Ülkemizin i'tibârlı turizm şirketlerinden olan "İrfân Turizm", yurt içi ve yurt dışındaki seyâhatlerine, bu mart ayında, çok önemli bir halka daha eklemektedir. Daha önce, Özbekistân, Hindistân, Mısır ve Sûriye gibi dış ülkelere, defalarca yolcu kâfileleri götürmüştür. Bu defa, Suûdî Arabistân'a umre ziyâretleri için yolcular götürecektir. Bilindiği gibi, "Kâbe-i Muazzama"yı ziyâretle ilgili iki temel ibâdet vardır: Bunlardan biri "Hac", diğeri ise "Ömre [umre]"dir. İslâmın beşinci şartı olan "Hac" ibâdeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdettir. Hac ibâdeti, "belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyâret etmek" şeklinde ta'rîf edilmektedir. Hac, ancak, "Hac Ayları" adı verilen belli zaman içerisinde yapılabilir. Hac ayları, "Şevvâl-i Şerîf" ve "Zil-ka'de" ayları ile "Zil-hicce" ayının ilk on günüdür. Bu aylar girmeden önce veya bu aylar geçtikten sonra, hacla ilgili menâsikten herhangi biri yapılamaz. "Umre"nin belli bir zamanı olmayıp, bu ibâdet, "Arefe" günü sabâhından, "Kurbân Bayramı"nın dördüncü günü akşam vaktine kadar olan beş gün müstesnâ olmak üzere, hac aylarında da, hac ayları dışında da, bütün yıl boyunca, her zaman yapılabilir. [Zikredilen beş günde, umre yapmak Hanefî mezhebine göre tahrîmen mekrûhtur. Bu günlerde sâdece hac yapılır. Şâyet fakîr bir kimse, üzerine farz olan hac vazîfesini yapmamış ise ve bu hac aylarında "Umre" için gelmiş ise, ona hac farz olur.] Hac ve umre ibâdetleri, ayrı ayrı yapılabileceği gibi, hac ayları içerisinde, bunların ikisi birlikte de yapılabilir. Hac ayları girdikten sonra, hacdan önce umre yapılıp yapılmaması, yapılacaksa umre ve haccın aynı ihrâmla mı, yoksa ayrı ayrı ihrâmlarla mı yapılacağı durumuna göre üç türlü hac vardır: Bunlar ifrâd, temettü' ve kırân haclarıdır. Hanefî mezhebine göre, gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir defa olmak üzere, "Hac" ibâdeti farz, "Umre" ibâdeti ise sünnet-i müekkede(kuvvetli sünnet)'dir. [Mâlikî mezhebinde "Umre", gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir kerre "müekked sünnet"tir. Fakat Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, şartlarını taşıyanlara "Umre" de, hac gibi, ömürde bir kerre "farz"dır.] "Umre" ibâdetini, bütün şart ve rükünlerine, vâciplerine, sünnet ve müstehablarına, mendûp ve edeplerine riâyet ederek ve yasaklarından da kaçarak yapabilmek için, "Umre"ye gitmeden önce, uygun bir "Umre Rehberi"ni, dikkatli bir şekilde okumalı, yapılacak ve yapılmayacak işleri iyice öğrenmelidir. Şimdi bu "Giriş"ten sonra, bugünkü makâlemizde, "Umrenin Ta'rîfi ve Hükmü", "Fazîleti", "Farzları" ve "Vâcipleri" üzerinde kısa kısa duralım: TARİFİ?VE?HÜKMÜ "Umre", belli bir zamanı olmayıp, yukarıda zikrettiğimiz beş gün müstesnâ olmak üzere, hac aylarında da, hac ayları dışında da, bütün yıl boyunca, her zaman yapılabilen, niyet ve telbiye ile ihrâma girip tavâf ve sa'y yaptıktan sonra ihrâmdan çıkılmak sûretiyle îfâ edilen bir ibâdettir. Gücü yetenin ömreye gitmesi çok sevâbtır. Ömrenin fazîleti hakkında birçok hadîs-i şerîf vardır. Ba'zıları şunlardır: "Ömre, diğer ömreye kadar işlenen günâhlara keffârettir." [Buhârî] "Çok ömre yapan kimse, fakîrlikten kurtulmuş olur." [Tirmizî] "Bir kimse ömre yaparken yolda vefât ederse, o ömre sevâbı, kıyâmete kadar ona yazılır." [Ebû Ya'lâ] Ömrenin Farzları: 1-Niyet ve telbiye ile ihrâma girmek. 2-Beytullâhı tavâf etmek... Ömrenin Vâcibleri: 1-İhrâmlı olarak mîkâtı geçmek: Ya'nî mîkât yerinden evvel veya mîkât yerinde ihrâma girdikten sonra mîkâtı ihrâmlı olarak geçmek. 2-Tavâfı abdestsiz ve cünüb olarak yapmamak. 3-Tavâfta avret yeri açık olmamak. [Erkeklerin avret yerleri, diz kapağı ile göbekleri arasıdır.] 4-Tavâfta, Kâbe-i Muazzama, sol tarafta kalmak. 5-Tavâfı, "Altın Oluk"un altındaki "Hıcr-i İsmâîl"i çevreleyen "Hatîm" denilen yerin dışından yapmak. 6-Tavâfın ilk 4 şavtı, "Ömre"nin rüknüdür. Buna, vâcip olan 3 daha ilâve ederek 7 şavt yapmak. 7-Her tavâftan sonra, Mescid-i Harâm içinde iki rek'at namaz kılmak. 8-"Safâ" ve "Merve" tepeleri arasında sa'y etmek. Sa'ye Safâ'dan başlamak. 9-Sa'yı yürüyerek yapmak. İki yeşil direk arasında, erkekler hızlı giderler. 10-Başı tıraş etmek veya saçları kısaltmak. 11-Elbisenin temiz olması.
02.03.2012
Ömre ibâdetinin fazîleti -2-
Bugünkü makâlemizde, "Ömrenin Sünnetleri" ve "Edepleri" üzerinde durmaya çalışacağız... ÖMRE'NİN SÜNNETLERİ 1-İhrâma girmeden önce, gusül abdesti almak, bu mümkün olmuyorsa abdest almak, 2-İhrâma girmeden önce, güzel koku sürünmek; İhrâma girdikten sonra koku sürülmez. 3-İhrâmın yeni veya yıkanmış, temiz olması ve renginin beyâz olması, 4-İhrâma girince, ihrâmın sünneti niyetiyle iki rek'at namaz kılmak. İlk rek'atında "Kâfirûn" sûresini, ikinci rek'atında da "İhlâs" sûresini okumak, 5-İhrâma girdikten sonra, "Telbiye"yi çok tekrârlamak. Telbiye "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel-hamde ven-ni'mete leke vel-mülke lâ şerîke leke" diyerek yapılır... Telbiye, her başlayışta üç defa tekrârlanır, sonra tekbîr, tehlîl ve salevât-ı şerîfe okunur; duâ yapılır. Tekbîr: "Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhil-hamd" demektir. "Tehlîl" de: "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" demektir. 6-Her "Telbiye"ye başlayışta, en az üç def'a tekrârlamak, 7-"Telbiye"den sonra, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimize salât ü selâm getirmek, 8-Mekke-i Mükerreme'ye gündüz girmek. Beytullâh'ı görünce hemen duâ etmek. Beytullâh'ın önüne gelince tekbîr getirmek, 9-"Hacer-i Esved"i öpmek veya istilâm etmek [uzaktan ellerini kaldırarak selâmlamak], 10-Erkekler, kendisinden sonra sa'y bulunan tavâflarda, "Iztıbâ'" yaparlar, ya'nî sağ kol ve omuzlarını açık tutacak şekilde ihrâma sarılarak tavâf ederler. 11-Yine erkekler, kendisinden sonra sa'y bulunan tavâfların ilk üç şavtında "Remel" yaparlar, ya'nî adımlarını kısaltıp omuzlarını silkeleyerek biraz sür'atli ve gösterişli yürürler. 12-Tavâftan ve iki rek'at tavâf namazından sonra, "Zemzem-i şerîf" içilecek yere gidip ayakta olarak bol bol zemzem içmek. Zemzemi üç yudumda içerek, her yudumunda Kâ'be-i Muazzama'ya bakmak. Kalan zemzem suyunu, üstüne-başına dökmek, 13-Sa'yda, iki yeşil direk arasında, erkekler biraz sür'atli yürürler. Buna "Hervele" denilir. Bu iki direğin hâricinde, normal yürüyüşlerine devâm ederler. 14-Çokca nâfile tavâf yapmak, 15-"Mültezem"e göğsünü ve yüzünü dayayıp ağlamak. [Mültezem, Hacer-i Esved ile Kâbe-i muazzama kapısı arasında kalan kısımdır.] 16-Kimseye eziyet etmeden Kâbe-i şerîfe'nin örtüsüne yapışarak Allahü teâlâya duâ etmek, 17-Medîne-i Münevvere'ye gidip "Mescid-i Nebevî"yi, "Ravda-i Mutahhara"yı, "Kabr-i Seâdet"i ya'nî sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret etmek... ÖMRE'NİN EDEBLERİ 1-Ömre yolculuğu esnâsında, hac yolculuğunda da olduğu gibi, gösterişten sakınmaya çalışmalı, 2-Varsa, kul borcunu ve kul hakkını ödeyerek onlarla, helâllaşmalı, 3-Tanıdıkları ve arkadaşları ile helâllaşıp onların duâlarını talep etmeli, 4-Dargın olduğu Müslümân var ise, barışmalı, 5-Beyâz geniş ihrâmlık almalı, 6-İhrâmlı iken giyeceği, sağlamından bir çift üstü açık terlik almalı, 7-Şüpheli olmayan, tâm helâl para ile ömre'ye gitmeli, 8-Ömre'ye giderken, din ve dünyâ işlerinde yardımcı olacak arkadaşlar bulmalı, 9-Âile fertlerinin nafakasını noksânsız te'mîn edip, vasiyetini yazmalı, 10-Bu yolculukta, Allahü teâlâdan daha fazla korkmalı, 11-Allahü teâlânın ismini çok zikretmeli, 12-Öfkelenmemeye dikkat etmeli, vakârlı olmaya çalışmalı, 13-Lüzûmsuz konuşmayı ve boş şeyleri terk etmeye çalışmalı, 14-Ömre ile ilgili husûsları iyi öğrenmeli, yolculuk esnâsında iyi bilmeyenlere de öğretmeli, 15-Ömre esnâsında alış-veriş ve ticâret yapmaktan uzak kalmaya çalışmalı, 16-Perşembe günü çıkamazsa, Pazartesi günü yola çıkmalı, 17-Hep abdestli durmaya gayret etmeli, 18-Evinden çıkmadan önce iki rek'at nâfile namaz kılmalı [Kazâ borcu olan kazâya niyet edebilir], 19-Eve dönünce de, Cenâb-ı Hakk'a şükür için iki rek'at namaz kılmalıdır. [Allahü teâlâ, umreye gidenlere makbûl ibâdetler nasîb buyursun.]
03.03.2012
Umre [ömre] nasıl yapılır -1-
Arefe ve Kurbân Bayramı günleri (ya'nî beş gün) hâriç, her zaman umre (ömre) yapılabilir. Bu beş günde umre yapmak, Hanefî mezhebine göre tahrîmen mekrûhtur. Ömre yapmak için yola çıkan kimseler, "Mîkât" denilen hudûdu ihrâmsız geçemezler. Ömreden önce Medîne-i Münevvere'ye giden kimseler için, "Mîkât" mahalli, ihrâma girme mevkii, "Zülhuleyfe", bugünkü ismi ile "Âbâr-ı Alî"dir. İhrâm için birtakım hâzırlıklar yapılır. Bunların bir kısmı yolda ve mîkât mahallinde yapılabilirse de, bâzılarını daha yola çıkmadan önce evde yapmalıdır. Şimdi bunları sırasıyla zikredelim: Evde yapılacak işler: 1-Tırnaklar kesilir, 2-Koltuk altı ve kasık temizlenir, 3-Sakal ve bıyıklar düzeltilir, gerekiyorsa saç tıraşı yapılır, 4-Gusledilir. Gusledilemez ise, abdest alınır. Gusül, abdestden efdaldir. 5-Güzel koku sürülür. İhrâma girmiş olanlar koku sürünemezler. Hattâ kokulu sabun bile kullanamazlar, kokusuz olanını kullanırlar. İHRÂM FARZDIR Mîkât hudûdunda yapılacak işler: 1-Ömreyi ihrâm içinde yapmak farzdır. Onun için, mîkât hudûdunda ihrâma girilir. 2-Erkekler, normal zamanda giydikleri bütün giyeceklerini çıkarırlar. "İzâr" (belden alt tarafı için peştamal) ve "ridâ" (omuz havlusu) ismi verilen ihrâm elbisesine bürünürler. Kadınlar, erkeklerin giydikleri bu ihrâm elbiselerini giymezler, normal elbiselerini ve çoraplarını çıkarmazlar. Mahrem yerlerini hiçbir zaman açmazlar. Normal elbiseleri ile ihrâma girerler. Sadece yüzlerini açık tutarlar. Eldiven giymelerinde sakınca yoktur. 3-Ömre için niyyet yapılır. Niyet farzdır. "Allâhümme innî ürîdül-umrate fe-yessirhâ lî ve tekabbelhâ minnî" ya'nî "Allahım! (Rızân için) ömre yapmak istiyorum. Onu bana kolay kıl ve benden kabûl buyur" şeklinde niyyet yapılır. Niyyet ile birlikte telbiye getirilir. 4-Telbiye "Lebbeyk, Allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel-hamde ven-ni'mete leke vel-mülk, lâ şerîke leke" diyerek yapılır. Telbiye, her başlayışta üç def'a tekrârlanır, sonra tekbîr, tehlîl ve salevât-ı şerîfe okunur. Duâ yapılır. Kadınlar telbiye yaparken seslerini yükseltmezler. 5-Kerâhet vakti değilse, ihrâmın sünneti niyetiyle, ihrâmlı olarak iki rek'at nâfile namâz kılınır. Birinci rek'atte, zamm-ı sûre olarak "Kâfirûn", ikincide ise, "İhlâs" sûreleri okunur. 6-İhrâmlı iken, erkeklerin başları açık, ayakları çıplak olur. 7-Her ân abdestli olmaya gayret edilir... İhrâma girdikten sonra yapılacak işler: 1-İhrâmdan çıkıncaya kadar, ihrâmlıya yasak olan işlerden sakınılır... İhrâmlı iken, ihrâma girdiği andan i'tibâren "Tavâf"ın dördüncü şavtını yapıncaya kadar olan zaman aralığında, cimâ' edenin [ya'nî hanımıyla muâmele-i zevciyyede bulunanın] ömresi fâsid olur, bozulur. 2-Telbiye, Tekbîr, Tehlîl, Salevât-ı şerîfe söyleyerek yola devam edilir. Tekbîr: "Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber, ve lillâhil-hamd" demektir. Tehlîl: "Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" demektir. 3-Kollarını giymeden omuzlarına palto, ceket almak, beline kemer, para kemeri, omuzuna çanta asmakta sakınca yoktur. İhrâm örtülerini çatal iğne ile tutturmak mekrûhtur. Üstü açık terlik giyilebilir. 4-Zaman, mekân ve durum değişikliği olduğunda telbiye, tekbîr ve tehlîl tekrârlanır. HAREM BÖLGESİNE GİRİNCE Mekke-i Mükerreme'ye geliş: 1-Mekke-i Mükerreme'ye yaklaşıp "Harem" bölgesine girince duâ edilir. Şu duâ okunabilir: "Allâhümme hâzâ haramüke ve emnüke, feharrimnî alennâr ve âminnî azâbeke yevme teb'asü ıbâdeke vec'alnî min evliy?âike ve ehl-i tâatike." 2-Mekke'ye, gündüz, "Cennet-ül-Muallâ" cihetinden girmek müstehab, mümkünse gusül abdesti alarak, mümkün değilse abdest alarak girmek sünnettir. 3-Kalınacak yere indikten sonra gusledip vakit geçirmeden Ömre Tavâfı yapmak için Harem-i şerîfe gidilir. [İnşâallah yarın da konumuza devâm edelim.]
