 |
|
|
 |
 |
| ABDULHAMİD HAN |
ABDÜLHAMİD HAN
Osmanlı padişahlarının 34'üncüsü olan Sultan II. Abdülhamid Han aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olan bir zattı. Batılıların ve iç düşmanların asırlar boyunca devleti yok etmek için hazırladığı yıkıcı, sinsi planlarını sezip, önlerine aşılmaz bir set olarak dikildi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları yerli işbirlikçilerini, sahte kahramanları işbaşından uzaklaştırdı.
İşte bu büyük zatın 10 şubat, 96. yıldönümü idi. Yıldönümü vesilesi ile Yıldız Üniversitesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile iki açık oturumdan oluşan etkinlik düzenlendi. İlk panel Abdülhamid'in sağlık politikasıyla ilgiliydi. Oturum başkanlığını yaptığım bu panelde konuşmacılar özet olarak şunları anlattılar:
Prof. Dr. Hüsrev Hatemi; Abdülhamid'in çok iyi niyetli, sağlam karakterli ve vefalı bir insan olduğunu söyledi. Kendisinden çok devleti düşünürdü. 33 sene zalimlik yapmadan devleti ustalıkla idare etmişti. Ona atılan iftiralardan biri de pinti olduğuna dairdi. Bu çok çirkin bir suçlama olduğunu ifade etti. Aristokrat havada, halktan uzak yaşamamıştı. Atatürk'ün Abdülhamid'i küçümseyici veya kötüleyici bir sözünün olmadığını da ekledi.
Prof. Dr. Nil Sarı ise Abdülhamid'in sağlık alanındaki eserlerinden söz etti ve bazılarının fotoğraflarını gösterdi. Abdülhamid 90 adet gureba hastanesi, 19 adet belediye hastanesi, 89 adet askeri hastane ayrıca eğitim hastaneleri, kadın hastaneleri, akıl hastaneleri açmıştı. Bu hastaneler ülkemizden Lübnan'a, Yemen'den İsrail'e, Makedonya'dan Suriye'ye, Yunanistan'dan Libya'ya, Suudi Arabistan'dan Irak'a pek çok yerleşim bölgesine yayılmıştı. Ayrıca eczaneler, hapishane, sağlık merkezleri, fakirler, acizler ve hacılar için misafirhane de pek çoktur. Müthiş bir sağlık hizmetidir bu. Maalesef tahttan düştükten sonra bu eserlerin isimleri değiştirilmiş, bazıları yıkılmış ve bir kısmı da başka alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Kısacası bu büyük insan unutturulmak istenmiştir. Kasımpaşa, Haydarpaşa, Gülhane ve Mektebi Tıbbiye-i Şahane adlı eğitim ve üniversite hastanelerini açan da Abdülhamid olmuştur.
Doç. Dr. Adem Ölmez ise Abdülhamid Han'ın özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve asayişe önem verdiğini anlattı. Zamanında yeni bulunan aşıları ülkeye getirmiş, aşı ve kuduz hastalığı üzerine merkezler kurmuş, Bimarhaneleri yani akıl hastanelerini ıslah etmiştir. Akıl hastalarına zincir kullanımını yasaklayarak bugün bile saldırgan hastalarda kullanılan gömleği yerine koymuştur.
Dr. Şerif Esendemir konuşmasına Necip Fazıl'ın, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." sözleriyle başladı. Abdülhamid'in tren yolları, bakteriyolojihane, cami ve mektepler yaptırdığını, çağına uygun yaşlılık politikası izlediğini, habitat yani biyosferi merkezi alan ekolojik politikaya önem verdiğini anlattı.
Bunları dinlerken aklıma hep başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan çağrışım yaptı. O da ülkeye duble yollar, hızlı trenler, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü, çok sayıda havaalanı gibi sayılamayacak eserler hediye etti. Sağlık alanında yeni hastaneleri hizmete açtı. Sağlık hizmetlerini halka yaydı. Eğitim alanını pek çok üniversite, sayısız derslik ve binlerce yeni öğretmenle destekledi güçlendirdi. Kısacası Abdülhamid'in çağdaş bir takipçisiyle karşı karşıyayız.
Abdülhamid Han'ı nasıl ki bir takım vicdansız, merhametsiz ve acımasız kişiler, iç ve dış düşmanların oyununa gelerek, maşası olarak bir saray darbesi ile düşürdülerse aynı komplo şu an başbakanımıza karşı düzenlenmektedirler. Bu ülkeye hizmet etmek bazılarının gözüne batmakta ve ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Rabbim Başbakanımızı korusunu2026 |
 |
 |
|
|
 |
1908 Türkiyesi
2008 yılının ilk yazımda, nereden nereye geldiğimizi, devletlerin ne inanılmaz değişikliklere uğradığını hatırlamak için, tam 100 yıl öncesinden birkaç çizgi vermek istiyorum. 1908 senesinin eşiğinde Türkiye''deyiz, buyurunuz:
1876''dan beri tahtta bulunan İkinci Abdülhamîd''in şahsî idaresinin son ayları: Birkaç ay sonra meşrûtiyet dediğimiz taçlı demokrasi ilân edilecek. Hâkan-halîfe temsil edecek, devleti iktidar ve muhalefet partilerinin seçilmiş milletvekillerinden güvenoyu almış hükûmetlerin başındaki sadrâzam (imparatorluk başbakanı) yönetecek.
Yönetimi millî devletlerinki ile mukayese edilmez derecede zor bir imparatorluk... Bakınız 1908 Türkiyesi''nin sınırları içinde bugün hangi devletler bulunuyor: Türkiye, Bulgaristan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, kısmen Yunanistan, Kosova, Libya, Mısır, Sudan, Yemen, S. Arabistan, İsrail-Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak, Kuveyt, Katar...
1.8 milyara yaklaşan nüfuslu bir dünyadayız. Sadece 60 kadar bağımsız devlet var ki bunlardan 9''u resmen büyük devlet statüsünde (yalnız bu 9 devlet büyükelçi teâtî edebiliyor, diğer 50 devlet orta elçi)... İngiltere, cihan devleti pozisyonunda... Ancak dünyada geçerli dil (lingua franca) Fransızca...
1908''e girerken en büyük şairlerimiz Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret, Cenâb Şehâbeddin... Büyük bestekârlarımız Tanbûrî Cemil Bey, Rahmi Bey, İsmail Hakkı Bey... Büyük bir ressam ve arkeoloğumuz da var: Osman Hamdi Bey...
Velhâsıl 100 yıl önce, 1908''den sadece birkaç yıl sonra, Arz denen küçük gezegenin bütün hayatı boyunca gördüğü en büyük savaşın patlayacağına, on milyonların öleceğine, tarihin mimarları olan imparatorlukların batacağına, tek kişi ihtimal vermiyordu.
Birinci Cihan Savaşı''nın (1914-18) gerçek prelüdü (öncüsü) olan Balkan Harbi (1912-13) Türkiye''yi Balkanlar''dan, Cihan Savaşı ise Arap ülkelerinden tasfiye etti. Her ikisine de, başımıza çöreklenen yetersiz adamlar sebebiyle girdik, mağlûb çıktık. Yeni Türkiye''yi inşa edecek Mustafa Kemal, 1908 yılı başında, Selânik şehrindeki 3. Ordu karargâhımızda 27 yaşında bir kurmay önyüzbaşı idi.
2008 yılı milletimize kutlu olsun!.
.Suikasdin sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Pakistan Halk Partisi (PPK), merhûme Benazir Butto Hanım''ın genel başkanı bulunduğu parti idi. 8 Ocak''ta yapılması düşünülen seçimlerin favorisi idi. Butto, yeniden (3. defa) başbakan olunca, ABD yanlısı bir politika izleyecekti. el-Kaaide, Taliban ve diğer terör örgütleri ile mücadele edeceğini de belirtmişti.
Şimdi PPK''ya, Butto''nun 19 yaşındaki Oxford Hukuk''a henüz başlamış oğlunun genel başkan, 52 yaşındaki (ölen hanımından 3 yaş genç) babasının eş başkan (ne demekse!) seçildiğini (kim seçmişse!) öğrenince, herkes şaşırdı.
Delikanlı Bilâvel Zerdârî, annesi ölünce aceleyle Butto soyadını almasına rağmen, başbakan olması muhtemel değildir. Seçimleri kazanınca, vasîsi durumunda bulunan baba Ali Zerdârî, başbakanlığa tâlibdir. Milyarlarca dolar -Şark işi- rüşvet yiyip 8 yıl hapis yatmış, karısı Butto''nun başını belâya sokmuş bu adam, Pakistan''a başbakan yapılır mı?
Benazir Butto da, babası başbakan Zülfikar Ali Butto''nun 1980''de idamı üzerine politikaya atılmıştı. 35 yaşında iken "ilk Müslüman kadın başbakan" oldu. Zülfikar Butto''nun 52 yaşında idamı bir trajedi idi. Pakistan''a büyük zarar verdi. İdam ettiren Orgeneral Muhammed Ziyaülhak, 29 general ve devlet adamı ile birlikte 17.8.1988 günü uçağı havada patlatılarak öldürüldü. 61 yaşında ve 10 yıldır başkandı. Bize göre kazayı CIA düzenledi. Kazada Amerika''nın Pakistan büyükelçisinin de ölmesi aksini göstermez. Amerika, Pakistan''ın atom bombası yapmasını engellemekte kararlı idi. Bu yolda çok insan harcandı. Afganistan''da, Irak''ta petrol uğruna binlerce Amerikalı da harcanmıyor mu?
Pakistan, Çin''in yardımıyla, gene atom bombasını yaptı. Bugün en az 10 atom bombası olduğu söyleniyor. Acaba 1 tanesi yeterli değil mi? Pakistan, Hindistan dolayısıyla kesinlikle atom bombasına muhtaçtı. Nitekim İran''ın ısrarı karşısında şimdi Türkiye de faaliyete geçti. Bizi Suudiler ve Mısır izler. Hiç şüpheniz olmasın. Zavallı Orta Doğu! Amerika, Pakistan bombalarının el-Kaaide''nin eline geçmemesine çalışıyor.
Taçlı demokrasi olan demokratik monarşiye diyeceğimiz yoktur. En mükemmel ve münakaşasız demokrasiler bunlardır. Monarşi bozuntularının en berbadı ise, aynı aile ferdlerinin yakasından düşmediği cumhuriyetlerdir. -Her ikisi de önemli politikacılar olan- dedesinin ve annesinin yerine atanan (!) Butto III hakkındaki düşüncemiz budur. Allah Pakistan''a acısın!
Kültürümüzün temelleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Topkapı Sarayı''nda Yavuz Sultan Selim''in ihdâs ettiği (1517) Hırka-i Saâdet Dâiresi''nde bulunan Emânât-ı Mukaddese (Kutsal Emanetler) dediğimiz Efendimiz''e ve diğer peygamberlere ait kutlu eşya yeniden düzenlenip Başbakanımız tarafından açıldı. Tayyip Erdoğan bu şerefi kaçırmadı, kutluyoruz. Başbakan''ın bu vesileyle söylediği çok veciz cümlelerle iftihâr ettim. Bütün millet mütehassis olmuştur (duygulanmıştır). Başbakan, Türk millî kültürünün temellerini kavradığını gösterdi. Böylesine bir şuura sahip liderden yararlı ve akıllı icraat bekliyoruz. Aksi takdirde üzülürüz. 2008 çetin bir yıldır. Bütün dünya için böyledir. Beklentimiz budur. Başbakan, tarihine ve kültürüne dayanmayan bir milletin istikbali olmayacağını, hattâ vatanın tapusunu sahiplenemeyeceğini vurguladı. Herkesin kulağına küpe olsun! Duyduk duymadık denmesin! Topkapı Sarayı''nda bu mutluluğu yaşarken, yanıbaşında Sultanahmet Meydanı da dikkat ve ihtimam istiyor. Bizans''ın Hipodrom, Osmanlı''nın 1453''te Türkçe''ye çevirerek At Meydanı ve camiin 1617''de inşasından itibaren Sultanahmet Meydanı dediği alan, dünyanın en tarihî köşelerinden biridir. Türkiye için birincidir.
Topkapı Sarayı''nın başında, binbir mahrumiyet içinde fakat büyük aşkla, şevkle, hayret verici enerji ile çalışan İlber Ortaylı var. Osmanlı tarih, medeniyet, kültür ve hayatını, dünya tarihi çerçevesinde bilen ve açıklayabilen eşsiz bir bilgindir. İstanbul âşıkıdır. Şimdi popüler tarihçiliğe de eğilip geniş kitlelere hitâb edebiliyor. 50-60 uzmanın okuduğu kitaplar yanında tarihçiliğin bu tarafına da eğilip hepimizi geçti. Pis bir âdetimizdir, şöhretini kıskanıp zinhar kaçırmayalım. Zira İstanbul, İkinci Cihan Savaşı''ndan bu yana dünyanın en yağmaya uğramış, tarih hazineleri en tahrib edilmiş şehridir. Başbakan''ın Topkapı Sarayı nutkunu tarihçiler asırlarca unutmayacaklardır. Bu şuûrun uygulamaya geçirilmesini istiyoruz.
50 yıl önce
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2008 yılının bu ilk haftasının sonunda, 50 yıl öncesine dönüp kısa bir sohbet yapmak istiyorum. 1958''e girerken Dünya nüfusu 3 milyara yaklaşıyordu. Yani bugünki nüfusunun yarısı kadar bile değildi. Türkiye ise 23.10.1955 sayımında 24.065.000 çıkmıştı. İstanbul 1.215.000, Ankara 453.000, İzmir 286.000 en büyük şehirlerimizdi. Okurken irkildiniz değil mi?
14 Mayıs 1950''de Bayar''ın yönettiği Demokrat Parti yüzde 52.7 oy alarak iktidar olmuş, uzun CHP dönemi kapanmıştı. İsmet İnönü''nün 12 yıl süren cumhurbaşkanlığından sonra ondan 1 yaş büyük ve Atatürk''ün son başbakanı Celâl Bayar, Çankaya''ya çıktı. Başbakan yaptığı Adnan Menderes, yerine Demokrat Parti genel başkanı oldu. Türkiye tarihinde görülmemiş derecede halkın sevgisini kazandı.
1954 seçimlerinde ise Menderes yüzde 57.6 oy alarak demokrasi tarihimizin bütün rekorlarını kırdı. CHP''yi -o zamanki seçim sistemi ile- küçük bir grup hâline düşürdü.
Ancak 1957 seçimlerine Menderes''in yönettiği DP, yıpranmış olarak girdi. Yüzde 47.9 alarak iktidar olabildi. 1958''e girerken Demokrat Parti, İsmet Paşa''nın aman vermez muhalefeti ile karşı karşıya, çok yaklaşan büyük ekonomik krizi önlemeye çalışıyordu.
Döviz darboğazı, NATO üyesi Türkiye''yi boğazından yakalamıştı. Hızla yokluklar ülkesi hâline getiriyordu. Kahve bile yoktu. DP millî Rize çayımızı için! dedi. Şehir halkı, Menderes''e küstü. Karaborsa dehşet saçıyordu. Yedek parça alacak paramız yoktu. Çok az kişinin otomobili bulunan İstanbul''da dolmuş kuyrukları uzayıp gidiyordu. 75 yaşındaki Bayar''la 59 yaşındaki Menderes''in arasındaki uyumsuzluk da iyice artmıştı.
DP, ekonomik kalkınma şuuru getirmişti. Köye şeker, ayakkabı, radyo girdi. İktidarın halk oyu ile mümkün olabileceği
inancını başlatması, daha da önemli idi. Halk, vatandaş olmanın idrakine ve gururuna kavuştu. Artık şehirli, nahiye müdürü ve köylü, jandarma onbaşısı karşısında el pençe divan durmuyordu. Allahü Ekber denebiliyordu. Bakanlar halk arasında yaya yürüyordu. Her şeyi alt üst eden korkunç 27 Mayıs trajedisinden iki buçuk yıl önce Türkiye bu durumda idi. 50 yıl önce liberal ABD ile insan hakları düşmanı Rusya arasına sıkışmış bir Dünya ise, nükleer savaş tehdidi altında yaşayıp gidiyordu...
.2000''lerin sınırları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''nin dış politikada radikal hatası, devletlerin sınırlarının değişebilmek yeteneğini kavramakta zorlanması oldu. 1938''den beri böyle. Bugün bile böyledir. Sanıyorum İnönü''nün statüko tutkunluğunun derinlemesine etkisidir. Zaten Atatürk de milletimize ve çocuklarımıza resmen, İnönü''nün istediği revizyon çerçevesinde anlatılmıştır, anlatılıyor. 1945''te yeni bir dünyanın kurulması, 1990''da tekrar yenilenmesi, devlet sayısının 1940''lardan günümüze 3 mislinden fazlaya yükselmesi, bizim çok ilgimizi çekmedi. Dünya siyasî coğrafyası, millî meraklarımızdan birini oluşturmaz.
Bu zihniyetin sebebi, mîsâk-ı millî''ye takılıp kalmamız, daha doğrusu tek taraflı anlayışımızdır. Atatürk''ün yurdda sulh cihanda sulh özdeyişini algılamamız gibidir. Mîsâk-ı millî, 17 Şubat 1920 oturumunda İstanbul''da Osmanlı Meclis-i Meb''ûsânı''nın -tek muhalif ve çekimser oy olmaksızın- ittifakla kabûl ettiği kısa bir metin, bir millî yemin (ulusal and)dir ki, az sonra 23 Nisan 1920''de Ankara''da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde de, virgülüne dokunulmaksızın, bir daha kabûl edildi. Bu millî andımız devam ediyor. Bugün de bizim için millî namus ve şeref meselesidir. Zira, 1918''de Cihan Savaşı''ndan mağlûp çıkmış Türk imparatorluğunun, Türk milletinin asgarî yaşama (hayat) alanı kabûl edebileceği sınırları çizmiştir. Bu sınırların âzamî, hattâ ortalamasını engelleyen bir mânâsı ise yoktur. Nitekim Hatay''ı ilhakımız ve Kuzey Kıbrıs, bu tefsiri haklı gösterir. Kaldı ki, mîsâk-ı millî sınırları da yüzde yüz gerçekleştirilmemiştir. Meselâ Musul eyaletimiz, yani Irak''ın üçte biri olan Kuzey Irak, mîsâk-ı millîye dahildir. 1918 ve 1945''tekilere benzer genişlikte yeni bir imparatorlukların tasfiyesi hareketinin 1990''da oluşacağına, Türkiye Cumhuriyeti olarak bizde devlet, politika, ilim, iş, medya âleminde ihtimal verilmedi. Daha 1965''te yapılan ciddi bazı uyarılar fantezi sayıldı. Kime sorsanız, Sovyetler Birliğini, tıpkı ABD gibi ebedî bir devlet şeklinde görüyordu. Bu kadar sözü, yeni bir uyarı için yazıyorum (yıllardan beri her ay tekrarlıyorum): Amerika''nın Asya''ya müdahalesi ile, zaten yapay mahiyetteki sınırlar yeni bir düzenlemeye doğru yönlendi. Yarın devam edeceğim.
.Gül ile Bush
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Beyaz Saray''da Başkan Bush ile kısa, fakat önemli, bize göre kesin bir görüşme yapacak. Sayın Demirel''den sonra bir cumhurbaşkanımızın ABD''ye ilk resmî ziyaretidir.
Öğle yemeğini de Gül''le birlikte yiyecek olan Bush, derhal İsrail''e hareket edecek. Orta Doğu turuna, Türkiye''nin görüşünü aldıktan sonra başlayacak. Sayın Gül, detayları, iyi tanıdığı Miss Rice ile görüşecek. PKK''yı, Orta Doğu''yu, Irak''ı gözden geçirecek ama, emin olunuz bunlar teferruattır. Asıl konu İran''dır.
Amerika, İran''a karşı politikasında Türkiye''nin alacağı duruma göre Orta Doğu''nun yeni haritasını çizecek. Bizden açıkça, stratejik ittifakın gereklerini yerine getirmemizi isteyecek. Yıllar boyunca yazdığım bu fikrimden vazgeçmem. Zira, Bush''un Cumhuriyetçiler''in falan politikası değildir. Birleşik Amerika''nın istikbalini belirleyecek devlet politikasıdır.
Amerika, şu veya bu devlet durdurmak isteyince duracak değildir. Şansölye Merkel''in ardından, de Gaulle politikasını elinin tersiyle itmek pahasına Sarkozy de, Amerika ile ilişkilerini âzamî olumlu çizgiye çıkardı. Çin bile Amerika ile hırlaşmaktan dikkatle kaçınıyor ki, sulh ve sükûn içinde ekonomik kalkınmasını gerçekleştirebilsin. Rusya''ya gelince, petrol ve gaz akışında İngiltere''den fazla pay isteyecektir.
İran, en soğuk günlerimizde en fâhiş fiyatla aldığımız gazı kesti. Haritasını düzeltmekten âciz Suriye, hakkından fazlasını aldığı suyun daha da fazlasını istedi. Acaba Ankara''nın dümen ayarı yapacağı hususunda bu komşularımızın kulaklarına kar suyu mu kaçtı? Zira PKK konusunda ABD ile iş birliğimizden hoşlanmadılar.
İran için Amerika''nın elinden kurtuluş yok mudur? Şüphesiz var. Ama hiçbir devlet İran''a, lâf üretmek ötesinde destek vermez. İran''ı ancak, politikasının yanlış yolda olduğunu idrâk ederek sert bir dönüşle rota değiştirmesi kurtarır.
Hangisi büyük?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
PKK''nın Diyarbakır eylemi karakteristiktir. Tevfik Fikret''in bir lahza-i ta''ahhur dediği bir iki dakika yanılma ile, askerlerimiz ve yavrularımız kurtuldu. 6 şehit verdik. Aynı eylemin Van''da ve İstanbul''da yapılması da, polisimizin ve istihbaratımızın uyanıklığı sayesinde önlendi. Demek PKK, hâlâ bebek ve yavru katlederek dehşet salmak gibi en ilkel, en demode, en vahşi eylemden vazgeçmedi. Gücünü korumak, reklamını yapmak, hattâ el-Kaaide''yi de geçerek dünyanın birinci büyük terör örgütü olmak istiyor. 30.000 insan öldürdüğü için bir bakıma şimdiden el-Kaaide''ye üstün sayılabilir. Ancak, Marksist ve ırkçı olduğu için modası geçti. Çok yıprandı. -Bugünkü sınırlarımız içinde- Büyük Türkiye''nin oluşmasını önlemek için önce ASALA''yı, sonra PKK''yı üzerimize saldırtmışlardı. GAP''ı engellemek için Suriye, Arap Baası''nı gerçekleştirmek için Irak, PKK''yı kanatları altına aldılar.
Sonra PKK''ya Batı desteği geldi. Türkiye''nin yüz milyarlarca doları teröre yatırılarak ekonomik gelişmesi önlendi. Şimdi Washington, PKK''nın görevinin sona erdiğine karar verdi. Zira bu coğrafyada Türkiyesiz iş görülemeyeceğini anladı. Ancak Orta Doğu politikamız, ABD ile eşleşmezse, Amerika PKK yerine bambaşka bir örgüt kurabilir. Yahut henüz devletleşmekten uzak bulunan Kürdistan ile Ermenistan''ı, Saddam''ın geri kalan silâhları ile techiz edip çevreye salabilir. Onlara büyük topraklar, hattâ ülkeler vaad edip kullanabildiği kadar kullanır.
Velhâsıl terörün tamamen ortadan kalkması imkânsızdır. Zira binlerce, hattâ milyonlarca insan, doğrudan veya dolayısıyla terörle geçiniyor, ailesini besliyor, şeflerini zenginleştiriyor. Her ülkede terörün -mafya babaları gibi- milyonerleri, hattâ dolar milyarderleri baş verdi. Ancak gerek devlet, gerek demokrasi kendini savunur. Terörün zaferi mümkün değildir. Zaten bu gerçeği onlar da bilir. Vurup dökmenin manyaklığına mübtelâdırlar. Yuvalanacak, serilip serpilecek alanlar ve ülkeler ararlar. Maalesef ekseriya bulurlar ve menfur faaliyetlerine girişirler...
.Amerika politikamız
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün ABD ziyareti başarılı geçti. Sayın Demirel''inkinden (1996) 12 yıl sonra Washington''a cumhurbaşkanı ziyaretimizdi. Başkan Bush''la Sayın Gül, kısa fakat faydalı (eski tabirle muhtasar müfîd), bir o kadar önemli görüşme yaptı. Sonra iki başkan Beyaz Saray''da akşam yemeği yediler. Bush hemen İsrail''e hareket etti. 9 gün boyunca Orta Doğu''yu gezecek. Mısır ve Suudi Arabistan dahil... Bush''u İsrail''de 450 Amerikalı muhafızdan başka 12.500 İsrailli görevli koruyor. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Sayın Gül''den aldığı intiba, bilgi ve güvenceye göre Bush, görüşlerini gözden geçirecek, bu tecrübesini Orta Doğu''ya taşıyacaktır. Böyle ümid ediyoruz.
Türkiye, dünya devleti Amerika''nın stratejik tabir edilen müttefikliğine doğru bir adım daha attı. Bu, dış politikamızın doğru doğrultuda bulunduğunu gösteriyor. Türkiye hata yapmazsa, bu yolda kazanç sağlayacaktır. Washington''ın, Türkiye''nin stratejik ittifakına, ülkemizin AB üyeliği ile birlikte tâlib olması, bize çifte kazanç temin eder. Geçmişteki cihan devletleri gibi Amerika da, epey münasebetsizlikler yaparak yakın tarihe geçti. Bize ya ben ABD, ya AB diyebilirdi. AB üyesi Türkiye''nin oluşması üzerinde politika üreten 1945''ten bu yana müttefikimiz Amerika, Türk dış politikasına ufuk açacaktır. Yeter ki biz cesur adımlar atmasını bilelim. Ahmet Necdet Sezer, dış politikadan hoşlanmadı. Veya anayasal yapımıza göre (ki parlamenter demokrasidir) Türkiye''de cumhurbaşkanının, temsil görevi dışında, dış politikaya müdahalede bulunmaması gerektiği görüşünde idi. Ecevit, dış politikayı -daha çok sağlık durumu sebebiyle- Demirel''e bırakmıştı. Abdullah Gül''ün, Başbakan Tayyip Erdoğan''a paralel dış siyaset izleyeceği anlaşılıyor. Ecevit ve Demirel gibi iki ayrı kutbun birleştiği dış politika konusunda Erdoğan''la Gül''ün âhenk sağlamakta zorlanmayacağını sanıyorum.
Sınırlar değişecek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Mahut tezkere reddi oylamamızı öğrenir öğrenmez Barzani işte şimdi Kürt devleti kuruldu dedi. Erbil''in bu açıklamasını Süleymaniye''de Talebani aynen tekrarladı. Zira Irak''a kolordu sokacak bir Türkiye''nin böyle bir oluşuma izin vermemek yetkisi münakaşa edilemezdi.
Yüce Meclis''teki epey sayıda milletvekilimiz, Kuzey Irak''ta bir Kürdistan kurulmasını arzu ediyorlardı. Bu devlet, Irak''taki Baasçı Arap devletinden çok fazla Türkiye''ye bağlı, hattâ muhtaç kalacağı için bize zararı yoktu! Bu zihniyetle, dış politikayı kavramalarına zaman kalmamış 2002 seçimleri ile henüz meclise gelmiş üyeler, yanlış oy kullandılar. Amerikan düşmanlığı ile zihinleri bulanık oylar da eklenip bir de oylar yanlış sayılıp olumlu iken olumsuza çevrilince, sonsuz zararlara duçar olduk.
İlk tezkere kabûl edildikten sonra alay edercesine ikincisinin reddini Washington, Türkiye''nin hem siyasî, hem politik, hem askerî kanadının, hattâ medyasının, stratejik ittifak kavramına yan çizdiği şeklinde algıladı. NATO''nun kendisinden sonra ikinci gücü olduktan başka, diğer bir faktörle eşitlenemez emsalsizlikteki jeopolitik coğrafyada oturan Türkiye''yi defterden silmesi mümkün değildi. Mahut eski oyunlarını da tekrarlamadı. Daha uzun vadeli bir planla -öç almaya diyemiyorum- bizi uyarmaya girişti.
Bu suretle Amerika, sınmış ve sinmiş PKK''ya yeniden can verdi. Süper silâhlar edinmesine, beşer onar Türkiye''ye girmesine göz yumdu, belki teşvik etti. Ama bu coğrafyada, hattâ bütün Batı ve Orta Asya''da Türkiye''nin yerini doldurmak tecrübeden geçmiş bir müttefik bulmak mümkün değildi. Kürt''le, Ermeni ile iş yürütmek derekelerine alçalmaya mecbur kaldı.
En az Amerika kadar Türkiye''ye de zarar veren tezkere kazasından sonraki Amerikan tepkilerini sona erdirmek zamanı hulûl edince Washington, PKK''ya karşı Türkiye ile işbirliğine girdi.
Sınırların muhafazası muhtemelen namuslu ve hukuka yakışır bir tutumdur. Ama bütün tarih boyunca ve modern diplomaside işler, hakka hukuka (hukuk, hakkın yasalaşmış şeklidir) göre yürümemiştir. Menfaatler birleştirilerek kâra geçilir. Kuvvetli ve akıllı taraf kazanır. Kaybedene acınmaz, yüzüne karşı gülünür. Amerika, sınır ve yol değiştirmeye karar vermişse değiştirir. Önleyecek güç mevcut değildir. Bizim müttefikimiz Amerika''dır. Dış politikamızı bu gerçeğe oturtabildiğimiz nisbette müreffeh Büyük Türkiye oluşur, gerisi -kimse kusura bakmasın- ideolojik palavradır.
Gül, Bush ve Orta Doğu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ABD başkanı George Bush''un Washington''da görüştükten hemen sonra art arda derhal Orta Doğu''yu gezmeleri, ister istemez dikkat çekti. Başkan Bush''un, Orta Doğu''ya hareketinden önce Gül''le buluşmak istediği de açıklanınca, tablo oluştu: Amerika, Türkiye''nin görüşlerini aldıktan sonra, Arap ülkeleri ve İsrail ile konuşmasını ayarlamak kararındadır. Gerçekçi dış politikanın gereklerine uymuştur. Zira Türkiye bu coğrafyada, dominant (güçlü, tayin edici) ülkedir. Sayın Gül, rastgele bir devlet başkanı değildir. 4 yıl dışişleri bakanlığında bulunduğu için, problemlerin inceliklerini bilmektedir (Osm.gavâmızına vâkıftır).
İlgili ülkelerin unutmaması lâzım husus şudur: Konuyu iyi bilmek, belki müzakereyi hattâ anlaşmayı kolaylaştırır ama, tarafların aynı görüşte olamayacakları ihtimali kuvvetlidir. Her devlet kendi menfaati açısından bakar. Üstelik o devletlerde o anda egemen bulunan iktidarlar da farklı düşünebilirler. Amerika''nın stratejik müttefikimiz pozisyonu değişmez. Her ihlâli, büyük kriz demektir. Orta Doğu''yu büsbütün karıştırır. Bush, İsrail''den sonra Arap ülkelerine gitmektedir: Filistin, Bahreyn, Kuveyt, Emîrlikler, S. Arabistan, Mısır... Bunlara, çok başlılığın hüküm sürdüğü Irak''ı katınız. Amerika, Körfez monarşilerinden, İran''a karşı destek isteyecektir. İran, Körfez monarşilerinin varlıklarına bile karşıdır. Irak''ta ise Şiiler''i tutuyor. Afrika''daki Mısır''ın ilgisi ne? buyurursanız, cevabı şudur: Mısır''ın tarihî ve kültürel tecrübesini 20 küsur Arap devletinin hiçbiri, zenginliğine rağmen Suudî Arabistan dahil, inkâr edemiyorlar. Mısır, İran''ın benim diyen akılları şaşırtacak derecede oynak bir diplomasi izlediğini değerlendirirse, Amerika''nın yararınadır. Nitekim Sayın Gül de, Mısır''a gidiyor. Diğer çok önemli bir milletlerarası çalışma, Başbakan Erdoğan''ın projesi gerçekleştirilerek İspanya''da yapılıyor. Yarın ele alacağız.
Medeniyetler İttifakı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İspanya''nın başkenti Madrid''de Medeniyetler İttifakı 1. Forumu toplandı. 70 küsur ülkeden 360 delege katıldı. Türkiye''yi, Başbakan Tayyip Erdoğan temsil ediyor. Dışişleri Bakanımız da beraberindedir. Birleşmiş Milletler''in Koreli yeni genel sekreteri Ban Ki-Moon gelenler arasındadır.
Medeniyetler İttifakı fikri, Tayyip Erdoğan''dan doğdu. Nobel Barış Ödülü böyle bir teşebbüse verilmezse, neye verilir? Zira, anlaşmazlıkların ciddi kavgalara, kanlı eylemlere, hattâ büyük savaşlara dönüştüğü Hristiyan-Müslüman çekişmesine son vermek kadar insan ırkına yapılabilecek hizmet tasavvur edilemez. Kavga asgarîye (en aza) indirilse bile büyük şeydir. Medeniyetin bir tarafında olan Hristiyanlığı İspanya Başbakanı temsil etmeyi kabullenmişti. Erdoğan ile İspanya Başbakanı Zapatero, eş başkanlar sıfatını taşıyorlar. Erdoğan, İspanya Kralı Juan Carlos ile de görüşecek. İspanya, birkaç yıl önce, en beklemediği anda, Madrid''de maruz kaldığı el-Kaaide''nin çok büyük çapta eylemi ile sarsılmıştı, sarsıntı sürüyor. 8 asır (711-1492) Müslüman yönetimi görmüş, kültüründe ve dilinde derinlemesine Arap alıntıları taşıyan İspanya, her iki büyük medeniyetin çatışmasındaki insanlık değerini, en iyi kavrayacak ülkelerden biridir. Dostumuz ve müttefikimizdir. Birinci Forum''a katılan devletlerin teklifleri, projeleri ele alınacak, kesinlikle boşa gitmeyecek sonuçlar elde edilecektir. Biz böyle düşünüyoruz. Zira biribirine yan bakan Müslüman ve Hristiyan dünyalarının, medeniyetler çatışması faraziyesini canlandıracak bir çizgiye ulaşması, 21. asrın felâketi olur. Cumhurbaşkanı Gül''ün Kahire''de, Başbakan Erdoğan''ın Madrid''de, anlamlı temaslar yapacaklarına güveniyoruz.
Yeni anayasaya doğru
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa konusu, gündemimizin başına oturmak üzeredir. Yeni anayasa uzun olmayacaktır. Kısa, anlaşılır cümlelerle, uydurma kelimelerden kaçınılarak kaleme alınması gerekir. Kişi hakları ve fikir hürriyeti öne çıkacaktır. Türkiye''nin, Türk milletinin ve Türk devletinin anayasası olduğu vurgulanmalıdır. Anayasa yapmak meraklıları çoktur. Merhum bir arkadaşımızın, eli altında kendi yazdığı en az 20 anayasa metni bulundurduğu söylenirdi. İhtiyaç hâlinde hangisi beğenilirse hemen yayınlansın diye düşünürdü ama böyle bir ihtiyaç doğmadı. Anayasa''yı yapmak ve uygulamak mutlak yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nindir. Ancak istenilen kurum, kuruluş ve kişilerden fikir alınması yolu açıktır. Yeni anayasanın, AK Parti genel başkanı sıfatıyle Sayın Tayyip Erdoğan''ın güvendiği kişilerce hazırlanıp kaleme alındığı âşikârdır. Bu metin, TBMM Anayasa Komisyonu''nda CHP ve MHP''li üye ve üye olmayan milletvekillerince incelenip işlenecektir. Genel Kurul''da bir daha müzakere edilip usulünce oylanacak, kabul edilecektir. Sayın Erdoğan''ın halkoyuna sunmak istediği de anlaşılıyor. Tam bir demokratik anayasa olmayacaktır. Bu cümleme kızanlar çıkacağını biliyorum. Modası geçmiş birtakım formüllerin bir müddet daha muhafazası gerekiyor. Ama kesinlikle demokratik ve Avrupa Birliği normlarına uygun olacaktır. AK Parti anayasası şeklinde eleştirilmemesine, kapalı üslûp ve iki anlama gelecek şeyler yazılmamasına herhalde dikkat edilecektir.
1961 Anayasası albayların, 1982 Anayasası orgenerallerin eseri olmakla, askerî görüş hâkimdir. Atatürk cumhuriyetine ve parlamenter demokrasiye aykırı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne ait bulunması gereken mutlak yetkiler, bol keseden seçilmemiş, atanmış organlara dağıtılmıştır. Şimdi, yargının mutlak bağımsızlığını, aynı zamanda AB kriterlerine mutlak uygunluk tesisini bekliyoruz. Hazırlanan metin, dikkatle saklı tutuldu. Anayasa Komisyonu''na verildiği zaman görebileceğiz. Maddeler üzerinde hararetli konuşmalar ve tenkitler yapılacaktır. Yüce Türk Milleti için en hayırlı olanın üzerinde anlaşmaya varılacağı, skolastik münakaşalara girilmeyeceği ümidindeyiz. Büyük bir tartışma kampanyası beklenmelidir.
Yerel diller sorunu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Her devlette, resmî dil dışında anadillerini konuşan toplumlar var. Bizde de bu problem mevcut. Avrupa Birliği kriterleri (ölçütleri) ne ise, onları uygulayarak çözeceğiz. Mahallî (yerel) diller, kültür zenginliği şeklinde korunmakla beraber, mübalağaya kaçmamalıdır (zaten 19-20. asırlarda baskı altında yok edilmeye çalışıldıktan sonra şimdi Avrupa''da korumaya alındı). Zira azınlık milliyetçiliği, bir sürü küçük boyutta devlet doğurdu. Cihan Savaşı''nın bittiği 1945''ten günümüze devlet sayısı 3 mislinden fazlaya katlandı. Bu, çıkar yol değil.
Türkiye Cumhuriyeti, milletlerarası anlaşmalarla, 4 toplumu resmen azınlık (ekaliyyet) tanımıştır (ilk üçü Lozan Anlaşması ile): Yahudiler, Ermeniler, Rumlar ve Bulgarlar. T.C. vatandaşı olan bu dört cemaat de Türk''tür. Fakat milliyetlerini açıklamakta ve gereğini yapmakta serbesttirler.
Ama bunlar dışında Türkiye''de, Müslüman oldukları için Türklerle karma hâle gelmiş, her bakımdan çoğu kendini öz Türk sayan anadilini unutmamış Türkler de vardır. Anadilleri Kürtçe, Arapça, Boşnakça, Arnavutça, Lazca, Gürcüce, Çerkesce, Abhazca, Çeçence, Romanca''dır...
Bunlara doğal hakları olan ana dillerini serbestçe konuşmak dışında tanınacak haklar için, AB devletlerinden Fransa''yı örnek alabiliriz. Zira Fransa''da anadili Almanca, İtalyanca, Katalanca, Baskça, Brötonca, Flamanca olan otokton toplumlar dışında, anadili Arapça, Berberice, Rusça, Ukranca, Türkçe, Ermenice... olan göçmen toplumlar da yaşıyor ki nüfusları 15 milyonun üzerindedir. Yalnız Araplar 4 milyondur.
Türkiye, Fransa''da bu toplumlara verilen hakların aynını vermeye hazırdır. Fransa''dan geriye düşmeyiz. Ancak Fransa''dan ileri de gitmeyiz ve bu hususta kesinlikle baskı kabûl etmeyiz.
Yerel diller, özel kurslarda öğrenilecektir. Basını, yayını, radyosu, televizyonu, yasalarımız çerçevesinde serbest olacaktır. Bu diller üniversitelerimizde de incelenebilir. Ama mahallî diller, seçmeli şekilde bile resmî öğretime giremez. Devlet tek resmî dili Türkçe''yi zorunlu programla bütün vatandaşlarına öğretmekle yükümlüdür. Aksi takdirde işin içinden çıkılmaz bir anarşi oluşur.
Orta Doğu''da buluşalım!
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Cumhurbaşkanı, Amerika''dan sonra Mısır''da. Türkiye Başbakanı 70 ülkenin buluştuğu İspanya''da. ABD Başkanı, İsrail ve Körfez''den sonra Mısır''da...
Akdeniz Birliği projesi tökezleyen Fransa, kenarda kalmamak için hamleye geçti. Dostumuz Sarkozy, acele Orta Doğu''ya koştu. On milyarlarca euro''yu kaptı. Sonra Suudi Kralı''ndan -Başkan Bush''a verilenin tıpkısının aynısı- bir de murassâ (elmaslı) Arap kılıcı hediye alınca çok sevindi.
Petrolün varili 100 dolara fırlayınca, dünyanın en büyük petrol satıcısı Suudiler''in elinde 1 trilyon küsur euro birikti. Emirlikler''e gelince, uzay çağını yaşıyan dünyanın ilk ülkesidir. 1910''lara kadar Basra eyaletimizin Necd sancağının (ilinin) bir kazâsı (ilçesi) olan Katar ise, Emîr''in eşi prenses hanımefendinin, Madrid''de, epey flu bir poje için bir anda 100 milyon dolar bağışı ile hayranlık uyandırdı. Katar''ın el-Cezîre televizyonu malûm, CNN ile âdetâ yarış hâlindedir.
Beyaz Saray''da 8 yılının son senesine giren Başkan Bush, epey dolaştıktan sonra, Kızıldeniz kıyısında, İsrail sınırında Şarmuşşeyh kumsallarında, Araplar''ın önderi pozisyonunu seven 80 milyonluk Mısır''ın 27 yıllık otoriter cumhurbaşkanı Mübârek''le görüştü. Filistin meselesini son yılı içinde çözümleyeceğini söylemekte zerre kadar tereddüt göstermedi. Mübârek''e Suriye''yi şikâyet etti. İran''ın Orta Doğu''yu ele geçirmek projesi üzerinde mutat uyarısını yaptı.
Kara Mustafa Paşa mübtelâsı hâline gelen Avusturyalılar, gene biz Türkler''e sataştı. Dünya Bankası, şerefli ve fedakâr Türk öğretmeninin ve profesörünün maaşına göz dikti. Eğitim hamlemizin IMF''den bağımsızlığımızı sağlayacak güçlü Türkiye''yi oluşturacağından korktuğunu açığa vurdu.
Türkiye, S. Arabistan ve Mısır''dan önce, ama muhtemelen İran''dan sonra nükleer santral ve tabiatiyle atom bombası yapmak için bu konudaki yarım asırlık gaflet uykusundan uyandı. Böylece bu atmosfer içinde hafta sonra erdi. Haftaya Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız Türkiye''de Anayasa deryâsına dalacaklar.
49 yıl sonra
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yunanistan başbakanı Kostas Karamanlis, 52 yaşındadır. İktidara geldiğinin ertesi yılı, 2005''te Başbakan Tayyip Erdoğan''a, Türkiye''yi ziyaret sözü vermişti. Ancak şimdi icabet ediyor. Çarşamba günü Ankara''dadır. Ertesi gün İstanbul''a geçip Patrik''in elini öpecek.
Daha önce, tâ 49 yıl önce bir Yunanistan başbakanı, komşu ve müttefik Türkiye''ye gelmişti. Böylesine bir gecikmenin türlü çeşitli sebepleri mevcut. Başta Kıbrıs anlaşmazlığı var. Yarım asır önce Yunanistan, İngilizler çekilir çekilmez Kıbrıs''ı ilhâk edivereceği kanaatinde idi.
49 yıl önce 7 Mayıs 1959''da Başbakan Kostantinos Karamanlis, Ankara''ya gelip Başbakan Adnan Menderes''i ziyaret etmişti. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından da kabul edildi. Menderes, Zürih ve Londra Anlaşmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti''ni kurmaya ve Türkiye''nin asker bulundurarak garantörlüğünü sağlamaya muvaffak olmuştu. Menderes''in -Köprülü''nün yerine gelen- efsanevî dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu''nun bu konudaki dirâyetini vurgulamam gerekir.
1959''da gelen bu 1. Karamanlis, şimdi beklediğimiz 2. Karamanlis''in amcasıdır. 1. Karamanlis, Yunanistan''da albaylar cuntası darbeyle iktidara el koyunca, kral gibi, o da ülkeyi terk etmişti. Ecevit''in Kıbrıs''a müdahalesi sonucu cunta iktidardan düşünce Karamanlis, döndü. Kralı davetle tahtına oturtacağına, cumhuriyet ilân etti. Cumhurbaşkanı oldu. Kralın malına mülküne el kondu (şimdi iade edilmiştir, Kral hayattadır ve kız kardeşi bugün İspanya kraliçesidir).
Yunanistan, Özal ve Çiller iktidarlarında da Türkiye ile burun buruna geldi. Batı Trakya''daki Türklere çok kötü davrandı. Biz de İstanbul''daki Türkiye vatandaşı Rumların vakıflarına el koyarak, Türk''e yakışmaz mukabelede bulunduk, şimdi iade ediyoruz.
19-20. asırlarda Almanya ile Fransa anlaşmazlığa düşerse âdettir, Avrupa ve ABD, Fransa''yı tutardı. Türkiye ile Yunanistan arasında ihtilâf çıkarsa, Yunan tarafını tutarlar. Bu durumdan kurtulmak için çok çalıştık. Üçlü koalisyon döneminin parlak dışişleri bakanı İsmail Cem''in Türk-Yunan dostluğu için gösterdiği çaba hatırlardadır. Bugün AK Parti, aynı gayret içindedir.
2008 yılı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2007 yılı, kritik genel seçimler ve cumhurbaşkanı seçimi dolayısıyle yoğun şekilde iç politikaya dönük geçti. AK Parti''ye karşı, tarihinin en kalabalık şehir gösterileri yapıldı. Ancak etkisi az oldu. AK Parti, beklemediği yükseklikte oy aldı.
Zira genel seçimlerde halk, partilerin genel başkanlarına ve çevresine bakar. Başbakanlık için tercih ettiği parti lideri için oy verir. Zira bizim sistemimizde devleti başbakan yönetir.
Halkımız, Tayyip Erdoğan''ın, enerjisini, çalışkanlığını, hem yurt içinde hem yurt dışında hiç yüksünmeden sürekli gidip gelmelerini teşhis ve takdir etti. Bu karakterdeki bir genel başkanın, iktidara gelince, iş yapacağına, refah getireceğine karar verdi. Aksi takdirde, ''Merkez''de olduğu söylemi münakaşa konusu yapılan bir partinin, oyların yarısını alması mümkün değildi.
2007 atmosferinin 2008''de devamına lüzum yoktur. Tansiyonu düşürmek, büyük hamlelerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırır.
En büyük reform, Türkiye''ye çağdaş uygarlık düzeyinin kapılarını kesinlikle açacak misyon, Avrupa Birliği kriterleridir. Bu çizgiye ulaşan bir Türkiye, dış politikadaki sorunlarını kolaylıkla çözümler. Hiçbir devlet Türkiye''ye yan bakamaz. Millî haklarımız mahfûz ve masûn kalır. Avrupa Birliği yolunda bir duraklama, felâkettir. AK Parti büyük oy kaybeder. Diğer partiler ise -kusura bakmasınlar- AB için saçma sapan, Türk tarihinin gerçeklerine aykırı lâflar söyleyip duruyorlar.
Merkez partisi olduğu muhaliflerince münakaşa edildiği halde Merkez oylarını alan AK Parti''nin AB konusunda tempo düşürmesi, Merkez partilerini beğenmedikleri için AK Parti''ye oy veren seçmeni, tereddüde düşürür. Bugün gündemin başında Anayasa konusu var ve bu yerini uzun müddet koruyacaktır. Bu konuda tansiyonun yükselmesi zararlıdır. Bizi Avrupa ölçütlerine ulaştırmakta geciktirir. 2008''in Avrupa yılı olmasını istiyoruz. Milletin 200 yıldan beri ihtiyacı budur. Ve başka hiçbir şey değildir.
Ilımlı İslâm modeli
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ilımlı İslâm (Müslümanlık), bir Washington projesidir. Pek de yeni değildir. Amerika, uzun yıllardan beri kafasına takmıştır. Amerika''ya göre Ilımlı İslâm''ın tek modeli Türkiye''dir. Olabilir. Fakat ABD''nin, Türkiye''nin Ilımlı İslâm''ını ılımsız (!) Müslüman devletlerine örnek göstermek politikası, doğru verilere oturmuyor.
Amerika''ya göre ılımsız Müslüman devletler, Batı karşıtıdır. Milletlerarası terör bu ülkelerden çıkmıştır. Bunlar da ılımlı Müslüman hâline getirilebilirse, başta ABD, dünya terör belâsından kurtulacaktır!
Bu proje, şimdi bir ölçüde tavsadı. Zira hiçbir Müslüman devletine siz de Türkiye''deki gibi İslâm''ı uygulayın! propagandası başarılı olmaz. Hakaret şeklinde algılanır. Herkesin dini, o dini anlatışı ve tatbiki, kendilerine tatlı gelir. Asırlardan beri yerleşmiş âdetleri, tatbikatı bırakmak istemezler.
Hele Araplar, Müslüman dinini en iyi anladıkları ve öğrettikleri fikrindedirler. Türk gibi olun! demek ters sonuçlar verir.
Geriye gidersek, Türkler, Orta Doğu''da (Akdeniz havzasında), Türkistan''da, Hindistan''da kurdukları imparatorluklarında Sünnî Hanefî Mâtürîdî İslâm''ı yaymışlardır. İran''da kurdukları imparatorluklarda da durum aynı iken, 1500''den itibaren önce Şiî İsnâ-Aşerî, sonra daha müsamahalı olan bugünkü Şiî Câferî İslâm''ın bayraktarlığını yaptılar.
Bazı mahfillerde, Amerika Birleşik Devletleri''nin ve Avrupa Birliği''nin, Türkiye''de Ilımlı İslâm modelini geliştirmek fikrini sürdürdükleri iddiası vardır. Türkiye''nin NATO üyeliği ve AB üyeliğine adaylığı, gerçeklere oturmuş bir Hristiyan-Müslüman, Batı-Doğu iş birliğini gösterir. İtikat bahsini bir yana bırakarak, Batı''nın bilhassa bunu unutmaması verimli neticeler verir. Hattâ dünyaya rahat nefes aldırabilir.
Tarihî bir demeç
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan, tarihî bir demeç verdi. Özetle şunları söyledi:
"Yasama yetkisi mutlaktır. Bunu gölgeleyebilecek, engelleyebilecek hiçbir güç yoktur. Kimse Meclis''in gücünü kısıtlayamaz. Geliştirmeye ve Batı standartlarına ulaştırmaya çalıştığımız Türk demokrasisinin kredibilitesini düşürmeye hiç kimsenin hakkı olamaz. Hiçbir kurum ve kişi kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine koyamaz."
1961''den beri Yüce Meclis''i bu kadar kesinlikle savunan bir başkan hatırlamıyorum. 27 Mayıs 1960''tan bu yana Meclis''i ve milletvekili yıpratmaya, hattâ -affedersiniz- aşağılamaya çalışmak moda hâline geldi. Bunun ne çeşitten bir aymazlık olduğunu en iyi kavraması gereken medya, bu konuya odaklandı. Her kurumdan çıktığı gibi Meclis''ten de hırsızlar çıktı (zira milletvekili statüsü bir türlü belirlenemedi). Ama nasıl o kurumlardan vazgeçemiyorsak, hepsinin üzerindeki Yüce Meclis de aynı durumdadır.
Şimdi yeni bir anayasa yapılıyor. Devletin hayatında dönüm noktasıdır. Bu anayasanın AK Parti Anayasası itham ve şâibesinden korunmasında, sayılamayacak kadar fayda vardır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmalıdır. Demokrasiye aykırı olmamak üzere bütün partilerin fikirlerini yansıtmalıdır. Münakaşa değil, mutabakat (uyum) doğurmalıdır. Bu konuda sert tartışmalar çıkarsa, dış ülkelerde Türkiye lehine bir imaj oluşmaz.
Anayasayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı sunmalıdır. Sayın Köksal Toptan, uzun müddet adalet komisyonu başkanı sıfatıyla tecrübe kazanmış, çok deneyimli, kıdemli, soğukkanlı bir politikacıdır. Seçilmesi, bütün partilerde memnuniyetle karşılandı. Merkez Sağ''ın kaynağından gelmiştir. Bütün partilere aynı üslûpla davranacaktır.
Başkanlık Divanı''nı da hafifletmek gerekiyor. Metinleri spikerlere okutmak önemli bir düzenlemedir. Zira milletvekillerimiz Türkçe şivesine ve telaffuzuna hiç önem vermezler. Meclis''in yapısında da önemli reformlar gerekiyor. İlk fırsatta ele alacağız.
Ergenekon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk milleti için Ergenekon''dan daha kutlu bir isim var mıdır? 15 asır önce 535 yılında atalarımız Bumin Kağan''ın yönetiminde dağları eriterek Ergenekon vadisinden çıkmışlardı. Cihan devleti kurmak için...
Türk milletinin sembolü bu derecede kutsal ismi, bir infaz çetesine vermek ne çarpık bir milliyetçiliktir... Türk milliyetçiliği nasıl olup da bu kadar çarpıtılabildi? Bu muammanın cevabı basittir, tek kelimeyle ifadesi mümkündür: Çağdaşlaşamadığı için. Fikir akımları, çağa uyum sağlayacak şekilde yenilenmezlerse, önce durgun, sonra tatbiki zor, nihayet dejenere hâle gelebilir.
Türk milliyetçiliği''nin her fikir akımı gibi fraksiyonları vardır. Meselâ İkinci Abdülhâmid''in milliyetçiliği, İslâmcı ve Osmanlıcı akımları da inanılmaz bir maharetle dengede tuttuğu için ilgi çekicidir. Ama Meşrûtiyet (taçlı demokrasi) ve Cumhuriyet, Ziya Gökalp''in anladığı ve anlattığı şekilde bir milliyetçilik üzerine kuruldu ki buna bizzat Gökalp türkçülük demiştir. Atatürk, koyu bir türkçü idi. Gökalp felsefesinin Türkiye''yi muâsır medeniyete taşıyacağına inanmıştı.
Nihal Atsız, türkçü milliyetçiliği devam ettirdi. Son döneminde Osmanlı''ya yanaşması fazla hissedilmedi. Bir zümrenin kemalist dediği milliyetçiliği Turhan Feyzioğlu Atatürk milliyetçiliği diye Fransızca''dan Türkçe''ye çevirdi. Şimdi ulusalcılık, ulusalcı milliyetçilik deniyor. Otoriter, demokrasiye epeyce yan bakan, içine kapanık, dünya ile az ve yetersiz ilgili, zümreci bir anlayışı dile getiriyor ki, bizi, Türk''ün ve Atatürk''ün tek hedefi olan çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaya ehliyetli görünmüyor. Bizi ancak yerimizde saydırır.
Gökalp''in tekliflerinin bir kısmı o zaman için bile yanlıştı. Bir kısmı, o devirde işe yaradı, bugün geçersizdir. Her zaman geçerli prensipleri de vardır: Turan denen Dünya Türkleri''nin işbirliği, İstanbul şivesinin kesin egemenliği gibi....
Kendisine Ergenekon adını veren çetenin hedef aldığı kişiler, evet, Türk''ü sevmeyen ve Türk''e zarar vermeye uğraşan kişilerdir. Ancak bunları ittihatçı zihniyetiyle avlıyarak öldürmek, bizi imparatorluk yaşamış bir büyük milletin felsefesinden koparır. Türk''ü bütün dünyaya rezil ve mahcub eder. Milliyetçiliğe en zararlı harekettir. Bizim her çeşit güvenlik ve yargı organlarımız tıkır tıkır işliyor. Size bu işi kim teklif etti?
70.586.256
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2008 yılına girdiğimiz saatlerde Türkiye''de 70.586.256 kişi yaşadığı anlaşıldı. Bu, adres yoklaması, ânında kayda geçen doğum ve ölümle belirlenen ilk sayımdır. Daha önce 1927, 1935 ve sonra hiç kesiksiz 2000''e kadar 5 yılda bir yapılan 15 sayım, sokağa çıkma yasağı ile gerçekleşti. Çoktan çağ dışıdır.
Böylece, hiçbir ilmin ve bilginin feragat edemeyeceği doğru istatistikte moderniteye ayak bastık. Bundan önceki sayım (2000''de yüzde 66''sı şehirli, 67.803.927 kişi), şişkin ve sahte nüfus tespitleri ile hem Türk devletini şaşırttı, hem dışarıda bizi rezil etti. Meselâ CIA, nüfusumuzun o kadar olmadığını biliyordu. Maalesef oy hırsı ve devletten fazla nüfus için para koparmak şehveti, bizi şaşırttı. Şimdi 3.5 milyon mükerrer oy silinip atıldı.
Türkiye dışında ise 3.700.000 TC vatandaşı yaşıyor, başta Almanya geliyor. Bizde ikamet eden TC vatandaşı olmayan yabancılar ise 98.064 (İstanbul 42, Bursa 12, Ankara 7, İzmir 7, Antalya 6 bin... ).
Erkek nüfusun 166.810 fark atması dikkat çekiyor (35.4 milyon erkek+35.2 milyon kadın). 50 milyon şehirli+20 milyon köylü durumundayız. Nüfusun yarısı 28 yaşın altında, yarısı 28 yaşın üzerinde. Ortalama yaş 27.7 erkek ve 28.8 kadın. Köylerde kadın (27.9), şehirden (28.8) daha düşük yaşta. Bütün nüfusumuzun yüzde 26.4''ü 0-14, yüzde 66.5''i 15-64, yüzde 7.1''i 65 üzeri yaşlarda...
Süper metropollerimiz İstanbul 12, Ankara 4, İzmir 2 milyon... Kilometrekareye Türkiye''de 92 kişi düşüyor. İstanbul ilimizin yoğunluğu dehşet saçıyor (km2''ye 2.420). Sonra km2''ye 311 ile İzmir ili geliyor. En düşük yoğunluk km2''ye 11 kişi ile Tunceli...
Kâğıt üzerinde -bize çok zarar veren hiçbir zaman yaşamamış- 3.5 milyon nüfusu atınca, p.c. (kişi başına) gelirin 8000 ve satınalma gücünün 10.000 doları aştığı ortaya çıktı. Zaten Türkiye''nin görünüşü bu idi. Başbakan''ın 10.000 dolar için verdiği tarihten önce gerçekleşeceğine eminim. Bitip tükenmeyecek gibi uzayıp giden hızlı yürüyüşten sonra nihayet koşmaya başladık gibi. Türkiye''yi tutmayın, başka bir periyoda geçiyor.
Miranda ve Obama
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
General Miranda, bir Osmanlı-Türk dostudur. Güney Amerika sömürgelerinde görev almış bir İspanya generalidir. 18. asrın son yarısına damgasını vuran edebiyatı, san''atı bilen, seven, koruyan aydın despotlar denen devlet adamı tipinin temsilcisi eli kalem tutan bir asker. Osmanlı Türkiye''sini gezmiş, kapdân-ı deryâ (deniz kuvvetleri komutanı ve bakanı) ünlü Cezayirli Gazi Hasan Paşa''mızı Kasımpaşa''daki büyük bahçesinde evcil arslanlar dolaşan ünlü malikânesinde ziyaret etmişti.
Francisco de Miranda, pek çok dile çevrilmiş hâtıralarında, o zamanki bizi anlatır. Amerika kıt''asının en büyük kısmını hâlâ elinde tutan İspanya''yı biraz sarsalamak isteyen Hasan Paşa, Madrid''in Güney Amerika''dan el çekmesini teşvik etmiştir.
General Miranda bugün Venezuela devletinin millî kahramanıdır. Atatürk ne ise Boliver''la beraber Miranda oralarda odur. Venezuela devleti 2000 yılında Caracas''a bir Atatürk heykeli dikti. Biz de karşılığında 2006''da Ankara''da bir parkın içine Miranda''nın heykelini koyduk. Bu 500 kiloluk heykel, geçen gece yerinden sökülmüş! Chavez tipi politikacılardan hiç hoşlanmam. Ancak Venezuela''ya ve onun saygın millî kahramanı dostumuz Miranda''ya dokunulmasına doğrusu içerlemiştim. Ama tamir için söküldüğünü duyunca sevindim
Amerika Birleşik Devletleri''nde başkanlık seçimi kıran kıranadır. Senatör Obama ve 2. dönem New York senatörü Clinton çekişiyorlar. Başkan seçmeye mezun delegelerden şimdiye kadar Clinton 249 ve Obama 172 oy kazandı. Bol seçmenli büyük eyaletlerden hiçbirine daha gidilmedi.
Obama bir Zenci. ABD tarihinde Zenci, daha doğrusu beyaz olmayan hiçbir başkan yok. Obama, birinciliği zorluyor. Zenciler çoğunlukla liberal Demokrat Parti''ye oy veregelmişlerdir. Şimdi karşılarına ilk defa kendi renklerinde bir aday çıkıyor. Gerek Clinton, gerek Obama, Demokrat''tır. Bu seçimleri, Demokratlar''ın kazanacağı öngörülüyor. Zira 7 yıllık Bush iktidarı, çok münakaşalı geçti.
Hillary Clinton, ilk kadın başkan adayıdır. 8 yıl çok büyük başarı ile başkanlık yapan eşi Bill Clinton hayattadır. Hillary Hanım Protestan, Obama ise Katolik olduğu için nüfusun üçte biri Katolik olan Amerika''da şans, Clinton''dan yanadır. Kaldı ki ABD tarihindeki tek Katolik başkan Kennedy idi.
Nüfus dengesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İçişleri Bakanlığı, nüfusumuzdan, hiç yaşamamış, 3.5 milyon paraziti bir kalemde atıverince, Türkiye rahatladı. Dünyanın yoksul, zavallı, ilkel ülkelerine benzer bir nüfus artışı, sırtımıza yapışmıştı. Geleceğimizi tehdit ediyordu. Gerçek değildi. Devleti dolandıranların uydurduğu rakamlardı.
Son çeyrek asır içinde nüfusları bizi izleyen ülkeler birer ikişer önümüze geçti. Hepsi fakirlik belâsı ile uğraşan ülkelerdir. Sakın nüfus bakımından dünya 15.''liğine falan heves etmeyelim. Ekonomi, GSMH, p.c. (kişi başına) gelir gibi faktörlerde 15., sonra 10. sıraya göz dikip 21. asrın bu döneminde liyakatle ilerleyelim.
Dünya devletlerinin 2010 yılı için öngörülen nüfus sıralamaları şöyledir: Çin 1.365 milyar, Hindistan 1.174, ABD 315, Endonezya 238, Brezilya 193, Pakistan 182, Bangladeş 167, Nijerya 146, Rusya 138, Japonya 128, Meksika 113, Filipinler 90, Vietnam 89, Etiyopya 84, Almanya 83, Mısır 83, İran 76, Türkiye 71, Tayland 67, Kongo 65.
ABD, Japonya. Almanya dışında kalanların hepsi gelişmekte olan veya yoksul ülkelerdir. Halbuki 6.5 milyarı bulan insan ırkının en büyük kısmı bu devletlerde yaşıyor. (İlk 20 devlette 5.071.000.000).
1453 yılında Yeni Çağ''a yaklaşık 400 milyon nüfusla girmiştik. 555 yıl sonra bugün bu rakamı 16''ya katladık. Ama 555 yıl önceki yeşil, orman, bitki, çiçek, hayvan varlığından, temiz toprak, temiz su, temiz deniz, temiz hava, temiz atmosferden bugün eser yoktur. Daha 1930''da 2 ve 1950''de 2.5 milyar nüfus bize ümit veriyordu. Sonra nüfus çıldırdı. Bugün bize endişe veriyor.
Petrol kapışmasının yerini cihanşümul su savaşlarına bıraktığı, renginin yeşil ve maviden kahverengi ve kirli sarıya dönüşmeye başladığı bir dünya, çok fazla ihtimam istiyor. Şartlarını oluşturmadan çoğalan ülkeleri, büyük felâketler bekliyor.
Amerika''ya başkan seçmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Ocak, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bu yılın Kasım ayında yapılacak ve Ocak 2009''da Beyaz Saray''ı resmen devralacak ABD başkanının seçimi, daha o kadar zaman bulunduğu halde, dünyanın istisnasız her ülkesinde, dikkatle izleniyor.
Zira vurgulayayım: Dünyanın 1. adamı, cihan politikasında sözü en ağırlıklı kişi seçilecektir. Yetkileri, bizim Dördüncü Murad''ı mahcub edecek derecede harikulâdedir.
8. ve sonuncu yılına giren Başkan George Bush (Corc Buş) çok yıprandı. İleride adı, başarılı başkanlar arasında anılmayacaktır. Önce Org. Colin Powell''ı, sonra Prof. Condoleezza Rice''ı, devletin fiilen ikinci makamı olan devlet sekreteri denen dışişleri bakanlığında, kararsız ve isabetsiz politikası ile kendisiyle beraber yıprattı. Çok donanımlı bir hanım sayılan Rice''ın belki 4 yıl sonra şansı düşünülebilir.
Bir Demokrat Parti''linin başkan seçileceği anlaşılıyor. İki senatör, adaylığı elde edebilmek için 50 eyalette ter döküyor. Bu iki adayın şanslı ve şanssız taraflarını belirtmek istiyorum:
Eski vali Senatör Obama: 1) Zenci''dir. Halbuki ABD tarihinde Zenci, hattâ Beyaz olmayan başkan yoktur. Zenciler zaten çoğunlukla Demokrat Parti''ye oy verirler. Cumhuriyetçi Parti''den daha liberaldir. Obama, Zenci oylarını fazlasıyla alacak, ancak Zenci olmayanların oyları azalacaktır. 2) Obama, Katolik''tir. ABD tarihinin tek Katolik başkanı Kennedy''dir. Nüfusun ancak üçte bir kadarı Katolik''tir. Bu sebeple Katolik Obama, mezhep hususuna önem veren Protestanlar''dan oy almakta zorlanabilecektir. 3) Amerikalı seçmenin üzerinde en fazla duracağı faktör ise, Obama''nın, Müslüman oğlu bir Müslüman Zenci''nin çocuğu bulunmasıdır. Baba Obama, Zenci olan ikinci eşi ve bundan çocukları ile, bir Afrika devleti vatandaşlığında, ABD dışında yaşıyor. Obama''nın babasından ayrılan annesi ise Protestan bir Danimarkalıdır. Obama, Amerika''da Müslümanlara karşı oluşan alerji ve antipatiden olumsuz etkilenecektir.
Obama''nın karşısında New York senatörü Hillary Clinton bulunuyor: 1) İlk kadın başkan adayıdır, tereddütle karşılayanlar vardır. Seçilirse, zaten 8 yıl Beyaz Saray''ın efendisi eşi Bill Clinton aynı protokole dönecektir. 2) Bill Clinton''ın parlak dönemi seçmen tarafından hatırlanacaktır. 3) Hillary, Protestan olduğu için de favori durumundadır.
Gene Kosova
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Önümüzdeki 3 Şubat Pazar günü, Sırbistan''da cumhurbaşkanı seçiminin 2. ve kesin turu yapılacak. Tomislas Nikoliç mi, Boris Tadiç mi?
Hangisi seçilirse seçilsin, Sırp ulusal politikası değişmez. Nikoliç, bu politikayı açık bir ırkçılıkla, Tadiç ise guya AB ölçütlerine hoş görünmeye çalışarak izleyecektir.
Tadiç halen cumhurbaşkanıdır. 2004 seçimlerini yüzde 53''le kazanmıştı. Geçenlerde yapılan ilk turda 9 aday içinde yüzde 35 aldı. İki adaydan biri oldu. İlk turda Nikoliç yüzde 40 oy sağlamıştır. Ancak Nikoliç''in AB ve ABD ile köprüleri atacağından çekinen Sırplar, oylarını Tadiç üzerinde birleştireceklerdir. Daha doğrusu böyle söyleniyor.
Sırplar, Güney Slavı ve Ortodoks''tur. Osmanlı''ya ilk baş kaldıran Balkan kavmi Yunanlılar değil, Sırplar''dır. Ancak 3 Batı devletinin
(İngiltere, Fransa, Rusya) kararlı desteğiyle Yunanlılar 1830''da bugünkünün yarısı bir toprak üzerinde bağımsızlık kazandıkları halde Sırplar, ancak 1878''de Osmanlı''dan ayrıldı.
Sırp ırkçı milliyetçiliği, 20. asır sonlarında Orta Avrupa''da, Fransız ve Hollandalı subayların göz yumması ile, Hitler''den sonraki büyük soykırımı gerçekleştirdi. Müslüman oldukları ve onların sultasında beraber yaşamak istemedikleri için Boşnaklar''ı kırdılar. Aynı şeyi Kosova''da nüfusun yüzde 90''ını oluşturan Arnavutlar''a yapmaya başlayınca ABD müdahale etti. Belgrad''ı havadan dehşetli bir yoğunlukta bombaladı. Bizim uçaklar da katıldı.
Şimdi Nikoliç, Arnavutlar''a haddini bildirmek, Tadiç ise onları kandırarak Kosova''yı muhafaza edeceklerini söylüyorlar. Bölge masalları çok dinlemiş bulunan Kosovalılar ise, her an bağımsızlık ilân edebilir. ABD, biraz beklemelerini istedi. Hırvatlar, Makedonlar, Slovenler, Bosnalılar, hattâ Sırp olan Karadağlılar 1919 icadı Yugoslavya minyatür imparatorluğundan ayrıldıkları halde, bambaşka bir dilin ve Kültürün temsilcileri Müslüman Arnavutlar''ın kusuru nedir? Ancak. 2. bir bağımsız Arnavut devletinin, Balkanlar''ın Osmanlı''dan sonra asla düzelmeyen dengesini bozacağından çekinenler var.
Neden korkuyorlar?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Tadiç, yaklaşık yüzde 51 oyla tekrar Sırbistan cumhurbaşkanlığına seçildi. Rakibi Nikoliç yüzde 48.5''te kaldı. İştirak yüzde 67. Böylece Sırplar Rusya''ya değil Amerika''ya EVET dediler.
Ama liberal Tadiç bile, Kosova''nın yakasına yapıştı, bırakmıyor. Arnavutları da ne kadar seviyorlarmış! Boşnakları sevdikleri gibi... Ama Sırbistan asıl, Kosova''dan sonra sıranın Macar ülkesi Voyvodina''ya gelmesinden korkuyor.
Sırpları bu hâle kendileri düşürdü. Yönetmeye tâlip oldukları milliyetlere kendilerini benimsetemediler. Zira bu hüner, imparatorlukların harcıdır. Büyük tarihî tecrübe ister. Ama Kosova Sırbistan''da kalsın! diyen devletlerin derdi nedir problemini çözmek gerekir. Dertsiz devlet bulunmadığı için anlayışla karşılıyoruz, fakat Türkiye, Kosova''nın bağımsızlığını istediğini belirtmiştir.
Meselâ Romanya, Transilvanya''nın (Osm. Erdel) Macarlık aşkıyla kopacağından çekiniyor. Slovakya bile, güneyindeki Macarların başkaldırmasından korkuyor ki Slovakya''nın Macarlarla meskûn bölgesi bizim eski Uyvar eyaletimizdir. Yunanistan''ın, Kosova Arnavutluk''la birleştikten sonra sıranın Arnavut ülkesi Epir''e (Osm. Yanya) gelmesinden ödü kopuyor. Kıbrıs Rumları, Kuzey Kıbrıs''ın bağımsızlığına örnek oluşturacağını ileri sürüyor.
İspanya''nın endişeleri çok daha derin. İspanya Kralı, aynı zamanda Aragon kralıdır. Buna rağmen Katalonya''nın, hele ele avuca sığmayan Basklar''ın Kosova misalini izleyeceğinden çekiniyor Madrid. Bu durum gerçekten Avrupa''da dengeyi bozar.
Rusya''ya gelince... Kosova''nın Sırbistan''da kalması davasında başı çekiyor. Zira en büyük Slav ve Ortodoks devletidir. Üstelik resmî adı Rusya Federasyonu''dur. Toprak bakımından 200 dünya devleti arasında 1.''dir. Haklıdır, daha da parçalanmak istemiyor. Ama Kosova''da 2 milyon Arnavut, kesip biçilmenin sonu gelsin diyor. BM-NATO-ABD-AB himayesinin sona ermesini bekliyor. Bağımsızlık ilânı için gün sayıyor. (Bağımsızlık Birleşmiş Milletler oylaması ile olmaz, bağımsızlık ilân edilir, sonra yeni devlet isterse BM''ye üye olur.)
.Bizde ve dünyada
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde, Anayasa''nın 2 maddesinin tadili için ilk oylama yapılacak. Üniversitelerde kız öğrencilerin, yüzleri tamamen açık olarak başlarını örtüp derse girebilmeleri sağlanacak.
Bu konunun bir an önce sona erip karşılıklı kışkırtma ortamının engellenmesinde sonsuz faydalar vardır. Çekişme kronik hâle gelmeden evvel millî gündemden çıkması gerekiyor.
Almanya''da Ludwigshaven kentinde 5''i çocuk 9 Türk''ün yanarak ölmeleri ve 60 kişinin yaralanması olayı derinlemesine araştırılmalıdır. Üstelik şu satırları yazdığım dakikalarda 8 yıl önce 5 Türk''ün yakıldığı Solingen''e çok yakın Herne kentinde de böyle bir Türk yangını olduğunu bildirdiler. Hükûmetimiz peşindedir. Dün Berlin Büyükelçimiz İrtemçelik ve diplomatlarımız olay yerini inceledi. Devlet Bakanı Yazıcıoğlu 4 polisimizle gitti. Yarın Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan gidecek. Almanya''da ırkçı milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı (ksenofobi) hâlâ çok güçlüdür.
Dünya ise, bizimkinden farklı bir gündemin içinde. En aktüel konu, Birleşik Amerika''nın 24 eyaletindeki başkan seçmeni delegelerin adayları belirlemeleri... Amerika bu defa başkan seçiminde birkaç ''ilk''in üzerinde tecrübe edinecek. Bush''a karşı oluşan tepki sebebiyle, en güçlü görünen Cumhuriyetçi aday McCain''in kazanamayacağı anlaşılıyor.
Bu bakımdan yarışma, Demokrat Parti''den 2 aday arasında. Hillary Clinton adaylığı kazanıp seçilirse, ABD tarihinin ilk kadın başkanı olacak. Rakibi Obama kazanırsa, ABD''nin ilk zenci ve 2. Katolik başkanı olacak. Üstelik halen hayatta Müslüman ve yabancı uyruklu babası bulunması da, işitilmiş bir durum değil.
Başkan adayını seçilmiş delegeler belirliyor. 50 eyaletin toplam delege sayısının yarısından 1 fazlasını almak lazım. Bu sayı Demokrat Parti için 2025 ve Cumhuriyetçi Parti için 1191. 50 eyalet içinde -nüfusu en fazla- Kaliforniya en çok delege çıkarıyor. Sonra New York eyaleti geliyor. Bu ikisi ve en nüfuslu eyaletlerden Illinois ile New Jersey, oylama yapan 24 eyalet arasındadır. Bu suretle 4 Kasım 2008 günü iki partiden 2 adayın hangisinin seçildiğini büyük halk oylaması gösterecek. 4 Kasım''da seçilen yeni başkan ancak Ocak 2009''da Bush''tan görevi alacak.
.İran uzay devleti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer küçük Körfez monarşileri, uzay çağını yaşıyorlar. Zenginlik, refah, modernite... bakımından. Geçen hafta, önemli bir Müslüman devlet, İran, uzay çağına girdi. Silâh teknolojisi bakımından... Yaptı yapacak hâle geldiği nükleer bombacıkları, 2000 km menzil içinde, uzaydan düşmana fırlatabilecek (şihâb-III füzelerinin menzili ancak 1600 km idi). Birleşik Amerika''yı 2000 kilometreden vurmak mümkün değil. Ama bu coğrafyada Amerika''nın ne kadar kara, deniz, hava, uzay kuvveti varsa hepsine erişebilir. Amerikalılar, üzerlerine gelen füzeleri havada iken vuramadıkları takdirde... İran Cumhurbaşkanı, Semnân eyaletinin çöl kesiminde ilk uzay istasyonunu, uzaya Kâşif-1 roketi fırlatarak açtı. Bir millet ancak uzayda bulunarak gurur içinde yaşayabilir dedi. Tahran televizyonu canlı yayında verdi. Türkiye''nin uzayda uyduları var. Bu bakımdan biz elhamdülillâh gurur içinde yaşayamayanlar kategorisinde değiliz. Beyaz Saray, hemen tebliğ yayınladı. İran''ı kutlayacağı, hayırlı olsun! diyeceği yerde, daha sıkı çembere alacağını bildirdi. Doğrusu hiç nazik bir davranışta bulunmadı! Ankara''nın tebrikini de duymadım. Latîfe bertaraf, İran''ın atom bombası yaparken bir taraftan da uzaya roket fırlatması, önemli bir gelişmedir. Yakın Doğu''da üstünlük sağlar ve dengeleri altüst eder. Türkiye, Mısır, S.Arabistan, Pakistan ve başkaları derhal, yarışa katılacaklardır (zaten katıldılar). Silâhların en berbatlarına yatırılacak milyarlarca dolar... Amerika, söylemekte gecikmediği gibi, müşkül duruma düşmemek için, şimdi artık nükleer uzay devleti İran''a baskıyı artıracaktır. Havadan ve denizden iş bitireceğine emin de, karada kullanacağı askeri yok. Daha doğrusu Irak''ta 3000 zayiat verdi, gözü korktu.
İran''ın hedefi, Arap ve Türk devletlerini izale ederek Orta Doğu''da üstünlük; mümkünse hâkimiyet sağlamak, rejimini yaymaktır. Bir Avrupa devleti olan Rusya''ya büyük pay tanıyıp tarafsız hâle getirmeye çalışabilir. Zaten Doğu Akdeniz''dedir. Kolaylıkla Mısır''a ve Afrika''ya atlayabilir. İran, zaten açıkça söylediği gibi, bulunduğumuz coğrafyada, Amerika''nın yerini almaya tâlibdir.
AB''nin neresindeyiz?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bu sütunda yıllardan beri en önemli millî meselemizin Avrupa Birliği olduğunu savunduk. Zira Türk devletinin tarihî yönünü belirleyen göstergedir.
Kitaplarımı okuyanlar bilirler, her dönemin politik ve kültürel gelişmelerini alabildiğine geçmişin derinliklerine inerek tahlil ederim. Ve imkân nisbetinde geleceğe etkilerini bulmaya çalışırım. Her ikisinde de rehberim, tarih ilmidir.
Geçmişi lâyıkıyla bilmeyen, doğru idrak ve tahlil etmek yeteneği bulunmayan tarihçinin fütüroloji''de başarısı bilim-kurgu senaryosu yazmaktan ileri gitmez.
Bunları, Avrupa Birliği''nin Neresindeyiz? muammasını vurgulamak için yazdım. Her geçen gün daha muamma hâlini alıyor.
Gündemimizde ne AB, ne terör değil, baş örtüsü olduğu ortadadır. İki taraf öylesine keskin, öylesine birbirine ters bakar ve konuşur halde ki, bu ortamın devamından, uzadıkça genleşmesinden, müzminleşmesinden, millî karakter ve zevk durumuna gelmesinden korkuyorum.
Çare, aşırılıklardan kaçınarak, üniversitede baş örtüsü ile öğrenimi nümayişsiz, soğukkanlılıkla uygulayarak, bir vakit önce konunun kapatılmasındadır. Dış medyanın ilgisini asgarîye indirmek gerekir. Kolay olduğunu iddia eden politikacıya, eski bir politikacı sıfatıyla, ben de inanmam. Zira çekişme ve didişmenin dayanılmaz cazibesi, insan tabiatı iktizasındandır.
Böyle bir Türkiye, geçmiş 200 yıldaki gibi, gelecek 200 yılda da muâsır medeniyet seviyesine erişemez. AB bahsinde çok ciddi ilerlemeler görmediğim müddetle, bu kanaatimi değiştirmem. Seçimlerde oyunun önemlice bir kısmını AB''ye tarafdar olduğu için alan AK Parti''ye ve onun milletimizce başbakanlığa tek ehil görülen ve mevzuatımızda uçan kuştan sorumlu bulunan liderine, güveniyoruz.
.İkinci Abdülhamîd
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dün, İkinci Abdülhamîd''in 90. ölüm yıl dönümü idi: 10 Şubat 1918 günü saat 15''te, Beylerbeyi Sarayında ölmüştü. 75.5 yaşında idi. Hâkan-halîfe olarak 32 yıl, 7 ay, 22 gün tahtta kaldı. 27 Nisan 1909''da tahttan indirilip Yıldız Sarayı, Balkanlı kavimlerden oluşan eşkıyanın yağmasına açılırken devleti 10 yıl idare edebilirlerse bir asır idare ettik diye sevinsinler -10 yıl dolmadan aynen gerçekleşen- tarihî sözlerini söyledi. Asrının en önde gelen devlet adamlarından olan Sultan Hamîd öldüğü günlerde babam Muhiddin Öztuna, Irak cephemizde İngilizlere esir düşmüş, Güney Hindistan''da Bellari kampında -üç defa firara teşebbüs edince- ekvator güneşi altında taş ocaklarında kırıcılığa gönderilmişti (ancak 1920''de yurda dönebilecektir). İstanbul, İzmir, Beyrut gibi imparatorluğumuzun en müreffeh şehirlerinde insanlarımız açlıktan sokaklara düşüp ölüyor, sabah çok erken saatlerde çöpçüler cesetleri topluyorlardı.
İttihadçılar, artık hâkaan-ı sâbık (eski hâkan) veya hâkaan-ı mahlû'' (tahttan indirilmiş imparator) dedikleri Sultan Abdülhamîd hakkındaki iftira kampanyalarına son vermişlerdi. Hükümdarı tahtta bıraksa idiler, Balkan Savaşı çıkmayacağını, Dünya Savaşı çıksa bile kesinlikle katılmayacağımızı, anlamışlardı. Onu, tahttaki imparatorlara uygulanan cenaze töreni ile uğurladılar. Şehzâdelerin arkasında başkomutan vekili Enver Paşa, -fotoğraflarda görüldüğü üzere- İttihadçı arkadaşları arasında başı toprağa eğik yürüyordu.
4. yılına giren Cihan Savaşı''nın sefalete mahkûm ettiği İstanbul, yasa bürünmüştü. Halkın gözyaşları, Cennet-Mekân için değildi. Bir daha avdet etmeyecek o haşmetler, o şevketler, o debdebeler, o satvetler içindi. Bir büyük millet, iki bin beş yüz yıllık gayretinin eseri olan Cihan Devleti''nin batışına ağlıyordu.
İkinci Abdülhamîd, emperyalizmin en maskara çılgınlığını yaşadığı bir devirde, bugün üzerinde iki düzine bağımsız devletin bulunduğu, Orta Afrika ile Orta Avrupa üzerinde 3 kıt''aya yayılmış Türk imparatorluğunu yönetti. Kurduğu okullarda okuyup en mükemmel ve çağdaş öğretimle yetişen subaylar ve siviller, Osmanlı''nın Türk milletine son armağanı olarak, Türkiye Cumhuriyeti''ni kurdular.
Gündemi doğru belirlemek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan''ın Almanya ziyareti başarılı geçti. Şanşölye Merkel Hanım''la buluşmasındaki tavrı söyledikleri, çok ölçülü ve mükemmeldi. Almanya''daki soydaşlarımıza öğütleri, Alman basınında da takdir topladı. Şansölye''nin baş örtüsü üzerindeki tereddütlerini maharetle geçiştirdi. Diğer bütün temaslarında soğukkanlılıkla milletimizin yüksek menfaatlerini savundu. İç politikada da aynı serinkanlılığı bekliyoruz.
Başbakan Almanya''da iken Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa''nın 2 maddesinin tadiline karar verdi. Ana muhalefet lideri Baykal, Başbakan''ın ardından Almanya''ya gitti. Giderayak Ankara''da, Anayasa tadilinin büyük rejim krizi oluşturacağını söyledi.
Baykal''ın beyanları hakkında fikir yürütmüyorum. Bunu, konunun uzmanına bırakıyorum. Bu zat sevgili dostum Dr. İsmail Kapan''dır. Eski genel yayın müdürümüz ve pek değerli köşe yazarımızdır. Hiç şüphem yok, Baykal''a, hukukçu-gazeteci olarak, benden pek çok daha vukufla cevaplar verecektir.
Ben, daha çok, bazı mahfillerin -inşallah yanılırlar- iddia ettikleri gibi, iç çekişmenin krize dönüşmesinin, AB ve ABD ile ilişkilerimizi hangi yolda etkileyeceği veya hiç etkilemeyeceği üzerinde düşünüyorum. Ekonomi bakımından Körfez ülkeleri ile en yakın temaslarımızın verimliliğine katılıyorum. Ancak cihan siyasetimiz, Avrupa Birliği''ne ve Birleşik Amerika''ya ayarlıdır. Baş örtüsü konusu yeni bir şey olmadığı gibi, daha yıllarca sürmesi de muhtemeldir.
Washington''da Pentagon''da (ABD Savunma Bakanlığı), mahiyetini tabiatiyle tam bilemeyeceğimiz askerî müzakerelerin olumlu geçtiğinden şüphe etmiyorum.
Ancak Avrupa Birliği ile havanda su dövmek dönemini yaşamamız beni korkutuyor. Cumhurbaşkanı seçimini, genel seçimi epey uzun ve dağdağalı şekilde geçirdikten sonra şimdi, hemen akabinde, baş örtüsü konusunun normal ağırlıkta gündeme oturmasından endişeleniyorum. Avrupa Birliği''nin bizden yıllardan beri beklediği düzenlemeleri bir türlü gerçekleştiremedik. Bu konuda da hükûmetten ve Yüce Meclis''ten radikal, tam kararlı, tavizsiz bir tutum bekliyoruz. Engellere takılmadan ve aldırmadan, Batı''nın sürekli sömürdüğü konuları, onların gündeminden çıkartalım. İstikametimizi belli edelim.
Afganistan''a asker
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri, 1943''ten beri dünyanın en güçlü, en zengin, 1. büyük devletidir. 65 yıl oldu. Sovyetlerin dağılmasından sonra -ki 20 yıl geçti- tamamen bir cihan devleti hâline geldi. Günümüzde 200 bağımsız devlet var. Bunların toplam askerî harcamaları yılda 1.2 trilyon dolardır. Bu meblağın yüzde 53''ü Birleşik Amerika''ya aittir.
İşte böyle bir devlet, Irak''ta ve Afganistan''da bocaladı. Klasik savaşlarda üçüncü derecede vuruşmalarda birkaç bin asker zayiatı normal sayılırken, Irak''ta 3000 askeri ölen Amerika panikledi, ağlamaya başladı (Vietnam''da 50.000 asker kaybetmişti).
Ama Irak''ta da, Afganistan''da da kalıcıdır. Kimse tası tarağı toplayacağını ummasın! Bağdad''da ve Kâbil''de ABD Büyükelçiliği adı altında kendisine öyle üsler inşa ediyor ki, Monako gibi birkaç devleti içine alır.
Amerika''nın Orta Doğu coğrafyasının acemisi olduğu anlaşıldı. En yakın jeostratejik müttefiki İngiltere''nin ise, Asya politikasındaki tecrübesi malûmdur. Nedense Amerika, bu tecrübeden de yararlanmadı. Trilyon dolarları döküp saçtı. Dünya medeniyetinin seçkin âbidelerini esirgemedi, nâmını lekeledi.
Taliban denen, taassubun en vahşi uçurumlarında yaşayan topluluk, Amerika''nın eseridir. Afganistan''da yerli komünistler, monarşiyi yıkıp Rusya''yı davet etmişlerdi. Rusya, budalaca Afganistan''ı işgal etti. ABD, Pakistan''da özel medreseler açtırdı. Afgan gençlerini Taliban öğretisi ile yetiştirdi. Afganistan''a soktu. Bunların Rus işgalinin sona ermesinde hizmetleri geçti. Ama ülkeyi bizzat yönetmeye kalkıştılar (Tâlibân, Farsça tâlib kelimesinin çoğuludur; şer''î ilimleri taleb eden medrese öğrencileri demek ki, Arapça talebe ile aynıdır).
Şimdi bu Taliban, Amerika''nın politik hataları sonucu, Afganistan''daki NATO, dolayısıyla ABD kuvvetlerine kök söktürüyor. Afganistan''ın inanılmaz oranlarda çoğalan nüfusu ise, haşhaş tarımı ile geçiniyor. Washington, Afganistan''daki askerimizi artırmamızı istedi. Ankara''nın kararını bilmiyorum. Sanıyorum asker gönderen diğer NATO devletlerinin tutumunu izliyoruz.
Akraba evliliği
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İngiltere vatandaşı Pakistanlılar, çevre bakanı Phil Woolas''ın istifasını istediler. Zira genç ve yeni bakan, Pakistan asıllıların, akrabalık evliliklerinden, çok sakat doğum yapıldığını söyledi. Tıp ilmi, 1. derecede akraba evliliklerinden doğan çocukların sakat doğma ihtimalinin, akraba olmayan doğumlara oranla tam 13 misli olduğunu belirlemiş. Dehşet verici değil mi? Zira bu sorun, Türkiye''de de mevcuttur. Ben de, jeneoloji mütehassısı tarihçi olarak, bazı hanedanlarda yakın akraba evliliklerinin kötü sonuçlarını tespit ettim. Yakın akraba diyerek, biribirleriyle evlenen 1. derecede kuzenleri (kardeş çocuklarını) anlıyoruz:
Amca, hala, dayı ve teyze kızı veya oğlu ile yapılan evlenmeleri... Bizde de, bilhassa belirli bölgelerimizde, çok görülüyor. Amca kızı ile evlenmek başta geliyor. Daha çok Arap âdeti olduğunu söyleyebilirim. İngiltere Çevre Bakanı''na göre ülkesindeki Pakistan asıllı vatandaşların yüzde 55''i yakın akraba evliliği içinde imişler. Yüzde 55, inanılması zor bir oran! 2., 3., 4. derece kuzenler, akrabalar arasındakiler de belki hesaba katılmıştır. İslâm''da hala ve teyze ile evlenilemez (Hristiyanlık''ta Papa, hanedan zaruretleri bakımından bazı teyzelerle evliliklere izin vermiştir). Birden fazla eşi bulunan bir Müslüman''ın iki eşi arasında teyzelik ve halalık, anne-kızlık ve kız kardeşlik ilişkisi olamaz, fakat kardeş çocuğu iki eş aynı zamanda mümkündür. İlk Çağ devletlerinde erkek, yalnız annesi ve kendi kızı ile evlenemezdi, kız kardeşle evlilik yaygındı. Akrabalık derecesi uzaklaştıkça, sakat doğum ihtimali azalıyor. Hiç akrabalık (kan bağı) bulunmayan evlilikler bu bakımdan en tehlikesiz sayılıyor. İngiltere''deki Müslümanların diğer bir problemini, yarın ele almak istiyorum. Yıllarca süreceğine emin olduğum baş örtüsü konusundan uzaklaşırız.
Oxford Camii
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Oxford (Oksford), dünyanın en seçkin, aynı zamanda en eski üniversitesidir (550 yılında kuruldu). Bu şehrin camiinin imamı -herhalde Pakistanlı- Münîr Efendi, İngiliz otoritelerinden ezân''ın oparlör ile verilmesi iznini alamadı. Yalnız cuma ezânı için istedi, henüz cevap gelmedi. Bu arada Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams (2003''te hayat boyu seçildi), İngiltere vatandaşı Müslümanlar''ın şerîat kuralları içinde yaşıyabilmeleri gerektiğini söyleyince, Başbakan derhal müdahale etti: İngiltere''de her vatandaşın İngiliz yasalarına uymakla yükümlü olduğunu, istisna yapılamıyacağını beyan etti. Canterbury Başpiskoposu, ne demek? Bunu açıklamam gerekiyor ki, İngiltere Başbakanı''nın acele davranmasının sebebi anlaşılsın. İngiltere''de bütün dinler, mezhepler, tarîkatlar serbesttir. Fakat Protestan''lığın Anglikan mezhebi, resmî dindir ve başı İngiltere hükümdarıdır. Ancak din adamı olarak, Anglikan mezhebinin başları, Canterbury Başpiskoposu ile York Başpiskoposu''dur. İngiltere''de resmî protokolde kişilerin sırası şöyledir: Hükümdar (kral veya kraliçe), eşi, çocukları, ailesi... Bunlardan sonra 1. sırada Canterbury Başpiskoposu, 3. sırada York Başpiskoposu, 4. sırada Başbakan, 5. Lordlar Kamarası (Senato) Başkanı, 6. Avâm Kamarası (Millet Meclisi) Başkanı...
Şaşırdınız değil mi? (bu protokolün bütününü merak edenler için: Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hânedanlar, c.4, s.824, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını). Bütün dünyada Anglikan mezhebinin -yukarıda anılan- sadece 2 başpiskoposu, ama 743 piskoposu vardır ki protokolde bunlar Lord=baron derecesindedirler; fakat baron''lardan önce gelirler, İngiltere''de başka mezheplerden Protestanlar, 4.2 milyon Katolik ve 0.3 milyon Ortodoks Hristiyan, 110.000 Mûsevî, 2 milyon kadar Müslüman, ayrıca Hindistan ve Uzak Doğu dinleri mensupları yaşıyor. Katolikler''in 2 kardinal ile 17 piskoposları bulunuyor. İngiltere''de Müslüman nüfus Rusya, Fransa, Almanya''dan sonra geliyor. Fakat hızla artıyor. İngiltere''nin 1947''ye kadar tam bir buçuk asır müddetle -Müslüman nüfusu bakımından- Dünya''nın 1. Müslüman devleti olduğunu hatırlatıyorum.
Kosova Cumhuriyeti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Balkanlar''da ikinci bir Arnavut devletinin gerçekleşmesi, bölge tarihinin önemli bir olayıdır. Kosova Cumhuriyeti, Sırbistan''dan sonra, denize kapalı, kıyısı bulunmayan ikinci Balkan devletidir. Karadağ''dan sonra en az nüfuslu Balkan devleti... 1912 sonuna kadar Kosova eyaletimizin bir kısmını oluşturuyordu.
Balkanlar''da niçin iki Arnavut devleti olmasın? Sırbistan ve Karadağ iki Sırp devleti değil mi? (Bosna''nın Sırp kesimi ile 3 ediyor). Türkiye, Kosova''yı tanıyacaktır. Rusya''yı gücendirmek, Türkiye''nin dış politikasına aykırıdır. Moskova''nın Ankara''ya gücenmeyeceğini umuyoruz. Balkanlar''ın dünkü yöneticisi ve Kosova''nın tam 530 yıl idarecisi olarak, Arnavutları, Sırpların kesip biçmesine terk edemeyiz. Arnavut milliyetçiliğini, Türkiye''nin kadrini bilmeye davet ediyoruz. Makedonya''da ve Kosova''da Türk azınlıklarına epey sataştılar. Türkiye''de milyonla Arnavut asıllı Türk vardır. Arnavutların Müslüman''laşmasına Osmanlı hiçbir baskı yapmadı. Osmanlı gelince kendiliklerinden ihtidâ ettiler, Boşnaklar gibi. Hayır Hristiyan kalacaksınız! diyemezdik (klasik dönemde Osmanlı''nın kitle ihtidâlarına tarafsız davrandığını konunun uzmanları bilirler). Bugün bazı parlak Arnavut yazarlar, Türklere uymayıp Hristiyan kalsalardı şimdi Avrupa Birliği üyesi olacakları gibi zırvalar yazdıkları için bu hususu vurguladım. Kosova, birkaç yılda kendine gelir. İstenirse Arnavutluk''la birleşir. Kıbrıs Rumları, Kuzey Türk Cumhuriyeti''ne örnek oluşturur diye, Kosova''nın istiklâline karşıdır. Bu vesileyle ihtiyar ırkçı komünist eski kanlı terörist Papadopulos seçimi kazanamazsa, bu da insanlık ve AB için kazançtır (seçimin 24 Şubat''a kalacağını sanıyorum). BM ve NATO askeri, Kosova''yı boşaltıyor. İki bin kadar Avrupa Birliği polisi geliyor. Başlarında bir Fransız''ın bulunması büyük hatadır. Bosna''daki en büyük soykırımından bir Fransız generali ile Hollandalı korkak bir albay sorumlu değil mi?
.Türkleri yakmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkleri yakmak da ne demek? Engizisyon''a mı, Otuz Yıl Savaşları vahşetine mi döndük? Hitler''i, Himmler''i mi özledik?
Hitler, Avusturya imparatorluğu vatandaşı doğdu. Delikanlılığında Almanya imparatorluğu vatandaşlığına geçti. 1933''te seçimle
şansölye (federal başbakan) oldu. 12 yıl içinde Almanya''yı batırdı ve dünyayı da ateşe verdi. Alman''lığın yükselmesinde önemli rolleri bulunan Yahudilere, kendi hallerinde zavallı Çingenelere kafasını takmıştı. Alman''lığın 1000 yılda kazandığı koskocaman ülkeleri, muhteşem Alman kültür beldeleri ile birlikte düşmanlarına kaptırdı. Bu topraklar bugün Almanya''nın değildir. Zaten üzerlerinde Alman da kalmadı. Almanya''ya dönmeleri akıldan bile geçmez.
Şimdi Almanya ve Avusturya''da manyak kalıntıları,Türklere musallat oldular. Vurup öldürmüyorlar, yakıyorlar.
Almanya şansölyesi (federal başbakan) Prof. Angela Merkel''in, Türkiye''yi Avrupa Birliği dışında bırakmak gibi temelinden yanlış, gerçekleşmeyecek bir yanılgıya kapılması, bu yanlışı sık sık dile getirmekten kendini alamaması, birinci âmildir. Türkiye, tam üyelik dışında her teklifi, Türk milletine yapılan hakaret şeklinde algılar.
Avusturya''da şansölyenin (federal başbakanın) sesi çıkmıyor. Görevi Dışişleri Bakanı üstlenmiş gibi. Sık sık Türkiye''ye sataşıyor. Çek asıllı bu hanımefendinin de dilini tutması, komplekslerinden kurtulmaya gayret göstermesi gerekiyor. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kompleksi... Unutuverin yahu! Sultan Süleyman''ı unuttuğunuz gibi, onu da unutun. Kara Mustafa Paşa''yı, Viyana''nın her karış toprağına, her taşına sindirdiniz!
1915-17''de 2 tümenli 15. Türk Kolordusu''nun Avusturya topraklarını savunmak için Galiçya''ya gelip Rusya imparatorluk orduları ile binlerce şehit vererek savaştığını nasıl unuttunuz? Kolordumuzun komutanı, sıradan bir asker değildi. Dünya tarihinin gördüğü en büyük armadayı 18 Mart 1915 günü, Çanakkale''de hezimete uğratan Orgeneral Cevad (Çobanlı) Paşa (1870-1938) idi ki Mareşal Şâkir Paşa''nın (1853-1919) oğludur. Niçin Viyana''ya Cevad Paşa''nın heykelini dikmiyorsunuz?
.Kosova''yı tanımak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kosova''yı tanımakta tereddüt geçiren devletler, Sırbistan misali ayrışmaktan çekiniyorlar. Yoksa Arnavutlar Sırp tahakkümünde yaşamak için yaratıldı! gibi bir iddiaları olamaz.
Zira iki kavim arasında din birliği yoktur. Dil birliği yoktur. Tarihten gelen beraber yaşamak tecrübesi mevcut değildir. Örf, âdet, zevk, san''at yakınlığı bulunmuyor.
Sırpların 1913''te Arnavutlarla meskûn Osmanlı topraklarının yarısına el koymaları, bu çarpıklığı meydana getirdi. Diğer yarısı üzerinde Arnavutluk devleti kuruldu. Bir milletin diğer yarısını, zerre kadar sevmediği yabancı bir devlete bırakırsanız, cihan savaşlarının tohumlarını ekmiş olursunuz. Nitekim öyle oldu.
Bugün de Sancak denen, Boşnaklar, Türkler, Arnavutlar, kısaca Müslümanların yaşadığı 1913''e kadar 5 asırlık Osmanlı bölgesi, hâlâ Sırbistan''dadır. Sancak ahalisi Sırplardan nefret ediyor. Sırbistan, Türkçe isim taşıyan bu bölgeden de çekilecektir (burası Osmanlı Türkiyesi''nin Yenipazar Sancağı idi. Cumhuriyet''te önce vilayet, sonra bugün il dediğimiz mülkî üniteye Osmanlı''da sancak deniyordu).
Rusya, Çin, İspanya gibi büyük devletler de, zamanla tereddütleri ortadan kalktıkça şüphesiz Kosova''yı tanıyacaklar. Bu devletlerin parçalanmak duygusuna girmeleri anlamsızdır.
Sonra Arnavutluk''la Kosova birleşecek. Yeni bir yaygara kopacak. Az zaman sürüp durulacak. 40.000 km2 üzerinde 5.5 milyon nüfuslu bir Arnavutluk oluşacak.
Sırbistan''ın asabiyetini anlıyoruz. Ancak Bosna''nın Sırp kesimi ile birleşmeye kalkışırsa, yeni huzursuzluk doğacaktır
.Adios Castro!
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Fidel Castro, Küba devlet başkanlığından çekildi. 81 yaşında ve meş''um iktidarının 49. yılında idi. Arkasında, ayda 30 dolarla geçinen, ülke dışına çıkmaları yasaklanmış 11 milyon çok yoksul Kübalı bıraktı (105.000 km2''dir). Havana sokaklarında görülen en yeni otomobiller 1959 modeldir. Zira bu tarihte otomobil ithali yasaklandı.
50 yıl içinde ülke nüfusunun yarısı Birleşik Amerika''ya sığındı, orada yerleşti. Deniz yoluyla Amerika''ya kaçan binlerce Kübalı boğuldu [ABD (Florida)-Küba arası denizden kuşuçuşu 225 kilometredir]. Küba''nın on iki ay güneş altında letafetli tropikal sahilleri, Kübalılara kesinlikle yasaktır. Turistlere mahsustur. Turistler de, halkın yaşadığı bölgelere geçemezler. Bütün gelir turizme, dünyanın en nefis tütünü olan puroya ve şeker kamışına dayanır.
Bir Kübalı hanımla bir gece eğlenmek Küba''da 10 (on) dolar, Florida''da 2000 (iki bin) dolardır.
Castro, dünyaya paralı asker şeklinde terörist ordular ihracı ile epey kazandı. Rusya''nın kanatları altında yaşadı. Ama son 15 yılda her şey değişti. Komünizm her ülkeden kovuldu. Küba ile Kuzey Kore, mukavemet etti ve ediyor. Venezuelalı Chavez''in desteği bile Castro''yu kurtaramadı. Ama Castro, 900.000.000 (dokuz yüz milyon) dolar nakdi cebine indirmiş bulundu. Düşününüz ki, bin yıllık muazzam hanedanların vârisleri olan İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth''in 500 ve Hollanda Kraliçesi Beatrix''in 270 milyon dolar nakitleri vardır.
1962 krizi ile Üçüncü Cihan Savaşı çıkartmanın eşiğine gelen Castro, dünyanın en problemli ülkelerinden birini bırakarak iktidardan çekildi. Komünizm musallat olmasaydı Küba bugün, en az Meksika''nın refah ve insan hakları düzeyinde idi.
Castro, Komünist Parti başkanlığından çekilmedi. Devlet başkanlığını ve başkomutanlığı, esasen bu görevlerde birinci yardımcısı olarak bulunan kardeşi Orgeneral Raul Castro''ya bıraktı. Ağabeyinden sonra Küba''nın en zengin kişisi 76 yaşındaki Gen. Raul, belli ki Castro''ya halef olacak. Ve kısa bir müddet sonra Küba''da komünizm sona erecek. Bugün Küba ordusunun resmî adı olan İhtilâlci Silâhlı Kuvvetler''in ilk kelimesi de, emin olunuz, Kübalılar için pek çok acıklı bir dönemin korkunç simgesi şeklinde hatırlanacak.
.İran''ın 29 yılı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Geçen hafta, İran İslâm Cumhuriyeti''nin 29. yıldönümü, çok kanlı ve tehditkâr sloganlarla kutlandı. Amerika''ya ölüm, İsrail''e ölüm, İngiltere''ye ölüm diye ufuklar çınladı. Dünya tarihinin en büyük şairlerini yetiştiren Fars (İran) dilinin âhengi bu verimsiz yolda hebâ edildi. İran Cumhurbaşkanı''nın evvelsi günki İsrail söylemi, aynı üslûbda idi.
Kutlama aynı zamanda bir nükleer şenliği gibi geçti. Nükleer yeteneği bulunmayan ülkelerin ikinci sınıf devletler olduğu söylendi.
İran''ı 10 yıl içinde dünyanın 5. devleti yapacağını vaad eden Muhammed Şâh Pehlevî, 29 yıl önce devrilmiş, canını zor kurtarmış, hüsrân içinde ölmüştü. -Bu günkü bazı İran ricâli gibi- Türkçe bildiği halde konuşmazdı. Türkiye''yi dehşetli kıskanıyordu. Halbuki babası Rızâ Şâh, Atatürk hayrânı idi. Annesi ve eşi Türk''tü ve Atatürk''le Türkçe konuştu.
Şâh ve Pâdişâh! Asırlar boyu biribirlerine yan baktılar. Türkiye''ninki Sünnî, İran''ınki Şîî Müslümanlar''ın lideri idiler. Fakat 1500-1925 arasında İran hükümdarları Safevî, Avşar ve Kaçar hanedanları ile Türk idiler. 16. asırda Safevî İran''a Türkmen Devleti deniyordu (Mısır Memlûk sultanlığının resmî adı ise Türk Devleti idi.) 1500 öncesinde İran, Sünnî Türk devletlerine aitti. Bugün İran''daki 30 milyon Türk''ün sesi sedâsı çıkmıyor.
Bugünkü Türkiye-İran ve Irak-İran sınırları 1639 Kasr-ı Şîrîn anlaşması ile çizildiği için, Osmanlı tarihini bilmediğimizden dolayı, 1639''dan sonra aramızda savaş çıkmadığı yazılıp söyleniyor. Halbuki sonraki asırlarda, 19 ve 20. asırlara kadar, İran ile Türkiye arasında dünya çapında en kanlı ve yıllar süren savaşlar oldu.
Ahmed Şâh Kaçar, İstanbul''a geldi. Sultan Vahîdeddîn''in -Atatürk''ün de istediği- küçük kızı Sabîha Sultân''a tâlib oldu. Son Türkiye hâkan-halîfesi, İran''ın son Türk imparatoruna, Şîî''dir diye kızını vermedi. Ancak savaştığımız yıllar dahil, Şîîler, İstanbul''da ve bütün imparatorluğumuzda mezheplerine mahsus bütün törenleri icra ettiler. Saygı ve merakla izlemişizdir.
Kış harekâtı ve sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kara-Hava kuvvetlerimizin kış operasyonu şahane oldu. Hangi şartlar içinde savaşabileceğimizi görüp sevindik. 1914-15 Sarıkamış trajedisinden bu yana aldığımız mesafe kendini gösterdi. Zaten 1826''da Sultan Mahmud''un kurduğu bugünkü ordumuz, bütün yeniliklerde, inkılâplarda öncü durumundadır. Muâsır medeniyet seviyesinin altına düşmemiştir.
Barzani''nin sesi kısık çıktı. O coğrafyada İngiltere ve Amerika misali rüzgâr gibi geçmeyeceğimiz, kalıcı olduğumuz kafasına dank etmelidir.
PKK gitti gider, bitti biter. Ama yeni isimler altında yeni terör örgütleri zuhûr edecektir. Kaldı ki, Kürt hareketinin sona ermesi de mümkün değildir. Kürt otonomisi gerçeğine göre politikamızı düzenlemeliyiz.
Nasıl bir Kürt otonomisi? Türkiye-ABD ilişkileri, son haftalardaki gibi, iç içe, yoğun şekilde stratejik ittifak kurallarına uyum sağladığı takdirde, bugünkü sınırları ile bir Kuzey Irak otonom devleti, Irak''ın federe bir parçası şeklinde oluşacak, gelişecek fakat Kerkük''e uzanamayacaktır.
Türk siyasî ve askerî politikası, stratejik ittifak kurallarından ayrıldığı takdirde; Amerika, Türk desteğinin yerini Kürt, Ermeni ve benzeri kıytırık güçlerle telâfiye mecburdur. Bu durumu anlamamız ve tabii karşılamamız gerekir. Bu olumsuz senaryo gerçekleşirse otonomi bağımsızlığa dönüşür. Kerkük bu yeni devlete verilir. Kuzey Suriye şeridi ile Kürdistan, İskenderun Körfezi güneyinden Akdeniz''e çıkarılır. Bütün dünya ile kolaylıkla irtibatlanır. İran''ın Kürt, hattâ Lor eyaletleri ile Güneydoğu Anadolu, Kürt eylemlerine serbest bırakılır.
Üstelik Washington-Ankara uyumu, bizi Avrupa Birliği camiasında güçlü, hattâ vazgeçilmez kılar. Türk-Amerikan uyumsuzluğu ise, aynı zamanda AB ile ilişkilerimizde büyük sıkıntı oluşturur. Kapılar yüzümüze kapanır. Ermeni cazgırlığı kepazelik çizgisine ulaşır. Bizim kesin görüşümüz budur. Ama herhangi biçim ve üslûpta bir Sol, Orta, Sağ ideolojiden kopamadan dış politika tanzimine girişilirse, realpolitik''in sert, merhamet tanımaz kuralları, hükmünü icra eder.
McCain ile Rice
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bütün dünyada en yüksek ilgiyle izlenen ABD başkan adayları seçimi üzerinde son tahminlerimi sayın okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Gerek iktidardaki Cumhuriyetçi Parti''nin, gerek karşısındaki Demokrat Parti''nin adaylarının ortaya çıktığından beri Demokratlar içinde Hillary Clinton favori idi. Eski başkan (1993-2001) Bill Clinton''ın avukat ve 2. dönemde New York senatörü eşidir. Ama son haftalarda rakibi Obama ileri çıkmaya başladı.
Cumhuriyetçi Parti''de ise 72 yaşındaki McCain''in adaylığı kesinleşti denebilir. Durum şöyle: McCain, ya Hillary Clinton''la ya Obama ile yarışacak.
Obama seçildiği takdirde ilk zenci, ilk Müslüman babadan doğma ve 2. Katolik başkan olacak. Üçü de başkanlık adayı için önemli olumsuz faktörler sayılıyor. Ortalama genel Amerikan toplumunun bir zenci başkanı içine sindirmesinin zorluğunu, Amerikalıları tanıyanlar bilirler. Zenciler dışında zenci adaya başkanlık için oy verilmesi asgarîde kalacaktır. Nitekim Nobel Edebiyat Ödüllü bir İngiliz yazarı, Obama seçilirse ilk yılı içinde öldürüleceği gibi süper fantastik bir iddiada bulundu. 3. yılını tamamlamadan öldürülen ilk Katolik başkan ünlü Kennedy''nin ve bir müddet sonra seçileceği kesin sayılan kardeşinin öldürülmeleri unutulmadı.
Hâlen ABD Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Condoleezza Rice çok yüksek kültürlü, çok başarılı Cumhuriyetçi bir hanımdır. Bush''un çapraşık dış politikası sebebiyle, başkan adayı ve başkan seçilmek şansını kaybetti. İlk zenci ve ilk hanım başkan olmak şansı en fazla Rice''ta görülüyordu.
Ama Rice, Cumhuriyetçi aday McCain''in başkan yardımcısı sıfatıyle Kasım 2008 seçimlerine girerse, bu ikili, kadınlardan ve zencilerden iyi oy alır. Dış politikada çok tecrübeli bir ikili olarak 2009-2013 döneminde, Başkan Bush''un hatalarını telâfi edebilir.
Harekâtın devamı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gece harekâtı ve kış harekâtı, ordumuzun dünyanın sayılı vurucu güçlerinden biri olduğunu kanıtladı. Türk''ü sevmeyenlerin çalımı bozuldu. PKK, Kuzey Irak''ta çil yavrusu gibi kaçıyor. Kaçanların yeniden mevzi tutmamaları için bundan böyle millî dikkatimiz eksilmeyecektir. Otonom Kürdistan''ın başındakiler, Türkiye ile iyi geçinmekten başka yol bulunmadığını kavrayacaklardır. Türk''e Kürt teslim etmek değil Kürt kedisi bile vermeyiz! kabîlinden palyaço edebiyatının sonu gelecektir. Ancak yeni yeni terör örgütleri kurulacaktır. Sapıklıktan ve sapıtmaktan vazgeçemeyen devletler, bu örgütlere destek olacaklardır. Üstelik terörün dünya ekonomisinde ciddi ağırlığı vardır. Pek çok insanın geçim kaynağı ve mesleğidir.
Türkiye''de PKK teröristi bırakmamaya dikkat edeceğiz. Ne yapıp edecek, dağlarımızı temiz tutacağız. Amerika ile stratejik düzeyde iş birliğimiz, dış politikamızın şah damarı, bel kemiğidir. Bu master politikaya zarar verecek davranışlardan kaçınacağız. Birtakım Türk''e yaramaz ilişkilerde bulunmak ibtilâsından uzak duracağız. Washington''la uyum sağlamak bize Brüksel''de çok kolaylıklar kazandıracaktır. Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye''de vatandaşlarımız, vize kuyruklarındaki hacîl durumdan kurtulacaklardır. Dünkü eyaletlerimizin önümüze geçmesi utancını yaşamayacağız. AB üyesi olmakla sınırlarımız tam güvence altına girecektir. Zira artık NATO''nun böyle bir güvence olabilmek misyonu epey şüpheli durumdadır. Türkiye ayağa kalkmıştır. Savaşlarda zaten ayağa kalkmasını biliriz. Bugünlerde Kuzey Irak''ta iki tarafın kullandığı silâhlar, ateş güçleri ve teknik malzeme, dünkü önemli savaşlardaki yoğunluktadır. Harekâtı dikkat, sevgi ve rikkatle izliyoruz. Türk''ü sevmeyenler çaresizdir. Çaresiz kalacaklardır. Bir terör örgütünün nasıl bu derecede güç kazanabildiği üzerinde de -bütün komplekslerimizden arınarak- derinlemesine düşüneceğiz.
Türk san''atı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Şubat, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kültür ve Turizm Bakanlığı, prestij kitapları yayınlamaya devam ediyor. Büyük boyutta, kalın ve en kaliteli papye kuşeye basılmış, güzel ciltlenmiş muhteşem eserler... Kitaplar daha çok san''at ağırlıklı. Türk san''atının çeşitli dalları ele alınmış. Metin, uzman san''at tarihçilerimizin kaleminden çıkmış. Biribirinden güzel ve hepsi renkli fotoğraflar göz kamaştırıyor. İşte son yayınlanan 5 kitap:
Anadolu Selçuklu Dönemi Kervansarayları... Anadolu''da Türk Devri Çini ve Seramik San''atı... Sultanların Silâhları... Türkler''in Ebrû San''atı... Süleymaniye Külliyesi... Bir de: Mehmet Âkif''ten Âsım''a... Bu, Âkif hakkında güzel makaleler içeren, papye kuşeye basılmış küçük boyutta bir kitap, Edebiyat tarihimiz bakımından önemli fotoğraflar çok küçük verilmiş, tam sayfa verilmeli idi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay''ı kutluyoruz. Kitapları yayınlayan kütüphaneler ve yayımlar genel müdürü Divan şiiri uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arı''ya teşekkür ediyoruz. Yazarlarına ve usta fotoğrafçılarına takdirlerimizi iletiyoruz. Türk medeniyetinin, kültür ve san''atının çeşitli dallarını ve konularını, bol renkli resimlerle sunan Kültür ve Turizm Bakanlığı perjtij kitapları, yabancı ülkelere iyi dağıtılmalı. Daha 1935''lerde Atatürk''ün emriyle büyük kartograf ve deniz coğrafyacısı amiral Pîrî Reîs''in Kitâb-ı Bahriyye ve Amerikan Haritası''nı Türk Tarih Kurumu üstün bir baskı tekniği ile büyük boyutta basmıştı. Aynı tarihlerde Milli Eğitim Bakanlığımız, Evliyâ Çelebî''nin biner sayfalık 9. ve 10. ciltlerini, Tanzimat adlı muazzam eseri, Tarih vesikaları gibi periodik''leri, olağanüstü güzellikte baskılarla sunmuştu. Bunları okuyarak tarihçiliğe karar verdik ve Osmanlı kültür hazinelerini tanıdık. Bu geleneği asla bozmıyalım...
Operasyonun sonu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
PKK''ya karşı Kuzey Irak operasyonumuz sürpriz başladı, sürprizle sona erdi. Kara kışta böyle bir harekât asla beklenmiyordu. Ansızın bitirilmesi keza akıldan geçmiyordu. Niçin böyle oldu?
Başkan Bush''un sona erdirmemiz için TV yoluyla ricasını savsaklamayı nezakete veya stratejik ittifak ilkelerine mugayir mi bulduk? Yoksa onların kısa kesin, bizim işimiz bitince çekiliriz atışmalarımız danışıklı mı idi?
Kış ortasında ve gece, hava destekli bir komando harekâtımız, askerî tarihe geçecektir. Gerçek bir performans sergilendi. Aleyhimize
davranmak isteyenler, tereddüt edecekler, derinlemesine düşüneceklerdir.
Bir ihtimal, Afganistan için istenen asker konusunda matlûba uygun cevap vermediğimizden dolayı Washington''ın bozulmasıdır. Amerika, muharip (savaşacak) asker istiyor. Ama masraflarını NATO ödemiyor, gönderen devlet ödüyor. Nasıl olur?
Bu harekâtla PKK yok edilmiş, Kuzey Irak''tan silinmiş değildir. Bunun için bahar ve yaz operasyonları yapmamız da gerekecek. Ancak PKK''nın modası geçmiş Marksist ırkçı bir terör çetesi olduğu teşhisi genelleşmiştir. Sonu gelmiştir. Ama Türkiye''ye karşı yeni çeteler oluşturulabilir. Bu defakiler liberal, hattâ hümanist eşkıya kılığında ortaya çıkabilir!
En beklenmedik zamanlarda ve şartlarda Irak''a girip Türkiye düşmanlarıyla savaşabildiğimizi gösterdik. Operasyonun politik altyapısı da hükûmetçe iyi hazırlandı. Türk''e karşı eşkıyalık eylemlerinin nasıl bir seyir izleyeceğini önümüzdeki aylarda anlayacağız. Harekâtı zamanında kesip kesmediğimiz belirginleşecek. Şimdi bu küçük çapta ama çok anlamlı başarılı kısa savaşımız bittiğine göre gündeme, olanca ağırlığı ile baş örtüsü konusu oturacaktır.
Gazze
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gazze''de kan gövdeyi götürüyor. İsrail, İran güdümünde Yahudileri Akdeniz''e dökeceğini söyleyen Hamas''ın haddini bildirmeye çalışırken, kendi haddini aştı. 40 roket atan uçakları, süper helikopterleri, tankları, ölüm kustu.
İsrail, dünyanın her ülkesinden gelen tepkilere aldırmıyor. Her gün bir iki mütevazı arsalık yer kazanmayı politika hâline getirdi. Bu defa Gazze''de 110 Filistinli öldü, 14''ü ağır 200 küsur insan, bu arada pek çok kadın, çocuk, bebek yaralandı.
Halbuki İsrail 2005''te kendi iradesiyle Gazze''den çekilmişti. Gazze''nin, sınır komşusu Mısır''a bırakılarak kurtarılması makuldür. Ama İsrail kabul etse Mısır böyle bir külfeti yüklenir mi? Zaten İran, Gazze''nin yakasını bırakmaz. Filistinlilere bütün Türk milleti acıyor. Ancak Arapların sorunudur. Epey problemimiz var. Araplarınkini yüklenemeyiz. İsrail''le derin askerî ilişkilerimiz mevcuttur.
27.3.1917, 19.4.1917, 6.11.1917 günleri Birinci, İkinci, Üçüncü Gazze muharebelerinde verdiğimiz binlerce şehit Gazze topraklarında yatıyor. İlk ikisini kazanıp sonuncusunu kaybederek 11 Aralık 1917''de Kudüs şehrimiz düştü.
20. İngiliz kolordusu, ilâveten bir İngiliz süvari kolordusu, tank birlikleri, havadan uçaklar, denizden İngiliz Akdeniz filosu, İngiliz müttefiki Fransız, Hind vs. birlikleri ile meclisimizde Cidde milletvekili olan Emîr Faysal''ın atlı ve develi Arapları, askerimizin üzerine cehennem yağdırdılar. 2. Gazze muharebesinde İngilizler 10.000 zayiat vererek Mısır''a çekildiler.
Filistin cephemizde İngiltere ve müttefiklerine karşı Yıldırım Ordular Grubumuz vardı: Fevzi (Çakmak), Cemal (Mersinli), Mustafa Kemal (Atatürk) Paşalar''ın komutasındaki 4., 6., ve 7. Türk imparatorluk orduları...
Putin kazandı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1991''de Rusya Federasyonu adını alan eski Sovyetler Birliği''nin 3. cumhurbaşkanı olarak Dimitriy Medvedev seçildi. Seçmenin yüzde 70''inin oyunu aldı. Katılım da yüzde 70 civarında gerçekleşti.
Komünist Parti adayı Genadiy Züganov yüzde 17, Liberal Parti adını taşıyan gerçekte faşist partinin adayı Vladimir Jirinovski yüzde 10.5 ve Demokratik Parti adayı Andrey Bogdanov yüzde 1.3
oy aldılar.
Jirinovski, Türkiye''de çok popülerdir. Halkımızın içine girip bizim Türkçe''mizi bülbül gibi konuşur. Türkiye üzerindeki tasavvurlarını hiç saklamaz, dostlar başınadır. İktidara geldiği zaman bunları uygulayacağını tatlı tatlı anlatır. Bir başkası aynı şeyleri söylese silâhlar çekilir.
Seçimleri gerçekte Putin kazandı. Gorbaçov''un yerine 2 dönem (1991-2000) Boris Yeltsin, sonra 2 dönem (2000-2008) Vladimir Putin, cumhurbaşkanı oldu. Rusya -Fransa gibi- yarı başkanlıktır. Başbakan vardır, fakat ikinci derecede yönetime katılır. Rusya''nın yeni anayasasına göre federasyon başkanı, üst üste iki defadan fazla seçilemiyor. Bundan dolayı Putin, başbakan yaptığı Medvedev''i şimdi de başkan seçtirdi. Rusya''yı 4 yıl daha bu defa başbakan sıfatıyla kendisi idare edecektir. 4 yıl sonra tekrar başkanlığa geçmesi mümkündür.
Zira Putin, güçlü bir Rusya oluşturdu. Bana göre, Avrupa Birliği''ne girip Almanya ile Avrupa birinciliğini, ayrıca Asya''da Amerika ile enerji paylaşımını çekişecektir. Rusya, güneşte yerini almak istiyor. 1917-1990 arasında Avrupa medeniyetinin ayrılamaz parçası olduğunu unutmuştu. Çünkü çekirge istilasından beter komünist işgaline uğramıştı. Geçmişte çok kötü şeyler yaptığı Türk cumhuriyetlerinin yakasından düşen Rusya, artık dostumuzdur.
Ermenistan seçimleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ermenistan''da kan gövdeyi götürüyor. Osmanlı''nın son dönemlerinde Müslümanları kesip biçmişlerdi. Bilhassa Kürtlere musallat olmuş, yüz binlercesini öldürmüşlerdi. Bugün Ermenistan denen geçen asrın Türk yurdu küçük ülkede birkaç milyon Ermeni birbirine girdi.
Nedir? Güya cumhurbaşkanı seçimi yapılmış. Meclis basıp milletvekili ve bakan katlederek iktidara gelmeye alışmışlardır. Seçim yapmayı falan beceremezler. Barış yapmayı bilmedikleri gibi.
Bu satırları yazan Yılmaz Öztuna''nın, Ermeni hasmı olmadığını, İstanbullu Ermeniler bilir. Kitaplarımda onları, İstanbul''da oluşan çok parlak Osmanlı Türk medeniyetinin bir parçası şeklinde anlatmışımdır.
Bugün, akıllarını başlarına devşirip Türkiye ile ilişki kursalar, beş yılda dünyaya açılırlar. Çalışkan, san''atkâr bir millettir. Refaha kavuşurlar. Ancak, terör örgütlerinden yakalarını kurtarmaları gerekir.
Şu sırada, Ermeni meselesini, bu konuda okuduğum nice kitaptan daha vecîz, daha net, daha anlaşılır tarzda kaleme alınmış ilmî bir kitap yayınlandı: Ermeni Meselesi, İstanbul Osmanlı Araştırmaları Vakfı yayını Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, iki arkadaşı, Doç. Dr. Said Öztürk ve Dr. Recep Kara ile birlikte kaleme almış. 181 soruyu cevaplayarak, her birinin belgelerini göstererek hazırlanmış mükemmel bir eserdir. İlgililere dağıtılması ve tercüme
edilmesi gerekir. Ahmed Akgündüz, çok çalışkan bir Osmanlı hukuk tarihçisidir. 9 ciltlik Osmanlı Kanunnâmeleri külliyâtı, inanılması zor bir çalışmanın ürünüdür.
Siyasî çözüm
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kürt meselesi için siyasî çözüm istekleri çok konuşulmaya başlandı. Kürtler de, Türkiye de, Avrupa ve Amerika da, siyasî çözüm istiyor. Ancak bu kavramı, her biri ayrı ayrı anlıyor.
Kürtler''e göre siyasî çözümün ilk safhası, Güneydoğu Anadolu''da otonom eyalet statüsüdür. Pankürt hareketi, bunu elde edince, akabinde şu merhaleleri geçmeyi planlamıştır: Güneydoğu Anadolu''da federe devlet, Türkiye''den ayrılarak tam bağımsız devlet, Kuzey Irak''ta oluşacak bağımsız devletle birleşerek tek Kürdistan hâline gelmek, İran ve Suriye''den de topraklar kopartmak..
Bu, kürtçülerin rüyasıdır. Gerçekleşmesi şansı hiç yoktur. Pekiyi Türkiye nasıl bir siyasî çözüm düşünüyor?
Fransa''nın, anadilleri Fransızca olmayan otonom halklarına tanıdıkları hakları bizim aynen Kürtler için tanımamız, AB standartlarına uygun en makul yoldur. Fransa''dan geri kalmak istemeyiz. Ama Fransa''dan fazlasını vermemizi isteyenleri de Türkiye''ye hasım sayarız.
Amerika''nın, Kürtler''i elinin altında tutmak istediği âşikârdır. Zira Asya politikasında Türkiye''ye güvenemiyor. Hamas''la Suriye ile, İran''la temaslarımız Washington''ı, bizim bir türlü tasavvur edemediğimiz ölçüde rahatsız ediyor. Buna karşılık Türkiye''de de Amerika''ya karşı güven eksikliği var. Müttefiki Türkiye''ye silâh ambargosu koyan, Başkan mektubu ile Türkiye''ye tehditler savuran, Ermeni''yi, Rum''u, Kürd''ü, PKK''yı Türkiye aleyhinde kollayıp duran Amerika imajı, politikamızı şiddetle etkiliyor. ABD Başkan Yardımcısı''nın Ankara''ya geleceği gün çok yaklaştı. Bu şartlar içinde siyasî çözüm arıyacağız.
Sürpriz bir ziyaret
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Irak Cumhurbaşkanı Talabani''nin, birkaç bakanı ile ansızın Ankara''yı ziyareti, kısa da olsa, dikkatleri çekti. Mutat şeyler söylendi. En gerçekçisi, 4 milyar dolar yıllık kapasitedeki Irak ticaretimizin 20 milyara çıkarılabileceği idi. Irak''ın bütünlüğü ve Türkiye ile dostluğu üzerinde mutabık kalındı. Talabani, Barzani ile birlikte, Kuzey Irak''ta otonom bir Kürdistan oluşturan kişidir. ABD tarafından, Saddam''ın yerine Irak cumhurbaşkanı yapıldı. Irak''a Arap olmayan, Arap Kürt''ü bile olmayan, Arap düşmanı bir Kürt''ün devlet başkanı yapılmasını Iraklılar yakın geçmişte tasavvur bile edemezlerdi. Bu suretle Arap coğrafyasından önemli bir parça koptu. 20 küsur Arap devletinin sesi sedası çıkmadı gibi bir şey. Bütün bu ters gelişmelerin müsebbibi, Saddam adlı çok kanlı bir generalin ülkeyi ele geçirmesidir.
Arapların dirilişi manasındaki Baas sosyalist Arap ırkçısı öğretinin temsilcisi Saddam, kendi diktatörlüğü altında Arap birliğini gerçekleştirmek istedi. İşe Kuveyt''in işgali ile başladı. Umman Denizi''ne, Kızıldeniz''e, Akdeniz''e oradan zıplayarak Kuzey Afrika''ya ulaşmak ve enerji tekeli kurmak hayali Saddam''a yetmedi. Cihan devleti Birleşik Amerika''ya haddini bildirmeye kalkıştı. Halbuki artık Saddam''ı savunacak Sovyetler ortadan kalkmıştı, Saddam farkına varmadı. Ama ABD''nin Irak''ı işgalindeki acemilik ve beceriksizlik, bir bakıma bugün Saddam yönetimini aratır hâle geldi. İnsanlığın Tarih dönemine girdiği (M.Ö. 3300) topraklarda tam bir insan ve medeniyet kıyımı ve kırımı oldu. Talabani, Türkiye''ye, PKK''yı ortadan kaldırmak için Barzani ile anlaşmayı teklif ederek, Amerikanca konuştu. Türkiye şüphesiz Irak''ın bütünlüğünü ister ve bu, doğru bir politikadır. Ama bizim arzumuz yetmez. Irak muallaktadır, hâlâ boşlukta sallanıyor.
Pakistan''da koalisyon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Demokratik seçimler yenilikler getirir. Yenilenmelerde ise hayır vardır. Pakistan''da 18 Şubat seçimlerinde Pakistan Halk Partisi 1. ve Müslüman Birliği Partisi 2. sırayı aldı. İlki Buttoların, ikincisi 8 yıl önce Pakistan''ı terk edip geçenlerde dönen Navaz Şerîf''in partisidir. Buttoların partisinin başında Benazir Butto''nun katli üzerine yerine geçen eşi Zerdârî vardır. O başbakan olacak. Ne yapacağını göreceğiz. Cumhuriyetlerde aynı ailelerden liderleri tarihçi görüşüyle şüpheli karşılarım. Az istisnası vardır.
Navaz Şerîf''in partisi epey sağdadır. Her iki partinin de, sekiz buçuk yıldır cumhurbaşkanı olan ve geçenlerde 3. defa seçilen 65 yaşındaki Orgeneral Pervez Müşerref''le araları iyi değil. Pakistan, kuruluşundan bu yana, Türkiye''nin nadir gerçek dostu, önemli bir ülkedir.
Hindistan''daki aynı halklardan oluşan nüfusu, Müslüman olmakla Hindistan''dan ayrılmıştır. Meselâ Pencâbî (Pencâb dili) Pakistan''da 108 ve Hindistan''da 32 milyonun ana dilidir.
Pakistan İslam Cumhuriyeti''nde resmî diller, İngilizce ile Hindce''nin Arap harfleri ile yazılan ve çok Türkçe kelime içeren Urdû lehçesidir. Britanya Milletler Topluluğu (Commonwealth) üyesi bulunan Pakistan, Çin, Hindistan, ABD, Endonezya, Brezilya''dan sonra nüfus bakımından (180 milyon) dünya devletleri arasında 6.''dır.
Pakistan, ABD ve İngiltere''nin müttefikidir. Afganistan''ın durumu bakımından son derece de kritik pozisyondadır. Bir siyasî kriz, bütün Asya''da vahîm neticeler doğurabilir. Atom bombası sahibi tek Müslüman devlettir.
İspanya ve Fransa seçimleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Geçtiğimiz pazar günü iki Latin Katolik Avrupa devletinde yapılan seçimler, dünya medyasında geniş yorumlara konu oldu.
İspanya Krallığı''nda genel seçimler yapıldı. Fransa Cumhuriyeti''nde ise yerel seçimlerin ilk safhası gerçekleşti. Önümüzdeki pazar günü ikinci oylama ile Fransa''nın yeni yerel yönetim tablosu ortaya çıkacak. İlk defa Türk asıllı Fransızlar 100 adayla katıldılar.
İspanya''da başbakan Zapatero''nun sosyalist partisi fark attı. İktidarını sürdürecek. Zapatero ile Tayyip Erdoğan arasında güzel bir şahsî dostluk kurulmuştur. İspanya, İtalya ve İngiltere gibi, Türkiye''nin AB üyesi olması için çalışıyor.
Fransa''da durum epey karmaşık. Eski ve yeni eşleri ile dünya magazin medyasından düşmeyen Nicolas Sarkozy (Nikola Sarkozi), başlangıçtaki prestijinden epey kaybetti. Kendisini cumhurbaşkanı ve yarı başkan olarak Fransızların yüzde 70''i beğeniyordu. Bugün bu oran yüzde 35''e düşmüştür.
Gûyâ Merkez Sağ''ı temsil eden, de Gaulle''ü (dö Gol) devam ettiren Sarkozy, Merkez Sağ''ı geriletti. Bakan da yaptığı Patrik Deveciyan, Sarkozy''nin partisinin genel sekreteridir. Fransız''dan çok Ermeni gibi davranan ve Türkofobi ile mâlûl (illetli) bulunan Deveciyan, Sarkozy''yi mutlak etkisine aldı. Fransa Devletini, Türkiye''ye verdiği şeref sözünden kıvırtmanın peşine düşürdü. Akdeniz projesi ile Avrupa''yı oyalıyor. Baltık devletlerinin bulunacağı acayip bir Akdeniz Projesi... Avrupa Birliği''nin kurucusu Fransa olmasına rağmen birinciliği Almanya''ya kaptırmıştı. Akdeniz''de de şimdiden aynı âkıbet belirdi.
Kapitalizmin dünya 4.''sü
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kapitalizmin dünya 4.''sü ilân edilen şehir İstanbul''dur. Ünlü Forbes dergisi, her yıl dünyadaki dolar milyarderlerini sıralar. Geçen ay, Türkiye''deki milyarderlerin en büyük artışı gösterdiğini isimleri ile yayınladı, servetlerine göre sıraya dizdi. Birkaç gün önce Londra''da çıkan The Sunday Times gazetesi, bu zenginleri, ikamet ettikleri (oturdukları) şehirlere göre sınıflandırmış. Dünyada 15 ve üzeri sayıda dolar milyarderinin bulunduğu ilk 10 şehir şöyle:
Moskova (Rusya) 74 milyarder, New York (ABD) 71 milyarder, Londra (İngiltere) 36, İstanbul (Türkiye) 35, Hong Kong (Çin) 30, Los Angeles (ABD) 24, Bombay (Hindistan) 20, San Francisco (ABD) 19, Dallas (ABD) 15, Tokyo (Japonya) 15 milyarder...
Tokyo''da 15, İstanbul''da 35 dolar milyarderi!.. Paris (Fransa) ve Almanya''da herhangi bir şehir 10''lu sıralamanın dışında...
Ben İstanbulluyum. 1960''lar İstanbul''unda zengin denen birkaç kişinin hayat standartlarını biliyorum. Avrupa-ABD çapında ancak orta halli sayılırlardı. Ansızın nüfus patlaması oldu. İstanbul''da İstanbullu küçük bir azınlığa düştü. İstanbul, dünyanın en büyük köy-kenti hâline geldi. İliklerine kadar yağmaya uğradı. Ama asıl yağma, İstanbul''u İstanbul yapan klasik kültürde gerçekleşti.
Şimdi İstanbul, kalkınmaya, dünyanın en uzun müddet imparatorluk (Roma-Bizans-Osmanlı) şehri kimliğini vurgulamaya çalışıyor. İstanbul için yapılacak her hamlenin yanındayım. Her kültürsüzlüğün karşısındayım. 35 milyarderle dünya 4.''lüğünü yakalamak ne manaya gelir? Ben tarihçiyim. Bu tahlili sosyologlar daha iyi yapar gibime geliyor...
Güneydoğuya yatırım
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Hükûmetin, Güneydoğu Anadolu''ya 12 milyarlık yatırım projesi, DTP milletvekillerince heyecan ne kelime, memnuniyetle bile karşılanmadı. Önümüzdeki -çok önemli- yerel seçimlere malzeme ithamiyle suçlandı. AK Parti''nin, Diyarbakır belediye başkanlığını kazanmak için elinden geleni esirgemeyeceği, elinden gelmeyeni bile zorlıyacağı açıktır. DTP''nin Diyarbakır belediyesini kaybetmesi, Öcalan''dan ve PKK''dan emir alan kürtçüler için yıkım mahiyetindedir. Kürtçü olmayan diğer partilerin bu başkan seçiminde AK Parti adayını desteklemeleri vatanseverlik şeklinde değerlendirilecektir.
Emsali de vardır. MHP, kritik oylamalarda, AK Parti''ye büyük rahatlık sağlamıştır. Diyarbakır halkının hayatlarını sefalet içinde geçirmelerine dayanan bir politika uygulayan belediye başkanı, geçmişin çöplüğünde kalmalıdır. Güneydoğuya yatırıma itirazımız yoktur. Ancak kürtçüler, bu yatırımla şifa bulmaz. Otonom eyalet isteyecekler, onu bile bir merhale olarak algılayacaklardır. En doğru politika, GAP''ı bitirmektir. Öncelik verip tamamlamaktır. Bölgeye refah götürecektir. Daha önemlisi, Fırat ve Dicle akarsularında egemenliğimizi sağlıyacaktır. Zira bunlara hayasızca dikilmiş gözler vardır. Ve yakın gelecekte su, petrol değeri kazanacaktır. Zaten PKK, GAP''ın gerçekleşmesini engellemek için kurulmadı mı? Bu arada tabiatiyle, Avrupa Birliği standartları neyi gerektiriyorsa, anadilleri, Kürtçe olan Türk vatandaşlarımız için aynı haklar hemen tatbikata kavuşturulmak gerekir. Herkesin zorunlu Türkçe öğrenmesi ve Türkçe eğitiminden geçmesi, AB''nin diğer bir temel kriteridir. Kürtçe öğrenmek, özel sektör teşebbüsüdür. Resmî okullara seçmeli ders suretinde bile sokulamaz.
Parti kapatmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Parti kapatmak, demokrasinin temel kuralları ve felsefesi ile çelişir. Demokrasi partilerle yaşar.
İktidar, hele tek başına iktidar partisini kapatmak teşebbüsü, ancak askerî darbelerde görülmüştür ve en olumsuz sonuçları vermiştir. Bir partinin kapatılması, şiddet ve terör kullandığı takdirde mümkündür. Parlamenter demokrasilerde, hükümdar veya cumhurbaşkanının tam bir dokunulmazlığı (masûniyet) vardır. İtham edilemezler. Aynı dokunulmazlık, daha sınırlı şekilde, parlamenter (milletvekili veya senatör) için de bahis konusudur. Bir milletvekili, hemen her şeyi söyleyebilmelidir. Az bir sınırlama mümkündür. Şunu söyledi, bunu telaffuz etti diye yakasına yapışılamaz. Demokrasi, milletvekili dokunulmazlığı üzerine kurulmuş bir rejimdir. Politika tarihçileri bunu bilirler. Bu genel kurallar dışında, yüksek bir oyla tek başına iktidar olan bir partinin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı gibi yargının zirvesindeki bir görevli tarafından, hem de kapatılması ve 71 üyesinin 5 yıl siyaset dışı bırakılması isteğiyle Anayasa Mahkemesine verilmesi, ilk defa vuku buluyor. En hayatî sorunlar içinde bulunan Türkiye şimdi, önümüzdeki aylarda, bu kapatma davasına odaklanacaktır. Türk demokrasisi, milletlerarası arenada sakız gibi çiğnenecektir. Millî irade incinecektir. Elbette Yüce Mahkeme''nin kararını beklemekten başka çare yoktur. Ancak, Türkiye nasıl böyle bir ortama düştü? konusu üzerinde derinlemesine düşünmek gerekiyor. İktidar da, muhalefet de doğru teşhislerde bulunmaya mecburdur.
Krizi hafifletmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''de gerçek bir kriz oluştu ki, aylarca sürecektir. Bu müddet içinde ülkenin pek çok hayatî meselesinin ortada kalması muhtemeldir. Zira demokrasilerde iktidar partisinin, devletin en yüksek savcısı tarafından, en yüce mahkemeye kapatılması talebiyle sevk edilmesi, büyük bir sürprizdir. Bütün dünyada şaşkınlık doğurdu.
Zararı azaltmanın tek yolu, krizi hafifletmektir. Cumhuriyet Başsavcısı, bir uyarı, bir para cezası değil, en ağır cezayı taleb etmiştir. Davanın bütün safhalarını soğukkanlılıkla izlemek, kitleleri heyecana vermemek, sabırla beklemek gerekir.
Anayasal prosedür işleyecektir. Yüce Mahkeme, dava dilekçesini kabûl ettiği takdirde, AK Parti, savunmasını hazırlayacaktır. Ve ayrıca baş örtüsü davası gündemdedir.
Başta AB ve ABD olmak üzere dış ilişkilerimizde bir aksaklık ihtimali, iç kargaşadan daha önemlidir. Cheney''nin ziyareti çok yaklaştı. ABD bu ziyaretten umduğunu bulamazsa, mutlaka bir terslik yapacaktır. İç krize dış kriz eklenmesi ihtimali ve iki krizin biribirini beslemesi, serinkanlılıkla atlatılmalıdır.
Ne yapıp yapacak, demokrasiden asla vazgeçmeyeceğiz. Demokrasiden vazgeçmek, muâsır medeniyet seviyesinden uzaklaşmak demektir. Türkiye buna müstahak değildir, olmamalıdır. Unutmayalım: Demokrasi kendini savunur. Devlet kendini korur.
Başsavcının açtığı dava, şahsî bir teşebbüs değildir. AK Parti hakkında, bilhassa baş örtüsü konusunda gittikçe radikalleşenlere tercüman olmuştur. Bu derece karşıtlığın sebeplerini, duygusal sözlerle değil, politikanın gerçekleri çerçevesinden çıkmayarak incelemek gerekiyor. Niçin? sorusunun doğru cevabını bulmadıkça kriz, büyüyerek sürüp gider.
Cheney''yi beklerken
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yasama (Teşrî) ve Yasama''nın içinden çıkan Yürütme (İcrâ) ile Yargı''yı kavgalı hâle getirmeden, epey büyük çaptaki iç krizi alçaltarak, yumuşatarak, hafifleterek etkisini azaltmak, doğru politikadır.
Devlet organlarının karşı karşıya gelip birbirlerini suçlamaları, krizi azdırır. İki taraf da yandaşları devlet kuruluşlarına uzanarak krizi en zararlı hâle getirirler. Düzen rayından çıkar.
Bu arada dış politikayı ikinci plana atmak, Türkiye''yi de ikinci plana düşürür. Bugün en aktüel dış politika konusu, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney''nin Orta Doğu ziyareti içinde Türkiye''ye gelmesidir. Şu anda Bağdad''dadır. Cumhuriyetçi Parti''nin başkan adayı Senatör McCain, beraberindedir (Ocak 2009''da başkanlığı kazanması en kuvvetli ihtimaldir.)
Amerika devlet protokolünde 2. kişi olan Cheney, Türkiye''den ne isteyecek? İsteklerine biz ne cevap vereceğiz? Bizim karşı beklentilerimiz nedir? Bu üç soruyu doğru cevaplayabilen Türkiye, dış politikada doğruyu bulmuş demektir. Gereken cevaplarda yanılır, Cheney''yi atlatmaya çalışmak süper kurnazlığına saparsak, çıkmaz sokaklara dalarız.
ABD bizden İran politikasında stratejik destek isteyecektir. Washington''a göre bu konu, Türk-Amerikan ilişkilerinin can damarıdır. Bazı devletlere karşı pazarlık kozu olduğunu tahmin ettiğim, Polonya ile Çek Cumhuriyeti''ne yerleştirmek istediği füzeleri Amerika, Türkiye''yi de savunabilmek için(?) topraklarımıza uzatmayı önerecektir. Afganistan için savaşacak (muhârib) asker isteyecektir (Kuzey Afganistan''a gönderilmek şartı ile bu talebe yakın durabiliriz). Kuzey Irak Kürtleri ile barışmamız arzusunu tekrarlayacaktır. Washington''a Irak politikasında yardımcı olmamız faydalıdır.
Sarkozy''nin hezimeti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Fransa''da yerel seçim sonuçları, iktidar dengesini bozdu. 36.500 belediye başkanı ve 500.000''e yakın belediye meclisi üyesi seçildi.
Sol (sosyalist) partiler yüzde 49.5 ve Sağ (de Gaulle''cü) partiler yüzde 47.5 oy aldı. Geçen yılki başkan seçimlerinde bu oranlar tersine idi ve Sarkozy, 5 yıl için cumhurbaşkanı (yarı-başkan) seçilmişti.
Şimdi, Sarkozy''nin gerilediği, Sol muhalefetin gerisinde kaldığı anlaşıldı. Fransa büyük bir devlettir. Fransızlar, tarihi ve medeniyeti oluşturan milletlerden biridir. Böyle bir millet, Nicolas Sarkozy''yi, de Gaulle''lerin, Chirac''ların koltuğuna oturtuvermek fantezisine kapıldı. Sarkozy, magazin medyasının gündeminden düşmeyi bilmedi. Dış politikada, Avrupa Birliği''nin kurucusu Fransa''yı, Almanya şansölyesi Prof. Angela Merkel Hanım''ın karşısında ikinci plana düşürdü. Sarkozy, Akdeniz Birliği diye yeni bir Roma imparatorluğu tasarısına kalkıştı. Tökezledi.
Yerel seçimlerde Türk asıllı Fransızlar, 52 belediye meclisi üyeliği kazanarak politikaya girdiler. Fransa''daki Türklerin sayısı (400.000), Ermenilerden çok az olmamakla beraber ancak 70.000 kadar oya sahipler. Ermeni oylarından vazgeçemeyen iki ülkeden biri ABD ise, diğeri Fransa''dır. Türk asıllı Amerikalılar ve Fransızların da aynı potansiyele yükselmeleri gerekiyor. Bizde nüfus maşallah! Ermeniler gibi kıt değil. Dışarıya göçmen göndermekte zorlanmayız. Nitekim Almanya''da 1. azınlık durumundayız.
Paris, Marsilya, Strasburg, Toulouse (Tuluz), Reims (Rens) belediye başkanları artık, geçen yıl başkanlığı Sarkozy''ye kaptıran Royal Hanım''ın tarafında. Fransa''yı Türkiye''ye karşı ahdinden döndürmeye çalışan, Türkiyesiz bir Avrupa
düşünebilecek derecede dar ufuklu Sarkozy, boyunun ölçüsünü aldı. Bizi çok üzmüştü. Ama gene kendisine geçmiş olsun diyoruz.
Krizin 1. haftası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Hafta, Cumhuriyet Başsavcısı''nın, Anayasa Mahkemesi''nde, Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine açtığı kapatma davasına odaklandı. Ciddi bir politik kriz oluştu. Demokrasinin rayından çıkacağı endişesi doğdu. Dünyanın dikkati üzerimize çevrildi. Krizi, Başbakan Tayyip Erdoğan yönetecektir. Başsavcıya ve aynı görüşü paylaşanlara sürekli sert ithamlarla devam edilirse, kriz kızışabilir. Ülkenin önemli işleriyle uğraşıp davanın safhalarına hazır bulunulursa ortam yumuşayabilir. Krizin demokrasi bozulmadan atlatılabilmesi, Türkiye için hayatîdir. Aksi takdirde devlet büyük zarara uğrar ve medeniyet savaşımız bir darbe daha yer. İkinci Meşrûtiyet''in (23 Temmuz 1908) 100. yılındayız. Meşrûtiyet, taçlı demokrasi demek. İmparatorluk ve cumhuriyet dönemleri içinde asırlık demokrasi tecrübesi sonunda ulaştığımız çizgi, Batı standartlarının gerisindedir ve hâlâ kırılgandır. Hani Kopenhag kriterlerini tamamlamış, delip geçmiştik?.. Türkiye''de yeni bir demokrasi krizi, maazallah düşmanlarımızın yüzünü güldürür. Bizi dünki vilâyetlerimizin gerisinde bırakır. Yabancı konsoloslukların kapısında süründürür.
Sorumlu her politikacı, kendi kendine, nerede hata yaptım, nerede yanıldık? sorusunu sorabilmeli ve mutlaka doğru cevabını bulmalıdır. Bu husus, Türk bürokrasisi için de ayniyle varittir. Hata olmasaydı, bu çeşit krizler yaşar mıydık? Pazartesi günü, Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı Dick Cheney''nin Ankara ziyaretini ele alacağız. Türk dış politikasının direksiyonunu tayin edecek konuşmalar yapılacaktır.
Demokrasimiz dar bir boğazdadır. Berzahı hızlı geçmemiz lazım...
