vasıta iyiyse, sağlamsa, yakıtı varsa, kaptanın mahareti ortaya çıkar. Vasıtanın içindeki parçaları iyi değilse, bakımı iyi yapılmamışsa, yakıtı yoksa, birçok aksamı bozuksa, kaptan ne kadar kabiliyetli olursa olsun, vasıta yürümez. Bu yüzden, hizmet vasıtasını, hep birlikte en iyi yere götürmek gerekir. Her arkadaşı vasıtanın bir parçası veya her arkadaşı vücudun bir organı, bir hücresi olarak düşünmek gerekir. Başın salim olması, iyi karar vermesi, organların iyi, sağlıklı olmasına bağlıdır. Bu da, verilen vazifeyi yapmak, âmire itaat etmek ve günah işlememekle olur. GÜNAH VE ŞÜPHE Allahü teâlâ bir kuluna, Ehl-i sünnet itikadını vermişse, bir de ona İslamiyet'e hizmeti nasip etmişse, o, hayırlı bir insandır. Eğer bu hizmet nasip edilmemişse, bunun iki sebebi vardır: 1- Ya çok büyük bir günahın içindedir, hemen tevbe etmesi şarttır. 2- Veya inandığı bu yolun büyükleri hakkında şüphesi vardır. Zerre kadar şüphe, hattı koparır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Arefe günü neler yapmak gerekir? CEVAP: Arefe günü yapılacak işlerden bazıları şunlardır: Arefe günü sabah namazından, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, 23 farz namazın bitiminde selam verince, teşrik tekbiri okumak vacibdir. Bir kere, (Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) denir. Camiden çıktıktan sonra veya konuştuktan sonra, okumak lazım değildir. İmam tekbiri unutursa, cemaat terk etmez. Erkekler, yüksek sesle okuyabilir. Bu tekbir getirilen günler, Arefe, bayram ve eyyam-ı teşrik denilen üç gündür, hepsi beş gün ediyor. İlk güne Arefe, ikinci güne bayram, Zilhicce'nin 11, 12 ve 13. günü olan diğer üç güne de, eyyam-ı teşrik [teşrik günleri] deniyor. Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmak sevabdır, fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur'a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevab yazılır.) [R. Nasıhin] (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani] (Arefe günü tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilin] (Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim] (Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh] (Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik] (Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.) [Gunye] (Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye] (İbadet olarak, ilim öğrenmek en faziletlisidir. İlmihal okumakla en uygun ilmi öğrenmiş oluruz.) (Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki] (Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah'ın kıymet verdiği bir gündür.) [Deylemi] (Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani] Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmaksa, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi diliyle incitmemek demektir. Bunlara riayet eden Arefe gününü değerlendirmiş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bayramda neler yapmak gerekir? CEVAP: Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet'e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Bayram gecelerini ihya eden, büyük saadete kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberani] Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan, [mümin], herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusuru için kimseye darılmamak gerekir. Dargınlık olsa bile üç günden fazla sürmemeli. Şayet bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Birbirinizle münasebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allah'ın kulları kardeş olun! Bir Müslümanın diğer kardeşine darılarak üç günden çok uzaklaşması helal değildir.) [Buhari] (Müslümana üç günden fazla dargın duran, Cehenneme gider.) [Nesai] (Birbirine dargın iki kişiden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, melekler alır. Selam almayana da şeytan, sevinçle iltifatta bulunur.) [İbni Ebi Şeybe] (Müminin kardeşine üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün sonra, ona selam verip hatırını sormalıdır. Onun selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud] (Din kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günaha girer.) [Beyheki] (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Allahü teâlâya arz olunur. Allahü teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten, birbirine kin tutan iki kişi istifade edemez. Allahü teâlâ "O iki kişi barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin" buyurur.) [İ. Malik] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Almanya'da yemin kefareti
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Almanya'da unun kilosu 0,25-0,30 Euro arasındadır. Bir fıtra miktarı 1750 gram olduğuna göre, bir günlük fıtra tutarı yaklaşık 0,50 Euro ediyor. 10 günlük yemin kefareti için 5 Euro tutarında kitap vermek yetiyor. Yani 0,50 Euro'dan 10 tane din kitabını 10 fakire versem, yemin kefareti yerine gelir mi? Mesela, Hakikat Kitabevi yayınlarından 10 tane "Namaz Kitabı" 10 Euro ediyor. 10 tane "Namaz Kitabı" verilse yemin kefareti verilmiş olur mu? CEVAP: Elbette olur. Buğdaya göre hesap edilirse, 10 Euro ile birkaç yemin kefareti verilebilir. Türkiye'deki durum da bundan pek farklı değildir. Ölçü, bir fıtra tutarındaki kitaptan 10 tane vermektir. Bir fıtra tutarı Almanya'da da, Türkiye'de de yarım Euro'dur. 5 Euro bir yemin kefareti için kâfi gelir. Yemin kefareti için 10 kitap şarttır. Fiyatları önemli değildir. Yarım veya 1 Euro da olabilir, 10 Euro da olabilir. Önemli olan 10 kitap vermektir. ADAK YERİNE YEMİN KEFARETİ Sual: S. Ebediyye'de, şarta bağlı olan adağı yerine getirmeyip yemin kefareti vermenin de caiz olduğu bildiriliyor. Aynı yerde, hâsıl olmasını istemediği bir şeyi şart ederse, şart hâsıl olunca, adağın yerine yemin kefareti vermenin de caiz olduğu bildiriliyor. İkincisinde (İstemediği şey hâsıl olunca) diye ayrıca belirtilmiş. Birincisinde ise, (istemediği) diye bir ifade yok. İstediğimiz bir şey hâsıl olunca da, adağı yerine getirmeyip yemin kefareti vermek yeterli oluyor mu? CEVAP: Evet, yeterli olur. YEMİN ETTİM DEMEK Sual: (Ben, o işi yapmamaya yemin ettim) demekle yemin edilmiş olur mu? CEVAP: Evet, doğru söylüyorsa, yani gerçekten o işi yapmayacaksa yemin etmiş olur. O işi yapacağı halde, yalandan öyle diyorsa yemin olmaz, yalan söylemiş olur. (Hindiyye) KADININ YEMİN ETMESİ Sual: Kadın, beyine, (Sen, bana haramsın) veya (Seni, kendime haram ettim) dese, ne gerekir? CEVAP: Bu yemin olur, kadının söylemesinin nikâha zararı olmaz. Sözünde durmayıp kocasıyla beraber olursa, yemin kefareti vermesi gerekir. (Hindiyye) SENİNLE KONUŞMAK HARAMDIR Sual: Bir kimse diğerine, (Seninle konuşmak haramdır) dese yemin olur mu? Yani konuşursa yemin kefareti vermesi gerekir mi? CEVAP: Evet, yemin olur. Konuşursa yemin kefareti vermesi gerekir. (Hindiyye) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Dini nikâh nasıl kıyılır?
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Gelin ve damadın kendileri de, orada bulunuyorsa, dini nikâhları nasıl kıyılır? CEVAP: Belediyedeki resmî muameleler bittikten sonra, Müslüman bir erkek, Hanefî mezhebine göre, Müslüman iki erkek şahit yanında, evleneceği kıza, (Seni hanım olarak aldım) der, kız da, (Ben de, seni koca olarak kabul ettim) derse, nikâh sahih olursa da, sünnete uygun nikâh şöyle kıyılır: Bu devirde dini bilenler azaldığı için, nikâh kıyacak kimse, damada ve geline, Allahü teâlânın sıfatlarını sayıp, İmanın ve İslam'ın şartlarını da söyledikten sonra, (Kabul ettin mi?) diye sorar. Evet cevabını alıp, damatla gelinin Müslüman olduğu böylece anlaşıldıktan sonra nikâhları kıyılır. Önce gelinin adını, mesela Ahmet kızı Fatma diye yazar. Sonra damadın adını, mesela Hasan oğlu Ali diye yazar. Sonra iki erkek şahidin adını, babalarının isimleriyle birlikte yazar. Sonra, uyuşulan mehr-i müecceli ve mehr-i muacceli yazar. [Mehr-i müeccelin çok olması kızın menfaatinedir. Mesela 11 Reşat altını olabilir. Erkek boşadığı zaman bu mehri vermesi şarttır. Çok olursa, basit sebeplerle hanımını boşamaz.] Sonra, istiğfar ile Euzü Besmele'den sonra, bu duayı okur: (Elhamdü lillahillezî zevvecel ervâha bil eşbâh ve ehallennikâha ve harremessifâh. Vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedinillezî beyyenel-harâme vel-mubâh ve alâ Âlihi ve Eshâbi-hillezîne hüm ehlüssalâhi velfelâh.) Euzü Besmele çekip, Nur suresinin 32. âyet-i kerimesini okuyup, (Sadakallahül'azîm) der, sonra, (Kâle Resulullah, "En-nikâhü sünnetî femen ragibe an sünnetî feleyse minnî." Sadaka Resulullah. Bismillâhi ve alâ sünnet-i resûlillah) der. Sonra geline dönüp, (Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin sünneti, amelde mezhebimizin imamı olan İmam-ı a'zam Ebu Hanife hazretlerinin ictihadı ve hazır olan Müslümanların şahitlikleriyle, [mesela] 11 Reşat altın mehr-i müeccel ve 1 Reşat altın mehr-i muaccelle, Hasan oğlu Ali'yi kocalığa kabul ettin mi?) der. Gelin de, (Evet, bildirilen mehr-i müeccel ve mehr-i muaccel ile Hasan oğlu Ali'yi kocalığa kabul ettim) der. Sonra damada dönüp, yine Bismillâhi ve alâ'dan başlayıp okur. (Ahmet kızı Fatma'yı, bildirilen mehr-i müeccel ve mehr-i muaccel ile hanımlığa kabul ettin mi?) der. Her ikisine üçer kere ayrı ayrı sorar ve (Evet, kabul ettim) diye cevap alınca, (Ben de nikâhınızı kıydım) der. Sonra, www.dinimizislam.com sitesindeki nikâh duasını okuması iyi olur. Gelin veya damadın, birinin veya her ikisinin de olmadığı durumlarda, vekaleten nikâhlarının nasıl kıyılacağı da bu sitemizde yazılıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İcma nedir? İcma'ı inkâr küfür müdür? CEVAP: Eshab-ı kiramın söz birliğine icma denir. Bir şeyi, Eshab-ı kiram, sözbirliğiyle bildirmediyse, Tabiinin sözbirliği bu şey için icma olur. Tabiin de bu şeyi sözbirliğiyle bildirmediyse, Tebe-i tabiinin sözbirliğiyle bildirmeleri, bu şey için icma olur, çünkü bu üç asrın âlimleri yani müctehidleri, hadis-i şerifle övülmüştür. Bunlara Selef-i salihin denir. (S. Ebediyye) İcma'a uymak farzdır. İcma'ı inkâr ise küfürdür. Hazret-i Ebu Bekir'le Hazret-i Ömer'in hilafetlerini inkâr eden kâfir olur. Cenaze namazının farz-ı kifâye olduğunu inkâr eden de kâfir olur, çünkü bunları inkâr eden, icma'ı inkâr etmiştir. (Redd-ül-muhtar) Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icma'ı ile haber verilmiş olan icmaları, âyet-i kerime ve mütevatir olan hadis-i şerif gibi kuvvetlidir, inkâr eden kâfir olur. Eshab-ı kiramdan bazısının icma edip, diğerlerinin sükût ettikleri icma da, kesin delildir. Gerek Eshab-ı kiram, gerekse âlimler topluluğu, sapıklıkta, yanlış bir şey üzerinde sözbirliği yapmazlar. Bir hadis-i şerif meali: (Ümmetimin âlimleri, dalalette, sapıklıkta birleşmez.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Taberani] Kur'an-ı kerimde de, Eshab-ı kirama ve salih âlimler topluluğuna uymayanların Cehenneme gideceği bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali: (Doğru yol açıkça belli olduktan sonra, Resulullah'a karşı çıkıp, müminlerin [Eshab-ı kiramın ve âlimlerin] yolundan ayrılanı döndüğü sapık yolda bırakır, Cehenneme atarız.) [Nisa 115] Eshab-ı kirama cemaat dendiği gibi, âlimler topluluğuna da cemaat denir. Üç hadis-i şerif meali: (Cemaatten bir karış ayrılan, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.) [Buhari] (Sürüden ayrılanı kurt, cemaatten ayrılanı şeytan kapar. Sakın cemaatten ayrılmayın!) [Tirmizi] (Allahü teâlânın rızası, icma'dadır.) [İbni Asakir] HAÇ MÜSLÜMAN OLUR MU? Sual: (Boynuna haç, beline zünnar yani papaz kuşağı takılıp bir kere secdeye gidilirse veya namaz kılınırsa, haç ve zünnar Müslüman olmuş olur. Artık bunlarla namaz kılmakta sakınca olmaz. Diğer küfür alametlerinin hepsi böyledir) diyenler oluyor. Haç ve zünnar Müslüman olur mu? Cebe bir şişe şarap konsa, onunla namaz kılınsa, şarap Müslüman mı olur? CEVAP: Haç ve zünnar, küfür alametidir. Bunlar secdeye gitmekle, zemzemle yıkanmakla küfür alameti olmaktan çıkmaz. Haç denilen putu, papazların zünnar denilen kuşaklarını ve diğer küfür alametlerini, namaz kılarken kullanmak da küfür olur. Şarapla namaz kılmak sahih olmaz ve şarap cepte olunca Müslüman falan olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kıyametin yaklaşmasıyla karanlıklar artar. Karanlık arttıkça, insanların çarpışması da artar, o ona çarpar, o ona çarpar. Ortalığı karartan ise haramların, bid'atlerin ve küfrün zulmetidir. Öyle ki, İmam-ı Rabbani hazretleri, asırlar önce, kendi zamanı için, (Bid'atler o kadar çoğaldı ki, dünya karardı) buyuruyor. O zaman bid'atler ortalığı karartmıştı. Âhir zamanda ise, küfrün zulmeti ortalığı karartıyor. (Âhir zamandaki ümmetim, emirlerin onda birini yapsalar, kurtulurlar) hadis-i şerifindeki onda birden maksat, imanı koruyup, doğru imanla ölmektir. Bunu başaran kurtulur, çünkü ahir zamanda en büyük felaket, imansız ölmektir. İmansız ölen, sonsuz Cehenneme gider. Bu zamanda helal ve haram o kadar karıştı ki, çok kimse haramları bilmiyor. Haramın birini hafif gören imanını kaybeder. Peygamber efendimiz, (Âhir zamanda gelecek ümmetimin en büyük derdi, imanı korumak ve kurtarmaktır. En büyük felaketi ise imanı kaybetmektir) buyuruyor. İbadetler bizi kurtarmaz, ama imanı korumaya yardımcı olduğu için çok kıymetlidir. Bu, şuna benzer: Mesela, müthiş bir fırtına var. Bu fırtınadan mum ışığını korumak için, onun sönmemesi için, 20-30 tane içi içe cam muhafazaya koymak lazımdır. Açıkta kalan mum hemen söner. Bu yüzden, âhir zamanda daha çok ibadet yapmak gerekir. İmanı kurtarmak için, daha çok ihlaslı olmak gerekir. Hâlbuki eskiden imanı kurtarmak, bu kadar zor değildi, çünkü o zamanlar böyle bir fırtına yoktu. Cam olmasa bile, mum yine yanıyordu. Her taraf sükûnet içindeydi. Mumlar sönmeden yanıyordu, üstelik mum çoktu. Bugün nur kalmayınca, küfürler ve haramlar tabiî bir hâl aldı. İşte bu durum çok tehlikelidir. Çok daha kötü günler gelecek, zaman gittikçe kötüleşecektir. Kâfir olarak ölmenin yanında, günahkâr olarak ölmek büyük saadettir. Günahkâr, er geç kurtulur. (Büyük günahı olanlara şefaat edeceğim) ve (İmanla öl, gerisine karışma) hadis-i şeriflerine uyarak imanı kurtarmaya çalışmalı. Bu da Ehl-i sünnet itikadında olmak ve haramlardan sakınıp ibadetleri yapmakla mümkün olur. İmanımızı muhafaza için, Peygamber efendimizin bildirdiği, (Allahümme innî e'ûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a'lemü ve estağfirü-ke li-mâ lâ-a'lemü inneke ente allâmülguyûb) duasını, sabah akşam okumalı. (Allah'ım bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek koştumsa beni affet, Sen her şeyi bilirsin) manasındadır. (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah) diyerek imanı sık sık tazelemeli. Küfre sebep olan söz ve işlerden uzak durup, imanı korumaya çalışmalı. Allahü teâlâ hepimizi küfür felaketinden muhafaza etsin, iman selameti versin! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyayı yaşanmaz hale getiren, insanlardır. Dünyanın yani taşın toprağın ne suçu var! İnsanın insana yaptığı kötülüğü, hiçbir kedi kediye, hiçbir aslan aslana yapmıyor. Dinimizde kalb kırmak haramdır, 70 defa Kâbe'yi yıkmaktan daha büyük günahtır. Böyle büyük bir günahı, imanı en zayıf olan Müslüman bile, hatırından geçirmez. Adam öldürmek, içki içmek ve hırsızlık bile, kalb kırmanın yanında hafif kalır. Âhir zamanda yaşayan Müslümanların işi zordur. Onların iki mesuliyeti vardır. Biri, Müslümanın kendisini, çoluk çocuğunu ateşten kurtarmak mesuliyeti, biri de, fitneye sebep olmadan İslamiyet'i yayma mesuliyetidir. Emr-i marufu terk etmek büyük günahtır. Emr-i maruf yapayım derken bir de fitneye sebep olursa, o zaman daha büyük günah olur. Zaman gittikçe kötüleşecek, bu fırsat da her zaman olmayacak, (Bir zaman gelecek fitneler o kadar yayılacak ki, hakiki Müslümanlar fitneye bulaşmamak için dağlara kaçacak, yiyecek bir şeyler bulamayıp, ot yiyecekler. O gün oklarınızı, yaylarınızı kırın! Kılıçlarınızı taşa vurun! Fitneye karışmayın) hadis-i şerifinde bildirilen günler de elbette gelecektir. Fitne çıkarmadan emr-i maruf yapma fırsatı varsa, bunu iyi değerlendirmek gerekir. Yapılacak bir hayırlı hizmeti, yarın yaparım diyerek geciktiren, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir kitap fazla vermeyi, yarın veririm diyerek erteleyen, o gün kaybeder. Hiç kimsenin yarına çıkacağı belli değildir. Dünya karanlığa gidiyor, çünkü Peygamberler güneş gibidir. Eskiden güneşler batar, yeni bir güneş doğardı. Bin senede olsa bile, muhakkak güneş gelirdi. O resulün gelmesi yeterliydi. İsterse, inanan bir kişi olsun, bütün dünya onun bereketine kavuşurdu. Bütün insanlar güneşin varlığını inkâr etse, güneşin nurunu söndüremez. Güneş güneştir, o yine, feyzini, bereketini, nurunu verecektir. Peygamber efendimiz vefat edince, son nübüvvet güneşi de battı. Bir daha güneş doğmaz, fakat ortalık da birdenbire kararmaz. Nasıl güneş battığı zaman biraz alacakaranlık olur, ondan sonra biraz daha kararır, gittikçe kararmaya devam eder. Karartı arttıkça da, yıldızlar çıkar, ay çıkar, ama hiçbiri güneşin yerini tutamaz. Bununla beraber ayın ve yıldızların ışığı zifiri karanlıktan korur. İşte, âlimler, evliya zatlar ve bunların kitapları da, ay ve yıldızlar gibidir. Karanlıkta yolumuzu aydınlatırlar. Onlar da kaybolursa, yolumuzu bulmamız imkânsızlaşır. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İbadet ederken, diğer üç mezhepten birini de taklit etmeyi, mezhepten hatta dinden çıkmak gibi kabul edenler var. Muteber din kitapları, mezhep taklidi konusunda ne yazıyor? Taklit zaruret halinde mi olur, yoksa ihtiyaç halinde de olur mu? CEVAP: Zaruret halinde taklid gerektiği gibi, ihtiyaç halinde de taklid gerekir. Bir farzı yapmanın veya bir haramdan sakınmanın imkânsız veya meşakkatli, güç olması durumunda, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde çare yoksa diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çare varsa, o iş için, o konuda o mezhep taklid edilir. Bu konuda muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir: Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklid edilir. (Redd-ül-muhtar) Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklid caizdir. (Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat) Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin o konudaki şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. (Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika) Tâbi olduğu mezhebe uyarak bir işi yaparken harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklid ederek yapılır. (İbni Emir Hac) Bir Hanefi'nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için, Şafii'yi taklid etmesinde bir mahzur yoktur. (Bahrürraık, Nehrülfaık) Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki'ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi'de bildirilmemişse, Maliki taklid olunur. (Redd-ül-muhtar) Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç olan şeylerin, Hanefi'ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani) İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklid etmesi caizdir. (İ. Hümam) Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklid etmek için, o mezhebin o konudaki şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak gerekir. Sebepsiz uymazsa, taklid caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklid yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf'a, Cuma'yı kıldıktan sonra, abdest aldığı suyun necis olduğunu söylediler. O da, (Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir) buyurdu. (Hadika) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Zaruret veya ihtiyaç hâlinde, bir konuda, diğer üç mezhepten birini taklit ederken, o mezhebin şartlarına uymak gerekir mi? CEVAP: Evet. Herkes, kendine kolay gelen, dört hak mezhepten birine uyabilir. İhtiyaç hâlinde, bir işini bir mezhebe, başka işini başka mezhebe göre yapabilir. Ancak bir işin hepsini, bir mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapması gerekir. (Redd-ül-Muhtar) Bir işi bir mezhebe göre yaparken, bu mezhebin, bu işin sahih olması için koyduğu şartlardan, yapılabilmesi mümkün olanların hepsini yapması gerekir. Bunlardan biri yapılmazsa, bu iş sahih olmaz. (Hulasat-üt-tahkik) Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklid etmek gerekiyorsa, iki mezhepte de bâtıl olacak bir şey yapmamak şarttır. Mesela abdestte, Şâfiî'yi taklid ederek uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli dokununca, Maliki'ye göre abdest bozulmaz diyerek namaz kılsa, bu namazı bâtıl olur, çünkü kadına dokunduğu için Şafii'ye göre, uzuvlarını ovmadığı için de Maliki'ye göre abdesti sahih değildir. (Tahrir) Bir iş için, başka mezhep taklid edildiği zaman, o mezhebin bu iş için koyduğu şartların, [uyabildiklerinin] hepsine uymak gerekir. Bu şartlardan biri eksikse ibadet sahih olmaz, çünkü meşakkat olunca, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, zaruret olmadıkça, ancak bütün şartları yerine getirmekle caiz olur. (Mizan-ül-kübra) İsmail Nablüsi hazretleri buyuruyor ki: İhtiyaç olunca, başka mezhebi taklid ederek işini yapabilir, fakat bu iş için, o mezhepte olan şartların hepsini yerine getirmesi gerekir. (İkd-ül-ferid) Dünyalığa, şehvetine kavuşmak için, başka mezhebi taklid caiz değildir. (Ukud-üd-dürriyye) Muhammed Bağdadi hazretleri buyurdu ki: Başka mezhebi taklid etmek için üç şart vardır: 1- Kendi mezhebine göre başladığı bir işi, başka mezhebe uyarak tamamlayamaz. Mesela, Şafii'nin şartlarına uymadan, sadece Hanefi'ye göre aldığı abdestle, Şafii'ye göre namaz kılamaz. 2- Taklid ettiği iki mezhep de bu işe, bâtıl dememeli. Bir Şafii, (Şafii'de abdest uzuvlarını ovmak farz değil, Maliki'de de kadına dokunmak abdesti bozmaz) diyerek, yabancı kadına dokunarak ve uzuvlarını ovmadan aldığı abdestle namaz kılarsa, bu iki mezhebe göre de namazı sahih olmaz, çünkü yabancı kadına dokunmak, Şafii'de abdesti bozar. Ovmak ise Maliki'de farzdır. 3- Mezheplerin kolaylıklarını toplamak caiz değildir. Mesela, Hanefi'de velisiz veya Maliki'de, tanıdıklara duyurmak şartıyla, şahitsiz yapılan nikâh sahihtir, ama hem velisiz, hem de şahitsiz olan bir nikâh sahih olmaz. (Taklid risalesi) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Diğer üç mezhepten birini taklit etmenin zorunlu ve caiz olduğu durumlar nelerdir? CEVAP: Birkaç örnek verelim: 1- Şafii'ye göre zekâtın, Kur'an-ı kerimde bildirilen sekiz sınıfın her birine verilmesi gerekir. Bunlardan, müellefe-i kulub sınıfı [ve zekât toplayan memur sınıfıyla, kölelikten kurtarılacak borçlu sınıfı] bugün yoktur. Bunları bulup zekât vermek imkânsız olduğu için, Şafiilerin bu sınıflardan sadece birine verebilmek için, Hanefi'yi taklid etmeleri gerekir. (Mektubat-ı Rabbani 3/22) 2- Hacda kadınlara dokunarak, abdestinin bozulma ihtimali olan Şâfiîlerin, Hanefî veya Mâlikî'yi taklid etmesi gerekir. Bu konudaki taklidi kabul edip de başka konularda taklid olmaz demek çok yanlıştır. İhtiyaç olunca, her konuda olur. Taklidin caiz olduğu durumlara örnekler: 1- Şafii'de sütkardeş olmak için, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmek gerekir. 1-2 kere emen bir Hanefi, (Şafii'de sütkardeş olmaz) diye, sütkardeşiyle evlenemez. Ancak, evlendikten sonra sütkardeş oldukları meydana çıkmışsa, o zaman bir yuvanın yıkılmaması için, Şâfiî taklid edilebilir. 2- Üç talakla boşanan kadın, başka bir erkekle evlenip, o erkek de, bunu boşamadıkça, eski kocasıyla evlenemez. Böyle bir durumda, ilk nikâhları Şâfiî'ye uygun yapılmamışsa, Şâfiî taklid edilerek, Şâfiî'ye uygun nikâh yapmaları caiz olur. (Redd-ül-muhtar) 3- Şâfiî'de, fitre için, buğdayın veya diğer maddelerin kıymeti kadar altın, gümüş vermek caiz değildir. Hanefî taklid edilerek, buğday yerine, değeri kadar altın veya gümüş vermenin caiz olduğu Şemseddin-i Remli'nin fetvasında yazılıdır. (S. Ebediyye) 4- Hanefî'de lavman, orucu bozar. Ancak şiddetli kabızlık çeken, bu sıkıntıdan kurtulmak için Maliki'yi taklid ederek, oruçluyken lavman yaptırırsa, oruca devam edebilir, çünkü Maliki'de lavman orucu bozmaz. (Mizan-ül-kübra) 5- Hanefî'de, ödünç verirken ödeme tarihi belirlemek caiz değildir. İhtiyaç olunca, ödeme tarihi koyabilmek için, Mâlikî'yi taklid etmek caiz olur. (Eşbah) 6- Şâfiî'de, ölü için iskat yapılmaz. Hanefi taklid edilerek iskat yapılabilir. (Neful-enam) 7- Şâfiî'de, oruca imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Uyumak, unutmak gibi herhangi bir sebeple bunu yapamayan bir Şâfiî, orucunu kurtarmak için, (Bu orucumu Hanefî'ye uyarak tutuyorum) derse oruç sahih olur. Bozulmaktan kurtulmuş olur. 8- Bir işi yapmakta harac olursa, zayıf kavle uyulur. Buna uymakta da harac olursa, başka mezhep taklid ederek yapılır. (İbni Abidin, Hadika) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dışarıdan müdahale etmekle namazı bozanlar nelerdir? CEVAP: Bazıları şöyledir: 1- İmamdan başkasının duasına âmin demek bozar. Yanımızdaki biri, işitebileceğimiz kadar sesle Fatiha okusa, biz onun okuduğu Fatiha'ya âmin dersek namaz bozulur. Yahut biz yalnız namaz kılarken, yanımızda cemaatle namaz kılınsa, o cemaatin imamı Fatiha'yı okuyunca bizim âmin dememiz namazı bozar, çünkü o kendi imamımız değildir. Yahut biri yanımıza gelip, Allah senin günahlarını affetsin dese, biz de âmin desek namazımız bozulur. Hoparlörden çıkan ses, fen yönüyle de imamın kendi sesi olmadığı için, bu sese âmin demek de namazı bozar. 2- Başkasının sözüyle yerini değiştirmek, mesela imamla beraber iki kişi namaz kılarken, üçüncü bir kişi gelip, imamın yanındaki duran kimseye, arkaya gel dese veya omzuna vursa, o da gelen kimseye uyup geriye gelse namazı bozulur. Kendi arzusuyla, gelirse bozulmuş olmaz. 3- Namaz kılarken yanına gelen biri, biraz çekil de, ben de yanına sıkışayım dese, o da, onun sözüyle yer açsa namazı bozulur, çünkü namazda başkasının emriyle hareket etmiştir. 4- İmamından başkasının yanlışını düzeltmek namazı bozar. Mesela başka birisi Kur'an-ı kerim okurken yanlış okusa, namaz kılan da, kelimenin doğrusunu söylese namazı bozulur, çünkü kendi imamından başkasına cevap verilmiş oluyor. Kendi imamı yanlış okusa düzeltmek yahut âyetin devamını getiremese, ona hatırlatmak bozmaz. 5- Birisi çağırınca veya bir şey sorunca, (La havle ve la kuvvete illa billah) veya (Sübhanallah) yahut (La ilahe illallah) demek namazı bozar. Namazda olduğunu bildirmek için söylerse, namaz fasid olmaz. Sorana cevap maksadıyla söylerse bozulur. Bu inceliğe dikkat edilmelidir. 6- Diliyle veya eliyle başkasının selamını almak bozar. Birisi, biz namaz kılarken, bilerek veya bilmeyerek bize selam verse, biz de alsak veya elimizle aldığımızı bildirsek, mesela elimizi göğsümüze koysak veya başımıza kaldırsak, cevap olacağı için namaz bozulmuş olur. 7- Aksırıp (Elhamdülillah) diyene, (Yerhamükallah) demek bozar, çünkü onun hamd etmesine cevap verilmiş oluyor. 8- Bir musibet, kötü bir haber işitince, (İnna lillah ve inna ileyhi raciun) demek bozar, çünkü o habere cevap verilmiş oluyor. 9- Allahü teâlânın ismi işitilince, (Celle celalühü) gibi bir söz söylemek bozar, çünkü bu da dışarıdan birine cevap vermek sayılıyor. 10- Resulullah efendimizin ismini işitince, (Sallallahü aleyhi ve sellem) demek veya başka salevat getirmek namazı bozar, çünkü bu da dışarıdan birine cevap vermek demektir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (İki elin bir hareketi namazı bozar) deniyor. Bu her zaman böyle midir? CEVAP: Kitaplarda, (İki elle bir hareket de, bozar denildi) deniyor. Denildi ifadesi, bu kavlin zayıf olduğunu gösterir. Ancak amel-i kesir olursa o zaman bozar. Şunlar ise mekruhtur: 1- İki ele dayanarak kalkmak veya iki ele dayanarak oturmak mekruhtur. 2- Secdeye inerken pantolon paçalarını iki elle çekmek mekruhtur. 3- İki elin parmaklarını namazda birbirleri arasına koymak mekruhtur. 4- Rükûa eğilirken ve kalkarken iki eli kulaklara kaldırmak mekruhtur. 