09.03.2012
Umre [ömre] nasıl yapılır -2-
Bugün de "Ömre Tavâfı" ve "Sa'y"ı ele alalım: ÖMRE TAVÂFI FARZDIR 1- "Ridâ" ismindeki üst ihrâmın ortasını sağ koltuk altından geçirip, uçları sol omuza atılır. Buna "Iztıbâ" denir. 2-Mescid-i harâma "Bâbü's-se-lâm"dan, gündüz girmek müstehabtır. 3- "Telbiye", "Harem-i Şerîf"in kapısından girerken kesilir. Tavâf esnâsında telbiye söylenmez. 4- "Ka'be-i Muazzama" görülünce, üç def'a tekbîr ve tehlîl getirildikten sonra duâ edilir. Ka'be-i şerîfe ilk görüldüğünde, yapılan duâlar makbûldür, kabûl olunur. Onun için burada en önemli duâları yapmalıdır. 5-Ömre Tavâfına: "Allâhümme innî ürîdü tavâfe beytikel-harâmi feyessirhü lî ve tekabbelhu minnî seb'ate eşvâtın tavâfel-umrati lillâhi teâlâ azze ve celle" diyerek başlanır. Kadınlar, erkeklerin arasına karışmazlar, (ortalık biraz tenhâlaşınca) gerilerden dolaşırlar. 6-Tavâfa, "Rükn-i Yemânî" tarafından gelerek, "Hacer-i esved"den veya "başlama çizgisi"nden, yahut sağ taraftaki yeşil ışıkla "Hacer-i esved" arasındaki hattan başlamak ve yine burada bitirmek sünnettir. 7- Ka'be'yi sol tarafa alarak dönmek vâciptir. "Hatîm"'in dışından dolaşılarak yapılır. Tavâftan sonra hatîmde namaz kılınca, duâ da edilir. 8-Peş peşe yedi defa dönülerek bir tavâf tamamlanır. Bunun dördü farz, üçü vâciptir. Her dönüşe bir şavt denir. Şavtları peşpeşe yapmak sünnettir. 9- Erkekler, Hacer-i esvede her gelişde, el ve yüz sürerler. Süremezlerse uzaktan istilâm ederler. Ellerini, kulakları hizasına kadar kaldırarak "Bismillâhi Allâhü ekber" deyip yüzlerine sürerler. Kadınlar gerilerden istilâm ederler. 10- Tavâfın ilk üç şavtında erkekler "Iztıbâ" yaparlar, ya'nî sağ omuzlarını açarlar. Kısa adımlarla koşarak, omuzları silkerek, çalımlı yürürler. Buna "remel" denir. Kadınlar "Iztıbâ" ve "Remel" yapmazlar. 11- Tavâf ederken ve Sa'y yaparken, ezân okunursa, bunlar bırakılıp, namâzdan sonra tamâmlanır. 12- Tavâf ânında tekbîr ve tehlîl getirilir, duâ edilir. 13- Her tavâfdan sonra, Mescid-i Harâm içinde iki rek'at tavâf namâzı kılmak vâciptir. Makâm-ı İbrâhîm'de kılmak efdaldir. Kerâhet vakti ise, namâz ertelenir. Her tavâfdan sonra zemzem içmek müstehâbdır. İçerken duâ edilir. 14- Iztıbâ' hâliyle ya'nî sağ omuzu açık olarak namâz kılmak mekrûhtur. Namâz esnâsında, üst havlusu, sağ omuzunu örtecek şekilde konulur. Tavâf namâzında, zamm-ı sûre olarak, birinci rek'atte "Kâfirûn", ikincide "İhlâs" sûrelerinin okunması efdaldir. 15- Zemzem, usûlüne uygun içilir. 16- Tavâfdan sonra, sa'y yapılır. Tavâfsız sa'y sahîh olmaz. Önce tavâf etmek lâzımdır. Tavâf namâzından ve Zemzem-i Şerîfi içtikten sonra, ara vermeden Sa'ye başlamak sünnettir. SA'YE BAŞLAMADAN ÖNCE Sa'ye başlamadan önce Hacer-i esvedin istilâm edilmesi [uzaktan selâmlanması] sünnettir. 1-Sa'ye: "Allâhümme innî ürîdü en es'â mâ beynes-Safâ vel-Merveti seb'ate eşvâtın sa'yel-umrati lillâhi teâlâ azze ve celle fe-yessirhü lî ve tekabbelhü minnî" diyerek niyet edilip Safâ tepesine çıkılır. 2- Önce Safâ'dan başlamak vâciptir. 3-Burada, Beytullah'a karşı dönülüp duâ edilir. 4-Merve tepesine doğru yürünür. Her gidiş veya gelişe bir "şavt" denir. Şavtları peş peşe yapmak sünnettir. 5-Yeşil direklerin arasında, erkekler sür'atli, çalımlı ve canlı yürürler. Buna "Hervele" denir; sünnettir. Kadınlar "Hervele" yapmazlar. 6-Merve tepesinde de, Ka'be'ye dönülüp duâ edilir. 7-Aynı şekilde Safâ'dan Merve'ye dört, Merve'den Safâ'ya üç def'a peş peşe gidilip gelinir. Toplam yedi olur. Say'ı yürüyerek yapmak vâciptir. 8-Sa'y esnâsında tekbîr, tehlîl, duâ edilir. Sa'y esnâsında ezân okunursa, bunlar bırakılıp namâzdan sonra tamâmlanır. 9- Sa'ydan sonra, saçın en az dörtte biri veya tamâmı kesilir yâhut kısaltılır. Tıraş olmak vâciptir. 10-Böylece ömre bitmiştir. ["Sa'y", bir "Ömre" için, bir de "Hac"da farz olan "Tavâf-ı Ziyâret" için yapılır. Nâfile sa'y yapılmaz.] [İnşâallah, öbür haftaki makâlelerimizde de, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i münevvere ziyâretinden bahsedelim.]
10.03.2012
Ömre ibâdeti ve Kabr-i şerîfin ziyâretine dâir...
Biz, 27 Ocak-07 Şubat 2013 tarihleri arasında umrede idik. Onun için, bugün ve inşâallah yarın yazacağımız 2 makâlemizde, "Umre" ile Medîne-i Münevvere, "Mescid-i Nebevî" ve "Kabr-i Şerîf"in ziyâretini ele almayı arzû ediyoruz... "Kâbe-i Muazzama"yı ziyâretle ilgili iki temel ibâdet vardır: Bunlardan biri "Hac", diğeri ise "Umre"dir. Bilindiği gibi, İslâmın beşinci şartı olan "Hac" ibâdeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdettir. Hac ibâdeti, "belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyâret etmek" şeklinde tarif edilmektedir. Hanefî mezhebine göre, gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir defa olmak üzere, "hac" farz, "Umre" ise sünnet-i müekkede(kuvvetli sünnet)dir. Hac, ancak, "Hac Ayları" adı verilen belli zaman içerisinde yapılabilir. Hac ayları, Şevvâl-i Şerîf ve Zil-ka'de ayları ile Zil-hicce ayının ilk on günüdür. Bu aylar girmeden önce veya bu aylar geçtikten sonra, hacla ilgili menâsikten herhangi biri yapılamaz. Sevgili Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), hem hac yapacağı zaman, hem de umre ibâdeti için, bu ibâdetlerde, birtakım meşakkatler bulunduğundan dolayı, "Allah'ım onu bana kolaylaştır..." diye duâ buyurmuştur. UMRENİN TARİFİ VE HÜKMÜ "Umre (Ömre)", Arefe günü sabâhından, Kurbân Bayramının dördüncü günü akşam vaktine kadar olan beş gün müstesnâ olmak üzere, hac aylarında da, hac ayları dışında da, bütün yıl boyunca, her zaman yapılabilen, niyet ve telbiye ile ihrâma girip tavâf ve sa'y yaptıktan sonra tıraş olup ihrâmdan çıkılmak sûretiyle îfâ edilen bir ibâdettir. Zikredilen bu beş günde, Umre yapmak Hanefî mezhebine göre tahrîmen mekrûhtur. O günlerde sâdece hac yapılır. Mâlikî mezhebinde de "Umre", gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir kerre "müekked sünnet"tir. Fakat Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, şartlarını taşıyanlara "Umre" de, hac gibi, ömürde bir kerre "farz"dır. Umre ibâdetinin, bütün şart ve rükünlerine, vâciplerine, sünnet ve müstehablarına, mendûp ve edeplerine riâyet edilerek ve yasaklarından kaçılarak yapılabilmesi için, umreye gitmeden önce, muteber bir "Umre [Ömre] Rehberi"ni, dikkatli bir şekilde okumalı, yapılacak ve yapılmayacak işleri iyice öğrenmelidir. Oradaki ziyâretleri de tecrübeli bir rehber refâkatinde yapmalıdır. HHH "Sahîh-i Müslim"de ve Ebû Bekr bin Makkarî'nin "Mu'cem" kitabında bildirilen bir hadîs-i şerîfte: "Bir kimse beni ziyâret etmek için gelse ve başka bir şey için niyeti olmasa, Kıyâmet günü, ona şefâat etmemi hak etmiş olur" buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem), kendisini ziyâret etmek için, Medîne-i Münevvere'ye gelenlere şefâat edeceğini haber vermektedir. Dârekutnî'nin haber verdiği başka bir hadîs-i şerîfte de: "Hac edip de beni ziyâret etmeyen kimse, beni incitmiş olur" buyuruldu. VÂCİP DERECESİNE YAKIN... İslâm âlimlerinin güneşi İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe Hazretleri: "Müstehabların en üstünlerinden olan 'Kabr-i Seâdet'in ziyâreti, vâcip derecesine yakın bir ibâdettir" buyurdu. Fukahâ-i kirâm (Fıkıh âlimlerimiz), hac ve umre vazîfesini yaptıktan sonra, Medîne-i Münevvere'ye gelerek, "Mescid-i Nebevî"de namaz kılarlardı. Sevgili Peygamberimizin "Ravda-i mutahhara" ile "Minber-i münîr"i ve Arş-ı a'lâdan efdal olan "Kabr-i şerîf"i, sonra da oturdukları, yürüdükleri, dayandıkları yerleri, vahiy geldiği zaman dayandıkları direği ve mescid yapılırken ve tamir edilirken çalışan ve para vermekle şereflenen Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiîn'in geçtikleri yerleri ziyâret ederler, görmekle bereketlenirlerdi. Onlardan sonra gelen âlimler ve sâlihler de, hac ve umreden sonra Medîne-i münevvere'ye gelirler, fıkıh âlimlerimiz gibi yaparlardı. Fahr-i Kâinât Efendimiz buyurdular ki: "Kim, vefâtımdan sonra beni ziyâret ederse, beni hayâtta iken ziyâret etmiş gibidir." Resûlullah Efendimizin "Kabr-i Şerîf"lerini ziyârete giden kimsenin, çok salevât-ı şerîfe getirmesi lâzımdır. Okunan bu salât ve selâmların Peygamber Efendimize ulaştığı, hadîs-i şerîfde bildirilmiştir. [Yarın aynı konuya devâm edelim inşâallah.]
15.02.2013
Ömrenin fazîleti
Herhangi bir ibâdetin sahîh ve makbûl olabilmesi için, o ibâdetin farz, vâcib, sünnet ve edeplerini yerli yerince öğrenmek ve yapmak lâzımdır. Bunlardan önce kısaca ömrenin fazîletinden bahsedelim... Gücü yetenin ömreye gitmesi çok sevâbdır. Ömrenin fazîleti hakkında birçok hadîs-i şerîf vardır. İkisi şunlardır: "Ömre, diğer ömreye kadar işlenen günâhlara keffârettir." [Buhârî] "Ramazan ayında ömre yapanlar, benimle birlikte haccetmiş gibi olurlar." [Tirmizî] ÖMRENİN FARZLARI 1-Niyet ve telbiye ile ihrâma girmek. 2-Beytullâhı tavâf etmek. VÂCİPLERİ: 1-"İhrâm"lı olarak "mîkât"ı geçmek: Ya'nî mîkât yerinden evvel veya mîkât yerinde ihrâma girdikten sonra mîkâtı ihrâmlı geçmek. 2-"Tavâf"ı abdestsiz ve cünüb yapmamak. 3-Tavâfta avret yeri açık olmamak. [Erkeklerin avret yerleri, diz kapağı ile göbekleri arasıdır.] 4-Tavâfta, "Kâbe-i Muazzama", sol tarafta kalmak. 5-Tavâfı, "Hatîm" denilen yerin dışından yapmak. 6-Tavâfın 4 şavtı ömrenin rüknüdür. Buna, vâcip olan 3 daha ilâve ederek 7 şavt yapmak. [Her bir dönüşe bir "şavt" denir.] 7-Her tavâftan sonra, "Mescid-i Harâm" içinde iki rek'at namaz kılmak. 8-"Safâ" ile "Merve" arasında "sa'y etmek". Sa'ye Safâ'dan başlamak. 9-Sa'yı yürüyerek yapmak. "İki yeşil direk" arasında, erkekler hızlı giderler; buna "Hervele" denilir ve sünnettir. 10-Başı "tıraş" etmek veya saçları kısaltmak. 11-Elbisenin temiz olması. SÜNNETLERİ: 1-İhrâma girmeden önce, gusl abdesti almak, bu mümkün olmuyorsa abdest almak. 2-İhrâma girmeden önce, güzel koku sürünmek. [İhrâma girdikten sonra koku sürülmez.] 3-İhrâmın yeni veya yıkanmış, temiz olması ve renginin beyâz olması. 4-İhrâma girince, ihrâmın sünneti niyetiyle iki rek'at namaz kılmak. Zamm-ı sûre olarak ilk rek'atında "Kâfirûn" sûresini, ikinci rek'atında da "İhlâs" sûresini okumak. 5-İhrâma girdikten sonra, "telbiye"yi çok tekrarlamak. 6-Her telbiyeye başlayışta, en az üç def'a tekrarlamak. 7-Telbiyeden sonra, "tekbîr", "tehlîl" okumak ve Peygamber Efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) salât ü selâm getirmek. 8-Mekke-i mükerremeye gündüz girmek. Beytullâhı görünce hemen duâ etmek. Beytullâhın önüne gelince tekbîr getirmek. 9-"Hacer-i Esved"i öpmek veya istilâm etmek. 10-Erkekler, kendisinden sonra sa'y bulunan tavâflarda, "ıztıbâ'" yaparlar, yani sağ kol ve sağ omuzlarını açık tutacak şekilde ihrâma sarılarak tavâf ederler. 11-Yine erkekler, kendisinden sonra sa'y bulunan tavâfların ilk üç şavtında "remel" yaparlar, ya'nî adımlarını kısaltıp omuzlarını silkeleyerek biraz sür'atli ve gösterişli yürürler. 12-Tavâftan ve iki rek'at "tavâf namazı"ndan sonra, Zemzem-i şerîf içilecek yere gidip, ayakta olarak bol bol "zemzem içmek". Zemzemi üç yudumda içerek her yudumunda Kâ'be-i muazzamaya bakmak. Kalan zemzem suyunu, üstüne başına dökmek. 13-Sa'yda, iki yeşil direk arasında, erkekler biraz sür'atli yürürler. Bu iki direğin hâricinde, normal yürüyüşlerine devâm ederler. 14-Çokça nâfile tavâf yapmak. 15-"Mültezem"e göğsünü ve yüzünü dayayıp ağlamak. [Mültezem, Hacer-i Esved ile Kâbe kapısı arasında kalan kısımdır.] 16-Kimseye eziyet etmeden Kâbe örtüsüne yapışarak Allahü teâlâya duâ etmek. 17-Medîne-i münevvereye gidip Ravda-i mutahharayı yani sevgili Peygamber Efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret etmek. ÖMRENİN EDEBLERİ 1-Ömreye giderken, dîn ve dünyâ işlerinde yardımcı olacak arkadaşlar bulmalı. 2-Âile fertlerinin nafakasını noksânsız temîn edip, vasiyetini yazmalı. 3-Varsa, kul borcunu ve kul hakkını ödeyerek onlarla helâllaşmalı. 4-Tanıdıkları ve arkadaşları ile helâllaşıp onların duâlarını talep etmeli. 5-Dargın olduğu Müslümân var ise, barışmalı. 6-Şüpheli olmayan, tâm helâl para ile ömreye gitmeli. 7-Beyâz geniş ihrâmlık almalı. 8-İhrâmlı iken giyeceği, sağlamından bir çift üstü açık terlik almalı. 9-Bu yolculukta, Allahü teâlâdan daha fazla korkmalı. 10-Allahü teâlânın ismini çok zikretmeli. 11-Ömre yolculuğu esnâsında gösterişten sakınmaya çalışmalı. 12-Öfkelenmemeye dikkat etmeli, vakârlı olmaya çalışmalı. 13-Lüzûmsuz konuşmayı ve boş şeyleri terk etmeye çalışmalı. 14-Ömre esnâsında alış-veriş ve ticâret yapmaktan mümkün mertebe uzak kalmaya çalışmalı. 15- Yolculuğa, Perşembe günü çıkamazsa, Pazartesi günü çıkmalı. 16-Hep abdestli durmaya gayret etmeli. 17-Evinden çıkmadan önce iki rek'at nâfile namaz kılmalı [Kazâ borcu olan kazâ kılmalı.] 18-Eve dönünce de, Cenâb-ı Hakk'a şükür için iki rek'at namaz kılmalıdır.
16.02.2013
Hac ve umre ibâdetleri...
Dünyâdaki bütün Müslümânların kıblegâhı ve yeryüzünün en kıymetli "Mescid"i olan "Kâbe-i Muazzama"yı ziyâretle ilgili iki temel ibâdet vardır: Bunlardan biri "Hac", diğeri ise "Umre=Ömre"dir.
"Hac" ve "Umre" ibâdetleri, hem bedenî, hem de mâlî birer ibâdettir. Kısaca ifâde edecek oursak, Hanefî mezhebine göre, gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir defa olmak üzere, "hac" farz, "umre" ise sünnet-i müekkede(kuvvetli sünnet)'dir.
[Mâlikî mezhebinde umre de, gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir kerre müekked sünnettir. Fakat Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, şartlarını taşıyanlara umre de, hac gibi, ömürde bir kerre farzdır.]
Hac ve umre ibâdetleri, ayrı ayrı yapılabileceği gibi, hac ayları içerisinde, bunların ikisi birlikte de yapılabilir.
Hac ayları girdikten sonra, hacdan önce ömre yapılıp yapılmaması, yapılacaksa ömre ve haccın aynı ihrâmla mı, yoksa ayrı ayrı ihrâmlarla mı yapılacağı durumuna göre üç türlü hac vardır: Bunlar ifrâd, temettü' ve kırân haclarıdır. [Bunlar, hac rehberlerinde tafsîlâtıyla, detaylarıyla anlatılmaktadır.]
Sevgili Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), hem hac ibâdetini, hem de umre ibâdetini yapacağı zaman, "Allah'ım onu bana kolaylaştır" diye duâ buyurmuştur.
İslâmın beşinci şartı olan "Hac" ibâdeti, "belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyâret etmek" şeklinde tarîf edilmektedir.
Hac, ancak, "Hac Ayları" adı verilen belli zaman içerisinde yapılabilir. Hac ayları, Şevvâl-i Şerîf ve Zil-ka'de ayları ile Zil-hicce ayının ilk on günüdür...
Zilhiccenin 9. günü olan Arefe gününde, Arafât hudûdu içerisinde bulunmayan ve haccın üç farzından biri olan Arafât vakfesini yapmayan bir kimsenin haccı sahîh olmaz. Eğer "Arefe Günü", zamanından bir gün önceye alınacak olursa, ertesi günü tekrâr Arafât'a çıkmak gerekir. Çıkılmazsa, "Haccın Farzları"ndan birinin yapılmaması sebebiyle hac sahîh olmayacağı için sonraki senelerden birinde tekrâr hac yapmak gerekir. Bu, Perşembe günü, Cum'a namazı kılmak gibi olur. Cum'a günü, Cum'a namazını tekrâren kılmak lâzım olur...