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Demokrasinin incinmemesi krizin hafifletilmesine bağlıdır. Bu da Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan ve Sayın Deniz Baykal''ın elindedir... Ergenekon, Türk tarihinin büyük kutsalıdır. 1473 yıl önce (535 yılında) Ergenekon vâdisinden çıkmasa idik, bugün Türk diye bir millet yoktu. Türk adı bile yoktu. Böyle bir ismin, hedefi henüz açıklanmayan ve gizli olduğu söylenen bir kuruluşa verilmesi epeyi bir iddiadır. Savcının iddianamesini bekliyoruz, nedir, anlayacağız. Yüzde 7 enflasyon ve yüzde 8 kalkınma hızı içindeki bir iktidara karşı yapılan 12 Mart 1971 askerî darbesinin, eli kalem tutan birilerinin, subaylarımızı kışkırtması ile gerçekleştiğini, hatırlıyoruz. Aynı filmi görmeye kalkışmak, artık Türkiye''yi Afrika devletleri çizgisine indirger. Ergenekon denen davanın mahiyetini bilmiyoruz. Bir gazeteciye yapılan muamelenin ise Türkiye''yi demokrasi dünyasında mahcûb edeceğinden eminiz. Anayasa Mahkemesi''nde Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine açılan 2 dava ise, olağanüstü ve olağan dışı önemlidir. Yüce Mahkemeden ne karar çıkarsa çıksın, demokrasimizi etkileyecektir. Demokrasinin incinmemesi, krizin hafifletilmesine bağlıdır. Bu da Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan''ın elindedir. AK Parti''nin, liderinin tutumunu izleyeceği âşikârdır. Aynı derecede Sayın Deniz Baykal''ın tutumuna bağlıdır. Daha bir yıl geçmedi. Millet, 4 yıl için Erdoğan''ı başbakan seçti. Baykal''ı da Erdoğan''a muhalefet yapsın diye görevlendirdi. Bu gerçeği kavramak o kadar mı zor? Türkiye''yi 1980''e getiren Demirel-Ecevit çekişmesini de, sonra cumhurbaşkanı Demirel-Başbakan Ecevit inanılması zor uyumunu da yaşadık. Millet, iktidar ile muhalefete, demokrasiyi korumak ve kollamak görevini verdi. Demokrasimiz dar boğazdadır. Berzahı hızla geçmemiz lâzım.
Cheney''den sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney (Çeni), Ankara''da 5 saat kaldı. Rüzgâr gibi geçti. Türkiye''yi yöneten üç devlet adamı, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile görüştü.
Görüşmeden sonra açıklama yapılmadı. Fazla bir şey de sızmadı. Bu gayet tabiidir. Her şey, akabinde açıklanırsa, anarşi doğar. Ama önümüzdeki günlerde, aylardan beri beklenen bu ziyaretin sonuçları şekillenmeye başlar.
Cheney, 6 yıl önce de Ankara''ya gelmişti. Başbakan Ecevit''le görüştü. Ecevit''ten, Irak harekâtı için destek istedi. Nasihat aldı. Amerikan Koleji''nin sert eğitiminin etkisi midir nedir, Ecevit, dilini çok konuştuğu Amerika''dan hoşlanmazdı. Üstelik vaktiyle Washington bir defa onu iktidardan düşürmüştü. Saddam''la inanılmaz bir yakınlık da kurmuştu.
6 yıl önce Cheney bu olumsuzlukla Ankara''dan Washington''a döndü. Tesadüfen Ecevit ikinci defa iktidardan düştü. Partisi paramparça oldu. Dr. Bahçeli, derhal seçim ilân etti.
Bu defa Cheney, terslenmedi. Taleplerine ortalama cevaplar verildi. Türkiye zaten İran için Birleşmiş Milletler ve NATO kararlarının dışına çıkmaz. Cheney de, PKK''nın teröristliğini vurguladı. Türkiye, dış politikada eski derslerini değerlendirecek olgunluğa eriştiğini kanıtladı. İç siyasette de, atmosferi yumuşatıp krizi atlatacağımızı ümid etmek istiyoruz.
Haftalar boyu Cheney, kendinden bahsettirdi. Şimdi gündemden düşmek üzeredir. Zira Adalet ve Kalkınma iktidarı, parti kapatılmasını önleyecek anayasa tadiline karar verdi. Bu konu, artık millî gündeme hükümran olacak, bütün ağırlığıyla oturacaktır.
Krizi aşmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Krizi aşmak için, içinde bulunduğumuz karmaşık ortamın kriz olduğunu kabûl etmek şarttır. Rejim krizi şeklinde tanımlamak, gerçeklere yakınlaşmamızı sağlar. Diğer bir şart, nasıl ve niçin oluştuğunu doğru teşhis ederek oluştuğu yerden hafifletmektir. Realiteden uzaklaştıkça kriz ağırlaşır. Tamamen haklı ve tamamen haksız taraflar yoktur.
Krizin sadece Türkiye gündeminde kalması bile büyük zarar verir. Bizi dış politika, Avrupa, ekonomi gibi hayatî konularımızdan uzaklaştırır. Karşılıklı ithamlar, savunmalar, gündeme hâkim olur. En çok konuşan, yazan mı kazanır? Keşke öyle olsa! Haklı taraf mı kazanır? Son derece şüphelidir.
TÜSİAD, Odalar Birliği, sendikalar gibi büyük millî kuruluşların, ortamı yumuşatmak teşebbüsleri çok faydalıdır. Ancak kriz Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde çözümlenir. Aksi takdirde hakemler ortaya çıkar, biz çözeriz, zira siz çözemediniz derler.
Krizi çözmekten sorumlu merci, hükûmettir. Çözemezse, çözememekle, hattâ çıkmasına sebep olmakla suçlanır. Demokrasiyi her türlü zarardan, hasardan masûn tutarak icrayı yürütmek, Yüce Meclis''ten güvenoyu almış hükûmetin görevidir. Krizin rejime bulaşması bütün dengeleri bozar.
Referandum, son çare değildir. Hiç çare değildir. Daha vatandaşa, oylaması için hangi sorunun hangi cümle, kelime, nokta ve virgülle sorulacağı üzerinde çok büyük kavga çıkar, Millet ikiye bölünür.
Türk demokrasisinin partiler mezarlığı hâline geldiği açık bir gerçektir. Bugünkü kavgada karşıtlarının AK Parti''yi kapatmak talebi, tâlî, ikinci derecede bir hedeftir. Asıl hedef, milletin çok açık oy oranı ile başbakan olmasını ve Türkiye''yi yönetmesini istediği Erdoğan''ı, politikadan uzak tutmaktır...
Krizin dışa vurması
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''deki baş örtüsü anlaşmazlığının parti kapatma teşebbüsüne doğru gelişme serüveni, dış ülkelerde ilgiyle izlendi, izleniyor, izlenecek. Dışarımız, Türk''ü sevmeyenlerle doludur. Gazetecinin evini arayıp gece alıp götürmek, şaibesiz bir seçim sonunda yüzde 47 ile iktidar olan partinin kapatılmasını ve düzinelerce milletvekilinin doğru yanlış söyledikleri lâflardan dolayı siyasetten men''ini istemek, milletimizin karşıtlarını sevindirdi. Hem de nasıl...
Zira Türkiye''de demokrasinin yürümediğinin göstergeleri sayıldı. Düşününüz sevgili okuyucularım, -Allah sayılarını arttırsın- 60 Müslüman devlet içinde tek demokrasi, tek laik, en güçlü silâhlı kuvvetlerle tek NATO üyesi, AB adayı ve ABD''nin stratejik müttefiki, biziz.
Onların yerinde olsanız kıskanmaz mısınız? Acaba kıskanmakla mı kaldılar? Türkiye''de demokrasinin bozulması için yardıma girişenler var mı? Bizi AB üyesi görmek istemeyenlerden tutunuz da, askerî gücümüzden ürkenler, Adriyatik''le Çin arasındaki Türk âlemine ilgimiz artar mı endişesi besleyenler, 11.500 dolar iştirâ (satınalma) gücüne erişmemizden dehşete düşenler yok mudur? Hasım devletlerin emeli, Türk ordusunu iç politika ve yönetime zorlıyarak aslî görevini zayıflatmaktır.
Puslu havalar oluşunca, ülkemize ajanların dolduğu günleri unutmadık. Dışardaki karşıtlarına içeride fesat fırsatı vermemek, her milletin hakkıdır. Krizin bu tarafını da gözden kaçırmayalım. Krizi bir an önce yüzümüzün akı ile sona erdirelim. Millî arzu budur.
Aynı günde Amerika Başkan Yardımcısı ile Türkmenistan Cumhurbaşkanı''nın Çankaya''da bulunması, pek çok devlette değerlendirilmiştir. Yolumuzu kesmek teşebbüsleri başlayacaktır. Ama en kestirmeden Türk''ün yolunu kesmek, demokrasimizin krize sokulması ile mümkündür. Şimdi bu periodun içindeyiz. Maalesef...
Martın son gününde
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Mart, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gerçek bir politik kriz yaşayarak mart ayını sona erdirdik. Yarın 1 Nisan! Bazı medya organlarında kriz sona erdi mealinde sözler okuyup duyarsanız, sakın aldanmayınız, şakadır!
Tatsız bir şaka... Zira nisan ayı ile gerçek bir rejim krizi evresine girebiliriz. Geniş çapta Yüce Mahkeme''nin tutumuna bağlı... Ama sorumlu olacaklar politikacılardır.
Büyük halk kitlelerine dayanan millî kuruluşlarımızın çabaları, temayül açıklamak bakımından yararlı oldu. Ancak Sayın Başbakan da, sayın muhalefet liderleri de, geri adımın kendilerinden beklenmemesini bildirdiler.
Çok faydalı Bulgaristan ziyaretinden önce Sayın Erdoğan, partisinin akıllı adamları ile görüştü. Bulgaristan dönüşü, krize bir kısım medyanın sebep olduğunu söyledi.
Medya, demokrasilerde ''4. kuvvet''tir. ''Yasama, yürütme ve yargı''dan sonra... Politikacılar gibi medya mensupları da sapıtabilir. İktidarlar gibi muhalefetler de medyadan şikâyetçi olagelmişlerdir. Ama medyaya, ancak totaliter devletlerde hükmedilebilir.
Yüce Meclisimiz başta, şerefli yargı organlarımız, sevgili basınımız, coşkun nehirler gibi şelâleler oluşturup çağlayarak akmalıdırlar. Demokrasi budur. En beceriksiz demokrasi, totaliter rejimlere kesinlikle tercih edilir. Demokrasinin kusurları var, görüyor, yaşıyor, gidermeye düzeltmeye çalışıyoruz. Ama 5300 yıllık İnsanlık Tarihi, daha iyi, daha az kusurlu bir rejim keşfedemedi. Türk demokrasisinin kıymetini bilelim. Çocuklarımızın istikbalini karartacak Türk devletinin şânına halel getirecek hoyratlıklardan kaçınalım...
.Darbe
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Okuyucularım gözden kaçırmamışlardır, krizden bu yana ben bu sütunda darbe kelimesini kullanmadım. Ancak Sayın Başbakanımız darbe çığırtkanları diyerek kavramı telaffuz edince, mesele kalmadı.
Biz sütunlarımızda, arada politikacıları uyarırız. Basının görevlerinden biridir. Darbe ihtimali ile politikacı uyarmak berbat bir şey... Şânına nakise getirmemek için üzerine titrediğimiz, 2017 yıl önce Tanrıkut Mete''nin kurduğu ordumuzu, darbe yapabilir diye tehdit unsuru telakki etmek, son derece üzücü... Milletimizi darbeye müstahak görmeyiz, inciniriz, utanırız...
Yönetime el koyan ordu, aslî görevinden uzaklaşır. Darbeye muhalif saydığı subay arkadaşlarını en verimli çağlarında emekliye ayırır. Savunması zayıflayan ülke üzerinde hasım devletlere gün doğar. Zaten demokrasiyi gene askıya alan bir Türkiye''ye, kesinlikle Avrupa devleti muamelesi yapılmaz. Birçok milletlerarası kuruluştan kovuluruz. Dünkü eyaletlerimize maskara oluruz.
Bence darbe ihtimali yok. Ama darbe çığırtkanları evet, vardır. Her devirde var olagelmişlerdir. Millî irade umurlarında değildir, alay ederler. Boşalan koltuklara oturup saltanat sürer, askerimizi emellerine âlet yaparlar. Pek çoğunu her dönemde yakından tanıdım, yetkiyle söylüyorum.
Nihayet darbe, Türkiye''yi bu defa öyle gerilere iter ki, artık muâsır medeniyet idealine veda etmek gerekir. Dışarıda entrikalar oluşur, tam kendimize gelecek gibi olduğumuzda darbe söylentileri çıkar. Darbe sonucu yüz milyarlarca dolar cep değiştirir. Darbe zenginleri, harb zenginlerine rahmet okutmuşlardır.
İktidar, krize itidal ve tevazu ile yaklaşırsa, böyle ihtimaller ortadan kalkar. Milletimiz âriftir anlar. İtidal ve tevazu için takdirini esirgemez.
Yazımız, Anayasa Mahkemesi kararından önce kaleme alındı. Y.Ö.
Yargı döneminde Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi''nde iktidar partisi hakkında dava süreci başladı. Temennimiz kısa sürmesidir. Kısa süreç dahi birkaç aydır.
Bu müddet zarfında Türkiye''de işler, elbette durmaz ama, yavaşlar. On milyarlarca dolar bedeli bulunan bir yavaşlamadır bu... Daha vahîmi, hükûmetin dış politika gücü azalır, azalmasa bile hevesi kırılır. Dikkatini, açılan dava üzerinde yoğunlaştıracaktır. Avrupa ilişkilerimiz mutlaka zarar görecektir.
Kriz, AK Parti''nin, parti kapatılmasını zorlaştıran anayasa değişikliklerini Yüce Meclis''e sunması ile artacaktır. Yasal engel bulunmasa bile, etik bakımdan karşı çıkılacaktır.
Hele bu anayasa değişikliği referanduma ihtiyaç gösterirse kriz, zirvesini bulur. Temenni etmeyiz. DTP tahminimizce değişiklik için oy kullanacaktır. CHP ve MHP kesin aleyhtedir.
Yüksek Mahkeme''nin, Başsavcı iddianamesinde Sayın Cumhurbaşkanımız''a ait olanları incelemek kararı her ne kadar 4''e karşı 7 oyla alındı ise de, devletin temel ilkesine aykırı görülerek münakaşa konusu yapılacaktır. Yüce Mahkeme''nin cumhurbaşkanı hakkındaki ithamı kaale almaması çok kuvvetli ihtimaldir.
Mahkeme sona erince, mutlaka Adalet ve Kalkınma Partisi kapatılacak ve başta Sayın Başbakan 40 küsur milletvekili 5 yıl için siyasete yasaklanacak değildir. Onun için, tansiyonu yükseltecek ve yargıçları rahatsız edecek boş lâflardan kesinlikle kaçınmak ve krizin en az hasarla atlatılmasına özen göstermek, vatanseverlik gereğidir.
NATO zirvesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bükreş''te toplanan NATO zirvesi, NATO tarihinin de zirvesidir. 59 yıldır NATO, hiç bu kadar kalabalık devlet ve hükümet başkanı ile bakanı bir araya getirmedi. (NATO 4 Nisan 1949''da 12 devlet tarafından kurulup 1952''de Türkiye ile Yunanistan, 1955''te Almanya, 1982''de İspanya, 1999''da Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, 2004''te Bulgaristan, Romanya, Slovakya, Slovenya, Letonya, Litvanya, Estonya üye oldular.)
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, savunma bakanı Vecdi Gönül, dışişleri bakanı Ali Babacan, NATO Parlamenterler Birliği 2. başkanı Kırıkkale milletvekili Büyükelçi Vahit Erdem (1. başkan Fransız''dır), Bükreş''e gittiler. Başbakan Tayyip Erdoğan, İsveç''tedir. İsveç Kralı ve Başbakanı ile görüştü.
Rusya, müşahit olarak katılıyor. Devlet başkanı titrini başbakan şeklinde değiştirmek üzere bulunan Putin, Sovyetler Birliği''nin iki eski üyesi Ukrayna ile Gürcistan''ın NATO üyeliğine ateş püskürüyor. Yunanistan ise, Makedonya''nın üye kabulü için Makedonya adını değiştirmesinde (!) direniyor!
Ancak Kiev''i ziyaretinden dün akşam başlayan Bükreş zirvesine yetişen ABD başkanı Bush, Ukrayna ve Gürcistan''ı NATO''ya istiyor. Fransa ile Almanya ise, Rusya''yı gücendirmemek için karşı çıkıyor. Gürcistan''ın üyeliği ile Amerika, NATO vasıtasıyla Güney Kafkasya''ya sağlam bir adım atmış olacaktır. Orta Asya''da Afganistan''dan sonra Amerika, Azerbaycan Cumhuriyeti ile de sıkı ilişkilere girmekle, Hazar Denizi''ne dayanıyor.
Arnavutluk ve Hırvatistan''ın üyelikleri kesinleşmiş gibi. Arnavutluk, NATO''nun Türkiye''den sonra 2. Müslüman devleti olacak.
Bükreş zirvesinde Afganistan''daki NATO kuvvetleri sorunu da ele alınacak. Başka bir güncel konu çıkmazsa, yarın devam edeceğim.
NATO Bükreş''te
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Romanya, 1878''de Osmanlı Türk imparatorluğundan ayrılarak bağımsız oldu. 1945''te komünizmin amansız pençesine düştü. 45 yıl bu pençenin zebûnu yaşadı. Çavuşesku yönetimini ve diktatörün 3 Romanya kralını (1881-1946) gölgede bırakan ihtişam hevesini hatırlayınız...
İşte bu Romanya bugün hem Avrupa Birliği, hem de NATO üyesidir. Uydusu bulunduğu Rusya''nın burnunun dibinde, demokrasiye dayanan liberal ekonomik sistemle yaşayan millî devletlerin askerî gücü NATO''ya ev sahipliği yapıyor. Kanada ile Türkiye arasında uzanan bir coğrafyanın devlet reislerini, hükümet başkan ve üyelerini ağırlıyor. Romenler, Doğu Avrupa''da tek Latin ırktır. Bütün Latin kavimleri arasında dünyadaki tek ortodoks olanıdır.
NATO, cihan tarihinin asla görmediği, gücüne yaklaşmayı tasavvur edemediği en büyük askerî ittifaktır. Rusya''yı bile müşahit aldı. Bu Pazar, Bush''la Putin, Bükreş''te buluşup konuşacaklar. Dünki yazımda zirvenin gündemi üzerinde durmuştum. Afganistan''a sıra gelmemişti.
NATO, daha doğrusu ABD, Afganistan''daki kuvvetlerini artırmak istiyor. Yalnız Fransa 1000 yeni asker vaadinde bulundu. Bizim 850 askerimiz var. Güney Türkistan''ı oluşturan Kuzey Afganistan''a yeni birlikler göndermemiz fayda sağlar. Ancak bu bölge ve askerimizin finansmanı üzerinde Amerika ile anlaşmak gerekir.
Fransa, Amerika''nın ve İngiltere''nin yanında Asya politikasında görünmek istiyor. Almanya''nın, Rusya''nın, Çin''in Asya politikaları da var.
Türkiye''nin olmaz mı? Var mı?
En olumsuz ihtimal
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesinin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı''nın iddianamesinde taleb edilen cezaların tamamını kabul ettiği ihtimalini -böyle bir ihtimal olmamakla beraber- ele alalım. Bu takdirde Türkiye boşluğa düşer. Boşlukta nerelere kadar yuvarlanacağını, benim diyen fütürologlar öngöremezler.
Zira yasama (teşrî) ve yürütme (icrâ) ortadan kalkar. Yasama ve yürütmesiz devlet olamayacağına göre, ortaya -Allah esirgesin- yapay meclisler ve hükûmetler çıkar. Türkiye yapay devlet haline gelir. Çağdaş uygarlık düzeyinden kopar.
Turgut Özal''la ikili konuşmalarımdan birinde, listesine aldığı milletvekillerinin epeycesinin politik tecrübesinin yetersiz bulunduğunu söyledim. Cevabı şöyle oldu: "Birinci politik kadro 12 Eylül 1980''de yasaklandı. İkinci politik kadro ile Milliyetçi
Demokrasi Partisi kuruldu. Ben partimi üçüncü kadro ile, üstelik çok kısa zamanda kurmak durumunda kaldım."
Büyük devlet adamı aslında birinci kadronun 27 Mayıs 1960''ta Yassıada''ya götürüldüğünü söylememişti. Meclis tecrübesi bulunmayan kişinin bakan, başkan, başbakan, cumhurbaşkanı olmasının ve meclisin anormal oranda ilk defa üye seçilenlerden oluşmasının devlet hayatını aksatacağı âşikârdır. İstisnalar, bu kuralı bozmaz. Şimdi yeniden, şu veya bu ölçüde tecrübe kazanmış bir politik kadronun biçilmesi ihtimali var mı?
İhtilâl yargılamalarında bile yargıçlar, savcı taleplerini herhangi bir ölçüde kısıtlamışlardır. Normal mahkemelerde taleplerin tamamı bile reddedilebilir. Anayasa Mahkememiz, Adalet ve Kalkınma Partisi''ne bir ihtar ile yetinip davayı kapatırsa ne olur? Yarına...
En olumlu ihtimal
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünkü yazımda, ''Anayasa Mahkemesi iddianamedeki bütün talepleri kabûl ederse Türkiye ne hâle gelir?'' olmayacak ihtimalinin gerçekleşmesi hâlinde boşluğa düşeceğini söylemiştim. Şimdi aksi ihtimali gözden geçirmek istiyorum. Yüce Mahkeme, iddiaları bütünüyle reddederse ne olur?
Türkiye günlük gülistanlık duruma gelip şenlik mi yapar? Kesinlikle hayır! Tek başına ülkeyi yönetmek için yüzde 47 ile Yüce Meclis''e giren iktidar partisi lideri, hükûmeti, hattâ içinden çıkarıp seçtiği cumhurbaşkanı ile birlikte, devletin 1. savcısı tarafından alenen itham edilmiştir.
İthamın şümûlü (genişliği), ilânından önce kimse tarafından öngörülemedi. Cumhurbaşkanının itham edilenler arasında bulunması, büsbütün hayal dışı idi. Böylesine bir suçlamaya maruz kalmış hükûmet, kendini savunmakla yetinir, bu bâdireyi atlatmakla gurura kapılırsa, en kaygan zemine girmiş olur. Zaten hükûmetin yeniden teşekkülü demokratiktir.
Hiçbir yanlışı, hatası, eksiği gediği olmadığı halde sırf iftiraya ve komploya maruz kaldığı söylemi, kabul edilebilir değildir. Zira dünya, hatasız bir siyasî kadroyu henüz görmedi. Hatasız bir politikacıyı ise tarih yazmıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi elbette derinlemesine bir otokritik yapacaktır. Türkiye''de olumlu düşünen, iyi ve doğru iş yapan tek kadro olduğu iddiasında bulunmayacaktır. Eleştirileri dikkat, mümkünse sempati ile dinleyerek başarısına başarı katacak, alkışlanacaktır. Yüzde 47''nin ve ileride alacağı daha fazlasının gururuna kapılmayacaktır. Menderes yüzde 57, Demirel yüzde 53 almışlar, Türkiye Cumhuriyeti''nin özelliklerine çok da dikkat etmişlerdi.
Otokritik ve kritik, dünyaya egemen Batı uygarlığını gerçekleştirdi. Bizim, ulu millî kültürümüzü yücelterek muhafaza etmek suretiyle ulaşmak istediğimiz muâsır medeniyet seviyesini oluşturdu.
Soçi''de buluştular
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Geçtiğimiz cumartesi günü ABD Başkanı George Bush ile Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Karadeniz''in doğu sahilinde Soçi şehrinde buluştular. Son derecede iltifatkâr sözler teati ettiler. Güzel vaadlerde bulundular. Putin, çok işlek İngilizce''si ile dikkat çekti, Rusça konuşmadı.
İki lider 8 yılda 27 defa buluştu. Soçi''deki, ikisinin de aynı sıfatı taşıdıkları son buluşmadır. Zira önümüzdeki ay Putin, iki dönemde 8 yıllık (7. 5. 2000''de başlayan) başkanlığından ayrılıyor. Aslında cumhurbaşkanıdır, fakat yarı başkan ve tek söz sahibidir. Şimdi sıfatını değiştirip aynı fonksiyonu sürecek. Rusya ve Varşova Paktı üyesi diğer Doğu Avrupa devletleri, nedense, Fransa 5. Cumhuriyeti''nin hiç de iyi işlemeyen yarı-başkanlık sistemini seçtiler.
48 yaşında başkan olan Putin şimdi 56 yaşında. KGB yöneticiliğinden geldi. Geçen ay, eski başbakanını, cumhurbaşkanı seçtirdi. Kendisi başbakan sıfatıyla 4 yıl daha Rusya''yı yönetecek. 2012''de tekrar başkanlığa adaylığı bahis konusu.
Putin, Rusya''yı, komünizm âfetinin hantallığından kurtardı. Demokrasiye geçti. Hârikulâde gaz ve petrol zenginliği ile ekonomiyi düzeltti. Batı medeniyetinin seçkin parçası olduğunu vurguladı. Avrupa''da Almanya, Asya''da Amerika ile rekabete başladı. Rusya, yalnız Avrupa kıt''asında değil, Asya kıt''asında da en büyük toprağa sahip devlettir.
Muazzam, büyük medeniyetler yaşamış, bin yıllık Türk ülkelerini ele geçirip hayâsızca sömürdüğü için Türk milliyetçileri Rusya''dan nefret etmişlerdir. Afrika kabilelerine bağımsızlık tanındıktan yarım asır sonra Türklerin yakasını bıraktığı için Rusya''yı alkışlayacak falan değiliz. Ancak, nice asırlık Türk-Rus husumeti artık sona ermiştir. Kesinlikle dostuz. Öyle kalacağız.
Yarın: 9 ay sonra 8 yılını tamamlayacak Başkan Bush.
Bush son yılında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Putin''den 8 ay sonra, Bush da Ocak 2009''da 8 yıllık başkanlık müddetini dolduracak. Ancak Putin, başbakan oluyor ve bu sıfatla devam edecek. Ondan 6 yaş büyük Bush, 63 yaşında fiilî politikadan çekilecek. Zira Amerika''da başbakanlık yok ki, o makama geçsin, başkan aynı zamanda başbakandır.
Yale mezunu olan Bush, iş hayatından politikaya geçti. 1994-2000''de bir buçuk dönem Teksas valiliğinde bulundu. Babası George Bush, 84 yaşında, hayattadır. Petrol zengini idi. CIA başkanlığından 8 yıl boyunca, 20. asrın en büyük ABD başkanı olan ve hârikulâde politikası ile Sovyetler Birliği''ni dağılmaya mahkûm eden Ronald Reagan''ın başkan yardımcılığını yaptı. Yerine başkan seçildi. Oğullarının ikbalini hazırladı. Küçük oğlu John Ellis Bush da 2003''te Florida valisi oldu.
Bush, Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika diye cihan tarihinin en büyük politik projesini ortaya attı. Afganistan ve Irak ile başladı, ikisinde de tökezledi. Bu iki önemli ülkede o derecede basit hatalardan dolayı başarısızlığa uğradı ki, ileride tarihçiler hayretlerini belirteceklerdir.
İngiltere ve İsrail''den başka Kanada ve Avustralya ile tam bir stratejik ittifak kurdu. Japonya''yı tamamen yanına aldı. Avrupa devletlerinin önemli bölümünde nüfuz kazandı.
İkinci tezkerenin reddi fenomeni ile Bush Amerika''sının Türkiye ile
arası açıldı. ABD ile askerî, ekonomik, kültürel, politik ilişkilerimiz âdeta iç içe bulunmasına rağmen, NATO müttefikimiz olmakla yetinip, iş birliğimizi stratejik ittifak çizgisine eriştiremedik. Türk dış politikasının büyük eksi puanıdır. Türkiye''de ABD aleyhtarlığı zirveye çıktı. Her kötülüğü, her kusuru Amerika''dan bildik. Bize Şanghay yolunu öğütleyenleri hayret ve dehşetle dinledik.
Bush II tarihe, büyük başkanlar arasında geçmeyecek. Bununla beraber Washington, Asya projesinden caymış değildir. Asya''nın yarısını İran hegemonyasına bırakmayacaktır.
301
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği, Türk Ceza Yasası''nın Türklüğe hakaretle ilgili yeniden düzenlenen mahut 301. maddesini hiç beğenmedi. Bu derecede yoğun itiraz, maddenin yazılımından değil, uygulanmasından kaynaklandı.
Demokrasinin ve insan olmanın vazgeçilmez şartlarından biri fikir hürriyetidir. Düşünmek süper yeteneği, bütün canlı türleri içinde yalnız insana mahsustur.
Atatürk''ün muâsır medeniyet (bugünki dille: çağdaş uygarlık) çok veciz kavramı ile ifade buyurduğu millî hedefimize, insanlığa bu düzeyi sağlayan fikir hürriyeti olmaksızın erişmemiz mümkün değildir. Olur olmaz yazıları ve söylemleri millete hakarettir diye yargıya götürmek, fikir hürriyeti ile bağdaşmaz. Biz, bu hatayı yaptık.
Ancak konunun bir başka tarafı da var: Bizim mahut 301. maddenin benzerleri, Avrupa devletlerinin ceza yasalarında mevcuttur. Farkımız, oralarda, şüphe duyulan her yazının millî hakaret sayılıp yargıya çıkarılmamasıdır. Kaldı ki, Avrupa Birliği mevzuatını kabûl etmemiz şarttır.
Türk''e ait
her şey eleştirilebilir. Doğrudan Türk ve Türkiye kavramları ise kutsaldır. Çare olarak, bu sütunda on defa yazdık: İngiltere''de Teatcher yasalarındaki ilgili hükümleri aynen tercüme edelim. Gene yıllardan beri söyledik: Milletvekili dokunulmazlığı için Danimarka mevzuatını aynen alalım ve bu husustaki polemiğe son verelim. Bunlar o kadar zor şeyler mi?
Aynı zamanda hükûmet, muhalefetin Türklüğe hakareti serbest bıraktınız! ithamından kurtulur. Zira millete hakaret, muğlak bir suçlamadır. Unutmayalım, Cumhuriyet tarihimiz boyunca, cumhuriyeti kuran kişilerin de istisnasız mensup bulundukları Osmanlı''ya sürekli hakaret edildi. Osmanlı ise, 2700 yıllık Türk tarihinin yüzde 60''ıdır.
Niçin geldiler?
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve genişlemekten sorumlu üye Finlandiyalı Olli Rehn''in Türkiye''yi ansızın ziyaretleri epey yankı buldu. Hem bizde, hem dünyada.
Zira Barroso, AB başbakanı ve Rehn, bir çeşit AB dışişleri bakanı mesâbesindedir. Menşeinden bu yana 60 yıl boyunca bir AB başkanının 2. Türkiye ziyaretidir. İlki, 6 yıl önce, İtalyan Romano Prodi''nin gelişidir. Türkiye yine karmakarışık bir dönemdeydi. 48 yaşındaki Barroso, eski Portekiz başbakanıdır.
Türkiye, demokrasiden, dolayısıyle Avrupa''dan koparsa telâşı, bu iki AB büyüğünü harekete geçirdi. Türkiye''nin demokrasiden kopup Şanghay''a kadar yuvarlanması tüyler ürpertici ihtimali vardır. Bu ihtimali beğenenler bile mevcuttur. Bu dehşetli ulusalcılarımız için ideal yönetim, Recep Peker rejimidir. Atatürk''ü 1938''de öldürmüşler, dondurmuşlardır. Onlara göre Türkiye, 1950 hezimeti (!) ile cumhuriyete, inkılaplara, bilhassa laikliğe ihanet ve dalâlet gayyâsına yuvarlanmaya başlamıştır.
Ama demokrasimiz, bu ithamı kaldırmaz. Kendi kendini tamir edecektir. Eşsiz değerde, yüzlerini tamamen Batı''ya çevirmiş yargıçlarımız, demokrasimizin güvencesidir.
ABD''nin 20. asırdaki en seçkin başkanlarından biri olan Bill Clinton, Türkiye Büyük Millet Meclisi''ndeki tarihî nutkunda, bize, Osmanlı''nın cihan devleti şuurunu hatırlatmış, şimdi de aynı üslupla davranmaya davet etmişti. Barroso ise, Yüce Meclis''teki konuşmasında, Osmanlı''yı cumhuriyetimizin karşıtı gösteren bir ifade kullanarak gûyâ bugünki Türkiye''yi övdü.
Ama bu kadarcık kusura müsamahamız vardır. Biz de 2-3 yıldır Avrupa Birliğini dışlamadık mı? Barroso''nun ziyareti, Avrupa''nın, Türkiye''nin demokrasiden kopmasının nasıl dünya dengesini değiştireceğini kavradığının apaçık kanıtıdır.
Avrupa Birliği ve biz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye, Yunanistan''la beraber Avrupa Birliği (Ortak Pazar) üyeliği için müzakereye davet edilmişti. Biz, 10 yıl müddet (!) istedik! Onlar ortak, biz pazar geri zekâ mahsulü slogan Türk milletine, bilgelik şeklinde yutturuldu.
Bu marifet gerçi Ecevit''in eseridir. Fakat Meclis''te ve devletimizin hemen hiçbir kurum ve kuruluşunda ve özel sektörde itiraz çıkmadı. Sakıym, sakat, öngörüden tamamen mahrum bir görüş, bünyemize yerleşti. Tarihte milletler zaman zaman bu çeşit gafletlere düşmüşler ve büyük kayıplara uğramışlardır.
Bu, Cumhuriyet tarihimizin en büyük gafletidir. Zira Yunanistan, 50 milyar dolar hibe aldı, o yıllarda demokrasisi ve bünyesi bizden geri bulunmasına rağmen, 1980''de üye oldu. 28 yıl geçti. Biz hâlâ Avrupa''nın neresindeyiz, belli değil, bocalıyoruz.
Portekizli Barroso, yanına Fin (Finlandiyalı) Rehn''i aldı. Türkler ne yapıyorlar? endişesiyle yurdumuza geldi. Yunanistan''ı, Portekiz''i, Finlandiya''yı düşününüz...
Yunanca, Portekizce, Fince bugün AB''nin resmî dilleridir. Üye olsa idik Türkçe de resmî Avrupa dili idi. Her kaydın, her sözün dilimize çevirisi yapılacaktı. Portekiz, İspanya 1985''te ve Finlandiya, Avusturya 1994''te AB üyesi oldular. On milyarlarca dolar hibe aldılar. 626 üyeli Avrupa Parlamentosunda Portekiz 22, Yunanistan 22, Lüksemburg ile Kıbrıs bile 6''şar, Almanya ise 99 millletvekili ile temsil ediliyor. Avrupa Komisyonu ise 1 başkan (Barroso), 2 başkan yardımcısı, 1 genel sekreter, 17 üye, toplam 21 kişidir.
Gaflet ve dalâlete dalmasa idik, bugün biz de bu süper parlamento ve süper hükûmetin güçlü üyesi idik. Kişi başına 30 bin dolarla vizesiz Avrupa''da dolaşıyorduk. Ne tesettür derdimiz, ne laiklik meselemiz vardı. İki nesil, yokluk ve yoksulluk çekmiyecekti. Sınırlarımız münakaşa edilmeyecekti. Terörsüz, darbesiz bir Türkiye idik. Bu konuda sorumluluk çok cephelidir. Tek kişiye, partiye, kuruma, zümreye yüklenemez. Eski günahların gölgesi, uzun olur.
Ekonomide sıkıntı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''de p.c. (kişi başına) millî gelirin 10.000 doları aşması ve iştirâ (satın alma) paritesinin 12.000 dolara yaklaşması açıklanınca, milletçe büyük sevinç yaşadık.
Gayrisafî millî hâsılasını ve nüfûsunu yanlış hesaplayan acaba bir devlet daha var mıdır?
Yıllarca bu ayba katlandık. 73 değil, 70 milyon olduğumuzu anladık, sevindik.
Ancak değil 10.000 dolarlık bir ülke, en yüksek seviyedekiler bile, ekonomik krizden masûn sayılmaz. Nitekim günümüzdeki büyük sıkıntı, dünya servetinin en büyük kısmını elinde tutan, refah ve tüketim cenneti Birleşik Amerika''da başladı. Avrupa''ya ve Uzak Doğu''ya bulaştı. -Benzetmek gibi olmasın- 1929 yıkımı gibi bir hâle dönüşmek istidadını bile gösterdi.
Tabiatiyle Türkiye''ye de sıçradı. Ortalama bir refah düzeyine ulaşmaya çalışan Çin''in ve Hindistan''ın, toplam 2.5 (iki buçuk) milyarı bulan nüfusunun pirinç yerine buğday yemeye de başlamasını, bu finans krizine ekleyiniz. Ve tabiatiyle spekülasyon fırsatçılarının beklentilerini unutmayınız. İşte ekonomik sıkıntının ana çizgileri...
Ülkemizde temel besin maddelerinin fiatlarının ansızın katlanması ile, vatandaş sarsıldı. Hükûmet aleyhine Anayasa Mahkemesi''nde dava açılması, siyasî istikrarı bozmadı ise bile salladı. Yurtbilgisi dersinde bize okutulup belletildiği gibi cumhurbaşkanının mutlak dokunulmazlığı bile esirgenmedi.
Geniş ölçüde dış faktörlere, bir ölçüde de içteki olumsuz gelişmelere ve spekülasyona bağlı bulunan hayat pahalılığının ekonomik krize dönüşmesini önlemek için, ben dedim o dedi kabîlinden kavgalardan vazgeçmek, ılımlı davranmak şarttır. Milletin lokmasını kollayanı millet mutlaka ödüllendirir. 5 Mayıs''ta Adalet
ve Kalkınma Partisi savunmasını Yüce Mahkeme''ye verecek. Büyük çekişmelerden kaçınabilirsek, taraflar kazanacak, kötü niyet sahipleri sinecektir.
ABD ve AB ne diyor?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk-Amerikan Konseyi (ATC) yıllık toplantısı Washington''da yapıldı. Bazı konuşmalar dikkatimizi çekti. ABD dışişleri bakanı Miss Condoleezza Rice, AK Parti davasını yakından izliyoruz. Elbette Türkiye''nin karar vereceği bir konu, ama Türk seçmeninin sesine kulak veren bir karar çıkar umarız (yani AK Parti kapatılmasın) dedi. Defalarca laiklik üzerinde durdu. Heybeli okulunun açılmasını beklediklerini vurguladı.
ABD dışişleri müsteşarı Matt Bryza, Türkiye, AB üyeliğine odaklanmalı, Avrupa da Türkiye''deki stratejik çıkarlarını unutmamalı dedi.
Millî savunma bakanı Vecdi Gönül, devlet bakanı Kürşad Tüzmen ve diğer Türkler, dikkatle dinlediler.
Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) eş başkanı, eşi bir Türk hanımı olan ve sürekli Türkiye''yi destekleyen Jost Lagendijk''in sözleri, en ilgi çekici idi. Özetle şunları söyledi:
"AK Parti''nin gizli bir gündemi (niyeti) bulunduğu hususunda Türkiye''de bir korku var. AP, bu endişe atmosferini dağıtmalı. Türkiye''yi İran''a doğru değil, Avrupa Birliği''ne doğru götürmeli. Son yıllarda AB reformları yavaşladı. Avrupa''da Türkiye için düş kırıklığı oluştu. Türban konusunda zamanlama hatası yapıldı. 2008 Türkiye için kayıp yılı olacak. Hele AK Parti kapatılırsa, AB ile müzakereler yavaşlar, hatta kesilebilir."
Halkımız, bu söylenenlerin hangilerine katılır, hangilerine karşı çıkar, bilinmez. Bu katılma ve karşı çıkma hususunda Türkiye''de başka başka ve birbirlerine zıt sesler yükseleceği bellidir.
Büyükanıt Mısır''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Evvelsi hafta, kara kuvvetleri komutanımız Orgeneral İlker Başbuğ''un Hindistan genelkurmay başkanını Delhi''de ziyareti dikkatleri çekmişti. Genelkurmay başkanımız Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise, Mısır genelkurmay başkanını Kahire''de ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Hüsnî Mübârek''le görüştü. Tabiatiyle ehramları gezdi.
Sayın Büyükanıt, Selâhaddîn Eyyûbî''nin muhteşem Kahire kalesini incelerken, aynı mekândaki, Mısır valimiz Kavalalı Mehmed Ali Paşa''nın şehre tepeden bakan tamamen Osmanlı mimarisi üslûbundaki büyük camiini -davet edilmesine rağmen- pas geçti. Mehmet Ali Paşa''nın, Osmanlı tarihinin en büyük âsîsi olduğunu hatırladığını sanıyorum.
Orgeneral Büyükanıt, Kahire Türk şehitliğini de ziyaret etti. Burada 3 generalimizle 4500 subay ve erimiz yatıyor. Birinci Cihan Savaşı''nda (1914-18) Filistin cephesinde İngilizlere esir düşüp İngiliz kampına götürülüp orada ölenler çoğunluktadır. İngilizlerin bu Mısır esir kampında nice ünlümüz çile çekmiştir. Biri, eski cumhurbaşkanı ve genelkurmay başkanı Cevdet Sunay''dır ki, esir düştüğü zaman, çiçeği burnunda Harbiye mezunu teğmen idi.
Orgeneral Büyükanıt, Mısır savunma bakanlığının tarihî resim galerisinde fotoğraf çektirdi. Resimleri yan yana dizilmiş pek çok Osmanlı üniformalı, Türk nişan ve madalyaları ile göğüsleri dolu Mısırlı fesli paşa, Osmanlı paşalarımızdır. 1914''e kadar Mısır eyaletimizde albayın üzerindeki bütün general rütbelerini İstanbul veriyordu. Mısır ve Sudan''la 1914 sonunda ilişkimiz kesildi ama, resmen 1923 Lozan anlaşması ile bıraktık.
Mısır, geçenlerde İzmir''e değil, Milano''ya oy veren Müslüman devletlerinden biridir.
Ayvaz Gökdemir
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk milliyetçiliğinin büyük isimlerinden Ayvaz Gökdemir''in Ankara''da 66 yaşında vefatı, dostlarını çok üzdü.
Gaziantepli bir Türkmen ailesinden gelen Gökdemir''in son yılları birbiri ardı sıra hastanelerde ağır operasyonlarla geçti. Yılmadı. Faaliyetlerinden geri kalmadı. Dün olduğu gibi bugün de Türk milliyetçiliğinin kültür merkezi Türk Ocakları''nın yıllık toplantısında iken, ülküdaşları arasında, sonuncu krize yakalandı.
Türk edebiyatında bilgindi. Güçlü bir Türkçe ile güzel fikir kitapları yazdı. Genç yaşında Millî Eğitim Bakanlığı''nda öğretmen okulları genel müdürü oldu. Başbakan Süleyman Demirel, 1974''te, şimdi İstanbul Teknik Üniversitesi''ne bağlı ilk Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı''nı kurmak emrini Millî Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem''e vermişti. O da Ayvaz Gökdemir''e havale etti.
Ercümend Berker''le ben, kurucusu olduğumuz konservatuvarı o öğretim yılına yetiştirmek azmindeydik. Ayvaz''ın, Nişantaşı''nda Hazine''ye ait kapısına kilit vurulmuş bir konağın resen kilidini açarak bize vermesi ile isteğimiz gerçekleşti.
Gaziantep, Kayseri ve Erzurum''dan 3 dönem milletvekili seçildi. Lider kahrı çekti. 4. defaki adaylığında partisi baraj altında kaldı. Türk cumhuriyetleri ile görevli devlet bakanı olarak Türk''e hizmet etti. Atsız ekolünden Türkçü-Turancı milliyetçi idi. Kâmil Müslüman''dı. İdeolojisini siyasî hayatında uygulamakta zerre kadar tereddüt göstermedi.
Edebiyatçı olan muhterem eşine, kızlarına, oğluna, kardeşlerine, bütün ailesine taziyetlerimi sunuyorum. Aybars Öztuna da İngilizce öğretmeni Zerrin Gökdemir''e başsağlığı diliyor. Türk milliyetçilerinin ve Türk milletinin başı sağ olsun. Tanrı Türk''ü korusun!
Rusya Amerika''nın komşusu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Putin, "hayalim" dediği Asya-Amerika tünelini gerçekleştirmeye karar verdi. Yakın dostu, dünyanın en zenginlerinden, Chelsea İngiliz futbol takımını bile satın alan Roman Abramoviç, projeyi yürütmeyi kabul etti.
Abramoviç''in 20 milyar doları var. Tünel ise 50 milyara çıkacak. 2010-2015 arasında inşa edilecek. 103 kilometre olacak (Bering Boğazı''nın en dar yeri 88 kilometredir). Dünyanın kesin şekilde en büyük deniz altı tüneli bahis konusudur. Çapı 17.5 metre düşünülüyor. Trenler ve her türlü araç kolaylıkla yan yana geçebilecek. İngiltere-Fransa arasındaki Manş Tüneli''nin çapı 8 ve Şanghay Tüneli''ninki 16 metredir.
Bu iş için dünyanın en büyük kazma makinesi Almanya''ya 180 milyon dolara ısmarlandı.
Tünel, Kuzey Kutbu''na yakındır. 66 derece enleminden geçecek (İstanbul 41 derece enlemindedir). Bering Boğazı, Asya''yı Amerika kıt''asından ayırır. Asya''nın en kuzey-doğusu, Amerika kıt''asının en kuzey-batısı ile karşı karşıyadır. Asya tarafı, Rusya''nın Sibirya''sının en doğu ucudur. Karşısında Birleşik Amerika''nın -Türkiye''nin 2 mislinden büyük- Alaska eyaleti.
Bu suretle isteyen yalnız trenle veya yalnız otobüsle Londra''dan veya İstanbul''dan Los Angeles, New York yahut Miami''ye gidebilecek. Bugünkü Kızılderililerin hepsinin ataları, 20.000 ilâ 10.000 yıl önce denizden yahut
buzullar üzerinden Bering Boğazı''nı aşıp Asya''dan Amerika''ya geçerek kıt''ayı iskân etmişlerdir.
İmrenmemek mümkün mü? Kıt''aları birleştiren, kıt''alar geçen, Birleşik Amerika ile sınır oluşturan, Dünya coğrafyasını tâdîl eden Rusya''yı kutluyoruz. Daha dün, insanlık dışı bir rejimin tasallutu altında idi. Şimdi kendi seçeceği, canının istediği anda, Avrupa Birliği''ne girecektir. Efendiler, hanımlar! Biz neredeyiz, ne yapıyoruz?
88. yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Millî iradenin tecelligâhı olan Yüce Meclis''imizin açılışının 88. yılındayız. 23 Nisanı aynı zamanda dünya çocukları için bayram şeklinde kutluyoruz. Çok yerinde bir girişimdir. Başbakan Tayyip Erdoğan''ın 39
ülkeden gelen ikişer çocukla birer birer konuşup, onları öpüşündeki, hediyelerini verişindeki içtenlik, yorulmak bilmez coşkun sevgi, duygu dolu muhteşem bir davranış oldu. Başbakanımızı böyle görmek isteriz. Cumhurbaşkanımız da çocukları aynı şekilde kucakladı. Kutluyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin 1. dönem meb''uslarını, rahmet, şükran ve büyük saygı ile anıyoruz.
Osmanlı Meclis-i Meb''usânı, henüz seçilmiş milletvekilleri ile İstanbul''da toplanmıştı. 16 Mart 1920 günü, süngülü İngiliz askerleri tarafından basıldı. İleri ve lider durumundaki milliyetçilerden (meselâ Rauf Orbay, Ziya Gökalp, Süleyman Nazif) seçtiklerini, sömürgeleri Malta adasına sürdüler.
Bu son Osmanlı Meclisi''ne Erzurum milletvekili olarak giren Mustafa Kemal Paşa, tehlikeyi sezmiş, İstanbul''a gelmemişti. İngilizlerden kurtulan milletvekillerini Ankara''ya çağırdı. Eksik milletvekilleri için yıldırım hızıyla seçim yaptırdı. 18 Mart''ta dağıtılan Meclis 1 ay 6 gün sonra Ankara''da Türkiye Büyük Millet Meclisi adını alarak toplandı. Atatürk''ün ne derecede hızlı davranabildiğinin misallerinden biridir. Millî Mücadele''yi millî iradeye dayandırarak meşru kılmak şarttı.
Osmanlı Meclisi''nin İstanbul''da tek muhalif çıkmadan oy birliği ile kabûl ettiği Misak-ı Millî''yi Ankara''da Türkiye Büyük Millet Meclisi, virgülüne dokunmaksızın aynen benimsedi. Orada belirtilenler gerçekleştirilmeden dağılmayacağına and içti. Mustafa Kemal Paşa''yı Meclis başkanı seçti.
Kurtuluş Savaşımız, böylesine bir millî irade ile gerçekleşecektir. Türk, ateşle imtihan edilecek ve kazanacaktır. Kutluyoruz...
Dış politika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yargıya havale edilmiş bir hükûmet, devlet işlerini ve milletin sorunlarını aksatmamak için, hararetle çalışıyor. Bıkkınlık, güceniklik, endişe gibi duygulara kapılmak, işleyişi yavaşlatır. Türkiye''nin ve iktidarın aleyhine olur.
Yargıya havale keyfiyetinin, dış ülkelerde, Türkiye''nin meselelerini askıya almak temayülü oluşturması hâlinde de Türkiye keza çok zarara uğrar.
Bununla beraber, gerek yasamayı, gerek yürütmeyi elinde bulunduran Adalet ve Kalkınma Partisi, yargıya karşı savunma konusuna saplanıp kalırsa, dengeler bozulabilir. Zira gerek dış, gerek iç ekonomik gidiş, olumlu değildir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün bizzat Paris''e gitmesine rağmen, Milano şehri, İzmir şehrinden daha fazla oy aldı. Çok yakınımız Bangladeş, pek sevdiğimiz Endonezya, bu arada Mısır, Suudi Arabistan, Emirlikler gibi iyi ilişkiler içinde bulunduğumuz Arap devletleri, hâsılı epey Müslüman devlet, İzmir''e değil, Milano''ya oy verdiler. 8 oy Milano yerine bize verilseydi, İzmir kazanıyordu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2 yıllık üyeliği seçimine birkaç ay kaldı. İslâm Konferansı kulislerinde etkili olmamız şarttır. Avusturya veya İzlanda''yı bize tercih etmesinler!
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik Hanım, Ankara''da idi. Slav asıllıdır. Hanımefendi''nin Kara Mustafa Paşa kompleksinin şifa bulmayacağı açığa çıktı. Türkiye, Yunanistan gibi 1981''de Avrupa Birliği üyesi oluyordu. Sözde büyüklerimizin gafletine geldi.
Avusturya ise ancak 1995''te üye kabûl edilmiştir. Bizden 14 yıl sonra üyeliği, Türkiye''ye neler kazandırmazdı ki... Avusturya''nın diğer bir kompleksi, Rusya''nın iznini almadan NATO üyeliğinin gerçekleşmeyeceğidir.
Bugün de Türkiye''ye yanlış istikametler gösterenler çoktur. 2 numaralı tezkerenin reddi faciasına yenileri eklenirse, çağın gerisinde ve altında kalırız.
Gergin bir 23 Nisan
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gergin bir 23 Nisan yaşadık. Maalesef... Millî irade üzerine kurulan bir rejimle yeni bir devletin temellerinin atıldığı 23 Nisan 1920''nin yıl dönümleri, kavga, çekişme, anlaşmazlık, itham günü olmamalı. Kaldı ki bugün, Türk ve Dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Onlara, büyüklerin atıştığı bir bayram göstermemeli idik.
Bu atmosferin, Anayasa Mahkemesi kararları çıkıncaya kadar sürüp gideceği âşikardır. Yüce Mahkeme''nin kararlarından sonra bu çekişmenin politik kavga hâline dönüşmesi ihtimali de vardır.
Adalet ve Kalkınma Partisi''nin alternatifi olmaması, böyle bir alternatifin ufukta bile görünmemesi, zaten yetersiz bulunan muhalefeti büsbütün sinirlendiriyor. Erken seçim ve referandum gibi iki ateş topunu milletin kucağına atmak durumunda kalmamak gerekir. Erken seçim hâlinde, seçim yasası düzeltilse, antidemokratik baraj en az yarıya düşürülse bile, AK Parti iktidarına alternatif oluşabilmesi son derece şüphelidir. Meğer ki, önümüzdeki zaman parçasında, son derece ağır bir hata irtikâb etsin...
Dışımızdaki ülkeler, başta, ABD ve AB, Türkiye''de gelişen olayları dikkatle izliyorlar. Türk demokrasisinin nereye yöneldiğini öngörmek istiyorlar. Anayasa
mahkemesi kararlarını onlar da bekliyor.
60 Müslüman ülke içinde tek demokrasi Türkiye''dir. Ama şimdi Arnavutluk, Kosova, Bosna-Hersek gibi eski eyaletlerimiz Müslüman Balkan devletlerinde de demokrasi oluşmak üzeredir.
Binaenaleyh Türkiye''nin sorumluluğu yalnız 70 milyon vatandaşımızla sınırlı değildir. Avrupa ve Orta Doğu dengesinde mutlak Türk ağırlığı bahis konusudur.
Golan ve Nobel
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye denen yönetilmesi büyük maharet gerektiren muazzam ülkede işleri başından aşmışken Şam''a gitti. Demek o coğrafyada olumlu gelişmeler ihtimali gördü.
Öyle ya! İsrail, Golan tepelerini Suriye''ye vereceğini ihsâs etti. Bu, Mısır ve Ürdün''den sonra Suriye''nin de İsrail''le barış yapması demek. Artık İsrailli turistler, Petra ve Şermu''ş-Şeyh yanında Şam''ın, Haleb''in letafetlerinden yararlanabileceklerdir. Tabii Suriye''nin İsrail''le barışı demek, İran''ın Akdeniz''den kovulması demektir. Tahran, kıyametleri koparacaktır.
Zaten İsrail''in Golan''ı bırakması ihtimali hiç yoktur. Zaman boyutunu kullanabilmek için ortaya atılan bir motiftir.
Haddim olmayarak bendenize göre, asrımızın ancak 2. yarısında, iki taraf da iyice yorulunca, Filistin meselesi tavsayıp kendiliğinden çözülecektir. Ama o vakte kadar akan kanı durdurmaya yarayacak her gayret yerindedir. İnsanlık icabıdır. Hiçbir teşebbüs esirgenmemelidir.
Bu gayretlerin başka bir faydası da vardır: Girişimci taraflara 3. Nobel''i getirir. Filistin''de barışa hizmet konusunda 1. Nobel Barış Ödülü''nü,1978''de Mısırlı Enverü''s-Sâdât ve İsrailli Menahem Begin aldı. 16 yıl sonra 2.''sini 1994''te Filistinli Yâser Arafat ile İsrailli İzhak Rabin paylaştı.
Şimdi 14 yıl daha geçti. Önümüzdeki Nobel''i gene bir Müslümanla bir Musevî paylaşabilir. Sayın Abdullah Gül mü olur, Sayın Tayyip Erdoğan mı? hususunda Oslo karar verecektir. İsrail''den alacak adam mutlaka çıkar. Nobel''in ikinci
yarısının Türkiye''ye kaydığını sezen Amerika, eski başkan (1977-81) 84 yaşındaki Carter''ı harekete geçirdi. Carter, Türkiye''den aşağı kalmamak için, terörist başı ilân edilmiş Hamas komutanı ile görüşmeyi bile göze aldı. İsrail çok içerledi, Carter''ın şansı azaldı. Türkiye''ye de kızmıştı, ama aradan epey zaman geçti, tavsadı.
Her yıl dağıtılan 6 Nobel ödülünün 5''ini Stockholm (İsveç), Barış Ödülü''nü ise Oslo (Norveç) verir (ilk 3 Nobel Barış 1901, 2 ve 3''te İsviçre''ye verilmişti). Siyasi bir branşta Nobel alan bir Türk''ü politikadan uzaklaştırmak kolay olmaz.
.Çevre ve nükleer enerji
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Erdoğan, Şam''a yalnız Filistinliler için gitmedi. Hatay''da Amik Ovası kurudu, susuzluktan çatladı, ürün alınamıyor. Zira Suriye, Asi Irmağı üzerindeki barajının musluklarını, mutattan iki ay önce kapattı. Niçin? Sebebini bilmiyoruz, öğrenmek istiyoruz. Erdoğan Ankara''ya dönmeden kapakların açılacağına güveniyoruz ama, her yıl bunun için Şam''a heyet gönderemeyiz.
Bugün asıl konum, nükleer enerji ve santraller için yapılan aleyhte gösterilerdir. Türkiye''nin nükleere erişemeyip çağın gerisinde kalmasını isteyen dış mihraklara bir de çevrecilerimiz katılmasın. Çevre, Arz üzerinde İnsan''ın yaşayabilmesi için yaratılmıştır. Katrilyonlarca gezegen arasında dünyamıza verilmiş büyük ayrıcalıktır. Türkiye''de ise ormanlarımız, sahillerimiz, hayvanlarımız, bitkilerimiz, denizlerimiz ve topraklarımız, dehşetli bir barbar taarruzuna ve yağmasına uğramıştır. Hiçbir devirde önlenememiştir. Bu barbarlığa karşı her türlü tedbirin yanındayız. Aksi takdirde 21. asrın ikinci yarısında Türkiye''nin çöle dönüşeceğinin idraki içindeyiz. Nükleer enerji başkadır. Keşke ihtiyaç duyulmasa idi. Ama bugün bütün gelişmiş ülkeler vazgeçemiyor. Pakistan dışında hiçbir Müslüman ülkede ise nükleer santral yok. Zira bu ülkelerin çoğunda ihtiyaçlarının kaç misli petrol ve gaz var. Birkaç yıl içinde petrol fiyatı katlandıkça katlandı. Türkiye bu ağır yükü kıtlık darlık çıkmadan kaldırdı. Ama ne zamana kadar? Nükleer enerjinin, askerî boyutu da var. Bizim nükleerde pek çok gecikmemiz, lâf ve güzâf ile vakit öldürmemiz, bu bakımdan da sakıncalı. Enerji bakanlığımızdan sürekli şikâyetler alıyoruz. Hâlen dünyada 429 nükleer santral var, dörtte biri Birleşik Amerika''da, şöyle: ABD 104, Fransa 59, Japonya 55, Rusya 31, Güney Kore 20, İngiltere 19, Kanada 18, Almanya 17, Hindistan 17, Ukrayna 15, Çin 11, İsveç 10, İspanya 8, Belçika 7, Çek Cumhuriyeti 6, İsviçre 5, Slovakya 5, Macaristan 4, Finlandiya 4, Bulgaristan 2, Romanya 2, Güney Afrika 2, Meksika 2, Arjantin 2, Brezilya 2, Pakistan 2, Litvanya 1, Ermenistan 1, Slovenya 1, Hollanda 1. Bu tablonun neresindeyiz? İnsaf yahu...
.Doğru yargı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Nisan, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç''ın çok vukuflu konuşması, Yüce Mahkeme''nin sağduyusu hususunda bizi rahatlattı. Böylesine bir yargı organından sağlıklı bir Türkiye çıkacaktır.
Aynı zamanda hakkımızdır, hızlı bir yargı bekliyoruz. Türkiye gibi muazzam bir devlet, muhteşem bir demokrasi, uzun müddet askıya alınamaz. Gecikme huzuru bozar. Kaza çıkar.
Sami Selçuk''un ufuklar açan, tabular yıkan tarihî Yargıtay açış konuşmasından sonra, Haşim Kılıç da, Türkiye''de yargıçlar olduğunu gösterdi. Hangi fikirde, hangi partide olursak olalım, herkese güven geldi.
Bu, Avrupa sistemine mutlaka giren, girmesi gereken bir yargı düzenidir. Daha dün, İngiltere''nin pek saygın gazetesi Financial Times, şunları yazdı: "Türkiye''yi Avrupa Birliği dışında bırakmak, Avrupa için tehlikeli bir aptallık olur."
Avrupa, bugünkü seviyesine aptallıkla değil, bilgelikle, kritik ve otokritik yeteneği ile ulaştı. Paris ve Viyana gibi Batı uygarlığının taht şehirlerinden arada bir yükselen kakafoni, eninde sonunda armoniye dönüşecektir. Mantığın gereği budur.
Bizim de çağdaş uygarlık düzeyi millî hedefimizden zerre kadar uzaklaşmamamız şarttır. Halkımız bu düzeyi hasretle bekliyor. Mâşerî sağduyumuz, millî birliğimizi bozmayacaktır. İmparatorluk mirasçısı milliyetçileriz. Bebek katillerine saygı duruşu yaparak hır çıkarmaya çalışanlara bizzat hadlerini bildirmemiz lâzım değildir. Bunun için mükemmel güvenlik güçlerimiz mevcuttur. 1980 sakarlığından ders alarak milliyetçi gençliğimizi maharetle sükûnet içinde tutan Devlet Bahçeli''yi tebrik ediyoruz.
2008''i Allah''ın izniyle, aksaklıklarımızı düzelterek tamama erdireceğimize inanıyoruz. Doğru yargı, güçlü Türkiye''nin oluşmasına hizmet edecektir.
301 hakkında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk Ceza Kanunu''nun 301. maddesinin yeni şekli, Anayasa Mahkemesi''nden dönmediği takdirde, yürürlüğe girecek. Biz Anayasa Mahkemesi''nin reddi için bir sebep görmüyoruz.
Referanduma gitmek gibi memleketi ayağa kaldıracak bir yola girmek tehdidi ise mübalağadır. Zira yeni şekliyle 301''in milletimize hakareti cezalandırmak için yeterli olduğu fikrindeyiz. Zaten Türk, doğru politika ve kültür siyaseti ile korunup yüceltilir.
Avrupa Birliği bastırmasa idi, bizim böyle bir değişikliğe gitmemiz düşünülmeyecekti. Ama yıllardan beri Avrupa öylesine bastırdı ki, âdetâ AB ile müzakerelerimize engel hâline geldi. Millî menfaatimiz icabı bu engeli aşmak durumundayız.
Millî şeref, İngiltere''de, Fransa''da, Almanya''da, İtalya''da, İspanya''da ne derecede kutsal ise, bizde de aynı derecededir. Ne fazla, ne eksik... Bizde daha fazladır dersek, latîfe mevzuu oluruz. Eksiktir dememiz zaten mümkün değildir.
Avrupa''da da aynı mahiyette düzenlemeler olduğu halde niçin üzerimize geldiler? İlk sebep, Hrant Dink''in katlidir. Diğer sebep, bu maddeye dayanılarak iki yılda iki bin davanın açılmasıdır. Avrupa''da, Türkiye''de gık diyen yazının ve sözün yargıya havale edildiği vehmi oluştu. Bu vehmi ortadan kaldıramadık.
Zaten mübalağaya kaçtığımız, açılan davaların çoğunun mahkemelerde reddi ile sabittir. Dink''e gelince, bir cümlesinin Türk''e açık hakaret olduğunu her Türkçe bilen anlar. Ancak bunun cezasını vermek, daha çok, başka kalemlere düşerdi. Katli yoluna gitmek akıl almaz bir suçtur. Üstelik Türk''e zarar vereceğini kestirememek, öngörüden mahrumiyettir.
Bizim bu sütunda beş on defa tekrar tekrar yazdığımız gibi, 301''in, Avrupa devletlerinden seçeceğimiz birinin benzeri mevzuatından aynen tercüme edilmesi en münasibi idi. 301 konusu daha kapanmadı. Maalesef...
1 Mayıs
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1 Mayıs, öteden beri bayram ve şenlik şeklinde kutlanmadı. Hangi iktidar olursa olsun, düzeni protesto etmek isteyenlerin gösterileri için vesile sayıldı. Kırıldı, döküldü. Vatandaş zarar gördü, işini gücünü yapamadı, olayları antipati ile izledi.
1 Mayıs aslında komünist bayramıdır. Bizde 1935''ten itibaren bahar bayramı adıyla tatil günü yapıldı. Geleneksel bahar bayramımız, 6 Mayıs Hıdırellez günüdür ve hiçbir devirde tatil değildir. Şimdi o da tavsadı. 1981''den itibaren, artık bayramlıktan çıkan, hoyratlık ve şiddet gösterilerine dönüştürülen 1 Mayıs tatilinden kurtulmuştuk. Bundan sonra da tatil olması gerekmiyor.
Zira 1 Mayıs 1977''de Taksim meydanının kana bulanmasını unutmadık. Bir takım alçaklar, masum işçilerimizin ellerine, milyonla Türk kanı dökmüş Rus ve Çinli adamların resimlerini verip, millete yaramaz sloganlar öğreterek meydana salmışlardı.
O gün, Taksim''deki kalabalığa, su işleri tarafından ve karşı yöndeki politikacı, milletvekili, gazeteci, yabancı medya mensupları ve ajanları ile dolup taşan International otelinin bir penceresinden iki istikamette ateş edildi. 5 kişi kurşunla, 30 kadar insan ezilerek öldü.
1977''de bu eylemi düzenleyenler, Türkiye''ye komünizmin gelmesine ramak kaldığına ve Rusya''nın Kaliforniya''yı işgal etmek üzere bulunduğuna inanmış, öngörüden, sağduyudan, vicdandan, millî duygudan mahrum yaratıklardı.
Bugün böyle bir ihtimal vehmedenler yoktur. Komünizm falan da kalmadı. Ancak bazı gafiller, kan akıtarak iktidarın prestijini kırmak iseyebilirler. Bu husustaki istihbarat işçi liderlerine bildirildiği halde ille de Taksim ısrarı nedir? Vatandaşın huzurunu zerre kadar kaale almayan bir ısrardır. İşçi, elbette hakkını savunacaktır ve bunun için gösteri yapılacak meydanlar kendilerine açılmıştır (bize göre Kadıköy de sakıncalıdır). Memurumuzun derdi daha da büyüktür. Ama her hâl-ü kârda kanun ve düzen esastır, korunur, korunacaktır, koruyamayan sorumlu sayılır. Kimsenin kaprisi için kanun ve düzen ihlâl edilemez.
1 Mayısın sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bugün Türkiye''nin gündemi, herhalde dün geceki Galatasaray-Sivasspor maçıdır. Ama biz bu sütunda, politika, iç politika, dış politika, yaşasın politika, gene politika yazmak durumundayız.
1 Mayıs çekişmesini gündemden düşürmek iyidir. Ama, kan dökülmedi, yağma olmadı, tahribat yapılmadı, beklenen gerçekleşmedi diye üzülenler, konuyu olabildiğince sıcak tutmaya çalışacaklardır.
İktidarı 1 Mayısta vurmak planı akim kaldı. Beyoğlu''na inip patırtı çıkararak dünyanın dikkatinin, Türkiye''deki anarşiye odaklanması sevdalıları üzüldüler.
İktidarı beğenmeyenler, meşru zeminlerin Yüce Meclis ve medya olduğunu idrâk etmelidirler. Soğukkanlılıkla yargının sonuçlarını beklemekten başka çare yoktur. Kanun ve düzeni bozarak karşıtlık, muhalefeti de altına alıverir.
Eleştiri kabûl etmeyen, her yaptığının alkışlanmasını bekleyen iktidar da, bu kural dışı eylemlere âdeta kucak açıyor. Hiçbir ülkenin demokrasi tarihinde kusursuz bir iktidar henüz yazılmadı. Bu gerçeğin paralelinde davranmak, gayrimeşru girişimlerin vatandaşı etkilemesini bir ölçüde de olsa engelleyecektir.
Cumhurbaşkanı''nın Makedonya ziyareti, Özal ve Demirel''in cumhurbaşkanlıklarında izledikleri Balkanlar''da Türkiye politikasını canlandırdı. Başbakan''ın bize çok uzak gibi görünen Litvanya''nın başbakanını kabûl etmekte gösterdiği özen, dış siyasetin inceliklerine girilebildiğini kanıtladı. Medya kıyamet koparsa da, Körfez monarşileri ile ilişkilerimizi sıcak tutmaya mecburuz. 7 monarşinin elinde 2 trilyon dolar birikti. Başta ABD, aklı başında bütün ülkeler, bu parayı celbetmeye uğraşıyor. Bu furyada Türkiye''nin uzaktan bakması olmaz!
1 Mayıs ağırlığını omuzlarımızdan atalım. Hızlı yargı ile belirsizlikten kurtulmaya çalışalım. Muazzam Türk devletimizi, tabii mecrasına sokalım.
.Askerî reform
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''nin jeostratejik konumu ve silâhlı kuvvetlerimizin evrensel ağırlığı, her devirde ülkemizi vazgeçilmez bir devlet statüsünde tutmuştur.
Bu iki faktöre, demokrasi ile yönetilen tek Müslüman devlet unsurunu göğsümüzü gere gere ekleyebildiğimiz zaman, dünyanın üst sıralarına girebilen mükemmel ve yüksek kaliteli bir ülke olacağız.
Siyâsî kadrolar, açık ifadeyle partiler ve yöneticileri, yargı camiamız, medyamız, silâhlı
kuvvetlerimiz, özel sektörümüz, demokrasimizi mükemmelleştirmek için el birliği ettikleri takdirde bu husus, gerçekleşir.
Bizim, bunları gerçekleştirebilen milletlerden bir eksiğimiz yoktur. Gerek geçmişte, gerek bugün, çoğundan fazlalığımız vardır.
GAP''a karar verdiğimizden bu yana, birtakım komşularımız ve başka devletlerin bize karşı ASALA, Ermeni iftiraları, nihayet PKK oluşturdukları bir vâkıadır.
Ancak bizim PKK''mız varsa, Amerika''nın el-Kaaide''si, İsrail''in Hamas''ı mevcuttur. Almanya''da, İtalya''da, Latin Amerika''da, diğer yerlerde, komünist terör örgütleri çöktüğü halde, PKK, başka yaftalarla devam etti.
Amerika gibi bir cihan devleti el-Kaaide''yi yok edemedi, başını bile yakalayamadı. Onun için Türkiye''nin PKK''yı ortadan kaldırmak uğruna yıllar geçirmesine şaşmamak gerekir. PKK, maddî ve demokratik gelişmemizi engelledi. Türkiye''ye yarım trilyon dolar zarar verdi.
Şimdi ordumuz, pek önemli bir reforma girişti. Bu reformun gerçekleşeceğine hiç şüphe yoktur. Daha modern, daha caydırıcı bir askerî kuvvet oluşturacağız. PKK''yı sileceğiz. Ârızasız demokrasi ve yüksek kaliteli devlet düzeyine erişeceğiz.
Irak ne olacak?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kara ve hava kuvvetlerimiz, ortalama bir devlet derecesinde silâhlanmış olan PKK''ya karşı, askerî tarihe geçecek değerde operasyonlarına devam ediyor. Diğer taraftan Kuzey Irak Kürt otonomisi ile ilişkilerimizde kayda değer gelişmeler var.
Ne kadar olsa bizim eserimiz bu Kürt otonom devleti... Gafletimizin eseri... Baba Bush''un 1. Irak Savaşı''na Mısır bile 50.000 askerle katılırken biz, seyrettik. Oğul Bush''un 2. Irak savaşında 1. tezkereyi kabûl edip Amerikan askerlerine topraklarımızda ev kiralattık. Havaalanlarımızı, limanlarımızı onarttık. Sonra 2. tezkerede oyları hatalı sayarak, Amerikalıları kovduk. Bu suretle Kürdistan devletinin kurucusu olduğumuzu oylamanın hemen akabinde hem Talabani, hem Barzani, ayrı ayrı ve açıkça beyan ettiler.
Amerika, her iki ayrı savaşla Irak''a müdahale etmeye mecburdu. Aksi takdirde Saddam''ın kaprislerinin tutsağı derekesine düşerdi. Saddam, Kuveyt''i işgal ile yağmalamıştı. Emîrlikler, Katar, Bahreyn, hattâ Umman ve hattâ Suudi Arabistan ile Yemen''i ele geçirmesi işten değildi. Suriye zaten -Saddam gibi- Baasçı. Lübnan, Suriye''nin pençesinde. Bir Ürdün kalıyordu.
Böylece Saddam, Arap Birliği değilse bile Arabistan Birliği şampiyonu ve bundan çok daha ağırlıklı şekilde, Dünya petrolünün yarısının sahibi oluyordu. Ramak kalmıştı. Başta ABD, sonra hazırol sırası ile Japonya, Almanya, Fransa, İtalya, Türkiye ve daha niceleri, Saddam''ın eline bakacaklardı. Süper megalomanyak ve ahlâktan tamamen yoksun bir diktatör, komünizmin çöküp açık bıraktığı bir dünyanın başına belâ kesilecek, onun yerini alacaktı.
Amerika, bu coğrafyada petrol ve gaz tükenmeden Irak''tan çekilmeyecektir. Birkaç kapsamlı kara ve hava üssü ve pek kudretli uçak gemileri ile, Irak''ı egemenliğinde tutacaktır. Bölgeyi İran''a terk etmesinin ve İran''ın nükleer güç hâline gelmesine göz yummasının imkân ve ihtimali yoktur.
Irak ne olacak? muammâsının kesin cevabı budur. Türkiye, Amerika karşıtı devletlerle ilişkilerine dikkat kesilmelidir. Dış politika, hayalperestlik kaldırmaz.
İktidar ve yargı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Politikacılarımız, referandum ve erken seçim gibi kavramları telaffuz ediyorlar. Erken seçim, olağanüstü bir durumu düzeltmek için, halkoyu yolu ile millî iradeyi yenilemek için yapılır. Siyasî krizleri önlemenin en çok kullanılan çaresidir.
Ama günümüz Türkiyesi için erken seçimden çıkacak tablo, bugünkünün tıpkısının aynısıdır. Üç aşağı beş yukarı aynı sonuçlar alınır. İktidar değişmez. AK Parti''nin oyu, devletin başsavcısı tarafından yargıya havale edildiği için, bir miktar azalabilir. Daha az bir ihtimalle halk, iktidar partisine haksızlık yapıldığı kanaatine varabilir. Böylece oy oranı yüzde 50''yi geçebilir. Çok antidemokratik baraj yüzde 5''e indirilse bile, yeni bir partinin Meclis''e girmesi şansı zayıftır.
Referandum ise, en olağan dışı durumlarda başvurulabilecek son çaredir. Anayasanın birkaç maddesi için referandum yapılamaz. Burası 50, 100 bin nüfuslu bir kanton değil, 70 milyonluk büyük bir ülkedir. Referandumda mağlûp taraf olmaz. İç çekişmeler son haddini bulur. Vatandaşlar arasındaki çatlaklar büyür. Referandum meselâ yepyeni bir anayasa için yapılabilir.
Partilerimiz, Türkiye''nin gündemini raydan çıkaracak tekliflerle birbirlerine meydan okumaktan bir şey elde edemezler. Erken seçimi erkeklik yarışması yapan genel başkanlar, yakın tarihimizde, partilerini meclis dışında bıraktılar.
Siyasî krize ekonomik krizin eklenmesi tehlikesi, hızlı yargı ile önlenebilir. Yüce Mahkeme''nin kararını birkaç ay içinde vermesinde sayılamayacak kadar çok millî menfaat vardır. Uzayan yargı, krizi körükler. Hele yargı sonuçlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''ne götürmek Türkiye''yi karıştırır ve en vahîmi, Avrupa Birliği''nden yani insanlık tarihinin en büyük medeniyet teşebbüsünden Türkiye''yi uzaklaştırır.
Yargı sonunda her parti, durumunu büyük bir gerçekçilikle gözden geçirmek mecburiyetindedir. Partiler de, vatandaş da yargı sonu Türkiye''yi net görebilmelidir. Millî irade, yargı sonucuna göre tavır alacaktır. Yeni düzenlemelere gidecektir. Zinhar demokrasi bozulmamalı ve Yüce Meclis''in saygınlığına halel gelmemelidir.
Güney politikamız
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kuzey Irak''la ilişkilerimizde iyileşme görülüyor. Uzun zaman Türkiye''ye karşı PKK''yı tutan Barzani''nin, artık tutumunu değiştirdiğinin belirtileri var. PKK''nın istikbali olmadığını anlayabildi.
Türkiye, bütün Irak''ın ve bu arada kuzeydeki Kürt bölgesinin imarı, ıslahı, kalkınması için birinci derecede faaliyet göstermeye hazırdır. Bu işi gerçekleştirecek potansiyelimiz mevcuttur.
PKK''nın Türkiye''deki cinayetleri sona ermiş değil. Her gün birkaç vatandaşımızı öldürüyor. PKK''yı söndüren ve GAP''ı tamamlayan Türkiye, güneydoğu sorununun hakkından gelir. PKK''nın, Türkiye''nin ayaklarına dolanması sebebinin GAP''a başlamamız olduğu unutulmamalıdır. Artık elimizi çabuk tutmalıyız.
Suriye''ye gelince, Başbakanımız''ı kıramayan Suriye Cumhurbaşkanı, Asi Irmağından 3 gün Amik ovamıza su salıverdikten sonra gene kesti. Bize zarar vermeye azimliler. Başbakanımız bu sefer Ankara''dan telefon etti. Bu iş için her hafta teşebbüse geçecek değiliz. Şam, bizi vanaları kapatmaya zorladığının farkına varmalıdır. Bunu yaparsak Irak da zarar görecektir.
Suriye, Washington''ın haydut devletler listesindedir. İran''a paralelliği, Lübnan''da suikastler gibi sebepler Amerika''yı kışkırtıyor. Suriye ile ilişki kuran devletler de ABD politikasına aykırı davranmış sayılıyor. Bu bakımdan Türkiye''nin Suriye ile yakınlığı, epey risk taşıyor. Suriye''deki azınlık dikta rejimi çağımızla uyuşmuyor. Suriye''nin su politikası, harita sapıklığı, mutlaka düzeltilmeye muhtaçtır. Geçmişte talim ettirip silâhlandırdığı komünist ve bölücü çeteleri Türkiye''ye sokup büyük zarar vermesine rağmen Demirel ve Özal''dan sonra Erdoğan ve Gül de Suriye''ye şefkatle davrandılar.
İran''a gelince, Türkiye ile ilişkileri, Orta Doğu çerçevesini aşar. Asya kıt''asının geleneği ve enerji paylaşması meselesidir ki bu konuda birinci derecede ilgili devlet Birleşik Amerika''dır.
Kraliçe niçin geldi?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kraliçe İkinci Elizabeth''in Türkiye''yi resmen ziyaret sebebini, İngiltere''nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird, Türk basınına şöyle açıkladı:
"Kraliçe''nin ziyaretinin sebepleri şunlardır: 1) Türkiye''nin Avrupa Birliği üyeliğine güçlü destek vermek. 2) Türk-İngiliz ilişkilerinin derinlemesine geniş ve genişlemesine derin olduğunu vurgulamak (stratejik müttefik olduğumuz). 3) Türkiye''nin stratejik önemini bir defa daha belirtmek ve gerçek Avrupa ülkesi olduğunu hatırlatmak. 4) Türkiye''nin evrensel enerji yolları üzerinde bulunduğunu söylemek. 5) Türkiye''nin Avrupa Birliği üyeliği ile Birlik''in Avrupa''yı aşarak evrensel bir güç hâline geleceğini ileri sürmek."
İngiltere''nin, 1940''a kadar cihan devleti pozisyonunda bulunduğunu, bugün de Britanya Milletler Topluluğu''nun dünyanın 201 devletinden 54''ünü içerdiğini ve birliğin başkanının İngiltere Kraliçesi olduğunu hatırlamak gerekir.
Şunu demek istiyorum: İngiltere''nin dünya politikasındaki öngörüsü, çok büyük bir tarihî tecrübeye dayanıyor. Avrupa ve Batı birliğine alınan Türkiye''nin birliğe güç katacağını, dışarıda bulunan bir Türkiye''nin ise birliğe büyük zarar vereceğini, en iyi İngiltere biliyor.
İngiltere''nin bu konudaki şuuruna bir örnek şudur: 1. Cihan Savaşı (1914-18) sonunda, İngiltere cihan devletinin başbakanı Lloyd George, Türk delegelerinin yüzüne karşı "Sizin savaşa girmeniz bize bir milyon askere ve milyarlarca sterline patladı, 2 yılda bitecek savaşı 4 yıla uzattınız!" deyip, Yunanlıları İzmir''e çıkarmıştı.
İkinci Elizabeth''in Ankara''ya 3. ayak basışı, fakat 2. resmî ziyaretidir. Majestelerine hoş geldiniz diyoruz.
Kraliçe hakkında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İmparator ve kral ile imparatoriçe ve kraliçe derecesindeki hükümdarlara ve eşlerine Majeste denir (hitâb edilirken: Majesteleri). Her derecede prensler, prensesler, kral olmayan hükümdarlar ve bütün bunların çocuklarına Altes (Altesleri) denir. Cumhurbaşkanı, bakan, orgeneral, önemli vali, büyükelçilere ve bunların emeklilerine ise Ekselans (Ekselansları)...
Tabii detayları vardır ama, bu kadarını bilmek de iş görür. Bizde İngilizce film tercümelerinde majeste yerine ekselans veya tersi işitilip kahkaha konusu oluyor. İngiltere Kraliçesine hitap şeklini İngiltere''nin Ankara büyükelçisine sormak rezalettir.
Dışişleri Bakanlığımız''ın muazzam bir Protokol Genel Müdürlüğü vardır. İmparatorluğumuzun teşrîfât-ı umûmiyye nâzırı biriminin devamıdır. Zaten belli başlı kurum ve kuruluşlarımızda protokol görevlileri mevcuttur.
Hiçbirine erişemeyenlerin, benim Kültür Bakanlığı''nın 3 defa bastığı Devletler ve Hânedanlar kitabıma bakıvermeleri de yeterlidir. Ama bizde bilgilerin kulaktan hazırlop elde edilmesine alışılmıştır.
1952''de babasının ölümüyle tahta geçen İkinci Elizabeth, 1961''de Ankara''ya inip cumhurbaşkanı Org. Cemal Gürsel''le konuştuğu zaman 35 yaşında idi. Menderes ve iki arkadaşının idam cezalarının müebbete çevrilmelerini Türkiye Cumhuriyeti''nin dostu sıfatıyle rica etti. Ama Gürsel''de bunu yapacak iktidar ne gezer! Cuntacılığın dayanılmaz cazibesi altında mest olan yüzbaşı ve binbaşıların tutsağı idi. Devletimiz için yüzkarası infazlar yapıldı.
Sonra Kraliçe, 18-25 Ekim 1971 tarihinde, eşi ve kızı ile beraber, cumhurbaşkanı Org. Cevdet Sunay''ı resmen ziyaret etti. "Olağanüstü hükûmet"in başbakanı -komünistlerin şehîd ettiği- Nihat Erim idi. Kraliçe''nin Türkiye''nin her olağanüstü (veya olağan dışı) hâle düşünce Ankara''ya imdadımıza gelmesi, tarihin garip rastlantılarındandır. O tarihte 45 yaşında bulunan Kraliçe, şimdi 82 yaşındadır. Majesteleri''ne, 2002''de 102 yaşında ölen annesi Kraliçe Elizabeth kadar ve daha uzun bir ömür diliyoruz. Şimdi saltanatının 56. yılındadır. Torununun torunu olduğu Kraliçe Victoria 64 yıl tahtta kalmıştı (1837-1901
Fraklı bir yazı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İngiltere Kraliçesi ve 54 devletten oluşan Britanya Milletler Topluluğu (Commonwealth) başkanı Haşmetlü İkinci Elizabeth Hazretleri''nin Türkiye''yi 3. ziyareti, dünyanın da ilgisini çekti.
Zira Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi devletlerin de Kraliçesi olan İkinci Elizabeth, tahta çıktığı 1952''den beri, aynı ülkeye nadiren bir defadan fazla gitmiştir. Türkiye''ye 1961, 1971 ve 2008''de geldi. Hep en buhranlı ve kritik dönemlerimizdir. Rejim krizine düştüğümüz günler...
Tam 757 yabancı gazeteci, Kraliçe''yi izlemek için Türkiye''ye geldi. Böylesine en üst düzeyin de zirvesinde akşam ziyafetinde erkekler frak giyerler. Beyaz papyon ve köstekli plantin cep saati takarlar (kol saati ve altın cep saati olmaz). Göğüsleri nişanlar ve madalyalar süsler.
Türkiye''ye ise kıyak çekildi, Cumhurbaşkanımız smokinle yetindi. Başbakanımız, koyu renk gündelik kostümle iktifa etti.
Atatürk, askerî
üniforması hariç, en mutlu günlerinde frak giymeyi çok sevmiştir. Şüphesiz tam bir Avrupalı, en büyük Türk milliyetçisi idi. Sayın Abdullah Gül''ün de Atatürk''ün mekânında, onun halefi sıfatıyle, Atatürk''ün İstanbul''da Dolmabahçe Sarayı''nda kabûl ve misafir ettiği Sekizinci Edward''ın yeğeni (kardeşi Beşinci George''un kızı) İkinci Elizabeth''i ağırlarken frak giymesi, bana göre, çok parlak bir davranış olurdu. Partisini gericilikle suçlayanlara darbe oluştururdu (şimdi partisiz, partiler üstü ve tarafsızdır). Kenan Evren, Kraliçe''yi Londra''da resmî ziyaretinde frak giymişti.
AK Parti için şimdilik bu kadar iyidir diye düşünenler de çıkacaktır. Ama Cumhurbaşkanımız, başka bir Avrupa hükümdarını ağırladığı zaman, belki bu teklifimi değerlendirir.
AB ve AK Parti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği, Anayasa Mahkemesi''ne tevdi edilen davada Adalet ve Kalkınma Partisi''ni savunuyor mu? Bu konu münakaşaya başlandı. Bizim görüşümüz şöyledir:
Avrupa Birliği, anarşi ve teröre karışmayan ve kışkırtmayan hiçbir parti kapatılmasın tezini savunurken, kendi ilkelerini, sistemini, AB düzenini, çağdaş Avrupa demokrasisini savunuyor. Bu görüş, dolayısıyle de olsa AK Parti''yi müdafaa şeklinde algılanıyor.
Soruyu ama gerçekten AK Parti''yi savunuyor mu? şeklinde değiştirirsek, cevabımız şudur: Niçin savunmasın? Türkiye''de Avrupa Birliği''ni yalnız AK Parti istiyor. Diğer partilerimiz, bizim onurumuzun (gururumuzun) İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İspanyol, Leh, Çek, Macar vs. vs... onurundan fazla ve üstün olduğunu iddia ederek, AB ilkelerinin şurasına burasına yeni şartlar getirmek istiyorlar.
AK Parti dışındaki partilerimizin görüşünde hiç mi haklı taraf yok? Haklı tarafları, AB''nin Türkiye''ye bazen çifte standart koyma kötü huyudur. AB niçin çifte standarda gidiyor? İlk sebep, üyelik şartlarının çıtasının gittikçe yükseltilmesidir (ancak politik sebeplerle bazı ülkelere kıyak geçiliyor). Yunanistan''la birlikte davet aldığımız zamanın şartları bugün defaatle katlandı, fevkalâde ağırlaştırıldı. Buna, Türkiye''nin 70 milyon nüfusu ile birliğin Almanya''dan sonra 2. devleti durumuna gelmesinden duyulan endişeyi eklemek gerekiyor.
Avrupa''da AB dışında bir politik düzen, yaşama düzeyi yok mu? Rusya dışında yok! Rusya''nın da üyeliğine 5 yıl kaldı, Almanya ile yarışmaya başlayacak. Yaşayan görür. Türkiye Avrupalı değil Asyalıdır diyerek, tarihin en büyük medeniyet projesinden, dolayısıyle muâsır medeniyet seviyesi hedefimizden vazgeçerseniz o başka! Çin ve İran sistemine dönüşürüz.
Halbuki bütün inkılâplarımızın, 3. Selim ve 2. Mahmud''dan bu yana ve Atatürk''le yoğunlaşan aklımıza gelen gelmeyen bütün inkılâplarımız, tek hedefi elde etmek için yapıldı: Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak. Bu amaca odaklanmayan, başka hedef güden tek imparatorluk reformu, tek cumhuriyet inkılâbı yoktur.
Anayasa davası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği''nin Anayasa Mahkemesi başta yargıda bulunan davalarımıza etkisi olur mu? Bu kritik sorunun cevabı şudur: Olur! Ama bu olur''u açmak, okumak, tefsir etmek gerekir. Şöyle:
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nin kararlarını ve hukuk sistemini kabûl etmiştir. Anayasamız dahil, yasalarımız, bu sisteme aykırı olamaz.
Bu sistem getirilmekle beraber, realpolitik''in de yazılı olmayan (Osm. gayri mektûb) kuralları vardır, her ülkede işler, şudur: Her devletin kendine has, mahsus, özel hususiyetleri...
Türkiye''de bize mahsus bu özelliklerin birçok Avrupa devletinden fazla ve bir kısmının demode olduğunu elbette söyleyebiliriz. Fakat bu iddiaları, bu incelikleri, bu özellikleri tanımam, yazılı olan neyse odur! tutumuna girilirse, birincisi yeterli politik tecrübe bulunmadığı, ikincisi yönetilen devletin mekanizmasına (işleyişine) hulûl edilemediği anlaşılır, üçüncüsü buna rağmen davranışına girilirse, kazanma şansı yoktur, zamanı gelir anlaşılır ama artık iş işten geçmiştir.
Türkiye''mize muhsus takıntılı fikirler, zamanla çağa uyum sağlayacaktır. Her şey eninde sonunda zamana ve zemine uyar. Çağa uyum sağlayarak Türkiye''yi yüceltmenin tarihimizdeki şampiyonu Atatürk''tür. Bu konuyu Taha Akyol, Hangi Atatürk? kitabında ilmî şekilde ekspoze etmiştir. Ama zaman ayarı yapmadan zorlayarak değiştirmeye kalkışılmasına izin vermezler.
Sonuç: Yüce Mahkememiz, elbette Avrupa hukuk düzeninin etkisindedir. Ama Türk Devletinin öncelikleri takaddüm eder.
Nereden nereye?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Demokrasimizin eksiğini gediğini gidermekle meşguldük. Anayasamız yamalı bohçaya dönüşmüştü. Zaten Yüce Meclis''in eseri değildir. İhtilâl ve darbe eseridir. Birkaç ay önce yepyeni bir anayasa yapıyorduk. Birden bir şeyler vuku buldu. Anayasa gündemden çıktı. Parti kapatma davası, olanca ağırlığı ile gündeme çöktü. Yeni bir anayasa bizi Batı demokrasisinin standartlarına taşır mı? Pek değil! Ama yaklaştırır. Bazı eksiklerimiz, aksaklıklarımız kalır. Onları da zamanla çözümleriz.
Nedir? Meselâ değiştirilemez maddeler antidemokratik bir iddiadır. Millî iradeyi sınırlar. Bazı maddeler değiştirilemezse, Yüce Meclis''in takdirindedir, değişmez. Türkiye Cumhuriyeti''nin kurucusu ve bütün meşrûiyetlerin dayanağı Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin yetkileri budanamaz. Bu yetkiler başka kurumlara, kuruluşlara, kişilere dağıtılamaz, devredilemez.
En iyi anayasa, Atatürk Anayasası idi. 1961''de rafa kaldırıldı. Bize komünizmi bulaştıran yepyeni bir anayasa yapıldı. Atatürk sistemi çöktü.
Bugünkü anayasada yaptığımız değişiklikler o kadar beceriksizce oldu ki, Yüce Meclis, kendi eliyle, ana yetkilerinden bir kısmını daha devretti. Meselâ cumhurbaşkanı seçmek, Meclis''in yetkisi ve hakkıdır. 5 yıl için halka seçtirmeye kalkıştık. Zaten fazla görünen cumhurbaşkanı yetkileri, yarı başkanlığa yükseltildi. İlk halk oylamasında Türkiye karışacaktır. Yaşayan görür.
Cumhurbaşkanının 4
yıl için TBMM tarafından üyeleri içinden seçilmesi sistemine dönülmelidir. Bu sistemi, Meclis''e kızan Ecevit bozdu: Milletvekillerine hadlerini bildirmek için, dışarıdan bir aday buldu. Zira TBMM, Türkiye''nin en tecrübeli devlet adamını tekrar seçecek anayasa değişikliğini yapmadıktan başka, adaylığını koymakla hata etmiş bulunsa da kendi başkanına oy vermedi. Çok makul 400 milletvekili sayısının 550''ye yükseltilmesi, diğer bir büyük hatadır.
Bütün bu dikenli yolları aşarak demokrasi kapısını açtık mı? Ne gezer! Yüce Mahkeme''nin bir an evvel karara varıp bu muazzam devleti tereddütlerden kurtarmasını diliyor ve bekliyoruz.
Bush Orta Doğu''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan George Bush (Corc Buş) (II), toplam 8 yıllık iki dönem başkanlığının son yılında. 8 ay sonra, Beyaz Saray''ı halefine devredecek. Kendisi gibi Cumhuriyetçi McCain mi olur, muhalifi Demokratlar''dan -hem zenci, hem Katolik- Obama mı veya Clinton Hanım mı? Amerikalıların takdirindedir.
Başkan Bush Orta Doğu''ya veda ziyareti yaptı. İran ve Suriye''yi terörü destekleyen devletler şeklinde vurguladı. Bilhassa İran''ın nükleer silah edinmesindeki çok büyük tehlike üzerinde durdu.
Ziyaret İsrail ağırlıklı idi. İsrail devletinin kuruluşunun 60. yılını kutladı. 62 yaşındaki dünyanın 1. adamının, Arapları gücendirmemesi gerekiyordu. O diyarlara da uğradı.
Suudi Arabistan''dan eli boş döndü. Daha veliahd-kral naibi bulunduğu zamandan beri Amerika''dan hoşlanmadığı bilinen 85 yaşındaki Melik Abdullah İbni''s-suud, varili 127 dolara tırmanan petrol fiyatını tutabilmek için hızlı üretime geçmeye razı olmadı. Amerika''ya gelince, tarihin en büyük petrol stokunu gerçekleştirdi. Stok durduğu yerde fiyat artıyor. Amerika, milyarlarca dolar kazandı.
Başkan, Mısır''a döndü. Cumhurbaşkanlığında 27 yılını dolduran 80 yaşındaki Hüsnü Mübarek''e iltifatlar yağdırdı. Şarmu''ş-Şeyh kumsallarında, Kızıldeniz sahillerinde, Filistin başkanı Mahmud Abbas''la el ele tutuşarak yürüdü. Yahudiler kadar Arapları da sevip kolladığını gösterdi. İran ve Suriye''nin tasallutu altındaki Lübnan''a destek verdi.
Başkan, Müslüman ülkelerinin demokrasiye yaklaşmaktaki gayretlerini övdü. Bu arada, Türkiye''nin bile adını andı. Ancak Orta Doğu''ya veda ziyaretinde bizi pas geçti. Stratejik müttefiklik şartlarını ihlal ettiğimiz kanaatinde bulunduğunu biliyoruz. Türkiye''deki ABD karşıtlığının nedense yayıldıkça yayıldığını da biliyordur. Bazı ülkelerde karşılaştığı protestolara bizde de maruz kalmaktan çekindi. Her neyse, daha birkaç ayı var. Mutlaka bekleriz!
AB ve Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi''ne AK Parti aleyhine dava iddianamesini verince, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz yeniden can buldu. AB normlarına, Kopenhag ve Maastricht kriterleri ile Venedik deklarasyonuna ihtiyaç hâsıl oldu.
Avrupa Birliği, Türkiye''ye niçin müşkilât çıkarıyor? Geçenlerde arz ettim. Pekiyi niçin bizden vazgeçmiyor? derseniz, cevabı şudur:
Türkiye''nin harikulâde -ve tarih boyunca bundan dolayı çok müşterisi çıkıp
bizi zorlayan- jeostrateji''si, ilâveten silahlı kuvvetlerimizin kudreti, ABD gibi AB''yi de birinci derecede cezbediyor. Birlikte davranmamızı istiyorlar. Ama bundan da fazla, kafamız kızıp başka tarafa geçivermemizden korkmak ne kelime, ödleri kopuyor. Daha açık ifadeyle; bizden yararlanmak istiyor, fakat daha çok, zarar vermemizden çekiniyorlar.
Avrupalılar iyi tarih ve coğrafya bilirler. Bizim başka tarafa kaymamız ihtimali üzerinde duruyorlar. Karşı taraf neresi mi? Ne ben yazayım, ne siz aklınızdan geçirin! Allah korusun!
Türkiye, Avrupa''nın ayrılmaz bir parçasıdır. Roma-Bizans-Osmanlı Türkiyesi cihan imparatorluklarının taht şehri İstanbul, Avrupa''dadır. Balkan dillerinde 10.000 Türkçe kelime vardır, Türk musikisi makamları geçerlidir. Avrupa''ya verdiğimiz, vereceğimiz o kadar çok şey var ki, bitip tükenmez. Ekonomimizin yüzde 60''ı Avrupa''ya dayanır. NATO''ya ve Avrupa''nın hemen her organına, Avrupa devleti sayılıp üye yapılmamızdan, eski eyaletlerimiz üyeliğe alındıktan sonra Türkiye''yi dışarıda bırakmak teşebbüsü ne mene şeydir?
Per capita (kişi başına) 10.000 doları aştık. 70 milyon nüfusumuzdan ise korkacak bir şey yok. Avrupalı değilsek, Avrupa Birliği''ni kuran devletler niye müstakbel adaylığımızı kabûl eden belgelere imza attılar? İmzalarını çiğneyecek değillerdir. Zaten Türkiyesiz doğru dürüst Asya''ya ulaşmak mümkün değildir, Avrupa yeniden Rusya''nın insafına kalır...
Akıllı ve vatansever
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Siyasî kriz dönemleri, derhal aşılamadığı takdirde, hem ekonomide, hem politikada durgunluk oluşturarak müzminleşir. Durgunluk, rejim krizine ve iktisadî çöküntüye götürür.
Bu uğursuz gelişmeyi durdurmak, ekonomiye ve politikaya yeniden hayatiyet kazandırmak için, akıllı ve vatansever tedbirler getirmek gerekir. Rastgele davranışlar huzursuzluğu arttırır. Tek bir cümlenin olayları tetiklediği görülmüştür. İhtilâle giden yolun kapısı açılır.
Ürperdiniz değil mi? Ama son yarım asır içinde bizde 3 defa vuku buldu. Zira tarih kanunları hükmünü icra eder.
Politikacı soğukkanlı, serinkanlı, ılımlı davranmalıdır. Yargı, adaleti hızla gerçekleştirmelidir. Politikacının milleti üzmeye, yargıcın milleti bekletmeye hakkı yoktur.
Ne olacaksa bir an önce olmasında sayılamayacak kadar millî menfaat mevcuttur. Büyük milletlerin akıllı adamları, az bir zamanda olumlu sonuçlar almasını bilmişlerdir. Ama gene bazı büyük milletler, felâket senelerini önleyememişlerdir.
Türk Devleti''nin yargıda bulunması elem verici bir tablodur. Sebepleri üzerinde anlaşmak mümkün değildir. Her kişi, zümre ve taraf, sebepleri karşı saflarda aramakta ve kendileri için hiçbir hata kabûl etmemektedir.
Halbuki gerçek sebepler çözümlenmeden tedavi değil, teşhis bile mümkün değildir. Bazı sebepler ise, o kadar derinlerde, o kadar uzaklardadır ki... Hepsini pas geçmeyi marifet saymak suretiyle, bir türlü muâsır medeniyet seviyesine erişemedik. Çağdaş uygarlığın ne olup ne olmadığını kavrayabilmekte bile müşkilât oluştu.
Siyasî etik
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne başkan seçilen her zâtın ilk işlerinden biri, bir politik (siyasî) etik veya daha doğru ifadeyle milletvekili statüsü taslağı hazırlatmak oldu. Bu dosyalar şimdi sayın başkanımız Köksal Toptan''ın emrindedir. Hiçbiri, maalesef ki maalesef, uygulamaya konulmadı. Milletvekillerimizin statüsü, çağdaş demokrasilerdeki hâline getirilemedi. Zira bir dokunulmazlıklar kalksın! popülizmi başladı. Medya, milletvekili dokunulmazlığı, maaşı, emekliliği konularını tiraj ve reyting faktörü sayarak öylesine benimsedi ki, vekilsiz bir demokrasi hattâ devlet daha iyi olurdu imajı oluştu. Hiç milletvekili savunan yazı, haber gördünüz mü? Demokrasi, milletvekili dokunulmazlığı üzerine kurulmuş bir rejimdir. Şöyle milletin haklarını korkusuzca ve engellenmeden savunması için kral''ın hışmına karşı müeyyideler gerekmiştir. Dokunulmazlığın kökeni budur. Kaldırırsanız, canı çeken savcı, polis, mülkî âmir milletvekiline sataşarak, görevini yapamaz hâle getirir. Onun için Atatürk, şikâyet eden bir başbakanını (meb''usun maaşına ve imtiyazına dokunmayınız!) cümlesiyle uyarmıştır. Atatürk''ü mareşal, başkomutan, meclis ve cumhurbaşkanı yapan, milletvekilleridir.
Milletvekilliği çok harcaması olan bir meslektir. Maaşı, harcamasına yetmez. Malını mülkünü satarak dönemini kapatır. Daha doğrusu vaktiyle milletvekilliği bu idi. Zamanla pek çok ülkede ve bizde, siyasî nüfuzunu kullanarak mal ve mülk edinmeye çalışan, hattâ sırf bunun için parlamentoya giren çirkin politikacı tipi oluştu. Batı demokrasilerinde, derhal bu tipleri engelleyici tedbirler alındı. Biz, birçok işimizdeki gibi ihmal ettik. Tedbir, milletvekillerini, görevi müddetince, para işlerinden ayırmak, ticaret ve kazançla ilişkisini yed-i emîne bırakarak kesmektir. Milletvekili, para mukabili hiçbir ek iş ve görev yapmamalıdır. San''at ve telif faaliyetleri tabiatiyle hariçtir. Bu statünün bizde de olması için yirmi yılda kırk makale yazdım. Dokunulmazlığın hiçbir demokraside tamamen kaldırılmadığını belirttim. Zenginleşmek için Meclis''e girenlere karşı nefretimi saklamadım. Şimdi sayın Başbakan''ın kesin talimatı söyleniyor. Başkan Köksal Toptan da bu kaçınılmaz, geçiştirilemez reformu gerçekleştirecek birikime ve kararlılığa sahiptir. Böylece bizde de çağdaş politikacı karakteri yerleşecektir.
.Pahalı evler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Saraylar dışında dünyanın en pahalı meskeni, Londra''nın güney banliyösünde 138 milyon dolara satılan Updown Court biliniyordu. Bunu Birleşik Amerika''da 100 ilâ 135 milyon dolar değer biçilen 3 ev izliyordu.
Türkiye''de Boğaziçi''nde bir yalı 100 milyon dolar, Fransa''da en pahalı ikametgâh ise Nice (Nis) banliyösü Cap Ferrat''ta ancak 65 milyon dolardı. Updown Court 15.000 metrekare arazi üzerinde 103 oda, 22 banyo, helikopter pistli idi.
Londra''da Halis Toprak''ın yaptırdığı malikâneye ise 99 milyon dolar değer biçilmiştir. İftihar ettik! 99 milyonluk evlerde oturanlarımız çoğalsın temennisinde bulunduk! Az ötede hâkan-halîfelerimizin çocukları sürünüyorlardı. Boğaziçi''nde Şehzâde Burhâneddin Efendi Yalısı ise, 2787 metrekare üzerinde 64 odadır. Sahibi Saadettin Erbilgin, bu yalıyı 100 milyon dolara satışa sunmuştu (Hürriyet, 24.2.2007).
Hâlen hayatta bulunan eski bir bakanımızın eşine ait Sarıyer''de 1562 metrekare bahçede yer alan 3 katlı köşk 28 milyon YTL''ye önümüzdeki 25 Haziran günü satışa çıkarıldı. Sakın kaçırmayın!
Bütün bunların mütevazı rakamlar olduğunu, 60 milyar dolar servetiyle dünyanın en zengin kişisi sayılan Hind asıllı İngiliz iş adamı 57 yaşında Lakshmi Mittal kanıtladı. Londra''da 7400 metrekare bahçe içinde 3 katlı saray yavrusu bir köşke tam 232 milyon dolar saydı.
Dikkat buyurunuz, hepsi yeni zenginlerdir. Yoksul babaların gençliklerini zor şartlarda yaşayan çocuklarıdır. Hiçbirinin aristokrasi ile uzaktan ilgisi yoktur. Dolar milyarderi bir Japon sanayicinin evini görmüştüm. Şatafatsız döşeli 5 oda, 1 sofa idi. Yerleşmiş servet sahipleri, daha mütevazı yaşıyorlar. Hârûnürreşîd''le aşık atmaya tenezzül etmiyorlar.
.48 yıl önceydi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
27 Mayıs 1960 faciasının üzerinden 48 yıl geçti. Ordunun politikadan uzak tutulması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin tavizsiz egemenliği üzerine kurulan Atatürk felsefesi ve Atatürk anayasası ayaklar altına alındı.
Yetişmeleri için her türlü fedakârlık gösterilen genç, aydın, Atatürkçü, vatan için göz kıpmadan can vermeye hazır 7000, dile kolay yedi bin subayımız, küçük rütbeli bir avuç darbeci arkadaşları tarafından emekliye sevk edilerek, canlarından fazla sevdikleri silâhlı kuvvetlerden atıldı. En büyük zarara, silâhlı kuvvetlerimiz maruz kaldı. Cuntaları cuntalar izledi. Subay, boğazına kadar -tamamen mesleği dışında bir alan olan- politikaya battı.
Darbe ve ihtilâl anayasası, Türkiye''ye komünizmi getirdi. Türk''ü demokrasiden, insan haklarından, çağdaş uygarlık düzeyinden uzaklaştırdı.
Demokrat Parti demokrasisi (1950-60) elbette bugünküne kıyasla eksikti, geriydi. Bugünkü demokrasimiz de Batı''daki örneklerinden epey uzaktadır. Ama Demokrat Parti demokrasisinin ve seçmen-sandık şuurunun, yerine geçtiği sisteme nisbetle ne büyük nimet olduğunu anlamak için, 1938-1950 Millî Şef rejiminin dehşetini hatırlamak gerekir. O dönemle mukayese gerekir, günümüzle değil... Türk insanına hür kişi değil, düşünmesi yasak robot muamelesi yapılmıştır.
Yassıada yargısına ve yönetimine gelince, millî utancımızdır. Halbuki (bu millet utanmak için yaratılmadı) sözü Atatürk''ündür. Bu utanç üstelik bu büyük millete tam 20 yıl millî bayram denerek yutturulmak istendi. Milletin yarısı (kuyruk) ve (düşük) tabirleriyle tescil edilerek aşağılandı.
Bugün artık böyle şeyler mümkün değil. Biz de, bütün dünya da çok geliştik. Şu anda zaman faktörü, Türkiye''nin büyük zarara uğramaması için çok önemlidir. Anayasa Mahkemesi, her iki dava için de sonbahara kalmadan kararını açıklamalıdır. Her organ durumunu bilmeli, yerli yerine oturmalıdır. Neyi paylaşamıyoruz ki?..
555. yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İstanbul''un Fethi''nin 555. yılındayız (29 Mayıs 1453-29 Mayıs 2008). 555 yıl önce Orta Çağ''ı kapattık. 555 yıldan beri Yeni bir Çağ''ı yaşıyoruz.
21 yaşındaki İkinci Sultan Mehmed''in Fâtih unvanını aldığı gündür. 6. kuşak dedesi Osman Gazi''nin gösterdiği hedefi gerçekleştirmiştir. Sultân-ı İklîm-i Rûm unvanını hakkıyle kullanarak Roma imparatorluk tâcını diğer taçlarına kattığı gündür (ki Bellini''nin tablosunda bu taçlar özenle sıralanmıştır). Türk''ün Avrupa''yı sarstığı, Asya''da yankılandığı, Afrika''da dalgalandığı gündür. Tarihimizin en büyük günü... Cihan Devleti''nin temelini atmıştık.
Bumin Kağan bunun için Ergenekon''dan çıkıp Göktürk devletini kurdu (M.S. 535). Alparslan bunun için Malazgirt''te kilidi açtı (1071). Amcaoğlu Süleyman-Şah, bunun için Anadolu''yu fethedip bizi açık denizlere çıkartarak İznik başkentli Türkiye Devleti''ni başlattı (1074).
555. Yıl''ın neresindeyiz? Çetin bir sualdir. Doğru cevabı bulamayan ömür boyu bocalar. Cihan devleti kurmanın değil, yargıya havale edilmiş hükûmeti ve devlet başkanını kurtarmanın heyecanını yaşıyoruz. Doğrusu epey garip bir yerdeyiz. Milletçe bekleme hâlindeyiz. Zira reformlara öylesine direndik, her dönemde statükoyu öylesine sevdik ki, millî hedefimiz olan muâsır medeniyet seviyesine bir türlü ulaşamadık.
Son 200 yılı bekleyerek geçirdik. Gereken ölçüde çağı yakalayamadık. Yenileşmeye karşı âdeta millî bir direnç oluşturduk.
Atalarımız bu devleti sonsuz fedakârlıklarla bizim için kurdular. İstanbul''u Türk''e veren, Türkleştiren, çağının çok ilerisinde nice işler yapan, Atatürk''ün doğru değerlendirmeyle tarihimizin en büyük şahsiyeti dediği Fâtih Sultan Mehmed''i, Feth-i Mübîn''in azîz şehitlerini, muzaffer askerimizi, sonsuz bir tâzîm duygusu ve derin bir hayranlıkla anıyoruz. Gene bir yükseliş dönemine girip yaşamamız için akıl fikir sahibi olabilmemize dua ediyoruz.
.GAP
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Mayıs, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi), Türkiye Cumhuriyeti''nin en kapsamlı atılımlarından biridir. Maalesef tamamlanmadı. Muazzam Atatürk Barajı ve haşmetli Urfa Tünelleri''nden sonra akıym kaldı. Dicle tarafına hiç el atılamadı.
Niçin? Zira bölgede PKK adlı Kürt ırkçısı komünist terör örgütü ortaya çıktı.
PKK''yı gerçi, varlığı için GAP''ı ekonomik, politik, sosyal, stratejik tehlike gören Suriye oluşturdu. Ama epey sayıda önemli ve önemsiz ülke, PKK''ya ve Kürtçe bilmeyip konuşamayan Kürtçü elebaşı Siyasal''dan kaydı silinmiş Abdullah Öcalan''a destek çıktı.
PKK, bizim 1. tezkereyi kabulümüzden hemen sonra 2. tezkereyi reddetmemiz gibi akılları durduracak jeostratejik hatamızla öylesine güçlendi ki, âdetâ yeniden doğdu. Hemen hemen orta çapta bir devletin silah gücüne erişti.
GAP''ı tamama erdirmek, Türkiye için bir şeref meselesidir. GAP''ı bugünki hâliyle bırakan Türkiye, çekingen bir politika izlemek itibariyle komşularınca küçümsenecektir.
Şimdi Başbakan Tayyip Erdoğan, GAP''ı, bırakıldığı yerden alarak tamamlamak misyonunu Devlet Politikası ilân etti.
GAP, Kürt asıllı Türk vatandaşlarımıza tanımakta geciktiğimiz kültürel haklarla beraber, güneydoğumuza refah ve sükûnet getirir. Ama radikal kürtçüler, Kürtçe ile resmî eğitim, otonomi, federasyon, Kürdistan vs vs vs gibi olmayacak, olması asla mümkün bulunmayan isteklerinden vazgeçmezler. Hattâ GAP''ı gerçekleştirmemizin, güneydoğu sınırlarımızı daha da perçinlemekle sonuçlanacağını elbette bilirler.
Ne zaman ki Türkiye AB üyesi olur, artık sınırlarımız üzerinde münakaşa biter. GAP''ı tamamlayan Türkiye, zaten AB üyeliğine pek çok yaklaşmış olur.
Türkçe''nin zaferi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Süleyman Demirel ile Turgut Özal Adriyatik''ten Çin Seddi''ne dedikleri için, Türk''ten hoşlanmayanları kızdırmışlardı. Türk coğrafyasına bîgâne olanlar alaya kalkışmışlardı. Bu kavram, Türkçe konuşan kavimlerin batıdan doğuya demografi kurallarına uygun vurgulanmasıdır. Türkçe''yi dünyaya yaymak, millî kültürümüze en büyük hizmettir.
Şimdi Fethullah Gülen, Türkçe''yi Brezilya''dan Moğolistan''a sloganı ile Kuzey Kutbu Yakutistan''dan Okyanusya adalarına kadar, orta ve yüksek derecede 300 Türk okulu ile fiilen dünya dili hâline getirdi.
Her renkten, dilden, dinden, yaştan çocukların İstanbul Türkçesi''nin uzun hece saltanatına riâyetle konuşmaları, Türk''ü seven herkesi sevinçlere gark etti.
Şairlerimizden şiirler okudular. İstiklâl Marşımızı saygıyla söylediler. Şarkılarımızı dinlettiler. Musiki, Osmanlı eğitiminde vazgeçilmez ağırlıkta idi. Bugün de öyle olmalıdır. Dünyadaki Türk okullarına, üniversitelerimizin Türk Musikisi Devlet Konservatuvarları mezunlarından öğretmenler atamasını öneriyorum. Klasik musikimizin basit parçalarının da öğrenilmesi gerekir.
Dünyanın, dile kolay, 110 ülkesinden 550 çocuk ve genç, İstanbul''da 10 gün Türkçe şöleni için geldiler. TBMM Başkanı ve Başbakan destek verdiler. Bu 6. Türkçe şenliğidir. İlkine sadece 17 ülke katılabilmişti. Alınan mesafeye dikkat rica ederim.
Türkçe''nin hem Türkiye''de, hem bütün dünyada iyi ve hakkıyle öğrenimi, Türklüğün geleceğinin güvencesidir. Özel teşebbüs bunu başardı. Millî Eğitim Bakanlığının hiçbir dönemde böylesine bir başarıyı hayal bile edemediğini büyük esefle hatırlatıyorum. Dış ülkelerde Türk ve Türkçe için çalışanları saygı ve sevgiyle kutluyorum.
Karar günü
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye, yarınki perşembe gününden itibaren saat sayıyor. Anayasa Mahkemesi''nin -karşıtlarının türban dedikleri- baş örtüsü için vereceği kararı bekliyor. Aslında bu karar, hangi yönde olursa olsun, baş örtüsü bahsini sona erdirmeyecek. Bizim fikrimize göre bu konu, daha uzun zaman tartışılacaktır. Ancak artık çok yaklaşan karara bakıp, Adalet ve Kalkınma Partisi''nin kapatılması davası için işaret saymak isteyenler var. AK Parti''nin ve suçlanan milletvekillerinin durumunun belirlenmesi, birinci derecede önemlidir. Bu husus açığa çıkmadan Türkiye''nin önünü görebilmesi mümkün değildir. Bizden başka pek çok devletin dış politikalarında düzenleme yapacakları bir karar olarak değerlendirmek abartma sayılmamalıdır. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi''nin baş örtüsü kararı, enine boyuna tartışılacaktır. Yüce Mahkeme''deki ikinci davaya ışık tutmak isteyen iddialar yazılıp söylenecektir. Mahkeme kararını muhtemelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tokyo''da iken öğrenecek. Başbakan Tayyip Erdoğan ise, hemen akabinde, karar hakkındaki düşüncelerini şiddetli bir üslûpta ifade edecektir. Doğrusu Türkiye, bu durumlara düşmemeli idi. Niçin düştü? sorusuna doğru cevap bulmadan, aksaklıklardan kurtulmamız, krizden çıkmamız mümkün değildir. Üstelik, hâlen yaşadığımız kriz, rejim krizine dönüşmek istidadı taşıyor. Ümidimiz, devletimizin bütün organlarının tecrübelerini sergileyecekleri merkezindedir. Tarihimizin bize baktığını hissetmek gerekiyor.
Demokrasimizi karartacak mahiyette her davranış, millî saygınlığımızı azaltır. Sorumlu herkesin aklını başına toplaması gereken kritik dönemlerden birini yaşıyoruz. Demokrasi içinde çare tükenmediğine kesinlikle inanıyoruz.
Karar günü
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye, yarınki perşembe gününden itibaren saat sayıyor. Anayasa Mahkemesi''nin -karşıtlarının türban dedikleri- baş örtüsü için vereceği kararı bekliyor. Aslında bu karar, hangi yönde olursa olsun, baş örtüsü bahsini sona erdirmeyecek. Bizim fikrimize göre bu konu, daha uzun zaman tartışılacaktır. Ancak artık çok yaklaşan karara bakıp, Adalet ve Kalkınma Partisi''nin kapatılması davası için işaret saymak isteyenler var. AK Parti''nin ve suçlanan milletvekillerinin durumunun belirlenmesi, birinci derecede önemlidir. Bu husus açığa çıkmadan Türkiye''nin önünü görebilmesi mümkün değildir. Bizden başka pek çok devletin dış politikalarında düzenleme yapacakları bir karar olarak değerlendirmek abartma sayılmamalıdır. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi''nin baş örtüsü kararı, enine boyuna tartışılacaktır. Yüce Mahkeme''deki ikinci davaya ışık tutmak isteyen iddialar yazılıp söylenecektir. Mahkeme kararını muhtemelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tokyo''da iken öğrenecek. Başbakan Tayyip Erdoğan ise, hemen akabinde, karar hakkındaki düşüncelerini şiddetli bir üslûpta ifade edecektir. Doğrusu Türkiye, bu durumlara düşmemeli idi. Niçin düştü? sorusuna doğru cevap bulmadan, aksaklıklardan kurtulmamız, krizden çıkmamız mümkün değildir. Üstelik, hâlen yaşadığımız kriz, rejim krizine dönüşmek istidadı taşıyor. Ümidimiz, devletimizin bütün organlarının tecrübelerini sergileyecekleri merkezindedir. Tarihimizin bize baktığını hissetmek gerekiyor.
Demokrasimizi karartacak mahiyette her davranış, millî saygınlığımızı azaltır. Sorumlu herkesin aklını başına toplaması gereken kritik dönemlerden birini yaşıyoruz. Demokrasi içinde çare tükenmediğine kesinlikle inanıyoruz.
Karar sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi kararı, Türkiye''nin yarısını memnun etti. Türkiye''nin yarısını mahzûn etti. Bu durum, az abartılarak, 70 milyonun ikiye bölünmek istidadı taşıdığı şeklinde de açıklanabilir.
Demokrasilerde vatandaş, tuttuğu tarafı, oyu ile belirler. Millî irade böyle oluşur. Ancak ortaya çıkan iktidar, kendisi gibi düşünmeyenlerin, karşı oy verenlerin de hükûmetidir. Ayrıca, her ülkenin kendisine has özelliklerine, şartlarına uymak gerekir. Bu şartların Türkiye''de diğer demokrasilere nisbetle fazla olduğu açıktır.
Batı demokrasilerinde geçerli devlet anlayışına uyum sağlamamız, ancak Avrupa standartlarına, başka bir ifadeyle, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmamızla mümkündür. Başka hiçbir şekilde mümkün değildir.
Mahkeme kararı elbette eleştiriye açıktır. Ancak aynen uygulanmak zorundadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi kendisine sunulan asıl davayı daha ele almadı. 5 Haziran 2008 tarihî kararı, açık şekilde iktidara yani Adalet ve Kalkınma Partisi''ne ve hükûmete karşı bir karardır.
Üstelik, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin üstünlüğü felsefesiyle kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti sistemine de ihtar çekilmiştir. Yüce Meclis''in yüksek öğretimde baş örtüsü yasağını Anayasa tadili yolu ile çözümlemek arzusu bu sonucu verdi.
Zira yepyeni bir anayasa yapmak ihtiyacı çoktan gündeme girmişti. İki maddenin birkaç kelimeyle değiştirilmesiyle daha karmaşık bir durum ortaya çıktı. İktidarın birinci hedefinin, baş örtüsü olduğu, hattâ bunun için seçim kazandığı iddiası kuvvetlendi.
Erken seçim, çare değildir. Aşağı yukarı aynı sonuçlar çıkar. Antidemokratik yüzde 10 yüzde 5''e indirilse, daha az oy alsa bile, AK Parti kazanır. Türkiye işi gücü bırakıp, ekonominin berbatlaşmasını göze alarak, seçime odaklanacaktır. Mahkeme kararına referandum yolu ile karşı çıkmak ise, felâkete davetiyedir. Akıldan bile geçirilmemeli. Açıkça siyasî olan bu kararın nasıl oluştuğu, ancak Yüce Mahkeme''nin gerekçeleri yayınlaması ile anlaşılacaktır.
Krizden çıkabilmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
5 Haziran kararı siyasîdir. Bir sistemi korumak amacı ve endişesi taşıdığı açıktır. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi''nin asıl dava hakkındaki kararını sükûnet içinde beklemekten başka yollar denemek sakıncalıdır. Oluşan puslu havada sözde irtica gösterilerine soyunarak askeri harekete geçirmek isteyenlere dikkat kesilmelidir. Kaldı ki, Yüksek Mahkeme''den böyle bir karar beklemeyenleri, kararı sürpriz sayanları ben, Türkiye''yi anlamamakla tarif ediyorum. Türkiye''yi yönetmek görevi Sayın Başbakan''a aittir. Kararı nasıl algıladığını, bugünkü grup konuşmasında öğreneceğiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan, senato tavsiye ediyor. Bu, günümüz için değil, krizden sonra ele alınacak bir öneridir. Milletvekili sayısının 400''e indirilerek 100 kişilik seçimle oluşacak bir senato kurulması ihtiyacını, bu sütunda 10 yılda 20 defa yazdım. Politikacılarımızın işlerine gelmiyor mu nedir? Senato, yepyeni bir anayasa işidir. Böyle bir anayasa sükûnet atmosferinde yapılır. Dr. Bahçeli''nin teklifi ise ilgi çekicidir. Ama Sayın Erdoğan''ın bu teklifi değerlendirmesi ihtimali hiç yok. MHP genel başkanı kısaca şunu diyor: "Başsavcı''nın suçladığı 34 milletvekili (ki içlerinde başbakan ve birkaç bakan var) AK Parti''de kalsın. Diğer AK Parti milletvekilleri yeni bir parti kursun. İçlerinden biri hükûmet oluştursun. Anayasa Mahkemesi''nden karar çıkıncaya kadar böyle bir yönetim devam etsin. Sonrası Allah kerîm!"
Hâsılı politikacılarımız, demokrasi içinde çare tükenmeyeceği ilkesine uyarak artık açıkça rejim krizine dönüşen durumu düzeltmeye çalışıyorlar.
Başbakan ne dedi?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan, 5 gündür merakla beklenen konuşmasını dün öğle üzeri, davetlilerin çoğunlukta bulunduğu Meclis Grubu''nda yaptı.
Anayasa Mahkemesi''nin siyasî olan 5 Haziran 2008 tarihî kararına hukukî bir cevap verdi.
Türkiye Cumhuriyeti''nin Atatürk tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin üstünlüğü ve millî iradeyi mutlak temsili üzerine kurulduğunu vurguladı. 1961 ve 1982 askerî anayasalarının Meclis''in yetkilerini Çankaya, Genel Kurmay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi Devlet organlarına ve daha başka yerlere bol keseden dağıtmasına, Atatürk rejimini bozmasına rağmen Yüce Meclis''in, atama ile oluşan devlet kurumlarından fazla millî iradeyi temsil ettiği âşikârdır.
Demode olmuş, çağdaş demokrasiyi belirtmeyen bugünkü anayasamızın hâkimiyyet bilâ-kayd-ü şart milletindir 1. Atatürk ilkesine tabi bulunduğu açıktır.
Sayın Başbakan, haklı olarak, Anayasa Mahkemesi''nin karar gerekçesini görmek istedi. Biz bu gerekçede AK Parti''nin, devletin laiklik temel ilkesini ihlâl ile suçlanacağını tahmin ediyoruz.
Bu siyasî kriz, mutlaka devletimizin temeli Yüce Meclis''e ve Türk milletinin şerefi olan çağdaş demokrasiye zarar vermeden çözülmelidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı''nın Yüce Meclis''in iradesini eleştirdiği doğrudur. Ancak bu eleştiriyi iktidar partisi üzerinden yapmış, diğer partiler için ceza talep etmemiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi''nin nasıl bu çizgiye gelindiğini daha iyi incelemesi gerekiyor. Anayasa Mahkemesi daha hiçbir şey belirtmediği, zaten dava dilekçesini daha ele almadığı halde, AK Parti''nin kapatılacağı söylentisi yayılmıştır.
Senato
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Osmanlı Türkiyesinde hem senato (Meclis-i Âyân), hem anayasa mahkemesi (Şûrâyı Devlet Tanzîmât Dâiresi) vardı. Son imparatorluk anayasa mahkemesi başkanımız (Tanzîmât Dâiresi Reîsi) büyük hukukçu, bestekâr, müzikolog Hüseyin Sâdeddin Arel''dir (1880-1955) ki, 8-10 dil bilmesiyle ünlüdür.
Atatürk, cumhuriyeti kurarken, rejimi ve yönetimi sadeleştirdi. Senato ve Meclis''in çıkardığı yasaların Tanzimat rejimi ile uyumunu denetleyen yüksek mahkeme istemedi. Millî güvenlik kurulu gibi bir şey düşünmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne mutlak yetki verdi. Bu yetkiyi 1961 darbe anayasası parçaladı, dağıttı, paramparça etti.
Senato, bütün devletlerde, bütün Avrupa''da mevcuttur. Senatörler, milletvekilleri gibi seçimle gelen partlili politikacılardır. (İngiltere gibi bir iki istisna vardır). Ama son söz daima millet meclisinin olmalıdır.
Bizim Cumhuriyet Senatosu''nun ömrü 19 yıldır (1961-1980). 80 darbesi senato istemedi. Anayasa Mahkemesini de kaldıracağını söyledi ise de sonra vazgeçildi. Cumhuriyet Senatomuz''da ihtilâl yapmış asker hayat boyu senatörlerle kontenjan senatörleri sebebiyle Lordlar Kamarası hayatı yaşandı. Seçimle gelmeyenler kaldırılarak devam edebilirdi.
Milletvekili sayısı 400 ve senatör sayısı 100''ü geçmemelidir (senato bulunmasa bile 400 milletvekilinden fazlasının fonksiyonu yoktur). Milletvekili 4 ve senatör 6 yıl için seçilmelidir. Senatör, aynen milletvekili statüsünde ve seçimle gelmiş olacaktır. Türkiye milletvekilliği olacak şey değildir, emsali yoktur, sayıyı 450''den 550''ye çıkarmak için kurnaz politikacılarımızca ortaya atılmıştı.
Cumhurbaşkanının halkoyu ile 5 yıl için seçilmesi, yarı başkanlık sistemine götürür. Cumhurbaşkanı-başbakan çekişmesini kaçınılmaz kılar. Yüce Meclisimizden cumhurbaşkanı seçmek hakkını almak Atatürk anayasasını artık bütünüyle rafa kaldırmak demektir. Parlamenter demokrasi zayıflar. Bu madde yeni anayasada düzeltilmediği takdirde Türkiye''ye yeni bir çekişme konusu oluşturur
Tatilsiz politika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yüce Meclis de, Yüksek Mahkeme de yaz tatili yapmıyor. İlk defa tatilsiz bir yaz geçirecekler.
Anayasa Mahkemesi''nin, AK Parti''yi kapatma davasının gerekçesini de yayınladıktan sonra tatili gündeme alması milletin lehine bir tutumdur. Türkiye gibi muazzam bir devlet beklemede bırakılamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin tatili de öyle... Milletvekillleri halkın, seçmenlerin arasına dalıp sonu gelmez tatsız ve tartışmalı sorulara muhâtap olacaklardır. Meclis''in açık kalması daha iyidir. Sayın Erdoğan, partisinin milletvekillerine, sigaradan sonra trenden atlamayı da yasakladı. Gene de uygulanabilirliği yargının kararına göre değişecek bir emirdir.
Böyle krizlerde Cumhurbaşkanı''nın müdahalesi, girişimleri beklenir, Anayasa gereğidir. Fakat Türkiye öyle bir hâle geldi ki, Sayın Gül''ün teşebbüsleri Çankaya''nın etkisizliği ile sonuçlanabilir. Herkesin eli, birilerinin yakasındadır. Buna rağmen dış politika yürüyor. Başbakan''ın sürpriz Nahçıvan mülâkatı, üzerinde durulmamasına rağmen, geniş ufuklu bir dış politikanın kapısını açabilmek istidadı taşıyor. Tarihî önemi haizdir, anlayan anlar. Erdoğan''ın (bölgede Türkiye ile Azerbaycan''ın beraber bulunmadığı hiçbir değişiklik olamaz demesi kararlılığın ifadesidir. Kars-Tiflis-Bakû demiryoluna temmuz''da başlanıyor. Ticaret hacmi 2 milyar dolara çıkmalıdır. Azerbaycan için vize ayıptır, Sayın Aliyev''in bir emriyle kaldırılmasını bekliyoruz. Cumhurbaşkanı''nın Japonya ve hemen akabinde Hırvatistan ziyaretleri çok başarılıdır. Dubrovnik''te muhteşem Osmanlı Türk arşivini de görecektir. Brüksel''e gelince, Sarkozy Fransasının başkanlık dönemi başladı. 6 ay dişimizi sıkacak, dikkatli davranacağız. Her hâl-ü kârda sonbaharda, yönetimine, hattâ rejimine çekidüzen verebilmiş bir Türkiye ümid ediyoruz. Birbirine yan bakan ikiye bölünmüş vatandaş kitlesi, büyük kâbusumuzdur. Aklımızı kullanabilme yeteneğimizi test edeceğiz. Göreceğiz.
Asker üzerinden politika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Sayın Başbakan kriz yoktur dediğine göre yoktur. Kriz olup olmadığını ondan iyi bilecek değiliz.
Ancak iktidarın aleyhine Başsavcı tarafından Anayasa Mahkemesi''nde dava açılması, tarihimizde ilktir. Genelkurmay başkanı veya bu makamın adayı üzerinde dedikodu yapılması ilk değilse de, olağan da sayılmaz. Bütün endişemiz, bu gelişmelerin siyasî krize, hattâ rejim krizine dönüşmesi ihtimalidir.
Orgeneral Hilmi Özkök ve Orgeneral Yaşar Büyükanıt''tan sonra şimdi, iki buçuk ay sonunda genelkurmay başkanı olacak Orgeneral İlker Başbuğ''un da hakkında tezviratta bulunanlar, Türkiye''nin siyasî durumunu kavramakta zorlanan kişilerdir. Zira bir sonuç almaları mümkün değildir. Doğru hesap, Orgeneral Başbuğ''un genelkurmay başkanlığının kesinleştiği üzerinde yapılabilir. Nitekim iki yıl önce Orgeneral Büyükanıt''ın atanmasının önlenemeyeceğini yazmıştım.
Bu girişimlerle iktidarın, hükûmetin ilgisi yoktur. Zaten atamayı hükûmet yapacaktır. Ancak ortam bulandırarak bir şeyler kapmayı umanlar vardır. Bunların boş ümitleri, geçmişteki 3 darbede gerçekleşen kanun, mantık ve vicdan dışı eylemleri hatıra getirmelerine dayanıyor.
Halbuki 2008 başka bir dünyadır. O kadar başkadır ki, dar kafalar bir türlü kavrayamıyor. Subayımıza gelince, politikaya karışmamak bakımından tarafsızdır. Ama ideolojilerinin kesin taraftarıdır. İdeolojileri, üç kelimeyle özetlenebilir: Atatürk, laik ve bölünmez Türkiye...
Bu üç temel öğretiden birine çarparsanız, başarı ihtimaliniz yoktur. Bunu bilmeden, öğrenmeden siyaset yapılamaz. Demokrasi ile oynanarak zayıflatılır o kadar. Her ülkenin bir özelliği vardır. Türkiye''nin gerçeği de budur.
Demokrasiyi savunmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gerek Başbakan Tayyip Erdoğan, gerek CHP lideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli, sık sık Meclis''teki gruplarının toplantılarında konuşuyorlar. İktidarın, yaptıklarını, başarılarını anlatması tabiidir. Diğer partilere de millet, muhalefette bulunmaları, iktidarı eleştirmeleri için milyonlarca oy vermiştir. Onlar da milletten aldıkları bu görevi yerine getiriyorlar.
Önemli olan, liderlerin öncelikle ve özenle demokrasiyi vurgulamalarıdır. Demokrasinin değeri, haydi kriz demeyeyim, sıkıntılı dönemlerde, daha iyi kendini belli eder. Üzerine titrenmesi gereken bir nazlı rejimdir ki, ârızasız zamanlarda, ne büyük nimet olduğunun farkına varılmaz.
İnsanlık haysiyetinin, onurunun, şerefinin, dirliğin düzenin, refahın, gelişmenin, en iyi temsil edildiği rejimdir. Kusurları elbette vardır. Zaman zaman sorunlar doğurur. Ancak daha iyisi yoktur. Demokrasiyi aşabilen bir rejim mevcut değildir.
Türkiye devletinde özel şartların hükümran bulunduğu inkâr edilemez. Demokrasinin iki parti ile en iyi işlediği, bu rejimin anavatanı İngiltere''nin özel şartları yok mudur?
Bizde iktidarlar, zaman zaman, bu özel ve yazılı olmayan (Osm. gayri mektûb) şartları pas geçmek hevesine düşmüşlerdir. Huzursuzluk oluşmuştur. Bununla beraber devlet, ideoloji ile değil, zamanın şartlarına uyum (Osm. intibâk) dehâsı ile yönetilirse yücelir. 2008 dünyasında büsbütün böyledir.
Milletin ikiye, üçe bölünmesi belirtilerini ciddiye almak, önlemek gerekir. Birlik beraberlik politikası ile çözümlenir. Olağan dışı dönemlerde karşılıklı kavga ile demokratik düzen bozulduğu takdirde, yeri boş kalmaz. Başka yönetim şekilleri boşluğu doldurur. Bu suretle, Türkiye''nin ve Türk''ün tek, biricik, yegâne millî hedefi olan ve başkaca bir hedefi bulunmayan çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak çabaları durgunluk evresine girer. Cümle âlem ilerlerken, biz yerimizde sayarız. 1793 Nizâm-ı Cedîd''inden (ki
Yeni Düzen demektir) beri böyle bir illetimiz vardır. Aman dikkat!..
Viyana Zaferi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
EURO 2008 başlarken, dedesi -bizim gibi- Osmanlı Türkiyesi vatandaşı olduğu için midir nedir, bizi çok severek dilinden düşürmeyen Sarkozy, Türkiye Avrupa devleti değil ki Avrupa maçlarına katılıyor incisini yumurtlamıştı.
Millî takımımızın önce İsviçre''de Çekleri, sonra Viyana''da Hırvatistan takımını yenmesinin, spor yarışması dışında bu bakımdan Türkiye için muazzam faydası oldu. Türkiye''nin çağdaşlığını, bir Avrupa sporunda başarısını, Avrupa devleti durumunu vurguladı. Hele her iki maçın da son dakikalarında sürp-riz şekilde kazanılması, spor tarihine geçti.
Avrupa Birliği 6 aylık dönem başkanı Fransa cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy''nin artık Ermenice değil, Fransızca konuşacağını ümid etsek, acaba fazlaca hayale kapılmış mı oluruz?
Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan, 1918 sonuna kadar Avusturya imparatorluğunun eyaletleri idi.
Fransa''da dostumuz Sarkozy varsa, Avusturya''da da dışişleri bakanı çok güzel bir hanımefendi olan Ursula Plassnik mevcut. Türkiye''yi AB dışında tutmak için çevirmediği manevra kalmadı. Niçin? buyurursanız, Sarkozy''nin saçmalıkları ve hezeyanları dışında yeni bir şey söylemiyor. Ama asıl sebep, Kara Mustafa Paşa kompleksi diyerek Avusturyalı Dr. Freud''ün psikanaliz terminolojisine katkı yapmak istediği millettir. Kara Mustafa Paşa kadar Avusturyalıları etkileyip millî kültürlerine giren başka bir motif yoktur. Sayemizde -âfiyetler olsun!- içtikleri kahveden vazgeçer, Merzifonlu Paşamızdan vazgeçmezler. Her hâl-ü kârda Ursula Hanımefendinin, bir Euro maçında üst üste iki AB üyesi devlete galip gelmemizi kutlaması, dünyaya kibarlık örneği olmakla öğünen ünlü Viyana nezaketinin gereğidir diye düşünüyorum.
EURO 2008''in yarı finali, Basel''de oynanacak. Hırvatistan''ı ve Slovenya''yı yıldırım hızıyla Yugoslavya''nın pençesinden alarak bağımsızlığa kavuşturan Almanya, Hırvatları yenen Türk galibiyetine sıcak bakmaz. Millî takımımız karşısında Almanlar, dikkatli ve sert davranacaklardır.
Miss Rice ne dedi?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı (devlet sekreteri) Prof. Dr. Miss Condoleezza Rice, Türkiye''de mevcut krize ve yargıya karışamayız dedi.
Bu cümlenin önemini, Türkiye''nin dış münasebetler yakın tarihini bilenler, gözden kaçırmazlar. Miss Rice şunları da söyledi: Türkiye, Avrupa Birliği dışında bırakılırsa, bedelini yalnız Avrupa değil Birleşik Amerika da öder.
Geçen hafta ABD dışişleri sözcüsünün şüphesiz bakanı Rice adına resmen ültimatoma benzer Ermenistan Türkiye sınırını tanımalıdır beyanı da çok önemlidir.
Benim tefsirim şudur: Amerika, İran politikasını Türkiyesiz yürütemeyeceğine karar verdi. Kürtleri ve Kürdistan otonomisini hizaya çekmesi de zaten bunu gösteriyor. Nitekim geçenlerde ansızın Nahçıvan''a gelip Aliyev''le buluşan Tayyip Erdoğan bu coğrafyada Türkiye ile Azerbaycan''ın onayı olmadan hiçbir değişiklik yapılamaz çok mühim olduğu derecede kesin cümlesini söyledi.
TÜSİAD''ın Kemal Derviş''i daveti üzerinde de durmak gerekir. Yanılmıyorsam TÜSİAD, Amerika''nın Türkiye''deki yargı hakkındaki düşüncesini öğrenmek istedi. Yoksa Derviş''in AK Parti yerine geçecek parti kurmak için geldiği tahmini, hem gerçek hem gerçekleşebilir değildir. Ekonomimizin dışarıdan görünüşü hakkında da fikri alınmış olması tabiidir.
TÜSİAD''ın kendini Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine koyarak Anayasa yazdırmaya kalkışması ise, başka ülkelerde emsali gösterilebilecek bir davranış değildir. Nitekim farkına vardı, vazgeçti. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı böyle bir teşebbüse geçerse
demokrasiye uygun ve makuldür.
.....
Dünkü yazımda "yapmak istediğim illet" yerine yanlışlıkla
"yapmak istediği millet" çıkmış, düzeltiyorum.
İran konusu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yunanistan ile İsrail arasında İran''a karşı askerî iş birliği iddiaları, Batı basınına yansıdı. Yunanistan niçin İran''a karşı İsrail''i destekler? muammasının cevabı şudur:
1) İsrail, İran''a Türkiye ile müttefik olarak harekete geçerse, elde edilecek menfaatler Türkiye''ye aittir. Türkiye''nin bu suretle güçlenmesini Yunanistan istemez. Erdoğan-Aliyev ittifakı, Atina''yı düşündürmüştür.
2) İsrail''le Yunanistan''ın hele askerî yaklaşması Ankara''yı kızdırır, İsrail''le arasını bozar. Böylece Türkiye yalnız İsrail ittifakından uzak tutulmuş olmaz, Amerika ile de bozuşur. Orta Doğu''da silik hâle düşer, tek başına kalır, Batı''dan bile kopabilir. Ermenistan ve Kürdistan önem kazanır.
İsrail başbakan yardımcısı ulaştırma bakanı İran doğumlu Şaul Mofaz, geçen hafta nükleer silâh geliştirmeyi sürdürürse İran''a taarruz etmemiz kaçınılmazdır dedi. Bu arada Washington, şimdiye kadar İsrail''e vermediği F-22 süper uçaklarının satış yasağını kaldırmaya hazırlanıyor.
Mahmud Ahmedinecad ise İsrail ortadan kaldırılacaktır deyip ilâveten ABD''yi terörle tehdit ediyor.
Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı Mısırlı Muhammed el-Baradey, Suriye''ye İran''dan ayrılma mesajı vererek politikaya âşinâ bulunmadığını belli etti. İran''ın BM girişimleri ile yola geleceğini söyledi. Amerika''nın İran''ı vurması durumunda görevini bırakacağını, bu takdirde İran''ın atom bombası yaparak kullanacağını sözlerine ekledi. İran''ın taarruza uğramasa da mutlaka atom bombası yapacağını ve Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan''ı da milyarlarca dolar harcayarak atom bombası edinmeye mecbur kılacağını pas geçti.
Bütün bu felâket senaryolarına son vermek İran''ın elindedir. Nükleer çalışmalarında tam bir Birleşmiş Milletler kontrolünü kabûl etmesi yeterlidir. Dünyada atom bombası sahibi İran isteyen tek devlet yoktur. Enerji zengini İran''ın nükleer ihtiyacı bulunmuyor. Japonya ile Almanya da birkaç ay için birkaç düzine atom bombası yapmaya kalkışırsa dünya ne hâle gelir?
Sarkozy İsrail''de
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İsrail''e gösterişli bir ziyaret yaptı. Her ülkede Sarkozy''den fazla sükse ile ilgi çeken yeni eşi Carla Hanımefendi, beraberinde idi. Sarkozy, dedesi Osmanlı Yahudisi ve Türkiye vatandaşı olduğu için biz Türkleri çok sever. Fransa, Akdeniz ülkesidir. Türkiye''nin de Akdeniz ülkesi kimliğini sürekli vurgular.
Sarkozy, Knesset denen İsrail parlamentosunun, şerefine yaptığı olağan dışı oturumda parlak bir nutuk irad etti. Tevrat''tan parçalar okuyarak Filistin''in Yahudilere Vaad Edilmiş Kutsal Topraklar olduğunu belirtti. İsrailli parlamenterler sevinçle dinlediler. Fransa İsrail''e hayrandır buyurdu.
Edebiyatı bırakıp aktüel ve reel politikaya gelelim. Sarkozy bu hususta önemli bir şey söyledi mi?
Söyledi! Hem de nasıl! Bir söyledi pîr söyledi! İran''ı, Fransız üslûbuyla değil, Mahmud Ahmedinecat üslûbuyla tehdit etti. (İsrail''i yok etmek isteyeni Fransa yok eder) dedi. (İran''ın nükleer programı bütün devletlerin problemidir) buyurdu.
Bu ziyarette Sarkozy''nin tavrının, bütün Arap dünyasında tepkiyle karşılanacağı muhakkaktır. Fransa, Kuzey Afrika ve Levant (Lövan) dediği Doğu Akdeniz bölgelerinden, İkinci Cihan Savaşı''ndan sonra 7 Arap devleti oluşturarak çekilmiştir. Suriye''de artık Fransızca çoktan yerini İngilizce''ye bıraktı. Ancak Lübnan''da hem Fransızca, hem Katolik Hristiyanlık hâlâ birinci derecede geçerlidir. Cezayir''de halk Fransızca bilir ve Fransa''da milyonlarca Cezayirli yaşamaktadır. Fas''ı ve Tunus''u bunlara ekleyiniz.
Sarkozy''nin, Fransa için, Türkiye''ye yaptığı sakarlık derecesinde ağır politik hataya düştüğü kanaatindeyim. Ama daha derinden bakılırsa, Fransa''nın Orta Doğu''nun yeniden düzenlenmesi politikasında, Washington''ın baş çektiği ABD-İngiltere-İsrail stratejik ittifakına dahil olmak istediği anlaşılır
Gene Afrika''dayız
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Haziran, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Afrika Birliği''nin önümüzdeki toplantısı, 18-21 Ağustosta Türkiye''de yapılacak. Cumhurbaşkanı Gül, Afrika devlet başkanlarına davet mektuplarını imzaladı. Türkiye Afrika devleti mi ki biz de katılıyoruz? okuyucu sorusunun cevabı şudur:
Afrika Birliği''ne 53 Afrika devleti üyedir. Fakat Japonya, Çin, Hindistan ve Türkiye stratejik ortak kabul edilmiştir. Bu sıfatla Dışişleri Bakanı Babacan, Şarmu''ş-Şeyh''teki Afrika Dışişleri Bakanları Toplantısına katıldı. Ne Japonya, ne Çin, ne Hindistan, tarih boyunca ne Afrika''da, ne Avrupa''da asla toprak sahibi olmayan Asya''nın büyük devletleridir. Türkiye öyle mi ya?
Osmanlı Cihan Devleti, 3 kıt''a üzerinde 3 okyanusa da uzandı. Mesela 1918''e kadar bizim gibi resmen dünyanın 9 büyük devletinden biri sayılan Avusturya-Macaristan imparatorluğunun Avrupa dışında toprağı olmadığı gibi, değil okyanuslara çıkmak, zorlukla Akdeniz''e erişebilmişti.
Afrika''nın en büyük kısmı asırlarca Osmanlı Türkiyesi''nin egemenliğinde yaşadı. Önce Portekiz, fakat asıl 19. asırda İngiltere ile Fransa musallat olup kıt''ayı bölüştüler. Öyle ki sonunda Afrika''da tek bağımsız devlet kaldı: Birleşik Amerika''dan gelen zencilerin kurduğu Liberya. Biz 1912''de Libya''yı, 1914''te Mısır''la Sudan''ı bırakıp Afrika''dan çekildik. Ama Aralık 1918''de Libya''da hâlâ askerimiz vardı. Lozan Anlaşması ile Afrika ülkelerinden resmen vazgeçtik.
Şimdi Mozambik''te büyükelçilik açıyoruz. Bu ülkede 16. yüzyılda Şîrâzî Arab devleti, 19. yüzyılda Tanzanya-Orta Afrika bölgesindeki Arap devleti, Osmanlı''ya tâbi idi. İngiliz, Fransız askeri ve tüccarı Türk bayrağını açarak Afrika''da ilerlediler. Aksi takdirde yerliler aman vermiyordu. Prestijimiz böyle idi.
Bugün Afrika Birliği''nin resmî dilleri İngilizce, Fransızca, Portekizce, İspanyolca
Avrupa dilleri ile yerli dillerden Arapça Swâhilî''dir. Türkçe yoktur. Bu yazım, Osmanlı torunları oldukları halde Türkiye Cumhuriyeti''ni Osmanlıların kurduğunu bilmeyen ve Osmanlı karşıtlığını züppelik hâline getirenlerin hiç hoşlarına gitmeyecektir.
Nükleer silah hevesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kuzey Kore Cumhuriyeti, Küba gibi, çok kaba kıyıcı klasik komünizmin uygulandığı bir devlettir. İnsan haklarının zerresinin kırıntısı yoktur. Tek şahsın, o ölünce onun oğlunun veya kardeşinin diktatörlüğünde dehşet devletleri oluşturmuşlardır (Kuzey Kore 122.762 km2 ve 23 milyon nüfus, Güney Kore ise 99.585 km2 ve 49 milyon). Vietnam, Kamboç, Çin gibi ülkeler de aynı katı komünizmi yaşadılar. Milyonlarca insanlarını yitirdikten sonra şimdi liberal komünizme geçtiler (komünist ve liberal kavramlarını ilk defa yan yana kullanmamı mazur görünüz).
Kuzey Kore, atom bombası yapmanın eşiğindedir. İran, Irak, Suriye gibi dehşetli ABD hasmı devletlere nükleer sırlar sattı. Bunlardan Saddam''ın nükleer merkezi vaktiyle havadan bombardımanla ortadan kaldırıldı. Suriye''nin sınırımıza yakın kurduğu tesisleri de geçenlerde İsrail uçakları imha etti.
Kuzey Kore, şimdi, atom bombası imalinin son safhasındadır. Plütonyum üretimini geliştiriyor. Ama geçenlerde, nükleer çalışmaları durdurmaya söz verdi. Bu faaliyetin geçtiği Yongbyon tesislerinin soğutma kulelerini, kameralar önünde yerle bir etti. Karşılığında Birleşik Amerika''nın, Kuzey Kore''yi haydut (terörist) devletler listesinden çıkaracağı söyleniyor.
Kuzey Kore, dünyanın en yoksul ülkelerinden biridir. Açlık hüküm sürüyor. Aynı dili konuşan, tastamam aynı halkın, aynı milletin bir parçasının yaşadığı Güney Kore son yıllarda, dünyanın zengin ve gelişmiş ülkeleri arasına girmiş, aynı zamanda, bir Asya devletinde nadiren uygulanabilir bir rejim olan demokrasiye geçebilmiştir. Tam bir ABD ve Japonya dostluğu kazanmıştır (Koreliler, Çinlilerle ilgisi bulunmayan, Japonlarla akraba bir kavimdir).
Tarihin büyük uygarlıklarından birinin ve dünyanın 1. şiir dilinin sahibi olan İran''ı elbette Kuzey Kore paralelinde mütalaa etmiyoruz. İran da şu nükleer sevdasından vazgeçip Amerika''nın imhaya müstahak (yok edilmeyi hak eden) saydığı devletler listesinden çıksa, biz Türkiye''yi iğrenç atom bombası yapmak zorunluluğundan kurtarsa, itibarından çok mu kaybeder? Kesin şekilde söylüyorum: Milletlerarası saygınlığa kavuşur.
Ergenekon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon, 1500 yıl önce Orta Asya''da biz Türklerin, bizi yok etmek için üzerimize gelen düşmanlardan saklanmak için sığındığımız, dağlar arasına gizlenmiş bir vâdinin adıdır. Bu vâdide 100 yıla yakın kaldık. Her türlü meşakkate katlanarak çoğaldık, güçlendik. Vâdiden çıkıp düşmanlarımızı alt ettik. Gök Türk cihan devletini kurduk. Ergenekon denen tarihî olayın özeti budur. 1918 yenilgisinden sonra da vatanımız düşman işgaline uğramıştı. Tekrar Ergenekon hâline gelen Anadolu''ya sığındık. Düşmanı def ettik. Güçlü cumhuriyeti kurduk. 2008 Türkiyesi bazı kişilere göre yeniden Ergenekon''a tıkılmış durumdadır ki, vatanı kurtarmak için bu isimde gizli bir örgüt kurulmuş. Örgütün gayesi çok açıktır: Silahlı kuvvetlerimize darbe yaptırıp iktidarı, tekrar Atatürk Türkiyesi kuracak olan bu kişilere teslim etmek... Türkiye''nin Ergenekon''luk bir durumda olmadığını tarihçi yetkisiyle söylüyorum. Problemler vardır. Kriz baş göstermiştir. Demokrasi ve hukuk bu pürüzleri ortadan kaldıracaktır. Örgüt ve darbe bizi çağdaş 2008 uygarlık düzeyinden alır, fırlatır atar. Bütün ilişkilerimiz kopar. Ergenekoncular''ın, Atatürk sevgisinin kendilerinde başlayıp bittiğine nasıl inandıkları bir muammadır geçelim. Daha önemlisi, 1938 rejimi o çağa mahsustur. Atatürk yaşasa idi 1939''dan başlayıp geliştirerek 2008 rejimine intikal ederdi. Atatürk''ü 1938''de öldürmek onu hiç tanımamaktır. Misyonumu tamamlayarak ölüyorum, sonsuza kadar uygulayın! falan dememiştir. Çağdaş uygarlık düzeyine çıkmamızı tek millî hedef olarak göstermiştir. Bu hedefe, varlığımızın son zerresine kadar inanıyoruz.
