 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
AVRUPA MERKEZ BANKASI'NIN KARARI VE TÜRKİYE
Yusuf Girayalp Atan
26.01.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Daha fazlasını keşfedin
Dijital gazete
Son dakika
Seyahat rehberi
Avrupa Merkez
Bankası'nın kararı ve Türkiye
Dünya ekonomisi 2008 yılında yaşanan ekonomik krizden sonra ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecine girdi. Bu kriz sonrasında Amerika Merkez Bankası 4 yıl boyunca her ay 85 milyar dolar toplamda ise 3 trilyon dolar dağıttı. Son günlerde bu para dağıtma bayrağını Avrupa Merkez Bankası devraldı. Ayda 60 milyar Euro basacak ve 2016 Eylül ayına kadar toplamda 1,1 trilyon Euro para dağıtacak. Bu kadar paradan elbette bir kısmı Türkiye'nin kasasına girecektir. Ancak önemli olan bizim bu süreçte ne yapmamız gerektiğidir.
Türkiye 2014 yılında büyüse de bu büyüme 2023 hedefleri için yeterli düzeyde değildir. Krizin başladığı 2008 yılında % 0,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi krizin en şiddetli şekilde hissedildiği 2009 yılında % 4,8 oranında küçülme göstermiştir. ABD Merkez Bankasının paraları dağıtmaya başlamasıyla beraber Türkiye de bundan olumlu etkilenmiş ve 2010 yılında % 9,2 oranında büyümüş ardından bir sonraki sene de % 8,5 oranında büyüme göstermiştir. Daha sonra büyüme hızını kaybeden Türkiye, Avrupa Merkez Bankasının son kararı ile beraber hızlı büyüme eğilimini tekrar yakalayacaktır. Ancak şunu unutmamak gerekiyor. Türkiye ile beraber diğer ülkeler de büyüyecek.
Daha fazlasını keşfedin
Ekonomi haberleri
Foto galeri
Gazeteler
Amerika Merkez Bankası'nın uyguladığı politikanın Türkiye üzerindeki etkisini gördüğümüze göre Avrupa Merkez Bankası'nın aldığı bu karar sonrasında Türkiye'nin yeni açıklanan ekonomi paketlerini ivedilikle hayata geçirmesi gerekmektedir. G20 toplantısında Başbakan Davutoğlu'nun üzerine basa basa durduğu KOBİ'lerin desteklenmesi Türkiye ekonomisi için ciddi önem arz etmektedir. Bankaların kredileri doğru yönlendirmesi gerekmektedir. Sanayi sektörüne yatırımların artması gerekmektedir. Ar-Ge yatırımlarının artırılması ciddi önem arz etmektedir. İhracatın destekleneceği yönünde teknik çalışmaların başlatıldığı duyuruldu. Petrol fiyatlarının düştüğü bu zamanda bu fırsatı asla elden kaçırmamak gerekiyor.
"Hayal gerçeğin geçmişidir; Hayal kuran ve bunları gerçeğe dönüştürmek için gerekli gayreti gösteren gönüllü insanlar; gerçeğe açılan kapının anahtarını elde etmiştir" (Prof. Ahmet ATAN)
Faiz, Enflasyon ve Büyüme
Yusuf Girayalp Atan
01.02.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Son günlerde doların tüm zamanların rekorunu kırması ve Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın yaptığı açıklamalar ekonomideki gündemi belirlemeye devam ediyor. Şu bir gerçek ki, ekonomideki tüm göstergeler birbirini etkilemektedir. Bu yüzden sadece ülkemizdeki verileri değil aynı zamanda dünyada yaşanan gelişmeleri de yakından takip etmek zorundayız.
Daha fazlasını keşfedin
Politika
Seyahat rehberi
Güncel haberler
2014 yılı Türkiye ve dünya gündemi açısından bir hayli stresli geçerken 2015 yılı da aynı şekilde hareketli ve hararetli başladı. Geçtiğimiz yıl bir yandan Türkiye'deki siyasi hareketlilik ve atlatılan iki seçim, diğer yandan ABD ve AB'nin Rusya ile karşılıklı yaptırım mücadeleleri, petrol fiyatlarındaki düşme, Ortadoğu'da yaşanan kargaşa ve geçen hafta da yazımda bahsetmiş olduğum Avrupa Merkez Bankası'nın kararı ile piyasaya sürülecek olan 1,14 trilyon Euro… Tüm bu gelişmeler, büyüyen Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyen konular olup uygulanacak olan ekonomi politikalarını da etkilemektedir.