Umrenin belli bir zamanı olmayıp, bu ibâdet, Arefe günü sabâhından, Kurbân Bayramının dördüncü günü akşam vaktine kadar olan beş gün müstesnâ olmak üzere, hac aylarında da, hac ayları dışında da, bütün yıl boyunca, her zaman yapılabilir. Bu zikredilen beş günde umre yapmak, Hanefî mezhebine göre tahrîmen mekrûhtur; bu günlerde sâdece hac yapılır.
Dînen fakîr olan bir kimse, hac aylarında, umre için, Mekke-i mükerremeye gelmiş ise, "Kâbe-i Muazzama"yı görünce, ona hac farz olur. Ya haccı tamamlayıp ondan sonra memleketine döner veya haccı yapmadan memleketine dönmüş ise, tekrâren hac için gelip hac menâsikini îfâ eder.
Peygamber Efendimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm), "Hac menâsikinizi benden alınız (öğreniniz ve benim yaptığım gibi yapınız)" buyurmuştur. [Bu bakımdan, hacca gitmeden önce, kıymetli bir "Hac Rehberi"ni, dikkatli bir şekilde okumak, yapılacak ve yapılmayacak işleri iyice öğrenmek lâzımdır.]
Bütün dîn kardeşlerimize sahîh ve makbûl haclar temennî ediyoruz. Allahü teâlâ, "haclarını mebrûr, sa'ylerini meşkûr ve zenblerini mağfûr eylesin..."
11.10.2013
Hac hakkında bazı hadîs-i şerîfler
Sevgili Peygamberimiz hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: "Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günâhları yok eder." (Taberânî)
"Arafât'ta vakfeye durup da günâhlarının affedilmediğini zanneden, büyük günâha girmiş olur" (Hatîb Bağdâdî)
"Şeytân, Bedir günü hâriç, hiçbir zaman, Arefe gününkünden daha zelîl, daha hakîr ve daha öfkeli görülmemiştir. Çünkü şeytân, o gün inen İlâhî rahmeti ve Allahü teâlânın, büyük günâhları affedişini görür." [İmâm Mâlik]
Bir kimse, "Yâ Resûlallah! Ben, hac arzûsuyla yola çıktım; fakat hac vaktine yetişemedim. Şimdi bana öyle bir şey emrediniz ki, onunla hacca yetişmiş, hac sevâbı almış olayım" dedi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz:
"Eğer Ebû Kubeys dağı kadar altının olsa ve sen de bunları Allah yolunda sarf etsen, yine de haccın sevâbına kavuşamazsın" buyurdu.
"Hac zenginliğe, zinâ fakîrliğe sebep olur." (Şir'atü'l-İslâm)
"Haccedin ki, muhtâç olmayasınız. Yolculuk edin ki, sıhhata kavuşasınız." (Taberânî)
"Bir hâcı ile karşılaşınca, ona selâm verin, onunla müsâfeha edin, eve girmeden önce, kendiniz için duâ, istiğfâr etmesini isteyin; çünkü hâcı, mağfiret olunmuş kimsedir." (Taberânî)
"Hâcı, yakınlarından dört yüz kişiye şefâat eder." (Bezzâr)
"Hâcılarla, gâzîlerle kucaklaşan, Peygamberlerle kucaklaşmış gibidir." (Şir'atü'l-islâm)
"Yâ Rabbî, hâcının ve onun affolması için duâ ettiği kimsenin günâhlarını affet!" (Hâkim)
"Hacca giderken veya gelirken ölenin geçmiş günâhları affolur. O kimse, hesâba çekilmeden ve azâp görmeden Cennete girer." (İsfehânî)
"Hacca giderken yolda ölene, kıyâmete kadar haccetmiş gibi sevâp yazılır. Umreye giderken ölene de, umre yapmış gibi sevâp yazılır. Cihâd etmek üzere giderken, yolda ölene de, kıyâmete kadar cihâd etmiş gibi sevâb yazılır." (Ebû Ya'lâ)
Zilhiccenin 8. günü Terviye günüdür. O gün hacıların Minâ'ya çıkmaları ve geceyi orada geçirmeleri sünnettir. Zilhiccenin 9. günü ise Arefe günüdür. Zilhicce'nin 9. günü [Arefe günü] sabâh namazından, dördüncü günün [Zilhicce'nin 13. günü] ikindi namazına kadar, 23 farz namazın akabinde, "Teşrîk tekbîri" okumak vâciptir.
Zilhiccenin onuncu günü Kurbân bayramıdır. Bir hâcı, Arefe günü öğle ezânından, Bayramın birinci günü, sabah namâzı vaktine kadar olan zaman içinde, Arafât'ta biraz dursa veya ihrâmlı olarak Arafât'tan geçse veya ihrâmlandıktan sonra hasta olup uykuda iken, baygın iken sedye içinde veya başka bir şeyle taşınarak, nüsükler yaptırılsa veyahut ihrâma girmeden önce, hasta olan, bayılan kimsenin yerine, başkası ihrâma girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o bunun yerine de nüsükleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafât'ta dursa, haccı, sahîh olur. O yerin Arafât olduğunu bilmek ve niyyet etmek de lâzım değildir.
Bütün dîn kardeşlerimize sahîh ve makbûl haclar temennî ediyoruz...
12.10.2013
Umre programlarında ziyaret edilen bazı mekânlar
Gerek hacca, gerekse umreye gidenlerin, Sevgili Peygamberimiz ile Eshâb-ı kirâm hazerâtının nice hâtıralarını barındıran bazı mekânları ziyâret etmeye can attıklarını görüyoruz. Bu mekânları kısa kısa şöyle zikredebiliriz:
MEKKE-İ MÜKERREME'DE
1- PEYGAMBERİMİZİN DOĞDUĞU EV: Kâbe-i Muazzama'nın "Bâbü's-Selâm" denilen kapısı tarafındadır. Bu binâ, şu an i'tibâriyle "Kütüphâne" olarak kullanılmaktadır.
2- CEBEL-İ NÛR (VE HİRÂ MAĞARASI): Mekke şehrinin kuzey doğusunda Mekke şehir merkezi ile Minâ arasındadır. Sevgili Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu dağdır.
3- SEVR DAĞI [VE MAĞARASI]: Mekke şehrinin güneyinde Arafât'a giden yola yakındır. Peygamberimizin Ebû Bekir efendimizle birlikte Medîne-i münevvere'ye hicret ederlerken müşriklerin şerrinden saklandıkları mağaranın bulunduğu dağdır.
4- MEKKE KABRİSTANI [CENNETÜ'L-MUALLÂ]: Mekke şehrinin en eski mezarlığıdır. Takrîben 10.000 sahâbe-i kirâm yatmaktadır.
5- CİN MESCİDİ: Cin sûresinin nazil olduğu yer olup buraya inşâ edilen bir câmidir.
6- ARAFÂT [VE CEBELÜ'R-RAHME]: Mekke şehrine takrîben 30 km uzaklıkta bulunan Arafât vâdîsi, haccın üç farzından biri olan vakfenin yapıldığı yerdir.
7- MÜZDELİFE VE EL-MEŞ'ARU'L-HARÂM İSİMLİ MESCİD; 8- MİNÂ VE CEMERÂT, MESCİD-İ HÎF [HAYF] İLE 9- CEBEL-İ EBÎ KUBEYS'ten her birinin de İslâm târihinde birçok hâtıraları vardır.
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE'DE
1- KUBÂ MESCİDİ: Peygamber Efendimizin hicret esnâsında Medîne'ye varmadan önce konakladıkları yerdir. İslâm âleminde cemâatle namaz kılmak üzere yapılan ilk mesciddir.
2- MESCİD-İ CUM'A [Cuma mescidi]: Hicret esnâsında [Kubâ'dan Medîne'ye giderken] Cuma sûresinin nâzil olup Cuma namazının farz kılındığı bu yerde, ilk defa Peygamberimiz ve Sahâbîler tarafından Cuma namazı kılındı.
3- MESCİD-İ KIBLETEYN [İki kıbleli mescid]: Benî Seleme Yurdu'ndaki bu mescid, Müslümânların iki kıbleli olan tek mescidleridir. Daha önce Müslümânların Mescid-i aksâ istikâmeti olan kıbleleri, hicretten 18 ay sonra Şa'bân ayının 15'inde gelen vahiy ile [Bakara sûresinin 144. âyeti ile] değiştirilip Mescid-i Harâma çevrildi. Peygamberimiz Kudüs'e yönelik olarak kıldırdığı ikindi namazının [öğle namazı rivâyeti de var] son iki rek'atını namazı bozmadan Ka'be-i şerîfeye yönelerek tamâmladı.
4- MESÂCİD-İ SEB'A [Yedi mescidler]: Hendek Savaşının cereyân ettiği yerde birbirlerine yakın yedi küçük mescid yapılmıştır.
5- CENNETÜ'L-BAKÎ' [Medîne Kabristânı]: Medîneli Müslümânların kurdukları ilk mezarlıktır. Mescid-i Nebevî'nin doğu tarafındadır. Bu kabristanda on bine yakın sahâbe-i kirâm gömülüdür.
6- UHUD DAĞI VE ŞEHİDLİĞİ: Uhud Dağı, Medine'nin 5 km kadar kuzeyindedir. [Hazret-i Hârûn Peygamberin burada gömülü olması, buraya ayrı bir kıymet kazandırmaktadır.] Hicretin üçüncü yılında Müslümânlarla müşrikler arasında burada büyük bir savaş yapılmıştır. Eshâb-ı Kirâmdan 70 kişi şehîd olmuş ve bu dağın eteklerine gömülmüşlerdir.
28.02.2014
Peygamber efendimizi ziyaretin önemi
Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki:
"Kim, vefâtımdan sonra beni ziyâret ederse, beni hayâtta iken ziyâret etmiş gibidir", "Kabrimi ziyâret edene, şefâatim vâcib oldu" [İbn-i Huzeyme, Bezzâr, Dârekutnî ve Taberânî] Müsnedü'l-Bezzâr'daki başka bir hadîs-i şerîfte: "Kabrimi ziyâret edene, şefâatim helâl oldu" buyuruldu.
Bu hadîs-i şerîfler, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)in, kendisini ziyâret etmek için, Medîne-i münevvereye gelenlere, şefâat edeceğini haber vermektedir.
Dârekutnî'nin haber verdiği başka bir hadîs-i şerîfte: "Hac edip de beni ziyâret etmeyen kimse, beni incitmiş olur" buyuruldu. Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem)in ziyâret olunmak istemeleri, ümmetinin, bu yoldan da sevâb kazanmaları içindir.
Bunun için fıkıh âlimlerimiz, hac vazifesini yaptıktan sonra, Medîne-i münevvereye gelerek, Mescid-i şerîfte namaz kılarlardı. Sonra "Ravda-i mutahhera" ile "Minber-i münîr"i ve Arş-ı a'lâdan efdal olan "Kabr-i şerîf"i, sonra da oturdukları, yürüdükleri, dayandıkları yerleri, vahiy geldiği zaman dayandıkları direği ve mescid yapılırken ve tamîr edilirken çalışan ve para vermekle şereflenen Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiîn'in geçtikleri yerleri ziyâret ederler, oraları görmekle bereketlenirlerdi. Onlardan sonra gelen âlimler ve sâlihler de, hacdan sonra Medîne'ye gelirler, fıkıh âlimlerimiz gibi yaparlardı. [Dün olduğu gibi, bugün de hacılar, buna bağlı kalarak Medîne-i münevverede ziyâretlerde bulunuyorlar. Hac mevsimi dışında umre için gelen Müslümânlar da behemehâl Peygamber Efendimizi ziyâretle şereflenmektedirler.]
Medîne-i Münevvere şehri uzaktan görününce, önce salât u selâm getirilir ve duâ okunur. Mümkünse şehre veya Mescide girmeden önce gusül abdesti alınır. Güzel koku (esans) sürünülür. Yeni, temiz elbise giyilir. [Çünkü bunlar, ta'zîm ve hürmet ifâde ederler.] Medîne-i münevvereye ve Mescid-i Nebî'ye mütevâzi, vakârlı ve sükûnet hâli ile girilir.
Hücre-i seâdeti ziyâret edenlerin çok uyanık olmaları lâzımdır. "Bismillâhi ve alâ milleti Resûlillâh" dedikten sonra, İsrâ sûresinin 80. âyet-i kerîmesini okumalıdırlar. Onun akabinde, "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Vağfir lî zünûbî veftah lî ebvâbe rahmetike ve fadlike" diyerek, Mescid-i Nebevî'ye girmelidirler.
Resûlullah Efendimizin minberinin yanında iki rek'at "tehıyyetü'l-mescid namazı" kılmalıdır. Burası hakkında, "Kabrim ile minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim, havzım üzerindedir" buyurulmuştur.
Allahü teâlâya, Resûlullah'ın mübârek kabrini ziyâret etmeyi kendisine nasîb ettiğinden dolayı, secdeye varmalı ve duâ etmelidir. Peygamber Efendimizin kabr-i şerîfine, hücre-i seâdete gelmeli, arkasını kıbleye vererek Resûlullah'ın mübârek yüzüne karşı iki metre kadar uzakta edeble durmalıdır. Sonra bildiği salevât-ı şerîfeleri okumalıdır. Sonra selâm gönderenlerin selâmlarını iletmelidir.
Sonra yarım metre sağa, Ebû Bekr-i Sıddîk Hazretlerinin mübârek başı hizâsına gelerek ona selâm verip duâ etmelidir. Sonra yine yarım metre sağa, Hazret-i Ömer'in kabrinin hizâsına gelmeli ve ona da selâm verip duâ etmelidir.
Sonra da orada kendisine, ana-babasına, duâ isteyenlere ve bütün Müslümanlara duâ etmelidir. [Bu konuda, Hac ve Umre kitâbımızda çok geniş bilgi vardır.]
01.03.2014
HAC İBÂDETİNE DÂİR
Hac" ibâdeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdettir. "Belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyâret etmek" şeklinde ta'rîf edilmektedir.
İslâm âleminden ve müslümânların yaşadıkları dünyâ ülkelerinin her tarafından olduğu gibi, güzel ülkemizden de müslümânlar grup grup/kâfileler hâlinde hacca gitmeye başlamışlardır. Hepsine "hacc-ı mebrûr", sa'y-i meşkûr" ve "zenb-i mağfûr" temennî ediyoruz.
Hac, ancak, "Hac Ayları" adı verilen belli zaman içerisinde yapılabilir. Hac ayları, Şevvâl-i Şerîf, Zil-ka'de ve Zil-hicce aylarıdır [Zil-hicce ayının da ilk on günüdür]. Bu aylar girmeden önce veya bu aylar geçtikten sonra, hacla ilgili menâsikten herhangi biri yapılamaz. Zâten hac ibâdeti, "belli bir yeri, belli bir zamanda, belli şeyleri yaparak ziyâret etmek" şeklinde ta'rîf edilmektedir.
Ma'lûm olduğu üzere, "Ka'be-i Muazzama"yı ziyâretle ilgili iki temel ibâdet vardır: Bunlardan biri "Hac", diğeri ise "Umre (Ömre)"dir. Bilindiği gibi, İslâmın beş şartından sonuncusu (ya'nî beşincisi) olan "Hac" ibâdeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdettir.
Hac ibâdetinde, bir takım meşakkatler/zorluklar bulunduğu için, Sevgili Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), hac yapacağı zaman, "Allâh'ım onu bana kolaylaştır ve benden kabûl buyur" diye duâ buyurmuştur. [Umre (Ömre) ibâdeti için de aynı duâyı yapmıştır.]
Ayrıca, Peygamber Efendimiz (aleyhi's-salâtü ve's-selâm), "Hac menâsikinizi benden alınız (öğreniniz ve benim yaptığım gibi yapınız)" buyurmuştur.
Hac ve Umre (Ömre) ibâdetleri, ayrı ayrı yapılabileceği gibi, hac ayları içerisinde, bunların ikisi birlikte de yapılabilir.
Hanefî mezhebine göre, gücü yeten müslümânlara, ömürlerinde bir def'a olmak üzere, "Hac" farz, "Umre (Ömre)" ise "sünnet-i müekkede (kuvvetli sünnet)"dir.
[Mâlikî mezhebinde umre de, gücü yeten müslümânlara, ömürlerinde bir kerre müekked sünnettir. Fakat Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, şartlarını taşıyanlara umre de, hac gibi, ömürde bir kerre farzdır.]
Hac ve umre ibâdetlerinin, bütün şart ve rükünlerine, vâciplerine, sünnet ve müstehablarına, mendûp ve edeplerine riâyet edilerek ve yasaklarından kaçılarak yapılabilmesi için, hacca gitmeden önce, uygun, faydalı, makbûl ve mu'teber bir "Hac ve Umre Rehberi"ni, dikkatli bir şekilde okumalı, yapılacak ve yapılmayacak işleri iyice öğrenmelidir.
Zilhiccenin 9. günü olan Arefe gününde, Arafât'ta bulunmayan ve vakfe yapmayan bir kimsenin haccı sahîh olmaz. Arefe günü boyunca, Arafât hudûdu dışında bulunan kişinin, vakfe farzı yerine gelmediğinden haccı sahîh olmaz. Çünkü "ihrâm", "Arafât'ta vakfe" ve "tavâf-ı ifâda/ziyâret" haccın farzlarındandır.
Eğer vakfe, "Arefe Günü"nden bir gün önce veya bir gün sonra yapılacak olursa, tekrâr Arafât'a çıkmak gerekir. Çıkılmazsa, "Haccın Farzları"ndan birinin yapılmaması sebebiyle hac sahîh olmaz. Sonraki senelerden birinde tekrâr hac yapmak gerekir. Bu, Cuma namazını Perşembe gününde kılmak gibi bir şey olur. Cuma günü, Cuma namazını tekrâr kılmak lâzım gelir.
[Önümüzdeki hafta inşâallah konuya dâir birkaç kelime daha ilâve etmek istiyoruz.]
12.09.2015
Hac yolunda ölmek büyük nimettir...