Silâhlı kuvvetlere darbe yaptırmak ne hayaldir! Sonra askerin demokrasi ve hukuku çiğneyerek iktidarı kendilerini ulusalcı ilân eden birkaç gazeteci arkadaşla emekli memura vereceğini ummak her türlü romantizmi aşan ne olmaz şeydir! Hele Anayasa Mahkemesi''nde rejim üzerinde birinci derecede önemli bir yargının sonuçlarını beklerken... Şimdi Ergenekon için de bir mahkeme kurulacak... Kriz zirvesini bulacak. Bize göre Devlet ve Demokrasi kendini savunacak, maceralara yem olmayacaktır.
Sosyalist Enternasyonal
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Eskiden beri hayalim, Türk demokrasisinin 1 Merkez Sağ (liberal muhafazakâr)+1 Merkez Sol (sosyal demokrat) partiden oluşmasıdır. Ülkemizde Merkez Sağ oyu, toplam oyların yaklaşık üçte ikisi ve Merkez Sol''unki üçte biridir. İki 4 yıl Sağ+bir 4 yıl Sol olmak üzere sandıktan iktidar çıksa, iyi bir millî denge kurulacağı kanaatindeyim.
Okuyucularım, aşağı yukarı Anglo-Sakson (İngiltere ve ABD) demokrasisini tarif ettiğimi anlamışlardır. Sürekli kurulup bozulan koalisyonlar çıkaran çok partili Latin demokrasisini benimsemek zordur. Bununla beraber, marjinal ideolojilerden gelen ve iktidarı etkilemeyecek sayıda milletvekili çıkaran partilerin de bulunması sistemi bozmaz, fikir yelpazesini aşmak bakımından sağlıklıdır.
Dar bölge Türkiye''ye yaramaz. Milletvekilliği şirketlerin, zümrelerin, ağaların eline geçer. Zaten büyük şehir ülkesi hâline geliyoruz. Şehirli, adayları tanımaz. Lidere ve parti politikasına oy verir. Tercihli sistem de karmakarışıklık oluşturur. İdeal demokratik baraj yüzde 1''dir. Yüzde 5''e kadar müsamaha mümkündür.
Hayal edilen sistemle uygulanan maalesef bambaşkadır. Türkiye''de en çok oy alan partinin Merkez Sağ olabilmesi için Merkez Sağ felsefesine oturması şarttır. Şu andaki partilerimizi bu bakımdan ele alacak değilim. Yazımı, CHP''nin sosyalist enternasyonale katılmaması münasebetiyle yazıyorum.
Sosyalist Enternasyonal, Yorgo Papandreu''nun başkanlığında Yunanistan''da toplandı. 100 devletten 600 delege katıldı. Bizden Demokratik Sol Parti iştirak etti. Cumhuriyet Halk Partisi bu defa gitmedi. Sosyal demokrat ilkelere uymamakla itham edilebileceğini öğrenen Deniz Baykal bu kararı verdi. Merkez Sağ gibi, Merkez Sol''un da belirli felsefesi vardır.
Kitle partileri, bir kalıptan çıkmış gibi aynı zihniyette
milletvekillerinden ve üyelerden oluşmaz. Çeşitli hizipler, muhtelif temayüller, büyük partilerde siyasî hayata canlılık verir. Bizde Merkez Sağ''ın da, Merkez Sol''un da her devirde sorunları olmuştur. Türkiye''de Sol çivi çakmak yerine slogan üretmeyi, kavga gürültü patırtı yapmayı, Sezar''a davetiye çıkarmayı tercih etmiştir. Doğru dürüst bir sosyal demokrat parti Türk demokrasisinin şartıdır. Bu bakımdan CHP''nin önemli bir milletlerarası platformdan kaçınması, lehimize değildir.
Ergenekon haftası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesinin Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki davası zaten rejim için hayatî önem taşıyordu. Hangi tarafta olursak olalım, bu ülkede yaşayan herkes,
temmuz sonunu iple çekiyor, yargıdan hızlı sonuç bekliyordu.
Buna bir de Ergenekon davası eklenmesin mi? Aslında bu konu bir yıldan beri mevcut. Sebeplerini tam bilmiyoruz ama, herhalde önemli kimselerin adları karıştığı için ağırdan alınıyordu. Birden patlak verdi. Gerçi Cumhuriyet tarihimizde sorgulanan ve hüküm giyen orgeneraller var. Ama orgeneral tutuklanması hiçbir ülkede sıradan olay değildir. Niçin tutuksuz sorgulama yapılmadığını hukukçu olmadığım için bilmiyorum.
Ergenekon kutsal adını taşımak cür''etinde bulunan, savcının terör örgütü dediği teşkilâtta her çeşitten insan var. Kendilerine Atatürkçü ve Ulusçu diyorlar. Bu kavramlar Fransızca Kemalist ve Arapça''dan yapılmış milliyetçi tanımlarının daha modern bir Türkçe''sine benziyor. Başkalarının da Atatürk''ü sevip benimseyebileceğine inanmıyorlar. Türkiye''deki aktüel rejimi gericilik, bağnazlık, Atatürk düşmanlığı ile suçluyorlar. Yargıya da fazla inanmıyorlar. Askerin gericilere karşı harekete geçmesini istiyorlar. Sonra herhalde kendileri Türkiye''yi yönetmeye tâlipler...
Demokrasi umurlarında bile değil. 1930''lu dünya rejimlerine hayranlar. Kendileri gibi düşünmeyenlerin Türkiye''de yaşamak hakkına değilse bile yönetime, iş ve fikir âlemine katılmak isteğine karşılar.
Verdikleri intiba böyle... Savcının açık seçik kaleme alacağı, muhtasar müfit iddianameyi bekliyoruz. Öyle bin sayfalık dosyalar falan yargıya, arşive gider. Yüce Türk halkına sunulmaz.
Sıcak Temmuz''u, bekleme hâlinde yaşayacağız. Ağustosta, yerinden oynayan taşları yeniden düzenlemeye girişmek istiyoruz. Bir de Ağustos beklentisine giremeyiz, millî menfaatlerimiz zaman ilerledikçe büyüyen ölçüde zarar görür. Hızlı yargı millî talebimizdir
.Dünya ve biz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünya Zengini Sekizler (G-8), Japonya''nın nispeten sakin bir köşesinde toplandılar. Oraya da ulaşan protestocuların gösterilerinden kurtulamadılar ama, tabiatıyla dedikleri dediktir. Dünya servetinin 3''te 2''sine sahip 7 demokrasi+tam demokrasiye doğru koşar adım ilerleyen akıllı Rusya, etti 8...
Rusya, dünyanın 2. askerî ve nükleer gücü olduğu için, bir tatsızlık(?!) çıkarmaması için ''7 Zenginler''in arasına alındı. Kim derdi ki, komünizm diye tutturarak on milyonlarca vatandaşını öldürüp üstelik pek çok ülkeyi kana bulayan Rusya, kapitalizmin -en azgın demiyorum- en keskin ve sivri zirvesini oluşturanların arasına katılacak...
Bu derecede oynak, atılımcı, sıçrayıcı, zıplayıcı ilerlemeyi, Rusya''dan daha büyük bir imparatorluğu tasfiye eden Türkiye''nin de göstermesi gerekmez miydi? Atatürk''ün beklentisi bu idi. Kapatma ve Ergenekon davalarına kilitlenen bir Türkiye değil...
Geçmişte dünyaya akıl veren Fransa bugün, Türkiye''yi nasıl Avrupa Birliği dışında bırakırım? geri zekâlı muammasına kilitlendi. İki kanatlı parlamentosu, Elysée Sarayı, basını, Akdeniz Birlikçileri, bununla uğraşıyor. AB dışında bırakılan bir Türkiye''yi tasavvurdan aciz, magazin medyasının gözdesi Sarkozy Fransası, Anglo-Sakson, Cermen, Japon terakkisine yetişemez.
Osmanlı Birliği''ni dağıtmakta baş çeken İngiltere bugün, Türkiye''de istikrarsızlık tehlikesini en iyi gören, tahlil eden ve endişe eden devlet... Devlet politikaları bu derece değişken oluyor. Birkaç yıl önce Türkiye''yi AB üyesi görmeye özen gösteren sosyal demokrat Almanya, Türkiye için tereddütten tereddüde düşen Hristiyan Demokrat Almanya hâline dönüştü. Hem de bir avuç oy farkı ile...
Yaz sona ermeden, Anayasa Mahkemesi''nden ve İstanbul Ağır Cezası''ndan çıkacak kararları görüp hızla demokrasinin gerçeklerine dönecek bir Türkiye ümit ediyor, bekliyoruz. Yoksa dörtnala yol alan bir dünyada, Türkiye''yi mehter yürüyüşüyle ileriye götürmek kabil değil. Bu derecede gaflet içinde olamayız...
Krizden çıkmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye bu krizi de atlatacaktır. Mutlaka atlatır. Millî kurum ve kuruluşlara zarar vermeden krizden çıkmak gerekiyor. Devlet ve demokrasi zarar görmemelidir. Devlet ve demokrasi gücünü göstermelidir.
Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kuruldu. Atatürk kurdu ama, Atatürk''ü TBMM başkanı, mareşal, başkomutan, cumhurbaşkanı yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi''dir. Atatürk, bütün yetkilerin ve millî iradenin Meclis''te olduğuna candan inanmıştı. Samsun''a çıktığından (19 Mayıs 1919) ölümüne (10 Kasım 1938) kadar bir an bile bu inancından sapmadı. Türkiye Cumhuriyeti''ni Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne dayanarak Atatürk kurdu ama, Türkiye Devleti''ni Türk ordusu kurdu. Hiçbir Türk''ün yaşamadığı Anadolu''yu fethetti. Türk yurdu yaptı. Korudu. Cihan devleti mertebesine yükseltti. Düşman istilâsından kurtardı. Türkiye Büyük Millet Meclisi kadar Türkiye Silâhlı Kuvvetleri''nin de incinmemesi gerekir. Zarar görmemelidir. Görevi dışına çıkmaya zorlanmamalıdır. Bütün toplumlar adalet üzerine oturarak oluşur, gelişir, korunur, millet hâline gelir. Adalet mülkün temelidir, bütün toplumlar için değişmez bir ilkedir. Adalet, düzenlenmiş hukuk yoluyla sağlanır. Yargı asla saygınlığından kaybetmemelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Silâhlı Kuvvetler gibi yargı da yanlış yapabilir, yapmıştır. Hatasını düzeltecek yetkiye, yeteneğe, mekanizmaya sahiptir. Sahip olmalı ve bunu kullanabilmelidir. Yargı, Türk milleti adına karar verir. Kararlarına mutlaka uyulmalıdır. Bana göre Türk devleti, bu dengeyi nasıl kurmuşsa, aynı şekilde muhafaza etmek ve devam ettirmek kudretini taşır. Krizden çabuk, millî kurumları yaralamadan, Türkiye''yi 2008 dünyasında küçük düşürmeden çıkmak hünerdir. Bu hüneri bekliyoruz. Gösteremeyenlerin faydasına inanmıyoruz.
.Krizden esintiler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ankara''da Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul''da Ergenekon denilen davalar sona ermeden, her kafadan bir ses çıkmaya devam edecek. Kararlar oluşunca da, Türkiye politikası, hatta rejimi üzerindeki etkileri ve hangi düzenlemeleri gerektirdiği konuşulacak.
Rejim krizi değilse bile, politik kriz alâmetleri bunlar... Her türlü spekülasyona açık... Mahalle dedikodusu düzeyinden jeostrateji münazarası seviyesine kadar her sınıf halkı ilgilendiriyor.
Emekli iki orgeneralin itham edilmesi ilgi çekiyor. Bizde vaktiyle İstiklâl Mahkemelerinde suçlanan generaller, Orgeneral Mustafa Muğlalı''nın mahkûmiyetle biten yargısı çoktan unutulmuş. Medya, ilk emekli orgeneral yargılaması diye tutturmuş gidiyor.
Krizin bilançosu şimdiden dehşet saçmaya başladı: Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek''e göre: 80 milyar YTL şirketlerin borsa değeri düşmesi+20 milyar YTL devlet borçları faizindeki artış... Etti mi 100 milyar YTL? Ancak krizin alçalması ile telâfisi mümkün kayıplar... Orman yangınları trajedisi ise daha da vahim... Zarar milyarlar değil trilyon dolarlarla ölçülebilir. Nedense turizme en elverişli alanlar tutuşuyor.
3 ayda bitirildiği iddia edilen 300 metre tünel, başkent Ankara''nın işlek bir kesiminde kazılıp bir gece bir bankanın müşteri kasaları aşırılıyor. O kasalarda ne vardı ki?.. Amerikan filmlerinde görsek, mübalağa sayacağımız bir eylem...
Muhtasar müfit, açık ve berrak, kısa cümlelerle kaleme alınmış bir savcı iddianamesi yayınlanırsa, Ergenekon konusunda neyin yargılanacağını anlayacağız. Askeri darbeye kışkırtmak veya darbe yahut darbeye götürecek terör olayı için demode çete ve örgüt oluşturmak gibi dehşetli söylentiler açığa çıkacak. Kararı yüce yargı verecek...
Terör İstanbul''a sıçradı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, terörün Türkiye''nin değil, bütün insanlığın büyük problemi olduğunu veciz ifadelerle söyledi. Devletleri, terörle kararlı mücadeleye davet etti. Ertesi gün, İstanbul''daki Amerika Birleşik Devletleri Başkonsolosluğu terörist eyleme maruz kaldı. 3 terörist öldürüldü, biri arabası ile kaçtı. 3 polisimiz şehid oldu. Fedakâr emniyet teşkilatımıza başsağlığı diliyoruz.
Terörün yeryüzündeki en büyük düşmanı şüphesiz Amerika''dır. Zira Amerika, terör tarafından canevinden, New York ve Washington''da havadan vurulmuştur. Bu, Dünya tarihinin en büyük terör olayı idi. Amerika''nın Irak savaşını açması, petrol ve İsrail''i savunmak faktörleri dışında, terörü cezalandırmak hedefini de güdüyordu.
Terör şampiyonları bir zamanlar Latin Amerika''da cirit atarlar, oradan başka kıt''alara sıçrarlardı. Şimdi Orta Doğu en yoğun bölge kabûl edilmektedir. Pakistan dahildir. Henüz Orta Asya Cumhuriyetleri masûn ve mahfûz görünüyor.
Bununla beraber terörün sataşmadığı, sataşmak ihtimalinin bulunmadığı bir ülke yeryüzünde mevcut değildir. Nitekim Londra, Paris, Madrid gibi Avrupa''nın en mutena başkentlerinde en büyük ölçüde eyleme girişebilmiş, ağır hasarlar vermiştir.
Türkiye, çeyrek asırdan fazla bir zamandan beri PKK terör örgütü ile iç savaş hâlindedir. Kendini bilmez, şaşkın devletler, bu müddetler içinde PKK''ya destek verdiler. Kendilerine zararı olmadığı için korudular, hattâ teşvik ettiler. Bugün PKK ile mücadelemiz sürüyor.
PKK, Türkiye''ye çok pahalıya mâl oldu. Yüzlerce milyar dolar zarar verdi. Türkiye tarihinin en büyük ekonomik projesi GAP''ın bitirilmesini engelledi. Nâmına eylem yaptığını iddia ettiği Kürt asıllı vatandaşlarımız büyük kayıplara uğradı. Güneydoğu Anadolu''nun kalkınma hamlesi yarıda kaldı. Terör asker, polis, öğrenci, öğretmen, iş adamı, imam, kadın erkek, ihtiyar genç, çocuk bebek ayırımı yapmadı. Maalesef en feci kıyımlar gerçekleşti. Her yere sıçradı, bulaştı. Tabiati gereği tamamen dünyanın hiçbir ülkesinde kökü kazınamazsa da, Türkiye''de terörle mücadele; Devlet''in ve halkımızın bütün organları, bütün kesimleriyle, kesin bir kararlılıkla, en asgarî düzeye ininceye kadar, sürecektir.
Sarkozy''nin daveti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Fransa Cumhurbaşkanı (yarı-başkandır) Nicolas Sarkozy (Nikola Sarkozi), Türkiye''nin Akdeniz Birliği''ni kurmak üzere toplanacak konferansa katılmayacağını öğrenince büyük telâşa kapıldı. Tayyip Erdoğan''ı telefonla aradı, konferansa gelmesini istirham etti.
Fransa gibi büyük devletin Sarkozy gibi medyatik başkanının bu derecede önem verdiği Akdeniz Birliği de ne oluyor? sual buyurursanız, cevabım şudur:
Akdeniz Birliği, Sarkozyi''nin Türkiye''yi Avrupa Birliği üyeliğinden vazgeçirmek için keşfettiği bir projedir. Türkiye başıboş bırakılmamak, başı bağlanmak istenmiştir. Çifte hedeflidir. İkinci hedef daha ağırlıklıdır:
Akdeniz Birliği, Fransa hegemonyasında bir Arap Birliği olacaktır. Bana inanmayanlar, lütfen bir Akdeniz paftası açıp nazar ve tetkik buyursunlar, şunları göreceklerdir:
Batıdan doğuya Akdeniz sahilleri boyunca: Fas, Cezayir, Tunus, Libya,
Mısır, Filistin, Lübnan, Suriye... Moritanya, Sudan, Ürdün gibi hinterlandları bile var.
Kuzeyde İspanya, İtalya gibi iki önemli Katolik Latin devleti, isteksiz davransalar bile Fransa''ya karşı çıkmazlar.
Yunanistan ise, Türk''ü küçültmek, ehemmiyetsizleştirmek, Hazar''a erişmesini engelleyerek tekrar büyük devlet kimliğine bürünmesini önlemek için, her projenin gönüllü taraftarıdır.
Anılan Arap devletleri, eski Osmanlı ve Osmanlı-öncesi Türk eyaletleridir. Tolun oğlu Ahmed''den beri 1000 (bin) yıl Türk egemenliği yaşayan Mısır, Türkiye''nin tek başına kalacağı Akdeniz Birliği''nde Araplığın liderliğine ve birliğin eş başkanlığına oynayacaktır. Fransa''ya, Fransa da Amerika''ya dayanacaktır. Fransa, kurucusu olmasına rağmen Avrupa Birliği''nde Almanya''nın üstünlüğünden ve İngiltere''nin rekabetinden yaka silkmektedir.
Dışişleri Bakanlığımız, bu projeye sıcak yaklaşmadı. Türkiye, Fransa''nın Türkiye''yi AB üyesi olmayan bir NATO üyesi bırakmak istemesini nefretle izliyor. Bu yazım, Akdeniz Birliği''ne girelim veya girmeyelim, Sayın Başbakan, Sarkozy''nin davetine icabet etsin veya etmesin manasında değildir. Jeostratejiye meraklı okuyucularım için kaleme alındı.
3 kıt''alı Fransa
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Fransa; Fas, Cezayir, Tunus, Lübnan, Suriye''deki tecrübelerini tekrarlamak istiyor. Bu 5 devletten 4''ünü daha iyi yöneteceği iddiasıyla Osmanlı Türkiye''sinden kopardı. Daha iyi mi yönetti? sualinin cevabını ben vermeyeyim. 20. yüzyılın en büyük tarih mütefekkiri olan Arnold Toynbee''nin yazdıklarını nakledeyim. İşte tarih felsefesinin büyük üstâdının hükmü (The Ottoman State and Its Place in World History, Leiden, 1974, s.15)
"Bütün tarih boyunca Orta Doğu''yu, hem Balkanlar''ı, hem Arap ülkelerini içermek suretiyle birleştiren tek devlet, Osmanlı İmparatorluğudur. Pers, Roma, Arap imparatorlukları ve Britanya buna muvaffak olamadı. Arapça konuşan bütün kavimleri Osmanlı, tek çatı altında topladı. Sömürgeci Avrupa devletleri bu ülkeleri, daha iyi yönetecekleri iddiasıyla Osmanlı''dan aldılar. Ne İngiltere, ne Fransa, ne İtalya, ne Rusya Osmanlı''dan iyi yönetemedi ve Osmanlı dönemi ile mukayese edilemeyecek kısa egemenliklerinden sonra Balkanlar''ı ve Arap ülkelerini bir sürü devlete bölüştürerek çıktılar."
Bugün Fransa da, tıpkı biz Türkiye gibi, 19. asırdaki gücüne ve ağırlığına sahip değildir. Fransa, Amerika''nın Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika projesini ve Türkiye''yi ılımlı İslâm modeli göstermek politikasını iflâs etmiş (veya iflâsa yaklaşmış) sayarak bu işe girişiyor.
Fransa''nın bu işe gücü yetmeyeceği görülecektir. Fransızlar da görecek. Fransa, çok kıskandığı İngiltere kadar bile Asya ve Afrika kıt''alarına giremeyecektir. Ancak Fransızca, bir düzineden fazla Afrika devletinin resmî dili olarak kalacaktır. Sarkozy''nin bir katkısı olamayacaktır. Zira İtalya ile İspanya''nın katılması hevessiz ve zorakidir. Özal''ın Karadeniz projesi gibi bir yerlere takılacaktır.
Avrupa Birliği''ni artık tamamen Almanya hegemonyasına bırakacak Fransa, Arap ülkelerinde popüler değildir.
Türkiye''nin zarar görmesi ihtimali de az değildir. Arap ülkeleri, hattâ Avrupa ile yeni problemlere maruz kalabiliriz. Yunanistan ile Kıbrıs''ın ise artık bıyıklarını balta kesmeyecektir.
İddianame
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon denen davaya bakan İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, 48''i tutuklu 86 sanık hakkındaki iddianamesini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi''ne sundu. Yüce Mahkeme kabul ettiği takdirde iddianame yürürlüğe girerek yargı başlayacak.
2455 sayfa ve dayandığı tonlarca malzeme bakımından rekor kıran iddianame, darbe girişimleri için müebbet istiyor. Vatandaşı silâhlı isyana teşvik, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırıları gibi suçlamalarda bulunuyor.
Suçlananlar içinde hâlen görevde bulunan subay ve devlet memuru yok. Emekliler var. 2 emekli orgeneralle Sinan Aygün ve Mustafa Balbay hakkındaki iddiaları da içermiyor, bunlar hakkında yeni bir iddianame hazırlanıyor.
İddianame, darbe girişimleri yazan günlükleri kaale almıyor. Bu günlükler sahte ise, düzenleyenleri bulmak şarttır. İktidara yakın durduğu sanıldığı için mi bir kuvvet komutanına isnatta bulunulmuştur? Aydınlatılması gerekiyor. Tarihçi olarak uyduruk hâtıralar kaleme alındığını biliyoruz. Bunu çok tanınmış kalemler bile yapmışlardır.
Ancak birtakım mahfillerde, iktidardan darbe yoluyla kurtulmak fikrinin oluştuğu ve bu fikrin silâhlı kuvvetler kışkırtılarak fiile çıkartılmak hayalinin işlendiği, olayların bütün akışından belli oluyor. Geçmişteki darbelerden koltuk kapanların durumlarına imrenenler mevcuttur. Ancak darbe girişimi için daha ciddi isimler lâzım. İddianamenin, bazı isimleri karıştırmak istememesi muhtemeldir.
Geçmişte darbeler yapıldı. Hepsi devlete, bilhassa silâhlı kuvvetlerimize büyük zararlar verdi. Hiçbir problemi de çözemedi. 2008 dünyasında darbe girişimi, gevezelik mertebesinde kalsa bile ayıptır. Türkiye, yüce Türk devleti, bu ayıba müstahak görülmemelidir. Ancak iktidarın, bu teşebbüslerin hangi ortamda geliştiği, neşv-ü nemâ bulduğu konusunda ciddi ve akıllı bir araştırmada bulunmasında sonsuz faydalar vardır. Yalnız kınamakla, eleştirmekle olmaz, yenileri baş verir.
Ergenekon''dan sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon adı takılan dava, çok fazla uzayıp hayatımızın bir parçası hâline getirilmediği takdirde, bazı mahkûmiyetler ve bazı beraatlerle kapanıp gidecektir. Ama temeldeki problemler çözülemeden kalacaktır. Zaten Türkiye''de politik denge, Anayasa Mahkemesi''nin vereceği karara göre şekillenecektir.
Ergenekon sanıklarının bir kısmının niyetinin, subaylarımızı kışkırtarak darbe yaptırmak olduğu açıktır. Bu, Türkiye''yi berbat ve rezil edecek bir teşebbüstür. Siyasal ve ekonomik menfaatlerini, darbe ihtimaline bağlayanlar vardır. Ama içlerinde, şimdi ulusalcılar denen milliyetçi bir fraksiyon da mevcuttur.
Ulusalcılar''a göre Atatürk 1938''de ölmüştür. 2008''de Atatürk''ü asla tasavvur edememişlerdir. 1938 Avrupası''nın hâli ise tarihçilerin malûmudur. 2008 şartlarına hiç mi hiç benzemez.
Askerlik gibi dış politika ve iç reform alanlarında da dâhi olan, bu sebeple hayatında olduğu gibi bugün de epey muârızı bulunan Atatürk, Balkan Paktı''nın ve Orta Doğu''da Sâdâbâd Paktı''nın kurucusudur. Asıl hedefinin ise İngiltere-Fransa ile ittifak ve Birleşik Amerika''ya yakınlaşma olduğu, tam bu safhada öldüğü, siyasî tarih meraklılarının malûmudur.
1938 rejimine dönmek akıldan bile geçmez. Türkiye''ye vakit kaybettirir. Zaten imkânsızdır. 17. yüzyıl Türk politika ve fikir adamlarının, Kaanûnî devrine, 1566''ya dönerek eskisi derecesinde mükemmel bir imparatorluk oluşacağı kanaati, bize Batı''ya dönük reformlar için ancak vakit kaybettirmiştir. Batı''ya dönük reformlar büyük tereddüt, mahcubiyet ve ihtiyatla ancak 1718''de başlayabilmiştir.
Cemil Çiçek''in dediği gibi Türkiye, Ergenekon''la Kapatma Davası arasına sıkıştı. Niçin bu duruma geldik? Buna geçmişteki ve günümüzdeki hiçbir parti doğru cevap veremiyor. Zira her parti kendini doğru ve haklı, rakibini yanlış ve haksız görmüştür. Zaten uzun geçmişe ve geleneklere sahip partilere dayanan Batı demokrasisine erişemediğimiz âşikârdır.
.
NATO''nun ufukları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Hırvatistan ile Arnavutluk''un 2009''da NATO''nun 27. ve 28. üyeleri olmaları, NATO''nun merkezi Brüksel''de imzalanarak kesinleşti. Diğer taraftan Amerika Birleşik Devletleri, Çek Cumhuriyeti topraklarında İran''a karşı(?!) süper füzeler yerleştirmek hususunda Prag''la anlaştı. Moskova, burnunun dibine yerleştirilecek füzeleri protesto etti. Makedonya''nın NATO üyeliğine tek engel ise, Yunanistan vetosudur. Atina''nın kahkaha konusu olmaktan öte bir anlam taşımayan muhalefeti çözümlenirse (kim bilir bunun için neler isteyecek?) Makedonya da NATO''ya katılacak. Karadağ, Bosna-Hersek, Kosova ve Sırbistan''a sıra gelecek. Ancak bu 4 devletin durumu -belki Karadağ hariç- problemlidir. En çetrefillisi Bosna-Hersek''tir. Zira birbirine can düşmanı 3 otonom bölge birleştirilerek oluşturulmuştur. Bu topraklarda Sırplar, Hitler ve Stalin''den sonra 20. asır Avrupası''nın en büyük soykırımını gerçekleştirdiler. Boşnakları korumakla görevlendirilmiş askerî birliklerin sahibi Fransa ve Hollanda''nın izni ile bu korkunç soykırım gerçekleşti. Sırbistan bugün Boşnak toprağı Sancak ile Macar toprağı Voyvodina''yı muhafazaya çalışıyor. Avrupa Birliği''ne gelince, ordusu yoktur. NATO, Avrupa Birliği''ni savunuyor ama kesin patronu Birleşik Amerika''dır. Gerçekte NATO, isminden de anlaşılacağı üzere (North Atlantic Organization) bir Genişletilmiş Kuzey Atlantik ittifakıdır. Dünya tarihinin benzerini asla görmediği azamette bir askerî ittifaktır. Sınırları Kanada''nın Kuzey Amerika''daki Pasifik kıyıları, hattâ ABD''nin Pasifik (Büyük Okyanus) ortasındaki 50. eyaleti Havai adalarından başlıyor. Türkiye''nin doğusunda İran''a dayanıyor. Ukrayna ile 3 Güney Kafkasya devleti bile NATO''ya girmek istiyor. Rusya Federasyonu, NATO''nun resmî gözlemcisidir.
Çeyrek asırdan az bir müddet içinde dengelerini bu derecede değiştirebilen bir dünya oluştu. Çeyrek asır sonra nasıl bir dünyada yaşayacağız?
Akdeniz''e çıkmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Politik geleceğimizi yargı sonuçlarına havale eden, Ankara''da Anayasa Mahkemesi ve İstanbul''da 13. Ağır Ceza''dan çıkacak kararlara göre davranacak bir Türkiye''deyiz.
Halbuki Türkiye''nin yönünü gerçekte, dış politikada göstereceğimiz dikkat ve maharet yahut aksine vurdumduymazlık ve sakarlık tayin edecektir. Avrupa Birliği, anayasasını yapamıyor, bocalıyor. Böyle bir ortamda Fransa, Akdeniz için Paris''te 40 küsur devletin başkan veya başbakanını topladı. Zaten Barselona anlaşması, Türkiye ile İspanya arasında Doğu ile Batı''yı anlaştırmak gibi teşebbüsler vardı. İspanya Kralı ile Suudi Kralı bile bir araya geldiler.
Bu ortamda Sarkozy, epeyce hayale dayanan ve politikanın gerçeklerine çok da uymayan bir çıkış yaptı. Yahudilerle Arapların arasını bulmak gibi olmayacak işlere bile girdi. Nobel Barış Ödülü''ne göz diktiği, ödülü Erdoğan''a, Gül''e yahut İspanya''ya kaptırmamaya çalıştığı ortadadır. Nobel''i alabilen Sarkozy, 4 yıl sonra, bir 5 yıl daha isteyecek cesareti kazanabilecektir.
Tarihimizde ilk defa dışarıdaki 103 ve Ankara''daki 60 büyükelçimizi, hayli kabarık yol masraflarını esirgemeden, bir araya getirdik. Dışişleri Bakanı ve AB başmüzakerecisi Ali Babacan''la Başbakan''ı dinlediler. Tayyip Erdoğan''ın muâsır medeniyet seviyesi=AB üyeliği için kararlı, kesin, çok doğru ve değerli ifadesini duydular. Zira AB''ye girmeyi külfet sayanlarımız diplomatlarımız arasında bile mevcuttur.
Tarih, Akdeniz medeniyeti çerçevesinde oluşmuştur. Bir Akdeniz medeniyeti vardır: Yüzünü denizlere çevirmiş, Tek Tanrı''ya inanan, dillerini alfabe ile yazıya geçiren, Doğu ve Batı diye ikiye ayrılıp çekişen kavimlerin muhteşem medeniyetidir. Diğer ana uygarlıkların hiçbirinde bu özelliklerin hiçbiri yoktur. Sarkozy, bu âleme yeni bir düzen getirmek iddiasıyla ortaya atıldı. Fransa''nın AB''nin kurucusu olmasından cesaret alıyor. Avrupalılar barışından sonra Akdeniz''in iki tarafındakiler arasında da barış kurmak istiyor. Ve bizi epey meşgul edeceğe benziyor.
Fransa ile Akdeniz ilişkileri, yarınki yazımın konusudur.
Cenevre''de buluştular
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Hamle, Miss Rice''dan geldi. Mektubun altındaki imzanın ABD''yi fiilen yöneten 2. kişinin, Dışişleri Bakanı Condoleezza Hanımın olduğunu gören Tahran, önce gözlerine inanamadı. Sonra inisiyatifin en büyük hasmının eline geçmesinden kuşkulanarak acele davrandı. Dışişleri bakanı, sabık Türkiye büyükelçisi can dostumuz Muttaki, çok özlediği Ankara''ya
birkaç saat uğradı. Ali Babacan''la hasret giderdikten ve nasihat dinledikten sonra Cenevre''de soluğu aldı.
Pekiyi, aralarında savaş çıktı çıkacak diye yıllarca dünyanın asabını bozan ABD ile İran hangi noktada anlaştı da (veya anlaşmak üzere) Cenevre''ye koştu?:
Biribirlerini aldatmak için!..
Dış politikanın ne berbat şey olduğunu, onun için 1871''den bu yana dış siyasette bocaladığımızı, zira Türk''ün fazla doğrucu bir millet karakteri taşımasından dolayı, intibak (uyum) sağlayamadığımızı, bin defa yazdım.
İran hangi gaye için koşar adım Cenevre''ye gitti? Kasım ayında (4 ay sonra) Amerika''da McCain''in mi, Obama''nın mı seçileceğini görmek için. Yeni başkanın Bush II İran politikasını nasıl değiştireceğini anlayıp ona göre pozisyon ayarı yapmak için...
Amerika ne istedi? İran''la anlaşabilmek için, Avrupa Birliği''ni de araya katarak İsviçrelere kadar gittiğini, fakat İran''ı Allah''ın belâsı nükleer bombadan vazgeçiremediğini, artık silâha davranmak hakkı doğduğunu, dünyaya göstermek için... Her iki devlet de, bu ortamı sağlamakta can ve gönülden yardım eden Türkiye''ye teşekkür borçlular.
Yoksa İran, zora gelmedikçe, atom bombasından asla vazgeçmez. Amerika''ya gelindikte petrol, İsrail ve terör alanlarında İran''ın at oynatmasına ve ABD''yi Asya''dan kovmasına, cihan yıkılsa razı olmaz. İki taraf da birkaç ay vakit kazanmaya karar verdi, o kadar...
Bize gelince, tabiatiyle şu ihtimali de pas geçmiyorum:
Biz de neyin ne olacağını açığa çıkarmak için, nelerin olamayacağını görmek ve göstermek politikası izliyor bulunabiliriz...
100. yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünkü 23 Temmuz 1908 günü İkinci Meşrutiyet''in 100. yıl dönümü idi. Pek kutlu geçmedi ama, demokrasi tarihimizin zorunlu bir merhalesi idi, biz gene olanca iyi niyetimizle kutlu olsun! diyelim.
Önce günümüzün sayın okuyucularına meşrutiyet''in kelime anlamını hatırlatmam gerekiyor: Meşrûtıyyet, Arapça (şart) kelimesinden 19. yüzyıl ortalarında Osmanlı''nın türettiği bir politik terimdir ki (parlamenter monarşi) demektir. Cumhuriyetler için kullanılmaz. Monarşiler için kullanılır. Zira şart, hükümdarın -kutlu, ilâhî, Allah''ın takdiri- olduğu kabûl edilen yetkilerine konmuştur.
Hükümdarın kısıtlanan yetkileri, o dönemde bütün demokrasilerde mevcut sınırlı ve kısmî halkoyu ile üyeleri seçilmiş halk meclisine, parlamentoya verilmiştir. Meşrutiyeti, benim kitaplarımda sıkça kullandığım (taçlı demokrasi) diye tercüme etmek doğrudur. Bugün İngiltere, İspanya, Hollanda, Japonya gibi monarşiler (taçlı demokrasi)dir. Hükümdarın bizzat devleti yönettiği monarşiler tabiatiyle (taçlı demokrasi) değil, mutlak monarşidir.
Birinci Meşrutiyet''in ömrü 14 aydan ibaret kaldı (1877). İkinci Abdülhamîd''in şahsî saltanatı başladı ki, Tanzimat''ın otoriter dönemini oluşturur. Anayasa ilga edilmemiştir. Ama 30 yıl boyunca milletvekili seçimi yapılmamış, meclis toplanmamıştır.
1905''te Rusya''da, hele 1907''de İran imparatorluğunda millet meclisleri açılınca, bir Avrupa devleti kimliği taşıyan Türkiye''de de açılması kaçınılmaz hâle geldi. Sultan Hamîd meşrutiyeti kendi inisiyatifi ile birkaç yıl önce ilân etse idi, demokrasiye sağlam geçiş oluştururdu. Geciktiği, 3. Ordu''nun boğazlarına kadar politikaya batmış asi subaylarının zorlaması ile anayasayı tekrar yürürlüğe koyduğu için, sağlıklı demokrasi kurulamadı. Yönetim, parti diktasına, sonunda ikisi asker üç kişinin tecrübesiz ellerine düştü. 1908-1922 arasında artık zaten devleti yönetemediği için hâkan-halîfelerin sorumluluğu yoktur. 10 yıl içinde üç kıt''a üzerinde muazzam imparatorluk, tarihinin en büyük felaketlerini ve milyonlarca insanının öldüğünü milletimize yaşatarak sona erdi.
Osmanlı, can verirken, cumhuriyeti doğurdu.
ERGENEKON denen dava
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon denen dava, ekim ayında yargı huzuruna çıkacak. Ekimde ise Türkiye''de rejim şekillenecek, netleşecek, düzelecek, düzenlenecek, demokrasinin cihanşümul kurallarına uyum sağlayacak. Herhalde bu muazzam devlet, sonu gelmez krizlere, kargaşaya düçar olmayacak. Seçim hazırlıkları yapılacak. O seçim sonuç vermezse yeniden seçime gidilecek.
Demokrasi, düzeni sağlayacak güçtedir. Ve bu çağda başka türlü hiçbir rejimin böyle bir gücü yoktur. Ergenekon gibi Türk''ü Türk yapan bir ismi, yetersiz kültürlü, az zekâlı, belirsiz biyografi sahibi, birbirlerine hiç mi hiç benzemeyen kişilerin -doğru yanlış- itham edildiği bir davaya vermek, garabetin ötesinde bir gaflettir.
İthamların doğruluk derecesini bu ve benzeri sütunlarda yazılanlar değil, Türk milleti adına yüce yargı tayin edecek. Öyle 600 yıl hapis cezası falan bana fantezi geliyor. 600 yıl önce İstanbul''da bile değildik.
Fiile varan, hele kan dökücü eylem hâline gelen suçlar, elbette eski tabirle ibret-i müessire oluşturacak cezalara müstahaktır (lâyıktır denmez!). Millî vicdan onaylar. Ancak, sözlü, hattâ yazılı gevezelikleri ciddiye alarak verilen cezalar, milletçe münakaşa edilir.
Çok kıdemli bir Türk milliyetçisi ve yazarı olarak bu davadan utandığımı, sayın okuyucularımdan saklamayacağım. Bir o kadar da canım sıkıldı. Nasıl oldu da 21. yüzyılda bu hâle düştük? Ancak bu pisliği demokrasi ile aşabilirsek, Türkiye Cumhuriyeti''nin daha sağlam temellere oturacağı ümidim saklıdır.
Ne demek başbakan, patrik, general, yazar vs. öldürmeyi düşünmek! Siz Türkiye''yi dünya çapında küçük düşürmeyi, rezîl etmeyi mi tasarlıyorsunuz? Anarşi çıkarıp orduyu çağırdıktan sonra, askerimizin bu muhteşem devletin yönetimini siz sapıtmışlara bırakacağını sanmak ne olmayacak şeydir! İthamların çoğunun dedikodu ve gevezeliğe, en fazla ruh, zekâ, ahlâk, eğitim çarpıklığına dayandığını düşünüyorum. İçlerinde gerçek suçlu zeki, yetenekli, kültürlü kişilerin cürümleri kanıtlanırsa, milliyetçiliğin ve Atatürk sevgisinin ne olup olmadığını belirleyemediğimiz ortaya çıkar. Büyük problemdir.
İstanbul''da eylem ve siyasî yargılar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dağlarda fena sıkışan PKK''nın eylemlerini şehre taşıyacağı tahmin ediliyordu. Birinci derecede çok büyük meblağlara dayanan uyuşturucu trafiğinden beslenen örgütün, kolay silâh bırakmayacağı âşikârdır. İstanbul''da çoğu kadın ve çocuk 17 ölü, 160 yaralıya mâl olan korkunç eylemin PKK veya taşeronları tarafından yapıldığının kesinlik kazandığını öğrenmek istiyoruz. İstanbul''un bir kalabalığında iki bombanın patlaması, tam da Yüce Mahkeme''nin kapatma davasında ilk oturumunun arifesine rastladı. Anayasa Mahkememiz dün sabah 9.30''da toplandı. Ağustosu aşmayacak bir tarihte kesin ve gerekçeli karar bekliyoruz. Sürpriz bir sür''at de mümkündür. Eylülde politik kadroların önlerini görmeleri, derlenip toplanmaları şarttır. Ergenekon denen çok sanıklı ve süper iddialı yargının ise kısa zamanda bitmesi beklenmiyor. Mahkeme ilk defa bir cezaevinde toplanacak.
Türkiye''nin 13. Ağır Ceza ile Anayasa Mahkemesi arasına sıkışmasının sebepleri üzerinde tam bir gerçekçilikle durmak gerekiyor. İdeolojik sapmalar, parti ve zümre çıkarları ve geri zekâlı tahlillerle yanlış yollara düşmek mümkündür. Böylesine sıkıntılı bir ortamın oluşmasında, yalnız politikada değil, her alanda irtikâb edilen ağır hataların zemin hazırladığı açıktır. Aksi halde bu duruma gelmezdik. Krizi doğru görmek ve doğru çareler getirmek şarttır. Dış etkenlere de bakmalıyız. İstikrarsız bir Türkiye''nin arzu ve tercih edilebilmesi ihtimali küçümsenemez. Bu coğrafyada olanca jeostratejik ve askerî gücü, bizim farkında olmadığımız yahut kullanamadığımız potansiyeli ile Türkiye, acaba az önemli bir devlet derekesine itilmek için mi zorlanıyor?
Canavar yakalandı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Radovan Karaciç isimli dünya tarihinin gördüğü en azılı katillerden biri olan canavar, Belgrad''da yakalandı. Sırbistan''ın, şer âleti ve soykırımla görevli şeflerinden biri idi. Soyadı bile Türkçe idi. Bosna-Hersek''te Sırpların Türk dedikleri Müslüman Boşnaklardan bu sebeple de nefret eden bu yaratık, güyâ psikiatr tıb doktorudur.
Sırp-Hırvatça sözlüklerde karaciç kelimesinin Türkçe karaca kelimesinin Bosna-Hersek''te söylenen şekli olduğu görülür ("karaya yakın siyah" anlamında).
Kanlı katilin yıllardan beri Belgrad''da başka bir kimlik altında gizlendiği iddiasına kimse inanmadı. Sırbistan, yerini yeni bulmuş gibi davranıp tutukladı, Lahey''de milletler arası cinayet suçlarına bakan mahkemede yargılanmak üzere Hollanda''ya göndermeye karar verdi.
Karaciç herhalde yargı sırasında ölecek, öldürülecek veya intihar edecektir. Yargının mucip sebepleri açıklayan kararnâmesinin okunması, Sırbistan kadar cürüm ortağı Hollanda ve Fransa''nın da işine gelmez.
Geçenlerde Sırbistan''da seçimler yapıldı. Az farkla Sırp ırkçısı faşist iktidar partisi kaybetti. Muhalefetteki şiddetle AB taraftarı liberaller kazandı. Yeni hükûmet, Sırbistan''ın bugünkü sınırlarının bile ancak Avrupa Birliği''ne can atarak güvenceye alınabileceği kanaatindedir. Üye olamadığı takdirde Sırbistan, Macar otonom eyaleti Voyvodina (Voyvadalık) ve Müslüman Boşnaklarla meskûn -Türkçe isimli- Sancak eyaletinin ayrılmalarını da önleyemeyecektir.
Milyonla Boşnak öldürüldü, sistematik şekilde en alçakça işkencelere maruz bırakıldı, bin yıllık yerlerini yurtlarını bırakıp kaçtı. Bütün bunlar bir azılı canavarın tevkifi ve tahminime göre birkaç katil general ve subayın daha Lahey''e sevki ile telâfi edilebilir mi? Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Hırvatistan, Slovenya, Sırplardan nefret eden ülkelerdir. İngiltere ile Fransa ve Rusya ise, her iki cihan savaşındaki fedakâr müttefikleri Sırplara borçlarını daha ödeyemediler mi nedir? Birinci Cihan Savaşı gibi o tarihe kadar yeryüzündeki en büyük harbi çıkaran da Sırbistan değil mi idi?
İstikrara devam
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Temmuz, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi''nin kararı "Türkiye''de istikrarın devamı" anlamındadır. Cumhuriyet Başsavcısı''nın iddialarını, parti kapatmak için zayıf bulmuştur. Karar, Türkiye''ye ne kazandırdı?
Sayın Meclis Başkanı''nın dediği gibi demokrasi kazandı. Gerçek demokraside parti kapatmak bahis konusu olmadığı için, üyeliğini istediğimiz Avrupa Birliği ile bozuşmamız önlendi. Epey önemli bir kazançtır, kimse küçümseyemez. Yüce Mahkeme''nin de bu hususu düşündüğü muhakkaktır.
Diğer bir büyük kazanç, erken seçim zorunluluğundan kurtulmamızdır. Türkiye işi gücü bırakır, hemen hemen aynı sonuçların çıkacağı bir seçime odaklanır, epey de münasebetsiz kavga ve çekişmeler yaşanırdı. Doğrusu rahat nefes aldık.
Önemli bir kazanç, ekonomiktir. AK Parti''nin kapatılması hâlinde ekonominin duraksayacağı muhakkaktı.
Şimdi AK Parti nasıl hareket edecek? Bu hususu yarın ele almam doğru olur. Çünkü yazımı, Sayın Başbakan''ın konuşmasından önce saat 19:00''da yazıyorum. Başbakan''ı dinleyecek, iktidarın nasıl davranacağını, mahkeme kararını nasıl algıladığını öğreneceğiz.
Çok yumuşak bir algılamanın Türkiye''de bölünmeyi önleyeceği kanaatindeyim. Türkiye''nin tek oyla sonuçları vahîm olabilecek bir bâdireyi atlattığı unutulmamalıdır.
Başbakan''ın yeni bir kabine kurması, ümitleri yeşertecektir.
Sonra, büyük bir titizlikle, Türk siyasî tarihinin bu çok önemli davasının nasıl oluştuğu üzerinde iktidarın otokritik (öz eleştiri) yapmasını dileriz. Zafer bizimdir! davranışı, krizi devam ettirmekten başka işe yaramaz. Aksine tavır, tereddütlerin bir kısmını olsun yatıştırır. Temel karşıtlıkların devam edeceği de hiç unutulmamalıdır. İstikrar kazandı. Türkiye''ye hayırlı olsun! Ve geçmiş olsun!
Laiklik hakkında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Adalet ve Kalkınma Partisi''nin laikliğe aykırı eylemleri için Anayasa Mahkemesi''nin 11 üyesinden 6''sı kapatma, 4''ü para cezası istedi. Yalnız 1 oy (başkan), böyle bir aykırılık görmedi, tam beraat taleb etti.
Kararın açıklandığı akşamın gecesinde ise sayın Başbakan Erdoğan (hiçbir zaman laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmayan AK Parti, bundan sonra da Cumhuriyet''in temel ilkelerine sahip çıkacak) dedi.
Bu çelişkiyi açıklamak gerekiyor: Başbakan ile Yargı''nın (laiklik) kavramını -hem de hayli- farklı manada algılayıp kullandıkları bellidir.
Bir zamanlar laiklik, ilkokul yurtbilgisi dersinde bile (dîn ile devlet''in ayrılması ve birbirinin sahasına karışmaması) şeklinde öğretildi. Bu tarif yanlıştı. Zira Osmanlı''da da Cumhuriyet''te de devlet, din işlerine karışır. Hem de nasıl... 1425''te kurulan ve başka bir Müslüman devlette bulunmayan meşîhat (şeyhülislâmlık) ve hemencecik onun yerine geçirilen Diyanet İşleri, devlet adına dinî faaliyetleri denetler ve düzenler. Her iki dönemde de âmiri sadrazâm/başbakandır.
Laiklik Türkiye için -bana göre- şu şekilde tarif edilebillir: Hiçbir yasada, lehte olsun aleyhte olsun bir dinî ilke, mehaz (kaynak) gösterilemez. Laik hukuk budur. İlk defa 1980''lerde Kenan Evren, âyet ve hadîs okuyarak bazı yasaları ve icraatı iyi göstermek istedi. O zamana kadar Cumhuriyet''de görülmemiş şeydi. Sonra bu yol devam etti.
Sayın Erdoğan''ın laikliği, partisinin öteden beri açıkladığı şekilde, (din ve devletin birbirlerine karışmaksızın tam bir hürriyet içinde faaliyet göstermeleri) diye algıladığı anlaşılıyor. Halbuki şimdi ulusalcı denen zümre ve kurumların laikliği (dinin devletten ayrılması)ndan başka (Atatürk ve Cumhuriyet inkılâp ve ilkelerinin toplamı, hepsi, özü, özeti, başlıcası, en büyüğü) diye kullandıkları açıktır. Bu kadar şümullü bir teklif, ilme, politikaya, gerçeklere ve uygulamaya uygun değildir, sürekli kavga çıkarır. Nitekim öyle oluyor.
..Avrupa Birliği''ne doğru
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi kararı, Türkiye''yi rahatlattı. İstikrara büyük destek verdi. Dünyada, bilhassa AB ve Birleşik Amerika Devletlerinde memnuniyetle karşılandı. Geniş nefes aldıklarını saklamadılar, pek çok devlet açıkça söyledi. Zira istikrarsız bir Türkiye''nin, çok nazik bir coğrafyanın birinci devleti olması dolayısıyla, bir iç kargaşa hâlinde büyük tereddütler oluşturacağının bilincinde idiler.
Yoksa Türkiye''de iktidar, AB ve ABD''nin emrinde, etkisinde falan değildir. Zaten bu itham, başka iktidarlara da yapıldı. AK Parti de, AB ve ABD''nin stratejik müttefiklerimiz olduğunun idrakindedir, o kadar. Atatürk Cumhuriyeti''nde, muâsır medeniyet seviyesi çabasında bulunan hangi iktidar gelirse gelsin, böyle bir Batı ittifakından kopamaz. AK Parti de böyledir. Bu parti de ABD ve Avrupa''dan hoşlanmayanlarla dolu bulunduğu halde, zıt bir politika izleyemez, zira Türkiye''nin hayatî menfaatleri bozulur.
Türkiye Cumhuriyeti''nin yargı kanadının doruğu olan Anayasa Mahkemesi de, adına karar verdiği Türk milletinin dış menfaatlerini elbette kollayacaktır. Bu, Avrupa Birliği etkisinde kalmak değildir. Hukuk sistemine dahil olduğumuz, tarihin en büyük medeniyet projesi ve muâsır medeniyet seviyesinin ta kendisi ile hırlaşmamızı, bu yolun bize kapanmasını isteyenler vardır. Akıllarınca bu sûretle Türkiye''ye tahakküm edeceklerdir.
Silâhlı kuvvetlerimiz de NATO''nun çok başlarda gelen pek kıdemli üyesi olduğunun, Amerikasız NATO''nun da düşünülemeyeceğinin idrakindedir. Olmasın mı?
AK Parti, çıkan kararı pek beğenmese de, yüksek yargı, iktidarın yolunu açmıştır. Sayın Başbakan''ın olanca gücüyle AB ile ilgilenmesi bekleniyor, zaten böyle dedi.
Bunun için, bakan sıfatında bir baş müzakereci atanması gerekiyor. Dışişleri''nin o derecede işleri yoğundur ki, bu çok girift misyonu kaldıramaz, ağır gelir. Büyük vakit kaybedildi. Bu hatada ısrarın manası yoktur. Birliğin bütün yeni üyeleri böyle bir özel atama ile sür''at kazanarak müzakereleri bitirdiler.
.Başkan''ın dedikleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan''ın gazeteci yazar Şükrü Küçükşahin''e söyledikleri, uzun bir politik tecrübeyi yansıtıyor (1973''ten beri Meclis''tedir). Köksal Toptan, Merkez Sağ''ın zirvesi olan Adalet Partisi kökenli bir Adalet ve Kalkınma Partisi üyesidir.
Bizim sistemimizde cumhurbaşkanı, bir partiden gelebilir ve gelmelidir (politikadan gelmeyen cumhurbaşkanı demokraside aksıyor). Fakat Çankaya''ya çıkınca parti üyeliği düşer. Bütün partilere karşı aynı mesafededir.
TBMM başkanı ise, parti üyeliğini muhafaza ederek başkanlık yapar. Ancak o da, bütün partilere eşit yaklaşır. Başkanlığı için kendisine oy veren ve vermeyen partilere karşı tarafsızdır. Atatürk''ü başkan seçip Türkiye Cumhuriyeti''ni kuran ve Türkiye''yi ebediyen yönetecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin yüceliğini ve devlet sistemimizdeki önceliğini savunur.
Sayın Köksal Toptan, yargının doruğu olan Anayasa Mahkemesi''nin tarihî kararını en iyi şekilde anlayıp anlatan siyasetçi ve hukukçularımızdan biri oldu. Söyledikleri, politikacılarımızın hepsine yol gösterici değerdedir. Esasen bunu yapacak deneyime sahiptir. Başkan, aynen katıldığımız şu çok önemli vurgulamalarda bulundu:
"Herkes için güzel bir karardır. Daha düzgün bir karar çıkamazdı. Hükûmet için yeni bir hamle fırsatıdır. Başbakan çok gerçekçidir, kararı içtenlikle yorumlayacaktır. Bu karar, Türk demokrasisini ileri götürecektir. Avrupa Birliği projesine hız kazandırmalıdır. Muhalefet de çok önemlidir ama, sorumluluk hükûmetindir. Anayasa Mahkemesi, 10''a 1 gibi büyük çoğunlukla odaklığı kabûl ettiğine göre, bundan sonra çok dikkatli hareket edilecektir."
"Bundan sonraki dönemde yürürlüğe girecek kapsamlı bir Anayasa ve iç tüzük değişikliği için, partilerin irade koyması hâlinde, öncülük yapmaya hazırım."
Başkan, AK Parti''nin Merkez Sağ''a oturması gerektiğini kapalı iki cümle ile ifade etmiştir. Ben öyle anladım. İlk fırsatta Merkez Sağ''ın ne olup ne olmadığını yazacağım.
Amerika mı İran mı?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İran, cihan devleti Birleşik Amerika ile Orta Doğu''da üstünlük yarışına girdi. Türkiye, bu rekabetin savaşla sonuçlanmasını önlemek için uğraşıyor. Mücadelenin temelinde Yahudilerin İsrail devleti kurmaları fikrinden hareketle, Türkiye aynı zamanda, nice yıllar ne kadar ülkenin, hatta Başkan Clinton''ın başaramadığı barışı, sağlamaya çalışıyor.
Şöyle: İsrail''le Araplar barışınca, Orta Doğu sorunu çözülür! Diyelim ki Türkiye, olmazı oldurdu, bu barışı sağladı. Orta Doğu sorunu İsrail, Filistin ve Yahudilerden ibaret değil ki...
Evleviyetle petrol ve gazın paylaşımı ve enerji yollarının kontrolü meselesi var. Sonra Orta Doğu kökenli Batı''ya karşıt milletlerarası terör geliyor. Evet İsrail konusu var ama -bana göre- 3. sırada...
Zira İsrail''le sulh; terör, hele petrol sorunlarını da çözmez ki...
Türkiye''nin eninde sonunda İran-Suriye ittifakı ile karşı karşıya gelmesi ihtimali kuvvetlidir. Çünkü İran, ne atom bombasından vazgeçer, ne İsrail''i imha idealinden, ne de Doğu Akdeniz''deki pozisyonundan. Suriye ise, pek ama pek küçük ihtimalle, belki İran ittifakından sıyrılabilir.
Türkiye, neyin olacağını anlamak ve anlatmak için, neyin olamayacağını göstermek ve görmek politikasına da soyunmuş bulunabilir. Orta Doğu''da, hatta bütün âlem-i İslam''da ve hatta dünyada barış için hiçbir atılımı esirgemiyoruz. Galiba büyük Atatürk''ün cihanda sulh dediği böyle bir şey... Ben, 2009 Nobel Barış Ödülü''nün Türkiye ile paylaşılacağına inanıyorum. Hangi büyüğümüz alacak? derseniz, 1''den fazla aday söylemem gerekir...
Konuklarımız Esad ve Ahmedinecad
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İki önemli komşumuz, biri Suriye, diğeri teşrifini beklediğimiz İran''ın cumhurbaşkanı Türkiye''de... Biri İstanbul''da çalışma ziyaretinde... Diğeri Bodrum''da hanımefendisi ile dinleniyor (Suriye de bir Akdeniz ülkesidir).
Bu iki zât, Avrupa parlamenter demokrasilerindeki klasik cumhurbaşkanı durumunda değillerdir. Fransa''daki gibi yarı-başkan statüsünü haizler. Hatta daha fazlası... Onun için, Başbakanımızla, tam yetkiyle görüşeceklerdir. Her iki önemli komşumuzda da "Batı tipi"demokrasi hak getire olduğundan, dedikleri dediktir.
Bununla beraber Esad, yüzde 10''un altında müfrit bir Şii azınlığın, Baas (ırkçı Arap milliyetçiliği) ideolojisine dayanarak kurduğu askerî cuntaya bağlıdır. Ahmedinecad''a gelince, ılımlı ve çoğunluk oluşturan bir Şii mezhebin, Humeynî tarafından geliştirilmiş sisteminden ayrılamaz.
Her iki komşu devlet başkanının da Türkiye sahillerinde hoşça vakit geçirmeleri, Başbakanımız ve diğer büyüklerimizle dostça konuşmalarına elbette diyecek yoktur.
Ne çare ki her ikisi de Batı için netameli sayılan şahsiyetlerdir. Ve her iki devlet de, Birleşik Amerika''nın ünlü haydut (terörist) devletler listesine dahildir.
Bununla beraber Ankara, müzakereleri, Washington''a bilgi vererek yürütüyor. Bu da iki bakımdan çok tabiidir: Birincisi, bizim müttefikimiz İran değil Amerika''dır. İkincisi: Bu müzakereler İsrail, hatta Orta Doğu barışı adına yapıldığı için, diğer tarafı oluşturanlardan Amerika''yı dışarıda bırakmak mana taşımaz. Amerika dikkatli, aynı zamanda memnundur. Vakit kazanıyor. İran da vakit kazanıyor. Biz de kazançlıyız: Türkiye adı dünya medyasından düşmüyor. Güçlü, saygın, hatta sözü geçer arabulucu durumundayız.
Kafkasya''da savaş
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Orta Doğu''da Türkiye imparatorluğundan koparılan ülkelerde İngiltere, nasıl cetvel ve pergelle sınırlarını çizdiği tamamen yapay devletler oluşturdu ise, Komünist Rusya (Sovyetler Birliği) da Kafkasya ve Orta Asya gibi Türk ülkelerinde aynı şeyi yaptı.
Rusya''da sınırları son şekliyle 1936''da Stalin çizdi. Birkaç bin nüfusça konuşulan en küçük diller için otonom bölgeler oluşturdu. İşitilmedik lehçeler ortaya çıkardı. Her birine bağımsız cumhuriyet, muhtar cumhuriyet, imtiyazlı bölge... gibi parlak, şaşaalı, fakat saçma sapan sıfatlar verdi. Her birinin başına, halklarını doğduklarına pişman etmekle görevlendirilen parti komiserleri atadı, unvanları birinci sekreter idi. Fazla gördüğü nüfusları milyonlara varan sayıda öldürerek, sürerek, aç bırakarak ortadan kaldırdı.
İngiltere ile Fransa, Afrika''da aynı rezaleti yaptılar. Dünyada 60 kadar olan devlet sayısı bu suretle günümüzde 202''yi buldu. Küçük milliyetler ortaya atılıp biz de devlet isteriz! demeye başladılar. Bin yıl bir arada gül gibi yaşayan kavimler ayrışmaya, birbirine yan bakmaya girişti.
Nasıl bir mantık bugün bile toplam nüfusları yarım milyonu bulmayan Osetler diye ismini ilgililer dışında kimsenin duymadığı bir küçük kavmi, iki ayrı devlete bölüştürür? Stalin, bu haltı yedi. Yeryüzünde İstanbul hariç en yoğun Türk nüfusu ile meskûn Fergana vadisini 3 devlete bölüştürdüğü gibi...
Stalin, Kuzey Osetya Cumhuriyeti dediği yöreyi Rusya Cumhuriyeti''ne, Güney Osetya (veya Alanya) dediği yöreyi Gürcistan Cumhuriyeti''ne bağladı ve her ikisine iç yönetimlerinde otonomi verdi, şimdi cumhurbaşkanları, senatörleri, milletvekilleri bile var.
Güney Osetya, Gürcistan''dan ayrılıp, Rusya''ya bağlı kuzey sınırdaşı Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor. Tabii Rusya''nın teşviki ile. Aslında Rusya, petrol yollarının, kıt''aları bağlayan demir yollarının Gürcistan''ı geçip Rusya''yı dışarıda bırakmasına kızıyor. Muazzam Rus milletini yönetmek için kendilerine Stalin''i armağan eden Gürcistan''a bu şükran borcunu unutup, mütevazı güney komşusunu korkutmaya çalışıyor. Yakışır mı? Bakalım bu nükleer enerji, petrol, gaz işi dünyanın başına daha ne dertler açacak?..
Kafkasya''da savaş
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Orta Doğu''da Türkiye imparatorluğundan koparılan ülkelerde İngiltere, nasıl cetvel ve pergelle sınırlarını çizdiği tamamen yapay devletler oluşturdu ise, Komünist Rusya (Sovyetler Birliği) da Kafkasya ve Orta Asya gibi Türk ülkelerinde aynı şeyi yaptı.
Rusya''da sınırları son şekliyle 1936''da Stalin çizdi. Birkaç bin nüfusça konuşulan en küçük diller için otonom bölgeler oluşturdu. İşitilmedik lehçeler ortaya çıkardı. Her birine bağımsız cumhuriyet, muhtar cumhuriyet, imtiyazlı bölge... gibi parlak, şaşaalı, fakat saçma sapan sıfatlar verdi. Her birinin başına, halklarını doğduklarına pişman etmekle görevlendirilen parti komiserleri atadı, unvanları birinci sekreter idi. Fazla gördüğü nüfusları milyonlara varan sayıda öldürerek, sürerek, aç bırakarak ortadan kaldırdı.
İngiltere ile Fransa, Afrika''da aynı rezaleti yaptılar. Dünyada 60 kadar olan devlet sayısı bu suretle günümüzde 202''yi buldu. Küçük milliyetler ortaya atılıp biz de devlet isteriz! demeye başladılar. Bin yıl bir arada gül gibi yaşayan kavimler ayrışmaya, birbirine yan bakmaya girişti.
Nasıl bir mantık bugün bile toplam nüfusları yarım milyonu bulmayan Osetler diye ismini ilgililer dışında kimsenin duymadığı bir küçük kavmi, iki ayrı devlete bölüştürür? Stalin, bu haltı yedi. Yeryüzünde İstanbul hariç en yoğun Türk nüfusu ile meskûn Fergana vadisini 3 devlete bölüştürdüğü gibi...
Stalin, Kuzey Osetya Cumhuriyeti dediği yöreyi Rusya Cumhuriyeti''ne, Güney Osetya (veya Alanya) dediği yöreyi Gürcistan Cumhuriyeti''ne bağladı ve her ikisine iç yönetimlerinde otonomi verdi, şimdi cumhurbaşkanları, senatörleri, milletvekilleri bile var.
Güney Osetya, Gürcistan''dan ayrılıp, Rusya''ya bağlı kuzey sınırdaşı Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor. Tabii Rusya''nın teşviki ile. Aslında Rusya, petrol yollarının, kıt''aları bağlayan demir yollarının Gürcistan''ı geçip Rusya''yı dışarıda bırakmasına kızıyor. Muazzam Rus milletini yönetmek için kendilerine Stalin''i armağan eden Gürcistan''a bu şükran borcunu unutup, mütevazı güney komşusunu korkutmaya çalışıyor. Yakışır mı? Bakalım bu nükleer enerji, petrol, gaz işi dünyanın başına daha ne dertler açacak?..
Petrol savaşı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bakû-Ceyhan boru hattının Türkiye bölümü geçtiğimiz hafta 5 Ağustosta bombalandı. PKK taşeronluğunda bir eylem diye değerlendirdik. Onarımı yapılıncaya kadar birkaç gün bile bekleyemeyen petrol akıtan batı şirketleri (ABD, İngiltere vs.), Rusya''dan Avrupa''ya giden boru hattını kullanmak için Moskova''ya başvurdular.
Rusya''nın ne kadar keyiflendiğini tahayyül edebilirsiniz. Zira Orta Doğu petrolünü kendi topraklarından geçirip Avrupa''ya ulaştırarak çok kazanıyor. Buna bir de doğal gaz satışını ekleyiniz. Dünyanın en geniş topraklarına sahip Rusya Federasyonu, bütün refahını enerji hatlarına ve satışına bağlamış görünüyor.
Rusya''yı bugün gerçekte Gazsprom şirketi yönlendiriyor. Gazsprom, Avrupa''ya yakıtı en sağlıklı şekilde ulaştırıp dağıtacağı iddiasındadır.
Gürcistan''a gelince, doğal zenginlikleri yoktur. Turizmini düzenleyememiştir. Topraklarından boru hattı ve demir yolu geçirerek kâr etmek istiyor. Türkiye ile ticaret hacmi 1 milyar dolara ulaştı. Bizden bal alıyor,
bir kısmını kâr koyup Ermenistan''a satıyor. Ermenistan''ı aç bırakmak bizim hayalimizden geçmez.
Türkiye üstelik, Azerbaycan ve Gürcistan silahlı kuvvetlerini eğitiyor. (Rusya silah verdiğimizi de ileri sürüyor). Ancak bu iki devletin askerî gücü, savunmaya mütealliktir ve Rusya karşısında lâşey kabîlindendir. Rusya''nın Azerbaycan''ı boşaltırken Bakû''da yaptığı katliam unutulmamıştır. Şimdi aynını -din ve mezhep birliğine rağmen- Gürcistan''a karşı da Gori''de uyguladığı haber veriliyor. Stalin''i doğurup yetiştirerek Rusya''nın başına musallat ettiği için Gori''den öç mü alıyor dersiniz?
Diğer taraftan Rusya, Amerika''nın İran''a karşı tereddütlerini değerlendirmiştir. İran, Ermenistan''ı desteklemekte ve beslemektedir. Amerika buna ses çıkarmıyor. Türkiye de öyle ama, Amerika üstelik bizim Ermenistan''a yol açmamızı istiyor. Halbuki Âzerî Türklerinin çoğunluğu Azerbaycan Cumhuriyeti''nde değil, İran''da yaşıyor. Amerika ve Rusya gibi iki dev askerî güç, böylesine karmaşık hattâ karmakarışık bir coğrafyada enerji paylaşımı mücadelesi içindeler...
Savaşın sonu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Haftanın gündemi, rakipsiz şekilde Kafkasya Savaşı idi. Tarihteki pek çok savaş gibi ansızın, beklenmedik şekilde patladı. Epey zayiat gerçekleşti. Ama kısa sürdü. İnşallah sona erdi.
Petrol savaşının bir evresi (safhası) değerlendirmesiyle tarihe geçti. Bununla beraber, Kafkasya''daki çarpışmalar ve hava taarruzları ile petrol savaşı sona ermek şöyle dursun, daha bu cihanşümul çekişmenin başlarındayız. Temenni edilir ki ortalara yaklaşmış bulunalım.
Savaşın, tarihin netameli coğrafya parçalarından biri olan Kafkasya bakımından da ağırlığı var. Nasıl olmasın ki, Kafkasya denen geniş ülkenin kuzey parçası Avrupa, güney parçası Asya kıt''alarındadır. Kuzeyde, Rusya federasyonuna bağlı otonom cumhuriyetler sıralanmıştır. Her biri ayrı bir Kuzey Kafkas kavmini içeriyor. Güneyi ise, 80 yıl öncesine kadar gene Rusya''ya bağlı iken şimdi 3 devlet arasında paylaşılmıştır (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan). Ermenistan, diğer ikisiyle kanlı bıçaklıdır.
Türkiye''ye gelince, her çağda Kafkasya ile birinci derecede ilişkilidir. Aynı derecede Balkanlar ve Orta Doğu ile de ilgilidir. Bu bakımdan jeostratejik pozisyonumuz emsalsiz sayılıyor.
Üç tarafımızdaki bu birbirine benzemez coğrafyalar dışında, kuzeyde Karadeniz komşumuz Rusya, doğuda İran gibi iki iddialı devletle beraber yaşıyoruz. Çevremizi çok iyi kollamamız, hatalardan kaçınmamız, akıllı davranmamız, ideolojik saplantılardan uzak durarak Türk''e zarar vermekten kaçınmamız gerekiyor. Askerî, politik, kültürel bakımlardan gözümüzü dört açmamız şarttır.
Kemah''ta kahpe mayınlara basan 9 şehidimiz yüreğimizi dağladı. Türkiye yastadır. Silahlı kuvvetlerimizin ve yüce milletimizin başı sağ olsun! Asrımıza damgasının vuran, çok alçakça cereyan eden bu pis terörle savaştan bir an önce kurtulmak için ne yapsak doğrudur.
Olağanüstü önemli iki konuyu, Başbakan Erdoğan''ın Moskova ve Tiflis ziyaretleri ile İran Cumhurbaşkanı''nın Cumhurbaşkanımızla görüşmesini, pazartesinden itibaren ele alacağız.
Boğazlar''dan geçiş
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD muhribi, Türk Boğazları''nı geçerek, Batum''a erişti. Rus muhribi ise, Gürcistan''ın petrol ihraç noktası Poti limanını çok sevdi, ayrılmak bilmiyor. Avrupa Birliği dönem başkanı Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy, Poti''yi terk etmesi için Rusya''yı uyardı.
Diğer bir ABD gemisi, Boğazlar''dan geçmek üzere. Polonya ve Almanya gemileri ise çoktan Gürcistan sularında... Bu gelişmelerin sonu ne olur? derseniz, sanırım Gürcistan''ın NATO''ya girmesini çabuklaştırır diyeceğim.
Gürcistan''ın tekrar Rusya tahakkümüne düşmesi kabul edilemez. Zira Türkiye ve müttefiklerine Hazar yolunu kapatır. Üstelik Azerbaycan''ın bağımsızlığı tehlikeye düşer. İran''a büyük rahatlık sağlar. İran''ın rahatlaması ise tehdit alanını genişletir. Binâenaleyh, Boğazlar''da savaş gemilerinin dolaşması hoşumuza gitmese de, Gürcistan''ı Rusya''nın emellerine terk edemeyiz. Ama Güney Osetya ve Abhazya denen iki küçük yörede Gürcü egemenliği bundan böyle kâğıt üzerindedir. Zaten öyle değil mi idi? İster misiniz, ulu Kafkas Dağları''nın güney-batı eteklerinde -ikincisinin Karadeniz''e çıkışı da bulunan- bağımsızlıklarını Rusya''ya borçlu iki yeni devlet oluşsun? Rusya, Gürcistan''dan hiç eli boş dönmüyor. Kafkasya''da ben de varım! ültimatomunu bütün dünyaya duyurdu. Az şey değildir. Bu çizgide durması da beklenmiyor. Suriye''ye füze yerleştirmek isteyecektir. Öyle ya... Amerika, Rusya''nın burnunun dibinde Polonya ve Çek Cumhuriyeti''nde İran''a karşı(!) füze yerleştirir de, İran''a karşı sınırlarını güvenceye almak Rusya''nın da hakkı değil midir? Epey şaka oldu ama, bu tür şakaların büyük kazalarla sonuçlanmasının yeterli örneği mevcuttur.
Malazgirt
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Malazgirt zaferinin 937. yıl dönümünü anıyoruz: 26 Ağustos 1071 Cuma. Türk milletine kutlu olsun! Türk''ün kaderi o gün belirlendi. Bugün o kaderin çizdiği çerçevede yaşıyoruz...
26 Ağustos aynı zamanda Büyük Taarruz''un başladığı gündür. 86 yıl önce 26 Ağustos 1922 sabahı, Malazgirt''te kazandığımız vatanı işgal etmek cüretinde bulunan düşmanı, denize dökmek üzere, taarruza geçmiştik.
Malazgirt''ten 3 yıl sonra Türkiye devletini kurduk: 1074''te: İlk başkentimiz İznik''ti.
Açık denizlere çıkmıştık. Karadeniz''e, Marmara''ya. Adalar Denizi''ne, Akdeniz''e ulaşmıştık. Tarihimizde ilk donanmamızı Çaka Bey, İzmir''de kurdu. Bozkır medeniyetinden Akdeniz medeniyetine, sürekli batı yönünde ilerleyerek eriştik.
O zamandan bu zamana asla istikametimizden şaşmadık, yolumuzu şaşırmadık, yönümüzü değiştirmedik. Bizi Avrupa''dan Asya''ya sürmek isteyen nice gayretlere 1000 yıl muhatap olduk. Hepsi bize vız geldi. Malazgirt''te kazandıklarımızdan vazgeçmedik. Hâlâ Avrupalı değilsiniz diyen cahil cühelâ ile uğraşıyoruz. 1856 Paris Anlaşmasına imza koyarak Türkiye''yi 7 büyük Avrupa devletinden biri kabul eden İmparator Üçüncü Napolyon''u yalancı çıkarmaya kalkışan densizlerle...
Malazgirt şehitlerimiz önünde sonsuz bir tâzîm duygusu içinde eğiliyoruz. Bize kazandırdıkları vatan ve devlet için kıyamete kadar minnettârız. Onlar olmasa idi 1923''te hangi vatanı, hangi devleti savunacaktık? Sultan Alparslan''ı, amcaoğlu Anadolu Fâtihi ve Türkiye Devleti''nin kurucu ilk başkanı Kutalmışoğlu Birinci Sultan Süleyman Şâh''ı, onların bıraktığı kut almış, kutsal mirası "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz''dir" emrini vererek şan ve şerefle savunan Gazi Mustafa Kemal Paşa Atatürk''ü, sonsuz bir saygı ve ebediyete kadar sürecek bir sevgiyle anıyoruz.
Cheney Tiflis''te
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Tiflis''te bekleniyor. Cumhuriyetçi Parti''nin Şahinler''inin en müfriti olduğu rivayet edilen 67 yaşındaki Cheney, Tiflis''te ne yapar, neden gelir?
Bu sorunun basit cevabı, ABD''nin protokolde Başkandan sonraki adamının, Gürcülere moral vermek için geldiğidir. Nitekim geçen hafta da, ABD''nin fiilen 2. kişisi olan dışişleri bakanı Miss Rice, aşağı yukarı bunun için gelmişti. Sizi Rusya''nın pençesinde bırakmayız! demeye...
Bilmem kaç düşman gemisi batırarak deniz tarihine geçmiş Amerika''nın küçük boy savaş gemileri Batum limanındadır (muhrib=destroyer küçük sayılmaz ya!..). Kuzeyde Poti''ye gidemiyor. Zira Ruslar, Poti deniz üssünün altını üstüne getirdikten sonra bile şehirde bazı askerlerinin bulunduğu söyleniyor.
Bu gibi olaylarda, her taraf için en berbat senaryo, bir tarafın kazaen ateş açıp karşısındakinin cevap vermesidir. Allah saklasın! Amerika ile Rusya''dan bahsediyoruz. Şakası bile yapılmaz. Böyle bir savaşın galibi olmaz.
Mister Cheney, Abhazya ve Güney Osetya otonom cumhuriyetleri parlamentolarının, Gürcistan''dan koparak tam bağımsız devlet statülerinin tanınması için Rusya Parlamentosu''na müracaatlarının Moskova''da oylanarak olumlu karşılanmasını değerlendirmek için Tiflis''tedir.
Abhazya 8600 kilometrekare, 600.000 nüfus, nüfusun yalnız yüzde 18''i Abhaz (Abaza)''dır (yanlış okumadınız: yüzde on sekiz!). Güney Osetya 3000 kilometrekare, 110.000 nüfus, yüzde 66 Oset''tir. Bağımsızlaşınca Güney Osetya, kuzey sınırı üzerinde Rusya federasyonuna bağlı Kuzey Osetya cumhuriyetine katılacaktır ki, bu da Rusya''ya katılmak demek oluyor.
Yani ne demek oluyor?..
2 yeni devlet
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İki yeni devlet doğdu: Abhazya ve Güney Osetya. İkisinin toplamı 12.500 km2 ve 710.000 nüfustur. Her ikisi de Gürcistan''a bağlı otonom cumhuriyet idi. Cumhurbaşkanları, başbakanları, parlamentoları vardı. Yetinmediler, tam devlet olmak istediler. Önemli tarafı şudur: Her ikisi de -iç bağımsızlıklarına rağmen- Gürcistan toprağı idi. Buna rağmen, yıllardan beri Gürcistan''dan bağımsızlıklarını ilân etmişlerdi. Topraklarında Gürcü askeri yoktu. Bilakis, Birleşmiş Milletler tarafından barış sağlamakla görevlendirilmiş Rus askeri vardı. Başbakan Saakaşvili, acele ve acemice davrandı. Gürcü askeri soktu. Rusya dehşetli bir karşılık verince, bugünkü durum oluştu. Abhazya ve Güney Osetya, bağımsız devlet olarak tanınmaları için Moskova''ya başvurdu. Rusya Millet Meclisi (DUMA) ve senatosu, ayrı ayrı ve tek muhalif oy çıkmadan bu iki devletin bağımsızlığını tanıdı. Parlamento kararını Rusya Devlet Başkanı Medvedev onaylayınca, iki yeni devlet doğdu.
Bu iki minik cumhuriyetin Gürcistan''a dönmeyeceğini, haftalar önce, krizin başladığı an yazmıştım. Rusya''nın da ilhak gibi bir iddiası yoktur. Ancak minimini cumhuriyetler, Rusya''ya katılmak isterlerse, ikinci bir kriz oluşabilir. Gerçekte fiilî durumda değişiklik olmadı. Kâğıt üzerinde oldu. Amerika''nın Gürcistan''ı ve Ukrayna''yı NATO''ya almaya karar vermesi, Kosova''nın bağımsızlığının hemen herkesçe tanınması, Polonya''ya füze yerleştirmek fantezisi, Rusya''yı kışkırtmıştı. Ancak iki yeni devleti Rusya dışında pek tanıyan çıkmaz. Bütün Avrupa Birliği devletleri tanımayacaklardır. Gürcistan''ın bağımsızlığını ilk tanıyan devlet Türkiye de tanımaz. Üçüncü Cihan Savaşı falan çıkmaz. Ancak Karadeniz''de, sınırlarımız üzerinde, ABD ve Rus savaş gemilerinin burun buruna gelmeleri sinirleri gerdi. Türkiye''de geçmişte olduğu gibi bugün de milyonla Gürcü ve Abaza asıllı Türk var. Rusya ile iyi geçinmek için elimizden geleni yaparız. Gelmeyeni yapamayız. Zira NATO üyesi ve ABD''nin stratejik müttefikiyiz. Millî güvenliğimiz bu sisteme bağlıdır.
Atatürk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Ağustos, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Büyük Millet Meclisi reîsi sıfatıyle devlet başkanı. Meclis tarafından ilâveten süresiz başkomutanlığa atanmış, Meclis''in müşîr (mareşal) rütbesi ve Gazi unvanı verdiği Mustafa Kemal Paşa, Dumlupınar''da düşmanı darmadağın etti, İzmir''de denize döktü, Osmanlı taht şehirlerini geriye aldı, kendisini bu görevler için tayin eden Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne hesap vermek için Ankara''ya geldi. Yer yerinden oynuyordu. Yalnız Türkiye''de mi? Bütün dünyada! O günler dünya basınında birinci sayfalara göz atmak yeter. Gazi Paşa şöyle dedi:
"Arkadaşlar! Milletin mukadderâtını deruhte ederek (üzerine alarak) ye''s yerine ümîd, perişanlık yerine intizam (düzen), tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran Meclisimiz''in civanmerd ve kahraman ordularının başında, bir asker sadakat ve itaatiyle emirlenizi yerine getirdiğim için kalbim sevinçle doludur. Sizi, bütün dünyaya karşı temsîl eylediğiniz hürriyet ve istiklâl fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum..."
23. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin üyeleri, Atatürk''ün bu sözlerini, başkanı bulunduğu Yüce Meclis''in milletvekillerine candan bağlılığını unutmayacaklardır. Atatürk''ün hoşuna gitmediğini cümle âlemin bildiği işlerden uzak duracaklardır ki Türkiye''de huzûr olsun.
Bu 1938''e dönelim! geri zekâlı öğretisi değildir. 2008''den ilerisini görebilmek yeteneğini ve iradesini kullanmaktır. Atatürk özetlemiştir: Muâsır medeniyet seviyesi. Bugünkü dille: Çağdaş uygarlık düzeyi. Hedef budur. Ve gerisi teferruattır.
Türk milleti, Yüce Meclis''in üyeleri, bugünkü refah ve huzuru, 1. Meclis''in milletvekillerinin feragat ve vatanseverliklerine, Büyük Zafer''i kazanan kahraman silâhlı kuvvetlerimize borçludur.
30 Ağustos Bayramı, milletimize kutlu olsun!
.Şanghay İttifakı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Şanghay malûm, Çin''in çok ünlü, büyük limanı. Şanghay İttifakı ise, bu şehirde imzalandığı için ismini alan dostluk anlaşması. Türkiye''nin hangi ittifakın üyesi bulunduğunu sık sık unutan ABD karşıtlarımız, NATO''nun ilhak ettiği Varşova Paktı yerine kurulduğunu sandıkları Şanghay İşbirliği Örgütü''ne ümit bağladılar.
Rusya+Çin+Hindistan+İran ittifak etmiş de bir Türkiye eksik kalmış havası pompalayanlar var. Böyle bir ittifak yok. Farz-ı muhâl olsa, Türkiye''nin yeri bellidir. Şanghay''a girip ABD, AB ve NATO''ya kafa tutacak bir Türkiye yoktur. Çağdaş düzeye değil, Bangladeş düzeyine düşeriz (Özal''ın korkusu bu idi).
Şanghay İşbirliği, her şeyden önce NATO gibi askerî bir ittifak değildir. Siyasî bir yakınlaşma teşebbüsüdür. Halbuki Çin, Rusya''dan bütün Doğu Sibirya''yı istemektedir. Üye devletler şunlardır: Çin, Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan. Geçen hafta yalnız bu devletlerin başkanları, Duşanbe''de toplandılar. Gürcistan krizi olmasaydı bile toplanma zamanları idi. Rusya''nın istediği bildirinin aksine, Batı''nın istediği Gürcistan''ın bütünlüğünü savunan Medvedev-Sarkozy mutabakatı onaylandı.
Hindistan, Pakistan, İran müşahit statüsündedirler. Bizim de müşahit olup Batı âleminden kopmanın provasını yapmamızı isteyenlerimiz var, hâlâ bîtaraf olanın bertaraf olacağını kavrayamamışlardır.
Doğu ile Batı kapışırsa Hindistan kesinlikle Batı tarafındadır. Pakistan da radikallerin eline düşmediği takdirde Batı''dadır. Çin, henüz ekonomik kalkınmasını tamamlayamadığı fikrindedir. O zamana kadar bir tarafı tutmaz. Rusya ile İran baş başa kalıyor mu nedir?..
Şanghay üyesi 3 Türk cumhuriyetinin ikisinde Sovyetlerden kalma başkanlar bulunuyor. Kazakistan''la Özbekistan, çok uzun süren Rus işgali felâketinden temizlenebilmek için zaman kazanmak istiyorlar. Rusya ile mesele çıkmasını istemezler. Zaten Türkiye de istemez, Avrupa da, Amerika da... Ama Türk cumhuriyetlerinin yüzü, Azerbaycan''dan başlayarak Batı''ya dönecektir. Az kalmıştır.
.Rusya''nın niyeti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dönem başkanı Fransa''nın davetiyle Avrupa Birliği, Brüksel''de toplandı. Konu, Gürcistan''ın toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır.
Avrupa Birliği, Gürcistan''dan koparak bağımsızlık ilân eden iki minik otonom cumhuriyeti tanımayacaktır. Ancak Rusya ile ilişkiler gerilmiştir. NATO, sınırlarını çok doğuya kaydırmıştır. Daha doğuya ilerlemeye de kararlıdır. Rusya, bu ilerleyişi hoş görmüyor. Menfaatlerini ihlâl suretiyle, Avrupa Birliği ve Birleşik Amerika''yı taviz vermeye zorlamayı deniyor.
Rusya''nın zorlamak istedikleri arasında Türkiye de var. Zira Türkiye NATO''nun büyük ve kıdemli üyesidir ve AB üye adayıdır. Bundan başka Gürcistan''a her çeşit desteği vermiştir. Moskova''ya göre, Karadeniz''e yabancı gemileri de Montrö hükümlerini çiğnemese bile teğet geçerek Boğazlardan geçirmiştir.
Rusya ne yapacak? Üçüncü Cihan Savaşı çıkmayacaktır. Ama, büyük konfor ve keyifli bir huzur içinde yaşamaya çok alışan Avrupa''yı, gaz ve petrol akışını kısıtlayarak dara sokmayı düşünüyor. Rusya, Hazar enerji yollarında tekel kurmak da istiyor. Bu yollara alternatif oluşturan Türkiye''yi karşıtı sayıyor.
Moskova mantığına göre Amerika nasıl Körfez petrolünü istediği yollardan geçirerek dünyaya tevzi etmek için Orta Doğu''yu altüst etti ise, Hazar petrolünde de Rusya''nın aynı tekeli kurmasına karşı çıkmamalıdır.
Brüksel''de İngiltere, Rusya''ya karşı radikal tedbirler ve kararlar isteyecektir. Rus gazına ve petrolüne ihtiyacı büyük olan ve Rusya ile iki cihan savaşı yapmaktan yorulan, her ikisinde de İngiltere''nin Rusya''yı savunduğunu unutmayan Almanya ise, daha ılımlı tedbirlere razıdır. Ama hiçbir devlet, kendilerinden olmayan milliyetlere karşı davranışlarında çok sabıkalı bulunan Rusya''nın Gürcistan''ı hırpalamasını istemiyor. AB ve ABD ile Türkiye, Rusya''nın Hazar gaz ve petrolüne uzanmasını da istemeyeceklerdir.
Rusya''nın duracağı çizgi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Rusya''nın gaz ve petrol vermeyerek, Avrupa Birliği''ni dize getirmek ihtimali yoktur. Birinci sebep, Rusya''nın bugün Amerika''ya kafa tutacak rahatlığa erişmesinin sebebi, gaz ve petrol kazancıdır.
Irak Savaşı dolayısıyla dünya petrol fiyatları tavana vurunca, İran kabadayılaştı. Rusya, üzerindeki yoksulluk ayıbını silkip attı. Arap devletleri zenginliklerine zenginlik kattı.
Rusya''nın bu birinci gelirinden feragat ederek Avrupa''ya gaz ve petrol göndermekten vazgeçmesi, ekonomik bakımdan Moskova''yı zora sokar. Rusya ne Japonya, ne Almanya değildir. Hiç olmazsa bugün değildir, daha değildir. Üstelik Rus halkı, refahın tadını aldı, kolayca vazgeçmez.
Rusya vanaları kapattığı takdirde, Avrupa, kısa bir sıkıntı döneminden sonra, Orta Doğu ve diğer kaynaklara yönelir. Amerika, Avrupa''yı enerjiden yoksun bırakmayacak, Orta Doğu yollarını açacaktır. Araplar ve İran, böyle bir ortam oluşursa, artan fiyatlarla bir kat daha kazançlı çıkacaktır. Türkiye bile, Avrupa''ya petrol akıtan yollar topraklarından geçtiği için kazanacaktır.
Putin, asrımızın en akıllı devlet adamlarındandır. Avrupa''yı yeterince sıkıntıya
sokup, dünya politikasında Rusya''nın da mevcut bulunduğunu, Amerika kadar olmasa bile Rusya''nın da dünyada sözü geçeceğini gösterdikten sonra, ipleri gevşetecektir. İleri gitmeyecektir. Gürcistan''ı korkutmakla yetinecektir. Moskova, Avrupa''nın bir parçası olmak pozisyonundan asla vazgeçmez.
Rusya''nın Gürcistan''a asker sokması, bölgedeki devletleri Rusya''ya yaklaştırmaz, Rusya''dan uzaklaştırır. Bundan böyle Rusya''ya karşı daha uyanık davranacaklardır. Nitekim Rusya, Sanghay İttifakı''nda aradığını bulamadı. Brüksel''den de AB kararı (Gürcistan''ın toprak bütünlüğünü savunmak) şeklinde çıktı. Amerika''nın durumu malum. Rusya, gaz ve petrol anlaşmalarında sözünü tutmayan devlet durumuna düşerse, kayıpları büyük olur, kazançlarını karşılamaz.
Şam ve Cidde zirveleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İstanbul''da Dolmabahçe Sarayı''nda, Dışişleri Bakanı Ali Babacan''la buluştu. Kafkasya politikası konuştular. Rusya ile ilişkilerimiz son 500 yılın en yoğun dönemini yaşıyor. Nazar değmezse devam edecek. Lavrov güzel sözler söyledi. Bakalım göreceğiz...
Ali Babacan, Lavrov''u uğurladı. Dakika fevt etmeden Körfez İşbirliği Konseyi dışişleri bakanları toplantısı için ver elini Suudi Arabistan... S. Arabistan, Umman, Emirlikler, Kuveyt, Katar ve Bahreyn, dünyanın en zengin petrol ülkeleridir. 1981''de aralarında iş birliği maksadıyla bu konseyi kurmuşlardı. Her Arap devleti kendi âleminde yaşadığı için, işlek hâle gelemedi. Şimdi Türkiye''nin himmetiyle faaliyetlerini hızlandıracak. 6 Körfez monarşisi de Türkiye''nin iyi dostudur.
Şam''da bugünkü buluşma ise, tam manasıyla zirvedir.
Şam''da, Suriye Cumhurbaşkanı Esad, Türkiye Başbakanı Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile Katar Emîri Hamad buluşuyorlar.
Suriye, Arap Birliği dönem başkanı sıfatıyla toplantı için Şam''a davet etti. Bununla beraber Suriye''nin Arap Birliği adına konuşmasının geçerliliği şüphelidir. Nitekim Lübnan Başbakanı Fuat Sinyora toplantıdan önce Başbakanımızı telefonla arayıp ricalarda bulundu. Şeyh Hamad ise, 6 Körfez ülkesini temsil ediyor.
1945''te Mısır patronajında kurulan ve bugün de aşağı-yukarı bu karakterdeki Arap Birliği''ne 23 devlet üyedir. Türkiye gözlemcidir. Hiçbir krizde Arap âlemini birleştirememekle tarihe geçmiştir. Halbuki Birleşmiş Milletler''le yaşıttır. 4 lider Şam''da Orta Doğu''yu konuşacaklar. Biz o coğrafyayı 1000 (bin) yıl yönettik. Fransa çok az kaldı ama Doğu Akdeniz''den kopamıyor. Şam''da Esad''ın ev sahipliği yaptığı böyle bir zirve Washington''ın hiç hoşuna gitmeyecektir. Biz de Amerika''yı çok mu kızdırıyoruz nedir? Ama Sarkozy''yi yalnız bırakamazdık...
Ermenistan ziyareti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün yarın birkaç saat için yakın komşumuz Erivan''ı ziyaret etmesi, haftalardır tartışılıyordu. Biz bu sütunda konuya değinmedik.
Cumhurbaşkanımızın, Ermenistan Cumhurbaşkanının Türkiye-Ermenistan futbol maçına davetine icabet etmesinin başlıca sakıncası, Azerbaycan''ı incitmemiz ihtimali idi. Azerbaycan''la konuştuktan sonra kararımızı olgunlaştırdığımızı ümit ediyorum.
Demirel, Özal, Türkeş gibi en önde gelen devlet adamlarımız, Ermeni meselesi üzerinde durmuşlardı. Ancak Ermeniler, milletlerarası arenada hiçbir ülkeyi pas geçmeden propaganda savaşına hiç ara vermediler. Bu işin müptelâsı, hastası, oldular. Her Ermeni ailesi, 1915 sürgününde bir yakınının öldüğünü iddia etmeyi, tadına doyulamaz bir romantizm hâline getirdi. Sürgünle hiç ilgisi bulunmayanlar, geride kalmamak için, hikâyeler, masallar, romanlar, filmler, edebiyatlar oluşturdular.
1890''lardan bu yana, Doğu Anadolu''da Kürtleri öldürüp kovarak Ermenistan kurmak hayalini, Taşnak terör örgütü yürüttü, çok kan döktü. Bugün Ermenistan''da iktidarda bulunan da Taşnak partisidir.
Ancak Türkiye Cumhurbaşkanı''na karşı bir saygısızlık düzenlenmesi ihtimali zayıftır. Onların cumhurbaşkanı da İstanbul''a maç seyrine gelir. İlişkiler, gideceği yere kadar gider. Beyaz Saray sözcüsü daha dün, daveti kabul ettiği için Türkiye''ye açık teşekkürlerini bildirdi.
Kafkasya dünya gündemindedir. Ermenistan da bu sarp coğrafyanın bir parçasıdır.
Erivan ziyareti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Erivan ziyareti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için başarılı, devletimiz için faydalı geçti. Tek sakıncası, Azerbaycan''ın duyarlılığı idi. Ama, Taşnak partisi iktidarından beri Ermenistan''la ilişkilerimizi dondurmamız, işgal altındaki Azeri topraklarını geri getirmedi. Münasebetlerimiz geliştiği takdirde hiç değilse bu konuyu müzakere edebiliriz.
Ermenistan Cumhuriyeti, bağımsızlıktan bu yana 20 yıl geçtiği halde, 4 milyon nüfusunun 1 milyonunu kaybetti, bugün 3 milyondur (29.713 kilometrekare). 1 milyon Ermeni Rusya''ya, Avrupa''ya, Amerika''ya, şuraya buraya dağıldı. 70.000''i kaçak olarak İstanbul''da çalışıyor.
Ermenistan, Gürcistan üzerinden Türk malı ve İran''ın tam desteği ile hayatını devam ettiriyor. Diaspora yani dış ülkelerde, bilhassa ABD ve Fransa''da (Rusya''yı da katabiliriz) yaşayan Ermenilerin maddî ve manevî yardımları yetmedi.
Bu yetersizliği giderecek tek devlet Türkiye''dir. Diplomatik ilişkiler kurulabilir, ardından Trabzon yolu açılabilirse, Ermenistan kendi başına yaşayacak hâle gelir. Ermeniler çalışkan bir kavim oldukları için, Ermenistan, bölgenin İsviçre''si çizgisine bile erişebilir. Tek engel, bir bakıma romantik, platonik bir açgözlülük, suçluluk ve yaygaracılık kompleksinden kurtulabilmeleridir. Manasız, mantıksız ve haksız Türk ve Türkiye düşmanlığından arınmış Ermenileri, mutlu bir gelecek bekliyor. Becerebilirlerse...
Tarihî olaylar nasıl Türkiye''de iyi ve doğru bilinmiyorsa, Ermenilere de yanlış ve egoist bir ideolojiye dayanan, hatta uydurma bir tarih öğretilmiştir. İstisnalar dışında hiçbir parlamenter, bir asır önceki olayları bilemez, şöyle böyle bir şeyler okumuştur o kadar. Zaten parlamento oyu ile ilmî sorunların çözülmesi mümkün değildir.
Güzel ve doğru bir adım atıldı. Türkiye ABD, AB, hattâ dostumuz Sarkozy''den puan aldı. Temennimiz, arkasının gelmesidir. Ama yaygara üslûbu ve edepsizlik metodu ile olmaz.
Pakistan''da seçim
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Aynı aileden gelen politikacılara karşı tarihçilikten doğan bir şüphe duyduğumu belirtmek isterim. Hükümran hanedanlar dışında, hele modern çağda ve hele demokrasilerde, bir aile nadiren birden fazla ehliyetli devlet adamı yetiştirmiştir. Gerisi, aile büyüğünün şöhretine dayanarak makam yapmıştır. İstisnaları bulunduğunu elbette biliyorum. Ancak istisnalar, kuralları bozmaz. Bu kadar lâfı, Pakistan''ın yeni cumhurbaşkanı için söyledim. Eşinin, bilhassa kayınpederinin, şöhretine dayanmayan bir yetenek sergilemesi büyük temennimizdir. Zira Pakistan, Türkiye''nin pek iyi dostu olduktan başka Asya kıt''asında denge tutan önemli bir devlettir. Pakistan''da dengenin bozulması, dünya barışını tehdid edebilecek güçtedir. 53 yaşındaki Âsıf Ali Zerdârî, 5 yıl için cumhurbaşkanı seçildi. 27 Aralık 2007''de pek çok kişi ile birlikte, bomba atılarak öldürülen Pakistan''ın tek kadın başbakanı Benazir Butto''nun eşidir. Benazir, sosyalist Halkçı Partisi''ni babası başbakan Zülfikar Ali Butto''nun idamı üzerine tevarüs etmişti. Benazir''in öldürülmesi ile parti, 17 yaşındaki oğluna geçti! (Benazir''in 2 de kızı var). Çocuk olduğu için babası -yani Benazir''in eşi- Zerdârî, oğluna niyabeten (!) partiye vâris oldu. Tam demokrasi sayılan Hindistan''da da Nehru''nun yerine kızı, güçlü bir kadın başbakan olan İndira Gandi gelmiş, öldürülünce yerine oğlu geçmişti. Demek o coğrafyada bu durum, biz Avrupalılardaki gibi hayret uyandırmıyor. Ancak Zerdârî, 11 yıl da yolsuzluktan hapis yatmış ve her büyük işten yüzde 10 aldığı iddia edilmiştir. Bu biyografi ile Avrupa''da ve bizde milletvekilliği bile mümkün değildir. Demek Pakistan yasalarına göre cezasını tamamlamış sayılıyor.
İngiliz basınına göre halkın ancak yüzde 26''sı Zerdârî''ye destek veriyor. Çok düşman olduğu General Müşerref gibi, ABD ile beraber el-Kaaide ile savaşacaktır. Hindistan''da cumhurbaşkanı Avrupa''daki gibi sembolik şekilde icranın ve ordunun başı olduğu halde Pakistan''da başbakan kadar yetkilidir. Ancak generaller henüz Zerdârî''ye atom silahlarının şifrelerini vermediler. Dostumuz Pakistan''a en samimi dileklerimizle bu yazıyı yazıyoruz..
Ne kadar bağımlılar?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği, Rus doğal gaz ve petrolüne ne kadar bağımlı? Bu bağımlılığın eski Sovyet, Varşova ve Komekon üyelerinde ağırlıklı bulunduğu görülüyor. Hem Moskova ile 20 yıl önceki ilişkilerini devam ettiriyorlar, hem de bunlar Doğu Avrupa ülkeleridir, Rusya''ya coğrafya yakınlıkları var.
Avrupa Birliği ve NATO üyesi olan eski Sovyet cumhuriyetlerinin gaz ve petrolde Rusya''dan ithal oranları şöyledir: Gazda Letonya, Litvanya, Estonya, yüzde yüz (petrolde Litvanya yüzde 98). Eski Sovyet uyduları (Varşova Paktı): Slovakya gaz yüzde 100, petrol 99; Bulgaristan gaz yüzde 90, petrol 87; Polonya gaz 46, petrol 90; Macaristan gaz 65, petrol 87; Çek Cumh. gaz 78 petrol 65; Romanya yakasını kurtarmış gibi: Gaz 31 petrol 30, Finlandiya; gaz 100 petrol 63 ve Slovenya gaz 51.
Büyük Avrupa devletlerinin durumları çok önemli: Almanya yüzde 39 gaz+yüzde 32 petrolle üçte bir oranında Rusya''ya bağımlı. Doğu Almanya''nın eski Sovyet uydusu olduğu hatırlanmalıdır. İtalya, gaz 27 petrol 17. Fransa''nın önemsiz bir bağlantısı var: Gaz 12 petrol 16. İngiltere ise 0 (sıfır) gaz ve yüzde 12 petrolle, Rusya''ya meydan okuyor gibi...
25 AB+NATO devletinden arta kalanları da sıralayalım: İspanya 0 (sıfır) gaz 20 petrol, Portekiz 0 gaz yüzde 1 petrolle, coğrafya bakımından Rusya''nın çok uzağında bulunduklarını gösteriyorlar. Yunanistan 81 gaz 28 petrolle Rus bağımlısı gibi...
Danimarka, İzlanda, Lüksemburg, Rusya''dan hiç gaz ve petrol almıyor. Hollanda 0 gaz 30 petrol, Belçika 4 gaz 41 petrol, İsveç 0 gaz 36 petrolle işini görüyor. Avusturya ise 67 gaz+15 petrol bağımlısı.
İşte Rusya, bu tablo ile Avrupa''ya tafra satıp Amerika''ya dikleniyor. Ancak bir Rus tehdidi hâlinde Amerika, Avrupa''yı Genişletilmiş Orta Doğu petrolü ile besleyecektir. Bu da Avrupa''yı Amerika''ya daha bağımlı duruma getirir ve Moskova''nın hiç hoşuna gitmeyen bir tablo oluşur.
Sonbahar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Sonbahar 2008 epey dalgalı, hararetli, karmaşık geçecektir. Hem dünyada, hem Türkiye''mizde... Zira 2008 yılı yaz ayları, önümüzdeki günlerin karakteristiğini açığa vurdu.
Kasım ayında Obama mı, McCain mi? muamması çözülecek. Dünyanın 1. devletini hangisi yönetecek, göreceğiz. Pakistan''da Zerdârî, 5 yıl tutunabilecek mi? Hem Amerika''yı, hem ordusunu, hem sosyalist Halk Partisi''nin iktidar ortağı şerîatçı Nevaz Şerif''i dengede tutabilmek zor olacak. Sık sık biyografisindeki eksilerle suçlanacak. Eşinin suikasde gitmesi üzerine beklenmedik şekilde iktidara yükselen bir politikacının işi çok zor. Sonbaharda NATO, Ukrayna ve Gürcistan''ı üyeliğe aldığı takdirde Rusya, ne dereceye kadar tepki gösterecek? Kıbrıs ve Kerkük''te tatsız günler beklenebilir. Anlaşmaya gidilmesi ihtimali o derecede zayıf ki... Türkiye''de sonbahar, mevsimin Allah vergisi bütün letafetine rağmen, epey heyecanlı geçecek. Sıkıntıları soğukkanlı, akıllıca atlatabilirsek, tansiyon düşer. Olumlu dengeler oluşabilir. Kavga eden bir Türkiye tablosu ise ümitleri kırar. Hemen ekim başında odaklanacağımız konu, Anayasa Mahkemesi kararının açıklanacak gerekçeleridir. Ergenekon denen davanın daha da gecikmesi adaleti de geciktirecektir. Türkiye''de bu derecede şümullü bir yer altı muhalefetinin gelişmesi şüphesiz sağlıklı değildir. Sonbaharda, yerel seçimler çok yaklaşacak. Sonuçları, bir erken seçim gerekip gerekmediğini tayin edecek. Seçim yasası, milletvekili statüsü ve sayısı gibi hayatî konular pek konuşulmuyor bile... Avrupa Birliği''nin neresindeyiz? muamması o derecede hayatîdir ki, milletimizi nasıl bir geleceğin beklediğinin göstergesi olan çağdaş uygarlık düzeyi hedefimize hangi mesafedeyiz? bunu anlayacağız
.Azerbaycan
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün Azerbaycan ziyaretinin, Ermenistan ziyareti derecesinde başarılı geçmesi gerekiyor. Her ne kadar Azerbaycan''a haber verildiyse de, Cumhurbaşkanımızın Erivan''a gitmesi, Bakû''de ihtiyat ve tereddütle karşılandı. Sayın Gül''ün, Aliyev''le
konuşmalarında, bu tereddüdü ortadan kaldıracağı muhakkaktır.
Ermenistan''la ilişkilerimizin başlaması, Avrupa ve Amerika''da memnuniyet havası oluşturdu. Ermeniler bir taşkınlık yapmadıkları takdirde münasebetler gelişecektir. Güney Kafkasya''da barış, bu dar bölgeyi paylaşan üç devlete de faydalar getirecektir.
Türkiye, işgal altındaki Azeri topraklarının sahiplerine geri verilmesini elbette savunacaktır. Ancak Washington, İran sorununu çözümlemeden bu konuya girmeyecektir. Biz böyle düşünüyoruz.
İran''a gelince, Tahran''ın Amerika, İsrail, nükleer enerji, petrolün akışı ve dağıtımı, terör karşıtlığı gibi epey çeşitli sorunlarda Washington''la uyum sağlaması gerekiyor. Aksi halde Amerika''nın bu şartları elde etmek için zora başvuracağı kesindir.
Her üç Kafkas cumhuriyeti de (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan), uzun ve çok ağır Rus işgali yaşadı. Kendilerine gelebilmeleri için zamana ihtiyaç vardır. Petrolü olduğu ve Türk devletlerine yakın bulunduğu için Azerbaycan daha çabuk terakki kaydedecektir. Türkiye, Azerbaycan''ın kesinlikle birinci müttefikidir. Zaten bir millet iki devlet formülü geçerlidir.
Balkanlar, Orta Doğu ve Orta Asya gibi Kafkasya da, dengelerin yerine oturması için bir müddet daha büyük çalkantılara göğüs gerecektir. Türkiye bu coğrafya ile de birinci derecede ilgilidir.
.Tehlikeli yarışma
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Baltık Denizi ile Japon Denizi ve Kuzey Buz Denizi ile Hazar Denizi arasında 11 zaman dilimine yayılan 21 Türkiye büyüklüğünde, dünyanın en geniş devleti Rusya kabına mı sığamıyor nedir? Yoksa Amerika''yı kıskandı, ABD gibi 6 kıt''a ve okyanusa yayılmak mı istiyor?
Sovyetler zamanında (Cenâb-ı Hak bir daha insanlığa böyle bir rejim göstermesin!) Rusya''nın Kuzey Amerika kıt''asında 2 uydusu vardı: Küba ile Nikaragua. Şimdi Küba''da o biçim rejim son nefesini vermek üzere. Nikaragua da silindi. Bu defa Güney Amerika kıt''asından iki devlet çıktı. Rusya''ya (Bizi Amerika''nın baskısından kurtar!) diyor: Venezuela ile Bolivya.
Venezuela''da komünizan sosyalist Chavez, iki Rus ağır bombardıman uçağını misafir etti. Bizim bildiğimiz savaş uçaklarından değil... Atom bombası füzeleri taşımak için imal edilmiş Allah''ın belâsı silahlardan...
Bolivya''da ortaya çıkan Kızılderili komünizan sosyalist başkan Morales, Le Paz''daki ABD büyükelçisini kovdu. Bütün Amerikalar''ın -Haiti''den sonra- en yoksulu Bolivya ve cihan devleti ABD... Bolivya mı kazanır dersiniz?
Bolivya''nın denize çıkışı yoktur. Rus savaş gemileri ancak Venezuela''ya geliyor. Bu arada Suriye''deki eski Rus deniz üssü Ruslar''ca onarılıyor. Rusya, Sovyetler''in dağılmasından beri ilk defa Akdeniz''e savaş gemisi sokacak. Amerika savaş gemileri Karadeniz''de cirit atmaya başlayınca, Rusya da eski müttefiki Esad''ın oğluna yanaştı. ABD ve İngiltere gibi Akdeniz kıyısı olmayan iki ülke donanma bulundursun da Rusya niçin geride kalsın? Akıllı Almanya, hiç bu gibi işlere girişmiyor.
Bu işin sonu nedir? sorusunun cevabı, bir müddet çekişdikten sonra iki tarafın da yavaşlayacağıdır. Moskova''da şimdi akıllı adamlar var. 10.000 dolar p.c. gelirli Rusya''yı 40.000 dolar p.c. gelire sahip Amerika ile yarıştırmaktan vazgeçerler. Zira daha çok yakın bir geçmişte böyle bir pis yarışma sonunda muazzam Sovyetler Birliği ve muhteşem Varşova Paktı yerle bir oldu. Savaşsız galip çıkan Amerika, Ukrayna ve Gürcistan''a el attı... Bize gelince, Rusya dostumuz, Amerika müttefikimizdir.
.727. YIL
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Pazar günü Söğüt''te Ertuğrul Gazi, 727. ölüm yıl dönümünde anıldı: Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, ana muhalefet partisi lideri Sayın Deniz Baykal, Milliyetçi Hareket Partisi genel başkanı Sayın Devlet Bahçeli, bir arada idiler. Doğrusu parti liderlerimizi bir arada görmenin hazzını yaşadım. Böyle tabloların tekrarını istiyoruz, bekliyoruz. Bütün millet istiyor, bekliyor.
Üç büyük partinin lideri, diğer parti genel başkanları ile konuşmacılar, güzel şeyler söylediler. Cumhurbaşkanımıza Osmanlı arması sunuldu. Zira Osmanlı, millî mücadelemizi yapıp Türkiye Devleti''ni kurduktan sonra tarih sahnesinden çekildi. Cumhuriyeti kuranlar, ikinci Abdülhamid döneminde Osmanlı okulları çıkışlıdır, istisnası yoktur. Zaten imparatorluğumuzun önemli görevlileri sıfat ve yetkisiyle Ankara''ya gelmişlerdir.
1231''de Selçukoğullarından Türkiye hâkanımız Büyük Alâeddin tarafından kendisine Sakarya''ya yakın uç beyliği (markilik) verilen Oğuz Han neslinden Kayı boyu beylerinden şeref ve İslâmî adı Süleyman Şâh olan Gündüz Alp''in oğlu Gazi Ertuğrul bey, oğlu Osman Gazi''ye 1281''de 5000 kilometrekareden küçük bir beylik bıraktı.
Arslan, Söğüt''teki ininden çıkmıştı. Bu mütevazı beylikten cihan imparatorluğuna geçmek gibi akıllara durgunluk verecek bir gelişmeyi, Türk
mâşerî dehâsı Osmanlı asırlarında doruklara yüceltti. Zira Anadolu Selçuklu hâkanlığı Moğol istilasına uğramış, 20 beyliğe bölünmüştü. Kayıhanoğulları (ki 1324''ten itibaren Osmanoğulları denecektir), bunlardan ancak biri idi.
Ziyaret edilen Ertuğrul Gazi Türbesi, Türklüğün en kutlu mekânlarındandır (kut ancak Allah tarafından verilir, Türk millî inancı böyledir). Bugünkü bina, ikinci Abdülhamîd yapısıdır. İkinci Abdülhamîd''in Söğütlü Türkmenlerden oluşturulan hassa süvari bölüğü ünlüdür. Bu bölüğün yüzbaşısı, padişah uyurken, yatak odasının kapısında beklerdi. Vehmi ile meşhur padişah, hayatını ancak bu söğüt bölüğüne emanet edebilmişti. Söğüt bölüğünü, Almanya imparatoru ikinci Wilhelm''e akrabalarım! diye tanıtınca, hükümdarın hayretini müşahidler kaleme almışlardır. Doğrusu Sultan Hamîd''in şevketlü bir jestidir.
20 beyliği birleştirecek güçte bir millet, birkaç partiyi mutlaka hizaya getirecektir.
.Oramiral Mullen
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri genel kurmay başkanı Oramiral Michael Mullen Türkiye''yi resmen ziyaret etti. Dünya toplam askerî gücünün yüzde 55''ini komutası altında tutan (müttefikleri ile beraber bu güç yüzde 80''e yaklaşıyor) Oramiral''in gelişi, önemli konuların ele alınacağını gösteriyor (Avrupa ve ABD''de genel kurmay başkanı, millî savunma bakanının emrindedir)
Oramiral, önce İstanbul''da başbakan Tayyip Erdoğan''la görüştü. Sonra Ankara''da cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve genel kurmay başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile konuştu.
Amerika, stratejik müttefikimizdir. Bunu 2. Tezkere trajedisinde unutur gibi olmuştuk. Bu sebeple Kuzey Irak Kürt egemenliğine geçti, şimdi Kürtler Orta Irak''a ilerliyorlar. Üstelik ikinci PKK taarruzuna maruz kaldık. Bütün bunlar oyların yanlış değerlendirilmesi ile Yüce Meclis''in üstün iradesinin çarpıtılması yüzünden vuku buldu.
Ne konuşulduğunu bilemeyiz. Tahmin edebiliriz. Amerika''nın çok derdi var. En aktüeli Montrö (Montreux/İsviçre''de şehir) anlaşmasının kısıtlamalarıdır. Atatürk''ün büyük eseri olan bu anlaşma, Türkiye''ye İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından geçiş için geniş yetkiler ve haklar tanıyor. -Farkında değilmiş gibi davranmasına rağmen- Rusya''nın da hayli lehinedir. O yıllarda bugünkü muazzam tonajlarda, hele petrol taşıyan gemiler tasavvur edilemediği için, anlaşma ancak bu bakımdan düzeltilip düzenlenmeye muhtaçtır. Üstelik 1936''da, bugünkü trafik yoğunluğu da hayâl edilemezdi.
Tek stratejik müttefikimizle tabiatiyle PKK, Kafkasya, Irak, İran, Afganistan, el-Kaaide konularında silahlı kuvvetlerimizin durumu hakkında konuşulacağı muhakkaktır.
Sayın Genel Kurmay Başkanımız''ın Washington''a iâde-i ziyârette bulunması tabiidir.
Boğazlar Rejimi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri genel kurmay başkanı Oramiral Michael Mullen''in dünyada üniforma taşıyan en sorumlu asker olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Ankara''da idi. (Amerika Karadeniz''de kalmaya kararlıdır, Montrö anlaşmasından memnunuz, değişiklik gibi talebimiz yok!) dedi.
Amerika, NATO''nun patronu sıfatıyle, bu ittifakın üyeleri Türkiye, Bulgaristan ve Romanya dolayısıyla Karadeniz''in Rusya''dan daha büyük bir kısmında serbesttir. Nitekim Oramiral, Karadeniz''in (açık deniz) durumunu belirtti.
Ukrayna ve Gürcistan da NATO''ya girdiği takdirde, Rusya''nın kısa bir sahili kalacaktır. Üstelik vurucu gücü çok yüksek eski Karadeniz Sovyet donanmasının yarısı bugün Ukrayna donanmasıdır. Rusya, ünlü Sivastopol deniz üssünü, Ukrayna''nın izniyle kullanabiliyor. Ve Kırım''ı Ukrayna''dan koparıp yine Rusya''ya bağlamak istiyor ama, böyle bir teşebbüs Güney Osetya ve Abhazya''nın işgaline benzemez.
Fâtih Sultan Mehmed, 1475''te Kırım''ı ve Ukrayna''yı imparatorluğuna bağlayınca İstanbul Boğazı''nı kapattı. Karadeniz mutlak Türk iç denizi (gölü) hâline geldi. Boğazlar Rejimi''nin kurucusudur. Roma ve Bizans, asla bu işi yapamamıştı. 300 yıl padişahlarımız Karadeniz''e yabancının girmesi saraydaki haremime nâmahrem girmesi gibidir diye statüyü vurguladılar. 1517''den itibaren Kızıldeniz''in de Osmanlı iç denizi olduğunu asırlarca iddia ettiler. Ancak ne Basra Körfezi''ni kapatabildiler, ne Hazar Denizi''nde fazla kalabildiler.
Lozan anlaşması, Boğazlar''ın yönetimini milleterarası bir kurula verdi. İstanbul Boğazı''nın iki tarafına askerimizin giremiyeceği kabûl edilerek egemenliğimiz kısıtlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu maddeyi nefretle eleştirdi. Zaman dediğimiz en muğlak kavramın efendisi olan ve zamanı gelmeden bir şey yapmayan büyük asker ve büyük diplomat Atatürk, dişlerini gıcırdattı. 13 yıl sabretti. Dış politikamızın rotasını tamamen Batı''ya (İngiltere-Fransa-ABD) çevirdikten sonra, Montrö anlaşması ile Boğazlar''daki askerî egemenliğimizi sağladı.
Şimdi Boğazlar hariç, Karadeniz''de Amerika''nın Türkiye ve Rusya''dan fazla sözü geçeceği bir sürece girmek üzereyiz. Muazzam Ukrayna donanmasının da NATO yoluyla Amerika''ya bağlanması ile bu durum kesinleşecektir. Oramiral Mullen bunu ihsâs etti.
1929 fobisi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1929, Dünya tarihinin en büyük ekonomik krizinin çıktığı yıl olarak hafızalara kazılmıştır. Amerika, Birinci Cihan Savaşı''nı dünyanın en zengin devleti sıfatını kazanarak bitirdi(1918). İngiltere, dünyanın sadece 2. zengin devleti derekesine düşmüştü (cihan devleti durumu ile birinciliğini 1943''e kadar sürdürecektir). Böyle bir ortamda Birleşik Amerika''da kriz ansızın patladı. Hemen Avrupa''ya bulaştı. Türkiye''ye geldi.
Liberal ekonomi ilân etmiş bulunan Atatürk, hızlı bir virajla devletçiliğe geçmeye mecbur kaldı. Türkiye bir finans ve sanayi ülkesi olmadığı için, büyük felâket, Birleşik Amerika ve Avrupa''daki kadar etkilemedi. Oralardaki radikal değişmeler görülmedi. Ucuz atlattık diyebilirim. Birleşik Amerika''da 1933 seçimlerinde, 15 yıllık cumhuriyetçi iktidarı sona erdi. Sosyalist tedbirler getireceğini söyleyen ve uygulayan Demokrat Parti''den Roosevelt, başkan seçildi (1933-1945). Bir bavul dolusu mark ile lokanta hesaplarının ödendiği Almanya Cumhuriyeti''nde, aynı 1933 yılında seçimleri milliyetçi sosyalist -Avusturya asıllı- Adolf Hitler kazandı. Ekonomiyi düzelteceğini ve anarşiye son vereceğini vaad etmişti. Dediğini yaptı. Tek adam oldu. Sonrası malûm... Şimdi ABD hazine bakanlığı, iflâsın eşiğindeki en büyük sigorta şirketi AIG''yi 85 milyar dolar ödeyerek satın aldı. -ABD''nin öncülüğünde- mutlak serbestliğe dayanan global ekonomiye aykırı bu davranış, belki 1929 fobisinden ilham aldı. Büyük bir global kriz önlendi. Dünya bankalarının kaybı şimdiden 700 milyar doları buldu. Birkaç dalgalanmadan sonra sükûnetin avdeti bekleniyor. Şüphe etmeyiniz. Müsterîh olunuz...
Başkan müdahale etti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Bush, global finans krizine müdahale etti. Dünya tarihinin en büyük mali buhranı olan 1929 felaketinden bu yana en kapsamlı ekonomik krizin Amerika''da mesken kredisinden kaynaklanarak başlaması gibi, bitmesi de Amerika ile mümkün görünüyor.
Kriz, her ülkeye bulaştı.1929''daki gibi Türkiye''nin hafif atlatması, en büyük ümidimizdir. 2002''de Üçlü Koalisyon''un ve Türk Merkez Sağı''nın çöküşü ile AK Parti''nin iktidara gelmesini hazırlayan krizi unutmuş değiliz. Türkiye, anayasa kitapçığının cumhurbaşkanınca başbakana hava yolu ile ulaştırılması ile yarı yarıya yoksullaşmıştı. Aşılandık mı nedir? Şimdi, iktidar partisi Anayasa mahkemesinde, kılımız kıpırdamadı.
Başkan Bush''a dönüyorum. 4 Kasım günü yeni başkan seçilecek ve 20 Ocak 2009 günü Bush, Beyaz Saray''ı, Kasım ayında seçilen başkana bırakacak.
George Bush II, acaba 8 yıllık dönemini, Amerika''yı çok büyük bir finans krizi içinde bocalarken mi bırakacak? Yoksa böylesine hacimli bir krizi önliyebilmiş başkan sıfatını kazanarak mı tarihe geçecek? Göreceğiz!
Politik dengeye gelince, Bush iktidarının Afganistan ve Irak''ta ve terör mücadelesinde vahîm hatalar ve derin yetersizlikler irtikab ettiği muhakkaktır. Buna rağmen 21. yüzyılda Birleşik Amerika''nın ihtiyacı petrolün akışı ve dağıtımı üzerine başarı kazandığı açıktır. İran hariç, Körfez petrolüne egemendir. Bu da yeterlidir.
İran açıkta kaldı. Amerika ile alay edip dalga geçiyor. Bir kaç gün önce enerjiden sorumlu bir İran diplomatı, İran''ın nükleer güce sahip ülkeler arasında mütalaa edilmesi gerektiğini, göğsünü gere gere söyledi. Bush''un -McCain olsun Obama olsun değişmez- halefine bıraktığı büyük problem budur.
Pakistan''da bomba
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Âsıf Ali Zerdârî''nin işi zor... Üstelik ne idam edilen kayınpederi başbakan Zülfikar Ali Butto, ne öldürülen eşi karizmatik başbakan Benazir Butto gibi bir devlet tecrübesi yok...
İslâmâbâd''da Marriott otelinde iftar zamanı 1 ton patlayıcı taşıyan kamyon, otele dalıyor: 60 ölü 260 yaralı, otel önünde 10 metre derinliğinde çukur... Ölenler içinde Çek Cumhuriyeti''nin Pakistan büyükelçisi de var.
Benazir Butto Hanım da böyle bir bomba atılarak büyük kalabalık arasında pek çok kişi ile beraber öldürülmüştü.
El-Kaaide, sorumlu tutuluyor. Şeriat yönetimi isteyen el-Kaaide''nin iftar falan umurunda değil. El-Kaaide, Amerika ile işbirliği yapan bir Pakistan istemiyor. Pakistan''da Taliban veya benzeri bir yönetim istiyor!
Olacak şey değil. Zira Mısır gibi Pakistan da ABD malî desteği ile yaşıyor. Pakistan, hatırı sayılır derecede güçlü Mısır silâhlı kuvvetlerinin bile çok üzerinde, Asya''nın çok önemli bir askeri kuvvetine sahip. Üstelik atom bombası bulunan tek Müslüman devlet...
Atom bombalarının Taliban veya el-Kaaide eline geçtiğini tasavvur etmek bile muhayyile tutuşturuyor. Amerika''nın Üsâme bin Lâdin''i bulamaması da hayret uyandırıyor. Başına 25 milyon dolar konduğu halde... Kaldı ki, el-Kaaide''nin Bin Lâdin''le kaim olmayacağı âşikar... Yeni liderlerle sürüp gideceğe benziyor. Atlantik''le Pasifik ve Sibirya ile Ekvator arasında uzanan bütün İslâm âleminde şeriat yönetimi istiyor ama, hedefi, o çizginin bile üzerine geçmek, başka âlemlere uzanmak gibi... Hasılı kan dökülüyor, giden canların haddi hesabı tutulmuyor, ama maksat belirgin değil. Terörün bir geçim kaynağı, bir hayat tarzı şeklinde yaşadığı anlaşılıyor. Bu, daha da dehşet verici...
Çekişen Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''de iç kavga iyi bir gelişme değil. Üstelik daha da kargaşaya gitmek istidadı taşıyor. Anayasa Mahkemesi''nin gerekçe açıklaması yeni gündemler oluşturacak. Ergenekon tabir edilen dava, yargı başlayınca, her celsede yepyeni konular ortaya çıkaracak. O kadar dallı budaklı ki, yıllarca sürecek. Böyle bir ortamda Mart 2009''da yerel seçimlere gireceğiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, komisyon toplamak istiyor. Toplayamıyor. Avrupa Birliği uyum yasalarını nasıl çıkaracağız? Milletvekili statüsünü nasıl düzenliyeceğiz? Milletvekili olacakların ticari kazançlarını yed-i emîne tevdi edecekleri maddesine oy sağlayamazsak, çağdaş demokrasi kurallarının gerisine düşmekle suçlanacağız. 550 milletvekilini 400''e indirecek cesareti gösterebilecek miyiz?
Avrupa Birliği''ne giremeyen bir Türkiye''nin duçar olacağı müşkilâtı sıralayıp okuyucularımın keyfini kaçırmak istemem. AB üyesi olmayı beceremeyen bir Türkiye''nin sınırlarını muhafaza için çok zorlanacağı âşikârdır. AB üyeliği taşımayan bir NATO üyesi, NATO''da ikinci sınıf muamelesine maruz kalacaktır. Yakın geleceği göremeden ileri gitmek mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi''ne 2 yıl için üye seçilmemiz, gösterge değerindedir. Avusturya ile İzlanda''dan birini bertaraf etmemiz gerekiyor ki seçilebilelim. BM''ye üye bütün devletlerin gizli ve kapalı üçte iki oyunu almamız lâzım. Bunca çabadan sonra başaramazsak, nerede hataya düştüğümüzü sert şekilde ve dibine kadar teşhis zorunluluğumuz doğar.
BM Genel Kurulu''nda Ahmedinejad''ın tafrasını, temeddüh ve tefâhürünü, Abdullah Gül''ün kibarlığını göreceğiz. Keyifle dinleyeceğiz. O kadar milletin ileri gelen devlet adamları, global finans krizini, dünyanın en büyük borsası New York''ta krizin tam kalbinden izleyecekler. Başkan Bush''un 700 milyar doları, belki 300 milyar dolar daha eklenerek, kriz canavarını tatmin ve teskin edebilecek.
Ne dünya değil mi? Aman iç çekişmelerimizi lüften asgarîde tutalım...
Nükleer Enerji
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Nükleer enerjide 40 yıl gecikmemiz, Türkiye''nin ileri ülkeler ekonomisi çizgisine ulaşarak çağdaş uygarlık düzeyini yakalayamamasındaki sebeplerin başlarında gelir. Bu derecede vahîm bir politik hata değerlendirmesiyle tarihe geçecektir. Nükleer enerji, birkaç defa santral kurma aşamasına gelip çok çirkin şekilde sona ermişti. Tarih bunu da yazacak.
Nükleer enerji, çevre şuurunun bütün şartları yerine getirilerek elde edilecektir. Bitki, hayvan, turistik mekân, tarihî mahal asla zarar görmeyecektir. Hükûmet çok uyanık ve kararlı davranmalı, açıkgözlülüğe karşı pek dikkatli olmalıdır. Artık kesin ve kararlı şekilde ele alınmalıdır. Vakit tükenmiştir.
Bir kaç nükleer santral Türkiye''ye yetmez. Zaten bir kaç santrale birden başlamak lâzım. Zira kısa zamanda işlemeye açılmaları mümkün değildir. Türkiye''yi 10''dan aşağı nükleer santral kurtarmaz. Bu hususu kafalarımıza yerleştirelim.
Yer çok iyi seçilmeli. Çevre, tarih''le beraber tamamen korunmalı, hiçbir zarar görmemelidir. Yapılanın Türkiye için hayatî zarureti halka iyi anlatılmalıdır. Yaygaraları pas geçmek gerekir.
İran''ın nükleere başlamak üzere olduğu da unutulmamalı. Bu durumda, bulunduğumuz coğrafyada nükleer yarış başlayacak. Meselâ Suudi Arabistan''ın bizim önümüze geçmesi, millî ayıbımız olur, Türk''ü çok üzer. Millî savunmamızı olumsuz etkiler. Türkiye böylesine bir ayıbı kaldırmakta zorlanır.
Herkesin, iki büyük partinin iki büyük yöneticilerinin, çok seyircisi bulunan Uğur Dündar yönetiminde kim bilir hangi edebî uslûb içinde tartışacakları açık oturuma kilitlendiği bugün, artık bu defa nükleer santral işine ciddiyetle başladığımız ümit ve heyecanı ile konuya girmemizi, okuyucularım afvedeceklerdir.
AB üyeliğimiz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün Birleşmiş Milletler kampanyası çok olumlu geçti. BM üyesi 192 devletin birçoğunun başkanları ile görüştü. Genel Kurul''da
beğenilen bir konuşma yaptı. Barış''ı vurguladı. 2009-2010 yılları Güvenlik Konseyi üyeliğimiz için oy sağlamaya çalıştı. Birkaç dönem milletvekilliği, kısa başbakanlık, uzun dış işleri bakanlığındaki tecrübelerini başarı ile kullandı.
2 yıllık Güvenlik Konseyi üyeliği elbette bizim için çok faydalı. O koltukta bir defa bulunmuştuk ama 40 yıl geçti. Türkiye içinde problemler bitecek gibi değil. Tatsız gelişmelerin arkası kesilmiyor. Dış politikada başarı, içeride de rahatlamamıza yardımcı olur.
Ancak dış politikada Türkiye Cumhuriyeti''nin, Türk Devleti''nin hayatî geleceği, şânına lâyık şekilde yaşayabilmesi için büyük mesele Avrupa Birliği üyeliğidir. Kökenleri asırlar öncesine inen tarihî problemdir. Türk''ün 1000 yıllık Batı''ya yürüyüşünün düğüm noktasıdır.
Avrupa kıt''asında AB üyesi olmaksızın çağdaş uygarlık çizgisine erişmemiz, 1. sınıf devlet ve eşit muamele görmemiz, gittikçe imkânsızlaşacaktır. Bu husustaki fikrimiz kesindir. İsviçre, Norveç, İzlanda değiliz ki...
İstanbul ve Ankara''da konsoloslukların bahçelerinde kuyruk oluşturan bir millet imajından nefretimizi saklamıyoruz. İspanya, Portekiz, Avusturya''dan önce ve Yunanistan ile birlikte üyelik fırsatını kaçırırken düştüğümüz tarihî enayiliği her cepheden, genç tarihçilerimiz mutlaka araştıracaklardır. Şimdilik bu konuda yüksek lisans ve doktora yaptırmaktan ve yapmaktan korkuluyor.
Yüce Meclis''ten, hükûmetten, muhalefet partilerinden, Avrupa Birliği konusunda büyük öncelik vermelerini bekliyoruz. Himmet buyurunuz, birçok derdimizin çözülüverdiğini göreceksiniz, emin olunuz...
.Ekim gündemi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Eylül, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Çok başarılı New York ziyaretinde bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 40''a yakın devlet ve hükümet başkanı ile görüştü. Birleşmiş Milletler''e üye 193 devletin üçte ikisinin gizli oyunu alarak Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmek için son temaslarda bulundu. Bu koltuk için 50 milyon dolar harcadık, sonuç alacağımızı umuyoruz. Başbakan Tayyip Erdoğan da kıt''a kıt''a, ülke ülke gezerek büyük gayret gösterdi. Dışişleri Bakanı Ali Babacan''ın çalışmalarını da unutmuyoruz. Ermenistan''la ilişkiler keza çok önemlidir. Bu arada Birleşmiş Milletler nezdindeki açık büyükelçiliğimizi derhal dolduralım.
Bu konuda yapacak şey kalmadı. Avusturya ve İzlanda ile yarışacağız. Milletlerarası durumumuzu anlayacağız. Avrupa Birliği üyesi olsa idik, hatta sadece müzakereleri hararetle yürütüyor bulunsa idik, Güvenlik Konseyi de, daha nice kapılar da önümüze açılırdı.
Sayın Gül, basın toplantısında, Amerika''da McCain de, Obama da seçilse, Türkiye ile ilişkilerin değişmeyeceğini söyledi. ABD tek stratejik müttefikimiz olduğu için bu böyledir. Fakat zaman zaman aramızda çok büyük pürüzler çıktığını unutmayalım. Kıbrıs sebebiyle stratejik müttefikimiz ABD vaktiyle bize silâh ambargosu koymuştu. Daha önce gene Kıbrıs meselesi sebebiyle nezaketten mahrum Başkan Johnson, Başbakan İnönü''yü azarlamış, tehdid etmişti.
Bize gelince, birinci tezkereyi kabûl ettikten sonra, dalga geçercesine, ikinci tezkereyi reddedip stratejik müttefikimizi fevkalâde müşkül durumda bıraktık. Demek iki taraf da stratejik hatalara düşebiliyor.
İran, atom bombası yaptı yapacak seviyeye geldi. Gerçekleştiği an, Orta Doğu kaynayacaktır. Türkiye, atom bombası yapmak yarışında hemen İran''ı izleyemediği takdirde, çok dengeler değişir. Aleyhimize değişir. İsrail alarma geçecek ve sertleşecektir.
Böylesine günlerde Türkiye, Fırat-Kılıçdaroğlu çekişmesi ile Deniz Feneri konusuna mübtelâ oldu. Ama asıl önemlisi, Anayasa Mahkemesi''nin karar gerekçesini bekliyoruz.
..Amerika''nın kararı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Temsilciler Meclisi, geçen cuma günü 171''e karşı 263 oyla Amerika''nın finans krizini değil, gerçekte dünya düzenini, fırladığı mihverine döndürmek kararını oyladı.
Başaracak mı? Kaybolan trilyonların telâfisi kabil mi? Evet! Ama zaman meselesi... Ayda 100.000 dolar maaşı beğenmeyen, 300.000.000 dolar emekli ikramiyesine burun kıvıran finans yöneticileri devri kapanacak. On, yirmi, otuz milyonluk malikânelerin fiyatları düşecek. Sosyalizm mi gelecek? Şüphesiz hayır! Zira sosyalist yönetimlerin en iddialısı olan Sovyetler Birliği, yirmi milyon vatandaşını öldürdükten sonra, Kaliforniya kumsallarını vaad ettiği yoksul halklarının elinden hürriyetlerini de aldı ve... iflâs etti.
Dünya, ikinci defa böylesine pis bir tecrübeye girişmeyecektir. Ama sosyal demokrasi, sınırsız kapitalizmi hizaya getirmek için daima hükmünü icra edecektir.
Arz dediğimiz küçük gezegen, şimdiden 7 milyara yürüyen nüfusunu yaşatmakta mutlaka zora girecek, zaten çoktan girdi. Ama beşer dehâsı, bu derde de çare bulacaktır.
ABD Temsilciler Meclisi, Başkan''a 850 milyar doları harcamak yetkisi verdi. Ama devletin krize müdahalesinin 2 trilyon doları bulacağı hesaplanıyor. 2 trilyon dolar... Dile kolay! Türkiye''nin 3 yıllık gayri safi millî hasılası. Global yani dünya çapında olduğu için bütün devletlerin kayıpları ve bunların yekûnu, krizin sona ermesinde hesaplanacak. Türkiye cuma günü borsasını 8 saat içinde yüzde 4.16 zararla kapattı. Pazartesi öğleden önce ise Türkiye, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika borsalarında hemen hemen birbirine yakın yüzde 6 civarında bir düşme gözlendi ve Rusya, Moskova borsasını kapattı. Almanya, Amerika''yı izleyerek, iflâsları önlemek için 50 milyar euro tahsis etti.
Ancak Türkiye''nin, krizi hafif atlatacak ülkelerden biri olacağı yetkili kişiler tarafından söylendi. Bu da az şey değil. Dünyanın 1. adamı Bush, 1929''dan bu yana ekonomiye en büyük devlet müdahalesini yaptı, ancak liberal piyasa ekonomisinden vazgeçmeyiz dedi. Bu söylem bile, Türkiye''nin global krizi ucuz atlatacağını gösteriyor. Zira Türkiye''de iktidarı muhalefeti böylesine bir şey söylemiyor.
.Kriz ve Avrupa
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Standart and Poor''s, son 9 ayda, dünya sermaye piyasasının kaybını 10.5 trilyon dolar olarak tespit etti (son 1 aya bunun 4.1 trilyonu isabet ediyor). Büyük kısmı Birleşik Amerika''dan... Sonra Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Japonya, Çin, Hindistan, Kore vs. geliyor. Türkiye''nin kaybı da var ama, bu ülkelerin kaybı derecesinde değil. Hattâ yabancı sermaye Türkiye''den çekilmedikçe, bu büyük global (dünya) krizi, en hafif atlatan ülke şeklinde yeni bir rekor kırmak ihtimalimiz yüksek görünüyor.
Dünyada önce yalnız iki devlet, vatandaşına, banka mevduatı için devlet garantisi verebildi: AB''nin iki küçük ülkesi İrlanda ve Yunanistan... Yunan vatandaşlarının parasının onda dokuzu yabancı ülkelerde bulunduğu için bu kararı alabildi. Almanya, Avusturya, Danimarka da benzer karar için çalışıyorlar.
Avrupa Birliği''ne gelince... Dünya ekonomisinde ABD ve Japonya''dan sonra 3''üncü sırada olan Federal Almanya, başını çektiği AB''nin üyesi ortaklarına resmen başınızın çaresine bakın! dedi. Her koyun kendi bacağından asılır şeklinde de tercüme edebilirim. Bu ne biçim Avrupa dayanışması anlayamadım. Nerede kaldı, üye olabilmeleri için İspanya ve Yunanistan''a 50''şer milyar dolar bağışlayan Avrupa Birliği? O furyadan faydalanamayan siyasî ve gayri siyasî büyüklerimiz hatırıma geldikçe kan beynime sıçrıyor. Marksist sosyalizmin en azgın metotlarla uygulandığı Doğu Almanya''da yetişen Almanya Şansölyesi (federal başbakanı) Merkel, hiç gevşemedi, taviz vermedi. Zarar gören müttefiklerine Allah versin! dedi. Biz öyle anladık. Yanıldıksa özür dilemeye hazırız.
AB kurucusu Fransa''nın eksantrik devlet başkanı Nicolas Sarkozy ise, bütün AB üyelerini Paris''e çağırdı. Şansölye Angela Merkel Hanım da geldi. Sarkozy''nin darda kalan üyelere yardım projesini Almanya kabûl etmedi. Diğer üyeler de ellerini ceplerine atmamak için çabaladılar.
2009 yılı AB''nin toplam ekonomisinin ancak binde 9 artacağı tahmin ediliyor. Yüzde 1''e yakın... Bu, 1945 barışından bu yana, en mütevazı kalkınma yıllarından biri olarak Avrupa tarihine geçecek.
Türkiye böylesine bir krizi, 3 yıl içinde 2002 seçimlerinde sandıklara gömülen Üçlü Koalisyon döneminde yaşayıp aşılandığı için midir nedir, inşallah en hafif atlatacaktır.
Denge değişmez
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Haftanın ilk 3 günü dünya borsaları yeniden epey sarsıldı. Kriz sona erince oluşacak ülkeler ve kıt''alar arası dengelerdeki değişiklikleri şimdiden tespit etmek mümkün değil. Amerika Birleşik Devletleri''nin ekonomik gücünü yitireceği, Avrupa Birliği''nde dayanışmanın zaafa uğrayacağı, Asya''nın yükseleceği, İran''ın parlayıp Çin''in dünyaya egemen olacağı gibi fantastik tahminlere girmek doğru sonuçlar vermez.
Amerika nasıl 1929 krizinden sonra çok daha güçlü duruma geldiyse, bugün de aynı gelişme gerçekleşecek. Altyapıdaki kudrete bakmak gerekiyor. İngiltere, cihan devleti pozisyonunu 2 asra yakın muhafaza etmişti. Amerika''nın aynı duruma girmesi 1943''te başlar, ancak 65 yıl oldu, daha sırasını savmadı. Kriz, doları değerlendirdi. 1 trilyon dolar döviz biriktiren Çin bile Amerika ile hoş geçinmek politikasında kalacaktır.
Asya''nın yükselişine gelince: Krizden Asya devletleri de zarar gördü. Çin''in Şanghay Borsası geçen haftayı yüzde 5.23, Japonya''nın Tokyo Borsası Nikkei yüzde 4.25 kayba uğradı. Kore, Hindistan ve diğer devletler de öyle. Petrol ülkelerine gelince, petrolün varili 80 dolara gerilediği için, mantık dışı bir çizgiye yükselen kârlarına halel geldi. Dubai borsasının kaybı yüzde 14.5 oldu.
ABD''de New York Borsası Dow Jones endeksi geçtiğimiz cuma yüzde 3.58 kayba uğradı. Büyük AB devletlerinin zararları da önemli oldu: Almanya Frankfurt Dax yüzde 7.07, İngiltere Londra FTSE, 7.75, Fransa Paris CAC 9.04. Çarşamba günü (dün) öğleden önce ABD yüzde 5.74, Japonya yüzde 9, Meksika yüzde 14, Brezilya 5.43 kaybetti.
Rusya''nın dün öğleye kadarki kaybı -krizin başından beri toplam- yüzde 34''ü geçti. İsviçre bile dün piyasaya 2 milyar dolar salıverdi.
Zengin küçük devletler de masûn kalmadı. Meselâ dünyanın 2. mükemmel devleti sırası verilen 300.000 nüfuslu, p.c. 40.000 dolara sahip İzlanda, hemen hemen iflâs etti. Banka mevduatına pek zorlukla garanti verebildi. Faiz, finans, balıkçılık, turizm ile süper geçim sağlamasına güvenip, mükerrer davetlere rağmen NATO''ya ve AB''ye üye olmayan İzlanda''ya geçmiş olsun deyip biraz daha bilge bir politika izlemesini öğütleyerek yazımıza son veriyoruz...
Demokrasinin sınırları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Genelkurmay, terörle mücadele için daha geniş kapsamlı yetkiler istiyor. Askerimize, içinde bulunduğumuz düşük seviyeli savaş için gereken yetkiler elbette verilmelidir.
Sınır, AB kriterleridir. AB kriterleri demokrasinin temel ilkeleridir. Aykırı düzenlemeler mümkün değildir, Türkiye''nin aleyhinedir, bize zarar verir. İngiltere, İspanya, ABD gibi demokrasilerin de bizdeki gibi terörle sorunları var. Yıllar geçti. Terörü zararsız çizgiye getiremediler. Bilhassa İngiltere''nin teröre karşı uyguladığı sistemi, taktiği, yasaları, bizim de aynen kabul ve tatbik etmek hakkımızdır. Böyle yapalım.
Avrupa Birliği, İngiltere''nin uyguladıklarını Türkiye''nin yapamayacağı iddiasında bulunamaz.
Türkiye''de terör bugün, Kürtçü taleplere dayanıyor. Türkiye Kürtleri, ana dilleri Kürtçe olan Türklerdir. Türkiyelilik gibi lügatlerde bulunmayan saçmalıklar, bahis konusu bile olamaz. AB üyeleri arasında Fransa''nın etnik yapısı bize benzer. Fransa''ya göçmen gelenlerden değil, Fransa topraklarının Fransızca anadilleri olmayan otokton (yerli) halklarından bahsediyorum. Fransa bize yabancı değil, eski âşinâmızdır. İki asırdan fazla zamandan beri Türk Yenileşme (Osm. Teceddüd) Hareketi''nde modelimiz, Fransa''dır.
Fransa''nın anadili Fransızca olmayan Fransızlara tanıdığı bütün ayrıcalıkları Türkiye de tanımalıdır. Fazlasına asla razı değiliz ve eksiğine tenezzül etmeyiz. Fransa''da zorunlu eğitim Fransızca''dır. İstisnasız her vatandaşına Fransızca öğretip eğitim vermek, devletin birinci görevidir.
Milletvekili ve bürokrat dokunulmazlığını, karşılıklı hakarete benzer itham konusu hâline getirdik. Milletvekili statüsü için AB standartlarını acele tarafından kabulümüz gerekiyor. Meselâ Danimarka''nın parlamenter statüsünü esas alabiliriz. Tüccar-müteahhid milletvekili tipi, evvelce yoktu. Son meclislerde çoğaldıkça çoğaldı. Yüce Meclis''in saygınlığına ve üstün iradesine toz kondurmamak lazım ki, milletimizin yüksek menfaatleri hakkıyla savunulabilsin. Yargıç dokunulmazlığı da şarttır. Yargıç statüsünü de çağdaşlaştırmalıyız.
Dünkü yazımdaki son cümle (NATO üyesi İzlanda) düzeltmesi yapılarak okunmalı.
Çare aranıyor
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Global finans krizinin bazı göstergeleri belirmeye başladı. Meselâ krizi en az zararla atlatacağımızı söyleyen Sayın Başbakan''ın boş konuşmadığı anlaşılıyor. Evet borsa düştü ama, düştüğü yerden yükselmeye başlayacaktır. Petrol fiyatının yarı yarıya denecek derecede düşmesi, petrol satın alan bütün devletler gibi Türkiye''ye de milyarlarca dolar fayda sağlayacak, tasarruf ettirecektir. Petrol satanların ise anormal kazançları dengelenecek. Bunlar, öncelikle Körfez ülkeleri ile Venezuela, Libya, Nijerya gibi hepsi demokrasi ile yönetilmeyen, sanayileşmemiş devletlerdir. Türk vatandaşlarının yabancı memleket bankalarındaki mevduatı için, öteden beri efsânevi rakamlar telaffuz edilir. Bir kısmını, bankalarımıza çekecek cazibeler oluşturulmalıdır. Dünya ekonomisinin New York''a baktığı, bu krizle de kanıtlandı. Krizin sebeplerinden biri CEO denen adamların, hayâsızca maaş ve ikramiye almalarıdır. Demokrasi kadar ekonominin de güvencesi olan burjuvazi zarar gördü. Burjuvazi''yi büyük ekonomist ve devlet adamı Özal (orta direk) diye Türkçe''leştirmişti ki artık telaffuz edilmiyor. Hâsılı, Körfez Ülkeleri gibi refahtan boğulup türlü çeşitli şımarıklıklar, tafralar, egoistlikler yapan Batı demokrasilerinde de Binbir Gece ve Lâle Devri Dönemi, daha akıllı bir mecraya girecektir. Üçlü Koalisyon döneminde (1999-2002) bankaların alçakça yağmalandığı ekonomik krizi, Kemal Derviş''in reformlarının selâmete çıkardığı bugün daha iyi anlaşılıyor. IMF''ye kalsa idik hâlimiz dumandı, felsefesi yoksul ülkeleri yoksulluk çizgisinde muhafaza etmekti. Ama aynı Kemal Derviş, partilerimizi paramparça ederek sonuçta erken seçime zorlamakla da siyasî tarihimize geçti, unutmuyoruz.
G-7 denen dünya zengini 7 Devlet -bu defa Rusya''yı dışlayarak- maliye bakanları ile merkez bankası başkanlarını Washington''da topladı. (ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Japonya). Euro kullanan 15 Avrupa ülkesinin temsilcileri de Paris''te bir araya geldi. Türkiye''nin dahil bulunduğu G-20''ler de toplanacak. Haydi hayırlısı...
JORG HAIDER ÖLMEDİ ÖLDÜRÜLDÜ!
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Nobel 2008''i İsveç, Edebiyat dalında, Fransa''ya verdi. Fransa, en zengin Batı edebiyatını temsil eder. 1.4 milyon dolar kazanan Fransız romancı Gustave le Clozio, borçlarına yatıracağını söyledi. Hiç şaşırmadım. Borcu olmayan bir yazar şüpheli şahsiyettir.
Nobel''in bütün dallarını İsveç Akademisi, yalnız Barış Ödülünü Norveç verir (1905''e kadar İsveç''le Norveç aynı devletti, İsveç kralı aynı zamanda Norveç kralı idi).
2008 Barış Ödülü''nü doğrusu ben, Türkiye için bekliyordum, bu ümidimi bu sütunda birkaç defa yazdım. Ümidimi 2009 için muhafaza ediyorum.
Orta Doğu, Kafkasya, Avrupa ve dünya barışı için yorulmadan, üşenmeden, bıkmadan ülkeler dolaşan Sayın Tayyip Erdoğan ve Sayın Abdullah Gül''den başka bir şahsiyet tanımıyorum.
Nobel Barış''ı Norveç, komşusu Finlandiya''ya verdi: Finlandiya eski cumhurbaşkanı Martti Ahtisari''ye... 71 yaşındadır. Afrika''dan Kosova''ya çok ülkeye koşuşturduğunu biliyor, takdir ediyorum. Ancak bizim iki devlet adamımızla mukayese kabul etmez. Kaldı ki, Nobel''in solculara verildiğini herkes bilir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği, Türkiye için diğer bir kriter oluşturacak. Birkaç gün kaldı, göreceğiz. İflâs etmiş minimini İzlanda''ya verilirse, Türkiye''nin çok, ama ama pek çok derinlemesine düşünmesi icab eder. Halbuki düşünmeyi hiç de sevmeyiz. İkinci rakibimiz Avusturya''ya gelince, dün 59 yaşındaki ünlü ırkçı Jörge Haider babası gibi Nazi olan annesinin 90. doğum gününe giderken, malûm tarzda otomobil kazasına uğratıldı. Avusturya''daki bütün Alman olmayanları prangaya vurup sınır dışına atmayı isteyen bir ırkçı idi. Şansölyeliğine ramak kalmıştı. Hitler''in Almanyalı değil Avusturyalı bir Alman olduğunu unutmamak gerekir. Böylece Avusturya -evlere şenlik- Nazi''likten arındığını Birleşmiş Milletler üyelerine kanıtladı.
Krizin neresindeyiz?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Global finans krizinin, pazartesi gününden itibaren, zirve yaptığı noktada alçalmaya, inmeye başladığını gösterir bulgular oluştu. Salı ve çarşamba gelişmeleri, bu eğilimi izledi. Acaba kriz, dünya yüzeyinde toplam birkaç trilyonluk bir kayıp meydana getirdikten sonra, bunu telâfi etmeye, onarmaya, yükselmeye mi başladı?
Bu ihtimal kuvvetli görünüyor ama kesin değildir. Zira benzer buhranlarda çıkış ve inişler biribirini takib edebilmektedir. 2008 evrensel malî krizi de, gene Birleşik Amerika''da çıkıp -genç Türkiye Cumhuriyeti dahil- bütün dünyayı şiddetle vuran 1929-30 felâketinden sonra en şiddetli etkileri yaptı. 80 yıl önceki çapa ulaşmadı. Fakat 1929 krizi, 2 milyar nüfuslu bir dünyada tahribat yapmıştı.