Merkez Bankası geçtiğimiz yıl 28 Ocakta yapmış olduğu toplantıda faiz oranlarını bir anda 4,5'ten 10'a yükseltme kararı almış, daha sonraki süreçte düşük oranlarda indirime gitmişti. Yaklaşık 6 aydır faiz indirimi yapmayan Merkez Bankası geçen hafta 0,5 puan indirime giderek 7,75'e indirdi.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yarın açıklayacağı enflasyon oranları uygulanacak ekonomi politikalarına yön verecek. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamalarda, Para Politikası Kurulu'nun kararlarının enflasyondaki iyileşmenin hızına bağlı olacağını belirtmişti. En son yaptığı toplantıda ise enflasyondaki düşüşün 1 puandan fazla olması durumunda 4 Şubatta erken toplantı yapabileceklerini söyledi. Piyasalarda faiz indirimi sinyali olarak algılanan bu ifade sonrasında dolar tüm zamanların rekor seviyesine ulaşarak bu toplantıda alınacak kararları doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.
Yazımızın başında ekonomideki göstergelerin birbirlerini etkilediğini söylemiştik. Peki uygulanan ve uygulanması muhtemel politikalar ekonomide nasıl bir etki yapmaktadır?
Faiz oranlarının yükselmesiyle ülkeye girecek olan dövizle birlikte TL dolar karşısında değer kazanır böylece ithal malların fiyatı düşer. Bu durum enflasyon oranında bir düşmeye vesile olur. Bir diğer taraftan yüksek faiz oranı ile kredilerin maliyetleri arttığından dolayı yatırımlar azalır bu da büyümeyi yavaşlatıp işsizlik oranında bir artışa neden olur. Aynı zamanda ithalatı artırıcı etki gösterirken ihracatın da yavaşlamasına yol açar.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Bu amaç doğrultusunda faiz oranlarını yüksek seviyede tutan Merkez Bankası, uyguladığı politikalarla görev tanımında yer almayan büyümeyi de olumsuz etkiliyor.
Yukarıda bahsettiğimiz gelişmeler doğrultusunda diyebiliriz ki geçtiğimiz haftalarda basında yer alan haberlere istinaden Merkez Bankasının görev tanımında yapılacak değişikliğin ekonomideki büyümeye ve istihdama da yardımcı olacaktır.
Fiyat ve İstikrar
Yusuf Girayalp Atan
09.02.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Doksanlı yıllarda henüz çocuktum. O dönemde enflasyon haberleri bizim çizgi filmlerde izlediğimiz ejderha resimleriyle verilirdi. Gazete ve televizyonlar enflasyon haberlerini "enflasyon canavarı yine hortladı" başlığıyla okurlarına sunarlardı. 1990 yılından günümüze kadar ki enflasyon oranlarını incelediğimizde bu haberlere atılan başlıkların aslında çok da yersiz olmadığını görebiliriz.
1990'lı yılların başlarında yaşanan Körfez Savaşı nedeniyle enflasyon oranları yükselirken, büyüme oranlarında da bir yavaşlama meydana gelmişti. Yine bu yıllarda SSCB dağılmış ve ekonomilerinde tamiri hayli zor yaralar açılmıştı. Avrupa ve Asya'da haritalar yeniden şekilleniyordu. Bu dönemde Türkiye'de de siyasi istikrarsızlık ve belirsizlikler gündemi oldukça meşgul ediyordu.Tarih
Bu dönemler sadece Türkiye için değil diğer ülkeler açısından da sancılı geçmişti. 1992 Kara Çarşamba, 1994 Meksika ve Türkiye, 1997 Asya ve 1998 Rusya krizi… Günümüzde olduğu gibi o günlerde de Türkiye'nin Rusya ile olan bavul ticaretinin yoğunluğundan dolayı bu krizden etkilenmemesi kaçınılmazdı. Tüm bu yaşananların ardından 1999 Marmara depremi ile kaybettiğimiz on binlerce insan kaynağı, birçok fabrika ve iş yerinin yıkılması ve dönemin siyasetçilerinin de etkisiyle birlikte 2001 krizinin yaşanması… Birbirini izleyen bu sıkıntılı olaylar ekonomi açısından aslında hiç iç açıcı bir tablo sergilemiyordu. IMF'den aldığımız krediler yüzünden ekonomi politikalarımızı kendimiz belirleyemez hale gelmiştik. Tıpkı Osmanlı'nın son dönemlerindeki Duyun-u Umumiye gibi IMF'de bizim ekonomi politikalarımızı belirliyordu.
Yaşanan bu ekonomik ve siyasi buhranların ekonomimize etkisi her zaman büyük olmuştur. Bu etkiyi görmek için makro ekonomik verileri incelememiz gerekmektedir. Yani sayılar aracılığı ile oluşturulan grafik ve tablolar bize bir anlamda dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeleri ayna gibi göstermektedir. Sayılar, olayların somutlaştırılması için en büyük yardımcımızdır. Veriler, yaşanan olaylar sonucunda ortaya çıkan etkiyi görebilmemiz için önemli kaynaklardandır. Enflasyon, ithalat, ihracat, işsizlik ve büyüme oranları gibi ekonomik verileri bir sebep değil, sonuç olarak değerlendirmemiz gerekir.