Hacca giderken yolda veya mübârek topraklarda ölmekten korkmamalıdır; hatta bunu büyük bir ganîmet bilmelidir. Vinç devrilmesi neticesinde vefat edenler inşaallah şehîd olmuşlardır...
Ka'be-i Muazzama'nın etrafındaki "Mescid-i Harâm"ı genişletme çalışmalarında kullanılan 10'dan fazla vinçten en büyüğünün, fırtına sebebiyle, tavâf yapan müminlerin üzerine devrilmesi sebebiyle, bir kısmı bizim vatandaşlarımızdan olmak üzere 100'den fazla hâcı adayı vefât etti, 200'den fazla Müslümân kardeşimiz de yaralandı. Allahü teâlâ, vefât edenlere rahmet eylesin, yaralılara âcil şifâlar lutfetsin, keder-dîde âilelerine de sabırlar ihsân eylesin...
Bu vesîleyle, bugünkü makâlemizde, mezkûr hâcıların yakınları sevinsinler diye, hac yolunda ölmenin ne büyük bir nimet olduğuna dâir, ayrıca hac yapma konusunda müjde mesâbesinde olan bazı hadîs-i şerîfleri yazmak istiyorum...
Peygamber Efendimiz, hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır ki: "Hacca giderken veya gelirken ölenin geçmiş günâhları affolur. O kimse, hesâba çekilmeden ve azâp görmeden Cennete girer." (İsfehânî)
"Hac veya umre niyetiyle evinden çıkıp yolda ölenin defterine, kıyâmete kadar, hac ve umre sevâbı yazılır. Mekke ve Medîne'de ölene, hesap sorulmaz, 'haydi Cennete gir' denir. Cihâd etmek üzere giderken, yolda ölene de, kıyâmete kadar cihâd etmiş gibi sevap yazılır." (Ebû Ya'lâ, Beyhakî)
Bu bakımdan, hacca giderken yolda veya mübârek topraklarda ölmekten korkmamalıdır; hatta bunu büyük bir ganîmet bilmelidir. İnşaallah şehîd olmuşlardır; çünkü tavâf esnâsında yıkıntı altında kalmışlardır.
Sevgili Peygamberimiz, diğer bazı hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:
"Suyun kirleri temizlediği gibi, hac da günâhları yok eder." (Taberânî)
"Arafât'ta vakfeye durup da günâhlarının affedilmediğini zanneden, büyük günâha girmiş olur." (Hatîb Bağdâdî)
"Şeytân, Bedir günü hâriç, hiçbir zaman, Arefe gününkünden daha zelîl, daha hakîr ve daha öfkeli görülmemiştir. Çünkü şeytân, o gün inen İlâhî rahmeti ve Allâhü teâlânın, büyük günâhları affedişini görür." [İmâm Mâlik]
"Hacı, Allah yolundadır. Hac yolunda sarf ettiği mal için, bire yediyüz sevap kazanır." (Taberânî)
"Hacı, yakınlarından dört yüz kişiye şefâat eder." (Bezzâr)
"Bir hacı ile karşılaşınca, ona selâm verin, onunla müsâfeha edin, eve girmeden önce, kendiniz için duâ, istiğfâr etmesini isteyin; çünkü hâcı, mağfiret olunmuş kimsedir." (Taberânî)
"Hacılarla, gâzîlerle kucaklaşan, Peygamberlerle kucaklaşmış gibidir." (Şir'atü'l-islâm)
İbn-i Abbâs (radıyallâhü anhümâ) şöyle rivâyet etmiştir:
"Dünyada, Hacer-i Esved ile Makâm-ı İbrâhîm'den başka Cennet varlığı yoktur; zirâ onlar Cennet cevheridir. Eğer onlara müşrikler elleri ile dokunmasalardı, onlara dokunan dert sahiplerine, Allâhü teâlâ mutlakâ şifâ verirdi."
18.09.2015
Hac ibadetinin farziyyeti ve fazileti
"Her gün ve her gece, Allâhü teâlâ, Beytullah'ın üzerine yüz yirmi rahmet indirir. Bunlardan altmışı tavâf edenlere, kırkı namaz kılanlara verilir; yirmisi de Kâbe'ye bakanlar içindir."
Haccın hükmü, fazîleti, şartları, edepleri, farzları, vâcipleri, sünnetleri, çeşitleri, ihrâm ve hükümleri, hac ve umrenin yapılışı teferruâtlı bir tarzda ve dikkatli bir şekilde okunup öğrenilmelidir.
Peygamber Efendimizi ziyâret etme âdâbının da doğru bir şekilde öğrenilmesi yine çok mühimdir.
Gerek Mekke-i Mükerreme'de, gerekse Medîne-i Münevvere'de bulunan "Ziyâret Yerleri" güzel bir şekilde öğrenilmeli, "Hac Duâları"nın orijinalleri yanî Arabî metinleri hacca gitmeden evvel, birkaç defa okunup temrînât/egzersiz/alıştırma yapılmalıdır.
Bilindiği üzere, hac, Müslümânlara, Hicret'in dokuzuncu yılında farz olmuştur. Resûlullâh Efendimiz, o sene Hazret-i Ebû Bekr'i (radıyallahü anh) emîr tayin ederek, Eshâb-ı kirâmını (radıyallâhü anhüm) hacca gönderdi. Ertesi yıl da, yüz tâne kurbanlık deve hazırlayıp kendisi hacca gitti. Bu, Peygamberimizin hem ilk, hem de son haccıdır; buna "Vedâ Haccı" denilmektedir. Çünkü Arafât'ta 124.000 sahâbîsine îrâd buyurdukları hutbelerinde Eshâbıyla vedâlaşmıştır...
Haccın kabul olması için, niyeti düzeltmeli, işlere riyâ karıştırmamalı, ihlâsla hareket etmeli ve helâl para ile gitmeli; haccın farzlarını, vâciplerini ve sünnetlerini eksiksiz yapmaya çalışmalıdır.
Bir kimse, "Yâ Resûlallâh! Ben, hac arzûsuyla yola çıktım; fakat hac vaktine yetişemedim. Şimdi bana öyle bir şey emrediniz ki, onunla hacca yetişmiş, hac sevâbı almış olayım" dedi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz:
"Eğer senin Ebû Kubeys dağı kadar altının olsa ve sen de bunları Allah yolunda sarf etsen, yine de haccın sevâbına kavuşamazsın" buyurdu.
Hacca giden, başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmalı, yumuşak davranmalıdır. Bir hadîs-i şerîfte:
"Yumuşak davranmayan, hayır yapmamış olur" buyurulmuştur. Oralarda, her zamankinden daha çok dikkat etmeli, sert, kırıcı olmaktan kaçınmalıdır!
Haccın muhtelif rükünleriyle, hattâ her bir menâsikiyle alâkalı birçok müjdeler vardır. Sevgili Peygamberimiz, Kâbe-i şerîfeye bakmanın fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki:
"Her gün ve her gece, Allâhü teâlâ, Beytullah'ın üzerine yüz yirmi rahmet indirir. Bunlardan altmışı tavâf edenlere, kırkı namaz kılanlara verilir; yirmisi de Kâbe'ye bakanlar içindir."
Ebû Sâib (radıyallâhü anh) de buyurdu ki:
"Kim, Allâhü taâlâya inandığı ve tasdîk ettiği için Kâbe'ye bakarsa, ağacın yaprakları döküldüğü gibi, günâhları da ondan dökülür. Mescid-i Harâmda oturup tavâf etmese ve namaz kılmasa, sadece Beytullah'a baksa, ona bakmayıp evinde nâfile ibâdet ve namaz kılmakla meşgul olan kimseden daha çok sevap kazanır."
19.09.2015
.
Umrenin fazileti hakkında birkaç kelime...
Geçen haftaki 2 makâlemizde, hem bedenî, hem de mâlî birer ibâdet olan "hac" ve "umre"den birer nebze bahsetmiştik. Bugün inşâallah umrenin fazîleti üzerinde durmak istiyoruz. Umrenin pek çok fazîleti vardır. Özellikle Ramazân ayında yapılan umrenin sevâbı pek çoktur.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe (radıyallahü anh)'den rivâyet olunduğuna göre, Nebî (Aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: "Yapılan bir umre, diğer bir umreye kadar aradaki günâhlara keffârettir. Hacc-ı mebrûr'un mükâfâtı cennetten başkası değildir." [İmâm Buhârî, İmâm Müslim ve İmâm Ahmed]
Bakara Sûre-i celîlesinin 196. âyet-i kerîmesinde Cenâb-ı Allah, umre ibâdetinden bahsederek: "Haccı ve umreyi Allah için tamâmlayın..." diye emretmiştir. Ya'nî "nâfile bile olsa hac veya umreden birine veya ikisine başlayınca tamamlayın, eksik bırakmayın (veyahut o ikisini tâm olarak yerine getirin; başından da, sonundan da eksik bırakmayın)" anlamında bu ibâdetin önemi üzerinde durulmuştur.
"Hacdan sonra umre yapın" hadîsi de umrenin meşrûluğuna delildir. Umre hacca nisbetle daha kolaydır. Umre ibâdeti iki-üç saat içinde bitirilebilir. Hacda ise günler süren bir ibâdet yoğunluğu yaşanır; daha meşakkatlidir.
Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) gelen bir rivâyette: "Bir umre, diğer umreye kadar, arada işlenenler için keffârettir. Hacc-ı Mebrûr'un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!" diye buyuran Peygamberimizin "bir umre, diğer umreye kadar" tabîri, "bir umre diğer umre ile birlikte" şeklinde anlaşılmıştır. Yanî mânâ, "bir umreden sonra bir umre daha yapılırsa, bu ikisi arasında işlenmiş olan günâhlara keffâret olur" diye anlaşılmıştır.
İbn Abbâs'dan (radıyallahü anhümâ) gelen bir rivâyette de: "Hac ile umrenin arasını birleştirin. Zîrâ bunlar günâhı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlediği gibi temizler" diye buyuran Peygamberimiz, bu hadîsi ile, temizliğin çok güçlü bir manevî temizlik olacağını ifâde etmiştir.
Câbir'in (radıyallahü anh) rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: "Hacılar ve umre yapanlar Allah'ın elçileridirler. Duâ ederlerse, duâları kabûl olunur, tövbe ederlerse mağfiret olunurlar."
Yine Ebû Hüreyre'den (radıyallahü anh) gelen diğer bir rivâyette ise, Sevgili Peygamberimiz: "Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihâdı hac ve umredir" [Nesâî c. II, s. 3] buyurmuştur. Burada, çocuk, kadın ve yaşlı birinin, hac ve umre yaparak cihâd ile aynı sevâbı kazanabileceğini bildirmiştir. Ayrıca bu Hadîs-i Şerif'te, insan rûhunun bu üç ibâdetle de aynı terbiyeyi, eğitimi alabileceği vurgulanmıştır.
Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), Resûlullah Efendimizden umre için izin talebinde bulundu. Ona izin vererek: "Ey kardeşim, yapacağın duâların bir kısmına bizi de ortak et. Sen bizi (duâda) unutma" dedi. (İmâm İbn-i Mâce)
Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) vâlidemiz umre yapacağında, Resûlüllah Efendimiz buyurdular ki: "Yorgunluğun ve harcadığın miktar kadar sana ücret vardır" (Et-Terğîb ve't-Terhîb c.2)
"Ramazân-ı şerîfte bir umre, benimle yapılan bir hacca muâdildir." [Buhârî ve Müslim] [Yarınki makâlemizde, inşâallah umre ile alâkalı bazı fıkhî mevzûları ele almak istiyoruz.]
21.02.2014
Yine umreye dâir bilgiler...
Umre kelimesi, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde geçmektedir. Kur'ân-ı kerîmde: "Haccı ve umreyi Allah için tâm yapın, tamamlayın..." [Bakara, 196] şeklinde bir ifâde vardır. Hadîs-i şerîfte de: "Umrenin, iki umre arasındaki (küçük) günâhlara keffâret olduğu ve mebrûr (makbûl) olmuş bir haccın karşılığının cennet olduğu" beyân buyurulmuştur. [Buhârî, c. II, s.198]
Ömürde bir defa "Umre" yapmak, Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde Sünnet; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise farzdır. Hayâtın/yaşamın herhangi bir anında yapılabilir. Hac ve umreyi peş peşe yapmak tavsiye edilmiştir.
Hac ve umre çeşitleri
1) Hacc-ı İfrâd: Umresiz yapılan hac demektir. Bu hacda, kurbân yoktur. Diğer iki hac çeşidinde ise kurbân kesmek vâcibtir.
2) Hacc-ı Temettu': Hac mevsiminde, ayrı ayrı ihrâmlarla, hem umre, hem de hac yapmaktır. Umre ihrâmından çıktıktan sonra, birkaç gün ara ile tekrâr hac ibâdetine niyet edilir.
3) Hacc-ı Kırân: Hac mevsiminde, tek ihrâm ile hem Umre, hem de hac ibâdetlerini yapmaya denir.
Bu hac çeşitlerinden birisine niyet eden hacı adaylarının [veya umreye niyet eden umrecilerin] ilk öğrenecekleri duâ 'Telbiye'dir. Niyet yapılıp ihrâma girildikten sonra hacı adayı veya umreci bu telbiyeyi [ona ilâveten tekbîr, tehlîl ve salevât-ı şerîfeyi de] sık sık okuyacaktır...
Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman yapılabilir. Ramazân ayında yapılması mendup ve daha fazîletlidir. Ancak Hanefî mezhebinde "teşrîk günleri" denilen [yılda beş gün yanî Arefe günü sabâhından Bayram'ın 4. günü güneş batıncaya kadarki] süre içinde umre yapmak, tahrîmen mekrûhtur. Diğer üç mezhepte, haccetmeyen kişilerin teşrîk günleri dâhil her zaman umre yapmaları, kerâhetsiz câiz görülmüştür...
Mekke-i mükerremeye mîkât sınırları dışındaki yerlerden gelenler, yolları üzerindeki mîkâtlardan birinde ihrâma girerler. Mekke'de bulunulduğu esnâda umre yapmak istenirse, diğer Mekkeliler gibi, "Harem Bölgesi" dışına çıkılarak [meselâ en yakın mîkât mahalli Ten'îmdir] orada ihrâma girilir.
Hanefîler'e göre, Umrenin farzı ikidir: "İhrâm" ve "tavâf". Bunlardan ihrâm umrenin şartı [yanî dışındaki farz]; tavâf ise, rükündür [yanî içindeki farzdır]. (Safâ ile Merve arasında) Sa'y yapmak ve tıraş olmak [halk=saçı tamâmen kesmek veya taksîr=saçları kısaltmak] ise vâciptir. Şu hâlde umrenin vacipleri, sa'y ile tıraş olup ihrâmdan çıkmaktır...
Bir insana umrenin sünnet (veya farz) olabilmesi için Müslümân, âkıl/akıllı, bâliğ/bülûğa ermiş, hür/özgür, ekonomik gücü yeterli ve sağlıklı olması, yol güvenliğinin bulunması ve kadının ise bunlara ilâveten can, mâl ve nâmûs güvenliğinin sağlanmış olması gerekir...
Borcu bulunanın veya gidip gelirken bazı günâhları işleme durumu olanın yahut memleketinde başka farzlar işleme imkânı olanın, bunu yapmayıp umreye gitmesi câiz midir? diye bir suâl hâtıra gelirse, çok kısa olarak şunlar söylenebilir:
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Umreye gitmek farz ve vâcib değildir, nâfile bir ibâdettir. Nâfile ibâdeti yapmak, bir farzın terkine veya bir harâm işlemeye sebep olursa, ibâdet olmaktan çıkar, günâh işlemek olur." (I, 124) Bu bakımdan hac ve umre esnâsında da hiçbir farzı kaçırmamaya ve hiçbir harâmı işlememeye çok dikkat etmelidir.
22.02.2014
Hac ve umre hakkında birkaç kelime
Bu sene, 2013-2014 Akademik yılının 1. Yarıyıl tatîlini yurt dışında değerlendirme imkânı bulduk. 27 Ocak-5 Şubat târihleri arasında, ilk yarısı Medîne-i Münevvere'de, diğer yarısı da Mekke-i Mükerreme'de olmak üzere, rüyâ gibi bir 10 gün geçirdik. Elhamdülillâhi teâlâ, 5 Şubat Çarşamba günü öğle vaktinde, azîz vatanımıza sâlimen avdet etmiş olduk. Bu vesîleyle, inşâallah, bugün ve yarınki makâlelerimizde, birer nebze de olsa, "Hac"dan ve "Umre"den, daha sonraki makâlelerimizde ise "Sevgili Peygamberimizi ziyâret"ten bahsetmek istiyoruz...
Bilindiği üzere, hac mevsiminde (hac aylarında), ibâdet maksadıyla Kâbe-i muazzamayı ziyâret etmeye "Hac" denir. Hac ibâdeti, İslâmın beş şartından biridir. "Farz-ı ayn" denilen kuvvetli farzlardan olup, "Kitap", "Sünnet" ve "İcmâ-ı Ümmet" ile sâbittir.
[Kur'ân-ı kerîmde hac konusu Bakara, 158, 189, 196-197; Âl-i İmrân, 97; Tevbe, 3, 19; Hac, 27. âyetlerde zikredilmektedir.]
Haccın Kitaptan delîli: Âl-i Imrân sûresinin 97. âyetidir. Bu âyet-i kerîmede Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Azık ve binek bakımından hac yoluna gücü yeten her Müslümânın, Beyt'i hac etmesi, insanlar üzerinde Allah'ın hakkıdır, yanî farzdır. Kim, bu farzı tanımazsa, O bütün âlemlerden müstağnîdir (herhâlde Allah'ın hiçbir ihtiyâcı yoktur.)"
Haccın Sünnetten delîli: Abdullah İbn-i Ömer'den (radıyallahü anhümâ) rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: "İslâm dîni beş temel üzerine binâ edilmiştir: Kelime-i şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Oruç tutmak ve Hacca gitmektir."