Bu defa kriz, 6.5 milyar nüfuslu ve o zamana oranla çok zenginleşmiş bir dünyayı vurdu. Oluşturduğu zarar ve gerileme büyüktür. Krizden önceki çizgiyi elde edebilmek için birkaç yıla yayılan bir zaman dilimine ihtiyaç gerekebilir.
Bu hafta, hacim bakımından dünyanın en büyük borsası New York''ta ve dünya ikincisi Tokyo borsasında, bunları izleyen diğer Avrupa ve Asya borsalarında, dip çizgisinden yüzde 10-15''lere varan ve geçen iyileşmelerin gerçekleştiği görüldü.
Avrupa Birliği''nin toplam 2.5 trilyon dolarlık bir iyileştirme fonuna karar vermesi, ABD''yi takviye etti. Başka bir coğrafyadaki Birleşik Arap Emirlikleri bile iyileşme için 33 milyar dolar ayırdı. Çin, böyle bir fona karar verdi, miktarını henüz açıklamadı.
Rejimleri, bünyeleri, önemleri biribirinden çok farklı, hattâ biribirine zıt devletlerin, hiçbir konuda olmadığı kadar, krizi def etmekte birleşmeleri, ekonominin evrenselliğine kanıttır. Finans krizi dışındaki felâket istidadı taşıyan konularda da bu derecede global (evrensel, cihanşümûl) bir idrâk seviyesi, henüz bir hayalden ibarettir.
Terör zirveleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ankara''da terör konusunda devletin zirve toplantıları saatler sürüyor. Terör belâsı, her yönden ele alınıyor. Kopenhag Kriterleri denen Avrupa Birliği müktesebâtı (kazanımları) Türkiye''de de daha yıllar öncesi kabûl edilmiştir. Bu kuralların, terörün izlenmesini zorlaştırdığından şikâyetler vardır.
Şikâyet haklıdır. Ancak Türkiye, Avrupa düzenine aykırı davranamaz. Bir zamanların uygulamalarına dönmek, irticâ (geriye dönüş) olur. İnsan haklarını öne çıkaran ve bütün gerçek demokrasilerde titizlikle korunan kuralların, suç ve suçların en azılısı terörle mücadeleye zorluk getirdiği doğrudur. Ama bu düzene aykırı hareket etmek Türkiye''ye terör derecesinde zarar verir. Milletlerarası saygınlığımıza halel getirir.
Teröre karşı en sert yasaların uygulandığı Avrupa ülkesi, demokrasinin beşiği olan İngiltere''dir. En eski terör örgütü IRA, nesiller boyu sürüp gider, yok edilememiştir. En sert terör yasalarını demir lady diye anılan hanım başbakan Margaret Thatcher (1979-1990) çıkarmıştı, bunlar yürürlüktedir.
Türkiye, aynı yasaları kabûl edebilir. İngiltere, terör kovuşturmalarında gözaltı (tutukluluk) süresini Thatcher''den sonra 2005''te 14 günden 28 güne (4 hafta) çıkardı. Yetmedi, Türkçe''de Avam Kamarası dediğimiz millet meclisi, 9 oy gibi tereddüt gösteren bir farkla 28 günü 42 güne çıkardı.
Ancak Lordlar Kamarası dediğimiz senato, 118 olumlu oya karşı 309 karşı oyla, 42 gün tasarısını reddetti. İngiltere artık 28 günle yetinecektir. Bu müddet bile Avrupa Birliği''nde istisna sayılıyor ve çok eleştiriliyor.
Bizim 19 yıl süren cumhuriyet senatomuz (1961-1980) gibi İngiltere''de de senato (Lordlar Kamarası) kesin yetki taşımaz. Son söz millet meclisinindir (avam kamarası). Lordlar, nadiren meclisten çıkan kararlara ve yasalara itiraz ederler. Demek 42 günlük gözaltı, kesinlikle insan haklarına aykırı görüldü. İngiltere''de senatörlük babadan oğula geçen Lordluktur, irsî ve hayat boyudur. Onun için maaşları yoktur, masraflarını alabilirler. Ancak bir Lord bakan olursa, maaşı, milletvekili bakanın maaşından fazladır. Bunlar İngiltere''ye mahsus uygulamalardır ki, başka hiçbir devlette yoktur.
Kriz ve PKK
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Global finans krizi konusu, bu hafta da gerek dünyada, gerek Türkiye''de gündemin birincisi idi. Ümit verici başlayan hafta, dünkü perşembe öğleden sonraya, ümit kırıcı düşüşlerle intikal etti.
Dünyanın 1. ve 2. ekonomileri, ABD ve Japonya, New York (dün yeniden yüzde 7.3) ve Tokyo (yalnız dün yüzde 11.4) borsalarında önemli gerilemelerle büyük zarara uğradı. İsviçre bile, en büyük bankasına, 5.2 milyar İsviçre Frangı ile destek verdi. İsviçre''nin ikinci büyük bankası da, devletten acele yardım istedi. Keza Rusya haftayı, büyük kayıplarla kapatıyor.
Petrolün varili 72 dolara geriledi. Dolar ve TL ise değerlerini muhafaza etti.
Türkiye, 400 milyar dolar tahmini yapılan vatandaşlarımızın dış ülkelerdeki mevduatından ne kadarını getirebilirse getirsin, ekonomimize katkı sağlayacaktır. Maliye Bakanlığı, bunların hiçbir formalite, işlem ve sorguya tabi tutulmayacaklarını bildirdi, doğru ve ciddi teşviktir.
Türkiye, finans krizinden en az etkilenen ülkelerden biri durumunu hâlâ muhafaza ediyor. Krizin bu şekilde kapanması muhtemeldir. Sayın Başbakan, bu hususu defalarca vurguladı.
PKK terörü, Türkiye''de gündemin diğer büyük konusunu oluşturuyor. Dün Hakkâri''de yeniden şiddet kazandı. Genelkurmay Başkanı, terör üzerinde zararlı ve saçma sapan yayın yapan küçük bir grup medyayı, en sert üslûpta uyardı. Hükûmetin Irak temasları dikkati çekti. Barzani''nin tutumunun değişeceğine inanmıyoruz. Ancak askerî bir baskı kurduğumuz zaman, anlayabileceği lisanla konuşmuş oluruz. Irak''ta el-Kaaide''yi, Afganistan''da Taliban''ı ortadan kaldıramayan Amerika''ya gelince, kendisine zarar vermeyen PKK''nın üzerine fazla gitmeyecektir. Tamamen ortadan kaldırması, Türkiye''nin tam manasıyla stratejik müttefik
politikası içine girmesiyle mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesi''nin bugün veya pazartesi yayınlayacağı gerekçeler, gündemin başına geçecektir.
.Berlusconi ne dedi?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''nin Avusturya ile beraber Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi''ne 2 yıl için seçilmesini, bu çok önemli başarıyı yıllar boyu bıkıp usanmadan kıt''alar dolaşarak sağlayan Cumhurbaşkanı Sayın Gül''ü ve Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan''ı, candan kutluyorum. *** İtalya başbakanı Silvio Berlusconi, geçtiğimiz perşembe günü, Avrupa Birliği''nin merkezi Brüksel''de basına demeç verdi. Şu cümlesi, fütürolojiye soyunan tarihçiler ve politikacılar için, işaret değerindedir (aynen): "Rusları daima Batı ailesine mensup bir millet olarak gördüm. Önümüzdeki yıllar içinde ("vakit geçirilmeden" demek istiyor) Rusya, Avrupa Birliği üyesi olmalıdır." Avrupa Birliği''nin kalbinde (veya: beyninde), AB''nin 7 kurucu üyesinden biri bulunan bir büyük devletin, İtalya''nın başbakanının bu beyanını eminim, politikayı gündelik sorunların çözümlenmesi sayan, artlarını bilmedikleri için önlerini göremeyen öngörüden mahrum siyasetçiler, belki duymadılar bile.
Rusya, bugüne kadar, ima yoluyla olsun, AB üyeliği talebinde bulunmadı. Ancak ben, birkaç yıldır, bu sütunda hiç beklenmeyen bir sabah Brüksel''deki Rusya büyükelçisinin Putin imzalı üyelik taleb-nâmesini AB''nin burnuna dayayacağını yazdım. Avrupa Birliği, Rusya''nın talebine, Avrupalı değilsiniz, Asya''daki topraklarınız Avrupa topraklarınızın 4 katı gibi pestenkerânî, beş paralık ciddiyet taşımayan itirazlarda bulunmayacaktır. Üstelik Rusya öyle fazla oyalanmaya da gelmez. Bir tatsızlık çıkaracağından, huzuru bozacağından bütün Avrupa''nın ödü kopar. Avrupa Birliği''ne giremeyen Türkiye''nin oluşturacağı huzursuzluk daha küçük çapta mı olur? Arada bir İngiltere, İspanya, İtalya başbakanları, Türkiye''nin dışarıda bırakılmasının vahâmeti üzerinde Avrupa''ya açık ihtarlarda bulunuyorlar. Ama Fransa, Hıristiyan Demokratlar döneminde Almanya, Kara Mustafa Paşa''yı 325 yıldır unutamayan Avusturya, bu uyarmaları pas geçiyorlar. Biz ne yapıyoruz? Elimizi çabuk tutuyor muyuz? Rusyalı fakat Türkiyesiz bir Avrupa Birliği''ni tasavvur edebiliyor muyuz? Yoksa böyle bir konuyu henüz vakti gelmemiş erken zihin yorgunluğu mu sayıyoruz?
Türkiye 151 İran 32
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Batı Avrupa devletleri bölgesinden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine Türkiye, 192 devletin 151''inin oyunu alarak seçildi. Avrupa Birliği üyeliği prestijini taşımasına rağmen Avusturya ancak 133 oy aldı, 128 oy barajını 5 farkla geçebildi. Dünya devletleri arasında mükemmellik bakımından -Norveç''ten sonra- 2. sıraya lâyık görülen İzlanda 87 oyda kalarak elendi.
Asya devletleri kontenjanından adaylar Japonya ile İran idi. Japonya, ABD''den sonra ve Almanya''dan önce dünyanın 2. ekonomisine sahiptir. 192 devletten 158''inin oyunu rahatça aldı. Rakibi İran 32, evet ancak otuz iki oy alarak kaybetti.
Bu tabloyu demokrasinin kudreti bakımından değerlendirmek istiyorum. Japonya ve Türkiye, demokrasi ile yönetiliyor. Biri Asya kıt''asının en doğusunda, diğeri en batısında... İran''da ise o kadar kısıtlama var ki, zaten Batı tarzı demokrasiyi beğenmiyor, reddediyor. Güçlü bir geleneğe sahip İran dışişleri, niçin ancak 32 devletin oyunu alabildiğini mutlaka değerlendirecektir. 32 oyun bazıları zaten Japonya''ya asla oy vermez devletlerden geldi.
Sebep, şüphesiz pek çok devleti, bu arada Türkiye''yi ilgilendirmeyen rejimi değil, birçok devlete başkanlarını bile esirgemeden ağır hakaretlerde tehditlerde bulunmasıdır. Bu üslûbu, İran halkının hoşuna gittiği için kullandığı açıktır. Bu sebeple İran''a karşı dünyada tam bir alerji oluştu. Ancak Amerika''nın kararlı hasımları, İran''ı kollar gözüküyor.
İran''ın enerji zenginliği, dillere destan derecededir. Buna rağmen nükleer enerjide ısrarı, atom bombası yapmak içindir. Aksini düşünen enayidir. Atomla İsrail''i, Arap ve Türk komşularını, hattâ Birleşik Amerika''yı tehdit edeceği, hiç değilse tafra atarak Orta Doğu''yu karıştıracağı kesindir. Türkiye''nin de rahatını kaçıracak, huzurunu bozacak, milyarlar harcayarak bizim de aynı bombayı edinmemizi mecburî kılacaktır.
Güvenlik Konseyi, yeni Türk, Avusturyalı, Meksikalı, Japon ve Ugandalı üyeleri ile, 1.1.2009 gününden itibaren gündeminde en önemli konu olarak İran''ın nükleerleşmesini bulacaktır. Bu müzakere ve oylamalarda Türkiye, ABD tezini desteklemediği, Üçüncü Dünya''ya oynadığı takdirde, Ankara ile Washington arasında soğukluk başlayacaktır.
NATO ve Akdeniz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
NATO''nun Akdeniz ve Orta Doğu Diyaloğu''nun faaliyetleri basınımızda az yer bulmuştu. Halbuki çekirdeği 1994''te kurulan bu organ, Haziran 2004''te İstanbul İşbirliği İnisiyatifi (Istanbul Cooperation Initiative) ile bugünkü şeklini aldı.
28 NATO üyesi dışında şu devletler bu birliğe üyedir: 6 Körfez monarşisi (S. Arabistan, Umman, Emirlikler, Kuveyt, Katar, Bahreyn) 5 Kuzey Afrika Arap devleti (Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Mısır), Ürdün, İsrail, toplam 13 ülke ki İsrail dışındakiler Arap devletleridir.
Akdeniz Kuzeyi NATO üyesi devletlerden oluşuyor; İspanya, Fransa, İtalya, Slovenya, Yunanistan, Türkiye. Bu, tam bir askerî ittifaktır.
Akdeniz ve Orta Doğu Diyaloğu ise şimdilik kültürel, sosyal, politik faaliyetlerde bulunuyor. Ancak programında güvenlik ve barış kavramları da geçtiği için NATO''nun bir çeşit uzantısı kabûl etmek yanlış değildir. Akdeniz Diyaloğu, Akdeniz''in güneyini (Fas, Cezayir, Tunus ve Mısır) Libya hariç olmak üzere kapsıyor. İsrail''le Doğu Akdeniz''e, Mısır, Ürdün, Suudî Arabistan''la Kızıldeniz''e, nihayet Basra Körfezi''nin batısındaki bütün petrol ülkelerine uzanıyor.
NATO üyesi 28 devletin seçilmiş parlamenterleri (milletvekili ve senatör), geniş bir komisyon hâlinde sık sık toplanarak, birliğin politik dayanışmasına destek veriyorlar. NATO Türk Komisyonu başkanı Kırıkkale milletvekili büyükelçi Vahit Erdem, 28 devletten her birinin birkaç üyesinden oluşan NATO Parlamenterler Komisyonu''nun 2. başkanıdır (1. başkan eski bir bakan olan bir Fransız milletvekilidir).
7-8 Ekim 2008''de Ebû Dabî''de toplanan 41 devletin NATO parlamento üyelerinden kurulan NATO-Akdeniz Parlamenterleri Komisyonu''nun başkanlığına, müddeti dolan Fransız milletvekili Boucheron''un yerine 3 yıl için Vahit Erdem seçildi ki, Türkiye için büyük kazanımdır. Kutluyoruz...
Laiklik manifestosu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Epey karmaşık bir hafta geçiriyoruz. Terör şüphesiz gündemin birinci maddesi. Millî Güvenlik Kurulu, bir özel terör kurulu oluşturacak. AB normları yani demokrasi kuralları içinde terörle her türlü mücadeleye karar verildi.
Irak ve özellikle Kuzey Irak''la da ilişkilere giriliyor. Kurulacak kurulun sayın üyelerinin Hulusi Turgut''un henüz çıkan Barzani kitabını mutlaka okuduklarına eminim.
Anayasa Mahkemesi''nin karar gerekçesi, diyebilirim ki, terör meselesinin önüne geçerek haftayı kapatacak. Karar, mevzua verilen hacim ve içeriğinin genişliği bakımından laiklik manifestosu gibiydi. 1969''da hayatımıza giren ve muarızlarına türban adı takılan bir kısım hanımlarımızın başlığı ve bunu tamamlayan kılık kıyafetlerinin bu derecede şümul kazanan bir konu hâline gelmesi, sosyal tarihimizin önemli bahislerinden birini oluşturdu. Çok tarihçi, cazibesine kapılarak eserler yazacak.
Gerekçenin, Türkiye''nin geleceğini birinci derecede ilgilendiren tarafı, yüksek mahkemenin, Türkiye Büyük Millet Mecli-si''nin yasama, anayasa yapmak ve tadil etmek haklarını kısıtlayacak anlamda ifadelere yer vermesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin mutlak ve rakip kabûl etmez yetkisi üzerine kurulmuş bir devlettir ki bu en önemli karakteri 1961 anayasası ile başlayarak sürekli daraltıldı, sınırlandırıldı, ihlâl edildi.
Avrupa Birliği''nce 5 Kasım günü yayınlanacak Türkiye''nin Yıllık İlerleme Raporu bile, bize, yeni, yepyeni, gerçekten demokratik bir anayasa yapmamız teklif ve tavsiyesinde bulunuyor ki, yıllardan beri yazıp çiziyoruz.
Ergenekon adı takılan dava, çerçevesi iyi ve makul çizilmediği için, ilk celsede aksadı. Dünya medyası bu davayı izliyor. Türkler ne yapıyor? diye merak ediyor. Avrupa Birliği=Demokrasi ilkelerine halel getirmeksizin çabuk bitirmemizde sayılamayacak kadar çok millî menfaatimiz var.
Dolar=164 kuruşa yükselerek, birkaç yıl önceki zirvesine tekrar ulaştı. Global finans krizi, ekonomi ve ticarette, alışverişte durgunluk (resesyon) oluşturarak devam ediyor. Epey zarar vererek elbette sona erecek. Kapitalist sistemin bazı yanlışları da düzeltilecek.
Terör için önlemler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi''nin, Adalet ve Kalkınma Partisi için Cumhuriyet Başsavcısı''nın açtığı davanın kararını vermesi üzerinden aylar geçti. Gerekçesini ise her an bekliyoruz. Üzerinde epey konuşulacaktır.
Anayasamız gibi devlet mekanizmamız da, yer yer eskimiş, yıpranmıştır. Zamanında ıslah edememişiz. Zira reformlardan hiç hoşlanmayız. Hatta nefret ederiz diyebilirim. Alışkanlıklarımızın esiriyiz. Zamanında yenileşemediğimiz için uğradığımız zararların haddi hesabı yoktur. Bu zararlar bize vız gelmiş, hepsini göze almış, ancak reform denen harekete ısınamamışızdır. Günümüzden bahsetmediğimi sayın okuyucularım elbette anladılar. Asırlardan beri böyleyiz. Devam ediyoruz.
Son Millî Güvenlik Kurulu toplantısında, terörle mücadelede sivil otoriteye ağırlık veren kararlar alındı. Bir İç Güvenlik Genel Sekreterliği (veya müsteşarlığı) ve buna bağlı İç Güvenlik Yüksek Kurulu kurulacak. Emniyet Genel Müdürlüğü ise müsteşarlık olacak.
Tanzimat döneminde imparatorluğumuzda zâbıta nezâreti (bakanlığı) denen polis, doğrudan sadâret denen başbakanlığa bağlı idi. 1908 Meşrutiyeti''nde emniyet müdîriyyet-i umûmîliği adını alıp dâhiliye nezâretine (içişleri bakanlığına) bağlandı. Cumhuriyet rejimi bu statüyü korudu.
Teröre ait konularda koordinatörlük görevini yapacak İçişleri Bakanı''na başbakan yardımcısı sıfatı verilecek. Bu vurgulama konuşulmaya değer. Dışişleri Bakanlığı daha az mı önemli? gibi sorular doğurur. Her bakan zaten başbakanın yardımcısıdır.
Terörü etkisiz hâle getirmek, savaş hariç, bir devletin en hayatî ve âcil meselesidir. Mutlaka kazanılması gerekir. Huzursuz devlet, yıpranır ve gelişme hızından mahrum kalır. Terör konusunda eksiğimiz varsa -ki böyle deniyor- telâfisi şarttır. Elinde silâh dağa çıkan, belinde bomba şehre inen kişi, derhal yok edilir. Bütün dünyada böyledir. Ama terörü kurutmak için, kaynaklarına inmek lâzım. PKK terörünün kaynağı Kürt meselesidir. Kürt meselesi çözümlenmezse, PKK ortadan kalkar, derdimiz sürüp gider.
Yasama ve yargı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasa Mahkemesi''nin kararları hukukî mi, siyasî mi? tartışması olmamalı idi. Kararlar siyasîdir veya siyasî ağırlıklıdır. Ama daha hayatî sorun şudur: Niçin yüce mahkeme siyasî kararlar veriyor? İktidar, bu sorunun cevabını bulursa, yüce mahkemeye siyasî kararlar verdiren faktörler de ortadan kalkar. İktidarın bunu yapacak gücü, bu teşhise ulaşacak sağduyusu vardır. Gücünü, meşrû sahibinden, milletten almıştır. İktidar, soruna yanlış cevaplar, teşhisler bulmaya saplandığı oranda, yüksek mahkeme hukuk çizgisini gittikçe ağırlıklı şekilde aşarak siyasî kararlar verecektir. Bunu dört gözle bekleyen savcılarımız vardır. Şu halde iktidar, bu iki şıktan beğendiğini seçebilir. Türkiye de yolunu bu tercihe göre belirler. Kökende seçilmişler ile atanmışlar rekabeti yatar. Demokrasi, atanmışların, kendilerini atayan seçilmişlerin mutlak üstünlüğü şuuruna ermeleri ile oluşur.
Böyle bir ortamı sağlamak, demokrasiyi canlı tutmak için, iktidarın yani seçilmişlerin, olacak ve olamayacakları tefrik etmesi, bellemesi gerekir. İngiltere''de, belki Japonya''da cumhuriyetçiler mevcuttur ama, başlarına iki atom bombası yeseler bile, monarşiyi cumhuriyete çevirmek mümkün değildir. Siyasî partiler, bu çeşit olmazları zorlamak hevesine kapılıp boşuna nefes tüketmezler. Türkiye''nin olmazları da bulunduğu şüphesizdir. Avrupa Birliği üyesi olsa idik, Batı''nın da vaktiyle yaşayıp çoktan aştığı bu problemleri yaşamazdık. Dünkü eyaletlerimiz olan Balkan devletlerinin bir kısmı AB üyesidir. Kalan kısmı da canını dişine takmış, çağdaş uygarlık düzeyi olan AB üyeliğini elde etmenin peşinde... Biz ise, skolastik sayılabilecek münakaşalarla vakit öldürdük, öldürüyoruz.
Ne durumdayız?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yarın Cumhuriyet''in 85. yılı... 1933''te 10. yılı 15 milyon yoksul Türk, şeref ve gururla, Atatürk''le beraber kutlamıştık. İnişli yokuşlu yollardan geçerek bugüne gelen 70.500.000 Türk, hiç de huzur içinde değiliz.
Huzurumuzu kaçıran büyük sebep, 1945 sonrası dünyasının en büyük finans krizini yaşamamızdır. Bunu önlemek tabiatiyle elimizde değildi. Serpintilerinin az zarar verdiği ülkelerden biri olmakla teselli buluyoruz.
Diğer bir sebep, PKK terörünün yeniden azmasıdır. Bir diğeri, Avrupa Birliği konusunda bocalamamızdır. Hakkımızda düzenlenen yıllık ilerleme raporu, hâlâ yayınlanamadı. Avrupa Birliği ile çağdaş demokrasiye, refaha, zenginliğe, uygarlık düzeyine çıkabileceğiz. Alternatif olarak gösterilen yollar ise, Türkiye''yi çıkmazlara sokmak demektir.
85 yıllık cumhuriyetimizin karakterine, nasıl bir rejim olduğuna katı gerçekçilikle değil, fanteziler oluşturarak bakılagelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk-Gökalp felsefesine göre kurulan bir devlettir. Doğrudan cumhuriyet Atatürk''ün fikridir. Fakat vasıfları, Gökalp''in Türkçülüğün Esasları''nda yazdıklarıdır. Bu rejimin karşıtı şeklinde Erbakan-Kısakürek felsefesi ortaya çıktı. Türkiye bu iki sistemi benimseyenlerin krizini yaşıyor.
Tayyip Erdoğan, millî görüş denen sistemi reddederek iktidara geldi. Dün, Erdoğan, Erbakan tarafından bir defa daha şiddetle ithama uğradı. İlki cumhuriyetimizin karakterini değiştiren, komünizmi getiren, silâhlı kuvvetlerimizi politikaya çeken, diğer ikisi de ağır sonuçlarla türlü olumsuzluklar taşıyan üç askerî darbe, Merkez Sağ''ı darmadağın etti. Erbakan''ın başbakanlığında bilhassa Libya ve İran''la münasebetlerin şekli, Türkiye''nin onuruna dokundu. Dördüncü darbeye davetiye çıkarıldı. Demirel''le Ecevit''in siyasî tecrübeleri ve ânında müdahaleleri ile, az bir zararla atlatıldı.
Şimdi iktidarın laikliğe karşıtlıkla suçlanması, yargı yoluyla darbedir. Sayın Erdoğan''ın ve Sayın Gül''ün bugün için alternatifleri yoktur. Heveslerini kırmak, enerjilerini azaltmak Türkiye''ye zarar verecektir. Eleştiri hakları elbette saklı kalmak üzere yargı kararlarına uyacaklardır. Dışarıdan bastıran ve içimizden fışkıran krizleri, yeni bir seçime kadar, bu iktidar önleyecektir. Şüphesiz pervasız değil, dikkatli olacaklardır.
85. Yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhuriyet''in 85. yılı, milletimize kutlu olsun! 1923''ten 2008''e geldiğimiz çizgiyi, tarihçi gözüyle, palavraya tenezzül etmeden değerlendireceğiz.
Atatürk''ün fikri olan cumhuriyet, ona göre, müreffeh ve bahtiyar bir Türkiye oluşturacaktı. Kötü idareler, yetersiz ve bencil devlet adamlarımız sebebiyle tarihimizin en feci felâket yıllarını yaşamış, asgarî sınırlara çekilmiş bir Türkiye''nin ideali elbette refah ve huzur idi.
Atatürk, hem askerlik, hem dış politika, hem devlet yönetiminde dehâ sahibi müstesna bir şahsiyetti. Ebediyen millî kahramanımızdır. Çok karakteristik 1918-1939 İki Savaş Arası dünya döneminin tipik şartları içinde Türkiye için ne mümkünse yaptı. Okulları kapanmış, fabrikaları durmuş, şehirleri yakılmış, köyleri yağmalanmış, büyük nüfus kaybetmiş bir ülkeyi devraldığı unutulmamalıdır.
Zamansız ölmeyip yaşasaydı ne yapardı? Atatürk''ün karakter yapısının derinliğine girebilenler, ihtiyat ile cür''eti yerinde kullanmak dehâsını teslim ederler. Hangi işin hangi zamanda yapılacağının büyük ustası idi. 1939 savaşına, 1943 baharında şüphesiz müttefiklerin safında girecekti. O yılları yaşayanlar, iyi ki başımızda Atatürk yok, olsa idi mutlaka savaşa sokardı sözünün popüler olduğunu hatırlayacaklardır.
Atatürk''ün Avrupa Birliği üyeliğini kaçırması, tasavvur bile edilemez. Böyle bir tasavvur, Atatürk''ü budala yerine koymaktır, hakarettir. Şüphesiz kurucu 6 devletten hemen sonra üye olacaklar arasında Türkiye de bulunacaktı. Bu ne demektir? Demokrasi problemimizi çözmüş olmamız demektir. Böyle bir Türkiye''de askerî darbe, yargının siyasî karar vermesi, Kürt isyanı ve terörü, sınırlarımız üzerinde münakaşa edilmesi, Ermeni küstahlığı gibi meseleler bahis konusu bile değildi. GAP''ı çoktan bitirmiştik. Bütün üyeler gibi biz de zengin olacaktık. P.c. 30.000 dolarlık bir Türkiye... Bu yazımı, Atatürk''ün 1938 çizgisinde kalacağını, o çizgide işinin bittiğini sananlara ithâf ediyorum.
1923''te Türkiye, 1918 sonunda imparatorluğunu mağlûben kaybederek büyük devletler arasından çıktı. Buna rağmen, müreffeh ve muâsır medeniyet seviyesine erişmiş bir devlet olabilirdik. Bunu başaramadık. Atatürk, 2008''e gelip de tek hedef şeklinde özetlediği o çizgiden uzak kalacağımızı, asla düşünmedi.
85 yıl geçti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhuriyetimizin 85. yılını kutladık. Bazıları global, bazıları bize mahsus tatsızlıklarımız, dertlerimiz var. Ama biz, gerçek anlamda çetin kutlamalar da yapmış bir milletiz. 1939 16. yıl kutlamamızda, İkinci Cihan Savaşının başladığı 2 ay olmuştu: Almanya, dünya güçlüsü orduları ile, çağın cihan devleti sayılan İngiltere ve müttefiki Fransa''ya karşı savaşıyordu.
1940, 1941, 1942, 1943, 1944 kutlamalarımız ise, dünyanın ateşlere yandığı, Türkiye''nin bu ateş çemberi içinde bulunduğu yıllarda gerçekleşti. 1960''ta 37. yılda, milletin belki yarısı, belki tamama yakını yasta idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatılmıştı. Subay boğazına kadar politikaya batmıştı.
Bütün cumhuriyet bayramlarımızı, neş''e, şenlik ve fişeklerle gökyüzünü donatarak geçirmedik. Bugünkü dertlerimiz elbette önemlidir. Ama geçicidir. Damarlarımızda akan kan, bunların çarelerini milletçe bulup yok etmeye yeterlidir.
Türkiye Devleti, Selçukoğulları tarafından, henüz fethedilen Anadolu toprakları üzerinde 1074 yılında kuruldu. Osmanoğulları, cihan devleti seviyesine yükselterek devam ettiler. Birinci Cihan Savaşı''nın mağlûp 4 büyük imparatorluğu: Rusya, Türkiye, Avusturya-Macaristan ve Almanya''nın Avrupa tarihini inşa eden muhteşem hanedanları, iskambilden şatolar gibi yerle bir oldu. Macaristan hariç, diğer 4''ünde cumhuriyetler kuruldu ki Türkiye 4.''südür.
Türkiye Cumhuriyeti, dünya galibi devletlere boyun eğmemiş bir devlet karakteriyle oluştu. Bugünkü demokrasi olmadığı için küçümsemek, 1918-1939 Avrupa''sını bilmemek demektir. Rusya''nın komünist, Almanya''nın faşist, her ikisi de federal, her ikisi de çok kanlı cumhuriyetlerine nisbetle Türkiye, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin mutlak ve üstün iradesi üzerinde kuruldu. Demokrasiye daha açıktı. Maalesef ulaşamadık.
Atatürk''ün çağdaş uygarlık düzeyi millî hedefini gerçekleştiremediğimiz için hâtırasına karşı, her yıl dönümünde, mahcûbiyetimiz artıyor. Ama tarihteki inanılmaz harikulâdelikte inişli çıkışlı yürüyüşümüzü hatırlıyoruz. Geleceğe olan inancımız pekişiyor.
Demokrasinin neresindeyiz?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Ekim, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1876 ve 1908-1918 Birinci ve İkinci Meşrutiyet (taçlı demokrasi) tecrübelerimizi yüzümüze gözümüze bulaştırdık. İlkinde 3 kıt''a üzerindeki imparatorluğumuzu temellerine kadar sarstık. Sezar''a davetiye çıkardık. İkincisinde tamamen batırdık, düşmanı Polatlı''ya getirdik.
Bununla beraber her iki meşrutiyetin kurumları, kuruluşları, reformlarının çoğu kalıcı oldu ve gelişerek günümüze geldi. Yenileşme (Osm. teceddüd), reform (osm. ıslâhât), düzenleme (Osm. tanzîmât) hareketimiz, çok radikal iki reformcunun, imparatorluk döneminde Sultan Mahmûd''un ve cumhuriyet döneminde Atatürk''ün yaptığı büyük reformlara dayanır. Atatürk, İkinci Meşrutiyet''te yaşadığı tecrübeye rağmen, 5 yıl ara ile iki defa muhalefet partisi teşebbüsünde bulundu. İkisini de -son derece kısa müddet içinde- kapatmayı tercih etti.
İktidar, istisnasız bütün devletlerde, gerçek muhalefet ise sadece gerçek demokrasilerde mevcuttur. Bu tarife göre Türkiye, demokrasidir. Noksanlarımız vardır. Az gayretle bir yıl içinde çözümlenebilecek noksanlardır.
Afrika kıt''asında demokrasi meçhûldür. Asya''da Japonya, İsrail ve -inanılması güçtür ama- Hindistan''da vardır. Hindistan örneği, demokrasinin kalkınmış zengin ülkelerin harcı bir rejim olduğu iddiasını yalanlıyor.
60 İslâm devleti (Müslüman devlet) içinde tek demokrasi Türkiye''dir. Amerika, İslâm âlemine demokrasi örneği olarak Türkiye''yi seçmişti. Şimdi bu yanlışından döndüğü söyleniyor. Osmanlı Müslümanlığı, İslâm''ın en iyi uygulanmışıdır ki Yahyâ Kemâl Türk Müslümanlığı demiştir. Ancak Osmanlı Müslümanlığı bile son dönemde Selefiyye etkisinde kalmıştır. Son Osmanlı ulemâsı fikir üretememiştir. Zaten her toplumun din anlayışı ve tatbiki kendisine doğru, tatlı, kolay gelir, vazgeçmez. Bizim "ılımlı" denen Müslümanlığımızı benimsemeye hiçbir Müslüman ülke razı olmaz. Bununla beraber, uzun zaman dinî hayattan uzaklaşmış Dış Türkler, bizim için açık sahadır.
Yepyeni, kısa (Osm. muhtasar müfîd), liberal, AB normlarında bir anayasa yaptığımız zaman, çağdaş demokrasiye geçtiğimizi söyleyebileceğiz.
Yahya Kemâl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yahya Kemal Beyatlı''yı, aramızdan ayrılışının 50. yılında anıyoruz (Üsküp 2.12.1884-İstanbul 1.11.1958). Bin yıldan bu yana bütün Türk lehçelerinde şiir söylemiş en büyük şairdir.
Yahya Kemal aynı zamanda Türk milliyetçiliğini en iyi anlayan fikir adamımızdır. Ziya Gökalp, Türkçülük dediği öğretisinde milletimize folkloru, yeni köy kültürüne gitmeyi öğütledi. Yahya Kemal, şehir kültürümüzü ve Türk''ün 2700 yılda en yüksek estetiğe ulaştığı İstanbul medeniyetini gösterdi.
17 yaşında, o yıllarda Konya, Bursa gibi ilimiz olan Makedonya''dan İstanbul''a geldi (Atatürk de Makedonya''dan İstanbul''a aynı yaşlarda gelmiştir). Bir akrabasının konağında Cemil Bey''den tanbur dinledi, dünyası değişti. Kültürümüzün hangi estetik çizgiye yükseldiğini anladı. O çizgiyi asla bırakmadı.
18 yaşında Paris''e gitti. 9 yıl hiç Türkiye''ye uğramadan orada kaldı. Bir kat daha Türk milliyetçisi olarak İstanbul''a döndü. Gerçek yüksek Batı kültürünü, millî kültürümüzün içinde en iyi eritmesini bilen adamdır.
İstanbul medeniyetini kudretle terennüm etti. Şimdi 50. yılında 5 ayrı İstanbul üniversitesince anılıyor: İstanbul, Marmara, Mimar Sinan, Boğaziçi, İstanbul Kültür Üniversiteleri, 3-7 Kasım arasında Yahya Kemâl: Bir Medeniyeti Yorumlamak sempozyumu düzenlediler: Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul Fetih Cemiyeti Yahya Kemal Enstitüsü Müdürü Prof. Kâzım Yetiş, İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Mesut Parlak, açılış konuşmalarını yaptılar. 5 gün, 5 ayrı üniversitede toplanılacak. Yahya Kemal, 9 yıl İstanbul Üniversitesi''nde ordinaryüs profesör (müderris) olarak, Türkiye medeniyetini anlattı (14.10.1915- 12.5.1924).
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanı Hüseyin Öztürk eliyle dün, Cemal Reşit Rey Konser Salonu''nda Yahya Kemal Beyatlı Sergisi ve Konseri düzenledi. Yahya Kemal''in 71 şiiri, 153 defa bestelenmiştir ki şiiri bestelenen lâdinî şairlerimiz arasında Nedîm''den sonra 2.''dir. Bazı şiirleri, 8 ayrı bestekârca bestelendi. Notalarını büyük edebiyat ve kültür adamı Dr. Yılmaz Karakoyunlu, 1998''de şairimizin 40. yılında muhteşem bir ciltte topladı. Gene 40. yılda İstanbul Fetih Cemiyeti de muazzam bir Y.K.Albümü yayınlamıştı.
44. Başkan
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bu yazımız okunurken, Amerika Birleşik Devletleri''nin 44. Başkanının kim olacağı kesinlik kazanmış bulunacak. En az bir hafta müddetle yeni başkan, dünya medyasının başında yer alacak.
ABD başkanlığı, dünyanın en önemli, en güçlü makamıdır. İzleyeceği politika ile ilgisi, ilişkisi, menfaati, korkusu bulunmayan tek ülke yoktur. Üstelik bu makam sembolik değildir. Gerçek bir icra mevkiidir. Demokrasilerde en geniş yetkilerle donatılmış kişi, ABD başkanıdır. Aynı zamanda başbakandır. Başkanlık sistemi denince zaten ABD örneği gösterilir.
Yeni başkan, Ocak 2009''da Beyaz Saray''a yerleşip görevine başlayacak. Bush, daha 2 aydan fazla başkandır. 44. başkan, 4 yıl müddetle, 2009,
2010, 2011, 2012 yıllarında dünyada adı en çok geçen politikacı olacak. ABD tarihinde rekor oluşturan tam 1 milyar dolar seçim harcaması ile iktidara gelmiştir. Seçimlerde bu derecede masraf, demokrasinin kusurlarından biridir. İleride mutlaka çaresi bulunacaktır.
44. Başkan, Birleşik Amerika''dan çıkıp dünyaya yayılan en büyük çaptaki finans krizine son vermek çabası ile işe başlayacak. Bu bakımdan talihsizdir. Üstelik Irak için karar verecek Afganistan''da pozisyon düzeltecek. Hepsi karmaşık, karmakarışık konulardır.
Yeni Başkan, Ukrayna ve Gürcistan''ın ve başka ülkelerin de NATO ve daha sonra Avrupa Birliği üyeliği için çalışacak. Rusya''nın büyük memnuniyetsizliğinin gerçek bir tepkiye dönüşmesi ihtimalini göze alacak ve göğüsleyecek.
Yeni başkanla ABD''nin cihan politikası değişecek değildir. Büyük kriz bitince de cihan devleti pozisyonu sürecek. Olmaya ki dünyada epey sayıdaki acemi ve romantik siyasetçiler aksi bir ümide kapılsınlar. Önümüzdeki 4 yıl başkan, ABD ve dünya ekonomisini düzene sokmakla, Orta Doğu petrol kaynakları ve yollarını kontrol etmekle, İsrail''in güvenliğini desteklemekle, evrensel terörle savaşmakla, İran sorunu ile uğraşacaktır. Bush''un beceriksiz üslûbundan ders alacağı da muhakkaktır.
Yeni Amerikalılar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Klasik muhafazakâr Amerikalılar geleneksel egemenliklerini koruyamadılar ki Obama başkan seçildi. Yahut İkinci Cumhuriyetçiler türedi. Zenci doğurganlığından başka Hispanik denen ana dilleri İspanyolca pek çok Latin Amerikalı ABD''ye gelerek nüfusun ırk yapısındaki dengesini bozdu da diyebiliriz.
Beyaz vatandaşların ülkelerinde, hiçbir kıt''ada, siyah (zenci) bir devlet ve hükümet başkanı yoktur. Bir Avrupa devletinde, meselâ Türkiye''de olsa, çok dikkat çekerdi. Bizim bir Beyaz-Siyah problemimiz olmadığı halde... Amerikalıların ise, Kızılderilileri yok ettikten sonra, siyahlara karşı ırkçı davranışları, bizim için şaşırtıcıdır.
Bütün Amerika kıt''asında (Kuzey ve Güney) yerli (otokton) siyah ırk yoktur. Kızılderili ırkları vardır. Zenci nüfus, 16. yüzyıldan başlayarak Afrika''dan avlanıp köle olarak getirilenlerin torunlarıdır. Kölelik Birleşik Amerika''da 1866''da, Brezilya''da 1889''da yasaklandı ve milyonlarca zenci âzâd edildi. Ama Beyazlar''la eşitliklerinin tanınması ancak yarım yüzyıllık bir oluşmadır.
Son yarım yüzyılda zenciler, insan haklarını elde ettiler. Eyalet ve federal milletvekili, senatör, yargıç, vali, general oldular. Birinci Irak savaşında genelkurmay başkanı Orgeneral Colin Powell (1937 doğumlu) zenci idi, sonra dışişleri bakanı da oldu. Dışişlerinde onu bir zenci hanım, Miss Condoleezza Rice izledi. Zenci başkan adayları ortaya çıktı.
Başkan seçilmek için ABD topraklarında doğmak gerekiyor. Obama, ABD doğumludur. Ama babası Kenyalı Müslüman''dı. Göbek adı Hüseyin, soyadı bir Afrika dilinden, ismi Arapça''dan bir siyah olması üzerinde çok konuşuldu. Büyük finans krizi ve Bush''a karşı beslenen hınç, Obama''yı ortaya çıkardı. Ancak 4 yıldır senatördü. Dış politikada bilgisizdi. Önce Obama gibi Demokrat Parti''nin başkan adayı New York senatörlüğüne ikinci defa seçilen Hillary Clinton''ı bertaraf etti. Cumhuriyetçi Parti''nin deneyimli senatör, fakat 72 yaşındaki McCain''i ve hanımların oylarını kazanabilmek için Alaska Valisi genç bir kadını çıkarabilmesi, Obama''nın lehine şartlar oluşturdu.
Obama''nın seçilmesi, Amerikalılarda zihniyet değişikliğini açığa vurdu. Genç ve aykırı sayılan Obama''ya, abartılı ümitler bağlandı. Bütün dünya bu hayret verici tercihi alkışladı. Türkiye''de bile Obamacılar''ımız oluştu. Her insan, her ülke, cihan politikasında Obama farkı bekliyor.
.ABD-AB ittifakı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Obamasız bir yazı yazayım dedim. Ama gene de Amerika konusundan feragat edemedim. Dünya dengesi, Amerika''ya bağlı.
Amerika''nın Asya''da başı belâda demek abartı ise de, ciddi zorluklarla karşı karşıya bulunduğu gerçektir. Japonya ve Avustralya ile sağlam stratejik ittifakı, Arz''ın en büyük parçası olan Pasifik''te (Büyük Okyanus), ABD üstünlüğünü sağlıyor. Çin, denizlere açılmak, Pasifik''e girmek gibi çok pahalı bir işe girişmek istemiyor. Afrika, Beyaz Başkan''dan vaad ettiği yardımı alamadı. Siyah Başkan''a dramatik, romantik, patetik diyebileceğimiz bir ümitle sarıldı.
Kendi kıt''asında ABD, Venezuela''dan rahatsız. Castro''nun yoksul vatandaşlar hapishanesi hâline getirdiği Küba''ya artık pek önem vermiyor. Ama ABD, tarihinin 2. çok büyük finans krizi içinde bulunuyor.
Avrupa''ya gelince, demokrasi, liberalizm, insan hakları, milletlerin bağımsızlığı için tehdit, münhasıran ve hâlâ Rusya''dan bekleniyor. Başka hiçbir devletin böyle bir niyeti yok. Sırplar denediler, âkıbetleri malûm.
Sovyetler Birliği denen heyûlâyı dağıtan ve başarı ile son veren Rusya, 14 Sovyet Cumhuriyeti+8 komünist Varşova Paktı ve Komekon cumhuriyetinin yakalarını bıraktı, terk etti. Bana göre Moskova''nın, bu devletleri tekrar ilhak etmek gibi bir düşüncesi yok. Ama Washington, benim gibi düşünmüyor. Rusya''nın, eski sömürgelerini doğrudan ilhak şeklinde değilse bile, üzerlerinde nüfuz kuracağına inanıyor. Petrol yolları ve doğal gaz ile Rusya''nın, Avrupa''yı bağımlısı durumuna sokacağını savunuyor. Bu hususa katılıyorum.
Amerika, 40 yıllık en acı ve akıl almaz derecede pahalı tecrübesi ile, Rusya''nın askerî güçten başka bir metoddan anlamayacağı kanaatinde. Yukarıda anılan devletleri inanılması zor bir hızla NATO üyesi yaptığı gibi, kırk yıllık komünist diktatörlükleri demokrasileştirip Avrupa Birliğine üye kaydettirdi. Ukrayna''ya ve daha başka devletlere de uzanmak istiyor. Üstelik Çek Cumhuriyeti ile Polonya''ya füze kalkanları yerleştirdi. Rusya''nın batıya uzanmasının, güneye sarkmasının yolunu kesinlikle tıkamak niyetini gizlemiyor. Ama Rusya da, ABD, mahut kalkanları kaldırmadığı takdirde, Kaliningrad''a Aleksandr=İskender Füzeleri yerleştireceğini evvelsi gün, resmen bildirdi.
.Kaliningrad füzeleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Okuyucularım soruyorlar: Kaliningrad da neresi? diye. 1945''te bu adı alan şehrin asıl ismi Königsberg''dir. Almanca Prusya Kralı''nın şehri demek. 1945''te Ruslara geçince Rusça Kalinin Şehri oldu.
Almanların Almanlaştırmak için bin yıl çalıştıkları en doğuda kalan Alman ülkeleri, 1945''te büyük kısmı ile Polonya''ya, bir parçası Litvanya ve Rusya''ya geçti. Germenliğin Slavlık lehine büyük kaybı, aşırı milliyetçi sosyalist Hitler''in yanlış politikasının sonucudur. Bizde de Türkiye''yi ilk cihan savaşına sokan, Sultan Abdülhamid''in ve Atatürk''ün nefret ettikleri, çarpık milliyetçi Enver, daha önce aynı marifeti irtikâb etmiş, iki milyon Türk''ü öldürüp, Haleb, Musul gibi bin yıllık Türk yurdlarının kaybına sebeb olmuştu.
1945''te 104.828 km2, 8.570.000 nüfuslu bin yıllık Alman toprağı, Breslau, Stettin gibi büyük Alman şehirleri ile Polonya''ya geçti ve 7.220.000 Alman, o topraklardan batı Almanya''ya göçtü. Polonya''nın doğu kısmını Sovyetler yuttuğu için müttefikler, bu işlemi yaptılar. Federal Almanya, 1945''ten sonra çeyrek asır bu ilhâkı tanımadı ve bütün haritalarında eski sınırlarını çizdi.
Bu arada Almanya''nın 2.5 milyon nüfuslu Doğu Prusya eyaleti, kuzey yarısı 350.000 nüfuslu Königsberg (Kaliningrad) şehri ile Rusya''ya, güney yarısı Polonya''ya verildi. 450.000 nüfuslu Danzig de Polonya''ya düştü.
1919 uğursuz Versay Anlaşması ile Doğu Prusya, araya Polonya sokularak Almanya''ya bitişik olmaktan çıkarılmış, fakat Almanya''da bırakılmıştı. Danzig ise -her ne hikmetse- gene Polonya ile çevrili bir Alman limanı ve bağımsız serbest şehir cumhuriyeti şeklinde kukla Milletler Cemiyeti''ne verilmişti. Hitler, Danzig''i aldı ve Doğu Prusya''ya ulaşmak için Polonya topraklarından koridor istedi. Polonya''nın -İngiltere ile Fransa''ya güvenerek- bu toprak isteğini reddi üzerinedir ki Alman orduları, 3 Eylül 1939 sabahı Polonya''ya girerek İkinci Cihan Savaşı''nı başlattı.
1990''da Sovyetler dağılınca, eski Doğu Prusya, gene Rusya ile Litvanya arasında paylaşılmış durumda kaldı, zaten artık Almanlar yaşamıyordu. Kaliningrad, Baltık Denizi üzerinde, Litvanya ile Polonya arasındadır. Rusya''ya ait olmasına rağmen, asıl Rusya ile bitişik değildir. Şimdi buraya Ruslar, 5 batarya Aleksandr=İskender Füzesi yerleştireceklerini bildirdiler ki, NATO ve AB üyeleri Polonya, Litvanya, kısmen Letonya, AB üyesi İsveç''in güneydoğu sahillerini menzili içine alıyor.
Rapordan sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, "Avrupa Birliği''nde bugün ulaştığımız noktadan geriye dönüş olmayacaktır" dedi.
Bu söz, Avrupa Birliği''nin her yıl Türkiye hakkında hazırladığı mahut ilerleme raporunun epey gecikmeden ve hayli pazarlıktan sonra yayınlanması münasebetiyle söylendi. Zira Avrupa Birliği müzakerelerine önem vermeyip vakit geçirdiğimiz hususundaki eleştiriler, genelleşmeye başlamıştı.
İzmir''den New York''a giden Başbakanımız, Güvenlik Konseyi''ne Türkiye''nin seçilmesi münasebetiyle BM üyesi devletlerin temsilcilerine ziyafet verecek. Başkan Bush''un yemeğine katılacak. Türkiye''nin de üye bulunduğu 7 zengin ülke+Rusya+12 Önemli Ülke''den oluşan 20''lerin toplantısında bulunacak. Dünya ekonomik krizi görüşülecek. Oradan Hindistan''a resmî ziyareti...
Bu trafik elbette olumlu ve Türkiye''yi tanıtmak, savunmak, dostluklar kurmak ve perçinlemek için birbirinden önemli. Başbakan''a teşekkür etmeliyiz. Ama devletimizin geleceği ve milletimizin istikbali Avrupa Birliği üyeliğimize bağlıdır. Sayın Başbakan''ın hangi şart altında olursa olsun AB''den vazgeçmemiz mümkün değil, söz konusu olamaz demesine güveniyoruz. Gereklerinin âcilen yerine getirileceğinden kuşku duymuyoruz.
İlerleme raporundaki eleştirilenlerin lehimize olmadığı âşikârdır. Yıllar boyu yerine getirmediğimiz, kesinlikle yerine getirmemiz için hiçbir millî sakınca taşımayan vecibelerin gene sıralanması bizi üzüyor, endişelendiriyor. AB üyesi olamayan Türkiye''nin Avrupa kıt''asındaki yalnızlığını, sınırlarımızın münakaşa konusu yapılacağını, Ermeni ve Kürt şımarıklıklarından başka atom bombalı İran''ın tafrasını düşünüyoruz. Bu durumdan, nice zamandan beri gelip geçen bütün iktidarları, duraklama dönemlerimizi sorumlu tutuyoruz. Aynı statükocular, ulusalcılar ve saireler, Türk milletinin birkaç yıl önce yüzde 70 oranındaki hevesini de kırdılar.
Hırvatistan''a üyelik tarihi veriliyor. Asrın soykırımını yapan Sırbistan''a davetiye çıkarılıyor. Türkiye yerinde sayıyor. Bu tablonun büyük sakıncası, çağdaş uygarlık düzeyi millî hedefimizin pas geçilmesidir. AB üyesi olmadığımız takdirde hiçbir problemimizi istediğimiz sonuçlara ulaştıramayacağımızı öngörmek zor değildir.
İsviçre cumhurbaşkanı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsviçre cumhurbaşkanı Pascal Couchepin (Paskal Kuşpen)''in resmî ziyareti, Türkiye''ye yapılan ilk İsviçre başkanı ziyareti olduğu halde, fazla ilgi uyandırmadı. İsviçre''de cumhurbaşkanı aynı zamanda başbakandır, 1(bir) yıl için seçilir. Yalnız 6 bakan vardır. 41.284 kilometrekare, 7 milyon nüfus İsviçre, kanton denen 26 birimden oluşan federal bir devlettir. Yasalar halk oyu ile kabul edilir. 4 resmî dil mevcuttur: Almanca (yüzde 65 anadili), Fransızca (yüzde 18.4), İtalyanca (9.8), Romanş (0.8), (diğer diller yüzde 6.) 120.000 Türk yaşamaktadır. Avrupa''nın ortasında, Alp Dağları üzerinde bir ülkedir. İtalya, Fransa, Almanya, Avusturya, Lihtenştayn ile çevrilmiştir. Bankacılık, saatçilik, çikolata, kravat, kongre ve dağ turizmi ile İsviçre, çok zengin bir ülkedir. Tamamen tarafsızdır. Her iki cihan savaşına da, başka bir savaşa da katılmadı. Birleşmiş milletlere bile binbir tereddütle ancak 2002''de üye oldu, bütçesinin yüzde 1.3''ünü ödüyor (Türkiye 0.44). Basınımızda önemli yanlışlar yapıldı: İsviçre ile 1928''de büyükelçilik kurduğumuz doğru değildir. Osmanlı döneminden beri elçi teati ederiz. İlişkilerimiz 1922''de kesilmişti, 1928''de yeniden kuruldu. Büyükelçi de teati etmedik. Orta elçi atadık. Zira 1950''lere kadar yalnız belirli devletler büyükelçi teati ederlerdi. Diğer hepsi karşılıklı orta elçi göndermişlerdir. 1950''lerde devletler karşılıklı birer ikişer orta elçiliği ortadan kaldırdılar. Şimdi her devlet birbirine büyükelçi gönderiyor. Bu yanlış pek çok kitabımızda yapılmıştır. Büyükelçi ambassadeur, orta elçi ministre''dir.
20. yüzyıl başında büyükelçi teati eden ve büyük devlet denen devletler şunlardı: İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Türkiye, Avusturya-Macaristan, Rusya, Birleşik Amerika, Japonya. Bu düzen 1940''lara kadar sürdü. Türkiye 1920''de büyük devletler arasından çıkmakla beraber, Büyük Devletler bize tavırlarını değiştirmemiş, orta elçi düzeyine inmemişlerdir. Konfederasyon başkanı denen İsviçre Başkanı, Sayın Abdullah Gül''e, Lozan Anlaşması''nı imzaladığımız masayı da hediye gitirdi. Bir o derecede önemli Montrö Anlaşması da İsviçre''de imzalanmıştır. Şimdi 80 yıl beklemeden bizim cumhurbaşkanımızın da ziyareti iadesi gerekiyor..
Nükleer kâbusu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan''ın İran''a nükleer silâh yasaklaması isteyen devletlerin nükleer silâh sahibi olmamaları gerektiğini söylemesi, güzel bir temennidir. Arz denen gezegenin nükleer silâhlardan arınmasını istemiştir. Bu söz, ABD ile İran arasında pazarlığa mükaddeme şeklinde de algılanabilir.
ABD''nin nasıl algılayacağı önemlidir. Bana göre önce kızacak, sonra düşünecektir. Aslında stratejik müttefikim dediği Türkiye Başbakanı''nın aranızı bulayım teklifine nasıl bakacağı meçhuldür. İran ne der? ikinci derecededir, zira atom bombası için vakit kazanacak her sözü söyleyecektir.
ABD, Batı ve genellikle bütün dünya, nükleer silâhlara, açık tabirle atom bombasına sahip yeni bir devlet istemiyor. Bu devlet İran olduğu takdirde, hiç mi hiç istemiyor. Zaten İran nükleer enerjiyi bombaya dönüştürmeyeceğini söylüyor. Ancak bazan İsrail''de, Pakistan''da var, bizde niçin olmasın? şeklinde beyanları da unutulmadı.
Enerji zengini İran''ın atom bombası yapmayacağına inanmak için çok saf olmak gerekir. Politika bu derecede saflığı kaldırmaz. Muhammed Şah Pehlevi, devrilmeden önce İran''ı dünyanın 5. devleti yapacağım iddiasında idi. O dönem şartlarına göre ABD, Rusya, Japonya, Almanya''dan sonra 5. devlet, zira Çin daha emekliyordu. Humeynî rejimi ise, Şah''dan daha az iddialı değildir, olmayacaktır.
Atom bombalı İran, Arap ve Türk devletlerine tafra atacak, onları tehdid edecek, Yahudiler''i Akdeniz''e dökmeye kalkışacaktır endişesi, Amerika devlet politikasına hakimdir. Son petrol fiyatları furyasında Suûdî Arabistan''da inanılmaz nakit stoku birikti. Acele tarafından atom bombası edinmek için bu gücünü kullanacaktır. İran''a yapılan itirazlar ona yapılmayacaktır. Mısır, atom bombası elde etmek için dünyayı ayağa kaldıracaktır. Onlar derecesinde yaygara koparamıyacak Türkiye''ye gelince, refah devleti projesinden vaz geçip mutlaka atoma sahip olacaktır. Kaldı ki İncirlik''teki her biri 20 Hiroşima bombası gücünde bombaların iki anahtarından biri Türkiye''dedir.
Böyle bir Orta Doğu, böyle bir Asya, böyle bir Dünya ister misiniz? Yarın devam edeceğim.
Nükleerden vazgeçmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Nükleer ve biyolojik silahlar kadar insan ırkını tehdid eden hiçbir tehlike yoktur. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, bu büyük kâbusu önlemek istiyor. Türkiye, NATO''nun temel politikasına tâbidir. Bu bakımdan harekât alanımız sınırlıdır. 1980''li yıllarda, iki rakip nükleer güç, ABD ile Sovyetler Birliği arasında nükleer ve biyolojik silahları sınırlamak ve zamanla sıfıra indirgemek müzakereleri yapılırdı. İsviçre''de toplanan iki taraf, tedricen azaltmak yolu ile sonuca ulaşılacağını söylerlerdi. -Thatcher ile tam mutabakat hâlinde- 20. yüzyılın en büyük ABD başkanı Reagan ve diğer bir büyük adam, Gorbaçov, insanlık için cidden korkutucu bu korku çağını kapattılar ama sorun, ortada kaldı.
1980''lerde Tercüman gazetesinde orta sayfada haftada 7 siyasî makale yazıyordum. Nükleer ve biyolojik felâketleri önleme müzakerelerini büyük ümitle izleyen birkaç yazım vardır. ABD ile Sovyetler''in birbirlerine zerre kadar güvenleri yoktu. Rusya, Kaliforniya''yı istiyordu. Amerika, Rusya''yı saf dışı etmek... Ama birisi Batı uygarlığını, diğeri ise dejenere olsa bile yine Batı uygarlığının bir tarafını temsil ediyordu. Nitekim Rusya bugün Batı sistemine döndü ve sistemin içinde haklı yerini aldı. İran böyle mi? ABD ve Batı''nın antitezini temsil ediyor. Ancak, eski Sovyet gücünün onda birine sahip bulunmaksızın bu iddiasını sürdürüyor. ABD ve Rusya''ya gelince, yine 1990 öncesi nükleer güçlerine sahip. Farkları, birisinin Arz üzerindeki canlıları 1000 yıl için 4, diğerinin 40 defa imhâ edecek durumda olması. Doğrusu esaslı fark! Hangisi kazanır dersiniz? İnsanlık için utanç verici durumdur. Sayın Erdoğan, İran''ı durdurmak, aynı zamanda nükleer silâh sahibi ülkeleri insanlığa davet etmek istiyor. Tarihçi olarak ümitli değilim. Fakat bu yolda hiç çalışma, teşebbüs, gayret gösterilmesin demek değildir. Aksi takdirde çok kötü bir Dünya oluştururuz. Nükleer ve biyolojik silâhlardan arınmış, çevre bilincine ulaşmış insanlık, şan ve şerefle 2500''lere yürüyebilir.
7+1+12=20''ler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
20''ler, Washington''da Başkan Bush''un başkanlığında toplandı. Global finans krizi görüşüldü. Niçin oluştuğu incelendi. Krizden nasıl çıkılacağı tartışıldı. Birtakım kararlar alındı. Ekonomistlerin ve ekonomi yazarlarının bir kısmı bu kararları beğendi, bir kısmı yeterli bulmadı. Toplantıya yeni seçilen başkan Obama katılmadı. Böylesine global ve derin bir sorumluluğa ortak olmak istemedi.
Dünyanın 7 süper sanayileşmiş zengin ülkesi: ABD, Kanada, Japonya, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, aralarına, zengin olmamakla beraber büyük nükleer güç sahibi Rusya''yı da mızıkçılık çıkarmaması için aldılar. Oldu G-8''ler (Group of Eight). Yılda bir defa bu ülkelerin devlet veya hükûmet başkanları dünyanın bir yerinde toplanır, dünyaya nizâmât verir, yoksul ülkelere bol keseden tahsisat kararlaştırır, sonra vaad ettikleri meblağların ancak bir kısmını ödemekle yetinirler. G-8, 25 Eylül 1999 Washington zirvesinde, gelişmekte olan 12 ülkeyi aralarına alarak G-20 şeklinde toplanmaya karar verdi (G-8 toplantıları ayrıca gene devam edecekti). 12 ülke şunlar: Türkiye, Suûdî Arabistan, Endonezya, Hindistan, Çin, Kore, Avustralya, Meksika, Arjantin, Brezilya, Güney Afrika ve AB... Bu 20 devlet, dünya servetinin yüzde 80''ini elinde tutuyor. Biri Türkiye, biri Arap devleti (S.Arabistan), biri Endonezya olmak üzere 3 Müslüman ülkenin alındığı görülüyor. Çin ve Hindistan birer milyarın üzerinde yoksul nüfusa sahip iki çok önemli devlettir. Ayrıca 3 Latin Amerika devleti (Meksika, Arjantin, Brezilya), Güney Kore, tek Afrika devleti olarak Güney Afrika Cumhuriyeti, nihayet G-8''lere katılmaya bünyesi yeterli Avustralya var. İki zengin sanayi devleti İspanya ile Hollanda katılmamış, bunlar G-8''leri G-10 hâline getirmek peşindeler. Bu defa Washington toplantısında Suûdî Arabistan Kralı Abdullah, Federal Almanya Şansölyesi Angela Merkel Hanım, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İngiltere ve Japonya başbakanları gibi önemli devlet adamları bulundu. Türkiye''yi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başarı ile temsil etti.
Obama''laşan bir dünya
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünyamız Obama''laşıyor mu nedir? Ülkelerin bünyelerinde öyle şeyler gerçekleşiyor ki, dün denecek yakın geçmişte akıldan geçirilmezdi.
Birleşik Amerika''da Ann Dunwoody adında 55 yaşında korgeneral rütbesinde bir hanıma, büyük törenle ve Başkan Bush''un onayı ile 4. yıldız takılarak orgeneral''lik verildi. Dünya tarihinde bu askerî rütbede ve fiilen askerlik görevinde bir kadın hatırlamıyorum. Babası, büyükbabası, onun da babası hep West Point mezunu imişler ki, ABD''nin ünlü kara harb okuludur. Ann Dunwoody de 33 yıl önce 22 yaşında teğmen olarak buradan mezun olmuş. ABD kara ordusunun yüzde 12''sini kadınlar oluşturuyor.
Yeşiller Partisi, Federal Almanya''nın 3. büyük partisidir. Koalisyona katılır ve ekseriya dışişleri bakanlığını alır.
Cem Özdemir, 21 Aralık 1965''te Almanya''da doğmakla 43 yaşındadır. Türkiye''den Almanya''ya göçen işçi bir baba ile işçi bir annenin oğludur. 1981''de 16 yaşında Yeşiller Partisi''ne giriyor. 16 Ekim 1994''te 29 yaşında, Leylâ Okur''la birlikte Federal Meclis''e milletvekili seçildi (Bundestag''a 4 yıl için 603 milletvekili seçilir, baraj Avrupa için çok yüksek yüzde 5''tir). Özdemir hâlen İstanbul şivesi ile bizim milletvekillerimizin bazılarından çok daha temiz Türkçe konuşuyor. 2 yıl önce Avrupa Parlamentosu''na da milletvekili seçildi ise de şimdi istifa etmiştir.
Cem Özdemir, birkaç gün önce Yeşiller Partisi büyük kongresinde, yüzde 80''e yakın oy alarak, Claudia Roth ile beraber partinin eş başkanlığına seçildi. Partiye nedense 2 genel başkan seçiliyor. Claudia Hanım, her yıl Türkiye''ye gelip ülkemizi gezen yakından tanıdığımız bir Alman milletvekilidir, şimdi Avrupa Parlamentosu''nda.
Federal Almanya gibi dünyanın 3. devletinin 3. partisinin genel başkanlığının önemi üzerinde söz söylemek fuzulidir. Bir Türk göçmen çocuğunun seçimle bu mertebeye yükselmesi, bütün dünyada ilgi çekti. ABD''de nüfusun ancak yüzde 12''sini oluşturan Siyahlar''dan babası Kenyalı zenci bir senatörün başkan seçilmesinin Avrupa kıt''asında yansıması gibi algılayanlar oldu. Çevre, çifte vatandaşlık ve Türkiye''nin Avrupa Birliği üyeliği için çalışacağını söyleyen Özdemir, Federal Almanya dışişleri bakanı da olur mu dersiniz? Dünyamız Obama''laşıyor mu bilmem. Fakat birtakım olmazların olur hâle dönüştüğü muhakkak. Özdemir''i kutluyoruz. Başka Özdemir''ler de bekliyoruz...
Irak''ı boşaltmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bağdad''da ABD ile Irak hükûmeti arasında, 100 küsur maddesi tartışılıp değiştirilen bir anlaşma imzalandı. Bana göre bu anlaşmanın pek çok maddesi uygulanmayacak. ABD, Irak''ta birkaç üs''te vurucu gücünü yoğunlaştırıp, askerini parça parça çekecek. Amerika, 40 gün sonra Irak hava sahasının kontrolünü Irak hükûmetine bırakıyor. Yani 2009 girer girmez Türk hava kuvvetleri, PKK operasyonları için artık Amerika''dan değil, Irak hükûmetinden izin alacak. Bakalım kimlerden: Irak cumhurbaşkanı Kürt''tür. Irak dışişleri bakanı Kürt''tür. Irak genelkurmay başkanı Kürt''tür. Bu kişilerin hava operasyonumuz için izin vermeleri muhaldir. Önce ülkenizdeki terörün hakkından gelin! diyeceklerdir. Farazâ izin çıktı, ânında PKK''ya bildirirler. Teröristler inlerine çekilir. Uçaklarımız dağı taşı bombalar. Teröristler, dünyaya karşı ağlaşırlar.
Washington''ın Kürtleri Türkler, Araplar, İranlılarla baş başa bırakacağı sanılmaz. Araplar, Irak''ı Kürtlerden geri almak için, Amerika''nın çekilmesini bekliyor. Şu halde Amerika, Irak gibi çok daha geniş bir alanda, yeni bir Filistin mi oluşturmak istiyor? Şu manada: Yarım asır birbirleriyle vuruşacak, tarafların her biri Amerika''ya muhtaç kalacak bir coğrafya... Nitekim cumhurbaşkanlığında 7 yıl dış politikamızı yöneten Süleyman Demirel, çok uyanık bulunmamız hususunda uyardı. Irak''taki menfaatlerimizi koruyamadık. Oradaki problemleri Türkiye''ye de sıçrattık. Dış politikamızdaki vahîm hataların sonucudur. Amerika''nın, ''İkinci Tezkere''nin reddinden dolayı gördüğü çok büyük zararı hâlâ unutmamış bulunması ihtimali vârittir. Yarın 22 Kasım Cumartesi günü, Ankara''da Bahçelievler Millî Kütüphane Konferans Salonu''nda saat 10''da başlayacak Yahyâ Kemâl sempozyumunda, öğleden önce konuşacağım. Giriş serbesttir.
Kuzey Irak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kuzey Irak Kürt otonom yönetimi, daha açık ifadeyle Kürdistan, Bulgaristan''dan külliyetli silâh satın almış. AB üyesi olmakla burnu büyüyen Bulgaristan yarım ağızla satmadım diyor. Amerika''nın rızası altında Saddam''ın Arap standardında muhteşem sayılan ordusundan yağmaladığı silâhlar, demek ki gelecekte Kürt ihtiyaçları için yeterli görülmemiş.
Barzani bu silâhları Türkiye için mi satın aldı? Sanmam. PKK için mi? Böyle bir tahminde bulunsam okuyanları güldürürüm. İran için mi? İran gerçek bir savaşta Kürdistan''ı kırk sekiz saatte işgal eder. Suriye dostumuza gelince, gerçi Kürtleri hiç sevmez, ancak bugün Suriye devleti ve ülkesi değil, fakat Şam''daki köhne ırkçı sosyalist azınlık Baas rejimi, kendi derdine düşmüş, Ankara''nın eteğine yapışmış durumda.
Bu silâhlar, bunların hiçbiri için değildir. Irak devletine karşı kullanılmak için satın alınmıştır.
Kürtler, Amerika el çeker çekmez, Sünnî''si ve Şîî''si ile Arapların, Kürdistan otonomisini hizaya getireceğini biliyorlar. Arap âlemi, Türkiye''den koparılıp kendi coğrafyasına aldığı Kuzey Irak''ın, Arap''lıktan ayrılmasına izin vermeyecektir.
Kürt, Yahudi gücünde değildir. Mukayese bile edilemez. Evrensel boyutta Yahudi nüfuzunun yüzde birine sahip olamazlar. Yahudiler Filistin''i, Arap coğrafyasından kopardılar ama, Kürtlerin buna benzer bir gücü yoktur.
Zaten Amerika, bir müddet daha Kürtleri kullandıktan sonra, bırakıverecektir. Büyük devletler, küçük kavimleri, asırlarca birlikte yaşadıkları devletle bozuşturduktan sonra işleri bitince kendi başlarına bırakırlar. Türkiye elbette 9 asır birlikte yaşadığı Arap âlemi ile iyi geçinecektir. Buna rağmen, Kürtlerin ezilmesine izin vermez. Zira vatandaşlarımız üzülür. Sınırlarımızda bu çeşit maskaralık da istemeyiz. Bilmem Barzani, bu derecede öngörülü ve uzak görüşlü olabilecek mi?
Nalbandyan İstanbul''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan, 1 gün için İstanbul''a geldi. Turgut Özal''ın kurduğu Karadeniz Ekonomik İşbirliği''ne üye devletlerin dönem başkanı sıfatıyle yapılmış ziyarettir. Cumhurbaşkanımızın Ermenistan ziyaretinin iadesini tabiatiyle Ermeni cumhurbaşkanı yapacaktır.
İki tarafta da normal politik ilişkiler kurulması, büyükelçi ve konsolos teatisi arzusu var. Rusya''dan bağımsızlık kazandığı son 20 yıl içinde 4 milyon nüfusunun 1 milyonunu göçmen olarak gönderen Ermenistan, çok büyük sıkıntı ve mahrumiyetler içindedir. Yalnız İran tarafından destekleniyor. Diğer 3 komşusu Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ile kavga ediyor.
Ermenistan''ı Trabzon yolu ile Karadeniz''e çıkarıp dünyaya açmak bizim elimizdedir. Böylece Ermenistan Cumhuriyeti''nin çehresi değişecek, büyük refah oluşacaktır. Zaten İstanbul''da 70.000 Ermenistan uyruklu Ermeni işçisine göz yumuyoruz. Türk mallarının Gürcistan''dan ulaşmasına da müsamaha gösteriyoruz.
Ermeniler''in Rus askeri sayesinde Azerbaycan topraklarını işgal etmeleri ve bir türlü boşaltmamaları, tek engeldir. Türkiye, Azerbaycan''ı gücendirecek bir harekette bulunamaz, Türk dünyasında prestijimiz sarsılır. Ermenistan''a gelince, Güney Kafkasya''da huzursuzluk kaynağı durumundan çıkmak isteyecektir.
Nalbandyan, Türkiye gazetemizin Dış Haberler Müdürü Hayrettin Turan''a (iki ülke arasında münasebetlerin normalleştirilmesi için ön şartımız yoktur) demiş, sınırın açılması ve elçi teatisini dile getirmiştir.
Türkiye ve Azerbaycan ile Ermenistan''ın normal ve çağımıza yakışır ilişkiler içine girmesi, Fransa ve Birleşik Amerika''daki Ermeni diasporasının, yaygaralarını hafifleteceği için, çok işlerine gelmiyor. İran''ın hiç işine gelmez. Papa Cenabları da telâşlandı, yarın ele almak istiyorum. Savaş''ın barış''tan kolay, barış''ın savaş''tan zor olduğunu söyleyen mütefekkirler haklı mı nedir?
Papa''nın telâşı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Papa 16. Benedictus, tam Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan Türkiye''de iken bombayı patlattı. İlgili Vatikan kardinali, Türklerin Ermenilere 1915''te soykırım yaptıklarını söyledi.
Papa''nın telâşı açığa çıktı. Geçmişteki ince Vatikan diplomasisinin maziye karıştığı anlaşıldı. Kaba ithamlara başlandı. Türk-Ermeni yakınlaşmasının endişe uyandırdığı belli oldu.
Ermenilerin çoğunluğu Gregoryan Ortodoks, önemli bir azınlık Katolik ve küçük bir azınlık Protestan''dır. Vatikan politikası, Ortodoksları hangi milletten olurlarsa olsunlar etkilemek ve Katolik egemenliğini arttırmaktır. Vaktiyle Papa, Ortodoksluğu yutmak üzere iken (Ayasofya''da bir kardinal tarafından Katolik âyîni bile yapıldı. Fâtih Sultan Mehmed''in, cihan devleti politikası gereği Roma imparatoru sıfatı ile Otodoks Cihan Patriki''ni ve Ortodoks mezhebini himayesine alması, Papa''ya ve Katolik mezhebine büyük darbe oldu. Avrupa tarihinin akışını değiştirdi.
Fener''de oturan Patrik''in 200 devlet tarafından tanınan sıfatlarını reddetmek, Eyüp kaymakamının emrinde bulunduğunu iddia etmek, Fâtih''in ve Atatürk''ün izin verdiği okullarını kapatmak tavrımız, Türk etkinliğini kırıyor ve Türkiye''ye büyük zarar veriyor.
Bizden çok iyi tarih bilen Papa, Nazi gençlik örgütündeki heyecanlı günlerinin verdiği nostalji ile, telâşını saklayamadı. Ortodoks Cihan Patriki''nden sonra Eçmiadzin Patriki''nin de Türkiye''ye yakınlaşma ihtimalinden dehşete kapıldı.
Doğrusu 16. Benedictus, dünya barışına yararlı davranmadı. İki tarafı kışkırtarak husumeti canlı tutmak istedi. Geçmişi soykırımlarla dolu Engizisyon Hıristiyanlığı''nı unuttu. Biz Türkleri suçladı. Büyükelçi teati ettiğimiz Vatikan Devleti ile ilişkilerimize gölge düştü. Biz Papa''yı, türlü menfaatlerin peşindeki sorumsuz Batı politikacılarından daha bilge sanırdık.
Vatikan ve Ermeni
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Kasım, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Papa 1. Benedictus, Lübnan Ermenileri ruhanî lideri Avram''ı kabulünde 1915''te din yolunda ölen Ermeniler''den bahsetti. Geçen hafta da 1915 Ermeni soykırımı demişti. Alman asıllı Papa''nın, Ermeni tehcirini müttefikimiz Almanya''nın isteği üzerine yaptığımızı bilmesi gerekir.
Lübnan Ermenileri, 1915''te tehcîr ettiklerimizin torunlarıdır. Tehcîr sırasında kafileleri basan Kürt çeteleri, haklı intikam duyguları ile göçmenlere epey zayiat verdirdiler.
Ermeniler din yolunda ölmediler. Çanakkale''de dünyanın yarısına karşı savaştığımız anda, Ruslar''la birleşip Doğu Anadolu''yu kana buladılar. Kürt, Türk, Çerkez, Gürcü ayırmayıp yüz binlerce Müslüman''ı işkenceyle öldürdüler. Asıl şehidler onlardır. Çekilirken arkasından vurulan 3. Ordumuz''dur. Yüz binlerce Kürt vatandaşımızdır.
Devletler, elde silâh isyan ederek kesip biçenlere ne muamele yaparlarsa onu yaptık. Tehcîr''e bu olayları en iyi bilen Ziyâ Gökalp mukaatele diyerek tek kelimeyle tanımlamıştır (mukaatele=karşılıklı biribirini katletmek, öldürmek).
Papa Cenabları, Vatikan''ın Türkler''e tarihte kalmış hınçlarını mı dile getiriyor? Fâtih Sultan Mehmed 1453''te, Ortodoks''luğu himayesine alıp Katolikleşmelerini önlemişti. Fatih üstelik Bizans''ın zulmünden kurtardığı Ermenileri İstanbul''a yerleştirip başlarına bir patrik atadı ki hâlâ devam ediyor. 70 yıl sonra torununun oğlu Kaanûnî Sultan Süleyman, Türkler''e hasım olmasına rağmen Luther''in Protestanlar''ını, Katolikler''e karşı savundu ve yutulmalarını engelledi. Kaanûnî''nin torunu Üçüncü Sultan Murad, Papa''nın azılı düşmanı Anglikanlar''a büyük destek vererek İngiltere''de Protestan''lığın kesinleşmesine yardımcı oldu. Doğrusu Alman Lüteryenleri, İngiliz Anglikanlar''ı, Ortodokslar gibi, Türkler''e minnettar, hiç değilse saygılı davranmalıdırlar.
ASALA''cı Ermeniler''i Paris''te katliam yapıncaya kadar soğukkanlılıkla seyreden Avrupalılar, acaba bugün gerçekten Türk-Ermeni barışını istiyorlar mı? İstiyorlarsa bu telâş nedir?..
Mumbai''de 60 saat
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan, güzel bir Hindistan ziyareti yaptı. Bütün Türk tarihinin en önemli 10 dâhîsi arasına girebilen Bâbür Şâh''ın (1483-1530) oğlu ve halefi Hümâyûn Şâh''ın (1508-1556) Delhi''deki muhteşem anıt-kabrini ziyaret etti. Hindistan''ı 1000 (bin) yıl Türk devletleri yönetmiştir.
Hümâyûn Şâh, babası gibi Türkçe''de şairdir. Büyük Timur''un (1336-1405) 6. kuşak torunudur. Hindistan imparatorudur. Böyle bir hükümdar, cihan pâdişâhı Kaanûnî Sultan Süleyman''a yazdığı 25.10.1548 tarihli Topkapı Sarayı Arşivi''ndeki resmî mektubunda dünyada ve âhirette azîz pâdişâh babam diye hitâb ediyor. Hey gidi günler!..
Hümâyûn''un torununun oğlu Şâh-ı Cihân (1593-1666)''ın eşi -o da Türk asıllı- Ercmend Bânû Pâdişâh-Beğim (yani imparatoriçe) (1592-1632) ile karşılıklı mezarı olan Osmanlı mimar ve hattatlarının çalıştığı dünyanın en güzel mimari yapısı Agra''daki Tâc-Mahall''i ziyareti Başbakanımız tabiatiyle ihmal etmedi.
Hindistan''ın 18 milyon nüfuslu finans ticaret ve sinema merkezi Bombay, yeni adıyla Mumbai şehrinde terör tarihinin en büyük eylemlerinden biri, Başbakanımızın ülkeden ayrılmasından hemen sonra gerçekleşti. 60 saat süren eylemde 195 kişi 18 İsrailli, 5 ABD''li öldürüldü, 300 yaralı var. Türkiye''ye çamur atma fırsatı oluşmadı.
Pakistan, Hindistan''ın 11 Eylülü sayılan bu radikal dinci örgütle ilgisi bulunmadığını bildirdi. Atom bombası takılı Hind ve Pâkî füzelerinin karşılıklı mevzi almaları, zaten dehşet saçıyor. Eylem, el-Kaide''ye bağlı yeni bir örgütçe yapılmışa benziyor. Hindistan''ın en tarihî, Asya''nın 1903''te kurulan mihrâcelerin kaldığı en ünlü oteli güzel Tâc Mahal Oteli''nin teröristlerce işgali, terör tarihinde yeni bir sayfa açtı. Bombay şehrine, Hindistan''a geçmiş olsun!
HHH
Geçen haftaki yazımda Papa 16. Benedictus, (1. Benedictus) olarak çıkmış.
Türkmenistan''dan geldik
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Türkmenistan''ın 2. Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov (bizim şivemizle: Muhammed-verdi-oğlu Kurbankulu) ve Azerbaycan''ın 4. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile,Türkmenistan''ın Türkmenbaşı limanında buluştu.
Türkmenbaşı, eski adıyla Krasnovodsk, Hazar''ın güneydoğu kıyısında, Bukû''nun tam karşısındadır. Bu suretle Türkmen asıllı Batı Türklerinin bugünkü sınırları, Ege Denizi ile Amu Derya Nehri arasında uzanıyor. İnanmayan haritaya bakar.
Sayın Gül, önemli konuşmalar yapıldığını söyledi. Dışişleri Bakanı Ali Babacan da Kırgızistan''ın başkenti Bişkek''te idi. Türkiye''nin kurduğu Manas Üniversitesini ziyaret etti.
Türk devletleri zirve toplantıları, Türkeş''le Demirel''in eseri idi. Özal''ın da katkısı vardır. Göktürk hâkanları gibi örsle demir dövdüler. Adriyatik''le Çin Seddi arasında uzanan Türk âlemi, Türk''ü küçümseyen bazı coğrafya ve tarih cahillerinin sözde alaylarına rağmen, fiilen ortaya çıkarıldı. Sonraki politikacılar incir çekirdeğini doldurmaz işlere daldılar. Cumhurbaşkanı Sezer ile bazı başbakanların ve parti liderlerinin en küçük gayretleri görülmedi. Türk''e açılmış en zengin sofra idi ki nasipsizlere kapanmıştır.
Biz Türkiye Türkleri, bugünkü Türkmenistan topraklarından hareketle önce Selçuklu, sonra Osmanlı cihan devletlerini kurduk. Oğuzlar''ın Kınık boyu Selçuklu, Kayı boyu Osmanlı''yı doğurdu. Kök Tengri''ye (Gök Tanrı''ya) inanan Oğuz''a Türkmen, yerleşik hayata geçen Türkmen''e Türk, büyük beldelerde yüksek kültüre erişenlerine Osmanlı dendi. Türkmenistan''dan çıktık. Az zamanda Azerbaycan ve Anadolu gibi iki muazzam ülkeyi Türkleştirdik. Açık denizlere eriştik. Ordumuzun yanında tarihimizde ilk defa donanma da kurduk.
Türkmenistan''ı Azerbaycan yoluyla Türkiye, açık denize çıkarıyor. En hacimli enerji alanlarını dünyaya açıyor. Bu en büyük misyona önderlik edebilen AB üyesi ve NATO üyesi Türkiye, tarihte ilk defa 1918''de yitirdiğimiz büyük devlet pozisyonunu tekrar kazanacaktır.
Bush''un ardından
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Bush''un Afganistan''da ve Irak''ta yaptığı tahribat, 13. asırda bu ülkelerde Cengiz''in ve torunu Hulâgû''nun yaptıklarını gölgede bıraktı. Çok büyük tarih yaşamış bu iki önemli bölge, Arz''ın ta öbür tarafından gelen bir başka cihan devleti tarafından neden, niçin, nasıl bu hâle getirildi, inanılması zordur.
Zira Afganistan''da Moskova''da okumuş komünist Afgan subayları, kralı kaçırdılar. Afganca, Farsça, Türkçe konuşan iki milliyetin yaşadığı Afganistan''da kral, birliği simgeliyor ve sağlıyordu. Irak''ta ise daha önce, Baasçı yani koyu sosyalist totaliter Arap ırkçısı subaylar, Hâşimî hanedanından krallarına daha radikal davrandılar, linç etmek alçaklığını irtikâb ettiler. Irak milleti diye bir millet yoktur. Irak''ta Araplar, Kürtler, Türkler vardır. Irak''ta kral, millî ve dinî birliği simgeliyor ve sağlıyordu. Sırtını komünist Moskova''ya dayayıp, Kuveyt''ten başlayarak 7 Arap monarşisini ilhâka, Kürtler''i ve Türkmenler''i kesip biçmeye kesin kararlı, epey Arab''ı da zulmünden esirgemeyen kanlı kaatil Saddam, Amerika ile gırgır geçmeye başladı. Baba Bush, dostu Özal''ı dinlemedi, Bağdad''a girip Saddam''ın hakkından gelmedi. Çok acemi olan oğul Bush ise, monarşiyi yeniden kurmak tekliflerine akıl erdiremedi. Afganistan''a, Rus ordularını, komünist Afgan devlet adamları çağırdılar. Amerika, Pakistan''da yetiştirdiği Tâliban''ı (medrese öğrencilerini), ülkeye soktu. Kralı getirdi ama tahta çıkaramadı. Şimdi NATO''ya dayanarak vakit geçiriyor. Tâlibân ve el-Kaaide, cihan devleti Amerika''nın beceriksizlikleri sebebiyle akıl almaz boyutlara ulaştı.
Şimdi ümitler Başkan Obama''ya ve Hillary Clinton Hanım''a bağlandı. Ne yapacaklar? Göreceğiz...
Afrika ve biz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Ankara Üniversitesi''nde Afrika Çalışma Merkezi''ni açtı. Konuşmasında "Afrika''nın sorunları sadece Afrikalıların omuzlarında bırakılamaz" dedi. Ne demek istedi? Aşağıda sunacağım. Üniversitelerimizin Afrika konusunda bir enstitüye ihtiyaçları olduğunu belirtmek isterim. Darısı tez vakitte İbrânî, Ermeni, Yunan, Kürt araştırma enstitülerine...
İmparatorluğumuzun Afrika ülkelerinden ancak 1923 Lozan Anlaşması ile vazgeçtiğimiz bugün unutulmuştur. 3 kıt''alı Osmanlı Türkiye''si unutuldukça unutuldu. Son 60 yılda yepyeni bir Afrika doğdu. Sömürgeler kıt''ası çok sayıda devlet içeren kıt''aya döndü. Bu devletlerin çoğu geçenlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği için Türkiye''ye oy verdiler.
8''ler denen dünyanın en zengin 8 devleti, her yılki mutat toplantılarında Arz''ın nüfusu maalesef ürpertici şekilde çoğalan en yoksul kıt''ası Afrika için parlak projeler kararlaştırdılar. Hiçbirinde sözlerini tutmadılar. Az bir yardımla yetindiler.
ABD Afrikalı köleleri dolayısıyla, İngiltere ve Fransa kıt''ayı âdetâ aralarında paylaşan uçsuz bucaksız sömürgeleri sebebiyle, Rusya komünizmi kıt''aya sokup çok kan döktüğü için, İtalya ile Almanya keza Siyah Kıt''aya geçmişte kötü niyetlerle girdiklerinden, Afrika''ya borçludurlar.
Osmanlı, 16. asır başlarından itibaren Afrika''nın en büyük kısmını yönetti. Avrupa devletlerinin sömürge sistemlerine hiç benzemeyen eyaletler oluşturdu. Kıt''ayı Avrupalı müstevlîlere karşı savundu. Hiçbir tarih kitabı, Türklerin Afrika ülkelerini sömürge diye yazmaz, Türk yönetimi diye yazılır. Zira sömürmedik.
Afrika devletleri ile diplomatik ilişkilerimiz asgarîde tutuldu. Hattâ Gana''da açtığımız büyükelçiliği bir müddet sonra kapattık. Şimdi AK Parti hükûmeti, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, 10 Afrika devletinde büyükelçilik kurulmasına karar verdi.
Dışarıya açıldıkça açılan bir Türkiye, bizi 3. Dünya ülkesi olmak süper tehlikesinden uzaklaştırarak tarihî istikametimizde ilerletecek ve Büyük Türkiye oluşacaktır.
8.5 trilyon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İçinde bulunduğumuz krizi önlemek için Amerika şimdiye kadar 8.5 trilyon (8.500.000.000.000) dolar harcadı. Kriz bitmiş değil. Binaenaleyh Washington daha epey trilyonlar döküp saçacak. Sonunda krizden çıkacak. Gücünden, kuvvet dengesinden bir şey kaybetmiş olmayacak. Zira bütün devletler kendi bünyelerine göre zarar gördü. Türkiye''nin az zararla çıkması ciddi bir ihtimaldir. 8.5 trilyon dolar, 2007 ABD gayri sâfi millî hâsılasının yarısıdır (Türkiye 2007 GSMH''sı 800 milyar dolardı). Türkiye''nin yıllık GSMH''sının tam 10 katı... Birkaç gün önce Amerika''da yapılan aynı hesaplara göre, ABD günümüzün değerleriyle İkinci Cihan Savaşı için 3.6 trilyon dolar harcamış. Demek son finans krizine verdiği destekle, tarihin en büyük savaşını iki defa kazanması mümkün imiş! Irak Savaşı ABD''ye 597 milyar, Vietnam Savaşı 698 milyar, Kore Savaşı 454 milyar, Ay''a iniş 597 milyar, NASA (Uzay) harcamaları 851 milyar dolara mal olmuş. İkinci Cihan Savaşı sonrası mahvolan Avrupa''yı kalkındırmak için Marshall Planı''na sadece 115 milyar dolar harcanmış (burada Türkiye de önemli askerî yardım aldı). Bugünkü muhteşem Fransa, Almanya vs ekonomileri bu meblağ ile oluşturulmuş. Birinci Cihan Savaşı (1914-18) için örnek verilirse: Her iki tarafın yalnız askerî harcamaları 332 milyar dolar imiş ki bugünkü değeri 6.6 trilyon dolardır (William Langer, World History, Londra 1948, s. 951) Richard Aldington''a göre (Lawrence of Arabia, Londra 1955, s.138), Enver''in bizi soktuğu aynı Birinci Cihan Savaşı''nda yalnız İngiltere, savaşı 3 yıl uzatan biz Türklere karşı 1 milyondan fazla asker sevk etmiş, Türklerle savaş için 750 milyon altın sterlin harcamış, bu meblağa Rusya ile Fransa''nın Türklere karşı harcadıkları dahil edilmemiş. Langer, savaşta yapılan tahribatın ve yitirilen servetlerin ise hesaba gelmeyeceğini yazıyor.
> BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
..Pakistan ve Afganistan
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan''ın Hindistan ziyaretinden sonra, geçen hafta sonunda İstanbul''da bir Türkiye-Pakistan-Afganistan zirvesi yapıldı.
Pakistan''la ilişkilerimiz, Pakistan devleti kurulduğundan bu yana mükemmelin bile üzerindedir (Pakistan''a ilk büyükelçi olarak Türkçe''nin gelmiş geçmiş en büyük şairini göndermekle sevgimizi belirtmiştik). Hindistan''la da dostuz, Pakistan''a yakın durmamız engel değildir. Bin yıl kaldığımız ülkelerdir. İki çok önemli devlet arasındaki anlaşmazlık, Keşmir meselesinden kaynaklanıyor, devam ediyor ve bizi üzüyor. Hem Pakistan''ın, hem Hindistan''ın yüzü Batı''ya dönüktür. ABD ile de yakındırlar.
Pakistan, ABD askerinin Afganistan''daki teröristleri Pakistan topraklarında da takibi sebebiyle şikâyetçidir. Ancak sebep, terördedir. Bombay eylemi, Asya''nın 11 Eylülü şeklinde algılandı. El-Kaaide ve bağlantısı çetelerle Tâlibân, Pakistan ve Afganistan''da cirit atıyor.
Pakistan ile Afganistan''ın arasının açılmasında terör faktörü ağırlıklıdır. Geçen hafta İstanbul''da Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Pakistan''ın genç ve yeni cumhurbaşkanı Âsıf Ali Zerdârî ile
Afganistan cumhurbaşkanı Hamîd Karzâî''yi buluşturdu, barıştırdı. Asya''da barış için önemli girişimdir. Nitekim Başkan Bush, Abdullah Gül''ü telefonla aradı, teşekkür etti.
Pakistan''la Afganistan iyi geçinmek durumunda bulunan iki Sünnî Müslüman devlettir. Afganca (Peştû) konuşan Afganların yarısı Afganistan''da, yarısı Pakistan''da yaşamaktadır. Pakistan''ı oluşturan 4 federe otonom eyaletten kuzeydekinde Afganlar yaşar, Afganca -Urduca ve İngilizce yanında- resmî dildir. Bu eyalet, Afganistan''ın güneyine bitişiktir.
Afganistan''da Amerika''nın kurduğu hükûmet güçsüzdür. Bizzat Karzâî "Benim hükmüm Kâbil''den dışarıya geçmez" demiştir. Modern Afganistan''ın oluşmasında son dönem Osmanlı''nın ve Türkiye Cumhuriyeti''nin emeği vardır. Kuzey Afganistan, Güney Türkistan''dır. Mevlânâ, Belh doğumludur.
.Deveciyan hakkında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Patrik Deveciyan, Chirac''ın cumhurbaşkanlığında bakan idi. Şimdi Sarkozy tarafından tekrar bakan yapıldı. Sarkozy''nin Türk kompleksi, Osmanlı Türkiye''si teb''ası olmasından kaynaklanıyor. Deveciyan''ın ailesi de Osmanlı Türkiye''sinde deveci idi. Zaten bugün de Türkçe soyadı taşıyor.
Deveciyan''ın Türk karşıtlığı öyle Sarkozy''ninkine falan benzemez. Tamamen radikaldir. Sarkozy ile şahsî dostluğu malûmdur. Ancak Sarkozy, Fransız''dır. Deveciyan ise önce Ermeni, sonra Fransız''dır. Misyonu, Türkiye ile Fransa gibi asırlarca yakın ilişki kurmuş iki büyük devletin arasını açmaktır. Ermeni menfaati bahis konusu olunca, Fransa vız gelir, nitekim Fransa aleyhindeki davaların avukatıdır.
ASALA denen kanlı Ermeni çetesi, 1984''te Paris''in Orly hava limanında çok Fransız kanı döktüğü zaman Fransız mahkemesinde katilleri savunan avukat, bizim Deveciyan idi. Bu eylem ASALA''nın sonu oldu. Akabinde PKK çıktı.
Mahut Ermeni tasarısı, Fransız hükûmetince Senato''ya intikal ettirilmedi. Fransa''nın geleneksel hümanist şöhretini yerle bir eden, insanlara konuşmayı, yazmayı, hattâ düşünmeyi yasaklayan bu tasarı, kadük oldu. Bundan sonra Deveciyan, mimarı bulunduğu tasarının âkıbetinden fazla üzülmesin diye, 26 milyar euro''nun harcanması ile görevli bakanlığa getirildi.
Deveciyan, avukatlığını yaptığı meşhur Fransız gangsteri Charles Willoquet (Şarl Viloke), cezaevinde yatarken ona silâh vermekle de sorumlu tutulmuştu.
Fransa''yı severiz. Başının belâya girmesini istemeyiz. Türk Yenileşme Tarihi''nde hem devlet kuruluşlarında, hem edebiyatımızda örneğimiz Fransa oldu. Vietnam''ı geçtik, Cezayir''deki, Burundi''deki milyonların katledildiği soykırımları ile başı belâya girmiş bir büyük devlettir. Neyse hayırlısı ile Avrupa Birliği dönem başkanlığı sona eriyor. 1 Ocakta başkanlık Çek Cumhuriyeti''ne geçiyor. Fransa''ya tekrar sıra 2022''de gelecek...
Nelerle savaşıyoruz?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünya borsalarında işlem gören kapitalin toplamı 51.6 trilyon dolarmış. 2008 sonbahar krizinde bunun 25 trilyonu erimiş, buharlaşıp havaya karışmış, daha anlaşılır tabirle hisse senetleri düşmüş. Anlı şanlı bütün ABD, Japon, Alman şirketlerinin senetlerinin değeri yarıya inmiş.
Kâğıt üzerinde dünya 25 trilyon dolar kaybetmiş. Ama daha açık ifade ile ortada kaybolan, yok olan bir şey yok. Her şey yerli yerinde. Bunların sadece değerleri yarıya inmiş. Bu da modern zamanlarda tarihin en büyük çapta ekonomik krizi sayılıyor.
Buna New York ve Washington''a terör taarruzu olan 11 Eylül trajedisini ekleyiniz. Bu eylemlerde gökdelenler yerle bir oldu. Binlerce insan öldü. Büyük maddî zarar oluştu.
Demek 21. asır hiç de parlak, insanlığa ümit veren karakteristik olaylarla açılmadı. 11 Eylül''den itibaren, cihan devleti ABD, artık herhangi bir devletin tehdidi altında değil, böyle bir devletle savaşmak ihtimali bile çok düşük. Pekiyi Irak''taki, Afganistan''daki yüz binlerin öldüğü savaş kiminle yapılıyor? ABD ve müttefikleri, bu arada Türkiye (PKK ile) terörist örgütlerle savaşıyorlar.
Bu savaşın boyutları, devletler arası harbin boyutlarından çok da küçük değil. Saddam''ın Arap âleminde birinci sayılan güçlü ordusu vardı. Amerika bu orduyu birkaç günde ve az zayiat vererek ortadan kaldırdı. Terör örgütleri ile savaşta ise büyük kayıplar verildi. Hâlâ bitmedi. Biteceğe de benzemiyor.
Alın size 21. Yüzyıl... Üçüncü Binyıl (Milenyum)... İletişimde, haberleşmede, ulaştırmada, elektronikte, genetikte, her alanda hârikalar başaran insanoğlu, san''atta, edebiyatta, musikide gerçi geçen asırlara erişemedi ise de, eğitim ve öğretim olağanüstü yayıldı. Ancak terörün hakkından gelemedi. Enerji paylaşımı yapılamadı. Savaş hâlâ devam ediyor. Ve edecek gibi. Üstelik bir de evrensel ekonomik kriz belâsı eklendi...
Yunanistan''da ayaklanma
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yunanistan''da halkın ayaklanması, hiç de beklenen bir olay değildi. 16 yaşında bir delikanlının polis tabancasından seken bir kurşunla ölmesi üzerine gençler, işçiler ve işsizler ayaklandı. Yalnız olayın geçtiği Atina''da değil, bütün ülkede... Hatta Avrupa''daki Yunan temsilcilikleri -İstanbul Başkonsolosluğu dahil- masûn kalmadı.
Olaylarda 1 kişi öldü ama, oluşan hasar şimdiden 1 milyar euroyu buldu. Genel grev başladı. Sol bir ayaklanma karakteri belli. Başbakan Karamanlis neo-anarşistler dedi.
27 Mayıs 1960 öncesinde İstanbul''da tanka tırmanan bir üniversite öğrencisinin seken polis kurşunu ile ölmesini hatırlattı ki, Moskova''ya bağlı Komünist Gençlik Örgütü üyesi idi. 27 Mayıs gibi Atatürk Türkiye''sini berbâd eden, Atatürk Meclisi''ni kapatan, komünizmi ülkemizde yeşerten, başımıza ölesiye hayat boyu lordlar çıkaran bir darbenin sebepleri arasında gösterilmiştir.
Yunanistan, Türkiye ile beraber Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine davet edilmiş, başbakanımız başta devletimizin belli başlı kuruluşları müzakereye
başlamak için 10 yıl müddet istemişlerdi. Yunanistan kurnazdır, akıllıdır, üzerine atladı, 1.1.1981''de tam üye oldu. 45 milyar dolar da hibe alarak, Türkiye ile eşit yoksullukta bulunmasına rağmen, zengin ülkeler arasına geçti.
O zamandan bu yana Avrupa Birliği''nde hibe sistemi kalktı. Müzakere çıtaları yükseldikçe yükseldi. Sovyetler''den ayrılan devletler tekrar Moskova''nın pençesine düşmemesi için acele üye kaydedildi, çoğu hiç demokrasi yaşamamış fakir ülkelerdi. Bu bâdirede eyvah ki gene biz Türkler yandık. Çağdaş uygarlık çizgisinde yarım asır kaybettik.
Avrupalıların her çağda gözdesi olan Yunanlılar, refaha gömülmenin verdiği dayanılmaz rehâvetin şımarıklığı ile hükümetlerine başkaldırdılar. Karamanlis düştü düşecek. Hiç de hayırlı bir olay değil. Ne Yunanistan, ne Avrupa için... Böyle protesto ve gösteri olmaz. Biz tarihçiler böylesine ayaklanma diyoruz, isyan bile olabilir.
el-Kaaide Brüksel''de
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Tarihçiler ileride el-Kaaide terör örgütünü herhalde Üçüncü Binyıl başında dünyanın büyük güçleri (İng. power, fr. puissance) arasında değerlendirecekler. Espri yapmıyorum. Baksanıza mahut örgüt, Avrupa Birliği''nin başkentinde öylesine teşkilâtlanmış ki, nice devletin Brüksel temsilciliklerine fark atar.
Neyse ki, PKK''yı ve komünist anarşistleri himayeden hoşlanan Belçika polisi, örgütü çözmüş. Daha doğrusu iddiası böyle. el-Kaaide, avuç içi kadar Belçika''nın Brüksel dışındaki şehirlerinde de fedailerini yerleştirmiş.
Ne yapacakmış? Brüksel''de toplanan 24 Avrupa devleti liderini, intihar bombacıları eliyle öldürecekmiş. Almanya şansölyesi Angela Merkel, Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve bu çapta diğer Avrupa devlet adamları...
New York-Washington eylemi ile Amerika''da tarihin en büyük terörünü gerçekleştiren el-Kaaide, geçenlerde Asya''da Bombay''da da kendini gösterdi. Zaten Irak''ta, Afganistan''da ABD ve NATO ile çarpışıyor ama, Batı yanlısı politika güden Asya devletlerine de haddini bildirmek istedi. Bir Avrupa-Asya devleti olan Türkiye''ye karşı İstanbul''da İngiltere başkonsolosluğuna, Mûsevî sinagoguna, sonra ABD''nin Boğaz''daki konsoloshane kalesine yapılanları da unutmuyoruz.
Avrupa liderleri, 6 aylık dönem başkanlığından Fransa''yı uğurlamak ve 2009''un ilk yarısı dönem başkanlığına gelecek Çek Cumhuriyeti''ni kutlamak için toplanmışlardı. Sarkozy''nin Türkiye''ye artık daha ihtiyatlı yaklaştığı, Çek Cumhuriyeti''nin ise Türkiye''nin üyeliğini istediği söyleniyor.
Ama tarihin en büyük medeniyet projesi olan Avrupa Birliği''ni sakatlamak için, bir yandan sınırları belirsiz kıytırık Kıbrıs Rumları, diğer taraftan el-Kaaide, çengel atmaya kalkışıyor.
Trilyonlar uçuşuyor
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1929''daki benzer bir krize, Amerika Birleşik Devletleri''nin, bütün vatandaşlarını ev sahibi kılmak hevesinin sebep olması, inanılması zor gibi geliyor. Kaldı ki Amerika, daha dünyanın finans başkenti New York sokaklarında yatıp kalkan on binlerce yoksulu yerleştiremedi. Hastane ve eczane kapısına yaklaştırılmayan on milyonlarca vatandaşına en basit sağlık hizmeti götüremedi. Tabiatıyla finans krizinin, çok ağırlıklı daha epey sebebi var. Bizde de Japonya''dakilerin sayısına ulaşan dolar milyarderlerinin yanında bir de CEO denen zümre oluştu. Ayda on milyon dolar maaş, yılda yüz milyon dolar ikramiye, bir o kadar emekli maaşına burun kıvırmaya kalkıştılar. Böyle bir sistemin aksayacağını kestiremeyen, kendileri de sistemin içinde bulunan, milyarlarca dolarlık kurumlarda çalıştırılan güyâ üstün zekâlı fütürologların palavra kestikleri, açığa çıktı. Daha vahîmi, demokrasiyi ayakta tutan politikacılar yara aldı. Vatandaş oyunun her zaman isabetli olmadığı, sıradan insanların bile seçilip kocaman makamlara yükselebileceği anlaşıldı. Beyazlar''a güveni sarsılan Amerikalılar, bir Siyah''ı tecrübe edecekler. Trilyonlar havada uçuşuyor. Dünya borsalarındaki senetlerin değeri 52 trilyondan 25 trilyon dolara, yani yarı yarıya düştü. Yüz binler işini kaybetti. Nice anlı şanlı geçmiş sahibi bankalar, holdingler, dev şirketler darda kaldı. ABD, bankalarının desteklenmesi için 750 milyar dolar ayırdı. 24 üyenin son
Brüksel zirvesinde Avrupa Birliği 268, Japonya 255 milyar dolarlık paketler hazırladı. AB=Japonya görüntüsü dikkati çekiyor. AB 268+Japonya 255=523 milyar dolar, Amerika''nın 750 milyarının gerisinde kalıyor. Bu da ABD ekonomisinin hacmini gösteriyor.
735. yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1219-1237 arasında Konya İmparatorluk tahtında oturan büyük hâkanımız Sultan Ulu Alâeddin, Selçuklu Türkiye''sinin Kaanûnî Sultan Süleymân''ıdır. Döneminde Anadolu Selçuklu Devleti, dünyanın en zengin ülkesi idi. 1243''ten itibaren Müslüman olmayan Moğol orduları, Anadolu''yu işgale başladı. Selçuklu Türk haşmeti azaldı, alçaldı. Bizans''a karşı Batı Anadolu''ya yerleştirilen Türkmen uc (sınır) beyleri, gittikçe bağımsızlığa kaydı. Anadolu Türk birliği bozuldu. 20 beyliğe dönüştü. Bunlardan Kayıhanoğlu Ertuğrul Gazi Bey (uc beyi 1231-1281) oğlu Osman Bey Gazi (uc beyi 1281-1324) henüz Söğüt''te arslan ininden çıkmamıştı. Oğuz iken İslâm''a geçerek Türkmen, oradan toprağa yerleşip beldeler kurarak Türk olmuş Anadolu halkı, her yıl ağırlığı artan Moğol tahakkümüne düştü.
Horasan Erenleri yettiler, yetiştiler. Pîr-i Türkistân Ahmed Yesevî (ölümü 1166) müridleri erenler, Horasan''dan gelip Anadolu halkını teselli ettiler. Dik tuttular. Diri kıldılar. Ümit verdiler. Müjdelediler. Yesevî''nin öğrencisinin, öğrencisinin öğrencisi Yûnus Emre (1240-1320), Hacı Bektaş Velî, Nasreddin Hoca, Âşık Paşa, nihayet babası ile Güney Türkistan''da Belh''ten çıkıp yavaş yavaş ilerleyerek Konya''ya yerleşen Mevlânâ Celâleddin Rûmî... Ve benzerleri... Tarihin en büyük hümanistleri... Türk tarihinin en büyük fikir akımı olan tasavvufun bihakkın erleri... Hazret-i Pîr Efendimiz, Moğollar''ın İslâm ile müşerref olacaklarını tebşîr buyurdu. Büyük Alâeddin''den başlayarak Konya''daki Selçuklu padişahlarının saygısı, halkımızın en içten sevgisi içinde, Türk''ün cihan devletinin parıltılarını haber verdi. Müjdeyi alan atalarımız, kırka ayrılmış Anadolu''yu birleştirdiler. Tarihimizin en haşmetlü, en şevketlü devletini kurdular.
Şeb-i Arûs''un (17 Aralık 1273), 735. yılıdır. Yüce milletimize kutlu olsun!
Krizin içinden
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''nin zor bir dönem yaşadığı muhakkak. Zorlukların aşılması iktidardan, daha açık ifadeyle Başbakan Erdoğan''dan bekleniyor.
Tehlikeli periyoda girmemizin en ağırlıklı sebebi ekonomik krizdir. Türkiye dışında oluştu. Türkiye dışında çözümlenecektir. Bize etkilerinin asgarîde kalmasına çalışmaktan başka çaremiz yok.
PKK ve emrinde bulunduğu parti, diğer önemli meselemizdir. Düşük yoğunlukta savaştır. Savaşmak görevi silâhlı kuvvetlerimizdedir. İktidar ise projeler üreterek çare arıyor.
Ergenekon davası, uzayıp, gidecektir. Birtakım adamların ülkede huzursuzluk oluşturarak darbe yapmak teşebbüsüdür. Darbe için silâhlı kuvvetlerimizden birilerini kandırmak da şarttır, 27 Mayıs''ta böyle oldu. Demokrasi askıya alınacak, Türkiye, dış âlemden tecrîd edilecek, sonra üçüncü beşinci sınıf adamlar asıp kesecekler, çalıp çırpacaklardır. Atatürk sembolü sömürüldükçe sömürülecektir. Muâsır medeniyet seviyesine ulaşmamız artık hayal olacaktır. İçlerinde birkaç idealist bulunabilir. Mutlaka masumlar da vardı. Ayırımı Yüce Mahkeme yapacaktır.
Bütçeden sonra IMF anlaşması açıklanacak. Hükûmet (krizden Türkiye''ye menfaat sağlamak) iddiasındadır. Akabinde yerel seçimler atmosferine iyice girilecek.
Açmazlar içindeyiz. Böyle bir zamanda çarşaflılar CHP''li olabilir mi? Kabîlinden düşük zekâlı münakaşalar, Ermenilerden özür dileyelim! teşebbüsleri gündeme gelebiliyor. Masum milletimizi suçlayarak Nobel almak açıkgözlülüğünü tekrarlamak mümkün değildir. Stockholm ve -Barış Ödülü''ne memur- Oslo Nobel akademileri aşırı sola bayılırlar, ama budala değillerdir.
Dertlerimiz bundan ibaret değil. Yarın devam edeceğim.
Dış politikamız
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2008 yılını, Birleşik Amerika ile ilişkilerimiz bakımından parlak şekilde kapatmıyoruz. Bir milletvekilimiz, ABD Başkanı''na ayakkabı fırlatmanın yeterli olmadığını, kendisine kalsa tabanca ile vuracağını söyledi.
Resmî makamlarda bulunanlar, eleştiri çizgisini pek çok aşan bu çeşit sözlerden kaçınmalıdırlar. Yabancı devlet başkanlarına hele resmî ağızdan hakaret edilemez. Geçen dönemde Yüce Meclis''in iki önemli komisyonunun politik tecrübeleri olduğu sanılan iki başkanı, ABD aleyhine ilişkilerimizi bozacak hasmâne beyanlarda bulundu. Türkiye zarar gördü. O iki milletvekili 2007 meclisine giremedi.
ABD, Türkiye''nin en güçlü müttefikidir. Silâhlı kuvvetlerimizle girift ilişkiler içinde olagelmiştir. Silâhlarımızın yarısını Amerika''dan satın alırız. Amerika, bütün cihan devletleri gibi münasebetsizlikler yapabilmektedir. Bunlara karşı diplomatik dille akıllı eleştiriler gerekiyor. Resmî kimliği bulunmayan gazeteciler, yazarlar, daha serbest davranabilirler. Türk Devleti''nin yüksek menfaatleri üzerinde hiçbir duygunun yeri yoktur. Avrupa Birliği''ne gelince, gittikçe uzaklaştığımız fikri yoğunlaştı. Basit reformları yapamaz hâle geldik.
Okuyucularım Ermeni meselesi üzerinde de yazmamı istiyorlar. Şöyle diyeyim: Demokrasinin ta kendisi olan fikir hürriyeti, tarih ilminin gerçekleri çarpıtılarak kullanılamaz. 1915 olaylarını bilmeden Türkiye''yi suçlamaya kalkışmak, Türkiye''de mükemmel fikir hürriyetinin varlığını mı gösterir? Bu konuda İsviçre ve Fransa''nın derekesine düşmemeliyiz.
Tarihin en büyük savaşı içinde ölüm-kalım mücadelesine giren bir imparatorluk, geçmişinde örneği bulunmayan bir karar vererek, bir kısım vatandaşlarını, o derecede müşkül şartlar içinde, niçin yerlerinden oynatıp devletin daha şenlikli yörelerine sürmeye kalkışsın? Bunun cevabını bilmeden özür imzası toplamak, milletimize haksızlıktır. Aydınlarımız denen gruba da umdukları faydayı sağlamaz.
Özür ne demek?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği geçen hafta yalnız Yahudi ve Ruanda katliamlarını soykırım kabûl eden bir yasa yayınladı. Rusların İkinci Cihan Savaşı''nda Polonya subay ve astsubaylarını ormana götürüp elleri arkalarında bağlı halde istisnasız 7000''ini mitralyöz ateşiyle öldürmesi, Polonya''nın ısrarına rağmen soykırım kabûl edilmedi.
1915''te Ermenileri biz, Berlin genelkurmayının tavsiyesi üzerine imparatorluğumuzun Beyrut, Şam, Bağdad eyaletleri gibi Doğu ve Orta Anadolu''dan daha şenlikli bölgelerine götürdük. Türkiye vatandaşı Ermeniler, erkekleri silâh altında bulunan köyleri, hatta Van gibi eyalet merkezimizi basarak yüz binlerce Kürt''ü, kadın, çocuk, ihtiyarı işkencelerin en alçakçaları ile öldürdüler. İki kolordusunu buzlara gömmüş Üçüncü Ordumuz, Rusların karşısında geri çekilirken, arkadan vurdular.
Müttefikimiz Berlin Genelkurmayı, bizden, hâlen ve muhtemel savaş alanlarındaki Ermenileri güney eyaletlerimize sürmemizi istedi. (Başkumandan vekili Enver Paşa''nın genelkurmay başkanı zaten ünlü bir Alman generali idi ve Berlin''le haberleşerek iki müttefiki koordine ediyordu). Ermenileri bin yıllık yerlerinden yurtlarından ettiğimiz (aile fertleri sürgünde biribirinden ayrılmadı), yolda Kürt aşiret süvarilerinin intikam duygularından koruyamadığımız için üzgünüz. Ama özür dilemek ne demek? Her devlet isyan halindeki, devletine silâh çekmiş, vatandaşlarını öldürmüş teb''asına ne yaparsa, biz de öyle yaptık. Ziyâ Gökalp''in dediği gibi bir mukaatele (karşılıklı biribirini öldürme) olayıdır. Kaldı ki Ermeniler, 1915''ten sonra da çok Türk kanı döktüler. Başbakanlarımızı, büyükelçilerimizi öldürdüler. Daha birkaç yıl önce Azerîleri kitle halinde kesip biçtiler. Kısa keseyim: Sayın aydınlarımız bir tepkiyi vurgulamak istediler ama, yaptıkları iş, Ermenilerde aleyhimize kullanılacaktır, şüpheniz olmasın!.. Kaldı ki, tarih ilminin gerçeklerine aykırıdır.
Gene Ermeniler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Milletçe kuvvetli hafızamız olduğunu sanmıyorum. Üstelik -iddiaların aksine- kindar değiliz, karşılaştığımız kötülükleri unutur, bağışlarız. Fiile dönüşmeyen boş sözlerden, lâf salatalarından hoşlanırız. Hrant Dink meslektaşımızın katlinden sonra "Hepimiz Ermeni''yiz" diyerek ölçüyü kaçırdık. Nihayet Ermenilerden özür dilemek mertebesine ulaştık. Türk-Ermeni yakınlaşmasının ümitleri tam da yeşerirken... Bu ümitlerin gerçekleşmesi elbette birilerinin hoşuna gitmedi. Bizim sâf insanlarımız acaba oyuna mı geldi dersiniz? Ermeniler 15 Mart 1921''de Berlin''de, Almanya''nın çok sadık müttefiki ve dostu Sadrâzam (imparatorluk başbakanı) ve İttihad Terakki partisi lideri Talat Paşa''yı, Merkez-i Umûmî üyesi Dr. Bahâeddin Şâkir Bey''le beraber sokak ortasında tabanca kurşunu ile vurdular. 1915 tehcîrini Almanya''nın tavsiyesiyle yaptığımız kompleksi içinde Almanlar, Paşa''nın katili Ermeni gencini beraat ettirdiler. Berlinli hâkimlerin anekdotlara geçmiş
o çok yaygın ünü yara aldı. Gene Ermeni Kurşunu ile 8 Aralık 1921 günü, Talat Paşa''dan önceki sadrâzamımız Kavalalı Saîd Halîm Paşa öldürüldü. 22 Temmuz 1922''de Tiflis''te ünlü Cemal Paşa, aynı âkıbete uğradı. Taşnak ve Hınçak terör çetelerinden sonra karşımıza bir de ASALA çıkardılar. Los Angeles Başkonsolosumuz''dan başlayarak Paris ve Viyana büyükelçilerimiz gibi çok seçkin diplomatlarımız biribiri ardı sıra şehîd edildi. Şaşırıp Fransızlara sataşınca ASALA''yı, avukatı Deveciyan bile kurtaramadı. Diaspora''sı ve Ermenistan''ı ile Ermeniler, Selçuklu ve Osmanlı yönetiminde bizden gördükleri çok büyük müsamahayı, birlikte mutlu yaşadığımız yüzyılları unuttular. Meseleyi daha da karmaşık hâle sokmak üzere şimdi ise Aydınlarımız (ne demekse!) karıştı...
Irak bilançosu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan George Bush, 20 Ocak 2009 günü başkanlığı Başkan Obama''ya bırakacak. 26 gün kaldı. Teksaslı petrolcü Baba-Oğul 2 George Bush, Amerika''yı 12 yıl yönettiler. Arada 8 yıl (1993-2001) Bill Clinton var. Baba Bush da, Clinton da, daha önceki başkan (1977-1981) Jimmy Carter da hayattadır.
Baba Bush, 1. Irak Savaşı ve petrol hazinesi Kuveyt''i Saddam''ın işgalinden kurtarması ile tarihe geçti. 20. asrın en büyük başkanı Ronald Reagan''ın başkan yardımcısı, CIA başkanı, Pekin ve BM büyükelçisi olarak çok tecrübeli idi. Turgut Özal''la dostluk kurdu. Biribirlerine küçük isimleriyle hitâb ediyorlardı. Özal''ın Bağdad''a girip Saddam''ı devirmesi öğüdünü dinlemedi. Ama yeterli ders almayan Saddam, asıp kesmesini sürdürdü.
Teksas valiliği dışında tecrübesi olmayan şimdiki Başkan Bush, Saddam''ı bir ayda devirdi. 6 Arap Körfez monarşisini Saddam''ın şerrinden korudu. Çok uzun yıllar için Irak egemenliğini elde etti.
Bush, 2. Irak savaşını başarıyla kapatamadı. Türkiye destek vermeyince Kürdistan oluştu. Kürtler, Irak cumhurbaşkanlığını ve genelkurmay başkanlığını bile ele geçirdiler. Savaş çok uzadı, çok kan döküldü.
Amerika, Bağdad Müzesi''ni yağmalattı. Hazret-i Alî''nin ve İmâm-ı Âzam''ın türbelerine top ateşi açtı. Müslüman düşmanı, sakar politikacı, barbarlık hoşgörücüsü olarak suçlanan Bush''un savaşına başta İngiltere pek çok devlet askeriyle katıldı.
Amerika, Irak petrollerini ele geçirdi. Himayesindeki Körfez monarşilerinin petrollerini güvenceye aldı. Hepsinin toplam petrol rezervi 662 milyar varildir (İran+Rusya+Çin+Venezuela=320 milyar varil). ABD, İsrail''i Saddam''dan kurtardı. Ahmedinecad''dan kurtaramadı. Terörle mücadelede hiç başarı gösteremedi. Giderayak İran''ı havadan tahrîb ederek bölmek kararını, bu hususta çok geciken Bush, ansızın çıkan finans krizi sebebiyle uygulayamadı.
4 yıl sonra
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan''ın aylardan beri birinci meşgalesi, büyük hedefi Mart 2009 yerel seçimleridir. Görevi başbakanlık da olsa, bir parti liderinin seçim kazanmak için çalışmasında olağan dışı bir şey yok. Üstelik, seçimlerde partisinin bir sakarlığa maruz kalması hâlinde, Türkiye''de istikrarın bozulacağı kanaatini taşıyor.
Nitekim muhalefet lideri Baykal da gittikçe yoğunlaşarak seçime odaklandı. Vatandaşa cazip gelecek vaadler hususunda Başbakan''dan geri kalmak istemiyor. Diğer muhalefet lideri Bahçeli''ye gelince, son konuşanın daha etkili olacağı kanaatinde gibi.
Yerel seçimler elbette önemli. Ama asıl önemi, vatandaşın temayülünü açığa çıkararak genel seçimlerin göstergesi olmasında. Hattâ erken veya zamanında seçimi tayin edebilir.
Sayın Erdoğan, tabiatiyle Türkiye''nin her sorunu ile meşgul. Enerjisi fevkalâdenin bile üzerinde. Dış politikayı da ihmal etmiyor. Ancak Avrupa Birliği''ne karşı bir dereceye kadar küskün bir görüntü vermiştir. İşi oluruna bırakmış gibi. Avrupa''nın Türkiye''nin vazgeçilmezliğini idrakini bekliyor.
AB üyeliğimiz, Avrupa sınırlarının garantisidir. Aynı zamanda Türkiye sınırlarının da güvencesidir. Türkiye üzerindeki yanıltıcı hesaplara son verecektir.
Bundan dolayı 19 Ocak 2009 günü Erdoğan''ın 4 yıldan beri uğramadığı Brüksel''e gidip sorumlularla ilişkilerimizi gözden geçirmeye karar vermesi, yerindedir. Birtakım incir çekirdeğini doldurmaz konularda çekişerek, Avrupa Birliği''ni ihmalimizi mutlaka, ama mutlaka onarmamız gerekiyor. Çağdaş uygarlık çizgisinin en kestirme yoludur. Diğer yollar çok muhâtaralıdır.
Amerika''ya kolaylık
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Nisan ayında, 1915 olaylarının 94. yılı münasebetiyle, ABD''nin yeni başkanı Obama, her yılki geleneği sürdürerek, Ermenilere, uğradıkları felâketten dolayı başsağlığında bulunacak. Ermeniler, yıllardan beri 1915 tehcîri için ABD başkanının soykırım kelimesini kullanması için her çareyi denediler, başaramadılar. Seçim kampanyasında Obama böyle bir vaatte bulunduğundan bu yıl çok ümitliler.
Aynı zamanda ABD Kongresi''nde, Türklerin soykırım yaptıklarının kabulü önergesi tekrarlanacaktır. Senato''ya başkanlık yetkisi de bulunan ABD başkan yardımcısı Biden, çeyrek asır Senato''da Ermeni diasporasının sözcülüğünü yapmıştır. Temsilciler Meclisi başkanı Kaliforniya milletvekili Pelosi Hanım, eyaletinde seçmeni Ermenilere 30 yıldan beri verdiği sözü tutamamanın hıncı içindedir.
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Hanım bile, seçim kampanyasında Ermenilere söz verdi. Washington''da, her yılın Nisan''ında Ermeni diasporasının Türkiye''ye taarruzunu püskürtmek için, Amerika''daki güçleri malûm bulunan Yahudiler, birinci derecede etkili oldular. Bu yıl için aynı durum şüphelidir. Zira Türkiye''nin Suriye, İran, bilhassa Hamas''la samimiyeti, İsrail''i zora sokmuştur. Böylesine bir atmosferde Aydınlar''ın sürpriz bir zamanlama ile, Ermenilerden özür dilemesi, Amerika''nın soykırım iddiasını desteklemesini kolaylaştırıcı mahiyettedir. Türkler bile kabûl ediyor diyeceklerdir. Bu çeşit tertiplerin nasıl oluşturulduğu bizim bilgimiz dahilindedir. Hiç beklenmedik bir zamanda Türk''e büyük iftira eden bu bildiri için Washington''ın ikna gücü mutlaka hareket hâlindedir. Resmî ve ideolojik tarih baskısından yaka silken, zaten çoğu tarihimizi bilmeyen ve beğenmeyen Aydınlar, 1915''te suçlu olduğumuza inanmakta zorluk çekmemişlerdir.
Gazze''ye füze yağmuru
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsrail-Hamas ateşkes müddeti sona erince, Hamas örgütü, gösteriş kabîlinden küçük bir füze fırlattı, 1 Yahudi öldü. Amerika dışişleri bakanı Miss Rice''ın Hamas başlattı diye Filistinlileri suçlaması bu olaya dayanıyor.
İsrail''in cevabı orantısız ve amansız oldu. İran''la savaşa tutuşsa ancak böylesine bir füze yağmuru mümkündü. 250 Arap öldü, bir o kadarı yaralandı. Hemen hepsi çoluk çocuk... Kaç Hamaslı militan öldü malûm değil. İsrail hep bunu yapıyor. Bu defa kendi ölçülerini bile aştı. Zaten Gazze kuşatması tepki uyandırmıştı. Bu defa ne kazandı? Yalnız kendisi için değil, ABD''ye karşı da dünyanın husumeti arttı. İngiltere bile İsrail''i mazur görmekte zorlandı. Şimdi Hamas, intihar saldırılarını tekrarlayacak. Akabinde İsrail kim bilir nasıl cevap verecek? Bunun sonu ne olur? Filistin''de savaşın daha yarım yüzyıl süreceğini on yıldır yazdığım için bana kızanlar çıktı. Ama yanıldığımın hiçbir belirtisini görmüyorum. İki ağırlıklı Arap devletinden birincisi Mısır, alelusul Arap Birliği''ni toplantıya çağırdı. Delegeler kahve içip Yahudileri kınayacaklar. En zengin Arap ülkesi Suûdi Arabistan platonik bir çağrı yaptı. Libya, 30 yıldan beri ilk ABD büyükelçisini ağırlamakla meşgul. Filistin''de sulh için çok emek sarf eden Başbakan Erdoğan üzüntü ve infiâlini dile getirdi. İsrail, Türkiye gibi çok hatırlı bir devletin Suriye ile barışa zorlamasına içerlediğini belli etmemişti. Güyâ Şam''la görüşüp oyalanıyordu. Gazze''deki drama üzüntümüz büyüktür. Mart 1996''da Cumhurbaşkanı Demirel''le Gazze''yi ziyaret etmiştim. Yaser Arafat''la öğle yemeği yiyip saatlerce konuşmuştuk. O zamandan beri barışa bir adım bile yaklaşamadık...Gazze Savaşları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Aralık, 2008
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
5-11 Haziran 1967''de geçen 3. Arap-İsrail Savaşı''nı, İsrail''i ortadan kaldıracağını sanan -Mısır''ın Saddâm''ı- Nâsır başlattı. 6 gün içinde İsrail, Mısır hava kuvvetlerini imha edip Mısır, Suriye ve Ürdün ordularını yenilgiye uğratarak büyük Arap topraklarını ele geçirdi. Bu savaşta İsrail, Hazret-i Ömer''in, Salâhaddin-i Eyyûbî''nin, Yavuz Sultan Selîm''in zeminine alınlarını koydukları Mescid-i Aksâ''nın mihrâbına kadar Kudüs''ün Ürdün''ce yönetilen Arap kesimine hâkim oldu. Bu arada Gazze''yi işgal etti. Gazze, Mısır''ın, dolayısıyla Afrika''nın kapısı sayılır. Filistin''in en güney-batısında Akdeniz üzerinde şehirdir. 1516''dan 1917''ye kadar Osmanlı Türk devletinde idi. Osmanlılar, Memlûk Türk devletinden, onlar Eyyûbîler''den almışlardır. Bugün Gazze, Filistin Arap devletinin bir parçasıdır. Gazze Savaşları başlığına göz atan okuyucularımın, İsrail''le savaşı anladıklarına eminim. Geçmişimizi o kadar unuttuk ki... Tarihte Gazze Savaşları, burada yapılan 3 Meydan Muharebesine denir. Her üçü de Birinci Cihan Savaşı''nda Türkiye ile İngiltere arasında geçmiştir. Şöyle: 1. Gazze Meydan Muharebesi 26 Mart 1917: Sabahleyin, Mısır''dan gelen İngilizlerin şiddetli topçu ateşi ile başladı. Düşmana ağır zayiat verdirerek Mısır''a püskürttük.
2. Gazze Meydan Muharebesi 19 Nisan 1917: Takviye alan İngilizler, 24 gün sonra tekrar Gazze önlerine geldiler. Daha ağır zayiat vererek çekildiler. 3. Gazze Meydan Muharebesi 31.10.1917: Bunun üzerine yenilen İngiliz kuvvetleri olağanüstü güçlendirilerek başına Orgeneral (akabinde Mareşal ve Lord) Allenby atandı. En büyük ölçüde çarpışmalardan sonra 6-7 Kasım 1917 gecesi Türk kuvvetleri Gazze''den çekildi. Savaşa 7. ve 8. Türk Orduları katıldı. [Korg. Cemal (Mersinli) ve Korg. Fevzi (Çakmak) Paşalar]. Cephe başkomutanı Mareşal Liman Paşa idi (L.Von Sanders). Kolordu komutanlarımız arasında hepsi kurmay albay Ali Fuad (Cebesoy), Re''fet (Bele), İsmet (İnönü) Beyler bulunuyordu. Bugün Gazze''de Türk şehitliği bile yoktur.
.
xxxxxxxxxxxxxxxxxx
İsrail ne istiyor - 1
Yilmaz Öztuna
İsrail ne istiyor? cevabını doğru vermek gerekiyor. Aksi takdirde iyimser senaryoların cazibesi sebebiyle mesele muallâkta (boşlukta) kalır. İsrail, 1967 savaşındaki kazanımlarının hakkı olduğunu düşünüyor. Bu 3. İsrail-Arap savaşı, Mısır diktatörü Nâsır''ın İsrail''e taarruzu ile başladı. Savaşı İsrail, 6 günde Mısır, Suriye ve Ürdün''ü saf dışı bırakarak kazandı. Tarihe 6 Gün Savaşı diye geçmiştir. ABD''nin zorlaması ile İsrail, 1967 kazanımlarından Sina yarımadasını Mısır''a geri verdi. Filistin''de Gazze ve Batı Şerîa bölgelerinden çekilerek buraları Filistinlilere bıraktı. Ancak Şerîa sınırlarını kendi lehine çizmek istediği için bir türlü bağımsız Filistin Arap devleti oluşamadı. Kudüs''ün tamamını ve Suriye''den aldığı Golan Tepelerini de muhafaza etti. Filistin Kurtuluş Örgütleri''nin en güçlüsü el-Feth''in başına kurnaz bir politikacı olan Yaser Arafat geçti. İsrail''in Şerîa''da her yıl birkaç parsel kazanıp dünyanın her tarafından gelen Yahudileri iskân siyaseti, Filistinlilerin mukavemeti ile karşılaştı. Sürekli kan aktı. İran, Lübnan ve Filistin''de İsrail''le savaşan Arap Hizbullah ve Hamas örgütlerini emri altına alarak, mücadelenin boyutlarını genişletti. İran''ın bu suretle Akdeniz''e ulaşması, üstelik atom bombası yapmaya kalkışması, İsrail ve Amerika''da Irak''tan sonra İran''ın da bertaraf edilmesi fikrini doğurdu. Clinton, çok zorlukla İsrail ve Filistin''in arasını bulmuşken, Yaser Arafat kendi örgütlerinin tepkisinden çekinerek yan çizdi. Telaşa kapılan İsrail, Başkan Clinton''ın başına bir Yahudi kızını musallat etmeyi bile denedi. İsrail''in Golan''dan başka Şerîa''daki kutsal şehirleri (bilhassa el-Halîl''i) ve Kudüs''ün İslâmî kesimini muhafazada direnmesi ile barış sağlanamadı.
Bu barış için şimdi Obama''dan medet umuluyor. Obama''nın Müslüman Zenci babasına değil Protestan Beyaz annesine çektiği yakında anlaşılacaktır. Bu durumunu hattâ vurgulamak isteyecektir. Zaten ABD Yahudilerini karşısına alması bahis konusu bile olmaz. Binaenaleyh İsrail''i barışa zorlayamaz. Yarın devam ediyorum.
.İsrail ne istiyor? -2
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Ocak, 2009
+A
İsrail taarruzu, Hamas kadar Gazze''de yaşayan milyonun üzerindeki Filistinli Arap halkına zarar verdi. İsrail bu durumu bildiği halde havadan, denizden füze yağdırıyor. Kara harekâtına girişiyor. Zira İsrail, Hamas''ı ortadan kaldıramayacağını biliyor. Nitekim Lübnan''da Hizbullah''ı yok edemedi. İsrail, Filistin halkına, Hamas''a oy verdiği takdirde başının belâdan kurtulamayacağını göstermek istiyor.
ABD, İran''a bağlı Hamas terör örgütünün partiye dönüştüğü zaman oy alamayacağı yanlış görüşüyle, seçimlere girmesinde sakınca bulmamıştı. Hamas büyük oy alıp Arap Filistin''in yönetimini el-Feth ile paylaşınca, Washington şaşırmıştı. Hamas ile el-Feth iktidar mücadelesine girdiler. Filistinliler büyük zarar gördü. Sonunda Gazze''yi Hamas, Batı Şeria''yı el-Feth yönetmeye başladı. Filistin, bir Arap meselesidir. Böyle olduğu halde İsrail''e karşı en büyük tepki 20 küsur Arap devletinden değil, Türkiye''den geliyor. İsrail''le önemli askerî anlaşmalarımız bulunduğu için, iki tarafın da soğukkanlı davranması gerekiyor. İsrail, Birleşik Amerika''nın müttefikidir. Birleşik Amerika ise Türkiye''nin stratejik müttefiki durumundadır. NATO''da ABD ve Türkiye en girift askerî ilişkiler içindedir. Birleşmiş Milletler''e gelince, İsrail taarruzunu durdurmak kararı alamadı. Alsa bile İsrail''in uyması ihtimali yoktur. İsrail, Fransa''nın 48 saat insanî yardım teklifini bile reddetti. Hamas''ın İran bağlantısını da bütün bu olumsuzluklara ekleyiniz. Bu durumda Filistin sorunu, tıpkı Keşmir ve Kıbrıs sorunları gibi uzayıp gidecektir. Bununla beraber Başbakan Erdoğan''ın derhal müdahalesi, barış yolunda Türkiye''ye birincilik kazandırdı. 4 Arap devletini ziyaretinin Arap âlemini ne dereceye kadar uyardığını bilemem.
İsrail-Hamas
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsrail, seçimle iktidara gelen Hamas''ı terör örgütü sayıyor. Üstelik Hamas, Şam''daki liderleri tarafından dışarıdan yönetiliyor. Fakat asıl Suriye, bilhassa İran''dan açık şekilde ve en büyük ölçüde destek ve emir alıyor.
İran ile Suriye''yi resmen haydut devlet diye niteleyen Amerika da, böyle bir pozisyonda bulunan Hamas''ı terör örgütü sayıyor. Washington, kazanmayacağı tahminiyle Hamas''ı Filistin seçimlerine sokmuştu. Kazanınca, Suriye ve bilhassa İran''la ilişkisini kesmesini istedi. Hamas, Suriye ve İran desteği olmaksızın İsrail''le mücadele edemeyeceği için, ABD ve AB''nin arzusunu yerine getirmedi. İsrail, Hamas''ı, bir müddet eylem yapamaz derecede hırpalayıp savaşa son verecektir. Aynı zamanda, bundan sonra Filistin halkının Hamas''a oy vermesini engellemek düşüncesindedir. Daima en büyük darbeyi yiyen, büyük zayiat veren Filistinlilerin, İsrail''in bu ihtarına kulak asacağı çok şüphelidir.
Filistin sorunu, tıpkı Keşmir ve Kıbrıs gibi sürüp gidecektir. Ancak Filistin halkının ızdıraplarını teskin etmek, insanlık görevidir. Bu konuda Arap devletleri bıkkınlık içindedir. Üstelik Batı''ya bağımlıdırlar. Filistinlilerin onulmaz derdine şifa olamıyorlar. Kıbrıs ve Bosna olaylarında da Arap âlemi, mazlûmun yanında yer alamadı. Bu defa da Filistin''de akan kanı durdurmak misyonunu Türkiye üstlendi. Türkiye Başbakanı''nın çabuk davranarak öncelik alması, birçok devletin dikkatini çekti. Fransa, Levant (Lövan) dediği Doğu Akdeniz''e tarihî romantik ilgisini devam ettiriyor. Nicolas Sarkozy, öne çıktı. Gürcistan krizindeki müdahalesinden daha başarılı olması dileğimizdir. Gazze Savaşı, Türkiye''nin birinci sorunu olamaz.
Filistin''de savaş
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yahudilerden kaçıp başka Arap ülkelerine sığınan yüz binlerce Filistinli var. Bunlar yetenekli insanlar. Göçtükleri Arap ülkelerinde önemli makamlara geldiler. Meselâ 1969''da Suudi Arabistan''ın Ankara büyükelçisi, Türk dostu bir Filistinli idi. Bu erdemli kavim, kendi ülkesi Filistin''de, İsrail devleti kurulduktan sonra düzgün bir siyasî yapı oluşturamadı. Uzun yıllar Moskova''ya bağlı ve Arap devletlerinden sürekli para çeken komünist terör örgütleri ile İsrail''le savaştı. O örgütler Türkiye''ye de militan ihraç ederek çok Türk kanı döktüler. O yıllarda hatalı dış politika ve yetersiz bakanlar eliyle nedense İsrail''le diplomatik ilişkimizi ikinci kâtip düzeyine indirmiştik.
Sonunda Yaser Arafat''ın el-Feth örgütü, rakiplerini temizledi, partileşti. Ancak Arafat''ın şahsî servet edinmek hırsı ve bir türlü barışı sağlayamaması, prestij kaybettirdi. Arap devletleri, Irak ve Suriye''deki Baas iktidarları (diktatörlükleri) döneminde bile İsrail''le Filistin''de başa çıkamadılar. İran el attı. Hizbullah ve Hamas örgütlerini Filistin ve Lübnan''da harekete geçirdi. Bugün İsrail''in, oyuncak füzelerinden fazla intihar komandoları ile huzurunu kaçıran Hamas''a ağır darbe vuracağı bellidir. Ama Hamas''ın en az 10.000 militanı var. İsrail bunları ne yapacak? Hepsini öldürecek, tutsak alacak veya kaçıracak mı? Bu, mümkün değil. Binâenaleyh İsrail, 1.5 milyon Filistinlinin sığındığı daracık Gazze kesimini kısmen işgal etse bile, Filistin sorunu, olanca ağırlığı ile ortada kalacaktır. Birleşmiş Milletler''den, Avrupa Birliği''nden, Bush''lu olsun Obama''lı olsun Birleşik Amerika''dan, Rusya''dan, Araplardan gösteriler dışında hareket yok. İran bile sesini kıstı. Tek ciddi tepki; Türk meselesi değil Arap meselesi olmasına rağmen Amerika ve İsrail''i gücendirmeyi göze alabilen Türkiye''den geldi ve devam ediyor...
Türkiye gündemi Türkiye gündemi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gazze savaşı Türkiye gündemine hâkim oldu. Sayın Tayyip Erdoğan, Gazze''de akan kanı durdurmak için bütün dünya devletlerinde yapılan girişimler arasında kesinlikle birinci sırayı elde etti. Sarkozy geride kaldı.
Ancak bütün dünya gibi Türkiye''nin de gerçekte birinci sorunu evrensel finans krizidir. Her ülke tedbirlerini aldı. Biz de aldık. IMF anlaşması ile krizi daha rahat atlatacağımız söyleniyor.
Gündem belirleyen diğer bir konu 29 Mart Pazar günü yapılacak yerel seçimler. İl genel meclisi için verilen oylar, partilerin kuvvesini gösterir. Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 47 oyunu düşürecek mi, muhafaza mı edecek, yükseltecek mi? Buna göre 2011 genel seçiminin zamanında mı yapılacağı, erkene mi alınacağı belli olacak.
20 Ocak Salı günü yani 11 gün sonra Başkan Obama, Beyaz Saray''da Başkan Bush''un yerini alacak. 1789''dan bu yana 44. ABD başkanı olacak. Şimdiden atadığı yeni hükûmet üyeleri ile ABD''nin cihan politikasını tespit edecek. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton''dır. Bush''un Savunma Bakanı Robert Gates görevini sürdürüyor. Bu gelişmeleri bütün dünya ile beraber Türkiye de ilgiyle izliyor. Bilhassa nisan ayında yeni başkanın Ermenilere taziyet bildirirken tavrını merak ediyoruz. Bu tavır, Kongre''nin de tutumunu belirleyecektir.
Obama, Illinois, Clinton ise New York senatörlüğünden geldikleri için, bu iki büyük eyaletin vali denen federe devlet başkanları, istifa edenlerin müddetlerini doldurmak üzere iki ABD senatörü atayacak.
Dünya ve bu arada Türkiye, Obama''dan, Bush''un hatalarını düzeltmesini ve daha pek çok şey bekliyor. Başta Irak ve Afganistan ile Filistin konuları ve İran''la ilişkiler geliyor. Bana göre Obama, aşağı yukarı, Bush ne yapacak idiyse, aynını yapacak. Bununla beraber ABD tarihinde, seçilen mütevazı görünüşlü bazı başkanların, büyük reformcular olarak tarihe geçmesinin birkaç örneği vardır. Obama için de aynı ümitler saklıdır diyelim.
Ergenekon dalgaları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon adı verilen -kim verdi bilmiyorum!- Türkiye tarihinin en kapsamlı davası dalgalar hâlinde gelişiyor. 10. dalgayı gördük, 11. dalganın yolda olduğu söyleniyor. Söyleyenler espri mi yapıyorlar, bilgiye mi dayanıyorlar bilemiyorum.
Yanlış anlamadımsa dava konusu şöyle: Birtakım kişiler, Türk Silâhlı Kuvvetleri''ni hükûmeti devirmek için harekete geçmeye kışkırtıyorlarmış. İktidarın Türkiye''yi ne hâle getirdiğini göstermek için de şurada burada bomba patlatıp, suikastler düzenleyip, kışkırtmalar yaparak çeteler kuruyorlarmış.
Hukukçu olmadığım için hukuk dili kullanmaya kalkışmadım. Siyaset diliyle açıklamaya çalıştım. Halkımız daha iyi anlar.
Türkiye sathında, Ankara ve İstanbul merkezli, biribirine benzemez birtakım şahıslar ve gruplar, darbe yaptırmak için bir araya gelmişler. Söylentiye göre askere de çengel atmışlar. Darbe, artık klasikleşmiş geleneği bozmamak için Atatürk adına yapılacakmış. Zira iktidar, Atatürk yolundan sapmışmış... Orgeneral, profesör, gazeteci, yazar gibi tanınmış, seçkin kişilerin tutuklanması dünyanın ilgisini çekti. Türkiye''de ne oluyor? diye... Davanın bir an önce sonuçlanmasında, tahmin edilemeyecek kadar millî menfaat vardır. Uzaması ise zarar verir, Türkiye''nin geleceğini karartabilir. Benim söyleyeceklerim bu çerçevede olabilir. Fazlası yargıyı etkilemeye teşebbüs gibi algılanabilir. Böylesine bir dava konusu Türkiye''ye yakışmadığı için üzülüyoruz. Yüce yargıya güveniyoruz. Hızlı yargı bekliyoruz. Bir vakit önce bu konuyu gündemden çıkaralım diyoruz.
Gazze''de dehşet
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gazze''de kan dinmiyor. Her ülke İsrail''i kınıyor. Hiç değilse eleştiriyor. Ama başta Amerika, belli başlı Batı demokrasilerinde Musevi nüfuzu çok etkilidir. Bu nüfuz, medyada, san''at ve kültür kuruluşlarında, pek çok sanayide Yahudi kapitalinin ağırlığından geliyor. Herhangi bir devletin yapmaktan çekineceği şeyleri İsrail, bu etki ile silebileceği kanaatiyle hareket eder. Üstelik Batı, Filistinlilere acıyor, üzülüyor. Ama Hamas''ın İran güdümünde bir terör örgütü olduğunu unutmuyor. Doğrusu Filistinlilerin harcanması, Hamas''ın da umurunda değil gibi görünüyor. İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres evvelsi gün Arap liderler özel konuşmalarımızda bana "Hamas''ı sona erdirin" diyorlar dedi. Filistin örgütlerinin sürekli para çekmelerinden, öteden beri Arap devletlerinin şikâyeti vardır. Bu örgütler vaktiyle Moskova''ya dayanıyorlardı, Türkiye''ye de terörü sıçrattılar. Bugün Hamas ve Hizbullah, İran''a dayanıyor. Arapların İran karşıtlığı, Amerika''nın karşıtlığından az değildir. 8 yıl süren İran-Irak savaşı unutulmadı. İran''ın Amerika''yı kovarak Orta Doğu''ya hâkim olmak projesini Araplar biliyorlar. Türkiye ise, ciddiye almıyor.
İsrail''in hedefi Filistinlileri korkutmak, bıktırmak, başka Arap ülkelerine kaçırmaktır. Sürekli Yahudi göçmeni geldiği için İsrail''in yeni topraklara ihtiyacı var. İsrail''in Filistin okullarını bombalaması, çoluk çocuğu esirgememesi, normal bir savaştan fazla tedhiş harekâtına benziyor. 1916''da dünyanın o zaman 1. devleti olan İngiltere''ye karşı sonuncusunu kaybettiğimiz 3 meydan muharebesini Gazze''de verdik. Çok Türk kanı aktı. İngiliz ordusunda, Türkiye''ye isyan eden Arapların birlikleri de vardı. Bugünkü felâket, o günkü sakim politikaların sonucudur. İsrail''in geçen hafta girdiği Hân Yûnus''ta da çok Türk kanı var. Birleşmiş Milletler derin uykudadır. ABD''nin BM nezdindeki büyükelçisi İran asıllı Amerikan diplomatı Zalmay Halîlzâd, Güvenlik Konseyi''ni uyutmakla meşgul. Kaldı ki İsrail''in, BM kararlarına uyması ihtimali hiç yoktur.
İç politika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İç politikada Gazze konusu ağırlığını koruyor. Emine Erdoğan Hanımefendi''nin Gazze Çocukları için İstanbul konferansı şâhâne oldu. Hanımefendi''nin samimi konuşması genel tasvip gördü, muvafık muhalif herkes beğendi. Maalesef yalnız 4''ü Arap 6 Müslüman ülkesinin devlet, meclis, hükûmet başkanlarının yakınları hanımlar davete icabet ettiler: Pakistan, Azerbaycan ile Suriye, Lübnan, Ürdün, Katar... Gazze''deki trajediyi Ergenekon denen dava, gündemde ikinci sıraya düşürdü diyebilirim. Sanık sayısı ve sanıkların çeşitliliği akılları karıştırdı. Bu bakımdan Türkiye tarihinin en büyük, en kalabalık, üstelik siyasî davası saymak mümkündür.
Böyle bir dava olmamalıydı. Oluşmamalıydı. Sür''atle sonuca ulaşılabilirse, demokrasimize verdiği zarar azalacaktır. 29 Mart 2009 Pazar yerel seçimleri, ne Gazze dinliyor, ne Ergenekon... Bütün gücüyle hükmünü icra ediyor. Sayın Başbakan''ın üstün enerjisi, kampanyayı ateş üzerinde tutuyor. Muhalefet de yerel seçimlerin politik yapımız bakımından önemini kavramış durumda. İki buçuk ay kaldı. Adalet ve Kalkınma Partisi''nin 2007 genel seçimlerinde elde ettiği yüzde 47 oydan açık farkla geriye düşmesi, erken seçim ihtimalini gerçekleştirebilecektir.
İktidar partisi ile ana muhalefet partisinin arası açıldıkça açıldı. Tarafsız gözlemciler Cumhuriyet Halk Partisi''ni muhalefette yetersiz görüyorlar. Şiddetli muhalefet, yeterlilik sayılmıyor. Fikir üretilmek gerekiyor. Gerek Cumhuriyet Halk Partisi''nin, gerek Milliyetçi Hareket Partisi''nin yerel seçimlerde oy nisbeti bakımından ilerleyip gerilemesi de önemlidir. Bu durumda büyük beldelerin belediye başkanlığını kazanıp kaybetmek, daha çok prestij meselesi olacak. Tabiatiyle vatandaş, prestije de oy veriyor. Küçük partiler yerel seçimlerde aldıkları oy nisbetinde, genel seçimde ittifak teşebbüsü arayacaklardır. PKK''yı savunan partinin potansiyeli ayrıca, merak konusudur.
Başmüzakerecilik
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bu sütunda yıllardan beri, Avrupa Birliği başmüzakereciliğinin, zaten tamamen birinci derecede bir makam olan dışişleri bakanlığının kaldırmayacağı derecede büyük önem ve ağırlık taşıdığı yazılıp çizildi. Sayın Başbakan, Egemen Bağış''ı başmüzakerecilikle görevli devlet bakanlığına getirdi. Başbakan''ın Avrupa Birliği ile daha da yakından ilgileneceğini göstermesi bakımından da önemli bir gelişmedir. Bu arada bakan sayısı 1 (bir) arttı. AB genel sekreterliği, keza Dışişleri Bakanlığından ayrılıp başbakanlığa bağlandı. Egemen Bağış, Yüce Meclisimiz''in açıldığı gün doğmuş: 23 Nisan 1970. 2002''de 32 yaşında İstanbul milletvekili olmuş, 2007''de tekrar seçilmiş. Başbakan Tayyip Erdoğan''ın dış ilişkiler danışmanı, Adalet ve Kalkınma Partisi genel başkan yardımcısı olmuş. Uzun yıllar New York şehrinde okumuş, yaşamış, çalışmış. Amerika''yı iyi tanıyor, İngilizce''yi iyi kullanıyor.
Avrupa''nın Amerika''dan değişik ortamı ve şartları vardır. Ancak Egemen Bağış, NATO Parlamenterler Asamblesi Türk Grubu 2. başkanı da olduğu için, NATO üyesi Avrupa devletlerine âşinâ kabûl edilebilir. Türk Devleti''nin geleceğini münakaşasız şekilde tayin edecek, 220 yıllık millî hedefimize nokta koyacak bir görevi üstlenen Egemen Bağış''ın her adımını izleyecek, değerlendireceğiz. Haftaya Brüksel''de olacak Sayın Başbakan''a çok yakın çalışacağı âşikârdır. Deneyimli büyükelçi diplomatlarımızla âhenkli, yoğun, çok sorumlu bir işe başladı.
Üyelikte Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, tabiatiyle Hırvatistan''ın, hatta Sırbistan ve Kosova''nın bizden önce üye olması ihtimali belirdi. Ukrayna, Moldova, Gürcistan''ı da unutmayalım. Bu millet utanmak için yaratılmadı mürşîdimiz Atatürk''ün sözüdür..