Enflasyon oranları da belirttiğimiz üzere bir sebep değil, sonuçtur. Piyasada yaşanan talep artışı enflasyonun en önemli sebeplerinden biridir. Merkez Bankası son dönemlerde uyguladığı sıkı para politikası ile yurt içi talebi kısıp böylece talep enflasyonunu düşürmeye çalışıyor. Ancak yüksek faiz nedeniyle yatırımların ertelenmesi büyümeyi frenleyip istihdamı olumsuz etkilediği gibi arz artışının da önüne geçiyor, bu da enflasyon oranında yükseltici bir etkiye neden oluyor. Enflasyona neden olan bir etki de maliyetlerdir. Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerinin maliyeti arttığında bu da enflasyona neden olmaktadır. Enerji, hammadde, işçi ücretleri gibi... Son dönemlerde maliyet enflasyonunu etkileyen unsurların fiyatlarında ciddi değişkenlikler söz konusudur. Petrol fiyatlarındaki azalma enflasyon oranlarında düşürücü etki yaparken, döviz kurundaki yükselme de ithal malların fiyatlarında artışa neden olmaktadır. Büyüyen Türkiye ekonomisinde yatırımların artması için gerekli olan tasarruf oranı yetersiz kaldığı takdirde aradaki farkın banka kredilerindeki genişleme yoluyla sağlanacağı için enflasyonu yükseltici bir etken oluşturacaktır. Ancak hükümetin açıkladığı son paketlerde tasarrufa yönelik teşvikler ile bu konuyla yakından ilgilendiğini görebiliriz. Örneğin; bireysel emekliliğe %25, konut sahibi olmak için biriktirilen paraya %15, düğün masrafları için yapılan birikime de aynı şekilde %15 teşvik verilmesi tasarruf oranlarında artışa yol açacaktır. Böylece enflasyona neden olan etmenlerden birine de bu şekilde müdahale edildiğini görebiliriz.Ekonomi
Daha fazlasını keşfedin
Takım Sporları
Resmi ilanlar
Gazete aboneliği
Görüldüğü üzere ekonomik istikrar siyasi istikrara bağlı olduğu gibi uluslararası gelişmelere de bir o kadar bağımlıdır. Dünya üzerinde yaşanan her olay ekonomiyi doğrudan ya da dolaylı şekilde etkilemektedir. Ekonomi verilerini incelerken bir tek neden olmadığının farkına varıp yapılan değerlendirmeleri de bu çerçevede takip etmeliyiz.
Dolar nereye gidiyor?
Yusuf Girayalp Atan
16.02.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Geçtiğimiz haftalarda genel olarak ekonomideki gelişmelerin tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulamaya çalışmıştık. Bu hafta da güncel, ulusal ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde ekonomideki olayların birbirlerini nasıl etkilediği konusu üzerinde değerlendirmelerimize devam edeceğiz.
Daha fazlasını keşfedin
Resmi ilanlar
Politika haberleri
Siyaset
Ekonomi konularının temelinde arz ve talep vardır. Diğer durumların sabit olduğu varsayımı altında (ikame ve tamamlayıcı malların fiyatları, zevk ve tercihler, tüketici geliri vb.) bir mala olan talep arttıkça o malın fiyatı artar. Bir malın arzı arttığında o malın fiyatı azalır. Serbest piyasada arz ve talebin kesiştiği noktada fiyat oluşur.Ekonomi
Bu bilgiler ışığında, günümüzdeki ekonomik olayları incelediğimizde yaşanan gelişmeleri daha iyi kavrayabiliriz. Piyasadaki dolar miktarı arttıkça doların fiyatı azalır. Bu durumun tam tersi de olabilir. Yani piyasadaki dolar miktarı azalınca doların fiyatı artmaktadır. Diğer taraftan bakıldığında ise dolara olan talebin azaldığı durumda fiyatı düşerken, dolara olan talebin arttığı durumda da fiyatı yükselir.
Doların fiyatının yükseldiği durumlarda Merkez Bankası, rezervlerinden bir miktar doları piyasaya sürerek arzını artırmakta veya yüksek faiz oranı ile yurt dışından ülkeye döviz girişini artırarak fiyatını düşürmeye çalışmaktadır.
Sıcak para güvenli limanı sevdiği için siyasi istikrarın ve güven ortamının olduğu ülkeye doğru akar. Kısa vadeli sermaye hareketleri özellikle gelişmekte olan ülke ekonomileri açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Sıcak paranın gittiği ülkelerde yerel paranın değeri artarken yabancı paranın değeri azalmaktadır. Siyasal suikast ve terör olayları gibi nedenlerle ani sıcak para çıkışlarında eğer ülke Merkez Bankalarının rezervlerinde yeterli miktarda piyasaya sürecek döviz yoksa, yerli para ciddi oranlarda değer kaybına uğrayacağı için ülkenin ekonomik krize girmesi kaçınılmaz olur. Nitekim 1992 ERM krizini, 1994 finansal krizini, 1997 Güneydoğu Asya ve 1998 Rusya krizlerini kısa süreli sermaye hareketlerinin tetiklediği konusu hala tartışılmaktadır.