5- Namazda, secde yerinden taşı, toprağı elleriyle süpürmek mekruhtur. İki elle yapılması âdet olan bir iş amel-i kesirdir. Yani çok iş yapılmış olur. İki elle yapılan bir iş, bir elle de yapılsa, yine namazı bozar. Mesela, sarık sarmak, elbise giymek, düşmekte olan pantolonunu çekip kayışını bağlamak gibi iki elle yapılması gereken işler, bir elle de yapılsa, amel-i kesir olur, namazı bozar. Bir kadının açılan başörtüsünü, az bir hareketle örtmesi mümkün olmazsa, kapatmaya uğraşması amel-i kesir olup, namazı bozar. Bir elle yapılması âdet olan az bir iş, iki elle de yapılsa namazı bozmaz. Mesela, yanında duran elektrik düğmesine basmak veya söndürmek yahut açık kapıyı iki elle iterek kapatmak gibi işler buna dâhildir. MURAKABE NEDİR? Sual: Murakabe nedir? CEVAP: Sözlük manası, kontrol etmektir. Istılah manası ise, kulun, bütün hâllerinde, Allahü teâlânın kendini gördüğünü bilmesi ve Onu unutmaması demektir. Bir diğer manası da, nefsi kontrol etmek, ondan gâfil olmamaktır. Nefsin her an gözetilmesi, kontrol edilmesi lâzımdır. Ondan gâfil olursak, nefs, şehvet ve tembelliği ister. Murakabenin esası, her yaptığımızı, her düşündüğümüzü Allahü teâlânın bildiğini unutmamaktır. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, dışını gördüğü gibi, içini yani niyetini, düşüncesini bilir. Bu durumu bilenin, işleri ve düşünceleri elbette dine uygun olur. Murakabe, Allahü teâlânın her an insanı görmekte ve bilmekte olduğunu düşünmektir. Bu da, doğru namaz kılmakla hâsıl olur. (H. S. Vesikaları) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Evliyanın çoğu her gece, o gün yapmış olduğu işlerini, sözlerini, hareketlerini, düşüncelerini, her birinin niçin olduğunu anlarlar. Kusurlarını ve günahlarını temizlemek için, tevbe ve istiğfar ederler. Her gece yatarken yüz defa, (Sübhanallahi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber) okuyan, muhasebe yapmış, kendini hesaba çekmiş sayılır. (1/309) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Yuşa aleyhisselam zamanında, Allahü teâlâ bir kavmi helak etti. O kavmin içerisinde kırk bin salih Müslüman, altmış bin de âsi, günahkâr insan vardı. Melekler, (Ya Rabbi, âsileri helak edelim, ama âbidleri [çok ibadet edenleri] ne yapalım?) diye sordular. Allahü teâlâ, (Onları da beraber helak edin) buyurdu. Melekler, merak edip hikmetini sordular. Allahü teâlâ, (Bunlar, benim kötü dediklerime kötü demediler. Kötülerle yiyip içtiler ve dost oldular. Onlara emr-i maruf yapmadılar. Onlar ateşe giderken, kurtarmaya çalışmadılar, dinimi tebliğ etmediler. Yüzlerini bile ekşitmediler. O halde, hepsini helak edin) buyurdu. Dolayısıyla insan, sadece kendini değil, ailesini, etrafını, bulunduğu cemiyeti, beraber bulunduğu insanları kurtarmaya çalışmalı. Kurtarmak demek, Rabbimizin dinini onlara doğru tebliğ etmek demektir. Yoksa kurtaran Allahü teâlâdır, biz sadece vasıta olmaya çalışıyoruz. Hidayet Allah'tandır. Allahü teâlâ, insanları bu dünyaya kendisine ibadet etmeleri için gönderdi. (İnsanları ve cinleri yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım) buyurdu. Yani beni tanısınlar, beni Rab olarak kabul etsinler, benim dediklerime uysunlar diye yarattım demektir, çünkü bütün kâinatı insanların hizmetine verdiğini bildiriyor. Yerde, gökte ne varsa, hepsinin faydası insanlaradır. Bu kadar şerefli, bu kadar kıymetli olan insan, yaratılış gayesini unutursa çok aşağı olur. Bir vücudun bir yerinde ufak bir yara olsa, sıkıntısını bütün beden çeker, hasta olur. Biz tek ümmetiz. Tek ümmet demek, bir vücut demektir. İnsan, tek başına kendini nasıl kurtarabilir? Kişi hücrelerden meydana geldiği gibi, bu cemiyet de hücreler gibi, fertlerden meydana gelmiştir. Herhangi bir ülkedeki Müslümanların başına gelen olaylar bizi üzmüyorsa, bizde bir bozukluk var demektir. O Müslümanların feci hali, çektikleri acılar bizi yakmıyorsa, imanda bir bozukluk var demektir. Bir topluluğun içerisinde, Allahü teâlânın razı olduğu bir makbul kulu olsa, onun hürmetine hepsini affeder. Öyle merhametli ki, aynı yoldaki ve inançtaki insanlar huzuruna geldiği zaman, Allahü teâlâ, o toplumun içerisinde, iyileri ayırıp kötüleri reddetmez. İnsan dünyada kiminle beraberse ahirette de onlarla beraber olacaktır. Bunun için, yapılacak iş, iyilerle beraber olmak, iyilerin arasında bulunmaktır. Allahü teâlâ daima iyilerle karşılaştırsın! Bize iyi işler nasip etsin! İyilerle beraber olmak, onlarla dost olmak nasip eylesin, düşmanların şerrinden, nefsimizin ve şeytanların şerrinden bizi korusun! > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hedef iyi tespit edilirse, ona göre ibadetler, işler, hizmetler rayına oturur. Hedef, Rabbimizin rızasıdır. Başkasının razı olup olmaması önemli değildir. İnsanların kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsizdir. Allahü teâlânın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetlidir. Herkes tercihine göre muamele görecektir. Allahü teâlâ âhirette, çok ümitle gelen bazı kullarını maalesef cezalandıracak, onlara şöyle hitap edecek: (Ey kulum, yaptığın işleri, benim rızam için mi, yoksa insanların takdir etmesi veya para için mi yaptın? İnsanlar için yaptın, insanlar da seni takdir etti, para da kazandın, maksadına kavuştun, ama benim için ne yaptın? Dostlarımı benim için sevdin mi? Düşmanlarıma benim için düşmanlık ettin mi?) Düşmanlara düşmanlık, kalble olur, yoksa kimseyle kavga edilmez, tartışılmaz, kimseye hakaret edilmez, ama Allah düşmanlarının sevgisi kalbe sokulamaz. Sevgi, Allah sevgisidir ve Allah için olan sevgidir. Düşmanlık, nefs için olmaz. Allah için olur. Yoksa Allah'a küfreden, yani Onun gönderdiği İslamiyet'e, Peygamber efendimize, Kur'an-ı kerime inanmayan kişilere, kalbinde sevgi besleyen, Cehennemde onlarla beraber olur. Allahü teâlâ bizim işimize değil de, o işi ne niyetle yaptığımıza bakar. Dinimizde niyet, yapılan işten daha önemlidir. Nasıl koskoca bir geminin, her tarafı şatafatlı, her tarafı lüks, her tarafı güzel olsa, ama pusula yönleri yanlış gösterse, geminin kaptanı da, bütün teşkilatı da, hiç işe yaramaz Bir yere gidemez. Küçücük bir alete ihtiyaç var. İşte kalbdeki niyet, pusula gibidir. Beden, beyin ne kadar kıymetli olsa da, yapılan iş ne kadar kıymetli görünse de, niyet bozuksa, maksadı Allah rızası değilse, insan ancak kendisini veya çevresini aldatabilir, ama sonunda hüsrana uğrar. Peygamber efendimiz, (Ameller niyete göredir. Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Allahü teâlâ sizin suretlerinize, işlerinize değil, kalbinize ve niyetinize bakar) buyuruyor. Her mümin, eve giderken evinin istikametini, işe giderken işinin istikametini tayin ettiği gibi, ahirette gideceği yerin istikametini de şimdiden tayin etmelidir. Orada Cennetten ve Cehennemden başka yer yoktur. Ona göre yol azığı hazırlamalıdır. Eve giderken şaşırmıyoruz, başkasının evine gitmiyoruz, mümkün değil. Ancak aklı olmayan, körkütük sarhoş olan şaşırabilir. Aklı yerinde olan, aklını kullanan herkes, adresi şaşırmadan bir yeri bulabiliyor. İşte insan da dünyada, aklını iyi kullanmalı, mal, mülk, şan ve şöhret sevgisiyle sarhoş olmamalı, yani ahirete giderken yolunu şaşırmamalıdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bugün dünyada helal gıda markasını tercih ediyorlar. Helal damgalı olmayanları yemek haram mıdır? CEVAP: Eğer gerçekten her yönüyle temiz ve helal olduğu halde damgası yoksa, yine helal olur, ama helal damgası varsa, helal ve temiz olması garantilenmiş olur, gönül rahatlığıyla yenir. Helal et damgalı ürünler, sadece kesiminin helal olması bakımından değil, sağlık açısından da önemlidir. İhlas Marmara Evleri 1. Kısım'da yeni açılan Şifa Et Market'e alışveriş için gidince, markette helal kesim ve helal ürün sertifikaları gördüm. İlgililer, bu sertifikalar hakkında şu bilgileri verdiler: "İnsanlar, gıda maddelerinin temiz, sağlığa uygun olması yanında, inançlarına da uygun üretilen gıdaları arıyorlar. Biz de, bu istekleri gerçekleştirmek için, konu üzerinde hassasiyetle duran, dünya çapında akredite bir sivil toplum kuruluşu olan Gimdes, yani gıda ve ihtiyaç maddeleri denetleme ve sertifikalandırma kuruluşuna müracaat ettik. Bizim yaptığımız kesimleri ve ürettiğimiz ürünleri Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre denetlediler. Niçin dört mezhebe göre diye bir soru akla gelebilir. Gimdes, dünya helal konseyinin (WHC) üyesidir. Konsey, temsil ettikleri ülke ve toplulukların ihtiyaçlarını, onların tercih ve isteklerine göre karşılıyor. Dünyada Müslümanlar genelde bu dört mezhebe mensuptur. Gıda cinsine göre standartları, dört mezhebe göre tespit edip, denetlemeleri buna göre yaparak, uygulama ve üretimde de standart tesis ediyorlar. Biz de bu hassasiyeti uyguladığımız için, gerekli belgeleri alabildik. Şimdi bu şekilde hazırlanan helal ve temiz gıdaları dünya Müslümanlarına ulaştırmaya çalışıyoruz, Gimdes helal damgalı gıdalar, dünyada helal gıda marketlerinde güvenle tercih ediliyor. Şifa Et Market'in de Gimdes helal sertifikalı ürünleri, kimyasal katkısız olan ve kanserojen olarak ifade edilen, katkı maddeleri bulunmayan, dünyada ilk ürünlerdir. Bu sebeple ürünlerimiz, WHC üyelerince incelendi. Özellikle Çin, Amerika ve Arnavutluk temsilcilerinden Şifa Et Market'in formülüyle ortak üretim teklifleri aldık. Gimdes'in Şifa Et Market'e başarılı ve etkili çalışmalarından dolayı verdiği takdir belgesi de marketimizin duvarında asılıdır. Bu belgeleri bir defa almak yetmiyor, zaman zaman kontroller yapılıyor, helal gıda vasıfları devam ediyorsa, her sene bu sertifikaları yenileniyor. Bu şartlara uymayanların sertifikaları yenilenmiyor." Sağlığımız ve inancımız açısından, fiyatları biraz pahalı olsa bile, helal olduğu konusunda, dünya çapında akreditesi olan sivil toplum kuruluşlarının denetimine açık ürünleri tercih etmeliyiz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hadis düşmanı biri, (Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben zikrolununca Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da ben hatırlanırım) mealindeki hadis için, (Bu hadis, Kur'anın tevhid inancına aykırıdır) diyor. Bir hadis, tevhid inancına aykırı olur mu? CEVAP: Sanki hadis-i şerifin tevhid inancı ile Kur'an-ı kerimin tevhid inancı farklı gibi ayrım yapılıyor. Kimi mezhepsizler de, (Bu hadis, Kur'an-ı kerimin ruhuna aykırıdır) diyorlar. Kur'anın ruhu, hadisin ruhundan farklı gibi, ayrı bir yol çıkarıyorlar. Kur'an-ı kerimde, Peygamberlerin yoluyla Allahü teâlânın yolunu ayıranların kötü hâli bildiriliyor: (Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp, ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, kâfirdir.) [Nisa 150,151] Hiçbir hadis-i şerif, elbette tevhid inancına aykırı olamaz. Bu hadis-i şerifi, Ebu Nuaym ve İmam-ı Begavi gibi büyük hadis âlimleri bildiriyor. Yine, bu konudaki iki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Evliya görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır.) [İbni Mace, Hakim-i Tirmizi] (Gördüğünüzde sizlere Allah'ı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi ahireti düşünmenize yarayanla beraber olun!) [Ebu Ya'la] KIBLEYE DÖNMEK Sual: Trende namaz kılmak zorunda kalırsak, kıble değişebiliyor. Ne yapmak gerekiyor? CEVAP: Misafir, vapurda ve trende, farz namaza, kıbleye karşı durup, secde yeri yanına pusula koyarak, vapur ve tren döndükçe, kendisi kıbleye karşı dönmelidir. Yahut başka birisi, sağa sola onu döndürmelidir. (S. Ebediyye) ZİNA EDENLE NİKÂH Sual: Zinadan hamile kalan kadını veya nikâhlıyken hamile kalıp sonra ayrılan veya kocası ölen kadını nikâh etmek caiz midir? CEVAP: Zinadan hamile kalan kadını, doğumdan önce, nikâh etmek caizdir. Eğer o kadınla zina eden başkası ise, çocuk olmadan önce cima caiz olmaz. (Feyziyye) Nikâhlıyken hamile kalan, sonra kocası ölen veya boşanan kadını, doğuma kadar nikâh etmek sahih değildir. Zina ettiği kadını nikâh etmek ve onunla cimada bulunmak helaldir. (S. Ebediyye) KÂĞIT PARAYLA ZEKÂT Sual: Zekât, kâğıt parayla verilse, fakir de bu parayla kendisine altın alsa, zekât sahih olur mu? CEVAP: Evet, sahih olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
30.11.2010
.Kibir alametleri
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hangi vasıflara sahip olan kibirlidir? CEVAP: Kibirden olan işlere birkaç örnek verelim: 1- Sual soramamak kibirden kaynaklanır. Kibirli, sual sormayı, bilmemenin alameti kabul eder. Sual sorarsam, bilmediğim meydana çıkar der. 2- Hep kendisine sual sorulmasını, başkasına sorulmamasını istemek, bildiği bilmediği her suale cevap vermeye kalkmak, bilmiyorum diyememek. 3- Yol sormaktan çekinmek. Yol ve sual soramamak, ayıplanma, kınanma korkusundan ileri gelir. 4- Âmirinden izin istemeye çekinmek. 5- Misafir olduğu evde, imamlığa layık birçok kimse varken, ev sahibi izin vermeden imamlığa geçmek, herkesten çok kendini imamlığa layık görmek. 6- Bir toplantıda, hep kendi konuşmayı istemek, başkalarının söze katılmasından rahatsız olmak, onların kuzu gibi dinlemelerini istemek. 7- Arkadaşlarına, bir şeyler bildiğini göstermek için, onlara her fırsatta bir şeyler anlatmaya çalışmak, yanlış sandığı şeyleri hemen düzeltmeye, ikaza kalkışmak. 8- Camide, boşluğu doldur diye, ona buna emir vermek ve emir verilenin de, bundan alınması. 9- Yaşına bakılmadan, herkesin birbirine abi denmesi âdet olan yerlerde abi diyememek, sadece ismiyle veya "Ali bey, Veli bey" diye hitap etmek. 10- Övülmekten hoşlanmak, tenkide dayanamamak. Hatasını söyleyene teşekkür edememek. 11- Hakkı kabul etmemek. Bir şey şöyledir denilince tevil etmeye çalışmak, elli dereden su getirip kabul etmeye yanaşmamak. Hâlbuki hakkı söyleyen çocuk da, cahil de olsa, severek kabul etmeli. 12- Vesvese etmek de kibirden olabilir. Kendini ihtiyatlı zanneder, herkesin yanlış yaptığını düşünür. Nasihat kabul etmez, vesvesesine devam eder. 13- Baş olmayı istemek, emir vermekten hoşlanmak. Bazı yönlerini üstün görmek. 14- İnsanlar yanına gitmekten veya bir şey sormaktan çekiniyorlarsa, bu da kibir alametidir. 15- Tevazu gösterisinde bulunmak. "Buyursunlar efendim" diyerek aşırı tevazu göstermek. Bendeniz diye konuşmak. Bazı yazarlar bendeniz diyerek insanlara yol gösteriyor, nasihat ediyor. Bende, köle demektir. Köle nasıl nasihat eder ki, nasıl yol gösterir ki? Ona, şunu şöyle yap dense, kabul etmez. Hani bende yani köle idi? Köle hiç itiraz eder mi? Bu, kibrini örtmeye çalışmaktan başka şey değildir. 16- Kendisi, tevazu olsun diye, bu fakir, bu âciz, bu günahkâr dediği halde, azıcık tenkit edilince, âcizliği, fakirliği kalmayıp öfkelenmek. 