.Brüksel''i ziyaret
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsrail bu salı günü, Gazze''de 1910''da biz Osmanlılar''ın inşa ettiğimiz tarihî belediye binasını da roket atarak yerle bir etti. 1917''ye kadar Silivri, Çatalca gibi bir ilçemiz (Osm. kazâ) olan Gazze''ye asker göndermemiz bahis konusu. Askerimizin elinde Türk bayrağının dünyanın her yerinde dalgalanması Türkiye''ye yakışır. İsrail gibi hedefleri üzerinde çok kararlı bir devletle Hamas gibi İran''a bağlı bir örgütün arasına girmek nazik görevini de başarırız. Ama asıl, Kudüs''ün Harem-i Şerîf kesiminin muhafazasının Türk askerine verilmesini isteriz. Türkiye''nin asıl konusu Gazze değil. Demokrasimizi yıpratan Ergenekon bile değil. Hattâ evrensel finans krizi de gelip geçer. En büyük meselemiz Avrupa Birliği üyeliğimizdir. Zira muâsır medeniyet seviyesine ulaşmak davamızdır. 210 yıldan bu yana bütün inkılâplarımız bu düzeyi elde edebilmek için yapıldı. Atatürk''ün bize millî hedef gösterdiği istikamet budur. Avrupa Birliği konusunu; yarım asrı buldu, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Bütün partilerimiz, bütün devlet organlarımız, bütün politikacılarımız, bürokratlarımız, özel sektörümüz, medyamız, bu beceriksizlikte müşterektir, ortaktır. Demokrasimizin birkaç defa darbe yemesi ile rayından çıkması, AB ile aramızı büsbütün açtı. Türkiye, Avrupa''nın parçasıdır. Türk milletinin mukadderâtı bu yöne odaklanmıştır. Türk nehrinin muhteşem akışı, başka istikamete çevrilemez, mecrâ değiştiremez, hiçbir iç ve dış kuvvetin iktidarında değildir. Başbakan Tayyip Erdoğan''ın, Avrupa Birliği''nin merkezi Brüksel''e gitmesine büyük önem veriyoruz. Bütün sorumlularla görüşecek, yitirilen zamanı kapatacaktır. Üyelik için kesin bir tarih talebinde bulunacağını ümid etmek istiyoruz.
AB ile müzakereler, her branşta Brüksel''le birlikte yürütülmelidir. Bakanlıklarımızın kendi kendine reform yapması şeklinde müzakere yürütmek AB teâmüllerine aykırıdır. Hiçbir devlet bu sistemle üye olmadı
.Encümen-i Dâniş
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Encümen-i Dâniş, Fransızca akademi kelime ve kavramına, Tanzimat''ın ilk döneminde (1839-1871) verdiğimiz isimdir. Farsça bir terkip olarak üretilmiştir.
Dâniş Farsça asıllıdır. İlim, kültür, bilgi demektir. Encümen gene Farsça asıllıdır. Kurul, komisyon, kurum manasındadır.
Encümen-i Dâniş, Sadrâzam (imparatorluk başbakanı) Büyük Mustafa Reşid Paşa''nın, Fransa''nın belli başlı kurumlarının benzerlerinin Türkiye''de kurulduğu dönemde, çok ünlü Fransız
akademisi (Academie Française= Akademi Fransız) karşılığı kurduğu kurumdur. Fransa''daki modeli gibi 40 üyesi vardır. Yabancılara da 30 şeref üyeliği ayrılmıştır. 18 Temmuz 1851''de Sultan Abdülmecîd tarafından açıldı. İlga edilmediği halde, 1863''te kendiliğinden faaliyeti sona erdi. Maalesef sürekli yaşatamamamız Türk Yenileşme Hareketi Tarihi''nde yaptığımız en büyük hatalardan biridir.
Dâniş kelimesini Türkçe danışma karşılığı sanıp Encümen-i Dâniş''i Danışma Kurulu diye sunmamız, Türkçe''mizin hangi derekelere düştüğünü gösterir. Bir akademiyi (başbakanın danışma kurulu) diye tarifimiz de, tarih bilgisine yabancılaşmamızdandır.
İstanbul''da ve pek azı Ankara''da, eskiden beri, kültür sever seçkinler, belirli günlerde veya gecelerde toplanıp konuşurlar. Muhabbet ederler. Fikir üretirler. Batı''da da eski ve pek saygın bir teâmüldür. Güzel girişimlerdir. Bunlara (meclis) denmiş, toplayan kişinin adıyla anılmışlardır: S. Arel''in meclisi, Y. Kemâl''in meclisi, İbnülemîn''in meclisi, en ünlüleri arasında idi.
Bugünki İstanbul encümen-i dâniş toplantılarına katılanlar içinde otoriter, hattâ göstermelik demokrasiye inananlar bulunduğu görülüyor. Büyük kültür adamları, mütefekkirler yok. Asker ve diplomat yüksek bürokratlar grubuna benziyor. Daha çok Türkiye''yi nasıl kurtarabiliriz? konusuna odaklandıkları söyleniyor. Bu çeşit fikir üreten toplantıları teşvik etmek gerekir. Her zaman vardı, bugün de, gelecekte de olacaktır. Devlete ne yaparız da el koyarız? gizli toplantıları ile karıştırıp kuşkulanarak fikir hareketlerini engellemeye kalkışmıyalım...
Ateşkes dönemi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gazze''de ateşkes dönemi başladı. Türkiye cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mısır cumhurbaşkanı Hüsnü Mübârek, Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Ürdün kralı İkinci Abdullâh. BM Genel Sekreteri, İspanya Başbakanı... Mısır''ın Şarmü''ş-Şeyh turistik merkezinde toplandılar. Başbakan Tayyip Erdoğan, Brüksel''de olduğu için katılamadı.
Mısır, Asya''daki topraklarının (Sina yarımadası) sınırında cereyan eden, savaştan çok tedhiş harekâtına benzeyen bu insanlık trajedisinin sona ermesi için gayret gösterdi. Zira nazik bir pozisyondadır.
Mısır, elbette Filistinlilerin ezilmesini istemez. Ama Hamas''ın güç kazanmasının karşısındadır. Hamas''ın gelişmesi, Gazze''de devlet oluşturması, Mısır''ı İran ile komşu yapar. Âdetâ sınırdaş olurlar. Zira Hamas''ın İran bağımlılığından kurtulması mümkün değildir. Akdeniz üzerinde İran, başta Mısır, ayrıca Ürdün ve Suûdî Arabistan''ın kâbusudur. Orta Doğu''da denge değiştirir. Türkiye''nin başı da çok ağrır.
İsrail''in amansız davranması, çocukları esirgememesi, bütün dünyada Yahudi aleyhtarı bir atmosfer oluşturdu. Türkiye başta geliyor. Antisemitizm, ırkçılığın daniskasıdır. En belâlı toplum illetlerinden biridir. Bu mikrop Türkiye''ye bulaşmamalıdır. Bilhassa Mûsevî vatandaşlarımızın Türk olduğu unutulmamalıdır.
Kâmran İnan, çok titiz bir Türk milliyetçisi ve dış politika uzmanıdır. Birkaç gün önce (Yahudilerin düşmanlığını celbetmek bir millet için en büyük felâkettir) dedi. Tarihçi ve politikacı olarak katılırım.
Ayrıca İsrail''in esirgemezliğini eleştirmek hakkımızı, dünya devletleri arasında baş çeker derecede yükseltmek, 20 küsur Arap devletinde de olumlu karşılanmaz. Türkiye ayağa kalktı, kâfidir. Nisan ayına az kaldı. Ermeni edepsizliği konusunda Arap devletleri, gene sessiz kalacaklardır.
İsrail ne kazandı?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Üç haftalık savaşta İsrail ne kazandı? Sorusuna gerçekçi cevap bulmak gerekir. İsrail, açıkça söylediği gibi, Hamas''ı, kendisine karşı eylemlerden vazgeçirmek istiyor. Ama bu husus, ikinci derecededir. Hamas, Filistin topraklarında bir türlü bağımsız devlet kuramayan Arapların, İsrail''le savaşa devam eden bir örgütüdür. Filistinliler, büyük oy vererek, Hamas''ı iktidara ortak yaptılar. İsrail, Filistinlilere, bir daha oy verirlerse, başlarına ne geleceğini göstermek için büyük ölçüde bir tedhiş harekâtı uyguladı. Bu hususta maksadına ulaştığına, Hamas''ı Filistinlilerin desteğinden mahrum bırakacağına inanmak zordur.
İsrail''in aynı zamanda kendi genel seçimlerini etkilemek maksadı da açıktır. Zira Arab''ı en iyi vuran, daha iyi vuran İsrail partisi, oyunu arttırıyor.
Filistinlilerin diğer örgütü el-Feth, Batı Şerîa kesimindeki asıl Filistin Arap topraklarını yönetiyor. İsrail''le imkân nisbetinde uzlaşmaya çalışıyor. el-Feth, Hamas gibi İran bağımlısı değildir, İran''dan emir almıyor. Ancak Filistinlilerin derdine derman olamadığı için, eski gücünü yitirdi. İran''ın Filistin''de Hamas, Lübnan''da Hizbullah yoluyla Doğu Akdeniz''e yerleşmesi, İsrail''e karşı en büyük tehdidi oluşturuyor. Arap âlemini de son derecede tedirgin ediyor. Üstelik İran''ın nükleer silâh imal etmesinin eli kulağında. Orta Doğu''daki tahakkümü artacaktır. Akdeniz''le Orta Asya ve Pakistan arasında en büyük gücü gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Binaenaleyh Orta Doğu''da barış için, İsrail-Filistin barışı ve Filistin Arap devletinin bağımsızlığı yeterli değildir. İran''ın da Akdeniz''de, Arap ve Türk âleminden elini çekmesi gerekir. Ayrıca son İsrail taarruzunun, Filistinlileri korkutmak dışında, Hamas''ı gerilettiğini sanmıyorum. Daha güç kazandığı bile düşünülebilir.
Obama Beyaz Saray''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anglo-Saksonlar''da devlet başkanının makamına oturması, muazzam törenlerle kutlanır. İster İngiltere hükümdarının tâc giymesi, ister ABD başkanının Beyaz Saray''da and içmesi... İhtişam bakımından değişmez. Zaten Amerikalılar "biz kendimize 4 yılda bir kral seçeriz" derler. Başkan, devlet ve hükûmet başkanı olup ayrıca başbakan yoktur ve gerçek başkomutandır. İngiltere''de hükümdar ise sadece vazgeçilemez bir semboldür.
44. başkan Obama''nın makamına oturması, eskilerine göre daha şaşaalı oldu. 2 milyon kişi seyretti. Davetiyeler 8.500 dolara satıldı. Dünyanın yarısı TV başında idi. 8 yıl sonra Demokrat Parti yeniden iktidardadır. Cumhuriyetçi Parti muhalefete düştü. Tarihte ilk defa halkı Zenci olmayan bir ülkede, Siyah devlet başkanı gerçekleşti. Bu kadar tören, geçtiğimiz asrın 1929 patlaması hacminde bir 21. yüzyıl evrensel finans krizi atmosferinde 150 milyon dolar harcanarak yapıldı. Aynı gün, ABD''nin 1. müttefiki İngiltere''de İskoçya Kraliyet Bankası, hisse senetlerinin değeri yüzde 75 düşüp yarım trilyon zararla kapılarını kapattı. Obama, Gazze faciasını gölgeledi. İsrail, 2 milyar dolarlık tahribat yapmış. 1 milyarını, Suûdî kralı Abdullah verecek. Dünyanın 1. petrol rezervi sahibi ve 1. petrol satan devleti S. Arabistan, Irak savaşının acayip yükselttiği petrolden trilyonlar kazandı. Ama Gazze çocukları?.. Onların acısını dindirecek bir şey yoktur. Obama, 19. asrın en büyük başkanı Abraham Lincoln''ün İncil''ine el basarak and içti. Cihan devletini krizden çıkarması, Irak ve Afganistan''ı düzeltmesi, İran''a haddini bildirmesi, Hamas''ın ve el-Kaide''nin hakkından gelmesi, dünya petrol akışını düzenlemesi, İsrail''i rahatlatması vs. vs. vs... bekleniyor. Bendeniz tarihçi olarak âcizâne, bu sorunların lâyıkıyla hakkından gelemeyeceğini biliyorum. Stratejik müttefikimiz affetsin, Lincoln''ler bir defa gelir...
Kısa Belçika ziyareti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, 4 yıldan bu yana ilk defa Belçika''ya ayak bastı. Avrupa Birliği ve NATO''nun da merkezi olan Brüksel''i ziyaret etti. Cumhurbaşkanımızın Ankara''daki davetine katılmak üzere kısa kesti. Belçika krallığı da Obama''nın göreve başlaması dolayısıyla Washington''a odaklanmıştı.
Son yıllarda AB kriterlerine uygun yasal düzenlemeleri ve bunların hayata geçirilmelerini yavaşlattığımız doğrudur. Halkımızın AB beklentisi de geriledi. Sebep, AB''de Türkiye aleyhine gelişmelerin ve söylemlerin zuhurudur. Hükûmetimizin bundan dolayı hevesinin kırıldığı muhakkaktır. Neyse ki, başmüzakereciliği, dışişleri bakanına yüklemenin olumsuzluğu giderildi. Ardından Başbakan''ın Brüksel''e gidip AB ileri gelenleri ile konuşması, iktidarın yeni bir hamleye ve çalışma dönemine başlayacağı ümidini doğurdu.
AK Parti, oylarının şu veya bu kadarını, ama muhakkak bir parçasını, Millî Görüş''e karşı çıkan liberal Merkez Sağ seçmeninden aldı. Bunlar, AK Parti''ye, AB''ye en taraftar parti göründüğü için oy verdiler. Diğer partilerimiz, saçma sapan mütalaalarla Avrupa''ya akıl öğretmeye kalkışıp konuyu ihâta edemediklerini sergilemişlerdir. İktidar, bu hususu değerlendirecektir. Başbakan öylesine Belçika''ya gitmez. Ergenekon denen dava sebebiyle Türkiye''de tansiyon yüksektir. Yerel seçimlerin amansız geçeceği de bellidir. Üstelik Ankara, Amerika''da yeni başkanın ve ekibinin bize bakışını değerlendirmeye çalışacaktır. Ama bu hengâme bizi, AB''nin gerektirdiği reformları gerçekleştirmekten alıkoymamalıdır. 2009''un çetin yaşanacağını bütün dünya kabûl ediyor. Petrol fiyatının çıldırması periyodunda trilyonlarca dolar biriktiren Körfez Monarşileri bile iç ve dış yatırımlarını kıstı. Türkiye üstelik, büyük siyasî gerginlik ve dalgalanma yaşıyor.
Obama ne yapacak?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Barack Hüseyn Obama, problemli bir Amerika devr aldı. Cihan devletlerinin problemleri küresel boyutlardadır, çok büyüktür. İnanmayan Roma, Osmanlı, Britanya tarihlerini hatırlasın.
Başkan Obama''nın birinci hedefi, en küçük şüphe yok, evrensel finans krizini ortadan kaldırarak normale döndürmektir. Amerika''nın 2009 içinde bu sonuca ulaşacağına inanıyorum, zira 2010''a sarkarsa dünyanın tadı kaçar. Büyük buhran, kaynağında sönecek, diğer devletler de sükûnet bulacaklardır. Tabiatiyle epey hasar yaptıktan sonra...
Başkan''ın ikinci büyük problemi Orta Doğu meselesidir. Öyle bir canavardır ki İsrail, Irak, Afganistan''da üç başı olduğu gibi, kolları Kafkasya''ya, İran''a, Orta Asya''ya uzanıyor. Genç Başkan''ın bu konuda başarıya ulaşması hiç mümkün değildir. Biz böyle görüyoruz. Yanılmışsak, çok seviniriz. Orta Doğu''da karmaşanın daha da artması ihtimali geçerlidir.
Orta Doğu meselesinin merkezinde İsrail vardır. İsrail''i durdurmak uzun vâdelidir. Zira kuzeyinde Hizbullah, kendi bölgesinde Hamas tarafından, Suriye destekli İran ablukasına alındığı kanaatindedir. İran, Akdeniz''den Körfez''e çekilmedikçe, İsrail''in barışa yanaşması mümkün değildir. Ciddi barış müzakerelerine geçmek üzere oyalama siyasetini bırakması, ancak İran''dan emîn olması ile mümkündür.
Başkan ayrıca, İran''ı nükleer silâh hevesinden vaz geçirmek, Irak''ta iç savaşı durdurmak, Afganistan''da Tâliban''ı sindirmek zorunlulukları ile karşı karşıyadır. Bu üç problemi birden aşması hayli şüphelidir. Irak''ı bir kaç çok güçlü üsse çekilerek kontrol etmek dönemine geçeceği açıktır. Ancak romantikler, Irak''ı terk edip gideceği hayalini kurabilirler. Irak''tan çekeceği askerin önemli kısmını da Afganistan''a göndermeye mecburdur.
Amerika''nın NATO''nun sınırlarını doğuya doğru genişletmek, AB ile daha sıkı ilişkiler kurmak gibi daha epey meşgalesi var. Obama ve ekibinin işi hiç mi hiç kolay değil...
12 trilyon dolar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Hindistan, malûm, bilgisayar konusunda baş çeken ülkelerden biri. "Halkım yoksul, yüksek teknoloji benim neyime?" demedi. İşte böyle bir Hindistan''ın Stratejik Öngörü adını taşıyan bir kuruluşu, üşenmemiş, yorulmamış, Orta Doğu''nun son döneminde savaşların, tahribatın ve her türlü kaybın hesabını yapmış.
1991''den bu yana 18 yıllık dönemde Irak, İran, İsrail, Filistin gibi ülkelerin, el-Kaaide, el-Feth, Hamas gibi örgütlerin maddî kayıplarını alt alta yazmış, toplamış, 12 trilyon (12.000.000.000.000) dolar rakamını bulmuş.
Eğer son 18 yıl, bu ülkeler savaşmasalar, şöyle bir durum oluşacakmış: İsrail''in bugünkü (2008) 23.000 dolar p.c. (kişi başına) geliri 44.000 dolar, Irak''ın şimdi 2.375 dolara düşen geliri 8.700 dolar, Batı Şerîa-Gazze Arap Filistin''inki 1.220 dolar yerine 2.427 dolar olurmuş.
Bu hesap Türkiye için de az zahmetle yapılabilir: PKK başta, Kuzey Irak, kesintisiz demokrasi, nükleer enerji gibi konularda başarılı politika izlenebilse idi herhalde bugün 20.000 dolara ulaşmıştık. Bu tip tahminler geçmişte tarihçiler tarafından 1. ve 2. Cihan Savaşları, Kore ve Vietnam Savaşları için de yapıldı. Kore ikiye bölünmese, Vietnam''da komünistler ABD ile savaşacak yerde anlaşmayı tercih etseler, bugün Uzak Doğu''nun ekonomik yapısı epey farklı idi.
Ancak İnsan ırkı, o kadar da akıllı değildir. O kadar medenî de değildir. Akıllı, ahlâklı, medenî insanlardan ve yöneticilerinden oluşan bir dünya sadece filozofların hayalindedir. Aristo''yu, Fârâbî''nin el-Medîneti''l-Fâzıla''sını okumak yeter.
Biz de Orta Doğu''nun yakın geleceği için öngörüde bulunalım: Bu bölge, meselâ Avrupa Birliği''nin sağladığı huzur düzeyine kavuşmak için, epey uzun yıllara muhtaçtır. Bu yıllar içinde didişme sürecek ve trilyonlarca dolar boş yere harcanacaktır. Sınırlar oturmamıştır, değişecektir. Rejimlerin demokrasiye yaklaşması büyük gayret istiyor. Epey karamsar öngörü olduğu için okuyucularımdan özür diliyorum. Tarihin, hiçbir öngörünün hesaplayamadığı nice süper sürprizle dolu bulunduğunu da söylemeliyim.
Amerika''dan haberler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1959''da Küba devrim vuruşmasında ölen Che Guavera''yı, arkadaşı Fidel Castro''nun tuzağa düşürerek öldürttüğünü, her ikisinin de yakın dostu Daniel Romires Abarkon, dün Rusya''da medyaya ifşa etti. Bolivya''da, İspanyol asıllı olmayan, Kızılderili asıllı ilk başkan Evo Morales, yüzde 58 oy aldı, ikinci defa başkan seçildi. Venezuela başkanı ünlü ABD hasmı Chavez''in dostudur. Ama 1.1 milyon kilometrekare çok geniş topraklarında 10 milyon nüfuslu Bolivya, Güney Amerika''nın en yoksul ülkesidir. Venezuela gibi petrol zengini değildir (Bolivya 3.000 dolar, Venezuela 7.000 dolar). Bütün Latin Amerika''yı İspanya''dan koparan Simon Bolivar''ın adını taşıyan Bolivya, Paraguay ile birlikte denize çıkışı olmayan iki Güney Amerika devletinden biridir.
Gene dün, Başkan Obama''nın solak olduğu açıklandı. Bizzat Başkan, ABD halkına "solak bir başkanı yadırgamayın, alışın" dedi.
Ama çok önemlisi, Başkan Obama''nın uzay silâhlarını yasaklamak ve bu yasağı bütün devletlere kabûl ettirmek için teşebbüste bulunacağını söylemesi idi.
Nükleer ve biyolojik silâhların tedrîcen karşılıklı imhası için Sovyetler''le ABD, İsviçre''de uzun yıllar müzakerelerde bulunarak dünyayı uyuttular. Bu çok büyük insanlık ayıbını Obama çözümleyebilirse, Sovyetler''i çökerten Reagan gibi tarihe geçer. Arz üzerinde bitkiler dahil bütün canlıları on binlerce yıl boyunca ortadan kaldıracak silâh stokuna sahip devletleri, klasik silâhlarla yetinmeleri için ikna etmek kolay değil. O kadar medenîleşmiş bir gezegende yaşamıyoruz. Fakat şimdiye kadar yapıldığı gibi bu konuyu yok saymak, büyük gaflettir.
Davos''ta toplandılar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Ocak, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Davos''ta (Kriz Sonrası Dünyayı Nasıl Şekillendirebiliriz?) konusu konuşuluyor. Türkiye çok ilgileniyor. Güçlü bir ekiple katılıyoruz. Başta Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan...
World Economic Forum= Dünya İktisat Forumu, 1971''den beri her yıl İsviçre''nin Davos kasabasında yapılıyor. 39. toplantı başladı. 1 Şubat Pazar günü kapanacak. 96 ülkeden 2.500 saygın kişi buluşacak, konuşacak, dinleyecek, ikili üçlü temaslarda bulunacak. Bu bilgilerle yurduna dönecek. 41 devlet ve hükûmet başkanı, 1.400 önemli iş adamı ve hayli medya mensubu katıldı.
Konu: Kriz Sonrası Nasıl Bir Dünya Doğacak?.. Süper ekonomistler, deneyimli devlet adamları politikacılar, görüşlerini bildiriyor. Krizin kısa zamanda atlatılabilmesi çareleri söyleniyor. Fütürologlar, nasıl bir dünya oluşacağı üzerinde öngörülerini dile getiriyor.
G-8 denen Sekiz Zenginler, Türkiye''nin de içinde bulunduğu 20 önemli devlet gibi yıllık bir araya gelişler var. Her ikisine de Davos''tan çok daha az kişi katılıyor. Fakat bu iki teşekkül, ekonomik kararlar alıyor, bazılarını uygulayabiliyorlar.
Davos''ta fikir üretiliyor. Tanışmalar, buluşmalar gerçekleştiriliyor. Davos daha çok aristokratik bir resepsiyona benziyor. Yıldızı, şüphesiz ABD Başkanı. Dünyanın 1. adamı sayılıyor. Pek çok katılımcı, Başkan''dan randevu alıp birkaç dakika konuşmak istiyor. 1970''den önce Davos, İsviçre''nin küçük bir kış sporları kasabası idi.
Başbakan Erdoğan, Başbakan Putin''le iki defa görüştü. Kazakistan ve Azerbaycan başkanları Nazarbayev ve Aliyev dostlarımızla bir araya geldi. Yapılan birçok temas arasında, Türk ve Ermeni devlet adamlarının buluşmaları, dünyanın dikkatini çekiyor.
.Davos ve sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Davos''ta yapılan Gazze panelini yöneten moderatör David Ignatias, Harputlu bir Ermeni ailesinden ABD''li gazetecidir. Amerika''nın saygın gazetesi Washington Post''ta sütun yazarıdır. Türkiye''ye gelip gider. Defalarca ailesinin 1915''te Türkler''ce öldürüldüğünü iddia etmiştir. Amerika''da ailesinde Türkler''ce öldürülen kişi bulunmadığını söyleyen Ermeni, ikinci sınıf Ermeni sayılmaktadır.
Böyle bir kişinin oturum yöneticisi kabûl edilmemesi gerekiyordu. Bir başbakanın eline, koluna, sırtına sırıtarak konuşmasını keseceği elbette öngörülmemiştir. Ama sırf Davos''ta Gazze paneli açıp İsrail Cumhurbaşkanı ile Türkiye Başbakanı''nı karşı karşıya getirmekteki kötü niyeti sezmemek mümkün değildi.
Davos, küresel kapitalin arenasıdır. Yahudi etkisi büyüktür. Böyle bir platformda tarafsız şartların oluşmayacağı, İsrail''in eleştirilemiyeceği açıktır.
Türkiye''nin arabuluculuğundan, Mısır başta, Arap devletleri de çekiniyorlardı. Hamas''a İsrail''e eşit devlet muamelesi yaptığımız fikri egemendi. Hamas, ABD ve AB tarafından terör örgütü kabûl edilmişti. İran''dan başka destekçisi yoktu ve Suriye bile sessizliğe büründü.
Panelde Türkiye aleyhine olay çıkartarak, 24 Nisan''da Ermeni soykırımı kararını kolaylaştırmak da düşünülmüştür. İsrail Cumhurbaşkanı ile kavgalı bir Türkiye''ye Amerika Musevileri destek vermiyeceklerdir. Plandan ABD Başkanı''nın veya çevresinin haberdar olduğu ihtimali kuvvetlidir. Erdoğan''ın Nobel Barış Ödülü için yolunun kesilmek istendiği de söylenebilir.
Şimon Peres gibi Nobel Barış ödülü sahibi, 85 yaşında çok deneyimli bir devlet adamının, o kadar yüksek sesle kavga üslûbunda konuşması ve böyle bir konuşmaya Erdoğan''ın tepkisinin beklenmesi, bu kavganın BM Genel Sekreteri''nin de bulunduğu bir panelde geçmesi, inceden inceye planlanmış gibidir. Kışkırtıcı seçilen moderatör, misyonunu gerçekleştirdi. Olay Davos için yakışıksızdır. Ama bu kabil şeyler dünya kapitalizmini hedeflerinden saptırmaz.
.Davos''tan sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bundan sonraki gelişme, ABD ve İsrail''in, Türkiye ile ilişkilerine zarar vermeyecek bir politika izlemeleri istikametindedir. Olan oldu unutalım!diyeceklerdir. Dışişlerimiz, kaliteli ve deneyimli diplomatlarımızla doludur. Bundan böyle, devlet büyüklerimizin dış temaslarını dikkat ve ihtimamla hazırlayacaklardır. Gazze Paneli, açık bir tuzaktı. İsrail Cumhurbaşkanı, ölen yüzlerce çocuk için küçük bir üzüntü belirtisi bile göstermedi. Türkiye''yi, Hamas savunuculuğuna soyunmuş gibi göstermek istedi. Davos''ta her yıl toplanan Dünya Ekonomik Forumu''nun (WSF) başkanı Klaus Schwab, Sayın Erdoğan''ın gönlünü almaya çalıştı. Panel yönetimi için seçilmiş, ailesinin 1915''te Harput''ta Türkler tarafından katledildiği ile öğünen kışkırtıcı ajan bir gazetecinin seçilmesindeki tuzağı görmek gerekiyordu.
Türkiye''yi Üçüncü Dünya hapishanesine tıkarak kurtarmayı planlayan Ergenekoncular, ABD ile aramız bozulur ümidiyle sevindiler. Böylesine bir ümitle, Sayın Erdoğan''ı teşvik edeceklerdir. Amerika ile ilişkilerimizi sınırlayacak her türlü gelişme işlerine gelir.
65 yıllık ABD-Türkiye stratejik ittifakı, 24 Nisanda yeni bir sınavdan geçecek. Bu sınavı da az zararla, soğukkanlılıkla atlayabilirsek önümüz açılır. Büyük Kürdistan ve büyük Ermenistan ütopyaları ile kandırılmış olanlar, dört gözle, Türkiye''nin ve Türk''ün Amerika ve NATO ittifakından ayrılarak belâlara dûçâr edilmesini, itilir kakılır bir Şark devleti derekesine inmesini bekliyorlar. Binaenaleyh Amerika ile ittifakımızı, biribirine zıt görüştekiler de bozmak istiyorlar.
Başkan Obama''nın, bu taraflara gelip de Türkiye''yi pas geçmesi kuvvetli ihtimalinin gerçekleşmesi hâlinde, dış politikamızı gözden geçirmek gerekir. Milletlerarası büyük oyunun kurallarını değiştiremeyiz. Böyle bir gücümüz yok. Hiçbir devletin yok. Haklı olanın kazanacağı bir sistem değildir. Hakkın çapraşık yollarla elde edilebildiği bir sistemdir.
Gazze sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2009 Davos, Türkiye''nin sayesinde, Erdoğan-Peres süper münâzarası ile, dünya medyasında üst sırada yer aldı. İsrail Cumhurbaşkanı, Hamas cânibinden yine bir füze gelirse, Gazze''ye yeniden orantısız bir taarruzda bulunulacağını söyledi. Hamas yönetimindeki Gazze ile el-Feth yönetimindeki Batı Şerîa de eskisinden fazla birbirinden ayrıldı. İki ayrı Filistin Arap otonomisi oluştu. Gazze, Mısır''ın Asya''ya açılmış kapısıdır. Hamas''ın radikal politikası üstelik Ihwânü''l-Müslimîn''e benzediği ve üstüne üstlük Tahran güdümlü olduğu için Kahire''ye yabancıdır. Gazze, yüzlerce en derin kuyular kazılarak yer altından Mısır''a bağlanmıştır. Kuyu ekonomisi gittikçe güçlenerek devam edecektir. İsrail''in bu yer altı ekonomisine son vermesi mümkün değildir. Erdoğan''dan sonra Obama, o coğrafyada barışı sağlamak üzere devreye girmeye hazırlanıyor. Ama Amerika''nın barışı temin etmesi imkânsız değilse bile, Başkan''ın 4 yılını yer yutar, gelecek başkana epey iş bırakır.
Buna rağmen bütün dikkatler, Obama ekibinin Doğu Akdeniz''le Orta Asya arasında uzanan, yoğun ve kesin Müslüman nüfusla meskûn bu coğrafyada ne yapacağına odaklandı. Irak seçimleri az çok ümit verdi. Ama İran, Irak''tan elini çekmez. Irak Kürtleri ise daha geniş alanlara yayılmaya çalışıyor.
Türkiye, yeni ABD dış politikasını gördükten sonra yerel seçimlerini yapacak. Yerel seçimleri Tayyip Erdoğan referandumuna dönüştürmeden gerçekleştirirsek, Kriz Sonrası Dünya''nın yeni şartlarına uyum sağlamamız kolaylaşır.
Orta Doğu''nun dengesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dış politikamızın, İsrail-Gazze savaşı konusuna endekslenmiş görüntüsünden kurtulması lâzım. Bu savaş, daha rahatça yarım yüzyıl sürebilir. Geriye doğru yarım yüzyıllık da geçmişi var. Zaten öncelikle Gazze''deki Hamas yönetimi ile Batı Şerîa''daki el-Feth yönetiminin anlaşması, birleşmesi gerekir.
İsrail''in Gazze''de birinci derecede âdetâ çocukları hedef alır gibi davranması, kabûl edilebilir bir şey değildi. Tekrarı hâlinde İsrail, âdetâ Doğu Akdeniz''de İran etkisini körükler durumuna düşer. Nitekim iki haftalık savaştan İran faydalanmış, dünyaya, bilhassa İslâm âlemine, İsrail''in Arap çocuklarını hedeflediğini göstermiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi, Gazze''deki Hamas devletini de dünyanın hiçbir devletinin tanıması mümkün değil. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk kesiminin Rum kesimi tarafından yutulması imkânsız olduğu gibi, İsrail''in Gazze''yi alması da ihtimal dışıdır. Türkiye''nin birinci meselesi, bütün dünya için olduğu gibi, küresel finans krizini atlatmaktır. Bu hususta, Körfez Monarşileri''nde biriken trilyonlarca doların Türkiye''ye akması, krizi yenmemizi kolaylaştırır. Cumhurbaşkanı Sayın Gül''ün, Körfez Monarşileri''nin en hacimlisi bulunan Suudi Arabistan''ı ziyareti ümit vericidir. Katar Başbakanı da Ankara''dadır.
Petrol zengini 6 Arap Körfez monarşisi şu devletlerdir: Suudi Arabistan, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn. Bu 6 devlet, kuzeydeki Ürdün krallığı gibi, Amerika ile derin ilişkiler içindedir. Baasçı Arap rejimi, bu monarşileri sosyalist totaliter yönetimler getirerek yıkmak istemektedir. Saddam bu politikada baş çekiyordu, Kuveyt''i işgal ile başlamıştı.
Bütün bu politikalar için Washington''ın vizesi şarttır. Çin''den Rusya''dan falan ve filandan medet umarak Amerika''nın Orta Doğu ile ilişkisini kesmek, romantik bir hayalden ibarettir.
Hafta sonu iç politika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
29 Mart 2009 Pazar yerel seçimleri, demokrasi tarihimize damgasını vuracak. Tarihçi önsezim, böyle hissettiriyor. Seçimden hayli önce tansiyonun bu derecede yükselmesi, amansızlaşması, asgar-ı müştereklerden (ortak paydalardan) uzaklaşması, olağanın epey üzerinde gelişiyor.
Ama asıl demokratik kavga, nisanın ilk haftasında, seçim rakamlarının ve oranlarının tahlili sırasında cereyan edecek. Her parti kendi görüşünü sunacak. Favori, Adalet ve Kalkınma Partisi''dir. Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ile çekişecek. Millî irade, belediye başkanlarının seçiminden fazla, il genel meclisi için verilen oylarla ölçülecek. Zira il genel meclisi oyları partilere, belediye başkan oyları ise kişiye verilir. Kürtçü partinin oy oranı ayrıca ilgi çekecek. ANAP ve Doğru Yol, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti gibi geçmişi zengin partilerden elde ne kalıp kalmadığı açığa çıkacak. Bu küçük partiler, genel seçim pazarlığında bu oranlara dayanacaklar. Komünist partimiz bile var... Yerel seçim sonuçları, erken seçim getirebilecek mahiyette bile olabilir. Tabiatiyle erken seçim, iktidarın, dolayısıyle Yüce Meclis''in yetkisindedir. İşlerliğini çoktan yitiren Anayasamız gibi, çok sakıncalı seçim sistemimiz de yenilenemedi. Sürekli müdahale sebebiyle gelenekli partilerimizin oluşamaması ve demokrasinin kesintiye uğraması, bütün bu aksaklıkların sebebidir. Demokrasi ile hem kültürel, hem ekonomik gelişmenin paralelliğine dikkat çekmek isterim. Avrupa Birliği kriterlerine sürekli rezerv koymak, demokrasiye karşıtlığın açık göstergesidir. Türkiye için böyledir.
Ocak ayı Gazze ile geçti. Şubatta ekonomi öne çıkacak. Martta partiler arası çekişme zirve yapacaktır. Nisanda çeşitli alanlarda epey değişim olacak.
2009-2013 dünyası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD başkan yardımcısı John Biden, çeyrek asırdır senatör. Senato dış ilişkiler başkanlığından gelme tecrübeli bir politikacıdır. Şimdi Amerika''nın protokolde 2. adamıdır. Kendisini Ermeni dostu olarak tanıyoruz.
Biden (Baydın okunuyor), Almanya''nın Münih şehrinde toplanan 45. Milletlerarası Güvenlik Konferansı''na, önemli mesajlar verdi. Adetâ Başkan Obama döneminde (20.1.2009 -20.1.2013) nasıl bir Dünya siyaseti izleneceğini açıkladı.
Amerika''nın Hamas''a karşı Mahmûd Abbâs''ı desteklemekte devam edeceğini bildirdi. 2 Nisan''da Başkan Obama''nın, Londra''da toplanacak G-20 zirvesinde bulunacağını söyledi ki, 20 devletten biri Türkiye''dir (G-8 Dünya Zengini Devletller + G-12 gelişmekte olan önemli devletler). İran''la ilişkilerin düzelmesini 2 şarta bağladı: 1) Nükleer sevdadan vaz geçecek, 2) Terör örgütleri ile ilişkisini kesecek. Demek Bush politikasını sürdürecek ki zaten bu sütunda Amerika''nın devlet politikası olduğunu tekrar tekrar yazdım.
Bunlar malûm şeyler... Bana göre, en önemli vurgulamasını Rusya için
yaptı. Rusya ile ilişkilerin geliştirileceğini söyledi. Sonra kudretli Almanya''nın şansölyesi (federal başbakanı) Angela Merkel, daha açık konuştu: Rusya Avrupa güvenlik sistemine bağlanmalıdır dedi. Yıllarca yazdığım gibi, Rusya''yı âdeta AB ve NATO üyeliğine davet etti. Rusya''nın zaten buna hazırlandığını, Putin''in çıtayı yükseltmek için zaman kazandığını tekrarlıyorum.
Sarkozy dostumuz da söz alıp Rusya için aynı temenniyi dile getirdi ve İran''ın atom bombası yapması önlenecektir dedi.
Türkiye, 6 Şubat Münih Konferansı''nın ışığında 2 Nisan Londra Konferansı''na katılacaktır.
Kissinger Moskova''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri''nin çok ünlü eski dış işleri bakanlarından Prof. Henry Kissinger, birkaç gün önce Moskova''da idi. Başkan Obama''nın özel temsilcisi sıfatıyla yapılan gizli bir ziyaretti. Efendim, Rusya''nın elinde evlere şenlik nükleer başlık taşıyan tam 5.000 füze varmış. 4.000''ini imha etti. 1.000 füzecik ile yetindiği takdirde, ABD, Polonya ve Çek Cumhuriyeti''ne füze rampaları yerleştirmekten vazgeçecekmiş! Önce Rusya Federasyonu başkanı Dmitriy Medvedev''le, sonra Moskova dışında tenha bir konakta iki gün iki gece başbakan Vladimir Putin''le görüşen Kissinger, şu karşı teklife muhâtap olmuş: Ukrayna ile Gürcistan''ı NATO''ya almaktan vazgeçin, Rusya olarak biz Afganistan''daki NATO kuvvetlerinin arttırılması ve ikmali için Amerika''ya destek verelim! Anlaşılan Amerika''nın Afganistan''da bocalaması Putin''in hoşuna gidiyor! Ama bu gizli müzakerelerden sadece iki gün önce Moskova''da, Rusya ile 6 eski Sovyet Cumhuriyeti arasında askerî ittifak görüşmeleri yapılıyordu. Rusya ve Beyaz Rusya, Ermenistan, Tâcikistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kazakistan arasında... Yani Washington''ın liderliğinde NATO''ya karşı Moskova liderliğinde bir karşı ittifak... Bir çeşit eski Varşova Paktı!.. Kırgızistan şimdiden, Amerika''ya verdiği Orta Asya''daki tek üssü kapatmasını istedi. Moskova''dan 150 milyon dolar+1.7 milyar dolar yatırım sözü aldı. Ne oluyoruz? Efendim, Putin, ABD ve AB ile müzakerelerde çıtayı yükseltmeye devam ediyor. Amerika''nın Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan gibi 5 eski Sovyet cumhuriyetini NATO''ya alıp Avrupa Birliği''ne üye yazdırmak projesi ile Karadeniz egemenliğine soyunmasına karşı proje üretiyor! Geçen gün Münih Konferansı''nda Merkel ve Sarkozy de, Almanya ve Fransa adına Rusya''nın NATO''ya alınabileceğini resmen ima ettiler.
Sonunda Rusya''nın ABD ve AB ile anlaşabileceğini tahmin ediyorum. Çin müstakil kalacak, Hindistan''la Pakistan, Japonya gibi, Batı ittifakının yanında bulunacaktır. 21. yüzyıl enerji (petrol, gaz ve su) paylaşımı bu suretle hakçasına (!) yapılabilecektir.
.Mısır Cumhurbaşkanı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Mısır cumhurbaşkanı Hüsnü Mübârek, Fransa ve İtalya''yı ziyaretten dönüşte Ankara''ya geliyor. Arap dünyasının en kıdemli liderlerindendir. Mısır da en ağırlıklı Arap devleti...
1914 sonunda fiilen ve 1923 Lozan Anlaşması ile hukuken Türkiye''den kopan Mısır, Osmanlı''nın yerine en önemli Müslüman devleti pozisyonu almaya özen gösterdi. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir iddiada bulunmadığı, hattâ böyle bir iddiayı küçümsediği için Mısır, epey söz sahibi oldu. Sonra petrol zengini Suûdî Arabistan, ciddi bir devlet olan Pakistan gibi devletler ortaya çıktı. İran, mezhebi bakımından, hepsi Sünnî olan Müslüman devletlerin bu çekişmesinin dışında, hattâ üstünde kaldı.
Arap âleminde, Rusya''ya dayanarak, Amerika''ya kafa tutan sosyalistler dönemi başladı. Irak ve Suriye''de Baasçı (Arap nasyonal sosyalisti) askerî yönetim, Libya''da bir üsteğmen, Mısır''da Yarbay Nâsır, Hâşimî, Senûsî, Kavalalı gibi saygın Müslüman monarşilerini yıkarak Üçüncü Dünya kurmak iddialarını sergilediler. Mısır-Suriye-Yemen, hattâ Mısır-Libya birliği gibi teşebbüsler bile yapıldı.
Sovyetler''in çökmesi ile Üçüncü Dünya hareketi de söndü. Kuzey Kore, İran, Küba, Nikaragua, Venezuela, Bolivya, Ekvador gibi bazı devletler, ABD karşıtlığını sürdürmeye çalışıyorlar. Başta İran geliyor. Ancak ben, hazirandaki cumhurbaşkanı seçiminde radikal Ahmedinecad yerine mûtedil bir zâtın kazanıp Washington''la ilişki kurmaya başlayacağını düşünüyorum.
İlk Çağ''da, Orta Çağ''da, son derece parlak tarihî dönemler yaşayan Mısır''da Türk yönetimi toplam 1000 (bin) yıla yakındır. 1250-1517 muhteşem Memlûk devletinin resmî adı ed-Devleti''t-Türkiyye=Türk Devleti''dir. 1517-1914 arasında Mısır, Osmanlı Türkiye cihan devletinin İstanbul hariç kesiksiz şekilde protokolde 1. eyaleti oldu.
Hüsnü Mübârek''in ziyareti önemlidir. Filistin barışı için Mısır''la Fransa eşbaşkanlığını Sarkozy''ye kabûl ettirdikten sonra Ankara''ya geliyor. Nobel Barış Ödülü''nü Sarkozy ile paylaşmak ve çok emek veren Türkiye''yi bertaraf etmek istediği âşikâr ama, dostlar arasında böyle centilmen yarışması politikada olağandır.
Orta Doğu''da dış güçler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Orta Doğu, tıpkı Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz kuzeyi, Kuzey Afrika gibi, vaktiyle, Osmanlı Türk cihan devletinin bir bölgesi idi. Orta Doğu''ya 19. yüzyılda İngiltere sokulmaya başladı ki, Osmanlı''nın yerine cihan devleti durumunu kazanmıştı. Orta Doğu''da İngiltere''nin ilk toprağı, 1839''da Osmanlı''dan kopardığı Aden iskelesidir. 20. yüzyıla girerken, bugün Orta Doğu dediğimiz Anadolu''nun güneyinden başlayıp Hind Okyanusu''na dayanan büyük bölgede İngiltere''nin Aden dışında hâlâ toprağı yoktu. Fransa, başta Hıristiyan (Mârûnî Katolik) Arapların yaşadığı Lübnan olmak üzere, şuraya buraya burnunu soktuğu halde, bir toprak elde edememişti.
Ama Fransa''nın, Orta Çağ''da, Haçlılar döneminde, Fransızca Levant (Lövan) denen Doğu Akdeniz topraklarında egemenliği vardır. Fransa, bu topraklarda bir iki asır yaşadığını hiç unutmadı. 1918 yıkımında Orta Doğu''da İngiltere ve Fransa sömürgeleri kuruldu. İngiltere ile Fransa, Orta Doğu''da Türkler gibi 900 yıl kalamadılar. Çeyrek yüzyıl zor tutundular. Fransa 1944''te çekildi. İngiltere onu izledi. Ancak Orta Doğu''da büyük İngiliz nüfuz etki ve kapitalinin yerini Amerika Birleşik Devletleri aldı. Bugün de öyledir. Bugün Orta Doğu''da 13 bağımsız devlet var. İsrail dışında hepsi Arap devletidir. Çoğunda ABD nüfuzu egemendir. İngiltere, bu nüfuza kendi ölçüsünde ve Amerika ile paralel şekilde katılıyor. Orta Doğu''yu 900 yıl yöneten Türkiye ile zaman zaman bu bölgeye dalan İran da petrol havzası bu bölge ile ilgileniyorlar. Bunların dışında Fransa, bir türlü Orta Doğu ile ilişkilerini kesmek istemiyor. Rus nüfuzu 20 yıldan bu yana artık bahis konusu değil. Diğer Batı devletleri, Orta Doğu ile ancak normal diplomatik ve ekonomik ilişkilerini yürütüyorlar
.Rusya ile ilişkiler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Diyebilirim ki Rusya ile en yakın, ortak ve dostça, samimi ilişkiler dönemini yaşıyoruz. Rusya, Amerika''dan sonra dünyanın en kudretli askerî ve nükleer gücüne sahiptir. Dünyanın en geniş topraklara yayılan, Amerika gibi iki okyanus arasında bir devlettir (17 milyon km2, 137 milyon nüfus). Irak Savaşı dolayısıyle petrol ve gaz fiyatlarının çıldırması, Rusya''nın ekonomik kalkınmasını hızlandırdı.
Rusya bugün en yüksek ticaret hacmine (34 milyar dolar) ulaştığımız devlettir. Doğalgaz ithalimiz bizi bu rakama ulaştırıyor. Ancak, kısa zamanda gerçekleştirmeye mecbur bulunduğumuz nükleer santrallerin ihalesini kesinlikle Rusya''ya veremeyiz. Bu takdirde Rusya''nın enerji uydusu hâline geliriz. Enerji için evrensel mücadele çağında yaşıyoruz.
Yılda 3 milyon Rus turistini arttırmalıyız. Ruslar, Antalya''ya bayıldılar. Halkımız da Ruslar''ı benimsedi. Müteahhitlerimizin Rusya''yı inşa ettiklerini unutmayalım.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün Rusya''yı ziyareti, çok yerinde bir seçimdi. Büyük başarı ile geçti. Putin ve Medvedev tarafından samimiyetle ağırlandı. Çarlar gibi -Türkçe bir isim taşıyan- Kremlin Sarayı''nda konuk edildi. Putin''i ve Medvedev''i Türkiye''ye bekliyoruz. Hüsnî Mübârek''e nedense ancak 80 yaşında ilk defa İstanbul''u gösterdik. Medvedev''in genç yaşında imparatorluklar taht şehri ve dünya beldesi İstanbul''u görmesini isteriz.
Sayın Cumhurbaşkanımız''ın Tataristan otonom Türk cumhuriyetinin büyük kültür ve ticaret merkezi olan Türk şehri Kazan''ı ziyareti, son derecede isabet taşıyor. Bir Türkiye devlet başkanının Kazan''ı ilk ziyaretidir. Tatar denen Kazan Türkleri, yalnız Rusya''da değil, hemen bütün dünyada ve Türkiye''de çok faal, iyi okumuş bir zümredir. 16. asrın ilk yarısında Kazan, Osmanlı''ya tâbî idi. Ruslar''ın bu asırda ilk işgal ettikleri Türk yurdudur. 1917''ye kadar çarlar, (Rusya imparatoru ve Kazan hanı) unvanını taşırlardı.
Putin Rusyası, az daha güçlenince, Avrupa Birliği, hattâ NATO üyeliği için Brüksel''in kapısını çalacaktır. Ruslar, kesinlikle Batı medeniyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Komünist tasallutu, Rusya''yı bu istikametten saptırmak için cihanşümûl bir teşebbüs yaptıktan sonra ebediyyen maziye gömüldü.
.İsrail generali
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Davos''ta bir Gazze paneli düzenlenmesini bile düşündürücü bulmuştuk. Moderatör denen herifin bir başbakana sürekli eliyle temas etmesi, bir devlet başkanının meydan nutku verir gibi çok yüksek tonla azarlamaya kalkışması, hattâ Arap Birliği genel sekreterinin suskunluğu, sonuçta Türkiye Başbakanı''nı çok sert davranışa mecbur bıraktı. Sonra bu davranışın Hamas hesabına yapıldığı gibi deli saçması açıklamalar duyuldu.
Başkan Obama ile yeni bir dünya politikası oluşuyor. Birileri, bu politikada Türkiye''nin, bazı devletlerle arasının açılmasına çalışıyor. Nisan ayında anti-Türk bir kampanya muhtemeldir. Türk etkisinin azaltılmak istendiği ise kesindir. Komplo teorileri, jeopolitikten nasipsiz kişilerin kuşkuları ile espri konusuna dö-nüştürüldü. Ama komplo denen şey mutlaka mevcuttur. Devletlerin hem iç yönetimlerinde, hem devletlerarası ilişkilerde... İsrail kara kuvvetleri (yani ordusu) komutanı tümgeneralin Türkiye aleyhine dehşet verici çıkışı dikkat çekicidir (İsrail''de yalnız genelkurmay başkanı korgeneraldir, orgeneral hiç yoktur). Bu tür lafları arada bazı politikacılar ve gazeteciler söylerler. Onlar bile bu derecede ileri gitmezler. Hiçbir demokraside bir asker, üniformasını kesin şekilde çıkarmadıkça, böyle bir konuşma yapamaz. Yoksa dünyanın hâli nice olur? Her devletin generallerinin birbirlerine hakaret ettikleri bir dünyayı düşünmek bile tüyler ürperticidir.
Türkiye tahrik edilmek, küçük düşürülmek, dengesiz bir devlet gibi gösterilmek isteniyor. En korkuncu, 500 yıldır Türk olan İstanbul Musevilerine karşı kışkırtılmamızdır.
Rusya''ya gelince, ilişkilerimizi geliştirmeye hazır ve istekliyiz. Ama Osmanlı''nın son asrında Türkiye''ye musallat olduğu, Karadeniz kuzeyini, Balkanlar''ı, Kafkasya''yı, Orta Asya''yı istilâ ettiği, Türk ülkelerine, yamyamlara bağımsızlık verildikten yarım yüzyıl sonra istiklâl tanıdığı için Rusya''ya teşekkür falan etmiyoruz. 1980 öncesinde Türkiye''de iç savaş çıkartıldığını da unutmadık. Rusya''yı Türk aleyhinde olmayan her politikasında destekleyelim. Ancak stratejik müttefikimizin Amerika olduğunu unutmayalım. Unutursak, pek çok sistem yerinden oynar ve altında kalırız.
Orta Doğu''da yeni denge
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama''nın Irak''ı ve Afganistan''ı boşaltmayacağını sürekli yazdım. Afganistan''da NATO güçlerini arttırmaya çalışacaktır. Kırgızistan''daki Manas üssünü kaybettikten sonra, Orta Asya''da yerleşeceği yer Güney Türkistan (Bend-i Türkistân) denen Kuzey Afganistan''dır (Mezâr-ı Şerîf, Belh vs). Pakistan''la daha yakınlaşacaktır. Amerika, Irak''tan bir miktar asker çekecek. Birkaç yıl içinde Irak''ı boşaltacak. Kuvvetlerini çok takviyeli kara, hava, deniz üslerinde toplayacak. Irak''ta kim kiminle kavga ediyor, pek karışmayacak. Irak''ta Arap yönetimi, bu defa Sünnîler yerine Şîîler''in de epey ağırlıkla katılacakları şekilde tekrar başlayacak. Bu yönetim, Kuzey Irak''ın büyük bölgesini kapsayan Barzâni ve Talabanî idaresindeki otonom Kürdistan''la baş başa kalacak. Araplar, coğrafyalarından bir parça kopardıklarına inandıkları Kürdistan otonomisi ile hiç iyi geçinmeyeceklerdir. Amerika, Arapları gücendirmemek için, Kürtleri eskisi kadar himaye etmeyecektir.
Fransa''ya gelince, Lübnan ve Suriye gibi Irak''a da sokulmak niyetindedir. Arap ülkelerinde ABD-İngiltere paylaşımına kısmen de olsa katılmak istiyor. Nicolas Sarkozy, Paris''te Hüsnü Mübârek''le görüşüp, Türkiye''yi Arap işlerinden uzak tutmak için anlaştı. Sonra ansızın Bağdad''a gitti. Cumhurbaşkanı Kürt lideri Celâl Talabâni ve Arap milliyetçisi Irak başbakanı Nuri Mâlikî ile konuştu. Bir Fransa devlet başkanının Irak''a ilk ziyareti şeklinde vurgulandı. Bununla beraber Sarkozy, Türkiye''nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkmaktan vazgeçiyor gibidir. Bazı politikacılarımız Jacques Chirac''ı (Jak Şirak) gücendirmek dirayetsizliğinde bulunmuşlardı. Dostumuz olan Chirac da uzun başkanlığının son aylarında giderayak anayasa tadili yaparak Türkiye''nin AB üyeliği için Fransız halkının referandumunu şart koşmak gibi bir kalleşlik irtikab etti. Dış politika hata kaldırmaz.
İran''ın bombası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Gerek Birleşmiş Milletler, gerek Amerika Birleşik Devletleri, İran''ın 2009 yılı sona ermeden ilk atom bombasını imal edeceğini bildirdiler. İran''ın Natanz tesislerinde 1006 kilo ağırlaştırılmış uranyum bulunduğu, BM Atom Enerjisi Kurumu (Viyana) tarafından tespit edildi.
İran, haziranda cumhurbaşkanı seçimi yapacak. Obama misali, yeni ümitler uyandıracak, nisbeten liberal bir başkan seçmesi bekleniyor. Hazirana kadar Washington''ı bir geri, iki ileri hamlesi ile oyalayacak. Haziranda Amerika ile daha ciddi temaslara geçecek.
ABD''nin ünlü eski dışişleri bakanı Kissinger (ki Yahudi asıllıdır), gizli temaslar için İran''da bulunuyor (daha doğrusu bulunduğu söyleniyor). Eski Almanya şansölyesi (federal başbakanı) Gerhard Schröder de Tahran''a gitti, orada Alman hastanesinin temelini attı. Yani Amerika''nın ve AB''nin İran ile temasları eksik değil.
Amerika ve İsrail, İran''ın atom bombasına izin vermeyeceklerini söylüyorlar. Aksi takdirde, İran bombayı yaparsa, Orta Doğu''da nüfuzunun tehdid hâline dönüşebileceğini tekrarlıyorlar. Türkiye de İran''da nükleer silâh istemiyor. Zira Türkiye''nin de kesinlikle ve sür''atle ve âcilen nükleer silâha sahip olması zorunluluğu doğacak. Bu da ancak Amerika ile daha da derin iş birliğine ihtiyaç gösterecek. Türkiye, büyük malî külfetlere katlanmak istemiyor.
Suriye''nin, Türkiye ile ilişkilerini iyileştirdikten sonra, Libya''da Kaddafi''nin yaptığı gibi, Amerika''ya yanaşmak istediği açıktır. Şam''ın bile, atomlu bir İran''ı Araplık için tehdit gördüğü âşikârdır. Zaten Arap rasyonel sosyalist Baas rejiminin İran rejimi ile ittifakı kalıcı olamaz.
Biz, İran''ın ilk atom bombasını füzesine yerleştirinceye kadar, safha safha Amerika''yı oyalayarak zaman kazanmak devlet politikasını yürüttüğüne inanıyoruz. Bomba yaptığı an, başka ton''da konuşmaya başlayacak ve hareketlenecektir.
Dünyaya açılmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Şubat, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Batı medeniyeti ve üstünlüğü, Batılı insan''ın dış ülkelere açılımı ile mümkün oldu. Biz Türkler, içimize kapandıkça kapandık. 19. asırdaki açılımlarımız yetersiz kaldı. Bir türlü çağdaş uygarlık düzeyini yakalayamamamızın sebeplerinden biridir. Özal bana bir ikili konuşmamızda: (Türkiye''yi yöneten kişi yılda iki defa Japonya''ya gidip 6 ay içinde ne mesafeler almak mümkün olduğunu görmeli!) demişti. Büyük devlet adamının, doğru hedefi, abartarak vurgulayan bir söylemdir. Dünya devletlerinin -sayıca- çoğu Afrika kıt''asındadır. Onda dokuzu yoksul, çok yoksuldur. Nüfus artışı ulusal felâket hâlini almıştır. Afrika''dan fiilen 1914 sonunda, hukuken Lozan Muâhedesi ile 1923''te çekildik. 19. asırda kıt''ayı İngiltere ve Fransa ile paylaşmıştık, Portekiz''in az bir payı vardı. Dünyaya açılmamızın şart olduğunu pek çok yazdım. Zaten tarih''i, coğrafya içinde yorumlarım. Ancak açılım dengeli ve devlet politikamıza uygun olmalıdır. Türk cumhuriyetleri başta bulunmalıdır. Sonra Balkanlar ve Arap âlemi gibi bizden kopan, Osmanlı yönetimi görmüş ülkeler gelir. Hiçbir dünya ülkesi önemsiz değildir. Hepsi tanımaya, kendimizi tanıtmaya değer. Bu fikir örgüsü içinde, Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül''ün Kenya ve Tanzanya ziyaretleri çok isabetli oldu. Güvenlik Konseyi için bize oy vermişlerdi. Teşekkür edildi. Davet edildiler. Kenya''da büyükelçimiz var. Tanzanya''da kurulmak üzeredir. Kenya 582.650 km2, 35 milyon nüfustur. Ekvator çizgisi ülkenin ortasından geçer. Swâhilî ve İngilizce resmî dillerdir. 1895-1963 arasında İngiltere sömürgesi oldu. 4 milyon Müslüman var. Tanzanya, Kenya''nın güneyinde gene Hind Okyanusu sahillerindedir. Güney Yarıküre''de kalıyor. 942.799 km2, 41 milyon nüfustur. Yüzde 42 Müslüman''dır (Zengîbâr''da yüzde 99). Almanya, sonra İngiltere sömürgesi oldu. İngilizce ve Swâhilî resmî dillerdir. Kenya gibi p.c. gelir 1000 dolar civarındadır.
Asırlarca yönettiğimiz Kuzey Afrika başta, Afrika''nın her ülkesinde bulunmalıyız. Dilimizi, kültürümüzü, san''atımızı yaymalı, ticaretimizi, iş hacmimizi geliştirmeliyiz.
Türkçe yasağı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkçe''ye yapılan zulüm, Mao''nun kültür ihtilâlinde bile vuku bulmadı. Avrupa ülkelerinde, kendi dillerinin klasiklerini bilmeyene lise diploması verilmez. Bizde, Osmanlı döneminden geçtik, Atatürk ve İnönü devrinde yazılmış kitaplar sadeleştirilerek(!) yani gerçek kelimelerin yerine son yarım asırdaki uydurmalar konarak yayınlanıyor. Ayıptır be!..
Evet İngilizce''nin de lehçeleri var, başka dillerin de... Ama İngilizce bütün dünyada aynı imlâ ile yazılır.
Türk Cumhuriyetleri bağımsızlık kazanınca, o kadar toplantı yaptığımız, ulemâmızla politikacıları bir araya getirdiğimiz halde, tek alfabe''ye yanaşmadılar. Bize en yakın lehçe, Âzerî lehçesidir. Maalesef Azerbaycan anayasasında resmî dilin (Azerbaycanca) olduğu yazıldı. İlim dışıdır, çünkü böyle bir dil yoktur, bir lehçenin adıdır, üstelik birtakım dış vehimlerin etkisidir.
1.1.2009''da Azerbaycan Cumhuriyeti''nde televizyonlarda gösterilen 10 Türkiye dizisi yarıda kesilerek yasaklandı. Bunlar bizim Türkçemizle orijinalinden yayınlanıyordu. Âzerî lehçesine dublajları bile men edildi. Bundan sonra Azerbaycan''da da Özbekistan ve diğer Türk cumhuriyetlerinde olduğu gibi Rus, İran, Kore, Brezilya, Meksika... dizileri gösterilecek ve Türk kültürüne katkıda bulunacak!
Bir millet iki devlet olduğumuz Azerbaycan, Ermenistan''la yakınlaşmamıza mı kızdı? Başka sebepler mi var, bilmiyorum. Bazı Arap ülkeleri de Türk dizilerini yasaklamaya başladılar. Hürriyet ve demokrasi aşılıyor diye... Ne sebeple olursa olsun şaşkın kültür politikalarıdır. Bu şaşkınlığın Türkiye''de başlaması, Azerbaycan''ı mazur göstermez. Her devletin ayrı dili şart değildir. Bu tutumla, o ülkelerin televizyonlarının çanak antenlerinin Türkiye TV''lerine çevrileceği kesindir.
H
Feci uçak kazasında ölenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara âcil şifalar diliyorum. Cüneyd Er için, sevgili kardeşim Rahim Er''e
dua ediyorum. Büyük geçmiş olsun.
Irak''ı boşaltmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ben arada bir İran''ın atom bombası hevesinin değil Orta Doğu''nun, değil Asya''nın, dünyanın dengesini de engelleyebileceğini, İran''ın da büyük zarar göreceğini, daha çok İran halkına dönük bir gösteri olduğunu yazarım. Bazı sevgili okuyucularımdan tepki alırım. İsrail dostu olduğumu söyleyenler çıktı.
Ben Türk''ü ve Türkiye''yi seven her milleti sever, sevmeyeni sevmem. Bu kafada olmayanlara da dikkat ederim, asla milliyetçi değillerdir. Ama budala milliyetçi de vardır. 1909''da budala milliyetçilerden oluşan bir çetenin eline düşmüştük, 10 yıl içinde tarihin son Türk imparatorluğunu dağıttılar, 2 milyon Türk''ü öldürdüler, Rumeli''den birkaç yıl sonra Anadolu''yu da düşman çizmelerine ezdirdiler.
Orta Doğu''da İran, Türkiye, S.Arabistan, Mısır gibi devletlerin atom bombası edindikten sonra bir savaş çıkarsa, nükleer olacağı için, zayiat, Cihan Savaşları''nınkileri geçecektir. Türkiye Devleti, İran''ın atom bombası yapmasına kesinlikle karşıdır. (İsrail''de var, İran''da da olsun!) diyerek Tahran''daki müfritlerin ağzıyla konuşan tek devlet yoktur. Bütün devletler karşıdır. 60 Müslüman devlet karşıdır. Hükûmetimiz, devletimizin bu kararını açıkça ifade etmelidir ki, derin dış politika bilmeyenler yanılmasınlar ve Amerika başta birçok ülke bize şüpheyle bakmasın...
Başkan Obama''dan Irak''ı boşaltmasını bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacaklarını yazmıştık. Zira hangi başkan ve parti olursa olsun, Amerika''nın Devlet Politikası vardır, onlar yürütür.
Nitekim Sayın Obama, ağzından baklayı çıkardı: (31 Ağustos 2010''a kadar 16 ay içinde 100.000 civarında asker çekeceğim! Irak''ta 35.000 ilâ 50.000 askerimiz kalacak, bunlar silâhsız (!) olacak. Irak''ın istisnasız bütün sorunlarını (!) çözecekler).
5 yılda Irak''ta 4.250 asker kaybeden Amerika, belki uzun yıllar sonra, bütün Irak''a yayılmış askerlerini birkaç üste toplayacaktır.
50.000 askerin silâhsız olacağını da Sayın Başkan''ın bir esprisi kabûl ettik. Öyle olsa bile Basra önünde yatan her biri vurucu tümen kuvvesinde 3 uçak gemisindeki uçaklar, nükleer başlıklı füzeler çekilecek mi? Real-politik yerine hayal-politik''le düşünen sevgili okuyucularım üzülecek ama, Türkiye''nin üstte kalması, gene Türkiye''nin elindedir Türkiye''ye güveniyoruz.
Irak müzesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Geçen hafta Bağdad''daki Irak millî müzesi yeniden açıldı. 6 yıl önce, Amerikan askerinin Bağdad''a indiği gün yağmalanmıştı. Tarihin kaydettiği büyük barbarlıklardan, vandallıklardan biridir. ABD gibi muazzam bir devletin silinmez lekesi olarak kalacaktır. Asırlarca unutulmayacaktır. Asırlar sonra müzeyi gezenler (bu müze ABD''nin Bağdad''ı işgalinde yağmacılara açıldı ve 7.000 kadar parça çalındı) diyecekler. 7.000 parçanın 50 kadarı, insanlık medenîyetinin en seçkin buluntuları arasında sayılıyordu. Bir kısmı, şurada burada bulunacak, müzeye dönecektir. En akla gelmedik ülkelere bile kaçırılmış eserler vardır. Bir kısmı bulunamayacaktır. Müstakbel Irak hükûmetleri geri almak için, 21. asır boyunca, pek çok devletle mahkemelik olacaktır.
Amerika bu çirkinliği, nasıl, niçin irtikâb etti? Bu suretle aklınca Iraklılara ve Saddamcılara bir dahi Amerika''ya kafa tutmak enayiliğinde bulunmamaları ihtarı çekildi. Halbuki bundan sonra yıllarca Amerikan işgaline karşı direnildi. 1901''de Pekin''de, Yasak Şehir denilen imparatorluk sarayının en değerli parçaları, Çin''e çıkan Batılı devletlerin (Japonya ve ABD dahil) askerî birlikleri tarafından yağmalandı. O parçalar bugün o yabancı ülkelerin koleksiyonlarında bulunuyor. Bana göre Çin''i Batı''dan nefrete ve komünizme götüren sebeplerden biri bu Yasak Şehir yağmasıdır. Ama komünizmi getiren Mao, tarihin en büyük kültür devrimini yaptı ve en seçkin medeniyetlerden birini imhaya çalıştı. 1913 Balkan Savaşı ve 1915 Çanakkale Savaşı''nda Topkapı Sarayı Hazinesi, İstanbul''un düşmesi ihtimaliyle sandıklar içinde Konya''ya nakledilmişti. Geri getirildi. Ancak 1920''de Sultan Vahîdeddin makamını terk etse idi, Topkapı Sarayı ve benzerlerindeki eserlerimiz bugün Avrupa müzelerinde idi. İstanbul 1901 Pekin''ine dönecekti.
İnsanoğlu''nun daha pek çok ıstıfâdan geçmesi gerekiyor. Yeterli derecede medenîleşemediğimizin o kadar çok örneği var ki...
Hillary''yi beklerken
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Öbürsü gün Cumartesi... Amerika Birleşik Devletleri''nin yeni dışişleri bakanı Hillary Clinton, Ankara''da olacak. Orta Doğu turunu tamamlıyor. İsrail''de cumhurbaşkanı Şimon Peres, Hillary Hanım''ı -normal bir öpüşle değil- şapur şupur öperek karşıladı. Davos''tan, 85 yaşının verdiği tarâvetle gençleşerek ayrıldığı anlaşılıyor. Amerika''da, resmî adı (devlet sekreteri) olan dışişleri bakanı, protokolde değil, fakat fiilen, devletin 2. güçlü ve önemli kişisidir. Başkan''dan hemen sonra... Ankara''da, bu önemi ile mütenasip ilgi görecektir.
Hillary Clinton, uzun bir çekişmeden sonra, daha şanslı başladığı halde, Demokrat Parti başkan adaylığını, Obama''nın karşısında kaybetti. ABD''de ilk kadın başkan olamadı. İlk Zenci ise, başkan oldu. Birçok ülkede kadınlar cumhurbaşkanı seçildikleri halde, Beyazlar dünyasında günümüze kadar bir Siyah, asla devlet başkanı seçilmemişti.
Hillary Clinton, Cumhuriyetçi Parti''den Condoleezza Rice gibi birinci sınıf bir dışişleri bakanına halef oldu. Onun için çizgiyi korumaya özen gösterecektir. Yeterli tecrübeden mahrum değildir. 8 yıl başkan eşi first lady, iki dönem New York''tan ABD senatörü idi. Büyük makamlardır. Eşi Clinton''ın Çek Yahudisi asıllı dışişleri bakanı Madeleine Albright da, bir kadındı, çok başarılı idi, Türk dostuydu. Hayatta, 71 yaşındadır. Başkan Clinton, Türkiye''de iyi hâtıralar bıraktı. Türk milleti hassas, hattâ romantiktir. Başkan''ı sevmişti. Clinton''ın Türkiye Büyük Millet Meclisi''ndeki nutku, tarihîdir, unutulmaz. 730 yılında Bilge Han bize (titre, kendine dön!) demişti. Clinton, hâkanımız falan olmadığı için (titre!) diyemedi ama, imparatorluk fikrinin şampiyonu olarak babamız Osmanlı''yı bize hatırlatarak (kendine dön!) manasında konuştu.
Hillary Hanım, Başbakanımız''la konuşsun. Pazartesi günü, bu konuya devam ederiz...
Fütürolojide Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İstanbul''u ziyaret eden George Friedman''ın (Önümüzdeki 100 Yıl) (yani 2009-2109) adlı kitabı bir fütüroloji eseridir. Fütüroloji, geleceğe, dünyanın gelecekteki gelişmelerine ait tahminlerde bulunan ilimdir. Tarih ve jeopolitik bilgisi ve bu alanlarda doğuştan yetenek sahibi bulunmakla mümkündür. Bu oluşmakta olan sosyal ilim, tarih bilgisinin yoğunluğu ve jeopolitik tahlil kabiliyetinin derinliği nisbetinde aydınlatıcıdır. Ancak tarih, sürprizler yaparak yol alır. Sürprizler, her devirde ve her ülkede tarihin tabiî akışını değiştirmiştir. Bununla beraber çok ileri ülkeler, fütürolojiyi ciddiye alıyor, önemli meblağlar ayırıyorlar. Geri kalmış ülkelerin ise eskiden beri fütürologları vardır; bunlara (falcı) diyoruz, fala bakıp konuşurlar, her ülkede verimli, kazançlı bir meslektir. Nitekim Friedman, Pentagon yani ABD savunma bakanlığı gibi dünyanın en geniş bütçeli kurumunda görevlidir, kendisine danışılıyor. Kitabının Türkçe''ye çevrileceği bildiriliyor. Bizi epey etkileyecek, belki şaşırtacaktır. Zira Türkiye hakkındaki bazı öngörülerine katılmıyorum. Hattâ bir şarlatanlık veya yönlendirme kokusu aldığımı söyleyebilirim. ABD derin devletinin emriyle yazdığı ihtimali de varittir. Friedman, Başkan Clinton''ın 10 yıl önce söylediğini tekrarlıyor, Türkiye''ye Osmanlı yetenekleri ile hareket etmesini öğütlüyor. Avrupa Birliği''nin dağılacağını (!) , Müslüman devletlerin ise ancak Türkiye''nin liderliğini tanıyabileceklerini (!) yazıyor. Bugün Türkiye''nin dünya devletleri arasında ekonomide 17. iken 30 ilâ 40 yıl içinde 10. veya daha üst bir sırayı elde edeceğini söylüyor. Buna katılıyorum. 30 yıldan önce gerçekleşebilir.
Friedman, dünyaya Türkçe öğrenmelerini öğütlüyor. Çin ve Rusya''nın gerileyeceğini, Japonya''nın daha da gelişeceğini savunuyor. Fütürolojinin ciddi bir branş şeklinde olgunlaşacağına inanıyorum. Şarlatanların (atmasyon) alanı olarak algılamalarından kaçınmak şartıyla ... (atmasyon, Fransızca kuralla yapılmış bir Türkçe argo kelimedir).
Clinton Ankara''da idi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, geçtiğimiz cuma günü, İsviçre''nin Cenevre şehrinde Rusya Federasyonu dış işleri bakanı Lavrov''la görüştü. Hillary Hanım, ertesi cumartesi sabahı Ankara''da idi.
Başbakanımız Tayyip Erdoğan''la ve öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül''le görüşmesi, Lavrov''la geçtiği gibi, samimi idi. Tabiatiyle diplomasinin sınırları içinde bir samimiyet... Erdoğan''la 40 dakika olarak belirlenen ikili mülâkat 90 dakika sürdü. Clinton, Başkan Obama''nın Türkiye''yi resmen ziyaret edeceğini bildirdi. Önemli gelişmedir.
Amerika, fiilen 1945''ten ve resmen 1952''den bu yana stratejik müttefikimizdir. Yukarıda anılan tarihlerde silahlı kuvvetlerimiz Prusya (Almanya) askeri düzeninden ABD askeri düzenine göre modernleştirildiği için, ilişkilerin derinliği açıktır. Türkiye büyük ekonomik ve askeri Amerikan yardımı da gördü. Kore''de tugayımız, ABD 8. Ordu''su ile aynı safta vuruştu. Kuzey Kore''de bugünkü komünist yönetiminin Güney''e de egemen olmasını, ABD ile birlikte önledik.
Ama Amerika ile birkaç defa aramıza tam manasıyla kara kedi girdi. Başkan Johnson''ın Başbakan İnönü''ye yazdığı mektup, nezaketten habersiz kaba bir Teksaslı köylünün davranışı idi. Tarihte galiba ilk ve son defa bir devlet (ABD), müttefikine (Türkiye''ye) silâh ambargosu koydu. Kıbrıs çıkışımızda Taivan (Milliyetçi Çin) ve Libya''dan malzeme almaya mecbur kalmıştık.
İkinci Tezkere''yi reddederek çok yanlış ve zararlı davrandığımız, Sayın Erdoğan tarafından da söylendiği için pas geçiyorum. Bu hatamız, Barzani ve Talabani''nin açık ifadelerine göre Kürdistan devletinin kurulmasını sağladı, tarihçi olarak katılıyorum.
Benzer hataya, Obama Amerikası elbette düşmeyecektir. Johnson, katledilen seçkin başkan Kennedy''nin koltuğuna şâibeli şekilde otomatik olarak oturmuş, seçimle başkanlığı kazanmamıştı. Bugün Sarkozy bile kendisine tahakküme kalkışacak derecede küstahlaşan Deveciyan adlı deveciyi başından def etti. Amerikalı politikacılar, bir avuç Kaliforniya oyu için Ermeni yaygaracılığına katılmayacaklar ümidindeyiz. Aksi takdirde bulunduğumuz coğrafyada biz de zorlanırız ama, ABD kadar değil... O derecede arzulanan Türkiye-Ermenistan anlaşması da suya düşer.
ABD ile ilişkilerimiz normalleşiyor
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton''ın Ankara''yı kısa resmî ziyareti, ümitlerin üzerinde ferahlık oluşturdu. Yeni ortamın beceriksizlik yapılarak ihlâl edilmemesi için her iki taraf da, hem Ankara hem Washington, dikkat kesilmelidir. Amerika-Ankara çekişmesinin sona erdiğini düşünüyoruz. İki tarafı da rahatsız eden bir dönemdi. Birleşik Amerika''da Demokrat Parti İktidarının böyle bir başarı ile açılımı olumlu bir gelişmedir. Bu suretle ilişkilerimizin Cumhuriyetçi iktidarlar döneminde daha iyi yürüdüğü iddiası da sona eriyor. Başkan Obama''nın nisan başında Türkiye''yi resmî ziyaretinin Hillary Clinton tarafından bildirilmesi ile münasebetlerimiz gerektiği düzgünlüğe kavuşacaktır. Stratejik ittifak işlerlik kazanacaktır.
Başkan Obama''nın 1915 olayları için soykırım tabirini kullanmayacağı anlaşılıyor. Ancak Kongre (Temsilciler Meclisi ve Senato), Başkan''ın emrinde değildir. Dünyanın en yetkili demokrat devlet başkanı olan ABD başkanı, Kongre''ye telkinde bulunabilir, emredemez. Türkiye''de uyguladığımız Avrupa demokrasisinde ise iktidar milletvekilleri, başbakanın iradesine tâbidir.
Bununla beraber ABD Temsilciler Meclisi''nde ve Senato''da Rum asıllı parlamenterlerce de cân-ü gönülden desteklenen Ermeni diasporasının hır çıkartıcı tekliflerinin yasalaşmaması gerekiyor. Aksi takdirde Amerika''nın Orta Doğu''daki pozisyonu zayıflayacaktır. ABD ile düzgün stratejik ilişkiler ve Avrupa Birliği üyeliğimize gereken sür''atin artık kazandırılması, Türkiye''yi Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya''da güçlü duruma yükseltir. Çağdaş uygarlık düzeyine erişmek için ciddi mesafe alınır. Bütün gecikmelerimizi telâfi ederiz.
ABD''nin Asya planı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Güney Kore silâhlı kuvvetleri ile ABD kara hava deniz kuvvetlerinin en büyük çapta ortak manevrası, Kuzey Kore''de telâş uyandırdı. Seferberlik ilân edildi. Tam bu sırada Kuzey Kore''nin uzaya fırlatacağı uyduya isabet olduğu takdirde, bunun (casus belli=savaş sebebi) sayılacağı Washington''a bildirildi.
Kuzey Kore, Amerika''nın ünlü (terörist -veya haydut- devletler) listesinde 1. sıradadır. Nükleer silahlar konusunda İran''dan ileridir. Hattâ İran''a nükleer malzeme ve bilgi verdiği iddiası mevcuttur.
Amerika''nın mahut listesinde 2. devlet İran ve 3. devlet Suriye''dir. Libya birkaç yıl önce Washington''a biat ederek bu listeden çıkmak becerisini göstermişti.
Kuzey Kore, yeryüzündeki 200 devlet arasında en sert totaliter rejimle yönetiliyor. Kuzey''i Güney''den ayıran Mareşal Kim Sung''un yerine 1994''te ölünce oğlu Kim Jong geçti. Mareşal ve ulu lider sıfatları ile devlet başkanı ve her şeydir. Şimdi 67 yaşındadır. Kuzey Kore''nin yoksul ve en küçük hürriyetten mahrum halkının güneyinde, tamamen aynı ırktan, aynı dili konuşan Korelilerin yaşadığı refah devleti Güney Kore uzanmaktadır. Kuzey Koreliler, bir vakit önce Güney''le birleşip biraz da dünya nimetlerini tadabilmek, Japonya seviyesini yaşayabilmek istiyorlar. Ama Kuzey''deki diktatör, halkın yakasını bırakmıyor. Birliği önlemek için Kuzey Kore, muazzam bir ordu oluşturmuştur ki iki Saddam ordusu kuvvetindedir.
Güney Kore 99.585 km2, 49 milyon nüfus, p.c. gelir 20.000 doların üstüdür. Komünist Kuzey Kore 122.762 km2, 23 milyon nüfus olup p.c. geliri bilinmiyor.
Amerika''da Cumhuriyetçi iktidar, Asya kıt''asına batıdan, Yakın Doğu''dan, Irak''tan girdi. Terörle birlikte petrol ve İsrail''i İran-Suriye kıskacından kurtarmak savaşı idi. Şimdi iktidara gelen Demokratlar, Asya kıt''asına acaba Uzak Doğu''nun kuzey-doğusundan girişmeyi mi tecrübe ediyor? Ancak Kuzey Kore''yi Güney''le birleştirmek, iki Almanya''nın birleşmesi gibi kolayca gerçekleşmez. Çin''in tepkisi bahis konusudur. Göreceğiz...
. Amerika ne istiyor?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama, sanıyorum İstanbul''a inecek. Ankara''ya gelip Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde konuşsa, şahane olurdu. Yüce Meclisimiz''in çok tecrübeli bir politikacı olan sayın başkanı Köksal Toptan bu arzuyu açıkladı.
Başkan Clinton''ın Meclisimiz''deki tarihî konuşmasını unutmuyoruz. ABD ile ilişkilerimizin o dönemdeki sıcaklığına dönmesinde, iki taraf için de sonsuz faydalar var. Amerika''ya haddini bildirelim! palavralarına herhalde kapılmayız. Bu palavralar sebebiyle biz Türkler, imparatorluk batırdık. Üstelik Cumhuriyet döneminde de Atatürk''ün istediği uygarlık düzeyine bir türlü ulaşamadık. 1877''de Mithat Paşamız Rusya''ya, 1914''te 33 yaşındaki delikanlı Enver Paşamız büsbütün azıtarak Rusya''ya ilâveten İngiltere ve de Fransa''ya haddini bildirecekti!!!
Acaba Amerika hâlâ bizi ılımlı (veya: laik) İslâm modeli olarak mı görüyor. Bu soruya sıkça muhâtabım. Cevabım şudur: Görüyorsa görüyordur! Amerika, boş hedeflere de vakit ve para harcamakla ünlüdür. Bana göre de Türk Müslümanlığı, İslâm''ın en iyi uygulandığı modeldir. Bununla iftihar ederiz, ama bunu başka Müslüman ülkelerine kabul ettiremeyiz.
Her toplum, alıştığı ve algıladığı biçimde davranır. Biz Türkler de böyleyiz. Her topluma kendi dini tatlı gelir. Başlıca Müslüman ülkeler, Arap olsun olmasın, İslâm''ı en iyi kendilerinin anladığı ve uyguladığı iddiasından vazgeçmezler.
Biz ılımlı Müslümanlık teklifinde bulunsak, Müslüman âleminde ancak düşman kazanırız. En azından sonuç vermez. Türkiye''nin böyle bir iddiası zaten yoktur.
Ama eminim Washingoton: Türkiye''nin 1) eşsiz jeostratejik konumu, 2) silahlı kuvvetlerimizin kudreti, 3) çağdaş uygarlığa heves ve istidadımız bakımından bizimle iş birliğine talibdir. Örnek Müslüman olduğumuza inanıyorsa da bize zarar vermez. Laik demokrasi, Türkiye devletinin hiçbir şartta vazgeçmiyeceği tek rejimdir.
.Pakistan ve Madagaskar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Pakistan''da partilerin ve liderlerin zıtlaşmasını engellemek için ordunun müdahalesine ramak kaldı. Tehlikeyi sezen cumhurbaşkanı Zerdâri, talepleri yerine getirerek darbeyi önledi (Zerdâri, katledilen Benazir Butto Hanım''ın eşidir). İngiliz askerî düzeninde yetişmiş Pakistan ordusu, Asya kıt''asının en güçlü silâhlı kuvvetlerindendir. Böylesine bir ordunun ikide birde darbe yapması, Pakistan''da demokrasi kurulmasını önledi. Halbuki aynı yıl (1947) İngiltere''den ayrılan Hindistan, umulmadık şekilde demokrasiyi muhafaza etmeyi başardı. Şu sırada bir askerî darbe, el- Kaide ve Tâlibân adlı dehşet saçan iki terör örgütünün işine yarayacaktı. Pakistan''ın müttefikleri Amerika ve İngiltere bundan korkuyorlardı.
Madagaskar''da ise ordu, yumuşak bir darbe yaptı. Başkanı iktidardan düşürdü. Madagaskar dünyanın en büyük adalarındandır: 587.041 km2 ve 20 milyon nüfus. Fransa sömürgesi idi (1896-1960). Anormal nüfus artışı felâketi yaşıyan yoksul Afrika ülkelerinden biridir (p.c. 1.000 dolar). Bu tip Afrika devletlerinin ehemmiyetsiz çaptaki orduları sık sık müdahale ve darbe yapıyorlar. Bu sebeple, Güney Afrika Birliği dışındaki hiçbir Afrika devletinde demokrasi kurulamadı. Bu devletlerden çoğu Müslüman ve Afrika kuzeyindeki 7''si Arap''tır. Madagaskar halkı, diğerleri gibi Zenci değil, Malay asıllıdır. İddialı motiflerle gerçekleşmelerine rağmen silâhlı kuvvetlerin darbesi, hemen hiçbir devlette olumlu sonuçlar vermemiştir. İmparatorluk Türkiye''sini çok zayıflatıp felâketlere sürükledi. 27 Mayıs 1960 müdahalesi ise, komünizmi getirdi, Atatürk Cumhuriyeti''nin temellerini yıktı, ağır aksak da olsa ilerleyen demokrasinin yolunu kesti. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri de öyle... İmparatorluk dönemindekiler gibi Cumhuriyet dönemi darbeleri de ordumuza büyük zararlar verdi... Kışlaya, camiye, okula politika sıçramamalıdır. Savaşmak için yetiştirilmiş subayın siyasete heveslenmesi, bütün dengeleri alt üst eder. Ancak böyle durumlara sivil otoritelerin hatalı ve yetersiz tutumlarının zemin oluşturduğunu da belirtmem gerekiyor.
Krizden çıkabilmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Evrensel finans krizinin 9 ay daha, 2009 sonuna kadar hükmünü icra etmesi bekleniyor. 2010 yılı, tahribatı onarmakla geçecek. 2011''den itibaren, kriz öncesinde bıraktığımız çizgiyi aşmaya başlayacağız. Her ülke, kendi çapında gelişmeye, hamle yapmaya, ilerlemeye girişecek.
Bunları, çok yetkili bir kişi söylüyor: ABD Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke. Resesyon''un bu yıl sonunda sona ereceğini, 2010''un iyileşme, 2011''in gelişme yılları olacağını beyan ediyor.
Normali, evrensel krizin başladığı ülkeden, yani Amerika Birleşik Devletleri''nden geriye dönerek sönmesi, sona ermesidir. Bu iyileşme, hemen Avrupa ve Uzak Doğu''ya yansıyacaktır.
Kutsal kitapların Eski Mısır için 7 yıl kıtlık + 7 yıl bolluk dönemleri belirlemesine benziyor. Toprağa bağlı tarımdan sonra sanayi devrimini de tamamlayan insanlık, şimdi üstün bilgilerle mücehhez finans, kredi, alış veriş, ticaret asırlarına geçiyor.
Per capita (kişi başına) 11.000 dolarla 2008 sonunda dünya krizine dahil olduk. 2011-2020 arasında 20.000 dolara çıkmamız tabiidir. Çıkamamamız gayri tabiidir. Siyasî iktidarların becerikliliği ve ehliyeti oranında 2020''den önce 20.000''e erişmemiz gerekiyor. Bugün ekonomide Dünya devletleri arasında 17. sıradayız. 2020''den önce 10. sıraya epey yaklaşacağız.
Yeter ki beceriksizlik etmeyelim. Kavga çıkarmayalım. İstikrar oluşsun. Yolsuzluk ithamları ayyûka çıkmasın, asgarîye insin. Ergenekon davasını, krizin sona ermesinden önce bitirelim. Huzurlu bir Türkiye''de yaşıyalım. Bunları, ancak dış politikada hata yapmamak hüneri ile gerçekleştirebiliriz. Mutlaka Avrupa Birliği üyesi olup 2. sınıf Avrupa devleti durumunda kalarak utanç yaşamamamız gerekiyor. Bu millet utanmak için yaratılmadı! Atatürk''ün en keskin sözlerinden biridir. Büyük Türkiye bu çerçevede ortaya çıkacaktır.
Krizin boyutları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünya devletlerinin 1 yıllık GSMH (gayri safi milli hâsıla) toplamı 56 trilyon dolar kadardır. Finans krizini onarmak için harcanan meblağın dünya toplamı ise 14 trilyon doları buldu, daha devam edecek. En büyük meblağları tabiatiyle Amerika Birleşik Devletleri ödedi. Mübalağaya kaçıldığı iddiaları var. İktidardan düşen Cumhuriyetçi Parti, bu tutumun serbest ekonomi sistemine aykırı olduğu, sosyalizme ve devletçiliğe kayıldığı eleştirilerini yapıyor. Devlet, bir çok finans kurumunda büyük hissedar durumuna yükselmiş. Dün, hisse senedi bile satın aldı.
İktidardaki Demokratlar, krizi öngöremeyen finans yöneticilerine bile hâlâ büyük tazminat ödüyorlar. Gerçekten hayret vericidir. Yapılan eleştiriler karşısında bu ödemelerin bir kısmının ibtâli bahis konusudur.
Bütün dünyada sosyalistler, her zaman, kapitalist sistemi kınamış, iflâsa mahkûm bulunduğunu iddia etmişlerdir. Ama kapitalist sistemin sonu gelmiş falan değildir. Fakat sistemin sömürüldüğü ve hatalı yönetildiği açığa çıktı. Önümüzdeki yıllarda kusurlar düzeltilecek, yeni bir dünya doğacaktır.
Yalnız ABD ve Japonya gibi en büyük boyuttaki kapitalist devletler değil, hâlâ komünizmi savunan Çin ve nüfus problemi ile bocalayan Hindistan gibi kişi başına düşen gelirleri çok düşük ülkelerde bile kapitalizmin yerleştiği âşikârdır.
Ortalarda bir yerlerde bulunan Türkiye ne yapacak? Nükleer enerjiye hayrettir hâlâ geçemedik. Barajlarımızı tamamlıyamadık. Gerekli sondajları yapamıyoruz. Yeşili ortadan kaldırmakta, sahillerimizi, sularımızı kirletmekte Avrupa birincisiyiz. Eğitime ne versek yetişmiyor. Nüfus artışımız, AB devletlerini korkutuyor. Gelişmiş ülkelere nisbetle daha bu gibi hayatî konularda yetersizliğimiz var. 10.000 dolar p.c. çizgisine geldiğimiz zaman hem ekonomimizin, hem demokrasimizin rahatlıyacağını sanıyorduk. Olmadı. 10.000 dolar yetmedi. Bizi kısa zamanda 20.000 dolara ulaştıracak sistemlere ihtiyacımız var.
Obama''nın tebriki
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad''ın Nevrûz bayramını Farsça altyazı ekleyerek kutladı. Dünyanın en büyük şairlerinden Şeyh Sâdî-i Şîrâzî''nin (ölm. 1291) ünlü sözünü de kutlama yazısına ekledi: İnsanoğulları biribirinin uzuvlarıdır (Benî-beşer âzâ-yi yek-digerest).
Başkan Obama, Birleşik Amerika''nın İran hakkındaki görüşlerini değiştirdi mi? Kesinlikle hayır! Devlet politikasıdır, değiştiremez. Üslûp farkı bahis konusudur: Cumhuriyetçi Bush ile Demokrat Obama arasındaki yaklaşım farkı...
Obama, İran''a: Atom bombası edinmek, İsrail gibi sizin de hakkınızdır, buyurun yapın, yalnız barış için (!) kullanın! mı diyecek? Hayır, engellemek için her şeyi, akla gelen ve gelmeyen her şeyi göze alacak.
Hamas meşru bir siyasî partidir. Onunla masaya oturup konuşur, İran''ın Akdeniz''de kalmasına izin veririm! mi diyecek? Tabiatiyle hayır! Bütün Avrupa Birliği devletleri gibi Hamas''ı terör örgütü tanımakta devam edecek, ortadan kaldırmak için çalışacak. İran''ın İsrail''i tehdidine izin vermeyecek.
Şimdi Washington, neyin olacağını gerçekleştirmeden önce neyin olamıyacağını dünyaya göstermek istiyor. İran bunu anlamazlıktan gelip kendi hesabına vakit kazanacaktır. Amerika, NATO''nun patronu, Avrupa Birliği''nin müttefiki ve Arap âleminin dostudur. Bu pozisyona yerleşmiş bir cihan devleti İran''a: Buyur Orta Asya''dan Akdeniz''e istediğin gibi at oynat, Türkler''i ve Araplar''ı kaale alma, Körfez petrolünü gönlünce tevzî et! mi diyecek?
Başkan Obama, Türkiye''den ne mi isteyecek? NATO üyesi, AB üye adayı stratejik müttefikı Türkiye''den Orta Doğu''nun dizaynında kendisine yardım etmesini istirhâm edecek. Bunu Bush üslûbunda değil, Clinton üslûbunda söyleyecek.
Obama''yı bekliyoruz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama, Kanada''ya gitmişti. 31 Mart''ta G-20 için Londra''dan itibaren 8 günlük dış gezisine başlayacak. Prag''a uğrayacak. 5 Nisan Pazar akşamı Ankara''dadır. Türkiye, gittiği 4. yabancı devlettir. 6 Nisan''da Çankaya''da Devlet töreni ile karşılanıp Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''le görüşecek. Ortak basın toplantısı yapılacak. Anıt Kabir''i ziyaret edecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu''nda milletvekillerine hitâb edecek. Clinton''dan sonra bir Amerika Başkanının Meclisimiz''de ikinci defa nutuk vermesidir. Ankara''da o gün 10.000 polisin izinleri kaldırılacak.
Aynı gün Başbakan Tayyip Erdoğan''la konuşacak. Sayın Erdoğan''ı başkanlık uçağına alıp 7 Nisan''da İstanbul''a gelecek. 80''den fazla ülkenin devlet ve hükûmet başkanlarının katılacağı Medeniyetler İttifakı''nda da bir konuşma yapacak. Erdoğan ve İspanya başbakanı Zapatero bu İttifak''ın iki kurucu eşbaşkanı''dır.
Sonra, bütün barbarca yakıp yıkıp yapmamıza rağmen hâlâ dünyanın incisi hâlindeki Boğaziçi''nde gezintiye çıkılacak.
Medeniyetler İttifakı bir bildiri yayınlayıp dağılacak. Ayrıca Başkan Obama''nın konuşması dünyada merakla bekleniyor. Zira Başkan''ın İslâm âlemine hitab edeceği söyleniyor. Bu hitabın İstanbul''dan yapılması, Türkiye üzerinde dikkatleri yoğunlaştırdı. İngiltere''nin asırlık en ünlü ve ağırlıklı gazetesi The Times böyle yazıyor.
Başkan Obama''nın Nevrûz için İran''ı kutlaması ve barış önermesi, İran''ın rûhânî lideri Âyetullâh Hamaney tarafından açık şüpheyle karşılandı. Hamaney, ABD''nin İran''a karşı niyetlerinin değişmediğini, ancak İsrail''i himayeden vaz geçmesi şartıyla iyi niyetini gösterebileceğini belirtti. Amerika''nın İsrail''i, atom bombalı ve Hamas''lı bir İran karşısında himayeden vaz geçmesi ihtimali hiç yoktur. Diğer taraftan Avrupa Birliği dış politika yüksek temsilcisi Solana, İran''ın demokrasi âlemi ile barışması için Obama''nın ileri sürdüğü 1) nükleer silâhtan, 2) terör örgütü Hamas''tan vaz geçmesi şartlarına Avrupa''nın da katıldığını vurguladı.
Irak ziyareti ve ABD
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Irak''ı resmen ziyaret ediyor. Geçen hafta Talabani''nin Türkiye''ye gelmesinin yıldırım hızı ile iadesidir. İlk ve son defa Fahri Korutürk 1976''da, Türkiye cumhurbaşkanı olarak Irak''a gitmişti. Saddam Hüseyn''le görüştü. Başbakan Ecevit''in askerî diktatör Saddam Hüseyn ile görüşmesini de unutmuyoruz. Ecevit, kendisini iki defa iktidardan alaşağı eden Amerika''ya karşı çok kuşkulu idi. Saddam''a gerçekten dostça davrandı, terbiyesizliklerine aldırmadı. Bağdad ziyareti sonuçsuz kaldı. Kanlı diktatör, Baas öğretisinin tutsağı idi. Yani Arap nasyonal sosyalisti... Bu öğreti, Türk''e husumet üzerine kurulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız şimdi, çok amaçlı bir ziyaret gerçekleştiriyor. Kürt sorununun çözülmesi, hiç değilse yumuşatılması mümkün mü, bunu da anlayacak. Tabiatiyle Amerika''nın muvafakati olmaksızın, Amerika''ya rağmen Irak''la Türkiye arasında geçerli bir anlaşma olamaz. NATO başkomutanlığına ilk defa bir denizci, büyükbabası 1922 sonunda İzmir''den kaçan bir Rum''un torunu Amerikalı bir oramiral getirildi. NATO genel sekreterliğine de eski Danimarka başbakanı taliptir ki (Türkiye AB üyesi olamaz) diyen adamdır.
Böylesine atmosferde Türkiye, ideolojilerden sıyrılmış, tam bir realpolitik (gerçekçi dış siyaset) izlemek durumundadır. ABD projelerine karşı çıkmak gibi fanteziler, Türkiye''ye zarar verir. Maharet, Washington''ın emelleri ile bizim yüksek menfaatlerimizi paralelleştirebilmektir. Bu beceriyi gösteren Türkiye, rahatça pek çok müşkülünü çözümleyebilir. Başbakan Erdoğan''ın Londra, Ankara, İstanbul''da Başkan Barack Obama ile görüşmeleri, Cumhurbaşkanı Gül''ün Bağdad''da Irak''ın Kürt cumhurbaşkanı ve Şîî başbakanı ile konuşmasının sonuçlarını bekleyeceğiz
.Ergenekon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Mart, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Muhsin Yazıcıoğlu''na Allah''tan rahmet diliyorum. Ailesine, partisine, milletimize taziyetlerimi sunuyorum.
Ergenekon süper davasında ithamlara bakılırsa, bir takım hayalperestler şöyle bir Türkiye tasavvur buyurmuşlar: ABD ve AB''ye candan hasım NATO''dan ayrılacak, parti başkanlarının bile askerî atama ile geleceği, iktidarın ancak bilek gücüyle değişebileceği, totaliter bir devlet...
Silâhlarımızı artık Amerika''dan değil, müttefikimiz olacak Çin''den sağlayacağız. (Çin bizi müttefikliğe kabûl etmezse ne olacak, burası belirsiz). Kuzey Kore, İran, hatta Amerika kıt''asında Venezuela, Bolivya, Küba, Nikaragua gibi devletler, zaten tabii müttefikimizdir. Bu kadar parlak bir proje ile Hindistan ve Rusya''yı bile yanımıza alabileceğiz.
Zamanla bütün devletler birer ikişer Amerika''nın karşısına geçeceklerdir! Gerek ABD; gerek AB artık dünyayı sömüremeyecekler, Türkiye-Çin ittifakı sömürecek! Avrupa Birliği''ne gelince, bazı Amerikalılar bile yakında dağılacağını itiraf etmiyorlar mı?
Türkiye, laik, sosyal, devletçi bir cumhuriyet olacaktır. Buna (demokrasi) diyeceğiz ve zamanla bütün dünya bizim demokrasimizi takip ve taklîd edecek! Serbest piyasa soygunculuğu sona erecek! Modele aykırı partiler kapatılacak, yeni partilerin başına süper yetenekli vatanseverler atanacaktır. Yargıya gelince, ancak bu şartlara ve bu kadar ideal bir demokrasiye hizmet ettikleri nisbette hür ve bağımsız olacaktır.
Görülen ve görülmemiş boyutlarda süperleşen bu davada kimin ne kadar suçlu olduğunu, kimin geyik muhabbeti sınırlarını aşmadığını, kimin tamamen ilgisiz ve masum bulunduğunu bir vakit önce öğrenmemiz gerekiyor. Yüce yargımıza güveniyoruz. Hızlı işlemesi oranında güvenimiz artacaktır. Dünyanın gözü üzerimizdedir. En iyi bir askerî rejimin bile, en yozlaşmış bir demokrasiden beter olduğunu yarım asır boyunca vurguladık. Darbelerin en fazla ordumuza zarar verdiğini de, hiç birinin millete ve devlete yararı bulunmadığını da kitaplarımızda zengin tarihî örneklerle belirttik. 21. yüzyıl Avrupası''nda bu konulara dönmekten sıkılıyoruz.
.Londra zirvesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''de seçmen istikrara devam dedi. Seçim atmosferi dağılmaya başladı. Muhsin Yazıcıoğlu ve -aralarında İhlâs Haber Ajansı muhabiri arkadaşımızın da bulunduğu- refakatindeki 5 kişinin uğradığı kaza karşısında milletimizin parti farkı falan gözetmeksizin millî birlik oluşturmasındaki yeteneğinin devamını arzu ediyoruz. Birliğin bozulması için sebep yoktur. Ben, iktidarın daha da düzgün yürüyeceği ümidindeyim.
AK Parti iktidarının daha 2,5 yıl müddeti var. 2011 seçimine kadar alternatifi yoktur. Yüce Meclis''in kompozisyonu malûmdur.
Nisan içinde, Türkiye''nin geleceği bakımından önemli dış temaslar ve mutabakatlar gerçekleşecek. Bir çok bakan yorgundur. Sayın Erdoğan''ın Merkez Sağ''ı daha belirgin vurgulayacak yeni bir hükûmet kurması ihtimali yüksektir.
Ergenekon tabir edilen karmaşık ve muğlak dava sürüyor. Devletin ve milletin ne tuzaklara düşürülmek planları yapıldığı ilk defa açığa çıkacak. Böyle fesatçı fikirlerin üniformalı veya sivil bazı kişilere nasıl ve niçin musallat olduğunu anlamamız gerekiyor. Yargının kısa zamanda sonuçlanmasında, tarife sığmaz millî menfaatler vardır. Seçim sonuçları, Ergenekon özentilerini kıracak, Türkiye''yi çağdaş uygarlık düzeyinden sürekli gerilere atan askerî darbeler ihtimalini sıfıra yaklaştıracak mahiyettedir. Politik anlayış sahipleri, seçim sonuçlarını bu yönü ile de okuyacaklardır. Sayın Başbakan bugün Londra''dadır. G-20 Zirvesi''nde Türkiye''yi temsil edecek. Seçildiğinden bu yana ilk defa Amerika dışına çıkan Başkan Obama ile tanışacak. 57 yıldan beri tahtta bulunan dünyanın en kıdemli devlet başkanı İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth ile dahi görüşecek. Dünya ekonomisinin nabzı Londra Zirvesi''nde atıyor. G-20''den sonra G-8''e de katılabilecek bir Türkiye''ye doğru azimli ve doğru adımlarla ilerleyeceğiz.
Avrasya''nın dizaynı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD başkanı Barack Obama''nın Avrupa''ya gelmesiyle, Avrasya politikasında yeni düzenlemeler dönemi açılıyor. Türkiye, bu değişimin içindedir. Bana göre, istediği ölçü ne ise, o ağırlıkta durum elde etmek kapasite ve potansiyelindedir. Başkan Obama, dün İngiltere Başbakanı ile görüşerek Avrupa temaslarına başladı. Londra''da G-20 zirvesine, Fransa''ya geçip Strasburg''da NATO zirvesine katılacaktır. Sonra Almanya''ya ve Çek Cumhuriyeti''ne uğrayacak. Bütün bunlar, uluslararası toplantılar içindir ve belirtilen devletlere yapılmış resmî ziyaret mahiyetinde değildir. Başkan Obama, Türkiye''de İstanbul''da Medeniyetler İttifakı zirvesine katılacak. Ankara''ya gelmesi ise, Türkiye''yi, yeni ABD başkanının ilk resmî ziyarette bulunduğu ülke durumuna taşıyor. Anıt Kabir''le başlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde 2 saat kalacak. Genel Kurul''da, önemli konulara değineceği için dünyada merakla beklenen 45 dakikalık konuşmasını yapacak. Köksal Toptan''la, sonra 3 muhalefet partisi genel başkanları Baykal, Bahçeli ve Türk''le ayrı ayrı görüşecek. Başkan''ın Yüce Meclis''teki temaslarını 250 yabancı + 250 Türk = 500 gazeteci izleyecek.
Cumhurbaşkanı Gül, Başkan''ı Çankaya''da törenle karşılayacak. Başbakan Erdoğan ise Avrupa''daki zirve toplantılarının hepsine Türkiye adına katılacak. O toplantılarda çeşitli devlet ve hükûmet başkanları arasında Obama ile de kısa konuşmalar yapacak. Sonra Başkan''la İstanbul ve Ankara''da görüşecek. Bu görüşme her iki taraf için de birinci derecede faktörler içeriyor. Başbakan Erdoğan bugün Londra''da ayrıca IMF yetkilileri ile buluşup anlaşmaya çalışacak. Dün Pakistan ve Afganistan''ın dost cumhurbaşkanları Zerdârî ve Karzaî, Ankara''da idiler. Cumhurbaşkanı Gül, iki devletin, Amerika''nın el-Kaaide ve Tâlibân''a karşı savaşında âhenk içinde hareket etmelerini sağlamaya çalıştı. Bu arada Amerika, 30 yıldan bu yana ilk defa, İran ile yarı-resmî görüşmeler yapıyor. Bütün bunlar, bulunduğumuz geniş coğrafyanın yeniden elden geçirildiğini gösteriyor. Türkiye, her adımını değerlendirmek durumundadır. Bu defa, sonradan esef eden olmayacağız.
G-20 nedir?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
G-20''nin açılımı şöyledir: G-7+1=G-8, G-8+11=19, 19+1=20. Yukarıdaki denklemin yazı ile ifadesi şudur: G-7, Dünya servetini elinde tutan, en kalkınmış 7 devlettir. ABD, Kanada, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya. Aralarına Rusya''yı alıp oldular G-8. Rusya bu 7 devlet derecesinde zengin ve kalkınmış değildi. Ama elinde Arz üzerindeki bitkiler dahil bütün canlıları 1000 (bin) yıl için yok edecek nükleer bomba ve füze bulunuyordu. Ayrıca Rusya bugün çok akıllanmasına rağmen belâ çıkarmakla ünlü idi. G-8, kalkınma ve ekonomik gelişme hızı en ümit veren 11 devleti 1999''da aralarına almaya karar verince oldu G-19: Avrupa Birliği (AB), başta İspanya ve Holanda hayli pek çok gelişmiş ülkeyi içerdiği için, blok hâlinde üye yapıldı, oldu G-20. AB''nin 4 devleti (Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya) zaten G-7 üyesi idiler. Diğer AB devletlerini, her 6 ayda bir değişen dönem başkanı devlet temsil ediyor ki, dünki Londra zirvesinde bu devlet Çek Cumhuriyeti idi. G-20 yılda bir defa ve ayrıca G-8 gene ayrıca yılda bir defa zirve toplantısı yapıyor.
En hızlı gelişen 11 devletin üçü Müslüman''dır: Türkiye, İndonezya, S.Arabistan, İsrail ve Mısır, İran Pakistan gibi öne çıkan Müslüman devletler G-20 dışındadır. G-20''nin tek komünist üyesi ise Çin''dir. On binlerce dolar milyonerinin zuhur ettiği Çin komünizmi ne mene bir rejim ise... Çok sayıdaki Orta ve Güney Amerika devleti arasında 3''ü, 11 ek devlete dahil edilmiş: Brezilya, Meksika, Arjantin, G-20''nin tek Afrika devleti Güney Afrika''dır. Diğer devletler Çin ve Hindistan gibi iki dev ülke ile Avustralya ve Güney Kore gibi çok gelişmiş iki devlettir.
G-20, Dünya millî gelirinin yüzde 90''ını oluşturan 49 trilyon doları temsil ediyor. G-20 dışında kalan devletler, geri kalan yüzde 10''u yani 4,9 trilyonu paylaşıyorlar. Toplam Avrupa Birliği gelirinin artık ABD''yi geçtiğini ekliyorum.
Rasmussen olayı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
NATO silahlı kuvvetlerinin başkomutanı daima bir ABD orgenerali veya oramiralidir. Genel sekreterlik ise, idarî ve siyasî görevlere bakar. Genel sekreter, NATO üyesi devletlerin ittifakı ile Avrupa devletlerinin önemli şahsiyetleri arasından seçilir. 57 yıllık üyeliğimiz müddetince bir Türk devlet adamı bu makama ulaşamadı.
Hollandalı Schefter''in müddeti tamamlandı. AB devletleri 8 yıldan beri Danimarka başbakanı olan 56 yaşındaki A. Fogh Rasmussen''i, bu görev için münasip gördüler. 1 Ağustos''ta Brüksel''de görevine başlayacak.
Doğrusu Avrupa Birliği için münasebetsiz ve düşüncesiz bir seçimdi. Rasmussen, İslâm dünyasında Peygamberimiz''e hakaret edilmesini basın hürriyeti gereği görmekle mimlenmiş bir adam. Hiçbir Müslüman ülke, bu olayı pas geçmez. En büyük operasyonunu Afganistan''da yapan NATO kuvvetleri o ülkede birinci derecede Tâlibân ile savaşıyor. Bu seçim, Tâlibân''a, el-Kaaide''ye, Hamas''a, Hizbullah''a ve emsaline propaganda konusu olacaktır.
Üstelik Rasmussen, herhalde terör örgütlerini de fikir hürriyetinin parçası sayıyor olmalı ki, İngiltere''den kovulan PKK televizyonuna Danimarka''da yer verdi, hâlâ orada icrâ-yı faaliyet ediyor. Türk''ü ve Türkiye''yi en fazla inciten sözü ise, Türkiye''nin -Türkler Avrupalı olmadıkları için- Avrupa Birliği''ne girmemeleri beyanı oldu.
NATO''nun patronu Başkan Obama dahil, silme AB üyesi devletlerin seçmeye karar verdikleri Rasmussen''i, veto edeceğini kararlılıkla ifade etmek, Başbakan Erdoğan''a nasip oldu. Cumhurbaşkanı Gül onu destekledi. Benim değerlendirme ölçülerime göre Erdoğan ve Gül''ün bu tutumu, AK Parti iktidarının Türkiye için uzun vâdeli en cesur ve olumlu çıkışıdır. Seçimlerde umduğunu bulamamış Tayyip Erdoğan''ın prestijini güçlendirdi. Sayın Obama''nın kefil olduğu söylenen vaadlerin hiç değilse bir kısmını Rasmussen gibi yeni göre-vinde başarı göstermesi imkânsız bir adamın yerine getirmeyeceğini sanıyorum. Ancak 1. yardımcısının Türk devlet adamlarından seçilmesi bile yeterli tavizdir. Müslümanlar''dan açık özür dilediği takdirde, Erdoğan''ın nâmı Moritanya ile Yeni Gine arasında dalgalanacak, İsrail Cumhurbaşkanı''na çıkışını gölgede bırakacaktır.
****
Cumartesi yayınlanan Haftalık Durum yazımda 3 yerde doğru şekliyle (Adalar Denizi), 2 yerde maalesef (Adalet Denizi) diye dizilmiş. Özür diliyorum.
.Krizden çıkabilmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
IMF ile müzakere yeniden başladı. TÜSİAD, IMF ile anlaşma yapılmasını istiyordu. Sonunda Merkez Bankası Başkanı da aynı talepte bulundu. Ancak hükûmet, seçimleri bekledi. IMF ile anlaşma krizin hafif atlatılmasına yardımcı olacak görüşü var.
IMF ile inşallah son anlaşmamızı yapalım. Bizim IMF''ye bakışımız olumsuzdur. Üçlü Koalisyon''un felâketine sebep büyük krizi IMF öngörüp Ecevit''i uyaramadı. IMF''nin darda kalmış ülkelerde faaliyet gösterdiği malûmdur. Bu ülkelerde başarı sağladığını da hatırlamıyorum. Maamafih, bugünki büyük krizde gelişmiş ülkeler de IMF''ye baş vurdu. IMF, ABD''nin büyük hissedar olduğu Dünya Bankası''nı yönetiyor. Londra Zirvesi''nde geçen hafta G-20, IMF''yi 750 milyar dolar vererek destekledi. Sıkıntıdaki banka ve kuruluşlara da 1.1 trilyon dolar ayrıldı. Türkiye, Dünya Bankası''nın kurucu hissedarlarındandır.
Global finans krizi bütün dünyada büyük kayıplar oluşturduktan sonra 2010''da sona erecek. 11.194 dolar p.c. (kişi başına) gelire ulaşan Türkiye de zararını bu kısa müddet içinde telâfi edecek.
2008''de dünyada pek çok devlet refahın doruğuna ulaşmıştı: ABD kişi başına 47.335, Kanada 46.399, Avustralya 50.053, Japonya 37.644, Kore 20.955, Güney Afrika 6.648, Almanya 46.000, Fransa 48.293, İngiltere 44.720, İtalya 40.298, Rusya 14.688, S.Arabistan 22.291, İndonezya 2.393, Brezilya 8.169, Çin 3.577, Hindistan 1.122, ve Türkiye 11.194 dolar. 50.000 dolara yaklaşan devletler, başta ABD, 60.000 doları yakalamak üzere idiler. Amerika bunun için Asya''da en büyük operasyonları göze aldı. Bazı küçük Körfez monarşileri 100.000 dolar p.c. çizgisine yaklaşmışlardı. Şimdi bir çok devlet, kaybını karşılamak ve gelirini katlamak için, kapitalist sistemin bütün sınırlarını zorlayacaktır. Bazı huzursuzluklar oluşacak. Fakat 2010''lu yıllar dünyası, bütün geçmişinin en yüksek refah doruğuna ulaşacak. Akıllı yönetimler, bu çizgiyi daha çabuk elde edecek.
Krizden çıkabilmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
IMF ile müzakere yeniden başladı. TÜSİAD, IMF ile anlaşma yapılmasını istiyordu. Sonunda Merkez Bankası Başkanı da aynı talepte bulundu. Ancak hükûmet, seçimleri bekledi. IMF ile anlaşma krizin hafif atlatılmasına yardımcı olacak görüşü var.
IMF ile inşallah son anlaşmamızı yapalım. Bizim IMF''ye bakışımız olumsuzdur. Üçlü Koalisyon''un felâketine sebep büyük krizi IMF öngörüp Ecevit''i uyaramadı. IMF''nin darda kalmış ülkelerde faaliyet gösterdiği malûmdur. Bu ülkelerde başarı sağladığını da hatırlamıyorum. Maamafih, bugünki büyük krizde gelişmiş ülkeler de IMF''ye baş vurdu. IMF, ABD''nin büyük hissedar olduğu Dünya Bankası''nı yönetiyor. Londra Zirvesi''nde geçen hafta G-20, IMF''yi 750 milyar dolar vererek destekledi. Sıkıntıdaki banka ve kuruluşlara da 1.1 trilyon dolar ayrıldı. Türkiye, Dünya Bankası''nın kurucu hissedarlarındandır.
Global finans krizi bütün dünyada büyük kayıplar oluşturduktan sonra 2010''da sona erecek. 11.194 dolar p.c. (kişi başına) gelire ulaşan Türkiye de zararını bu kısa müddet içinde telâfi edecek.
2008''de dünyada pek çok devlet refahın doruğuna ulaşmıştı: ABD kişi başına 47.335, Kanada 46.399, Avustralya 50.053, Japonya 37.644, Kore 20.955, Güney Afrika 6.648, Almanya 46.000, Fransa 48.293, İngiltere 44.720, İtalya 40.298, Rusya 14.688, S.Arabistan 22.291, İndonezya 2.393, Brezilya 8.169, Çin 3.577, Hindistan 1.122, ve Türkiye 11.194 dolar. 50.000 dolara yaklaşan devletler, başta ABD, 60.000 doları yakalamak üzere idiler. Amerika bunun için Asya''da en büyük operasyonları göze aldı. Bazı küçük Körfez monarşileri 100.000 dolar p.c. çizgisine yaklaşmışlardı. Şimdi bir çok devlet, kaybını karşılamak ve gelirini katlamak için, kapitalist sistemin bütün sınırlarını zorlayacaktır. Bazı huzursuzluklar oluşacak. Fakat 2010''lu yıllar dünyası, bütün geçmişinin en yüksek refah doruğuna ulaşacak. Akıllı yönetimler, bu çizgiyi daha çabuk elde edecek.
NATO Genel Sekreterliği
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
NATO Genel Sekreterliği yardımcılığı Türkiye''ye vaad edildi. Rasmussen, bu hususta da Türkiye''yi atlatmak ve atlattırmak isteyecektir. Elbette uyanık bulunacağız. Ama herhangi bir Türk diplomatının atanması ile iktifa edemeyiz.
Büyükelçi sıfatını taşıyan, fakat ayni zamanda devletimizin zirvesinde sorumlu görevler üstlenmiş bir kişi olacaktır. Parlamento tecrübesi bulunacaktır. İktidarla paralellik kurabilecek vasfı taşıması gerekiyor. Hepsinden önemlisi, NATO''yu, NATO''nun bütün üye devletlerinin ilgili parlamenterlerini yakından tanımış, onlarla dostluk kurmuş, onlarla milletlerarası yüksek kuruluşlarda bulunup onlara başkanlık etmiş bir zât lazımdır. Bunlar da yetmez. Askerlerle en yüksek düzeyde çalışmış, generallerle serbestçe konuşabilen, askerî politikaya vâkıf, fakat kendisi asker olmayan bir şahıs olması icab ediyor. Tabiatiyle en küçük şaibesi bulunmayan, iyi İngilizce konuşan, davasını en iyi savunabilen, karakter sahibi, Rasmussen gibi Türk ve Müslümanlar hakkında olumlu duygular taşımayan bir kişi karşısında tam bir şahsiyet oluşturacak bir kişi... Böyle bir kişi yoktur, bulunamaz, diyorsanız yanılırsınız. Vardır: Hâlen Kırıkkale milletvekili Vahit Erdem''dir. Büyükelçi pâyesi taşıyor. Savunma Müsteşarlığı kurucu müsteşarlığına, Turgut Özal gibi bir şahsiyet tarafından atanmıştır. Demirel''in cumhurbaşkanlığı baş müşavirliğini ifa etmiştir. Yüce Meclis''in genel sekreterliğini yapmış, 6 yıldan beri milletvekilidir. Sayın Cumhurbaşkanımız''ın ve Sayın Başbakanımız''ın itimadını kazanmıştır. 6 yıldan beri NATO Parlamenterler milletlerarası yüksek kuruluşunun başkan vekili ve şimdi Akdeniz seksiyonunun başkanıdır. Kendisiyle konuşmadan bu yazıyı yazdığımı şerefimle temin ederim. Benim en yakın dostlarım için böyle bir yazı yazmayacağıma, müelliflik ve muharrirlik hayatım kanıttır. Rasmussen olayı milletimizi rencîde etti. Beni de derinden etkiledi. Vahit Erdem, kaybımızı telâfi edecek yüksek medenî cesarete sahip, AK Parti''li olmakla beraber diğer partilerimizin de beğenecekleri bir şahsiyettir. Milletvekilliği çok yüksek ve çok şerefli bir makamdır. Sayın Erdem''in ayrılıp böyle bir görevi üstlenip üstlenmeyeceğini bilmiyorum. Ancak Sayın Başbakanımız''ın dediğini yaptırmaktaki eşsiz yeteneğine güveniyorum.
Obama''nın ardından
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Barack Hüseyn Obama, Türkiye Cumhuriyeti''ni ziyaret eden 5. ABD başkanıdır. İlki, İkinci Cihan Savaşı''nın muzaffer başkomutanı 5 yıldızlı general (yani mareşal) Eisenhower idi (1953-61). Demokrat Parti iktidarında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tarafından ağırlandı. Baba George Bush, Türkiye''ye gelen ikinci ABD başkanıdır (1989-93). Turgut Özal''la şahsî dostluk kurdu biribirlerine "Corc" ve "Targıt" diye hitâp ediyorlardı. Gelen 3. başkan Bill Clinton''dır (1993-2001). 4.''sü Oğul George Bush (II) oldu (2001-9). Onu Obama izledi. Clinton ile Obama Demokrat, diğer üçü Cumhuriyetçi''dir. Amerika''da Hüseyn orta adını kullanmayan Obama, Türkiye''de bunu ihmal etmedi. Erdoğan kendisine Ayasofya''da Hüseyn yazılı dev levhayı gösterince memnun oldu. İki günü bile doldurmayan dopdolu ziyaretini, Salı günü öğleden sonra İstanbul''dan uçarak tamamladı. Dünya Washington''a dönüyor sanırken, Bağdad''a inivermesin mi? Türkiye gibi Irak da böyle bir sürpriz beklemiyordu. Cumhurbaşkanı meşhur Talabani uzatmalı öğle uykusundan acele uyandırıldı. Başkan, ona ve Başbakan Maliki''ye, Türkiye ile mutabık kalınan hususlara zinhar aykırı davranmamalarını emretti. Türkiye ile hangi mutabakatlara varıldığı henüz devlet sırrıdır. Nelerdir, bilmiyoruz. Amerikan askerleri, Bağdad''da başkomutanlarını selâmladılar. Birkaç ay sonra kendilerini Amerika''ya parça parça döndüreceğini söyleyince sevindiler.
Başkan Obama''nın Türkiye''de Amerikan ve Türk görevlilerince korunması, görülmemiş derecede teferruatlı idi. Halbuki çok değil 10 yıl önce Ecevit''i ziyaret edip zelzele için geçmiş olsun diyen Clinton, halkımızın arasında dolaşıp durmuş, hanımı -şimdi dış işleri bakanı- Hillary Clinton''la serbestçe Anadolu''yu gezmişti.
Zira Clinton, 11 Eylül''de teröristlerin New York ve Washington''u havadan yakıp yıkabileceklerini tahayyül bile edemezdi. Halefinin halefi olan aynı Demokrat Parti''den Obama, o facia sırasında Illinois eyaleti senatörü idi. İnanılmazı yaşadığı için, binlerce görevli tarafından korunarak ilk Avrupa seyahatine çıkabildi. Clinton, babası Müslüman bir Kenyalı Siyah''ın Beyaz Saray''a gelebileceğine de asla inanamazdı. 10 yılda dünya, işte bu derecede radikal değişimlerle 2009''a geldi. Çağa uyamayanların vay hâline!..
164. Yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk Emniyet (polis) teşkilâtının 164. yıldönümü, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız başta, hararetle kutlandı. Biz de kutluyoruz. Polis, milletimizin canının, malının, şerefinin bekçisidir. Türk polisi, fedakâr, cefâkeş, yiğittir. Milliyetçidir. Gerek teknik, gerek maaş bakımından polisimizin çağdaş düzeye gelmesi, daha mükemmel bir Türkiye oluşturacaktır. Büyük Atatürk''ün muâsır medeniyet dediği tam çağdaşlık ise ancak Avrupa Birliği üyeliği ile mümkündür. 164. yılı Devlet büyüklerimiz, kurumlarımız ve kuruluşlarımız, medyamız sevgiyle andı. 164 yıl önce Osmanlı zâbıtası olarak bugünki emniyet teşkilâtımızı kuranlar üzerinde tek kelime söylenmedi.
Zâbıta adıyla polis teşkilâtımızı, Fransa örneğine göre, Tanzimat''ın lideri Büyük Mustafa Reşid Paşa kurdu. Fakat 10 Nisan 1845''te resmen ilânı, Raûf Paşa''nın (1780-1860) 4. sadâretine (sadrâzamlık=imparatorluk başbakanlığı) rastladı. Raûf Paşa''nın adı bugün unutulmuştur. Halbuki 1323''ten günümüze (2009) kadar gelen başbakanlarımız arasında görev müddeti bakımından (5 defada toplam 14 yıl, 9 ay, 25 gün) 7.''dir. Ve 1676-1923 arası iki buçuk yüzyılın en uzun başbakanlığıdır. Tam 45 yıl vezîr (mareşale eşit mülkiye pâyesi) rütbesi taşıyarak 80 yaşında, çocuklarına orta halli bir Boğaziçi yalısından başka hiçbir şey bırakmayarak öldü. Saygı ve sevgiyle anıyoruz. Polis teşkilâtımızın kurulmasını irâde ve kabûl eden Tanzimat''ın şanlı hâkanı Sultan Abdülmecîd''i 1823-1839-1861) de unutmuyoruz. Müesseselerimizin yüzde 90''ı, Osmanlı''dan kalmadır. Kalmayanların çoğu, zaten 1923 dünyasında mevcut bulunmuyordu. Osmanlı Türkiyesi ile Cumhuriyet Türkiyesi biribirinin alternatifi değildir. Cumhuriyet, Osmanlı''nın devamıdır, zaten Osmanlı generalleri ve seçkinleri tarafından Osmanlı Türkleri ile kurulmuştur. Osmanlı''dan nefret ederek Türk''ü sevmek, ikisini birden kucaklayamamak, acayip bir duygudur.
Tarihî bir konuşma
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Sayın İlker Başbuğ, dün öğleden önce, 2 saate yakın süren Yıllık Değerlendirme Konuşması''nı, Harb Akademileri büyük salonunda yaptı.
Terör üzerinde, akademik diye niteleyebileceğim bir üslûpla çok durdu. Liberal, çağdaş, tehdid etmeyen, ağırbaşlı, kavga değil anlaşma arayan bir konuşma idi.
Silâhlı Kuvvetlerimiz''in laik demokrasi konusunda hassas olduğunu belirtti. Laikliği öne çıkarması olağan, demokrasiyi vaz geçilmez rejim şeklinde sunması ilgi çekici idi.
Amerika''dan, Çin''den falan bahsetmedi. Dış politikaya ve Ergenekon''a girmedi. Atatürk''ün bir konuşmasında (Türkiye halkına Türk Milleti denir) dediğini kaynak göstererek hatırlattı.
Türk Silâhlı Kuvvetleri''nin etkisiz kalacağını düşünmek büyük yanlıştır uyarısını yaptı. (Bizimle danışıldıktan sonra son karar siyasetçilerindir) cümlesi de ordumuzun Avrupa Birliği standartlarında pozisyonunu belirtici idi.
Hukukun üstünlüğünden bir kaç defa bahsetti. Sürekli Atatürk''ü anarak, bir kere Gazi Mustafa Kemal Paşa diyerek, bu konuda ordumuzun ne derecede hassas bulunduğunu tekrar tekrar vurguladı. Milletimize ferahlık veren, kendisini dinleyen kurmay adayı genç subaylarımıza yol gösteren, 200 gazetecinin izlediği, önemli hattâ tarihe geçecek bir konuşma idi.
Ordumuzun bölücülük (bölücü terör), Atatürk''ün saygınlığı ve etkinliği, laiklik ilke ve politikası üzerinde titizlik gibi, üç değişmez tutumunun, 2009 şartlarına maharet ve samimiyetle riayet edilerek, tam bir demokrasi atmosferi içinde, olağanüstü başarılı bir anlatımını dinledik.
Sınır açılsın mı?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye-Ermenistan sınırını, Başbakan Süleyman Demirel kapattı. Diplomatik ilişkiler de kesildi. Zira Ermenistan, Azerbaycan Cumhuriyeti''nin beşte bir toprağından başka, Azerbaycan''a bağlı Dağlık Karabağ otonom yöresini işgal etmiş, 40.000 Azeri''yi çoluk çocuk öldürmüş, 1 milyon Azeri''yi bu topraklardan çıkarıp hâlâ yaşadıkları göçmen durumuna düşürmüştü.
Bugünki Ermenistan Cumhuriyeti toprakları, bir buçuk yüzyıl önce yüzde 90 çoğunlukla Türk yurdu idi. Revân (Erivan), bir Türk kültür merkezi idi. Ermeniler bugünki topraklarına, Rus süngüsü ile sürülüp atılan Azeriler''in yerine yerleştiler.
Minsk toplantıları gibi milletlerarası oyalamalarla Ermeniler, Birleşmiş Milletler''in kesin kararına rağmen, Azerbaycan topraklarını işgale devam ediyor (7 ilçe + Dağlık Karabağ). Tek karışını boşaltmış değildir.
Türkiye, sınırı açtığı takdirde, Ermenistan bugünki yoksulluğundan kurtulacak, 3 milyona düşen nüfusu refaha kavuşacaktır. Denizlere yol bulacaktır. İşgal ettiği topraklara nisbetle kıyas kabûl etmez bir menfaat sağlayacaktır. Bunu bilmelerine rağmen Ermeniler, 19. yüzyıl sonlarından günümüze, devletlerarası bir Ermeni meselesi çıkarmışlar, inatla sürdürmüşlerdir.
1915''te Ermeniler, büyük ayaklanmalarını, Türkiye Çanakkale''de ölüm kalım savaşı verirken gerçekleştirdiler. 1890''lardaki gibi Kürt köylerini bastılar. Yüz binlerce Kürt''ü öldürdüler. Yetmedi. Enver''in buzlara gömdüğü 3. Ordumuz''un geri çekilen askerlerinin yollarına çıkıp kestiler biçtiler. Müttefikimiz Almanya''nın tavsiyesi ile Tehcîr kararı aldık. Bu zorunlu göçte -1908''de ilga edilen Hamîdiye Kürt Alayları mensûbu olan- Kürt aşiret birliklerinin Ermeni kabilelerini basıp ağır zayiat verdirmesi Ermenilerin başlattıkları katliâmın mukabelesidir. Ne yani!...
Ermenistan sınırını elbette açarız. Bunun için Azeri topraklarının iadesi şarttır. Alparslan Türkeş''ten bu yana müzakereler gizlidir. Karşılık almadan Trabzon yolunu açacağız endişe ve üzüntüsüne mahal yoktur. Bunu hiçbir Türk hükûmeti yapamaz. Azerbaycan, Türkler''in diğer bir devletidir.
Avrupa ve biz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Genel Kurmay Başkanımız''ın tehditsiz, sakin, vakur konuşması, heyecan dolu günler yaşayan milletimizi teskin etti. Basın toplantısını merakla bekliyoruz. Heyecan, yerel seçimleri sert bir genel seçim, hattâ hayatî bir referandum atmosferi içinde yapmamızdan kaynaklanıyor. Tarihimizin en kapsamlı süper yargılaması olan Ergenekon''daki sürprizlerle besleniyor. Evrensel ekonomik krizin sürekli vuran dalgaları ile artıyor. Yeni başkan Obama''nın Türkiye-ABD ilişkilerine yeni bir yoğunluk ve üslûp getirmesi ile besleniyor. Ama bu heyecan geçicidir. Zaten Türkiye tarihi boyutlarına vurursak, teferrüat gibi kalır. Asıl konu, bizim Avrupa Birliği üyeliğine ne kadar yaklaştığımız, ne kadar uzaklaştığımız meselesidir. Zira 216 yıldır radikal reformlar içinde çabalıyoruz. Atatürk gibi en büyük çapta bir reformcu yetiştirebilmemize rağmen, Türkiye''yi muâsır medeniyet seviyesinin değil üzerine, hizasına bile getiremedik. Reformlar tarihimize romantik değil realist bir gözle bakarsak, dış baskılar ve zorlamalar, mecburiyetler karşısında reformlara sarıldığımız ortaya çıkar. Yoksa milletçe ve yöneticilerimizce yenileşme, çağdaşlaşma, değişme arzularımız zayıftır, yetersizdir, sınırlı kalmıştır. Maalesef böyledir.
AB üyeliğini Yunanistan''la aynı tarihte (1981), İspanya ve Portekiz (1986) ile Avusturya''dan (1990) önce kazanabilmek fırsatını büyük sâfiyet ve ideolojik baskılarla 10 yıl mühlet isteyerek hoyratça itmemiz, kaçırmamız, Cumhuriyet tarihindeki en büyük dış politika hatamızdır. Şimdi çıtanın çok yükseltildiğinden, kalleşlikten falan şikâyet ve şekvâ ediyoruz. Türkiye, nüfusça Avrupa kıt''asında Rusya Federasyonu ve Federal Almanya''dan sonra 3.''dür. Toprak bakımından Rusya''dan sonra 2. ve AB devletleri arasında 1.''yiz. İstanbul, Avrupa''nın en kalabalık şehri durumuna geldi. Kıt''anın 10''ar milyon nüfuslu 3 büyük şehri olan Londra, Paris ve Moskova''yı geride bıraktı. Anormal, sıhhatsiz, çirkin bir büyümedir. İşte Avrupa Birliği, bu hacimdeki bir Türkiye''den çekiniyor. Bu çekingenliği ortadan kaldırmak için yeterli bir gayret içinde değiliz. Onurumuzla gireriz felsefesinin bahanesi ile değişime karşı çıktığımızı kabûl edemiyoruz.
Türk halkı=Türk milleti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Atatürk (Türk halkı=Türk milleti) diyor. İlkokul öğrencisinin anlayacağı bir cümleyi (Türkiyeli) ve (Türkiyelilik) anlamlarına çekenleri elbette Türkçe''yi iyi bilmemekle itham etmiyorum.
O halde? Ya Türk kavramından hoşlanmayanlardır. Veya böyle bir tavizle bölücülüğü önleyebileceklerini sananlardır.
Bu gibi tavizlerle, bir kısım halkımıza istisnâî azınlık hakları tanıyarak falan onları tatmin imkânı yoktur. (Sen Türk değil, Türkiyeli''sin) deyince, PKK isyanı biter mi? Otonomi ve sonunda bağımsızlık isteyenler (yaşasın, artık Türklük''ten kurtulduk, Türkiyeli olduk!) derler mi?
Kaldı ki Türkiyeli diye bir kelime ne Türkçe sözlüklerde, ne başka bir dilin sözlüğünde yoktur. Fransız, Alman, Rus yerine Fransalı, Almanyalı, Rusyalı... denmeyeceği gibidir.
Atatürk''ün, bütün vatandaşları ayırım yapmaksızın Türk milletinin ferdi ve Türk sayarak onurlandıran bir sözünü de sonunda çarpıttık. Zaten 1938''den bu yana Atatürk''ü çekmediğimiz yön kalmadı.
Genelkurmay Başkanlığı''nı bile Türkçe dersi mahiyetinde bir açıklamaya zorladık. Kavramları zorlayarak, tarihî şahsiyetlere olmadıkları karakterler yakıştırarak bir yere varmak, gerçeğe erişmek mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes istisnasız Türk''tür. (Şu asıllı bu asıllı Türk''üm) veya (anadilim Türkçe değildir, şudur budur), hatta Türk kelimesini kullanmaksızın (Kürdüm, Arabım) demek, elbette serbesttir. Türkçe öğretmek ve öğrenmek mecburîdir. Anadili öğrenmek de serbesttir. Avrupa Birliği kriterleri böyledir, uyacağız.
Como estas?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerikan Devletleri Örgütü (OAS=Organization of American States), yıllık toplantısını geçen cumartesi günü Trinidad''ın başkenti Port of Spain''de yaptı. Amerika kıt''alarının bütün devletleri katıldı (35 devlet). Amerika Devletleri örgütünün kurucu (1890) ve güçlü üyesi ABD''yi, yeni başkan Obama temsil etti. Venezuela''nın katı sosyalist ve büyük ABD düşmanı başkanı Hugo Chavez''in, İspanyolca como estas? (nasılsın?) diyerek elini sıktı. Onca devlet başkanı hayretler içinde kaldı. Gazeteciler, bu süper sansasyonel olayı dünyanın her tarafına bildirmek üzere salondan çıkıp dört bir yana dağıldılar.
Chavez (Çavez), dostunuz olmak istiyorum diyerek şaşkınlığını gizledi. Eski dış işleri bakanını, Washington''a büyükelçi atadı. İki devlet arasında diplomatik ilişkiler tazelendi. Chavez, Ahmedinejad ile buluşup Birleşik Amerika''ya haddini bildirmek projeleri yapan, Amerika''nın iki defa devirmek teşebbüsünde bulunduğu kişidir. İran gibi petrolüne güveniyor: Dünya petrol rezervinde İran -S.Arabistan''dan sonra- 2. (18 trilyon dolar) ve Venezuela ise -Irak, Küveyt ve Emîrlikler''den sonra- 6.''dır (11.3 trilyon dolar). 56 yaşındaki Chavez, Amerika kıt''asında ABD karşıtlığı liderliğini 82 yaşındaki ağır hasta -dile kolay- 50 yıllık komünist diktatör Castro''dan devralan kişidir. Küba''nın hâmîsi geçinmektedir. Şimdi ABD ile Venezuela barıştılar mı? Sakın aldanmayın, inanmayın, kanmayın. İngiltere''nin ciddi gazetesi The Times, İsrail''in İran''ı havadan vurmak üzere bulunduğunu yazdı. İran silâhlı kuvvetleri başkomutanı Tümgeneral (neden orgeneral değil?) Atâullah Sâlihî, İsrail''in İran''la savaşmaya gücü yetmez diyerek tehdid etti. Ne dünya, ne dünya!..
.100. Yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Günü gününe 100 yıl önce, 27 Nisan 1909''da, İkinci Sultân Abdülhamîd tahttan indirilmiş, Osmanlı terminolojisi ile yazalım: hal'' edilmişti.
Tarihimizin en utanç verici bir tablosu içinde tahttan indirildiği zaman, Osmanlı Türk İmparatorluğu Orta Afrika ile Hind okyanusu ve adriyatik arasında uzanıyordu. Tahttan indirenler hakkında "Devleti 10 sene idare edebilirlerse bir asır idare ettik diye öğünsünler!" kehanete benzer öngörüsünü söyledi. 10 yıl sonra 1919''da düşman, İstanbul''u, Edirne''yi, İzmir''i, Bursa''yı, hasılı imparatorluğumuzun bütün taht şehirlerini işgal etmiş bulunuyordu. 10 yıl boyunca devlet çok kanlı bir yönetim yaşamıştı.
Bir İngiliz-İttihatçı komplosu ve aşağılık bir irtica ayaklanması olan 31 Mart sonunda, hiç ilgisi olmadığı, meşrûtiyet (taçlı demokrasi) anayasası gereği zaten devleti yönetmediği ve hiçbir suretle sorumlu tutulamayacağına rağmen, tahttan indirildi. 33 yıllık bir saltanatta gösterdiği direnç, dış politika dehâsı, bayındırlık ve eğitim politikası, başta İngiltere, imparatorluğumuzun düşmanlarını ürkütmüştü.
Amcası Sultân Abdülaziz''in 30 Mayıs 1876''da tahttan indirilip 5 gün sonra alçakça öldürülmesi, Osmanlı şevketini pek kötü şekilde vurdu. Uzun ve kıt''alar aşan tarihimizde imparatorluk yetenek ve şuurunun son gerçek temsilcisi olan Sultân Abdülhamîd''in tahttan indirilmesi ise, o şevketin sonu oldu. Balkan (1912-13) ve Cihan (1914-18) savaşları büyük felâketlerini, 1918''deki ölümüne kadar tahtta kalabilseydi Sultân Hamîd''in önleyeceği, devleti bu savaşlardan masûn tutacağı, bütün derin tarihçiler tarafından kabul edilmiştir.
Türk tarihinin ve muhtemelen cihan tarihinin en büyük ailesi, hanedanı olan, 20''ye yakın üyesi açık şekilde dehâ eseri gösteren Osmanoğulları''nın kıymetinin bilinmediği âşikârdır. Avrupa''da hükümdarlar hayatlarının sonuna kadar tahtta kalıp devletlerinde istikrârı oluşturmuşlardır.
Bizde Osman Gazi''den Sultân Vahîdeddîn''e kadar (1281-1922) 38 hükümdarımızın yalnız 18''i eceliyle öldü. 20''si tahttan indirildi veya öldürüldü. Türk tarihi bakımından çok olumsuz tablodur ki, Avrupa tarihinde görülmez.
Ermenilere dair
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama, ne Türkiye''yi memnun edebildi, ne Amerika''nın baş belâsı Ermeni diasporasını. (Soykırım) dememek için İngilizce''yi bırakıp Ermenice kullandı.
Bu durum daha ne kadar sürüp gidecek? Her yıl nisan ayında dünya Ermeni komedisi mi oynayacak? Her yıl Amerika-Türkiye ilişkileri gerilip gevşeyerek nereye varacak? Bağdad''da dünyanın en büyük, Monako Prensliği yüzölçümünde, surları ve kalesi ile ABD büyükelçiliği inşa eden Amerika, belli ki, petrol tükeninceye veya terör sona erinceye kadar bu coğrafyadan ayrılmayacak. Bu coğrafyanın dünkü sahibi ve bugünün en güçlüsü Türkiye ile her yıl Ermeni tâziyeti yapan Amerika, gittikçe ve ciddi şekilde arasını açacaktır. Türkiye ne yapsın? ABD, Fransa, Almanya ve benzeri ülkelerde yaşayan Türkleri ciddi kuruluşlar şeklinde organize ederek, oy potansiyellerini açığa çıkarmak gerekir. ABD ve Fransa''ya oralardaki Ermeni sayısına erişecek Türk göçmeni yollamaya çalışmalıdır. Türk''ün son asırda uğradığı soykırımlarını medya yoluyla ve diplomasi kanalı ile dünyaya belletmek şarttır. Biz unuttuk siz de unutun politikamız sonuç vermedi. Hattâ Fransa, Almanya, Rusya gibi devletlerin yaptıkları soykırımlarını da icabında dünya çapında teşhir edebilmeliyiz. Bu arada esas istikamet, ABD''nin Orta Doğu politikasında, vazgeçilmez olduğumuzu gösterebilmektir. Türkiye''nin Amerika nezdinde vazgeçilmezliğini gören Avrupa devletleri düşünmeye başlayacaklardır. Türkiye üyeliği ile oynamaktan sakınacaklardır. Bu tedbirleri hızla uygulayan bir Türkiye, gerçek büyüklüğüne kavuşur, Büyük Türkiye olur. Aksi takdirde her nisan ayında sergilenen maskaralıklardan kurtulamayız.
Başkan ve Ermeniler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Nisan, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ermenistan, 7 Azerbaycan ilçesi ile Dağlık Karabağ''ı yuttu. Hazmetmek için zaman kazanıyor... Şu halde, Başbakan Tayyip Erdoğan''ın Ermenistan''ın müzakereleri sürdürmek yönteminin devamı gerekir. Zira Ermeni işgali vâkıasını canlı tutar, unutulmaktan kurtarır. Sınırın açılması, Ermenistan için hayatîdir. İşgale son vermeden sınırı açmayacağımızı Ermenilerin bilmesi gerekir.
Azerbaycan''a gelince, işgal sona ermeden sınırı açtığımız takdirde ne yapacağını gösteriyor. Rusya''ya yanaşıp, Moskova''yı Ermenistan hâmîliğinden vazgeçirmek projesi de bahis konusudur.
Türkiye''nin hiçbir şekilde Azerbaycan aleyhine bir işe girişmesi düşünülemez. Azerbaycan''ın da dikkatli hareket etmesi lâzımdır. Amerika''ya gelince, Ermenilere gösterdiği ilginin onda birini topraklarından atılmış bir milyon Azeri''ye göstermesi için çalışılmalıdır. Azerbaycan, AB ve NATO üyesi olmalıdır. Gürcistan ve Ermenistan için de bahis konusudur. Zaten Rusya''nın Brüksel''in kapısını çalmak için mesafe almaya çalıştığı kanaatimi değiştirmem.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Başkan Obama''nın söylediklerini bir denge konuşması ve Türk-Ermeni anlaşmasına zemin açmak şeklinde tefsir etti. Doğrudur. Başkan Obama''nın Ermenilere başsağlığı mesajının, 1915''te Ermenilerin öldürdükleri yüz binlerce Türk ve Müslümana teşmili gerekirdi. Bu hususu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül vurguladı ve (Kürt) dememek için (Müslüman) dedi.
Türkiye Cumhuriyeti''nin Osmanlı''dan apayrı ve yepyeni bir devlet olduğu iç ve dış politikamız saçma ve zararlı idi. Ancak iki diplomatımızın Los Angeles''te suikasta uğraması aklımızı başımıza getirdi. Geç kalmıştık ve bu geç kalmışlığı telâfi edemedik. Çok devlet dikkat kesilmiş bizim Amerika ve ilâveten Azerbaycan gibi Türk cumhuriyetleri ile aramızın açılmasını dört gözle bekliyor. Üstelik içimizde de dört gözle bekleyenler çoktur. Zinhar gafil olmayalım!
Türkiye gündemi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yeni (veya yenilenmiş) Erdoğan hükûmeti için, çeşit çeşit teşhis yapılıyor. Sağ''a gitti de diyen var, Orta''ya çekildi de... En iyisi bekleyip icraatını görmektir.
En dikkatle izlenecek hükûmet üyeleri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu olacak gibi. Ali Babacan''ın ekonomiyi koordinasyonu da merak ediliyor.
Erbakan, İran''da imparator muamelesi gördü. Akabinde Irak''ın iki yıldan beri Amerika''nın şerrinden gaybûbet eden Şîî lideri Sadr, İran yolu ile Ankara ve İstanbul''da göründü. Bu gelişmelere, bir "takım" askerimizin Suriye askeri ile sınır tatbikatı yapmasını ekleyiniz. Ardından İran, çeyrek asırdır himayesini esirgemediği PKK''nın üzerine çullandı.
Amerika''yı düşündürecek, İsrail''i asabileştirecek bu gelişmeler, PKK''yı dağıtmak için gerçekleşmiş olabilir. Belki de Başkan Obama''ya tarih bilgisini düzeltmek fırsatı vermek içindir.
Bu sürprizlere Aliyev''in Rusya temaslarını ilâve etmek gerekiyor. Türkiye-Ermenistan yol haritasının ilk merhalelerini olumlu da, olumsuz da olsa açıklamak lâzım. Aksi takdirde Türk-Âzeri ilişkileri bozulur, Azerbaycan yüzünü Amerika''dan Rusya''ya çevirebilir, Türkiye''nin değil Kafkasya''da, Orta Asya''da bile ilişkileri zaafa uğrar.
Evrensel finans (veya ekonomi) krizi ve genişledikçe uzayan, coşkun bir nehir gibi akan Ergenekon davasından bahsetmesek bile, Türkiye gündeminin iyice yüklü olduğu âşikârdır.
Pakistan düşüyor mu?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk cumhuriyetlerinden sonra Türkiye''ye gerçekten dost, muazzam bir devlet olan Pakistan''ın düşeceği falan yok. Ama cihan devleti Amerika, bu endişeye kapılmış durumda. Svat''ta sözde şerîat devleti kurarak Afganistan''dan Pakistan topraklarına geçen Talibân, ABD''ye göre bir sürpriz taarruzla Pakistan''ın başkenti İslâmâbâd''a inip işgal edebilirmiş.
Afganca konuşan Afgan kavminin yarısı Afganistan''da yarısı Pakistan''da yaşar. Pakistan''ı oluşturan 4 federe eyaletten kuzey-batıdaki (74 bin km2, 18 m. nüfus) Afganlar''la meskûndur, merkezi ünlü Peşâver şehridir.
Heybetli Hayber Geçidi Pakistan''da kalır, burada yüce dağlar arasında dar bir koridordan Afganistan''a geçilir. Bütün Türk tarihinin ve bütün Türk kültürünün en büyük şahsiyetlerinden olan Bâbür Şâh (1483-1530), 17 Kasım 1525 günü taht şehri Kâbil''den hareketle Hayber''den geçerek atası Timur''un mirası kabûl ettiği Hindistan''ı fethetmiş, dünya tarihinin en muhteşem imparatorluklarından birini kurmuştu.
Hâşâ benzetmek gibi olmasın, Tâlibân, zaten Hayber''i geçip Svat''ta yönetim kurmuş durumdadır. Pakistan hükûmeti, radikal unsurlarından çekinerek ağırdan almış, ciddî bir askerî harekâta yanaşmamıştır.
Pakistan, Asya kıt''asındaki atom bombası sahibi 4 devletten biridir (diğer üçü: Çin, Hindistan, İsrail). Amerika, atom bombalarının Tâlibân''ın eline geçmesinden endişe ediyor. Biz de maazallah diyoruz.
796.095 km2, 181 milyon (dünyada 6.) Müslüman nüfuslu Pakistan, Amerika''nın dostu ve askerî müttefikidir. Amerika, Afganistan''ı Tâlibân''dan temizleyemediği için bu dehşetli örgütü Pakistan gibi bir devlete musallat etti. Aslında Tâlibân, Amerika''nın kendi eliyle kurduğu bir örgüttür ama bu husus başka bir bahistir.
.Büyük katliam
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye tarihinin en kapsamlı töre cinayeti, katliam boyutunda, iki gün önce gerçekleşti. Olay, Mardin''in Diyarbakır''a yakın Mazıdağı ilçesinin 300 nüfuslu Kürtçe ve Türkçe konuşan Türklerle meskûn bir köyceğizinde geçen gün vuku buldu: 6''sı çocuk, 3''ü hâmile 16''sı kadın, 44 ölü, iki düzine yaralı...
Nişan töreni evinde, yatsı namazı kılınırken, 24 yaşındaki imam dahil, kim var kim yok demeden kalaşnikofla yaylım ateşi açılıyor. Hayat eseri gösterenlere -1 yaşındaki bir bebek dahil- bir daha kurşun sıkıldıktan sonra, dünyanın en aşağılık 8 kaatili, kaçıp gidiyorlar (hemen yakalandılar).
Kız meselesi ama, tarla ihtilâfı da var. Töre, eski Türk kültüründe kutsal âdet ve geleneklerin toplamına denir. Böylesine alçakça cinayetler için de bu adın kullanılması çok yanlış fakat, Türkçe buna benzer sayısız yanlışlarla dolup taşar hâle sokuldu.
Kültür ve eğitim yetersizliği elbette temel sebeptir. Ancak, bu tip cinayette de dünya rekoru kırmamızın başka sebepleri de var, şunlardır:
Cezalar, böyle cinayetler ve ırza tecavüzler için yetersizdir, azdır. Hele Amerika''ya özenerek hapis cezalarının ikiye bölünmesi bünyemize hiç uymadı. Çok akılsız af yasalarını ekleyiniz. İşte bu ortam oluştu. Ceza yasamızı ve af sınırlarını düzeltmek şarttır.
Diğer sebep, herkesin silâh edinmesidir. Teksas''ı geçtik. Silâh işinin çok daraltılması, ne var ne yok silâhların toplanması, av konusunun pek çok sınırlandırılması, 21. yüzyılda yaşamanın kaçınılmaz icaplarındandır. Bugün olmazsa yarın olacaktır, vakit öldürmeyelim. Yoksa 7 milyarlık bir dünyada 70 milyon nüfuslu ülkelerde çevreyi tahrip etmiş, bitki, ağaç, hayvan bırakmamış, estetik düşmanı, silâhlarla donatılmış toplumlar oluşur...
Anayasa
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
En az sakıncalı anayasamız, Atatürk Anayasası idi. ABD anayasası gibi hiç yenisi yapılmadan zaman içinde bazı tadillerle kalıcı hâle getirilebilirdi. 1961 ve 1982 anayasalarını asker, cuntacı hukukçulara dikte ederek yaptırdı. Atatürk''ün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası rafa kaldırıldı.