Bugünlerde de ekonomistlerin ve yatırımcıların gözü kulağı ABD Merkez Bankası FED'in alacağı kararlarda. Daha önce de belirttiğimiz gibi sıcak para güvenli limanları sever. Mevcut konjonktürde en güvenli liman olarak ABD piyasası görülmektedir. FED faiz oranlarını artırdığında risk oranı çok düşük olduğu için sıcak para o yöne doğru akacaktır. Sıcak para, çıktığı ülkelerde de döviz fiyatında bir artışa yol açacaktır.
Daha fazlasını keşfedin
Gazetesi
Haberleri
Tarih
Sermaye hareketliliğinin tek sebebi yoktur. Sermayeyi elinde bulunduranlar bir ülke piyasasına ani giriş çıkışlarla ciddi kar edebildikleri gibi aynı zamanda bu güçle istedikleri ülkeye finansal suikastlar de yapabilmektedirler. Güçlü sermaye birikimine sahip olan kişiler kısa dönemli sermaye hareketleriyle ülkeye milyarlarca dolarla giriş-çıkış yaptığı taktirde ciddi dalgalanmalara yol açabilirler. 1992 ERM krizinde Soros'un manipülasyonlarının krizi tetiklediği bugün Soros tarafından da ifade edilmektedir. Soros, 1992 Avrupa Döviz Kuru Mekanizması (ERM) krizi olarak adlandırılan süreçte 15 milyar dolarlık kısa vadeli pozisyon alarak bunun satışı neticesinde 1 milyar Dolar'dan fazla getiri elde etmişti. Aynı şekilde Meksika, Brezilya ve Arjantin'de değişik zamanlarda oluşan krizlerde de spekülatif sermaye hareketlerinin izlerini görmek mümkündür.
Kısa süreli sermaye hareketlerinin belirsizlik halini azaltacak ve işlem hacmini daraltacak bir öneri olarak gündeme gelen Tobin Vergisi, kısa süreli sermaye hareketlerinin sınırlandırılıp muhtemel krizlerin önüne geçilmesi konusundaki en dikkat çekici öneri olarak görülmektedir.
Seçimler Yaklaşırken Ekonomiye Bakış
Yusuf Girayalp Atan
23.02.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Ekonomiye devlet müdahale etmeli mi etmemeli mi tartışması iktisat bilimcileri arasında hiç bitmeyen tartışmalar arasındadır. Devletin ekonomiyi tamamen yönetmesini isteyen Marksist sistem bir taraftayken diğer tarafta devletin hiçbir şekilde ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunan klasikler piyasanın "görünmez el" ile kendi kendini düzelteceğini söylemektedir. Ancak 1929 yılında yaşanan "Büyük Buhran" var olan liberal ekonomi teorilerinin tekrar sorgulanmasına yol açmıştır. Kriz sonrasında krizi açıklayan Keynesyen teoriler uygulanmaya başlanmış ve devletin ekonomideki etkinliği artarak 1970'li yıllara kadar devam etmiştir. Bu süreçten sonra da devlet bir şekilde ekonomiye müdahale etmeye devam etmiştir.
Daha fazlasını keşfedin
Foto galeri
Yürütme Organı
Dijital gazete
Ekonomi ve siyaset birbirinden asla ayrı düşünülemeyecek kavramlardır. Ekonomi ve siyasetin ilişkisi kendini günlük hayatın her anında hissettirir. Siyasi kararların mutlaka ekonomik bir sonucu olacağı gibi ekonomik sorunların da siyasi sonucu olacaktır ki seçim sonuçları ile bu etkiyi görebiliriz. Halk sandık başına gittiği zaman ideolojilerine göre hareket ederek bir siyasi seçim yaparlar. Yapılan seçim neticesinde hangi partinin veya partilerin parlamentoda yer alacağı, hükümeti kuracak ve muhalefette kalacak partiler belirlenir. Uygulanacak politikalar neticesinde iktidar parti iktidarını devam ettirmek ister muhalefet partileri de iktidara gelebilmek için politikalarını günceller veya değiştirebilirler. Ancak partilerin ideolojik yapısı bu değişime ne derece müsaade eder (?)
Seçmen davranışlarını genel olarak ideoloji, medyada çıkan haberler ve baskı (çıkar) grupları etkilemektedir. Ancak şu kısım asla unutulmamalıdır. Seçmenlerin oy kararları sosyolojik, psikolojik, dini ve etnik unsurlar ile değişebilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki seçmenler iktidarın yakın zamandaki ekonomik performanslarına göre oy vermektedirler. Enflasyon, işsizlik ve büyüme rakamları, seçmenlerin oy kararlarını doğrudan etkileyen ekonomik göstergelerdir. Gelişmiş ülkelerde seçmenler enflasyon oranlarına göre oylarını verecekleri partiyi belirlerken gelişmekte olan ülkelerde işsizlik oy kararlarını etkilemektedir.
Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Bu fiyat istikrarını sağlamak için çeşitli araçlar kullanmaktadır. Merkez Bankasının bağımsızlığı ilkesi gereği siyasi idareden emir ve talimat alarak politika belirlemez. İktidarda olan siyasi parti ekonomideki gelişmelerden sorumlu tutulup bir sonraki seçimde hesap vermek zorundayken Merkez Bankası belirlediği enflasyon hedefine ulaşmaması neticesinde hesap verdiği mercii tarafından bir yaptırıma uğramaz ve tekrar seçilme gibi problemleri de bulunmamaktadır. Ancak Merkez Bankasının başarısızlığını halk siyasi iradeden sormaktadır.
Hükümetin yapabileceği enflasyonu azaltıcı politikaları incelediğimiz zaman devlet harcamalarının azalması ve vergilerin artırılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet harcamalarının kısılması neticesinde enflasyonun azalacağı gibi aynı zaman da büyüme de azalır ve işsizlik artar. Bu politika hükümetin seçim öncesi uygulamayı göze alamayacağı bir politika olarak görülmektedir ki bu politikanın rasyonelliği tartışılır. Bunun gibi vergi oranlarında bir artış enflasyonda önce bir artış daha sonra bir azalış göstererek etkisini 18 ay sonra göstereceği için yine uygulanması zor bir politikadır. Kısa süreli etki eden araçlar daima Merkez Bankası'nın para politikası araçları olmuştur.
Ekonomi ve siyaset arasında güçlü bir bağ olduğunu biraz daha net bir şekilde görmüş olduk. Ekonomi politikaları ülkelerin sosyolojik yapısına göre değişkenlik gösterebilmektedir. Her ülkenin harcama yapısı ve alışkanlıkları farklıdır. Bazı ülke insanları, savaş söylentileri olduğu zaman harcama yapmazken başka bir ülke insanları harcamalarını artırıp stok yapmaktadır. Bundan dolayı ekonomi politikaları halkın sosyolojik yapısını analiz edip buna göre uygulanması gerekmektedir.
Yeni Türkiye Ekonomisi
Yusuf Girayalp Atan
20.04.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Bahar mevsimi geç de olsa geldi. Havaların ısınmasıyla birlikte birbirinden güzel etkinlikler bir birini izlemeye başladı. Bu etkinlik yoğunluğu içerisinde birinin önemi benim için diğerlerinden farklı. Genç TÜMSİAD İstanbul Şubesi Hedef 2023+ programlar silsilesinin üçüncüsünü düzenleyeceği "Yeni Türkiye Ekonomisi" başlıklı panel ile 25 Nisan'da İstanbul ve çevresindeki illerden yüzlerce genç işadamını İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin Eminönü yerleşkesinde bir araya getirecek.Tarih
Daha fazlasını keşfedin
Dünya haberleri
Politika
Spor haberleri
Program için dikkat çekici bir husus olarak şunu söyleyebilirim; konuşmacılar ekonomiyle ilgili farklı alanlarda iştigal etmektedirler. Prof. Dr. Halit Yanıkkaya hocamız bir bilim insanı olarak programın moderatörlüğünü yapacaktır. Özel kanunla kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğindeki mesleki üst kuruluş TOBB'un Başkan Yardımcısı Halim Mete, devletin ekonomiyle ilgili faaliyetlerinin birçoğunda yer alan biri olarak bölgemizde yaşanan gelişmelerin yatırım ve ticarete etkisi (IŞİD tehdidi, Suriye ve Libya'da yaşanan iç savaş, Mısır ile azalan Katar ile artan ilişkilerimiz, petrol fiyatları, Irak'lı liderlerin Türkiye ile ilişkileri, Türkiye bu ortamdan nasıl ez an zararla ya da karlı çıkabilir?) sorularının cevabını verecek. Albaraka Türk Kurumsal Krediler Müdürü Hüseyin Tunç ise 2008 krizi sonrasında özellikle ABD ve AB ekonomilerindeki parasal genişlemenin boyutları, sonuçları ve bu gelişmelerin Türkiye ekonomisine yatırım ve büyüme bağlamında etkilerini inceleyecek. Bir başka konuşmacı ise ekonomi gazetesinin genel yayın yönetmeni... Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ; Türkiye'nin G20 dönem başkanlığı döneminde KOBİ'lere yönelik politikalarını değerlendirirken şu ana kadar yapılanlar, açıklanan paketler ve yapılması gerekenler ve yatırım imkanları üzerine iş adamlarına ışık tutacak. Son olarak iş dünyasının önde gelen isimlerinden Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, Türkiye'de hububat fiyatlarında ki artış ve Türkiye'de tarım sektörünün geleceğiyle ilgili konuşmasıyla panele ayrı bir bakış kazandıracak.