Diğer hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki:
"Ey insanlar! Allah, hac ibâdetini sizin üzerinize farz kılmıştır. Hac yapmakta acele ediniz." [İmâm Müslim]
Bir gün Hazret-i Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ), "Ey Allah'ın Resûlü! Kadınlar üzerine de cihâd var mıdır?" diye sordu. Resûlullah (aleyhisselâm) da: "Kadınlar üzerine harpsiz cihâd vardır. O da Hac ve Umre'dir" buyurdu.
Sevgili Peygamberimizin hacla alâkalı nasîhatleri/öğütleri yanında, üzerine hac farz olup da, yerine getirmekte ihmâl gösterenlere, vurdumduymazlık edenlere, çok ağır îkâzları, tehdîdleri, benzetmeleri bulunmaktadır.
"Müslümânların yapmakla mükellef oldukları işleri işlemeyenler, onlardan değildir." [Taberânî]
"Üzerine hac farz olup da onu yerine getirmeyenler, Hıristiyân veya Yahûdî ölümüyle ölürler." [Hazret-i Ali (radıyallahü anh) rivâyet etmiştir]
HHH
"Umre", sözlük manâsı itibâriyle, "ziyâret" demektir. Umre ziyâretini yapan kişiye, umreciye "Mu'temir" denilir.
Kâbe-i şerîf, hac mevsiminin dışında ziyâret edilirse, bu ibâdete "Umre" adı verilir. "Umre", "ihrâm"a girerek "tavâf" ve "sa'y" yaptıktan sonra tıraş olup ihrâmdan çıkmaktan ibârettir.
"Umre"nin fıkhî yönden tarîfi/tanımı şöyledir: "Belli bir zamana bağlı olmaksızın (Hac gibi belli bir zamana/hac aylarına bağlı olmadan) ihrâma girerek, Kâbe-i şerîfe'yi tavâf etmek, Safâ ile Merve arasında say yapmak ve tıraş olup ihrâmdan çıkmaktan ibârettir."
Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: "Bir umre, başka bir umreye kadar yapılan hatâlara keffârettir. Makbûl bir hac ise, sâhibini Cennet'e götürür." [İmâm Buhârî, c. II, s.198; İmâm Müslim, Hac, 437 (Hadîs No: 1349)]
Yarın inşâallah birazcık umre konusuna temâs etmek istiyoruz.
14.02.2014
Umre hakkında birkaç kelime...
Hâtırlayacağınız üzere, dünkü makâlemizde, "hac" ve "umre" hakkında kısa bir mukaddime yapmıştık. Bugün inşâallah "umre" hakkında birkaç kelime daha yazmak istiyoruz.
Hac ve umre ibâdetleri insanlara dînî, dünyevî ve kültürel bakımlardan birçok faydalar sağlar. Dünyânın çeşitli ülkelerinden gelmiş bulunan, dilleri, renkleri ve milletleri ayrı olan Müslümânlar, bütün dîn kardeşlerinin yek-kalp, yek-vücut, yek-cihet (tek merkezde, aynı duygular etrâfında tek-yürek) olduklarını gördükçe, Allah'a ve dîne olan bağlılıkları artar. Bu sâyede doğru/temiz bir îmâna, sâlih bir amele ve güzel bir ahlâka sâhib olurlar...
"Umre", müslümânların "Ka'be-i muazzama"yı, hac mevsimi dışında ziyâret etmelerine denilmektedir. Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak "Arefe günü" sabâhından, "Kurbân Bayramı"nın dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekrûh görülmüştür.
Demek ki "Umre", hac zamanı olan beş günden başka, senenin her günü, ihrâm ile yapılan, tavâf ve sa'y yapmak ve saçı kazımak veya kesmektir.
Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre, Müslümânların ömürlerinde birer defa umre yapmaları sünnet-i müekkededir (yanî müekked, kuvvetli sünnettir). Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise umre de hac gibi ömürde bir kerre farzdır...
Sevgili Peygamberimiz, Medine-i münevvereye hicretinden sonra, sahâbîlerinin de katıldığı dört umre yapmıştır:
Birincisi: "Hudeybiye Umresi" [Hicrî-kamerî 6. senede vâkı olan bu umrede, müşriklerin mâni olmalarından dolayı ihsâr vâkı olmuş, yanî umre yarım kalmış, tamâmlanamamıştır.]
İkincisi: Hudeybiye anlaşmasından bir sonraki sene [yanî hicrî 7. senede] yapmaya karâr verdikleri "Kazâ Umresi" [Bir önceki sene yarım kalan umrenin tamamlanması.]
Üçüncüsü ise: Tâif dönüşü Ci'râne'de yaptığı umre.
Dördüncüsü de: Vedâ Haccında yaptığı umredir.
Hazret-i Katâde (rahimehüllah), bunu şöyle anlatıyor: Enes radıyallahü anh'a, "Resûlullah Efendimiz kaç umre yaptı?" diye sordum. Buyurdu ki: "Resûlullah Efendimiz, dört umre yaptı":
1- Hicretin altıncı yılında Zilka'de ayında Hudeybiye musâlehası yapılarak ihsâr vâki olan umredir, yanî müşriklerin, Peygamberimizin ve Eshâbının tamâmlamalarına mâni oldukları yarım kalan umre. 2- Hicretin yedinci yılında yapılan kazâ umresi. 3- Huneyn ganîmetlerinin taksîminde, Peygamberimizin Cirâne'de niyetlenerek yaptığı umre. 4- Vedâ Haccında, hac ile berâber yaptığı umre.
[Malum olduğu üzere hac, hicrî 9. senede farz olmuştur; Peygamberimiz o sene Hazret-i Ebûbekir Efendimizi hac emîri tayîn etmiş, kendileri hicrî 10. senede haclarını îfâ etmişlerdir. Oruç ve zekât hicrî 2. senede farz oldu. Kurbân, sadaka-i fıtır ve bayram namazı yine 2. senede vâcip oldu. Kıblenin tahvîli de o senededir. Yine o sene cihâda izin verilmiştir.]
Katâde hazretleri, bunun üzerine Hazret-i Enes'e dedim ki: "Peki, Allah Resûlü kaç hac yaptı?" Dedi ki: "Bir hac yaptı. O da Vedâ Haccıdır." (Fethu'l-Allâm c. IV, s. 234)
Haccın ihrâm, tavâf, sa'y ve tıraş gibi menâsikinde, şart, rükün, vâcip ve sünnet olan hükümler, umrenin menâsikinde de söz konusudur. Fakat umrede kudûm tavâfı, Arafât ve Müzdelife vakfeleri, Şeytân taşlama ve Vedâ tavâfı gibi görevler yoktur.
15.02.2014
Umre programlarında ziyaret edilen bazı mekânlar
Gerek hacca, gerekse umreye gidenlerin, Sevgili Peygamberimiz ile Eshâb-ı kirâm hazerâtının nice hâtıralarını barındıran bazı mekânları ziyâret etmeye can attıklarını görüyoruz. Bu mekânları kısa kısa şöyle zikredebiliriz:
MEKKE-İ MÜKERREME'DE
1- PEYGAMBERİMİZİN DOĞDUĞU EV: Kâbe-i Muazzama'nın "Bâbü's-Selâm" denilen kapısı tarafındadır. Bu binâ, şu an i'tibâriyle "Kütüphâne" olarak kullanılmaktadır.
2- CEBEL-İ NÛR (VE HİRÂ MAĞARASI): Mekke şehrinin kuzey doğusunda Mekke şehir merkezi ile Minâ arasındadır. Sevgili Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu dağdır.
3- SEVR DAĞI [VE MAĞARASI]: Mekke şehrinin güneyinde Arafât'a giden yola yakındır. Peygamberimizin Ebû Bekir efendimizle birlikte Medîne-i münevvere'ye hicret ederlerken müşriklerin şerrinden saklandıkları mağaranın bulunduğu dağdır.
4- MEKKE KABRİSTANI [CENNETÜ'L-MUALLÂ]: Mekke şehrinin en eski mezarlığıdır. Takrîben 10.000 sahâbe-i kirâm yatmaktadır.
5- CİN MESCİDİ: Cin sûresinin nazil olduğu yer olup buraya inşâ edilen bir câmidir.
6- ARAFÂT [VE CEBELÜ'R-RAHME]: Mekke şehrine takrîben 30 km uzaklıkta bulunan Arafât vâdîsi, haccın üç farzından biri olan vakfenin yapıldığı yerdir.
7- MÜZDELİFE VE EL-MEŞ'ARU'L-HARÂM İSİMLİ MESCİD; 8- MİNÂ VE CEMERÂT, MESCİD-İ HÎF [HAYF] İLE 9- CEBEL-İ EBÎ KUBEYS'ten her birinin de İslâm târihinde birçok hâtıraları vardır.
MEDÎNE-İ MÜNEVVERE'DE
1- KUBÂ MESCİDİ: Peygamber Efendimizin hicret esnâsında Medîne'ye varmadan önce konakladıkları yerdir. İslâm âleminde cemâatle namaz kılmak üzere yapılan ilk mesciddir.
2- MESCİD-İ CUM'A [Cuma mescidi]: Hicret esnâsında [Kubâ'dan Medîne'ye giderken] Cuma sûresinin nâzil olup Cuma namazının farz kılındığı bu yerde, ilk defa Peygamberimiz ve Sahâbîler tarafından Cuma namazı kılındı.
3- MESCİD-İ KIBLETEYN [İki kıbleli mescid]: Benî Seleme Yurdu'ndaki bu mescid, Müslümânların iki kıbleli olan tek mescidleridir. Daha önce Müslümânların Mescid-i aksâ istikâmeti olan kıbleleri, hicretten 18 ay sonra Şa'bân ayının 15'inde gelen vahiy ile [Bakara sûresinin 144. âyeti ile] değiştirilip Mescid-i Harâma çevrildi. Peygamberimiz Kudüs'e yönelik olarak kıldırdığı ikindi namazının [öğle namazı rivâyeti de var] son iki rek'atını namazı bozmadan Ka'be-i şerîfeye yönelerek tamâmladı.
4- MESÂCİD-İ SEB'A [Yedi mescidler]: Hendek Savaşının cereyân ettiği yerde birbirlerine yakın yedi küçük mescid yapılmıştır.
5- CENNETÜ'L-BAKÎ' [Medîne Kabristânı]: Medîneli Müslümânların kurdukları ilk mezarlıktır. Mescid-i Nebevî'nin doğu tarafındadır. Bu kabristanda on bine yakın sahâbe-i kirâm gömülüdür.
6- UHUD DAĞI VE ŞEHİDLİĞİ: Uhud Dağı, Medine'nin 5 km kadar kuzeyindedir. [Hazret-i Hârûn Peygamberin burada gömülü olması, buraya ayrı bir kıymet kazandırmaktadır.] Hicretin üçüncü yılında Müslümânlarla müşrikler arasında burada büyük bir savaş yapılmıştır. Eshâb-ı Kirâmdan 70 kişi şehîd olmuş ve bu dağın eteklerine gömülmüşlerdir.
28.02.2014
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
;">Hac...BİRİZBİZ |
|
Hac Günleri Değişir mi?
Hac Kimlere Farzdır?
Hac Ne Zaman Farz Kılınmıştır?
Hac ve Kadın
Haccın Diğer İbadetlerden Farkı Nedir?
Haccın Farz Olduğuna Dair Deliller
Haccın Farzları
Haccın Sünnetleri |
Haccın Temel Kavramları
Haccın Vacibleri
Hacla ilgili Ayet-i Kerimeler
Hacla ilgili Yanlış Bilgiler
Nafile Hac mı daha çok sevaptır, yoksa?
Tavafta hızlı yürüyüşün hikmeti nedir?
Teşrik Tekbirleri |
;">Hac Nedir?
Hac, sözlükte saygıdeğer makamlara isteyerek ziyarette bulunmak demektir. Dindeki anlamı ise ihrama girerek belli günde Arafatta bulunmak ve Kâbe'yi usûlüne uygun olarak ziyaret etmektir. Hac yapmak, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzdır, yani Allah'ın emridir.
;">;">Hac Ne Zaman Farz Kılınmıştır?
Hac, Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret etmesinden 9 yıl sonra farz kılınmıştır. Bu yıl Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir'i 'Hac Emiri' tayin etmiş, kendileri de bir yıl sonra yani hicretin onuncu yılında haccetmişlerdir. Bu, Peygamberimizin ilk haccı olduğu gibi buna "Veda Haccı" denir. Çünkü Peygamberimiz bundan sonra -vefat ettikleri için- haccetmemiştir
;">Hacı Nedir?
Zamanında ve usûlüne uygun olarak Kâbe'yi ziyaret eden kimseye 'Hacı' denir. Çoğulu Hüccac'tır.
|
;">;">Haccın Farzları |
|
Haccın farzları üçdür. Bu üçünden biri yapılmazsa hac sahîh olmaz.
1. İhrâmdır. (İhrâm), niyet ile birlikte zikrden [telbiye] ibâret olup, bazı şeyleri kendine yasak etmektir. Namâzda iftitâh tekbîri gibidir. Alâmeti, peştemal gibi, iki beyâz bez olup, biri belden aşağı sarılır, öteki, omuzlara sarılır. İple bağlanmaz, düğümlenmez. Bunun için kuşanılan bu iki beze de ihrâm denildi. Tavâfa başlarken, ihrâmın ortasını sağ koltuk altından geçirip, iki ucunu sol omuz üstüne getirmek sünnettir.
Hac için, umre için, ticâret için veya herhangi birşey için uzaktan gelenlerin, mîkât denilen yerleri, ihrâmsız geçerek, Mekke-i mükerreme Haremine girmeleri harâmdır. Geçenin, geri mîkâta gelip ihrâma girmesi lâzımdır. İhrâma girmezse, kurban kesmek lâzım olur. (Mîkât) denilen yerler ile, Harem-i Mekke arasına (Hil) denir. Mîkâtdan geçerken, bir iş için Hilde kalmayı niyet edenlerin ve Hilde oturanların, hacdan başka niyet ile, ihrâmsız Hareme girmeleri câizdir. Meselâ Cidde şehri Hildedir. (Harem), Mekke-i mükerremeden biraz dahâ geniş olup, hududunu İbrâhîm aleyhisselâmın diktiği taşlar göstermektedir. Bu taşlar, çok kere yenilenmiştir. Mescid-i harâma (Harem-i Kâ'be) veya (Harem-i şerîf) denir. Hac için, Hilde oturanlar Hilde, Harem-i Mekkede oturanlar Haremde ihrâma girer. Mîkât yerlerini geçerken, niyet ederek ve telbiye yaparak, yani, emrolunan şeyi okuyarak, usûlü ile, ihrâma girilir. Mîkât yerinden önce, hattâ kendi memleketinde de giymek câiz, hattâ dahâ iyidir. Hac aylarından önce giymek de câiz ise de, mekrûhdur. Mekke ve Medîne şehirlerine (Haremeyn-i şerîfeyn) denir.
İhrâm giyen kimseye, bazı şeyler yasak olur. Meselâ, karadaki av hayvanlarını öldürmesi, dikilmiş elbise giymesi, bir yerini traş etmesi, cimâ' etmesi, kavga ve münâkaşa etmesi, koku sürünmesi, tırnak kesmesi, erkeğin mest, ayakkabı giymesi ve başını örtmesi, hatmi ile başını yıkaması, eldiven, çorap giymesi, hamâma girmesi, kendiliğinden çıkan ot ve ağaçların koparılması, kendi üzerinde bulunan bitin öldürülmesi ve öldürmek için gösterilmesi câiz değildir. Bunları bilerek veya bilmeyerek, unutarak yapanlara, kurban, sadaka cezâları lâzım olur. Müt'a, yani temettü' kurbanı ve kırân kurbanı etinden sâhibi yiyebilir. Cezâ olarak kesilenlerin etlerinden yiyemez. Müfrid hacda bir kurban îcâb ettiren suçu, kârin hâcı işlerse, biri umre için, iki kesmesi lâzımdır.
İhrâmda iken pire, her türlü sinek, başkasının üzerinde bulunan biti, fâre, yılan, akreb, kurt, çaylak gibi zararlı ve insana saldıran hayvanları öldürmek, başını sabun ile yıkamak, na'lîn ve onun gibi üstü açık ayakkabı giymek, diş çıkartmak, bit ölmemek ve saç dökülmemek üzere hafîf kaşınmak, renkli ihrâm giymek, gusl abdesti almak, başını dokundurmamak şartı ile, tavan, çadır, şemsiye altında gölgelenmek, başı âdet olmayan şey ile [tas, tepsi] örtmek, paket gibi şeyler koymak, beline kuşak, kemer, para kesesi, kılınç, silâh bağlamak, yüzük takmak, insanların dikip yetiştirdiği sebze ve ağaçları koparmak, düşman ile dövüşmek câizdir.
Kadınların başını örtmesi lâzım olup, deriye değmemek üzere yüzlerini örtmeleri ve dikilmiş elbise, mest, çorab giymeleri, örtü altına zînet eşyâsı takmaları câizdir.
2. Arefe günü Arafâtın, (Vâdi-yi Urene) denilen yerinden başka herhangi bir yerinde (Vakfe)ye durmak. Herkes, ehl olan imâma karşı ayakta durup, ayakta duramazsa, oturup imâmın duâsını dinler. Sonra, oturabilir, yatabilir.