Bugünkü anayasa, 20''ye yakın defa pek çok maddesinde tadil gördü, yamalı bohçaya döndü. Kötü Türkçe ile yazılmış, talimatname genişliğinde, Türkiye''yi muâsır medeniyet seviyesine götürmekten uzak bir metindir (bu fikrimiz, her yasaya yüce Meclis tarafından değiştirilmedikçe kesinlikle uyulması gerektiği hakkındaki ilkenin ihlâli şeklinde algılanamaz).
Yepyeni, kısa, eski tâbirle muhtasar müfîd bir anayasa gerekiyor. Avrupa Birliği hukuku ile çelişecek hiçbir madde içermemelidir. Ancak bugünkü ortam, yeni bir anayasaya girişmeye müsait değildir. Ergenekon davası sona ermeden mümkün değildir. İktidar partisinin Yüce Meclis''e sunmaya hazırlandığı gibi gene bazı maddelerin değiştirilmesiyle mi yetinelim?
Böyle bir tadil bile, ana muhalefet partisi ile anlaşmaya bağlıdır. Meclis''ten gereken prosedürlerle geçse bile Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesi''ne götürecek ve beğenmediği tadilleri engelleyecektir. Üstelik huzur kaçırıcı münakaşalar, çekişmeler yoğunlaşacaktır.
İktidar ve muhalefetin anlaşması gereken tadiller, ancak Avrupa Birliği hukukunun acilen gerektirdiği hususlar olabilir, olmalıdır. Bazı değişiklikler hoşumuza gitmeyebilir. Ancak 28 Avrupa devletinin toplamından daha akıllı ve çağdaş uygarlığa daha yakın bulunduğumuz iddiamızdan vazgeçmeliyiz, ya gülünç, ya hem gülünç hem art niyetli durumuna düşeriz. AB karşıtları bugün mahkemede yargılanıyor. Şüphesiz her demokratik meclis gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde de AB karşıtı bir grup bulunabilir. Ancak çoğunluğun yolunu kesemez.
Anayasa Mahkemesi''ne düşerek yeni bir kargaşa konusu oluşturmaksızın bazı tadiller yapılması hususunda, Meclis başkanı Sayın Köksal Toptan, özen gösterecektir. Tam bir politik tecrübe sahibi bulunması, bu netameli sorunun çözümlenmesinde yardımcı olacaktır.
Rus geldi aşka
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Rusya, İkinci Cihan Savaşı''nda Berlin''e girerek (1945) Almanya''ya galip gelmesinin 64. yılını, Moskova''da Kremlin Sarayı önünde 9.000 asker, süper füzeler, korkunç tanklar ve 100''e yakın yepyeni model uçak geçirerek karadan ve havadan kutladı. Dünya, televizyondan seyretti. Bir şenlikten çok, tehditkâr bir gösteriye benziyordu. Yer gök inledi. Birilerine ben de varım! demek istiyordu.
Zira Amerika, Avrupa Birliği ve Türkiye, yanlarına Azerbaycan, Gürcistan, Mısır''ı alarak Prag''da toplandılar. Orta Asya gazının Avrupa''ya Türkiye üzerinden geçirilerek tevziini kararlaştırdılar. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan kardeşlerimiz, toplantıya katıldı. Rusya''yı gücendirmemek için karara imza atmadı. Türkiye bu projeden muazzam kâr ve stratejik prestij sağlayacak. Prag''da bizi cumhurbaşkanımız Abdullah Gül temsil etti.
Rusya, gazı kendi topraklarından geçirerek Avrupa''yı bağlamak, aynı zamanda büyük kâr sağlayarak ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmek istiyor.
Sonra ne yapacak? Zaten G-8 üyesi olan Rusya, ekonomik bakımdan kalkınınca, Kremlin meydanlarında kazaska oynayarak askerî gücünü de gösterecek ve AB üyeliği isteyecek. AB''nin güçlü üyesi olacak. 64 yıl önce savaşta yendiği Almanya''yı bu defa Avrupa''da 1. mevkiden indirip 2. mevkie razı edecek.
Rusya''nın sosyal ve politik yapısı AB üyeliğine henüz yeterli değil. Ancak Batı kültürünün kudretli temsilcisidir. Hem edebiyatta, hem musikide, hem müspet ilimlerde... Eksiğini böyle telâfi edecek. Bana göre Fransa, AB üyeliğinde Rusya''yı destekleyecek (de Gaulle, Avrupa''nın doğu sınırını Ural Dağları olarak tarif etmişti ki Avrupa Rusya''sının tamamını içerir). Birleşik Amerika''ya gelince, İngiltere, İtalya, İspanya, Hollanda, eski Sovyet cumhuriyet ve peyklerini herhalde Almanya''yı yanına alarak, Rusya''yı geciktirmek ve şartlara bağlamak politikası izleyecek. Yarın bu politikanın Asya tarafını sunacağım.
Dünya yeni dengeler kurmak peşinde iken, biz böyle bir dünyanın neresindeyiz? sorusunun, dosdoğru cevabını bulmuş değiliz, bocalıyoruz..
Obama ve Asya
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yıllar boyu bu sütunda, Amerika''nın Asya politikasının Bush meselesi olmadığını, devlet politikası olduğunu, başkan değişince üslûp değişeceğini, hedefin sabit kalacağını bıkıp usanmadan yazdım. Amerika''nın millî hedefini: 1) Asya petrolünün ve gazının dağıtımı ve akış yolları, 2) Asya''da terörün yok edilmesi, 3) İsrail sınırlarının güvencesi şeklinde özetledim. Başkan Obama''nın bu devlet politikasını değiştirmeyeceği, değiştiremeyeceği âşikârdı. Genç ve siyâhî yeni başkana karşı -Müslümanlık da yakıştırılarak- gerek Türkiye''de, gerek pek çok ülkede oluşan olumlu duygular, ''realpolitik''i değil, romantik görüşü aksettiriyordu. Obama, 2010 bütçesinde ABD Kongresi''nden Irak harekâtı için 61 milyar, Afganistan için 65 milyar, Mısır için 1.5 milyar dolar istedi. Bu meblağlar, Birleşik Amerika''nın cihan devleti siyasetini açığa vurdu. İstediği meblağları bu kriz içinde bile Kongre''den üç aşağı beş yukarı alacak, sonra daha, müteâkiben gene daha isteyecektir.
Amerika''nın Afganistan ile Pakistan''ı ve de Irak''ı, el-Kaaide ile Tâlibân arasında bölüştürmeyeceği açıktır. Bu dolarlar o ülkelere verilse ihyâ olurlardı denebilir. Ama daha çok süper ve nükleer silâhlara ve yöneticilerin keyfi için harcanırdı. Irak, Hâşimî hanedanını, Afganistan millî hanedanını kovup, ülkelerini Moskova peyki üniformalı darbecilerin keyfine teslim ederek bugünkü âkıbetlerini hazırladılar. Pakistan, Benazir Hanım yaşasa idi asla vermeyeceği tavizi Svat''ta vererek terörden kurtulamaz. Teröristler, Lâhor''u ve Karaçi''yi de isterler. Onun için, Orta Asya''nın güneyinde Pakistan''ın da artık bütün gücüyle katılacağı bir savaşın eşiğindeyiz.
ABD ve Mısır
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Mısır cumhurbaşkanı Hüsnü Mübârek, 4 Haziran Perşembe günü Başkan Obama''yı Kahire''de bekliyor. Daha 3 hafta varken başyazı konusu olur mu? derseniz cevabım şudur: Dünya basını bu haberi geniş tefsirlerle verdi. Mısır, Amerika''nın müttefikidir. İsrail''le 1979''da barış imzalayan ilk Arap devletidir. Amerika''dan on milyarlarca dolar yardım almıştır. Başkan Obama, 2010 için Kongre''den Mısır''a 1.550.000.000 dolar istedi.
Mısır, en zengin değil, en zengin tarihli ve en önemli Arap ülkesidir (çok büyük kısmı çöl, çok küçük kısmında insan yaşayabilen 1 milyon km2, 82 milyon nüfus). Nüfus artışından muzdariptir. Önemi, entelektüel gücünden geliyor. Osmanlı tarih sahnesinden çekilince (1924), büyük hırsla en önemli Müslüman ülkesi pozisyonuna tâlib olmuştur. 900 yıl Mısır''ı Türk devletleri yönetti. Bu hususta ölçüyü kaçırdığımız için Mısır, krallık (1922-1953) ve bunu izleyen otoriter cumhuriyet dönemlerinde Türkiye''ye soğuk davranmıştır (Yavuz Mısır''ı Araplar''dan değil, kendisine "ed-Dewleti''t-Türkiyye=Türk Devleti" diyen Memlûkler''den aldı, Osmanlı dönemi: 1517-1914). Mısır, Afrika kıt''asının kuzey-doğusunu kaplar. Kuzeyde Akdeniz''e, doğuda Kızıldeniz''e açılır. Asya''da küçük bir toprağı vardır (Sina yarımadası). Nüfus bakımından Afrika kıt''asında Nijerya''dan sonra 2.''dir. Kahire, dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri, Afrika''nın en büyük beldesi, Arap kültürünün en önemli merkezidir). İskenderiyye, Akdeniz üzerindedir. Büyük İskender kurmuştur. İslâm öncesi muazzam bir Yunan kültür hayatının merkezi olmuştu. Dünyanın en büyük kütüphanesine sahipti. Şimdi Başkan Obama, muhtemelen, eskisinin üzerine inşa hâlindeki yeni kütüphaneyi görecektir. Hüsnü Mübârek, 81 yaşında, eski bir generaldir. 28 yıldan beri Mısır''ı demir ellerle yönetiyor. Radikal İslâm''ın güçlü temsilcisi Müslüman Kardeşler''i iktidardan uzak tutmak için elinden geleni yapıyor (Mısır, Sünnî-Şâfiî olup 6 milyon Hristiyan Arap da vardır. Hanefî mezhebinden olanlar kesinlikle Türk asıllıdır).
Bir millet iki devlet
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Azerbaycan''a dostça bir çıkarma yaptı. Dışişleri, Kültür-Turizm, Enerji dahil 5 bakan eşlik etti. Erdoğan, Azerbaycan millet meclisinde şâhâne bir nutuk verdi. Âzerî parlamenterler epey sessiz dinleyip arada alkışladılar.
Belli ki birtakım mihraklar, Türkiye''nin Azerbaycan''ın millî menfaatlerini pas geçerek Ermenistan''la anlaştığı ve bu tertibin arkasında Amerika''nın bulunduğu hususunda, Azerbaycan''ı geniş ölçüde kandırmışlar.
Müzakere safhasında siyasî temaslar gizlidir. Azerbaycan''a bilgi sızdırsa idik, dünya öğrenirdi. Bununla beraber en üst düzeyde, cumhurbaşkanımız veya başbakanımızın Azerbaycan''a güvence vermesi iyi olurdu. Türkiye''nin Ermenistan''la barışması kadar Azerbaycan''la Türkiye''nin dostluğunun devamı da, pek çok mihrakın işine gelmez.
Haydar Aliyev''in vaktiyle dediği gibi Türkiye ile Azerbaycan''ın bir millet, iki devlet oluşturduğu ilmî bir gerçektir. Ancak Azerbaycan da Türkiye hakkında olumlu davranmalıdır. Meselâ şu sırada gaz zammı hiç de yerinde değildir.
Kaldı ki, Azerbaycan''da, gözleri hâlâ Moskova''ya çevrili eskiler vardır. Bunlara göre Türkiye-Amerika''ya değil, Rusya''ya dayanmak gerekir. Rusya''nın ise Ermenistan''ı himayeden vazgeçmesi mümkün görünmüyor.
Azerbaycan, Türkiye''nin Hazar''a ulaşıp Orta Asya ile bağlantı kurabilmesi bakımından da, bizim için hayatî ehemmiyettedir. Osmanlı Türkiyesi Hazar''a ulaşmakta yolu kesildiği için, 19. asırda Ruslar, Türkistan''ı istilâ edip milyonlarca Türk''ü kesip biçtiler. Bu gerçeği Bakû da, Ankara da unutmamalıdır.
Niçin seçildi?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Demokrat Parti (DP) kongresinde Hüsamettin Cindoruk''un seçilmesini doğru anlamak faydalıdır. Cindoruk, çekirdekten yetişmiş, en tecrübeli birkaç politikacımızdan biridir. Biyografisi herkesin malûmudur. İyi bir hatiptir.
Cumhuriyet tarihimizin en vahîm iç politika olayı olan 27 Mayıs İhtilâli''nden sonra 1964''te Demirel''in tabiriyle "Demokrat Parti''nin benzeri değil ta kendisi" olan Adalet Partisi, az zamanda gene Merkez Sağ''ı toparladı. Demirel 1971''e kadar Türkiye''nin madde coğrafyasını ikiye katladı. Menderes''ten sonra Merkez Sağ''ın 2. lideri oldu. Bu pozisyonu 1983''te Turgut Özal devraldı.
Merkez Sağ''ın Demirelci Doğru Yol ve Özalcı ANAP arasında bölünmesi Merkez Sağ''ın çökmesiyle sonuçlandı. 1983''te biri cumhurbaşkanı iken diğeri başbakan şeklinde bir Demirel-Özal iş birliği, Türkiye''nin büyük kazancı olurdu. Olmadı.
Hüsamettin Cindoruk, başbakan, cumhurbaşkanı, iktidar partisi lideri olabilirdi. Hiçbirini istemedi. Politikada bu karakter, olumsuz sayılır. Demirel cumhurbaşkanı seçilince, Meclis başkanlığından ayrılıp, Doğru Yol''un başına geçmedi. Tansu Çiller ortaya çıktı.
Cindoruk''un parti genel başkanlığının hedefi açıktır. Tayyip Erdoğan''a karşı en sert muhalefeti yöneterek önümüzdeki genel seçimde AK Parti''nin Merkez Sağ''dan aldığı oyları azaltmak. Bu teşhisimiz kesindir. Bu durumu elde edip partiyi gençlere bırakmak istiyor. Ancak partideki Çillercilerle geçim sağlanacak mı, yoksa onlar yeni bir parti mi kurarlar belli değildir.
Baykal ve Bahçeli''nin yeterli muhalefet yapamadıklarını Tayyip Erdoğan bile söylemiştir. Cindoruk''un bu boşluğu dolduracağı umuluyor ama, bu işi Meclis dışından yapmak için 1964 Demirel çizgisinde olmak gerekir.
90. YIL
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bugün 19 Mayıs... Atatürk''ün Samsun''a ayak bastığı günün (1919) 90. yıl dönümü. Sonraları Gençlik ve Spor Bayramı oldu. Kutluyoruz.
Yıldırım Orduları Grubu (4., 7., 8. Osmanlı Orduları) Komutanı Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti''nin emriyle 13 Kasım 1918''de Adana''dan İstanbul''a geldi. Mondros Mütârekesi imzalanmış, Osmanlı, mağlûben silâh bırakmıştı. M.Kemal Paşa, Almanya''ya firar eden Enver Paşa''nın yerine harbiye nâzırı olmak istedi (ikisi de 1881 doğumlu, Enver 2 yıl kıdemli). İttihatçı muhâlifliğinde Sultan Vahîdeddîn ile birleştiği için, padişah bu isteği yerine getirmek istedi. Fakat eski komutanı Mareşal Ahmed İzzet Paşa, M. Kemal''in padişaha tavsiyesiyle sadrâzam olduğu halde, harbiye nezâretini vekâleten üzerine aldı. Yeni bir Enver oluşturmak istemediği âşikârdır. Nihayet M. Kemal Paşa, 9. Ordu kumandanı (sonra bu sıfat 3. Ordu müfettişliğine çevrildi) atandı. Köprülü Mehmed Paşa''dan sonra hiç kimseye verilmemiş askerî ve mülkî yetkilerle donatıldı. 16 Mayısta maiyetiyle İstanbul''dan hareket etti, deniz yolu ile Samsun''a çıktı. Ordu merkezi olan Erzurum''a gidecekti.
15 Mayısta İzmir, sürpriz şekilde, İngiliz desteği altında Yunan askerî işgaline uğradı. Bu yetkiler M. Kemal Paşa''ya nasıl ve kimler tarafından verildi? Birkaç defa padişahla görüşüp ikna eden Atatürk''e bu yetkileri, harb akademisinde strateji hocası olan 16 Mart Kahramânı (1915) diye meşhur Korgeneral Cevad Çobanlı Paşa, genelkurmay başkanı yetkisiyle verdi. Hazırlanan metni Cevad Paşa, babası olan âmiri harbiye nâzırı Mareşal Şâkir Paşa''ya imzalattı. Sadrâzam Dâmâd Ferîd Paşa onaylayınca hükûmet kararı haline geldi.
M. Kemal Paşa, ordu komutanlarının görev yerlerine giderken başkomutan olan padişahı ziyaret etmesi protokolünü yerine getirerek İstanbul''dan ayrıldı. Dâmâd Ferîd Paşa, 14 Mayısta M. Kemal Paşa''yı Nişantaşı Sadâret Konağı''nda akşam yemeğine çağırdı. Yemekten çıkarken Cevad Paşa "Bir şey mi yapacaksın Kemal?" deyince Atatürk "Evet Paşam bir şey yapacağım" diye cevap verdi. Sultân Vahîdeddîn''e askerî selâmla veda ederken "Muvaffak ol Paşa" hitâb-ı şâhânesine muhâtap oldu.
Barış istiyorlar mı?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bazı devletleri barışa zorlamak mümkün değildir. Yanaşır gibi olurlar, yıllar boyu oyalayabilirler. Zaten maksatları zaman kazanmaktır. Ancak zaman içinde, zamanı çürüterek, ümitten bezginliğe sonra tekrar ümide düşürerek mesafe alırlar, hedeflerine ulaşmak isterler. Tarih, bu çeşit devlet politikaları ile dolup taşar. Günümüzde de çok devletin dış politikası zaman kazanmak ilkesine bağlıdır. O devletleri bir tek şekilde doğru okuyabilirsiniz: Kendinizi o devletin yerine koyarak. Bu da çetin iştir.
İsrail, niçin Filistinlilerle barış yapsın? Filistin devleti oluşmasını kolaylaştırsın? Filistinlilerden her gün birkaç metrekare arsa işgal etmekte, üzerine oturmakta, İsrailleştirmektedir. İşgal tamamlanınca Filistinlilerin de işi bitecek düşüncesindedir. Kudüs meselesi daha da karmaşıktır. Harem-i Şerif''in İsrail toprağı olarak kazılıp çökertilmesine 60 Müslüman devlet izin vermez. Tam bir Mûsevi-Müslüman savaşı oluşur. İsrail, İran''a bağlı Hamas ve el-Fetih ile savaşıyor. Bu iki Filistin örgütü ise birbirlerinin elini sıkmıyor.
Filistin meselesi görünürde Orta Doğu barışını tehdit eden, son derece kronikleşmiş bir konu. Başkan Obama, İsrail''dedir. Ne yaptı? Hiç! İran, Hamas yoluyla İsrail''e, Hizbullah yolu ile Lübnan''a baş eğdirerek, nükleer füzelerinin de yardımıyla Akdeniz''e çıkmak projesi üzerinde çalışıyor. Türk-Ermeni anlaşmazlığı gibi daha epey konu var. Fakat Orta Doğunun büyük derdi, petrol ve gazdır. Amerika bu sebeple Orta Doğu''dadır. Rusya da çok ilgilidir. AB, Amerika''ya güvenmektedir. Orta Doğu''nun diğer bir derdi, birçok devletin acayip, çağ dışı rejimleridir. Amerika, Irak ve Afganistan''ı işgal etmiştir. Pakistan''ı da savaşa sokmak istiyor. NATO ve AB yanındadır. Türkiye''den de kesin şekilde stratejik ittifakın gereklerini yerine getirmesini bekliyor.
İmtiyazlı ortaklık
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Eski asırlardan bahsetmek bu sütuna sığmaz. 20. yüzyıldaki en büyük devlet hatamız ise şüphesiz 1914''te "Harb-i Umûmî" dediğimiz Birinci Cihan Savaşı''na girmek süper cehaletimizdir. 4 yıl sonra (1918) elvedâ imparatorluk...
Buna yakın tarihî boyutta diğer süper cehaletimiz, Yunanistan''la birlikte AB üyelik müzakerelerine başlamamız teklifine, resmen 10 yıl sonra başlayalım! dememizdir. İnşallah sonunda elvedâ Avrupa demeyeceğiz.
NATO''ya kuruluşundan 3 yıl sonra girdik (1952). Avrupa Birliği''ne Yunanistan''la aynı tarihte (1980) girseydik bugün çok parlak bir Türkiye''de, gerçek Büyük Türkiye''de yaşıyorduk.
Her devirde yabancılar, Türkiye''yi incitecek sözler söylemişlerdir. Ancak geçenlerde, seçmenlerinden oy toplayacakları hayaliyle, Sarkozy ile Merkel''in Türkiye''ye (imtiyazlı ortaklık) teklifini tekrarlamaları, medeniyetin kültür, kültürün nezaket olmadığını gösterdi. Biz imtiyazlı değil imtiyazsız ortaklık istiyoruz. Yok (askerî darbe), yok (İslâm dinarı), yok (onurumuzla girmek) kabîlinden saçmalıklarla yıllar geçirdiğimizi itiraf ediyoruz.
Kaybımızı telâfi etmek istiyoruz. Türkiye''yi alternatif aramaya mecbur bırakmak, Avrupa''nın 1914''te ve 1939''dakine benzer tarihî gafletlerinden birini oluşturur. Avrupa''yı yönetenlerin ahde vefâ temel ilkesinden mahrum bulundukları ortaya çıkar. Avrupa''yı yönetenler, gerçekleri bu derecede öngöremeyecek kadar gözü kapalı olamazlar.
Brüksel''den yeni dönen Dışişleri Bakanı ile Başmüzakereci Devlet Bakanı''ndan Ankara ve Brüksel''de kesiksiz ve kesintisiz çok yoğun bir çalışma bekliyoruz. Bunun için büyük bir teşkilâtlanmaya gerek var. Özel sektör de katılmalıdır.
Durdurun dünyayı!
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Birleşmiş Milletler Nüfus Sayımı Bürosu''na (United States Census Bureau) göre, dünya nüfusu 2000 yılında 6.073 milyar, 2006''da 6.528 milyar, 2009''da 6.790 milyar iken 2025''te 7.964 milyar olacakmış.
Asya kıt''ası 2000 ve 2025 yılı tahminleri 3.678 ve 4.812, Afrika 801 ve 1.338, Avrupa 730 ve 707 (eksiliyor), Kuzey Amerika 486 ve 620, Güney Amerika 348 ve 447, Okyanusya 31 ve 40 milyon olarak hesaplanıyor.
Milâd''dan önce Tarih Çağları''na girdiğimiz 3300 yılında (yani zamanımızdan 5300 yıl önce) dünya nüfusu 20 milyon olarak tahmin ediliyor (bu nüfusun zamanımızdan 8.000 yıl önce ancak 5 milyon olabileceği ileri sürülüyor).
Hazret-i Îsâ 300 milyon nüfuslu bir dünyaya doğdu. Fâtih, 440 milyon nüfuslu bir dünyada Orta Çağ''a son verdi. Ancak 1835 yılında dünya 1 milyar nüfusa erişti. 1914''te dünya tarihinin en büyük savaşı patladığı zaman Arz''ın nüfusu ancak 1.8 milyara yaklaşmıştı. 1930''da 2 milyar, 1950''de 2.5 milyar idik.
İki buçuk milyar nüfusla İkinci Cihan Savaşı''nı kapattık (1945). Sonra bu nüfus 40 yıl içinde iki mislinden fazla katlandı: 1980''de 4.4 ve 1990''da 5.3 milyar.
Artış durmak bilmedi. Üçüncü Milenyum''a (2000) 6 milyarı aşarak girdik. Hemen önümüzdeki bir iki yılda 7 milyarı aşıyoruz. 2025 için Birleşmiş Milletler, 8 milyar diyor. Sonra ne olacak?
Arz denen mütevazı gezegen kaç milyar insanı çekebilir, besleyebilir, yaşatabilir, çeşitli hesaplar var (mütevazı gezegen dedim, trilyonlarca gezegen içinde küçüklerinden biriyiz). Dünyanın bugün, eski zamanların tahayyülünü aşan bir refaha, zenginliğe, üretime kavuştuğu muhakkak. Pek çok kaynağını da azalttığı, kirlettiği, tükettiği belli. Çok nüfuslu yoksul ülkeler çoğalmakta devam ederken, zengin ülkelerin nüfus artışını âdetâ durdurdukları da gerçek. 14 milyonla Cumhuriyet''e giren Türkiye 1950''de 21 milyonla demokrasiye başladı. 1985''te 51, bugün 71 milyonuz. Demokraside aynı oranda ilerleyemedik.
Durdurun dünyayı inecek var! diye çığlık atan şair haklı mı çıkacak?
.İmparatorluğun yönetim tarzı laiklik miydi?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Padişah adına yayınlanan yasalarda devletin yüce menfaati temel ve esastır. Bununla beraber din, hususiyle İslâm, kutsaldır. Kutsala çarpmadan hukuku düzenlemek hassasiyeti mevcuttur
İmparatorluğun yönetim tarzı laiklik miydi?
Başlık Resmiİmparatorluğun yönetim tarzı laiklik miydi?
Sultan 2. Abdülhamid Han Cuma Selamlığında arabadan inerken... (1908) Osmanlı Türkiyesi''nin şerîatle mi yönetildiği, laik mi olduğu münakaşası, iki görüşü savunanlar arasında hâlâ geçerlidir. Katı cumhuriyetçilere ve aşırı Sol''a göre: Osmanlı bir şeriat devletidir. Şeriat devleti olmak ise, kötü bir şeydir, gericiliktir, irticadır, Orta Çağ''da yaşamaktır vs. vs... Aşırı Sağ''ın İslâmî kesimine göre: Mükemmel yapısı Tanzimat rejimi ile bozulmakla beraber Osmanlı, 1920''ye kadar bir şerîat devletidir, şerîatla yönetilmiştir. Zaten halîfe olmakla padişahlarımız, ağızlarını alkole değdirmemiş, her türlü günahtan münezzeh, insanlardır. İki görüş de ideolojik, dolayısiyle romantik olduğu için, realist değildir. Tarih ilminin katı gerçeklerine aykırı görüşlerdir. Doğru olmak bir yana, tamamen yanlıştır. İdeolojiler, zihniyetlerine göre tarih inşa eder, tarih uydururlar. Halbuki meselâ gerçek milliyetçilik, doğru tarihe dayanır, dayanmalıdır. Uydurma tarih üreten, geçmişteki değersizleri kahraman, değerlileri silik hâle getirmeye çalışan milliyetçilik, devlete ve millete yararlı olmak bir yana, çok büyük zarar verir. Nesilleri aldatarak milliyetçilik olmaz. Doğruyu bilen nesiller milliyetçiliği yükseltir, devleti yüceltir. Osmanlı şerîat devleti mi idi? Şerîat, Osmanlı medenî hukukunun kaynaklarındandır. Hâkaanî (veya sultânî) tabir edilen, yasama meclisi olmadığı için hâkan (yani padişah) adına yayınlanan yasalarda, yalnız ve sadece, münhasıran ve tamamen, kesinlikle ve şüphesiz, devletin yüce menfaati, dolayısiyle millete yararlılık görüşü, temel ve esastır. Bununla beraber genellikle din, hususiyle İslâm, kutsaldır. Kutsala çarpmadan hukuku düzenlemek hassasiyeti mevcuttur. Zaten 19. asır öncesi Avrupa''da da aynı tefekkür egemendir. Laiklik ise, 1789 Fransız İhtilâli''nin getirdiği bir ilkedir. Katı laiklik, bugün bile Avrupa''da Fransa''ya mahusustur diyebilirim (din düşmanı olan komünist ülkeleri laik saymıyorum, komünizmi dinin yerine geçirmişlerdir). Türkiye için laikliğin tam tarifi şudur: Şerîatın -olumlu veya olumsuz- yasamanın kaynaklarından biri olarak tanınmaması. Bu tarif sert sayılsa bile, Türkiye Cumhuriyeti bu esas üzerine kuruldu. Osmanlı üzerinde çekişme Osmanlı devletinde hâkaanî hukukun egemenliği üzerinde, Osmanlı tarihi üzerinde en önemli eserleri vermiş uzman tarihçiler müttefiktir. Bunlardan Osmanlı hukuk ve iktisat tarihçisi Ord. Prof. Ömer Lutfi Barkan, 1940''ların ortalarında İstanbul''dan Ankara''ya gelip bir konferans verdi, Osmanlı devleti din ve şeriatla yönetilmedi, din devleti değildir meâlinde konuştu. Ve kıyamet koptu. Prof. Barkan, Türkiye tarihçiliğine Batı metodolojisini getiren modern tarihçiliğimizin kurucusu Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü''nün en değerli tilmizlerindendir. Konferansına itiraz feryatları yükseltenleri şerîatçiler, İslâmî görüş mensupları mı sandınız? Yanıldınız! İnkılâp yobazları, demokrasiyi bir türlü sevemeyen katı cumhuriyetçiler feryadı bastılar. Zira: Osmanlı''nın kötü olduğunu nesillere göstermek için, Osmanlı''nın dindarlığı yetersizdi, din ile yönetildiği yalanı ile beyinleri yıkamak gerekiyordu. Bu politikanın her tarafı saçmadır ama, bugün bile geçerlidir. Ama insanları fazla uyutmak, aldatmak, kandırmak, mit''lere inandırmak kabil değildir. İnsan zihni, mutlaka, şu veya bu suretle, gerçeklere erişir. Nitekim eski neslin korkusundan itiraz etmediği iddialara karşı, sonraki nesillerde uyanış başladı. Bir örnek şudur: Türk Merkez Solu''nun liderlerinden Bülent Ecevit, tarihe çok meraklı idi. Çok okurdu. Benim 12 cilt Türkiye Tarihi''mi okumuş, Milliyet gazetesinde övmüştü. Kendi görüşüne göre hayatının sonuna doğru bir Osmanlı tarihi kaleme almıştır (Rahşan Hanım''ın bastırmasını bekliyoruz). Ecevit, bir röportajında Murat Bardakçı''ya şöyle diyor: "Osmanlı, şerîat devleti değildi, laikliğe yakındı" (Hürriyet gazetesi, 12.11.2006). Kitaplar arasında... İsmet BİNARK, Sâmiha Ayverdi''nin Fikir ve Gönül Dünyâsından Seçmeler, Altay Kültür, San''at ve Eğitim Vakfı Yayınları, Ankara, Mart 2009, 374 s. 20. yüzyıl edebiyatımızın büyük mütefekkir romancı ve yazarı Sâmiha Ayverdi''nin eserlerinden seçmeler (25.11.1905 - 22.3.1993). En büyük bibliyografya bilginimiz İsmet Binark, Ayverdi''nin eserlerinden zevkli bir seçme yapmış. Geniş bir önsöz yazmış.
Brezilya
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Brezilya başkanı Luiz Inacio Lula da Silva. Türkiye''yi resmen ziyaret etti. 64 yaşındadır. Bütün Amerika devletlerinde olduğu gibi hem cumhurbaşkanı, hem başbakandır (tam başkanlık sistemi). Ülkemizi ziyaret eden ikinci Brezilya devlet başkanıdır. İmparator İkinci Pedro ile imparatoriçe Theresa, henüz tahta çıkan İkinci Abdülhamîd''i görmek üzere İstanbul''a gelmişler, 2 Kasım 1876''da büyük törenle hâkan-halîfe ile görüşmüşlerdi. O tarihten bu yana, ikinci ziyarettir. 1858''de Brezilya İmparatorluğu ile ilk ticaret anlaşmamızı imzaladık. 1927''de dostluk anlaşması yenilendi. Bugün ticaret hacmimiz 2 milyar dolardır, çok artması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde Sayın Başbakan, Brezilya''da olacak. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Başkan''ı samimiyetle karşıladı. Sosyalist olan Başkan, İstanbul''u merakla gezdi. Brezilya ile müştereken Karadeniz''de petrol arayacağız. Brezilya hem nüfus (192 milyon), hem de toprak (8.5 milyon km2) bakımlarından dünyanın 5. devletidir. Gerçek bir büyük devlet. 40 milyon Protestan, bir kaç milyon Ortodoks, Müslüman vs. gerisi Katolik, 26 eyaletten oluşan bir federasyondur. Her ana diline tesadüf edersiniz. Portekizce tek resmî dildir.
G-20''de Brezilya ile beraberiz. Dünyanın en büyük ekonomilerindendir. Yüzde 13 henüz okuma bilmiyor. 1500''de Portekizliler geldiği zaman ülkede 5 milyon yerlinin yaşadığı hesap ediliyor (çeşitli diller konuşan kızılderili ırkları). Bugün yerli sayısı 260.000''den ibarettir. Halkın ancak yüzde 54''ü Beyaz, yüzde 5''i zenci, yüzde 40 Beyaz-Zenci melezidir. Brezilya, Güney Amerika kıt''asında Şili ile Ekvador dışındaki bütün devletlerle sınırdaştır (9 devlet). Ekvator çizgisi ülkenin çok kuzeyinde kalmakla esas bakımdan bir Güney Küre, bir Atlantik (Atlas Okyanusu), bir Güney Latin Amerika devletidir. 1822''de Portekiz''den ayrılıp bağımsız imparatorluk, 1889''da cumhuriyet oldu. 1850''de nüfusu 5.5 milyon hür + 2.5 milyon zenci köle idi. 1889''da köleliğe son verildi. 1900''de nüfus 16, 1950''de 53, bugün 192 milyona yükseldi.
Kürt konusu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kürt meselesi, gündemin başına geçti. Muhalefet lideri Deniz Baykal''ın da, Kürt asıllı Türk vatandaşlarımız hakkında reform mahiyetindeki düzenlemelerde iktidarla birlikte olacağı vaadi, sorunun çözüleceği ümidini arttırdı.
Çözülmeyecek bir şey de yok. Zira Avrupa Birliği kriterleri ne ise onları uygulayacağız. Türkiye''nin nüfus yapısına en çok benzeyen Fransa, ana dili Fransızca olmayan, fakat göçmen değil Fransa topraklarında, -bizim Kürtlerimiz gibi - otokton olan kavimlere hangi ayrıcalıkları tanımış? Anadilleri Alzas''ta Almanca, Korsika ve Savus''da İtalyanca, Brötonya''da Brötosca, Flandr''da Flamanca, güneybatıda Baskça, güneydoğuda Katalanca konuşan Fransızlar''ın statüleri nedir?
Aynını biz de Türkiye''nin otokton ahalisi olan Kürtler''e ve istedikleri takdirde Araplar''a, Lazlar''a verebiliriz. Ne eksiği, ne fazlası ile... PKK ise ayrı bahistir.
Kürt meselesi biter mi? Hayır, bitmez! Fakat yoğunluğu düşer ve şiddet asgarîye iner. Daima daha fazlasını, hattâ bağımsızlık isteyenler olacaktır. Bunların Kürt partisi kurmaları da mümkündür. Monarşist, komünist, şerîatçi partiler de kurulabilir (ırk ayırımı isteyen faşist parti yasa dışıdır). Demokrasi budur. Ancak bu tip partiler hiçbir koalisyona giremez, bakan çıkaramazlar. İtalya 1945''ten sonra yakın zamana kadar, çok güçlü komünist partisini bütün koalisyonların dışında tutmuştur.
Bu hususta hızlı bir çalışma yapalım. Fakat bu çalışma, Türkiye''nin diğer hayatî konularını askıya almamalıdır. Avrupa Birliği üyeliğimiz, en önemli davamızdır. Çağdaş uygarlık düzeyinin ta kendisi, tıpkısının aynısıdır. Gerçek Atatürkçülüktür. Gerisi teferruattır.
Zira 1793''ten bu yana bütün inkılâplar, en yoğunu Atatürk''ün yaptıkları olmak üzere, hep bu hedefe, muâsır medeniyet seviyesine erişmek içindir. Ve başka hiçbir şey için değildir.
Dış politikamız
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye bugün artık dünya politikası izliyor. İki üç düzine devletle ilişki kurmakla yetindiğimiz dönemler geride kaldı. 200''e yakın devletin hemen hepsiyle temasımız olduğunu söyleyebiliriz. Tam bir dışarıya açılmadır. Dengeli bir açılım mıdır? Hüküm vermek için sonuçları beklemek gerekiyor. Her devletle temasta elbette sakınca yok. Bazıları ihmal edilebilir. Meselâ Kuzey Kore ile ticaret anlaşmasını imzalayıp Amerika''yı karşımıza almak lüzumsuzdu. Başarı, devletler arasındaki dengeyi lehimize kurmaktır. Hiç kolay değildir. Ama dış politika zaten devletlerin hayatında en netameli alandır. Türk cumhuriyetleri ile ilgimizin yetersizliği, Arap ülkeleri ile aşırı samimiyetimiz gibi konularda ilerleme sürdüğü için kesin konuşmak erkendir. Amerika ile ilişkilerimiz, stratejik ittifak ve ortaklık düzeyinde midir, münakaşa ediliyor. Tarihte dış politikada her konuda olumlu netice alan devlet yoktur. Bazı teşebbüsler parlak görünür, sonuç vermeyebilir. İnce ve kalın ayarlarla lüzumlu çizgi bulunur. Rusya politikamız canlıdır. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Putin''le 5 yıl içinde 8 defa görüştü. Son ikili görüşme 2 saat 40 dakika sürdü. Rusya ile artık kara sınırımız yoktur ama, Karadeniz''de gene komşuyuz. Amerika''dan sonra dünyanın ikinci büyük askerî gücüdür. Ticaret hacmimiz 35 milyar doları bulmakla, Almanya''ya yaklaştı. Rusya ile ilişkilerimiz tarih boyunca çetrefil oldu. Aynı coğrafyanın iki iddialı devletiyiz. Rusya, Fransa ile el ele, Minsk''te uzun yıllar Azerbaycan''ı uyuttu. Bağımsız Azerbaycan''ın, yönetimindeki Güney Azerbaycan''a örnek oluşturacağından çekinen İran da, Ermenistan''a desteğini hiç eksik etmedi. Böyle bir ortamda Türkiye, Ermenistan''la münasebetlerini düzeltmek istiyor.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan, dış politikaya âzamî ağırlık veriyorlar. Prof. Davutoğlu''nun dışişleri bakanlığına gelmesiyle, Avrupa Birliği başta, politikamızda daha yoğunluk bekleniyor. Büyük ekonomik kriz içindeyiz ama, dış ilişkilerimizi de âzamî dikkatle yürütmek zorundayız.
Kuzey Kore olayı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kuzey Kore, yapacağını yaptı. Zaten dünyayı karşısına almıştı. Şimdi bütünüyle karşısına dikilecek. Ama bütün bunlar niçin? Atom bombası ile ne yapacak? Nerede, ne maksatla, kime karşı kullanacak? Atom bombasını elbette kullanmayacak. Aksi takdirde Kuzey Kore''nin her bakımdan sonu olur. Kuzey Kore, Güney''in zenginliğine, mutluluğuna yenilmeye mahkûm bulunduğu için bombayı yapmayı göze aldı. Doğu Almanya''daki yarı aç yarı tok Almanların, Berlin duvarını geçtikten sonra, evvelâ Batı Berlin manavlarına koşup muz satın aldıklarını, hemen soyup yediklerini, Kuzey Kore''nin 67 yaşındaki 15 yıllık diktatörü Kim Jong II, elbette hatırından çıkaramıyor.
Bugün Kuzey Kore''de de muz yoktur. Hiçbir şey yoktur. Güney Kore''deki kardeşleri Japonya refahını yaşarlarken, Kuzey Koreliler yoksulluk içinde doğup, yaşayıp, ölüyorlar. Şimdi Amerika ve Japonya (dünyanın 1. ve 2. ekonomik güçleri), Güney Kore''ye daha büyük destek verecekler. Kuzey Koreliler açtır ve aç insan her türlü çılgınlığa hazırdır. Komünizm tarihinin en acayip diktatörü ise, Amerikalıları kızdırdığı için, gösterişli törenler ve süper filmler hazırlatıyor (komünist Kuzey Kore 123 bin km2, 23 milyon nüfus; demokrat Güney Kore 100 bin km2, 49 milyon nüfus). Kuzey Kore''nin nükleer olması, cihan devleti Amerika için ikinci derecede bir gailedir. Büyük gaile, Kuzey Kore örneğinden sonra İran''ın atom bombasını patlatmasının kesinlik kazanmasıdır. Zaten kesin değil mi idi? Öyle idi ama, belki yüzde bir ihtimalle tavizler alıp vazgeçebilirdi. Artık bu ihtimal ortadan kalktı. İran, en büyük hızla bombasını yapacaktır. Kuzey Kore, Çin''i veya Japonya''yı tehdit edecek değil, Güney Kore''ye şartlarını dikte etmek, -akıl bu ya- orasını da komünistleştirmek hevesindedir. İran''a gelince, Orta Doğu egemenliğine soyunacaktır. Şimdiden bir eli Hazar''da, bir eli Körfez''de, bir ayağı Akdeniz''dedir. Amerika''yı Asya''dan kovmak için Tâlibân ve el-Kaaide''yi destekleyecektir. Hamas ve Hizbullah ile, İsrail''i zora sokacaktır. Kuzey Kore''nin atomlanması, Türkiye''ye de pahalıya patlayacak: Artık atom bombası için İran''la yarışmak durumundayız.
AB üyeliğimiz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İngiltere dışişleri bakanı, Ankara''da idi. Prof. Davutoğlu ile çeşitli konuları görüştü. Avrupa Birliği (AB) üyeliğimiz hakkındaki beyanları memnuniyet verici oldu. Sarkozy''nin ve onun peşine takılan Merkel''in nezaket dışı patavatsızlıklarından sonra, İngiliz bakanın söyledikleri iyi geldi.
İngiltere dünya siyaseti izlemekte en tecrübeli devlettir. 1940''a kadar cihan devleti idi. Bugün de 6 kıt''ada tam 53 devleti (toplam devletlerin dörtte birinden fazlası eder) İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) içinde yörüngesine oturtmak hünerini muhafaza ediyor. Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi devletler bugün de monarşidir.
Fransa bunu yapamadı, kıskançlık yaşıyor. Almanya ise Hitler yüzünden akıl almaz kayıplara uğradı, bu kayıplarını efendice hazmetmeye uğraşıyor. Enver yüzünden bizim akıl almaz kayıplarımız için de Atatürk aynı olgunlukla davranmıştı.
Gerek Almanya, gerek Fransa, sosyal demokratların yeniden iktidara gelmesinden korkuyor. Bir Türk meselesi oluşturdular. Seçmenlerini Türk''le korkutarak oy toplamaya giriştiler. Sosyalistler ve Almanya''da sosyal demokratlar, Türkiye''nin AB üyeliğine karşı değiller. Bu ülkelerdeki Türk asıllılar sosyalistlere ve Yeşiller''e oy vereceklerdir.
Büyük kusur bizimdir. Dış politikada akıl almaz hatalar yaptık. Su götürmez ihmallerde bulunduk. İkide bir askerî darbe ve sürekli sıkıyönetim ile demokrasi dünyasından koptuk. Kurumlarımız, kuruluşlarımız, özel sektörümüz bencil davrandı. Bütün NATO üyesi devletler AB üyesi oldu (Norveç üyelik istemedi). Türkiye AB''ye üye olamayan tek NATO devleti hâlinde kaldı.
Bu kadar muazzam bir tarihî hatayı irtikâb ettiğimiz için geçmişteki devlet politikalarımızı beğenecek falan değiliz. Tarihler, çok ağır eleştiriler ve tahliller yapacaklardır...
Milliyetçilik ve temel ideolojiler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Mayıs, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
HAFTALIK DURUM
Milliyetçilik ve temel ideolojiler
Başlık ResmiMilliyetçilik ve temel ideolojiler
Okuyucularım uzun zamandan beri ısrarla (Türk milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliği, ulusalcılık) aynı ideolojiler midir, farklı mıdırlar anlamında sorular sorar. Bilhassa şahsî fikrimi ve değerlendirmemi istiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milliyetçiliği ana fikri, felsefesi, ideolojisi üzerine kuruldu. Atatürk öyle istedi. Kendisine mahsus bir milliyetçilik iddia etmedi. Ziyâ Gökalp''in Türkçülük adını verdiği miliyetçilik fraksiyonunu kabûl ve tatbik etti. İnönü, Türkçülüğün bazı taraflarından hoşlanmadı. Kendisini Millî Şef, Atatürk''ü Ebedî Şef ilân etti. Basında artık Atatürk yerine Ebedî Şef, hele İnönü yerine kesinlikle Millî Şef yazılıyordu. Atatürk milliyetçiliğinin bu İnönü revizyonizmi, bugün asıl Atatürk milliyetçiliği sayılmaktadır. Recep Peker''in açık faşist tekliflerini ise resmen kabûl etmedi. Daha Atatürk''ün hayatında Kemalizm denen, her şeyi Atatürk''e bağlamak isteyen dar bir milliyetçilik fraksiyonu oluştu. Prof. Feyzioğlu, bu Fransızca kelimeyi (Kémalisme) Atatürk milliyetçiliği şeklinde Türkçe''ye tercüme etti. 1982 anayasasında, evvelki anayasalarda milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği varken Atatürk milliyetçiliği tabiri bunun yerini aldı. Ancak bazıları, Atatürk milliyetçiliğini bile beğenmeyip, kendilerine ulusalcı demeye başladılar (Arapça millet kelimesini Moğolca ulus ile değiştirdiler). Ulusalcıların önemlice bir fraksiyonu şimdi Ergenekon denen davada yargılanıyorlar. Kökenlerinin hiç birbirine benzemediği, kendilerinden önce olduğu gibi Atatürk adını kendi istikametlerinde kullanan kişilerin çoğunluğu göze çarpıyor. Gerçekte nefret ettikleri demokrasi kavramına da kendilerine göre bir anlam vermişlerdir ki, kendi çizdikleri çerçeve dışında her şeyin yasaklandığı bir rejim şeklinde algılanabilir. MİLLİ GÖRÜŞ Türkiye Cumhuriyeti''nin -şu veya bu nüanslarla- kurulup yönetildiği ve süregelen sistemine karşıt öğreti, 1940''ların sonunda şair, edip, gazeteci Necip Fâzıl Kısakürek tarafından oluşturuldu. 1970''e doğru Prof. Necmeddin Erbakan buna millî görüş adını verdi ve politikada fiilen yürürlüğe koydu. Buradaki millî sıfatının, Türklük kavramı ile ilgisi yoktur, Müslüman toplumu manasındadır ve elbette Türkler''i de içine almaktadır. Esası, İslâmî temellere dayanan bir devlet yönetimi teklifidir. 1920''de Yahyâ Kemâl''in Türk Müslümanlığı dediği, bizim İslâm''ı uygulayış üslûbumuzla ilgisi yoktur. Daha çok Arap etkisindedir. Bununla beraber daha 1900''lerin başında Arap etkisi, hilâfet ve meşîhat başkenti İstanbul''da başlamıştır. Selefiyye ekolü etkisidir, İstanbul''da üretilmemiştir. Eşref Edîb''in yayınladığı ve Mehmed Akif''in başyazı yazdığı Sırât-ı Müstakıym ve Sebîlürreşâd dergisi başta, Meşrûtiyet dinî literatürümüzde Selefiyye etkisi henüz ilmî olarak incelenmemiştir. Hanefî-Mâtürîdî-Tasavvuf''a dayalı Türk Müslümanlığı Şâfiî Eş''arî-Kelâm''a dayalı Arap Müslümanlığı''na nisbetle daha liberal bir anlayışa dayanır ki Selçuklu''yu, kesin şekilde de Osmanlı''yı oluşturmuştur. YAHYA KEMAL Atatürk, yeni rejimi yerleştirmek için, Selçuklu, bilhassa Osmanlı''yı önemsiz göstermek yolunu -geçici de olsa- seçti. Türk''ü doğrudan Orta Asya''ya bağladı. Yahyâ Kemal, Anadolu milliyetçiliğini esas almakla beraber, bu milletin Türkistan''da, Ahmed Yesevî''den kaynaklandığını vurgulamıştır. Ancak Yahyâ Kemal milliyetçiliğinde, medeniyet ve kültür estetiğinin doruğuna eriştiğimiz Osmanlı, pek çok ağırlıklıdır. Ama Yahyâ Kemal fikirlerini, Ziyâ Gökalp gibi kitap hâlinde toplamamıştır. Bunu Atatürk döneminde yanlış anlaşılır telâkki etmekle beraber esasen hayatında yayınlanmış tek kitabı bile yoktur. Fikirlerini, 10 cilt hâlinde ölümünden sonra toplanan şiir ve düz yazılarından çıkarmak, belirli bir kültür çizgisi istemektedir. En az okuyan bir millet olduğumuz matematik şekilde kanıtlandığı için, Yahyâ Kemâl''i orijinalinden anlamaya girişenlerimiz mahdut sayıda kalmıştır. Ancak şöyle özetleyebilirim: Gökalp bize öz kültürümüz olan Türk köyünü, Y. Kemâl ise İstanbul''u göstermiştir. Medeniyetler ve büyük kültürler köyden çıksa da kesin şekilde önemli şehirlerde oluştuğu için, Gökalp''in teklifi, temelden yanlıştır, romantiktir, geçici bir tekliften ibarettir. Bugün köy bütün dünyada azalmıştır, birçok ülkede tarihe karışmıştır. DEMİREL VE ÖZAL''IN HESABI Demirel 1970''lerde, sonra Özal 1980''lerde bana, Türkiye''de seçmenin yüzde 9''unun İslâm hukuku ile yönetilmeyi istediğini söylediler ve bu zümrenin Adalet Partisi ile Anavatan Partisi''ne oy vermediğini belirttiler. İkisinin de (yüzde 9) demesi dikkatimi çekmiştir. Millî Görüş, Türkiye Cumhuriyeti''nin temel felsefesine aykırı görülmüştür. Bunun için çok büyük bir kısım partili, Erbakan''dan ayrılmış, Millî Görüş''ü reddetmiş ve Adalet ve Kalkınma Partisi''ni kurmuşlardır. Atatürk kimdir? Atatürk''ü herkes bir tarafa çektiği, bazılarının Atatürk''ü komünizan sosyalist, bazılarının İngilizler''in adamı göstermeye kalkıştığı, resmî tarih ile gerçek tarihin karıştığı, fikir kargaşa ve zihin karmaşası içinde yüzen Türkiye''de, Atatürk''ü tarihteki yerine doğru oturtmak gerekir. Atatürk, yüzbaşı ve önyüzbaşı iken cumhuriyetçi, rütbe ve makam kazandığı nisbette artan bir dozda demokratik monarşist, Mayıs 1919''dan Nisan 1920''ye kadar İstanbul''a bağımlı, 1922 sonunda kesinlikle cumhuriyette karar kılmıştır. Bu değişim, Türkiye ve Türk içindir. Türk''ün ve Türk devletinin yücelmesini hangi rejimde ve politikada görmüşse, o tarafa meyletmiştir. Zaman zaman Sovyet Rusya''yı, sonra İngiltere, hatta Fransa''yı tuttuğu, Birleşik Amerika''yı çok beğendiği biliniyor. Her safhada Türkiye''nin menfaatlerini en iyi savunmuştur. 1793''te başlayan radikal ve Batı''ya dönük inkılâplarımızın yeterli dozajı sağlamadığını biliyordu. Sultan Mahmud gibi 8 saatte 500 yıllık orduyu ortadan kaldıracak güçle donatılmamıştı. Zaten devir başka devirdi. Sultan Mahmud, Cezayir''i ve Mora''yı savunamadığı için her şeyi göze almıştı. Atatürk, düşman top seslerinin yankılarını Ankara''dan dinleyerek inkılâplarını tasarladı. Cumhuriyet kararını 24 saatte alabildi. Atatürk tarihçi, filolog, filozof değildir. Tam üç ayrı alanda açık dehâ eseri göstermiştir: Askerlik, dış politika ve devlet yönetiminde. Bu da onu 20. yüzyıl dünyasının en seçkin şahsiyetlerinden biri yapar. Birinci Cihan Savaşı''ndan bizim gibi yenik çıkan Almanya İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Bulgaristan Krallığı, önlerine konan birbirinden feci anlaşmaları imzaladılar ve uyguladılar. Türkiye, reddetti ve uygulamadı. Bu da Atatürk''ün eseridir. Eserinin tamamlanmadığını elbette biliyordu. Muâsır medeniyet seviyesini Türkiye''ye hedef gösterdi. Atatürk''ü 1938''de dondurmak isteyen ulusalcılar, Atatürk''ü anlamayan ve anlamak da istemeyen birkaç zümrenin en gafillerindendir.
Adriyatik ve Çin
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bir nesil Türk, Orta Asya ile büyüdü, büyülendi, okudu, yetişti. Zira Atatürk, Türk milliyetçiliğinin mutlak bir unsuru olan Dış Türkler meselesine, fikirlerini inkılâplar hâlinde uyguladığı Gökalp''in, Turan öğretisine de candan inanmıştı. Turan millî politikamızı imparatorluk batırarak berbâd eden arkadaşı Enver''i, hayatı boyunca ve haklı olarak küçümseyen Atatürk, Turan''ı, millî kültür politikası şuuru ile yürürlüğe koydu ve hiç vaz geçmedi.
Elbette Türkistan''dan gelerek Türkiye''yi kurduk. Ama Orta Asya, o devirde mübalağa edildi. O yılların dünya yönetimi gereği aşırı doz kullanılmıştı. Mübalağanın asıl sebebi ise, Osmanlı, hattâ bir nisbette Selçuklu''nun, daha açık ifadeyle 1074''ten 1922''ye kadar süren Türkiye Monarşisi''nin gölgelenmek istenmesiydi. Hiçbir yeni rejim, eskisine rahmet okumaz.
Millî Şef döneminde (1938-1950), Orta Asya yasaklandı. Rusya''ya düşmanlık gibi telâkki edildi. Yamyamların bağımsız devletler oluşturdukları senelerde Rusya, sömürgelerini bırakmayı yarım asır geciktirdi. Bu yarım asır, Türklük için katmerli felâket oldu.
1965''te 100.000 tirajlı Hayat Tarih Mecmuası''nda 4 uzun makale ile, haritasını da çizerek, Sovyetler Birliği''nin 21. asırdan önce ve kendi içinden dağılacağını yazdım. Bu fikrime pek katılan olmadı. KGB listesinin çok başlarına geçtim.
Birden Türk cumhuriyetleri bağımsızlık kazanınca, bütün müesseselerimiz hazırlıksız yakalandı. Çiller, Yılmaz, Erbakan gibi başbakanlar, Türk cumhuriyetleri ile hiç ilgilenmediler. Ecevit ilgili, fakat rahatsızdı. Özal, Demirel ve Türkeş, Adriyatik''ten Çin Seddi''ne Türk âlemi ilân ederek, Türk''ü sevmeyen veya Türk potansiyelini bilmeyen kişileri karşılarına aldılar. Zaten Özal, bir günde üç Türk devletini gezerek şehid oldu.
Bu yazıyı Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül''ün Türkmenistan''dan hemen sonra Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretleri vesilesiyle yazdım. Atatürk''ün ruhunu şâd etti. Başbakanımız ve Dış İşleri Bakanımız aynı günlerde Azerbaycan için çalıştılar. Hazar''a ve oradan Orta Asya''ya ulaşamayan Türkiye, başarısız, beceriksiz ikinci derecede bir devlet durumuna düşer. O coğrafya Rus, Çin, İran, ABD nüfuz bölgelerine bölüşülür.
Sınırdaki mayınlar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İskenderun Körfezi''nden Irak''a kadar yüzlerce kilometre boyunca, Suriye ile sınırımıza milyonlarca mayın döşemiştik. Mayınlı alan 220 kilometrekare. Lüksemburg devleti kadar.
İmzamız bulunan Ottawa anlaşmasına göre mayınları sökmeye mecburuz, az müddetimiz kaldı. Zaten topraklarımızı bu iğrençlikten kurtarmamız zamanı gelmişti.
Mayınları o yıllarda döşememiz gerekiyordu. O dönemde Suriye, Sovyetler''in uydusu idi. Sovyetler, Türkiye''de iç savaş çıkarmışlardı. Suriye ve peykleştirdiği Lübnan''da talim gören komünist çeteler, Türkiye''nin her tarafına sızmış, yurdumuzu kana boyamışlardı. Sonunda Suriye''yi savaşla tehdit edip Öcalan''ı topraklarından çıkartabildik. Ödü kopan Suriye, teröristbaşını daha fazla koruyamadı.
Şimdi şartlar temelinden değişti. Mayınları en kısa zamanda temizlememiz gerekiyor. Temizlenecek topraklar vaktiyle bedeli ödenerek istimlâk edilmiştir, hazinenindir, devletin malıdır. Köylüye dağıtılması bahis konusu olamaz. Böyle bir tarım şekli yoktur.
Kaldı ki, böyle bir dağıtım, Irak sınırından İskenderun Körfezi''ne kadar olan güney topraklarımızı PKK''nın manevra sahası hâline getirir. Hayal ettikleri Kürdistan''ı Akdeniz''e çıkarır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin, bu operasyonu devletimizi her türlü sakıncadan koruyarak çözümleyeceğine eminiz. Genelkurmay''ın muvafakati alınmalıdır, zira askerî bir iştir. Hükûmet, topraklarımızı en kısa zamanda bu insanlık dışı pislikten temizleyecektir.
.Sınırdaki mayınlar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İskenderun Körfezi''nden Irak''a kadar yüzlerce kilometre boyunca, Suriye ile sınırımıza milyonlarca mayın döşemiştik. Mayınlı alan 220 kilometrekare. Lüksemburg devleti kadar.
İmzamız bulunan Ottawa anlaşmasına göre mayınları sökmeye mecburuz, az müddetimiz kaldı. Zaten topraklarımızı bu iğrençlikten kurtarmamız zamanı gelmişti.
Mayınları o yıllarda döşememiz gerekiyordu. O dönemde Suriye, Sovyetler''in uydusu idi. Sovyetler, Türkiye''de iç savaş çıkarmışlardı. Suriye ve peykleştirdiği Lübnan''da talim gören komünist çeteler, Türkiye''nin her tarafına sızmış, yurdumuzu kana boyamışlardı. Sonunda Suriye''yi savaşla tehdit edip Öcalan''ı topraklarından çıkartabildik. Ödü kopan Suriye, teröristbaşını daha fazla koruyamadı.
Şimdi şartlar temelinden değişti. Mayınları en kısa zamanda temizlememiz gerekiyor. Temizlenecek topraklar vaktiyle bedeli ödenerek istimlâk edilmiştir, hazinenindir, devletin malıdır. Köylüye dağıtılması bahis konusu olamaz. Böyle bir tarım şekli yoktur.
Kaldı ki, böyle bir dağıtım, Irak sınırından İskenderun Körfezi''ne kadar olan güney topraklarımızı PKK''nın manevra sahası hâline getirir. Hayal ettikleri Kürdistan''ı Akdeniz''e çıkarır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin, bu operasyonu devletimizi her türlü sakıncadan koruyarak çözümleyeceğine eminiz. Genelkurmay''ın muvafakati alınmalıdır, zira askerî bir iştir. Hükûmet, topraklarımızı en kısa zamanda bu insanlık dışı pislikten temizleyecektir.
Yargı reformu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği üyeliği için, yargı alanında da Avrupa standartlarına ulaşmamız şarttır. Ulaşamazsak, AB üyesi olamayız. Yargı, yargıçla mümkündür. Her derecede yargıçlarımız, dava dosyalarına boğulmuş durumdadır. Üstelik bir müddetten beri eleştiri, hattâ isnatlara muhatab olmuşlardır. Birkaç yıl önce bizzat bir Yargıtay Başkanı, cumhurbaşkanının da davetli bulunduğu yıllık kutlama nutkunda, Türk yargıcının vicdanı ile cüzdanı arasına sıkıştığını söyledi. Yargıcın maddî endişelerinin asgarîye indirilmesi, yargının selâmeti, adaletin coşkun tertemiz akarsular gibi çağlayarak akması bakımından, şarttır. Yargıçlarımızın, Avrupalı meslektaşlarının statüsüne gelmesi gerekiyor. Bazı Batı ülkelerinde, meselâ İngiltere''de, yargıcın emrinde örtülü ödenek vardır. Türkiye, birbiriyle davalı, üstelik devletle de ihtilâflı vatandaşların ülkesi hâline geldi. Yargıcın önüne dava dosyaları yığmak olacak şey değildir. Osmanlı döneminde mevcut, cumhuriyetin ilk yıllarında -herhalde yurttaşlar barış içinde yaşadıkları için- lüzumsuz görülüp kaldırılan istînâf mahkemelerinin hızla açılması artık zaruret halindedir. Türk adaleti, şânına lâyık binalarda gerçekleşmelidir. Batı ülkelerindeki estetik değeri de çok yüksek muhteşem ve muazzam adalet saraylarını filmlerde seyretmekle yetinmemeliyiz. Bizde de olmalıdır. Arkadaşımız Ahmet Sağırlı bir köşe yazısında, okul yaptıran hayırseverlerimize, mahkeme binaları da bağışlamaları tavsiyesinde bulundu, katılıyoruz.
Çok geciktiğimiz yargı, yargıç, savcı reformunu hızla yerine getiremeyen Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olamaz. Avrupa devleti bile sayılmaz. Çağın gerisinde, dışında kalır. Muâsır medeniyet seviyesi diyerek avunmakta devam ederiz.
Asya kaynıyor
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Haziran boyunca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı, New York''ta BM nezdindeki büyükelçimizdir. Nice yıl sonra Güvenlik Konseyi üyeliğimiz, AK Parti iktidarının 6 kıt''ada 200''e yakın ülkedeki bıkıp usanmak bilmez faaliyeti ile gerçekleşti. Bu hususu sanıyorum, muhalefet de kabûl eder, şüphesiz onlar da sevindiler. Bu ay içinde Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore''ye karşı alınacak tedbirleri kararlaştıracak. Atom bombası yapan Kuzey Kore, bombasını orta ve uzun menzilli füzelere yerleştirmeye çalışıyor. Amerika, füzeleri havada vurursa, Uzak Doğu''da savaş başlayacak! Japonya, askerî gücünü arttırmaya karar verdi. Güney Kore, alarm durumunda... Amerika, Pakistan''da el-Kaaide-Tâlibân ittifakı ile savaşında, Türkiye''den açıkça askerî yardım istedi. Washington''da 25 yıldır toplanan Türk-Amerikan konseyine ilk defa Türkiye ve ABD genelkurmay başkanları katıldı. Amerikalı meslektaşı Oramiral Mike Mullen''in bu açık talebine, Orgeneral İlker Başbuğ, PKK terörüne son verilmesi gerektiğini söyleyerek cevap verdi. Acaba Sayın Başbuğ (ABD, Irak topraklarında PKK''yı yok etsin, Türkiye de stratejik ittifakın gereklerini düşünür) mü demek istedi? Amerika, nasıl olur biz tahmin edemeyiz, el-Kaaide-Tâlibân''ın, Pakistan''a ait atom bombalarını ele geçirmesinden çekiniyor. Dünya tarihinin en büyük terör örgütü el-Kaaide, New York ve Washington''ı, Madrid ve İstanbul''u esirgemediği gibi, Pakistan-Afganistan''da da her türlü bomba patlatacak karakterdedir. Tâlibân''a gelince, beterdir. Kuzey Kore yönetiminin ise aşağı kalır tarafı yoktur, beterin beteridir.
İsrail nereden huylandı ise, tarihinin en büyük askerî manevrasını gerçekleştirdi. Kadınlara zorunlu askerlik uygulayan tek devlettir. İsrail''in kâbusu İran ise, atom sahibi olacağının tam güvencesi içinde, şimdilik başkan seçimi ile meşgul. Dünyaya refah fazla geldi, rahat mı battı, yoksa 7 milyar insanı çekemez hale mi düştü nedir?
Obama Orta Doğu''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama''nın o kadar zamandır beklenen Orta Doğu ziyareti gerçekleşti. Önce Suudi Arabistan Kralı Abdullah ile Riyad''da görüştü. İslâm''ın doğduğu ülkedeyim dedi. Ben de Müslüman bir ailenin çocuğuyum dedi.
Kral Abdullah, uzun veliahtlık ve -hasta ağabeyi Fahd''a- nâiblik yıllarında ABD muhalifi tanınırdı. Tahta oturunca Amerika dostu oldu ki çok politikacıda rastlanan bir keyfiyettir. Ne görüştüler: Belki yüzüncü defa İsrail barışını konuştular. Ama İran konusu ağır bastı. Zira İran, atom bombasını patlattı patlatacak. Bu da S. Arabistan''la Mısır''ı en kısa zamanda atom silâhını edinmeye mecbur kılıyor, Türkiye de aynı durumdadır. Dolayısiyle Amerika''ya ihtiyaç kesindir. Ancak Amerika''nın desteğiyle atom bombasına erişilebilir, diğer yollar çok çapraşıktır ki
Türkiye de, Mısır da, S. Arabistan da girmez.
Tam bu sırada Katar''ın el-Cezîre televizyonu Üsâme bin Lâdin''in bir demecini yayınlamasın mı? Dünya tarihinin en büyük terör lideri, Obama''nın Bush kadar kötü, Bush derecesinde İslâm düşmanı olduğunu ilân etti.
Halbuki Başkan Obama, Türkiye''nin kabûl etmediği ''ılımlı İslâm modeli''ni aramak için Orta Doğu''da bulunuyor. Ilımlı İslâm, Amerika''ya göre, Batı ile iş birliği yapan, teröre bulaşmayan, mümkünse Amerika''nın müttefiki tipinde bir Müslüman ülkedir. Obama, en zengin Arap ülkesinden sonra, en prestijli Arap devletine, Mısır''a ayak bastı.
Mısır, Obama''nın dış ziyaretlerine Türkiye''den başlamasına kırılmış, gücenmiş, üzülmüştü. Kahire''ye göre nezaketen Müslüman âlemi, kesinlikle ise Arap dünyası, Mısır''dan sorulur. Başkan, bu ülkede, Arap âleminin en kıdemli ve en tecrübeli şahsiyetlerinden olan Hüsnü Mübârek''le görüştü. Ezher Şeyhi''ni (rektörünü) ihmal etmedi. Almanya ve Fransa''ya gidip intibalarını paylaşacaktır.
Başkan Obama, İslâm âlemine terörden vazgeçmesi, Dünya Barışı (Pax Americana) için Amerika ile iş birliği yapması için açık davette bulundu. 60 Müslüman devletten çoğunun bu çağrıyı olumlu karşılaması muhtemeldir. Mızıkçılık edenlerin çıkması da tabiidir, başta İran geliyor. Ancak bütün bu muazzam coğrafyada Amerika''nın resmen stratejik müttefiki ve ortağı olan tek ülke Türkiye''dir.
ERGENEKON GERÇEĞİ
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
HAFTALIK DURUM Son yıllarda sıklıkla zikredilen "Ergenekon" tabiri, Türk milletinin büyük göçünü ifade eder. Modern Türk edebiyatında Ergenekon''a tıkılmak, Türk milletinin sıkıntıya, dara düşmesi, Ergenekon''dan çıkmak da, Türk''ün kurtuluşu, yücelişi mecâzî anlamlarında kullanılmıştır
ERGENEKON GERÇEĞİ
Başlık ResmiERGENEKON GERÇEĞİ
Ergenekon, hiçbir dönemde olmadığı kadar ün kazandı. Duyan kalmadı. Ne mene şey olduğunu, ne olmadığını, anlamını bilenler ise inanılmayacak derecede az. Bana sorulanlardan anlıyorum. Efendim şöyle: Ergenekon, bir coğrafya ismi, dağlar arasında bir vâdinin adıdır. Tam nerede bulunduğunu coğrafyacılar henüz araştırmadılar. Şimdilik Çin''in Şansi eyaletinin batısından kuzey-batıya doğru 2.200 kilometre ötede başlayan Altay dağlarında bulunduğu kesindir. Bu Ergenekon vâdisinde ne oldu? DESTAN SANILIYOR Bir Türk uruğu, M.S. 439 yılından 535''e kadar 96 yıl Ergenekon vâdisinde yaşadı. Kendilerine Kök Türük diyen, Hun kavminden, Çinliler''in T''u-kü-e (Tukyu) dedikleri bu uruk, Çin''in Şansi eyaletinin batı bölgesinde yaşıyordu. Başlarında Aşına Sülâlesi''nden, yani Mete''nin Hun hanedanından inen hükümdarları vardı. Çin imparatoru (424-451) Tay-vy, Tsiu-kiu-şi aşîretini kılıçtan geçirdi. Yalnız 500 kadar aile, Altay Dağlarına can atıp, Ergenekon adındaki çok kapalı bir vâdiye sığınıp Çinliler''den kurtulabildi. Bu olay, bir Türk destânı sanılıyordu. Tarihçi olmayanlarımız hâlâ destan sanıyorlar. Ancak yukarıda özetlediğim olayı, zamanında yazılmış Pien-i-tien adlı Çin vak''anüvis kroniğinden, Fransız sinologu Stanislas Julien, aynen Fransızca''ya tercüme etti: Documents Historiques sur les Tou-kious (Turcs), Journal Asiatique, 1864, VI. Seri, III, s.348-9, Çince''den tercümenin tamamı: JA, III, 325-67, 490-549, IV, 200-42, 391-430, 453-77. Kök Türük ve sonraki telaffuzla Gök-Türk, semâvî (ilâhî) Türk demektir. Bahis konusu Hun boyu, kendilerine böyle diyorlardı. Cihan imparatorluğu kurup Japon Denizi ile Kırım arasındaki bütün Kuzey Asya''ya egemen olunca, Göktürk adı, bütün Türkçe konuşanlara verildi. Türük kelimesi zamanla Türk diye telaffuz edildi. Göktürkler''den önce Türkçe konuşan her kavmin ayrı adı vardı (Uygur, Hun, Kanklı, Tabgaç vs). Tarihçiler bugün Göktürkler''i, Osmanlılar''ın gerçek atası, öncüsü, mürşîdi olarak değerlendiriyor, çok Avrupalı tarihçi Göktürkler''den Osmanlılar''a tabirini kullanıyor. ERGENEKON''A TIKILMAK! Türkler''i Ergenekon''a götürüp yerleştiren Mete hânedânından Göktürk prensi Bilge Şad, bunun oğlu Tavu Yabgu, bunun oğlu Bumın Kağan''dır. Bumın Han, bütün Türk tarihine yön vermiş bir şahsiyet sayılır ki, Ergenekon''dan çıkardığı Göktürkler''i, kardeşi İstemi Han''la beraber cihan imparatorluğu sahibi yapmıştır. Ergenekon, Türk milletinin exodus''u, hurûc''udur. Modern Türk edebiyatında Ergenekon''a tıkılmak, Türk milletinin sıkıntıya, dara düşmesi, Ergenekon''dan çıkmak, Türk''ün kurtuluşu, yücelişi mecâzî anlamlarında, bilhassa 1919''da Anadolu''nun işgali ve 1922''de kurtuluşumuz için kullanılmıştır. Göktürkler, Ergenekon vâdisinde, dağ yamaçlarında demir madeni buldular. Bu madeni işlettiler. Silâhlarını yaptılar. Türk Hâkanı''nın demir örs''e çekiç vurması, Türk''ün haksızlığa, zulme baş kaldırmasının sembolü kabûl edilmiştir. 16. asırda bile Pîr Sultân Abdâl, Örse çekiç vurmaya geldim mısrası ile, Osmanlı''yı Safevî Şâhı''na tâbî kılmak için ayaklandırmak mânâsını vurgulamıştır. Örse çekiç vurarak Göktürkler, Çinliler''e ve bütün Kuzey Asya kavimlerine baş eğdiren kılıçlar, yaylar, oklar, hançerler, topuzlar yapmışlardır. Göktürk Büyük Hâkanlık Hânedânı, Bumın''dan başlayarak 15 dehâ sahibi hükümdar ve prens (bu arada İlbilge Hâtûn) yetiştiren, İslâm öncesi Türk Tarihi''nin en seçkin hânedânıdır. İslâm Öncesi Türk tarihinin Osmanoğulları''dır. Göktürk Kitâbeleri (Yazıtları) dediğimiz Türk edebiyatının ilk büyük şâheserinin yazarı Yollu Tekin (Yulığ Tegin), bu yazıtlardan biz Oğuz Türkleri''ne seslenen Bilge Kağan, Türk kahramanlığının sembolü hâline gelen, Göktürkler''in Oruç Reîs''i Kür Şad, bu yüce hânedânın üyeleri arasındadır. KAÇ ASIR GEÇTİ Doğu Göktürkler, Çin''le mücadele ettiler. Batı Göktürkler ise, Doğu Roma (Bizans) ile dostluk kurup, Sâsânî İran''la savaştılar ve eski Tûrân-İrân mücadelesini sürdürdüler. Kırım''ı alıp Karadeniz''e çıktılar. Akdeniz''e erişemediler. Ancak mensup bulundukları Oğuz Türkleri, Göktürkler''den sonra gene Mete''den inen Karahanlılar döneminde 921 yılında Sünnî-Hanefî-Mâtürîdî İslâm''ı, Büyük Türk Hâkanlığı''nın resmî dini kabûl ettiler. Eski Türk medeniyetinden Akdeniz medeniyetine geçmiş olduk. 1074 yılında Türkiye Devleti''ni kurduk. Hem de taht şehri olarak İznik''i seçerek... Ergenekon''dan Çıkışımız''ın (535) üzerinden beş buçuk asır geçmişti... Kitaplar Arasında... > Sâmiha Ayverdi, Paşa Hanım, S. Ayverdi Külliyâtı cilt 40, Kubbealtı Yayınları, İst. 2009, 312 s. Bu cilt, büyük yazarın derin bir kültür ve enfes bir Türkçe ile kaleme aldığı birbirinden ilgi çekici bir kısım makalelerini içeriyor. > MURADİYE, eğitim, kültür, san''at, tarih dergisi, 16. sayısı çıktı, Ankara 2009, Maraş A.Ş., sahibi Hayrullah Karakuş, yazı işleri müdürü Hüseyin Dağlı, genel yayın yönetmeni Pervin Ayşe Yaşa, her sayı 100 büyük boy sayfa, ağır renkli papya kuşe, bol resimli, yazıların çoğu profesörlerin kaleminden çıkmış millî kültür dergisi.
Sarkozy''nin ziyafeti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD başkanı Obama ile Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy''nin Türkiye''nin Avrupa Birliği üyeliği üzerindeki sert münakaşası, dünya medyasının dikkatini çekti. Diplomatik konuşmalarda az görülen keskin bir üslûpta idi. Sayın Başbakanımız''ı mı taklide yelteniyorlar nedir!
Başkan Obama, Amerika''nın Normandiya çıkarması (1944) ile İkinci cephe açmasının 65. yılını kutlamak için Kahire dönüşü Paris''te idi. Amerika olmasa, Fransa''yı işgalden kurtarmasa, bugün Fransa, Almanya uydusu hâlinde idi. Birinci Cihan Savaşı''nda da Amerika, Fransa''yı Alman işgalinden kurtarmıştı (1918).
Böyle bir kompleks içinde bulunması muhtemel Sarkozy''nin, ailesinin Osmanlı Türkiyesi uyruğu olmasından da kaynaklanan bir tepki ile davrandığı artık açığa çıktı. Politika derslerini de üstâdı Deveciyan''dan aldığı malûmdur.
Sarkozy, Türkiye''ye hakarete yeltenerek ve Türkiye''yi Avrupa dışına atmaya çalışarak, Hollanda''da bile faşizmin azdığı Avrupa kıt''asının geleceğini kararttığını idrak edemiyor.
Türkiye 1856 Paris Anlaşması ile, 7 Büyük Avrupa Devleti''nden biri kabûl edilmiştir. Anlaşmayı, milliyetçilikte Sarkozy''yi defalarca katlayan Fransız imparatoru Üçüncü Napolyon imzalamıştır. 1868 temmuzunda, bugün Sarkozy''nin orturduğu Elysée (Elize) Sarayı 10 gün, bugün Kraliçe Elizabeth''in oturduğu Buckingham (Bakingam) Sarayı 11 gün için, Sultan Abdülaziz ve 3 şehzademizin emrine verilip orada yatıp kalkmışlardır.
Başkan Obama ve eşi, Türkiye''yi Avrupa dışında tutan katı sözlerini protesto için, Sarkozy''nin Elysée sarayındaki cumartesi akşam ziyafetini kabûl etmedi. Başkan ve eşi, sarayın az ötesinde bulunan Concorde (Konkord) meydanı kenarındaki ABD büyükelçiliğinde akşam yemeklerini yedi. Türkiye, Başkan''ın bu jestini unutmayacaktır.
ABD ve AB
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika (ABD) ile ilişkilerimiz iyiye gidiyor. Başkan Obama''nın Türkiye''nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği için Sarkozy''ye çıkışmasını dün yazdım. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Washington''da ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton''la bir buçuk saat görüştü. Ermenistan konusu da konuşuldu. Amerika ve Türkiye genelkurmay başkanlarının New York''ta buluşmaları ile aynı zamana rastlıyor. Hillary Hanım''ın basına (Amerika ile Türkiye arasında İran konusunda görüş ayrılığı yok) şeklinde demeç vermesi, daha çok Orta Doğu politikası ile tanınan Prof. Davutoğlu''ndan olumlu intibalarla ayrıldığının ifadesidir. Çok önemlidir.
Zira Obama Amerikası''nın Orta Doğu''dan çekileceği falan yoktur. Obama, 2010 bütçesinde Irak''ta kuvvetleri için 61 ve Afganistan için 65 milyar dolar istedi. Amerika''nın bu coğrafyadan ayrılmayacağına göre politikalar düzenlenmelidir.
Hillary Clinton, Afganistan-Pakistan, el-Kaaide, PKK, enerji konularında da Türkiye ile anlaştıklarını söyledi. AB üyeliğimizi desteklediğini vurguladı.
Pazar günü Avrupa Birliği Parlamentosu seçimleri yapıldı. 28 üye devlet, yüzde 43 gibi çok düşük seçmen iştiraki ile 736 milletvekili seçtiler. Yeni Avrupa Parlamentosu 5 yıl için oluştu. 736 milletvekilinin yarısını (365), 500 milyon nüfuslu 28 devletin ilk 5''i oluşturuyor: Almanya 99, Fransa, İtalya, İngiltere 72''şer, İspanya 50 milletvekili çıkarıyor. Kıbrıs''ın üye sayısı 6... Bu seçimlerde Sağ (muhafazakâr) partiler blokunun, Sol (sosyalist) grupla oranının, Almanya, Fransa, hattâ İngiltere, Hollanda gibi devletlerin genel seçimlerini de etkileyeceği konuşuluyor.
Fransa dönüyor
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama, eşi ile Paris ziyaretinde, Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy''yi açıkça istiskaal etti, bugünkü tabirle; küçük düşürdü, hattâ aşağıladı. Davetlerini reddetti, Paris''i eşi ile gezdi.
Zira ziyaretin başında Obama, Türkiye''nin Batı için vazgeçilmez müttefik olduğunu, Batı sisteminin bir parçasını oluşturduğunu, kesinlikle Avrupa Birliği''ne alınması gerektiğini söyledi. Sarkozy, Türkiye''nin Avrupa devleti sayılmayacağı cevabını verdi. Bu cevap, Birleşik Amerika''nın cihan politikasına temelinden aykırıdır. Üstelik "siz Amerikalılar da Avrupalı değilsiniz, bize karışmayınız" megalomanisini ifade ediyor. Bu kadar ham bir cevap diplomasi ve kurtuazi''den (nezaketten) olduğu kadar, realpolitik''ten (gerçekçi politikadan) da mahrumdur ve öyle bir devlete verilmiştir ki, ABD olan bu devlet 26 yıl ara ile 2 defa Fransa''yı Alman işgalinden kurtardı (1918, 1944) Avrupa Parlamentosu''nun 5 yıl için seçilen 736 milletvekilinin daha çok Sağ''a, hatta aşırı Sağ''a kayması da, Avrupa ksenofobi''sini (yabancı düşmanlığı yani Avrupalı olmayanlara husumet) arttırabilecek istidattadır. Üstelik 500 milyon nüfuslu 28 Avrupa ülkesi vatandaşlarının AB ile çok da ilgilenmediklerinin göstergesidir. Zira seçmenlerin yüzde 43''ü oyunu kullanmıştır ki AB seçimlerinde bugüne kadarki en düşük orandır. 2 Bulgaristan, 1 Hollanda, 1 Almanya''dan 4 Türk''ün Avrupa Parlamentosu''na seçildiği bildiriliyor. Sarkozy''nin partisi yüzde 28 ve Merkel''in partisi yüzde 31 aldı. Hıristiyan Demokratlar toplam 267 milletvekili çıkardılar.
AB, Asya kıt''asına dahil Kıbrıs adasını benimsedi. Balkan devletçikleri ile daha genişleyecektir. Asya kıt''asında kalan 3 Kafkas devleti ile bir Romen devleti olan Moldavya''yı, Beyaz Rusya ile kocaman Ukrayna''yı, sıranın Rusya''ya gelmesi ihtimaliyle pas mı geçecektir? Türkiye''nin ise hiçbirisine benzemeyen üstün özellikleri vardır: NATO üyesi olup da AB dışında kalan tek Avrupalı devlettir (Norveç AB üyeliğini istemedi). Üstelik Türkiye, daha 1959''da AB nüvesi kuruluşlarla müzakerelere başlayıp anlı şanlı anlaşmalar imzaladı. Bütün Avrupa kuruluşlarının üyesidir. AB''nin resmen adayıdır. Şimdi Fransa, attığı bütün bu imzalardan dönüyor. Bu karakterde bir devlete Amerika bile güvenmekte zorlanacaktır.
Bir buçuk trilyon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Son 10 yıl içinde 195 dünya devletinin toplam savunma harcamaları yüzde 45 arttı. 2008 yılı 1 trilyon 464 milyar dolar askerî harcama ile kapandı. Bu meblağın yüzde 41''i Amerika''ya (ABD), yüzde 59''u geri kalan 194 devlete aittir. 2008''de Çin 85 milyar dolarla dünya 2.''liğine yükseldi ama Amerika''nın 607 milyar dolar harcamasının hâlâ 7''de 1''idir (ABD dünya savunma harcama yüzdesi 41 olduğu halde Çin''inki yüzde 6''dır).
Bu 1.5 trilyon doların yarısı İnsan''a harcansa, pek çok beşerî problem ortadan kalkardı. Böyle bir ümit, böyle bir ihtimal var mı?
Ne gezer! Böyle bir ihtimalin, ümidin zerresi yok. Pekiyi bu 1.5 trilyon doların 2''ye katlanması, önümüzdeki dönemde yılda 3 trilyon askerî harcamaya yükselmesi mümkün mü?
Bana göre mümkün. Hattâ kuvvetli ihtimal. Maalesef sayın okuyucularım. Fütürolog bir tarihçi olarak bu tahminimi açıklamam gerekiyor. Nasıl mı?
Zira Kuzey Kore atom bombası patlattı ve İran 2009, en geç 2010 içinde patlatacaktır. Hemen Suudi Arabistan, sonra Türkiye, arkasından Mısır izleyecektir. Daha hangi devletlere sıçrayacağını bilmek, fütürolojinin sınırlarını bile zorlar.
Nükleer ve biyolojik silâhlar, devrimizde insanlığın yüzkarasıdır. Bu iğrenç silâhları karşılıklı ortadan kaldırmak iradesinin oluşamaması, insanlık yüzkarasını ikiye katlıyor. Nükleer ve biyolojik silâhlardan sonra mayın ve kimyasal bombalarla benzerlerini yok edemeden, bugün 7 milyar, yarın kim bilir kaç milyar insanın huzur içinde mutlu yaşaması mümkün değildir. 2010 içinde alabildiğine karamsar tahminler yapılabilir. Kuzey Kore tehdidinde bir Uzak Doğu, İran üstünlüğünde bir Yakın Doğu ve karşıt güçler... Böylesine bir tablonun oluşmasını önleyebilecek akıl seviyesine ulaşılabilir mi, göreceğiz... Kötümser senaryo budur. İyimser senaryo, insan zekâsının açmaza düşünce çıkış yolları bulmaktaki yeteneğine güvenmektir.
Obama dönemi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika''nın devlet politikasına Pax Americana diyebiliriz. Dünya tarihinde Pax Romana, Pax Ottomana, Pax Britanica''dan sonra Pax Americana... Geçmişte Roma''nın, Osmanlı''nın, İngiltere''nin azılı düşmanları vardı. Hiçbirinin fazla dostu olmadı. Bugün ABD de aynı durumdadır. Tarih kanunları böyledir. Hükmünü icra eder. Pax Americana''nın şahane uygulayıcısı Başkan Reagan oldu. 20. asrın en büyük ABD başkanı. Tek silâh patlatmadan Sovyetler Birliği heyûlâsını darmadağın etti. Hiçbir devlet birbiri ardı sıra aynı kıratta yöneticiler çıkaramaz. Başkan Bush II, Pax Americana''yı yüzüne gözüne bulaştırdı. Genişletilmiş Orta Doğu ve de Kuzey Afrika kabîlinden lâflarla dünyanın gözünü korkuttu. Bağdad Müzesi''ni yağmalatıp Hazret-i Alî''nin ve İmâm-ı Âzam''ın türbelerine top ateşi açarak, girmek istediği coğrafyanın nefretini kazandı. İran gibi mahallî bir devletin, ABD ile dalga geçebildiği ortamı hazırladı. Bir türlü yakalayamadığı Üsâme''yi, dünya tarihinin en büyük terör lideri mertebesine çıkardı.
Başkan Obama, elbette selefinin hatalarını tekrarlamayacaktır. Değişik bir üslûp kullanacaktır. Metodları ve tercihleri farklı olacaktır. Pax Americana''yı bu coğrafyada Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan''la yürütmek, nimetlerini paylaşmak teklifini yaptı. Terör odakları söndüğü takdirde Filistin devletini kuracağını, İsrail genişlemesini durduracağını vaad etti (Clinton da aynı fikirde idi). Başkan, milletlerarası politika kurallarının izin verdiği oranda samimiyetle konuştu. Hem Ankara''da, hem Kahire''de. Mısır''ın ve S. Arabistan''ın Amerika''ya tam destek vereceklerine eminim. Türkiye zaten stratejik müttefiktir, ortaklık teklifi bile almıştır. İran cumhurbaşkanı seçiminden sonra Tahran''ın tutumu, ABD''nin Orta Doğu politikasına istikamet verecek. Şöyle veya böyle... Bugün yapılan İran seçimlerini görelim, sonra konuşuruz.
Medeniyetimizin AÇIK FORMÜLÜ
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
HAFTALIK DURUM
Medeniyetimizin AÇIK FORMÜLÜ
Başlık ResmiMedeniyetimizin AÇIK FORMÜLÜ
Harbiye ve Tıbbiye''yi kuran Sultan II. Mahmud, Tıbbiye''nin açılışında "Modern tıbbı Fransızca olarak öğrenin, sonra dilimize nakledin" demişti. Bugün yaşadığımız Türk veya Türkiye medeniyetinin (uygarlığının) formülü şöyledir: İslâm öncesi Türk medeniyeti+İslâm (Doğu Akdeniz) medeniyeti+Avrupa (Batı Akdeniz) medeniyeti=Türk medeniyeti. Formül, Gökalp tilmizi olan 20. asrın en büyük Türk tarihçisi (bilhassa kültür tarihçisi) Fuad Köprülü''ye aittir. Formül bugün de geçerlidir ve doğru olduğu için her zaman geçerli kalacaktır. 19. asırda, Batı medeniyetine geç, fakat çok yoğun ve kesin geçiş yaptık. Orijinal Türk ve sonraki Müslüman Türk medeniyetlerindeki kazanımlarımızı muhafaza ettik. Batı''dan aldıklarımızı buna ekledik. Pekiyi Batı kültür, teşkilât ve yenilikleri için modelimiz hangi ülke idi? Fransa Modeli Fransa''yı örnek aldık. Devletçi olması bakımından ve başka sebeplerle de Fransa''yı seçtik. Anglo-Sakson (İngiliz) modelini seçse idik geleceğimiz nasıl olurdu sorusu geçerli olsa da, geçmişi değiştirmek mümkün değildir. Fransa''yı seçmemizin birinci sebebi devletçi bir model olmasıdır. Hiç değilse 1789''dan sonra devletçi... Batı veya Avrupa medeniyetinin formülünü de vermem doğru olur, şöyledir: Yunan kültürü+Roma hukuku ve devlet düzeni+Hristiyanlık+her Avrupa milletinin kendi millî kültürleri. Fransa ile münasebetlerimizin tarihi Orta Çağ''a çıkar. Osmanlı dönemini ele alırsak, 16. asrı pas geçiyorum. Kaanûnî''nin Kral Birinci François''ya (Fransua) yazdığı mektup okul kitaplarımıza girmişti. Oğlu İkinci Henri (Anri) ise, Türkiye''den istikraz yapmak için Fransız donanmasını rehin göstermiştir. Sonra devir değişti. Bir iki çizgi vermekle yetinmek durumundayım. Batı''ya açılışta Harbiye ve Tıbbiye''mizin ağırlığı malûmdur. İkisini de modern devletin kurucusu İkinci Sultan Mahmud (1807-1839, doğumu 1785) açtı: Hem de Tıbbiye''de öğrenim dili Fransızca olarak. Açış nutkunda "modern tıbbı Fransızca olarak öğrenin, sonra dilimize nakledin" demeyi unutmadı. Harbiye''yi 1835''te, Napolyon''un eseri ve o yıllarda dünyanın birinci harb akademisi olan Saint-Cyr (Sen Sir) örneğine göre başlattı. Cumhuriyetimizi kuran bütün subaylar bu Harbiye''den çıktılar ama 1870''lerde öğrenim Fransız bırakılarak Prusya örneğine çevrilmişti. Bâb-ı Âlî Terceme Odası''nın kurucusu da Sultan Mahmud''dur ki Siyasal Bilgiler''in çekirdeğidir. Çok iyi Fransızca bilen diplomatlarımız buradan yetişti. Fransızca, 1945''e kadar dünyada diplomasi ve en büyük kültür dili idi. Ne Şekspir, ne Britanya cihan devleti, İngilizce''yi birinci dereceye çıkaramazken, 1945''te Birleşik Amerika''nın zaferi, İngilizce''ye bugünkü durumunu kazandırdı. 1945''e kadar her derecedeki okullarımızda Fransızca yüzde 90 oranında idi. Geriye kalan %10''u önce Almanca, sonra İngilizce paylaşıyordu. Ne kadar başka bir dünya değil mi? Yenileşme Edebiyatımız Edebiyatta yenileşme, müesseselerimizden çok daha geçtir. 1860''ta Şinasi Efendi, Ziyâ Paşa, Nâmık Kemâl Bey''le başladı diyebiliriz. Zira Türkçe, dünyanın çok köklü dillerinden biri idi ve Türkçe şiir, dünyanın en büyük birkaç şiirinden biridir. Onun için roman, hikâye, tiyatro gibi klasik edebiyatımızda bulunmayan türleri de almamız gecikti. Örneğimiz Fransa, Fransız edebiyatı oldu. Yenileşme edebiyatımızın seçkin isimleri, Şekspir ve Göte''yi bile Fransızca''larından okudular. Batı dillerinde en büyük şiir Fransız''dır. En büyük musiki ise kıyas kabûl etmez surette Almanlar''dadır, Fransız ve İtalyan musikileri bunu izler. Bize Batı Musikisi, İtalyan yoluyla girdi. Zira Türk Musikisi gibi çalgıdan fazla güzel sese (bel canto) dayanır. Osmanlı Hânedânı mensuplarına, 1830''lardan başlayarak çocukken Fransızca öğretildi. Hânedânın düşmesine (1924) kadar çok az şehzâde ve sultan başka bir Batı dili öğrenmiştir ki istisnalardan biri son halîfe İkinci Abdülmecid''dir, Almanca ve İngilizce de biliyordu. Bugün kullandığımız Türkçe''de Fransızca asıllı birkaç bin kelime mevcuttur. Başka hiçbir Batı dilinden bu kadar iktibasta bulunmadık. İngilizce asıllı kelimeler gittikçe fazla girmeye başladı. Ancak Fransızca kelimelerin oranına erişmesi mümkün görünmüyor (İngilizce''de de Fransızca''dan alınma kelimeler bizden çok fazla ve on binin üzerindedir). BU DÖNEM GEÇİCİDİR Fransız etkileri, Fransa ile siyasî ilişkilerimizden uzak kaldı. Fransa ile savaştığımız zamanlarda bile Fransızca konuşmaktan, okumaktan geri kalmadık. Meselâ Fransızca öğrenerek Prusya sisteminde yetişen Atatürk, Prusya''dan hoşlanmazdı. Fransız kültürüne sempatisi vardı. Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, mülkî sistemimiz ve bugün süregelen sayısız kuruluş, Fransız örneğine göre kurulmuştur. Millî Mücadelemiz''de Fransızlar güneyimizde Ermeniler''i kullanarak ve onlara kanarak kötü şeyler yapmakla beraber, İngilizler gibi direnmedi, erken ayıldı. Gerek Balkan Savaşı''nda, gerek Millî Mücadele''de bir kısım Fransız aydınları Türkiye''yi desteklediler. Başta, Fransız edebiyatının çok büyük isimleri Pierre Loti ve Claude Farrère gelir. İkisinin de adı, İstanbul''un mûtenâ caddelerine verilmiştir. Türkofobi (Türk korkusu, Türk husûmeti), Fransa''da da mevcut bir hastalıktır. Ermeni diasporasınca sürekli körüklenmektedir. Bugün Deveciyan ve Sarkozy ile, Türk-Fransız ilişkileri tarihinin asgarî çizgisine düştü. Ama kültür ilişkilerimiz o derecede kuvvetli ki, bu dönem geçecektir. NATO''da olduğu gibi Avrupa Birliği''nde de beraberiz, müttefikiz. Sarkozy''siz, hattâ Beşinci Cumhuriyet rejimine geçmiş bir Fransa''ya az kaldı.
İran''ın seçimi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İran, atom bombalı bir güç olarak Orta Doğu''da egemenliği hedefledi. Mahmûd Ahmed-i Nejâd''ın (dünyanın birinci devleti olmak) vaadine inancını belirtti. Doğu Akdeniz''de kalmayı ve Körfez''in batısına da uzanmayı tercih etti.
Bu tercih, İsrail''le ve dolayısıyle Birleşik Amerika ile yerel veya toptan bir çatışmayı göze almak demek. Zayıf da olsa bir ümit. İkinci defa seçim kazanan Ahmedinejad''ın artık ileri gitmeye lüzum görmemesidir. Seçimi Mîr Hüseyn Mûsevî kazansa idi. ABD ile temasların başlaması bekleniyordu. Mûsevî''nin arkasında, İran''ın en tecrübeli devlet adamı Hâşim-i Rafsancânî vardı ki, evvelki seçimleri Ahmedinejâd karşısında kaybetmişti.
Böylece Humeynî rejimini ılımlaştırarak yenileştirmek hareketi, elbette ortadan kalkmadı, fakat ana muhalefette kaldı. Dinî lider Alî Hamaney''in el altından Ahmedinejâd''a destek vermesi ağır bastı diyebilirim (Rafsancânî ve Mûsevî''nin dinî liderliğe karşı oldukları söyleniyordu). Ahmed-i Nejâd, köylüden, şehirlinin yoksul tabakasından, yüzde 13 enflasyonu yüzde 25''e çıkarmasına rağmen, oy aldı.
Türkiye''den sonra en büyük Türk nüfus İran''da yaşıyor. Yalnız Orta Doğu''nun hâl-i pür-melâli (acınacak durumu) bakımından değil, bu sebeple de büyük komşumuz İran, bizi birinci derecede ilgilendiriyor.
Entelektüel kesim, Mûsevî''ye desteğini devam ettirecek. Ancak hiç bir başkan adayında Humeynî rejiminden vaz geçmek gibi bir düşünce yoktur. İran, o kadar yüzyıllık şahlık dönemini hiç yaşamamış gibidir. Yeni rejimlerin, reformdan ödleri kopar.
İran''da rejim Şîa''nın Câferî mezhebine dayanıyor. İran bu mezhebi, Nâdir Şâh Avşar''ın zorlaması ile 1720''lerde benimsedi. Nâdir Şâh Türkmen, ortaya attığı bu yeni mezhebin, Sünnî Hanefi''liğe yakın olduğunu iddia etmişti.
.Seçimin yankıları
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İran seçimleri, dünyanın ilgisini üzerinde topladı. Zira dünyanın geleceğini etkileyebilecek ağırlıktadır. Nükleer İran, Pakistan''a benzemeyecektir. Doğu Akdeniz ve Batı Basra Körfezi (pardon: İran Körfezi) sahillerini kontrol etmek isteyecektir. Her iki tarafa sarkacaktır. Tehlikeli olan husus, İran halkının yarısının böyle bir İran''a inanmış bulunmasıdır.
Pek çok ülke tetiktedir. İran''ı havadan vurmak söylentisi gerçekleşebilir. 8 yıl süren ve iki tarafın Türklerinin çok harcandığı İran-Irak savaşı unutulmadı. O tarihten bu yana İran güçlendi. Nükleer silâhlanmanın eşiğindedir. Ancak Amerika, Irak değildir. Körfez''e cehennemî deniz-hava kuvvetleri yığmıştır.
Kötümser senaryo budur. İyimser senaryo ise maalesef gerçekçi verilere değil, hayale dayanmaktadır. Nötr bir senaryonun gerçekleşmesi ise umulabilir. Bunun için, İran''ın kendi sınırları dışına müdahaleden vazgeçmesi gerekiyor. (Amerika çekilsin, İsrail şöyle veya böyle olsun!) gibi zorlamalarla barış sağlanamaz.
Her hâl-ü kârda Orta Doğu ve Orta Asya güneyinde savaş hâli sürecektir. Bu coğrafyada Türkiye, akıllı ve gerçekçi davranmak durumundadır. Dışişleri Bakanı Profesör Ahmet Davutoğlu, Pakistan ve Afganistan''da çok yerinde davrandı. Vukufla konuştu ve Türkiye''nin ağırlığını ve ilgisini vurguladı.
Ahmed-i Nejâd''ı ilk kutluyan devlet başkanı Venezuela''dan Chavez oldu. Gözyaşartıcı bir içtenlikle tebriklerini sundu. Bunun anlamı açıktır. İsrail''de Şimon Peres ise, İran''ın Batı düşmanlığını seçtiğini ifade etti. Bu hafta içinde diğer yorumlar ve gelişmeler ile Ahmed-i Nejâd''ın söyleyecekleri, flu olan politik tabloya aydınlık getirecek.
Ortaya çıkacak karmaşık konuların bir kısmı, BM Güvenlik Konseyi Başkanı Türkiye''nin çözümüne sunulacaktır.
.Farklı gündemler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünya İran''la meşgul. Türkiye gündemi epey farklı: Bir gazetenin yayınladığı sahte veya gerçek askerî rapor, AK Parti ve Fethullah Gülen Hoca''ya karşı bir komplo taslağı mı? Askerle siyasî iktidarı karşı karşıya getirmek teşebbüsü mü? Silâhlı kuvvetlerimizi gözden düşürmek, darbe peşinde göstermek arzusu mu? Henüz meçhul. Diğer konu da aynı mahiyette: Dolmabahçe Sarayı''nda Başbakanımız''la dönemin genel kurmay başkanı ne konuştular? Mülâkat sahipleri (devlet sırrıdır) diyorlar. Demokrasilerde kapalı konuşmalar yapılamaz iddiası sürüp gidiyor.
Dolmabahçe mülâkatının üzerinden 2 yıl geçti. Her türlü senaryo yazıldı. Büyük demokrasilerde devlet adamları çok gizli ve asla açıklanmayan ikili veya daha fazla kişi ile konuşmalar yaparlar. Bizdeki gibi her çeşit kapalı toplantıdan sonra kapıda bekleyen medya mensuplarına açıklamak âdeti yoktur.
Türkiye''nin yüklü hayatî meseleleri varken, bazıları, o meseleleri gündemden uzaklaştırmak istiyorlar gibi.
İran''da derin devlet, dinî liderliktir. Cumhurbaşkanı üzerindedir. Yürürlükteki rejimi kendilerinin en iyi koruyacaklarına inanan kuvvete "derin devlet" diyoruz. Totaliter ülkelerde derin devletin, silâhlı kuvvetler dışında rejim muhafızları vardır. Tarihteki en ünlü örneği -evlere şenlik- Gestapo''dur. Irak''takini Amerika ortadan kaldırdı. İran''da ise rejim muhafızları dinî lidere bağlı, tam manasiyle egemen kuvvettir. Ben, Orta Doğu''nun daha da karışacağı fikrindeyim. Pakistan''ın topyekûn savaşa girmesi muhtemeldir, hattâ kesindir diyebilirim. İsrail başbakanı Netanyahu ise (Filistin devleti kurulsun ama ordusu olmasın, Kudüs bölünemez yerleşme merkezlerimizin hinterlandları bulunması tabiidir) mealinde konuşarak zihinleri bulandırdı. Amerika, Netanyahu''nun söylediklerini, Filistin barışına atılmış bir adım şeklinde yorumladı. Araplar ise protesto etti. Yalnız İran dünya ile dalga geçecek değil ya, İsrail de ayni üslûba büründü. İki taraf da zaman kazanmak istiyor, bir şeyler bekliyor.
Belgenin hedefi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon yetmedi. Daha ucu görünmeden bir dava doğurdu ki, ana davayı gölgeledi. Gündemin tam ortasına oturdu. Başka konuları silip süpürdü. Sahte veya bir gerçek bir belge ki Adalet ve Kalkınma Partisi ile Fethullah Gülen''i silmeyi (!) hedeflemiş. İrtica ile Mücadele''nin ültra modern son projesi... İrticâ, 1908''de İttihâd ve Terakkî partisinin, muhaliflerini aşağılamak ve millî tehlike (!) olarak damgalamak için icad ettikleri bir kavram (Arapça''da "eskiye, geriye dönüş" demek). İttîhadçılar''a göre mürtecîler (yani irticâ tarafdarları) Meşrûtıyet''i yani taçlı demokrasimizi ortadan kaldırıp Sultân Abdülhamîd''in istibdâd dedikleri tek şahıs yönetimine dönmek isteyenlermiş. Böyle başladı. Sonraları hemen hemen halkımız, milletimiz, irticâ ile suçlanarak korkutulmak ve baş eğdirilmek derecesine geldi. Artık Sultân Hamîd tehlikesi (!) kalmadığı için, zamanla (laiklik karşıtlığı) manasında kullanılır oldu. Bir kısım aydınlarımız, yalnız üniformalılar değil, çoğunlukla siviller, sözlü veya yazılı irticâ ile mücadele planları yapmayı, entelektüel bir hobi (!) hâline getirdiler. Halbuki, eğer laiklik karşıtlığı tehlike oluşturacak yoğunlukta ise, tek önleyici çare vardır: Demokrasidir demokrasidir demokrasi... Entellerimizin demokrasisi değil, Avrupa devletlerinde uygulanan rejimin tıpkısının aynısı... Her ülkeye göre ve Türkiye şartları mucibince kısıtlanmış demokrasi, demokrasilikten çıkar.
Nasıl oldu ise bir gazeteye intikal edebilen belgenin aslı, kimin tarafından kaleme alındığı, münakaşa doğurmaz kesinlikle saptanmadıkça, huzur avdet etmeyecektir. Bu saptama 24, haydi 48 saat içinde yapılsa idi, belgeyi kaleme alanlara sürpriz oluşturur, işlerine yaramaz hâle gelirdi, olmadı. Maksat huzuru ihlâldir. Milleti asker ve sivil diye ikiye bölmektir. En kuvvetli ihtimal, Türkiye''nin yapay bir konu ile asabını bozarak, dış politikalarda aktif olmamızı engellemektir. Belgeyi yazmaya teşvik edenlerin maksadı budur. 1876 darbesi yarım asır sonra imparatorluğumuzu batırdı. 1960 darbesi yarım asır sonra demokrasimizi batıramayacaktır. Başbakan ve Genelkurmay Başkanı''nın memnuniyetle şahit olduğumuz soğukkanlılıkları ve iki muhalefet liderinin sağduyusu, Türk''e kurulmuş bu tuzağı akıym bırakacaktır.
Ekaterinburg Zirvesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Rusya, Türkiye gibi Brüksel kapılarını aşındırmak zorunda kalmamak için, Asya''da, hattâ Amerika kıt''asında güç ve söz sahibi devlet pozisyonuna girmek istiyor. Brüksel''e dilekçe verdiği günün ertesinde "Avrupa Birliği''ne hoş geldin!" diye karşılanmaya hazırlanıyor. Putin''in çok akıllı olduğunu bu sütunda epey yazdım. Rusya''nın -Büyük (İkinci) Ekaterina''nın adını taşıyan - Ekaterinburg şehrinde Çin, Hindistan ve Brezilya cumhur ve hükûmet başkanları toplandı. Bu toplantı, evrensel finans krizine çare konuşulan, dünyayı dolar basarak elinde tutan ABD sultasına alternatif arayan bir zirvedir. Bir araya gelen 4 devletin adlarının ilk harfleri ile bu gruba BRIC deniyor. Birkaç yıl önce Rusya ile Çin, peşlerine Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan Orta Asya cumhuriyetlerini takarak Şanghay İttifakı''nı kurmuşlardı. Siyasî, hattâ askerî bir ittifak denemesi idi. NATO mukabili, Varşova Paktı vârisi gibi, işlerlikten mahrum bir teşkilât. BRIC''in de bir alternatif arayışından ileri gitmeyeceği açıktır. Putin, gövde gösterisi yapıyor. Çin, bisiklet sahibi olmakla öğünen halkını halk otomobili sahibi çizgisine çıkardı. Bunun için iki nesil milyar nüfus kesilip biçildi, açlık ve işkence çekti. Şimdi liberal ekonomidedir. Demokrasi tecrübesine az kaldı. Hindistan, Batı''dan ayrılmaz. Zaten İngilizce konuşur. Ancak Asya''da büyük bir medeniyetin sahibi önemli devlettir. Kıt''ada görünmek ister. Brezilya da Batı''dan kopmaz. Güney Amerika kıt''asının yarısını kaplar. ABD egemenliğinden yaka silkmiştir, sosyalist tecrübe ile kalkınmak istiyor.
BRIC devletleri 2.855.000.000 toplam nüfusla âdetâ insanlığın yarısına yakınını oluşturuyor: Çin 1.360, Hindistan 1.170, Brezilya 190, Rusya 135 milyon nüfus. Ekonomik bakımdan çok da büyüyecekler. Ama ne demokrasi, ne refah bakımından ABD ve AB ile kıyas edilemez. Zaten nüfus yapıları ile böyle bir imkân ve istidada sahip değiller. Apayrı karakterde, her biri kıt''a hacminde 4 devlettir.
Seçim sonrası İran
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İran''da Mahmûd Ahmed-i Nejâd''ın ikinci defa 4 yıl için cumhurbaşkanı seçilmesi, kitlelerin sürekli tepkisiyle karşılandı. Ahmed-i Nejâd, Orta Doğu ve dünya barışına hizmet eden bir siyaset izlememekle suçlandığı için, İran seçiminin sonuçları Batı demokrasilerinin hiçbirinde olumlu değerlendirilmedi. Kuzey Kore, Venezuela, Küba kabilinden azılı ABD düşmanları dışında memnuniyet uyandırmadı. Nejâd taraftarları (İsrail''e ölüm!) gibi sloganlar atarak, barış istemediklerini saklamadılar. Hele nükleer silaha ulaşınca, nasıl bir tehdit oluşturacaklarını, açığa vurdular. Orta Doğu''yu İran ve İran''a taraftar terör örgütleri ile çekişen Amerika''da Başkan Obama, seçimin hileli olduğu kanaatini ifade etti. Almanya ve diğer AB ülkeleri de benzer açıklamalarda bulundular. Türk asıllı olan Mir Hüseyn Mûsevi (Mûsevi= Mûsa oğlu, aile adı)''nin seçim sonuçlarını lehine çevirebileceği ihtimali azdır. Taraftarları nümayişlerini sürdürdükleri takdirde Devrim Muhafızları denen ordu ve polis dışı silahlı birlikler tarafından bastırılacaklardır. Ahmed-i Nejâd''ı destekleyen üstün dini lider Ali Hamaney''in emrindedir. Mûsevi''nin Humeyni devrimine karşı ima yolu ile bile davranışı yoktur. İran''da böyle bir davranışın sonu idamdır. Ancak Mûsevi''nin reform (ıslahat, tanzimat, düzenleme, yenileme) taraftarı bulunması bile rejimi rahatsız ediyor. Zira reformun sonu açıktır, yeni reformlar getirir. Mûsevi nükleerden de vazgeçecek değildir. Amerika ve İsrail ile zıtlaşmak onlara tehdit yağdırmak İran''a zarar verir fikrindedir. Bu da İran ölçülerinde ılımlılık sayılıyor İran seçimleri sonuçları hakkındaki tahminlerimi yazdım. Türkiye''de Adalet ve Kalkınma Partisi ile Fethullah Gülen''i bitirmek ve irtica ile mücadele projesinin ne gibi bir çözüme ulaşacağını tahmin edemeyeceğim. İddialı tahminleri de şüphe ile karşılarım.
Politikamızı bu derece meçhullere sürükleyerek milleti verimsiz alanlarda koşturan gelişmeleri hazırlayanların devlete zarar verdiklerine ise kesinlikle eminim.
Türkmen kıyımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kerkük şehrinin Türkmen banliyösü Tâze Hurmatı''da Türkler yeni bir katliâma uğradı. Bir İntihar kamyonu, öğle namazından çıkan cemaatin içine dalarak patlatıldı. 72 ölü, 200''ün üzerinde yaralı sayıldı. 200 kadar bina hasar gördü. İki hafta önce bu kasabada Türkmenler, Kerkük''te güvenliğin peşmerge''lere, yani Kürt milis kuvvetine verilmesi kararını protesto eden gösteri düzenlemişlerdi. 3 gün önceki kıyımın, bu gösteriye cevap olduğu âşikârdır. Bazı güçlerin bir Türk-Kürt çatışması istedikleri düşünülebilir. Ancak asıl sebep, Kerkük şehri ve yöresini, Kuzey Irak Kürt otonomisi sınırları içine almak mücadelesidir.
Türkiye, Kerkük''e özel statü verilmesi için çalışıyor. Her iki Amerika-Irak savaşında, cihan devletinin stratejik ittifak teklifini pas geçen dış politikamızın, çok büyük engellere çarpıtılıp tökezletileceğini yıllarca bu sütunda yazdım. Geri zekâlılar (Amerika tarafdarı mısın?) diye eleştirdiler. Hayır, Türk''ün tarafındayım, Türkiye tarafdarıyım. Kerkük bugün Türk şehri olacakken, bu fırsat yitirildi. Dış politikamızın tarihini yazacak tarihçi, kitabına kaçırılan fırsatlar adını vermelidir.
Arap nasyonal sosyalizmi olan ırkçı Baas rejiminde, tam 8 yıl süren çok kanlı Saddam Irakı ile İran arasındaki savaşta, her iki tarafda bulunan Türkler kesilip biçildi. Ancak bir milyon Kürt''ün hayatını kurtarabildik. Şimdi Kürtler, petrol beldesi Kerkük''ü Kürt gülbahçesi hâline getirmek için ellerinden geleni ve gelmeyeni yapıyorlar, yapacaklardır.
İran Devrimi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Mahmûd Ahmed-i Nejâd''ın ikinci 4 yıllık cumhurbaşkanlığı dönemi, İran milletinin genel tasvibini kazanamadı. Milleti ikiye böldü. Seçimde hile olduğu anlaşılıyor. Çapı bilinmiyor. Sonucu değiştirecek derecede miydi, meçhul.
Ahmed-i Nejâd''ın okumuş, aydın kitleden fazla oy almadığı ortada. Bu aydın kitle İran''da, Asya kıt''asının en yüksek seviyelerinden birini oluşturur. Orta öğrenim görmüş bir İranlı, anadili Farsça olsun, Türkçe olsun, bin yıl önceki Firdevsî''yi okuyup anlar. Türkiye''de doktora derecesinde öğrenim görenler Refik Hâlid ve Reşad Nûri''yi sadeleştirilmişinden okuyorlar (sadeleştirmek=gerçek Türkçe kelimeleri uydurukları ile değiştirmek).
İran''la en ilgili Batı devleti şüphesiz Amerika''dır. Başkan Obama''nın İran seçimi için eleştirileri yalnız cumhuriyetçiler değil bazı demokratlar''ca da hafif bulundu.
İran rejimi, dünya çapında beğenilmedi. Demokrasi dünyasında ise son cumhurbaşkanı seçimi ile bu beğenmezlik büsbütün açığa vurdu. Tasvipsizlik, dinî kurallarla yönetildiğinden fazla otoriter''liği aşan totaliter bir rejim oluşması ile, gittikçe genişlik kazandı.
İran devrimi, 1789 Fransız ve 1917 Rus devrimlerinden sonra, tarihin büyük ihtilâllerinden biridir. Monarşiden cumhuriyete geçmek gibi basit bir inkılâp değildir. Hemen hemen dünyaya meydan okuyan bir tempoda gelişti. Vaktiyle Fransa''da ve Rusya''da olduğu gibi...
Bu tip ihtilâller, çeşitli evrelerden (safhalardan) geçip ilerler. Her geçiş daha şiddet taşıyabilir, daha kanlı olabilir. Sonunda halk, bu kadar yüksek bir tansiyon için yaşamaktan bıkar, her konudaki sınırlamalardan bunalır, yaka silker, normal yönetime adım atılır. İran henüz bu çizginin epey uzağındadır.
Darbe projesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Adalet ve Kalkınma Partisi ile Fethullah Gülen Hoca cemaatine karşı, İrticayı Bitirmek projesi, Türkiye gibi çok önemli, büyük, süper stratejik, üstelik boğazına kadar sorunlara batmış bir devleti, haftalar boyu oyaladı. Türkiye''yi oyalamak, boşuna vakit geçirtmek, zaman kaybettirmek, geride bırakmak, hayatî dış sorunlarla uğraşıp çözümlemesini engellemek için bir proje idi. Maksadına erişti. Üstelik daha bir müddet bizi meşgul edecektir.
Kim planladı, kim kaleme aldı? tahmin ve iddiaları boşlukta yüzecek, sonunda bıkkınlık vererek ilgi azalacak, gündemden düşecek, hiç vuku bulmamış gibi olacaktır. İktidara karşı darbe, Türk devletinin temel hastalıklarından biri olarak her çağda mevcuttur. Modern dönemde kökeni 1876 darbesi ile başlar ki, darbelerin darbesi, darbe olmak bakımından şâheserdir. Zira tek kişinin burnu kanamadan, dünyanın 4. büyük devleti sayılan 10 milyon kilometre kare üzerinde üç kıt''aya yayılmış, 7 ordu''lu bir devlete bir gece içinde el konulmuştur (sonradan pek çok ölüme ve üzerinde bugün yarım düzine devlet bulunan ülkelere mâl oldu). 1960''da bu darbe örnek alındı. Sultan Mahmûd''un bin özenle kurduğu o çağda dünya üçüncüsü sayılan modern ordumuz, yanına -gene dünya 3.''sü sayılan- donanmamızı alarak kime karşı olduğunu bilmeden bu darbeyi yapmıştı. Ama daha gerilere gidersek, yeniçerilerin (istemezük!) çağlarına uzanabiliriz. Bu derecede iliklerimize işlemiş bir illettir.
Günümüzde ise bazı sivil ve üniformalı bürokratlar, hobi kabilinden darbe planları yapmışlardır. Havadan makam kapmak hevesi de vardır. Böyle değilse bile, kitap okumak yerine hoşça vakit geçirdikleri bir meşgale saymışlardır. (Atatürk''ü ve cumhuriyeti korumak, hattâ sadece kollamak) gibi yüce idealler ileri sürmüşlerdir. Ergenekon denen dava, bu hevesten kaynaklanıyor. Şimdi sahte ve gerçek diye milleti ikiye bölen plan da bu kabildendir. Kimlerin karîhasından çıktığı pek de anlaşılmadan, bıkkınlık oluşturacak, unutulup gidecektir...
Başbakan Arnavutluk''ta
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, dün Arnavutluk''a gitti. Arnavutluk, Türkiye tarihi ile iç içe olan ülkelerden biridir.
Arnavutlar, Slav veya Latin değil, Yunanlılar gibi Epir ırklarından bir kavimdir.
14. yüzyılda Rumeli''ne girip Avrupa kıt''asına ayak basan Osmanlı Türkiyesi, az zamanda bu Balkan ülkesi ile temas edip Adriya Denizi''ne (Adriyatik) dayandı. Arnavutlarla meskûn bölgeler, çok güçlü iki Katolik İtalyan devletinin pençesinde idi: Güneyde Napoli Krallığı, kuzeyde Venedik Cumhuriyeti. Arnavutlar, Ortodoks ve Katolik idiler, hiç Müslüman yoktu. İslâm''ı Osmanlılar getirdiler. Ülkenin fethini ancak Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) tamamladı.
1913''e kadar Arnavutluk, İşkodra eyaletimizdi. Kosova, başka bir Osmanlı eyaleti idi. Arnavutlarla meskûn illerimizin bir kısmı üzerinde bugünkü sınırları ile bağımsız Arnavutluk kuruldu. Kosova, Sırbistan ve Yanya (Epir) Yunan krallıklarına verildi. Arnavutluk tahtı ise Sultan Abdülhamid''in oğullarından Burhâneddin Efendi''ye teklif edildi. Türkiye, imparatorluk ve halîfelik tahtı üzerindeki sırasından feragati düşünmeyen Şehzâde, reddetti. Sultan Hamîd, Adriyatik sınırımızı korumak için, tamamı imparatorluğumuzda yaşayan Arnavutları iyi tutmak politikasına sahipti. İttihad-Terakki, bu politikayı yüzüne gözüne bulaştırıp Balkan Savaşı felaketini de oluşturarak sınırımızı bugünkü Meriç''e çekti.
Bugün Balkanlar''da 2 bağımsız Arnavut devleti var:
Yüzde 75''i Müslüman Arnavutluk ve yüzde 95''i Müslüman Kosova. Türkleşen Arnavutlar içinde 20. yüzyıla kadar epey sayıda sadrazam ve bilhassa generalimiz vardır. Bugün de Türkiye''de önemli sayıda Arnavut asıllı Türk yaşıyor.
Şimdi Balkanlar''da 2 de Ortodoks Sırp devleti var: Sırbistan ve Karadağ. 2 de Ortodoks Romen devleti: Romanya ve Moldova. Keza 2 Ortodoks Bulgar devleti: Bulgaristan ve Makedonya. Sırplarla aynı dili konuşan 2 devlet daha: Katolik Hırvatistan ve çoğunluğu Müslüman Bosna-Hersek. Bütün bu ülkeleri 500 yıl yönettik. Türkiye''nin ancak bir parçası yarımadada kaldı ki Avrupa kıt''asının en büyük şehri İstanbul''u da ihtiva ediyor.
Enver Hoca''nın inanılmaz derecede barbar diktatörlüğünden kurtulan Arnavutluk, artık NATO üyesidir ve AB üyeliğine hazırlanıyor. İlişkilerimizi çok yoğunlaştırmalıyız.
12 Eylül Darbesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Haziran, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Anayasamız''ın Geçici 15. maddesi, 12 Eylül 1980 devlete karşı askerî darbesinin 4 orgeneral, 1 oramiralli Millî Güvenlik Konseyi, bu dönemin hükûmet ve Danışma Meclisi üyeleri için, her türlü, ama her türlü eylemlerinden dolayı dokunulmazlık tanıyor. 11 Eylülde sıkı yönetim olduğu halde kan ve ateşten geçilmiyordu. 12 Eylül günü Türkiye sütlimandı. Niçin? Türk milletini küçük düşüren mahut antidemokratik totaliter 15. madde acaba ne zamana kadar geçicidir? Bu maddenin anayasadan çıkarılması ile milletimiz bir utançtan arınacaktır. Atatürk (bu millet utanmak için yaratılmadı) dememiş miydi? Konsey''in 5 üyesinden 3''ü hayattadır. Biri, darbenin mimarı Kenan Evren''dir. Cumhuriyet tarihimizin İnönü hariç, en kurnaz devlet adamıdır. Tarihçi teşhisimiz budur. Arkadaşları hizmetlerini tamamlayınca paşa paşa emekli oldukları halde Evren, tam 9 yıl, 1 ay ve de 27 gün, Türkiye Cumhuriyeti''nde Atatürk''te bulunmayan yetkilerle devlet başkanı oldu. Bütün icraatı olumsuz mudur? Tabiatiyle hayır. Ancak milliyetçileri denge unsuru sayıp en kötü muamelelere maruz bırakması unutulamaz. Bir meydan nutkunda (kültürümüzün 50 yıllık) olduğunu söylemesini de unutmuyorum, bu sözü tarihe geçecektir. (Not: Millî kültürler 1000=bin yılda oluşur). Geleneksel partilerimizi, Merkez Sağ ile Merkez Sol''u da tahrib eden, 12 Eylül icraatıdır.
Ama sakın ola ki, Evren''i yargıya verip mahkûm etmek gibi bir teşebbüste bulunmayalım. Bunu, henüz devlet tecrübesi kazanmamış acemi politikacılar yapar ki bizde böylesine vahîm bir hatada bulunacak kadro yoktur. Niçin mi? buyurdunuz. İşte cevabı: Türkiye, henüz Ergenekon''u tamamlamadan 12 Eylül işine dalarsa, dış politikayı askıya alarak Türk''ü sevmeyenleri sevindirir. Pısırık, birbirimizle anlaşamayan, iç işlerini çözümleyemeyen bir toplum hâline düşeriz. Bütün gündem, bu davaya oturur. En hayatî millî kuruluşlarımız, onulmaz yara alır, saygınlığını kaybeder. Devamı yarına...
Darbeler hakkında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dün, Anayasa''nın mahut 15. geçici maddesini kaldırarak Türk milletini utançtan kurtarmamızı, fakat Evren''e ve 13 Eylül sorumlularına yargı yolunu açmayı aslâ ve kat''a düşünmemek gerektiğini yazmıştım. Zira Türkiye''yi, böyle bir dava kıskıvrak bağlar. Bütün dünyada dikkatle izlenir. Türkler gene ne yapıyorlar? tefsirlerine konu olur. Ayrıca, belirli yüce makamlarda bulunan kişilerin yargıya, hattâ kovuşturmaya maruz kalmaları, çok istisnâî durumlarda olabilmelidir. Aksi takdirde devlet zarar görür. O makamlara gelecek kişileri de çekingenliğe sürükleyebilir.
Osmanlı''da ve Cumhuriyet''te devlete yararlı tek askerî darbe yoktur. Hepsi şu veya bu şekilde devleti olumsuz etkilemiştir. Bazıları yüzünden ülkeler, savaşlar kaybetmişizdir. Darbelerin hepsinden ordumuz büyük zararla çıkmıştır. Binlerce birbirinden değerli subayımız, darbeye katılmadıkları gibi bahanelerle darbeyi yapan askerî cunta tarafından ordudan çıkarılmıştır. Türkiye Devleti, taht şehri İznik olduğu halde, 1074 yılında, Türk ordusuna, büyük-hâkan Sultan Alp-Arslan''ın Malazgirt zaferine dayanarak kuruldu. 1923''te rejim değiştirdik. Devlet kurduğumuz savı, fantezidir. İmparatorluk ülkelerimiz ve kadrolarımız, cumhuriyete geçtiler. 1071 Malazgirt sonrası ordumuz, Birinci, İkinci, Üçüncü Haçlı Seferlerine karşı, inanılması zor bir dirençle, henüz geldiğimiz Anadolu''yu savundu. İran, Türkistan, daha nice ülke bizimdi. Anadolu''yu bırakın geldiğimiz coğrafyaya dönmeyi aklımızdan geçirmedik. Ancak pis askerî darbeler sebebiyle 1878''de kısmen ve 1913''te tamamen, devletimizin ikinci kanadı olan 500 yıllık Rumeli''ni kaybettik. Ordu faktörü, Millî Mücadele ile devletimizde ağırlığını devam ettirdi. Modern ordumuzun kurucusu Sultan Mahmud gibi Atatürk de Türk subayının politikaya girmemesini, devletin temel ilkesi olarak titizlikle savundu. 1960''ta bu temel ilke, derinlemesine ihlâl edilmiştir. Devlet zaman zaman yanlış icraata maruz kalır. Ancak bu, bazı subayların darbe yapmalarını mazur gösteremez. Ordumuz, tektir, alternatifi yoktur, göz bebeğimizdir. Subayımız, en büyük özenlerle yetiştiriliyor. Avrupa Birliği''nin demokrasi dünyası gereklerine uyum sağlayarak daha da büyük millî saygınlık kazanacaktır. Darbe ile böyle bir saygınlık kazanılamayacağını idrâk edecek seviyededir. Birtakım maceracı ve beleşçi sivillerin teşviklerine kapılmaları ihtimali yoktur.
Adriyatik''ten Çin''e
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, çok başarılı Çin ziyaretinden döndü. Çin devleti, Sayın Gül ile heyetimizi Urumçi''ye de götürdü. Urumçi, Doğu Türkistan dediğimiz 2 Türkiye büyüklüğündeki Orta Asya ülkesinin şimdiki merkezidir. Burada yaşayan 15 milyon kadar Türkçe konuşan kavme Uygurlar deniyor. (Medeniyet) karşılığı uydurduğumuz (uygarlık) kelimesini, işte bu Türk boyunun adından çıkardık. Ancak Çin, Cumhurbaşkanımız''ı Türkistan''ın başta Kâşgar, Orta Çağ''ın muhteşem Türk medeniyet merkezlerine götürmeli idi. Türkiye Cumhurbaşkanı''nı Urumçi ile oyalamak, muazzam Çin devletine yakışmadı. Çin''in kuzey komşusu 3 milyon nüfuslu Moğolistan, Göktürk (Orhon) anıtlarının bulunduğu tarihî başkentimiz Ötüken vâdisine gitmemizden hiç endişelenmiyor. Sayın Demirel ve Moğolistan Cumhurbaşkanı ile birlikte ziyaret etmiştim. Kâşgar başkentli Doğu Türkistan''ın 1866-1877 arasında Osmanlı Türkiyesi''ne dahil olduğunu bugün kaç Türk biliyor? Türkçe''de ilk dehâ sahibi ve mütefekkir şairimiz Kutadgu Bilig (1070) yazarı Yûsuf Hâs Hâcib''in türbesi Kâşgar yakınlarındadır. Türkçe''nin emsalsiz ansiklopedik sözlüğünü yazan (1077) Karahanlı prenslerinden Mahmûd Kâşgarî''nin (Sultân Alp Arslan, Kâşgarlı''nın babasının dayısıdır) türbesi Kâşgar yöresindedir. Hanefî ve -Buğra Han''ın dostu olan -Mâtürîdî mezheplerine dayalı Müslüman''lığın, Büyük Türk Hâkanlığı''nın tek resmî dini olduğunu ilân ve ihtidâ eden Karahanlı Abdülkerîm Satık Buğra Han''ın türbesi, kezâ Kâşgar banliyösündedir. Çin hükûmeti izin versin, bu türbeleri onaralım, ziyaret edelim.
Bu vesileyle, Adriyatik''ten Çin Seddi''ne Türk Âlemi sloganını kullandıkları için, böyle şeylere küçücük akılları ermeyenlerce eleştirilen Alparslan Türkeş ve Turgut Özal merhumları, Sayın Süleyman Demirel''i, bu büyük hizmetleri için saygıyla anıyorum. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, bugün bu sözün boş bir slogan olmadığını fiilen gösterdi. Adriyatik''ten Çin''e Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, çok başarılı Çin ziyaretinden döndü. Çin devleti, Sayın Gül ile heyetimizi Urumçi''ye de götürdü. Urumçi, Doğu Türkistan dediğimiz 2 Türkiye büyüklüğündeki Orta Asya ülkesinin şimdiki merkezidir. Burada yaşayan 15 milyon kadar Türkçe konuşan kavme Uygurlar deniyor. (Medeniyet) karşılığı uydurduğumuz (uygarlık) kelimesini, işte bu Türk boyunun adından çıkardık. Ancak Çin, Cumhurbaşkanımız''ı Türkistan''ın başta Kâşgar, Orta Çağ''ın muhteşem Türk medeniyet merkezlerine götürmeli idi. Türkiye Cumhurbaşkanı''nı Urumçi ile oyalamak, muazzam Çin devletine yakışmadı. Çin''in kuzey komşusu 3 milyon nüfuslu Moğolistan, Göktürk (Orhon) anıtlarının bulunduğu tarihî başkentimiz Ötüken vâdisine gitmemizden hiç endişelenmiyor. Sayın Demirel ve Moğolistan Cumhurbaşkanı ile birlikte ziyaret etmiştim. Kâşgar başkentli Doğu Türkistan''ın 1866-1877 arasında Osmanlı Türkiyesi''ne dahil olduğunu bugün kaç Türk biliyor? Türkçe''de ilk dehâ sahibi ve mütefekkir şairimiz Kutadgu Bilig (1070) yazarı Yûsuf Hâs Hâcib''in türbesi Kâşgar yakınlarındadır. Türkçe''nin emsalsiz ansiklopedik sözlüğünü yazan (1077) Karahanlı prenslerinden Mahmûd Kâşgarî''nin (Sultân Alp Arslan, Kâşgarlı''nın babasının dayısıdır) türbesi Kâşgar yöresindedir. Hanefî ve -Buğra Han''ın dostu olan -Mâtürîdî mezheplerine dayalı Müslüman''lığın, Büyük Türk Hâkanlığı''nın tek resmî dini olduğunu ilân ve ihtidâ eden Karahanlı Abdülkerîm Satık Buğra Han''ın türbesi, kezâ Kâşgar banliyösündedir. Çin hükûmeti izin versin, bu türbeleri onaralım, ziyaret edelim.
Bu vesileyle, Adriyatik''ten Çin Seddi''ne Türk Âlemi sloganını kullandıkları için, böyle şeylere küçücük akılları ermeyenlerce eleştirilen Alparslan Türkeş ve Turgut Özal merhumları, Sayın Süleyman Demirel''i, bu büyük hizmetleri için saygıyla anıyorum. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, bugün bu sözün boş bir slogan olmadığını fiilen gösterdi.
Söz Çankaya''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''de sivil-asker, hükûmet-genelkurmay çekişmesi olmamalı. Bilakis uyum oluşsun ki, Türkiye ileriye doğru yol alsın. Uyumsuzluk durumunda gerilere kayacağımız kesindir. Tarih perspektifinden bakarsak, Türkiye Yenileşme Tarihi''ndeki kaç yüzyıllık ve günümüze kadar bütün reformlar, dış baskıların sonucudur. Tarihî gerçek budur.
En radikal inkılâplar 1826 ve 1923''te gerçekleşti. Sultan Mahmud, Rusya''ya yenilip üstelik Mora''da palikaryalarla başa çıkamadığı için, 5 asırlık ordusunu bir gece içinde yerle bir etti, bugünkü modern ordumuzu kurdu. İmparatorluk taht şehrimiz işgale uğrayıp düşman Polatlı''ya gelmese idi Gazi Mustafa Kemal Paşa 7 asırlık monarşi yerine cumhuriyet ilân eder mi idi? Bugün, Avrupa Birliği standartlarına ulaşıp ikinci sınıf devlet olmak tehlikesinden kurtulmanın sancıları içindeyiz. AB standartlarına razı olmak, hiçbir kuruluşumuza zarar vermez. Saygınlığımızı arttırır. Milletçe kendimize güvencimizi pekiştirir. Vaktiyle yaptığımız inkılâpların yanında en kolay değişimdir. AB''ye girip zengin olmayan, zarar gören tek devlet yoktur. Bu reformları yıllar önce çoktan yapmalıydık. Bu derecede vahîm bir gecikmenin sıkıntılarını yaşıyoruz. Jeostratejik coğrafya şansımız kadar, silâhlı kuvvetlerimizin dünyanın en güçlülerinden biri olması da, Türkiye''nin güvencesidir. Askerî yargı, istisnasız bütün dünya devletlerinde mevcuttur. Avrupa devletlerindeki fonksiyonun kabûlü daha kolay işlemesini sağlar. Her kuruluş için bahis konusu bulunan değişimin tedirginlikleri kısa zamanda yerini memnuniyete bırakır.
Tam bu sırada Orgeneral David Petraeus, âdetâ Türkiye''de neler oluyor? manasına da çekilebilecek bir Ankara ziyaretinde bulundu. Sayın Cumhurbaşkanımız, Yüce Meclis''in sunduğu yasayı AB ölçütleri içinde inceleyip kararını verecektir. Çekişmenin krize dönüşmeden gevşeyeceği muhakkaktır.
İstanbul Ortodoks Zirvesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ökümenik Patrik (Cihan Pakriki) unvanı Türkiye dışında 195 devlet tarafından kabûl edilen Ordodoks mezhebinin en büyük din adamı Bartolemeos İstanbul Fener''deki patrikhanede, Rusya Ortodoks patriki Kiril''le buluştu. İki Patrik Ankara''da Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız''la da görüşecekler.
Moskova Patriki, 5 Ortodoks patrikinden biridir (İstanbul, Kudüs, Antakya, İskenderiyye, Moskova). 1920''ye kadar ilk 4 patrik Osmanlı tab''ası idi. Moskova, diğerlerinden pek çok sonra kurulmuştur. Ocak 1588''de Cihan Padişahı ve Kayser-i Rûm (Roma İmparatoru) sıfatıyla Patrik atayıp azline yetkili Ortodoks''luğun hâmîsi Üçüncü Sultan Murâd''ın izniyle İstanbul patriki Yeremia, Moskova''ya gitti. Rusya metropoliti (başpiskoposu) İova''ya halefleri için de geçerli (patrik) unvanını verdi.
Fâtih Sultan Mehmed, Fetih''ten hemen sonra bir kaç gün sürekli, Yunanca konuşarak Gennadios''la anlaştı ve onu patrik atadı. Osmanlı düzeninde patrik vezîr (mareşal) protokolündedir. Padişahın izniyle, Osmanlı gücünü göstermek için Patrik''in (ökümenik) sıfatı korunmuştur. Bütün bu anlattıklarımı bilen Atatürk''ün müsamahası ile de engellenmedi. Sonradan, Fâtih ve Atatürk''ten fazla milliyetçi olduğumuzu göstermek için, Patrik''in unvanları, malı mülkü ile uğraşmaya başladık. Bütün Hristiyan dünyasını karşımıza almak marifetini de başardık.
1639''da Dördüncü Murad Kryllos II ve 1657''de Köprülü Mehmed Paşa Parthenos III ile 22 Nisan 1821''de İkinci Mahmud Gregorios V''i, 3 patriki, astırdılar. Zira patrik de bir üst makam Osmanlı görevlisi idi. Sultan Mahmud, Yunan ihtilâli için İstanbul Rumları''nı ayaklandırmak isteyen Patrik''i patrikhâne orta kapısında üç gün halka teşhir etti ki o tarihten beri bu kapı kapalıdır.
Moskova Patriki, seçilir seçilmez ilk ziyaretini İstanbul''a yaparak, Fener Patriki''nin Ortodoks âleminin 1.''si olduğunu vurguladı.
Demokrasi ve liberal ekonomi pek çok gelişmiş, fakat sanılanın aksine, din ve milliyet akımları zayıflamamış, güç kazanmıştır.
Kore ve İran füzeleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kuzey Kore, tam 7 füzesini Pasifik''e doğru fırlattı. Füzelerin menzili 500 kilometre imiş. Ankara-İstanbul mesafesi. Güney Kore''yi vurması âşikâr da, Japonya da menzil içinde mi bilmiyoruz. Şaka bertaraf, Kuzey Kore''deki adam, her sürprizi yapacak bir tip. Ölümü hâlinde Kuzey''in akabinde Güney''le birleşip konunun kapanacağına eminim. 23 milyon Kuzeyli, aç bî-ilâç o günü iple çekiyor. Amerika ateş püskürüyor. Rusya ve Çin îtidâl (ılımlılık) tavsiye etti. Kore''yi tam 40 yıl yöneten Japonya da protestoda bulundu.
İran şüphesiz Kuzey Kore''den pek çok önemli bir devlet. Önemi ölçüsünde de tehdit gücü var. Şihâb 3 füzelerinin menzili 750, başka bir söylentiye göre 1000 kilometreyi buldu. Başkan Obama, endişesini saklamadı, şunları söyledi: "Büyük endişemiz İran''ın başta İsrail, yakınındaki devletleri tehdit edebileceğidir. En büyük endişemiz ise, İran''ın nükleer silâha sahip olması ile, bölgedeki devletlerin, bilhassa Türkiye ile Mısır ve Suudi Arabistan''ın, aynı silâhı elde etmeye kendilerini mecbur saymalarıdır. Bu durumda, zaten nazik bir bölge olan Orta Doğu''yu nasıl bir felâketin beklediğini düşünebiliriz." Kuzey Kore ve İran''ın nükleere soyunmaları, Moskova''da da dikkatle izleniyor. Çin sessiz derinden gidiyor. Japonya soğukkanlı görünüyor, muhtemelen Amerika''ya güveniyor. Yahut nasıl olsa Kuzey Kore''nin hakkından geleceğinin güveni içinde. Başkan Obama, Moskova''da bulunuyor. Rusya''yı şimdi de başbakan sıfatıyla Putin''in yönettiğini, Dmitriy Medvedev''in yarı-başkanlığının gölgede kaldığını açıkça ifade etti. Putin''i üstelik soğuk savaş taktiğini sürdürmekle suçladı. Ancak Obama''nın Moskova ziyareti, anlaşmaya doğru çok önemli bir adım.
Bu nasıl bir dünya? derseniz, endişeye mahal yok. Eskiden daha iyi falan değildi. Demek ki böyle gelmiş, böyle gidecek..
..Türkistan''da dehşet
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Çinlilerin Doğu Türkistan''ın merkezi Urumçi''de yaptıkları katliam, büyük yankılar uyandırdı. Bütün dünyanın ilgisini çekti. Cumhurbaşkanımızın Urumçi''yi ziyaretinin hemen akabinde bu katliam, Türkiye''yi mateme boğdu. Acaba Pekin hükûmeti, Çin''deki 15 milyon Türk ve 100 milyon Müslüman''la ilgilendiğimiz takdirde, oradaki soydaşlarımızın âkıbetini vurgulamak mı istedi? Çinlilere göre 156 Türk öldü, 828''i yaralandı, yüzlercesi tutuklandı ki, işkenceden geçirileceklerdir. Uygur kaynakları ölü sayısını 500 küsur olarak veriyorlar. Yaralılara yaylım ateşi açılıp üzerinden tank geçirildiğini belirtiyorlar.
Muazzam bir devlete ve muhteşem bir klasik medeniyete sahip bulunan Çin, birkaç saat içinde gerçekleştirdiği bu katliâmın -Kuzey Kore dışında- dünyadaki yankılarına aldırış bile etmedi. ABD Kongresi (Senato ve Temsilciler Meclisi), vaktiyle Tibet ve Doğu Türkistanlıları Sovyetler''deki gayri Ruslar gibi (tutsak halklar) olarak ilân etmişti. Bu karar bugün de yürürlüktedir. Ancak Sovyetler''e ait kısmının artık anlamı kalmadı. Tibet ve Doğu Türkistan için anlamı ise, Çin''in sakıym politikası sebebiyle gittikçe büyüyor. Uygurlar''ın bir Dalay Lama''sı yoktur. Onun için Batı''da Tibet kadar isimleri geçmiyor. Pekin hükûmeti, Çin''deki Uygur milliyetçi hareketini 62 yaşındaki Râbia Kaadir Hanım''ın yönettiğini iddia ederek, iki Türkiye büyüklüğündeki bu ülkedeki asırlık Çin-Uygur savaşlarını küçümsemek, unutturmak istiyor. Uygurlar''ın Sünnî-Hanefî olmaları ezilmeleri için diğer bir sebep sayılıyor. Râbia Hanım, Çin''in 7. zengini ve milletvekili iken 1997''de tutuklanmış, Batı''nın baskısı ile 8 yıl hapis yattıktan sonra 2005''te bırakılıp Amerika''ya yerleşmişti. 2006''da Nobel Barış adayı idi.
Bizim dostça temennimiz, (özerk=otonom) tanınan bir ülkede yaşayan Uygurlar''a kültürel insan haklarının tanınmasıdır. Tibetliler, Moğollar, Mançular, Döngenler de, kendi halkından bile 60 milyon kişiyi aç bırakıp nüfus planlaması için öldüren Mao rejiminden çok çektiler. Dört gözle Çin''de demokrasi bekleniyor.
.ABD-Rusya iş birliği
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama''nın Moskova''yı resmen ziyareti önemli ve olumlu gelişmeler için ümit uyandırdı. Dünyaya yön vermek iddiasında, dünyanın kesinlikle 1. ve 2. stratejik nükleer askerî güçleri olan Amerika ve Rusya''nın barış ve anlaşma içinde bulunmaları, insanlığın selâmeti için pozitif bir göstergedir.
Rusya, Amerika''nın Afganistan''daki kuvvetlerinin ikmali için Rusya hava yolunu serbest bıraktı. Üstelik Kırgızistan''daki ABD üssünün devamını da kabûl etti. Afganistan''da Tâlibân ve el-Kaaide terör örgütlerinin bastırılmalarından yana bulunduğunu açıkça söyledi. Acaba Amerika''nın Afganistan''da bir vakit önce işini bitirip Orta Asya''dan çekilmesini sağlamak için mi? ABD başkan yardımcısı Biden ise, İsrail İran''a karşı harekete geçerse Amerika''nın durdurmayacağını şimdiden dünyaya ilân etti. İsrail, İran''a yalnız hava harekâtı yapabileceğine göre, Körfez''deki cehennemî ABD deniz-hava-kara kuvvetlerinin de desteğini alması tabiidir. Arap âlemi silme İran''a karşı olduğu için, bu duruma sevinmiştir. Yeniden dünyanın ABD ile Rusya Federasyonu arasında iki nüfuz bölgesine ayrılması asla temenni edilmez. Şimdilik konu, enerji kaynaklarının paylaşımıdır. Buna, Amerika gibi Rusya''yı da tehdid eden İslâmî iddialı terör örgütlerinden kurtulmak isteğini eklemek gerekir. İsrail meselesine gelince, bu devlet, önemli oranda Rusya kökenli Yahudileri de içeriyor. Rusya, bunlara eski vatanlarını hatırlatmak, İsrail''i bütünüyle Amerika''ya bağlı bulunmaktan çıkarmak isteyebilir.
Nükleer silâhları karşılıklı azaltma süresi de uzatıldı. Bu aynı zamanda İran''a (sen de atom bombasından vazgeç!) manasına gelebilir. Dünya nükleer silâhlarının yüzde 95''i Amerika+Rusya''nın elindedir. Geri kalan toplam yüzde 5''i Çin, İngiltere, Fransa, İsrail, Hindistan, Pakistan aralarında paylaşmış durumdalar.
Türkiye, dış politikasını aynı yönlerde geliştirecektir. Bununla beraber enerjide Rusya''ya daha fazla bağımlılık kabûl edilemez.
Dış politikamız
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama, Rusya cumhurbaşkanı Medvedev''den sonra salı günü başbakan Putin''le de uzun bir görüşme yaptı. Obama, Rusya ziyaretinden bir gün önce Cumhurbaşkanımız''la telefonda konuşmuştu. Putin, 6 Ağustosta Türkiye''ye gelecektir. Biz Rusya ile iki ana konuyu görüşüyoruz: Enerji yolları ve Kafkasya barışı. Ayrıca ülkemize gelen Rusya Ortodoks Patriği Kirill, Heybeli ruhban okulunu yeniden açmamızı rica etti. Bu konu, dış politikamızda tahminlerin üzerinde bir önem taşıyor. İster fakülte, ister lise düzeyinde olsun değişmez, kapattığımız Heybeli okulunu açmak için elimizi artık çabuk tutalım. Okulun müfredâtına, yönetimine, işlerine karışmayalım. Türkçe bilen Ortodoks rahipleri dünyanın her köşesine dağılsın. Biz, kültürümüzü yaymakta çok gerilerde kalmış bir ülkeyiz.
Sonra Yunanistan''ın karşısına geçelim. Batı Trakya Türklerinin azınlık haklarını tanıması için Avrupa Birliği kriterlerine uymasını isteyelim. Ola ki karşılıklı anlaşmalar yaparak işi uzun yıllara yaymak hevesine kapılmayalım. Bu gibi bir kalemde çözümlenecek meseleleri uzun yıllara yayarak içinden çıkılması zor hâle getirmek Türkiye''ye çok şey kaybettirdi. Bizi Avrupa Birliği''nden uzaklaştırdıkça uzaklaştırdı.
Geleceğimizi belirleyen tarihimizin en büyük reformları o kadar kısa zamanda yapılmıştır ki hayret edersiniz. Geleneksel ordumuzu 15 Haziran 1826 günü sabahında başlayıp güneş batmadan ortadan kaldırıp bugünkü modern ordumuzun kurulmasını sağladık. Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 gecesi bir saatlik bir Türkiye Büyük Millet Meclisi oturumunda ilân ettik ki bir gün önce Başvekil İsmet Paşa bile o gece gerçekleşeceğinden emin değildi. Geleceğimizi tayin bakımından aynı ağırlıkta olan Avrupa Birliği ile daha kömür-demir-çelik birliği hâlindeyken ilgilendik. NATO''ya girişteki sür''atimiz bir yana, dünkü bütün Balkan eyaletlerimizin gerisinde kalmak beceriksizliğini irtikâb ettik. Dış politikada hüner, zamana tutsak olmak değil, zamana hükmetmektir. Atalarımız demir tavında dövülür demişlerdir.
Honduras''ta darbe
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
19. yüzyıl başlarında İspanya sömürgesi olmaktan ayrılıp bağımsız devletler hâline gelen pek çok İspanyolca konuşan Katolik Latin Amerika devleti ortaya çıktı. Hepsi büyük oranda Kızılderili ve Afrika kökenli zenci köle nüfusu içeriyordu.
Bunlar İspanya''ya baş kaldırıp ayrıldıkları için, İspanya (Burbon) hanedanından bir prensi kral yapamadılar. Mecburen Amerika kıt''asındaki tek bağımsız devlet ABD cumhuriyetini örnek aldılar: Hem cumhurbaşkanı hem başbakan, hem başkomutan olan bir başkan. Tam başkanlık sistemi...
Şeklen Birleşik Amerika''yı taklid ettiler ama, bir teki bile demokrasi kuramadı. Başkanlar birer diktatör oldu. Modern sanayie ve ekonomiye geçemediler.
ABD, bu Latin Amerika devletlerine büyük yatırımlar yaptı. Bu ülkelerin ham maddelerine ihtiyacı vardı. ABD, 1890''da bugün 35 üyesi olan Amerika Devletleri Birliği''ni kurdu, her zaman birliğin başkanıdır. Ama Latin Amerika ülkeleri halkı, gringos dedikleri Birleşik Amerikalılar''ı sevemedi. ABD bu ülkelerde sık sık düşman iktidarlarla karşılaştı. Washingotan''ın böyle iktidarları yıkması, Amerikan aleyhdarlığını körükledi.
Hâlen Küba ve Venezuela, tam bir ABD karşıtı, hasmı, düşmanı politika izliyor. Honduras başkanı Manuel Zelaya da, sosyalist geçinmesine rağmen epey çalıp çırpmasına bakmadan, Venezuelalı Hugo Chavez''in peşine takılmaya kalkıştı. Arkasında şüphesiz ABD bulunan Honduras''ın 9.000 kara deniz hava askerinden oluşan silahlı kuvvetlerinin darbesine maruz kaldı. Soluğu komşusu el Salvador''da aldı. Chavez, Venezuela''nın dünyanın 6. büyük petrol rezervine güveniyor. Honduras''ın ise böyle bir durumu yok: 112.492 km2, 8 milyon nüfus, 3.500 dolar p.c. gelir. Venezuela bugün İran''la stratejik ittifak içindedir. Honduras''ta çekişme daha sürecektir.
ABD son yıllarda yoğun şekilde milyonlarca Latin Amerikalı Katolik İspanyolca konuşan göçmeni vatandaşlığına aldı. Âdetâ Protestan Anglo Sakson kimliği gölgelendi. Latinler, kendi ülkelerindeki diktatörlerden ve yoksulluktan kaçıyor, ABD''de bakan, senatör, general oluyorlar. Ama Birleşik Amerika''da İngilizce''nin mutlak egemenliğine en küçük halel gelmedi
Demokrasiye az kaldı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Çin Halk Cumhuriyeti''nin "Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi" resmî adını verdiği Doğu Türkistan''da, Türklerin Uygur boyunun kanı döküldü. İmparatorluk zamanından beri Çin, 2 Türkiye büyüklüğündeki bu ülkeye pek çok defa girip çıkıp, her on yirmi yılda bir öldürebildiği kadar Uygur öldürür. Camileri, Türk mimari eserlerini, kitaplıklarını yakıp yıkar (Uygurlar, sair Türkistan Türkleri gibi Hanefî-Mâtürîdî mezhebinden Sünnî Müslüman''dır). Sayın Başbakanımız''ın (soykırım) dediği son katliam, iletişim ve haberleşmenin dakikalara indiği, serbest ekonomi ve demokrasinin diğer rejimleri alt ettiği bir döneme rastladı.