Hedef 2023 + programları zincirinin üçüncüsü olan bu programın ilki 2011 yılında TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun katılımı ile gerçekleşmişti. "Geleceğin İş dünyasını tasarlamak" başlığı ile düzenlenen programda markalaşma ve patent üzerine konuşmalar yapılmıştı. 2012 yılında ise "Hedef 2023+" temalı programlar halkasının ikincisi "500 Milyar Dolarlık İhracat Hedefinde Genç İş Adamlarının Yeri ve Önemi" başlıklı programı, Ekonomi Eski Bakanı Zafer Çağlayan'ın katılımı ile gerçekleşmişti. Programda KOBİ'lerin mevcut durumu ve bu hedefe daha erken ulaşmak için genç iş adamlarının ve KOBİLERİN yaşadıkları sıkıntılar ve çözüm önerileriyle ilgili sunum yapılmıştı.Gazeteler
Son 10 yıldır ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının durumu değişmiş, önemi ve etkinliği artmıştır. Birbirinden farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları yapmış oldukları etkinlikler ve projeler ile ülkenin kalkınmasında ciddi rol üstlenmektedirler. Üniversite öğrencilik yıllarımdan beri birçok sivil toplum kuruluşunda faal oldum ve hala olmaya devam ediyorum. Sivil toplum kuruluşları ile insanlar hem sosyal ihtiyaçlarını doğru bir şekilde giderirken aynı zaman da planlı ve doğru bir örgütlenme ile demokratik bir şekilde ilgili kurumlara taleplerini iletme şansı bulabilmektedirler.
Daha fazlasını keşfedin
Yazarlar makaleleri
Resmi ilanlar
Coğrafi Referanslar
2010 yılında kurulan Genç TÜMSİAD 35 ildeki teşkilatlarıyla bu süre zarfında yüzlerce genç iş adamına yeni ufuklar açmıştır. Yapmış olduğu organizasyonlar ile hem üyelerine fayda sunmaktadır hem de üyelerin sıkıntılarını yine üyeleriyle birlikte buldukları çözüm önerileriyle devletin ilgili kurumlarına rapor etmektedir. Çünkü devlet her sıkıntıyı tespit edip göremeyebiliyor. Bu durumda bu tür etkin sivil toplum kuruluşları hem üyelerine, hem de üyeleri nezdinde topluma hizmet etmektedirler. Tavsiyem herkesin bir sivil toplum kuruluşunda etkin olması ve topluma yararlı projeler üretmesidir. Toplumun ilerleyebilmesi için hizmet etmek isteyenlere sivil toplum kuruluşları güzel bir vesiledir.
Bilgi bombardımanı
Yusuf Girayalp Atan
27.04.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Geçtiğimiz cumartesi günü geçen hafta yazımda değindiğim programa gittim. Katılımı bir hayli yüksek olan programda konuşmacılar birbirinden farklı alanlarda seçilmiş, kendi alanlarında uzman ve söz sahibi olan kişilerdi. Katılımcılar ise pür dikkat panelistleri dinliyordu. Panelistler, gündeme ilişkin konulara değinerek Türkiye ekonomisinin nasıl daha hızlı büyüyeceğini anlatırken aslında sadece büyümenin değil kalkınmanın temel dinamiklerinden bahsedip katılımcıları adeta bilgi ve tecrübe bombardımanına tutuyorlardı. Konuşmaların tamamını elbette ki burada yazmam mümkün değil. Ancak programda dikkatimi çeken bazı notları sizlere aktarmak istiyorum.Tarih
Daha fazlasını keşfedin
Politika
Video haberler
Yazarlar makaleleri
2010'da %9,2 büyüyen Türkiye ekonomisi 2011'de %8,5 oranında büyümüştü. Bu büyüme oranlarından sonra özellikle son üç yıldır Türkiye ekonomisinde büyümenin yavaşladığını biliyor ve büyüme oranlarından da bunu görebiliyoruz. 2012 yılında %2,1 büyüyen Türkiye ekonomisi 2013 yılında %4,1 ve 2014 yılında da %2,9 oranında büyüme göstermişti. Türkiye'nin son üç yılda %9 büyüme seviyesinden %2,9 büyüme seviyesine inmesinin nedenleriyle ilgili TOBB Başkan Yardımcısı Halim Mete bey şu nedenleri sıraladı; 2008 Krizinden sonra AB'nin bu krizden en çok etkilenen bölge olması (Bilindiği üzere Türkiye en çok ihracatını bu bölgeye yapmaktadır), Ortadoğu'da yaşanan ve birbiri ardına patlayan Arap Baharı adı verilen kaos ortamı (Suriye'nin durumu hala belirsiz, IŞİD tehdidi artarak devam ediyor, Mısır'da darbe yaşanması, Yemen'e saldırı...), Ukrayna'da yaşanan devrim, Rusya'nın Kırım'a girmesi ve Batılı ülkelerin Rusya'ya uyguladığı ambargo. Görüldüğü üzere Türkiye'nin etrafında düğümlenen bu olaylar küresel ekonomik sistemi doğrudan etkilediği gibi Türkiye ekonomisini de doğrudan etkilemektedir. Konuşmasında dikkatimi çeken bir başka nokta ise önümüzdeki 4 yıl seçimsiz bir dönem olacağı ve bu dönemin fırsat devri olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmesiydi. Gerçekten bu dönem ülkemiz için ciddi bir fırsat olacaktır. Ekonominin daha çok siyasetin daha az konuşulacağı bu dönemde yapısal reformların hayata geçirilmesi için güzel bir fırsattır. Yapılması gereken en önemli reformlardan birinin eğitim reformu olduğuna dikkat çeken Mete, işsizlik oranı yüksek ama iş dünyasının da eleman bulamamaktan yakındığını belirterek, eleman bulamamaktan kasıt nitelikli iş gücünün olmadığını, ara eleman sıkıntısının yaşandığını ve genç işsizlerde mesleksizlik yaşandığını söyledi. "Ülkemizde petrol yeterince yok ancak insan kaynağımız var" diyen Mete, insan kaynağımızın doğru yönetilmesi ve değerlendirilmesi hususunda gerçekten dikkat çekici noktalara temas etti.