17- Herkese sıkıntı vermek, üzmek. Birini diğerine şikâyet etmek. Başkalarının kusurlarını söyleyerek, kendisinin böyle olmadığını bildirmek. Netice: Haddini bilmek tevazu, haddini bilmemek kibir alametidir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (İmanda ittifak halinde olduğumuz Yahudilerle Hristiyanlar, dinsizliğe karşı bizim dostumuzdur) deniyor. Gayrimüslimlerden dost olur mu? CEVAP: Müminlerin dostlarının kimler olduğunu, Allahü teâlâ mealen şöyle bildiriyor: (Sizin dostunuz ancak, Allah ve Resulüyle, namazlarını kılan, zekâtlarını veren ve Allah'ın emirlerine boyun eğen müminlerdir.) [Maide 55] (Ey iman edenler, Yahudileri de, Hristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [İslam'a olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de, onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] (Kâfirleri dost edinen, Allah'ın dostluğunu bırakmış olur.) [Âl-i İmran 28] ÂLEMLERE RAHMET Sual: (Yaratılması ve kendisi değil, sadece peygamberliği rahmettir) denilerek, Enbiya suresinin, (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik) mealindeki 107. âyetinin, (Âlemlere bir rahmet olmak için, seni elçi gönderdik) diye tevil edilmesi caiz midir? CEVAP: Asla caiz değildir. (Kendisi değil, peygamberliği rahmettir) denilerek Resulullahın kendisinin, önemli bir şahsiyet olmadığı belirtiliyor. Bir insan, vasıflarıyla değer kazanır. Peygamberliği rahmet olunca kendisi niye rahmet olmasın ki? Peygamberlik sıradan birine mi verilmiş de, böyle söyleniyor? Âyet-i kerimede açıkça, (Seni rahmet olarak gönderdik) buyuruluyor. Kendisi rahmet olarak gelince, peygamberliği de elbette rahmet olur. İbni Abbas hazretleri, bu âyetin tefsirinde, (Muhammed aleyhisselam, bütün insanlara rahmettir) buyurmuştur. (Kurtubi) SADAKALLAHÜL-AZÎM DEMEK Sual: (Kur'an-ı kerim okuduktan sonra, sadakallahül-azîm demek bid'attir. Çünkü manası, en doğrusunu Allah bilir demektir) deniyor. Bu yanlış değil mi? CEVAP: Sadakallah, Allah doğru söyledi demektir. Sadaka Resulullah, Resulullah doğru söyledi demektir. Sadakallahül-azîm, (Azîm olan, büyük olan Allah doğru söyledi) demektir. Kur'an-ı kerim Allahü teâlânın sözü olduğuna göre, Allah doğru söyledi demek, bid'at olmaz. Asırlardır âlimlerimiz böyle söylemişlerdir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bid'at ehli olan yazarların kitaplarını okuyan arkadaşlarım var. Bunlara, o yazarların hatalarını tek tek göstersem, onları kolayca ikna etmiş olmaz mıyım? CEVAP: Hayır, gösterseniz de değişen bir şey olmaz. Mesela, bu yazar gayrimüslimlerin de, Cennete gidebileceğini söylüyor deseniz, altyapısı yoksa, (Sen ondan iyi mi biliyorsun, o diyorsa elbette Cennete gider) diyebilir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (İslamiyet'ten başka bir din arayan, iyi bilsin ki, [bulacağı] o din asla kabul edilmez ve o, ahirette en büyük zarara uğrar.) [Al-i İmran 85] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bana inanmayan Yahudi ve Hristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hakim] Aynı şekilde, bu yazar Hazret-i Osman'a dil uzatıyor deseniz, o diyorsa bir bildiği vardır diye cevap verebilir. Önce Hazret-i Osman'ı tanıması gerekir. İki hadis-i şerif meali: (Osman Cennettedir.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, İ. Asakir, Beyheki, Dare Kutni, Hâkim, Ebu Nuaym, İbni Said] (Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.) [İbni Asakir] Bunları bilmeyen kimse, sizin sözünüzle o yazarın hatalarını kabul etmez. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında, uydurma hadis olmayacağını da bilmediği için, hadis-i şeriflere uydurma diyebilir. Hattâ daha çok düşman olup, Hazret-i Osman'a karşı, okuduğu yazarı savunmaya başlayabilir. Yani, önce altyapı gerekir. Temel olmadan, üzerine sağlam bina yapılamaz. Bunun için, o tür yazarların, fanatik okuyucularına, delil göstermenin faydası olmaz. Tartışmaya sebep olmayacaksa, uygun bir kitap verilebilir. Nasibi varsa gerçeği görür. İNTERNET SİTELERİ Sual: İnternet sitelerine, dînî veya dinle alakası olmayan yazılar, fotoğraflar göndersek, sonra başkaları bunların altına uygun olmayan, dine aykırı yorumlar yazsalar, biz de bunlardan dolayı sorumlu olur muyuz? CEVAP: Onların yazmalarına sebep olan, elbette günaha ortak olur. Özellikle yorum yazma imkânı olan yerlere bir şey koymamalı. Böyle şeylerle meşgul olmak zaten uygun değildir. Yani yorum yapmasalar bile, malayani olur. İnternette faydalı siteler de olmakla beraber, lüzumsuz ve zararlı yayınlar çok daha fazladır. Burada, ihtiyacımız olan şeylere, gerekiyorsa maillerimize filan bakıp çıkmalıyız. Saatlerce internetle meşgul olmak uygun olmaz. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlânın en sevdiği ibadet, Müslümanların birbirini sevmesidir. Bu, imanın asıl şartıdır. İman, altı şeye inanmaktır. Bu altı şey, inanılacak hususlardır. Bu altı şartın geçerli olması için iki şart daha vardır. Nasıl vakit, namazın şartıysa, yani vakti girmeden kılınan namaz sahih olmazsa, bu iki şart olmadan altı şeye inanmakla kişi Müslüman olmaz. Bu iki şarttan birincisi, gayba imandır, görmeden inanmaktır, ölmeden önce, gözden perde kalkmadan önce, hakikatler görülmeden önce, Allah'a ve Resulüne inanmaktır. Firavun boğulacağı sırada, Allahü teâlâ gözünden perdeyi kaldırdı. Firavun, gerçekleri görünce, (Musa'nın Rabbine iman ettim) dediyse de, geçerli olmadı, çünkü o, Hazret-i Musa'nın bildirdiğine değil, kendi gördüğüne inandı. Görmeden önce, gayba iman etmediği için geçerli olmadı. İkinci şart, hubb-i fillah ve buğd-i fillah'tır. Allahü teâlânın dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek yani Müslüman olmayanları, Allah'a ve Resulüne düşman olanları sevmemek ve Müslümanları da, Müslüman oldukları için sevmektir. Bir kimse, bir kimseye, Müslüman olduğu için düşmanlık beslese, Amentü'deki altı şarta inansa da, Müslüman olamaz. Bu yüzden Müslümanların birbirine düşmanlıkları tehlikelidir. Din büyüklerimiz, (Eğer kavga edecekseniz kendinizle yani kâfir olan nefsinizle kavga edin! Sakın bir Müslümana yan gözle bakmayın, bu Allah dostuna düşmanlığa sebep olabilir. Maazallah, secdeden başınızı kaldırmasanız yine Cehenneme gidersiniz) buyuruyorlar. Bir Müslümanın diğer kardeşini çekiştirmesi, onun aleyhinde bulunması, olacak iş değildir. Bir müminin ismi duvara yazılı olsa, oradan geçerken ceketini ilikleyip, hürmetle geçmek gerekir, çünkü orada Allahü teâlâya ve Resulüne inanan birinin ismi var. Yani Allah dostu var. Dolayısıyla, bu iki şart olmadan, iman edilmiş olamaz. Büyük zatlar, iki talebesi arasında ufak bir kırgınlık olunca perişan olurlardı. En çok üzüldükleri olay buydu. Bu olayda biri haklı olur. İkisi de Müslüman. Kırgınlık sebebiyle biri niye yansın ki? Elimizi ateşe bir sokalım da, ondan sonra, ateş neymiş, kavga neymiş, haram neymiş, gıybet neymiş, o zaman anlayalım. Çünkü haramlar ateştir. Müslüman ateşe nasıl gider? Demek ki ateş unutuluyor, görülmüyor da gidiliyor. Onun için bu gözle bakan aldanır. Bu gözle bakanlar, Peygamber efendimize bile iman etmediler. Onu gördüler, ama bu gözle baktıkları için, kendileri gibi, sıradan biri sandılar. Kalb gözüyle görenler kurtuldu, baştaki gözle görenler yandı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müminin yüzüne Allah için sevgiyle bakmak öyle büyük bir ibadet ki, Allahü teâlâ bütün günahları affediyor ve de öldükten sonra mahşerde güneş, bir mızrak boyu alçaldığı zaman, herkes buram buram terlerken, böyle Allah için birbirini seven insanlar, uçarak gelecekler ve Arş'ın altında gölgeleneceklerdir. Bunlara azap da, hesap da yoktur. İnsanlar bunları gördükleri zaman, (Bunlar peygamber midir, evliya mıdır?) diyecekler. Allahü teâlâ, (Bunlar ne evliya, ne de peygamber. Bunlar, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden, Allah için birbirini sevenlerdir) buyuracaktır. Müslümanı üzmek felaket, sevindirmek saadettir. Eshab-ı kiramdan biri, sohbetten sonra, arkadaşının ayakkabısını şaka olsun diye saklıyor. Herkes gidiyor, ama ayakkabısı saklanan telaşlanıp arıyor. Peygamber efendimiz de hiçbir şey demeden seyrediyor, bekliyor. Sonunda ayakkabıyı saklayan, gizlediği yerden çıkarıp arkadaşına verince, ayakkabıyı saklayana, (Mümini telaşa sokmak, üzülmesine sebep olmak çok günahtır) buyuruyor. (Şaka yaptım ya Resulallah) deyince de, (Şakayla da yapmak günahtır) buyurup, yanlarından ayrılıyorlar. Eshab-ı kiramdan Ebüdderda hazretleri, bir yerden geçerken, üç dört gencin bir genci dövdüklerini görünce onlara, (Durun, ne yapıyorsunuz?) diye müdahale eder. Gençler hemen bırakıp, (Efendim, bu arkadaşımız büyük bir günah işledi, onun için dövüyoruz, bundan sonra da aramıza almayacağız) derler. Ebüdderda hazretleri buyurur ki: - Peki, size bir şey soracağım. Bu arkadaşınız bir kuyuya düşseydi ne yapardınız? Onu kurtarır mıydınız yoksa kuyudan çıkmasın, boğulsun diye üzerine taş mı atardınız? - Elbette kurtarırdık efendim. - Ama siz şimdi onu kurtarmıyor, üzerine taş atıyorsunuz. Arkadaşınız bir günah işlemiş, yani şu veya bu sebeple kuyuya düşmüş, böyle yapmakla onu kuyudan çıkarmayıp, üzerine taş atmış oluyorsunuz. Sadece onun yaptığı işe kızabiliriz, ama onu kuyuda bırakamayız, onu yalnız bırakamayız, çünkü yaptığına tevbe edince, o yine bizim kardeşimizdir. Peygamber efendimiz de buyurdu ki: (Bir Müslümanı tevbe ettiği bir kusurundan dolayı ayıplayan, o kusuru işlemeden ölmez.) *** NOT: Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o senenin tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Oruç tutmak isteyen, Pazartesi [yarın] ve Salı günü tutmalıdır. Kaza orucu olan, kazaya da niyet ederse, hem bu sevaba kavuşur, hem de iki günlük oruç borcunu ödemiş olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hicri yılbaşı ne demektir? CEVAP: Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571'de 20 Nisana rastlayan, Rebiulevvel ayının 12. Pazartesi sabahı, Mekke'de doğdu. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine'nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının 1. günü de, hicri [kameri] yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi [bu sene, pazartesiyi salıya bağlayan gece, yani bu gece] Müslümanların yılbaşı gecesidir. Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhicce ayının son günü ve Muharrem ayının birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu. İslamiyet'ten önce Araplar, Muharrem ayında savaşmak isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece, haram ay, Muharrem ayından bir sonraki ay olurdu. (Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah'ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah'ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti. Kur'an-ı kerimde bildirilen ve dinde kullanılan Arabî ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur, çünkü mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir. İslamiyet'te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri, kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela Ocak ayında yapmak; orucu Ramazan ayında değil de, Şubat ayında tutmak, dini değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de kameri aylara göre tespit edilir... > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşağıda bildirilen duayı hicri yılbaşında okumakta mahzur var mıdır? CEVAP: Dua okumanın mahzuru olmaz. Bu duada, Allahü teâlâya hamd edilmekte, Peygamber efendimize, Eshabına ve Ehl-i beytine salat ve selam getirilmekte, yeni sene boyunca, şeytanın ve nefsimizin şerrinden Allahü teâlâya sığınılmaktadır. Duanın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir: (Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Hâzihî senetün cedîdetün. Es'elüke fîhe'l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihin-nefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.) Duayı, doğru olarak orijinalinden okumalı. www.dinimizislam.com sitemizde orijinali vardır. Muharrem ayının, Zilkade, Zilhicce ve Receble beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biri olduğu bildirilmektedir. Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir: (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma'dır.) [Deylemi] (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim] (Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut, çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, o günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] DİNİ NİKÂH YAPILIRKEN Sual: Dini nikâhı kızın vekiliyle mi, yoksa bizzat kendisiyle mi yapmak daha uygun olur? CEVAP: Dinini iyi bilen bir kız olduğu bilinmiyorsa, nikâh bizzat kızın kendisi bulunarak yapılmalı. Çünkü eskiden herkese lüzumlu dini bilgiler öğretiliyordu. Şimdi ise, nikâhlanacak olanların çoğu bu bilgileri bilmiyorlar. Bilinmesi lazım olan bilgileri söyleyip, bunları tasdik ettiklerini söyledikten sonra nikâhı yapılır. Orada bulunanlar da anlatılanları duymuş, bilmiyorlarsa öğrenmiş olurlar. İSLAM HARFLERİNE HÜRMET Sual: Yere serilen halı veya başka bir şeyde, İslam harfleriyle yazılmış bir yazı olsa, yazının üstü, okunamayacak şekilde boyanırsa, bunu yere sermek caiz olur mu? CEVAP: Evet, caiz olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kıyamete kadar lanetliksin) mealindeki âyet, İblis'in kıyamete kadar lanetlik olup, ondan sonra lanetlik olmadığını mı gösteriyor? CEVAP: Hayır. İblis sonsuz olarak lanetliktir. (Şu güne kadar) ifadesi iki şekilde kullanılıyor: Birincisi o güne kadar, o gün dâhil olmayan kullanış şekli. İkincisi, o güne kadar, o gün de dâhil olan kullanış şekli. Dâhil olmayan kullanış şekline birkaç örnek: Genelde herkes bu anlamda kullanıyor. Yaygın şekli budur. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir: (Eğer [Yunus Peygamber], Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalırdı.) [Saffat 143-144] (Mahşere kadar kalırdı demektir.) (Sen onları bırak, kendilerine söz verilen güne [Kıyamete] kavuşuncaya kadar batıla dalıp, oynaya dursunlar.) [ Zuhruf 83] (Kıyamete kadar batılda kalsınlar, kıyamette onları Cehenneme atacağız demektir.) (Darda kalan borçluya, eli genişleyinceye kadar mühlet verin.) [Bekara 280] (Eli genişleyince de, yine mühlet vermek gerekmez.) Dâhil olan kullanış şekline birkaç örnek: Bu kullanış şekli çok azdır. Üç âyet-i kerime meali: (Ey İsa, sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.) [Âl-i İmran 55] (Kıyamette de üstün olacaklar. Yani kıyamet de buna dâhildir.) (Abdest alırken, dirseklere kadar yıkayın!) [Maide 6] (Dirsekler de buna dâhildir.) (Din gününe [kıyamete] kadar lanetliksin) [Hicr 35, Sad 78] (Kıyamette de lanetliksin, sonsuz olarak Cehennemliksin demektir.) Hasan-i Berki hazretleri, öleceği zaman buyurdu ki: Bana bağlı olanların affolunacakları müjdesini aldım. Daha fazla istedim. Sana inananlar mağfurdur denildi. Daha ziyadesini istedim. Seni işitip de sevenler, kıyamete kadar affedildi buyuruldu. (S. Ebediyye) [Bunlar, sadece dünyada affedildi, ahirette affedilemez demek değildir. Kıyamete kadar affedildi demek, kıyamette de affedildi demektir.] Yine, (Resulullah efendimiz, Kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber verdi) buyuruluyor. Bu, kıyametten haber vermedi, Cennete veya Cehenneme gidecekleri haber vermedi demek değildir. Onları da bildirdi demektir. (Devamı var) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Dünkü yazımızda İblis'in sonsuza kadar lanetlik olduğunu çeşitli vesikalarla bildirilmiştik. (İblis kıyamete kadar lanetliktir) mealindeki âyet-i kerime inince, İblis sevinmişti. (Ben kıyamete kadar lanetlikmişim. Demek ki, daha sonra kurtulacağım) demişti. Hatta bazı âlimler de, İblis'e hak verdiler. (İblis kıyamet gününde kurtulacak) dediler. İmam-ı a'zam hazretleri, buna karar vermek için şehir şehir dolaşarak Eshab-ı kiramı aradı. Altı tanesini buldu. Bunlardan Ebu Tufeyl hazretlerine, (Kur'an-ı kerimde, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkamak) emrediliyor. Peygamber efendimiz abdest alırken, dirseklerini yıkar mıydı, yıkamaz mıydı?) diye sordu. Cevaben, (Hem yıkardı, hem de herkesin yıkamasını emrederdi. Dirseklerinizi yıkamazsanız abdestiniz olmaz buyururdu) dedi. İmam-ı a'zam hazretleri de, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkayın emrinde, dirsekler de dâhil olunca, İblis'e lanet edilmesine kıyamet de dâhildir, kıyamet sonsuz olduğuna göre, İblis sonsuz lanetliktir) buyurdu. Aşağıdaki beyitteki birinci mısra, dün bildirdiğimiz birinci gruptaki âyet-i kerimelere örnektir, ikinci mısra da, ikinci grupta bildirilen âyet-i kerimelere örnektir. Yani gül solduktan sonra koklanmaz, ama dost öldükten sonra da sevilir demektir. Güller koklanır, solana kadar, Dostlar sevilir, ölene kadar. YANLIŞ BİLGİ EDİNMEK Sual: Dini bilgiler öğrenmek için, herkes farklı kişilere soruyor. Yahut rastgele kitaplardan bilgi alıyorlar. Öğrendikleri yer yanlış bilgi veriyorsa, öğrenenler de sorumlu olur mu? Suç, cevap verenin veya kitabın olmaz mı? CEVAP: Suç, cevap verenin veya kitabın olsa da, yanlış bilgi öğrenen sorumluluktan kurtulamaz. Bir de, ihtiyata riayet etmek gerekir. Bir iş için, nakli esas alan kitabın biri haram, öteki de helal diyorsa, haram olduğunda şüphe olur, o işi yapmamak gerekir. Doğru kitaptan öğrenilirse, böyle bir şeye lüzum kalmaz. Nakli esas alsa da, yetkili, icazetli âlimlerin yazmadığı kitaplara itibar edilmez. Doğru yolu, doğru kitabı bulmak için de, dua etmek gerekir. Allahü teâlâ, dinini doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. Cenab-ı Hak böyle samimiyetle yalvarana muhakkak doğru yolu gösterir. Doğru yoldayım diye inat ederek dua etmeyen de, elbette yaptıklarından sorumlu olur. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Dinimize göre tarafsız olmak mı, yoksa tarafını belli etmek mi gerekiyor? Bazı basın organları, tarafsız olmakla övünüp, (Biz tarafsızız, tarafsız haber veriyoruz) diyorlar. Tarafsız olmak kötü değil midir? Hak neredeyse, o taraftan olmak gerekmez mi? CEVAP: Evet, tarafsız olmak çok kötüdür. Hak neredeyse, ülkenin, milletin menfaati neredeyse, o tarafta olmalı. Tarafsız olmak, ot, odun olmak demektir. Israrla tarafsızlıktan bahsedenler, kendileri asla tarafsız davranmazlar. Başkalarının, karşı taraftan olmaktansa, hiç olmazsa tarafsız olmasını isterler. Bunlara göre, iyiye iyi, kötüye kötü demek, tarafsızlığa gölge düşürür. Hakkın, doğrunun, iyinin tarafında olmalı ve tarafsız olmaktan veya tarafsız görünmekten kaçınmalıdır. Bunları birkaç örnekle açıklayalım: 1- Trafik kazasında bir kadın ölüyor. Tarafsız, bacakları görünecek şekilde resmini çekiyor. Taraflı olan da, açık yerlerini kapatıp çekiyor. 2- Düşmanla savaşırken, soba boruları veya kütükler, ağır birer top gibi gösterilse, bir kimse de, tarafsız olmak için, onların boru veya kütük olduğunu, gidip düşmana açıklasa, bu tarafsızlığı ihanet olmaz mı? Bunun için, (İyiliğe sebep olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir) denmiştir. Tarafsızlık memleketin zararına sebep olursa, zararlı işi yapmak, akıl kârı mıdır? 3- Bir Müslüman dini bir kitap yazıyor. Her dinden bahsediyor. (Yalnız İslamiyet haktır, diğerleri bâtıldır) diyerek tarafını belli etmesi gerekirken, tarafsız olmak için, hiçbirine bâtıl, yanlış demiyor. Böyle rengini belli etmemenin, renksiz olmanın topluma ne faydası olur ki? 4- Bir şiir antolojisi hazırlanırken tarafsız olayım diye, iyi kötü her görüşten şiirler alınsa, böyle tarafsızlık zararlıdır. Sadece iyileri alınarak taraflı olmalıdır. 5- İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, karınca ateşi söndürmek için ağzıyla su taşıyor. (Bu suyla ateş söner mi) diyorlar. (Sönmese de, ben tarafımı belli etmeliyim, kimden yana olduğumu göstermeliyim) diyor. 60-70 sene önce, milletin çoğunluğu Adnan Menderes'in tarafındaydı, oylarıyla bunu belli etmişlerdi. İhtilali yapanlar halktan korkuyorlardı, fakat idam edileceği zaman, halk tarafsız gibi davranıp hiçbir tepki göstermeyince, en azından bir yürüyüş bile yapmayınca, Menderes tarafsızlığın, renksizliğin, vurdumduymazlığın, nemelazımcılığın kurbanı oldu. Demek ki, olaylarda tarafsız değil, doğrunun, iyinin tarafında olmak gerekir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Niye evliya zatları herkes seviyor da, biz birbirimizi sevemiyoruz? Neden kalblerimiz kırılıyor, çok sıkıntı oluyor? Bunların sebebi kul hakkına riayet etmemek ve haramlardan sakınmamaktır. Allahü teâlâ günahları ikiye ayırmıştır: 1- Kendisiyle kulları arasındaki günahlar. 2- Kulların birbiri arasındaki günahlar, kul hakları. Cenab-ı Hak, kendisiyle kulu arasındaki günahları affeder veya cezalandırır. Bu, Rabbimizin bileceği iştir, ama kullar arasındaki günahlarda mutlaka adalet olacaktır. Yani ahirette kul haklarından herkes hesaba çekilecektir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Ahirette sırat köprüsünde her Müslümana yedi sual sorulacaktır. Birincisi imandan sorulacaktır, ikincisi namazdan, üçüncüsü oruçtan, dördüncüsü hacdan, beşincisi zekâttan, altıncısı gusülden sorulacaktır. Yedinci suale gelince, Peygamberler bile masum oldukları halde, bu sualden korkarlar. O da kul hakkıdır.) Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. Kul hakkı o kadar mühim ki, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaatle kılınmış, kabul olmuş 700 namazın sevabı alınıp, hak sahibine verilecektir, sevabı yoksa onun günahı buna yüklenecektir. Peygamber efendimiz, müflis olanı yani iflas eden kimseyi şöyle bildiriyor: (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur, fakat bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) İşte, kul hakkının önemini bilip bundan sakınan bir Müslüman, kesinlikle tartışmaya giremez, kavga edemez, kalb kıramaz, çünkü kul hakkından korkar. Hele kalb kırarak kul hakkına girmek, çok büyük günahtır. Bunun için Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Bir müminin kalbini kırmak, 70 defa Kâbe'yi yıkmaktan büyük günahtır.) Din kitaplarımızda, (Hanımının hak ve hukukuna riayet edemeyecek olan, kul hakkına girmemek için evlenmesin) buyuruluyor. Yani kadın, esir değildir, köle değildir, hizmetçi de değildir. Bazı din büyükleri, kul hakkı geçmesin diye, kendi hanımından, kendi çocuğundan bile, bir bardak su istemez, kalkıp kendileri alır, bazı büyükler de, emir vermemiş olmak için, (Bir bardak su verir misin?) derler, kul hakkından çok korkarlardı. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Emir vermek suretiyle meydana gelecek kul hakkından çok sakınmalıyız. Eshab-ı kiram, devenin üstündeyken kırbaçları yere düşse, deveden inerler, kırbaçlarını alıp, tekrar binerlerdi. Deveye inip binmek oldukça zahmetli bir iştir. Buna rağmen, kul hakkı geçmesin, emir vermiş olmayalım diye bu zahmete kendileri katlanırlardı. Kimseden bir şey istememek, emir vermiş olmamak için böyle yaparlardı. İnsanları helake ve felakete sürükleyecek olan huy, emir vermektir. Bu, insanların hücrelerine kadar işlemiştir. Yani insanların hücrelerinde emir verme arzusu vardır. Bu, can çıkmadan önce, en son çıkacak huydur. İnsanlar için en büyük felaket, emir verme sevgisidir. Bu sevgi yoksa ve karşımızdaki gücenmeyecekse emir vermenin mahzuru olmaz. Eğer bu arzu ve heves varsa verilen her emir kul hakkına girer. Onun için her zaman birbirimizle helalleşmeliyiz. Eğer, herkes İslamiyet'e uymakta elinden geldiği kadar hassas olsa, hiç anlaşmazlık olmaz, dünya güllük gülistanlık olur. Bir yerde bir geçimsizlik, bir sıkıntı varsa, orada İslamiyet'e uyulmadığı anlaşılır. İslamiyet'e uyulan yerde sıkıntı olmaz. İslamiyet'e uyulmayan yerde huzur aranmaz. Şah-ı Nakşibend hazretleri, Alaaddin-i Attar hazretlerine mübarek kızını vermiş ve tek nasihat olarak, (Alaaddin, beni taklit et) buyurmuşlar. Alaaddin-i Attar hazretleri de, (Hocamı taklit ettim ve taklit ettiğim her hususta, onun aslına kavuştum) buyuruyor. Tasavvufta en önemli ve kestirme yol taklittir. Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini seven ve o mübarek zatların yollarında olan Müslümanlar, kendi akıllarını ve görüşlerini işe karıştırmamalı. Zaten Hazret-i Mevlana, (Hocama kavuştum, aklımı bırakıp kurtuldum) buyurmuştur. Bu din büyüklerine kavuşan kimse, hâlâ aklıyla yürüyorsa, yolda kalır. ŞİKÂYET ETMEK Bu büyükler, şikâyet edeni sevmezler. Kusurlarından dolayı şikâyet edileni de sevmezler. Mütevazı olan, ne şikâyet eder, ne şikâyet edilir, çünkü her zaman herkese sıkıntı vermek ve herkesi şikâyet etmek kibirdendir. Mütevazı demek, kendini ölmüş bilen demektir. Ölü, kimseyi şikâyet etmez, ölüyü şikâyet eden de olmaz. Büyükler, (Allahü teâlâya şükretmek için, hakiki imana kavuşmak için birbirinizi sevin) buyuruyorlar. Birbirimizi sevmenin birçok faydası var: Birincisi, Allahü teâlâya şükretmiş oluyoruz, çünkü Allahü teâlâ, verdiği nimetinin şükrünü istiyor. Onun şükrü de, müminlerin birbirini sevmesidir. İkinci faydası, dünyada kim kimi severse, ahirette onunla beraber olacaktır. Üçüncüsü, birbirini Allah için sevenler, ahirette herkesin gıpta ettiği büyük nimetlere kavuşacak, Cenab-ı Hakk'ın razı olduğu, sevdiği yerde buluşacaklardır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Herkesin Müslüman olması dinin, Kur'anın hedefi değildir) diyenler çıkıyor. Hedef, bütün insanların Cennete gitmesi değil midir? Cennete de yalnız Müslüman gireceğine göre, bu söz yanlış değil mi? Diğer dinler de hak ise, hâşâ Allah İslamiyet'i lüzumsuz yere mi gönderdi? CEVAP: Elbette yanlıştır. Hâşâ, Allahü teâlâ lüzumsuz iş yapmaz. Yarattığı bütün varlıkların, arıdan deveye kadar, taştan toprağa kadar, yerden göğe kadar, hepsinin bir hikmeti vardır. Faydasız ve hikmetsiz bir şey yaratmamıştır. Gönderdiği İslamiyet ise, bütün insanları iki cihan saadetine kavuşturacak en büyük nimettir. Allahü teâlâ cihadı, bütün insanların sonsuz saadete kavuşması için emretmiştir. Cihadı farz kılmakla, kâfirleri Müslüman olmakla şereflendirmeyi, onlardan cizye alarak İslamiyet'in himayesi altına girenlerin çalışmalarına, ibadetlerine karışmayıp, canlarını, mallarını, namuslarını korumayı emrediyor. Müslüman olmayanların, huzura, barışa kavuşmaları, ancak Müslüman olmak veya cizyeyi kabul etmekle mümkündür. Kur'an-ı kerime uyulan yerlerde huzur, barış ve adalet kendiliğinden hâsıl olur. Allahü teâlâ, zaten bunun için İslamiyet'i kullarına lütfedip, ihsanda bulunarak gönderdi. Muhammed aleyhisselamın gönderilmesi, bütün insanlara rahmet oldu. İşte Müslümanlar, kâfirleri bu tek yoldan huzura, barışa kavuşturmak için cihad eder. Bütün insanların Müslüman olmakla şereflenmeleri için canlarını, mallarını feda ederler. Allahü teâlâ, bütün insanları Müslüman olmaları için yarattığını bildiriyor. Bütün insanlara, Müslüman olmalarını emrediyor. Kullarını bu saadete kavuşturmak için cihad edenlere çok sevab vereceğini söz veriyor. Cihadda ölenlere şehitlik rütbesi veriyor. Cihad, Kelime-i tevhidi, yani imanı, İslam'ı yaymak demektir. İnsanlar arasında adaleti, huzuru, barışı ve emniyeti gerçekleştirmek için tek çıkar yol, dünyanın her yerine kelime-i tevhidi yaymaktır. Dünya barışı, ancak böyle sağlanabilir. Cihad, bütün insanları iman etmeye çağırmak, bu çağrıyı işitmelerine ve kabul etmelerine mani olan diktatörlerle devletin savaşmasıdır. Fertlerin cihadıysa, malla, fikirle ve dua etmekle, İslam ordusuna yardım etmektir. Cihad, farz-ı kifayedir. (Dürr-ül-muhtar) Yarınki yazıda, bu konudaki âyet-i kerimelerin mealleri bildiriliyor. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Kur'anın hedefi herkesi Müslüman yapmak değildir) demek yanlış değil mi? CEVAP: Çok yanlıştır. Cihad, bütün insanları iman etmeye çağırmak, bu çağrıyı işitmelerine ve kabul etmelerine mani olanlarla devletin savaşmasıdır. (Dürr-ül-muhtar) Cihadı emreden âyet-i kerimelerden birkaçının meali şöyledir: (Ey müminler, Allah yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.) [Maide 35] (İman edip de hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında dereceleri daha üstündür. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.) [Tevbe 20] (Mal ve canlarını feda ederek din düşmanlarıyla, Allah rızası için cihad eden Müslümanlar, oturup ibadet edenlerden üstündür. Hepsine de Cenneti söz verdim.) [Nisa 95] (Ey Nebi, kâfirlerle [silahla] ve münafıklarla [öğütle, delille, belgeyle] cihad et, [öğüt de kâr etmezse] onlara sert davran! Onların gidecekleri Cehennem, ne kötü yerdir.) [Tevbe 73,Tahrim 9] (Savaştan geri kalan münafıklar, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmayıp, "Bu sıcakta savaşa gidilir mi?" dediler. Onlara, Cehennem ateşinin daha sıcak olduğunu söyle! Keşke bunu anlayabilselerdi.) [Tevbe 81] (Gerçek müminler, Allah yolunda cihad eder, kötülenip kınanmaktan korkmaz.) [Maide 54] (Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, aşiretiniz, [hısım, akraba ve yakınlarınız] kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve meskenler, size Allah'tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgiliyse, Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez.) [Tevbe 24] (Hafif ve ağırlıklı olarak [kuvvetli-zayıf, genç-yaşlı, zengin-fakir, yaya-atlı, silahlı-silahsız, hepiniz] savaşa çıkın, malınızla, canınızla Allah yolunda cihad edin! Bu sizin için daha iyidir.) [Tevbe 41] (Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan, Cennete gireceğinizi mi sandınız?) [Âl-i İmran 142] (Hakiki müminler, Allah ve Resulüne iman ettikten sonra, imanlarında şüpheye düşmeyip Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerdir.) [Hücurat 15] (Allah'a ve Resulüne iman edip, malınızla, canınızla Allah yolunda cihad etmenizin, sizin için çok hayırlı olduğunu bilmelisiniz.) [Saf 11] Bir hadis-i şerif de şöyledir: (Cihadla emrolundum. "La ilahe illallah" dedirtene kadar, onlarla savaşırım.) [Siyer-i kebir] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Aşure günü ve gecesinin önemi nedir? CEVAP: Muharrem ayının onuncu günü yani yarın Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesi yani bu gecedir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un, oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu. Aşure günü yapılması iyi olan işler: 1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani] (Aşure günü bir gün önce, bir gün sonra da tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ.Ahmed] [Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!] 2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. 3- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) (Bugün ibadettir) diye aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevap olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hakim) 4- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a) 5- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki) 6- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir'a) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: İslam dini evrensel midir? CEVAP: Elbette evrenseldir. Hazret-i Âdem'den beri gelen dinlerde, dinin adı, gönderilen peygamberin adıyla söylenirdi. Mesela, Hazret-i Musa'nın dinine Mu-sevilik, Hazret-i İsa'nın dinine İsevilik denirdi. Her peygamber, bir bölgeye, bir kavme gelirdi. O bölgenin, o kavmin peygamberi olurdu. O din belli bir zaman yürürlükte kalırdı. Sonra yeni bir peygamberle, yeni bir din gönderilirdi. İslamiyet ise, cihanşümul [evrensel, üniversal, küresel] olarak geldi. Bir bölgeye, bir ırka değil, bütün insanlığa, bütün dünyaya geldi. Hükümleri de, kıyamete kadar geçerli olduğu için, gönderilen peygamberin ismiyle bildirilmedi. Yani Muhammedilik denmedi. Muhammed aleyhisselamın getirdiği dine, İslamiyet dendi. Önceki dinlerin hiçbiri bozulmamış olsaydı bile, nesh edildiği, yani yürürlükten kaldırıldığı için, artık o dinlerin hiç birisiyle amel etmek caiz olmaz. Dört âyet-i kerime meali: (Hep birlikte Allah'ın ipine [Kur'ana, İslamiyet'e] sımsıkı sarılın!) [Âl-i İmran 103] (Allah indinde hak din, yalnız İslam'dır.) [Al-i İmran 19] (Başka dinler hak değildir.) (İslam'dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85] (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim.) [Maide 3] (Allah'ın beğendiğini beğenmeyenlere ne demeli?) Diğer dinler, belli bir bölgeye, belli bir kavme gönderilmişken, İslamiyet bütün dünyaya gönderildi. Peygamber efendimiz de bütün dünyadaki milletlere gönderildi. Dört hadis-i şerif meali şöyledir: (Her nebi kendi kavmine, ben ise, kızıl kara, her millete gönderildim.) [Buhari] (Her nebiye üstün kılındığım altı hasletten biri, bütün insanlara gönderilmemdir.) [Müslim] (Cennete ancak Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim] (Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan Cehenneme girecektir.) [Hâkim] MİSVAK KULLANMAK Sual: Misvak kullanmanın, birçok faydasının olduğunu duydum. Bir de, ölürken kelime-i şehadeti hatırlamaya sebep olduğu doğru mudur? CEVAP: Evet, ölürken kelime-i şehadeti hatırlamaya, imanla ölmeye sebep olur. (Dürr-ül-muhtar, Merakıl-felah haşiyesi, Siracül-vehhac, Miftah-ul-Cennet) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Maymundan gelen politikacı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Bir politikacı, (Maymundan geldik) dedi. Ben de, (Dinimizin bildirdiğine göre, Hazret-i Âdem'den geldik) dedim. (Bilim varken dine uyulmaz, siz bilime karşı çıkıyorsunuz) dedi. (Sizinki bilim değil, bir teoridir, yarın da başka bir teori çıkarsa ne yapacaksınız?) dedim. (Yeni çıkan teoriye uyarız) dedi. Bu politikacı, maymun teorisine de inanmadığı, çünkü yeni bir teori çıkarsa ona uyabileceğini söylediğine göre, sırf dine karşı olduğu için onu kabul ettiği anlaşılmıyor mu? CEVAP: Evet, öyle olduğu açıkça anlaşılıyor. Başka teoriyi kabul edecekse, bu teorinin doğru olmadığını söylemiş oluyor. Bir İtalyan profesörü, yeni bir teori çıkarmış, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair üç delil ortaya atmıştı: 1- Ayı, yavrusunu döverken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır. 2- Ayı dişisiyle, yavrularının görmediği bir yerde çiftleşir. Hâlbuki maymunda böyle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da çiftleşir. 3- Oyuncak dükkânına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini gösterir. Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, bilim adına uydurulmuş bir hurafedir. Acaba evrimci politikacı, yeni bir teoriye uyacağına göre, maymundan değil de, ayıdan mı geldiğini söyleyecektir? Evrimcilerin, insandan değil de, hayvandan geldiğini iddia etmeleri, dini yıkmak içindir. Eğer din hâşâ, maymundan geldik deseydi, bunlar insandan geldik derlerdi. Hayvandan gelmeyi aşağılık kabul ederlerdi. Dine inanmamak için hayvandan gelmeyi çok normal görüyorlar. İlk maymunun nereden geldiğini evrimcilere soruyoruz. Sudan oldu diyorlarsa, suyu kim yarattı? Mahlûk olunca bir yaratıcının olması gerekir? Mahlûk, yaratılan demektir. Yaratan olmazsa yaratık olmaz. Yaratıcıyı inkâr etmek kadar ahmaklık olmaz. MEKRUH VAKİTTE Sual: S. Ebediyye'de, (Üç mekruh vakitte, secde-i tilavet ve secde-i sehv caiz değildir) deniyor. Yani ikindi namazını kılmamışsak, kerahat vakti de girmişse, mesela akşama yarım saat kalmışsa, ikindinin farzını kılarken, secde-i sehvi gerektiren bir şey olsa, secde-i sehv yapmayacak mıyız? CEVAP: Evet, o vakitte secde-i sehv yapmak caiz olmaz. İKİ RÜKÛ VE ÜÇ SECDE Sual: Unutup üç kere secde etmek namazı bozar mı? CEVAP: Namazdan olmayan fazla hareketler, namazı bozar, fakat rükû ve secdeleri çok yapmak bozmaz, secde-i sehv gerekir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, insanlarla akılları derecesinde konuşulmasını emrediyor. Bir bedevi, (Bana İslamiyet'i anlat, aklıma yatarsa inanırım) deyince Resulullah Efendimiz ona, (Bu dinin temeli ikidir: Allahü teâlânın bütün emirlerine hürmet edip beğenmek ve Onun bütün mahlûklarına acımak, şefkat göstermektir) buyurdu. Bir zat, bir Hristiyan şehrine gider. Orada bir müddet kalır. Bir süre sonra görüştüğü insanlardan 5-6 kişi gelir. Birisi dehri yani ateist, diğerleri ise Hristiyan'dır. Bu zata derler ki: - Biz seni çok sevdik. Sendeki bu güzel ahlakın, bu tatlı dil ve güler yüzün, dininden kaynaklandığına inanıyoruz. Şimdi bize İslamiyet'i anlat! Müslümanlığı senin ağzından duymak istiyoruz. Nedir bu Müslümanlık? O zat onlara şu cevabı verir: - İslamiyet, iman ve ibadet olmak üzere ikiye ayrılır. İman, Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhirete ve kadere inanmaktır. Bunlar, farklı da olsa, Hristiyanlıkta ve Yahudilikte vardır. Mesela biz, Musa aleyhisselamın veya İsa aleyhisselamın peygamber olduğuna inanmazsak Müslüman olamayız. - Niye? Onlar sizin peygamberiniz değil ki. - Bütün peygamberler, Müslümanların da peygamberidir. Hepsinin hak olduğuna inanmayan Müslüman olamaz. Eğer siz de, bütün peygamberlere, Muhammed aleyhisselama ve onun getirdiği dine inanırsanız, hepiniz Müslümansınız. - Nasıl olur bu? Biz domuz eti yiyoruz. - O ibadet kısmına girer, haramdır. Haram işleyen Müslümanlıktan çıkmış olmaz. - Şarap da içiyoruz. - O da ibadet kısmına girer, haramdır. İçki içen Müslümanlar da vardır. İman amelden ayrı bir husustur. Önemli olan iman sahibi olmaktır. Ateist, heyecanla ortaya atılıp der ki: - Anlaşıldı, daha fazla anlatmana gerek kalmadı. - Evet, işte bizim dinimiz bu kadar. Hepsi şaşırır, birbirinin yüzüne bakarlar. O şaşkınlıkla dışarı çıkarlar. Az sonra ateist içeriye girer: - Siz beni çok şaşırttınız, der. - Neden şaşırdınız ki? - Biz Müslümanlığı çok farklı biliyorduk. Siz bu dini bize tekrar anlatır mısınız? O zat anlattıktan sonra ateist, kelime-i şehadeti harf harf yazar dışarı çıkar. 10-15 dakika sonra, diğer arkadaşlarını da alır tekrar o zatın yanına gelip der ki: - Herkesin içinde söylüyorum. Ben de artık Müslüman oldum. Sonra, (Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü) der, sonsuz mutluluğa adım atar. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
İmanın ve küfrün karşılığı
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimizde, bir mümin bir sevab işlerse, Allahü teâlâ ona en az on misli sevab veriyor, ama bir günah işlerse bire bir yazıyor. Böyle olunca, dünyadaki 50-60 yıllık kâfirliğin cezasının ebedi olmasının hikmeti nedir? Bizi ve her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Mülkün de, dinin de sahibi Odur. O halde, dünyadaki işlerimizle ilgili neyin karşılığının ne olacağını O bilir. Ona kimse karışamaz. Dünyada yapılan işin karşılığının nasıl olacağını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. İnsan bilgisi buna yetmez, insan aklı bunu anlayamaz. Allahü teâlâ, (Benim Peygamberimle bana iman etmeyenin cezası sonsuzdur) buyuruyor. Dünyadaki küfrün karşılığının sonsuz azap olması, bu 50-60 yıllık kâfirliğin cezası değildir. Allahü teâlâ her kulunun, sonsuza kadar iman edip etmeyeceğini bilir. O kâfir, sonsuz yaşasaydı, sonsuza kadar iman etmeyecekti. Onun için sonsuz ceza veriliyor. Eğer sonsuza kadar olan süre içerisinde, bir gün iman edecek olsaydı, Allahü teâlâ ona dünyada iman nasip eder, yine sonsuz yakmazdı. Demek ki, Müslümanlar ebedî yaşasalardı, ebedî Müslüman olurlardı. Bu yüzden mükâfatları ebedî Cennettir. Kâfirler de ebedî yaşasalardı, ebedî kâfir olurlardı. Bu yüzden cezaları ebedîdir. Bir gün Musa aleyhisselam, ateşe tapan bir ihtiyara yaşını sordu. O da, (470 yaşındayım) dedi. (Ne yapıyorsun 470 senedir?) diye sorunca, (Bu ateşe tapıyorum) dedi. Musa aleyhisselam üzüldü, (Ömrün boşa gitmiş, çok yazık) dedi. İhtiyar zat, (Niye ya Musa, ben ibadet ediyorum, ibadet boşa gider mi) dedi. Musa aleyhisselam, (Bu ilah değil, Allah'ın yarattığı bir ateştir. Onun yarattığına, yani mahlûka ibadet ediyorsun. Sen gel, Allah'a iman ve ibadet et, kendini kurtar! Yarattıklarına ibadetten vazgeç) buyurdu. İhtiyar zat, (Peki bu yaşlı hâlimle, bu kadar sene boşa geçmişken, Allah yine beni kabul eder mi) diye sorunca, Musa aleyhisselam, (Vallahi kabul eder) dedi. (Peki, ne demem lazım?) diye sordu. ("Lâ ilâhe illallah, Musa Resulullah" demen yeter) dedi ve ihtiyar zat, dediği gibi söyledi. Ancak, eceli geldiği için söyler söylemez öldü. Ölünce hem kendisi, hem de her taraf nurlandı. Musa aleyhisselam, kendi kendine, (Sübhanallah. Bir dakika önce küfür üzereydi. Bir kelime-i şehadet getirdi, ne oldu) dedi. Sonra Allahü teâlâya, (Yâ Rabbî, buna ne muamele ettin) diye sordu. Cenab-ı Hak, ("Lâ ilâhe illallah, Musa Resulullah" dediği için, onu rahmetime gark ettim) buyurdu. Demek ki insan, küfür içinde yaşayıp imanla ölebiliyor. Maazallah, imanla yaşayıp kâfir olarak da ölebilir. Çok dikkatli olmak lazımdır. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Hristiyanlığın belli başlı inançları nelerdir? CEVAP: Hristiyanların inançlarından bazıları kendi ifadelerine göre şöyledir: 1- "Biz de tek ilaha inanırız. İlah birdir, aynı zamanda üçtür. Üç, bir demektir. Üç tane bir, birbiriyle çarpılırsa yine bir çıkar. Tanrının üç sıfatı vardır. Bir bardak suyun da üç hâli var: Sıvı, katı ve buhar, ama su aynıdır. İşte biz de ilahı böyle biliyoruz. Yani Baba ilah, Oğul ilah, Kutsal ruh İsa... Bu eskiden böyleydi, ama şu anda işleyen ruh İsa'dır. Şimdi biz tanrı olarak tek olan İsa Mesih'e inanırız. Tanrı, Tevrat'tan sonra İsa Mesih vasfına büründü. Baba tanrıdan oğul tanrı oldu. Sonra da İsa Mesih oldu, yani şimdi İsa Mesih'ten başka tanrı yoktur. İsa göğe çıkınca babanın sağına oturmuştu. Sonra Baba tanrı, İsa ile birleşti. Tek Tanrı oldu. Şimdi o tanrının adı İsa'dır. Böylece biz de tek Tanrıya inanmış oluyoruz." 2- "Her çocuk günahkâr doğar. İsa, bu günahlara fidye için öldü. Tanrı, insanların günahını affettirmek için, kendi oğlunu haçta öldürtmüştür. Başka çare bulamadı, mecburen biricik oğlunu feda etti! Merhametinden böyle yaptı. Kutsal kitabımızda, (Tanrı, merhametsiz olsaydı, herkese kendi borcunu ödetirdi. Âdil, merhametli olduğu ve dünyayı çok sevip, herkesin affolması için biricik oğlunu feda etti) diye bildiriliyor. (Yuhanna 3: 16) Tanrının bir planı vardı ve bunun olması gerekliydi; çünkü kutsal kitapta, (Her şey kanla temizlenir ve kan dökülmeden bağışlama olmaz) diye yazılıdır. (İbraniler, 9: 22) Musa zamanında İsrail halkı günahları için kurban keserler ve günahları bağışlanırdı, ama İsa'da böyle olmadı, çünkü o Tanrının kuzusuydu. (Yuhanna 1: 29) İsa Mesih bütün günahkâr insanlar için son kurban oldu. Onun kanı bizlerin günahlarını bağışladı. Bütün dünya günahsızdır. Artık başka bir kurbana ihtiyaç yoktur. Mukaddes kitabımızda, (Kurtuluş için İsa'nın kurban edilmesi kâfidir) diye bildiriliyor. (İbraniler, 9: 25, 26) (İsa son kurban ise, günahlarımız affolmuşsa, ne diye misyonerlerle dünyayı Hristiyan yapmaya çalışıyorlar ve papazlar ne günahı çıkarıyorlar?) diye sormayın. O işe sizin aklınız ermez. Hristiyanlık dinini sizin aklınız, mantığınız almaz. Yani Hristiyanlık size saçma gelebilir. Tanrı sizin gibi düşünmez." (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