ABD Kongresi, Uygurları zaten (Tutsak Halklar) arasında kabûl ve tescîl etmiştir. Bu defa Temsilciler Meclisi''nde hem iktidar (Demokrat), hem muhalefet (Cumhuriyetçi) milletvekilleri, Çin''i kınadılar. Türkiye''de ise hangi siyasî ve fikrî temayülde bulunursa bulunsun bütün Türkler, Çin''i kınamakta birleşti. Milliyetçilik böylesine aşılamaz bir duygudur. Türk kelimesini telaffuzu felsefelerine aykırı görenler dahil, belirli bir gelişme karşısında, birleşiverirler. Biz, Ukrayna uçak gemisini Boğazlar''dan geçirerek Çin''e gitmesine izin vermiş, Pekin''e âtıfette bulunmuştuk. Büyük hata idi. Japonya gücendi. Bugün de Çin''le bozuşalım falan diyen yoktur. Ama Çin''in insanlık dışı tutumlarını açıkça teşhir edeceğiz. İslâm Konferansı''ndan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi''nden aynı şeyi bekliyoruz. Az kaldı. Mao neslinin son iktidar sahipleri sahneden çekilmek üzeredir. Uzak Doğu âleminin medeniyet hocası olan muazzam Çin milleti, Japonya''dan, Kore''den aşağı kalmayacaktır. Mutlaka demokrasiye geçecektir. Barındırdığı 100 milyonun üzerindeki azınlık vatandaşlarına insanî haklarını tanıyacaktır. Otonom ilân ettiği eyaletlerin otonomilerini hayata geçirecektir. O günün erken gelmesi için, biz de Çin''e yardımcı olalım.
.Türk''ün problemleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Uygur katliâmı gündemimize oturdu da, askerî yargı-sivil yargı çekişmesini ikinci sıraya düşürdü. Vaktiyle Çinlilerle 1000 yıl komşu yaşamıştık. Onlar güneyimizde. Biz onların kuzeyinde. Çin Seddi''ni yaptırıp biz Türklerle sınırlarını bile tespit etmişlerdi. Çinliler, Arz''ın en kalabalık kavmi. 2000 yıl önce de 50 milyon nüfusları ile öyleydi. Bugün de milyarı aşan nüfuslarıyla öyle. Bin yıl Çinlilerle çekişmekten bıktık. Bin yıl denize hasret yaşadık. 11. yüzyılda Orta Doğu''ya, açık denizlere ulaştık. Akdeniz medeniyetinin Doğu dünyası kesiminin, İslâm âleminin içine girdik. Bütünüyle egemen olduk. Bu defa karşımızda Akdeniz medeniyetinin Batı dünyası kesimini, Hıristiyan âlemini bulduk. 1074''te Türkiye devletimizi başkenti İznik olmak üzere kurduk. İlk defa donanma sahibi de olduk. İlk 3 Haçlı seferinde birleşik Avrupa''nın cehennemî kuvvetleri+Bizans, bu Türkiye devletini yıkamadı.
Şimdi sınırlarımız içinde bir Türkiye''de yaşıyoruz. Cihan devleti falan değiliz. Ama bugün de vazgeçilemeyecek derecede önemliyiz. 20. yüzyılda büyük dış politika hataları yaptığımız için hâlâ çağdaş uygarlık düzeyine erişemedik. Halbuki Atatürk, 1950''lere doğru bu çizgiyi yakalayabileceğimizi hesaplamıştı. Olamadı.
Sivil-askerî yargı ve benzer konularda kavga edecek değiliz. Elbette karşılıklı eleştirilerimizi, düzenlemelerimizi yapıp, Avrupa Birliği kriterlerine razı olacağız. Allahtan o kriterler var. Yoksa reform sevmeyen, değişmekten hoşlanmayan bir milletiz. Kendi içimizden yenilenemiyoruz. Buna davrananları, şahsiyetlerini kaale almadan yok ediyoruz. İkinci Osman, Üçüncü Selim gibi... (İkinci Mahmud hayatını pamuk ipliğine bağlı iken kurtardı da modern Türkiye oluşmaya başladı). Uygurlar ve diğer on milyonlarca tutsak Türk öyle mi ya?.. Onların yanında bizim problemlerimiz çok hafif kalır. Lütfen aklımızı başımıza toplayalım, akılsız işler yapmayalım. Gördünüz, Çin''deki Uygurlar bile bize bakıyor.
NABUCCO
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünyanın en kapsamlı gaz boru hattına Nabucco adı verilmesi doğrusu Batı kültürünün fantezisinin fantezisidir. Nabucco (Bâbilce: Nabû-kudurri-ussur II), Mîlâd''dan önce 605''ten 562''ye kadar 43 yıl Bâbil kralı olmuş bir Sâmî hükümdardır. Büyük opera bestekârı İtalyan Giuseppe Verdi''nin (1813-1901), ilk gençlik operalarından birinin adıdır (1842). Nabucco veya Türkçe okunuşu ile NABUKO, Avrupa Birliği''ni doğalgaz için Rusya tekelinden kurtarmak projesidir. Zira Rusya''nın kafası kızar, herhangi bir kış ayında gönderdiği gazı kesiverirse (ki 2 defa yaptı), Avrupa soğuktan donmamak için kömür odun yakacaktır. Bu da çağ atlamış Avrupa Birliği''ne doğrusu hiç yakışmayacak bir ilkelliktir.
Rusya''nın kafası niçin kızsın? derseniz, hiç belli olmaz. Brüksel''e başvuru dilekçesini verdiği gün AB üyeliğine kaydı yapılmayıp beklemeye alındığı takdirde kızmaz mı dersiniz? Yahut Amerikan füzelerini burnunun dibine yerleştiren eski peyklerinin nankörlüğüne içerlerse? O ülkeleri 1945''ten 1990''a kadar, her türlü kahırlarına katlanıp komünist gülbahçesi hâline getirmemiş miydi? Şaka bertaraf, Nabucco, dünya tarihinin en büyük ekonomik atılımlarından biridir. En büyük kısmı Türkiye''den geçecektir. Türkiye zaten projeye ortak devletlerden biridir. Proje, ABD desteklidir. Türkiye''ye büyük gelir sağlayacaktır. Rusya ortaklığına, inanmayacaksınız hattâ -şartlı olmak kaydiyle- İran ortaklığına açıktır. Kısacası, tam bir medeniyet projesidir.
Üstelik Türkiye''nin AB üyeliğini çok kolaylaştıracaktır. Prof. Angela Merkel yumuşayacak, hattâ dostumuz Nicolas Sarkozy bile arkadaşı Deveciyan tarafından iğfâl edildiğini söyleyip Türkiye''yi Avrupalı saymadığı için özür dileyecektir. 21. yüzyıl tarihinde stratejik ve ekonomik bakımlardan Nabucco nedir? İnşallah yarına.
Nabucco nedir?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
NABUCCO, Orta Doğu doğalgazını Avrupa''ya taşıyan boru hattı projesine verilen isimdir. Bakû-Tiflis-Ceyhan hattı, Türkiye''ye Âzerî petrolünü akıtıyor. Nabuko ise, Orta Doğu gazını Türkiye üzerinden Avrupa''ya geçirecek. Bakû-Viyana boru hattı 2.841 kilometredir. 1.998 kilometresi Türkiye''den geçiyor. (Bulgaristan 392, Romanya 457, Macaristan 388, Avusturya 46 kilometre+gaz akıtacak ülkelerdeki hatlar). Gürcistan üzerinden Âzerî, sonra Hazar Denizi''ni aşarak Türkmenistan, sonra yan hatlarla Irak gazı nakledilecek. Güneye açılacak yan hatlarla -Ürdün yolu ile- Mısır ve Suriye gazı da alınabilecek. ABD, Rus gazının katılmasını istiyor. Atom bombasından vazgeçtiği takdirde İran gazı da akmaya başlayacak. 2010''da döşenmeye başlanacak hat, 2014''te bitirilecek ve Viyana yolu ile Avrupa''ya gaz dağıtılacak. İleride Yunanistan-İtalya yan hattı da düşünülüyor. Proje 8 milyar euro''ya mâl olacak. İnşaatın üçte ikisi Türkiye topraklarında gerçekleşeceği için, ekonomimiz her alanda canlılık kazanacak. Türkiye''ye en az 4.5 milyar euro yatırım yapılacak. On binlerce vatandaşımıza iş sahası açılacak. Dünya ekonomi sıralamasında 196 devlet arasında 17. sırada bulunan Türkiye birkaç basamak yükselebilecek (hedef: ilk 10''a girmek). Enerji ithalâtına yılda 300 milyar doların üzerinde meblağ harcayan Avrupa Birliği, bu proje ile gelişecek. Rus gazının tekelinden ve tehdidinden kurtulacak. Türkiye''nin zaten yerinde olan stratejik konumu ise büsbütün öne çıkacak, vazgeçilemez hâle gelecek. Çağdaş uygarlık düzeyine birkaç puan yaklaşacağız.
Nabucco, Türkiye''nin AB üyeliğini birkaç yıl öne alacak. Tabii başka sahalarda sakarlık yapmaz, dış politikamızı hatasızlaştırabilirsek... Bu proje, Türkiye''den başka Azerbaycan, Türkmenistan gibi Türk devletlerini de zengin ülkeler arasına sokabilecek. Türk âleminin parçalarını birbirine yaklaştırabilecek. Bu arada topraklarımızda ve denizde petrol ve gaz aramaya büyük önem vermemiz gerekiyor.
Rusya''ya bağımlılık
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Pek çok devlet gibi Türkiye de Rusya ile samimi ilişkiler kuruyor. Rusya rağbette, saygın, büyük bir devlet. Ancak Rusya''ya karşı çekingenlik de mevcut. Meselâ AB çekiniyor. ABD çekingenliğini saklıyor. Türkiye de belirli bir çekingenlik içinde. Niçin? Başta Türkiye, dünyada pek çok mihrak, Sovyetler Birliği''nin ancak -maazallah- 3. bir cihan savaşı ile sona erebileceğini savunurlarken, kendi içinden ansızın çözülüverdi. Şimdi, Rusya''nın Sovyet dönemi sınırlarını özleyebileceği endişesi var. Türkiye 3 kıt''ada Osmanlı sınırlarını, İngiltere ve Fransa 5 kıt''ada sömürge sınırlarını çoktan unuttu. Rusya''nın da sağlıklı bir devlet yapısı için unutması gerekiyor. Ruslar, millî dehâlarını, asıl şimdi sergileyeceklerdir. Niekim liberal ekonomiye hemen adapte oldular, artık dönemezler. Rusların Türkiye''de en büyük turist kitlesi oluşturacağı, Antalya''da bir buçuk milyar dolarlık 7 yıldızlı otel yatırımı yapacağı, yakın geçmişte kimin aklından geçebilirdi? Rusya''dan çekingenliğin ikinci sebebi, doğalgazdır. Rus doğalgazı Avrupa''yı ısıtıyor ve çok zenginleşen Avrupa bu bağımlılıktan pek rahatsız. Türkiye de dikkat kesilmeye, enerjide Rusya''nın payını dengelemeye mecburdur. Büyük Avrupa devletlerinin durumu şöyle: Almanya petrolünün yüzde 32 ve gazının yüzde 39''unu Rusya''dan alıyor. İngiltere, Rusya''dan hiç petrol almıyor, gazının yüzde 12''sini Rusya''dan alıyor. Fransa petrolde yüzde 16 ve gazda 12, İtalya petrolde 17, gazda 27, Rusya''ya bağımlı. Polonya, Nabucco''ya (beni de alın!) diye müracaatta acele etti. Nasıl etmesin? Asırlarca Rus işgali yaşayan bu ülke, Rusya''ya petrolde yüzde 90, gazda yüzde 46 bağımlı. Slovakya''da bu oranlar korkutucu çizgiye ulaşıyor: Bu küçük ülke petrolünün yüzde 99 ve gazının yüzde 100''ünü Rusya''dan alıyor. Avrupa Birliği, Nabucco''ya dört elle sarılacaktır. ***
Cumartesi günkü Haftalık Durum sohbetimde: sütun 2, satır sondan 7''de (Protestan''dır) yerine (Katolik ve Protestan''dır) olacak.
Ergenekon 2
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergenekon denen davanın 2. iddianamesinin ilk duruşması dün yapıldı. Bu dava için inşa edilen 700 kişilik dünyanın en geniş mahkeme solanlarından birinde... Ancak soğutma düzeni eksikti, yargıçlar, savcılar, sanıklar ve avukatları, medya mensupları ve dinleyiciler iyice terleyip bunaldılar. Ergenekon 2''de iki emekli orgeneral yargılanmaya başlandı. Hayat boyu, eski tabirle müebbed hapis istemi ile... Hükûmet, hattâ devlet darbesi ile suçlanıyorlar. Demokrasilerde artık maziye karışmış, bir devlet için yüz kızartıcı bir suç... Yeniçeriliğe dönüş ithamı... Bu derecede ağır ithamlar taşıyan bir yargı, elbette binbir sorunu bulunan Türkiye''nin tam kalbine düştü. Yıllarca gündemimizi işgal edecek ağırlıktadır.
Üstelik Ergenekon 3 bile hazır. İddianamesi 1454 sayfa... 37''si hapiste tutuklu 54 sanıklı, gene orgeneralli, rektörlü bir metin. Ergenekon 4 de var mı, bilmiyorum. Türkiye nasıl bu hallere düştü? Devlet yapımızda hangi kusurlar var ki, Hüseyin Avni Paşa tipi komutanlar, Ali Suâvi Efendi tipi gazetecilerin, tarihimizi lekeleyen en muzır eylemlerine benzer suçlarla günümüzde yargılar oluşabiliyor? O kadar silâh ve cephane nasıl, ne maksatla toprağa gömülüyor? Onlarla darbe yapılamaz ki... Ancak kargaşa çıkartılıp vatandaşın huzuru kaçırılabilir. Atatürk Cumhuriyeti modeli 1960''ta bir defa temelinden bozuldu. Bir daha yeterli şekilde onarılamadı. Önemli sıçramalar yapabilmemize rağmen, çağdaş uygarlık düzeyine geçemedik. Krallarını hapisten kurtarmamızı yakaran, daha dün Bosna soykırımından sorumlu, kolordu göndererek Rus istilâsına karşı savunduğumuz devletler, bütün kurumlarına üye olduğumuz bir kıt''ada Avrupalı olmadığımızı iddia cür''etinde bulunabiliyorlar. Yıllarımızı alabilecek davalara gömülmemiz, problemlerimizi zamanında çözümleyemediğimiz içindir.
Dolar hegemonyası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Temmuz, 2009
Geçen ay Amerika Birleşik Devletleri''nde bir finans yöneticisinin milyar dolar ihtilâs ettiği (çaldığı) tespit edildi. Dünya tarihinin en büyük dolandırıcısı olarak sunuldu. İçinde yaşadığımız zirvesinden inmeye başlayan ekonomik kriz, zaten Amerika''nın finans yöneticilerinin marifetidir. Bu adamlar, maliyenin, borsanın, yatırımın, paranın akl-ı evvelleri, efendileri, büyük ustaları geçinip, ABD başkanından fazla maaş alan kişilerdi. Ancak ABD''nin, tarihin en büyük dolandırıcısını yetiştirmekle de dünya birincisi olduğu fiyakası, geçtiğimiz hafta bozuldu: Suûdî Arabistan''ın 7 milyar dolarla 77. zengini Maan el-Sanea''nın tam 10 milyar doları zimmetine geçirdiği açıklandı, hem de muhterem kayınpederinin parasından çalarak. Artık kayınpeder Ahmed Hamad''ın servetini siz tasavvur buyurun.
Amerika''nın Irak''a müdahalesi sayesinde petrol fiyatlarının inanılmaz artışı, en başta Körfez devletlerinde dolar ağırlıklı çok büyük döviz stoku oluşturdu. 1929 krizi şiddetine yakın bir kriz geçiren ABD''de dolar, buna rağmen değer kaybetmedi. Bütün dünyada hâlâ en geçerli banknottur. Amerika gene dolar basıp dünyaya satıyor. Alman imparatorluk markı''nın 1920''lerde binlerce defa değer yitirmesini tarihçiler hatırlarlar. Zira Hitler iktidarına zemin oluşturmuştur.
Amerika böylesine bir felâketten masûn kaldı. Zira doların değerini korumak için ABD muhalif ve muhâsımı devletler büyük çaba gösterdi. Başta Çin... 2 trilyon doların üzerinde ABD banknotu ve tahvili biriktirmişti. Elbette ki elindeki bu muhteşem stokun değerini koruyacak bir ekonomik politika izleyecekti, öyle oldu. Bütün devletlerde ve burada Türkiye''mizde dolar stokları, bu sebeple zarar görmedi. Geçenlerde bir Arap prensi, İngiltere borsasında bir ay içinde 1.5 milyar sterlin kazanarak dünya borsa tarihinin rekorunu kırmıştı. Şimdi başka bir Arap iş adamı, bu defa meşrû şekilde değil, hırsızlıkla 7 milyar dolar servetini 17 milyara yükseltti. 10 milyar dolarla neler yapılır, bir tasavvur buyurun...
..Guantanamo
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama''nın seçim vaatlerinden biri Guantanamo üssünün kapatılacağı idi. Vaat ettiği müddet doldu. Sözünü yerine getiremedi.
Obama gibi bir adamın sözünü tutamadığı ölçüde problem oluşturan Guantanamo, Küba adasının (devletinin) güneydoğu ucunda bir koy''dur. Burada Amerika, 1903''te 116 kilometrekare toprak üzerinde bir askerî üs kurdu. Burası, Havana gibi Miami''nin karşısında falan değil, Amerika topraklarından, Florida kıyılarından kuşuçuşu 800 kilometredir. Doğusunda Haiti ada devletine 250, güneyde Jamaika ada devletine 260 kilometre, Amerika için Büyük Antiller''i çok stratejik bir kontrol noktasıdır. Dünyada Küba''ya geri vermez. Bizim adımızı taşıyan Türk Adaları da İngiltere sömürgesi olup Guantanamo''nun kuzeydoğusundadır.
Burası Karayib Denizi''nde, Atlas Okyanusu''na açılan kapıdır. 20 derece enlemi üzerindedir.
Amerika, Guantanamo''ya, terörist tutsaklarını yerleştiriyor. Bunları başka ülkelere nakletmek istedi. Böylesine bir belâyı gözleri kesmeyen ülkeler istemedi. Küba''dan alıp ABD topraklarında bir üsse, özel kampa, hapishaneye götürmek istedi. Amerikalılar feryadı bastılar. Asker ve CIA de sakıncalı buldu. Başkan tereddüt etti, 6 ay daha mühlet istedi. 6 ay sonunda ne yapacağını söylemedi. 10 Türkiye büyüklüğündeki ABD''de yer bulmak elbette zor değil. Ama bu tutsaklara standart mahbus veya savaş esiri muamelesi yapılması için Batı''nın liberalleri baskı yapıyorlar. 50 eyaletinin yarısında idam cezası geçerli bulunan Washington, kulak asmıyor.
Guantanamo''da el-Kaaide ve Tâlibân örgütlerinin mensubları var. Amerika bunları, her türlü insanlık kuralları dışına çıkmış ölesiye hasımları şeklinde algılıyor. El-Kaaide''nin New York ve Washington''daki tarihin en büyük terör eylemini unutmuyor. Ama Tâlibân''ı, Afganistan''ı Rus işgalinden kurtarmak için Pakistan''da kurduğu özel medreselerde yetiştirdiğini unutuyor.
Binaenaleyh Amerika, bu tutsaklara Guantanamo''da her türlü insanlık dışı işkenceyi uygulayıp söyletmeye çalışıyor. Kendi topraklarında böyle şeyler yapmaktan kaçınıyor. Irak''ta her gün pek çok insanın öldürüldüğü terör fırtınasının, kendi topraklarına sirayetinden çekiniyor.
Hafta sonunda Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Heyecanlı bir hafta geçti. Ergenekon 2 davası gündemin gene başında idi. YÖK''ün meslek liselerinin üniversiteye giriş puanını, 11 yıl öncesindeki gibi, normal liselerle eşitlemesi de büyük ilgi uyandırdı. Böylece meslek lisesi mezunlarının üniversitelerin her branşına girmeleri kolaylaştı. Esas münakaşa konusu imam-hatip liseleri idi. Zira birileri bu liseler için (arka bahçemiz) diyerek kışkırtıcı ifade kullanmıştı.
Yargıç ve savcıların atanmasında hükûmet (adalet bakanı ve müsteşarı) ile 5 kıdemli yargıç üye arasında çıkan anlaşmazlık, hafta boyunca sürdü. Esas tayin ve terfileri gösteren büyük liste yayınlandı. Bir kısmı yeni mesleğe başlayan yargıç ve savcılarımız, atandıkları yerlere harekete başladılar. -Yazıyı kaleme aldığımız saat itibariyle- Ergenekon savcıları ve yargıçlarını da içeren daha kısa liste üzerinde anlaşma oluşmamıştı...
Silâhlı kuvvetlerimizin Ağustos terfi ve tayinleri ufukta göründü.
Başbakanımız''ın Dışişleri Bakanı Prof. Davutoğlu ile Haleb ziyareti, ilgi çekti. Suriye Cumhurbaşkanı da Haleb''e geldi. Sıfır (0) ihtilâf (anlaşmazlık) projesinin bir parçası idi. Suriye-İsrail barışına yardımımız olabileceği ihtimali konuşuldu. İsrail, son zamanlardaki Türkiye''ye karşı soğukluğu gidermeye çalışıyorsa da, arabuluculuğumuzu istemediği âşikârdır. Hatta bir arabulucu gerekiyorsa Mısır''ı tercih edeceğini belirtmiştir.
İsrail''le ilişkilerimiz, aynı zamanda ABD ile süper stratejik durumumuzun ayrılmaz parçasıdır. Her devlet, İsrail''in arkasında kesin kararlılıkla Amerika''nın durduğunu unutmamalıdır. Bu durum hiç değişmez. Hesaplar buna göre yapılmalıdır. Amerika, İsrail''den fazla Yahudi''nin yaşadığı ülkedir. İran''ın bu gerçeğe dikkatli davranması, boş lâflarla tehditler savurup Orta Doğu barışını tehlikeye atmaması gerekir.
Kıbrıs''ta Türkiye, çok kararlı bir tavır aldı. Hiçbir Müslüman, bilhassa Arap devletinin Kıbrıs''ta sürekli Yunan ve Rum tezine yakın durmaktan vazgeçmemesi üzerinde de düşünmemiz gerekiyor. Velhâsıl önümüzde muhtemelen daha da sıcak bir hafta bizi bekliyor...
İki millî kutlama
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Harb Akademimiz, İstanbul''da 161. dönem mezunlarını verdi. Hava Pilot Yüzbaşı Mehtap Demir Hanım''ın kurmay diploması almasına çok duygulandık. Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları bu mutlu, şanlı şerefli güne katıldılar.
161. yıl olduğuna göre ilk mezunlarımızı 1848''de vermiştik: Sadece 5 genç subaya erkân-ı harb (kurmay) diploması verdik: Bunlardan 3''ü Osmanlı Türk ordumuzda müşîr (mareşal) oldular, 2''si kurmay albaylıktan emekliye ayrıldı. 5 mezunlu akademiden bugün 154 mezun kapasitesine ulaştık.
Harb Akademimiz, dünyanın ilk kurmay akademilerindendir. Osmanlı Türkiyesi, imparatorluk sahibi ve savunucusu olduğu için, öncelikle askerlik alanında yenilikleri benimsemiştir. Kurmaylığa da Avrupa''dan hemen birkaç yıl sonra geçtik. Daha önce dünyada kurmaylık diye bir şey yoktu.
Tanzimat''ın yenilikçi büyük hükümdarı Sultan Abdülmecid (saltanatı 1839-1861) kurmay okulu, irâde''si ile açıldığı için, mutlaka anılmalı idi. 154 subaya kurmay diploması verildi ki 30''u 17 yabancı devletten akademimize gelen subaylardı.
Harb Akademisi gibi ordularımıza binlerce kurmay komutan, general ve mareşal yetiştiren çok gelenekli bir yüksek askerî okulun 161. yılından başka, Millî Mücadelemiz''in temelini atan Erzurum Kongresi''nin 90. yılını da kutladık. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve genel sekreteri Prof. Mustafa İsen Erzurum''daki törene geldiler. Erzurum''da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa''yı üniforması ile aktör Cem Şener temsil etti. Karabekir Paşa''nın kızı Timsal Karabekir de gelmişti. Herhalde Paşamız''ın yazıp bestelediği -bana da ismimi veren- Türk Yılmaz marşı okunmuştur.
Kongre''ye başkanlık eden Mustafa Kemal Paşa ise nedense sivil olarak temsil edildi. 9. Ordu müfettişi atanmış ve asker üniforması ile Kongre''ye girmiştir. Herhalde fahrî hâkan yâveri kordonları gösterilmemek için bu hata yapıldı. Bu gibi komplekslerden kurtulmamız gerekiyor. Her iki yıl dönümünü sevinçle kutluyor, nice yıllara diyoruz
..Nükleer alarmı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Bangkok''ta idi. Eskiden Siyam dediğimiz Tayland''ın başkentinde...
Tayland Krallığı, ABD ile paralel politika izler. Bütün komşularına (Myanmar, Vietnam, Kamboç, Laos) komünizm bulaştığı halde, Çinhindi denen Güneydoğu Asya bölgesinin ortasında yer alan Tayland, masûn kalmış, komünist oyununa girmemiştir. Nüfusu Türkiye''ye yakındır.
Vietnam, Laos, yeniden krallık olan Kamboç, komünizmden yakalarını akıl almaz kayıplar vererek kurtardılar, kendilerine gelmek için geceyi gündüze katıp çalışıyorlar. Buna mukabil, bölgenin batısında, Bangladeş''le Hindistan''a sınırdaş Myanmar, koyu sosyalist askerî diktatörlüğünü sürdürüyor. Myanmar, önce Burma, klasik adıyla Birmanya diye bildiğimiz ülkedir. Şimdi komünist Kuzey Kore ile Amerika''ya karşı ittifaka kalkışmasın mı? Kuzey Kore gibi yoksulluk içinde çırpınan (kişi başına 2 bin dolar) 53 milyon nüfusu ile, Kuzey Kore''den atom bombası elde edip Amerika''ya kafa tutmak ve diğer 4 Çinhindi devletine hegemonya kurmak peşinde. Ne akıl değil mi?
Bununla beraber bu çeşit akl-ı evveller tarih sahnesinden eksik olmaz. Dünyamızı büyük felâketlere dûçâr etmişlerdir. Hillary Clinton Hanım, bunu önlemek için bölgeye geldi ve Bangkok''ta önemli bir şey söyledi:
Şunu dedi: (İran hesabını doğru yapsın. Atom bombası ile bölgede (Orta Doğu''da) güçlü devlet olmasına Amerika izin vermeyecek, bu takdirde İran''ın komşularını da takviye edecektir). Yani onlara da atom bombası verecektir ki başta Türkiye geliyor.
Hillary Hanım''ın bu sözlerine İsrail''den itiraz geldi. İran''a atom bombası için Amerika''nın asla müsamaha göstermemesi, İran''ın komşularını atom bombası ile takviyenin doğru politika olamayacağını söyledi. Doğru söyledi. Meselâ İran''la Türkiye atom sahibi iki ülke sıfatıyla birbirlerine tafra satıp boğaz boğaza mı gelecekler? Dördüncü Murad-Şâh Abbas dönemine kesinlikle dönmek istemeyiz.
.Ergenekon ve Kürtler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yargıç ve savcıların yaz tayin ve terfi listesi, tarihimizde görülmemiş bir çekişme sonunda nihayet yayınlandı. 7 kişilik kurulda icrâ''yı temsil eden adalet bakanı ve müsteşarı ile 5 yüksek yargıcın bu derecede zor anlaşabilmesi mutlaka derinlemesine tahlil edilmelidir.
Münakaşa Ergenekon savcı ve yargıçları üzerinde cereyan etti. Dava üzerinde durmak, davayı dolaylı ve hileli şekilde etkilemek anlamında algılanabilir. Onun için kaçınıyorum. Ancak ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, bitip tükenmek bilmez tefsirlere konu olacaktır.
Davanın uzamasında ciddi sakıncalar vardır. Birçok meselede Türkiye''yi yavaşlatabilir. Türk demokrasisini güçlendirecek sonuçlar vermesi gerekir. İç ve dış politikamızda mutlaka derin etkiler bırakacaktır.
Kürt açılımı tabir edilen konu ise, Ergenekon''u ikinci dereceye geriletti. Türkiye''nin derdi şudur: PKK''dan ve PKK''dan emir alan siyasîlerden kurtulmak. Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın kültürel hakları elbette mahfuzdur (saklıdır), AB kriterlerinin himayesindedir. Türkiye, AB kriterlerini kabûl etmiştir, uygulayacaktır, uygulamaktadır.
Abdullah Öcalan yolu ile çözüm aramak, bu yolda bulunanlar varsa, hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Öcalan, PKK''ya asla silâh bıraktırmaz, şahsî ordusu gibi görmektedir. Farz-ı muhâl ne kadar taviz verilirse verilsin, elinin altında böyle bir silâhlı güç bulunmasını isteyecektir. Tek hedefi hapisten kurtulmaktır. Bunun için gücünü muhafazaya mecburdur. PKK yok, Öcalan yoktur.
Çare Türkiye-Öcalan barışı olamaz. Ne yapalım? AB standartları ve ABD ile tam bir stratejik ittifak içinde, Irak ve özellikle Kuzey Irak politikasında gündelik bir faaliyet göstermemiz gerekir. Konunun dışında kalamayız. Gelişmeleri görelim ve gelişmelere takaddüm etmeyi bilerek ilerleyelim. Reformlarımızı da artık çok hızlandıralım.
Irak''ın durumu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2012''de ABD, Irak''tan askerini çekecek kararını şöyle anlamak gerekiyor: Askerî gücünü birkaç kara, hava, deniz üssünde toplayacak. Gücünden fazla bir eksilme olmayacak.
Bağdad''da, Basra''da, Musul taraflarında bir rahatsızlık çıkarsa, ABD müdahale edecek. Üstelik bu üsler Türkiye, İran, Suriye ve Körfez monarşilerinin hepsinin birden burunlarının dibinde... ABD, evrensel polisliğe tâlib oldu, icra ediyor. Cihan devletlerinin durumu budur. Biz de vaktiyle aynı durumda idik. Hele Fas''ta, Endonezya''da, Polonya''da, Kuzey Avrupa''da, Orta Asya''da işimize gelmez bir gelişme olsun, kara ve deniz kuvvetlerimiz oralara uzanıverirdi. Nizâm-ı âlemden (dünya düzeni) sorumlu idik. 1793''te devlet rejimi olarak nizâm-ı cedîd''i (yeni düzen) ilân ettik. Bu suretle nizâm-ı âlem sorumluluğundan vazgeçtiğimizi açıkça bildirdik. Ama bu gibi cihanşümûl roller boş kalmaz. İngiltere tâlib oldu. 1940''a kadar yürütmeye çalıştı. Almanya, aynı misyonla ortaya atıldı. Ama 1945''te artık ABD''nin nizâm-ı âleme memur bulunduğu anlaşıldı, o tarihten bu yana ama ağır aksak, ama curcuna, ifa ediyor. Şunu demek istiyorum: ABD ile anlaşmaksızın, hele zıddına giderek, -Türkiye dahil- hiçbir devlet, Irak sınırları içinde bir şey yapamaz. Kürt meselesinde geniş anlamda açılım, Amerika ile stratejik ittifakın gereklerini yerine getirmekle mümkündür. Washington''a rağmen mümkün değildir. Ama dar anlamda Türkiye sınırları içinde bu açılımı yapabiliriz. Türkiye, İran ve Arap Kürtleri arasında derin kültürel farklar vardır. Türkiye Kürdü bizimdir, bizdendir, bir parçamızdır, Türkçe konuşur. Diğerleri Arapça ve Farsça konuşurlar. Türk Kürdü, cumhurbaşkanı, başbakan, orgeneral, katrilyoner ve her şey olabilir, olmuyor mu? Yalnız Kürtçe ile Türkiye''de, Irak''ta, ve başka hiçbir ülkede hiçbir şey olunamaz. Kuzey Irak Kürt otonomisi gerçekleşmiştir ama Kürdistan devleti hâline gelmesi için çok merhale geçmesi gerekiyor.
Açılım" konusu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Temmuz, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İçişleri Bakanı''nın Kürt konusuna hümanist, samimi, iyimser, dostça yaklaşımını memnuniyetle dinledik. Yaklaşımın madde madde açıklanmasını Sayın Başbakana bıraktığı âşikârdır. Bizim devlet sistemimizde başbakan, uçan, uçmayan ve uçamayan kuştan sorumlu ve bir o kadar yetkilidir.
Nasıl bir reform paketi? Bana göre, Avrupa Birliği kriterleri dile getirilecektir. 27 AB üyesi akıllı devletteki uygulamaları bizim de benimsememiz, eksiksiz ve artık sür''atle tatbik edeceğimiz dile getirilecektir. Kürt meselesinin bize mahsus özellikleri varsa, bunları, demokrasiye aykırı bulunmamak ve millî birliğimizi, kardeşliğimizi incitmeyecek şekilde hayata geçirmemiz kabildir.
Teröre gelince, hiçbir devlet terörle, çete ile müzakereye girişmemektedir. Terör örgütlerinin kendilerini feshetmeleri de, eylemden vazgeçmeleri de mümkün değildir. Böyle bir şeyi intihar sayarlar. Zira örgütlenmiş teröristlerin başka geçim kaynakları bulmaları imkânsızdır. Yaptıklarını mazur görecek, cezasız bırakacak devlet de yoktur.
Türkiye de, emsali devletler gibi, kendi dilini bütün vatandaşlarına öğretmek zorundadır. Bunu yapamayan devlet, kusurlu sayılır. Bununla beraber önemli devletlerin bazılarında, o devletin dilini bilmeyen gruplar bulunabilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti''nde ana dilleri Türkçe olmayan Müslüman Türkler azınlık sayılmaz. Ancak Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar, Süryânîler, Mûsevîler azınlıktır. Mahallî dillere gelince bunlarla ilkokul, lise, üniversite seviyesinde eğitim yapılmaz. Zaten birisine bu hak tanınırsa, diğerleri de taleb edebilirler.
Ancak özel mahiyette bu dilleri ve akla gelebilecek her dili öğretecek müesseseler, ayrıca üniversitelerde bu dilleri inceleyen enstitüler açmak mümkündür, açmalıdır, kültür zenginliğidir. Kürtçe eğitimi ilk defa Kuzey Irak otonomisi tecrübe edecektir. Osmanlı ve Britanya gibi milliyetler meşheri imparatorluklarda bile tek resmî dil Türkçe ve İngilizce olmuştur. Kürtçe''nin resmî dil kabulü gibi hayallerle vakit geçirmemelidir. Ancak Kürt dil ve lehçeleri ile basın ve yayın, her çeşidi ile ve tamamen, yasalarımız çerçevesinde hür ve serbesttir. Birbirinin dilini anlamayan vatandaşların yaşadığı devlet, gelişmiş ve modern bir ülke değildir. 21. yüzyıl AB ilkeleri dışına çıkmamız da düşünülemez.
Açılım''a hazırlık
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kürt açılımının ilk temasları 14 sütun yazarı gazeteci ile başladı. İçişleri Bakanı Prof. Beşir Atalay tarafından tatil günü polis akademisinde bir araya getirilip fikirleri alındı. Akabinde 20 küsur kişiyle daha görüşüleceği bildirildi. Medyanın hükûmet projesini desteklemesinin önemi açıktır. Seçilen yazarların, Kürt meselesinde en liberal düşünenlerden olması da tabiidir. Katı düşünenlerden seçilse idi, proje başlamadan sakatlanırdı.
Medya gibi muhalefet partilerinin yaklaşımı da çok ağırlıklıdır. En azından ana muhalefetin hükûmet planını millî proje şeklinde algılaması gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi''nin onayını almak ise çok daha zor olacaktır. DTP''ye gelince... Kürt menfaatlerini savunan bir parti, gerçek bir demokraside yadırganmaz. Ancak hiçbir parti, bir terör örgütünden emir alamaz, hattâ bağlantı kuramaz. Üstelik devletin sınırları ve ırka dayanan ayırımcılık üzerinde duramaz. DTP, böyle bir itham ve şâibe altındadır. Hemen bütün dünyaca terör örgütü kabûl edilen PKK''yı, meşru görmektedir. DTP, Kürtler konusunda koparabildiğini koparmak peşindedir. Ama koparacağı, Avrupa Birliği kriterleri ile sınırlıdır. Ötesi yoktur. Avrupa Birliği ve Birleşik Amerika, Kürt meselesinin çözümlenmesini ister. Kürtleri kışkırtıp Türkiye''yi zayıf tutmak, sorunlara boğmak geleneksel politikasını izleyenler de mevcuttur, her zaman olacaktır. Zaten PKK''yı oluşturanlar da onlardır. Ancak en büyük terör örgütlerinin liderleri nedense bir türlü bulunamadıkları halde, PKK''nınki paketlenip bize teslim edildi. Kürt açılım projesini Başbakan Tayyip Erdoğan, çeşitli fikirleri toparladıktan sonra, detay vererek açıklayacaktır. Ancak olmazı oldurmak peşindekiler, kavgayı sürdürmekte menfaatleri, hattâ hayat sebepleri bulunanlar, mutlaka çıkacaktır. Çetin bir meseledir. Zorlukları aşabileceğimiz ümidi saklıdır
Millî gündem
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Yüksek Askerî Şûra çalışmalarını tamamlıyor. Terfi ve tayin listeleri düzenlendi. Yüce Meclis başkan seçimini de aynı düzen içinde yapacaktır.
Ergenekon, denen dava ise inşallah hızla ilerliyordur. Kısa zamanda sona ermesi, gündemden düşmesi, artık siyasî tarihçilerin konusu durumuna geçmesi gerekiyor. Darbe, Londra''da ne kadar yabancı bir kavram ise, Ankara''da da öyle olmalı. Türk subayının bu yakışıksız, çağ dışı zihniyetten arınması gerekiyor. Rivayet şeklinde bile böyle bir suçla ithama maruz kalmamalı. Tanzimat ve Atatürk dönemlerinde böyle idi. Sonra bazı mareşaller ve teğmenler, kendilerinde, düzeni değiştirecek gücü vehmettiler ve düzeni berbâd ettiler.
Askerlik her zaman çok teknik bir meslekti. Bugün tekniğin zirvesindedir. Her devirde ordumuz, donanmamız çağı yakalamıştır. Bugün de öyledir. Dünyanın ileri hamlelerinden bir adım geride kalmaya imkân yoktur. Çok yakında tamamen meslek ve ihtisas ordusu hâline gelecektir. Doktora yapan astsubaylarımız görülmeye başladı. Bu durumda bir subay, velev eğlence ve hobi mahiyetinde, darbe planları ile uğraşacak vakit bulamaz. Hobilerinin edebiyat ve müzik olması yakışır.
Yakın ve uzak tarihimizde, İmparatorluk ve Cumhuriyet dönemlerimizde, ordumuza, devlete, millete yararlı tek darbe bulunmadığını tarihçi yetkisiyle tekrar hatırlatıyorum. Politik kadrolar elbette hata yaparlar. Darbe, çare değildir. O hataları düzeltemez. Defalarca katlayarak büyütmüştür.
Ergenekon''la bu dönem kapansın. Şan ve şerefle Avrupa Birliği kriterlerine uyalım. Atatürk''ün çağdaş uygarlık dediği kavramın tıpkısının aynısıdır. Türkiye, tarihin en büyük medeniyet projesi dışında kalamaz. Türk, böyle bir duruma katlanamaz.
Ergenekon şüphesiz hızlı ve âdil bir yargı ile sonuçlanacaktır. Usul hatalarından şiddetle kaçınmak gerekir ki, ardında tortu ve leke bırakmasın. ''Kürt açılımı''na gelince, çok daha karmaşık bir konudur. Kısa zamanda çözümlenmesi ihtimali de, sürüp gitmesi, zaman içinde sürünmesi ihtimali de vârittir.
Başkan seçimi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Köksal Toptan, AK Parti tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı için ikinci defa aday gösterilmedi. 2 yıl önce rekor oyla, partilerin ittifakı ile seçilmişti. Hakkıyle ve liyakatle görevini tamamladı. TBMM başkanı, partisinin grup bakanı değildir. Bu şuurla davrandı ve AK Parti''ye tam puan kazandırdı.
Sayın Toptan, AK Parti çoğunluğunun mensup bulunduğu Millî Görüş''ten gelmiyor. Merkez Sağ''ın kudretli temsilcisi Adalet Partisi''nin muhafazakâr kanadı kökenlidir. 1973''ten beri milletvekilidir. Süleyman Demirel cumhurbaşkanı olup partisinin başından ayrılınca, yerine aday olmuş, fakat Tansu Çiller seçilmişti.
Köksal Toptan''ı teşekkürle uğurluyoruz. Yeniden çok sorumlu makamlara gelebilir. Bugün seçilmesi beklenen Mehmet Ali Şahin''e de başarılar diliyoruz. Millî Görüş kökenli tecrübeli politikacıdır. Toptan gibi hukukçudur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin ilk başkanı Mustafa Kemal Paşa''dır. İlk Meclis (1920-1923), Osmanlı Meclisi''nde milletvekili bulunan Paşa''yı reîs (başkan) seçmiş, mareşal rütbesi ve gazi pâyesi ile onurlandırmış, başkomutan atamış, Millî Mücadele kazanılmıştır. 2. Meclis (1923-1927), Cumhuriyet''i ilân ile başlamış, Meclis reîsi M. Kemal Paşa''yı 4 yıl için ilk cumhurbaşkanı yapmıştır. Atatürk 1927, 1931, 1935''te Meclis''te her yenileşmede (her dönemde) 2., 3. ve 4. defa cumhurbaşkanı seçildi.
Türkiye Cumhuriyeti, mutlak yetkinin Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde toplandığı bir rejimi kabûl ederek kuruldu. Bu rejim, 1961 askerî darbe anayasası ile temelinden değiştirilmiştir.
Sayın Şahin, Yüce Meclis''in 30. başkanı olacak. 1995''ten bu yana milletvekilidir, başbakan yardımcılığı ve adalet bakanlığı yaptı. İlk başkan olan Atatürk''ün görev müddeti 3 yıl, 5 ay, 7 gündür. 4. başkan Abdülhâlik Renda 11 yıl, 5 ay, 1 gün, (1935-46) 3. başkan Kâzım Özalp Paşa 9 yıl, 5 ay, 1 gün (1925-35), 8. başkan Refik Koraltan 10 yıl, 6 gün (1950-60) bu makamda kalarak rekor kırdılar.
Açılım başladı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Adalet ve Kalkınma Partisi genel başkanı ve bu partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi''ndeki milletvekilleri grubunun başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis''teki odasında, Demokratik Toplum Partisi genel başkanı Mardin milletvekili Ahmet Türk''ü kabûl edip 1 saat müddetle görüştü.
Cümle uzun ve çetrefil oldu. Ama konuşulan konu kadar uzun ve çetrefil değil... Daha ilk mülâkatta DTP, biz başbakan Erdoğan''la görüşüyoruz deyip aykırı beyanda bulundu.
Kürt Açılımı denen konuda Kürt tarafını temsil edenler, pazarlığa çok yüksekten başlayacaklardır. İsteklerinin sınırı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ise, Avrupa Birliği kriterlerinin resmî dilin ana dilleri olmayanlara tanıdığı haklar üzerinde duracaktır. Türkiye Cumhuriyeti''nin Türk Devleti olduğu, birleşik devlet (federasyon) değil üniter devlet olduğu sınırı aşılmayacaktır. Kürtler, alabildiklerini alacak, sonra fazlasını isteyeceklerdir. Hâsılı çetin bir açılımdır. Zaten kimse kolay geçeceğini de söylemiyor.
Kürtçe''ye çeşitli haklar tanınacaktır. 21. asırda, Avrupa devletlerinin çok sert uyguladıkları küçük mahallî dilleri imhâ politikası geçerli değildir. Ama 2. resmî dil olması hayal bile edilemez, uygulanması da imkânsızdır. Her Kürt, Türkçe öğrenecektir ve eğitim dili Türkçe''dir. Şimdiye kadar resmî dil olmamış, üstelik 4 aykırı lehçesi bulunan çok yetersiz bir dilin resmîlik iddiası, romantik bir hayaldir. Büyük dillere bile resmîlik tanınamaz. Birleşik Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya böyledir. Tek resmî dilleri vardır.
Türkiye, Belçika ve İspanya gibi çok dilli bir devlet değildir. Bir Kürt devletinin vârisi de değildir. Diyarbakır, Akkoyunlu Türkmen İmparatorluğunun başkenti idi. Sonra "Türkmen Devleti" denen Safevîlere, oradan Osmanlı''ya geçti.
Bununla beraber Avrupa Birliği müktesebâtı ne ise uygulanacaktır. Bu suretle kendilerine Kürt diyen Türkler, yüklü kazanımlar elde edecekler. Kazanımları değerlendirip hazmetmek bile uzun yıllar alır. Kaldı ki üstelik Türkiye, Kuzey Irak Kürt otonomisinin Arap ve Fars husûmetine karşı paratoneri olacaktır. Aksi takdirde böyle bir otonominin devamı mümkün olmaz.
Açılım ve Ergenekon
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhuriyet tarihimizin 23. yasama dönemi (2007-2011) 2 yıl sonra tamamlanıyor. Başbakanın seçimi birkaç ay önce, 2011 baharına almayı düşündüğü basına yansıdı. Tabii 2011''e girerken Türkiye''nin gündemine bağlı bir şey.
Ama iki konunun 2011''e uzayacağı muhtemel değil, muhakkaktır:
Açılım ve Ergenekon... 2011 sonrası daha kaç
yıla sıçrayacağı da meçhuldür. Siyaset bilimcilerin de, fütürologların da tahminde âciz kalacakları meselelerdir. Bana göre, 24. yasama dönemi (2011-2015) Kürt Açılımı ve Ergenekon davası ile çalkalanacak. Temennimiz, iyi sonuçlara ulaşmaktır.
2011, Irak''ta Amerikan askerî işgalinin sona ereceği yıldır. Kuzey Irak''ın polisliğini Amerika''dan devralmamız muhtemeldir. Aksi takdirde Bağdad yönetimi, otonomi falan tanımaz. Arkasında 20 Arap devleti vardır. İran mutlaka işe karışır. Barışın güvencesi Türkiye olacaktır.
Açılım''ı 1 saatlik mülâkatla açan Sayın Başbakan, Ahmet Türk''le konuşmasından memnun ayrıldı. Muhatabı Türk de öyle... Böyle giderse, Türkiye rahatlar. Niye olmasın? 1000 yıl yan yana değil tamamen ama tamamen iç içe yaşadığımız Kürtler emperyalist kışkırtmalardan yakalarını sıyırabilirler. Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye, bütün vatandaşlarına refah ve huzur verebilecektir.
Ancak bu arada Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde ciddi bir açılım olmazsa, diğer bütün açılımlar zora girer. Avrupa Birliği''nin neresindeyiz? muamması, Türkiye''nin kaderinin göstergesidir.
Anayasa, seçim ve partiler kanunlarında, milletvekili statüsünde çağa uygun düzeltmeler yapmak, önümüzdeki genel seçimi daha sağlıklı kılar. Köhnemiş, demokrasiye aykırı mevzuatımız varsa -ki vardır- artık düzenlenmelidir.
ABD, AB, Rusya, Türk Devletleri ile ilişkilerimizi çok düzgün ve akıllı yürütmeliyiz. Dış politikada hata, çok ağır sonuçlar veriyor. Pahalıya patlıyor. Öylesine onulmaz zararlar oluşturuyor ki, onarılamıyor, zaten pas geçmek, unutturmak, çarpıtmak işimize geliyor.
Putin''in ardından
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dokuzuncu Putin-Erdoğan görüşmesi Ankara''da vuku buldu. İtalya''nın medya kralı ve çok medyatik başbakanı dostumuz Silvio Berlusconi de teşrif edip görüşmeye şenlik kattı.
Bir anlaşma (muâhede) imzalanmadı (bir metnin anlaşma olup yürürlüğe girebilmesi için tarafların meclislerinde onaylanması ve devlet başkanlarınca imzası gerekir, meselâ meş''um Sevr anlaşması bu iki prosedürden de mahrum kaldığı için yürürlüğe girmedi). Ama 15 kadar mutâbakat metni imzalandı ki, o konularda tarafların iyi niyet teâtisi değerinde siyasî belgelerdir.
Rusya çok önemli devlettir. Kara sınırımız kalmadı ise de Karadeniz''i paylaşıyoruz. Rusya ve Türkiye, asırlar boyu, Doğu Avrupa''da amansız üstünlük savaşı vermiş iki eski imparatorluktur. Son yıllardaki Türk-Rus yakınlaşması, hiçbir dönemde bu derecede gerçekleşmemişti.
Ankara da, Moskova da bu yakınlaşmadan memnundur. AB ile ABD ise sıcak bakmıyor. Halbuki Türkiye, 2 asrı geçti, bir Batı devletidir. Doğu sınırı Pasifik''te olan Rusya''ya, dengeleri bozacak derecede yakınlaşması bahis konusu değildir. Meğer ki önümüzdeki yıllarda hem Türkiye, hem Rusya, Avrupa Birliği üyesi olsunlar...
Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri''nin talepleri münasebetsizlik sınırına dayandığı takdirde, Türkiye''nin Rusya''yı seçenek görmesi ihtimali, Batı''ya endişe veriyor. Halbuki Türkiye, tarafsızlığa ve maazallah üçüncü dünyacılığa oynamıyor. Türkiye''den Tito, Nâsır, Saddam, Esad tipinde nasyonal sosyalist diktatörlerin çıkması hiç muhtemel değildir.
Günümüzün milletlerarası çekişmesi enerji kaynakları, petrol ve doğalgaz üzerinedir. Cihan devleti Amerika, bu sebeple Asya''dadır. Bu birinci sebeple hem Orta Doğu''da, hem Orta Asya''da savaşı göze almıştır. (İkinci sebep terörün imhası ve üçünce sebep İsrail''in sınırlarının muhafazasıdır). Türkiye, böyle bir çekişmenin tam ortasındadır.
Putin ve enerji
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Putin''in Rusya politikası, ekonomik bakımdan bir vakit evvel AB ülkeleri seviyesine ulaşmaktır. Bunun için, enerji kaynakları olan petrol ve doğalgaz satarak, Türkiye dahil Avrupa devletleri üzerinde bağımlılık oluşturmaya çalışıyor.
Avrupa''da Rus gaz ve petrolüne en bağımlı ülke Slovakya''dır: Doğal gazın yüzde 100 ve petrolünün yüzde 99''unu Rusya''dan ithal ediyor. (Slovakya vaktiyle Uyvar eyaletimizdi, topraklarının bir kısmı İstanbul''da Yeni Cami''mize vakfedilmişti). Polonya''da bu oranlar gazda yüzde 46, petrolde yüzde 90''dır. O Polonya ki, 1939 topraklarının yarısı bugün Rusya ile Ukrayna''dadır. Finlandiya yüzde 63 petrol ve yüzde 100 gaz, Bulgaristan 87 petrol 90 gaz, Macaristan 87 petrol 65 gaz, yeterli örneklerdir.
Büyük Avrupa devletlerine gelince: Almanya yüzde 32 petrol 39 gaz, Fransa 12 petrol 16 gaz, İtalya 17 petrol 27 gaz, İspanya 20 petrol (gaz almıyor). İngiltere iyi durumda: Petrolünün ancak yüzde 12''sini Rusya''dan alıyor, hiç gaz ithal etmiyor.
Türkiye''ye gelince: Petrolümüzün yüzde 26''sını ve doğalgazımızın yüzde 63.5''ini Rusya''dan alıyoruz. Bilhassa doğalgazda bağımlı durumdayız. Karadeniz-Samsun-Ceyhan petrol boru hattı ise çok lehimize olacak. Rus petrolünü artık Boğazlar''dan değil, Anadolu''da toprak altından geçirip Akdeniz''de dünyaya ihraç edeceğiz.
Boğazlar''daki petrol trafiğinin -belki mübalağadır- yarı yarıya azalacağı beyan edildi ki bu, İstanbul''un selâmeti için yarı yarıya kurtuluş demektir. Hedef, İstanbul Boğazı''ndan asla tanker geçmemesidir. Ancak bunu, daha güçlü bir Türkiye sağlayabilir.
Daha güçlü Türkiye''nin bir şartı AB standartlarında demokrasi, diğer şartı nükleer enerjiye sahip olmaktır. Hafta içinde bir yazımda bu konuya değineceğim...
Demokratik açılım
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün Bitlis ziyareti şahane geçti. Doğrusu çok güzel şeyler söyledi. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan''ın grup konuşması da hitâbet san''atının parlak örneği idi. Samimi olduğu derecede gerçekçi, bir o kadar duygusaldı.
Her ikisi de Türkiye''de Türk devletinin Türk birliğini candan savundular. Her kökenden Türk''ü zerre kadar ayırt etmeden sevdiklerini, düşündüklerini açıkladılar. Millî geleneklerimiz de bunu gerektirir.
Hangi ırk ve anadili, hangi etnik zümre kökeninden gelirse gelsin insanlar, Fransa''da Fransız, İngiltere''de İngiliz, Almanya''da Alman olduğu gibi Türkiye''de de Türk''tür. Türk denir. Fransalı, İngiltereli kelimeleri gibi Türkiyeli diye bir kelime de yoktur.
Türk kelimesini ırk anlamında kullanmayız. Hangi kökenden gelirse gelsin, milletimizin her mensubu Türk''tür. Sayılamayacak kadar çok ünlü Türk, Türk aslından gelmez. Öyle bir liste verebilirim ki, sevgili okuyucularım hayret ederler. Bu kökenleri tarihçiler bilir. Bugünkü İngiltere kraliçesinin ve Belçika kralının Alman, İsveç ve İspanya krallarının Fransız aslından geldiklerini yazsam, ne mana ifade eder ki? İngilizlik''lerine, İsveçlilik''lerine zerre kadar halel mi gelir?
Ana dilleri Türkçe olmayan milyonlarca vatandaşımız vardır. Hepsinin ana dillerini, mahallî kültürlerini korumak, saklamak, geliştirmek, yaşatmak haklarıdır. Millî zenginliklerimizdir. Türk kültürü, hepsinin toplamı ile oluşur, mahallî olmaktan çıkar, dünyanın büyük kültürlerinden birini oluşturur. Resmî dil Türkçe''dir ve Türkçe zorunlu eğitim dilidir. Diğer diller için özel kuruluşlar ve her çeşit medya serbesttir. Üniversitelerimizdeki bu diller için kürsüler, hattâ enstitüler açılır.
Orijinal projelere lüzum yoktur. Avrupa Birliği standartları bizim için de geçerlidir. Uygulamaları çok geciktirdiğimiz için kusurumuz vardır. Telâfi ederiz. Türkiye ve Türk milleti parçalanmaz, ayrıştırılamaz, daha güçlenir, çağdaş uygarlık düzeyine daha yaklaşırız. Bizi coğrafya ve toplum olarak parçalara ayırmak teşebbüsü varsa, bunu hiçbir devlet kabûl etmez. Zaten uygulanması mümkün değildir. Kuru gürültüye pabuç bırakmak ihtimalimiz hiç yoktur. Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın açıklamalarını dinleyelim. Ben güzel şeyler söylediklerine ve söyleyeceklerine eminim.
Açılım açıklanmalı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Açılım''ın bir vakit önce açılması gerekiyor. Hükûmet, projesini açıklamalı. Zira ortada olmayan bir proje üzerinde her türlü spekülasyon yapılıyor. Muhalefet partilerimiz aşırı şeyler söylüyorlar. Millet birbirine girecek. Gazeteniz Türkiye''nin dünkü orta sayfasında, MİT müsteşarı Emre Taner''e atfen, devletin Kürt projesinin uygulanmasında alacağı tedbirlerden bazıları sıralanmış. Doğru ise, ben bir sakınca görmedim. Uygulamada Amerika ile iş birliği de öngörülüyor. Zira PKK çeteleri Kuzey Irak''ta ve bu bölge Amerika kontrolündedir. Zaten bir müddetten beri yeni ABD Büyükelçisi, Diyarbakır''da falan dolaşıp Türkçe ve Kürtçe konuşmaya çalışarak bir şeyler yapmaya girişmişti. Kürt açılımında müttefikimiz ABD ile birlikte hareket etmemiz eleştirilemez. Zira sorun, çoktan sınırlarımızın dışına taşmıştır.
Kürt açılımı (veya demokratik açılım), kendilerine Kürt diyen vatandaşlarımıza, AB standartlarının uygulanmasıdır. Ancak PKK, ayrı bir sorun oluşturuyor. Bir de Amerika, kendilerine Kürdistan (hattâ Güney Kürdistan) diyen Kuzey Irak otonomisi ile sıkı ilişkimiz olsun istiyor. Bununla yetinmiyor, açık söylemiyor ama, gerekirse bu otonomiyi, ABD askeri çekildikten sonra, Irak Arapları''na karşı korumamızı arzu ediyor. Türkiye, Irak''ın bütünlüğünü savunuyor. Kuzeydeki otonom bölgenin ayrıcalıklarını tanıyor. Bununla kalmıyor, bölgenin bayındırlığı için çalışıyor. Bu suretle Güneydoğu halkımıza iş alanları açılıyor. Dışişleri Bakanı Prof. Davutoğlu, Bağdad''a, ilişkilerimizde âzamî kolaylığı vaad etti (daha fazla su vermemiz süper vaadi gibi). Bizim Kürtlerimiz, Türk milletinin parçasıdır. İçlerinde AB standartlarını beğenmeyip fazlasını isteyenler vardır ki, isteklerinin sonu gelmeyeceği şimdiden bellidir. Bunların bağırıp çağırmasını, romantik taleplerini, soğukkanlılıkla izlemeliyiz. GAP bitirilip AB üyesi olmamızdan sonra, dinleyicileri çok azalacaktır.
Yılbaşından önce
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan, demokratik açılımın 2010''dan önce yapılacağını söyledi. 4.5 ay kaldı. Bugünki tansiyonla zaten millî bünyemiz daha fazla dayanmaz. Tatsızlık olur, asabiyet artar, kavga çıkar.
Demokratik açılımları zamanında yapsa, çağdaş uygarlık düzeyi olan gerçek demokrasiye geçse idik, tansiyon bu derecede yükselmezdi. Ancak müfrit, gerçekleşmesi asla mümkün bulunmayan talepler, ideal bir demokrasi içinde bile başımızı ağrıtabilirdi. Bu çeşit taleplerin demokrasiyi bozacağı da âşikârdır.
Sayın Başbakan''ın vaadine güveniyoruz. Ergenekon, 2010''a kadar tamamlanamayacağına göre, bir de açılım meşgalesi ile yeni yıla girmeyelim.
Tabiatıyle demokratikleşme, rahatlıkla 2010''a sarkar. Kısa vadede yapılamayacak işler vardır. Ama çerçeve çizilir. Önümüz görünür. Öcalan''a gelince, hapisten kurtulmasından başka hiçbir reformu benimsemiyecektir. Hapisten çıkıncaya kadar, Kürtçü parti, teşekkül, çete ve kişilerin yakasından düşmesi muhtemel değildir.
Türk milletinin parçası olan Kürtler''in demokratik haklara kavuşmasını hedef alıp, kendisinin hayat boyu İmralı''da kalmasının umurunda bile olmadığını söylese, millî barışın kolaylaşacağını kavrıyacak çizgide değildir.
Sayın Başbakan''ın hemen, kısa, orta, uzunca, uzun vadelerde hangi reformları düşündüğünü açıklaması, Yüce Meclis''e sırasıyle sunması gerekiyor. Hiçbir teklifin yüzde yüz kabulü beklenemez. Demokrasilerde bu mümkün değil. Ancak Türkiye''de rejimin reforma muhtaç bulunduğu gerçeği ortadadır. Millî bünyenin kaldıramayacağı, zarara uğrayacağı değişimler zaten yapılamaz.
Açılım ve Amerika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye, demokratik açılımın safhalarını ve sonuçlarını, merakla bekliyor. Türkiye''nin dışında da aynı merakın mevcudiyetine eminiz. Türkler ne yapıyor, ne yapacak? diye her zaman bizi dikkatle izlemişlerdir. ABD, AB, Araplar, Balkanlar, Kafkasya, Rusya, İran, hepsi...
Kürtler''le millî barış, hiç de olağan dışı bir şey değil. Asıl 1000 yıl iç içe yaşamış iki toplumun kavgası olağan dışı... Ama dış ülkeler Kürtler''e, Türkler''den ayrılın mikrobunu aşıladılar. Kürtler''in bir kısmına da bu teklif çekici geldi.
Bu işi bir zamandır PKK üstlendi. Dişlerine kadar silâhlandı ve Kürtler''i korkutarak ilerledi. Belirli devletler tarafından ortaya çıkarıldı ve desteklendi. Destek devam ediyor.
Amerika bile PKK''yı ortadan kaldırmak için bir şey yapmadı. Şimdiki Washington politikası, Pe Ka Ka''yı silâhtan tecrîd etmektir. Zira Irak''tan askerini çekmek, daha doğrusu belirli üslerde toparlanmak üzeredir.
PKK, Türkiye ile müzakere ederim havası ile İmralı''yı boşaltmak için direnirse, biz gene Kürt vatandaşlarımız için Avrupa Birliği kriterleri neyi gerektiriyorsa onları yaparız. Ancak Pe Ka Ka ile savaş, şiddetlenir. Amerika bunu istemiyor.
(Türk ordusu, Pe Ka Ka ile savaşıp Kürtler''i karşısına almasın da, Kuzey Irak''taki Kürt otonomisine göz kulak olsun, askerimiz çekilince Araplar Kürtler''in üzerine çullanmasın) planını yürütmek istiyor. Araplar -zayıf ihtimal- kendilerine gelir de Kürtler''e çullanırsa Türkiye ne yapacak? Araplar''la savaşacak mı? Eminim Amerika''nın bu konuda da A, B, Y, Z planları vardır. Proje üreten fütürologlarına boşuna mı milyarlarca dolar ödüyor?
Asya açılımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ağustos başında Kore asıllı iki Amerikalı (ABD) gazeteci, gizlice Kuzey Kore Halk Cumhuriyeti''ne girdi. Güney Kore refahının tam zıddı bir yoksulluk ve sefalet içinde yaşayan ülkenin fotoğraflarını çekerken yakayı ele verdiler. Tutuklandılar. Mahkûm olup hapsi boyladılar.
Başkan Obama, selefinin selefi ünlü başkan Bill Clinton''dan rica etti. Büyük karizma sahibi Clinton''ın eşi Hillary Clinton, malûm ABD Dışişleri Bakanıdır. Clinton, Amerika''nın hiçbir ilişkisi bulunmayan ve (1 numaralı haydut devlet) ilân ettiği Kuzey Kore''ye gitti. 15 yıldır babasının yerine diktatör olan Kim Jong II ile görüştü. İki Amerikalı gazeteciyi kurtarıp Amerika''ya döndü. Dünya medyasında büyük yankı yaptı. Geçen hafta benzeri bir olay sahnelenince, doğrusu -komplo teorilerinden uzak kalmaya özen gösterdiğim halde- dikkatimi çekti. Bir Amerikalı gazeteci, nasıl oldu ise, Myanmar''a girip tutuklandı. 100 ABD senatörünün en saygınlarından biri soluğu, pagodalarının ihtişamı ile ünlü Rangun''da almasın mı? Eski adları Birmanya ve Burma olan Myanmar bağımsızlıktan bu yana askerî solcu diktatörlüktür. Senatör, diktatörlüğünün 18. yılında bulunan 76 yaşındaki Than Shwe ile görüşüp gazetecisini kurtarmasın mı? Üç meslektaşımız, böylesine iki ülkenin hapishanelerinde çürümekten kurtuldu diye bize sevinmek düşer. Tabiatiyle biz de sevindik. Ama aynı piyesi kısa ara ile iki defa seyrettik duygusuna kapıldık. İster misiniz, önümüzdeki günlerde bir Amerikan gazeteci de İran''da tutuklansın da, Sayın Obama, kurtarmak için Ahmedinecâd''a gitsin. Ancak İran cumhurbaşkanı, yetkisizlik beyan edebilir. Hamaney''in yakasını öpmesi şartını getirebilir. Amerika''nın Asya''da zorluklarla karşılaştığı malûm. En hasmı devletlerle arasını düzeltmek istediği düşünülebilir. Ama sakın Amerika Asya''dan vazgeçiyor diye sevinmeyiniz. Bana göre Amerika, Asya''da derinlemesine keşif hareketinde. Yeni bir Asya projesinin hazırlığı içinde. Projenin içinde mutlaka biz de varız. Türkiyesiz olmaz...
Tek çözüm demokrasi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Demokratik açılım, Avrupa Birliği kriterleri istikametinde demokrasimize uyum sağlamayı hedefliyor. Kürt açılımı da denmesi muhalefeti tereddüde düşürdü. Kürt hakları, AB demokrasi düzeni içinde saklıdır. Bu hakları yerine getireceğiz.
Brüksel''in bazı çifte standartları, reformları yerine getirmek hevesimizi kırdı. Ancak, Yunanistan''la birlikte AB üyesi olmayı becerememek hatasını irtikâb eden Türkiye, dış politika hatalarının vahîm sonuçlarını bilmiyor muydu? Ama (yoksula kolera, zengine köprü), (onlar ortak, biz pazar) şeklinde komünist hezeyanların tuzağı içindeydik. Yugoslavya ve İran rejimlerini incelemek utancını yaşıyorduk.
Demokratik ve ekonomik yükselmemizi tehlikeli şekilde geciktiren AB beceriksizliğimizin cezasını çektik. Son yıllarda AB''yi ikinci plana attığımız eleştirisi de genelleşmiştir.
Demokratik açılım dediğimiz bu AB reformları yapılsın, Türk milletinin anadili Türkçe olmayanları, beğenmez, yeterli bulmaz, başkaca haklar isterlerse, müzakere edilir, milletin ve devletin menfaati ne ise onu yapmak, Yüce Meclis''imizin görev ve yetkisindedir.
Mesele bu derecede yalın ve basittir. Karmaşık duruma getiren faktör, PKK terörü ile Güneydoğu sorunlarını karıştırmamızdır. Güneydoğu sorunlarının büyük kısmını PKK oluşturduğu için, gene ayni yolla çözümlemek düşünülmüştür. Ama PKK ile yol haritası üzerinde müzakere açılmayacağı âşikârdır.
Güneydoğu sorunları dedim, Kürt Sorunları yerine tercih ettim. Zira İstanbul''da, Ankara''da, Ege ve Akdeniz sahillerinde dolar milyarderi, bakan, milletvekili, sanatçı ve her şey olan Kürt asıllı vatandaşlarımız, hallerinden memnundurlar. Yıllardan beri beraberiz. Kökenleri sebebiyle ayırımcılığa maruz kaldıkları şikâyetini hiç duymadım.
Açılım açılıyor
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Makalemiz, dünkü önemli Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sona ermeden kaleme alındı. Sona erseydi bile, konuşmalar gizlidir. Zira bu tip toplantılar bütün devletlerde mahremdir. İfşası yasaktır. Birçok devlette asker toplantılarında bildiri yayınlanmaz. Millî Güvenlik Kurulu, sonuç bildirileri yayınlıyor. Ancak yetersiz ve kısa oluyor. Demokratik Açılım, Kürt sorununu ve PKK bahsini de içerdiği için, devlet meselesidir. Şüphesiz uygulama sorumluluğu hükûmetin ve kişi bazında ifade gerekirse başbakanındır. Başkanlık ve yarı başkanlık olmayan bütün demokrasilerde, cumhuriyet veya monarşi olsun değişmez, sorumlu kişi başbakandır.
Ancak önemli reformlar ve muâhedeler, yasamayı da gerektirdiği için, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin temsil ettiği millî iradeye sunulur. Kürt sorununu da içeren demokratik açılım reformlarının, Yüce Meclis''e geleceği açıktır. Muhalefetin karşı çıkması demokrasi gereğidir. Rejime dair konulara hiç değilse ana muhalefetin katılması, demokrasinin gayri mektûb (yazılı olmayan), fakat mutlak kurallarından biridir. Bununla beraber açılım, demokratik ve Avrupa Birliği paralelindedir. Rejim değiştirmek çizgisinde bulunmadığı gibi, rejimi güçlü kılmak yönündedir. Haftayı, Kürt meselesini de içeren AB yönünde demokrasiye açılım gayretlerinin kitle temsilcilerinin desteğine sunulması ile kapatıyoruz. Bu destek, önemli bulunmakla beraber, fikir bazındadır. Hükûmet, temayülleri saptar. Gerçek destek, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin tekelindedir. Pe Ka Ka''ya gelince, sosyal, diplomatik çeşitli yönleri olmakla beraber, konu geniş ölçüde asker ağırlıklıdır.
Reforma açılmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Ağustos, 2009
Demokratik Açılım, her vatandaşa lâzımdır. Zengin yoksul, şu veya bu meslekten, şu veya bu kökenden fark etmez, hepimize lazımdır. Eksiğimizi tamamlayıp gediğimizi kapatarak yenileneceğiz. Avrupa Birliği ölçütleri düzeyine gelip çağdaş uygarlık düzeyine teğet geçeceğiz. Kısa zaman içinde de tamamen bu düzeyin içine girip Sultan Mahmud''un, Atatürk''ün ruhunu şâd edeceğiz. Kapital yanlışlar yapmazsak...
Milletimize, insanca yaşamanın bütün imkânlarını açacağız. Milliyetçi Hareket Partisi dahil hiçbir partinin, birkaç eksantrik teşekkül ve kişi dışında hiç kimsenin, hiçbir yargı organının karşı çıkmayacağı bu reformları ne kadar hızla gerçekleştirir, hayata geçirirsek, tarihî gecikme ayıbımızı o derecede telâfi ederiz.
Terörle mücadele, Pe Ka Ka, ayrı bahistir. Bu örgütler, Türkiye çağa uyum sağladı diye eylemlerinden vaz geçmezler. Farz-ı muhâl ne verseniz, dahasını isterler.
Zaten PKK ile müzakere gibi kapital bir rejim hatasına düşmeyeceğiz. Terörün sona ermesi şartlarını meşru organlarımız hazırlayıp uygulayacaktır. Azimliyiz, bunu yapacağız. Terör bir ölçüde sürecektir ama, artık asgariye iner.
Türkiye Devleti''nin kurucusu ve sahibi olan Türk milletini yok şu yok bu kökenden geliyor şeklinde ayrıştırırp bölerek ırkçılığa prim vermek, ülkemizi çağımızdan koparır, gerilere götürür, bir taraflara fırlatıp atar.
Bu milletle dalga geçmek hiçbir gücün haddi değildir. Halkımız, soğukkanlılık ve sağduyu ile hükûmetin ve Yüce Meclis''in çalışmalarını izleyecek, kararlarını görecektir. Partiler üstü bir millî konudur. Rejimi daha sağlıklı duruma getirecektir. Başarı iktidar partisine yeni ufuklar açar, yapılacak her hata ise muhalif partilere şu veya bu oranda oy kazandırır.
.Açılıma doğru
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Hükûmetin demokratik açılımı açması gittikçe artan bir merakla bekleniyor. Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi, açılımı görmeden fikir bildirmek istemiyor. İkinci muhalefet Milliyetçi Hareket Partisi ise, açılımın kesinlikle rejime zarar vereceği ve Türk''ün haklarını ihlâl edeceği fikrinde direniyor. Karşı çıkmak için programı görmeye hâcet olmadığını ileri sürüyor.
Demokratik reformun, Avrupa Birliği uyum yasalarını tamamlamak suretiyle demokrasimizi Batı düzeyine çıkarması bekleniyor. Aynı zamanda iç barışı sağlayacak ve terörü asgarîye indirecek tedbirler getirmesi gerekiyor.
Hükûmet bu esaslar dahilinde güzel bir program açıklar, Yüce Meclis''ten geçirerek hızla uygularsa, olumlu sonuçlar alabilecek ve başarı kazanacaktır. Böyle bir başarı, Adalet ve Kalkınma Partisi oylarını arttırır.
Bir aksaklık vuku bulursa, (ben demiştim) diyecek MHP''nin oyu artacak, belki CHP''yi geçecektir (CHP yüzde 10 barajına takılarak, tıpkı MHP gibi bir dönem Meclis dışında kalmıştı).
Abdullah Öcalan, beklendiği gibi, tamamen mantık dışı fikir ve teklifler açıkladı. DTP, hâlâ bu dengesizlikleri söyleyip yazabilen bir kişinin emirlerini savunmakta direnirse, devre dışı kalacaktır. Hükûmetin, karar vereceği yönde reformlar yapmaktan vazgeçmesi ise bahis konusu değildir.
Barışın savaştan ve kavgadan zor olduğunun örnekleri geçmişte pek çoktur. Ama Türkiye Devleti''ni kuran irade, barışı gerçekleştirebilecek kudrettedir. Yeter ki çağdaş uygarlığa inancımızı yitirmeyelim. Herkes bilmelidir ki, muhtaç bulunduğumuz düzenlemeler -ki reform diyoruz- ya yapılacaktır, ya yapılacaktır. Kıvırtmalarla o kadar vakit kaybettik ki...
30 Ağustos mesajı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın İlker Başbuğ, 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajını bu yıl erken verdi. Hükûmetin açılımı açıklamasından önce davranarak Silâhlı Kuvvetler''in görüşünü bildirdi. İki partinin birbirlerini vatan hainliği (Osm. ihânet-i vataniyye) ile ithamı çizgisine gelmeleri, birçok konuda âciliyeti zorunlu kılıyor.
Sayın Başbakan''ın Yüce Meclis''e sunacağı demokratik açılım projesinde aynı duyarlılığı göstereceğinden zaten emindik. Ne terör örgütü ile müzakere, ne ırkçılığı vurgulayan değişiklikler bahis konusu olamazdı.
Avrupa Birliği devletlerindeki bütün benzeri hakların Türkiye''de de uygulanacağı muhakkaktır. Ayrıca Güneydoğu''nun her alanda kalkınması gerçekleştirilecektir.
Ancak herhangi bir topluma, ırkçı ayrıcalıklar verilmeyecektir. Irk anlamında kullanılmadığı âşikâr bulunan (Türk Milleti) yerine (Türkiye vatandaşı) yahut (Türkiyeli) değişimi gibi mantık ve ilim dışı değişiklikler yapılmayacaktır.
Türkçe, milliyetler toplumu olan Osmanlı Türkiyesi''nde bile tek zorunlu devlet ve eğitim dili idi. Türkiye Cumhuriyeti de, her vatandaşına Türkçe öğretmekle yükümlüdür, öğretmemişse kusurludur. Ama hiçbir yerel dilin öğrenilmesine, basın, yayın, gazete, dergi, kitap, radyo, konser, konferans, sinema, tiyatro, TV gibi bütün medyatik alanlarda serbestçe kullanılmasına engel konulmayacaktır.
Bu uygulamalar, değerli bir açılımdır. Çağdaş uygarlığa atılmış ciddi, önemli adımlar olacaktır. Kadri bilinmelidir. Daha fazlasını, hattâ bağımsızlığa kadar isteyen mahallî politikacılar, eksantrik aydınlar bulunabilir. Bu fikirlerin yasama meclislerinde temsili de demokrasi gereğidir. Demokrasi, karşıt fikirlere sinirlenmemek rejimidir. Türkiye''de her vatandaş Türk Milleti''nin ferdidir ve hiçbiri şu veya bu sebeple ayrıcalıklı olamaz, olmamıştır, olmayacaktır.
Edward Kennedy
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Edward Kennedy dün 77 yaşında öldü. İki ağabeyi 20. yüzyıl ABD -hattâ dünya- tarihinin en seçkin devlet adamı ve politikacılarından çok büyük şöhretler olduğu için, 1962''den bu yana kesiksiz senatördü. 30 yaşından 77 yaşında ölünceye kadar 47 yıl Massachusetts''den ABD federal senatörü olarak rekor kırdı (milletvekilliği için 25, senatörlük için 30 yaş gerekiyor). 8 defa üst üste seçildi. ABD Senatosu''nun 100 üyesi içinde yer aldı. En genç olarak girdiği Senato''dan en yaşlı üye olarak ölümle ayrıldı. 1 yıldan beri felçli idi. Zengindi. ABD tarihine kazılmış bir soyadı taşıyordu. Başkaca bir üstünlüğü yoktu. Üstelik sıkı Protestan olan Massachusetts gibi Birleşik Amerika''nın en gelişmiş, en Batı Avrupa kültürüne adapte olmuş eyaletinde Kennedy''nin Katolikliği ve İrlanda kökeni yadırganmadı.
Baba Joseph Patrick Kennedy, çok zengin bir iş adamı idi. Dostu Başkan Roosevelt onu 1937''de en önemli büyükelçilik olan Londra''ya atadı. Bu görevde 1941''e kadar, sıkı ABD çıkarlarını savunup Churchill''in nefretini kazandı. Büyük oğlu John Kennedy (1917-1963), 25 yaşında ilk kitabını yayınladı. 30 yaşında milletvekili olarak Washington''a gitti. 5 yıl sonra (1952) senatörlüğe geçti. Pulitzer Ödülü aldı (1957). Cumhuriyetçi Nixon''ı en az farkla geçen Demokrat Kennedy, başkan seçildi (68 milyon oy içinde sadece 119.450 oy farkı, Kennedy yüzde 49.7 ve Nixon yüzde 49.5). Başkan iken öldürülen 4. ABD devlet başkanıdır. Kimin tarafından, nasıl ve niçin öldürüldüğü hâlâ tartışılıyor. Protestan olmayan tek Katolik ABD başkanıdır.
Ağabeyinden bile yetenekli olduğu söylenen Robert Kennedy ise 1968''de başkan seçilmesinin arefesinde -ağabeyi gibi tüfek değil- tabanca kurşunu ile öldürüldü. Onun da kaatili karanlıkta kaldı. Diğer bir kardeş Joseph, Cihan Savaşı''nda uçak kazasında ölmüştü. Küçük Kennedy, son başkanlık seçiminde Hillary Clinton''ı değil, Barack Obama''yı destekledi. 9 kardeşin en küçüğü idi. 20. asırda adı en çok geçen kadın olan Marilyn Monroe''yu öldürdüğü kanıtlanamadı. Azılı Türk düşmanı idi. Ermenileri çok sever, Rumlara bayılır, yerli yersiz Türkiye''ye sataşarak onların oylarını güvenceye alırdı...
Açılımda son durum
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Güneydoğu ağırlıklı demokratik açılımın ana çizgileri ve ilk uygulamaları aşağı yukarı belirdi. Hiç değilse konuya âşinâ bulunanlar için böyle. Bununla beraber bu gibi reformların her adımında sürprizler beklenebileceğini, reform tarihçileri bilirler.
Zafer Bayramımızın 87. yıl dönümüne ümitle giriyoruz. ABD ve Avrupa Birliği, Kürtler''e sempati ile bakıyor. Ama Kürt taleplerinin Türkiye''yi sıkıntıya sokmaması için özen gösteriyor. Esen havayı koklamakta çok tecrübeli olan Irak''ın Kürt cumhurbaşkanı kadîm dostumuz Talabani bile, PKK''ya terörden vazgeçmesi öğüdünü verdi.
Avrupa Birliği dönem başkanı İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt (Karl Bilt), İstanbul''da idi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ''un Zafer Bayramı mesajında söylediklerinin AB görüşü ile çelişmediğini beyan etti. Önemli vurgulamadır. AB için Türkiye''nin bütünlüğü ve istikrârı önemlidir, açılım bu ilkelere uymalıdır dedi. Türkiye''ye değil Kürtler''e hitab ettiği açıktır. Aynı zamanda Fransa gibi Kürtler''e olmayacak hayaller telkininde bulunan Avrupalılar''a uyarıdır.
AB''nin akıllı, tarih şuuruna ve devlet tecrübesine erişmiş dönem başkanı, Avrupa''nın PKK için yargı yetkimize karışmayacağını, görüş bile bildirmeyeceğini söyledi. Her Avrupa devletinin kendi bünyesine göre üniter devlet yapısını bozmadan farklı diller konuşan vatandaşlarına kültürel haklar verdiğini vurguladı. Bizim bu sütunda yıllar boyu yazdığımızın tıpkısının aynısıdır.
Zira hem halkımız, hem bürokrasimiz, statükoyu savunur. Reformlara, yenileşmeye, değişime karşıdır, dirençlidir. Nefret eder, yapılmaması için insan bile harcar diyebilirim. Tarihimizde o kadar feci misali var ki... Maalesef...
Ama nasıl 1856 Paris Anlaşması, 1945 Birleşmiş Milletler, 1952 NATO şartlarına adapte olmuşsak, AB kriterleri budur diyerek, mütereddit veya karşı vatandaşlarımızı ikna etmek, çok daha kolaydır. Sultan Mahmud ve Atatürk metodları ile reform yapmak bu yüzyılda mümkün olmadığına göre...
87. YIL
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
31 Ağustos, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Büyük Zafer''in 87. yıl dönümü, her seneden daha muhteşem kutlandı. Silâhlı kuvvetlerimizin her beldemizde geçit resimleri, gösterileri, göz kamaştırdı. Hiçbir gücün ayrıştıramayacağı millî birliğimiz vurgulandı. Milletimize ve şanlı ordumuza kutlu olsun...
Büyük Zafer''in başkomutanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa Atatürk, minnet ve sevgiyle anıldı. Taarruzun planlarını hazırlayan erkân-ı harbiyye-i umûmiyye reisi (genel kurmay başkanı) Orgeneral Fevzi Çakmak Paşa''ya Türkiye Büyük Millet Meclisi, Zafer''den hemen sonra müşîr (mareşal) rütbesi verdi. Meclisimiz, Atatürk ve Çakmak''tan başka hiçbir generalimize 1922''den sonra mareşal rütbesi tevcih etmedi. Bu rütbe bugün demokrasilerde savaş hâli dışında pek kullanılmıyor. ABD''de 1945''ten sonra hiçbir orgeneral ve oramirale -mareşallik demek olan- 5. yıldızı vermemiştir.
Büyük Zafer, Balkan ve Cihan Savaşları''ndan mağlûp çıkan, mütâreke uyarınca silahlarına el konulan, tersanelerine girilen, donanması alınan bir millet tarafından kazanıldı. İstanbul, Edirne, Bursa, İzmir gibi en önemli beldeleri işgal edilmiş bir ülke için yapıldı. Anadolu yanmış yakılmış, büyük nüfus yitirmiş, okulları bile kapatılmış bir durumda idi.
Kurtuluş Savaşımız''da şehitler içinde Yemen, Libya, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kafkasya ve buna benzer henüz bizden ayrılmış imparatorluk ülkelerimizde doğan Türkler de vardı. Türk ordusunda, Türkiye için, Türk olarak savaşıp Anadolu topraklarında şehit düştüler.
Büyük Zafer''den 10 gün sonra 9 Eylülde İzmir''de idik. Millî And''ı = Mîsâk-ı Millî''yi yüzde 90''ın üzerinde gerçekleştirdik. Millî irademizi temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin mutlak yetkisinde, 1074''te kurduğumuz ölümsüz devletimizi cumhuriyet rejimi ile yeniledik.
Sakarlık yapmazsak, çağdaş uygarlık düzeyine erişmiş bahtiyar ve müreffeh bir Türkiye''ye az kaldı...
Afganistan sorunu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Azîz dostum Rahim Er''e Türkiye gazetesine hoş geldiniz diyorum. Çok büyük geçmiş olsun. Bir daha Entelektüel Boyut''suz kalmayalım. *** Birleşik Amerika''nın Irak politikası az çok belli oldu. Afganistan''daki politikasını ise düzenlemeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı seçimlerinin sonuçlanmasını bekliyor. Seçimler yapılalı epey oldu, oylar hâlâ sayılamadı. Karzâî''nin tekrar kazanması bekleniyor. Afganistan''da NATO''nun savaştığı Tâlibân, seçimlere katılmadıktan başka, tethiş yolu ile boykota çalıştı. Bu sebeple seçmenlerin ancak yarısı oy kullanabildi. Amerika, Afganistan''ı işgal eden Rus kuvvetleri ile gerilla savaşı yapması için vaktiyle Pakistan''da oluşturduğu Tâlibân ile şimdi geniş çapta ve Pakistan''la müttefikan harb ediyor. Muntazam savaş olmadığı için sonuç alamıyor. Afganlar''ın yarısı Afganistan''da, diğer yarısı Pakistan''da yaşar. Afganistan''da Afganca konuşan Afgan nüfusu yüzde 40 civarındadır. Yüzde 25 Farsça konuşan Tâcik, bir o kadar Özbek ve Türkmen lehçeleri ile konuşan Türk vardır. Yüzde 99 Müslüman; çoğunluğu Sünnî-Hanefî''dir. Yüzde 10 kadar Şîî olduğu tahmin ediliyor. Türkler kuzeyde Güney Türkistan (Türkistan-ı Cenûbî) veya Bend-i Türkistân denen kalın şeritte yaşarlar. Mevlânâ buradan kalkıp Konya''ya gelmiştir. Afganistan uzun yüzyıllar Türk devletlerinin yönetiminde kalmıştır.
Afganistan''da, Kâbil''de düzeni sağlayan ve son derece başarılı fonksiyon ifa eden birliğimiz var. Amerika''nın ısrarı üzerine bu kuvvetimizi ikiye katlamamız bahis konusu. Fakat -meselâ İngiliz askeri gibi- muhârib (savaşan) askerimiz olmayacak. Müslümanlar hakkında kıt, hattâ yanlış bilgileri olan eski Danimarka başbakanı hâlen NATO genel sekreteri Rasmussen, Ankara''da idi. Başbakanımız iftara oturtup dinimiz hakkında kendisine muhtasar müfîd bilgi vermek külfetine bile katlandı. Rasmussen, NATO''nun Afganistan''daki politikasında tökezlememeye çalışacak. Allah''tan NATO''nun patronu genel sekreter değil, Brüksel''de oturan Amerikalı orgeneral başkomutandır.
Kaz Dağı''nı yakmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Zafer bayramımız, demokrasi açılımımız derken, Kaz Dağı yangınını pas mı geçtik? Kaz Dağı yöresi, Edremit Körfezi kuzeyinde, Türkiye''nin en letafetli, en şirin, en canlı, en karakteristik yörelerinden biridir. Kazdağlı Sâlih Paşa, 16. asrın en büyük çapta dehâ sahibi amirallerindendir. Daha çok Sâlih Reis diye tarihe geçmiştir. Preveze''de kanat amirali idi. Çok yakını ve üstâdı Barbaros''tan sonraki Cezâyir bahriye eyaletimizin (Fr. province maritime) beylerbeyilerinden bir oramiraldir. Büyük Sahrâ seferleri, Afrika''yı keşif coğrafyasına geçmiştir.
Bu çapta adamlar da yetiştiren Kaz Dağı, Türkiye''nin nefes aldığı yörelerden biri. Türkiye''nin nefesini kesmek isteyenlerin nefeslerini kesmek şarttır. Bu gibi yerlere daha çok beton otel dikicileri musallat olur.
Kaz Dağı''mıza ise madenciler geldi. Maden arayıp işletmeye elbette itirazımız olmaz, teşvik ederiz. Ama Kaz Dağı ormanlarını yakıp maden aramak Türk medeniyetine ve estetiğine taarruzdur. Böyle barbarlığı pas geçemeyiz. Yangının şu veya bu maksatla sûikasd olması ihtimali yüzde doksandır.
Türkiye''yi yakan iç ve dış düşmanlarımız haydutlara karşı, hukuk sistemimiz yetersiz ne kelime, âcizdir. Her zaman öyle idi. İş, köylümüze odun sağlayalım, sonra tarlasını açalım yanlışı ile başladı. Türkiye''de yeşilin, tabiatın, bitki örtüsünün, hayvan çeşidinin muhafazasının betonlaşmadan önemli olduğunu kavrayamamak geri zekâlılığı bunu izledi. Vatandaşa yazlık yapıp satmak furyası eklendi. Sahillerimizdeki kumları kamyon kamyon taşıdık. Türkiye''deki toprak, sahil, arazi, arsa, tarihî yapı yağması, eşkıyalığa dönüştü. Şehirlerde
tarihî yapılar yakıldı, yıkıldı. Ormanlarımızda öldürmedik hayvan bırakmadık. Halkımızı tabanca ve tüfekten sonra, pompalılarla, hattâ kalaşnikoflarla silâhlandırdık. Nice cinayete zemin açtık.
Silâh edinmeye ve avcılığa çok kısıtlama getirmeliyiz. Orman yakmaya ömür boyu ceza yetmez, yakanın bütün varlığı elinden alınmalıdır. Yakılan tarihî binanın arsasına 75 yıl hiçbir inşaat yapılmamalıdır. Sahillerde inşaat yasaklanmalıdır. Denizi, toprağı, çevreyi atıklarla ve çöple kirletenlere ağır müeyyideler zaten AB kriterlerinin başlıcalarındandır. Çağdaş uygarlık düzeyinde yaşamak, hattâ gelecek yıllarda hayatta kalmak için kapsamlı reformlar yapmakta çok geç kaldık. Çok kaybettik. Halbuki demokratik açılımın olmazsa olmaz şartlarındandır. Çocuklarımızın dünyasını karartmaya, zindan etmeye hakkımız yok..
Ermeni açılımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kürt açılımı, Ermeni açılımı... Açıldıkça açılan bir Türkiye... Dünyaya açılan bir ülke, çağdaştır veya olmak üzeredir.
Ermeni açılımı elbette olumlu bir teşebbüs. Ama sonuca erişmesi çok zor. Şu sebeplerle: Vaktiyle Anadolu''yu kana buladıktan sonra İstanbul''a da musallat olan, terör örgütü iken şimdi siyasî partiye dönüşmüş Taşnaklar, İsviçre mutabakatımızı beğenmemiş. Her çıkarmaya âmâde bekliyor. Ermenistan''da iktidarın, kendi meclisini basıp milletvekillerini öldüren Taşnaklar''dan yakasını kurtarması gerekiyor. Yoksa Türkiye-Ermenistan açılımı, dünyada iyi karşılandı, ilgi uyandırdı.
Engel, Azerbaycan''la bozuşmamız tehlikesidir. İki Türk devletinin biribirine yan bakması çok kötü bir gelişme olur. Tarihimiz, Türk devletlerinin karşı karşıya gelip savaşmaları ile dolup taşar. Sonucu ortadadır: Hâlâ çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için çırpınan bir Türkiye. Ve vaktiyle imparatorluklar yönettiği halde bugün devlet ve ordu sahibi olmaya çalışan diğer Türk devletleri...
Sınırlarını açtırabilen ve Türkiye ile ilişkilere giren bir Ermenistan, petrol ve gaz zengini komşusu Azerbaycan''la ayni düzeyde imkânlara kavuşur. Ancak Taşnak ve Hınçak kafası, bunu almaz. Osmanlı Türkiyesi''nde -bakanlık dahil- her türlü itibara sahip, İstanbul kültürünün bir parçası olan Ermeniler''in kanına girerek, Avrupalılar''ın maşalığına, dolayısıyla belâya soyunan bir kafadır.
Demokratik açılım gibi Ermeni açılımı da muhalefet partilerimizde tam bir tepki ile karşılaştı. Millet kendilerine, elbette iktidara muhalefet etmek göreviniverdi. Ama dozu fazla kaçırdıkları fikrindeyim. Hemen hemen ikiye bölünmüş bir hâle gelmemiz, iki tarafa da zarar verir, Türkiye kaybeder.
Ermenistan ile normal ilişkiler istiyoruz. Ama Azerbaycan''ı kaybetmek pahasına olamaz. Bu çerçeve içinde Ermeni açılımına devam edelim. Her iki açılımda da başarı kazanan iktidar, Türkiye''ye ciddi katkıda bulunur. 2011''e rahat çıkar.
Avrupa''nın dengesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa''da yeni dengeler oluşuyor. Rusya, Avrupa Birliği''nin, ABD ile fazla yakınlaşmasından işkilleniyor. Çağdaş demokrasiler arasında bir yakınlaşmadır. Bilhassa İngiltere, dış politikasını Washington''a paralelleştirmiştir. Almanya''da Şansölye Merkel, Amerika''ya fazlaca sokulunca telâşlanan Fransa yarı başkanı Sarkozy de ABD karşıtlığından vazgeçti. Diğer Avrupa devletlerinin çoğu ise, Amerika''ya dosttur. Rusya''nın pençesinden kurtulanlar başta geliyor.
Amerika''nın Polonya ve Çek Cumhuriyeti''ne -İran''a karşı(?)- füzeler yerleştirmek istemesi, Rusya''yı çok sinirlendirdi. Hattâ İran''a karşı bu füzelerin Türkiye''ye yerleştirilmesini tavsiye ederek, Amerika''ya yol gösterdi!
Üstelik Amerika, Ukrayna ile Moldova''yı, henüz dışarıdaki Balkan ülkelerini, ve hattâ savaş suçlusu Sırbistan''ı NATO''ya, patronajı altına almak istiyor. Yetinmiyor, bunları Avrupa Birliği''ne üye kaydettirmek(?) arzusunu açığa vuruyor. Bu, Amerika''nın, NATO yolu ile, Karadeniz''in güney ve batısından sonra, kuzeyine ve doğusuna da girmek istediğini göstermesi bakımından Rusya''yı derinlemesine düşündürüyor. Hattâ Asya''ya uzanarak Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan''ı da NATO''ya ve AB''ye almak, ABD projelerine dahil bulunuyor.
Polonyasız bir Avrupa barışı kurulamaz. Bunun idrakinde bulunan Rusya ile Almanya, tarihteki ağır suçlarını unutturmak için şimdi Polonya''ya yaklaşmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Polonya, Alman ve Rus emperyalizminin kesişme bölgesinde yer aldığı için, zayıflaması, Almanya ile Rusya''yı -maazallah- burun buruna getirmek tehlikesini oluşturur.
Türkiye, geleneksel Polonya''ya dostluk siyasetinden zerre kadar ayrılmadı. Zaten şu anda, anlaşamayacağımız hiçbir devlet bulunmadığı ilkesini savunuyoruz. Hiçbir devletin rejimi bizi ilgilendirmiyor. Muammer Kaddâfî''nin, üsteğmen iken darbe yapıp monarşiyi yıkarak Libya''nın başına geçmesinin 40. yılı şenliklerine de en üst düzeyde katıldık. İspanya yönetiminde Katolikleşmekten kurtarıp üç buçuk asırdan fazla birlikte yaşadığımız Libya da, üç asır boyunca bağımsızlığını savunduğumuz Polonya da bizim dostumuzdur.
Türkiye, Avrupa dengesindeki yeni düzenlemelere mutlaka katılmalıdır.
Ermenistan açılımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ermenistan-Türkiye anlaşması gerçekleşebilirse, iki taraf da büyük kazanç sağlayacaktır. Bu husus kesindir, ancak hır çıkarmak isteyenler, bu gibi konulara âşinâ bulunmayanlar ve fanatikler itiraz ederler. Ama bahis konusu kazanç, Ermenistan ve Ermeniler için hayâtîdir. Türkiye ve Türkler için epey kazançtır, fakat hayâtî mahiyette değildir.
Türk-Ermeni anlaşması, Azerbaycan''ın menfaatinedir. Azerbaycan''ın azılı bir düşmandan kurtulmasına zemin oluşturacaktır. Üstelik sınırı kapatmamız, Ermenilere pek büyük zarar verdi ve vermektedir ama, işgal altındaki Âzerî topraklarının zerresini iâde ettiremedi.
İşgal altındaki Âzerî toprakları Reyon denen 7 ilçe ile Dağlık Karabağ''dan ibarettir. Dağlık Karabağ, Azerbaycan devletinin bir parçası olmakla beraber, otonom bir ilçe idi. ABD, Rusya ve AB''nin duyarsızlıkları ve Ermeniperestlikleri sebebiyle, Ermenileri uzun yıllar boyunca bu topraklardan uzaklaştırmak mümkün olmadı. 1000 yıldan beri bu topraklarda yaşayan 1 milyonun üzerinde Âzerî, kaçgun, bizim Türkçe''mizle kaçgın, yani zorunlu göçmen oldu, Azerbaycan''da sefil bir hayat yaşıyorlar.
Ermenilerin bu 7 ilçeyi Ermenilerle meskûn Ermenistan''ın bir parçası yapamayacaklarını artık anlamaları gerekir. Ermeniler zeki, çalışkan, san''ata yetenekli, fakat inatçı ve sâbit fikirli bir kavimdir. Vaktiyle Büyük Devletler''ce aldatılmıış ve kullanılmışlardır, bugün de durum pek değişmedi. 1915''te mukaatele''ye önce kendilerinin başladıklarını, sonra iki tarafın birbirini öldürdüğünü kabûl etmemekte direniyorlar. Ne yani?.. Karşılık vermeyecek miydik?
Şimdi bilhassa diaspora''nın (Ermenistan dışında yaşayan 5 milyon Ermeni''nin) bir kısmının (ADD''de 400 bin, Fransa''da 500 bin Ermeni''nin), tarihçilerin olayları çeşitli arşivlerde incelemelerinden ödleri kopuyor. Birçok ülkeyi iddialarına kandırdıkları için şımarmışlardır. İsviçre''de ABD aracılığı ile Türkiye-Ermenistan anlaşması açıklanınca, çirkin bir telâşa düştüler. Onlar da Türkiye''den büyük tazminat alabilecekleri hususunda kandırılmışlardır. Şimdi hayal kırıklığı başladı.
Ermenistan, Âzerî topraklarını nasıl boşaltır, yarın yazacağım.
Dağlık Karabağ sorunu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Sınır kapatmamız, Ermenileri Âzerî topraklarını geri vermeye zorlamadı. Bu defa sınır açarak teşebbüsümüzü sürdürmemizin zararlı olmadığı hususunda ise Azerbaycan''ı ikna etmenin müşkilâtı ortadadır.
Ermenistan''ın işgal ettiği 7 ilçeden 5''ini boşaltacağını ihsâs ettiği söyleniyor. Diğer 2 Âzerî ilçesini, Dağlık Karabağ ile irtibatlarını korumak için boşaltmak istemiyorlar. Böyle bir irtibat belki Azeri otonom yöresi Nahçıvan''ı Azerbaycan toprakları ile birleştirebilecek bir sınır düzeltmesi yapıldığı takdirde mümkün olabilir. Nitekim Bülent Ecevit, bu düzeltmenin sınırlarını çizen bir harita da yapmıştı.
Nahçıvan, bugün Türkiye''nin bir parçası gibi yaşıyor. Nahçıvan''a karşı bir Ermeni veya İran taarruzunu Türkiye''nin casus belli (savaş sebebi) sayacağı malûmdur.
Bu kadar sözü edilen Dağlık Karabağ nasıl bir ülkedir? Azerbaycan toprakları içinde, Ermenistan''la irtibatı kesik bir "otonom yöre" idi. 4.400 kilometrekaredir. 1989 sayımında 192.000 nüfusunun yüzde 77''si Ermeni, yüzde 22''si Âzeri idi. Stalin tarafından, Ermenilerle Âzerîleri sürekli anlaşmazlık hâlinde tutmak için ihdâs edilmiş, Ermenilerle doldurulmuş tarihî bir Türk diyârıdır.
Ermenistan, Dağlık Karabağ üzerinde konuşmak bile istemiyor. Bir Ermeni ili olduğunu savunuyor. Azerbaycan ise, Karabağ''ın, işgal altındaki 7 ilçesi derecesinde Âzerî olduğunu tekrarlıyor. Karabağ''ı geri alırsa oradaki Ermenileri azınlık şeklinde yönetmek istediği anlaşılıyor.
Bu gibi içinden çıkılmaz gibi görünen sorunları savaşa başvurmadan çözümlemenin metodu, önce iki tarafın en anlaşabileceği konularda konuşmaya başlamaktır. Zor konulardan başlanırsa, kavga çıkarak müzakerelerin kesilmesi ile sonuçlanır. Anlaşmazlık konusu ortada kalır, daha da müzminleşir. Zamanın çürümesine terk edilir. Ekonomik ve politik menfaatler ağır basarsa, barışmak kolaylaşır.
Türkiye raporu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bilgeler Komisyonu, 7 Avrupa Birliği devletinin yaşlı devlet adamlarından oluşuyor: Finlandiya, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Avusturya... Başkanı, 2008 Nobel Barış Ödülü sahibi eski Finlandiya cumhurbaşkanı Matti Ahtisaari...
Bu komisyon, 2004''te Türkiye Raporu hazırlamıştı. Şimdi, Avrupa Birliği üyeleri için 2. Türkiye Raporu''nu açıkladı. Raporun gerçeklere tarafsız görüşle derinlemesine nüfuz edebilme yeteneği dikkatimi çekti. Çifte standartlardan arınabildiği takdirde Avrupa hümanizminin böyle düzeylere erişebildiğini gösteren bir belge olarak siyasî tarihe geçecektir.
4 formalık rapor, Türkçe''ye çevrilip okutulmalı. Avrupa Birliği''ne tavsiye ettiği birkaç hususa değinmekle yetinmek durumundayım, şöyle diyor:
"PKK, asla mazur gösterilemeyecek cinayetler irtikâb etmiş bir terör örgütüdür. Metodu, sivil asker, Türk Avrupalı ayırmaksızın bombalı cinayetler, askerî karakolları basmak, uyuşturucu ticaretidir. Bu sebeple 5.000 kadar silâhlı militanın Türkiye''de sivilleşerek meşrulaşması kabil değildir. PKK ve Öcalan, Türkiye ve AB tarafından muhatab alınamaz. Avrupa, PKK''nın maddî kaynaklarının kesilmesine özen göstermelidir."
"Türkiye, 1915 olaylarını açıkça tartıştığı halde, Ermeniler buna yanaşmıyorlar. Soykırım baskısı ters tepmeye başladı."
"Türkiye''de her din için kısıtlamalar devam ediyor." "Türkiye, Avrupa Birliği''ne girmelidir. Türkiye''nin üyeliği, Avrupa Birliği''ni tamamlayacaktır." "Avrupa Birliği, Kıbrıs''ı üye yapmakta acele etti. Bu yıl (2009) sonuna kadar iki taraf anlaşamadığı takdirde adanın bölünmüş durumu süreklilik kazanabilir."
Avrupa''da, Türkiye üyeliğinin AB için şart olduğunu söylediği için dönem başkanı İsveç''i protesto edecek derecede bağnaz devlet adamlarının yanında, böyle bilgeler de vardır. Türkiye''de de öyle değil mi?..
Silâhlı medeniyet
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Atatürk "muâsır medeniyet seviyesi" dedi. Günümüz Türkçesi "çağdaş uygarlık düzeyi"dir. Türkiye''nin millî hedefi olarak gösterdi. Bütün inkılâpların bu hedefe ulaşmak için yapıldığını ve başka hiçbir hedef için yapılmadığını belirtti. Ama henüz hiçbir ülke bu kavrama uygun mükemmelliğe ulaşmış değil.
Nükleer''i enerji dışında cehennemî silâhlar imalinde de kullanmak, yüksek uygarlık düzeyi midir? Buna bir de biyolojik silâhları ekleyiniz. İnsanlığın yüz karaları oluşur.
Klasik silâhlara ayrılan bütçeler de, gittikçe azamet kazandı. Zaten tarih boyunca askerî harcamalar, devlet bütçelerinde en büyük meblağdır.
Dünya, 1929''dan bu yana, en büyük finans ve ekonomi krizini yaşıyor. Silâh satış ve satın almalarında ancak yüzde 7.6 düşüş sağlandı. 2008''de dünyada 55 milyar dolarlık silâh satıldı. Amerika 38 milyarla dünya toplamının üçte ikisini elinde tutuyor. Rusya ise 2007''de 11, 2008''de çok düşerek 3.5 milyar dolarlık silâh satabildi. Sonra İtalya geliyor: 9.7 milyar. Amerika 1943''ten beri silâh satışında çok açık ara ile birinciliği hiçbir devlete kaptırmadı.
Dışarıdan silâh satın alan ülkelerin çoğu Asya kıt''asındadır. Petrol zenginleri ilk sıralarda bulunuyor. Her türlü silâha inanılması güç meblağlar yatırıyorlar. Ama bunları kullanabilecek elemanları yok. Bu çeşit en muazzam stoku İran''da Muhammed Şâh Pehlevî yapmıştı. Irak savaşında ve ihtilâlde bunları kullanacak yeterli yetişmiş askeri bulunmadığı açığa çıktı. Saddam da aynı duruma düştü.
Bu korkutucu alışverişin yanında, iki nükleer dev, Amerika ile Rusya, nice yıldan beri İsviçre ağırlıklı konferanslarda buluşur, çay kahve içerler. Nükleer silâhlardan vazgeçmek şöyle dursun, ciddi bir azaltmaya bile gidemediler. Şüphesiz insanlık için yüz karasıdır. Ekonomik güçleri çok zayıf Kuzey Kore gibi halkın açlıktan öldüğü ülkeler bile nükleer''e soyundu. Askerî harcamalar, en yoksulları dahil, her devletin bütçesinde en hacimli kalemi oluşturmakta devam ediyor. Barışı korumak gittikçe pahalı hâle geliyor. Yarın devam edeceğim.
Askerî harcamalar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
2008''de 196 dünya devletinin savunma bütçeleri toplamı 1.5 trilyon (tastamam 1.464.000.000.000) dolardır. Bunun yüzde 41''i olan 607 milyar Amerika Birleşik Devletleri''ne aittir.
2008 yılı askerî harcamalarında ilk 10 devlet şunlar: ABD 607, Çin 85, Fransa 66, İngiltere 66, Rusya 59, Almanya 47, Japonya 46, İtalya 41, Suudi Arabistan 38, Hindistan 30 milyar dolar... Çin 2008''de ilk defa dünya 2.''si oldu.
Milyar nüfuslu Hindistan''ın 30 milyar dolar askerî harcamalarından fazlası (30.5 milyar dolar) Amerika''da Boeing şirketinin 2008 yılı askerî malzeme satışıdır. Lockheed şirketi de 29.4 milyar dolar sattı. Binaenaleyh Amerika, dünya savunma bütçeleri toplamının yarısını harcıyor ama, silâh satışı ise açığını kapatıyor.
Bu meblağlar, hiç de çağdaş uygarlık alâmeti değil. Barışı bile pek sağlamıyor. Yarı yarıya (ki 750 milyar dolar tutar) kısıntı yapılsa, beşeriyetin nice derdine çare bulunur, nice utancı önlenebilir.
1945''ten beri güçlü ordulardan vazgeçip emsalsiz ekonomik kalkınmalar gerçekleştiren Japonya ve Almanya''nın bile son yıllarda savunma bütçelerindeki artış, çarpıcıdır. Suudi bütçesinin Hindistan''la eşitlenmesindeki orantısızlık da hayret verici. Savunma bütçesi sıralamasındaki ilk 5 devlet (ABD, Çin, Fransa, İngiltere, Rusya) nükleer silâhlara sahip kıt''alararası stratejik savaş yeteneği taşıyan ülkelerdir. 6. ve 7. sıralardaki Almanya ile Japonya''nın ise istedikleri anda nükleer silâh yapabileceği biliniyor. Atom bombası bulunan diğer iki devlet, İsrail''le Pakistan, ilk 10''a girmiyor. 2008 savunma harcamaları, 2007 toplamından yüzde 4 fazladır. Savunma (askerlik) harcamaları dünya GSMH''si toplamında kişi başına yılda 217 dolara karşılıktır.
Sel felâketi, İstanbul şehrimizi, Tekirdağ ilçelerimizi sarstı. İstanbul''da bir asırdır böylesine yoğun yağış görülmemişti. İnsanımız ve bayındırlığımız zarara uğradı. Tesellimiz, barajların dolmasıdır. Şehre 12 milyon nüfus yığarak İstanbul kültürünü ortadan kaldırdık. Geçmiş olsun!
İstanbul''u sel aldı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İstanbul''u sel basması, tabii âfetlerin akıldan geçmez sürprizler yapabileceğinin en üzücü misalidir. Zira İstanbul''da yüzyılda bir yıkıcı deprem olabilir. Osmanlı dönemindeki kadar değilse bile sık sık yangın çıkabilir. Tarihî binaları yakan alçaklar hiç eksik olmaz.
Ama 6 saatte o derecede yoğun yağmur... ve oluşturduğu can alıcı sel... Tasavvur edilebilir değildi. Bu kesafette yağış meselâ Hindistan''da yılın muson mevsiminde vuku bulur (muson, zaten mevsim kelimesi ile aynıdır). Hindistan ziyaretlerimi muson aylarına rastlatmamaya özen göstermişimdir. Zira sokağa çıkamazsınız maazallah...
Tabiatin çıldırdığı böylesine bir âfeti bile iç politika malzemesi yapmayalım mı? Sel üzerinden muhalefet... Epey acayip kaçtı. İstanbul''un çarpık yapılanmasının tepkisi ve eleştirisi ise, 1950''den beri bu konuda tenkıtten münezzeh bir dönem yoktur.
Bin altı yüz (1600) yıl müddetle 3 cihan devletine taht şehri olan dünya incisi İstanbul, Türk''ün 2700 yıllık tarihinde oluşturduğu medeniyet ve kültürün zirvesinin yaşandığı beldedir. Bugün de Türkiye''nin kültür, medya, finans merkezidir.
1924''ten başlıyarak önce yavaş yavaş, sonra hızla yağmalanan, başka kültürlerden gelen milyonlarca nüfus karşısında bocalayan, şaşıran, değişime uğrayan İstanbul, Avrupa''nın geçici kültür başkenti olduğu şu sırada inşallah hakettiği ilgiye, itinaya kavuşur.
Pek esef verici bu büyük âfete çok üzülen İstanbul doğumlu başbakanımız Tayyip Erdoğan''ın, muhteşem beldemiz için son söylediklerini gerçekleştireceğine şüphe yoktur.
Türkiye''de Eylül
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Demokratik açılım, Kürt açılımı, Ermeni açılımı, İstanbul''u sel aldı, Ergenekon, Patriot... diyerek Eylül ayının ilk yarısını tamamladık. Bu gece Kadir Gecesi... Kur''ân''ın Efendimiz''e nâzil olmaya başladığı gece... 609 yılında vuku bulduğuna göre, Mîlâdî takvimle tam 1400 yıl önce...
Cihan hâkanı Kanûnî Sultan Süleyman''ın Budapeşte''ye girişi (1526)... Başkumandan Mustafa Kemal Paşa''nın düşmanı Polatlı''da durdurduğu Sakarya zaferi (1921) ve ertesi yıl İzmir''e girişi (1922)... Hep Eylül ayı başlarında...
Bu yıl, biz İstanbullular''ın Şeker Bayramı dediğimiz bayramı da yaşıyacağımız Eylül sonu ise, İstanbul''un en letafetli, en patetik ve romantik günleridir. Ankara''da bile yılın en güzel kesimidir.
Bayram sonrası Eylül''ün son haftası... Politika canlanacaktır. Türkiye''ye yol haritası çizerek Atatürk''ü ibtâl etmek hayâl-i muhâline kapılan PKK, kan akıtmayı sürdürecek. Başbakan Tayyip Erdoğan, terörle mücadeledeki azmimizi tekrarlamıştır.
Şu sırada Irak ve Suriye cumhurbaşkanları da Ankara''da bekleniyor. Kuzey Irak''taki 5.000 kişi oldukları söylenen PKK militanlarının üçte biri Suriye uyruğudur. Bu bakımdan Suriye''nin katılımı olmadan PKK''yı dağıtmak zordur. Türkiye ile savaşan Suriyeliler''e Şam yönetiminin ne yapacağını öğrenmek, hakkımızdır. Bu durum, Türkiye-Suriye ilişkilerinin en ağırlıklı konusudur. Talabani''den ise, Kuzey Irak Kürt otonomisinde yuvalanan, dağ işgal eden terör örgütü hakkında Bağdad''ın kararını öğreneceğiz. Suriye ve Irak''la elbette ticaret ve petrol de konuşacağız. Su meselesini konuşmasak da olur.
Türkiye''de iktidar ve genel kurmay, PKK hakkındaki tutumunu açıkladı. Ancak PKK silâh bırakmıyor diye Türkiye''nin demokratik reformlardan vaz geçmesi bahis konusu değildir. Kürt asıllı vatandaşlarımızın istekleri, elbette AB kriterleri çerçevesinde hızla gerçekleştirilecektir.
Gene Orta Doğu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dün öğleyin dünya medyasında birinci haber, Iraklı gazeteci Muntazar Zeydî''nin 9 ay yattığı cezaevinden salıverilmesi idi. Geçen yıl Başkan Bush''a, Bağdad ziyaretindeki basın toplantısında, 4 saniye ara ile iki ayakkabısını fırlatarak tarihe geçen gazeteci... Başkan, iki papucu da bir santim ara ile yüzüne ve vücuduna değdirmeden eğilerek def etmiş, epey idmanlı olduğunu kanıtlamıştı.
Bizim kültürümüzde kişiye ayakkabısını fırlatmak, en büyük hakaretlerden sayılır. Bu bakımdan Muntazar, Irak''ta millî kahramandır. Irak''ı işgalle kalmayıp âdetâ Irak medeniyetini kazımak isteyen Bush''a hayatı boyunca asla buna benzer bir ustalıkla karşılık verilmedi.
Saddam ise, Bağdad''ın en turistik otelinin giriş kapısının zeminine koskocaman bir Bush resmi kazdırıp çoğu yabancı binlerce kişiye çiğnetmişti. Atatürk''ün İzmir''e girişinde (9 Eylül 1922), yolu üzerine serilen Yunan bayrağını bir dakika bekleyerek kaldırttıktan sonra geçmesi ile mukayese ediniz. Derinlemesine kültür farkları kendini belli eder.
Başbakan Tayyip Erdoğan, İstanbul''da Suriye Cumhurbaşkanı ile iftar edecek. Beşar Esad, herhalde (biz Suriye''de terorist Müslüman Kardeşler eylemden vaz geçince afvettik, siz de PKK için ayni şeyi yapıp terörden kurtulun!) diyecek. Tabii bunu, diplomatik bir üslûb içinde söyleyecek.
Sayın Erdoğan, Kurul üyesi bakanlardan sonra Orgeneral Başbuğ ile mutat görüşmesini iki gün önceye alarak konuştu.. İstanbul''dan Amerika''ya hareket edecek. Bu önemli ziyaretin arefesinde Putin "Avrupa''ya giden petrol ve gazın Ukrayna yerine Türkiye''den geçmesi gerekir" süper cümlesini söylemesin mi? Türkiye ise, ABD ile İran''ı İstanbul''da buluşturup konuşturmak için Tahran''ın cevabını bekliyor.
Bu derecede karmaşık bir tabloya bir de 6.7 milyar dolar tutarında Patriot''lar konusunun birden ortaya atılmasını eklersek, dış politikanın epey çatallaştığını yazabiliriz. Doğru adım atacak devlet kazanacak...
Amerika ziyareti
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan ve dış işleri bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, yurd içi ve dışı dikkat çekici temaslarda bulundular. Şimdi Amerika''ya gidiyorlar. Washington''da bir çok konu, daha aydınlık duruma gelecek. Bütün bu çeşit temaslardan çıkan sonuç, Sayın Başbakan''ın açılım projeleri üzerindeki kararlılığıdır. Açılımları, milletlerarası alana da taşıdı. Açılım, reform kavramının bir çeşidi olarak kullanılıyor, tarihe Erdoğan Reformları şeklinde geçecektir. Reformlar, kararlılıkla yapılır. Başka türlüsü akıym kalır. Her reformun karşıtları olur. Karşıtsız reform yoktur. Zira statuko direnir. Bu dirence rağmen Sayın Erdoğan, mümkün mertebe -başta tabiatiyle muhalefet partileri- kuruluşları, kurumları, belirgin kişileri iştirak ettirmek, onlara biz de varız! dedirtmek istiyor. Günümüzde reformlar böyle yapılıyor. Aceleye getirilen tepeden inme reformlar dönemi sona erdi. Reformlar, ABD ve AB yanımıza alarak yapılır. Yahut şöyle diyeyim: Bu suretle daha kolay yapılır. Zaten tarihimizin son 220 yıllık döneminde bu husus geçerli olmuştur. Başbakan, ayni zamanda evrensel ekonomik krizi az zararla yaşayan devletlerden biri durumundaki Türkiye''yi temsil ediyor. Bu sıfatla da Amerika''ya gidecek. Ecevit dönemindeki korkunç çöküş, bu krizde asla görülmedi. Ecevit döneminde IMF vardı, bu krizde IMF bile yok. Amerika, Saddam''a gösterdiği yakınlık dolayısıyle Ecevit''i mimlemişti. IMF''yi de Amerika yönetir. Neyse Washington, bir sadrâzam torunu olan çok değerli bir elemanını göndermek lutfunda bulundu da, büsbütün batmaktan kurtulduk. Ama Ecevit''in Türkiye 1.''si partisi, 2002 seçimlerinde ancak yüzde 1 oy alabildi. Şu anda yaşadığımız kriz, Türkiye''nin krizi değil. Birleşik Amerika''da bankaların batması ile başlayan evrensel bir kriz. Neyse dün, ABD Merkez Bankası başkanı Bernanke (1930''dan bu yana görülen en büyük ekonomik buhranın durgunluk döneminin sona erdiğini) müjdeledi.
Sayın Erdoğan, Washington''dan başarı ile dönecek deneyimi kazanmış bir devlet adamıdır. Attığı her adım yalnız Türkiye''de değil, dünyanın pek çok ülkesinde ilgiyle izleniyor.
Arap açılımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İstanbul''da bir araya gelen Türkiye-Irak-Suriye dış işleri bakanları, "stratejik" işbirliği üzerinde mutabakata vardılar. Stratejik, epey iddialı bir tanımlama. Zorluklar var, ama ümitler de mevcut. Böyle bir anlaşma, Basra Körfezi ile Akdeniz ve Karadeniz''le Arabistan Çölü arasındaki coğrafyayı barış cenneti hâline getirebilir.
Asırlar boyu mevcut bu birlik 1918 sonunda dağıldı. 1949 Şam ve 1958 Bağdad ve çok kanlı askerî darbeleri ile her iki Arap ülkesinde de Türk husûmetine dayalı Arap nasyonal (milliyetçi) sosyalizmi ideolojisi ve rejimi egemen oldu. Bu rejime bugün Irak''ta lânet ediliyorsa da, şimdi Irak cumhurbaşkanı da, başbakanı da, genel kurmay başkanı da Kürt, hem de Kürt milliyetçisidir.
Suriye''ye gelince, Türkiye, bu komşusunun rejimi yumuşatmak, ülkeyi dışarıya açmak için, cesur bir hamle yaptı. Takdir beklemek hakkımızdır. Ancak bu Arap açılımımız, epey eleştiriye hazır bulunmalıdır.
Mısır ile Suudi Arabistan, Türkiye''nin Arap ülkelerine yol haritası çizmek şöyle dursun, demokrasiye yaklaştırmak, sorunlarının çözümünü desteklemek yaklaşımına bile karşıdır. Kültürel yakınlaşmalara bile sınır koymuşlardır. Osmanlı''yı hatırlatacak her teşebbüsten ürküyorlar.
Daha önemlisi, Birleşik Amerika''nın, vizeleri kaldırmak derecesinde Türk-Suriye yakınlaşmasını, nasıl karşılayacağıdır. Zira Türkiye NATO üyesi, ABD''nin fiilen müttefiki, AB üye adayıdır. Ama Washington''ın, Türkiye üzerinden Suriye ile yumaşamaya gitmek gibi bir niyeti varsa ve Ankara buna paralel davranıyorsa, bizim bu konuda henüz bilgimiz yoktur. Zaten Başbakanımız, Washington''da bekleniyor. Irak''ı tehlike olmaktan çıkaran İsrail''in henüz Suriye ile kavgalı bulunduğunu da unutmuyoruz.
Filipinler''in 2001''den beri hanım devlet başkanı 62 yaşındaki Gloria Arroyo, Sayın Cumhurbaşkanımız''ı özel ziyaret ederek, ülkesinin (89 milyon nüfus) 6 milyon Müslüman azınlığı için arabuluculuk istedi, babası da 1961-65''te başkandı. Türkiye gerçekten dünyaya açıldı. Bu kazanım pas geçilemez.
Büyük açılım
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Suriye ile Türkiye''nin karşılıklı vize kaldırması, önemli bir gelişmedir. Vizesiz Şam, Haleb, Palmira, onlardan bize İstanbul, Edirne, Bursa, Konya... İnsanlarımız artık serbestçe biribirlerini tanıyacaklar.
Keşke Irak''ta da asayiş ber-kemâl olup vize kaldıracak çizgiye gelsek. Keza vizesiz Isfahan, Şîrâz, Meşhed, Tebriz, Tahran... Ne güzel olurdu... Epey hayal mi diyorsunuz?
Bu hayali 27 Avrupa devleti çoktan gerçekleştirdi. Şengen vizesi, medeniyet tarihinde bir merhaledir. Türkiye''ye vize koymak ise, kaba, en azından vurdumduymaz, sinsi bir davranış... ama bize yıllarca komünist Filistin teröristi, sonra PKK çeteleri ihraç eden Âsî''yi kurutan, harita değiştiren, Türk Mezarı''nı yedi buçuk asır sonra yerinden oynatan Suriye ile bu derece yakınlaşmayı kim tahmin ederdi?
Başbakan Erdoğan, dünyaya kapalı, adı listelere geçmiş, rejimi rejimimize benzemez Suriye''ye dünyanın kapılarını araladı. Suriye''den Türk''ün kadrini bilmesini beklemek hakkımızdır. Devletlerin rejimlerinin bizi ilgilendirmediğini bilmeleri de faydalı olur. Her ülkenin rejimi, dini, felsefesi, kendine göredir.
Bu gerçekten liberal Türk açılımının AB, ABD ve Arap dünyasındaki yankılarını bekliyoruz. Irak''ta asayişi sağlamak, Afganistan''ı yatıştırmak, nükleere endekslenmiş İran''ı dengelemek için Amerika, her birini asırlarca yönettiğimiz bu ülkelerde Türkiye desteğini istiyorsa, işte o zaman işlek bir stratejik ittifak doğar. Pek çok ülke rahat nefes alır.
Bu arada Müslümân ülkelerle ilişkilerimizi, Türk-Pakistan dostluğu çizgisine yükseltmeliyiz. Türk cumhuriyetleri ile birlikte hareket etmeliyiz. Böyle bir Türkiye, AB üyesi sıfatıyle, Asya ile Avrupa medeniyetlerini buluşturmakta büyük yardımcı olur. Karşılıklı yan bakışlar dönemi kapanır. Bu senaryonun kısmen gerçekleşmesi bile insanlığı birkaç adım öne çıkarır.
Hayırlı ve kutlu bayramlar...
.Millî Birlik Projesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ona vekâleten İçişleri Bakanı Prof. Dr. Beşir Atalay, akla gelen ve gelmeyen her çeşit kurum, kuruluş, teşekkül ve kişilerle görüştüler. Kürt açılımını da içeren demokratik açılım, Millî Birlik Projesi hâline yaklaştı. Herkes fikir söyledi, isteklerini açıkladı.
Ancak irade, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nindir ve başka hiçbir yerde değildir. Muhalif partilerin görüşleri bu iradeye dahildir.
Başbakan, mümkün olabildiği derecede katılım arzu ediyor ve millî proje olduğunu vurguluyor. Ancak dünya tarihinde de, bizim tarihimizde de -Cumhuriyet dahil- her reformun muhalifi vardır. Bu açılıma muhalefet de, demokrasinin gereğidir.
Başbakan reformu, kısa, orta ve uzun vâdeli şeklinde üç safhada sunuyor. Kısa vadeliler, hemen ve sür''atle hükûmet kararı ile gerçekleşecektir. Yasaya ihtiyaç gösterenler, Yüce Meclis''e sunulacaktır. Anayasa değişiklikleri gerekenler, üçüncü safhadadır. Tahminime göre sayın Erdoğan, bunları genel seçimlerden sonrası için düşünüyor. Genel seçimlerde vatandaştan, bu reformlar için oy isteyecektir. Bu suretle bu reformlar, referanduma da arz edilmiş duruma geliyor. Ancak Başbakan, PKK ve Öcalan''la müzakereye girişilmeyeceğini kesinlikle söylüyor.
Adalet Bakanlığı''nın hazırladığı yargı reformu ise, Tanzimat''tan bu yana yargıda en kapsamlı düzenleme teşebbüsüdür. Anayasanın pek çok maddesi değiştirilerek tatbiki mümkündür. Zira bütün organlar ve sistemler derinlemesine reforma tabi tutuluyor.
Bütün bunlar, Avrupa Birliği kriterleri çerçevesinde yapılacaktır. Aykırı düzenlemelerin Brüksel''den ve Lahey''den döneceği açıktır.
Cihan politikası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama''nın Amerika cihan devletinin başında yürüttüğü dış politika, henüz umulanı vermedi. Irak petrolünü ele geçiren Amerika, 6 Körfez monarşisinin de paratoneri görevini yerine getirdi. Amerika olmasaydı Saddam, bu 6 monarşiyi (Arap Birliği''ni oluşturuyorum) diyerek işgal edecekti. Kuveyt''ten başlamış, küçük, fakat çok zengin ülkeyi vahşice yağmalamıştı. Bu suretle Amerika, dünya petrol rezervinin yarısındaki egemenliğini korudu. İsrail''i de Saddam tehdidinden kurtardı.
Obama, şimdi Irak''tan askerini çekiyor. Her iki Irak savaşında hareketsiz kaldığımız için sayemizde kurulan Kuzey Irak Kürdistan otonomisini Amerika, Irak''taki üslerle ve Basra Körfezi''ndeki donanması ile savunacaktır. Yerine sürekli polisliği de Türkiye''ye bırakmak niyetinde.
Obama, Afganistan''da tökezledi. Ülkeye musallat -bizim PKK''mız benzeri- Tâlibân terör örgütünü ortadan kaldıramadı. Yeni asker sevk edemedi. NATO müttefiklerinden asker de getirtemedi. Burada asayişi Türk birliğine -daha geniş nisbette- havale etmek istiyor. Dünya polisi mi olacağız nedir?
Obama, iyi başladığı ve büyük ümitler verdiği insancıl cihan politikasının sonuçlarını elde edemedi. Zira 7 milyar insanın büyük çoğunluğu, atalarının huyundan vazgeçmedi: Ancak kuvvetten anlıyor. Kuzey Kore ve İran, atom bombacıklarını yaptı yapacak. Bu da Amerika''yı çok daha büyük çapta tedbirlere zorlayacak.
Obama, İsrail''i Filistinlilerle barışa ikna edemedi. Şimdi gösterişte iki taraf buluşacak, gene bir şey çıkmayacak. Yahudiler, her gün yeni bir Filistinli arsasını ele geçirip apartman falan yapıyorlar. Kaç yıl sonra Filistinlilere, sıfır toprak kalacağının hesabını çoktan yapmışlardır eminim. Herhalde çok kalmadı. Sayın Başbakanımız, 4 bakanı ile 6 gün için New York''tadır. Başkan''la da görüşecek.
New York ve Mardin
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Tayyip Erdoğan, 6 bakanı ile New York''ta. Birleşmiş Milletler''in yıllık açılışına katıldı. ABD Yahudi derneklerinin 50 temsilcisini kabûl etti. Mûseviler, Sayın Erdoğan''a kırgınlıklarının olmadığını, one minute tarihî olayının geçmişte kaldığını vurguladılar. Başbakan, Pittsburgh şehrine gidip G-20 zirvesine katılacak. Hatırlayalım: G-20=dünyanın 7 zengin devleti+Rusya (bunlar G-8 oluyor)+12 gelişmekte olan önemli dünya devletinden oluşan önemli bir teşkilât. Yıllık zirve toplantısını yapıyor. ABD namına Başkan Obama bulunacak. Fransa yarı başkanı Sarkozy, ihtimal gene sıra dışı ve muhtemelen huzur bozan bir şeyler söyleyecek. Uyum sağlayamadığı âşikâr.
Başbakan, asıl Amerika ziyaretini aralık ayında yapacak. Obama ile bu coğrafyayı konuşacak. O zamana kadar demokratik açılım, Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne sunulmuş bulunacak. Alınan ve beklenen sonuçların Amerika ile konuşulmasından tabii bir şey olamaz. Müttefikler, bu gibi konuları aralarında konuşurlar. Terör zaten milletlerarası, evrensel bir konudur. Bu çeşit mülâkatlar (hesap vermek), (rapor sunmak) gibi tabirlerle politik eleştiri dışı ithamlara vesile olmamalıdır. Böyle ithamları, kapalı Türkiye''de yetişmiş, hâlâ o biçim rejim özleyenler yapar. Çağdaş demokrasiye uyum sağlamış iktidar ve muhalefet partileri ile Türkiye ileriye götürülebilir.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın İlker Başbuğ da, Mardin''e bayram ziyaretinde samimi, apaçık, doğru, güzel şeyler söyledi. Teröre karşı Suriye''nin attığı adımı değerlendirdi. Irak''ın teröre yaklaşımının yetersizliğini belirtti. Terörün sıfıra indirgenmesinin beklenmemesini, bunu -ABD dahil- hiçbir ülkenin gerçekleştiremediğini anlattı. Bir kısmına maalesef -devletimizin görevini yapamayarak- Türkçe öğretemediğimiz Kürt asıllı Türk hanımları ile konuştu. Bütün bunlar olumlu gelişmelerdir. Yüce Meclis''in açılması ile politika hararetlenecek, iktidar projelerini, yaptıklarını, yapacaklarını açıklayacak, -yol gösterici olmasını dilediğimiz- muhalefet eleştirecektir.
Suudi Üniversitesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Suudi Arabistan''da idi. Şansölye Prof. Merkel Hanım ve birçok devlet başkanı ile beraber şeref konuğu oldu. Melik Abdullah Teknoloji Üniversitesi''nin açılışında bulundu. 3 milyar dolar harcanan bir üniversite. Çeşitli ülkelerden 90.000 dolar net yıllık maaşla getirilmiş 71 profesör, 56''sı kadın 374 öğrenciye İngilizce ve lisans üstü eğitim verecek. Bir Uzak Doğulu, Prof. Choon Fong Shih rektör atanmış. Yıllık Araştırma bütçesi 10 milyar dolar. Kız öğrencilere Kızıldeniz kıyısında 36 kilometrekare kampüs dışına taşmamak üzere erkek arkadaşları ile karma öğrenim, otomobil kullanabilme gibi Suudi rejiminde görülmemiş hürriyetler tanınmış. Ama hürriyetler sârîdir, çok çabuk yayılır. 36 km2''yi binlerce defa büyütecek kudrettedir.
Suudî Arabistan''da Vehhâbîlik sıkı kurallarla uygulanmakla beraber bütün mezhepler serbesttir. Nitekim önemli sayıda Hanefî vardır...
Suûdîler, ilk kralları Abdülazîz İbni''s-Suûd''un ataklığı sayesinde 1924 sonunda Hâşimîler''i kovup Hicâz''ı alınca, Necd''den bütün ülkeye yayıldı (sonra gelen 6 kral birbirinin kardeşi ve hepsi 1953''te ölen Melik Abdülazîz''in oğullarıdır). Son Irak savaşında Suudî Arabistan, petrol fiyatları inanılmaz derecede fırlayınca, trilyonlarca dolar biriktirdi. Dünyanın en büyük petrol rezervine sahiptir. En büyük üretici ve satıcıdır. Nüfus patlaması da oldu (29 milyon tahmin ediliyor). Bu nüfus, en büyük kısmı çöl olan 2.150.000 kilometrekarede yaşıyor. Suudi Arabistan, en zengin Arap devletidir. Ancak Mısır, Arap liderliği pozisyonunu hiçbir devlete tanımaz. Her ikisi de sıkı sıkıya Birleşik Amerika''ya bağlıdırlar. Yarınki haftalık sohbetimde, Arap âlemi üzerinde kısa bir gezinti yapacağız...
Beşinci Osman
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Osmanoğulları, yalnız Türk tarihini değil, dünya tarihini de oluşturan muazzam bir hanedandır. Bir Türkmen beyi olarak 1231''de Sakarya yakınlarında yurt tutup, cihan devleti hükümdarlığına yükseldiler.
En yaşlı şehzâde (prens) sıfatıyla hanedanın 13 Mart 1994''ten beri reisi olan Osman Ertuğrul Efendi, İstanbul 18 Ağustos 1912 doğumlu idi. 97 yaşını 1 ay, 6 gün geçe gene İstanbul''da vefat etti. 800 yıl boyunca gelip geçen bütün Osmanoğullarının en yaşlısı olarak... Osman Gazi''nin 22. kuşak torunudur. (detay için Kültür Bakanlığı''nın 3 defa bastığı 5 cilt Devletler ve Hânedanlarkitabımın 2. cildine bakılabilir).
Monarşi sürse idi, Beşinci Osman sıfatını taşıyarak tahtta bulanacaktı (medyada 4. Osman diye anılması doğru değil, 1954-1973 arasında Hânedan reisi olan 5. Murad torunu Osman Fuad Efendi, 4. Osman olacaktı).
Başbakan Tayyip Erdoğan, Osman Efendi''yi New York''taki evinde ziyaretle T.C. vatandaşlığı vermişti. Millî tarih şuurundan nasipsiz bazı zavallıların (Hiç T.C. başbakanı şehzâde ziyaret eder mi?) diyerek inkılâp yobazlığı ayıbını irtikâb ettiklerini hatırlıyorum.
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül de, Osman Efendi için tâziyetlerini bildirdi. Tarihimizin sürekli bir bütün olduğunu vurgulamış oldu.
Osman Efendi, İkinci Abdülhamîd''in (1842-1918) (1876-1909) 7 oğlunun tam ortancası (4.) Şehzâde Mehmed Burhâneddin Efendi''nin (1885-1949) 2 oğlunun küçüğü idi. Burhâneddin Efendi, 1913''te Arnavutluk ve 1921''de Irak tahtlarını reddetmişti. Osman Efendi, büyükbabası Sultan Abdülhamîd ile bu hâkan-halîfenin büyükbabası İkinci Mahmûd''un (1785-1808-1839) yanına defnedildi. Modern Türkiye''nin her alanda temellerini atan Sultan Mahmud, kısaca Türbedenen Cağaloğlu''ndaki önünden her gün yüz bin İstanbullunun geçtiği mekânda yatıyor. Türbe''nin bahçesi bir ''Tanzimat Panteonu''dur. Tanzimat''ın en şöhretli kişilerinin bir kısmı burada medfundur.
Tarihimizi taş taş inşa eden hanedanın seçkin şehzâdesi Ertuğrul Osman Efendi''ye Cenâb-ı Hak''tan rahmet diliyorum.
İran bombası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Birleşmiş Milletler''den yeterli ilgi görmeyen Mahmud Ahmed-i Necad, Tahran''dan bir bomba fırlattı ki, keyif içinde G-20''yi tamamlayan devlet ricali donup kaldı. Keyifleri kaçtı. Zira İran''ın medyatik cumhurbaşkanı, Natanz nükleer tesislerinin kapatılmasını isteyen Batılılara, ikinci bir nükleer tesislerinin de olduğunu ve işlemekte bulunduğunu haber verdi.
Doğrusu Batı âlemi ile tam manasıyla dalga geçti. Bir gün televizyona çıkıp, ilk bombamızı yaptık! müjdesini vermesi de uzak ihtimal değildir. O zaman, sivil uçak düşüren teröristi affedip ülkesine gönderen Majesteleri''nin Birinci Bakanı''nın yüzünü görmek isterdim (İngiltere başbakanının resmî adı yazdığım gibidir).
Afganistan''a asker bulamayan Barak Hüseyin Obama, İran''la da girişmek istemiyor. İngiltere''nin derdi ise, Birleşik Amerika''nın birinci stratejik müttefiki olmasıdır. Bu iki devletin el birliği ile Sovyetler Birliği heyûlâsı dağıtıldığı için, artık birbirlerinden hiç mi hiç ayrılamaz durumdalar.
Biraz da Putin''den bahsedelim... Kuzeydeki denizden büyük komşumuzun gerçek lideri bile, epey kolladığı İran''ın bomba patlatacağı endişesine kapıldı. Zira bu takdirde dünya karışacak, birçok proje tadile mahkûm olacaktır. Putin, sulh ve salâh içinde Rusya''yı, parçası bulunduğu Batı medeniyetinin çizgisine yükseltmek istiyor. Bir İran-Amerika çekişmesinin içine girmek durumunda kalmaktan endişeleniyor.
İran''ın Türkiye dostu eksantrik devlet başkanı, latifelerinde ifrata kaçtı. Batı''daki devlet adamları ile dalga geçmekten hoşlandığı belli ama, tarihçi olarak, atom bombasının İran''a ve yeni rejimine fayda sağlamayacağından eminim. Bilakis İran dostlarını ve tarafsızları karşısına alacaktır. Ve üç beş atom bombası ile ne yapacaktır? Patlatırım haa! mı diyecektir?
İran, G-20''ye katılmalıdır. Batı''ya bombadan vazgeçtim, siz de geçin! diyebilmelidir. Demokrasiden çekinecek bir şey yoktur.
Türkçe yaklaşım
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Eylül, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Sayın Başbakan ve Hanımefendi, dış ilişkileri berbatın ötesinde berbat Suriye''ye öylesine samimiyetle yaklaştılar ki, âdetâ Osmanlı şefkati canlandı. Suriye''nin bırakınız ABD ve Batı ile, kardeş Arap devletleri ile arası bozuktu. Bize terör ihraç eden ülke idi. Türk yaklaşımı, güney komşumuza hayat soluğu verdi.
Tayyip Erdoğan, tek bir devletin göstermediği aynı çok cesur yaklaşımı, geçen hafta, hem de Amerika''da, üstelik Başkan''ın yanı başında da yaptı. Suriye gibi İran da Türk''ün ve Türkiye devletinin kadrini bilecek midir? Nüfus bakımından bir Fars-Türk devleti olan İran''dan yakınlık bekliyoruz. Kültürel bir yaklaşım, yol açar. Türkçe''nin en büyük şairlerinden Nesîmî''yi, Fuzûlî''yi, Hatâyî''yi bugün İranlılar bizden daha iyi anlıyorlar. Türk taraflarını daha ne zamana kadar saklayacaklardır? Türk devlet adamları ile Türkçe konuşmaktan kaçınmaları ne kadar manasızdır.
Amerika, İran''a sataşacaksa, atom bombası yapacak diye vazgeçmez. İran''ın nükleer enerjiye ihtiyacı bulunduğu iddiası, dünya ile dalga geçmektir, kabûl edilemez. Petrol ve gaz zenginliği ile dopdoludur. Bütün dünya İran atom bombasına karşıdır. Avrupa karşıdır. Rusya karşıdır. 23 Arap devleti silme karşıdır. Pakistan karşıdır.
Bizi milyarlar harcayıp atom bombası edinmeye mecbur kılacağı için Türkiye de karşıdır. Hangi devlet var ki bize ne, ne yaparsa yapsın! diyor?
Atom bombası sahibi Pakistan ilâve bir saygınlık kazanmadı. Hindistan tehdidi karşısında mecbur kaldı. Atom bombaları yok diye Japonya ve Almanya''nın saygınlığı eksildi mi?
İsrail evet İran''ı tehdit ediyor. Ama İran, Doğu Akdeniz''den elini çektiği an, İsrail tehdidi kalkmakla kalmaz, dostluk bile başlar. Arap ülkeleri ile İran''ın arası da düzelir. Ama İran, atomsuz ve füzesiz de politik olarak Filistinlileri savunur, yardımda bulunur, engel yoktur. Sözün kısası şudur: Orta Doğu bizim coğrafyamızdır, yeni bir savaş, atom, füze, örgüt, tehdit falan görmek istemiyoruz.
Süper füzeler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İran, 3 ayrı tip füze denemesini başarı ile tamamladı. Doğudaki büyük komşumuzu kutlamamız mı, Allah arttırsın! dememiz mi gerekir, kestiremiyoruz. Füzeler Feth, Zelzele, Tondar (gök gürlemesi) adlarını taşıyor. Hem karadan, hem denizden fırlatılabiliyor. Uçlarına atom bombacıkları takılacağı dedikodusu ayyûka çıktı. İran, Şihâb 1, Şihâb 2, Şihâb 3 füzelerinin denemelerini de başarı ile tamamladı (şihâb=Farsça: yıldız kayması). Şihâb 1 İran yakınlarını, Şihâb 2 uzakça komşularını vuruyor. Şihâb 3''ün menzili ise 1300 ilâ 2000 kilometre. Batıda İtalya''ya, doğuda Çin''e ulaşabiliyor, 1300 kilometreden İstanbul''u rahatça vuruyor, tabii isabet ettirebilirse (Saddam, füze yağdırdığı İsrail''de ancak 3 Yahudi''yi hafif yaralayabilmişti). İran''da 12 nükleer çalışma tesisi bulunduğunu, 2''sinde bomba hazırlandığını Batı dünyası tespit etmiş durumda, Times da yazdı. Tahran, bazen espri ile, bazen ciddiyetle İsrail''i hattâ Amerika''yı tehdid edip duruyor. Bu gibi davranışlar o ülke halkının hoşuna gider ama, Saddam''ın böbürlenmeleri ve hakaretleri Irak''ta Sümer, Bâbil, Abbâsî medeniyetlerinin tahribi ile sonuçlandı. Yıldırım Bâyezid, Timur''a "kudurmuş köpek" diye mektup gönderdiği için Ankara felâketine uğradık (1402), tarihin seyri değişti. Biz Türkler, İran''da oluşan Med, Pers, Part, Sâsânî, Selçuklu, Timurlu, Safevî Türkmen medeniyetlerinin tahribini görmekten nefret ederiz. Ama İsrail''in Amerika''ya baskısı yoğunlaşıyor. Araplar, 8 yıl savaştıkları İran''dan hiç hoşlanmıyorlar. Avrupa, Amerika''nın yanındadır. Rusya gevşedi. Çin, İran''ı savunmak için ordu falan gönderecek değildir.
Artık İran''ı Kuzey Kore''den daha tehlikeli gören Amerika''nın tek açığı kaldı: Türkiye desteğini elde etmek istiyor. Türkiye olmadığı takdirde Washington''ın bu coğrafya için alternatifi Büyük Kürdistan ve Büyük Ermenistan''dır.
Millî bir trajedi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
19. yüzyılda cumhuriyet, Amerika kıt''asına mahsus ve münhasır bir rejimdi. İstisnaları Avrupa''da İsviçre ile Afrika''da Liberya idi. İlk defa 1870''te Fransa, monarşiye son verdi, 3. ve kesin cumhuriyete geçti.
20. yüzyılda, 1918 ve 1945 iki cihan savaşının yıkıntıları sebebiyle, günümüze kadar, birçok monarşiden, cumhuriyete geçildi. 4 büyük imparatorluk hanedanı 1918 yıkıntılarının altında kaldı: Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Türkiye... Birçok krallık, bunları izledi.
Bugün Avrupa''da kalan monarşiler şunlardır: İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İsveç, Norveç, Danimarka, Vatikan, Monako, Lihtenştayn. Bunların hepsinin "örnek demokrasiler" olduğu görülüyor. Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi çok gelişmiş demokrasiler de monarşiyi sürdürüyorlar.
Komünist ihtilâl ile o biçim cumhuriyetlere geçenler hariç, monarşinin düştüğü devletlerde hanedan üyeleri ülkelerinde kaldılar, mallarının mülklerinin büyük kısmı kendilerinde kaldı, bütün unvanlarını kullanmakta devam ettiler.
Türkiye''de 1924 operasyonu nadir istisnalardan biridir. Halbuki Osmanoğulları en millî hanedandı. Belki ancak Japonya hanedanı o derecede millîdir. 1908''den sonra İttihatçılar, birçok mülkü hazîne-i hâssa''dan alarak maliye nezâretine geçirdiler, yani devletleştirdiler (saraylar ve eşyaları, Topkapı Hazînesi, padişahların şahsî malı değildir, devletindir, devlet adına kullanılmışlardır). Ama gene epey mal mülk arazi Hanedan''da kaldığı gibi, prenslere ve prenseslere büyük meblağlarda devlet maaşı verilmeye başlandı (daha önce bu maaşları padişah, özel hazinesinden veriyordu).
1924''ten sonra, 2700 yıllık Türk tarihinin hiç şüphesiz en büyük ve önemli ailesi olan Osmanoğulları''nın malı mülkü yağmalandı, şunun bunun elinde kaldı. Bunlar içinde tek Millî Mücadele kahramanı yoktur. Onlar, günümüze kadar uzanan bu yağmayı önleyememek beceriksizliğinden sorumludurlar. Üstelik istisnasız hepsi Osmanlı generali, subayı, bürokratı, ilim ve san''at adamı idiler. Bugün Osmanoğulları için Devlet''in öncülüğünde bir vakıf kurmak gerekir. Romantik Osmanlı hayranı geçinip hiç gayret göstermeyenler, böyle bir konuyu sürekli gündem dışı tutanlar kadar sorumludurlar.
Millî bir trajedi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
19. yüzyılda cumhuriyet, Amerika kıt''asına mahsus ve münhasır bir rejimdi. İstisnaları Avrupa''da İsviçre ile Afrika''da Liberya idi. İlk defa 1870''te Fransa, monarşiye son verdi, 3. ve kesin cumhuriyete geçti.
20. yüzyılda, 1918 ve 1945 iki cihan savaşının yıkıntıları sebebiyle, günümüze kadar, birçok monarşiden, cumhuriyete geçildi. 4 büyük imparatorluk hanedanı 1918 yıkıntılarının altında kaldı: Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Türkiye... Birçok krallık, bunları izledi.
Bugün Avrupa''da kalan monarşiler şunlardır: İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İsveç, Norveç, Danimarka, Vatikan, Monako, Lihtenştayn. Bunların hepsinin "örnek demokrasiler" olduğu görülüyor. Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi çok gelişmiş demokrasiler de monarşiyi sürdürüyorlar.
Komünist ihtilâl ile o biçim cumhuriyetlere geçenler hariç, monarşinin düştüğü devletlerde hanedan üyeleri ülkelerinde kaldılar, mallarının mülklerinin büyük kısmı kendilerinde kaldı, bütün unvanlarını kullanmakta devam ettiler.
Türkiye''de 1924 operasyonu nadir istisnalardan biridir. Halbuki Osmanoğulları en millî hanedandı. Belki ancak Japonya hanedanı o derecede millîdir. 1908''den sonra İttihatçılar, birçok mülkü hazîne-i hâssa''dan alarak maliye nezâretine geçirdiler, yani devletleştirdiler (saraylar ve eşyaları, Topkapı Hazînesi, padişahların şahsî malı değildir, devletindir, devlet adına kullanılmışlardır). Ama gene epey mal mülk arazi Hanedan''da kaldığı gibi, prenslere ve prenseslere büyük meblağlarda devlet maaşı verilmeye başlandı (daha önce bu maaşları padişah, özel hazinesinden veriyordu).
1924''ten sonra, 2700 yıllık Türk tarihinin hiç şüphesiz en büyük ve önemli ailesi olan Osmanoğulları''nın malı mülkü yağmalandı, şunun bunun elinde kaldı. Bunlar içinde tek Millî Mücadele kahramanı yoktur. Onlar, günümüze kadar uzanan bu yağmayı önleyememek beceriksizliğinden sorumludurlar. Üstelik istisnasız hepsi Osmanlı generali, subayı, bürokratı, ilim ve san''at adamı idiler. Bugün Osmanoğulları için Devlet''in öncülüğünde bir vakıf kurmak gerekir. Romantik Osmanlı hayranı geçinip hiç gayret göstermeyenler, böyle bir konuyu sürekli gündem dışı tutanlar kadar sorumludurlar.
Kongre ve Açılım
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Adalet ve Kalkınma Partisi büyük kongresi muhteşemdi. Sayın Tayyip Erdoğan, uzun, çok parlak ve üstün bir hitâbeden sonra, delegelerin tamamının oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi. Demokrasi tarihimizde, tek oy kaybı olmaksızın seçilen başka bir genel başkan hatırlamıyorum.
Başbakan, parti yöneticilerini geniş ölçüde yeniledi. Gerek tek parti döneminde (Atatürk, İnönü), gerek demokraside (Menderes, Demirel, Özal) genel başkanlar, kendi zihniyetlerine uygun kişileri seçtirmişlerdir, sol partilerde de aynıdır. Ancak parti içi muhalefet daima vardır. Bununla beraber en az fire verecek başbakan bana göre Erdoğan''dır.
Kitle partilerinde hizipler oluşur. Bütün dünyada böyledir. Fikirlerin çeşitlenmesi, partileri canlı tutar, daha rahat dış âleme açar. Genel başkanlar hiziplerden hoşlanmazlar, bazen tasfiyeye kalkışırlar. Tabiatiyle AK Parti''yi ima etmiyorum, genel konuşuyorum.
Sayın Başbakan, demokratik açılımı biraz araladı. "Türkiye vatandaşlığı"nı üst kimlik olarak sundu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı zaten istisnasız tek kimliktir, nüfus tezkerelerinin üzerinde yazar. Türk ise bütün siyasî literatürümüzde ve halk arasında, vatandaşlarımızın bütünü için kullanılır. (Türk ırkı, Türk aslından) manaları da vardır, fakat dar şekilde ve çok az kullanılır.
Türk kelimesi, millet olduğumuzu vurgular. (T.C. vatandaşlığı) ise hukukî bir durumdur, millet olduğumuzu göstermez. (Fransız) ve (Fransa Cumhuriyeti vatandaşı) arasındaki farkın tıpkısının aynısıdır. (Alt kimlikler) vardır ama, asıl kimlik yerine geçemez. Zira ülkede dehşetli bir ırk ayırımı ve ırkçılık tehlikesi belirir. Herkes (ben Türk değilim, şuyum buyum) demeye, bir şeyler koparmaya girişir. Irkçılık, bütün demokrasilerde yasaktır, zira demokrasiye ve eşitliğe karşıdır.
Alt kimlikleri AB kriterlerini kabûl ve tatbik ederek belirteceğiz. Tek çıkar yoldur. Otonomi, başka devlet, bağımsızlık gibi hedeflerin peşinde bulunanları ise durdurmaz. Bunların da fikirlerini açıklamaları mümkündür. Fikir bazından silâh bazına geçilirse, devletin silâh verip görevlendirdiği organları, derhal harekete geçer, silâhını bırakmayanı imha eder. Bu kural -rejimi ne olursa olsun- hiçbir devlette değişmez. Demokratik açılım mutlaka yapılacaktır. Epey münakaşalı geçmesini doğal karşılamalıdır.