Hacca geç giden bir kimse, doğru Arafâta gider. Bunun, artık (Tavâf-ı kudûm) yapması lâzım olmaz. Bir hâcı Arefe günü, öğle ezânından bayramın birinci günü, sabâh namâzı vaktine kadar olan zaman içinde, biraz Arafâtta dursa veya ihrâmlı olarak Arafâttan geçse veya ihrâmlandıkdan sonra hasta olup uykuda iken, baygın iken sedye içinde veya başka birşeyle taşınarak nüsükler yaptırılırsa veyâhud ihrâma girmeden önce, hasta olan, bayılan yerine başkası ihrâma girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o bunun yerine de nüsükleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafâtta dursa, haccı sahîh ve tavâf-ı kudûm sâkıt olur. O yerin Arafât olduğunu bilmek ve niyet etmek lâzım değildir. O gün veya gece, Arafâtta bulunmayan veya Arafâttan geçmeyen veya uçakta uçarak geçen, hâcı olmaz. Vehhâbîlerin haccı bir gün önce yaptıkları senelerde hac sahîh olmamaktadır. Hilâl, güneşin gurûb ettiği yere yakın ve şemsden sonra gurûb eder. Şişkinliği garb tarafındadır. Terbî' yani yedinci gecede kamer şemsden altı sâat sonra gurûb eder. Bedr-i tamda, yani 14. cü gecede tam dâire olup, şems gurûb ederken tulû' ve sabâh vakti gurûb eder. 28 Temmuz 1987 Salı günkü Türkiye gazetesinde diyor ki, (Kayseride Pazar günü Zilhicce ayının hilâli görülemedi. Pazartesi günü 19 u 50 geçe güneş gurûb etti. 20 yi 20 geçe Hilâl görülüp, bu da 20 yi 55 geçe gurûb etti). Buna göre Zilhiccenin birinci günü salı olup, dokuzuncu çarşamba günü Arefe olmaktadır. Vehhâbî hükûmeti, hâcıları pazartesi günü Arafâta götürdüler. Çarşamba günü tekrâr gitmek isteyenlere mâni' oldular.
3 . Kâ'be-i mu'azzamayı (Tavâf-ı ziyâret) etmektir. Tavâf, Mescid-i harâm içinde, Kâ'be-i mu'azzama etrâfında dönmek demektir. Dördü farz, üçü vâcib olmak üzere yedi kere dönülür. Zemzem kuyusunun ve Makâm-ı İbrâhîmin dışından dolaşarak da tavâf etmek câizdir. Kadınların tavâf ederken, Kâ'beye yaklaşmamaları efdal olduğu (Eşbâh)da yazılıdır. Kadına dokunmak ihtimâli çok ise, şâfi'îlerin hanefî veya mâlikîyi taklîd etmesi lâzım olur. Tavâfı mescid dışından yapmak câiz değildir. Tavâfa niyet etmek de, ayrıca farzdır. Tavâf-ı ziyâreti, Arafâttan sonra yapmak da farzdır. Tavâf ederken ve sa'y ederken, ezân okunursa, bunlar bırakılıp, namâzdan sonra tamamlanır. Tahtâvînin (Merâkıl-felâh) hâşiyesi, bayram namâzında diyor ki, (Kâ'beden başka bir câmi' etrâfında ibâdet için dönenin kâfir olmasından korkulur).
|
;">;">Haccın Farz Olduğuna Dair Deliller |
|
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"196. Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hacgünlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir.Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haramcivarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.
197. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.
198. (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz." |
;">;">Haccın Diğer İbadetlerden Farkı Nedir? |
|
Haccın diğer ibadetlerden farklı yönleri vardır. Haccın dışındaki ibadetler, namaz ve oruç gibi ya yalnız bedenî yahut zekât gibi yalnız malîdir. Hac ise hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.
Diğer ibadetler her yerde yapılabilirken hac, ancak belli yerde Mekke-i Mükerreme'de yapılabilmektedir. Bunun için dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve hali vakti yerinde olan müslümanlar bu ibadeti yapmak için Mekke-i Mükerreme'ye gelmek zorundadırlar.
Ayrıca, haccın diğer ibadetlere göre bazı zorlukları vardır. Çünkü bu ibadet, pek çok insanın alışkın olmadığı, iklim şartlarını yaşamadığı bir yerde yapılmaktadır.
|
;">;">Hac Günleri Değişir mi? |
|
Son günlerde bazı kimseler, haccın, Peygamberimizden itibaren bugüne kadar yapılagelmiş olan belli günler dışında da yapılabileciğini, bu suretle belli günlerde yapılmasından kaynaklanan izdihamın da önlenmiş olacağını söylüyorlar. Buna da Bakara sûresindeki "Hac bilinen aylardadır." (1) Âyet-i kerîmesini delil gösteriyorlar. Bu iddia yanlıştır. Çünkü Kur'an-ı Kerîm ayrıntılara inmez. Ayrıntıları Peygamberimiz uygulama ve ifade olarak açıklıyor. Kur'an-ı Kerîm Peygamberimize indirilmiş ve onu açıklaması için de görevlendirilmiştir. Nitekim:
"Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için sana Kur'an'ı indirdik. Umulur ki düşünürler" (2) buyurulmuştur. Ayrıca Kur'an-ı Kerim Peygamberimiz'e itaatın Allah'a itaat olduğu (3), emrettiği her şeyin yapılması ve yasakladığı her şeyden de sakınılması gerektiği (4)bildirilmiştir.
Namaz, oruç ve zekâtın farz olduğu Kur'an-ı Kerim'de bildirildiği halde ayrıntılarına yer verilmemiş, ayrıntılar Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.
Haccın sınırlı günler dışında da yapılabileceğini söyleyenlerin delil olarak gösterdikleri Bakara sûresinin: "Hac bilinen aylardadır" âyetinde, bu bilinen ayların hangi aylar olduğu belirtilmemiştir. Bu ayların da hangi aylar olduğu yine Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır.
Diğer taraftan Mekke-i Mükerreme hicretin 8'nci yılında 20 Ramazan'da fethedildiği halde, o yıl Peygamberimiz sadece umre yapmış ve Zilkâde ayında Medine'ye dönmüştür. Ayrıca Peygamberimiz:"Hac ibadetinizi öğreniniz, benim yaptığım gibi yapınız" 5) buyurmuştur.
Bu itibarla hac ibadetinin, Peygamberimizden itibaren günümüze kadar uygulanagelmiş olan şekli ve zamanı hakkında son zamanlarda ortaya çıkan farklı yorumların hiçbir değer taşımayacağı açıktır.
Bu yazı "Hac, Lütfi ŞENTÜRK, Diyanet Aylık Dergisi 2000 Şubat " esas alınarak yeniden düzenlenmiş ve kısaltılmıştır. Yazının tamamına anılan dergiden erişebilirsiniz.
1- Bakara, 197.
2- Nahl, 44.
3- Nisa, 80.
4- Haşr, 7.
5- Müslim, Hac, 310.
|
;" />
;">Hac Kimlere Farzdır?
|
|
Haccın farz olmasının şartları şunlardır:
1- Müslüman olmak,
2- Akıllı olmak,
3- Erginlik çağına gelmiş olmak,
4- Hür olmak,
5- Hacca gidip gelmeye malî imkanı müsait olmak. Bu şart şöyledir: Temel ihtiyaçlarından başka, hacca gidip gelinceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin sosyal durumlarına uygun normal geçimlerini sağlayacak servete sahip olmasıdır.
6- Vakit, yani haccın eda edildiği vakte erişmiş bulunmak.
7- Haccın farz olduğunu bilmek. Bu şart gayr-i müslim bir ülkede İslâmiyeti kabul eden kimseler için sözkonusudur.
İşte bu şartları taşıyanlara hac farz olur. Bu şartlardan birisi eksik olursa hac farz olmaz.
Bu şartlar kendisinde bulunan kimseye hac farz olmakla beraber, haccı eda edebilmesi için gerekli olan başka şartlar da vardır. Bunlara "Haccın vucûb-ı edasının şartları" denir. Bu şartlar da şunlardır:
a) Sağlıklı olmak. Kör, felçli, kötürüm ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede yaşlı ve hasta olmamak.
b) Tutuklu bulunmamak.
c) Yol güvenliği olmak,
d) Kadınların yanlarında eşleri veya mahremleri bulunmak. Mahrem demek evlenmeleri caiz olmayan yakınlar demektir. Baba, oğul, kardeş, amca, dayı ve damat gibi yakınlar, kadının mahremleridir.
e) Eşi ölmüş veya boşanmış kadınların iddet süreleri bitmiş olmalıdır. İddet süreleri içinde hacca gitmeleri uygun değildir.
Kaynak: Hac, Lütfi ŞENTÜRK, Diyanet Aylık Dergisi 2000 Şubat
|
;">Tavafta hızlı yürüyüşün hikmeti nedir?
|
|
Resulullah (sav) ve ashabı (ra) Mekke’ye, Medine hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler şehirde dedikodu yaparak:
-Yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırap çekmiş bir kavim gelecek, dediler ve Müslümanların seyrine bakmak için Hicr’in arkasına oturdular.
Onların hainliğinden vahyen haberdar olan Resulullah (sav), celadetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlara tavafın ilk üç şavtındaremel yapmalarını (kısa adımlarla canlı canlı yürümek), iki köşe arasında da adi yürüyüşle yürümelerini emretti.
Bu hali gören müşrikler,
-Bunlar mı hummanın bitkin düşürdüğünü zannettiğiniz insanlar? Bunlar falan ve falandan daha sağlammış! dediler.
Resulullah (sav)’ı ashabına (ra) bütün şavtlarda remel yapmalarını emretmekten alıkoyan şey, onlara duyduğu merhametti.”
(Buhari, bu rivayette şu ilaveyi kaydeder: “Resulullah (sas) sulh anlaşması yaptığı sene (umre için) gelince müşriklere kuvvetlerini göstermeleri için “hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Kuaykıan Dağı tarafına oturmuş seyrediyorlardı.”)
(Buhari, Hacc 55) |
;">;">Hac ve Kadın |
|
-Hac ve umrenin yerine getirilişi açısından kadınlarla erkekler arasında bir fark yoktur. -Kadınlar için erkeklerde olduğu gibi özel bir ihram kıyafeti söz konusu değildir.
-Elbise, baş örtüsü, çorap, ayakkabı gibi her zaman giydikleri kıyafetlerini giyerler. -Özellikle namaz kılarken, erkek safları arasında kalmayıp kadınlara ait yerlerde namaz kılarlar.
-Adetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra adet görmeye başlayan kadınlar, tavafın dışında haccın bütün menasikini yerine getirebilirler.
-Adetliyken ihrama giren ve ihrama girdikten sonra adetleri bitmeden Arafat'a çıkmak durumunda kalan hanımlar daha baştan ihrama girerken İfrad haccına niyet etmelidirler.
Neler yapmazlar?
-Yüzlerini örtmezler. -Erkeklerin yaptığı gibi telbiye, tekbir, tehlil, salavat okurken ve dua ederken seslerini yükseltmezler. -Tavafta hızlı ve çalımlı yürüyerek "Remel", Sa'yda da yeşil direkler arasında koşar adımlarla yürüyerek "Hervele" yapmazlar. -İzdiham olan yerlerde mümkün olduğu kadar erkeklerin arasına girmemeye özen gösterirler. -Adetliyken Harem-i Şerif'e giremezler.
Kadın Hayız halinde tavaf yapabilir mi?
Kadınlar hayız ve nifas halinde tavaf yapamazlar. Tavafın dışında bütün hac farzlarını yerine getirebilirler. Ziyaret tavafını bu haller bitince yaparlar. Eğer bu durumda tavaf ederlerse, kendilerine bir sığır veya deve kesmek vacip olur.
Adet halinde olan bir kadın vakfe yapabilir mi?
Hayız halinde olan bir Safa ile Merve mescid-i haram'ın içinde olduğu için bu durumda tavaf edemediği gibi say'da yapamaz.
Hayzının nedeniyle, farz olan tavafı yapamadan, memleketine dönen kadının haccı tamam olur mu?
Bu durumdaki bir kadının haccı tam olmaz. Haccındaki bu noksanlığı gidermek için senenin müsait bir gününde Mekke-i Mükerreme'ye varıp Kabe-i Muzazzama'yı yedi şavt tavaf etmesi gerekir. Bu tavafın zamanını geciktirdiği için bir koyun veya keçi kurban etmesi gerekir.
Kaynak:
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan
2) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre
Kadının Mahremsiz Haccetmesi Caiz mi?
Imam-ı Azam'ın içtihadına göre, bir kadına haccın farz olabilmesi için, kendisiyle hacca gitmeyi kabul eden kocasının veya başka bir mahreminin bulunması şarttır.
Mahrem ifadesi, nesep, süt veya hısımlık yönünden kendisiyle evlenmek ebediyen haram olan kimseleri içine alır. Oğul, torun, baba, dede, sütoğul, sütkardeş, damat, kayınpeder gibi.
Kızkardeşin, hala veya teyzenin kocası olmak geçisci evlenme engeli olduğundan, eniştelerle hac yolculuğu caiz olmaz.
Allah Resulü buyuruyor:
"Bir erkek, bir kadınla yanlarında bir mahrem olmadıkça yalnız kalmasın. Kadın yanında, mahremi bulunmadıkça yolculuk yapamaz."
Bir adam kalktı:
"Ey Allah'ın elçisi, karım hac yolculuğuna çıktı. Ben ise falanca savaşa yazıldım."
Hazreti Peygamber:
"Git ve karınla birlikte haccet" buyurdu.
Hanefi mezhebine mensup olan bir kadının mahremi yoksa Hac ona farz değildir. Yerine vekil gönderebilir. Kendisinim mahremsiz gitmesi caiz olmaz.
Dinin bu emirlerini dinlemeden hacca giden kadınlar, rizâ-i ilâhiye muvafık düşmeyecek bir suretle, tahrimen mekruh kılınan bir şekilde borçlarını ödemiş olsalare bile büyük bir günah yüklenerek geri dönerler. (2)
Ancak şafii mezhebine göre bir kadının sadece farz olan haccı yerine getirebilmesi için iki veya daha çok güvenilir kadınların arasında hacca gitme ruhsatı vardır. eğer kadın farz haccı yapmış a nafile veya bedel hacca gidecekse ona bu ruhsat yoktur.
Kaynaklar:
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan
2) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre
Kadın, farz olan hac için vekil gönderebilirmi?
Sihhati yeri oldukça vekil göndermesi caiz olmaz. Ancak zamanımızdaki olağanüstü izdihamdan dolayı, kadınların mahzursuz tavaf yapmaları ve tehlikesiz şeytan taşlama işini yerine getirmeleri imkansız denecek kadar zordur. Böyle olunca vekil gönderebilirler.
Kaynak: Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre |
ENFALDE
Hac ve Kurban sadece ALLAH için
Kisa hac rehberi
Hacc'in iç anlami
Derin Hac rehberi
Niçin hacca gidiyoruz ?
Kimin hacci makbul olur ?
Vekalet hacilik hakkinda
.
.tahavi.com
-
HAC İLE UMRENİN MAHİYETLERİ
-
TAVAFIN MAHİYETİ VE NEVİLERİ
-
HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
-
HACCIN YAPILMASINI GEREKTİREN ŞARTLAR
-
HACCIN SIHHATİNİN ŞARTLARI
-
MİKAT İLE İLGİLİ BİLGİLER
-
HACCIN FARZİYETİNİN SEBEBİ VE EDASININ FEVRİ OLUP OLMADIĞI
-
HACCIN FARZİYETİNDEKİ ŞER'İ HİKMETLER
-
FARZ HAC ÜZERİNDE UYGULAMA
-
TEMETTÜ HACCININ YAPILIŞ ŞEKLİ
-
HEDY'İN MAHİYETİ VE HÜKÜMLERİ
-
HAC VE UMRE İLE İLGİLİ YASAKLAR
-
HAC İLE UMRENİN YASAKLARINA DAİR ÇEŞİTLİ MESELELER
-
BEDEL (VEKALET) YOLU İLE HAC
-
HAC KONUSUNDA NİYABET, VASİYET VE ADAKLA İLGİLİ BAZI MESELELER
-
RESULULLAH EFENDİMİZİN KABRİNİ ZİYARET
XXXXXXXXXXX
HAC-UMRE
******
HAC İLE İLGİLİ BİR ÂYETİN NÜZÛL KISSASI
Doç. Dr. Faruk Tuncer
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
"Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'ân indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın) Allah çok affedendir ve cezalarında da aceleci değildir" (Maide, 11).
Hz. Ali der ki; "وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ” ayeti nazil olunca Allah Resulu bize hitaben bir hutbe irad etti. Allah Tealaya hamd u senadan sonra;
-Ey İnsanlar! Hac size farz kılındı, haccediniz. Adamın biri (Bunun kim olduğuna dair farklı rivayetler vardır. Haris b. Yezid, Ükkaşe b. Mıhsan veya Sürake b. Malik olduğu zikredilir.)
-Her sene mi Ya Resulallah? dedi. Resulullah (asm) sustu. Ancak adam bunu üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem:
-"Hayır, Ama "Evet" demeyeceğimi nerden bildin. Eğer evet deseydim bu size vacip olurdu ve buna güç yetiremezdiniz."
Sonra devamla;
-"Ben sizi kendi halinize bıraktığım sürece siz de beni kendi halime bırakınız, bir şey sormayınız. Çünkü sizden öncekiler çok soru sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilafa düşmelerinden helâk oldular. Size bir şey emrettiğim zaman onu gücünüz ölçüsünde yapınız. Bir şeyi nehyettiğimde ise ondan vazgeçiniz" (1).
Yukarıdaki ayetin nüzulüne vesile olan olay budur (2).
Bilindiği gibi, öğrenme arzusu ile sorulan faydalı sorular olduğu gibi eğlenmek, istihfaf etmek, müşkil durumda bırakmak gayeleriyle sorulan veya neticesinde fayda olmayan sualler de bulunabilir. Varid olan nehiyler bu kabil sualler içindir.
Nitekim, yukarıdaki ayetin nüzul sebebi olarak "Hac meselesi"nin yanısıra şu olay da zikredilir:
"Resulullah bir gün minbere çıkmıştı. Kızgındı, yüzü kıpkırmızı idi. Adamın birisi kalktı ve: "Öbür dünyada benim yerim neresidir?" dedi. Resul-i Ekrem "Cehennem" dedi. Bir başkası kalktı (Abdullah b. Huzafe): "Babam kimdir?" dedi. Resulullah? "Baban Hüzafe'dir" dedi. Bunun üzerine Hattab oğlu Ömer kalktı ve şöyle dedi: "Rab olarak Allah'ı kabul ettik, peygamber olarak Seni, imam olarak da Kur'ân'ı seçtik. Ey Allah'ın Resulü biz cahiliye ve şirk devrinin yetiştirmeleriyiz, Allah şüphesiz ki babamızın kim olduğunu çok iyi bilir." Ebu Hüreyre der ki, Resulullah'ın kızgınlığı dindi. Ve (Maide, 101) ayet(i) nazil oldu (3).