Hristiyanlık inanışları -2-
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hristiyanlar kendi inançlarını anlatmaya şöyle devam ediyorlar: 3- "Vaftiz ve İşâ-i rabbânî denilen iki önemli ayinimiz vardır. Vaftiz, Hristiyanlığa kabul âyinidir. Kilisede yapılır. Vaftizle, doğuştan gelen günahtan temizlenmiş oluruz. Kutsal paylaşma demek olan İşâ-i rabbânî veya Ehvaristiya kurban âyininde, ekmek ve şarabın konulduğu ve etrafında cemaatin toplandığı taşa Altar denilir. Bu âyinde de müzik bulunur. Mukaddes olan ekmek, kırılınca, kurban icra edilmiş, ekmek şaraba batırılıp yenilince de, Tanrı ile manevi olarak birleşme olur. Yani mayalı veya mayasız bir parça ekmekle bir miktar şaraba papaz okuduğu zaman, ekmek İsa'nın eti, şarap da kanı olur. Kilisede bu ekmek ve şarabı aramızda paylaşarak yer içeriz. Böylece İsa, kurban edilmiş ve yenilip içilmiş olur. Biz Hristiyanlar böyle onun etini yiyip, kanını içerek onunla birleşiriz. İşlemiş olduğumuz günahlar bu şekilde, Tanrının oğlunu kurban ederek affolur." 4- "İncillerimizin durumuna sizin aklınız ermez. Bunlar, Kutsal Ruhun yönlendirmesi ile Tanrısal vahiy yoluyla İsa Mesih'in hayatından kesitler, öğütler, uyarılar ve İsa'nın elçileri tarafından yapılmış olaylar ve söylenmiş sözlerdir." [Yani asırlardır düzeltiyoruz, değiştiriyoruz, biz hâlâ tam anlamadık, siz nereden anlayacaksınız mı demek istiyorlar?] 5- "İnsanlar, Tanrı'ya dua edemez. Ancak papazlar dua edebilir ve herkesin günahını affedebilir. Kutsal kitabımızda, (Doğru olan bir kişi bile yoktur) diye bildiriliyor." (Romalılar 3: 10) 6- "İnsanın ruhunu ancak papazlar temizler, beden ise daima günahkâr kalan çirkin bir şeyden ibarettir. Yine kutsal kitabımızda, (Yasanın gereklerini yani dinin emirlerini yapmakla hiç kimse, Tanrı katında aklanmaz) diye bildiriliyor." (Romalılar 3: 20) 7- "Papa günahsızdır. Onun her yaptığı iş doğrudur." BABASIZ YARATILMAK Sual: Babasız yaratıldığı için, İsa diğer peygamberlerden daha üstün değil mi? CEVAP: Babasız yaratılmak, en üstün olmayı göstermez. Yaratanın her şeye kadir olduğunu gösterir. İblis'i de anasız babasız yarattı, ama şeytan oldu. Babasız yaratılmak üstünlüğe sebep olsaydı, Âdem aleyhisselamın ve Hazret-i Havva validemizin de, hepsinden daha üstün olması gerekirdi, çünkü her ikisi de, hem anasız, hem de babasız yaratılmıştır. Sırf bu yaratılıştan dolayı Hazret-i Âdem'in, Hazret-i İsa'dan veya Hazret-i İsa'nın Hazret-i Âdem'den üstün olduğunu söylemek yanlış olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah indinde İsa'nın [babasız yaratılış] durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu [Âdem'i] topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi.) [Âl-i İmran 59] > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Cizvit ne demektir? Çin fağfurunun Cizvit papazlarına sorduğu sualler nelerdir? CEVAP: Cizvit, [Fr. Jésuite] 1512'de papazların kurduğu bir misyoner derneğidir. İlk defa, iki Cizvit papazı, Çinlileri Hristiyanlığa davet için Kanton şehrine gelmişti. Kanton valisinden Hristiyanlığı anlatmak için izin istediler. Vali bunlara önem vermediyse de Cizvitler, onu her gün gelip rahatsız ettiklerinden, sonunda, (Ben bu mesele için Çin fağfurundan [kralından] izin almaya mecburum. Kendisine haber vereceğim) dedi ve meseleyi Çin fağfuruna bildirdi. Gelen cevapta, (Bunları bana gönderin. Ne istediklerini anlayayım) denildiği için, Cizvitleri Çin'in merkezi olan Pekin'e yolladı. Bu durumdan haber almış olan Budist rahipler, telaşa düştüler ve (Bu adamlar Hristiyanlık adı altında ortaya çıkan yeni bir dini halkımıza telkin etmeye çalışıyorlar. Bunlar Buda'yı tanımıyorlar. Böylece, halkımızı yanlış bir yola sokacaklar. Lütfen onları buradan kovun!) diye fağfura yalvardılar. Fağfur, (Önce ne söylediklerini bir anlayalım, ondan sonra karar veririz) dedi. Ülkenin sayılı devlet ve din adamlarından oluşan bir meclis kuruldu. Cizvitleri bu meclise davet ederek, (Yaymak istediğiniz dinin esasları nedir, anlatın) dedi. Bunun üzerine, Cizvitler şöyle anlattılar: "Yeri ve göğü yaratan ilah, Tanrı birdir, fakat aynı zamanda üçtür. Tanrının biricik oğlu ve Ruh-ul-kudüs de birer ilahtır. Bu Tanrı, Âdem ve Havva'yı yaratıp, Cennete koydu. Onlara her nimeti verdi. Yalnız bir ağaçtan yememelerini emretti. Şeytan, Havva'yı aldatıp, Tanrının emrine karşı geldiler ve o ağacın meyvesinden yediler. Bunun üzerine Tanrı, onları Cennetten çıkardı ve dünyaya gönderdi. Burada onların evlatları, torunları ortaya çıktı; fakat bütün bunlar dedelerinin işlediği günahla kirlenmiştir. Hepsi günahkârdır. Bu hâl, tam 6000 yıl devam etti. Nihayet Tanrı, insanlara acıdı ve onların günahını affettirmek için kendi öz oğlunu onlara göndermekten ve bu biricik oğlunu günah kefareti için kurban etmekten başka çare bulamadı. İşte, bizim inandığımız Tanrının oğlu olan İsa budur. Arabistan'ın kuzeyinde Kudüs denilen bir şehir vardır. Kudüs'te Celile denilen bir yer, Celile'nin de, Nâsırâ (Nazareth) köyünde Meryem isminde bir kız bulunuyordu. Bu kız, Yusuf ismindeki bir marangoz ile nişanlanmışsa da, henüz bakireydi. Bu kız bir gün tenha bir yerde bulunurken, Ruh-ül-Kudüs gelip, ona Tanrının oğlunu ilkâ etti [koydu]. Yani, kız bakireyken hâmile oldu. Bundan sonra, nişanlısı ile Kudüs'e giderlerken Beytüllahim'de bir ahır içinde çocuğu oldu. Tanrının oğlunu ahırdaki yemlik içine koydular..." (Devamı var) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hristiyanlığı yaymak için Çin'e gitmiş olan misyoner papazlar, sözlerine şöyle devam ettiler: "... Doğuda bulunan rahipler, İsa'nın doğduğunu, gökte birdenbire yeniden peyda olan bir yıldızdan öğrenerek hediyelerle onu aramaya çıktılar ve nihayet bu ahırda buldular. Ona secde ettiler. Tanrının oğlu İsa, 33 yaşına kadar vaaz etti. (Ben Tanrının oğluyum. Bana inanın, sizi kurtarmaya geldim) dedi ve ölüleri diriltmek, âmâların gözünü açmak, topalları yürütmek, cüzzamlıları tedavi etmek, denizde fırtınaları durdurmak, iki balıkla on bin kişiyi doyurmak, kışın meyve vermediği için bir incir ağacını bir işaretle kurutmak gibi birçok mucizeler gösterdiyse de, az sayıda insan ona inandı. Nihayet hain Yahudiler, Onu Romalılara şikâyet ettiler ve Onun haça gerilmesine sebep oldular, fakat İsa, haçta öldükten 3 gün sonra, tekrar dirilerek, kendisine inananlara göründü. Bundan sonra göğe çıkıp babasının sağ tarafına oturdu. Babası da dünyanın bütün işlerini Ona terk etti. İşte bizim dinimizin esası budur. Buna inananlar, öteki dünyada Cennete, inanmayanlar ise Cehenneme gideceklerdir" dediler. Bu sözleri dinleyen Çin fağfuru, papazlara dedi ki: - Siz, Tanrı hem bir, hem de üçtür, diyorsunuz. Bu, (İki iki daha beş eder) gibi manasız bir sözdür. Bunu açıklayın! - Bu, Tanrının bir sırrıdır. İnsanların aklı buna ermez. - Yeri, göğü ve bütün âlemi yaratan çok kudretli Tanrı, kullarından birinin işlediği bir günah için, onun bu işten haberi bile olmayan bütün soyunu nasıl günahkâr sayar? Bunların affı için nasıl olur da, kendi öz oğlunu kurban etmekten başka çare bulamaz? Tanrı âciz olur mu? Bu, onun büyüklüğüne yakışır mı hiç? - Bu da, Tanrının bir sırrıdır. Sır açıklanamaz, sadece inanılır. - İsa, bir incir ağacından mevsimsiz meyve istemiş. Ağaç vermeyince, onu kurutmuş. Mevsimi olmadan meyve vermek, bir ağacın yapamayacağı bir şeydir. Buna rağmen İsa'nın buna kızıp ağacı kurutması, mucize midir, zulüm müdür? Bir Peygamber, size göre bir ilah, bunu nasıl yapar? - Bu işler manevi işlerdir. Tanrının sırlarıdır. İnsanların akılları buna ermez. - Size izin veriyorum. Gidin, Çin'in istediğiniz yerinde misyonerlik yapın! Papazlar çıkınca fağfur, meclistekilere şunları söyledi: - Çin'de böyle saçmalara inanacak bir ahmağın bulunacağını sanmadığım için, bu papazların böyle hurafeleri anlatmalarında hiçbir mahzur görmedim. Eminim ki, bunları dinleyenler, dünyada hurafelerle dolu ne ahmak milletler bulunduğunu göreceklerdir. (Diyâ-ül-kulûb, Cevap Veremedi kitabı) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Âdetler ve teknoloji değiştikçe, Kur'an ve sünnetin yeniden yorumlanması, hakkında âyet ve hadis olmayan konuların ise, bunlara daha geniş bir çerçeveden bakarak hükme bağlanması gerekir) deniyor. Yani dinde reform mu yapılmak isteniyor? CEVAP: Evet, reforma kılıf geçiriliyor. Âdet ve teknolojinin değişmesiyle, namaz, oruç, zekât ve diğer ibadetler niye değişikliğe uğrayacak ki? Peygamber efendimiz âhir zaman peygamberidir, ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, dinde değişiklik yapmak, dini yıkmak olur. Anlaşılan bu düşüncedeki reformcular, robot insan yapacak, namazı ona kıldıracak, kendileri namaz kılmayacaktır. Yahut robot imam koyacaklar, insanlar ona uyacaktır. Yahut da, hoparlörlerle büyük camideki imama uyulacaktır. Nasıl olursa olsun, Peygamber efendimizden farklı ibadet etmek bid'attir, haramdır, reform olur. Bunlar, hâşâ (Allah iki bin sene sonra hangi aletlerin keşfedileceğini bilmiyor, eğer bilseydi, her devrin gereklerini yerine getirebilecek kurallar koyar, dini eksik göndermezdi) demek istiyorlar, fakat bunu açıkça söyleyemeyip, (Teknoloji değişti, âyet ve hadisleri farklı yorumlamak gerekir) diyorlar. Dini koyan Allah'tır, değiştirme yetkisi ondadır. Başkaları asla değiştiremez. Bugün din bilgilerinde açıklanmamış bir şey kalmadı. Kemale gelmiş olan bu dine, ilave edilecek bir şey yoktur. Resulullah efendimiz, kıyamete kadar olacak her şeyin hükmünü bildirmiştir. Mezhep imamları da bunları açıklamıştır. Bunların günlük olaylara tatbiklerini, müctehid olmayan âlimler yapar. Her asırda gelecek olan müceddidler, bu işi yaparlar, fakat ictihadla yeni hükümler çıkarmazlar, çünkü buna lüzum kalmamıştır. Helal, haram ve her delil açıklanmıştır. (F. Bilgiler) ANA BABAYA NAFAKA Sual: (Sen de, malın da, babanındır) hadisine göre, evladın malı babanın mıdır? Baba, evladının malını istediği gibi harcayabilir mi? CEVAP: Hayır. Evlat, zengin babaya bakmaya mecbur değildir. Zengin evladın, fakir olan Müslüman ana babaya nafaka vermesi farzdır. Fakir evladın, fakir babasına nafaka vermesi farz değildir. Fakir olan ana babasını kendi evine alıp, birlikte geçinirler. (Fetava-i Hayriyye) Fakir baba, kaybolan büyük oğlunun yalnız menkul mallarını, kendi nafakası için satabilir. Binasını, toprağını satamaz. (Dürer-ül-hükkam) Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İslamiyet bir bayraktır. Allahü teâlâya doğru inanıp doğru ibadet edenler, bu bayrağın gölgesindedir. (Bu bayrağın bana gelmesi yeter, bundan sonra ne olursa olsun) demek olmaz. Bu emaneti, bizden sonrakilere ulaştırmak için, çok gayret göstermek gerekir. Ulaştıramazsak, bizden öncekiler ahirette bizden davacı olmazlar mı? (İslamiyet'in size doğru olarak gelmesi için malımızı, canımızı feda ettik. Vatanlarımızı terk ettik. Siz aldığınız bu yüce emaneti nasıl toprağa gömdünüz? Bir sonraki nesle neden aktarmadınız?) derlerse, ne cevap vereceğiz? Ayrıca, yarın bir gün çocuklarımız, torunlarımız, (Niye bizimle ilgilenmediniz, niye bize emaneti ulaştırmadınız? Biz sizin yüzünüzden şimdi Cehenneme gidiyoruz) derlerse ne cevap vereceğiz? Öğrendiklerimizi gizlemeyip, Allah'ın kullarına ulaştırmalıyız. Yani onların da, doğru olan kitaplara, bilgilere kavuşmalarına yardım etmeliyiz. Bunu sırf Allah rızası için yapmalıyız. Bu bayrak, kıyamete kadar hep dalgalanacaktır. Bu bayrağı elden ele ulaştıranlar, dünya ve ahiret saadetine kavuşacaktır. İman nuruna kavuşanlar, Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini tanıyıp, onların yolunda olanlar, gündüz aydınlıkta çalışana, diğerleriyse gece karanlıkta çalışana benzerler. Hiç ikisi bir olur mu? Karanlıkta insanlar birbirlerine çarparlar. Ne yaptıklarını görmezler, yıkarlar, kırarlar, dökerler. En iyi imkânlarla da çalışsalar, başarılı olamazlar. Gündüz çalışanlar ise, ne yaptıklarını görürler, yıkmazlar, kırmazlar, dökmezler. İşleri de isabetli olur. İnsan parasıyla bir şey alabilir, iradesiyle bir yere gidebilir, ama imanı parayla, iradesiyle alamaz. Bir insanın mümin olması, Müslümanlığa kavuşması üç şekilde olur: 1- Hiç şartsız olarak, Allahü teâlâ dilediğine imanı verir. 2- Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde vaat ediyor, (Kim benim dinimi incelerse, öğrenmek isterse, bana kavuşmak isterse, onu bana kavuşturacak yolu açarım ve ona gidecek yolu nasip ederim) buyuruyor. Hangi dinden, hangi dilden, hangi ırktan olursa olsun, arayana, isteyene nasip ediyor, ama kavuşmak için, araması, istemesi şarttır. 3- Kişi, bir insana veya bir hayvana iyilik eder, şefkat ve merhamet gösterir. Öyle bir dua alır ki, Allahü teâlâ o duanın veya gösterdiği şefkat ve merhametin mükâfatı olarak ona İslamiyet'i nasip eder. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimiz diyor ki, genç ihtiyar, zengin fakir, köylü şehirli, hangi ırktan, hangi milletten olursa olsun, günahkâr da olsa, herkesin duasını alın! Hiç kimsenin bedduasını almayın! Birinin duasıyla Allah imanı nasip eder. İman, dünyada erişilebilecek en yüce mertebedir. Ondan daha yüksek bir mertebe yoktur. İman etmek kolay iş değil. Hatta Peygamber efendimiz, (Neden inanmıyorlar, bunlar ebedi yanacaklar) diye göğsünü paralarcasına ibadet ederdi, mübarek ayakları şişene kadar namaz kılardı, Ya Rabbi hidayet ver diye yalvarırdı. Sonra şu mealde bir âyet-i kerime geldi: (Ey habibim, Sen göğsünü paralayacak gibi böyle kendini harap etme, çünkü hidayet benim elimde. Kimin mümin olacağını, kimin olmayacağını ben bilirim, bunun bir hikmeti vardır. Sen anlat, geç. Çünkü hidayete getirmek senin elinde değil, o benim elimdedir. Her şeyi sana verdim, ama onu vermedim. O benim bileceğim bir iştir.) Dolayısıyla Müslüman olarak, biz öyle bir şerefe kavuştuk ki anlatılamaz. Hazret-i Ömer hilafeti zamanında Şam'a gidiyor, fakat onun adaletine akıl ermiyor. Bir devesi var, bir saat kölesi biniyor, bir saat kendisi biniyor. Tam Şam'a girecek, bütün halk sokaklara dökülmüş, halifeyi karşılayacaklar. Deveye binme sırası da kölede. Yanındakilerin hepsi diyorlar ki, (Efendim olmaz, bu millet alışmıştır, devenin üzerindekine itibar ederler ve halife diye ona hürmet ederler, ona saygı gösterirler. Lütfen deveye siz binin!) O zaman hazret-i Ömer şunu söylüyor: (Biz âciz, çok zelil bir kavimdik. Çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik. Yani dünyanın en vahşi, en zelil kavmiydik. Allah bizi Müslüman yaparak en büyük şerefe kavuşturdu. Siz, hâlâ izzet ve şerefi deve üzerinde mi arıyorsunuz? Eğer hâlâ izzet ve şerefi deve üzerinde arayanlar varsa, işte deve orada. Ben Muhammed aleyhisselamın ümmetiyim. Allah'a iman ettim. Bu şeref bana yeter. Sıram gelmeden deveye binmem.) Men lem yezuk lem yedrî. Tatmayan anlamaz demektir. İslamiyet'i bir beyne doldurmak vardır, bir kalbe indirmek vardır, bir de tatmak vardır. Yani yediğimiz yemek gibi lezzetini almak vardır. Bunun tadını almış olan için, yaşamak ve anlatmak ters gelmez. Çünkü insan tadını aldığını unutmaz, güzel ve tam söyler. İşittiğini ise bazen unutur hattâ bazen ilave edebilir, noksan da yapabilir. İşte İslamiyet'i doğru öğrenip doğru yaşayan bir kimse, etrafındakilere faydalı olup dini doğru olarak nakledebilir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Enbiya, evliya hürmetine veya yağan yağmur hürmetine, günahsız bebekler hürmetine, şu eşyanın hürmetine diye dua etmek caiz midir? CEVAP: Hepsi de caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Sözlerine kulak asılmayan nice kimseler görürsünüz ki, bunlar, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ bu sevgili kullarının hatırı için, o şeyi hemen yaratır.) [Müslim] Bu hadis-i şerif, tasavvuf ilminin ve rehberin gönlünü kazanmaya çalışmanın doğruluğunu göstermektedir. Bu hadis-i şerifin açıklamasında buyuruluyor ki: (Ya Rabbi! Şu Peygamberin, ölü veya diri, salih, veli, âlim kulunun hürmeti, senin ona ihsan ettiğin kıymeti hürmetine senden istiyorum) demenin caiz olduğu, Bezzaziyye fetvasında yazılıdır. Birçok ârifler, talebesine, (Allahü teâlâdan bir şey isteyeceğiniz zaman, benden isteyin! Allahü teâlâ ile aranızda, şimdi ben vasıtayım) demişlerdir. Ebül-Abbas-ı Mürsi hazretleri de, (Allahü teâlâdan bir şey isteyeceğiniz zaman, İmam-ı Gazali'nin hürmeti için isteyin!) buyururdu. (Hadika, Berika, Hısn-ül-hasin) Resulullah efendimiz, satın aldığı gömleği, dilenen bir köre verdi. Gömlekten misk gibi güzel koku geliyordu. Bunu Resulullahın verdiğini anlayıp, (Ya Rabbi! Bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç!) diye dua edince, iki gözü hemen açıldı. (Zad-ül Mukvin) Resulullah efendimiz, gazalarda ve sıkıntılı zamanlarda, muhacirlerin fakirleri hürmetine dua ederdi. (Tergib, Taberani, Ebu Nuaym) Resulullah efendimizi vesile ederek Allahü teâlâya yapılan dualar kabul olduğu için Müslümanların halifesi hazret-i Ömer, Medine'de kıtlık olunca, Abbas bin Abdülmuttalib'i vesile ederek yağmur duasına çıkıp, (Ya Rabbi! Sevgili Peygamberini vesile yaparak dua ederiz! Resulünün muhterem amcası hürmetine, senden yağmur isteriz! Duamızı kabul buyur!) demiştir. (Kıyamet ve Ahiret) Enes bin Malik ve Ali bin Ebi Talib'in, rivayetine göre, Resulullah efendimiz buyurdu ki: Allahü teâlâdan dünyaya veya âhirete ait bir isteği olan, gece gusledip veya abdest alıp, iki rekât namaz kılsa, her rekâtında bir Fatiha ve üç kere İhlâs okusa, selamdan sonra başını secdeye koyup, (Yâ Rabbi, benim isteğimi Ebu Bekr-i Sıddık hürmetine yerine getir) diye dua etse, Allahü teâlâ, Ebu Bekr-i Sıddık hürmetine isteğini verir. (Menakıb-ı çihar yar-ı güzin) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Selefiyiz diyenler, (Bir kimsenin veya bir şeyin hürmetine dua etmek şirk olur) diyorlar. O zaman, asırlardır bütün Müslümanlara müşrik demiş olmuyorlar mı? CEVAP: Evet, bütün Müslümanlara o gözle bakıyorlar. İmam-ı Birgivi, şu hadis-i şerifi naklediyor: (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, yâ Rabbi! Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma denirse, Allahü teâlâ kıyamete kadar azabını durdurur.) [Etfal-ül-müslimin] Resulullah, Eshab-ı kiram ve Tabiîn ile, bunlar öldükten sonra da Allahü teâlâya tevessül etmek, yani bunların hürmeti için dilekte bulunmak caizdir. (Hadika) Hacetlere kavuşmak için, iki rekât namaz kılıp, sevabını Silsile-i aliyye'nin ruhlarına hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek dua etmelidir. (Mekatib-i şerife) Ölü veya diri olan bir velinin veya bir nebinin ismini söyleyerek, bunun hürmeti için dilekte bulunmak caizdir. (Bezzaziyye) Hazret-i Ömer, tavaf ederken, Hacer-ül esvede karşı, (Sen bir taşsın, bir şey yapamazsın, ama Resulullah öptüğü için, sünnet olduğu için seni öpüyorum) dedi. Hazret-i Ali, Resulullahın, (Hacer-ül esved, kıyamette insanlara şefaat eder) buyurduğunu ben işittim dedi. (İbni Hibban) Hazret-i Ömer, Hacer-ül Esved'in şefaat edeceğini elbette biliyordu. Böyle demesi, Hazret-i Ali'nin o hadis-i şerifi nakledip, dindeki bir hükmün vesika haline gelmesi içindi. Roma ordularını yere seren, kaleleri, ülkeleri fetheden Halid bin Velid hazretleri, bütün bu başarılarının, sarığında taşıdığı bir sakal-ı şerif sayesinde olduğunu söylemiştir. Sakal-ı şerif, Hacer-ül esved, evliya kabrinden alınan topraklar ve onların giydikleri elbiseyle bereketlenmek, evliya kabirlerini öpmek gibi nimetleri ganimet bilmelidir. İbni Ömer, hac için Medine'den Mekke'ye giderken, Resulullahın oturduğu yerlerde durur, namaz kılar, dua ederdi. Bu mübarek yerlerle bereketlenirdi. Resulullahın minberine ellerini koyar, sonra yüzüne sürerdi. İmam-ı Ahmed, Hücre-i saadeti ve minberini öpüp bereketlendiği gibi, İmam-ı Şafii'nin gömleğini ıslatıp, bu suyu içerek de bereketlenirdi. Ebu Eyyub-el-Ensari, Resulullahın mübarek kabrine yüzünü sürerken, mani olmak isteyen birine, (Beni bırak, taşa, toprağa değil, Resulullahın huzuruna geldim) buyurdu. Eshab-ı kiram, Resulullahın eserleriyle teberrük ederdi. Abdest alırken kullandığı suyla, mübarek teriyle bereketlenirlerdi. Gömleği, asası, kılıcı, yüzüğüyle ve kullanmış olduğu her şeyle bereketlenirlerdi. Hazret-i Ümm-i Seleme'nin yanında mübarek sakalından bir kıl vardı. Hasta gelince, kılı suda bırakır, sonra çıkarıp bu suyu ona içirirdi. İmam-ı Buhari'nin kabrinden misk kokusu duyulurdu. Bereket için toprağından alıp götürürlerdi. Hiçbir âlim buna mani olmazdı. (Üsul-ül-erbea) > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Falanca zatın hürmetine diyerek, Allah'tan bir şey istenmez mi? CEVAP: Elbette istenir. Vasıtaya, sebebe yapışmak dinin emridir. Cennetin eşiğini öpmeye yemin eden kişiye, Peygamber efendimiz, (Ana babanın kabirlerini öp, yeminin yerine gelir) buyurdu. (Kifaye) Allahü teâlâdan başkasını tazim etmenin caiz olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şerifle, Selef-i salihin'in sözleri ve işleriyle sabittir. Hac suresinin 32. âyetinde mealen, (Kim Allahü teâlânın şeairini tazim ederse, bu, kalblerin takvasındandır) buyuruldu. Bunun için, Allahü teâlânın şeairini tazim etmek vacib oldu. Şeair, nişanlar, alametler demektir. Bekara suresinin, (Safa ve Merve, Allahü teâlânın şeairindendir) mealindeki 158. âyeti gösteriyor ki, Safa ve Merve'den başka da şeair vardır. Şah Veliyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Allah'ın şeairinin en büyükleri, Kur'an-ı kerim, Kâbe-i muazzama, Peygamber ve namazdır. (Huccetullah-il-baliğa) Şah Veliyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın şeairini sevmek demek, Kur'an-ı kerimi, Peygamberi, Kâbe'yi ve Allahü teâlâyı hatırlatan her şeyi, evliyayı sevmektir. (Eltaf-ül-kuds) Bekara suresinin, (Meleklere, "Âdem'e karşı secde edin" dediğimiz zaman, secde ettiler. Yalnız İblis secde etmedi) mealindeki 34. âyet-i kerimesi, Hazret-i Âdem'e tazim olunmasını emrediyor. Şeytan, (Allah'tan başkasına tazim edilmez) diyerek, bu emri dinlemedi. Hazret-i Yusuf'un ana babası ve kardeşleri de kendisine secde ederek saygı gösterdiler. Allah'tan başkasına saygı, tazim putçuluk olsaydı, Allahü teâlâ, sevdiği kullarını anlatırken bununla övmezdi. Eshab-ı kiramdan hicri bin yılına kadar, evliya çoktu. Herkes bunları ziyaret ederek bereketlenir, dualarını alırdı. Cansız eşya ile bereketlenmeye lüzum kalmazdı. Hiçbir âlim buna mani olmadı. (Ed-dürer-üs-seniyye) Hazret-i Ebu Bekir'in kızı Hazret-i Esma, Peygamber efendimizin hayattayken giydiği bir cübbe çıkarıp, (Şifa bulmaları için, bunu hastalara giydiriyoruz) dedi. (Müslim) Peygamber efendimiz abdest aldığı zaman, Eshab-ı kiram, onun abdest suyuna dokunmak ve düşen bir kılını almak için yarışırlar ve bununla bereketlenirlerdi. O da bu hareketlerini kabul buyururdu. Hatta mübarek başını tıraş ettiği zaman, bereketlenmek için, mübarek saçını, Eshabı arasında paylaştırmasını Ebu Talha hazretlerine emrederdi. (Buhari) Yağan yağmur hürmetine diye de dua etmek caizdir. Rahmet-i ilahiyye alametidir. Günahsız bebekler hürmetine diye dua etmek de caizdir. Yenilen yemekler ve nimetler hürmetine demek de caizdir. Bunların hepsinde mazruf önemlidir. Mazruf, zarf içindeki mana demektir. Vasıtalar söylenerek, Allahü teâlâdan istenmektedir. > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: Noel Baba denilen Aziz Nikola evliya mıdır? CEVAP: Noel Baba'nın varlığı bile şüphelidir, varlığını gösteren tarihî bir belge mevcut değildir. (Britannica, Wikipedia) Büyük Kostantin, bütün İncilleri birleştirmek için, miladi 325'te, İznik'te 319 papazı toplayıp, yazdırdığı yeni İncil'e eski dini olan putperestlikten de birçok şey sokturmuş, yeni bir Hristiyanlık dini kurmuştu. Bu İznik konsiline Aziz Nikola da katılmıştır. (Dinler tarihi, Baki Adam) Aziz Nikola tevhid anlayışını savunanlarla amansız bir şekilde mücadele ederek, Roma ve kilise nezdinde takdir edilmek istiyordu. Konsilde Aryusçulara karşı, müşrik imparatorun safını tutan Aziz Nikola; Tanrı, oğul ve kutsal ruhun birlikte olabileceğini savunur ve bir tuğlayı örnek göstererek, (Ateş, toprak ve su, nasıl bir tuğlada bir arada toplanmışsa, aynı şekilde Tanrı, bir ve üç özellikli olabilir) der. Bu şirk kökenli teolojik saptırması, ona duyulan ilgiyi artırır. (Lütfü Özşahin, 25.12.2009) Noel Baba yortusunun safsata ve efsane olduğu ve İncil'de geçen Noel'le ilgili sözlerin birer peri masalı ve efsane olduğu, İngiliz Durkan Başpiskoposu Dr. David Jenkis'in 21 Aralık 1993 tarihli Milliyet ve 24 Aralık 1993 tarihli Türkiye gazetelerinde çıkan beyanatında açıklandı. (Rehber Ans.) Tevhid inancına karşı teslis [şirk] inancını savunduğu anlaşılan ve Hristiyanlık propagandasında kullanılan Noel Baba denilen kimsenin, mümin hatta veli olduğunu savunmanın maksadı, Noel yortusunu meşrulaştırarak Hristiyanlara şirin görünmek değilse, ya nedir? Noel Baba için mevlid okutanlar ve Hristiyanlara hoş görünmek için Noel'i kutlayanlar olsa da, Müslümanlar bu küfürden uzak durmalı. Nevruz, Mihrican [ve Noel] günlerinde, bunların isimlerini söyleyerek hediye vermek haramdır. Bu günleri bayram bilerek vermek, küfür olur. Bu günleri tazim edip kâfire yumurta hediye eden, kâfir olur. Bu günlerde bir şey satın almak da böyledir. Her zaman aldığını alan kâfir olmaz. (Dürr-ül-muhtar) Bezzaziyye fetvasında, (Nevruz günü, Mecusilerin bayramıdır. O gün, Mecusilerin yanına gidip, onların yaptıklarını yapmak küfürdür. O gün, bayram yapan Müslümanın imanı gider de haberi olmaz) deniyor. Noel günü ve gecesinde ve kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapanın da kâfir olduğu bu fetvadan anlaşılmaktadır. (S. Ebediyye) Müslümanların Noel'i kutlayarak imanlarını kaybettikleri bir dönemde, onların imanlarını korumak yerine, Hristiyanların, misyonerlerin efsane kahramanı Noel Baba için evliya demenin, mevlid okutmanın âlemi nedir? > Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
mehmetali.demirbas@tg.com.tr
Sual: (Miladi yılbaşı gecesi İsa aleyhisselamın doğduğu gece ise, bu geceyi Kur'an okuyarak, namaz kılarak, mevlid okuyarak, ilahi söyleyerek geçirmeli) deniyor. Bu gece, dinimizde, mübarek bir gece olarak bildirilmediğine göre, mübarek gece muamelesi yapmak, mevlid okumak yanlış olmaz mı? CEVAP: Elbette, yanlış olur. Her gece Kur'an-ı kerim okuyan bu gece de okuyabilir, ama bu geceye ayrı muamele etmemeli, her gece ne yapıyorsak, bu gece de onu yapmalı. İsa aleyhisselamın o gecede doğduğu da zaten belli değildir. İsa aleyhisselam, dünyada az kalıp göğe çıkarıldığından, kendisine de ancak 12 kişi inandı. Bunlara havari dendi. İseviler az olup, asırlarca gizli yaşadıklarından, Hazret-i İsa'nın doğduğu günü doğru olarak anlamak mümkün olmamıştır. 25 Aralık, 6 Ocak veya başka bir gün denmiştir. Bunlar da kesin değildir. (Takvim-i Ebüzziya) Kesin olsa bile, dinimizin mübarek olarak bildirmediği bir güne özel muamele etmek, mevlid okutmak uygun olmaz. NOEL GECESİNİN ZAMANI Sual: Hristiyanların dini bayramı olan Noel gecesi ne zamandır? CEVAP: Miladi yıl, en az 300 yıl noksandır, çünkü İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman, yaklaşık bin yıldan az değildir. (Burhan-ı kat'i) Hicri yıl kesindir. Miladi yıl, doğru ve kesin değildir. Günü de, yılı da yanlıştır. (S. Ebediyye) YILBAŞI VE NOEL Sual: Yılbaşı ve Noel'i kutlamak, miladi yeni yıl için tebrik kartı satmak, yeni yıl için tebrik kartı göndermek caiz midir? CEVAP: Yılbaşıyla Noel farklıdır. Noel, Hristiyanların dini bayramıdır. Noel'i kutlamak kesinlikle caiz olmaz. Bir zaruret olursa, mesela, devletlerarası protokolde zaruret olduğu için, kutlamak caiz olur. Bir ihtiyaç olunca, yeni yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek veya (Yeni yılın kutlu olsun) diyene (Seninki de kutlu olsun) demek caizdir, fakat bu geceye farklı muamele etmemeli, her gece ne yapılıyorsa onları yapmalı. Mesela bu gece, evi çamla süslememeli, hindi kesip yememeli. Tebrik kartı da, yeni yıl için caiz, Noel için ise zaruretsiz caiz değildir. Tel: 0 212 - 454 38 20 www.dinimizislam.com - www.mehmetalidemirbas.com
.
|
Bugün 75 ziyaretçi (197 klik) kişi burdaydı!
|
|
|
|
| Bugün 637 ziyaretçi (1480 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|
|
|
|
|
| Bugün 61 ziyaretçi (83 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|