Türk Konseyi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, yanı başımızdaki Nahçıvan''da, 3 Türk devleti: Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan cumhurbaşkanları ile buluştu. Kırgızistan cumhurbaşkanı gelemedi.
Özbekistan Cumhurbaşkanı İslâm Kerîmov ise, Sovyetler döneminden beri ülkenin başında, Timur''un taht şehri Semerkand, Özbekistan''da bulunduğu için, diğer 4 Orta Asya devletini çevresinde birleştirmek istiyor. Fethullah Hoca''nın, Türkçe''mizi ve millî kültürümüzü 6 kıt''aya yayan yüzlerce okulunun Özbekistan''dakilerini kapattı. İslâmî muhalefetten çekiniyor. Hoca''nın süper okullarının ise irticâ ile ilgileri yoktur. Yerleri çok sağlam olan Nazarbayev ile Türkmenbaşı ve Aliyev ise, Hazar Denizi''nin beşte üçünü ellerinde tutuyorlar (beşte iki İran ile Rusya''nın).
Sovyetler Birliği''nin sonsuza dek süreceği fikri Türkiye''de hâkim olduğu için, birden bizden başka 5 bağımsız Türk devleti zuhûr edince, hazırlıksız yakalandık. 3 büyük devlet adamı, Cumhurbaşkanı Demirel, Cumhurbaşkanı Özal ve Alparslan Türkeş, yeni Türk devletlerine bütün mevcudiyetleri ile sarıldılar.
Türkeş, 1992 ilk Türk Kurultayı zirvesinde, Cumhurbaşkanı Özal, Başbakan Demirel, başbakan yardımcısı CHP genel başkanı Erdal İnönü''yü bir araya getirdi. 535 yılında Göktürk devletini kurmak için Ergenekon''dan çıkışında Bumın Kağan''ın yaptığı gibi, örs üzerinde çekiçle demir dövdürdü.
Daha başka zirveler de yapıldı. Çiller, Yılmaz, Erbakan, başbakanlıklarında Türk devletleri ile ilgilenmediler. 2002''den itibaren Sayın Erdoğan ve Sayın Gül, konuyu tekrar canlandırdılar.
Merkezi Cidde''de İslâm Konferansı vardır, üyeyiz, genel sekreterliğini de başarı ile yürütüyoruz. Merkezi Kahire''de Arap Birliği vardır, Arap olmadığımız için müşâhit üyeyiz. Türk Birliği için büyük gecikme ve ihmalimizi şimdi Nahçıvan''da Türk Konseyi kurmak kararı ile telâfi ediyoruz. Türk Devletleri Konfederasyonu için ciddi adımdır ki, Hazar''a rahat uzanan bir Türkiye''yi, Avrupa Birliği''nin vazgeçilmez üyesi yapar. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız Gül (bir rüya gerçek oldu) diyerek sevincini saklamadı, izhâr etti.
IMF-Dünya Bankası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
IMF-Dünya Bankası guvernörler (yönetim kurulu başkanları) yıllık zirve konferansı, 2. defadır ki İstanbul''da toplandı. İstanbul, hızla Avrupa''nın finans merkezi olmaya ciddi adımlarla yürüyor, Frankfurt, Londra, Paris, Zürih''i geride bırakacak. New York''un prestiji bile tehlikede... Başbakan Tayyip Erdoğan, -eski tabirle- muhtasar müfîd bir konuşma yaptı.
Ekonomiyi, AB müzakereciliğinden çok daha dirayetle yöneteceği açığa çıkan başbakan yardımcısı Ali Babacan: "küresel krizin zararlarını asgarîye indirmek için" toplandıklarını vurguladı. Gelişmiş ülkelerden (nezaketen ABD demedi) kaynaklanan bu krizin, gelişmekte olan ülkelere de sıçrayıp zarar verdiğini söylemekten çekinmedi.
ABD hazîne (yani maliye) sekreteri (yani bakanı) Geithner de "krizin sorumluluğu ABD''ye ait, bunun farkındayız, sorumlu biziz, onarmak için çok çalışıyoruz, diğer ülkelerle birlikte çözeceğiz" diyerek mesuliyeti kendi devleti üzerine aldı. Cihan devleti olmak kolay değil, başka devletleri batırır da, çıkarır da!..
Dünya finansının en büyük yöneticisi makamında bulunan ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke keza aynı açıklıkla konuştu. Babacan''la ikili görüşme de yaptı. ABD''de -bazıları 200 yıllık- tam 94 banka ve yüzlerce şirket iflâs ederek kapandı. CEO denen üst düzey banka, holding, şirket yöneticileri ise krizden etkilenmedi. Hâlâ inanılmaz maaşlar alıyorlar.
Blackstone Group Yönetim Kurulu Başkanı Stephen Schwarzman''ın yıllık maaş ve primi 702 milyon dolar, Oracle Corporation''ı yöneten Lawrence Ellison''ınki 557 milyon dolar... Bu maaşlar Avrupa''da da var. Meselâ İspanya''nın 2. büyük bankasının yöneticisi Jose Goirigolzarri geçen hafta 55 yaşında 83 milyon -hem de dolar değil- euro ikramiye ile emekliye ayrıldı.
Bu derecede dengesiz bir kapitalizmin zirvesi olan IMF ve Dünya Bankası''nın milletlerarası yıllık zirve toplantıları hangi ülkede yapılıyorsa, sosyalistler tarafından protesto ediliyor. Salı günü İstanbul''da Taksim''deki gösterilere de on binlerce kişi katıldı.
İstanbul Zirvesi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
IMF ve Dünya Bankası, kesenin ağzını açtı: Gelişmekte olan ülkelere bu yıl 250 milyar kredi verilirken 2010 yılı için 750 milyar dolar kararlaştırıldı. Gelişmekte olan ülkeler, G-20''nin G-7''sine eklenen 13 devlet ve benzerleridir. 13''ün içinde Türkiye de var. Bundan dolayı IMF''nin bize 50 milyar dolar kredi teklif edeceği sözü dolaştı. Sayın Başbakan ve Sayın Babacan ne te''yîd, ne tekzîb ettiler. IMF''nin 2001''de -şüphesiz Amerika''nın emriyle- bize oynadığı oyun artık açığa çıktığından, Erdoğan hükûmeti şimdi
-aslında ortağı bulunduğumuz- bu kuruluşla imza atmak için derinlemesine düşünüyor. Ecevit''in durumuna düşmek istemiyor. Gene Amerika''dan ekonomi bakanı ithal etmek zorunda kalmayalım diye... IMF ve Dünya Bankası''nın yıllık zirvesini İstanbul''da yapması, Türkiye''nin 13 gelişen devletin başında geldiğinin göstergesidir. Amerika ile zıtlaşmaz, ayrı kutuplara düşmezsek, çok ülkenin göz diktiği bu koltuğu muhafaza edebiliriz. Rahat bir koltuktur, uykuya dalmadan oturabilmek büyük hünerdir. İstanbul Zirvesi, muhteşem geçti. Harbiye''deki İstanbul Kongre Merkezi''nin yerin 7 kat altındaki muazzam salonu 186 ülkeden gelen 15.000 kişi ve çoğu yabancı 1062 gazeteci tarafından çok beğenildi. Kalkınan Türkiye''nin sembolü gibi idi. Ağzına kadar dolup taştı. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn ve Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, evrensel krizin alçalma periyoduna girdiğini, fakat daha bir iki kötü yıl geçeceğini söylediler. Bugünkü Almanya cumhurbaşkanı, Dünya Bankası başkanlığında bulunmuştur. Avrupa ekonomisinin başını çeken Almanya da, refahının bozulmaması için, gelişen ülkelere yakın davranacaktır. Çok nüfuslu en yoksul ülkelerin ise durumu devam edecek (Özal''ın böyle bir öngörüde bulunduğunu hatırlıyorum). Başbakan Erdoğan, zirve dışında, Yıldız Teknik Üniversitesi''nin açılışında da son derece ağırlıklı mühim bir konuşma yaptı. Gözleri hâlâ çöplükte demode eylemci komünistlerimizi de kınadı.
Nobel Barış
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Nobel Barış 2009, dünyanın en kudretli kişisine verildi: ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama''ya. Norveç Kraliyet Akademisi, Obama''yı, bu gücünü, barış yolunda kullanması için yönlendirmek istedi. Yoksa Başkan, seçildiğinden bu yana geçen 9 ay içinde cihanşümûl (evrensel) barışa ciddi bir katkıda bulunmadı, tek mazereti en büyük finans krizine ağırlık vermek zorunluluğudur.
Sadece ümitlerini dile getirdi. Nitekim geçtiğimiz 20. yüzyıl sonunda çok büyük işler başaran devlet adamı Mihail Gorbaçov, verilen ödülü "sorumluluk almak iktidarında ve vizyon yeteneği bulunan insanlar işte böyle desteklenmeli" şeklinde tefsir etti.
Nobel Barış Ödülü, dünyadaki bütün bu çeşit ödüllerin en saygını sayılıyor. Diğer Nobel ödülleri gibi 1.4 milyon dolar verilmesi, tamamen ikinci derecededir, nitekim Obama bu meblağı hayır kurumlarına bağışlayacağını bildirdi. 5 dalda Nobel ödülünü İsveç Akademisi verdiği halde, yalnız Barış Nobel''ini Norveç Akademisi verir. (Aynı devlet halinde iken 1905''te ayrıldıkları zaman aralarında bu şekilde bölüşmüşlerdi.)
Nobel Barış''ı, ABD başkanları arasında 1906''da Theodore Roosevelt (II) ve 1919''da Woodrow Wilson aldı. Doğrusu ikisi de dünya barışı için hiç öyle büyük şeyler yapmış değillerdir. Hele Başkan Jimmy Carter''a başkanlıktan ayrıldıktan 21 yıl sonra bu ödülün verilmesi epey konuşuldu. Obama''nın bihakkın almış olmasını ümid ediyoruz. Bakalım, göreceğiz.
Sovyetler''i dağıtarak dünya tarihinin akışını değiştiren ve yüz milyonlarca insanı hürriyete kavuşturan Başkan Reagan''la partneri Margaret Thatcher''a bu ödül verilmedi. Zira her iki (Stockholm ve Oslo) akademi de 1901''den bu yana sol kültürden gelenleri tercih etmişlerdir.
En ilgi çekici tefsiri bana göre, bizzat ödül sahibi Başkan Obama yaptı: "Bu ödül bana, nükleer silâhların yayılmasına karşı eylem çağrısıdır" (yani; bu eylemi yapmam için verildi) dedi. Nasıl bir eyleme girişeceğini bütün dünya merakla bekliyor.
Zürih ve sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Zürih Protokolü, uygulamaya geçilmediği takdirde, temenni mahiyetinde kalır. Ermenistan için hayatî sorun, Türkiye sınırının açılması ve Karadeniz''e ulaşılabilmesidir. Türkiye ve Azerbaycan içinse, işgal altındaki Âzerî topraklarının iadesi...
Protokolün imza törenine, işgal altındaki Âzerî topraklarının boşaltılması ile görevli Minsk Grubu denen devletlerin, ABD, Rusya ve Fransa''nın dışişleri bakanları katıldılar. Bilhassa Hillary Clinton, Başkan Obama''nın kesin tavrına uyarak, Türk-Ermeni yakınlaşmasının gerçekleşmesi için bütün nüfuzunu kullandı. İsviçre''nin finans merkezi en büyük şehrinde, İsviçre dışişleri bakanı hanım, iki tarafın arasını bulmaya çok çalıştı. AB dışişlerini temsil eden Solana ile Avrupa Konseyi dönem başkanı Slovenya''nın genç dışişleri bakanı da hazır bulundular.
Ancak protokolün yürürlüğe girmesi, iki taraf meclislerinin kabulüne bağlıdır. AK Parti kolayca geçirir, muhalefet oy vermeyecektir. Ama sonra ne olacaktır?
Minsk Grubu, uzun yıllar havanda su dövmüş, 7 Âzerî ilçesi+Dağlık Karabağ otonom yöresinin Ermenilerce hazmedilmesine çalışılmıştır. Bu politika bugün değişse bile, Türkiye, işgal sona ermeden sınırı açarsa, Azerbaycan''la ilişkiler bozulacaktır. Binaenaleyh şimdi ilk girişimin Ermenilerden gelmesi, sonra sınırın açılması bekleniyor.
Ermenistan yönetimi ise, Taşnak muhalefeti ile karşı karşıyadır. Taşnaklar''ın yeniden kan dökmeye başlamasından çekinmektedir. Ermeni diasporasının baskısı ise çok arttı. 1 milyon Âzerî''nin sürüldüğü 7 ilçeyi geri verse bile, Dağlık Karabağ bahsi uzayacaktır. Burası, Azerbaycan Cumhuriyeti için otonom Ermeni bölgesi idi. Şimdi Ermenistan Cumhuriyeti''ne bağlı otonom Ermeni yöresidir! Rasyonel politikaya girebilirse, sınırları açılan Ermenistan''a, Karabağ''dan on değil, yüz misli kâr getireceği âşikârdır.
Azerbaycan''a gelince, Türkiye sınırları kapattı diye topraklarını geri alamadı, alacağı da yoktur. Aliyev, milletvekillerini gene Ankara''ya salacaktır. Sonra ne olacaktır? Hiç belli değil gibidir. Ancak Türk-Ermeni yakınlaşması çok önemli bir gelişmedir. Fanatikler bozmazlarsa, her tarafa barış ve refah sağlar.
.Ergun Göze
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ergun Göze''yi kaybettik. Türk milliyetçiliğinin İslâm''a ve tasavvufa ağırlık veren mütefekkiri idi. 1931 başında Sivas''ta doğdu. İstanbul Hukuk Fakültesi''ni bitirdi, avukat oldu. Türkçülük denen Ziyâ Gökalp''in anlattığı içerikte Türk milliyetçiliğinin büyük lideri Nihal Atsız''dan sonra bu akımın en ileri siması İsmet Tümtürk (büyük şair Cenab Şehâbettin''in oğludur) ile Ankara Caddesi''nin Sirkeci ucundaki büroda ortak avukatlığa başladı.
Ergun Göze''yi, Hukuk öğrencisi iken tanıdım. Nasıl tanıştığımızı, hurda teferruatı ile bir kitabında anlatmıştır. Ünlü mutasavvıf Mehmed Efendi''den feyz alanlardandır. Genç yaşında yazarlığa ve gazeteciliğe başladı. Yayıncılığı da unutulamaz. Türk millî kültürünün, bu arada Klasik Türk Musikisi''nin en etkili savunucularından oldu. Politikada Sağ''ı ve Merkez Sağ''ı destekledi.
Peyami Safa''nın da yakın dostu olan Ergun, pek çok kitabın müellifi ve binlerce gazete makalesinin muharriridir. Fransızca biliyordu, önemli tercümeleri de vardır. Tercüman, sonra Türkiye gazetelerinde köşe yazıları, muhafazakâr kitleyi etkilemiş, sevgi ve saygıyla okunmuştur. Televizyonlarda da epey konuştu. Dış ülkelere gidip oralardaki Müslüman fikir adamları ile dostluk kurdu. Vefatında hâlâ Boğaziçi Yayınevi''ni yönetiyordu.
Ergun, en yakın arkadaşlarımdandı. Aile dostumuzdu. Geçen yıl çok ağır ameliyatlar geçirdi. Buna rağmen, Ankara''da oturan bana sık sık telefon açar, uzun sohbetlerde bulunurduk. Son defa on gün kadar önce konuştum. Vefatı gerçek bir şok etkisi yaptı. Zira konuşmasında hiçbir aksaklık yoktu.
Zevcesi, Ergun gibi avukat ve yazar olan Hicran Hanımefendi''ye, büyük teessür içinde tâziyetlerimi sunuyorum. İki oğlu Türkiye dışındadır. Kızı, Sâmiha Ayverdi''nin torunu olan Sinan Büyükant ile evlidir. Onlara da başsağlığı diliyorum.
Türk Tarihinden Portreler kitabımın çok genişletilmiş yeni baskısını hazırlıyorum. Son biyografi, Ergun Göze olacak. Basın ve tefekkür dünyamızdan parlak bir zekâ, velûd bir kalem, namuslu bir idealist kaydı. Tarihimizi bütün olarak görebilen, Osmanlı''yı iyi anlayan bir Türk milliyetçisi idi. Tam bir iman içinde tam bir Türk gibi yaşadı. Ergun kardeşime Cenâb-ı Hakk''ın rahmetini niyâz ediyorum.
Ermeni açılımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Zürih Protokolleri''nin imzalanması, bütün dünya medyasında birinci haber oldu. Yorumlar olumlu idi. İmzacı iki devlet kadar, anlaşmayı gerçekleştirmek için pek çok çalışan devletler de övüldü.
Ankara ve Erivan meclislerinde protokollerin onay müzakereleri -ne zaman yapılacaksa yapılsın- sert geçecek. Muhalefet her iki ülkede de ret oyu verecek. Sonunda protokoller çoğunluk oyu ile yürürlüğe girecek. Türkiye''de, Azerbaycan toprakları geri verilmeden sınırların açılmaması istenecektir.
Türkiye, Azerbaycan''a verdiği sözü yerine getirecektir. Aliyev''in Türkiye''yi Âzerî gazına zam gibi şeylerle tehdid etmesi yanlış politikadır. Türk''e zarar verir.
Türkiye''nin sınırları açmamasından Ankara hükûmetleri değil, Minsk grubu devletlerin sinsi siyasetleri sorumludur. Biz, Suriye''yi nasıl dünyaya açtı isek, Ermenistan''ı da açmaya hazırız buna muktediriz. Her ülkenin karşısında bulunduğu Suriye''de başarılı olduk. Karşılıklı vizeleri bile kaldırdık. Epey dostu bulunan Ermenistan''ın durumu, Suriye''den kolaydır. Taşnak tuzağına düşmezse, Ermenistan''ın istikbali açıktır. Türkiye düşmanlığı Ermenistan nüfusunu 4 milyondan 3 milyona düşürdü. Devam ederse, 2 milyona düşebilir.
Tarihi doğru okumamız lâzım. Ermeniler, hazîne-i hâssasını Ermeni nâzırlara emanet eden padişahlarını öldürmek için bomba patlattılar (1905). İmparatorluk başbakanlarına makam arabası ile geçerken tabanca kurşunu sıktılar (1896). Kürt köylerini basıp canlı bırakmadıkları için İkinci Abdülhamîd, Kürd Hamîdiye Alayları denen ünlü milis örgütünü kurdu. Tahttan indirildi.
İttihatçılar, Ermenileri baş tâcı ettiler. Bir Ermeni, imparatorluğumuza dışişleri bakanı yapıldı. Büyük Savaş başlayınca, Doğu Cephemiz''i Ruslara karşı savunan 3. Ordumuz''u arkadan vurdular. Müttefikimiz Almanya, askerî bakımdan, o bölgelerdeki Ermenileri güney eyaletlerimize sürmemizi istedi. Yerine getirdik (1915). Yol boyunca Kürt çeteleri, Ermeni kafilelerini bastılar. Ermenilerin Kürt-Türk katliâmı ''mukaatele''ye dönüştü. Hiç hoş bir gelişme olmadı. Ancak hiçbir devlet başka türlü davranamazdı. İki cümle ile özetlemek mümkünse, olay budur. Aman iki taraf da ideolojik ve bilgisiz tefsirlere kalkışmasın. Tarihi doğru okumayanlar zarar görür.
Maçtan sonrası
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Bursa''da yapılan Türkiye-Ermenistan futbol maçı, spor bakımından o kadar önemli değildi. Politik anlamı büyüktü. Ya bir olay çıkarsa? heyecanı vardı.
Korkumuz yerinde idi. Diyarbakır maçındaki münasebetsizlikler yeni idi. Milliyetçilerimiz heyecanlıdır. Türkiye''yi küçük düşürecek şeyler de yapmışlardır. Realpolitik''i (gerçekçi politika) kaale bile almadan arslanlar gibi harekete geçerler. Şu protesto, bu gösteri hâlinde değil, Türk Milleti hassastır, gerekince milletçe ayağa kalkmaya muktedirdir. Ama -elhamdülillah- bugün öyle bir durum yok.
Neyse, Bursa maçını da yüzümüzün akı ile bitirdik. Ermenistan Cumhurbaşkanı''ndan Türk dostu olmasını beklemek gerekmez. Ama medenî dünyada dost olmayanlar da pekâlâ yan yana gelebiliyorlar. Üstelik Sarkisyan''ın dehşetli Taşnak baskısı altında bulunduğunu unutmamalıyız. Meclis''te güyâ muhalif grup kuran eylemci Taşnaklar, daha yakın tarihte, öz meclislerini basmış, milletvekillerini ve bakanlarını öldürmüş, Türkiye ile barışa eğilimli cumhurbaşkanlarını düşürmüşlerdi.
Ermenistan''ın Türkiye ile medenî ilişkiler kurması, Rusya ve İran gibi bu coğrafya ile ilgili ve Ermenistan''a destek veren devletlerin aleyhinde değildir. Rusya ve İran ile dostluğumuzu bozmak gibi bir politikamız yoktur. Ama Ermenistan''ın, Güney Kafkasya''yı paylaştığı Azerbaycan ve Gürcistan''a tafra satmasını engelleriz.
Dünyayı Türkiye aleyhine ayağa kaldırmak tutkularının bizden para koparmak hedefine dayandığı açıktır. Ermeniler zeki, kurnaz, çalışkan, cesur, san''atkâr bir kavimdir. Ama tarihçi sıfatımla fazla akıllı olduklarını söyleyemeyeceğim. 1935''ten beri Beyoğlu''nda oturduğum için, Rumlar ve Yahudiler gibi Ermeniler de komşum, sınıf arkadaşım, dostlarımdır. Ermeni milletine bir düşmanlığım olamaz. Ancak Türkleri yakın geçmişte, bugün ve gelecekte sömürmelerini hoş göremeyiz.
Ermenilerin Osmanlı düzenindeki imtiyazlı rahatlıklarını, eskiden olduğu gibi gene Avrupa devletleri kaçırdı. Diplomatlarımızı katlettiler, ASALA çetelerini üzerimize saldılar. Dış güçlerin böyle bir tuzağından hâlâ yakalarını kurtarmış değillerdir. Ermenistan, Türkiye desteği ile bölgenin İsviçre''si olabilir. Ancak didişmeyi tercih ediyorlarsa, ona da varız.
Dış politika
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye dış politikasının yönü, Başbakan Erdoğan''ın İran ve akabinde Amerika''ya ziyaretlerinden sonra açığa çıkacak. Başkan Obama, Türkiye''nin Ermeni açılımını beğenecek, kutlayacak. En kötü ihtimalle bundan böyle ABD Yahudi lobisi, yıllık Türkiye''yi suçlama kampanyasında bize arka çıkmazsa, Washington, Ermeni açılımı müddetince bu saçmalığı önleyecektir. Buna mukabil Washington, İsrail''le aramızı açmamız karşısında olumsuz hayretini gizlemeyecek, açıkça söyleyecektir. Fazla kızmışsa, ilişkilerimiz zarar görür. Zira Amerika, Avrupa ile müzakerelerimizde yardımcı olmayı kesebilir. Eğer kendisine -dünya barışı adına- bir İran projesi sunarsak, Büyük Ermenistan ve Büyük Kürdistan alternatifleri harekete geçmeye başlar. İlk iş, Irak''la yakınlaşmalarımız önlenir.
Cihan devleti olduğu için, milletlerarası arenada ABD ile ilişki, bütün devletler için birinci derecededir. Türkiye için, mutlak birincidir. Ama bu husus, başka devletlerle ilişkilerimiz pek de önemli değildir anlamına gelmez. Türk devletleri arasında Azerbaycan, en yakınımızdır. En kıdemli pantürkist olduğum için, Âzerîler, yazdıklarımda aykırılık bulmayacaklardır. Türkiye''nin Ermenistan sınırını kapatması, Azerbaycan''ın hayatiyetini devam şartı olamaz. Sınırlar açılır, aşılır. Açarsak da Azerbaycan devam eder, bizim gibi devlet-i ebed-müddet olur. Sınır kapatmamız, Ermenistan''ı olağanüstü güçten düşürmüştür ama, bir karış toprak iadesine zorlayamamıştır. Zira Minsk eş başkanı 3 devletin, havanda su döverek, Ermenilere, katliam yolu ile işgal ettikleri toprakları, az toprağı olduğu kanaatiyle Ermenistan''a kazandırmak politikası, çok açıktır. Bir çürüterek zamana yayma politikasıdır ama Amerika, Fransa, Rusya güneşte yerlerini almış çok güçlü devletlerdir. Alıp başlarını gidebiliyorlar. Sayın Aliyev''in, artık güçlü Azeri ordusu bulunduğunu, icabında kullanacağını söylemesi, çok hoşuma gitti. Ermenilerin daha hoşuna gitmiştir, zira anlayacakları dil budur. Ama Türkiye gibi barış yoluyla yürümek her taraf için en faydalısıdır. Bu bakımdan Aliyev''in Türkiye''yi yüksek dozda eleştirmesi doğru değildir. Azerbaycan için çok şey yaptık ve sonuna kadar yaparız. Arkası yarın...
.Türkiye-İsrail
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsrail''le ilişkilerimizin yön değiştirmesi, istisnasız herkesin dikkatini çekti. (Van minıt) olayı vardı ama geçici bir diplomatik kapışma şeklinde algılanmıştı. İsrail''in bize verilecek pilotsuz uçakları geciktirmesi, sanıyorum ilişkilerin sarsılmasının sebebidir. Başbakan''ın lâf altında kalmak, sözünü esirgemek gibi endişelerinin bulunmadığı dünyaya malûmdur. Konya semalarımızda her yıl yapılan manevranın iptali ile infialini cihana duyurdu.
Arkasından TRT''nin, cihanşümûl şiddet filmleri modasına uyarak yaptırdığı dizideki insanlığı ayağa kaldıran sahneler, oluşumu tamamladı.
Şimdi ne olacak? Herhangi bir milletle dostluklar bozulabilir, ilişkiler düzelir, hayat devam eder. Yahudi (Mûsevî) husumeti ise, çok berbat bir ideoloji olan ırkçılığın en berbat türüdür. En berbatı olmasının sebebi, en bulaşıcı olmasıdır. Mikrobunu almak çok kolay, atmak çok zordur. İnsanı bir yerlere kadar götürür, ama iflâh etmez. Yahudi, Mûsevî, İsrail gene yerli yerindedir. Onun için tansiyonu düşürerek mikroptan kaçınmak doğru siyasettir.
Yahudilerle 500 yıldan beri yan yana yaşadık. En az ihtilâfımızın olduğu kavimdir. Osmanlı Türkü''nün dinlere karşı ilgisizlik derecesine varan -hele o asırlar için- eşsiz müsamahası, ticareti sürekli teşvik eden devlet politikası, İmparatorluk Türkiye''sindeki kıt''a büyüklüğünde ülkelerde Yahudileri memnun etmiştir. Başka ülkelerde karşılaştıkları şiddetli husumet, Osmanlı''da meçhul bir duygu ve yönetimlerin en münasebetsizidir.
19. yüzyıl başında Rumlar, sonlarında Ermeniler azdıkça azdıkları halde, Yahudi vatandaşlarımız sâkin kaldılar. En az problemi biz Osmanlı ve Cumhuriyet Türkleri, Yahudilerle yaşamışızdır. 1856''dan itibaren Rumlara ve Ermenilere en yüksek devlet görevleri açıldığı halde, bu iki kavme nisbetle Yahudiler, memuriyete ilgi göstermediler. İşleri para ve ticaretti. Ancak Osmanlı kültürünü derinlemesine benimseyenler arasına girebilmişlerdir (bilhassa musikide).
Yahudilerin milyonlarcasının Hitler tarafından soykırıma uğraması, geri kalan milyonlarcasının Alman istilâsındaki Avrupa''dan kaçmaları ve devlet kurmak için bir Arap ülkesini seçmeleri, o zamana kadar dostça yaşadıkları Araplarla düşman olmalarıyla sonuçlandı. Bu düşmanlığın ortadan kalkması tarihçinin konusu olamaz, zira 22. yüzyıla ait bir bahistir. Devamı yarına...
Bosna ve Arnavutluk
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dışişleri Bakanı Profesör Davutoğlu, Saraybosna ve Tiran''a iki önemli ziyarette bulundu. Sırp-Hırvatça''nın bir lehçesini konuşan Boşnaklara ve Arnavutça konuşan Arnavutlara 15. yüzyılda Hanefî-Mâtürîdî Müslümanlığı biz Osmanlı Türkleri götürdük. Boşnakça, (Latin harfleri ile yazılır) Sırpça ve Hırvatça gibi 10.000''in üzerinde Türkçe asıllı kelime ve tabirle konuşulup yazılır ki bunlar bir etimoloji sözlüğünde toplanmıştır: Abdullah Skaljiç, Turcizmi u Srpskohrvatskom Jeziku, Sarayevo 1966, 664 s., çift sütun.
Sırplar bugün Boşnaklara "Türkler" diyor. Boşnaklar yoğun şekilde Osmanlı kültürüne girmiştir. Arnavutlar ise daha çok askerlik alanında imparatorluğumuza hizmet verdiler. Bununla beraber en büyük Türk milliyetçilerinden ve şairlerinden Âkif baba tarafından, önemli fikir ve ilim adamlarımızdan kararlı Türk milliyetçisi Şemseddin Sami tamamen Arnavut''tur.
Sırplar, iç içe yaşadıkları, aynı dili konuştukları Boşnakları, Avrupa''nın ortasında ve gözü önünde soykırımdan geçirdiler. Fransa ile Hollanda yardımcı oldu. Sırpların elinden Boşnakları Amerika kurtarabildi. Şimdi yeniden Sırplar lehine açıkgözlüklere uğramak üzereler. Zira AB, Bosna-Hersek''i üye yapmak istiyor ama Sırp kesimi, gene üyeliğin eşiğinde bulunan Sırbistan''a katılmak peşindedir.
Prof. Davutoğlu, Türkiye''nin Boşnakların haklarını savunacağını bildirmek için Balkanlar''a gitti. Zira Boşnakları ve Arnavutları (Arnavutluk ve Kosova''yı) savunmak, Türkiye''nin şeref borcudur. Türkiye''de, o 3 devlettekinden fazla Boşnak ve Arnavut asıllı Türk yaşıyor. Bu durumumuzu bütün dünyada vurgulamak doğru siyasettir (ben baba tarafından Rumeli kökenliyim ama Boşnaklar ve Arnavutlarla hiçbir akrabalığım yoktur, zaten atalarım Tuna bölgesindendir).
ABD ve AB, Avrupa kıt''asını büyük bölümü ile AB ve NATO üyesi yaptı veya yapmak üzere. Türkiye ve Moldova, Ukrayna, hattâ Beyaz Rusya sırada görünüyor. Bir Rusya kalıyor. ABD ve AB, 3 küçük Güney Kafkas cumhuriyetini de, -Asya kıt''asında bulunmalarına rağmen- almak istiyor (Kıbrıs adası da coğrafya bakımından Asya''dadır).
Yarın Filistin meselesine geleceğim.
Türkiye-İsrail
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Boşnakları kollamak, onlara arka çıkmak Türkiye''nin görevidir. Bunu yapmayan Türkiye, milletlerarası arenada saygı görmez. Binaenaleyh Bosna-Hersek''te sorun varsa, Türkiye''nin meselesidir. Diğer milletler, Türklerin bir parçası saydıkları için ilgilenmezler. Kudüs şehrinde Harem-i Şerîf, Müslümanlar için bir şeref ve haysiyet meselesidir. Bunu anlamamakta direnen İsrail''in başı belâdan kurtulmaz. Harem-i Şerîf''te İsrail işgali bir Türkiye meselesi midir? Evet! O alanda yer gök Kaanûnî Sultan Süleyman''dır, Sinan''dır, Memlûk Türk sultanlarıdır. Harem-i Şerîf''in statüsünde Türkiye''nin öne çıkması yadırganmaz. Ama Müslümanlara ait bir konudur. Yanımızda Müslüman ülkeler de bulunmalıdır. Gazze ve Filistin bir Türk meselesi midir? Dünyada hangi devlete sorsanız olumsuz cevap alırsınız. Zira tam bir Arap meselesidir. Biz 23 Arap devletini pas geçersek bize kızarlar. Zaten ülkelerinde 900 yıl kalmamızı tarihlerinin hoş olmayan sayfaları kabûl ediyorlar. Tekrar Türk liderliğine soğuk davranırlar. Ancak durum, bizim Gazze katliâmını, Başbakanımızın tabiriyle (görmezden gelmemizi) gerektirmez. Fikrimizi elbette söyleyeceğiz, zaten bütün Arap devletlerine takaddüm ederek söyledik. Suûdîler ve Mısır gibi iddialı Arap devletleri Türk çıkışlarından hiç hoşlanmadılar, asla hoşlanmazlar. Boşnaklar doğranırken, Uygurlar katliâma uğrarken kıllarını kıpırdatmadıklarını da unutmak olmaz.
Elbette Mısır, Suriye, Irak ve emsalindeki darbeci diktatör generallerin, sırtlarını Moskova''ya dayayarak bize takındıkları küstahlıklar geçmişte kaldı. Zaten milletçe tarih hâfızamız hiç kuvvetli değildir. İsrail''le uğraşmak, Arapların konusudur. Ama onların bu misyonlarını ihmal ettikleri âşikârdır. Zira İsrail''le uğraşan Amerika''yı karşısına alır. Bu sebeple Arap potansiyeli kendini gösterememiş, bu potansiyel ABD ile savaşacak güçte terör örgütleri üretmiştir.
İktidar ve muhalefet
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İstisnasız bütün devletlerde iktidar mevcuttur. Muhalefet, gerçek muhalefet ise, yalnız demokrasilerde vardır. Gerçek muhalefetin işlerlik kazandığı rejime (demokrasi) diyoruz.
Bizde 1946''dan beri gerçek muhalefet vardır. 1946-50''de Bayar''ın İnönü''ye, 1950-60''ta İnönü''nün Menderes''e karşı davranışı, gerçek (Osm. muvâzaasız) demokrasidir.
Ancak İnönü, her seçim kaybedince, temposunu arttırarak muhalefeti, (iktidarı yıkmak eylemi) şeklinde uyguladı. 27 Mayıs darbesi gerçekleşti. Atatürk Cumhuriyeti sistemi temellerine kadar yıkıldı. (CHP+Ordu=İktidar) formülü geçerlilik kazandı.
Binaenaleyh muhalefet mekanizması Türkiye''de Batı demokrasilerindeki işlerliğini kazanamadı. Zira 2 askerî darbe daha oldu. Sistem çöktü. Derin devletin 2002 seçim tahminleri (Baykal başbakan+Erdoğan koalisyonun 2. ortağı) şeklindeydi. Bu tahmin gerçekleşmeyince CHP hırçınlaştı. AB reformlarında, AK Parti''nin temposunu yakalayamadı.
Nihayet öyle bir çizgiye geldik ki, yüzde 10 baraj ve illerde eşit olmayan seçmen sayısı ile seçilen bir Meclis sebebiyle, dengeler büsbütün bozuldu. 2 muhalefet partisi ile iktidarın arası demokrasilerde az görülen oranda açıldı.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün, ana muhalefet liderinin Millî Güvenlik Kurulu''na katılması, -Anayasa tadilini gerektirdiği için- olmadığı takdirde, başbakan gibi her hafta değil TBMM Başkanı ile ana muhalefet liderini muntazaman kabûl edip görüşmesi, Türk demokrasisine cankurtaran simidi oldu. Sayın Baykal''ın, Sayın Başbakan''la ancak mikrofon ve kamera karşısında görüşebileceği gibi protokol dışı uç davranışlar, ikiye ayrılmış bir Türkiye manzarası verdi. Tarafların, millî sorunlarda bile birbirlerine güvenmedikleri ortaya çıktı. Demokrasi yıkılırsa, Türkiye birinci sınıf devlet durumuna veda eder. Cumhurbaşkanı''nın teklifi, hayata geçirilmelidir.
İstanbul''a inmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
26 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika, PKK''yı yeterli derecede kullandı. 2. tezkereyi reddetmemiz faciasından sonra hattâ Türkiye aleyhine kullandı. Ancak Irak''tan çekilmek, -daha doğru ifadeyle- kuvvetlerini birkaç üs''te yoğunlaştırmak kesin kararındaki Amerika, sakin bir Irak istiyor ki başı ağrımasın. Irak''ta, bilhassa kuzeydeki Kürt kesiminde polisliği de Türkiye''ye bırakmak temayülünde.
Kürdistan yani Kuzey Irak, ordusu, parlamentosu olan bir otonom federe cumhuriyet. Kendisinden değil de, ömür boyu mahkûm bir kişiden emir alan silâhlı bir örgüte öz topraklarında daha fazla müsamaha göstermesi mümkün değil. Onlar da PKK''yı kullanabildikleri kadar kullandılar.
Ancak Barzani, Türkiye kökenli, fakat kendi kavminden bir toplumu, terörist olsa da vurmak istemiyor. Dağılsınlar, silâh bıraksınlar, Türkiye''ye dönüp orada yapabileceklerini yapsınlar istiyor.
Hükûmetimizin Kürt açılımı, demokratik açılımın bir parçasıdır. İyi niyetli, barış ümidiyle uygulanmaya konmuş bir proje. Projenin arkasında Amerika''nın, Avrupa''nın, Asya''nın falan desteği bulunması, bir Türk teşebbüsü olmadığı anlamı taşımaz.
Dönüş yapan ilk kafileden çok büyük millî memnuniyetsizlik, dünyada sözü geçenlerin dağılmasını istedikleri PKK''nın, dağılmamak için gösterdiği dirençten kaynaklanıyor. Hır çıkartmak isteyen bir gösteri idi. Dağılmadık, dağılmayacağız gösterisi idi. Milyar dolarlık uyuşturucudan vaz geçmek istemiyorlar. Geçimleri bu yoldadır. Büyüklerinin dünyanın her bankasında hesapları, malları mülkleri var. Öcalan''dan koparlarsa hiziplere bölünüp biribirlerini vurmaktan çekiniyorlar.
Öcalan''dan barış yolunda herhangi işe yarar bir tavır beklemek ise, romantik, hattâ platonik bir düşüncedir. Öcalan, bütün varlığı ile, İmralı''dan kurtulmayı hedeflemiştir. Bu yolda dünya yansa umurunda değildir. Zaten muhtemelen dünyayı ıslah edecek lider misyonu taşıdığı inancındadır. Teröristleri İstanbul''a salıvermek, göze alınmaması gereken bir macera olurdu. Türkiye yeterli derecede karışıktır. Fazlasını kaldırmaz. Edebiyle geleceklere elbette açığız. Hâlâ PKK''lı olduklarını söyleyenlerle anladıkları dilden konuşuruz.
Başbakan Pakistan''da
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
27 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Pakistan''ı ziyaret etti. Türk Cumhuriyetleri ile birlikte Türkiye''ye en yakın devlet şüphesiz Pakistan''dır. Klasik coğrafyada Hindistan (Pakistan ve Bangladeş''le) denen Avrupa büyüklüğündeki kıt''ada yaşayan yarım milyara yakın Müslüman nüfus, dinlerini, Oğuzlar''ın Kayı boyundan büyük cihangir Sevüktekin oğlu Gazneli Sultan Mahmûd''a borçlu bulunduklarını biliyorlar.
Kuruluşundan (1947) beri Pakistan''la çok dostuz. Bağımsızlığında, bütün Türk edebiyatlarının en büyük şairi Yahyâ Kemal Beyatlı''yı büyükelçi atamıştık (o zaman Bangladeş de Pakistan''a dahildi). Böyle bir Pakistan''la ticaret hacmimizin 350 milyon dolar olması acayiptir. 80 iş adamı ile giden Sayın Başbakan, ilk hamlede 2 milyara çıkarmak için mutabık kaldı.
Bizdeki PKK gibi Pakistan''a da Tâlibân musallat olmuştur. PKK, Marksisttir. Tâlibân ise -tevbe estâğfirullah- İslâm namına Müslümanlar''ın başına belâ oldu. Kendini şerîatçi sanan bir terör örgütüdür, Müslümanlar''ı kesip biçiyor.
Afgan dilini konuşan kavmin yarısı Afganistan''da, diğer yarısı Pakistan''ın Afgan sınırındaki eyaletinde yaşar (merkez Peşâver). Üstelik şimdi milyonlarca Afganistanlı Afgan, Pakistan''a sığınmıştır. Afganistan''da NATO ile savaşan Tâlibân, bir İslâm cumhuriyeti olan Pakistan''ın Müslümanlığını beğenmeyip bu eyalete de musallattır.
Pakistan, Türkiye büyüklüğünde, nüfus bakımından dünyanın 6. devletidir. Türkiye gibi Amerika''nın müttefikidir. Halkı Müslüman Keşmir''in üçte biri Pakistan''da, üçte ikisi Hindistan''da, kuzeyde birkaç ilçe Çin işgalindedir. Türkiye Cumhuriyeti, Hindistan, Bangladeş, Sri Lanka ile de dosttur. Prof. Davutoğlu, bu muazzam coğrafyada, sıfır ihtilâfa dayanan dış politika görüşlerini uygulamakta zorluk çekmeyecektir.
Başbakan Erdoğan, Pakistan''dan İran''a geçiyor. Washington, başbakanımızın Tahran''da attığı her adımı izleyecek, telaffuz ettiği her kelimeyi analiz kuruluşlarına havale edip değerlendirecektir. Amerika ile ilişkilerimizin barometresi İran''dır.
İran ve biz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Temennimiz, İran''ın süper füzeler ve atom bombasından vazgeçmesidir. Zira Türkiye''ye bu alanlarda en azından on milyar dolar ayırmak zorunluluğu getirir. Zengin Suûdîler ve kısıtlı bütçe sahibi Mısır, bizi izler. Bu felâket senaryosunu önleyen politikacı, Nobel Barış''la yetinmez, dünyanın bütün ödüllerini alır, ülkesinde seçim kazanır, dünya ansiklopedilerinde 500 yıl madde başıdır. İran, dünyanın kırmızı alarm ile gözlediği bir devlet olmaktan çıkar, büyük prestij kazanır. Türkiye''den sonra dünyada Türkçe konuşan 2. en büyük kitle, İran''da yaşıyor. İran''ı Şîî''leştiren Türk dilinin -hem klasik, hem tekke tarzı halk şiirinde- en büyük şairlerinden Hatâyî mahlaslı Şâh İsmail''dir. Anadolu''dan İran''a götürdüğü Türkmenlerle kurduğu devlete çağının tarihçileri Türkmen Devleti demişlerdir. 1500 yılında Sünnî Hanefî Akkoyunlu Türkmen hanedanının elinden taht şehri Tebrîz''i alarak Safevî devletini kurdu ki, İran tarihinde Sâsânîler''den sonraki en muhteşem dönem sayılır. İran''da Safevîler''in yerine geçen Nâdir Şâh Avşar Türkmen, bugünkü -Sünnî''liğe nisbeten yakın- Şîî-Câferî mezhebini kabûl ettirdi. Türk tarihinin sonuncu cihangiridir. Hindistan Timuroğulları''nın Türk imparatorluğunu istilâ ederek, koca Hind kıt''asını İngiliz emperyalizmine açık bırakmıştır. Sonraki Kaçar Türk hanedanı, 1925''e kadar İran tahtında kaldı. Gazneli Sultan Mahmud''dan Ahmed Şâh Kaçar''a kadar kaldığımız için İran, büyük komşusu Türkiye''ye mesafelidir. Yıllarca Suriye gibi PKK''yı kollayan İran, bugün Suriye, hattâ Barzânî gibi, PKK''nın karşısındadır. İran, Türkiye''ye rejim ihracından da vazgeçmiştir. Vaktiyle Şâh İsmail de aynı hevese kapılmıştı. İran, petrol ve gaz zenginidir. Bu zenginlik, 2500 yıllık parlak tarihini de, dünya edebiyatları arasında mutlak şekilde 1. olan klasik şiirini de gölgede bıraktı. Petrol rezervi 18 trilyon dolar değerinde ve Suûdîler''den sonra Dünya 2.''sidir. Buna doğalgaz zenginliği dahil değildir.
İran''ın Doğu Akdeniz üzerindeki terör örgütleri ise İsrail''in ve Araplar''ın meselesidir. Başbakanımız''ın Tahran ziyaretini Washington''ın nasıl değerlendirdiğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.
86. Yılda Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
29 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Cumhuriyeti, bir Atatürk Cumhuriyeti''dir. Nitekim öyle algılanmış, zira öyle kurulmuştur.
Cumhuriyet''in ansızın ve sürpriz ilânına takaddüm eden günlerde, -çocuklarımız dahil- 13 milyon Türk içinde Atatürk''ten başka cumhuriyetçi bulunduğunu söylemek, kolay değildir.
İzmir''i, Bursa''yı, İstanbul''u, Edirne''yi, bütün imparatorluk taht şehirlerimizi düşmandan geri alan, Millî Mücadelemiz''in dâhi lideri ve ordularımızın muzaffer başkomutanı 42 yaşındaki Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa Atatürk, kurucusu olduğu ve kurtuluşumuzu yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne dayalı bir cumhuriyet modeline karar vermiştir (ki bu model 1960''ta bozuldu). Şüphesiz bir Avrupa modelidir. Hemen bütün çağdaşları aydınlar gibi, Atatürk de Fransız İhtilâli''nin ürünü Fransa modeli cumhuriyetin kültürel etkisinde idi.
Fransa''da Büyük İhtilâl 1789''da, Cumhuriyet rejiminin monarşi karşısında kesin kabulü ise ancak 1870''tedir. Üstelik bugünkü Fransa 5. Cumhuriyet''i yaşıyor ve ben, 6. Cumhuriyet''in çok yaklaştığını bu sütunda birkaç defa yazdım. Ama Fransa''nın bizim henüz ulaşamadığımız çağdaş uygarlık düzeyinde bulunduğu şüphesizdir.
Biz Cumhuriyet''in neresindeyiz? En kıdemli dünya cumhuriyetlerinden biri olmamıza rağmen, Türkiye Cumhuriyeti''nin üstün ve tek vazgeçilmez hedefi bulunan ''muâsır medeniyyet seviyyesi''ne, bugünkü aksak Türkçe ile çağdaş uygarlık düzeyi''ne ulaşmış değiliz. Atatürk bu hedefe 1950''lerde erişeceğimiz fikrinde olabilir, ben böyle düşünüyorum. 2009''da hâlâ ulaşamayacağımızı asla düşünmediğine ise kesinlikle eminim. 1938''de Atatürk''ün henüz 57 yaşında ölümü, Türkiye''nin talihsizliğidir.
Muazzam terakkiler kaydettik. Ama 86. yılda Türkiye Cumhuriyeti, dünya tarihinin en büyük medeniyet projesi durumundaki Avrupa Birliği''nin üyesi olamamış, olması kararlaştırılamamış hemen hemen tek Avrupa devletidir. Darbeler, yetersizlikler, yetersizler, yanlış politikalar, Türkiye''yi tökezletti. Bütün tarihimizde ilk defa 1918''de kaybettiğimiz büyük devlet vasfını mutlaka yeniden kazanmamız gerekiyor.
Türkiye''nin çizgisi
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Ekim, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Cumhuriyetin 86. yılını kutladık. Epey karmaşık bir Türkiye''deyiz. Fakat derinden derine bu karmaşanın büyük devlet olabilme sancıları görüntüsü verdiğini söyleyebiliriz. Böyle yorumluyoruz. İsteyen inanır, isteyen dalgasını geçer.
Dalga geçmenin bile bir demokrasi göstergesi ve gereği olduğu fikrindeyiz. Geçtiğimiz dönemlerde Devlet meselelerinde dalga geçmek haddimiz mi idi? Zaten her konu devlet meselesi sayılırdı ki vatandaş az konuşsun, yazsın, düşünsün...
Cumhurbaşkanımız, Sırbistan gibi, 1918''den beri kavuştuğu Adriyatik''ten çekilerek denizden mahrum kalan, en geçimsiz ve olumsuz Balkan devleti ile yakınlık sağlayarak döndü. 1878''de imparatorluğumuzdan ayrılan Sırbistan''a 1918''in gafil muzafferleri Yugoslovya adını vererek minyatür bir imparatorluk bahşetmişlerdi.
Başbakanımız, değil Orta Doğu''nun, cihanın endişe ile izlediği İran''dan 30 milyar dolar ticaret hacmi ve doğalgaz imtiyazları ile döndü. Suriye''den sonra
İran''ı da bütün bir dünyaya karşı tezkiye etti. İnşaallah Türk''ün kadrini bilirler.
Türkiye, hiçbir dönemde olmadığı kadar geniş bir dış açılımı gerçekleştirdi. PKK sabotajı sebebiyle Kürt açılımı şu ara tökezlendi. Bu sırada Genelkurmay''da kapanmış sayılan bir konu birden piyasaya verildi.
Türkiye, her organı ile, 21. yüzyılı yaşamanın çabası içinde. En güvendiğimiz millî kuruluşumuz olan Silâhlı Kuvvetlerimiz''i yöneten bazı subaylarımız, 1960''tan itibaren Atatürk çizgisinden ayrılarak birkaç defa politikaya girdiler. Başta ordumuz, bütün Türkiye zarar gördü. Büyük zaman parçaları hebâ oldu. Bütün kitaplarımda, İmparatorluk''ta ve Cumhuriyet''te bütün askerî darbelerin nasıl devletimizi kemirdiğini anlattım, istisnası yoktur. Bu heves ve ihtiras uğruna imparatorluğumuzu kaybettik. Demokrasiden mahrum kaldık. Yerimizde saydık. Bu krizi, en kısa bir zamanda, asla zamana sermeden, kesin bir sonuca, yargı kararına bağlamamız gerekiyor. Akabinde Genelkurmay Başkanımız, askerî gereğini yapacaktır. Yeni bir kriz istemiyoruz. Az hasarla son verelim. Demokrasi içinde çare tükenmez.
.Dünyaya açılmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dış politikada açılım, dikkate değer boyutlara ulaştı. Dünyanın ilgisini çekiyor. Bazıları birbirine zıt türlü çeşitli tefsirlere konu oluyor. Her devlet Türkiye''yi gözlemeye başladı.
Dışişleri bakanlığından gelen Cumhurbaşkanı Sayın Gül, Çankaya''da da dış faaliyetlerini sürdürüyor. 7 yıllık Sezer döneminde Çankaya, Özal ve Demirel''in en yoğun şekilde geçen dış politika faaliyetlerine son vermişti.
Başbakan Sayın Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Prof. Davutoğlu''nun faaliyetleri Asya''da hayli kapıyı açtı. Kapılardan bazılarını araladığımıza bizi pişman edenler çıkabilir. Fakat tecrübe ettik diye eleştirilemeyiz. Afrika yolumuzu Mısır ve Libya gibi Siyah Afrika''nın patronluğuna tâlib olanlar kesebilir. Ancak Türkiye de elbette misyonunu yerine getirecektir, Kuzey Afrika''yı Latin Afrika olmaktan biz kurtardık.
Ama Türkiye''nin dış politika ağırlığı Avrupa ve Birleşik Amerika''dır. Cumhuriyet döneminde oluşmadı. Osmanoğlu Gazi Süleyman Paşa ve Aydınoğlu Gazi Umur Bey''le 14. yüzyılın ilk yarısında başlayan bir Türkiye politikasıdır. Yani Avrupa''ya doğrulmamız Üçüncü Sultan Selim''in, İkinci Sultan Mahmud''un, Reşid Paşa''nın zamanlarında başlamadı.
Türkiye''nin Asya (Doğu) politikası elbette doğrudur. Bin yıl yönettiğimiz, hâlâ binlerce âbidemizin yükseldiği bir coğrafyadan kopmamız zaten mümkün değil. Ama Brüksel ve Washington''daki hayatî konularımızı, Asya''da güçlenerek daha kolay yoluna koyarız.
Türkiye''mizde, tarihinden utananlar, coğrafyadan korkanlar, kabuğumuza çekilmemizi savunanlar oldu. Bu kısır politikalarını zaman zaman egemen de kıldılar. İleriye gitmemizi, hattâ ileriyi görmemizi engellediler. Şu anda Cumhurbaşkanı''nın Slovakya''da ve Dışişleri Bakanı''nın Malezya''da bulunması bizi sevindiriyor. Biz Osmanlılar''ın Slovakya ve Malezya''daki egemenliğimizi, Tayland donanmasını bile bizim kurduğumuzu bilen kaç kişi kaldı? Zira çocuklarımıza -özenmesinler sevmesinler diye- okutmadık.
.AB ve biz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Doğu ülkelerine açılmamız, dış mihrakların ilgisini çekti. Az abartarak, endişeye sevk etti bile diyebilirim. Bu da, dış politikamız bakımından olumludur. Zira Türkiye''yi Avrupalı değil, Akdenizli, hattâ Asyalı sayarak tecrîde yeltenen AB gafillerini belki uyarabilir. (Türkiye hem Avrupalı, hem Asyalı, hem Akdenizlidir, üstelik hem Balkanlı, hem Kafkasyalı, hem Orta Doğuludur.)
Türkiye''ye tam üyelik yerine imtiyazlı (?!) ortaklık yutturmak isteyenlerin, bu teklifinin bütün Türk milletince hakaret şeklinde algılandığını hâlâ anlamakta direnenler var. Hakarete uğradığına inanan bir milletin olmadık eylemlere kalkışabileceğini hesaplayamıyorlar. Güneşte yerlerini aldıkları ve artık hiçbir gücün pozisyonlarını değiştiremeyeceği duygusunun, tarihte gafiller oluşturduğunu, gafletlere sürüklediğini öğrenmemişlerdir.
Batı''nın şüphesiz gerçekten bilge devlet adamları da var. Bunlardan ikisi İstanbul''da idi: Eski ABD başkanı Bill Clinton ve eski Almanya şansölyesi (federal başbakanı) Gerhard Schröder... Doğrusu ikisi de iktidarları döneminde Türkiye dostluğunun kadrini bilmişlerdir.
Clinton''ın ABD başkanı sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi''ndeki tarihî nutku, unutulamaz. Osmanlı olduğumuz dönemde cihan siyasetindeki ağırlığımızı hatırlatan cümleleri, bizim inkılâp yobazlarına tarih dersi mahiyetinde idi. Gerçekte Türkiye''yi, gene aynı misyonu üstlenmeye teşvik anlamında idi.
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül''ün de Slovakya''ya giderken söyledikleri, uzun dışişleri bakanlığında edindiği dış politika kültürünün oluşturduğu yetkinin yansımasıdır. 1995''te imzaladığımız Gümrük Birliği ile Avrupa Birliği''nin zaten (imtiyazlı ortağı) durumunun bile ötesinde bulunduğumuzu vurguladı. Avrupa Birliği sisteminde (imtiyazlı veya sınırlı ortaklık) diye bir statünün olmadığını belirtti. Atılan imzalara sadakatsizliğin, (ahde vefâ) ilkesini bozacağını söyleyerek evrensel barışta güvensizlik meydana getireceğini ima etti.
Yarın, Clinton ile Schröder''in söyledikleri üzerinde duracağım.
Dediler ki...
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
05 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İstanbul''da Bosphorus (Boğaziçi) Konferansı''nın çok seçkin iki davetlisi vardı: Eski Amerika Başkanı Bill Clinton ve eski Almanya Şansölyesi (federal başbakanı) Gerhard Schröder.
Avrupa''nın en büyük gücü olan Almanya''yı 2 dönem yöneten (1994-2002) 65 yaşındaki Gerhard Schröder, şöyle dedi: "Türkiye''yi Avrupa Birliği''ne alarak ona lütfetmiş olmayız. Asıl Avrupa Birliği büyük kazanç sağlar. Ancak Türkiyeli Avrupa, Amerika ve Asya ile beraber 3 büyük dünya gücünden biri durumuna gelir. Türkiyesiz Avrupa, dünya çapında bir kudrete erişemez. Ayrıca AB; Türkiye''ye karşı ahde vefasızlık edemez. Türkiye''ye 1963 yılında tam üyelik sözü verdik, geri dönemeyiz."
Schröder, yaşadığımız büyük ekonomik krizin dünyaya 10.5 trilyon dolar zarara mal olduğunu ekliyor. Bu meblağ dünya nüfusuna bölünürse kişi başına 1500 dolar zarar düşüyormuş. Bundan başka domuz gribinin de dünyaya 3 trilyon dolar zarar vereceği hesaplanıyor.
42. ABD Başkanı (1993-2001) 63 yaşındaki Bill Clinton da, evrensel finans krizi üzerinde durdu. Üstelik krizin Amerika''dan doğduğunu belirterek "bütün zarar gören ülkelerden özür diliyorum" dedi. Dünyada 1 milyardan fazla kişinin günde 1 dolarla yaşadığını söyledi. 100 milyon çocuğun tek gün okula gitmediğini ekledi. Bir Orta Amerika (Büyük Antiller) devleti olmasına rağmen Haiti''de Fransızca konuşan 9 milyon Katolik zenci nüfusun yüzde 85''inin elektrik kullanmadığını bildirdi.
Clinton, halen ABD Dışişleri Bakanı olan eşi Hillary Clinton''ın da kendisi gibi Türkiye''nin dostu sıfatını belirtti. Türkiye''nin önemini kavramış bulunduğunu ekledi. Öyle ki, Hillary Hanım, her ay bir defa Türkiye''ye uğraması gerektiğini, fakat zaman bulamadığını söylemiş.
Batı, işte bu çapta devlet adamları yetiştiriyor. Arada yetersiz kişiler seçim kazanıp işbaşına gelebiliyor. Onların hataları düzeltilerek Batı hiç geride kalmıyor, sürekli ilerliyor.
2010''a doğru
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
06 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Domuz gribi, hafta sonunda hâlâ gündemin başındaki yerini korudu. İsteyen aşı oluyor, istemeyen olmuyor, her ikisi için de bir müeyyide yok. Bu kadar basit bir tercih, manşetlere çıktı.
Katkılı besinler de gündemde. Dünyamızda fazla nüfus faktörünün insanlığa getirdiği bir konu. Bin yıldır saf şekilde yediğimiz maddelerin önce hormonlaştırılıp, sonra katkılaştırılması, şüphesiz doğayı zorlayan olumsuz bir göstergedir.
Bunlar, tıpkı finans krizi gibi dışarıdan Türkiye''ye gelen milletlerarası dertler. İç politika ile ilgisi yok! mu diyorsunuz? Çok yanıldınız.
Türkiye o derecede politize oldu ki, hiçbir olay, hiçbir gelişme, politika dışı değil. Her türlü olay ve gelişme, ne kadar siyaset dışı sayılırsa sayılsın, ne derecede dışarıdan ithal olursa olsun, iktidar ve muhalefet partilerine ne ölçüde oy kazandırır veya kaybettirir hesabına sokuluyor. Hem partilerce, hem medyaca, hem ilgilenen makamlar ve kişilerce...
Yerli problemlerimiz, olanca yoğunlukları ile devam ediyor: Başta Ergenekon, ıslak veya kuru imza, PKK, Kürt açılımı... Meselâ Ergenekon, bir buçuk yıl sonraki genel seçimleri etkileyebilecek önemdedir. Ama bu müddet içinde sona ereceği çok şüphelidir. Şu halde seçmen, Ergenekoncu veya karşıtı kimliğiyle oyunu kullanacaktır. Yüksek mahkemelerin sürpriz kararları da etkilidir. DTP''nin kapatılması davası gibi...
Cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesi, yeni bir faktör oluşturarak ağırlığını gösterecektir. Asker veya bürokrat cumhurbaşkanı tipi tamamen geçmişte kalacak, politikacı bir cumhurbaşkanı seçilecektir. Hemen hemen yarı başkanlık sistemi bahis konusudur. Hâsılı çok yaklaştığımız 2010''lar Türkiyesi, yeni bir rejime oturmuş olacak, buna uygun yeni bir anayasa ile Avrupa Birliği standartlarına erişecektir. Bu çizginin oluşum sancılarını yaşıyoruz. Biz böyle görüyoruz...
AB üyeliğimiz
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Geçen hafta İngiltere''nin 44 yaşındaki dışişleri bakanı Miliband, Türkiye''de idi. Özetle şöyle dedi: "Türkiye''ye Avrupa Birliği (AB) üyeliği için taahhütlerimizi bir defa daha vurgulamak için geldim. AB kriterleri yönündeki reformlarınızı İngiltere olarak destekliyoruz. Türkiye reformlarını tamamladığı zaman üyeliği onaylanmalıdır."
Aynı günlerde İtalya dışişleri bakanı Franco Frattini de şunları söyledi: "Türkiye''nin AB''ye üyeliğinden vazgeçemeyiz. Yeterli ilerleme gerçekleşmemesi, bizi bu hedefimizden saptırmaz. Türkiye ile birlik, Avrupa''nın yalnız aktüel ve geleceğe dönük değil, tarihî bir hedefidir. Güney Kafkasya''daki 3 cumhuriyetin istikrarından enerji kaynaklarının Avrupa''ya güvenlikli akışına, milletlerarası terörle mücadeleye kadar, Ankara ile aynı stratejik menfaatleri paylaşıyoruz."
Aynı fikirleri İspanya da tekrarlayıp duruyor. Geçen hafta Slovakya, Türkiye''nin üyeliği üzerinde kesin konuştu. Atlantik devleti İngiltere, Akdeniz''den İtalya ile İspanya, Doğu Avrupa''dan Slovakya ve benzerleri, Türkiye''nin vazgeçilmezliği üzerinde birleşiyorlar.
O zaman Fransa ile Almanya''ya ne oluyor? Bir defa Fransa ile Almanya demek yanlış. Sarkozy ile Merkel demelidir. Zira Chirac Fransası ile Schröder Almanyası, üyeliğimizi destekliyordu. AB''nin çekirdeği, Fransa''nın girişimi ile, Almanya''ya karşı tekrar savaşmamak üzerine kurulan bir projedir. Ekonomik çıkarların stratejiyi belirleyeceği fikri ile oluşturuldu. 19. yüzyılda 2 ve 20. yüzyılda gene 2 defa en büyük çapta Fransa-Almanya savaşından Fransa''nın şikâyetlerine Almanya da katıldı. İtalya ile Benelux Devletleri''ni de alalım dediler, AB doğdu. Zamanla insanlık tarihinin en büyük medeniyet projesi hâline geldi.
Sarkozy, çok yoğun ölçüde Deveciyan''ın etkisinde kaldı. Üstelik Şansölye Angela Merkel Hanım tarafından Türkiye''ye imtiyazlı (?!) ortaklık budala teklifine katıldı. Atılan koskoca imzalardan kıvırtmaya başladılar. Türkiye, Sevr''den beri bu tekliften büyük hakarete uğramadı. Paris ve Berlin''in bu gerçeği kavraması gerekiyor. Fizik profesörü Merkel olmaz, asla olamaz bir fikre nereden kapıldı, başka bir yazımda açıklarım.
Sudan sorunu
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İslâm Konferansı Teşkilâtı Ekonomi Konseyi Zirvesi, yıllık toplantısını İstanbul''da yaptı. Daimî başkanı Türkiye cumhurbaşkanı, Sayın Abdullah Gül''dür. İran, Suriye ve Sudan cumhurbaşkanları, ülkelerini temsil edeceklerdi. İlk ikisi geldi. Sudan cumhurbaşkanı el-Beşir, son anda işlerini bitiremediği için gelemeyeceğini bildirdi.
İran, Suriye ve Sudan, bugünkü rejimleri ile, Batı dünyasında mimlenmiş devletlerdir. Sudan başkanının tutuklanması için milletlerarası yargı kararı bile var. İkisi Şîî, Sudan Sünnî olan bu Müslüman devlet başkanlarını Türkiye, dünyaya açmaya kararlıdır. Bu yolda epey gayret gösterildi.
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Sudan başkanının (hem cumhurbaşkanı, hem başbakandır) soykırımla suçlandığı Darfur eyaletini gezmiş, halkıyla görüşmüş, soykırım emaresi görmediğini söylemiştir. Batı''nın müdahalesini insanî bir girişim şeklinde kabul etmeye, işe petrol faktörü karışmasa idi, hazırdık.
Sudan, 3 Türkiye''den büyük (2.506.000 km2, 38 milyon nüfus), bu bakımdan Afrika''da 1. ve dünyada 9. yoksul bir ülkedir. Böyle bir ülkede zengin petrol yatakları bulundu. Bu durum, meselenin Darfur trajedisini aştığının kesin göstergesidir.
Sudan''dan ayrı bir ülke ve Osmanlı''ya tâbi yerli devlet olan Darfur''u Osmanlı, 1874''te Sudan''a kattı, yerli devlet 1918''e kadar devam etti. Sudan''la son Osmanlı döneminde ilişkilerimiz problemli idi. Darfur Emîri ise 1914-18 Cihan Savaşı''nda Türkiye''nin yanında bulundu, Hartum''daki İngiliz-Mısır yönetimine kulak asmadı. Türkiye, Sudan''ı ancak Lozan Anlaşması ile bıraktı. Bugün bunları çok az kişi biliyor (detay şu kitabımda; Devletler ve Hânedanlar, I. 355).
Sudan ile ilişkilerimizi geliştirmemiz doğaldır. Ancak Korgeneral Ömer Hasan Ahmed el-Beşir (65) sebebiyle Türkiye''nin Batı âlemi ile karşı karşıya gelmesine lüzum yoktur. İktidarının 21. yılındadır.
Açılım açılırken
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
12 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin salı oturumu, iktidar ile muhalefetin en aşırı dozda çarpıştıkları celselerden biri olarak demokrasi tarihimize geçecek. Milletvekillerinin pankart açması gibi, Meclis''in saygınlığına halel getirecek bir eylem de gerçekleşti. Pankart açanlara bir şey sağlamadı bu davranışı kimse beğenmedi.
Tartışma konusu, muhalefetin, Atatürk''ün vefatının yıl dönümünde, hükümetin, radikal bir reform tasarısını sunmak istemesidir. Geleneğimizde, 10 Kasım veya başka bir gün yas tutmak, başka iş yapmamak gibi bir ilkellik yoktur. İki cümlede bir Atatürk''ün yüce ismini anarak politika yapanların savundukları tez ne olursa olsun, bıkkınlık ve küçümsemeden başka bir etki oluşturmayacağını anlamaları gerekiyor. Ama, muhalefetin ne yapacağını bile bile Açılım''ı bir gün sonraya bırakmamak hata idi.
Okuyucu, ''Açılım''ın anlamını ısrarla soruyor. Reform yerine kullanıldığı açıktır. Reform, Avrupa tarihinde çeşitli anlamlar taşıdığı ve Frenkçe olduğu için "Açılım" denmiş. Tanzîmât, ıslâhât gibi bizim 19. yüzyıl terimlerimiz de Arapça çoğuldur beğenilmemiş. Kürt sorununu çözümleyecek demokratik açılım tasarısı, cuma günü Sayın Başbakan tarafından Yüce Meclise sunulacak. Muhalefet, karşı görüşlerini bildirecek. Ne diyecek? Şiddetle ve alabildiğine suçlayarak eleştirecek. Ama nasıl yapılması gerektiğini söylemeyecek. Bu da, hiçbir şey yapılmasın, problemler zamana yayılarak çürümeye bırakılsın anlamına gelecek. İşin kısası şudur: 27 akıllı Avrupa devletinden aşağı çizgiye düşmeyeceğiz. AB kriterleri neyi gerektiriyorsa, kabûl edip hemen uygulayacağız. AB kriterlerinin gerektirmediği, Kürtleri veya başka kökenli Türkleri asla azınlık statüsüne indirgemeyeceğimiz kesindir. Büyük Kürdistan''ı kafalarına koymuş İmralı''dan talimat alanlar beğenmeyecekler, pazarlığı sürdüreceklerdir. Ama işte böyle olacak. İktidarın işi zordur. Cuma günü soğukkanlılıkla davranacağı muhakkaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından sürekli aldatıldıkları kompleksini yaşayan muhalefetin, Açılım''a katılmak için zerre kadar niyeti olmadığı, böyle bir ihtimalin asla bulunmadığını kabul etmek gerekiyor. Yarın PKK''lıların nasıl döneceklerini ele alacağım.
Suriyeli PKK''lılar
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
13 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Kuzey Irak''taki PKK çetelerinde vuruşan Kürtlerin yalnız Türkiyeli değil, 1500 kadarının Suriyeli olduğu biliniyor. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, bunların yargılanmaksızın Suriye''ye alınacağını söyledi. Gerçekleşirse, elbette Türkiye''nin yararınadır.
Ama Türkiye için emsal oluşturmaz. Suriye Cumhurbaşkanı, bizim de Türkiyeli teröristleri ne yaptıklarına bakmaksızın yargıdan geçirmeden almamızı ima etmiş gibidir. Suriyeli ve Türkiyeli PKK''lılar arasında derin fark vardır, şudur:
Suriye, uzun yıllar PKK''nın karargâhı, talimgâhı idi. Örgüte yetişsinler diye çok geniş, âdetâ otonom bir arazi ayırmış, Öcalan''ı ise Şam şehrinde bir apartman tahsis ederek ağırlamıştı. PKK, Suriye''ye herhangi bir zarar vermiş, Suriye''de eylem yapmış değildir. Şimdi Irak''tadırlar, hâlâ ülkemize girip insan öldürüyorlar. 1500 Suriye asıllının Şam''da yargıya çıkınca (Suriye''de eğitim görüp Şam''dan izin alarak Türkiye''ye geçip eylem yaptık) deyip ânında beraat edecekleri açıktır.
T.C. uyruğu PKK''lıların durumu ise böyle değildir. Onlar da Suriye''de eğitim görmüşlerdir ve oradan Irak''a geçmişlerdir. Silâh bırakıp Suriye''ye veya başka bir ülkeye gitseler mesele belki kapanır. Ama Türkiye''ye dönmeleri bahis konusudur. Aileleri Türkiye''dedir. Üstelik bunlar Türkçe konuşurlar. 1500 Suriye asıllı ise Türkçe değil, Arapça bilir.
Ne yapacağız? Sicillerine bakacağız. Kimseyi öldürmedilerse ne âlâ. Fazla sorguya gerek yok. Ama katil iseler, yargıya göndereceğiz. Ben böyle anladım. Başka bir formül varsa, bilmiyorum.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde Açılım açıklanacaktır. Gelmek isteyen PKK''lıların statüleri önceliklidir. Yasal açılım safha safha yapılacaktır ve daha sonradır. Yeni bir grubun girişinde de terslik olursa, giriş duracaktır. Bu bakımdan Açılım''ın öncelikli ve âcil bölümü kritiktir. Bütün hukuk sistemlerinde âsî ve terörist kabûl edilenlerin, silâh çektikleri millete uyum sağlamaları çetin bir iştir. Başarmalıyız.
Açılım başladı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Millî Mutâbakat ve Demokratik Açılım adı verilen önemli reform, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde cuma günü müzakereye başlandı (mutâbakat= uyum, uyuşma). İktidar bu projeye (millî birlik), muhalefet (millî ayrışma) dediğine göre, iki taraf arasındaki konuyu algılama mesafesi büyüktü. Buna rağmen müzakereler pek de olay çıkmadan yapıldı. CHP ve MHP, AK Parti''yi şiddetle itham etti, fakat eleştirilerini kişi adı söylemeden yaptılar. Bu yolda karar aldığı anlaşılan iktidar grubu, soğukkanlılığını bozmadı.
Cumhuriyet rejimimizin Avrupa Birliği kriterleri yönünde demokratik gelişmesi bahis konusudur. Parça parça sindire sindire gerçekleştirilecektir. Kürt ağırlıklı olması, ama bilhassa PKK faktörü, böyle gerektiriyor. Şüphesiz Müslüman azınlıklar oluşturacak bir yola kesinlikle girmeyiz. Zaten böyle bir tutum, Kürtler''e hakarettir. Anayasaya, rejime, demokrasiye de aykırıdır.
Ana muhalefet lideri Baykal: "Çağdaş bir ülkede etnik kökenli insanların bireysel hakkı neyse hepsini biz (CHP) kabul etmeye hazırız" dedi. Bu cümlenin, (siyasi ayrıcalıklar vermeyiz) anlamını taşıdığı açıktır. Baykal "PKK açılımı değil Kürt açılımı olmalı. Elbette herkesin etnik kimliği olacak, ama o kadar. Milletimizin adı Türk Milleti''dir" diyerek CHP''nin açık pozisyonunu vurguladı.
Milliyetçi Hareket Partisi lideri Bahçeli: "Herkes ana dilini konuşma hususunda serbesttir. Ancak Türkçe''den başka bir dilin kamusal alanda resmîyet kazanması olmaz. Bu yolda ısrarlıysanız bölünme yasaları çıkarmış olursunuz. Terör, vatandaşları baskı altına almıştır. Ama vatandaşların yegâne siyasî temsilcileri teröristler değil, milletvekilleridir" dedi.
Hukûmetin açılım tasarısı safha safha açıklanacak. Paket hâlinde sunulduğu takdirde kavga çıkacağı, AB kriterlerinin gerektirdiği kadarının bile engelleneceği fikri hâkim olmuştur.
Hükûmetin Kürtçe''yi serbest bırakmasının şartlarının ve Türk milleti yerine TC vatandaşı kavramını koymak düşüncesinin, muhalefetle karşılanacağı anlaşılıyor. Zaten bunlar için (sivil bir Anayasa) ihtiyacı bulunduğu İçişleri Bakanı Prof. Beşir Atalay tarafından beyan edildi.
TÜRK ne demek?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türk kelimesi şu manalara gelir: 1- Türk: Dünyada Türkçe''nin herhangi bir lehçesi ile konuşan ve kendini Türk sayan herkes. En geniş ve en çok kullanılan mana budur. Ancak yalnız Türkiye Türkleri için de kullanılmış, hattâ (Osmanlı Türkü, Anadolu Türkü, Türkiye Türkü, Batı Türkü) şekillerinde de vurgulanmıştır.
2- Türk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan -Hıristiyanlar dahil- herkes, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar bütün vatandaşlar. Anayasamıza göre bu anlam geçerlidir.
3- Türk: Azınlık statüsündeki Hıristiyan ve Mûsevi vatandaşlar dışında Türkiye Cumhuriyeti''nin bütün vatandaşları. Bu mana ile çok kullanılmakla beraber anayasamıza aykırıdır.
4- Türk: Yalnız ana dili Türkçe olan bütün Türkler. Bu mana, ana dili Türkçe olmayan, fakat kendilerini Türk sayan ve zaten Türkçe de bilenleri dışladığı için hem ilim dışı, hem tam bir ırkçı algılamadır, ceza yasasına girer. Hitler Almanyası''nda geçerli olmuştur. Bu tarife göre Ziyâ Gökalp Kürt, Mehmed Âkif Arnavut, Rauf Orbay Çerkes, bugünkü İspanya ve İsveç kralları Fransız, İngiltere ve Danimarka kraliçeleri Alman, Napolyon İtalyan''dır.
Türkiye vatandaşına Türk denir. Vatandaşların tamamı Türk Milleti''ni oluşturur. Irk, dil, din, mezhep, renk ayırımı yoktur. Fransa vatandaşlarına Zenci, Yahudi, Arap, Türk, Çinli, Rus, hangi asıldan olursa olsun Fransız denmesi gibidir. Bütün devletlerde böyledir. (Fransalı, Almanyalı, İspanyalı, İtalyalı) gibi bir kavram olmadığı gibi Türkiyeli diye bir kelime de yoktur.
Ana dili Türkçe olmayan vatandaşlarımız istisnasız Türk''tür. Türk Milleti''ni oluştururlar. Ayrıca aslen, Kürt''üm, Kürt asıllıyım, yahut sadece Kürt''üm demekte sakınca yoktur.
Binaenaleyh Türkiye Cumhuriyeti''nin (Türk Milleti) tarifini (Türkiye Vatandaşı) olarak değiştirmek, Türkiye''yi milletsiz devlet hâline getirir. Bölücülük, ana dillerine bölmek, ayrıştırmak ve parçalanmak tehlikesini taşır. Irkçılığı çağrıştırır. Ayrıca bir vatandaşımıza (sen Türk değilsin, T.C. vatandaşısın!) demek açık hakarettir.
Kürtçe hakkında
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye''de konuşulsun konuşulmasın, evrensel olsun yerel olsun bütün dillerin öğrenilmesi ve öğretilmesi tamamen serbesttir. Herhangi bir kısıtlama antidemokratiktir. Tabiatıyla öğretilen yerler devlet aleyhine fesat yuvaları hâline getirilemez, doğru dürüst dil öğretimi yapılır. İşte hedefimiz budur.
Ancak Devlet, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye''de de her çocuğuna zorunlu öğrenim içinde millî resmî dilini öğretmekle yükümlüdür. İmparatorluk Türkiyesi''nin uzun hayatı boyunca tek resmî dilin Türkçe olduğunu unutmamak gerekir. Cumhuriyet Türkiyesi''nde büsbütün böyledir.
Okullarda ayrıca evrensel büyük kültür dillerinin en az biri zorunlu veya seçmeli olarak öğretilir: İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça, Rusça, İtalyanca, İspanyolca, Latince, Yunanca gibi...
Devlete bağlı ve gene devletin müfredâtını düzenlediği özel okullarda, yerel diller öğretilemez. Seçmeli olarak da konulamaz.
Ama cemaatler ve kişiler, resmî öğrenim dışında her vatandaşa açık kurslar, dershaneler açarak Türkiye''de konuşulsun veya konuşulmasın, her yerel dili öğretebilirler. Üniversitelerimizde yerel diller için kürsüler, bölümler açılabilir.
Kürtçe ve ardından gelmesi muhtemel diğer yerel dil talepleri, her türlü sakıncayı taşır. Anasının konuştuğu dili çocuğa özel kuruluşlarda öğretebilmek hakkı, Avrupa Birliği kriterleri gereğidir. Seçmeli şekilde okullarımıza sokulmak taleplerini ise Devlet karşılayamaz. Bu taleplerde, ayrı bir milliyet oluşturmak gayesi açıktır. Her türlü sakıncayı bünyesinde taşır. Zaten yasalarımıza, anayasamıza, anayasayı değiştirsek rejimimize, rejimimizi değiştirsek istisnasız bütün ciddi devletlerin yerel dillerden kurtularak millî birliği pekiştirmek politikasına aykırıdır. Bütün yerel diller için -yasalarımız çerçevesinde- her türlü medyanın, yayının, basının, konferansın tam serbest olması tabiidir. Ancak resmî yerlerde yalnız Türkçe konuşulur. Bu husus bütün devletlerdeki gibi bizde de kesindir.
Açılımın dertleri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
19 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Fazla gürültülü bir Türkiye oluştu. Reform dönemleri böyledir. Nizâm-ı Cedîd (1793), Vak''a-i Hayriyye (1826), Tanzîmat (1839), Islâhât (1856), Meşrûtiyyet (1908), Cumhuriyet (1923) reformları çoktan unutuldu. Halkımız, çok daha ılımlı açılımların atmosferini yadırgadı. Ama dikkatle izliyor. Beğenisini, 2011 baharı seçimlerinde açıklayacak.
İktidar partisi ile iki muhalefet partisi, boğaz boğaza demiyorum ama, yüz yüze çekişiyorlar. CHP''den çok tecrübeli bir diplomat, hiçbir benzerliği bulunmayan iki tarih olayını, Çanakkale (1915) ile Dersim''i (1938), aynı cümleye sıkıştırmak hatasında bulundu. Tam manasıyla bir gaf''tı. Türkiye hemen hemen karıştı. Bana daha çok, iki CHP''li arasında Baykal''ın halefliği çekişiliyor gibi geldi. Baykal uzmanı olan dostum İsmail Kapan şüphesiz daha makul bir açıklama getirecektir. Domuz gribi, domuzla ilgisi bulunmamakla beraber, Türkiye''ye de domuzca bulaştı. Bu gibi olayları ekseriya öngöremeyiz, eski tabirle takaddüm edemeyiz. Bu defa virüs cenapları daha sınırlarımıza girmeden her türlü tedbir alındı. İnşallah az kayıpla atlatacağız. Telekulak yeni kelime ve kavramı ile ifade ettiğimiz, telefon dinleme rezaleti nihayet patlak verdi. Bu rezalet bütün iktidarlar döneminde bilindiği halde, başbakanlar ve muhalefet liderleri sıradan bir şikâyet gibi geçirmişlerdir. Halbuki telefon dinlenen bir ülkede demokrasi yoktur. İnsan haysiyeti yara almıştır. Başkan Nixon büyük bir devlet adamı idi. Partisinin adamlarının muhalefeti dinlediği açıklanınca, istifa etti. ABD tarihindeki tek istifa eden başkandır (1974). O kadar vahîm bir olaydır. Niye şimdiye kadar göz yumuldu, pas geçildi? Devletin yüksek menfaatlerine ve gerçek istihbarat hizmetlerine halel gelmesin diye. Ama iş, demokrasilerdeki sınırlarını pek çok aşmıştı. Cezalar mutlaka arttırılmalı. Ama dinlemenin sınırları da daraltılmalıdır. Kesin zorunluluk kabûl edilebilir çizgide olmalıdır. Dünyanın en büyük polisi sayılan FBI Başkanı bile Ankara''da bulunduğu için ümitliyiz.
Amerikalı ziyaretçiler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
20 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri''nin, dünyanın en şümullü polis (emniyet) teşkilâtı olan ve adı filmlerde pek çok geçen FBI''ın başkanı James Mullard''ın Ankara ziyareti dikkat çekti (FBI=Federal Bureau of Investigation=Federal Tahkikat (Araştırma) Bürosu).
ABD dışişleri müsteşarlarından biri, ayrıca eski Ankara Büyükelçisi Marc Parris, Ankara''da idi. Parris, Enerji Bakanı Taner Yıldız''la görüştü. Yarım asır gecikme ile ilk nükleer santral ihalemiz hakkında konuştuğu muhakkaktır. Bu santralin Rusya''ya verilmesi, Türkiye''yi enerji alanında Rusya''ya büsbütün bağımlı duruma getireceği için kesinlikle sakıncalıdır. Ayrıca Rusya''nın bu alanda teknik performansı övülmemektedir.
Rusya ile her alanda, bilhassa ekonomi ve kültür sahalarında iş birliğinin geliştirilmesine taraftarız. Ama Türkiye''nin stratejik müttefiki Rusya değildir. 1946''dan bu yana Birleşik Amerika''dır. Aslında çağdaş dünyaya yetişebilmemiz için birkaç nükleer santral birden ihale etmeliyiz. Ve bu işi kendimiz yapmayı öğrenmeliyiz.
Amerikalı gemicilere İzmir rıhtımında 200 kadar Komünist Parti mensubu gencin saldırması çirkin bir olaydır. Komünizm artık serbesttir ama, Türkiye''ye ve Türk''e verdiği büyük zararı unutmak budalalıktır. Dolmabahçe''den bahriyelilerin denize atıldığı, Ankara''da üniversite kampüsünde büyükelçi otomobili yakıldığı bir dünyadan çok farklı bir âlemde yaşıyoruz.
FBI Başkanı ile Kuzey Irak''taki bazı PKK elebaşılarının Belçika''ya havalesi konuşulmuştur sanıyoruz. Belçika''da dünyanın en berbat yargı sistemi olduğunu biliyoruz. Yargı alanında güvenebileceğimiz son devletlerden biridir. Asıl Irak''taki ABD askerinin İncirlik üzerinden Amerika''ya nakli meselesi görüşülmüştür.
Bütün bu temaslar, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan''ın önemli ABD ziyaretinin ve Başkan Obama ile görüşmesinin hazırlığı mahiyetindedir. Ancak görüşmenin en nazik ve dış politikamıza yön verecek konusu, İran''ın nükleer silâhlanması hususunda Washington-Ankara mutabakatıdır. Atomlu bir İran''ın Türkiye''nin ve Arap dünyasının hoşuna gitmesi imkânsızdır. Cumhurbaşkanımız açıkça beyan etmiştir.
Tarihin ilk başkanı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dünya tarihinde ilk defa Avrupa kıt''asının en büyük kısmını oluşturan 27 devlete ortak bir AB (Avrupa Birliği) başkanı seçildi, yanına bir de AB dışişleri bakanı verildi. Böyle bir pozisyonu ne Sezar, ne Şarlman, ne Kaanûnî, ne Hitler, hayal bile etmemişlerdi.
27 Avrupa devleti memnun mu, şenlik mi yapıyor, kutlamalar gırla mı? Ne gezer! Hiç biri, iki buçuk yıl için seçtikleri ilk başkanlarını da, dışişleri bakanı barones hanımefendiyi de beğenmedi. Başkan Belçikalı flaman, Barones ise İngiliz olduğu halde, seçim Belçika ve İngiltere''de bile küçümsendi.
O halde nasıl ve niçin seçildiler? Şöyle: AB denen -Demirel''in tabiriyle- tarihin en büyük medeniyet projesi, 1945''te ABD lehine Dünya egemenliğini kaybeden Avrupa kıt''asının, bu kayba sebep Almanya-Fransa savaşları (1870-71, 1914-18, 1939-45) olmakla, bu iki iddia sahibi rakibi artık savaşamayacakları şekilde global menfaatlerin ortağı yapmak isteğinden doğdu.
Bu temel içgüdü ile Almanya ve Fransa, -üstelik ekonomi bakımından Avrupa''da 1. ve 2. devlet de oldukları için- AB''yi istedikleri gibi yönlendirmek arzusuna kapıldılar. Tehlikeli bir sevdadır. AB''nin -yıllık 5 milyon dolar maaşlı- yeni ihdâs edilen başkanlığına eski İngiltere başbakanı Tony Blair gibi bir dünya politikası kurdu tâlib çıkınca Mösyö Sarkozy ile Merkel Hanım telâşa kapıldılar.
Zira Fransa ve Almanya, İngiltere''yi çok kıskanırlar, bazan Avrupalı bile saymazlar. İngiltere, bir buçuk asırdan fazla Pax Britanica sahibi olduğu halde, Fransa Napolyon ve Almanya Bismark ile Hitler dönemlerinde Pax Fransa ve Pax Germenica eşiğini zorlamış, fakat tutunamamışlardır.
AB başkanı Herman van Rompuy de, ikinci post durumundaki AB dışişleri bakanı Barones Catherine Ashton da, -Flaman ve İngiliz- küçük soylularındandır. İkisi de iliklerine kadar monarşisttir. Üstelik Rompuy, başarısız geçen Belçika başbakanlığında Valon (yani Belçika Fransızı) olan kendi vatandaşlarına -ırkçılık saikasıyle- kötü davrandı. Buna rağmen kendisini seçen Sarkozy''yi memnun etmeye çalışacaktır. Rompuy, Türkler''e husumetini bile belli etmeyecektir. Tarihçi olarak, Sarkozy ve Merkel''in Avrupa''yı hangi çizgiye taşıyacaklarını merak ediyorum. Fütürolog olarak ise, ikisinin de rüzgâr gibi geçeceğine eminim.
Batı ve Türkiye
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile uyum içinde bir Türkiye, Asya''ya, hattâ Afrika''ya çok kolay açılır. AB ve ABD ile uyumsuz bir Türkiye''nin doğuya ve güneye doğru yolları olmadık engeller oluşturularak tıkanır.
Bu ilişkiler karşılıklıdır. Türkiye ile uyum içinde bulunan AB ve ABD, Avrupa ve Amerika''dan -çok hinterlandlı olan- bizim coğrafyaya kolay intikal eder. Türkiye ile uyumun kendilerine nice kolaylıklar sağlayacağını, Avrupa''nın ve Amerika''nın bilge adamları bilirler. Avrupa ve Amerika''nın bağnazlarının ise türlü çeşitli kavrayış zorlukları vardır.
Birleşik Amerika Temsilciler Meclisi''ni oluşturan 435 milletvekili''nin içinde 104 üye, Türk Dostluk Grubu''nu kurmuştur. Son iki haftada 4 yeni milletvekilinin katılımı ile sayı ilk defa 100''ü geçerek 104''e ulaştı. ABD federal millet meclisinde 435 içinde 104 milletvekili sayısının ne demek olduğunu, en kalın kafalar bile idrak edebilir.
Avrupa Birliği''ne gelince, van Rompuy''nin Avrupa''yı bir Hristiyan kıt''ası saymasındaki aymazlığından, ümitlerimiz kırılmamalı. Adamcağız Endülüs''ü, Osmanlı''yı, Altınordu''yu bilmiyorsa, İstanbul''un 1000 yıl Avrupa''nın taht şehri olduğundan gafilse, Yeni Türkiye''nin yapısının cahili ise, yapacak şey, iki buçuk yıl sabır göstermemizdir. Tabiatiyle herhangi bir hukuka aykırı çıkışında karşılığını alır.
Zaten Türkiye, Rompuy''nin başkanlığı döneminde (2009-2012) AB üyesi olacak değildir. Reformlarımıza -hızlandırarak- devam edeceğiz. Avrupa Birliği Başkanı, 27 Avrupa devletinin kararlarını uygulayacaktır. Şahsen AB''yi yönetmeyecektir.
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Avrupa Birliği''ni veciz cümlelerle uyardı. Türkiye, reformlarını tamamlayıp Avrupa standartlarını uygulamaya geçince, bir çeşit İsviçre ve Norveç durumunda bile politikasına devam edebilecektir. Millî olduğu derecede, çok kadîm bir politikadır.
Libya
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Libya''da. Libya 1.760.000 km2 büyük kısmı çöl, 6.3 milyon nüfuslu (yüzde 97 Sünnî Müslüman) bir Arap ülkesi. 1969''da 27 yaşında bir yüzbaşı, Muammer Kaddâfi, kolayca ele geçirmişti. Şaşırmadık, zira bizim Enver de gene 27 yaşında binbaşı iken, Libya''nın 30 eyaletimizden biri olduğu muazzam Türkiye imparatorluğuna el koymuştu. Ve bu imparatorluğu tam 10 yıl içinde yerle bir ederek kaçtı. Enver''den çok daha akıllı olan Kaddafi, 40 yıl içinde nice bâdireler geçirdi, devirler değişti, benim diyen politikacılar maziye karıştı, hâlâ ayakta ve hâlâ dünya gündemindedir.
Sayın Başbakan, eskiyi silip farklı gelecek inşa edeceğiz diyerek Libya''ya gitmekte haklıdır. 13 yıl önce Başbakan Erbakan, milletlerarası ilişkilerde mutat olmayan sözlere muhâtap olmuştu. Erbakan''ın Kaddâfi, bilhassa Hâşim-i Rafsancânî ile görüşmeleri, Erbakan-Çiller hükûmetinin yumuşak darbe ile düşmesinin sebebidir. Suriye''den, belki Lübnan''dan sonra Libya ile de vizenin kalkması olumlu bir gelişmedir.
Latin ve Katolik Libya olmak üzere iken ülkeyi Turgut Reis (Paşa) İspanyol işgalinden kurtarmıştı. Ulu amiralimizin Trablus''taki türbesi ile ilgilenilmesi gerekiyor. 1912''ye kadar eyaletimiz Libya''yı, inanılmaz bir gaflet sonucu kaybetmiştik.
Saddam, Kaddafi gibi bir Arap milliyetçisi generaldi. Kaddafi''nin akıl ve zekâsından mahrumdu. Kaddafi, Amerika Irak''a girince, o zamana kadar izlediği ABD-İngiltere karşıtlığına son verdi. Batı, petrolü sebebiyle, Kaddafi''nin sınır tanımaz kaprislerini pas geçmiştir.
Erbakan, iş adamlarımızın işlerini düzeltmek için Libya''ya gitmişti. Erdoğan''ın aynı konuda başarısından şüphemiz yoktur. Ancak asıl önemli ziyaretini, bayramdan sonra Washington''a yapacaktır.
Amerika''nın en derin gazetesi Washington Post, dün, Türkiye''nin dış politikası üzerinde önemli yorum yayınladı. Türkiye''yi Amerika''nın azılı düşmanları ile yakınlık kurmakla itham etti. Sayın Erdoğan, Washington ziyaretinde, bu ithamı düzeltecektir.
Dubai''de fırtına
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
30 Kasım, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dubai''nin, dış kredi borcunu, vadesinden birkaç ay sonra ödeyeceğini bildirmesi, dünya bankalarını ve borsalarını heyecanlandırdı, ama altüst edemedi. Zira Araplar akıllıdır. Ödemede gecikme, tatil başında açıklandı. Bankalar ve borsalar kapalı idi. Borç verenler telaşa kapılmasın, rahatça düşünüp tartışsınlar diye özen gösterildi. Zaten ertelenen borç nedir ki? 60 milyar dolarcık! 60 milyar dolar Dubai için nedir ki? Dubai, Binbirgece beldesidir. Binbir Gece''nin en parlak şahsiyeti Hârûnürreşîd Efendimiz, tarihçi yetkimle söylüyorum, Dubai''deki şevket ve satveti, debdebe ve demdemeyi hayal bile edememiştir.
Üstelik Dubai, Hârûnürreşîd''in Atlantik''le Orta Asya arasında uzanan cihan devleti falan da değildir. Birleşik Arap Emîrlikleri''ni oluşturan 7 emîrliğin önem bakımından 2.''sidir, nüfusu 1 milyondan ibarettir. Devletin başı olan Ebû-Dâbi gibi petrol zengini de değildir. Ama süper çağdaş zamanı aşıp uzay çağını yaşamaktadır. Dubai şeyhi, dünyanın 5. zengin adamıdır ve emîrliklerin başkanıdır. Dubai işte bu kadar parayı, uzay çağını yaşamak için harcadı. Ama yatırımlarını henüz kâra dönüştüremedi. Şimdi ne olacak?
Emîrlikler, 6 körfez monarşisinden biridir. 6 devlet arasında gümrük birliği vardır. Hepsi Birleşik Amerika''nın askerî kefilliği altındadır. İran musallattır. Saddam, Kuveyt''ten başlamıştı, hepsini iç edecekti, akıbetini gördük. Dubai''nin yıllık millî hâsılası 75 milyar dolardır.
Federasyonun başı olan ve Emîrlikler''in petrol rezervinin yüzde 85''inin sahibi bulunan Ebû-Dâbî, elbette Dubai kardeşinin geçici sıkıntısından kurtulmasına yardım edecektir. Nitekim Ebû-Dabî, hemen Dubai''ye destek verdi. Emîrlikler''in petrol rezervinin değeri 13 trilyon dolardır. 6 Körfez monarşisi, dünya petrol rezervinin yarısına yakınını elinde tutuyor. Türkiye, ülkemizde yatırımları da bulunan Emîrlikler''in dostudur. Hava kuvvetlerinde iş birliğimiz de var. Bu genç ve enerjik Arap devletine geçmiş olsun! diyoruz. Daralmayı hızla çözümleyeceğine eminiz.
.Çölde Binbir Gece
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
01 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
En büyük ve en uzun dinî bayramımız sona erdi. Liderlerimiz bayramda da atışmayı ihmal etmedi. Bugünler içinde dünyada en dikkati çeken gelişme, Dubai şeyhliğinin yabancı bankalardan aldığı kredi taksitlerini erteleme kararı oldu.
Dünya, yüzyılın büyük finans krizini yaşamakta devam ederken, krizi körükleyen tasarruflardan çekiniyor. Ancak petrol ve gaz zengini Ebû Dabî şeyhliğinin, Dubai borçlarına sınırlı da olsa sahip çıkması, yeni bir krizi önledi denebilir. Ama kriz atlatılmış sayılmıyor. Türkiye''ye bile sıçraması küçük olsa da ihtimal dahilinde. Zira Dubai, İstanbul''da büyük yatırımlara başlıyordu. Birleşik Arap Emîrlikleri''nde Türk şirketlerinde 6.000 Türk''ün çalıştığını da eklemek gerekir.
Körfez''de Binbir Gece, bize göre, devam edecektir. Diğer 5 Körfez monarşisi (Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Umman), yardımcı olacaklardır. Emîrlikler''de büyük yatırımları bulunan Amerika ve İngiltere, hattâ Avrupa Birliği, destek verecektir. Ancak Dubai''nin, Orta Doğu''nun finans merkezi olmak iddiasının zayıfladığını kabul etmek gerekir.
Dubai''nin çölde "Binikinci Gece" oluşturmak projesini, daha rasyonel yatırımlar için kısıtlayacağı tabiidir. Dünyanın en yüksek yapısı 818 metre yüksekliğinde Burc Dubai, cuma günü açılışını yapacak. Ama alıcı, kiracı, müşteri bulmakta zorlanacaktır. Arz dediğimiz küçük gezegen tarihinin en zengin dönemini yaşıyor ama, refah o kadar da yaygın değildir. 7 milyara yaklaşan nüfusun baskısı artacaktır.
83.657 kilometrekare çöl üzerinde petrol ve gaz sayesinde süper zenginlik gerçekleştiren 3.3 milyon nüfuslu Birleşik Arap Emîrlikleri, kendisi gibi süper dünya zenginlerine dönük turizm politikasını, şüphesiz başka alanlara kaydıracaktır. Dubai krizinden domino etkisi beklenmiyor.
Yarın, dostumuz Birleşik Arap Emîrlikleri''nin kuruluş yıl dönümü, millî günüdür, kutluyoruz.
Minaresiz ülke
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
02 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsviçre''de çok acayip bir referandum yapıldı: Vatandaşa oy''u soruldu: Ülkede minare inşasına izin verilsin mi, verilmesin mi? Yüzde 57.5 minare istemezük! dedi. Dünya hayretler içinde kaldı. Zira milletlerarası hukuka ve insan hakları ile barışa temelden aykırı bu referandumu İsviçre parlamento ve hükûmeti, olumlu sonuç alacağını sanarak yaptırdı. Patagonya değil, İsviçre... Dünyanın en liberal, mutlak tarafsız, mutlak barışçı iddiasında, en müreffeh ülkelerinden İsviçre... Her iki cihan savaşına girmemiş iki Avrupa ülkesinden biri (diğeri İsveç). Referandum sonucunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mutlaka iptal edecektir.
İsviçre, 41.284 km2, 7 milyon nüfuslu, denize çıkışı bulunmayan bir Orta Avrupa ülkesi... Kanton denen 26 federe otonom bölgecikten oluşan federal (birleşik) bir devlet... Almanya, Avusturya, Lihtenştayn, İtalya, Fransa ile çevrili... Yüzde 65 Almanca, yüzde 19 Fransızca, yüzde 10 İtalyanca konuşuyor, üçü de resmî dil. İsviçre Frangı, her devrin itibarlı parası... Halkın yarıdan fazlası Katolik, yarıya yakını Protestan. 400.000 Müslüman var, çoğu Türk ve Balkanlı, Arap ve İranlı az... Bu kadar Müslümanın ancak 2 minareli cami ve 2 minaresiz mescidi var. Kubbesiz, sıradan küçük gösterişsiz binalar... Minarelerden ezan okunmuyor. 350 kadar da apartman katı veya odası, namaz kılınan yerler şeklinde düzenlenmiş. Buna rağmen refah ve hürriyet devleti İsviçre, teröre ve radikalizme bulaşmış eylemci Müslümanlardan korkuyor. Minare istemeyen oylar daha fazla kadınlardan çıktı. Yüzleri kapalı Müslüman kadınlardan korktukları açıklandı. Çan kuleli, çanları çalınan, fakat minaresiz ve ezansız bir İsviçre, Türkiye''de hayret uyandırdı. İslâm''a hakaret ve çağ dışılık şeklinde algılayanlar da var. Asıl tepki Avrupa Birliği''nden, bilhassa İngiltere''den geldi. Vatikan, sert şekilde protesto etti ki, Müslüman devletlerde kiliselere karşı bir tavırdan çekindiği anlaşılır. Minare yasağı bizi estetik bakımdan da incitti. Minare, cami mimarisinin bir parçasıdır. Türk, daha doğrusu Osmanlı Türk mimarisinde bize mahsus mimari yapıda minare, her ülkede, tipik Türk simgesidir. Ermeni soykırımını tanımayanlara suçlu muamelesi yaparak fikir hürriyeti temel kuralından mahrum bulunduğunu açığa vuran İsviçre, acaba Türk''ü işaret ettiğinden dolayı mı minareden ürktü?
Minareler ve vizeler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
03 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
İsviçre minareleri konusu, Dubai finans krizini bile medyada ikinci sıraya düşürdü. Avrupa Birliği başmüzakereciliği ile görevli devlet bakanı Egemen Bağış''ın, Müslüman zenginlerine paralarını İsviçre bankalarından çekip Türkiye bankalarına transfer etmeleri teklifi, pek çok hoşuma gitti.
İsviçre bankaları, önce Romanof hanedanının, sonra Nazi liderlerinin efsanevî boyutta mevduatlarına 1918 ve 1945''te el koyarak, şiştikçe şişti. Türk mevduatının bile 100 milyar dolar üzerinde olduğu iddia ediliyor. Arap zenginlerinin trilyon dolara eriştikleri tahmini ise mübalağa sayılmaz. Şimdi İsviçre bankaları, Birleşik Amerika başta, Batılı devletlerin, münakaşalı hesapları açıklaması baskısı altına girdi, zor günler geçiriyor. Türkiye bakanının çok akılcı teklifi iltifat görürse, bu zorluk artacaktır. Tabii Batı''da nasıl İslamofobi (Müslüman korkusu veya nefreti) varsa, Arap âlemindeki Türkofobi''nin de artık sona ermesi gerekir. Bu âlemde 900 sene egemen kalmakla işin tadını kaçırdık, tarihçi olarak itiraf ediyorum.
Araplar''ın da, Selçuklu''nun Arap âlemini Şîî teröründen, Haçlı istilâsından kurtardığını, Pax Ottomana barış dünyasının nimetlerini lütfen takdir buyurmalarını bekliyoruz. Osmanlı olmasa idi bugün Fas, Cezayir, Tunus, Libya, İspanyolca konuşan Katolik Arabistan idi.
Hükûmetimizin, İslâm âlemini kazanmak teşebbüslerini, milletin kendilerine verdiği muhalefet görevini biraz sertçe yapan Sayın Baykal ve Sayın Bahçeli''nin bile takdir etmeleri beklenir. Vizelerin kaldırılması hamlesi, büyük başarıdır. Kanlı bıçaklı yıllar yaşadığımız, en sert Baas nasyonal sosyalizminin uygulandığı Suriye ile sınırların açılmasını, biz fütüroloji ile uğraşanlar bile bu kadar erken beklemiyorduk. Tabii Sovyet Rusya faktörünün ortadan kalkması ve Suriye''nin dünyadan tecrîd edilmesi, barış iklimini kolaylaştırdı.
Ya Kaddâfî gibi aktivitesi Filipinler''den Küba''ya kadar uzanan 40 yıl iktidarını koruyabilmiş çok iddialı bir zâtın -Amerika''nın Irak''a çıkmasını değerlendirmek sonucu olsa bile- Türkiye ile vizeleri kaldırması? Ürdün''ün müzakereye lüzum görmeden, 1930''lardan beri dostu olan Türkiye ile vize engeline son vermesi?
Hiç küçümsenecek başarılar değil. Vize, Dubai, minare derken, önümüzdeki hafta yaklaşıyor. Hafta başında Obama-Erdoğan mülâkatı, Türkiye''nin dış politikasına damgasını vuracaktır. Dünya barışı nâmına her iki lidere de zihin açıklığı temenni ediyoruz.
Afganistan
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
04 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Amerika Birleşik Devletleri, NATO''ya dayanarak, Afganistan''da Tâlibân ve el-Kaaide terör örgütleri ile savaşıyor. Bir cihan devletinin, bir devletle değil de, büyük bir güçle harb ediyormuş gibi terör örgütleri ile savaşması, çağımıza mahsus gelişmelerden biridir. Bu savaşa, NATO''nun önde gelen üyesi Türkiye de katılıyor.
Amerika, ''İkiz Gökdelenler''in vurulması üzerine terörü coğrafyasında çözmek için Yakın Doğu''ya geldi. Tabiatiyle bu faktöre, enerji ve İsrail gibi iki faktörü de eklemek gerekiyor.
Afganistan, Türkler''in Gazneliler''den beri yönetip o çağ dünyasının üstün medeniyetlerinden birini yaşattıkları bir ülke. Biz Türkler çekilince, bu hâle geldi. Bir alçak vatan haini komünistin Rus ordusunu çağırması ile Ruslar, sonra kendilerine Tâlibân (medrese öğrencisi) diyen bir zümrenin eline geçti. Tâlibân, Afganistan gibi geniş bir ülkeyi, İslâm tarihinde hiçbir çağda ve hiçbir memlekette asla uygulanmayan en ilkel bir taassupla yönetmek isteyen bir terör şebekesi...
Avrupalı tarihçilerin Timurlu Rönesansı dedikleri dönemde Timurlu Türk imparatorluğunun taht şehri Herât, Afganistan''dadır. 15. yüzyılda dünyanın en büyük ve en medenî beldesi olduğu yaptığımız mimari eserlerin muhteşem kalıntılarından anlaşılabilir. Alî Şîr Nevâî, Abdülkaadir Merâğî, Hüseyn Baykara''nın mezarlarının Herat''ta bulunduğunu bugün halkımız bilmiyor (kültür ihtişamı ile ünlü Hüseyn Baykara''nın oğlu ve halefi Sultân Bedîüzzamân 12.8.1515''te İstanbul''da öldü).
Türk ve Dünya tarihinin en seçkin şahsiyetlerinden Timuroğlu Bâbür Şâh''ın Kâbil''deki türbesini acaba kaç Afganistan büyükelçimiz ziyaret etti? Bakımı için Ankara''ya rapor yazdı? Fâtih Sultan Mehmed gibi bir hükümdarın hedefi, İstanbul''u, Herât''a eşit ve üstün bir uygarlık ve kültür beldesi hâline getirmekti. O dönemde Afganistan''ın yaşadığı hayat çizgisi anlaşılır.
Afganistan savaşı, Pakistan''ı da koruyor. Zira Tâlibân, Afgan (Peştun) kavminin yarısının yaşadığı Pakistan''ın Kuzey Eyaletine de musallattır. Ve Tâlibân''ın hedefi, Pakistan''ın atom bombalarını ele geçirmektir. Artık gerisini tasavvur kolaydır. Afganistan''da Türk askerinin bulunması tabii ve gereklidir.
İran''ın nükleeri
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
07 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama-Başbakan Erdoğan görüşmesinin birincil konusunun Afganistan''da Türk askeri olacağı ileri sürüldü. Afganistan''a asker ihtiyacı, evet,
Amerika için çok önemli. Ama bize göre tarihî mülâkatın Washington için ilk ve ağırlıklı maddesi, İran''ın nükleer aşkı bahsinde Türkiye''nin ne dereceye kadar batı ittifakının yanında yer alacağıdır.
İran''ın nükleer saplantısı anlaşılır gibi değildir. Zira petrol ve gaz zenginidir. Yalnız petrol rezervinin değeri 18 trilyon dolar ve dünyanın -S. Arabistan''dan sonra- 2. büyük rezervidir. Nükleeri atoma dünüştürmeye gelince, İran''ın böyle bir bomba stoku yapmak ve bunları Şihâb''lara takılacak hâle getirmek isteği kesindir.
Atom bombası ile İran''ın ne yapacağı, bunun İran''a ne kazandıracağı anlaşılır şey değildir. Pakistan''da var. Acaba Pakistan ne kazandı?
İran, atom bombası ile ne komşularını, ne Batı''yı korkutabilir. Arap devletlerini, Türk devletlerini karşısına alır. Atom bombasını, iç politikada kullanacaktır. Halkına Batı''ya rağmen, Batı''yı mağlûb ve mahkûm ederek bombalarımızı yaptık, Sihâb ultra mega süper füzelerimize taktık diyecek. Rejimini güçlendirecek.
İran''da rejimler bu metodla hayatiyet kazanır. Şeyh İsmail, Asya''da her Müslüman devlete çatarak, Safevî Türkmen devletini kurdu. Son Şâh Muhammed Pehlevî, İran 10 yıl içinde dünyanın 5. güçlü devleti olacaktır dedi.
Pratikte ne atom bombasının, ne nükleer merakının İran''a ciddi bir kazanım getirmeyeceği açıktır. Bilakis dünyanın huzurunu kaçıracak, tecrîd edilecektir. Türkiye''ye gelince, Sayın Erdoğan, Batı (yahut Batı''nın lideri ABD) ile İran''ı yakınlaştırarak, barıştırarak tansiyonu düşürmek teşebbüslerinde bulundu. Ama 10 yeni nükleer tesis yapacağız diyerek tansiyon düşmez.
Afganistan''a asker
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
08 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
NATO, Afganistan''da, Tâlibân terör örgütü ile savaşıyor. el-Kaaide, Tâlibân''ı destekliyor. Tâlibân, Afganistan''a ve Pakistan''ın Afganlar''la meskûn Kuzey eyaletine hâkim olmak istiyor. Afganistan''da Birleşik Amerika''nın 70.000, diğer NATO üyelerinin 30.000 kadar askeri var. 43 devletin toplam 30.000 askeri, bunun 10.000 kadarı İngiliz. NATO başkomutanı Amerikalı Oramiral, 1 milyon kilometre kareye yakın Afganistan-Kuzey Pakistan''ı Tâlibân''dan temizlemek için daha asker istiyor. Amerika, 2010 haziranına kadar 30.000 asker daha gönderip 100.000''e ulaşacak. 25 NATO devleti de toplam 7.000 yeni asker vaadinde bulundu. 7.000 yeni askerin terkibi ilgi çekiyor: İngiltere 500, İtalya 1.140, Polonya 600, Slovakya 250, Portekiz 150, Romanya 100... 25 asker gönderen de var. Henüz üye olmadığı halde önce NATO, sonra AB''ye girerek Rusya''dan yakasını kurtarmak isteyen yoksul Gürcistan tam 923 asker... 3 devletin askeri savaşmıyor: Almanya, Fransa ve Türkiye... Ne yapıyor? Asayişi sağlıyor, Afganistan ordusunu ve polisini yetiştiriyor. Türkiye''nin 1.750 askeri var. Asker ve polis eğitmek için 50 askerimiz daha gidiyor. Her ülke, askerinin masraflarını üstleniyor. Türkiye''nin, önemli sayıda askeri ile Afganistan ordusunu ve polisini eğitmesi gerekiyor. Bu iş, Almanya''ya ve Fransa''ya bırakılamaz. Afganlar''a yaramaz telkinlerde bulunabilirler. Yakın tarihte Moskova çıkışlı Afgan subayları, Rus ordularını ülkelerine çağırmışlardı.
Kuzeyden Rus, güneyden İngiliz tasallutu, 1800''de hâlâ büyük bir devlet olan Afganistan''ı, bugünki hâline getirdi. Rus işgali ve sonrasında milyonlarca Afgan İran''a ve gene milyonlarcası Pakistan''a sığındı. Amerika, ülkede Türk askerinin başarısını gördü, Kâbil''i nasıl yönettiğimizi müşâhede etti, Başkan Obama daha ve daha askerimizi istiyor. Savaşsınlar diyor. Ancak Afganistan''da asayişi ve askerî eğitimi Türkler''e bırakmak daha uzun vâdeli olumluluk sağlar. Zira stratejik müttefikimiz, ABD Irak gibi Afganistan''da da düzeni, huzuru kuramadı. Her iki ülkenin vatandaşlarından seçkin insanları iş başına getiremedi.
Erdoğan-Obama
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
09 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Başkan Obama-Başbakan Erdoğan mülâkatı başarılı geçti. Aylardan beri merakla bekleniyordu. Çok kapsamlı, çok konulu bir görüşme idi. İki taraf, sorunlarını, isteklerini dile getirdi. Hangilerinin fiiliyata dönüşeceğini ise bekleyip göreceğiz.
Görüşmenin olduğu gibi açıklanmadığı muhakkaktır, zaten mutattan değildir. Elbette açıklanması sakıncalı veya erken görünen tarafları vardır. Bunların bir kısmı zamanla açığa çıkar, bir kısmı gizliliğini korur.
Bu önemli buluşma saatlerinde vuku bulan Reşadiye katliâmı, Türkiye''nin PKK terörünü -Öcalan''ı salıvererek- çözümlemediğini Amerika''ya ve dünyaya göstermek için yapıldı. Taşeron bir örgüte yaptırılmış olabilir.
2 saat ikili görüşme + 1 saat yemek sohbeti o derecede pürüzsüz, yumuşak geçti ki, genellikle çekişmeli olan politik konuşmalardan fazla, iki yakın dostun sohbeti gibiydi. İki taraf da ayni olumlu havayı dışarıya yansıtmaya özen gösterdi. Siyaset gereği bu atmosfer oluşturuldu demek çok doğru değil. Daha doğru tefsir, Amerika''nın ve yeni Başkan''ın, Türkiye''yi dünya politikasında, hiç değilse Asya bölgesinde, gerçek bir stratejik müttefik yapmak ve görmek kararı şeklinde kabûl etmektir.
Kökenleri bakımında Barack Husayn Obama''nın, bizi anlamaya daha istidatlı karakterde bulunduğunu söylemek bile yanlış değildir. Amerika''nın, en geniş coğrafyada barış için Erdoğan derecesinde samimi ve istekli muhâtap bulamayacağını teşhis etmesi ihtimali de varittir.
Buna rağmen Başkan Obama''nın Ermeni, Afganistan, Irak, İran, AB, Kıbrıs, İsrail, Kürtler, Gayri Müslim Türkler gibi konularda Amerika''nın istek ve görüşlerini maharetle bildirdiği hususunu pas geçmiyoruz. Ayni diplomatik inceliği, bir devirlerin kaba ABD husumeti üslûbundan sıyrılarak, bizim de izlememiz Türkiye''nin yararınadır. Soğukkanlılık ve mütekaabiliyet, diplomasinin temel kurallarıdır. Zaten Sayın Erdoğan da, tarihî görüşmede bu üslûbu kullandı.
Eylemin tanımı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
10 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye dün, 7 Reşadiye şehidimizin cenaze törenleri ile sarsıldı. Teröre ve teröriste lânet üzerine lânet yağdırıldı. Milletimiz vakur durdu. Ancak tansiyon, katliâmın faillerinin bulunması ile düşebilir. Yüzde yüz profesyonel işi, her faktör hesaplanarak planlanmış bir eylemdir. İç İşleri Bakanımız''ın (hainleri mutlaka bulacağız, cezalarını görecekler) sözüne güveniyoruz.
Aydınlatılması, Türkiye''nin güvenlik politikasına ışık tutabilecektir. Karanlıkta kalması, biribirinden mesnetsiz ve çarpık sözde teorilere zemin hazırlayacaktır. Vatandaşı teskin etmek gibi olumlu bir maksatla olsa bile cinayet araştırması, elde edilen kanıtlar saklanmaksızın, belirli bir görüşle ve edebî üslûpla değil, en sert ve katı gerçek ifadelerle açıklanmalıdır.
Türk''ün, yol üzeri harcanacak 7 askeri yoktur. Tedbirde güvenlik kusuru varsa, o da hiç saklanmadan söylenmelidir ki, tekerrür etmesin. Bütün tahkıykatın, gerçekten ama gerçekten çok tecrübeli birinci sınıf elemanlarla yapılacağından eminiz.
Anayasa Mahkemesi''nin yarın açıklanması muhtemel kararı, şu veya bu ölçüde değişik istikametlerde yorumlanacaktır. Yargı kesinlikle suçlanmaksızın, karar, elbette çeşitli tefsirlere konu olacaktır. Karar, soğukkanlılıkla ve hızla uygulanmalıdır.
Şehid edilen uzman çavuş, 4 yıl İmralı''da kalmış, Teröristbaşı''na yemeklerini götürmüştür. Bu hususun eylemle ilgisi olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Başbakan Tayyip Erdoğan, birinci derecede önemli, hattâ tarihî diyebileceğimiz ABD temaslarından sonra, evvelce kararlaştırılmış Meksika ziyaretini de yaptı, pas geçmesi doğru ve olumlu değildi. Dünyanın 1. adamı olan Başkan Obama ile 3 saat görüştü. Ankara''da ayni yoğunlukta konularla karşılaşacağına şüphe yoktur. Devlet sistemimizde başbakan, uçan kuştan sorumludur. Zaten bu şuurla davranıyor. Alçakça eylemin hakkından geleceğini düşünüyoruz. Açılım diye tercüme edilen reformlar, her ülkede büyük çalkantılarla gerçekleşir. Tarih kanunları bunu gerektirir.
.Üyeliğimizi destekleyenler
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
11 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Dış İşleri Bakanımız, Avrupalılar''ı 73 milyon Türk''le korkutmamak için, üyeliğimize çok uzak bir muhtemel tarih verdi. O tarihe kadar üyeliği geciken bir Türkiye, pek çok şey kaybeder. Başbakanımız, Amerika''da. Türkiye''ye imtiyazlı ortaklık gibi saçma sapan tekliflerde bulunmaya cesaret eden Avrupalı Devlet adamlarını (öngörüsüz, sorumsuz, vizyondan ve ufuktan yoksun liderler) şeklinde tarif etti. Haklıdır. Bu çeşit devlet adamları çeyrek asır ara ile iki defa üst üste Avrupa medeniyetini bütünüyle intihara sürüklemişlerdir.
Avrupa Birliği; Almanya, uydusu Avusturya, birliğin kurucusu Fransa gibi türkofobi illeti ile mâlûl politikacıların tekelinde değildir. Yakın yıllarda Almanya ve Fransa''yı uzun müddet liyakatle yöneten Şansölye Schröder ve Jacques Chirac gibi önemli devlet adamları, üyeliğimize destek vermişlerdir.
Avrupa''da üyeliğimizi destekleyen İspanya ve İtalya başbakanları iktidardadır. İspanya kralı Juan Carlos ve İsveç kralı 16. Karl Gustav''ın geçen hafta, Türkiye üyeliğini vurgulayan beyanları ilgi çekti. Zira bu devletlerde hükümdarlar, gündelik politikaya karışmaz, ancak en önemli konularda konuşurlar. Her iki kralın Fransız asıllı hanedanlara mensup bulunmaları da enteresandır.
AB dönem başkanı İsveç başbakanı Frederik Reinfeld, Avrupa İşadamları konfederasyonu başkanlar konseyinde konuşurken "Türkiye''yi AB üyeliği için destekliyoruz" dedi. Bu konseye 33 Avrupa devleti üyedir ve (Avrupa özel sektörünün NATO''su) denmektedir. TÜSİAD da katıldı. Ancak son zamanlarda TÜSİAD''ın sesi kısıldı. Henüz başkan seçemediler. Avrupa Parlamentosu''nda Yeşiller grubunun lideri meşhûr Daniel Cohn-Bendit keza, üyeliğimizin şart olduğunu söyledi.
Finlandiya''nın Nobel Barış ödüllü eski cumhurbaşkanı da üyeliğimiz üzerinde kesinlikle durmuştu. Dünyanın mükemmel demokrasileri sayılan -Ece-vit''in çok özendiği- Kuzey Avrupa devletleri, AB üyesi olmamızı istiyorlar. -Yunanistan dahil- önemli Akdeniz ülkeleri keza...
Bize gelince, AB müzakerelerinde yılda ancak 1 fasıl kapatmak derekesine düştük. Bu tempo ile, Prof. Davutoğlu''nun verdiği tarihe bile yetişemeyeceğiz. Ancak Birlik dağılma evresine girdiği dönemde üyeliğimiz gerçekleşeceğe benziyor. Karadağ ve Sırbistan''a Şengen vizeleri verilen bu günlerde bizim sesimiz bile çıkmıyor. Vize sorunu gündemimizde bile yok. Çok utanıyoruz.
.Parti kapatmak
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
14 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
DTP adlı Kürtçü partinin kapatılmasını kimse istemiyordu. Ne iktidar, ne çoğunlukla muhalefet, ne medya. Ancak DTP, yasalara ve anayasaya öylesine kafa tuttu, tafra attı, Türk devletini öylesine küçümsemeye kalktı ki, yüce yargıya, Anayasa Mahkemesi''nde kapatma kararına 11''e 0 (sıfır) çıkmasından başka çare bırakmadı.
Siyasî tarihimiz, hiçbir partide böylesine bir cür''et, böylesine bir küstahlık kaydetmedi. Her türlü politik ve felsefî görüş, partilerin hakkıdır. Ama terörle iş birliği, terörü ve katilleri övmek, kışkırtmak, hoş görmek, teröristbaşından emir almak, Avrupa Birliği kriterlerinde yasaktır. Parti derhal kapatılır.
Demokrasiyi dünyaya öğreten ve en mükemmel uygulayan İngiltere''de, teröre yakınlığı tespit edilen parti kapatıldı. Otoriter yönetimden kusursuz demokrasiye hızlı geçişte başarı kazanan dostumuz İspanya''da aynı suçtan parti kapatıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu kapatılmaları onayladı.
DTP, Türkiye partisi olamadı. Güneydoğumuzun sorunlarına eğilen bir parti olsa idi, tabii görünürdü. Hattâ terörsüz Kürt partisi olması hâline bile, böyle bir parti ırkçılıkla suçlanabileceği pas geçilerek göz yumulabilirdi. Ama DTP, Abdullah Öcalan''dan emir aldığını saklamadı, defalarca tekrarladı. Öcalan''ı kurtarmaktan başka bir hedefi bulunmadığını her vesileyle açıkladı.
İmralı Partisi oldu. Öcalan''ın partinin lideri durumu devam ediyor. 40.000 kişinin öldürülmesinden suçlu görülmüş, büyük bir terör örgütünün kurucusu ve hâlâ başı olan, müebbete mahkûm bir kişinin bu pozisyonu, Avrupa kriterlerine bile aykırıdır.
Güneydoğu konusunu böyle bir kişinin -gerçekleşmesi asla mümkün olmayan- tahliyesine odaklamış bir parti, Anayasa Mahkemesi''ne sürekli bizi kapat! sinyallari gönderiyordu. Parti kapatmak dağdağalı bir karar olduğu için, Anayasa Mahkemesi, 2 yıl askıda bıraktı. Niçin şimdi karara geçti tartışması gereksizdir. Bir an gelecek karar çıkacaktı, şeklinde düşünmek daha doğrudur. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk demokrasisi, şu veya bu şekilde ama muhakkak ve mutlak biçimde kendini savunur. Açılım''a gelince, AB ölçütlerine paralel olarak devam edecektir. Devlet ve toplum, sürekli reformlarla çağ dışı kalmaktan korunur. Ne sanıyordunuz?
Ne yapacaklar?
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
15 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ahmet Türk, 19 milletvekili arkadaşının Türkiye Büyük Millet Meclisi''nden istifa dilekçelerini aldı, cebine koydu. Bundan böyle bu 19 milletvekilinin Meclis''te hiçbir çalışmaya katılmayacaklarını bildirdi.
Televizyondan duyunca, hemen kavrayamadım. Zira bir milletvekili isterse istifa eder, ama istifa etmediği halde nasıl görevini yerine getirmeyeceğini söyleyebilir? Orası, Türk Devleti''nin mutlak manada en yüce müessesesidir.
Kısa zaman sonra 19 DTP milletvekilinin durumunu anladım. İmralı''dan emir bekliyorlarmış: Öcalan (istifa edin) derse istifa edecek, (etmeyin) derse küçük bir partinin çatısı altında teşriî görevlerine devam edeceklermiş! Böylece DTP''nin ne mene bir parti olduğu açığa çıktı. Anayasa Mahkemesi''nin kapatmaktan başka türlü karar veremeyeceği bir defa daha anlaşıldı. Dünyanın demokrasi, teokrasi, monarşi, otokrasi hiçbir devletinde, terör örgütünden emir alan bir partinin faaliyetine izin verilmez. İmralı''dan ne zaman emir geleceği bilinmez. Bir milletvekili, istifa etmediği takdirde, pratikte milletvekilliğinden düşürülemez. Düşmesi için üç yol var: İstifa, insan öldürmek gibi çok ağır bir suçüstü (cürm-i meşhûd) durumu, 30 gün içinde mazeretsiz 5 oturuma katılmaması... Bu son şık, fiiliyatta işlemez, işlediği hiç görülmedi. Zira bir milletvekili, devamsızlığı için sürekli rapor alıp mazeret beyan edebilir. Mazereti kabûl edilmeyip düşmesi için, 276 milletvekilinin oyu gerekir, Anayasa hükmüdür. Yani 276 milletvekili, -hem de 19 milletvekili için teker teker isim okunarak- aleyhte oy kullanacak. Bir milletvekilinin, diğer bir milletvekilinin Meclis''ten atılması için oy kullanması çok zor bir iştir. 276''nın bu yolda oyunu istemek ise, imkânsızı zorlamaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin (ben istifa etmeksizin mazeretsiz çalışmalara katılmıyorum) diyen bir üyesi de teşriî tarihimizde görülmedi. 19 milletvekili, emir gelirse, nefislerini pek çok zorlayarak milletvekili haklarından feragat edecekler. Dönem bitmeden böyle bir feragat çok zor iştir. Bir terör örgütünün başına bu derecede bağlılıkları, Türkiye''nin korku devleti hâline geldiğinin açık göstergesidir.
Açılımın açmazı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
16 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
DTP, ''Açılım''ı olumlu karşılamıştı. Son hedefine (Osm. aksâ-yi emel) kavuşuncaya kadar (!), bu ''Açılım''dan ne koparsa kârdır politikasını yürütmeye kararlı idi.
DTP''nin bu kararını İmralı Mahkûmu bozdu. Müdahale etti. Ne yapılırsa yapılsın kendisinin bu ıssız Marmara adasından kurtarılmasını emretti. Emir demiri kesti. DTP de bu hedefi saklamadı, açıkladı: İmralı Mahkûmu''nun talebi öne alınsın dedi. Ama DTP''nin başına yeni bir belâ sarıldı: Kandil Dağı''nda sözü geçenler, kendileri için de kesin af istediler. Öyle kesin bir af ki, Türkiye''ye dönecek, DTP milletvekillerini kasabalarına gönderip yerlerini alacaklardı. Zaten ''Açılım''ın Kürtler için AB kriterlerinden fazlasını getirmeyeceğini, bu kriterlerde teröristlerin affının bulunmadığını biliyorlardı.
Evvelsi gün Diyarbakır''da toplanan DTP''liler, ''ağır müebbed''e mahkûm Abdullah Öcalan için (ev hapsi) istediler. Mâlikânenin yerini bile belirlediler: Bodrum... Bodrum turistik şenlikleri yanında, yabancıların en yoğun bulunduğu bir beldemizdir. Mahkûm, onlarla görüşüp bol keseden Türkiye''yi şikâyet edebilecekti. Ama sanıyorum PKK lideri Marmaris veya Kuşadası''na da razı olacaktır!
Ev hapsi, Türk''ü ayağa kaldırmak pahasına tecrübeye kalkışılsa bile, PKK asla silâhlı eylemi bırakmaz. Halkımızı kesip biçmeyi sürdürecektir. Aksi takdirde T.C. ile pazarlık güçleri kalmaz. PKK kodamanları çok zengin adamlardır. Avrupa''dan hem para topluyor, hem para dağıtıyorlar. Türkiye''deki trafiğin muazzam kazancını, tehdit yolu ile Kürt zenginlerinden kopardıklarını eklemek lâzım.
Bütün bu faktörlere rağmen PKK, AB ve ABD ve pek çok Asya devletinde terörist olarak kabûl edilmiştir. Benzeri örgütler gibi belirli bir hayatiyet süreleri vardır. Sonunda yok olup giderler.
Türkiye bu bâdireyi demokrasi içinde ve demokrasisini AB kriterlerine erişip mükemmelleştirmekle atlatacaktır. Bu müddet içinde PKK, eylemlerini sürdürerek hayatta olduğunu göstermeye çalışacaktır. Çok uyanık ve bir hayli de hızlı davranmamız gerekiyor.
736. Yıl
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
17 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
1219-1237 yıllarında Konya hâkanlık tahtında oturan Sultan Ulu Alâeddin, Selçuklu Türkiyesi''nin Kaanûnî Sultan Süleymân''ıdır. Hüküm sürdüğü devlete Avrupa''da çoktan Turchia (yani Türkiye) adı verilmişti. Ve dünyanın en zengin ülkesi idi. 1243''ten sonra, Müslüman olmayan Moğol orduları, Anadolu''yu işgale başladı. Selçuklu Türkiyesi''nin haşmeti azaldı. Bizans''a karşı Batı Anadolu''ya yerleştirilen Türkmen uc (sınır) beylerimiz, gittikçe bağımsızlığa kaydı. Anadolu Türk Birliği bozuldu. 20 beyliğe dö-nüştü. Bunlardan Kayıhanoğlu Ertuğrul Gazi Bey (uc beyi 1231-1281) oğlu Osman Bey Gazi (uc beyi 1281-1324) henüz Söğüt''teki arslan ininden çıkmamıştı.
Oğuz iken İslâm''a geçerek Türkmen, oradan toprağa yerleşip beldeler kurarak Türk olan Anadolu halkı, her yıl ağırlığı artan Moğol tahakkümüne düştü. Horasan Erenleri, yettiler, yetiştiler. Pîr-i Türkistân Ahmed Yesevî (ölümü 1166) mürîdi erenler, Horasan''dan geldiler. Anadolu Türkü''nün imanını, ümidini, yiğitliğini tazelediler. Müjde verdiler. Yesevî''nin öğrencisinin öğrencisinin öğrencisi Yûnus Emre (1240-1320), Hacı Bektaş Velî, Nasreddin Hoca, Âşık Paşa ve nihayet: babası ile Güney Türkistan''da Belh''ten çıkıp yavaş ilerleyerek Konya''ya yerleşen Mevlânâ Celâleddin Rûmî... Tarihin en büyük mutasavvıf hümanistleri... Türk tarihinin en büyük fikir akımı olan tasavvufun bihakkın erleri... Hacı Bayram''lara, Akşemseddin''lere, Merkez Efendi''lere, Hüdâyî''lere, İbrahim Hakkı''lara yol açtılar. Mevlânâ, Moğollar''ın İslâm ile müşerref olacaklarını tebşir buyurdu. Büyük Alâeddin''den başlayarak Konya''daki Selçuklu padişahlarımızın saygısı, halkımızın -bilâ-tefrîk-ı cins-ü mezheb (ırk ve mezhep ayırmaksızın) en derin sevgisi içinde, Türk''ün cihan devletinin parıltılarını haber verdi. Müjdeyi alan atalarımız, kırka ayrılmış Anadolu''yu yıldırım hızıyla birleştirdiler. Tarihimizin en haşmetlü, en şevketlü devletini kurduk. Şeb-i Arûs''un (17 Aralık 1273), 736. yılıdır. Yüce milletimize kutlu olsun!
Azerbaycan
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
18 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Ermenistan''da yaprak kımıldamadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin ise, Azerbaycan konusunda bir açılım olmadan, Ermenistan''la İsviçre''nin hakemliğinde imzaladığımız anlaşmayı onaylaması imkânsızdır. Binaenaleyh, Ermenistan''ı dünyaya açacak sınırı açmamız ihtimali görünmüyor. Türkiye, sınırı açmak istiyor. Ama Azerbaycan, bir Türk devletidir ve toprakları Ermeni işgalindedir. Buna müsamaha göstermemiz ve izin vermemiz mümkün değildir. Hiçbir müstevlî artık Türk toprağı işgal falan edemez. Minsk Grubu denen ABD, Fransa, Rusya, işgal altındaki Azeri topraklarını iade etmek için kıllarını kıpırdatmadılar. Büyük ayıp işlediler. Ne çare ki büyük devletlerdir. Yaptıklarını engellemek, yapacaklarını yaptırmamak, her zaman değilse bile, imkânsızı zorlamaktır. Nitekim bu devletleri, Azeri haklarına hiç, ama hiç önem vermedikleri için kınayan bile çıkmadı.
Amerika, diaspora baskısı ile, Azerbaycan''ı Karabağ''dan vazgeçirmek açık eğilimindedir. Fransa destekler, Rusya ortadadır. Azerbaycan''a gelince, işgal altındaki 7 ilçesinden bahsetmeyip Karabağ''ı gündemde tuttuğu görülüyor. Karabağ, Azerbaycan toprağı olmakla beraber bir Ermeni otonom bölgesi idi (şimdi güyâ bağımsız bir Ermeni cumhuriyetidir) (4.400 km2, 1990''da yüzde 77 Ermeni 192.000 nüfus). 20. asırdan önce bugünkü bütün Ermenistan Cumhuriyeti gibi Karabağ da Türk yurdu idi. ABD''nin Karabağ''a, -bağımsız devlet gibi- 8 Aralık 2010 bütçesinde 8 milyon dolar (ayrıca Ermenistan Cumhuriyeti''ne 41 milyon dolar) yardım ayırması, Azerbaycan''ı uyardı. Amerika, Gürcistan''a bağlı Abhazistan otonom cumhuriyeti ile Güney Osetistan otonom bölgesinin, Rusya''nın tanıdığı bağımsız devlet statüsüne karşı, Gürcistan toprağı saymakta devam ediyor. Ama Azerbaycan''dan ayrılan Dağlık Karabağ''a bağımsız gibi davranması açık bir ilkesizlik oluşturuyor. Ermenistan''la Gürcistan''ı NATO ve AB üyesi görmek isteyen Amerika, Azerbaycan''ı Rus nüfuz alanına mı terk edecek? Petrol ve gaz savaşında yeni taraflar mı oluşuyor? İşler bu derecede karmakarışıkken işe bir de -hem de derinlemesine- İran karışmasın mı? Bu derecede önemli bir gelişmeyi gelecek hafta ele alacağım.
Meclis''e dönmek
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
21 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
19 DTP Milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde kalmak (yani istifa etmemek) kararı aldı. Emir, İmralı''dan geldi. Ve demiri kesti.
Ahmet Türk, kendi tabiriyle (Sayın Öcalan''dan) -avukatı aracılığı ile- bu yolda emir geldiğini saklamadı, açıkça söyledi.
Böylece 19 milletvekilinin yeni bir çatı altında -20''ye tamamlanarak- Yüce Meclis''te grup kuracak partilerinin de, bir terör örgütünün, hem de şöyle böyle yaklaşımla değil tam manasıyla, emrinde bulunduğu açığa çıktı. Yargıtay Başsavcısı -Anayasa hükmü görevini yerine getirmek için- yeni bir dosya açıp ilk yaprağını doldurdu.
Bizim henüz epey uzağında yer aldığımız gerçek Avrupa Birliği demokrasisinde, her türlü fikir, felsefe, rejim üzerinde partiler geçerlidir. Belirli bölgelerin halkını savunan partiler bile -ırkçılığa kaçmamak şartıyla- meşrudur. Ancak terörle ilgili, şiddeti savunan, silah kullanan partiler kesinlikle yasaktır. AB normlarının dışındadır. 21. yüzyılda insanlığın ulaştığı uygarlık çizgisine hasım, kan dökmeyi şiâr edinmiş kuruluşlardır.
Binaenaleyh, dağa çıkıp düze inerek eylem yapan silâhlı çeteler örgütü PKK ile ilişki kurmanın ötesinde emir alan bir partinin medenî dünyada meşrûiyeti yoktur.
Kendilerine Kürt diyen Türk yurttaşlarımızın haklarını savunduğunu söyleyen bir partinin yasal ve anayasal ve uluslararası statüde durumu budur. Mahut örgütten korkulmaktadır. Bundan böyle de her dediğinin yapılacağı ihtimali kuvvetlidir. Bununla beraber, yeni bir seçime kadar Meclis''te bulunup dertlerini bu zeminde dile getirmeleri daha iyidir. Ama bu fikirde bulunmayan partilere de hak vermek lâzımdır. Açılım yani reform sürecindeyiz. Partiler arası ilişkilerin kesilmemesi icab eder.
Bir kısım vatandaşlarımız Avrupa Birliği kriterlerinde mevcut haklardan mahrum ise, hızlı bir açılımla yerine getirip seçime gitmek tansiyonu düşürür. AB kriterlerinde mevcut bulunmayan talepler ise, istek ve arzu seviyesinde kalır, hayâl etmek serbesttir. Böyle projelerin gerçekleşmesi imkânsızdır ama, bu âlemde insan hayal ettiği müddetçe yaşar.
İran da karıştı
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
22 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını kazanınca, öğretimde yabancı dil olarak Rusça''nın yerine İngilizce''yi geçirdi. Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan''ı bu kararından tekrar Rusça''ya döndürmek için elinden geleni yapıyor!
Amerika, yanına Fransa ile Rusya''yı alarak, Minsk Grubu denen ve şimdiye kadar hiçbir şey yapmayan kuruluşta, Ermeni''yi tutarak tarafsızlığını ihlâl etti. 7 Azeri ilçesi+Yukarı Karabağ''ın bir kilometrekaresini bile Ermeni işgalinden kurtarıp Azerbaycan''a veremedi. Ama geçen hafta 2010 bütçesi görüşülürken, Ermenistan''a 41 milyon doların yanında, Dağlık Karabağ''a da 8 milyon dolar ayırarak âdetâ ikinci bir Ermeni devleti muamelesi yapması, Bakû''nun tepesini attırdı.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyar, Tahran''a koşup İran Dışişleri Bakanı Menûçehr Muttekıy''i ziyaret etti. Sayın Muttekıy''in sevincini tasavvur edebiliyorum. "Karabağ sorununun çözümü için elimizden geleni yapacağız!" dedi. Bizim bildiğimiz İran''ın, 20 yıldır Ermenistan Cumhuriyeti''ni Azerbaycan''a nisbet verircesine desteklediğidir.
Amerika telâşa düşüyor. Bakû''daki büyükelçisi, 8 milyon doların insanî yardım olduğunu, Karabağ Ermeni Cumhuriyeti''ni tanımak anlamı taşımadığını söylüyor. İyi de, topraklarından kovulan 1 milyon Azeri için hangi yardım yapıldı?
Gözü kararan Azerbaycan, Amerika''ya, Rusya-İran petrol-gaz ittifakına girmekle karşılık vermeye hazırlanıyor gibi. Ama Azerbaycan, çok karmaşık olan İran diplomasisinin çarklarına takılabilir. İran, hangi devleti yanına alırsa kârlı çıkacak durumdadır. Azerbaycan, İran''ın en dikkatle izlediği devlettir. Zira Azeriler''in büyük kısmı Azerbaycan''da değil, İran''ın Güney Azerbaycan eyaletlerinde yaşar. Azeri Türk kültürünün merkezi de Bakû değil, Tebriz''dir.
İran''da toplam Türk nüfus, Fars=İranlı nüfus kadardır. Ama Türkçe telaffuz bile edilmiyor, mükemmel Türkçe konuşan İranlı devlet adamları Türkiye''ye gelip Farsça konuşuyorlar. Binaenaleyh, diğer Türk grupları olmasa bile Azerbaycan''da Kuzey''le Güney''in birleşme duygusunun oluşması, İran''ın aleyhinedir. Zaten bu sebeple Ermenistan''ı destekliyor. Orta Doğu daha epey olaylara, sürprizlere, gelişmelere, müdahalelere, değişimlere hazırlanmalıdır.
Bağdad''da buluştular
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
23 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Türkiye, Irak ve ABD temsilcileri, üçüncü defa toplandılar. Bağdad''da PKK örgütünün nasıl dağıtılacağını konuştular.
Türkiye''yi, ''açılım''dan sorumlu İçişleri Bakanı Prof. Beşir Atalay temsil etti. Toplantı sonucunu aynen şu veciz cümleyle bitirdi: "PKK terör örgütünün tasfiyesine dair yeni, köklü, somut tedbirler alındı."
Prof. Atalay, Bağdad''dan Erbil''e geçti. Barzânî ile görüştü. PKK''lılar Kandil Dağı''ndan, ikmal ve ulaşım yolları kesilip inmeye mecbur kalacak, sonra Türkiye''ye gelecekler. Bu işi Amerika, Barzânî''ye havale ediyor. Barzânî de, kendisinden başka yerden emir alan silâhlı bir Kürt oluşumunu Kürdistan (pardon: Kuzey Irak) topraklarında zaten istemiyor.
Mahmur Kampı sâkinlerine gelince: Çoğu Türkçe bilmeyen 12.000 kişinin Türkiye''ye sokulması Kandil Dağı derecesinde karmaşık bir iştir. İyice düşünüp taşınmadan, Türkiye''ye getirilmeleri için acele edilmemeli, önemli sakıncaları olabilir. Türkiye''de PKK yerine MKK kurabilirler.
Böylece Amerika, elini hiç kirletmeden, Kürtler''i incitmemeye dikkat kesilerek, Irak''a emir ve Türkiye''ye rica ederek PKK''dan kurtulacaktır. Zira PKK ile işi kalmadı. Ama Kürtler''i elinde tutmak, Arap okyanusunda boğulmaktan kurtarmak istiyor.
Bu plan, İmralı Müebbed Mahkûmu''nun hiç mi hiç işine gelmeyecektir. PKK''ya emir üzerine emir yağdıracaktır. Katliam ve eylem yapamayan, silâhsız bir PKK, Öcalan''ın işine yaramıyor. Politikacıları korkutamayacak, emirleri yerine getirilmeyecektir. Hatta politikacılar da bu baskıdan usanıp aleyhine çalışabileceklerdir. Sıradan bir T.C. vatandaşı mahkûm haline gelip silinmek, Öcalan''ın büyük kâbusudur. Türkiye İçişleri Bakanı "PKK''nın tasfiyesi konusunda kesin sonuçlar alacağımızı düşünüyorum" kesin cümlesi ile İran''ı da ürküttü. Tahran, Kürdistan''daki bütün Irak vatandaşlarının İran topraklarına vizesiz girmelerine izin verdi. İran''da da epey Kürt var. Güney Irak''ta da İran nüfuzu mevcut. İran''ın müdahale ettiği bir konu karmaşık ve karışık değil, karmakarışık olur. Washington mutlaka çaresini bulacaktır!
Çevre
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
24 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Çevre konusunda problemli bir devlet, gelişmiş ülkeler arasında sayılmıyor. İster Rusya gibi dünyanın ikinci askerî gücü, ister Çin ve Hindistan gibi milyar nüfuslu devlet olsun...
Çevre, her konuda temizlik demek. Temiz enerji, temiz üretim, temiz besin, temiz yollar, sokaklar, temiz deniz ve sahiller, temiz hava ve atmosfer, temiz canlılar ve insanlar... Çevre, hayvan ve bitki örtüsüne, çiçeğe ve ağaca, en büyük sevgi, özen, önem, saygıyı göstermek demek... Zira bitkiler ve hayvanlar da İnsan ırkı gibi canlıdır. Bu dünya üçünün bir arada âhenk içinde yaşaması ile kaimdir, böyle yaratılmıştır. Üçünden biri olmadığı takdirde dünya, kâinat içindeki ayrıcalıklı durumunu yitirir, Arz adı takılan katrilyonlarca gezegenden biri hâlini alır.
Avcılık, geçmişte kalmış veya son yıllarını yaşayan bir spordur. Eğlenmek için ister kuş, ister arslan, fil vurmak, apaçık vahşettir. Zaten çevreciliğin olmazsa olmaz ilkelerinden biri, güvenlik elemanları dışında silâhtan vazgeçilmesidir.
Çevre mükemmelliğinin çağdaş uygarlık düzeyi için ikinci kanadı, tarihe, san''ata ve estetiğe tam bir saygı ve sevgidir. İnsan ırkının eseri, uzak veya yakın geçmişteki hiçbir tarihî eser yok edilemez. Zarara uğratılamaz. Yangın gibi hilelerle yahut yanlışlıkla yok edilen binanın yerine 150 yıl boyunca hiçbir inşaat yapılmaması müeyyidesi getirilmek şarttır. Tarihî eserleri tahribe kalkışanları da ağır kurallar koyarak caydırmak gerekiyor.
Zira insan, mâzî ile, geçmiş zaman ile ilgilenir. Hayvandan yalnız iki ayağı üzerinde durabilmek, konuşabilmek, gülebilmek ve ağlayabilmek, fikir üretebilmek vasıflarıyla ayrılmaz. Doğmadan öncesini bilmekle de hayvanlardan ayrılır.
Çevre, bu temel kurallara uygun yetiştirilmiş, eğitim görmüş vatandaşlarla gerçekleştirilebilir. Tabiatı ve tarihi tahrib etmenin insanlık suçu olduğunu kestiremeyen, böyle bir bilgi, duygu ve endişeden mahrum yöneticiler ve iş adamları devri kapanıyor. Tabii muâsır medeniyet seviyesine ulaşabilmiş milletlerde... Yarın devam ediyorum.
Zor ve problemli
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
25 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Avrupa Birliği üyeliği için 33 fasıla ayrılan müzakere kriterleri içinde çevre faslını en zor ve en problemli fasıl diye birliğin merkezi Brüksel''de meseleyi doğru değerlendiren, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu''dur. Nasıl zor olmasın ki, daha geçen hafta Obama ve Gül''ün bile katıldığı bu konudaki Kopenhag Zirvesi, hiç de başarı ile sonuçlanmadı.
Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, AB müzakerelerine memur Devlet Bakanı Egemen Bağış ve Çevre-Orman Bakanı Eroğlu, Brüksel''de kararlı durdular. Türkler nasıl olsa sonunu getiremezler zihniyetindeki AB''nin Türkiye realitesini kavramakta zorlanan üyeleri de engellemediler. Hükûmetimizin aylardan beri bütün kuruluşlarımıza hazırlattığı 1500 sayfalık Türkiye çevre raporunu kabûl ettiler. Bu rapora göre, 2012''ye kadar 2.300.000 hektar ağaçlandırılacak ki, Belçika yüzölçümüne yakındır. Hava ve deniz kirliliğine son verilecek. Temiz Türkiye ile Avrupa''nın çevre temizliği tamamlanmış olacak. AB ölçütlerinde çevre oluşması için Türkiye 58 milyar euro harcayacak. Meblağın üçte ikisini devlet, üçte birini vatandaş sağlayacak. Yeni bir Türkiye oluşacak iddiasına katılıyoruz. Bu meblağ, daha tamamlayamadığımız GAP''a gerekenlerin birkaç mislidir. İyi kullanılması, bazı parmaklara takılmaması için çok dakik ve uyanık davranılması gerekir. Zaten temiz, modern bir Türkiye oluşacak, büyük dış yatırımlar gelecek, iş sahaları açılacaktır. Çevreyi oluşturmak ve korumak için, insanlarımızı bu yolda eğitmek ve izlemek şarttır. Bu da büyük bir bütçeyi gerektirir. Müzakerelerde çevre faslını kapatan Türkiye, artık AB üyesidir, Sarkozy ile Merkel bile engelleyemez. AB üyesi Türkiye, muâsır medeniyet seviyesine ulaşacağı için, Atatürk''ün gösterdiği hedef gerçekleşecektir. Avrupa Birliği''nin pişkinlikle ve hâriciyemizin atâletle günümüze kadar geciktirdiği vize konusu Türk''ü rencide etmiştir. Brüksel''de bu çok önemli konuyu, kararlı üslûpla AB dönem başkanı İsveç''in dışişleri bakanına bildiren Prof. Davutoğlu''nu kutluyorum. Sonucu bekliyoruz.
El-Kaaide Detroit''te
Yilmaz Öztuna
Yilmaz Öztuna
yilmaz.oztuna@tg.com.tr
28 Aralık, 2009
Paylaş
Kaydet
a-
|
+A
Tarihin en büyük terör eylemini gerçekleştiren El-Kaaide''nin, tarihin ikinci büyük eylemi gerçekleştirmesine de ramak kaldı:
Uçakla havadan yapılan New York İkiz Gökdelenler-Washington Pentagon eyleminin münakaşasız başarısı, gene uçakla yapılacak bir eylemin planlanmasına model oluşturdu, diyebiliriz. Şöyle: 23 yaşında Nijeryalı Abdülfâruk Aldülmuttalib adında Londra Üniversitesi mühendislik öğrencisi Müslüman bir genç, -her ne kadar şahsen yaptığını söylüyorsa da- anlaşılan intihar komandosu seçilmişti. El-Kaaide''nin büyük düşmanı Amerika''dır. Hedefi: Hiç değilse Müslüman ülkelerinde "şerîat" düzenini egemen kılmaktır. Bunun için Amerika''yı Asya kıtasından atması gerekiyor. Bunu başarırsa İsrail devletini de Yahudiler''i Akdeniz üzerinden geldikleri ülkelere göndererek ortadan kaldıracak, o topraklar gerçek sahipleri Filistinliler''e verilecektir. El-Kaaide, Afganistan''da Tâlibân''ı da geniş ölçüde destekliyor. Irak''ta sürekli bomba patlatıyor. İstanbul''da bile eylem yaptı. Seçtiği ülkelerde adamları var. Tarihin en kapsamlı terör örgütlerinden biri... Ama terör örgütleri, devletler gibi uzun ömürlü olmazlar. Şu veya bu şekilde sona ererler. Sonlarını geciktirmek için medyatik eylemler yaparak şöhretlerini devam ettirmek isterler. Şöhret onlara yeni katılımlar ve kazançlar sağlar. PKK da aynı süreci, sona yaklaşmanın heyecanı içinde yaşıyor. Amerikan uçağı, Detroit''e inerken patlatılacaktı. Karmaşık bir plandı, gerçekleşmedi. Detroit, Kanada sınırında çok gelişmiş bir şehirdir. Dünya otomobil sanayiinin en büyük merkezidir. Çevresiyle 6 milyon nüfuslu, ABD''nin 6. büyük şehridir. 278 yolcu ve 11 mürettebatı olan Lagos(Nijerya)-Amsterdam-Detroit uçağı, şehre de büyük zarar verecek, dünya çapında "kıyametin provası" yapılacaktı. 60 yıllık stratejik müttefikimiz Birleşik Amerika''ya ve bütün insanlığa geçmiş olsun. El-Kaaide, Irak''ta ve Afganistan''da haftada birkaç yüz kişi öldürerek Amerika''yı vazgeçiremedi. Detroit teşebbüsünden sonra Washington, daha sıkı tedbirlere başvuracak ve daha sertleşecektir
.
.
.
. .
.
|
| Bugün 273 ziyaretçi (3242 klik) kişi burdaydı! |
|
 |
|
|