Daha fazlasını keşfedin
Haber portalı
Gazeteler
Seyahat Rehberleri ve Seyahat Günlükleri
Daha sonra söz alan Reis gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis tarım sektörüyle ilgili önemli konularda açıklamalarda bulundu. İnovasyona dayalı üretim yapılması gerektiğini söyleyen Reis, Türkiye'de sadece sanayi sektörünün değil tüm sektörlerin at başı ilerlemesinin gerekliliğini belirtti. Adama göre iş değil işe göre adam yetiştirilmesi gerektiğini belirten Reis, sürdürülebilir büyüme için markalaşmaya ihtiyaç olduğunu söyleyerek ülkemizin kanayan bir arasına parmak bastı.
Program süresince hem konuşmacılar hem de katılımcılar tarifi zor heyecan içerisindeydi. Konuşmacılar anlatmaktan, katılımcılar dinlemekten zevk alıyorlardı. Daha önce bahsettiğim gibi programın tamamını burada bahsetmem imkansız ancak özellikle değinmek istediğim konuları burada anlatmaya devam edeceğim. Söz sırası Albaraka Türk Kurumsal Krediler Müdürü Hüseyin Tunç'a gelmişti. "Ekonominin %50'si reel üretim ise %50'si psikolojiktir" diyerek kriz beklentisi içerisinde olanlara algılarını değiştirmesi ve çalışmaya, üretmeye devam edilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye'nin teşvikleri bir envanter çıkartarak hangi alanlarda başarılı olunacaksa bu alanlarda vermesi gerektiğini söyleyen Tunç, "Alın terinden akıl terine geçme zamanı" sözleriyle aslında çok şey anlatmıştı.Tarih
Dünya Gazetesi Genel yayın yönetmeni Hakan Güldağ sözü aldığında genç iş adamlarını motive eden bir konuşma yaptı. Konuşmasında dikkatimi çeken hususlardan biri şu oldu; "Bahanelere sığınmamamız lazım. Petrolümüz olursa şöyle olur böyle olur demeyin. Almanya'nın, Japonya'nın, Güney Kore'nin petrolü yok bizim de yok. Kendi çıkarlarımıza uygun politikalar üretmemiz lazım. Birilerinin bize dayattığı aklı değil kendi aklımızı kullanmamız lazım" diyerek adeta üzerimizdeki ölü toprağını serpmeye çalışıyordu. Güney Kore'nin son 30 yıldır orta gelir tuzağını aşan tek ülke olduğunu belirten Güldağ, büyük projelerin seçilerek onların desteklenmesi gerektiğini belirtti. İleri teknolojik ürünlerin üretilmesi gerektiğini ve teknolojinin hayata uygulanmasını vurguladığında programın finaline gelinmişti.
Sizlerin de bu panel de olmasını isterdim. Paneli düzenleyen Genç TÜMSİAD İstanbul Şubesine canı gönülden teşekkür eder böyle programların devamını dilerim.
Bu gidişat nereye?
Yusuf Girayalp Atan
04.05.2015 - 00:00
Yayınlanma
0
Kapitalistleşen, "homo economicus" yani "kişisel çıkarlarının peşinde koşan ekonomik insan" olarak tanımlandırılan insanlık, tüketim toplumu olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bu yolda ilerlerken önce kendi çıkarlarını düşünmeye devam etmektedir.
Tüketim toplumu olma yolunda ilerlemek demişken bir kaç konuya değinmek istiyorum. İnsanlar ihtiyaçlarını gidermek için sürekli arayış içindedir. Bu arayış insanları üretmeye sevk eder. Ancak ihtiyaçların giderilmesinden fazlasını tüketmek insanoğlu için daima afet olmuştur.