Bu nehiy, ihtiyaç duyulmadan, abes olarak ve tekellüfe girerek sual soran hakkındadır. Yoksa zaruret ve ihtiyaç halinde soran için değildir.
Şatibi mezmun sualleri şöyle sıralar:
1. Dini cihetten faydası olmayan sualler. (Hz. Peygambere babasının kim olduğunu soran adamın suali gibi).
2. Kifayet miktarı bilgi sahibi olduğu halde sorulan sualler, (İsrail oğullarının bakara hakkındaki sualleri gibi).
3. Mevcut durumda ihtiyaç hissedilmeyen şeyi sormak.
4. Resulullah'ın açıkça nahyettiği çetrefilli meseleleri sormak.
5. Hükmün illetini sormak.
6. Hasmı zelil etmek, ilzam etmek ve galebe talebiyle sormak.
7. Kitab ve sünnete reyle karşı çıkmak gayesiyle sormak.
8. Tekellüf derecesinde sormak.
9. Kur'ân'ın müteşebihatı hakkında sormak.
10. Selef-i Salihin arasında cereyan eden hâdiseyi sormak (4).
Dipnottan
1. Timizi, Kitabu'l-İlim 17. Bab.
2. Envarü't-Tenzil. II-355; Kurtubi VI, 331.
3. Taberi 11- 112
4. el-Muvafakat IV, 114
HACCIN MANEVİ FAYDALARI
Hüseyin El-Cisr
Bu fırka, İslâm'ın, kendine inanan ve maddî gücü müsait olanlara Haccı, yani etrafındaki diğer mübarek yerlerle beraber Ka'be'yi, ziyaret etmeyi farz kıldığını öğrendiler. Böylece, sadece aklıyla yol alan fizolozoflar az sonra anlatacağımız, anlatınca, hikmet ve sırlarının daha iyi kavranacağını umduğumuz bu büyük ibadeti kavramakta hiç tereddüt etmeyeceklerdir.
Çünkü yüzbinlerce müslümanın her yıl o yerlerde toplanmakla kaynaşıp anlaşacakları ve yükselip medenîleşecekleri şüphesizdir. Türk, Arap, İran'lı, Kazak, Afganistan'a, Mağrib'li, Sudan'lı, Berber, Çin'li, Hindistan'lı, Dağistan'lı, Cava'lı ve daha pek çok çeşitli milletlerin fertleri bir tek din ve maksad için oraya toplanarak Allah'ın rahmet ve mağfiretini dileyip duâ ederler.
Hususî yerlerde yapmakla mükellef bulundukları fiil ve zikirlerin tümünde başlıca hikmet, o şerefli yerlerde büyük peygamberlerin ve diğer makbul kulların başlarından geçenleri hatırlamaktır. Çünkü insanlığın babası olan Hz.Adem eşi Hz.Havvâ ile cennetten çıktıktan sonra o mukaddes yerlerde Allah'ın kapısına sığınarak uzun müddet ağlamış ve duâ edip tevbede bulunmakla kabul görmüşlerdir.
Yine oğlu Hz. İsmâîl ve eşi Hz.Hâcer'le beraber Hz. İbrâhîm'in Allah'ın emrine uyarak ve O'ndan gelen acayip imtihana sabrederek en büyük şerefi kazanıp Allah'ın rızasını elde etmişlerdir.
Meselâ: Hz.îbrâhîm'in gönlünün meyvesi ve en sevgili oğlu olan Hz. İsmail'i kurban etmekle Allah tarafından emredilmesi üzerine, onu yerine getirmezden önce mübârek oğluna maksadını anlatıp ona da danışmak gayesiyle konuşunca o değerli yavru Allah'ın emrine büyük bir bağlılıkla başını ve boynunu teslim etmiş ve hattâ babası ile birlikte düğüne gider gibi kurban olmaya gittiği sırada Minâ vâdisinde, çatarak niyetini bozdurmağa kalkışan lânetli şeytanı taşlayıp kovmuştu. Bunun üzerine o mel'ûn, onun o sevgili babası Hz. İbrâhim'i de bir aralık "Senin gördüğün rüya şeytandandır. Adam bir zanna dayanarak hiç böyle bir çocuğa kıyabilir mi?" diye, Allah'ın vahyi gereği bulunan kesin düşüncesinden men etmeğe yeltendiyse de ondan da yüz bulamayarak zararla dönmüş ve rezâlet taşını yemişti.
Baba ile oğlun:
"Vaktâ ki, bu suretle ikisi de, teslim oldular, İbrâhîm, çocuğu yanı üzerine yıktı; Biz de ona şöyle nidâ ettik: Ey İbrâhim! Gerçekten rüyana sadâkat gösterdin. Şüphe yok ki Biz, güzel amel işleyenleri işte böyle mükâfatlandırırız." (Saffât, 37/103-105) âyeti sırasında tefsir kitaplarında açıklanan mâlûm hikâyelerine göre boyun verip teslim olarak vazifeyi yerine getirmeye kalktıkları sırada tekbir seslerini işittirerek hemen Hz. Cebrâîl indi ve asîl çocuğâ fedâ edilecek olan kurbanı yanlarına getirerek Allah'ın emrinin bu kadarıyla tamamlandığını bildirdi. Daha birçok müjdelerde bulunarak gönüllerini büyük sevinçlerle doldurdu.
O yerlerde makbul amellerinin mükâfatı olarak ermiş zatlara daha pek çok İlâhî yardımlar geldiği görülmüştür ki tafsilâtı bu küçük esere sığmaz.
İşte gerçek büyük adam olan bu mukaddes zatların makbul olan amellerini anıp onlara benzemeye özenerek nurlanan insanlar diğer huylarını, ibâdetlerini ve temiz işlerini hatırlayıp onların mâneviyatlarından feyz ve yardım bekleyeceği için pek kolaylıkla kendilerine uyabilir ve Allah'a itâat etme arzusu kat kat artarak O'nun rızasını kazanmak için büyüklerin güzel ahlâkı ile ahlâklanmak ve saygı ve meth ile onlara bağlanmak şeref ve bahtiyarlığına kavuşur.
Çünkü peygamberlerin eserlerini görüp güzel işler yapmada onlara benzeyenlerin emredip sünnet bıraktıkları makbul ameller ve gösterdikleri tevbe, sabır, rıza, teslim olma ve edeb gibi yüksek faziletleri tamamen takdir edeceklerine göre tabîî olarak onlar hakkında daha çok meth ve saygı hususuna önem verirler.
HACCIN TERTİBİNDEKİ BÜYÜK HİKMETLER
Hac'daki ameller din büyüklerinin durumunu hatırlatmak esasına dayanmaktan ziyâde insanlığın aklı ve düşüncelerine uygun olarak acayip bir durum ve sıraya göre konmuş ve onların âdetlerine tamamen riâyet edilmiştir. Zira gereğinde insanların pâdişâh ve âmirlerin himâyesine sığınarak şikâyetleri arzedip hayat verecek iyilikler elde etmek arzusuna düştükleri zaman ne yolda davranmaları gerekirse hacıların da Rabb'larına ihtiyaçlarını arzedecekleri sırada buna benzer bir harekette bulunmakla emredilmelerinin canlarına daha çok rahatlık vereceği şüphesizdir. Bunu şöylece açıklayabiliriz. Meselâ: Halk kıtlık, pahalılık veya düşman saldırısı gibi bir şeye karşı direnemedikleri zaman pâdişahların sarayına sığınırlar ve o felâketin tesirine göre her biri yalın ayak ve sırtı çıplak toz toprak içinde kaldıkları halde duâ edip yardım isteyerek yola çıkarlar ve yollarda rastladıkları hizmetçi ve saray adamları gibi kimselere ve hattâ hayvan ve bitkilerin bulunduğu pâdişahın çiftliğine son derece dikkatle saygı gösterip hiç kimseyi incitmemeye çalışarak yol yürürler. Padişahın sarayına varınca derin bir sessizlik ve hareketsizlik içinde bir müddet kapıya gidip döner, sonra gidip izin istemeye uygun bir vakit buluncaya kadar sarayın etrafında dolaşırlar. Maksatlarını ifâde edebilmek için en değerli aracıları kullanarak zaten âdetleri olan pâdişahı anıp methetmeyi teşekkür diliyle tekrar eder ve gerek kendilerine gerek geçmişlerine ışık saçıp duran büyük yardımları ve umûmî şefkat eserlerini hatırlayıp dile getirirler. Pâdişahın elini öpmeye izin verilince büyük bir istek ve edeble öperek bu lûtfu, kabul işareti ve isteklerinin yerine getirilmesine sebep sayarlar. Bundan sonra belânın kaldırılıp şikâyet sebeplerinin yok edileceğine dair padişahın va'dleri alınarak isteklerinin yerine getirileceği müjdelenir. Yüce pâdişah kendi makamına onların sevgi ve samimiyetlerini yerleştirmek, kapısına köle olduklarını kuvvetle bir daha göstermek, halka yardım etmek ve bol bol bağışta bulunmak hususlarının padişahlık âdetinden olduğuna gönüllerini yatıştırmak ve inandırmak maksadıyla eskiden beri onların geçmişleri yüce kapısına sığındıkça sadakatli hizmetlerine mükâfat olmak üzere kendilerine bol bol verilen şefkat dolu lütuf ve yardımlarını hatırlatır. Bu hatırlatmanın altında bunların da geçmişleri gibi sadâkat eserleri gösterip hizmet vazifelerini yerine getirmeleri gereğine işâret bulunduğu için bunlar da hemen pâdişahın huzurunda saygı gösterip yüce emirlerine uyarak bu vesile ile gönülleri o kerem sahibi padişaha sevgi ve samimi kulluk üzerine mühürlenir.
Çünkü geçmişlerinin âdetlerine uymaya alışık olan insanların onların ahlâkı ile ahlâklanması normaldir. Binâenaleyh o padişah nazarında hizmetleri takdir edilerek misafirhaneye götürülür ve bol iyiliklere kavuşturularak elbiseler giydirilirler de rezillik ve eziklik eserleri tamamen ortadan kaldırılır. Artık bunlar da o kapıya bağlanırlar ve o isteklerinin yerine getirileceği hakkındaki sözün gerçekleştirilebilmesine bakarlar. Vakit geçirilmeden düşmanların saldırısına karşı koymak ve kapıya başvurma sebeplerini ortadan kaldırmak için padişahın emri çıkarak fermanlar yazılır ve rahatça geri dönmeleri hakkında yüce emirleri tebliğ edilir. İstediğine kavuşan zavallılar da bu sonsuz lütuflara teşekkür için o yüce kapıya bir daha yüz sürerek öpme şerefini kazanırlar. Pâdişahın yanından ayrılırken son derece üzülüp ağladıkları görülür.
KÂBE'YE "BEYTULLAH", HACER-İ ESVED'EDE "YEMİNULLAH" DENMESİNİN HİKMETLERİ
İşte hikmet sahibi olan Allah da insanların akıllarına uygun olarak onların belâlardan sultanlarına sığınırken gözettikleri âdetlerine uygun bir şekilde yüce kapısına sığınıp yalvarmalarını emretti ve mukaddes zâtı ev ve yere muhtaç olmayıp münezzeh olduğu halde yeryüzünün mübârek bir yerini diğer yerlerden üstün kılarak onu "Beytullah" (Allah'ın evi) adıyla şereflendirdi ve bir köşesine bırakılan Hacer-i Esved'i de "Yemînullah" (Allah'ın sağ eli) adıyla değerlendirdi (1). Kendilerine çarpması normal olan günah kusurlarından kurtulup muhtaç oldukları İlâhî lütuflara kavuşmak saadetine erebilmeleri için beden ve mal gücüne sahip olan müslüman fertlere o evin yanına gelmelerini farz kıldı. Oraya varıp sığınırken saçı dağınık ve ayağı tozlu bir halde (2) güzel koku kullanmayı ve dikişli elbise giymeyi terkederek başlarını açıp da öylece Rabb'larına ihtiyaçlarını ifâde etmelerini ve son derece ezik durarak Mekke haremine varınca o civarın yeşil otlarını koparmamak, ağaçlarını kesmemek, kuşlarını ve hattâ yabânî hayvanlarını bile avlamamakla saygı göstermelerini de tavsiye etti. Binâenaleyh bu vazifelere dikkat ederek o şerefli konağa ve saygılı eve can atanlar etrafında dolaşıp imdâd isteyenlerin yaptığı gibi mübârek örtülerine tutunarak lütuflarını isterler. Sonra Yeminullah (Allah'ın eli) denen Hacer-i Esved'i de öperler. Fakat kesin olarak bilirler ki, esasen taşın bir fayda vermek durumu yoktur. Fayda ve zarar veren ancak Allah'tır.
Hz.Ömer de o taşı öptükten sonra:
"Ben biliyorum ki, sen hiç bir fayda ve zarar verecek değilsin. Eğer Peygamber Efendimizin seni öptüğünü görmeseydim aslâ seni öpmezdim,"(3) deyip müslümanlıkta belirtilen doğru inanca bütün insanları sevk etmiştir.
Sonra geçmiş büyüklerin amellerini hatırlatan bir takım amellerde daha bulunurlar. Meselâ: Yukarda işaret edildiği gibi Hz. Adem'le Havvâ'ya ve Hz.îbrâhîm'le ailesine tâbi olarak Arafât'la Müzdelife'de durma ve Safâ ile Merve arasında koşma şartlarını yerine getirip duruştan sonra Minâ'ya inerek şeytanın rezâletlerinin sûret ve temsilini ifâde eden cemreleri taşlamak gibi husûsî amelleri de yaparlar ki, bunların sırlarını bilmeyenlerin kafaları gürültü ve sıkıntıdan kurtulamazsa da anlattıklarımızı bilenlerin içi rahatlar ve gönlü yatışır. Her amel ve ibâdetin belli vakitlerinde ve hususî tertibini gözeterek yapmakla maddî ve mânevî sayısız fayda ve manevî meyveler elde edileceğini iyice bildikleri için aşk ve istekleri kat kat artar.
Şu durumda hacılar Kâ'be'ye varıp onu tavaf ettikten sonra Allah'ın onlara husûsî amellerle diğer şartları emretmesi kendisinden yardım bekleyen halkının sevgi ve kulluklarını kuvvetlendirmek ve atalarının ahlâkıyla ahlâklanmaya ruhlarını hazırlamak için atalarının sadâkatli amellerini onlara emredip yüce huzurunda resmî işler yapmaya zorlayan pâdişahın hareketinin karşılığıdır. Evet, zira hacıların Mekke'deki yerlerde yaptıkları ameller bakımından atalarının yolundan yürüdükleri için Allah'a kullukları gereği gibi sağlamlaşır.
Bu amellere din kitaplarında "teabbüdiyye" denir. Ama bu deyim hikmet ve sırlardan uzak oldukları için değil, bilâkis görünüşe göre onları işleyen mü'minin sırf ibâdetinden acele bir fayda elde etmeyerek efendisinin emrine uyan köleye benzetilmesindendir. Acele faydalardan uzak oldukları kabul edilse bile başka bir yönden büyük bir fayda kazanırlar. Zira bu durumda onları işlemek son derece bir alçak gönüllülük ve tam bir kulluk eseri sayılmağa değer.
Çünkü bu amelleri işlerken kul, hal diliyle demiş oluyor ki: "Yâ Rabbî, Senin yüce şanına saygı ve gerçek en büyük saltanatına tevâzu ve itâat vazifemi yapmak maksadıyla kendimce bir meyve görmüyorsam da yine yüksek emirlerini yerine getiriyorum." İtâatli ve samimi bir kulun durumu da bu olmalıdır. Rabb'inden yönelen emre hemen boyun eğmeli, sır ve hikmetlerini araştırmaya kendinde yetki görmemelidir.
Hikmet sahibi olan Allah hakkında müslümanlığın dâimâ tavsiye ettiği en yüce maksat ve en üstün makam da bundan ibarettir.
Hattâ Peygamber Efendimiz bu hususu en mükemmel ve en şerefli vasıflardan sayarak: "Ben de Allah'ın bir kuluyum. O, sırlarını bildirmedikçe ben bilemem." buyurmuşlardı. Medh hususunda ileri gitmekten ümmetini menederek: "Beni çok medhetmeyin. Ancak, Allah'ın kulu ve peygamberidir, deyin." (4) şeklinde emirler verirdi.
Allah da sevgili peygamberini andığı en şerefli makamda O'nu kullukla vasıflandırmıştır.
Yani mi'râc olayını anlatırken "Kulunu gece gezdiren Allah ne yücedir!" (İsrâ, 17/1) buyurmuş ve bu güzel adla anılmak O'nu pek çok sevindirmiştir.
(Bu sözlerimizden anlaşılır ki, Ebu'1-Alâ-i Maarrî gibi ustalıkla tanınmış büyük şâirlerden bir zâta, hac vazifelerini beğenmiyormuşcasına şiirler nisbet edenler pek büyük hataya düşerler. Zira Allah'ın emirlerinin hikmet ve sırlarını bilmesi gereken öyle bir filozof şâirden değil, en az akıl ve anlayış sahibi olan kimseden bile akıl sınırının dışına çıkmadıkça o çeşit sözler beklenmez.)
Hacılar dînî vazifeleri tamamlamalarına yakın Minâ vadisine yönelerek Rabb'lerinin ziyafet evine konarlar. Tevazu eseri sayılan perişanlık ve çıplaklığa son verirler. Yani hepsi elbiselerini giyinip güzel kokular sürünür ve fazla saçlarını, tırnaklarını v.s. keser veya tıraş olurlar. Önceden kendilerine yasak olan nimetlerden faydalanmaya artık izinli sayılırlar. Binâenaleyh mübârek bayram günlerini tam bir huzur içinde geçirip kurbanlar keserler. Kesmekte oldukları kurbanların etleri ise vadileri doldurup İslâm âlemindeki fakirlere gönderilir.
İşte bu genişlik ve müsâade Allah'ın büyük bir ziyâfeti sayılır. Çünkü her şeyin gerçek sahibi ve âleme rızık veren O'dur. Halkın elindeki mallar esasen emanettir. Onların O'ndan başka sahibi olamaz. Hattâ Allah'ın ziyâfet günleri olduğu için o günlerde oruç tutmak caiz değildir. Zira o günlerde tutulacak olan oruç, Allah'ın ziyâfetinden kaçmak sayılır.