Son yıllarda hem çevreyi hemde doğal kaynakları ihtiyacımızın çok üzerinde tüketmeye başladık. Bu sadece bizim mevcut yaşamımız boyunca bizlerin ihtiyacı olan değil, gelecek nesillerden bizlere emanet olan kaynaklarında yok olması anlamına gelmektedir.
Daha fazlasını keşfedin
Trend konular
Yazarlar makaleleri
Politika haberleri
Herkes ihtiyaç duyduğu kadar tükettiği zaman bir sorun olmayacaktır. Ancak ihtiyacımız olmayan şeylerin bizlere ihtiyaçmış gibi gösterilmesi, hissettirilmesi bizleri o ürün veya hizmeti kullanmaya veya tüketmeye doğru yönlendirmektedir. Nitekim bankalar tarafından kullandırılan ihtiyaç kredisi miktarı Ocak 2014 sonu itibariyle 86,7 milyar lira olurken, bu rakam 1 yılda yaklaşık %74 gibi büyük bir artışla 151,3 milyar liraya yükseldi. Merkez Bankası'nın talep enflasyonunu önlemek amacıyla uyguladığı daraltıcı para politikası doğrultusunda BDDK'nın kredi kartı taksitlendirmesine sınır getirmesindeki temel amaç tüketicinin temel bireysel harcamalardaki iştahını azaltmak iken vatandaşların bu politikayı ihtiyaç kredisi kullanarak delme yoluna gittiği görülmektedir.
BDDK verilerini incelediğimiz zaman tüketici kredileri tutarını 294 milyar 356 milyon lira olarak görmekteyiz. Tüketici kredilerinin 133 milyar 550 milyon lirası konut, 6 milyar 416 milyon lirası taşıt, 154 milyar 390 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluşmaktadır. Bankaların bireysel kredi kartları alacak tutarı 17 Nisan'da 71 milyar 772 milyon lira düzeyindeyken 24 Nisan'da 72 milyar 407 milyon lira olarak görülmektedir. Bankaların taksitli bireysel kredi kartı alacak tutarı söz konusu haftada 32 milyar 304 milyon lira iken taksitsiz bireysel kredi kartı alacak tutarı ise 40 milyar 103 milyon lira olduğu görülmüştür. BDDK verilerine göre toplam kredi hacmi bir haftada %0,49 artış göstermiştir.
Tüketim çılgınlığına; açık büfede tabaklara yığılan tüm o bedava olarak adlandırılan ve tamamı bitirilmeden çöpe atılan yiecekler, üçüncüsü bedava olan ürünü almak için o üründen iki tane almak, sırf bedava diye bir ürünü almak için saatlerce uzun kuyruklarda beklemek örnek olarak gösterilebilir. Bu örneklere eklenebilecek onlarca örnek sayabiliriz. Sadece bir kaç özelliğini kullandığımız ve bir çok özelliğinin atıl kaldığı cep telefonu, bilgisayar, fotoğraf makineleri gibi teknolojik aletler, bir kitlenin içerisine girebilmek ve o kitle içerisinde tutunabilmek için harcanan paralar ve daha niceleri...
Gittikçe büyüyen yiyecek ve giyecek dolapları, cüzdanlarda yer alan çeşit çeşit kredi kartları tüketimlerini frenleyemeyen insanlarımızın etrafını sarmış durumda. Gelip geçici dürtülerin bizleri hedeflerimizden saptırdığı zaman kaybımızın ne kadar olduğunu hesapladık mı?
Medyatik kişilere benzemek ve modaya uymak için yapılan harcamaların kültürel ve ahlaki değerleri nasıl etkilediğini görmemiz gerekmektedir. İsraf ve lüks, bol para harcamayı beraberinde getirmektedir. İndirimli aldığı ürünü yakınına anlatan bir kişinin önce yüksek fiyatını sonra aldığı fiyatı söylemesi o malın kaliteli olduğunu mu yoksa aldığı malın ne kadar pahalı olduğunu mu göstermeye çalışıyor?
1994 yılında %5 tasarruf oranına sahip olan ABD 2006 yılında %-1 oranına düşmüştü. Bunun anlamı tasarruf yapmamakla kalmıyor aynı zamanda kazandıklarınan fazla harcadıkları anlamına geliyordu. Aşırı tüketime yenik düşen Amerika 2008 yılında dünyanın her yerine yayılan bir ekonomik krize girdi.
Alış veriş yaparken tüm bunları düşünmemiz gerekiyor. Bu aldığım ürüne/hizmete gerçekten ihtiyaç var mı? Sorusunu sorduktan sonra aldığımız cevap alış verişimize etki etmelidir. İhtiyacımız varsa gücümüz ölçüsünde elbette almalıyız
.
|
| Bugün 893 ziyaretçi (2469 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|