O günlerin ibâdeti tamamlanıp ziyafet işi de sona erince hacılar Beytullah'ı tavaf etmek için Mekke'ye inerler ki bu tavaf fazilet ve sevabı tamamlamak ve bol bol mağfiret istemek içindir. Yurda dönmeye izin istemek mânâsını da taşır. Bunun arkasından dönmeye izin çıkar ki, bu izin Hz.Peygamber'in (sav) müjdelediğine göre tevbenin kabulü ve günahların musallat olmasından kurtulduğuna ve Allah'ın devamlı lütuflarının arkası arkasına gelip yetiştiğini ifade eder.
Binâenaleyh onların her biri hayırlı maksatlarına kavuşup üzerinden ağır yüklerin kaldırılması ile gönülleri rahatlayıp evine ve yurduna dönmeye karar verince o mübârek yerlerde kazandıkları İlâhî nimetlerin teşekkürlerini sunmak için Beytullah'a vararak artık vedâ tavafı vazifesini yerine getirirler. Gözleri yaşla dolu, gönülleri ayrılık ateşiyle yanarak oradan ayrılırlar ve edebe riâyet için Kâ'be'ye arkalarını dönmeyerek saygılı bir şekilde Harem kapısından çıktıkları sırada da gerçek nimet veren Allah'la en büyük rehber olan Hz. Peygamber'in şükür ve medihleriyle dillerini yeniden süslerler.
Yurtlarına döndükleri sıradaki vicdan temizlikleri vasfa sığmayacak kadar parlaktır. Bu, yukarıda Hz. Davud'un Zebur'undan büyük İslâm ümmetinin alâmetlerinden olmak üzere nakledilen bir parağrafın açıklaması sırasında anlatılmıştır.
Haccın bölümleri arasında bulunan sır ve incelikleri enine boyuna açıklamak istesek büyük ciltler yazmaya lüzum görülür ve onları okumaya da herkesin vakti yetmez.
Bu kaydettiğimiz kadarı deniz suyundan bir damla ve kurban süslerinden küçücük bir incidir. Doğru yola götüren ise Allah'tır.
(*) Hüseyin el-Cisr, Risale-i Hamîdiyye (trc, İstanbul, Bahar Yay. 1973). s.127 -133'den iktibas edilmiştir.
DİPNOTLAR
(1) "Hacer-i Esved yeryüzünde Allah'ın sağ elidir." hadîsini Kasim b. Selâm rivayet etmiş ve yine aynı mânâdaki "Hacer-i Esved'i öpen, Allah'ın elini öpmüş olur." hadîsini de Hz.Ebû Hüreyre rivâyet etmiştir. (İbn Mâce, Sünen).
Şerh-i Müsâyere'de merhum Kemâlüddîn birinci hadîsin mânâsını açıklarken diyor ki: "O taş öpülmek ve selâmlanmak için yeryüzüne konulmuş ve şerefinin ifâdesi için Allah'ın adına izâfe edilmiştir. Yemîn (sağ el) kelimesiyle ifâde edilmesi de bundandır. Çünkü âdete göre saygı için sağ el öpülür."
İkinci hadîs bunu tam olarak açıklamaktadır. Zira burada "mufâvada" öpmek demektir. Bu durumda mânâsı: "Hacer-i Esved'i öpen, Allah'ın eli yerine konan bir şeyi öpmüş olur." demek olur. Yazarın "Her iki eli de sağ elidir." sözü, Câmi-i Sağîr'de geçen bir hadîsten alınarak "yemîn" ile gerçek uzuv kasdedilmediğine ve Allah'ın yönden münezzeh olduğuna işâret edilmiştir.
Bunun müteşâbihattan olması sebebiyle gereği gibi incelenmesi, sözü pek çok uzatmaya ihtiyaç gösterir.
İmâm Gazâli'nin İlcâmü'1-Avâm an İlmi'l-Kelâm adlı kitabını okumak bu konuda yeter.
(2) Eş'as, saçı uzun zaman taranıp temizlenmediği için toz ve toprakla dolmuş ve keçeleşmiş olan kimse; ağber de, toz renkli şey demektir.
"İnsanların küçümsediği, saçı başı dağınık bazı kimse vardır ki, Allah'a yemin etse, Allah onu muhakkak doğru çıkarır." (Müslim, K. Birr. Bâb:40; K.el-Cennet, Bâb:13) hadisinde bu kelimelerle fakirlik ve çıplaklığı seçen veliler anlatılmak istenmiştir. Gerçekten de gönül kırıklığı ve perişan durum, kabul için en büyük sebeptir.
"Ben, Benim için kalbi kırılanlarla beraberim." hadîs-i kudsîsî de buna işârettir.
(3) Buharî, K.el-Hacc, Bâb:49; Müslim, K.el-Hacc, Bâb:41.
(4) Buhârî, K.el-Enbiyâ, Bâb:47; K.el-Muhâbirîn, Bâb:16.
Hac ve Umrenin Hikmetleri
Yrd. Doç. Dr. M. Selim Arık
Hac, kelime olarak “Allah’a yönelme, günahlardan arınma, Hak yolunda feragat gösterme ve meşakkatleri göğüsleme”1 mânâlarına gelmektedir. Dinî kavram olarak da “Kâbe ve civarındaki kutsal olan özel yerleri, belirli vakit içinde, usûlüne uygun olarak ziyaret etme” anlamını taşımaktadır. Umre ise hac günleri dışında Kâbe’ye yapılan ziyareti ifade etmektedir. Umre, senenin her zamanında yapılabilen ve Hanefî âlimlerine göre, ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkede olan bir ibadettir.2 Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de وَلِلَّهِ عَلىَ النَّاسِ حِجُّ البَيْتِ مَنِ اسْتطاَعَ إلَيْهِ سَبِيلاً “Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi ziyaret etmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır”3 buyurmaktadır. Dolayısıyla sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip Müslümanların ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. Hac, sahih rivayete göre hicretin 9. yılında farz kılınmış Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de h. 10. yılda hac farizasını eda etmiştir. Yine râcih görüşe göre Umre’ye “Hacc-ı Asgar” (küçük hac); hac mevsimindeki hacca veya Hz. Peygamber’in haccına “Hacc-ı Ekber” (büyük hac) denilmektedir. Halk arasında söylenilen Arefe günü Cuma’ya rastlayan hac mevsimine, “Hacc-ı Ekber” denilmesi ise sahîh bir kaynağa dayanmamaktadır. Enes b. Mâlik (r.a) Peygamberimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) dört umre yaptığını haber vermiştir. Bu umreler şöyledir: 1) Hicrî 6. yıldaki Hudeybiye umresi ki müşrikler Müslümanları Mekke’ye katmamışlardı. Buna aynı zamanda engelleme mânâsına gelen “ihsar” da denir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Naciye b. Cündüb ile hedy kurbanlarını Harem bölgesine (Mekke’ye) göndermiş, kurbanlar kesildikten sonra (veya bir rivayette kurbanlar Hudeybiye’de kesildikten sonra) ashab traş olup ihramdan çıkmış ve böylece umre sevabını almışlardır. 2) Hudeybiye kaza umresi ki, anlaşma gereği bir yıl önce yapılamayan umre ertesi yıl yapılmıştır. 3) Hicrî 8. yıl Huneyn ganimetlerinin taksimi senesi Ci’rane’den ihrama giyilerek yapılan umredir. 4) Hz. Peygamber’in Veda haccı ile yaptığı umredir ki, bu aynı zamanda hacc-ı kırandır.4 Ayrıca İmam Malik, umrenin bir yıl içinde birden fazla yapılmasını mekruh saymıştır. Çünkü ona göre umre bütün insanlara her sene için bir kere olmak üzere sünnet-i kifayedir.5
Hz. Âdem ve Hz. İbrahim Hatıraları
Hac, öncelikle o şerefli yerlerde büyük peygamberleri hatırlama ve hatıralarını yâd etme yönüyle özel bir davettir. Çünkü insanlığın atası olan Hz. Âdem ve eşi Hz. Havvâ Validemiz Cennet’ten çıkarıldıktan sonra o mukaddes yerlerde Allah’ın kapısına sığınarak uzun müddet ağlamışlar, dua ve tövbede bulunmuşlardır. Bunun neticesi olarak tövbeleri Arafat’da kabul olmuştur. Yine Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu Hz. İsmail (a.s) ile eşi Hz. Hâcer’le beraber Allah’ın emrine uyarak ve O’ndan gelen meşakkatli imtihana sabrederek orada en büyük şerefi kazanıp Allah’ın rızasına ulaşmışlardır. Nitekim bugün onların hatırasına hac ve umre menasiki olarak Safa ile Merve arasındaki sa’y bunu hatırlatmaktadır. Çölün ortasındaki zemzem suyu Cenâb-ı Hakk’ın kullarına karşı merhametini ve lütfunu göstermektedir. Yine Hz. İbrahim’e en sevgili oğlu Hz. İsmail’in kurban edilmesi Allah tarafından burada emredilmiş, hattâ Hz. İsmail babası ile birlikte düğüne gider gibi kurban olmaya gitmesiyle Allah’a karşı olan teslimiyetini göstermiştir. Bu sırada Mina vadisinde, İsmail’i kandırmaya çalışan lânetli şeytan, Hz. İbrahim tarafından taşlanmış ve kovulmuştur. Bugünkü Mina’da kesilen kurbanlar ve cemarâttaki taşlamalar şeytanı ve bir anlamda kişiye musallat olacak şeytanî duyguların bertaraf edilmelerini hatırlatmaktadır.
Sultan’a Sığınma
Hacca gidenler sanki Kâbe’ye iltica etmişlerdir. Nasıl ki insanlar, felâket veya düşman saldırısı gibi bir şeye karşı direnemedikleri vakit, Sultan’ın himayesine sığınırlar. O felâketin tesirine göre her biri yalın ayak ve sırtı çıplak toz toprak içinde dua edip yardım isterler. Bu esnada yollarda rastladıkları hizmetçi ve saray adamları gibi kimselere hatta hayvan ve bitkilerin bulunduğu Sultan’ın çiftliğine son derece dikkatle saygı gösterip hiç kimseyi incitmemeye çalışırlar. Sultan’ın sarayına varınca da derin bir sessizlik ve sükûnet içinde beklemeye başlarlar. Sonra huzura izin istemeye uygun bir vakit buluncaya kadar sarayın etrafında dolaşırlar. Maksatlarını ifade edebilmek için en anlamlı sözlerle Sultan’ı övmeye başlarlar. Ardından Sultan’ın elini öpmek için izin isterler. İzin verilince de bu lütfu, isteklerinin yerine getirilmesine işaret sayarlar. İşte Hacerü’l-Es'ad'i istilam belki bunları hatırlatmaktadır.
Peygamberimiz, Hacerü’l-Esved’in önemini şöyle haber vermektedir: “Allah’a yemin olsun ki! Allah Haceru’l-Esved’i kıyamet günü gören iki gözü ve konuşan bir ağzı olduğu hâlde haşredecektir. Burada kendisine hak üzere (usûlüne uygun) istilam edenlere şahitlik edecektir.”6 Nasıl insanda hafıza kuvveti var ve nice malumat orada muhafaza ediliyor, öyle de Cenâb-ı Hakk’ın yaratmasıyla Hacerü’l-Esved’de böyle bir fonksiyon olması gayet tabiîdir. Sanki o taş, binlerce “video bandı” veya “cd” diskleri gibi kendisini istilam edenlerin resim ve seslerini kaydetmekte olup öbür âlemde bunları gösterebilecektir. Sanki Hacer-i Esvet (Es'ad) öbür Âlemde gösterilmek üzere kendisini istilam edenleri video, cd, çip v.s gibi pekçok kayıt aletine kaydetmektedir. Yine hadîste “Kim Hacerü’l-esved’e dokunur, karşı karşıya gelirse, sanki Rahmân’ın eline dokunmuş gibi olur”7 şeklindeki teşbihle Hacerü’l-Esved’in Allah katındaki mânevî değeri anlatılmak istenmiştir. Böylece sevinç ve kemal-i edeple Sultan’ın huzurundan ayrılırlar. Şu hâlde hac ve umre için Kâbe’yi tavaf için yola çıkan kimsenin hâli, şeytanın günah oklarına karşı kendini koruyamayan dolayısıyla mânevî iltica talep eden bir mülteci durumuna benzemektedir.
Özel Misafirlik
İnsan bu âlemde, büyük bir sefere çıkmış yolcu gibidir. Bu yolculuk esnasındaki hac ve umre ise özel bir misafirliği ifade eder. Misafirlerin istekleri de reddedilmeyen dualar arasındadır.8 Hakim olan Cenâb-ı Hak, sanki hac ve umre ile kullarını özel olarak davet ederek yüce kapısında yalvarmalarını ve himayesine girmelerini istemektedir. Bunun için de yeryüzünde Mekke’de mukaddes olarak belirlediği yere “Beytullah” ismini vermiştir.9 Kul, hac ve umre ziyaretiyle sanki Allah’ın bu özel davetine “Lebbeyk Allahümme lebbeyk lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk lâ şerike lek -Buyur Allah’ım buyur! Huzuruna geldim, emrine hazırım. Sen’in eşin ve ortağın yoktur. Sana yöneldim, hamd Sen’in, nimet Sen’in, mülk de Sen’indir. Eşin ve ortağın yoktur” diyerek, samimiyetle icabet etmektedir. Zîrâ ağaçların ve taşların birlikte iştirak ettiği telbiye ile ihrama giren bir mü’min, (Hadîste telbiyenin fazileti şöyle haber verilmektedir: “Telbiyede bulunan hiçbir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç ve toprak (hatta çadırlar ve evler) onunla birlikte telbiyede bulunmasın. (Peygamberimiz eliyle işaret ederek) bu iştirak arzın şu (en uzak) yerine kadar devam eder”10) Rahmân’ın özel misafiri olarak, “Duyûfu’r-Rahman” unvanını almıştır. Nitekim hadîste: “Hac ve umre yapanlar Allah’ın elçileridir (misafirleridir). Onlar Allah’a dua etseler, derhal dualarına Allah icabet eder. Eğer kendileri için af ve mağfiret talep ederlerse Allah hemen mağfiret eder.”11 buyrulmaktadır.
Dünyevî ve Uhrevî Faydalar
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak, وَأَذِّنْ فِى الناَّسِ بِالْحَجِّ “insanlar arasında haccı ilan et” şeklinde haccın ilân edilmesini bildirdikten sonra hemen akabinden لِيَشْهَدوُا مَناَفِعَ لَهُمْ liyeşhedû menâfia lehüm “Tâ ki kendilerine ait birçok menfaatlere şahid olsunlar”12 buyurmaktadır. Dolayısıyla haccın hem dünyevî, hem de uhrevî hikmetlerine işaret edilmektedir. Dünyevî olanlar, ticarî ve sosyal faaliyetler münasebetiyle, Müslümanlar arasındaki ekonomik ve içtimâî gelişmeyi sağlamaktadır. Uhrevî olanlar ise günahlara tövbe ile Allah’ın af ve mağfiretine nâil olmaktır. Nitekim Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hususa şöyle işaret etmektedir: “Bir kimse hacceder ve hac esnasında kötü söz söylemez, eline ve gözüne sahip olur (büyük günahlardan çekinir, küçük günahları işlemekte ısrar etmezse), o kimse günahlarından arınarak (kul hakkı hariç) annesinden doğduğu günkü gibi hac ibadeti vesilesiyle memleketine tertemiz döner.”13 Yine bir başka hadiste hac ve umrenin mânevî faydası şöyle haber verilmektedir: “Hac ve umreyi peş peşine yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşteki pası yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Makbul hac için karşılık, ancak Cennet’tir.”14
Bu niyet ve düşünceler içinde haccını eda eden mü’minleri tebrik ediyoruz. Ne mutlu Rahmân’ın bu özel iltifatına nâil olan kullara! Ne mutlu Kâbe’yi, Arafat’ı, Makam-ı İbrahim’i ve Hacerü’l-Esved’i usûlüne uygun olarak ziyaret edip buralarda ibadet edenlere! Müjdeler olsun hac ibadetinden sonra memleketine günahsız dönebilenlere!
*Araştırmacı-Yazar
sarik@yeniumit.com.tr
Dipnotlar
1. Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, s. 210.
2. Bkz. Mevsılî, el-İhtiyar, I, 157.
3. Âl-i İmrân 3/97.
4. Bkz. Buhârî, Umre, 3.
5. Bkz. Abdurrahman el-Cezîrî, Kitabü’l-Fıkh ala’l- mezahibi’l-erbaa, I, 687
6. Tirmizî, Hac,113.
7. İbn Mâce, Menasik, 32.
8. Bkz. Tirmizî, Birr, 7.
9. Kur’ân’da Kâbe şöyle anlatılmaktadır: “İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup, pek feyizli ve insanlar için hidayet rehberidir. Kim Beytullah’a girerse korkudan emin olur.” (Âl-i İmrân, 3/96-97). Kâbe’nin ilk bânisinin Hz. Âdem olduğu, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in ise Kâbe’yi bu temel üzerine bina ettiği rivayet edilir. Kâbe’ye Beytullah (Allah’ın evi), Mescid-i Haram (bazı yasakları olan) ve Beytü’l-Atik gibi isimler verilmiştir. Atik, eski veya yepyeni ve değerli mânâsına da gelir ki, şerefli ve saygı değer ev demektir. (Bkz. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V, 487)
10. Tirmizî, Hac, 14
11. İbn Mâce, Menâsik, 5.
12. Hac 22/28.
13. Buhârî, Hac, 4
14. Tirmizî, Hac, 2
*****
.Hac ve Kurban sadece ALLAH için ENFALDE
Kisa hac rehberi
Hacc'in iç anlami
Derin Hac rehberi
Niçin hacca gidiyoruz ?
Kimin hacci makbul olur ?
Vekalet hacilik hakkinda
FIKHÎ MESELELER
|